‘Makina & Otomotiv’ Kategorisi için ArÅŸiv

Aktif Emniyet

Salı, 06 Kasım 2007

FREN SİSTEMLERİ

Fren sitemi bir aracın vazgeçilmez unsurlarından biridir. Aracın emniyetli bir şekilde yavaşlamasını ,durmasını ,park halinde sabitlenmesini sağlar. Sayılan bu görevleri yerine getirmek için frenleme kuvvetine gerek vardır. Fren donanımları bu kuvveti oluşturur. Ancak, frenleme kuvveti sürekli olarak kontrol altında tutulabilen bir kuvvet olmalıdır. Yani aracı yavaşlatarak durduran yada bulunduğu yerde tespit eden frenleme kuvveti kontrollü bir kuvvettir. Bundan kasıt, aracı durdurma yada hızını kesme sırasında uygulanan frenleme kuvvetinin aracı ani olarak bulunduğu yere sabitleştirmesi değil kısada olsa bir zamana bağlılık kavramı içinde durdurmasıdır. Bu, her zaman kontrol altına alınabilecek bir frenlemedir. Motorlu taşıt araçlarında frenleme kuvvetini meydana getiren fren mekanizmaları genellikle sürtünme kuvvetlerinden yararlanılarak çalışırlar. Gerek eski gerekse en modern araçlarda fren çeşidine bakılmaksızın sürtünme prensiplerinden yararlanılmaktadır. Aracı durduracak olan frenleme kuvveti genellikle teker lastiği ile lastiğin, üzerinde döndüğü zemin arasındaki bağıntıdan doğar. Frenleme kuvvetine aerodinamik kuvvetlerinde etkisi vardır.

FRENLEME KUVVETİNE ETKİYEN ÖZELLİKLER

Fren mekanizmasının görevi, hareket halindeki aracı mümkün olan en kısa zaman süresi ve mesafesi içinde durdurmaktır. Bunu gerçekleştirmek için de aracı hızlandıran motorun verdiği gücün üstünde bir güçle frenleme yapmak gerekir. Çünkü, motor aracı hızlandırırken veya harekete geçirirken belirli zamana ihtiyaç duyar. Fren, aracı bu zamandan daha kısa bir süre içersinde durdurmak zorunda olduğu için daha büyük bir güce ihtiyaç duyar.

a) Kinetik enerji: Bilindiği gibi hareket halindeki cisimler kinetik enerjiye sahiptirler. Kinetik enerji hareket halindeki cismin hızının karesiyle kütlesinin çarpımının yarısına eşittir. KE=Kinetik enerji KE=1/2 M.V² M=Kütle V=Hız

Bu ifadeye göre kinetik enerji hızın karesiyle doğru orantılı olarak artmaktadır. Belirli bir hızda giden otomobilin o andaki hızı için belirli bir frenleme kuvvetine ihtiyaç duyulur. Fakat aracın hızı biran için bir önceki ana göre iki misline çıkarılırsa kinetik enerji de dört katı artar. Fren mekanizmasının hızın karesiyle doğru orantılı olarak artan bu enerjiyi yenerek aracı durdurması lazımdır. Bu bakımdan da fren gücünün motor gücünden büyük olması gerekir.

b) Motor gücü, fren gücü : Örnekte bir otomobilin motor gücü ile sahip olduÄŸu frenlerin gücü karşılaÅŸtırmalı olarak gösterilmiÅŸtir. Gücü 80 HP olan bir motor kalkıştan 36 saniye sonra otomobilin hızını 130 km/saate çıkarabilir. Buna karşılık olarak aynı otomobilin frenleri 130 km/saat hızla gitmekte olan aracı, tam uygulandıkları zaman, 4.5 saniyede durdurabilir. Bu hızdaki aracı durdurmak için geçen zaman, duran aracı hızlandırmak için geçen zamanın 1/8’i olmaktadır. Bu oranı eÄŸer gerçekçi bir bakışla ele alırsak fren gücünün motor gücünün 8 katı olduÄŸunu çıkarabiliriz. Buna göre frenlerin gücü : 8* 80=640 HP olur. Aracın istenilen zaman süresi içinde durdurulması için frenlerin bu güce sahip olmaları gerekir. Bu da fren mekanizmasının saÄŸlayacağı karşı dirençlerle saÄŸlanacak bir güçtür.

c) Aracın Durma Mesafesi: Aracın durdurulması sırasındaki frenleme olayı belirli bölümlerden oluşur. Burada frenlemenin sert şekilde uygulandığı yani ani fren yapıldığı kabul edilmiştir. Frenlemenin gerçekleşmesine kadar geçen zaman aralıkları şöyle sıralanabilir:

• _Tehlikenin seçildiÄŸi zaman

• _Åžoförün karar verme zamanı

• _Åžoförün freni uygulamak için harekete geçme zamanı

• _Åžoförün ayağını gaz pedalından çekip fren pedalına götürme zamanı

• _Fren mekanizmasının çalışmaya baÅŸlama zamanı

• _Fren kuvvetinin aracı durdurmak üzere etkime zamanı

• _Fren kuvvetinin iÅŸletme zamanı

• _Fren kuvvetinin en yüksek noktaya ulaÅŸma zamanı

Frenlemenin başlamasından bitmesine kadar geçen zaman görüldüğü gibi belirli bölümlerden oluşmaktadır. Bu zaman aralıkları kullanılan araca, frenlerin verimine ve aracı kullanana göre değişiklikler gösterir. Her zaman aralığı içinde araç bir miktar yol alacaktır. Belirli bir hızla giden aracın istenilen noktada durdurulması için alınacak yolun bilinmesi lazımdır. Bu nedenle her motorlu taşıt aracının belirli bir durma mesafesi vardır.

