KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE YABANCI SERMAYE ORTAKLIĞI İLE
OTOMOTİV SEKTÖRÜNDE FAALİYET GÖSTEREN BİR FİRMANIN
KASIM-2000 KRİZİ SONRASINDA İZLEMESİ GEREKEN
PAZARLAMA STRATEJİSİ
İçindekiler
I.DÜNYA’DA ve TÜRKİYE’DE OTOMOTİV SEKTÖRÜNE İLİŞKİN GENEL BİR DEÄžERLENDİRME
I.A.Dünyada Otomotiv Sektörü
II.B.Türkiye’de Otomotiv Sektörü
II.SEKTÖRE YÖNELİK FIRSAT VE TEHDİTLER; SEKTÖRÜN GÜÇLÜ VE ZAYIF YÖNLERİ
II.A. Sektöre Yönelik Fırsat Ve Tehditler
II.B. Sektörün Güçlü Ve Zayıf Yönleri
III.KASIM 2000 KRİZİ ve OTOMOTİV SEKTÖRÜ DEĞERLENDİRMESİ
IV.FİRMANIN PAZARLAMA HEDEF ve AMAÇLARI
IV.A.Firmanın Pazarlama Amacı
IV.B.Firmanın Pazarlama Hedefi
V.FİRMANIN 2001 YILINDA UYGULAYACAĞI PAZARLAMA STRATEJİSİ
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE YABANCI SERMAYE ORTAKLIĞI İLE
OTOMOTİV SEKTÖRÜNDE FAALİYET GÖSTEREN BİR FİRMANIN
KASIM-2000 KRİZİ SONRASINDA İZLEMESİ GEREKEN
PAZARLAMA STRATEJİSİ
I.Dünyada ve Türkiye’de Otomotiv Sektörüne İliÅŸkin Genel Bir DeÄŸerlendirme
I.A.Dünyada Otomotiv Sektörü
1999 yılı dünya motorlu araç üretimi 1998 yılı ile kıyaslandığında, tüm bölgelerde üretim artışı olduÄŸu görülmektedir. En büyük artış %9 ile dünya araç üretiminde %29 paya sahip olan ve 1998 yılında kriz nedeni ile üretimi büyük ölçüde gerileyen Asya/Pasifik bölgesinde gerçekleÅŸmiÅŸtir. Bunun dışında, Avrupa’da %1, Amerika’da %7 ve Afrika’da ise %4’lük bir artış görülmektedir. 1999 yılında Afrika dışındaki tüm bölgelerin dünya araç üretimindeki payları hemen hemen eÅŸit durumdadır. 1999 yılı itibariyle dünya ticari araç üretimi incelendiÄŸinde, 1998 yılına göre en büyük artış sırasıyla %14 ile Amerika, %9 ile Orta ve DoÄŸu Avrupa ve %8 ile Asya/Pasifik’te gerçekleÅŸmiÅŸtir.
1999 yılı itibariyle dünya otomobil üretimi incelendiÄŸinde en büyük artışın, 1998 yılındaki kriz nedeni ile çöken pazarın yeniden geliÅŸmesi ile, Güney Kore’deki %46 oranındaki artışa baÄŸlı olarak %8 ile Asya/Pasifik’te gerçekleÅŸtiÄŸi görülmektedir. Artış oranında Asya/Pasifik’i sırasıyla %5 ile Orta ve DoÄŸu Avrupa, %1 ile Amerika ve Afrika izlemektedir.
İhracat: 1999 yılı dünya motorlu taşıtlar ihracatı 22,722 milyon adet seviyesinde gerçekleÅŸmiÅŸtir. İhracatta en büyük pay 4,408 milyon adet ile Japonya’ya aittir. İkinci sırada 3,676 milyon ile Almanya, üçüncü sırada ise 3,255 milyon ile Fransa yer almaktadır.
Otomobil Yoğunluğu:1998 yılı verilerine göre, 1000 kişiye düşen otomobil sıralamasında 781 adet ile ABD ilk sırada, 556 adet ile İtalya ikinci sırada, 500 adet ile Almanya üçüncü sırada yer almaktadır. Sonuncu sırada ise 8 otomobil ile Çin bulunmaktadır. Türkiye ise 58 otomobil ile sondan ikinci sırada yer almaktadır.4
Tablo 1.1 Ülkelere Göre Otomobil Üretimi (Bin)
1998 1999
AVRUPA
AB
Belçika
Fransa
Almanya
İtalya
Hollanda
Portekiz
İspanya
İngiltere
Avusturya
Finlandiya
İsveç 17.636
15.182
951
2.603
5.348
1.402
243
181
2.216
1.748
91
31
368 17.948
15.400
918
2.784
5.309
1.410
262
187
2.209
1.787
124
30
380
DOÄžU ve ORTA AVRUPA
Çek Cumhuriyeti
Macaristan
Polanya
Romanya
Sırbistan
Slovakya
Slovenya
BDT
Rusya
Ukrayna
Özbekistan 2.214
368
90
460
104
13
125
126
928
838
25
65 2.326
348
125
480
88
5
127
118
1.035
955
10
70
TÜRKİYE
AMERİKA
NAFTA
Kanada
Meksika
ABD 240
9.236
7.629
1.122
953
5.554 222
9.341
8.014
1.383
994
5.637
GÜNEY AMERİKA
Arjantin
Brezilya 1.607
353
1.254 1.327
224
1.103
ASYA
Avusturalya
Çin
Hindistan
Endonezya
Japonya
Malezya
Yeni Zellenda
Güney Kore
Tayvan
Tayland 11.434
343
507
406
44
8.056
126
0
1.625
293
34 12.497
294
570
560
77
8.100
200
0
2.362
255
79
AFRİKA
Mısır
Güney Afrika 216
39
177 218
41
177
TOPLAM 38.352 40.004
Kaynak: 08.01.2001 Tarihli Hürriyet Gazetesi
I.B.Türkiye’de Otomotiv Sektörü
Otomotiv sektörü, Türkiye’de tekstil, turizm ve inÅŸaat sektörlerinden sonra en büyük dördüncü sektördür. Ana ve yan sanayide 180.000 kiÅŸi çalışmaktadır. 20 araç imalatçısı, 150’si büyük 1.500-2.000 arası yan sanayi imalatçısı bulunmaktadır.5
1999 yılı itibariyle otomotiv sektörünün kapasite oranlarına bakıldığında tüm araç sınıfında 1998 yılına göre değişiklik olmamıştır. 1999 yılı otomotiv sektörü kapasitesi 911.580 adettir. Otomotiv sanayii için kötü bir yıl olan 1999 yılında üretim adetlerinde otomobilde 1998 yılına göre %7, otobüste %23, midibüste %3, minibüste %7, çekicide %50, kamyonda %59, kamyonette %18, traktörde ise %55 oranında düşüş yaşanmıştır. Üretimde düşüşe bağlı olarak sektörün genelinde kapasite kullanım oranları da düşmüştür. 1999 yılında kapasite kullanım oranları otomobilde %32, ticari araçlar toplamında %48, traktörde ise %42 olmuştur.6 2000 yılının Kasım ayında toplam 46.487 adet motorlu taşıt aracı üretilmiş ve Ocak-Kasım dönemi için toplam üretim 408.097 adet olarak gerçekleşmiştir. Bu üretim değeri; 1993 yılına göre % 10; 1994 yılına göre % 85; 1995 yılına göre % 60; 1996 yılına göre % 62; 1997 yılına göre % 33; 1998 yılına göre % 31; 1999 yılına göre ise % 54 oranında artmıştır. 2000 yılı Kasım ayı otomobil üretimi 1999 yılına göre % 14 artarak 29.395 adet olarak gerçekleşmiştir. Ocak-Kasım dönemi üretimi ise, 1999 yılının aynı dönemine göre % 43 artarak toplam 283.362 adet olmuştur. Bu üretim değeri; 1993 yılına göre % 7 oranında gerileme gösterdi ve 1994 yılına göre % 46; 1995 yılına göre % 34; 1996 yılına göre % 48; 1997 yılına göre % 31; 1998 yılına göre % 26 oranında artmıştır. (www.osd.org.tr/osd.haber.htm..)