FREN ÇEŞİTLERİ: Motorlu taşıt araçları üzerinde oldukça farklı yapılarda değişik özelliklerde frenler kullanılmaktadır. Ancak çoğunluğu hidrolik frenler oluşturmaktadır. Fren çeşitlerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

1) Hidrolik frenler

• Hidrolik frenler

• Vakum yardımlı hidrolik frenler(Güç frenleri)

• Hava yardımlı hidrolik frenler(Güç frenleri)

2) Mekanik frenler

3) Havalı frenler

4) Elektrikli frenler

Çok değişik frenlerin kullanılmasına karşın aracın durdurulması aynı prensiplere dayalı olarak sağlanır. Ortak bir yan olarak bütün fren mekanizmalarında kumanda düzeni, taşıma düzeni ve sürtünme mekanizmaları olmak üzere üç ayrı düzen vardır. Kumanda yada idare düzeninden gelen frenleme kuvveti taşıma düzenindeki, yani tekerlekler üzerinde taşınan fren düzenindeki, sürtünme elemanlarına iletilir ve oluşturulan sürtünme ile araç durdurulur.

OTOMOBİL HİDROLİK FRENLERİ

Hidrolik frenlerde aracın frenleme organlarını çalıştırmak için hidrolik basıncından yararlanılır. Hidrolik fren sistemi diğer bir değişle motorlu aracın fren sistemi başlıca üç kısımdan oluşur.

1) Kumanda düzeni(Fren pedalından merkez silindirine kadar olan pedal kuvvetini iletme mekanizması)

2) Mekanik kuvveti hidrolik basınç halinde oluşturan ve fren teker silindirlerine kadar ileten hidrolik düzen.

3) Hidrolik basıncın mekanik kuvvet haline dönüştürerek fren teker mekanizmasında sürtünme kuvvetlerinin ve dolayısı ile frenlemenin doğmasını sağlayan taşıma düzeni(Fren teker mekanizması) dır.

Frenleme sırasında fren pedalına uygulanan ayak kuvveti pedalda itme hareketini oluşturur ve bu hareket merkez silindirinin pistonunu iter. Piston üzerindeki itme kuvveti sistemdeki sıvı aracılığı ile, olduğu gibi, fren teker silindirlerine iletilir. Fren teker silindirleri, içindeki pistonlara uygulanan hidrolik basıncı, kesit alanlarına bağlı olarak arttırılmış yada azaltılmış bir kuvvet halinde fren pabuçlarına iletirler. Böylece fren teker mekanizmasında oluşturulan sürtünme kuvveti aracı durdurmak üzere kullanılır. Teker silindiri pistonları pabuçlara dayandıktan sonra fren pedalının daha da kuvvetle bastırılması, yani merkez silindiri pistonun daha fazla itilmesi, basıncın daha da artmasına yol açar. Yani hareket iletimi durur ve basınç artması dolayısı ile basınç iletimi başlar.

Fren teker silindirlerinin, önde bulunanlarındaki pistonlar daha büyük arkadakiler daha küçüktür. Genel özellikler bölümünde de açıklandığı gibi frenleme sırasında aracın ağırlık merkezi öne doğru kayar ve aracın yükü büyük oranda öne doğru transfer olur. Bu nedenle ön teker frenlerinin daha kuvvetli olmaları gerekir. Teker fren mekanizmalarının üzerine binecek fren yükünün farklılığından doğacak dengesizlikleri gidermek için değişebilir frenleme kuvvet oranlarını sağlamak lazımdır. Bunun için de hidrolik sisteme bazı basınç düşürücü sübaplar ilave edilir.

Akıllı far dönemi

Siz de yaşamışsınızdır. Karanlık havalarda yolculuk yaparken, bazen farların yolu yeterince aydınlatmadığını farketmişsinizdir. Xenon olarak adlandırılan farlar, kor tel yerine, bir ışık arkı oluşturarak yoğun bir aydınlatma sağlıyor. Bu farlar, geleneksel farların iki katı daha fazla aydınlatırken, karşıdan gelenleri engellememek için bu farlarda özel bir reflektör kullanılıyor.

Åžu sıralar Alman otomobil mühendislerinin üzerinde çalıştığı bir baÅŸka sistem ise aracın döndüğü istikamete doÄŸru otomatik olarak dönen far sistemi. Daha önce 70’lerin ortalarında Citroen’lerde kullanılan sistemin daha geliÅŸmiÅŸ versiyonunu için çalışan mühendisler, amaçlarının, aracın viraj alması sırasında yaÅŸanan görüş kaybının önüne geçmek olduÄŸunu belirtiyorlar.

Otomobiliniz yolu tanıyacak: Hepimiz sürücü koltuğunda zaman zaman dikkatsizlik yapabiliyoruz. Dikkatsizlik sonucu doğan sürücü hatalarını önlemek için akıllı sürüş desteği olarak anılan sistem geliştirilmiş. Sistem yol şeritlerini tutuyor ve hızı ayarlamak, arabalar arası mesafeyi ayarlayabilecek ve belli bir şeridin dışına çıkmamak için önünüzdeki araca olan mesafeyi ölçecek.

ABS (Anti-Lock Brake System–Kilitlenmeyen Fren Sistemi)

Hidrolik veya yardımlı yardımlı fren sistemlerinde frenlemeden sonra tekerlek ve yol ÅŸartlarına göre tekerleklerden biri diÄŸerine göre daha kısa sürede kilitleme eÄŸilimi gösterir. Normal bir durma saÄŸlanması için bu tür kilitlenme istenmeyen bir durumdur. Bunu önlemek için klasik fren sistemlerinde fren pedalına sürekli basmak yerine pompalama olarak da tabir edilen kısa aralıklarla fren pedalına basıp serbest bırakma ÅŸeklindeki bir hareket gerekmektedir. Bu frenleme tekniÄŸi kaygan bir yolda her sürücünün baÅŸarı ile gerçekleÅŸtireceÄŸi bir uygulama deÄŸildir. Bunun uygulanması ve baÅŸarı ÅŸansı yol ÅŸartlarına ve pedalı kontrol etmeye çalışan insan hatalarına baÄŸlı olarak deÄŸiÅŸir. Bir ABS’ de ise frenlemenin en uygun ÅŸartlarda yapılması sürücünün becerisine baÄŸlı deÄŸildir. Tekerlekte kilitlenmeyi önlemek için kilitlenme eÄŸiliminin baÅŸladığı anda alınan sinyal yardımıyla o tekerleÄŸe gelen hidrolik basınç kontrol edilmektedir. Bu ÅŸekilde fren tatbik edildiÄŸinde kayma eÄŸilimi gösteren tekerlekteki hidrolik basınç azalırken aracın yavaÅŸlaması da etkili olarak saÄŸlanmış olur.

ABS – HONDA

Araç giderken ani ve sert fren yapmak gerektiğinde, araç durmadan önce bazen fren tekerleklerin kilitlenmesine neden olur. Arka tekerlekler kilitlenirse aracın dengesi bozulur. Ön tekerlekler kilitlenirse de aracın manevra kabiliyeti kaybolur. Tekerleklerin kilitlenmesini önlemek için, fren yapma aşamasında tekerlekler kilitlenmeye yakınken, kaliperlerde ki basıncın kademeli olarak azaltılması gereklidir. Kilitlenme ihtimali ortadan kalktıktan sonra ise basınç hemen yeniden sağlanmalıdır. ABS fren sistemi ile fren yapıldığında, fren basıncı otomatik olarak azaltılıp arttırılarak tekerleklerin kilitlenmesi önlenir. tekerlekler kilitlenmeye yakınken, kaliperlerde ki basıncın kademeli olarak azaltılması gereklidir. Kilitlenme ihtimali ortadan kalktıktan sonra ise basınç hemen yeniden sağlanmalıdır. ABS fren sistemi ile fren yapıldığında, fren basıncı otomatik olarak azaltılıp arttırılarak tekerleklerin kilitlenmesi önlenir.

ABS sistemi temelde bütün fren sistemleri gibi çalışır. Bu fren sistemindeki borularda sıvının akışını kesme ve/veya ters istikamete yönlendirmeye yarayan valfler vardır. ABS sisteminin yaptığı ilk şey, elektirikli bir pompa aracılığı ile, fren hidroliğinde basınç yaratmaktır. Fren hidrolik sıvısı akümülatör ve modülatör içinde basınç altına alınır. Hidrolik basıncı yeterince yüksek olduğunda, basınç anahtarı kumanda ünitesine bir sinyal göndererek pompadaki gücü keser.

Bir tekerleğin bloke olduğunu bilmek için, kumanda ünitesine 4 tekerlekteki sürat algılayıcılarında da sinyal aktarılır. Eğer bir tekerlek bloke olursa, kumanda ünitesi uygun selenoide (1) akım göndererek bir valfi açar. Akümülatörle pompadan geçen basınçlı fren hidroliği yükselmiş olan pistona (2) akar.

ABS

ABS sisteminde sensörler santral tekerleklerinin rotasyon hızı hakkında bilgi alır ve müdahale edip edilmeyeceÄŸi hakkında karar verir. Abs’ nin santrali, sirkülasyonun devamlılığını ve aldığı sinyallerin biçimini kontrol ederek, sensörlerin fonksiyonlarını düzenliyor. EÄŸer olaÄŸan dışı bir ÅŸey varsa, arızalı sensörü hızlı bir ÅŸekilde deÄŸiÅŸtiriliyor. Böyle bir sorunla karşılaÅŸmamak için Alfa Romeo tarafından Bosch’ a yaptırılan sensörlerde, sensörlerin elektronik sirkülasyonlarındaki suyun filtre edilememe durumu olmuyor.

Sistemde arka tekerleklerin fren sistemi tehlikeli kaymalara neden olabilecek blokajları engelliyor. Yanal mekanizmalar, mekanik olarak, arka süspansiyonların hareketleriyle harekete geçen frenler üzerindeki basıncı azaltıyor. ElektroniÄŸin kullanımsıyla da pratikte ABS’ nin arka tekerlekler üzerindeki aksiyon sınırı azaltılmış olunuyor. Minimum blokaj eÄŸiliminde arka frenler pres ayarı devreye giriyor.

Böylece tutuştan en iyi şekilde yararlanılıyor. Sistemin arızalanması durumunda fren sırasında kayma olasılığı düşüktür. Böyle bir durumda ABS kontrol lambası sürekli olarak yanmaktadır. Eğer bir tekerleğin sensörü arızalanırsa, sistem bir diğer vericiden sinyal alıyor. Eğer arka tekerleklerin her iki vericisinden sinyal alınamıyorsa, frenler üzerindeki basınç blokajı engellemek için düşüyor.

Alfa Romeo’ da ABS’ nin klasik vericilerden farklı olarak aktif vericiler aküden beslenmektedir. Ayrıca küçük mıknatısların bulunduÄŸu poyralara sabitlenmiÅŸ bir rotasyona baÄŸlı olan magnetik alanın, varyasyonlarına karşı duyarlıdır. Küçük bir elektronik dolaşım sayesinde, tekerlek dönmeye baÅŸlar baÅŸlamaz, vericiler merkeze 0.5 ile 1.5 volt arasında bir sinyal gönderiyor. Bunun saÄŸladığı avantaj ise sinyalin elektromanyetik parazitlere karşı duyarlılığı az ve 5 km/s’ in altındaki hızda devreye girmeyen vericilere göre uydu navigasyon sistemlerine daha uygundur.