İhracat:1999 yılı taşıt araçları ihracatı deÄŸerlendirildiÄŸinde, en çok artışın otomobilde gerçekleÅŸtiÄŸi görülmektedir. 1998 yılına göre %205 oranında artan otomobil ihracatı 77.459 adet ile 1993-1999 dönemi içinde en iyi performansı göstermiÅŸtir. Artış bazında ikinci sırada %108 ile kamyonet gelmektedir. Ancak komyonet ihracatı, ihracatının en iyi olduÄŸu 1996 yılına göre %75 oranında azalmıştır. 1998 yılına göre %41 artış gösteren traktör, ihracatı 1999’da 6.235 adet olmuÅŸtur. Otobüs ihracatının en iyi olduÄŸu 1996 yılına göre %20 azalmış olmasına raÄŸmen, 1998 yılına göre %29 oranında artmıştır. Midibüs ihracatı %26 artarak 5.446 adet, kamyon ihracatı %6 artarak 1.184 adet seviyesinde gerçekleÅŸmiÅŸtir. 1999 yılında midibüs ve kamyon ihracatında olumlu geliÅŸmeler olmuÅŸtur. Buna raÄŸmen minibüs ihracatı %82 gibi önemli bir oranda azalarak 114 adet olarak gerçekleÅŸmiÅŸ, 1996 yılına göre %91 azalmıştır. Toplam taşıt araçları ihracatı bir önceki yıla göre %149 artarak 92.044 seviyesinde gerçekleÅŸmiÅŸtir.
Tablo 1.2. Toplam İhracat İçinde Araçların Payı (USD-%)
Tipler 1995 1996 1997 1998 1999
Otomobil 52 43 29 31 33
T.Araçlar 48 54 67 62 61
Traktör 0 3 4 7 6
Kaynak: OSD
UludaÄŸ İhracatçı Birlikleri’nin açıkladığı 2000 yılı Ocak-Kasım dönemi verilerine göre, otomotiv sektöründe toplam ihracat, 2.124.048.313 ABD Doları olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir. 2000 yılı Ocak-Kasım dönemi 1999 yılı aynı dönem ile kıyaslandığında, geçen sene 1.994.936.168 ABD Doları olan sektör ihracatının % 6 artmış olduÄŸu görülmektedir. 1999 yılında otomobil ihracatında önemli geliÅŸmeler olmuÅŸtur. 1990’lı yılların başında bu yana büyük deÄŸiÅŸim geçirmekte olan otomotiv sanayii, yaÅŸanmakta olan tüm olumsuz iç pazar koÅŸullarına raÄŸmen lisansör firmaları ile entegrasyonunu büyük bir hızla tamamlayarak AB gibi geliÅŸmiÅŸ pazarlara sürekli olarak ihracata baÅŸlama noktasına gelmiÅŸtir. Ancak 1999 yılındaki artış hızının 2000 yılında devam edemediÄŸi görülmektedir. 2000 yılı Ocak-Kasım döneminde, otomobil ihracatı % 9 azalış ile 554.480.877 ABD Doları seviyesine inmiÅŸtir. Burada EURO bölgesine yapılan ihracatın ABD Doları deÄŸeri, EURO’nun ABD Doları karşısında aşırı deÄŸer kaybı nedeni ile düşmüş gözükmektedir.( www.osd.org.tr/osd.haber.htm..)
ABD doları bazında araçların toplam ihracat içindeki paylarına bakıldığında, 1998 yılına göre değişiklik olmadığı, otomobilin ağırlığının %33, ticari araçların %61 ve traktörün ise %6 olduğu görülmektedir.
Tablo 1.3.İhracatın Üretim İçindeki Payı (%)
Tipler 1995 1996 1997 1998 1999
Otomobil 14 16 9 11 35
T.Araçlar 8 8 6 7 11
Traktör 0 7 5 7 23
Toplam 12 13 8 9 28
Kaynak: OSD
1998 yılında otomobilin %11 olan ihracat/üretim payı 1999’da %35 olmuÅŸtur. Ticari araçların payı %7’den %11’e ve traktörün payı ise %7’den %23’e çıkmıştır.
Satışlar: 1999 yılı itibariyle 157,452 adet yerli, 131,215 adet ithal otomobil satılmıştır. Otomobil ithalatının toplam içindeki payı %45’e yükselmiÅŸtir. İthal otomobillerin satışı 1998 yılına göre %17 artarken, 1993 yılı ile kıyaslandığında artış oranı %30’dur.