Hidrolik, HidroliÄŸin Temelleri

Salı, 06 Kasım 2007

Hidrolik, HidroliÄŸin Temelleri

Doğal ve maddesel ortamların içersinde yer alan ve dış etki karşısında şekil değiştirme hareketine maruz kalan ortamlar genel olarak akışkan ortamlar olarak adlandırılırlar.

Akışkan ortamı şekil değiştirmeye zorlayan dış etki karşısında ortam, her ne kadar çok kolay ve çabuk yer değiştirebilir ise de viskozite olarak adlandırılan şekil değiştirmeye karşı ortamın gösterdiği bir direnme büyüklüğü vardır. Hidrolik yunanca su anlamına gelen hydor sözcüğünden türetilmiş ve su bilimi olarak gelişmiştir. Oysa endüstriyel hidrolik kavramı ile kuvvet ve hareketlerin bir kuvvet bir akışkan aracılığıyla iletimi ve denetimi kastedilmektedir. Bunun sonucu olarak enerji iletimi maddesi akışkan olmaktadır, genel olarak madensel yağlar akışkan olarak kullanılmaktadır.

Malzeme Bilgisi

Salı, 06 Kasım 2007

22 sayfa malzeme bilgisi ve muayenesi

http://rapidshare.com/files/1202158/…enesi.doc.html

__________________

Detaylı Yağlama Sistemi

Salı, 06 Kasım 2007

Görevi:

Motorun yağlanması; birbirine sürtünerek çalışan parçalar arasındaki sürtünmeyi azaltarak aşınmaları önlemek, motorun soğutulmasına yardımcı olmak, aşınmalar sonucu oluşan taşları temizlemek, boşlukları doldurarak sızdırmazlığı sağlamak.

Parçaları:

1- Yağ karteri: Yağı dinlendirir, soğutur. Yağa depoluk eder.

2- Yağ pompası: Basınçlı olarak yağı sisteme gönderir.

3- Yağ seviye kontrol çubuçuğu: Yağın seviyesini gösterir.

4- Yağ müşiri: Yağın basıncı elektiriksel olarak ölçer, yağ göstergesine iletir.

5- Yağ göstergesi: Sistemdeki yağın basıncını gösterir.

Çalışması: Motorun çalışması ile birlikte yağ pompası da çalışmaya başlar. Karterdeki yağ önce kaba süzgeçten, sonra yağ filitresinden geçirilerek basınçlı olarak yağ kanallarına gönderilir. İşi biten yağ geri dönüş kanallarından kartere gelir. Yağ sistemde dolaşırken pislikleri temizler, soğutmaya yardımcı olur. Kartere indiğinde pisliklerini bırakır, soğur ve tekrar kanallara gitmeye hazır olur.

Motor yağı

Motorda sürtünmeden dolayı oluşan aşınmayı önleyen yağ, aynı zamanda temizlik ve soğutma işini de yapar. Motorlarda 20 x 50 yağ kullanılır. Kullanma kılavuzunda belirten zamanlarda muhakkak değiştirilmelidir. Motor yağı günlük bakımda kontrol edilir. Silindirde aşıntı varsa motor yağ yakar, motor yağ yakarsa egzozdan mavi duman çıkar. Motor yağı değiştirileceği zaman motorun sıcak olmasına dikkat edilir.

YaÄŸ Filitresi

Yağın temizlenmesini sağlar. Kullanma kılavuzunda belirtilen zamanlarda diğiştirilmelidir. Kural olarak iki yağ değişiminde filitre değiştirilir. Motor çalışırken yağ filitresi tıkanırsa yağ basıncı aniden düşer. Kırmızı yağ lambası yanar. Yağ lambası yandığında motor durdurulmalıdır.

Yağ seviye kontrol çubuğu

Yağın seviyesini gösterir. Yağ kontrol edildiğinde yağ, kontrol çubuğunun iki çizgisi arasında olmalıdır.

Yağ Müşiri

Yağın çalışma basıncını sürücü mahallindeki yağ göstergesine iletir. Kablosu koptuğunda, bağlantısı gevşediğinde akım iletmez.

Yağ göstergesi

Motorun yağlama sisteminin çalışıp çalışmadığını sürücüye gösterir. Bazı araçlarda manometre vardır. Ama tüm araçlarda kırmızı yağ lambası vardır. Yağlama ile ilgili tehlikeli bir durum olduğunda kırmızı yağ lambası yanar. Karterde yağ lambası yanar. Karterde yağ azaldığında, herhangi bir nedenle yağ basıncı düştüğünde, müşir kablosu koptuğunda, bağlantı gevşediğinde lamba yine yanar.

Motor çalışırken yağ göstergesinde herhangi bir anormallik görüldüğünde motor hemen durdurulmalıdır. Marşa basılıp motor çalıştığında yağ lambasının sönmesi gerekiyor.

Motor yağının kontrol edilmesi

Motor yağını kontrol etmek için araç düz bir zemine alınır. Motor durdurulur. Yağın kartere inmesi için 4-5 dakika beklenir. Yağ çubuğu önce çekilir, temizlenir, yerine yerleştirilir. Tekrar çekilerek yağ seviyesi kontrol edilir. Yağ, yağ seviye kontrol çubuğundaki iki çizgi arasında olmalıdır. Eksikse motordaki aşıntılar artar. Motor çok ısınır ve yanar. Eksik yağ, supap muhafaza kapağında bulunan kapaktan yeterli miktarda ilave edilerek tamamlanır.

Not: Motorda yağ basıncının çok yükselme nedeni kalın numara yağ konulmasıdır. Karterde yağ kalmamış ise de yağ basıncı düşer. Motor yağının eksilmesinin nedenleri:

1- Silindir ve segmanlar aşındığından motor yağ yakıyorsa yağ eksilir. Bu durumda motor egzozundan mavi duman atar.

2- Karter contasının yırtılması durumunda yağ eksilir.

3- Krank keçeleri kaçırırsa yağ eksilir.

4- Motor aşırı ısındığında yağ buharlaşarak karter havalandırılmasından kaçar.

Not: Silindir contası yırtıksa veya silindir çatlak ise yağa su karışır yağın rengi kirli beyaz olur.

Rodaj zamanı

Araç yeni alındığında veya yenileştiğinde motorun daha iyi çalışması için geçen süreye rodaj zamanı denir. Bu dönemde ani kalkış ve sürat yapılmaz.

Benzin Motorlarının Hidrojen Motoruna Dönüştürülmesi

Salı, 06 Kasım 2007

1970’lü yıllardaki petrol krizi, dünyanın ham petrole olan anormal bağımlılığını azaltmak için araÅŸtırmacıları daha verimli sistemleri ve farklı güç kaynaklarını araÅŸtırmaya yöneltmiÅŸtir. Çalışma alanlarından birisi de tüketimin ana alanlarından biri olan ulaşım sektörüdür.

En çok ilgi çeken sistemlerden biri, hidrojen-oksijen yakıt pili ile güçlendirilen elektronik otomobildir. Halen uzay yolculuklarında kullanılmakta olan yakıt pillerinin ürünleri, elektrik enerjisi ve içme suyudur. Yakıt pili ile güçlendirilen elektronik otomobiller, geleceÄŸin ana ulaşım araçlarından biri olarak görülmektedir. Daimler-Benz’in ürettiÄŸi yeni elektrikli otomobil (New Electric Car -NECAR), Mayıs 1996′ da testlere baÅŸlamıştır. 110 km/h’lik maksimum hızı ve 250 km’lik sürüş mesafesiyle geleneksel benzinli taşıtlarla karşılaÅŸtırılabilir performansa sahip olan bu taşıtın, kullanıcılar tarafından benimseneceÄŸi ve 10 yıl içerisinde ticari üretimine geçilebileceÄŸi tahmin edilmektedir.

Hidrojen, günümüz taşıtlarının içten yanmalı motorlarında kullanılabilir mi?

Sorunun cevabı, hidrojen kullanımı için dönüşümlerinin yapılması halinde "evet" olacaktır. Halen, bir başka gaz olan doğal gazı kullanan içten yanmalı motorlar mevcuttur. Hidrojen kullanıldığında, egzoz hemen hemen tamamen su buharı olduğu için taşıt çevreci olacaktır.

Önce kimyasal bakımdan bir değerlendirme yapılabilir. Motorda hidrojen kullanılması halinde, benzine oranla motora hacimsel olarak daha fazla hidrojen gönderilirken (aynı basınç ve sıcaklıkta, 1 dm3 H2 için ~2,38 dm3 hava), yakıt ve karışım kütlesi daha az olmaktadır (1 kg H2 için ~35,5 kg hava). Bu durum, yanmada daha az basınç artışı olacağı ve aynı enerjiyi üretmek için daha fazla daha fazla hidrojen gerekeceği anlamına gelmektedir. Bu değerlendirmeye göre, hidrojen yakıtın çalışabileceği yegane motor, havanın silindire normalden daha yüksek basınçla pompalanarak verim ve gücün artırılacağı türboşarjlı motor gibi gözükmektedir.

Otomotiv Sektörün Genel Özellikleri

Salı, 06 Kasım 2007

Sektörün Genel Özellikleri

Otomotiv Sanayii; Türkiye’de 1950’li yıllarda ordu için jip ve kamyon montajı ile baÅŸladı ve 1960 sonlarında büyük geliÅŸmeler saÄŸladı. 1990 sonrasında ise “özel önem taşıyan sektörler” kapsamına alınarak sektör yatırımlarına özel teÅŸvikler getirildi. 1963 yılında 11,000 adet/yıl seviyesinde üretim yapılabilen sektörde, bugün 931,500 adet/yıl üretim kapasitesinde, 18 ana sanayi kuruluÅŸu ve 1 milyon 250 bin araca yönelik parça imal kapasitesine sahip 1,000’in üzerinde yan sanayi kuruluÅŸu faaliyet gösteriyor. Otomotiv sektörü ülke sanayisinin geliÅŸmesinde ve kalkınmasında önemli bir rol oynuyor. Sektör; çelik, sac, plastik, kimya, petro-kimya, cam, elektronik parçalar gibi girdiler kullanarak bunları tedarik eden endüstrilerinin de geliÅŸmesine katkıda bulunuyor ve dolayısıyla stratejik bir önem de taşıyor.

Otomotivde Kullanılan Sensörler

Salı, 06 Kasım 2007

Otomotivde Kullanılan Sensörler Hakkında 73 Sayfalık Proje

http://rapidshare.com/files/968055/O…erler.doc.html

Civata Bağlantıları Ve Hesapları Hakkında 14 Sayfa Ödev

Salı, 06 Kasım 2007

Civata Bağlantıları Ve Hesapları Hakkında 14 Sayfa Ödev

http://www.sharepilot.com/d942534611…ilari.zip.html

Bor Teknolojisi

Salı, 06 Kasım 2007

Dünyada toplam enerjinin % 85’ini kullanan sanayileÅŸmiÅŸ ülkeler en iyimser tahminle fosil yakıtların 50 yıl sonra tükeneceÄŸi gerçeÄŸi üzerinden kendi enerji planlamalarını yapmakta, bir anlamda da OPEC gibi kartellerin gittikçe azalan bu kaynaklar üzerindeki kontrolünün kendi geliÅŸmelerine sekte vuracağını düşünmekteler. OPEC’in petrol boykotları da düşünüldüğünde baÅŸta ABD ve AB devletleri açısından enerjinin istikrarlı temini, temiz (emisyonsuz) ve ucuz olması önemli bir anlam taşımaktadır.