Tablo 1.4.A.Otomobilde Yurtiçi Satışlar (1993-1999)
1993 1998 1999 DeÄŸiÅŸim
99/98(%) DeÄŸiÅŸim
99/93(%)
Yerli 399,950 204,100 157,452 -23 -54
İthal 101,250 111,700 131,215 17 30
Toplam 441,200 315,800 288,667 -9 -35
İth. Payı (%) 23 35 45 29 98
Kaynak: OSD
Tablo 1.4.B.Otomobilde Yurtiçi Satışlar (1993-2000 Ocak-Kasım)
1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000
Yerli 299,773 180,286 170,929 156,879 187,455 180,214 132,658 194,337
İthal 84,498 25,145 17,643 47,012 107,323 99,197 109,275 240,696
Toplam 384,271 205,431 188,572 203,891 294,778 279,411 241,933 435,306
İth. Payı (%) 22 12 9 23 36 36 45 55
Kaynak:OSD
2000 yılı Ocak-Kasım dönemi toplam otomobil satışları, en yüksek düzeyine ulaşırken 1993 yılına göre % 13, 1999 yılına göre de % 80 artmıştır. 1999 yılına oranla ithal otomobil satışları % 120, yerli otomobil satışları ise % 46 artmıştır. Buna karşılık otomobil üretimi % 43 oranında artmıştır. İthalatın pazar payı Ocak-Kasım döneminde % 55 gibi yüksek bir orana ulaşmıştır. Kasım ayında otomobil ithalatının pazar payı % 64 olarak gerçekleşmiştir.
İthal araçların satışlar içindeki payına bakıldığında, 1998 yılında ithal otomobil oranı %34 iken 1999 yılında %45’e yükselmiÅŸtir. 1993 yılından itibaren otomobil ithalatının arttığı gözlenmektedir. Ticari araçlarda ithal oranının 1999 yılında bir önceki yıla oranla azaldığı, 1998 yılında +42 olan ithal oranının 1999 yılında %41’e düştüğü görülmektedir. Traktörde ise 1999 ithal oranının 1998 yılı ile aynı kalarak %3 olduÄŸu gözlemlenmiÅŸtir.
Tablo 1.5.İthal Araçların Yurtiçi Satışlar İçindeki Payı (%)
Tipler 1993 1996 1997 1998 1999
Otomobil 23 24 36 34 45
T.Araç 30 39 44 42 41
Traktör 9 4 4 3 3
Toplam 23 26 35 33 44
Kaynak: OSD
İthal otomobilm satışlarına göre firma sıralamasında 1999 yılında Volkswagen birinci sırada, Opel ikinci, Ford üçüncü, Renault’un dördüncü, Peugeot’nun da beÅŸinci sırada olduÄŸu görülmektedir.
Satış Vergileri: Avrupa BirliÄŸi ülkeleri genelinde otomobile uygulanan vergi %25’ler civarındadır. Bu ülkeler arasında en yüksek satış vergisi %25 ile İsveç’de, en düşük ise %15 ile Almanya’da uygulanmaktadır. Türkiye’de AB ve EFTA dışındaki ülkelerden ithal edilen araçlara uygulanan gümrük vergisi oranları otomobil için %20, otobüs için %14, midibüs için %21, minibüs için %11, kamyon ve kamyonet için %21, traktör için %15 düzeyindedir. AB ve EFTA ülkeleri için ise sözkonusu oran 01.01.1996 tarihinde yürülüğe giren Gümrük BirliÄŸi AnlaÅŸması çerçevesinde Ortak Gümrük Tarifesine eÅŸitlenecektir.7 Türkiye’de otomobile uygulanan toplam verginin, AB ülkeleri ile karşılaÅŸtırıldığında iki katı kadar fazla olduÄŸu görülmektedir.
Tablo 1.6.Türkiye’de 2000 yılı itibari ile Otomobile Uygulanan Satış Vergi Oranları
Motor
Hacmi (cc) Oransal Vergiler (%)
KDV ETV Toplam Maktu
Vergiler(%) Toplam
(%)
<1,600 25 12 35 15 52
1,601-2,000 40 18 41 22 65
2,001 40 24 64 24 90
Kaynak:OSD
Yayınlanan Yeni Vergi Kanununa Göre; (www.osd.org.tr/osd.haber.htm..)
2001 yılı Bütçesi’inin finansmanı amacı ile hazırlanan 23.Kasım.2000 tarih ve 4605 sayılı yeni vergi kanunu, 30 Kasım 2000 tarih ve 24246 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiÅŸtir. Yeni düzenleme özellikle Taşıt Alım Vergisi, Ek Taşıt Alım Vergisi ile Motorlu Taşıtlar Vergisi üzerinde önemli deÄŸiÅŸiklikler içermektedir. Kanunun otomotiv sanayini ilgilendiren maddeleri ÅŸu ÅŸekildedir;
Madde 1- 18.2.1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun 10’uncu maddesinin öngördüğü üçüncü fıkrası aÅŸağıdaki ÅŸekilde deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir.
“Bakanlar Kurulu,
a. Yeniden deÄŸerleme oranının % 50 fazlasını geçmemek % 20’sinden az olmamak üzere yeni oranlar tespit etmeye,
b. Kanunda yazılı vergi miktarları ile yeniden değerleme oranı veya (a) bendindeki oran uygulanmak suretiyle belirlenmiş olan vergi miktarlarını taşıtların teknik özellikleri ve/veya kullandıkları yakıt türleri veya kullanım amaçları itibariyle ayrı ayrı veya topluca 20 katına kadar artırmaya,
c. EURO normlarını saÄŸlayan katalitik konvertör sistemi ile teçhiz edilmiÅŸ taşıtlarda tespit edilen bu oranı veya vergi miktarlarını % 50 nispetine kadar indirmeye yetkilidir.”
Madde 2- 29.7.1970 tarihli ve 1318 sayılı Finansman Kanunu’nun 10’uncu maddesinin üçüncü fıkrası aÅŸağıdaki ÅŸekilde deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir.
“Bakanlar Kurulu;
a. Yeniden deÄŸerleme oranının % 50 fazlasını geçmemek, % 20’sinden az olmamak üzere yeni oranlar tespit etmeye,
b. Kanunda yazılı vergi miktarları ile yeniden değerleme oranı veya (a) bendindeki oran uygulanmak suretiyle belirlenmiş olan vergi miktarlarını taşıtların teknik özellikleri ve/veya kullandıkları yakıt türleri veya kullanım amaçları itibariyle ayrı ayrı veya topluca 20 katına kadar artırmaya,
c. EURO normlarını saÄŸlayan katalitik konvektör sistemi ile teçhiz edilmiÅŸ taşıtlarda tespit edilen bu oranı veya vergi miktarlarını % 50 nispetine kadar indirmeye yetkilidir.”