ABD’nin 1950’lerden beri alternatif enerji kaynakları konusunda çalışmalar yaptığı bilinmektedir. Özellikle Bor’un 50’li yıllardan beri ABD ordusu tarafından askeri açıdan 1963 yılına deÄŸin stratejik bir ürün olarak görüldüğü, yine Türkiye’nin Nato’ya girmesinden sonra o zamanki VarÅŸova Paktı üyesi Polonya’ya satılan Bor’u ta şıyan gemilerin Çanakkale boÄŸazı çıkışında ABD donanması tarafından geri çevrildiÄŸi, ancak belli kota dahilinde satışlara izin verildiÄŸi de hatırlanmaktadır.

Aslında Bor’un bir enerji kaynağı olarak kullanılma fikri bor’un kendisinin yanma enerjisi üzerine odaklanmasından çok en uygun hidrojen taşıyan bir element olarak görülmesindendir. Burada alternatif ve emisyonsuz bir enerji kaynağı olarak ta “Hidrojen” gündeme gelmiÅŸ ve yapılan bilimsel çalışmalar hidrojen üzerinde yoÄŸunlaÅŸmıştır.

Alternatif Enerji konusunda ABD’nin geçmiÅŸte baÅŸlattığı en önemli proje olarak görülen “The New Jersey Genesis Project” aynı zamanda New Jersey Department of Transportation’s Technology, NJ Board of Public Utilities, NJ Department of Enviromental Protection ve NJ Commerce Commision gibi ABD’li resmi kurumlar tarafından, Advanced Power Assiciates (güç dönüşümleri), Neocon Technologies (sistem kurucuları), Fully İndependent Residential Solar Technologies (enerji sistemleri) gibi özel ÅŸirketler, Rutgers University, Mercer Country Vocational School, School District ve Burlington College gibi okullar tarafından baÅŸlatılmış ve desteklenmiÅŸtir. Bu proje kapsamında 1998 yılında temiz, emisyonsuz yeni enerji kaynakları konusunda teknoloji üretmek üzere yine New Jersey’de Millenium Cell adlı bir kuruluÅŸ kurulmuÅŸtur. Bu kuruluÅŸun amacı hidrojen ve elektrik enerjisi üreten teknolojiler yaratmaktır. Bu amaç için kullanılan hammaddeler saf su ve sodyum borhidrittir. Borhidrit sodyumlu bor tuzunun rafine edilmesi ile çok kolay elde edilebilen ve günümüzde de deterjan sanayide çokça kullanılan (sodyum perborat türevi) bir üründür. Burada Millenium Cell firması Sodyum Borhidrit hidrojen üretmek için “Hydrojen on Demand” adı verilen bir teknoloji geliÅŸtirmiÅŸ ve patentini almıştır. Burada sistem elde edilen hidrojenin elektrik enerjisine çevrilmesi üzerine kurulmaktadır. Burada söz konusu olan ve elektrik enerjisini depolayan yakıt pilleri (fuel cell) sitemin temelini oluÅŸturmaktadır. Yakıt pillerinde sodyum borhidrit kullanılması, fosil yakıtlardan daha pahalı, eldesi, depolanması ve nakliyesi daha zor olan hidrojenin dezavantajını da ortadan kaldırmıştır.

Hidrojen çok uzun yıllardır üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda fosil yakıtlara karşı en iyi alternatif yakıt olarak görülmekte ve üzerinde çalışılmaktadır.

Bunun nedenleri şunlardır ;

• Hidrojen doÄŸada en kolay ve miktar açısından da en fazla bulunabilen, temiz ve verimli bir enerji kaynağıdır.

• Hidrojen oksijenden kolayca elde edilebilmekte, yeniden oksijen ile kimyasal yollarla tepkimeye girdiÄŸinde de temiz enerjiye ve suya dönüşmektedir.

• DiÄŸer fosil yakıtlara baktığımızda hidrojenin yakıt olarak kullanılmasından sonra karbondioksit, karbonmonoksit yada sülfür gibi canlı ve doÄŸa yaÅŸamını tehlikeye atan atıklar çıkmamakta, sadece atık olarak son derece temiz olan saf su ve enerji çıkmaktadır.

• Hidrojen hem sadece yakıt olarak içten yanmalı motorlarda kullanılarak enerjiye dönüşebildiÄŸi gibi, ayrıca da elektrokimyasal tepkime ile yakıt pilleri için enerji üretiminde kullanılabilmektedir.

Hidrojen yukarıdaki bilgilerden anlaşıldığı gibi ne kadar uygun bir yakıt olarak görülse de en önemli dezavantajı yakıt olarak kullanılacak bu hidrojenin depolanması, taşınması ve sürekli tedariÄŸinin saÄŸlanmasıdır. AÅŸağıda hidrojen’in bu bu açılardan dezavantajları ortaya konmaktadır :

• Nikel-:-):-):-):-)l Hidrürüler: Bunlar genelde yanıcı ve parlayıcı potansiyeli olan tehlikeli ürünlerdir. Ayrıca çok pahalı ve ağır olmaları taşınma konusunda ugun bir çözümler sunamamaktadır.

• Gas Halinde Hidrojen : Yüksek basınçlı tanklar rasyonel olmayan tonajlarda hidrojeni depolayabilirler ve bu depolanan büyük hidrojenin yeniden taşıtlara doldurulması için ise büyük enerji kullanan ve maliyetleri çok yüksek kompresörler gerektirmektedir.Ayrıca bu kompresörlerin ağırlık, büyüklük ve maliyet dezavantajları yaratacakları tehlike ile birleÅŸtiÄŸinde ortaya ekonomik olmayan bir yatırım çıkmaktadır. Hidrojenin yüksek basınç altında saklanması aynı zamanda elde edilmeye çalışılandan daha büyük enerji sarfiyatına mal olmakta ve yüksek basınç altında olmayan haline göre daha büyük tehlike arz etmektedir.

• Sıvı Hidrojen : Sıvı hidrojen; gaz çıkışları yüksek deÄŸiÅŸim gösteren bir enerji birikimine sahiptir. Fakat yarattığı tehlike potansiyeli, üzerinde iÅŸlem yapılma riski ile sürekli havalandırma ve soÄŸutma gerektirmektedir. Yine sıvı hidrojenin güvenlik açısından mevcut ulaşım ağından taşınması mümkün olmadığı için bu konuda yeni ve buna uygun çok pahalı bir taşıma altyapısı gerektireceÄŸi ortadadır.

• Reformers (Dönüştürücüler) : Reformers methanol, disel, kerosen (gaz yağı) ya da benzin gibi fosil yakıtları kullanarak hidrojen üretmeye yarayan araçlardır ve bunlar bu iÅŸlem sırasında hidrokarbon açığa çıkarırlar. Bu sistemler çok karmaşık ve yüksek sıcaklık altında çalıştıklarından boyutlarının küçültülmesi mümkün deÄŸildir. Bundan dolayı bunların deÄŸiÅŸik ulaşım araçlarına monte edilmesi son derece zordur.

GeleceÄŸin yakıtı olarak görülen ve yukarıda sıralanan hidrojenin elde edilmesi ve deÄŸiÅŸik durumlarda kullanıma uygun saklanması zorlukları çalışmaları Bor’a yöneltmiÅŸ ve sonuçta Millenium Cell firması tüm dezavantajları ortadan kaldıran bor mineralini en önemli hidrojen kaynağı olarak tespit etmiÅŸtir. Millenium Cell’in geliÅŸtirdiÄŸi “Hydrogen on Demand‘” sisteminde hidrojen kaynağı olarak kullanılan sodyum borhidrit su ile karıştırılmakta ve böylelikle toksik olmayan ve herhangi bir yanma ya da parlama riski bulunmayan çözelti elde edilmektedir. Bu çözelti bir katalizör ile temas edildiÄŸinde mekanizma harekete geçmekte ve hidrojen ayrışmaktadır. Hidrojeni alınan çözelti yine atık tanka giderek orada yeniden yeniden hidrojen yakıt üretiminde kullanılacağından geri dönüşüm özelliÄŸine (recyclable) sahiptir. Yani bu iÅŸlem sırasında hidrojenin alınmasından sonra kalan sodyum bor tuzu (bu da sodyum borhidrite çok yakındır) yeniden iÅŸleme sokularak sodyum borhidrit’e dönüşebilme özellikleri vardır.

Bu prosesin kimyasal reaksiyon formülasyonu şöyledir ;

NaBH4 + 2 H20 4 H2 + NaBO2

(katalizör)

Bu “Hydrogen on Demand‘” teknolojisinin avantajları şöyle ifade edilmektedir :

• Åžu anda mevcut fosil yakıt kullanan sistemlerin ufak deÄŸiÅŸikliklerle yeniden modifiye edilmesi ile sistem kurulabilmektedir. Bu açıdan hidrojen kaynağı olarak kullanılan sodyum borhidrat çözeltisi fosil yakıtların yerini alacak ÅŸekilde yeni bir yakıt olarak mevcut benzin istasyonlarında satışa sunulabilir.

• Yeni yakıt olan Sodyum borhidrat’ın fosil yakıtlara göre aynı miktarlar kullanılarak aynı enerji deÄŸerlerine ulaÅŸma özelliÄŸi mevcut depolama olanaklarının deÄŸiÅŸmeden kullanılmasını saÄŸlamaktadır.

• Bu sistemde katalizör yardımı ile üretilen hidrojenin yarısı sodyum borhidrat’tan diÄŸer yarısı da sudan gelmektedir.

• Sistemde kullanılan katalizör sürekli kullanılabilmektedir. Sistemde katalizör çözelti ile tepkimeye girdiÄŸinde sitem çalışıp hidrojen üretilmekte, katalizör çekildiÄŸinde durmaktadır. Bundan dolayı da istenildiÄŸinde baÅŸlatılıp, durdurulma özelliÄŸi bulunmaktadır.

• Bu “Hydrogen on Demand‘” sisteminin sonucunda üretilen hidrojen’in enerji olarak iki ÅŸekilde kullanılması da uygun çözümler üretmektedir. Birincisinde çözeltiden alınan hidrojen direk buna uygun içten yanmalı bir motorda kullanıldığı gibi yine Millenium Cell firmasının geliÅŸtirdiÄŸi yakıt pillerini besleyen ve böylelikle enerjinin depolandığı bir sistemi de besleyebilmekte, bunun sonucunda oluÅŸan doÄŸru akım, doÄŸru akımla çalışan motorları çevirebilmektedir. Yakıt pilleri ile üretilen enerji elektrokimyasal yollarla oluÅŸtuÄŸu için sezsiz ve verimli olarak görülmektedir. Bundan dolayı tüm araba üreticileri 2006 yılında bu sistemi üretecek ÅŸekilde araÅŸtırma ve geliÅŸtirme çabalarına baÅŸlamışlardır.