Madde 3- 1318 sayılı Kanunun geçici 2’nci maddesinin ikinci fıkrası aÅŸağıdaki ÅŸekilde deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir.
“Ek taşıt alım vergisinin matrahı, 3065 sayılı Katma DeÄŸer Vergisi Kanunu gereÄŸince, katma deÄŸer vergisi matrahını oluÅŸturan unsurlardan teÅŸekkül eder. Ek taşıt alım vergisinin nispeti % 12’dir. Bakanlar Kurulu bu nispeti % 0’a kadar indirmeye, % 36’ya kadar artırmaya; taşıtların teknik özellikleri itibariyle, bu nispetler içerisinde farklılaÅŸtırmaya yetkilidir.”
Buradan da görüldüğü gibi Bakanlar Kurulu’na verilen yetkiler kapsamında, Taşıt Alım Vergisi ve Motorlu Taşıtlar Vergisi’nde Yeniden DeÄŸerleme Oranı ile belirlenen deÄŸerde, + % 50 ile - % 20 arasında deÄŸiÅŸiklikle yeni bir deÄŸer belirlenmekte ve bunu da 20 katına kadar arttırma yetkisi verilmektedir. Öte yandan daha önce Ek Taşıt Alım Vergisi’nde % 6 ile % 24 arasında olan yetki sınırları, bu yeni kanun ile % 0 ila % 36 arasında geniÅŸletilmiÅŸtir. Daha önce Hükümetlere sunulan sektör raporlarında açıkça ve ayrıntıları ile belirtildiÄŸi gibi, 1960 ve 1970’ li yıllarda hazırlanan ve üzerinde deÄŸiÅŸiklikler yapılmakta olan bu temel mevzuat, günümüz koÅŸullarındaki ihtiyaçları karşılamaktan uzak bulunmaktadır. Şöyle ki:
• Anılan Kanundaki araç tanımları, günümüz koÅŸullarındaki araç tiplerinden ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından Resmi Gazete’de yayınlanarak uygulamaya konulan araç tanımlarından çok farklıdır ve uygulamada önemli sorunlar yaÅŸanmasına yol açmaktadır.
• Vergilerin araç kıymeti yerine ağırlık üzerinden maktu olarak alınması sonucu, özellikle araç üzerindeki ek parça ya da aksesuarların deÄŸeri dikkate alınmamakta ve bu nedenle lüks araçlarda önemli bir kısım araç kıymetinin vergi dışında kalmasına neden olmaktadır.
• Ağırlıkların tanımı uluslararası mevzuata göre farklı ÅŸekilde uygulanmakta ve bu nedenle uygulamada araçlar arasında farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Özellikle “İstiap Haddi” ve “Net Ağırlık” kavramları, uygulamada karışıklık yaratmaktadır.
• Maktu olarak uygulanan bu verginin deÄŸerinin her yıl başı arttırılması nedeni ile, pazarda özellikle talebin yılın son aylarına yığılmasına neden olmaktadır. Yıl içinde Aralık ayı satışları bu nedenle Ocak ayı satışlarının bir kaç katına yükselmektedir. Düzensiz talep ise sanayide ciddi stokların artmasına neden olmaktadır.
• Mevcut sistemde Motorlu Araçlar Vergisi, aracın yaşı arttıkça hızla azaldığından eski araçların kullanılmasını teÅŸvik edici bir etki yapmaktadır.
Mevcut sistemde yukarıda anılan önemli sakıncalar var iken, bunu düzeltmek üzere hazırlanan Kanun ile uygulamayı daha da sakıncalı duruma getiren düzenlemeler yapılmaktadır.
• Her iki yasanın 10 uncu maddesinde aynı deÄŸiÅŸiklikler yapılarak yeni getirilen hükümde, araçların “teknik özellikleri” ve “kullanım amaçları” deyimlerinden neyin kastedildiÄŸi açık deÄŸildir. Mevcut kanunda “ağırlıklar” aynen muhafaza edildiÄŸine göre vergilendirmenin hangi teknik özelliklere yada kullanım amaçlarına göre yapılacağı belirtilmemiÅŸtir.
• Yine aynı hüküm kapsamında yakıt türlerine göre verginin farklılaÅŸtırılacağı belirtilmektedir. Bunun amacının özellikle LPG uygulamasının vergilendirilmesi olduÄŸu bilinmektedir. Ancak özellikle 1318 sayılı Kanunda bu yönde yapılacak deÄŸiÅŸiklik önemli sakıncalar taşımaktadır.
• Ülkemizde LPG yakıt sistemi ile donatılmış araçlar seri olarak bir ÅŸirketimizde üretilmektedir. Ancak parktaki mevcut araçlarda (yerli veya ithal) motor tadilatı ile LPG sistemi uygulaması çok daha yaygındır ve son zamanlarda ticari araçlarda da uygulamaya baÅŸlanmıştır. Tadilat ile LPG dönüşümü yapılacak araçlar genellikle kayıt altına girmediÄŸinden Taşıt Alım Vergisi’ nden muaf olacak ve bu vergi ancak fabrikada LPG sistemli üretilen araçlara uygulanabilecektir. Bu nedenle fabrikalarımızda en son teknolojik kurallara göre, trafikteki mal ve can güvenliÄŸini korumak üzere üretilen LPG li araçlara talep olmayacaktır. Bunun yerine piyasada ciddi bir denetim yapılmadan ve çoÄŸunlukta bu motor tadilatı, trafiÄŸe kayıt ve tescil edilmeden çalışan LPG sistemli taşıt araçları sayısı daha da artacaktır. ÇoÄŸu kere tadilatından sonra trafiÄŸe tescil edilmeyen bu araçlardan Motorlu Taşıtlar Vergisi de alınmayacaktır.
• DeÄŸiÅŸiklik Tasarısının (c) bendinde aÅŸağıdaki hükümle EURO normlarını saÄŸlayan katalitik konvertör sistemi ile teçhiz edilmiÅŸ taşıtlarda tespit edilen bu oranı veya vergi miktarlarını % 50 nispetine kadar indirme yetkisi alınmaktadır. Burada “EURO Normları” deyimi açık deÄŸildir. AT tarafından yayınlanan 99/69/EC ve 999/102/EC sayılı Direktifler ile 2000 yılından itibaren M1 sınıfı araçlarda EURO 2000 (Faz III) uygulaması getirilmektedir. Türkiye bu mevzuata 01.01.2001 tarihinden itibaren uyacaktır. Bu nedenle Kanun Taslağı metninde yalnız “EURO Normları” deyiminin yer alması, 1993 yılından bu yana emisyon mevzuatındaki deÄŸiÅŸimleri yansıtmadığından uygulamada önemli sakıncalar yaratacaktır.
• Ayrıca 1318 sayılı Kanunun geçici 2 inci maddesinde yapılan deÄŸiÅŸiklik ile Ek Taşıt Alım Vergisi’nin % 12 olan oranının % 0 ile % 36 arasında deÄŸiÅŸtirmek üzere Bakanlar Kurulu’na yetki de verilmektedir. Bu yetkinin hangi kıstaslara göre kullanılacağıda açık deÄŸildir.
Sonuç olarak 5 değişik vergiden oluşan ve karmaşık yapısı nedeni ile uygulamada önemli sakıncaları bulunan motorlu taşıtlar vergi sistemi, bu yeni tasarı ile daha da karmaşık bir yapı alacaktır. Halen Kanun ile verilen yetkilere dayanılarak yayınlanacak olan Bakanlar Kurulu Kararları beklenmektedir.
Ancak yeni kanunda Bakanlar Kurulu’na verilen yetkilerin 20 kat ve % 36 gibi çok yüksek deÄŸerde olması ve bunun kullanılan yakıt, kullanma amacı ve teknik özlellikler gibi geniÅŸ sınırlar içeren kıstaslara göre yapılması sanayide belirsizliklere yol açmıştır.
Öte yandan uygulanan istikrar programında amacı aşan sonuçlar nedeni ile EURO bölgesinden yapılan ithalat göreceli olarak ucuzlamıştır. Vergilerde yapılacak artışların bazı ithal ürünlerdeki bu maliyet yapısı nedeni ile fiyata kısmen yansıtılması sözkonusudur. İthal ve yerli ürünlere eşit olarak yapılacak vergi uygulaması sonucu vergi artışının, yerli sanayi ürünlerine doğrudan yansıtılması zorunluluğu nedeni ile, ithalata ek bir üstünlük verilmiş olması söz konusu olacaktır.
Tablo 1.7. 1990-1999 Yılları Arasında Tüketici Kredisi ile Satın Alınan Otomobil Sayısı
Yıllar Adet Kredili Satış Oranı (%)
1990 60,972 27
1991 33,667 15
1992 137,456 45
1993 184,393 42
1994 32,373 14
1995 86,884 37
1996 80,193 35
1997 176,428 51
1998 156,019 48
1999 132,390 46
Kaynak: Türkiye Bankalar Birliği; Koç Tüketici Finansmanı A.Ş.
1998 yılında satılan 156,019 adet otomobilin %48’inin tüketici kredisi ile, 1999 yılında ise satılan 132,390 otomobilin %46’sının tüketici kredisi ile satıldığı görülmektedir. Ancak 2001 yılı için bu oranın özellikle ilk altı ayda (yaÅŸanan Kasım 2000 krizinin etkisiyle ortaya çıkan faiz artışları sebebiyle) çok düşük olması beklenmektedir. 7-13 0cak 2001 tarihli Ekonomist dergisinde yayınlanan sektörler dosyasında yapılan açıklamada; “Yüksek seyreden faizlerin düşüşüne iliÅŸkin yaÅŸanan belirsizlik tüketimde canlanmayı engelleyecek niteliktedir ve bunun en azından yılın ilk üç ayında devam edeceÄŸi tahmin edilmektedir” yönündeki ifadeler de bu beklentilerin doÄŸruluÄŸunu gösterir niteliktedir.8 Genel kanı ise otomotiv sektöründeki canlanmanın 2001’in ikinci altı aylık döneminde gerçekleÅŸeceÄŸine yöneliktir.
II.Sektöre Yönelik Fırsat ve Tehditler; Sektörün Güçlü ve Zayıf Yönleri
II.A. Sektöre Yönelik Fırsat ve Tehditler
Fırsatlar:
- Talep Potansiyeli
- Genç nüfusun yüksek bir oranda olması
- İhracat Potansiyeli
- Geoekonomik konum ve bölgesinde üretim merkezi olmaya aday ülke niteliği
- Bilateral iliÅŸkiler
*AB, *BDT, *ECO, *KEIB, *G-8 Ülkeleri, *Kafkasya
- İhracata yönelik yapılandırma çalışmalarının başlatılması
Tehditler:
- Talep YetersizliÄŸi
- Üretici firmaların fazlalığı
- Kullanılmış otomobil ithalatı
- Düşük kur politikaları
- Yüksek satış vergisi ve reel faiz
- Plan ve strateji eksikliÄŸi
- Ekonomik ve politik belirsizlik; Devlet kurumları arasında koordinasyon eksikliği
- Mevcut yabancı sermaye nezdinde kredibilite eksikliği
- Teknik mevzuat altyapısının kurulamaması
- Üreticiler arasında global yeniden yapılanma ve dünyada kapasite fazlası
II.B.Sektörün Güçlü ve Zayıf Yönleri
Güçlü Yönler:
- Mevcut kurulu kapasite ve yan sanayinin potansiyeli
- Yabancı ortakların gücü
- Çok iyi yetişmiş, girişimci insan gücü ve rekabetçi işgücü maliyeti
- Teknolojik bilgi birikimi
- Kalite yönetim sisteminin varlığı
- İhracat deneyimi
- Tümü ile kayıt altında üretim ve ticari faaliyet ile güvenilir vergi kaynağı oluşması
- Dağıtım pazarlama örgütünün yaygın oluşu
Zayıf Yönler:
- Pazarlama örgütünün niteliği
- Aşırı kapasite
- Aşırı firma sayısı
- Düşük kapasite kullanma oranından kaynaklanan yüksek üretim maliyeti
- Ana sanayi, yan sanayi ve pazarlama örgütleri arasında yetersiz entegrasyon
- Teknik mevzuat ve ilgili altyapı eksikliği
- Teknoloji sürecinde bilgi teknolojisinin çok az kullanılıyor olması
III.Kasım 2000 Krizi ve Otomotiv Sektörü Değerlendirilmesi
Dış çevre (işletmenin dışında kalan ve tamamıyle kontrol edemediği) faktörlerinin etkisiyle oluşan Kasım 2000 Krizi genel ekonomik belirsizlik ve dalgalanmalardan kaynaklanmıştır. Ekonomik belirsizlikler ve dalgalanmalar işletmeleri ve faaliyetlerini önemli ölçüde etkilemektedir. Bir ekonomide istikrarsızlık ve belirsizlik oluşturan faktörler şu şekilde sıralanabilir;9
İşletme Faaliyetlerini Doğrudan Etkileyen Faktörler:
- İşletmenin temel girdilerinde meydana gelen temel darlık veya büyük fiyat değişiklikleri,
- Mal ve hizmetlerde arz-talep dengesinin bozulması,
- Ülkenin ödemeler dengesindeki bozulmalar ve ithalat-ihracat rejimindeki değişmeler,
- Ekonomik ve psikolojik sebeplerle halkın satın alma gücünün azalması,
- Yüksek oranda enflasyon.
İşletme Faaliyetlerini Dolaylı Olarak Etkileyen Faktörler:
- Enflasyonist etkilerle yatırımların azalması, karlılığın düşmesi,
- Kredi Darlığı ve kaynak yetersizliği gibi nedenlerle işletmenin büyüme gücünün azalması,
- Politik çalkantılara bağlı olarak talebin frenlenmesi ve dolayısıyla üretimin düşmesi,
- Grev ve lokavt gibi antlaşmazlıkların ortaya çıkması.
Döviz talebinin yol açtığı kriz süreci 22 Kasım 2000 tarihinde zirveye çıkmıştır. Bu gelişmeler üç temel nedene dayalıdır;10
(1) Hükümetin reform yorgunu olması,
(2) Bankaların yıl sonu açık pozisyonları,
(3) Bilanço makyajı için gelen döviz talebi.
Yaşanan krizde büyük bankalar arası yaşanan tepişme ayrıca önemli bir role sahiptir.
Chase’in , 29 Kasım 2000 tarihli raporunda bankacılık sektörünün 13 Kasım’dan bu yana uÄŸradığı zararın bilançosuna yer verilmiÅŸtir;
Bankaların dış borcu 6 milyar dolar, doğan zarar 264 milyon dolar, bankaların hazine bonosu portföyü 29 milyar dolar, zarar 1 milyar 375 milyon dolar, düşük faizli tüketici kredileri 6.1 dolar, zarar 450 milyon dolar, Toplam zarar 2 milyar 130 milyon dolar
Otomotiv sektörü Kasım krizinin en çok etkilediği sektörlerden biridir. Genelde yılın son aylarında satışlarını artıran otomobilciler, yükselen faizler ve vergiler nedeniyle Aralık ayında istedikleri satış performansını yakalayamamışlardır. 2000 yılını 480.000 adetlik toplam satışla kapatmayı öngören otomotiv sektörü kriz nedeniyle hedef revizyonuna giderek 450.000 adetlik satışa razı olmuştur.11 Yüksek düzeyde seyreden faizlerin ne zaman eski seviyesine ineceğinin belirsizliği otomotiv sektörünü satışlar konusunda belirsizliğe ve umutsuzluğa yöneltmiştir. Bankaların taşıt kredilerini kesmelerinden olumsuz olarak etkilenen sektör firmaları kendi özel finans şirketleriyle satışlara yönelmişlerdir. Kriz etkisiyle hala yüksek seyreden faizler tüketimdeki canlanma bekleyişlerini ilk üç ay için yoketmiştir. Firmaların bu etkiyi minimize edebilmek için vergileri karşılayan satış kampanyaları düzenlemesi beklenmektedir. Krizin etkileri ve 2001 yılı beklentileri konusunda otomotiv sektörü yetkililerinin yorumları şu şekildedir;12
- İlhan ÇETİNKAYA (DOHAÅž Yönetim Kurulu BaÅŸkanı): “Faizlerde yaÅŸanan yükselme ve bankaların kredi vermeyi kesmeleriotomobil satışlarını düşürdü. Önümüzdeki üç aylık dönemde %30 pazar daralması öngörüyoruz. Fakat bu daralmanın yılın ikinci yarısı itibariyle aşılabileceÄŸini tahmin ediyorum.”
- Hasan EGELİ (TofaÅŸ Genel Müdür Yardımcısı): “Faizlerdeki tehlikeli yükselmenin 2001 yılı ikinci yarısına uzamayacağını tahmin ediyoruz. Bu nedenle halen 12 ay vadeyle %2.95 faiz oranlı kredi veriyoruz.”
- Selim ARSEVEN (Hyundai Assan Genel Müdürü): “Hükümet, aldığı tedbirlerle talebi soÄŸutmaya çalışıyor. Yeni vergiler çıkıyor. Kamu harcamaları kısılıyor. Gelecek yıl talep bu yılki kadar canlı olmayacak.”
- Sami NACAROÄžLU (Nissan Otomotiv Genel Müdürü): “Otomobil satışlarında kredilerin önemi birkez daha ortaya çıktı. Åžimdi firmalar stok ayarlamasına gidiyorlar. Yerli üreticiler üretimi azaltırken, İhracatçılar da en geç Ocak ayıitibariyle sipariÅŸlerini kesiyorlar.”
- Bora KOÇAK (Çelik Motor-Lada Satış ve Pazarlama Müdürü): “Otomobil satışlarını vergi ve faizlerdeki ciddi yükseliÅŸ etkileyecek. Bankalar 2001 Martına kadar tüketici kredisi kullandırmayacaklar. Son krizin oluÅŸturdığu hasar altı aydan önce atlatılamaz.”
- Hasan ÖZTERMİYECİ (Yüce Auto Skoda Genel Müdürü): “İlk üç ayı krizin etkisinden kaynaklanan durgunlukla geçireceÄŸiz. İkinci üç ayda kısmen hareketlenme olabilir. Altıncı aydan sonra ise belirgin bir düzelmeye girileceÄŸini görüyorum.”
Tüm bu yorum ve verilerden yola çıkarak otomotiv sektörünün krizin etkisinden ilk altı ayda kurtulamayacağını ve canlanmanın ancak bu kritik dönemden sonra olabileceÄŸini söyleyebiliriz. IMF destekli dezenflasyon programının uzun vadede ekonomi üzerinde olumlu etkiler oluÅŸturacağına inanan otomotiv üreticileri uzun vadede ulusal pazarın kriz etkisinden kurtulup istikrarlı bir ÅŸekilde büyüyeceÄŸi yönünde beklentilere sahiptir. İhracata yönelik üretim yapan firmaların rekabet gücü kazanması açısından önem arz ettiÄŸine inanan sanayiciler 2002 yılında 5 milyar dolarlık ihracatla Türkiye’nin ikinci büyük ihracatçı sektörü beklentisine sahiptirler. (Halen otomotiv ihracatı beÅŸinci sıradadır) Önümüzdeki yıllarda otomotiv sektörü için gerçekleÅŸmesi beklenen ihracat projeleri ÅŸu ÅŸekildedir;13
- Renault halen yılda 75 bin araç ihraç etmektedir,
- Tofaş önümüzdeki yıl 100 bin hafif araç (Doblo) ihraç edip, 750 milyon dolarlık gelir sağlamayı hedeflemektedir, (Yedi yıllık ömrü boyunca 5 milyar dolarlık ihracat)
- Ford, kademeli olarak tamamlanacakolan Kocaeli’ndeki 150 bin ticari araç kapasiteliyeni fabrikasından yılda fabrikasından yılda 100 bin araç ihraç etmeyi hedeflemektedir,
- Toyota yılda 50 bin araç ihraç etmeyi hedeflemektedir.
2001 yılı binek otomobil satış hedefleri yaÅŸanan kriz etksiyle 396 bin düzeyindedir. Önümüzdeki on sene için ise vergilerin düşeceÄŸi; uzun vadeli ve düşük faizli taşıt kredilerinin daha kolay edinilmesinin mümkün olacağı düşünceleri otomobil satışlarının beklentilerini yıllık ortalama %5.5’lik bir büyüme hızıyla bir milyon adete yönlendirmiÅŸtir.14
IV.Firmanın Pazarlama Hedef ve Amaçları
IV.A.Firmanın Pazarlama Amacı
Firmanın pazarlama amacı ise kısa dönemde pazar payını eski düzeyine getirmek, uzun dönemde ise satışlarını ihracat ağırlıklı olarak artırmaktır.
IV.B.Firmanın Pazarlama Hedefi
Küreselleşme sürecinde yabancı sermaye ortaklığı ile otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bir firmanın Kasım 2000 Krizi sonrasında izleyeceği pazarlama stratejisini belirleyecek pazarlama hedefi kısa dönemde krizin etkisinden kurtularak uzun dönemde ise satışları bugünkü seviyenin %45 üzerine çıkartmaktır.
V.Firmanın 2001 Yılında Uygulayacağı Pazarlama Stratejisi
İşletmelerin izleyebileceği stratejiler dört başlık altında toplanabilir;
- Büyüme,
- Mevcut durumu koruma,
- Küçülme,
- Varlığına son verme.
İşletme strateji seçiminde üç alternatifle karşılaşır; 15
(1) Mevcut stratejilerde hiçbir değişiklik yapılmaz,
(2) Mevcut stratejiler, üzerinde değişiklik yapılarak geliştirilir,
(3) Yeni stratejiler oluÅŸturulur.
Bir işletme için en iyi büyüme yönü; 16
- Mevcut pazarın büyüklüğüne,
- Tüm pazarın (ulusal+uluslararası) büyüme oranı,
- Sistemde en iyi kar potansiyelinin bulunduğu yere bağlıdır.
Strateji seçimini etkileyen faktörler ise şu şekilde sıralanabilir;17
- Firmanın elinde tuttuğu pazar payı büyük ise KONGLOMETARİF STRATEJİ; pazar payı küçük ise ENSTANTİF (YOĞUN) strateji izlemelidir.
- Firma hızlı büyüyen bir pazarda ise YOĞUN BÜTÜNLEŞTİRİCİ STRATEJİ; olgunlaşmış bir pazarada ise KONGLOMETARİF STRATEJİ izlemeleridir.
- Firma en iyi büyüme ve kar potansiyelinin arz (tedarik) veya dağıtım kanalı ucunda olduğu pazarda ise BÜTÜNLEŞTİRİCİ STRATEJİ izlemelidir.
Otomotiv pazarının olgunlaşmış pazar olması işletmenin Kasım 2000 krizi sonrasında olgun pazar stratejileri ve durgun büyüme stratejilerini uygulamasını öngörmek yanlış olmayacaktır. Ayrıca yapılan tüm bu analizlere dayanarak işletmenin örgüt içi stratejilerinden pazar boşluğu seçme (domain choice) stratejisi ve yedekleme (buffering) stratejisi seçebileceğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Olgun Pazar Stratejileri, pazar işaretleme stratejisi, fiyat liderliği, farklılaştırma stratejileri, kapasiteyi kontrol stratejileri ve verimlilik artırma ve tasarruf etme stratejilerinden oluşur;18
Pazar işaretleme stratejisi, pazardaki şirketlerin başkalarının piyasaya girmesini önlemek ve pazarı kontrol etmek amacıyla rekabet yapısı geliştirmesidir. Fiyatlandırma, yeni markalar piyasaya sürme, yeni rakipleri piyasaya sokmamak için rakiplerle fiyat indirme anlaşmaları yapma, yeni kapasite yatırımları yapma hakkında rakipleri yanıltma ve piyasaya girmelerini geciktirme gibi stratejiler bunlar arasında sayılabilir. Fiyat liderliği, piyasada fiyatları belirleyebilecek kadar büyük ve etkili olan firmaların takip edebileceği bir stratejidir. Bu stratejide fiyatları lider olan firma belirler ve diğerleri onu takip eder. Ayrıca rekabetçi bir fiyatlandırma yoluyla stratejik üstünlük sağlayabilir. Farklılaştırma stratejileri, olgun sanayilerde en çok kullanılacak stratejiler arasında sayılabilir. Pazara nüfuz etme, mamul geliştirme ve pazar geliştirme en çok kullanılan stratejilerdir. Eğer işletme büyüyemiyorsa, kar ve harmanlama stratejileri, fasılalı büyüme, pazarla birlikte büyüme gibi durgun büyüme stratejileri izlenebilir. Bunlar kapasiteyi kontrol stratejisi olarak da gerçekleştirilebilirler. Verimlilik artırma ve tasarruf etme yine bu safhada kullanılabilecek stratejiler arasında yer alır. Örgütsel değişim ve yeniden yapılanma, mali kontrol varlıkları azaltma ve sermaye devir hızını yükselterek gelirleri artırma stratejileri yaygın şekilde kullanılan stratejilerdir.
Durgun Büyüme Stratejileri, Durgun büyüme ve değişmeme, işletmenin faaliyette bulunduğu alanda dengeli bir gelişmeyi sürdürmesi ve yeni alanlara girerek riski artırmadan kaçınması anlamına gelmektedir. Buna göre işletme, fazla bir riske girmeksizin yıldan yıla faaliyetlerini genişletir. Bu tür işletmeler kaynaklarını halihazırdaki faaliyetlerine tahsis eder, mal ve hizmetlerin üretim ve pazarlanmasında sadece gerekli değişiklikleri yaparlar. Durgun büyüme stratejilerinin üç önemli özelliği vardır;19
- İşletme aynı ve benzer amaçları izlemeye devam etmekte, geçmişte olduğu gibi yine her yıl aynı oranda büyümesini sürdürmektedir.
- Çevresine aynı veya benzeri mal veya hizmetleri sunmakta ve herhangi bir değişiklik yapmamaktadır.
- Ana stratejik kararları, fonksiyonel yavaş büyümeyi sürdürme konusunda yoğunlaşmıştır.
İşletmelerin, değişmeme ve durgun büyüme stratejilerini seçmelerinin sebepleri şunlar olabilir;20
- İşletmenin, geçmiş başarılarını tatmin edici bulması ve bunları biraz geliştirerek devam ettirmeyi yeterli görmesi,
- Mamulun, hayat eğrisinin ilk safhasında bulunması ve dolayısıyla pazar payını belirli oranda arttırmaya veya korumaya öncelik tanıması,
- İşletmenin riskinin arttırılmak istenmemesi veya beklenen karların çeşitlendirme yoluyla elde edilemeyeceğinin tahmin edilmesi,
- Sanayi kolunda hızlı bir değişmenin olmaması ve hızlı değişmelerden işletmenin haberdar olmaması,
- İşletmenin saldırgan büyüme politikalarını takip edecek kabiliyet ve kaynaklarının olmamasıdır.
BaÅŸlıca durgun büyüme stratejileri; durumunu koruma ve sanayi dalıyla birlikte büyüme, kar veya harmanlama stratejisi, fasılalı büyüme stratejileri olarak sıralanabilir.21 Durumunu koruma ve sanayi dalı ile birlikte büyüme stratejisi, iÅŸletmenin bulunduÄŸu sanayi sektörünün büyümesi oranında yatırım yaparak, pazarın büyümesine ayak uydurma stratejisidir. Belirlenen amaçlar genellikle, sanayinin büyüme ortalamasının aynısı veya biraz altındadır. Enflasyonun etkileri dikkate alınarak mali düzenlemeler yapılmalıdır. Kar veya harmanlama stratejisinin amacı iÅŸletmeye veya sahiplerine daha fazla nakit temin etmektir. İşletmenin mevcut kaynak ve kabiliyetlerinden azami faydayı saÄŸlayabilmek için verimsiz yatırımların azaltılması ve dolayısıyla nakit giriÅŸlerinin çoÄŸaltılmasına yönelik çabaları kapsamaktadır. Böyle bir stratejinin izlenebilmesi için mamulun hayat eÄŸrisinin olgunluk dönemine girmiÅŸ olması gereklidir. Çünkü bu dönemde; pazar dengelidir ve hatta azalmaya baÅŸlar; mamulun pazar payını arttırmak çok zor ve hatta oldukça pahalıdır; iÅŸ ve faaliyet konusu iÅŸletme için üstünlük ve itibar saÄŸlamaz; bu iÅŸten çekilecek kaynakları, iÅŸletme için daha verimli kullanma imkanı vardır; bu iÅŸten elde edilen kar önemli deÄŸildir, yatırımları azaltınca veya Pazar payından fedakarlık yapınca iÅŸletmenin kaybı çok fazla olmayacaktır. Bu strateji “son oyun stratejisi” olarak da ifade edilmektedir. Fasılalı büyüme stratejisi ise büyüme potansiyeli olan iÅŸletmelerin uyguladıkları bir stratejidir. Belli dönemlerde büyüme stratejisi izler, belli dönemlerde büyümeyi durdurur.
Örgüt içi stratejiler arasında yer alan pazar boşluğu seçme stratejisi (domain choice); mevcut pazar şartları zorlaştığı zaman, şirketin kendi lehine olabilecek pazar bölümüne kayması stratejisidir. Yedekleme (buffering) stratejisi ise tedriği emniyet altına almak veya çıktıların dengeli dağıtımı için tampon görevi yapacak tedbirler almaktır. Hammadde stoklamak, bağımlılıktan kurtulmak için birden fazla satıcıyla temas halinde olmak, kritik personel için acemi elemanlar almak ve eğitmek, beklenmeyen gelişmeler için işletmeyi hazırlıklı hale getirecektir.
KAYNAKÇA
-Bülent BÜKTAÅž, “Ekonomik Belirsizlikler Altında Yönetim Problemleri”, Sevk ve İdare Dergisi, S:84, AÄŸustos 1975
- Ekonomist Dergisi, Sektörler Dosyası, 7-13 Ocak 2001
-Erol EREN, İşletmelerde Stratejik Planlama, İ.Ü.İşletme Fakültesi Yayınları, No:127, İstanbul 1987
İgal AHİTOV, Batuhan ÖZÅžAHİN,”Türk Otomotiv Sanayii’nin GeleceÄŸi”, Power –Global Bülten,Ocak-2001
-Mustafa SÖNMEZ, “Filler TepiÅŸti, Çimler Ezildi…”, Ntv Magazin MAG, Ocak 2001, S:17
-Otomotiv Sanayii 1999 Yılı Değerlendirmesi, Otomotiv Sanayi Derneği (OSD), Ekim 2000, S:2000/8
-Prof.Dr.Ömer BAYBARS TEK, Pazarlama İlkeleri ve Uygulamalar, İzmir 1991
-Ömer DİNÇER, Stratejik Yönetim ve İşletme Politikası, İstanbul 1998
-Zeyyat HATİPOĞLU, İşletmelerde Stratejik Yönetim, Temel Araştırma Yayınları A.Ş., No:4, İstanbul 1986