Herhangi bir toksik atığı olmayan, yanıcı ve parlayıcı özelliÄŸi bulunmayan, yenilebilir ve geri dönüşümü mümkün olan bu sistemler ABD’de çeÅŸitli araçlar üzerinde denenmekte ve uygulamalar gözlenmektedir. New York’ta Ford Crown Victoria model taksi hidrojeni içten yanmalı motorla yakarak çalışmaktadır. Yine bir baÅŸka araç, Ford Explorer’de ki uygulamada ise hidrojen önce içten yanmalı bir motorla jeneratörü beslemekte ve buradan üretilen elektrik ile yakıt pilleri beslenmektedir. Yine yakıt pilleri ise aracın yürüyüş takımlarını saÄŸlayan doÄŸru akımlı motorlara gerekli enerjiyi saÄŸlamaktadır. Yine New Jersey Genesis adı verilen Ford’un Millenium Cell’e araÅŸtırma için tahsis ettiÄŸi Mercury Sable model araçta bu sistem kullanılmakta ve hidrojen yakıt pillerini beslemektedir. New Jersey Genesis Projesinin proje yöneticilerinden olan Don Borowski bu sistemlerin fosil yakıtlara olan bağımlılığı tamami ile deÄŸiÅŸtirecek, çok önemli maliyet avantajları sunacak bir teknolojik devrim olduÄŸunu belirtmekte, bundan dolayı bu alanlardaki araÅŸtırma ve geliÅŸtirme çalışmalarının artarak yürüdüğünü belirtmektedir. Yine yöneticinin açıklamasına göre Ballards Power System, DaimlerChryles, Air Products and Chemicals and System Consulting gibi kuruluÅŸlarında son dönemlerde projeye büyük destekler sunduÄŸunu belirtmektedir.

“Hydrogen on Demand‘” sistemini geliÅŸtirenler dünyada 600 milyon ton bor rezervinin (buna bilinen ve öngörülenler dahil) bulunduÄŸunu öngörmektdirler. Her yıl 50 milyon taşıtın üretildiÄŸini ve bu 50 milyon aracın hidrojen yakıtı kullandığını düşündüklerinde yaklaşık bu iÅŸ için 20 milyon ton bor’un bu sistemlerle yakıt olarak kullanılabileceÄŸini planlamaktalar. Yukarıda deÄŸindiÄŸimiz ayrıntılarda da belirttiÄŸimiz gibi sistemin geri dönüşüm esasına göre çalışması bu 20 milyon ton dışında fazla ek bir bor ihtiyacının olmadığını da göstermektedir.

Sodyum borhidrit’ten hidrojen elde edilmesi üzerine geliÅŸtirilen bu çalışmaların yanında ABD, Fransa, Japonya gibi ülkelerde de yapılan bilimsel çalışmalarda bor’un kendisinin içten yanmalı bor motorları vasıtası ile doÄŸrudan yakıt olarak kullanımı üzerinde çalışmalar yapmaktadırlar. Bu çalışmaların nedeni de bor’un hidrojenden daha iyi bir yakıt olduÄŸu kabulüdür. Hidrojen ve bor’un yanma enerjileri kıyaslandığında bu durum açıkça görülebilmektedir. Tablodan da görüleceÄŸi gibi 1 litre hidrojende 8.03 magajul enerji varken, bu 1 litre bo da 92.77 magajul enerji vardır. Yani Bor hidrojene göre tartışmasız bir üstünlüğe sahiptir. Elementer boru saf oksijenle motor içinde yakılması sonucunda meydana gelecek enerjinin itme gücü ile çalışam esasına göre modellenen bu sistemlerde aracının yakıtının bobinine sarılmış bor flamentleri olacağı, bu tip yakıtların hiç bir emisyon içermediÄŸi için % 100 temiz olacağı, ayrıca da yanma iÅŸlemi sonucu oluÅŸan ve tekrar motora besleme yapabilen B2O3 külünün tek atık olarak çıkacağı tasarlanmaktadır.

Bor’un kendisinin yakıt olarak kullanılmasını içeren çalışmalar yukarıdaki sodyum borhidrit’ten hidrojen elde ile yapılan “Hydrogen on Demand™” sisteminden farklı ve ayrı çalışmalardır. Bu çalışmalarda diÄŸer çalışmalar gibi önemli oranda kaynaklar kullanılarak devam etmekte ve geliÅŸmelerin sadece belli bölümleri kamuoyuna sunulmaktadır

Otomotiv Sektörün Genel Özellikleri.

Salı, 06 Kasım 2007

Sektörün Genel Özellikleri

Otomotiv Sanayii; Türkiye’de 1950’li yıllarda ordu için jip ve kamyon montajı ile baÅŸladı ve 1960 sonlarında büyük geliÅŸmeler saÄŸladı. 1990 sonrasında ise “özel önem taşıyan sektörler” kapsamına alınarak sektör yatırımlarına özel teÅŸvikler getirildi. 1963 yılında 11,000 adet/yıl seviyesinde üretim yapılabilen sektörde, bugün 931,500 adet/yıl üretim kapasitesinde, 18 ana sanayi kuruluÅŸu ve 1 milyon 250 bin araca yönelik parça imal kapasitesine sahip 1,000’in üzerinde yan sanayi kuruluÅŸu faaliyet gösteriyor. Otomotiv sektörü ülke sanayisinin geliÅŸmesinde ve kalkınmasında önemli bir rol oynuyor. Sektör; çelik, sac, plastik, kimya, petro-kimya, cam, elektronik parçalar gibi girdiler kullanarak bunları tedarik eden endüstrilerinin de geliÅŸmesine katkıda bulunuyor ve dolayısıyla stratejik bir önem de taşıyor..


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -