‘Maden’ Kategorisi için Arşiv

Granitik Kayaların Mineralojisi,petrografisi, Tektonik Ve Jeokimyasal Sınıflandırılma

Salı, 06 Kasım 2007

GRANİTİK KAYALARIN MİNERALOJİSİ,PETROGRAFİSİ, TEKTONİK VE JEOKİMYASAL SINIFLANDIRILMASI

Giriş

Granitler, yerbilimlerinde hemen her dönemde dikkatleri üzerine toplayan, gerek

bulunuşları, gerek oluşum şekilleri ve gerekse birlikte bulundukları maden yatakları-

mineralizyon zonları bakımından yerbilimcileri daima meşgul eden bir kayaç topluluğunu

oluşturmuşlardır. Arazi ve laboratuvar çalışmalarında genel ilkeleri açısından birbirine

benzemekle birlikte, temel alınan ölçütlerin farklı olmasından dolayı, çeşitli araştırıcı ve /

veya araştırıcı guruplarınca farklı granit tanımlamaları ileri sürülmüştür. Bu ölçütler ;

granitlerin jeolojik bulunuş şekilleri, yerleşme derinlikleri, yerleşme mekanizmaları, bir

orojenez evresi içinde yerleşme zamanları, mineralojik-jeokimyasal bileşimleri ve birlikte

bulundukları cevherleşmelerdir. Tanımlamaları ileri süren araştırmacı ve / veya araştırıcı

guruplarının ana uğraşı alanlarına bağlı olarak bu ölçütlerden birisini tek başına temel alanlar

olduğu gibi, bunların bir kaçını temel alan tanımlamalarda bulunmaktadır.

Özellikle, son yıllarda, ana ölçütler olarak mineralojik-jeokimyasal bileşim, jeolojik konum

ve köken malzemesi dikkate alınarak yapılan granit sınıflamaları yaygındır. Bazı araştırıcılar

buna ilave olarak cevherleşmeleri de göz önüne almışlardır. Oluşum şekilleri ile ilgili

araştırmalar ise, tamamen, sıvı bir eriyikten itibaren kristallenme esasına dayandırılmıştır. Bu

çalışmanın amacı, günümüzde yaygın olarak kullanılan granit tanımlama-sınıflanma

modellerini bir arada sunmak, birbirleriyle karşılaştırmak, levha tektoniği ve mağmatizma

çerçevesinde granitleri değerlendirmek ve nihayet bu kayaçlara bağlı olarak görülen maden

yataklarına topluca yaklaşımda bulunmaktır.bu amacın dışında kalan tanımlama ve sınıflama

modelleri için ise şu iki referans önerilebilir. Granitlerin yerleşme derinliklerine ve yerleşme

şekillerine göre sınıflandırılmasıdır.( Yılmaz 1979 ) Araştırıcı, ayrıca granit mağmalarının bir

takım fiziko-kimyasal özelliklerinden de bahsederek, yerleşme zonları-köken sorununun iç içe

olabildiği durumlara dikkati çekmiştir. Bu çalışmanın yanı sıra, yine granitlerin mağmatik

veya transformasyon ürünleri olup olmayacağı araştırılmıştır.

GRANİT TANIMINA KARŞI GRANİTOYİD

Şimdiye kadar kullanılan granit sözcüğü, bundan böyle granitoyid sözcüğü diye anılacaktır.

Çünkü, tanesel yapıya sahip olan, asidik ve ortaç bileşimleri ile mineralojik-petrografik ve

jeokimyasal bir topluluk oluşturan ve aynı jeolojik bulunuş şekillerine sahip olan derinlik

kayaçları, son yıllarda, hemen hemen tüm araştırmacılar tarafından granitoyid olarak

tanımlanmıştır.

GRANİT – RİYOLİT AİLESİ

Granitler ve riyolitler, silis ve alkalilerce zengin, buna karşılık kalsiyum, demir ve

mağnezyumca fakir kayaçlardır. Kimyasal bileşimlerindeki SiO2 miktarı genellikle % 66’ dan

fazladır. ( Asidik kaya ) Bu değer bulundurdukları silikatların içine giren SiO2 miktarından

fazla olduğundan, bir kısım SiO2 serbest ( > %20 ) halde kristalleşmiştir. ( kuvars, kristobalit,

tridimit )

Bu aile pegmatitler gibi çok iri taneli kayaçlardan, kripto kristalli ve camsal dokulu

volkaniklere kadar kalabalık bir kayaç grubunu kapsamına alır, iri kristalli çeşitlerinde bol

miktarda alkali feldspatlara rastlanır. Çoğunda asit plajioklas vardır.renk indisleri genellikle

20’ den küçüktür ve lökokrat - hololökokrat kayaçlar sınıfına girerler.

GRANİTLER

Yerkabuğunun derin zonlarında veya sığ derinliklerinde oluşmuş en önemli kayaçlardandır.

Tüm kristalli ( holokristalen ) ve faneritiktirler. ( taneleri gözle görülebilen )

Mineralojik bileşim

Esas mineraller : Kuvars, alkali feldspat ( ortoz veya mikroklin ), asit plajioklas ( albit veya

oligoklas ) ve siyah mika ( biotit ). Bazen hornblend ve nadiren piroksen de bulunabilir.

GRANİT = KUVARS + ALKALİ FELDSPAT +ASİT PLAJİOKLAS +BİOTİT 

HORNBLEND

Esas minerallerin yüzde oranları şöyledir :

Kuvars : % 10 – 40

Alkali feldspat : % 30 – 60

Asit plajioklas : % 0 - 35

Mafik mineraller : % 10 - 35

( biotit, hornblend )

Plajioklas oranının artmasıyla kuvars monzonitlere ve granodioritlere geçilir. Granitler

içindeki kuvars en son kristalleşen minerallerden biridir. Bu sebeple ksenemorf ( öz şekilsiz)

taneler halinde, kendinden önce kristalleşmiş minerallerin aralarındaki boşlukları doldurur.

Renksiz, süt beyaz veya duman rengindedir. Ortoz genelde pembe renklidir. Bazen sarı,

grimsi, mavimsi veya süt beyaz renginde olabilir. Bilhassa karlsbad ( basit ) veya baveno

tipindeki basit ikizleri karakteristiktir. Plajioklas kristalleri ; süt beyaz renginde olup,

mikroskop altında polisentetik ikizleriyle rahatça tanınırlar. Alkali feldspatlardan önce

teşekkül etmiş bulunurlar ve idiomorf ile hipidiomorf kristaller halindedirler. Mafik

minerallerden ekseri biotite rastlanır. Bazı granitlerde hornblend ona eşlik eder. Nadir tiplerde

piroksen vardır.

Tali mineraller

Çoğu hallerde gözle farkedilmeleri imkansızdır. Ancak mikroskop altında teşhis edilebilirler.

Zirkon, sfen, apatit, rutil, topaz, manyetit, ilmenit.

Sekonder ( ikincil ) mineraller

Primer minerallerin ayrışması sonucu ortaya çıkarlar : kaolen, klorit, serisit, epidot, kalsit,

turmalin.

Yapıları

Granitler çoğunlukla 3 farklı doğrultuda diaklaz sistemine sahiptirler. Bu diaklazlar boyunca

kolayca bloklara ayrılırlar ve atmosferik nedenlerle aşınarak yuvarlak kümeler halini alırlar.

Granit mağmaları, yerkabuğu içinde yükselme ve yerleşmeleri esnasında, bir iç yapı da

kazanırlar.

QAP üçgen diyagramında kuvars’ın % 20 ile % 60 arasında olduğu tüm alanlar, genel olarak

“GRANİTOYİD” alanı olarak bilinir.

Granit ailesinin derinlik kayaları : Granit, Granodiyorit, Tonalit ( kuvarslı diyorit )’ tir.

Yarı derinlik kayaları : mikrogranit ( granit ve kuvars porfir ), mikrogranodiyorit

( granodiyorit porfir ), mikrotonalit ( tonalit porfir )’ dir.

Dayk ve damar sistemlerini temsil eden ; Aplit ve Pegmatit’ler de bu gruba dahildir.

Yüzey kayaları : Riyolit, Riyodasit ve Dasit’ tir.

GRANİTİK KAYALARDA DOKU

Kristallenme derecesine göre : Holokristalen

Kristal şekline göre : idiyomorfik ( öz şekilli ), hipidiyomorfik ( yarı öz şekilli ), ksenomorfik ( öz şekilsiz ).

Tanelerin boy ilişkisine göre : Granüler ( eş taneli ), Porfirik ( irili-ufaklı taneler )

Granitik kayalarda bazı özel doku türleri : orbiküler ( yüzüksü ), rapakivi dokusu, grafik ve mirmekitik doku

İnce kesitte granuler granit

El örneğinde holokristalen porfirik granit

Orbiküler doku Rapakivi dokusu Grafik doku Mirmekitik doku

Tek kristal içinde gözlenen dokular : pertitik doku, antipertitik doku ( alkali feldspat ve plajioklaslarda )

Deformasyon dokuları : dinamik metamorfizma doku türleri

GRANİTLERİN AYRIŞIM ÇEŞİTLERİ

Granit yapıcı mineraller arasında ayrışmaya en elverişli olanları feldspatlardır. Bu yüzden

çoğu zaman başka şekillere dönüşmüş olarak bulunurlar. Granitlerde görülen başlıca ayrışım

olayları şunlardır : serisitleşme, kaolenleşme, albitleşme, silisleşme, turmalinleşme,

sosüritleşme, kloritleşme, greyzenleşme’dir.

Serisitleşme : gerek alkali feldspat ve gerekse plajioklasların beyaz ve küçük mika pullarına

dönüşmesi olayıdır. Hidro termal eriyiklerin etkisiyle veya hafif metamorfizma sonucu ortaya

çıkar.

Kaolenleşme : feldspatların kil minerallerine dönüşmesine denir. Eğer ayrışım çok ilerlemiş

ise feldspatlar porselene benzeyen beyaz mat bir renge bürünürler. Kaolenleşme olayı hem

atmosferik nedenler ve hem de hidrotermal eriyikler sebebiyle meydana gelebilir.

Albitleşme : sodyumca zengin eriyiklerin etkisiyle, potasyumlu feldspatların kısmen veya

tamamen albite dönüşmesine denir.

Silisleşme : geç hidrotermal eriyiklerin tesiriyle kayaç içinde bol miktarda sekonder ( ikincil )

kuvars kristalleşmesine denir. Bilhassa cevherleşmiş zonlarda rastlanır.

Turmalinleşme : granitlerde görülen tipik olaylardan biridir. Kalay ve altın yataklarının

oluşumu esnasında aynı zamanda bol miktarda turmalin kristalleri de teşekkül eder.

Sosüritleşme : plajioklasların, albit, epidot ( zoizit ), kalsit, serisit ve kuvarstan ibaret bir

mineral grubuna dönüşmesine denir.

Kloritleşme : amfibol, biotit ve piroksen gibi mafik minerallerin klorite dönüşmesine denir.

Greyzenleşme : greyzen, granit familyasına ait tipik bir ayrışım kayacıdır. Esas olarak kuvars

ile muskovit ve zinvaldit’ten ( veya lepidolit ) oluşur. Fakat yer yer, ekonomik önemi olan

kassiterit, wolframit, fluorit konsantrasyonlarını kapsayabilir. Greyzenler, uçucu elemanlar ve

metallerce zengin pmömatolitlerin granitleri ayrıştırmasıyla ortaya çıkarlar. Nitekim bu

ergiyiklerin etkisiyle, granitlerin bütün feldspatları kaybolur ve yerlerine lityumlu mika

( lepidolit ), kassiterit, fluorit, topaz, turmalin, wolframit gibi mineraller çökelir. Bu olay şu

şekilde özetlenebilir.

Feldspatlar kassiterit + wolframit + fluorit + turmalin + topaz + …

Biotit Zinvaldit

Kuvars kuvars

Granit Greyzen

RİYOLİTLER

Granit bileşimli mağmalardan oluşmuş volkanik ( yüzey ) kayaçlardandır. Lav akıntıları,

dayklar, siller v.s şekiller altında bulunurlar. Bu muhtelif kütlelerin boyutları magmanın

viskozitesine ve soğuma hızına bağlı olarak değişir.

Mineralojik bileşim

Esas mineraller : kuvars, alkali feldspat ( sanidin, ortoz, anortoz ), plajioklas ( albit,

oligoklas), mafik mineraller ( biotit, hornblend, bazen piroksen ).

RİYOLİT = KUVARS + SANİDİN + OLİGOKLAS  BİOTİT  HORNBLEND

Sanidin miktarının azalmasıyla kuvarslı latit’e kuvars tenörünün azalmasıyla da trakitlere

geçilir.

Tali mineraller : tridimit, kristobalit, titanlı manyetit, sfen, zirkon, apatit.

Ayrışım ürünleri : kalsedon, kalsit, hematit, götit, limonit, lökoksen, klorit, kaolen, serisit,

epidot.

Mineralojik çeşitleri

a- Alkali Riyolitler : kuvars, sodyumlu sanidin, albit, alkali amfibol ve piroksen bileşimli

fenokristalleri ( iri ) vardır. Hamur maddesi ( matriks ) aynı minerallerin çok küçük

tanelerinden veya volkan camlarından oluşmuştur.

Grorudit, Paisanit, Kuvarslı bostonit bu gruba girerler.

b- Kalko – Alkali Riyolitler ( normal riyolitler ) : kuvars, sanidin veya ortoz, zonlu

plajioklas ( oligoklas veya andezin ), biotit ve hornblend fenokristallerini kapsar. Hamur

maddesi camsal, felsitik veya sferolitik bir dokuya sahip olabilir. Riyolitlerde silis

bakımından pek zengin bir hamur olmasına karşılık, kuvars bileşimli fenokristaller az

miktarda görülür.

Liparit, Nevadit isimli riyolitler normal riyolitlerdir.

Doku : porfirik ve fenokristalen ve bunları çevreleyen hamur ( matrix ) maddesinden

oluşur.

OBSİDYENLER : Riyolit bileşimli ve tamamen volkanik camdan oluşmuş kayaçlardır.

İçlerinde çok az ( < % 1 H2O ) veya hiç su bulunmaz. Camsal bir parlaklıkları olup, siyah

renklidirler.

PERLİT : Obsidyen gibi aynı kimyasal bileşimi olan fakat % 2 – 5 H2O ihtiva eden

camsal kayaçlardır. Sedef parlaklığında gri ile gri-siyah renklidir.

PESTAYN : % 5 ile 10 H2O ihtiva eder. Koyu renkli ve reçine parlaklığındadır.

Kimyasal bileşimi riyolitlerinki gibidir.

KUVARS PORFİR : Paleozoyik yaşlı riyolitlere verilen isimdir.

KUVARSLI MONZONİT VE GRANODİYORİTLER

Tüm kristalli ve faneritik kayaçlardır. Hacim olarak % 5’den fazla kuvars ihtiva ederler.

Mineralojik bileşim

Esas mineraller : kuvars, alkali feldspat ( ortoz, mikroklin ), plajioklas ( oligoklas, andezin ),

mafik mineraller ; biyotit, hornblend, bazen piroksen.

Tali mineraller : Apatit, ilmenit, manyetit, sfen, zirkon.

Ayrışım ürünleri : klorit, epidot, kalsit, kuvars, kaolen, serisit, lökoksen, plajioklaslar

sosüritize olabilir.

Dokuları : tüm kristalli, hipidiyomorf, ve taneli kayaçlardır. Mikroskop altında ekseri

poiklitik doku ve porfirik doku gösterirler.

KUVARSLI LATİTLER VE RİYODASİTLER

Kuvarslı latitler ( Dellenitler ), kimyasal bileşimi kuvarslı monzonitlere tekabül eden

volkanik kayaçlardır. Bunun gibi riyodasitler de granodiyorit bileşimli magmaların

yeryüzünde veya subvolkanik zonda katılaşmış şekilleridir. Her iki kayaç grubu da riyolitler

ile dasitler arasında yer alır.

Mineralojik bileşim

Esas mineraller : kuvars, alkali feldspat ( sanidin ), plajioklas ( oligoklas, andezin ), mafik

mineraller : biotit, hornblend, bazen piroksen.

Tali mineraller : manyetit, ilmenit, apatit, sfen, zirkon, tridimit, kristobalit.

Ayrışım ürünleri : klorit, epidot, kalsit, kuvars, hematit, serisit, kaolen.

Dokuları : porfirik, hamur maddesi afanitik ( taneleri gözle görülmeyen ) olup tüm kristalli,

yarı kristalli ve camsal olabilir.

KUVARSLI DİYORİT ( TONALİT ) – DASİT AİLESİ

Bu aileye giren kayaçlar alkali elemanlar ve silis bakımından granitlerden ve adamellitlerden

daha fakirdirler. Kuvarslı diyoritlere Tonalit adı verilmiştir. Dasitler ise kuvars ihtiva eden

andezitlerdir.

KUVARSLI DİYORİTLER ( TONALİT )

Tonalitler tüm kristalli ve faneritik kayaçlardır. Alkali feldspat ihtiva etmeyen bir granit

çeşidi olarak da tariflenebilir.

Mineralojik bileşim

Esas mineraller : plajioklas ( oligoklas, andezin ), kuvars, hornblend, az miktarda biotit ve

bazen de piroksen bulunabilir.

TONALİT = OLİGOKLAS + KUVARS + HORNBLEND  BİOTİT

Bu minerallerin yüzde oranları şöyledir :

Plajioklas : % 50 – 80

Kuvars : % 10 –35

Hornblend (  Biotit ) : % 10 – 35

Kuvarsın azalmasıyla normal diyoritlere geçerler. Eğer ortoz miktarı artarsa granodiyorit

olurlar.

Tali mineraller : manyetit, ilmenit, apatit, sfen, zirkon, pirit, ortoz.

Ayrışım mineralleri : klorit, epidot, kalsit, serisit, kaolen, limonit, lökoksen.

Doku : hipidiyomorf taneli, ve bazen porfirik, mikroskop altında mikrografik ve mirmekitik

dokulara rastlanır.

Mineralojik çeşitleri

Tronjemit : hololökokrat bir kuvarslı diyorit çeşididir. Esas olarak kuvars, oligoklas ve

biotitten oluşur.

Esterelit : porfirik dokulu ve hornblend bakımından zengin bir kuvarslı diyorit çeşididir.

DASİTLER

Açık renkli ve porfirik dokulu volkanik kayaçlardır. Mineralojik ve kimyasal bileşimleri bakımından kuvarslı diyoritlere benzerler.

Mineralojik bileşim

Esas mineraller : plajioklas ( oligoklas, andezin ), kuvars, mafik mineraller ( hornblend,

biotit,

bazen diopsit, hipersten gibi proksenlere rastlanır.

DASİT = PLAJİOKLAS + KUVARS + HORNBLEND  BİOTİT

Kuvarsın azalmasıyla andezitlere geçerler.

Tali mineraller : zirkon, apatit, sfen, tridimit, fayalit ( olivin ), sanidin, manyetit.

Ayrışma ürünleri : serisit, kaolen, kalsit, klorit, epidot, demir oksitler, zeolitler.

Doku : dasitler genellikle porfirik dokulu kayaçlardır. Fenokristalleri esas minerallerden

oluşur.

APLİT VE PEGMATİTLER

PEGMATİTLER

Çok iri taneli, açık renkli minerallerce zengin damar kayaçlarıdır.

Mineralojik bileşim

Mineralojik bileşimlerine göre pegmatitler üç gruba ayrılırlar :

Asit pegmatitler : granit, pegmatit

Siyenit bileşimli pegmatitler

Bazik pegmatitler : diyorit pegmatit ve gabro pegmatit

Asit pegmatitler : esas olarak kuvars, alkali feldspat ( ortoz, mikroklin ), asit plajioklas (

albit, oligoklas ), muskovit’ ten oluşurlar. Tali olarak : turmalin, topaz, fluorit, apatit,

kassiterit, rutil, kıymetli taşlar, nadir toprak mineralleri.

Siyenitik pegmatitler : esas olarak mikroklin ile alkali piroksen veya amfibolden ( aegirin,

akmit, arfvedsonit ) oluşurlar. Bazen nefelin, sodalit gibi feldspatoid minerallerine de

rastlanır.

Bazik pegmatitler : esas olarak bazik bir plajioklas ( andezin, labrador ), ile hornblend, veya

piroksenden meydana gelirler.

Doku : pegmatitler çok iri taneli ve tüm kristalli kayaçlardır. Ortoz ve kuvars kristalleri

arasında ekseri pegmatitik doku görülür.

APLİTLER

İnce taneli ve lökokrat damar kayaçlarıdır. Dayk halinde bulunurlar.

Mineralojik bileşim : esas olarak kuvars ve alkali feldspat ( ortoz, mikroklin ) ihtiva ederler.

Az miktarda beyaz mika ( muskovit ) bulunabilir.

Doku : allotriomorf kayaçlardır. Tüm mineralleri hemen hemen mikroskop altında ksenemorf

şekillidir. Aynı zamanda mozaik ve kendilerine özgü aplitik dokudadırlar.

KABUKTA YERLEŞME DERİNLİĞİNE GÖRE GRANİTLER

1- Epizon Granitleri : 0 – 6 km : Eriyikli sıcaklık etkisi ve komşu kaya kırılgandır. ( dayk ve damar )

2- Mesozon Granitleri : 6 – 12 km : birinden ötekine geçiş zonudur.

3- Katazon Granitleri : 12 – 20 km : Migmatit ( şistlerin arasında granitler )

KÖKENLERİNE GÖRE GRANİTLER

ANATEKSİ GRANİTLERİ : Bu tip granitler karışık, yan kayaçlarla beraber çeşitli yapı ve

şekillerde karışım gösterirler. Bazen bu karışım öyle bir şekil alır ki, yeni bir kayaç ortaya

çıkar, buna Migmatit denir. Bu kayaç içindeki pegmatit, aplit gibi kısımlara İchor adı verilir.

Bunlar yapısal yönden, üst üste veya yan yana bandlar halinde veya bazende gnays injeksiyon

halinde Arterit’leri oluştururlar.

Bu yapılar içinde damarlar birbirleriyle grift şekillerdedir. Buna Agmatit adı verilir. Bazen

de çok ince şekillerde, dağınık bulut görünümlüdür. Buna da Nebülit adı verilir.

Bu migmatit yapılar birinden diğerine geçişlidir. Örneğin bir arterit kıvrımlanma, breşlenme

sonucu bir agmatite dönüşür. Magmatiklerde, mağma oluşuklu damarlar, bir akma veya

foliasyon gösterirler, çok küçük ölçekte, bazen bu foliasyon diskordan ( uyumsuz ) durum

gösterir. İnjeksiyon geçirmiş granitik kısımlar küçük ölçekte kıvrımlanma, deformasyon,

ezilme gibi yapılar altında izlenir. Bu tür yapılara SENMİGMATİTİK KIVRIMLANMA adı

verilir.

Ayrıca, migmatitik kıvrımlar katılaşma öncesi oluşurlar. Bu olaylar sürecinde granitik

mağma ve yan kayaç yarı akışkan haldedir. Bu olaya Anateksi içinde rastlanır. Katılaşma

öncesi mağma, yan kayaçlar içine yarı plastik bir halde, bazen çatlak ve yarıkları, düzenli

düzensiz yapılarda girerler.

Ergimenin çok ileri safhasında granitik görünümler ve nebülitler belirir. Son safhada ise

yapılar silinerek granitik sade bir görünüm ( homojen ) kazanır. Anateksi olayı ile eski

kayaçlar yeniden gençleşir. Bu olaya Palinjenez adı verilir. Bu olay sonucu eski kayaca ait

tüm yapılar silinerek yeni bir görünüm ve bileşim kazanır. Bu arada, bazen eski kalıntı yapısal

izleri silik bir biçimde izlemek mümkündür.

2- GERÇEK MAGMATİK GRANİTLER : Bir mağmadan doğrudan kristallenme ile

gelişirler. Yöre kayalarla aralarında keskin dokanaklar vardır. Kontakt metamorfizma

geliştirirler.

3- METASOMATİK GRANİTLER : Granit bileşimine yakın bir kayaya dışardan katı ve sıvı halde malzeme eklenmesiyle gelişirler.

Mineralojik bileşim ve kimyasal özelliklerine göre

Alkali Granitler Kalkalkali Granitler

• Sodik (Na>K) Subalkali (Or>Plj)

• Potasik (K>Na) Monzonitik (Or=Plj)

Granodiyoritik (Plj>Or)

GRANİTLERİN TEKTONİK VE JEOKİMYASAL OLARAK

SINIFLAMASI

1- I TİPİ GRANİTLER

2- S TİPİ GRANİTLER

3- M TİPİ GRANİTLER

4- A TİPİ GRANİTLER

[A: molar Al2O3, C: molar CaO, N: molar Na2O, K: molar K2O

87Sr/86Sri: Initial Sr izotop oranı

18 O: Oksijen 18 izotopu]

I TİPİ VE S TİPİ GRANOTOYİDLER

Jeokimyasal özellikler

Sedimanter çevrim sırasında Na elementi deniz suyuna veya evaporitlere, Ca ise

karbonatlara göç etmektedir. Böylece ana sedimanter kütle Al bakımından

zenginleşmektedir. Ayrıca, sedimanter çevrim sırasında oluşan kil mineralleri

sedimantasyon ve diyajenez sırasında K elementini absorbe edeceklerinden, K miktarı da

bağıl olarak fazla olacaktır. Eser ( iz ) elementler açısından ise, yine sedimenter çevrim

sırasında Rb elementi Sr’ a göre zenginleşmektedir. Doğal olarak Rb elementi atomik

yarıçapı bakımından K’ a benzediği için, K’nın zenginleştiği yerde Rb’ da

zenginleşecektir. Bu özellik de Rb tarafından üretilen radyojenik Sr zenginleşmesine yol

açacaktır. İşte böyle bir sedimenter çevrim olayının etkisinde kalan kaynak malzemenin

kısmi erimesinden türeyen mağma, bu çevrim olayları sırasında oluşan jeokimyasal

farklılaşmaları yansıtacaktır. Yani bağıl olarak düşük Na / K oranı ve yüksek Al / ( K +

Na + Ca / 2 ) oranına sahip olacaktır. Ayrıca, kolayca anlaşılabileceği gibi, ilksel Sr87 /

Sr86 değerleri de bağıl olarak yüksek olacaktır.

Kıvrım kuşaklarında görülen I tipi granotoyidleri oluşturan mağmalar, bazaltik

bileşimdeki kayaçlardan türeyebileceği gibi, daha uygun olarak ortalama % 60 SiO2

içeriğine sahip bir mağmatik kayaçtan- yani tipik andezitik kayaçlardan da türeyebilir.

Herhangi bir sedimenter çevrim etkisinde kalmamış böyle bir mağmatik kayaçta bağıl

olarak yüksek Na / K oranının yanı sıra Na + K + Ca toplamının miktarı Al’ a göre bağıl

olarak yüksek olacaktır. Böyle bir kaynak kayaçtan kısmi erime yoluyla oluşan mağma da

hiç süphesiz yukarıdaki jeokimyasal özellikleri yansıtacak ve I-tipi granotoyidlerin

jeokimyasal özelliklerini oluşturacaktır.

Mineralojik özellikler

S – tipi granotoyidler’ in ana mafik minerali : biotit ve  muskovit içerir. ( iki mikalı

granit : granulit ) Tali mineral olarak : apatit, ilmenit, granat, kordiyerittir.

Granit ve löko monzogranitler ile temsil edilirler.

A / CNK > 1.1

87Sr / 86Sri > 0.707

18 O > % 9

Kıtasal çarpışma alanlarında yer alırlar.

I – tipi granotoyidler ise ana mafik mineral olarak : hornblend + biotit içerir. Tali mineral

olarak : manyetit, sfen ve apatit içerirler.

Genellikle granodiyorit, tonalit, monzonitik granit ile temsil edilirler.

A / CNK < 1.1’ dir.

87Sr / 86Sri < 0.706’dır.

18 O < % 9’ dur.

Aktif kıta kenarı magmatik kuşaklarında yer alır.

A – TİPİ GRANOTOYİDLER

Alkalin, anorojenik ve susuz özellikte olan granitoyidlerdir. Duraylı kratonlarda ve rift

alanlarında gelişir. Yaygın pertit oluşumları içerir. Yüksek Fe / Mg oranına sahiptirler.

Mineralojik özellikler

Gabo ve Mumbulla serileridir. Ana mineralleri : Kuvars, K+ feldspat ( ortoz ), plajioklas

( albit ), biotit’ tir.

Jeokimyasal özellikler

A – tipi granotoyidlerin MgO ve CaO içerikleri daha az iken, Na2O + K2O değeri daha

yüksektir. Bununla birlikte, SiO2 içeriği çok yüksek olan bazı I – tipi granitoyidlerin

Na2O + K2O miktarları hemen hemen A – tipi granitoyidlerinkine yakın değerler

alabilmektedir. Bütün SiO2 bileşim aralığı göz önüne alındığında Nb, Ga, Y, Ce, Zn ve Zr

gibi iz elementler A – tipi granitoyidlerde bol miktarda bulunmaktadır. Ayrıca Sr içerikleri

I – tipine oranla iki kat daha fazladır. Bunların yanı sıra, NTE ve Pb içerikleri yüksek iken

Sr ve Rb içerikleri I – tipi ile çakışabilmektedir. Bunların Ni, V, Co ve Cr içerikleri ise

düşüktür. F ve Cl elementlerinin A – tipi granitoyidlerin mağmalarında çok aşırı şekilde

zenginleşmiş olması gerekmektedir.

M – TİPİ GRANİTLER

Genellikle plajiogranitlerle temsil edilirler.

Egemen mafik mineralleri : hornblend, biyotit ve piroksendir. Alkali feldspat intersitisiyal ve

mikrografik dokuludur.

A / CNK < 1.0

87Sr / 86Sri > 0.704

18 O < % 9’ dur.

Ofiyolit dizilerinde ve seyrek olarak okyanusal ada yaylarında gelişir ve manto kökenlidir.

Granitoyidlerin ana tektojenetik grupları

1- Okyanus sırtı granitoyidleri ( ORG )

2- Volkanik yay granitoyidleri ( VAG )

3- Levha içi granitoyidleri ( WPG )

4- Çarpışma ürünü ( kollizyon ) granitoyidleri ( COLG )

Okyanus sırtı granitoyidleri : ofiyolitik topluluklar içinde görülen küçük granitoyid

çıkmalarından elde edilmiştir. Bu çıkmalara “okyanusal plajiyogranitler” denir. Bu terim,

okyanus sırtlarından çok, okyanusal kabuk içinde sokulum halinde bulunan granitoyidleri

tanımlamaktadır. ORG terimi, ofiyolitik dizilim gösteren okyanusal kabuğun bizzat bir

bölümünü oluşturan granitoyidleri tanımlamaktadır. Ana koyu renkli mineralleri :

Hornblend’dir. Bu gruba kuvars diyorit ve tonalit bileşimine sahiptir.

Volkanik yay granitoyidleri : Toleyitikten kalk-alkalin ve şoşonitik bileşime kadar

değişenbu kayaçlar, okyanusal konumdan kıtasal konuma kadar değişen tektonik

ortamlarda bulunabilmektedir. Kalk-alkalin kayaçların bol miktarda bulunduğu bu

örnekler aynızamanda toleyitik kayaç serileri de içerirler. Bu plütonların hepsi kalk-

alkalin, yüksek potasyumlu kalk-alkalin ve şoşonitik serilere aittir. Önemli koyu

mineralleri : biotit vehornblend’dir. Kuvars monzonit, granodiyorit ve dar anlamda granit

bileşimine sahiptir.

Levha içi granitoyidler : Bunlar, içine sokulum yaptıkları kabuksal malzemenin

durumuna göre alt gruplara bölümlenebilir. Bunlar ;

a- Normal kalınlığa sahip kıtasal kabuk içine sokulum yapan granitoyidler

b- Epeyce inceltilmiş kıtasal kabuk içine sokulum yapan granitoyidler

c- Okyanusal kabuk içine sokulum yapan granitoyidlerdir.

Kuvars siyenit, dar anlamda granit ve alkali feldspat granit bileşimine sahiptir.

Koyu renkli mineralleri : sodik amfibol  sodik piroksen, biotit + sodik amfibol

parajenezine kadar değişebilmektedir.

Çarpışma granitoyidleri : tipik olarak granit bölgesine düşen sin-tektonik bu

granitoyidler; muskovit içeren peralümino karakterli ve daha çok S-tipi granitoyidlerde

görülen özelliklere sahip granitoyidlerdir. Biotit ve hornblend içerir. Kıta-kıta, kıta-yay,

yay-yay çarpışmalarını teşkil ederler.

GRANİTLERİN PETROLOJİSİ

Granitleşme : Basit veya heterojen bileşime sahip kayaçların, mağmatik bir safha

geçirmeksizin, granitik bileşime ve tekstüre ( doku ) dönüşümü anlamında geniş çapta

kullanılmıştır.

Gerçekte bir granit mağması mevcuttur. Çeşitli bir çok olay, granitik bileşimli lakolit, dayk,

sil ve bir çok stok’un sıcak, az veya çok viskoz bir mağmanın kristalleşmesi sonucu meydana

geldiğini gerçekler.

Mağmatik granitik kayaçlara ait petrografik kriterleri şöyle özetlemiştir ;

1- Tekstürün bütünde üniform bir şekil bahis konusudur…

2- Münferit mineraller, özellikle ilk teşekkül edenler ekseriya hipidiyomorfiktir ve kesin sınırları vardır. Fenokristaller ise idiyomorfikdir.

3- Mineraller içinde mevcut enklüzyon şeklindeki kristaller, mağmadan ilk ayrılan ürünleri temsil ederler ve bunlar, genellikle içinde bulundukları minerallerle fiziko-kimyasal bir uygunluk gösterir.

4- Minerallerin yüksek sıcaklık formlarını, örneğin sanidin içerirler. Tipik düşük sıcaklık mineralleri de genel olarak döterik alterasyon zonları tarafından kuşatılırlar.

5- Kontaktlara ait ince kesitlerde mağmatik kütleler ve onun etrafında yer alan formasyonlar arasında, genellikle kesin bir farkın varlığı müşahede edilir.

6- Ksenolit ve ksenokristallerle, ilk mağmatik veya geç mağmatik safha kristalizasyonları arasında reaksiyonların mevcudiyeti görülebilir. Aynı kökenden gelen benzer enklüzyonlar ilksel mağmatik safhalar hakkında bilgiler verir.

7- Her zaman rastlanmayan tali minerallerin mevcudiyeti, bir safhada, farklı tipte mağmatik kayaçların varlığına işaret eder.

8- Değişim diyagramlarında kullanılan analizler, mağmatik diferansiyasyonun varlığını gösterir.

Granitleşme kavramı esas itibariyle ; yakında mevcut mağmatik kütlelerden gelen volatil

veya likitlerin etkisi altında veya bazı petrolojistlerin kabul etmedikleri gözenek boşluklarında

mevcut orijinal sıvıların, sıcaklığın yükselmesi ile aktif hale gelmesi sonucu, daha önce

mevcut kayaçların rekristalizasyonudur.

Granitleşme mekanizması; viskoz lav şekli dahil, mağmanın bütün tedrici geçişlerini ve

mevcut seyreltik hidrotermal çözeltilerin her türünü kapsamı içine alır.

Ayrıca, granitik bileşimli mağmanın varlığını gerçekleyen en öneli bulgular meyanında, geniş

sahalar kaplayan riyolitik kayaçların varlığı ve çık sayıda dayk, sil v.b gibi yapıların riyolitik

bileşim göstermeleridir.

GRANİT MAĞMALARI

Silis tenörü çoğunlukla % 60’dan fazla olan asit mağmalardır. Yer kabuğunun derin

zonlarındaki muhtelif kayaçların kısmi ergimesinden oluşurlar. Kimyasal bileşimleri geniş

sınırlar içindedeğişir. Kuvarslı diyorit’ten granodiyorit’e ve alkali granite kadar uzanan geniş

bir değişim aralıkları vardır.

K, Na ve Alüminyumca zengin, buna mukabil Fe, Mn, Mg ve Ca bakımından fakirdirler.

Kıtasal bölgelerde batolit veya stoklar halinde katılaşırlar.

Laboratuvar deneyleri, yer kabuğunu oluşturan çeşitli kayaçların yüksek sıcaklık ve basınç

altında kısmen ergiyerek, granit bileşimli mağmaların teşekkül edebileceğini doğrulamaktadır.

GRANİTLERİN KİMYASAL

BİLEŞİMİ

Oksit Ağırlık %

SiO2 70.18

TiO2 0.39

Al2O3 14.47

Fe2O3 1.57

FeO 1.78

MnO 0.12

MgO 0.88

CaO 1.99

Na2O 3.48

K2O 4.11

H2O+ 0.84

H2O- 0.03

P2O5 0.19

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Granitoyidler, Boztuğ Durmuş, MTA yayınları eğitim serisi no : 30

Granite petrology and the granite problem, Marmo.V

Petrografi ve Petroloji, Çoğulu H.Ersen, cilt .1 mağmatizma

Petrografi Prensibleri, Uz Bektaş

Petrografi Seminerleri, Uz Bektaş

Osman Serkan ANGI

Jeoloji Mühendisi ( İ.T.Ü )

serkanangi@mynet.com

Türkiye’ Deki Kaplıcalar Ve Maden Suları

Salı, 06 Kasım 2007

Türkiye’ deki Kaplıcalar ve Maden Suları

Kaplıcalar Hakkında Genel Bilgi:

Ilıca olarak da bilinir, maden sularından yararlanma amacıyla kaynarcaların çevresinde kurulan tesislere verilen genel addır.

Araştırmalar sonucunda çeşitli hastalıkların tedavisine yardımcı oldu-

ğu anlaşılan mineral iyonlarıyla yüklü maden sularının oluşumuna ilişkin değişik görüşler vardır. Bu görüşlerden biri, çatlaklardan sızan yerüstü sularının, yolu üzerindeki minarelleri eriterek derinlerdeki ısınmış katmanlara ulaştığı ve buradaki sıcaklığın etkisiyle buharlaşıp yoğunlaşarak yeryüzüne geri döndüğü biçimindedir. Magmaya yakın katmanlarda bazı minarelleri eritmiş durumda bulunan suların buhar-

laşıp yoğunlaşarak tektonik olaylarla yeryüzüne çıktığı görüşü ise baş-

ka bir yaklaşımdır. Maden suları fiziksel özellikleri bakımından çok sıcak, sıcak ve soğuk sular olarak sınıflandırılır. Kimyasal özellikleri bakımından ise bikarbonatlı, sülfatlı, tuzlu, kükürtlü, karbon dioksitli,

demirli, arsenikli, iyotlu, karışık ve radyoaktif madensuları vardır.

Maden suyunun yeryüzüne çıktığı kaynağa kaynarca denir. Bir kaynarca suyunun fiziksel ve kimyasal özelliği bir başkasına, hatta çok yakındaki bir kaynaktan çıkan maden suyunun özelliğine benze-

mez. Bu nedenle tıbbi tedaviye yardım amacıyla kullanımında özenli olmak gerekir. Öte yandan kaplıca sularının hastalıkların iyileştirilme-

sine katkıda bulunma ölçüsü hakkında ayrıntılı ve kesin bilimsel açık-

lama yoktur.

Kaplıca sözcüğü, ılıcanın üstüne bir hamam yapılması sonucunda or-

taya çıkan tesisin “kaplı ılıca” biçiminde tanımlanmasından türemiştir.

Kaplıcalar, özellikleri nedeniyle şifalı sular olarak da bilinen maden sularının yeryüzüne çıktığı kaynarcalar ile bunların çevresinde kurulan

hamam, havuz, klinik, otel gibi tedavi ve konaklama tesislerinden olu-

şur. Tesisler, kaplıca suyundan banyo ve içme kürleriyle yararlanılma-

sına göre farklılıklar gösterir. Üç haftayı bulan banyo kürleriyle hekim

denetiminde fizik tedavi yapılan hidroterapi aygıtlarıyla donatılmış

kaplıcalarda daha geniş tesisler kurulur.

Kaplıcalar sağlık açısından olduğu kadar turizm açısından da önem taşır. İnsanlığın eski çağlardan beri sağlık amacıyla şifalı sulardan ya-

rarlandıkları bilinmektedir. Anadolu’ nun çeşitli yörelerindeki kaplıcaların Yunan ve Roma dönemlerinden beri işletildiğini gösteren

yapı kalıntılarına rastlanır.

Türkiye Kaplıcaları:

Türkiye’ de özellikle kaplıca turizmi bakımından önem taşıyan

başlıca kaplıcalar Yalova, Çekirge, Oylat, Pamukkale, Bolu, Kızılca-

hamam, Gönen ve Haymana kaplıcalarıdır.

Pamukkale

Ege Bölgesi’ nde sıcak maden suyu kaynaklarıdır. Denizli ilinin

Merkez ilçesine bağlı Pamukkale köyünün kuzeydoğusuna düşer.Yak-

laşık 400 m yükseklikteki Pamukkale travertenleri yakınında bulunan antik Hierapolis kenti kalıntılarının çevresinde yer alır.

Doğu-batı doğrultusunda uzanan bir kırık (fay) boyunca breşler ara-sından çıkan kaplıca suyu bikarbonatlı acı maden sularındandır. Sülfat

kalsiyum, sodyum, magnezyum ve karbon de dioksit içeren bu şifalı suların sıcaklığı 33-35.5 derece arasında değişir. Eskiden Hierapolis

kentinin içinde bulunduğu anlaşılan kaynarcalardan çıkan maden sula-

rının sıcaklığının 19. yy başlarında 80 derece olduğuna ilişkin tarihsel

kayıtlar vardır. Daha sonra oluşan bazı tektonik olaylar sonucunda kaynarcaların yer değiştirdiği sanılmaktadır. Toplam debileri yaklaşık

330 lt/sn’ dir.

Pamukkale maden sularından sindirim sistemi, solunum, dolaşım

ve romatizma hastalıklarının tedavisinde yaralanılır.

2- Kızılcahamam Kaplıcaları

Kızılcahamam turizm yönünden Ankara’nın en hareketli ilçelerinden biridir.Hititlere, Friglere, Lidyalılara, Rumlara ait tarihi kalıntılar, mağaralar ve tarihi eserlerden de anlaşılacağı üzere Kızılcahamam değişik medeniyetlere sahne olmuştur.

İlçenin genel özelliklerini Kaplıcaları ve Milli Parkı belirlemektedir. İçinde bulunan şifalı kaplıcalarıyla Kaplıcalar Diyarı adını haketmiştir. Doğal güzellikleri,ormanları çamur banyoları, tarihi eserleri maden ve memba suları ile meşhurdur. Kaplıcalar ile maden suları dünya çapında üne sahiptir.

Tatil yapmak,dinlenmek,tedavi olmak amacıyla yurt içi ve dışından özellikle Ankara’dan gelen konuklar için yakın olması nedeniyle tercih sebebidir. Kızılcahamam’da konaklama tesislerinin yatak kapasitesi yaklaşık 2500 civarındadır.

Festivalleri, kültürel ve sanatsal programları gezinti yerleri,ormanları piknik alanları, insanının cana yakınlığı,termal tesisleri ve ulaşım kolaylığı ile önemli bir turizm merkezidir.

İlçe ekonomisine büyük katkısı olan kaplıcaların Romatizmal, Dermatolojik, Ortopedik, Nörolojik ve Alerjik bazı hastalıkları tedavi ettiği bilinmektedir.

Genel Turizm Açısından:

- Meşhur soğuksu milli parkı,

- Her derde deva termal ve memba suları

- Kurtboğazı Barajı, Eğrekkaya ve Çamlıdere Barajları,

Aydos Yaylası,

-40 kilometre yakınında Karagöl

-Tarihi yapılar,hamamlar,

-Eski çağlara ait mağaralar

-Kız Kalesi, Gelin Kayası,

-Avcılık, olta balıkçılığı,binicilik

-Kamp ve piknik alanları

-Tertemiz hava, nefis bir tabiat

ÜYÜK KAPLICA :

Büyük Kaplıca

İlçe merkezindedir, modern bir görünümde olup, içmeden ziyade banyo kürleri için kullanılır. Derinden gelen, volkanik sulardandır. Kaplıca bölümü, Türk hamamı bölümü ve kadın ve erkeklere ait havuzlardan oluşur. Sodyum bikarbonatlı, hafif klorürlü bir sudur. Kızılcahamam Belediyesi’nin yönetiminde işletilmektedir. Romatizma,egzama, kırık çıkık tedavi sonucu çıkan ağrılarda, kadın hastalıkları, dolaşım yolları, çocuk hastalıklarına iyi gelir. Suyunun sıcaklığı 50 derecedir.

rKüçük Kaplıca

Büyük Kaplıca kaynağının üst tepelerindedir. Suyun geldiği yerdeki kaya oyularak kubbeli bir hamam halini almıştır. Kaya aralığından çıktığı yerdeki sıcaklığı 51 derecedir. Kurnalı hamamdaki sıcaklığı ise 43 dereceye düşer. Tedavi yönünden Büyük Kaplıca’nın şifa değerini taşır.

,Sey Hamamı Kaplıcası

KIZILCAHAMAM’ a 14 km uzakta Güvem bucağı’ na 3 km uzakta bir dere kenarında kaynar. Sıcaklık 43 derecedir. Meşe ve çam ağaçlarının süslediği bir yerdedir. Su, bir değirmen döndürecek kadar bol akar. Erkeklere ve kadınlara ayrı ayrı hamamları ve havuzları vardır. Sular, havuzların dibinden kaynar. Havuzlara, soğuk su katılmadan girilebilir. Kalsiyum bikarbonatlı olan su içilir. Hazmı kolaylaştırır. Romatizma, nevralji, nevrit, kadın hastalıklarında faydalıdır. Geç tutan kırıklar ve mafsal tutukluklarında iyi sonuç alınır.

Maden Suları:

Çamlık Maden Suları.

Mide,karaciğer ,safrayolları, dolaşım sistemi bozokluklarına , bronşiti olan hastalara kalp yorgunluğu ve yetersizliğine ve iç organları hastalıklarına iyi gelmekte ve hazmı kolaylaştırmaktadır.

Kuruluşu 1957

Nitrit mg/lt yok- 100ml’de kaliform bakteri sayısı 0 olup madensuları yönetmeliğine uygundur.

Tüm işlemler eldeğmeden yapılmaktadır.

As-Koop Maden Suları

Mide,karaciğer ,safrayolları, dolaşım sistemi bozukluklarına , bronşiti olan hastalara kalp yorgunluğu ve yetersizliğine ve iç organları hastalıklarına iyi gelmekte ve hazmı kolaylaştırmaktadır.

Kuruluş 1976

Tüm işlemler el değmeden yapılmaktadır.

Altın Memba Suları

Soğuksu Milli Parkı içerisinde ormanın içinde bulunan su kaynağından beslenmektedir. Bu suya ”ALTINSU” adını 17/7/1934 tarihinde ilçeye gelen ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK vermiştir.

Kuruluş 1950 ‘li yıllar

Üretim otomatik makinelerde el değmeden yapılmaktadır

Berrak, renksiz PH=6,5 tortu yoktur.

3- Gönen Kaplıcaları

Marmara Bölgesi’ nde, Balıkesir’ in Gönen ilçesinde yer alan sıcak su kaynaklarıdır. Gönen kent merkezinin kuzey kesiminde bulunan kaplıcalara gelen sıcak sular, yöreden geçen kırık (fay) hattını örten ve geniş bir alan yayılan alüvyon katmanlarının gözeneklerine yerleşmiş durumdadır. Buradaki sıcak su kaynakları Eski kaynak, Çemberli kaynak ve Büyük Kanal adıyla da anılan Mermerli Kuyu’ dur.

Kaynaklar, kaplıca tesislerinin ortasındaki geniş bir parktadır. Eski kaynak suyu 52 derece, Çemberli kaynak suyu 75 derece, Mermerli

Kuyu’ nun suyu da 77 derecedir. Sodyum, sülfat, bikarbonat ve klorür bakımından zengin olan bu kaynak suları, magmatik ve hipotonik su-

lar grubundadır.

Gönen kentine 10 km kadar uzaklıkta Ekşidere Dağ Ilıcası ve Ekşidere Gençlik Suyu kaynakları vardır. Öteki sulardan daha soğuk olan bu kaynaklardan çıkan suların radyoaktivitesi yüksektir. Dağ Ilıcası’ nın suyu 44 derece, Gençlik Suyu ise 18 derecedir.

Gönen Maden sularının banyo olarak romatizma, bağırsak, kan ve kadın hastalıklarında, içme kürleriyle kullanıldığında da sindirim sistemi hastalıklarında olumlu etkisi olduğu bilinir. Gelişmiş ulaşım olanakları ve modern tesisleri olan Gönen Kaplıcaları, kaplıca turizmi

bakımından Türkiye çapında önem taşır ve ilgi görür.

4- Haymana Kaplıcaları

İç Anadolu Bölgesi’ nde maden suyu kaynağıdır. Ankara’ nın

güneydoğusunda, Haymana kasabasındaki tepelik bir alanda yer alır.

Bikarbonatlı ve karbondioksitli sulardandır. Kalker yapılı bir tepecik-

ten kaynaklanır. Yöredeki çöküntü alanında yüzeyden görülmeyen kırıklardan sızan suların geçirimsiz kayaçlar arasından kaynak noktasına doğru çıktığı sanılır.

KAPLICAYA GİDEN HASTALARIN İSTATİSTİKİ DÖKÜMÜ

Hastalıklar Adet İstifa eden İstifa Edemeyen Menfi

Romatizma 4.556 4.326 230 Yok

Lumbago 136 98 38 0

Siyatik 813 735 79 0

Kadın hastalıkları 326 221 105 0

Varis 21 3 2 16

Filebit 4 3 1

Hypertantion 378 268 110

Polinevrit 4 2 2 0

Litilbast 1 1 0 0

Çocuk felci 4 1 3 Az istifade

Osteomiyalit 2 2 0 0

Astım Bronşit 14 14 0 0

Guatr 4 0 4 0

Kilye rahatsızlığı 6 2 4 0

Hemoroit 3 1 0 0

Safra-Karaciğer 20 9 11 Yok

Ankilos 1 1 0 0

Ekzama ve Cilt 58 49 9 0

Sıcaklığı 44 derece olan Haymana kaplıcası’ nın suyu oldukça boldur. İçildiğinde sindirim sistemine yaptığı olumlu etki nedeniyle sofra suyu olarak şişelenmesi önerilmiştir. Banyo için kullanıldığın- da dolaşım ve solunum sistemlerini olumlu yönde etkilediğine inanılır.

Roma ve Selçuklu dönemlerinde de işletilen Haymana Kaplıcası’ nda

bir fizik tedavi kuruluşu vardır.

Kaplıca Suyunun Terkibi ve Özellikleri

Sıcaklığı Kaynakta 44,havuzda 42-43,küvetlerde 41 derecedir.

Radyoaktivitesi 0,155*10-9 gr/lt

Tuz miktarı 1,2211796 gr/lt

Yoğunluğu 15 derecede 1,00017 gr/cm küp

5-Bolu Büyük Kaplıca

Karasu Ilıcaları olarak da bilinir, Bolu kentinin 5 km kadar

güneyinde kaplıcadır. Bolu Ovasının güney kesiminden geçen Kuzey Anadolu fay çizgisinin uzantıları üzerindedir.

Kaynak kesiminde birbirinden bölmelerle ayrılmış, ısısı farklı üç havuzdan oluşan Büyük Kaplıca’ da su sıcaklığı 42-46 derece arasında

değişir. Bu su kalsiyum bikarbonat ve kalsiyum sülfat bakımından ol-

dukça zengindir. Kalsiyum dışında içinde sodyum, magnezyum, po-

tasyum , klor, fosfor ve amonyum iyonları da vardır. Bileşiminde az miktarda da olsa radyoaktif özellikte maddeler bulunduğu ve romatiz-

mal hastalıklara iyi geldiği için aranılan bir kaplıcadır. Suyunun içimi

sert olmakla birlikte çeşitli mide rahatsızlıklarına iyi gelir.

6-Çekirge Kaplıcaları

Marmara Bölgesi’ nde, Bursa kent merkezin kuzeybatısında bir dizi kaplıcadır. Nilüfer Çayı ile Uludağ etekleri arasında

yer alır. Batıdan kuzeydoğuya doğru uzanan kırık hattından aldığı sıcak su kaynaklarının en önemlisi, Yukarı Çekirge’ den çıkan Vakıfbahçe kaynağıdır. Sıcaklığı 47 derece olan yüksek debili bu su yöredeki otellere verilir. Diğer kaynaklar; Bademlibahçe, Karamustafa, Kaynarca, Yenikaplıca, Kükürtlü’ dür. Bu kaynakların suları daha sıcaktır.

İstanbul’ a yakınlık, ulaşım ve konaklama kolaylıkları gibi etkenler yörede canlı bir kaplıca turizminin gelişmesini sağlamıştır. Bizans döneminde Pythia olarak bilinen kaplıcalar, bugünkü adını Çekirge Sultan’ dan söz edilen bir halk öyküsünden almıştır.

7-Oylat Kaplıcası

Marmara Bölgesi’ nin Güney Marmara Bölümü’ nde sıcak maden suyu kaynağıdır. İnegöl ilçesinin Tahatköprü bucağına bağlı Saadet köyü yakınındaki Oylat yöresindedir. İnegöl çöküntü ovasının güne-

yindeki dağlık alanda yer alır.

Sıcaklığı 40 dereceyi, debisi 40 lt/sn’ yi bulur. Kaplıca çevresinde

kaynarcaya gelen maden sularının sızmasıyla yeryüzüne çıkmış bazı,

kaçak kaynaklar da vardır. Yörede göz hastalıklarına iyi geldiğine ina-

nılan Göz Suyu bunlardan biridir. İnegöl kentinden 19 km’ lik düzgün bir yolla ulaşılan Oylat Kaplıcası’ nda konaklama ve hizmet tesisleri vardır.

Maden

Salı, 06 Kasım 2007

ERDEMİR MADENCİLİK SAN. TİC. A.Ş.

ERDEMİR (ERDEMİR MINING INDUSTRY & TRADE INC.)

DİVRİĞİ-SİVAS TÜRKİYE

MADEN

TÜRKİYE DEMİR MADENİ YATAKLARI

İŞLETMELER GENEL MÜDÜR YARDIMCILIĞI

EYLÜL 2004

İÇİNDEKİLER

SAYFA NO

1.GİRİŞ 2

2.DEMİR CEVHERİNİN EKONOMİKLİLİĞİ 2

3.DEMİRİN DOĞADA BULUNUŞU VE DEMİR MİNERALLERİ 3

4.DÜNYADA MEVCUT DURUM 4

5.TÜRKİYE DEMİR MADENCİLİĞİNİN DURUMU 8

6.DEMİR YATAKLARI 15

TÜRKİYE DEMİR YATAKLARI

GİRİŞ

Günümüzde Demir – Çelik, sanayinin temel hammaddesini oluşturmakta ve ülke kalkınmasında önemli rol oynamaktadır. Ülkenin ekonomik gelişmeleri kişi başına düşen gayri safi milli hasıla dışında, kimi istatistiklerde kişi başına düşen demir-çelik tüketimi ile de ölçülmektedir.

Metaller arasında en çok kullanılan ve en ucuz olan demir ve bir demir alaşımı olan çelik, günlük yaşantımızın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte insanlar demiri, uygarlık tarihinin erken dönemlerinden (neolitik kültür) beri bilinen altın, bakır, ve tunçtan çok daha sonra kullanmaya başlamışlardır. Bakır, kalay, kurşun, gümüş ve altın gibi yumuşak madenlerin kolaylıkla işlenmesine karşın, demirin ergitilmesi için o dönem fırınlarına göre daha yüksek bir sıcaklık (1539 0C) ve katkı maddeleri (kömür ve kireçtaşı) gerekmekteydi. Demir Mısır, Mezopotamya ve Anadolu’da eski çağlardan beri bilinirdi. En eski dönemlerde altın kadar önemli olan demir, önemli kişilere ait kılıçların keskin yanlarıyla, süs eşyası yapımında kullanılıyordu. Bununla ilgili Anadolu bir çok eserler bulunmuştur.

DEMİR CEVHERİNİN EKONOMİKLİLİĞİ

Demir cevherinin ekonomikliliğini etkileyen iki önemli faktör vardır.

A- JEOLOJİK ETKENLER

1-) Cevherin Tipi ve Tenörü : Doğrudan yüksek fırına gidecek türde yıkama cevheri, ağır ortam cevheri, vd. Rice oranı* safsızlıklar.

2-) Tonaj: Ham cevher rezervi, elde edilebilecek ürün miktarı, sermaye maliyetine etkisi.

3-) Tane Boyu: Öğütme boyu, doku cevher minerallerinin ayrılması yabancı maddelerin atılması.

4-) Öğütülebilme: Cevherin konsantre ve pelet yapılabilecek boyda öğütülmesi ve bu iş için gerekli elektrik enerjisinin Ton/KW/Saat.

5-) Mineraloji: Manyetit, Hematit, Götit, Silikat ve Karbonat yabancı madde mineralojisi.

6-) Cevher Tiplerinin Dağılımı: Tenörü, dokusu, mineralojisi seçmeli madencilik yapılabilir mi?

* Rice Oranı: Fe / SiO2 + Al2O3

7-) Örtü Malzemesi: Kalınlığı, cinsi, doğası, yer altı mı yoksa açık işletme mi?

8-) Cevherin Geometrisi: Gövdenin duruşu, düşeyde metre başına Ton miktarının dekapaj oranı üzerindeki etkisi.

9-) Yer: Topografya, iklim

B- JEOLOJİK OLMAYAN ETKENLER

1-) Pazar ve Fiyat

2-) Politik ve genel iş atmosferi

3-) Taşıma Maliyeti

4-) İşçilik ve yerleşme olanakları maliyetleri

5-) Yapım maliyeti

6-) Güç kaynağı

7-) Su temini

8-) Vergiler

9-) Ruhsat Hakkı (Rödevans)

10-) Enflasyon Etkisi

11-) Atıkların uzaklaştırılması

12-) Ortamın etkisi= Ekoloji

13-) Finansman

DEMİRİN DOĞADA BULUNUŞU VE DEMİR MİNERALLERİ

Demir % 5,4 bir bolluk ortalamasıyla yer kabuğunun Oksijen, Silis ve Alüminyumdan sonra dördüncü yaygın elementtir.

Kimyasal ve Fiziksel Özellikleri

Atom Numarası: 26

Atom Ağırlığı: 55.85

İyon Yarıçapı: Fe+2 : 0.86 A0

Fe+3 : 0.73 A0

Elektronegativite: Fe+2 : 6.18

Fe+3 : 1.9

Ergime Noktası: 15350

Kaynama Noktası: 27350

Elektrik İletkenliği: 12.25

Isı İletkenliği: 11.9

Yoğunluğu: 7.83 gr/cm3

Demir doğada +2 (Ferro) +3 (Ferrik) ve 0 değerli olmak üzere üç biçimde bulunur. En önemli Demir Cevheri Mineralleri;

Cinsi Kimyasal Formülü Olabileceği En Yüksek Tenör %Fe

- Manyetit FeO.Fe2O3 72.4

- Hematit Fe2O3 69.64

- Götit HFeO2 62.69

- Limonit FeO (OH) NH2O 62.3

- Siderit FeCO3 62.1

DÜNYADA MEVCUT DURUM

a) REZERVLER

A.B.D. Maden Dairesi istatistiklerine göre dünyada demir cevheri kaynakları ham cevher olarak 870 milyar Ton’un üzerinde tahmin edilmektedir. M.T.A.’nın Pazar ekonomisi ülkeleri için yapmış olduğu bir araştırmada Toplam 753 milyar Ton rezervin ülkeler bazındaki değerleri aşağıda verilmiştir.

Ülke Ortalama Tenör % Rezerv (Milyon Ton) Metal (Milyon Ton)

Cezayir 51,9 1.009,7 437,4

Avustralya 60,1 11.105,9 6.270,9

Brezilya 63,3 5.552,9 3.009,7

Kamerun 30,1 196,8 49,8

Kanada 34,7 6.249,1 1.260,5

Şili 54,5 141,0 66,2

Gabon 63,9 506,9 237,7

Gine 64,4 935,0 569,8

Hindistan 52,2 1.590,6 477,5

Fildişi Sahili 35,7 659,4 208,7

Liberya 40,3 1.741 510,8

Moritanya 43,9 510,7 80,6

Meksika 45,5 464,1 147,1

Yeni Zelanda 15,5 271,2 33,9

Norveç 32,6 187,3 51,8

Peru 53,5 1.433,3 644,7

Portekiz 37,0 243,7 52,2

Senegal 63,6 334,6 70,8

Sierra Leone 32,,3 57,1 15,0

Güney Afrika 64,0 1.293,8 656,5

İspanya 53,7 33,9 16,7

İsveç 47,8 1.029,1 911,4

ABD 25,6 36.909,8 6.974,8

Venezuela 62,9 1.336,3 801,5

TOPLAM 75.304,6 24.149,5

Eski Sovyetler Birliği Ülkeleri, Doğu Avrupa ve Çin dahil edildiğinde Toplam dünya ekonomik ham cevher rezervi 150 milyar Ton’a ulaşmaktadır.

b) ÜRETİM

. Üretim Yöntemi ve Teknoloji

Dünya üzerinde mevcut demir cevheri yataklarının İsveç’teki ocaklar haricinde tümü açık ocak işletmesi olarak faaliyet göstermektedir. Ekonomik açıdan çok uygun olan patlatma ve yükleme ile özellikle düz alanlarda çok geniş sahalara yayılmış olan Avusturalya ve Brezilya’daki yataklarda düşük maliyette cevher üretimi gerçekleştirilmektedir.

Uluslararası piyasadaki üreticiler nispeten düşük bir fiyatla büyük miktarda yüksek tenörlü cevher sağlayabilmektedirler. Bu amaçlara varmak için büyük ölçekli ocaklarda bilgisayar yardımıyla planlama ve üretim kontrol sistemi ile yüksek mekanizeli açık işletme madencilik metodları uygulanmaktadır. Ayrıca çıkarılan tüm demir cevheri pazarlamadan önce işleme tabi tutulmaktadır. Bunun amacı demir içeriğini en azından % 63′e kadar arttırmak, empuriteleri azaltmak ve ürünlerin fiziksel koşullarını kontrol etmektir. Demir cevherinin bu şekilde işlenmesi satılabilirliğini artırmaktadır ve maden işletmeleri için ek değer oluşturmaktadır.

İlk aşamada işlem, ya parça cevher ya da toz olarak bilinen demir cevheri konsantreleri üretmektir. Bu ürünler arasında tane boyutları açısından az fark vardır. Bazı ürünler tozlar olarak sınıflandırılırlar. Bunlar peletlik cevher, kumları ve sinter tozları gibi çok ince boyutlu malzemelerdir. Spesifikasyonları değişiktir ve herhangi bir üretici tarafından farklı tenörlerde pazarlanabilir.

Brezilya devlet kuruluşu CVRD, %64,5 demir ile dünya pazarlarına standart sinterlik toz cevher sağlamaktadır. Ayrıca diğer önemli Brezilya üreticisi MBR %66 demir içeriği olan sinter tozlarını dünya pazarlarına sunmaktadır. MBR ayrıca % 68 gibi yüksek bir demir içeriğine sahip pelet konsantresi de üretmektedir.

Tüketilen demir cevherinin oldukça büyük bir kısmı, yüksek fırınlara ya da direkt redükleme tesislerine beslenmeden önce işleme tabi olur. Bu işlem aglomerasyon projesi olarak bilinir. Sinterleme ve peletleme olarak iki şekli vardır.

Az miktarda sinter uluslararası ticarete girmektedir. Sinterin çoğu, çelik üreticileri tarafından kendi, ihtiyaçlarında kulanılmak üzere yapılmaktadır. Demir cevherinin büyük tonajı pelet şeklinde sevkedilmektedir. Pelet iç tüketimden ziyade ihracata yönelik olarak üretilmektedir.

Demir cevherinin peletlenmesi, madenciliğin ve işletmecilik operasyonlarının bir bölümü olarak üstlenilmektedir. Dünyanın pelet fabrikalarının çoğu madenlerde ya da daha genel olarak, sevkiyat noktalarında bulunmaktadır. Brezilya dünya demir cevheri peletlerinin en büyük ihracatçısıdır ve örnek olarak, Tubarao limanında 6 pelet fabrikası mevcuttur. Brezilya pelet üreticisi Nibrasco yılda 6 milyon tonu aşkın kapasite ile Tubarao da iki fabrika işletmektedir. Peletler marjinal olarak % 64.5 düşük Fe spesifikasyonuna sahiptir.

c) TÜKETİM

Dünya Demir Cevher tüketimi bölgeler ve bazı ülkelere göre verilmiştir.1985-1995 yılları arasında dünya ülkelerinin görünür demir cevheri tüketimlerini 1950 yılında 981 milyon Ton ile rekor seviyeye ulaşmıştır.

BÖLGESEL TÜKETİMLER

1992 milyon ton

1) Gelişmiş Ülkeler Toplam 358,7

AET 126,4

Japonya 113,8

ABD 62,4

2) Gelişmekte Olan Ülkeler Toplam 160,0

Asya 87,7

Latin Amerika 61,8

Doğu Avrupa Ülkeleri 160,4

Eski Sovyetler 135,0

Sosyalist Asya Ülkeleri 231,0

Çin 221,1

DÜNYA TOPLAMI 910,4 milyon ton

Dünya Demir Cevheri İhracatında Önde Gelen Ülkeler

Ana İhracatçılar Dünya İhracat Miktarı (Milyon Ton) Dünya İhracatı Payı %

1-Brezilya 28,8 29

2-Avusturalya 28 28,1

3-Hindistan 7,8 7,6

4-BDT 6,9 7,4

5-Kanada 7,5 6,8

6-İsveç 3,9 4,2

7-Güney Afrika 3,9 4,1

8-Venezuella 3,4 2,2

9-Moritanya 2,5 2,2

10-Şili 1,9 1,6

Dünya Demir Cevheri İthalatında Önde Gelen Ülkeler

Ana İthalatçılar Dünya İthalat Miktarı (Milyon Ton) Dünya İthalat Payı %

1-Japonya 32,2 30,5

2-Almanya 11 11,1

3-Kore 7,2 8,5

4-Çin 4,7 6,7

5-Belçika/Lüksemburg 4,9 4,8

6-Fransa 4,6 4,6

7-İngiltere 4,7 4,2

8-İtalya 4,5 4,0

9-ABD 3,4 3,3

10-Çekoslavakya 3,0 3,1

5- TÜRKİYE DEMİR MADENCİLİGİNİN DURUMU:

5.1. DEMİR CEVHERİ YATAKLARININ DAĞILIMI:

Türkiye’de bu güne değin 900 kadar mıntıkada demir cevheri saptanmış olup, ekonomik olabileceği düşünülen 500 civarında mıntıkada etüt yapılmıştır. Bu çalışmalarda, Türkiye demir cevheri bakımından, 10 bölgeye ayrılmıştır:

1. Sivas-Malatya Bölgesi,

2. Kayseri - Adana Bölgesi,

3. İçel Bölgesi,

4. Payas - Kilis Bölgesi,

5. Giresun Bölgesi,

6. Ankara - Kırşehir Bölgesi,

7. Sakarya - Çamdağ Bölgesi,

8. Çanakkale - Balıkesir Bölgesi,

9. Kütahya Bölgesi,

10. Aydın - İzmir Bölgesi,

Ancak bu bölgelerin demir tenörü ve rezervleri değişkenlik arz etmektedir. Bu nedenle daha sağlıklı bir bölgelendirme şu şekilde yapılabilir.

5.1.1. SİVAS-MALATYA-ERZİNCAN BÖLGESİ

Bu bölge, halen işletilmekte olan madenlerin büyük kısmını ihtiva etmesi, rezervlerinin büyüklüğü ve ileride değerlendirilebilecek düşük tenörlü rezervleri de içermesi nedeniyle, Türkiye’nin en büyük demir cevheri bölgesidir. Halen yüksek tenörlü, direk şarjlık cevher üretim merkezi durumunda olan bu bölgede; 1985 yılında Divriği Konsantrasyon ve pelet tesisleri üretime başlamıştır. Düşük tenörlü Hekimhan-Deveci sideritlerini işlemek için planlana kalsinasyon tesisleri ile yine düşük tenörlü Hekimhan-Hasançelebi manyetit yataklarının işletilmesi için düşünülen Konsantrasyon ve pelet tesislerinin de bu bölgede yer alacak olması, bölgenin uzun yıllar Türkiye demir madencilik bölgesi olacağını göstermektedir.

Bu bölgede son yıllarda yapılan çalışmalarla önemli rezerv artırıcı gelişmeler kaydedilmiş olup; Divriği A+B Kafa, Dumluca, Bizmişen, Kurudere, Çetinkaya, Otluklise, Deveci, Karakuz, Sivritepe, Hasançelebi bu bölgenin önemli cevher yataklarıdır.

5.1.2. KAYSERİ-ADANA BÖLGESİ

Türkiye’nin ikinci derecede önemli demir cevheri bölgesi olup, daha ziyade yüksek tenörlü, direk şaıjlık cevherler içermektedir.

Attepe, Kızıl Menteş, Karaçattepe, Mağrabeli (Koruyeri), Elmadağbeli, Ayıdeliği, Kararnadazı ve Tacir demir yataklarının bulunduğu bu bölgede, son yıllarda (1989-1993) MTA tarafından yapılan etüd ve sondajlı aramalar sonucunda Mansurlu-Attepe civarında önemli rezervler ortaya çıkarılmış olup, yeni rezervIerin bulunması beklenmektedir.

5.1.3. ANKARA-KESiKKÖPRÜ BÖLGESİ

Ankara-Bala, Kırıkkale-Keskin arasında yeralan bölgede; Madentepe, Büyükocak, Camiisağır, ve Camiikebir yatakları bulunmakta olup, uzun yıllardır Karabük Demir Çelik Tesislerine sevkiyat yapılmaktadır

5.1.4. BATI ANADOLU BÖLGESi:

Batı Anadolu Bölgesi demir cevheri yatakları, genellikle yüksek tenörlü, ancak empüriteli cevher ihtiva etmektedir. Bu cevherler ancak diğer cevherler ile harmanlamak suretiyle empüriteleri tolore edilerek kullanılırlar. Bölgede mevcut Şamlı cevheri Cu, Eymir cevheri As ve Ayazmant cevheri Cu ve S yönünden empüritelidir.

Ayazmant, Büyük ve Küçük Eymir, Çavdar, Hortuna sahaları bu bölgede bulunmaktadır.

5.1.5. DİĞER BÖLGELER

Yukarıda söz edilen bölgeler dışında kalan cevher yatakları, belirli bir bölgede toplanamayacak şekilde dağınık olup en önemlisi, Bingöl - Genç - Avnik yatağıdır. Yatak önemli miktarda rezerv olmakla beraber fosfat (P) empüritesi içerdiğinden teknolojik proses gerekmektedir. Ayrıca; Sakarya - Çamdağ (karbonat ve silisli), Payas (yüksek alüımınalı), İçel yöresindeki (düşük tenörlü) yataklar, Bitlis - Meşesırtı, Öküzyatağı (Fosfat empüriteli), Adıyaman - Çelikhan - Bulam (Fosfat empüriteli), Kahramanmaraş - Beritdağı (düşük tenörlü), yozgat - Sarıkaya (düşük tenörlü) gibi sorunlu cevher yataklarıda teknolojik proses gerektirmektedir. .

5.2. DEMİR CEVHERİ REZERVLERİ:

Ülkemizde demir cevheri ve rezervleri, Demir Çelik Fabrikalarının kullanımına göre 3 kategoride toplanabilir. Aşağıdaki tablo ve açıklamaları verilen, Türkiyenin bu güne kadar tespit edilen demir cevheri rezervi; işletilebilir 80,3 milyon ton, Sorunlu 962,8 milyon ton ve potansiyel 321,5 milyon ton olmak üzere toplam 1363,5 milyon tondur.

5.2.1. İŞLETİLEBİLİR DEMİR CEVHERİ REZERVLERİ:

Bu kategoride gösterilen cevher yatakları, bugüne kadar üzerinde belirli düzeyde arama çalışmaları yapılmış ve işletme faaliyetlerinde bulunulmuş demir cevheri yatakları olup halen çoğunda üretim devam etmektedir. Demir (Fe) tenörleri %51-62 arasında olup, ortalama tenörü %55 civarındadır. 22 yatağın rezervi; görünür 89,2 milyon ton, muhtemel 41,1 milyon ton olmak üzere toplam 130,6 milyon tondur. Ancak işletilebilir miktarı 1996 yılı itibariyle 80,3 milyon tondur. (50,3 milyon tonluk cevher rezervi, sorunlu yataklar arasında gösterilmiştir.)

TÜRKİYE İŞLETİLEBİLİR DEMİR CEVHERİ REZERVLERİ

İİİİ REZERV ( 1000 Ton )

GÖRÜNÜR MUHTEMEL TOPLAM İŞLETİLEBİLİR

A-KAFA SİVAS-DİVRİĞİ 25.000 - 25.000 25.000 54

B-KAFA SİVAS-DİVRİĞİ 9.600 - 9.600 9.600 56

EKİNBAŞI SİVAS-DİVRİĞİ 9.111 2.000 11.111 9.111 55

DUMLUCA SİVAS-DİVRİĞİ 1.760 - 1.760 1.760 57

PURUNSUR SİVAS-DİVRİĞİ 100 1.800 1.900 100 55

TAŞLITEPE SİVAS-DİVRİĞİ 60 300 360 60 62

OTLUKİLİSE SİVAS-DİVRİĞİ 800 3.500 4.300 800 54

ÇETİNKAYA SİVAS-KANGAL 1.800 5.000 6.800 1.300 54

ATTEPE ADANA-FEKE 5.900 - 5.900 5.900 57

KARAMADAZI KAYSERİ-YAHYALI 800 1.000 1.800 300 51

KESİKKÖPRÜ ANKARA-BALA 1.800 1.000 2.800 1.800 54

BIZMİŞEN ERZİNCAN-KEMALİYE 9.500 7.500 17.000 5.000 53

BÜYÜKEYMİR BALIKESİR-HAVRAN 3.690 5.400 9.090 340 53

ŞAMLI BALIKESİR-ŞAMLI 190 - 190 190 58

TACİN KAYSERİ-PINARBAŞI 70 100 170 70 51

KIZIL-MENTEŞ KAYSERİ

KARAÇATI YAHYALI

KARAMAĞRA KAYSERİ-YAHYALI

YENİGİREĞİ ADANA-KARASALI 40 100 140 40 57

ELMADAĞ ADANA 1.000 400 1.400 1.000 53

AYIGEDİĞİ KAYSERİ-YAHYALI 590 300 890 590 54

UYUZPINAR ADANA-FEKE 235 - 235 235 58

ŞİRZİ MALATYA-HEKİMHAN 275 - 275 275 49

TOPLAM 81.801 43.400 125.201 75,040 53

Görünür Rezervi İle İşletilebilir Rezervi Farklı Olan Yataklar

Sorunlu Tablosunda Da Ayrıca Gösterilmiştir.

5.2.2. SORUNLU DEMİR CEVHERİ REZERVLERİ

Bu yataklar rezerv arama çalışmaları yapılmış ve görünür+muhtemel rezerv potansiyeli belirlenmiş, ancak içinde, fabrikalar tarafından istenmeyen emprüteler bulunduğundan dolayı işletilmesi kısmen yapılmayan 17 ayrı ocaktan oluşmaktadır. Bu yataklarda; görünür 307 milyon ton, muhtemel 655,8 milyon ton olmak üzere toplam 962,8 milyon ton rezerv bulunmaktadır. Bu yatakların demir tenörleri Fe %19-54 arasında değişmektedir.

TÜRKİYE SORUNLU DEMİR CEVHERİ REZERVLERİ

İİİİ REZERV ( 1000 Ton ) TENÖR

GÖRÜNÜR MUHTEMEL TOPLAM (% Fe)

ÇAVDAR AYDIN-SÖKE 2.800 9.200 12.000 42,00 xxx

KESİKKÖPRÜ ANKARA-BALA 1.800 - 1.800 44,52 x(SiO2veS)

AYAZMANT BALIKESİR-AYVALIK 5.600 - 5.600 52,00 *(Cu)

BERİTDAĞ K.MARAŞ-GÖKSUN 150 - 150 52,00 xx

UZUNPINAR KAYSERİ-PINARBAŞI 200 150 350 50,00 x(SiO2)

ÇAMDAĞ-1 SAKARYA-KARASU 1.300 20.000 21.300 37 x(SiO2)

ÇAMDAĞ-2 SAKARYA-KARASU 1.500 77.500 79.000 18,38 x(CaCO3)

OTLUKİLİSE SİVAS-GÜRÜN 34.000 - 34.000 31,76 x(SiO2 -Al2O3),xxx

HASANÇELEBİ MALATYA-HEKİMHAN 160.000 525.000 685.000 19,00 x(TiO2), xxx

AVNİK BİNGÖL-GENÇ 35.000 5.000 40.000 43,65 x(P2O5)

KORUYERİ KAYSERİ-DEVELİ 3.300 500 3.800 51,00 xx

DEVECİ (SİD) MALATYA-HEKİMHAN 41.000 - 41.000 39,00 x(CaCO3)

ÇETİNKAYA SİVAS-KANGAL 600 500 1.100 54,00 xxx

BİZMİŞEN ERZİNCAN-KEMALİYE 12.000 8.000 20.000 53,00 x(S),xxx

B.EYMİR BALIKESİR-HAVRAN 2.800 - 2.800 53,00 x(As)

KARAMADIZI KAYSERİ-YAHYALI 500 - 500 51,00 xxx

KARAKUZ MALATYA-HEKİMHAN 1.500 16.000 17.500 41.08 x(SiO2 -Al2O3)

TOPLAM 304.050 661.850 965.900 23,34 *

x Empürüte sorunu var.

xx Dekapaj sorunu var.

5.2.3. POTANSİYEL DEMİR CEVHERİ REZERVLERİ.

MTA kayıtlarında olup, yeteri karar arama çalışması yapılmamış, hemen hemen hepsinde teknolojik işleme tabi tutmadan kullanılamayacak oranda emprüte içeren, tenörleri Fe %14-52 arasında olan 27 yataktan oluşmaktadır.

TÜRKİYE POTANSİYEL DEMİR CEVHERİ REZERVLERİ

İİİİ REZERV ( 1000 Ton ) TENÖR

GÖRÜNÜR MUHTEMEL TOPLAM (% Fe)

SULTANDEDE AFYON-ÇAY - 465 465 50,40 xx

PINARBAŞI ADIYAMAN-ÇELİKHAN - 31.000 31.000 28,56 x(P2O5)

KUŞÇAYIRI ÇANAKKALE-MERKEZ - 430 430 35,00 x(SiO2 -Al2O3)

ÖRENDÜZÜ İÇEL-GÜLNAR - 11.000 11.000 35,00 xx,xxx

HORTUNA İZMİR-TORBALI - 2.000 2.000 45,80 x(As)

NERGELE K.MARAŞ-ELBİSTAN - 4.000 4.000 52,00 x(As)

CAKCAKDERE K.MARAŞ-ELBİSTAN - 1.200 1.200 40,00 x(SiO2)

PAYAS HATAY-İSKENDERUN 6.000 12.000 18.000 35,00 x(SiO2 -Al2O3)

KASTAL HATAY-KIRIKHAN 2.000 4.000 6.000 33,76 x(SiO2 -Al2O3-TiO2),xxx

CABBARDAĞI G.ANTEP-İSLAHİYE - 10.000 10.000 30,00 x(SiO2 -Al2O3)

KORUDAĞ G.ANTEP-İSLAHİYE - 8.000 8.000 30,00 x(SiO2 -Al2O3)

KÜRECİ KÜTAHYA-EMET 20 620 640 42,00 x(SiO2)

ÇATAK KÜTAHYA-EMET - 1.900 1.900 50,00 x(S),xxx

KARAAĞIL KÜTAHYA-EMET - 2.000 2.000 48,80 x(PbS-Zn)

GÜNCEK KÜTAHYA-SİMAV - 140 140 40,00 xx

KALKAN KÜTAHYA-SİMAV - 500 500 50,00 x(SiO2veS)

DİŞBUDAK SİVAS-DİVRİĞİ - 300 300 41,41 x(SiO2)

KIZILDAĞ SİVAS-DİVRİĞİ - 240 240 28,50 x(SiO2veS)

KURUDERE SİVAS-DİVRİĞİ-ÇALTI 20 100 120 50,00 x(S)

YELLİCE SİVAS-DİVRİĞİ - 125.000 125.000 19,00 xxx

UZUNKUYU YOZGAT-SARIKAYA - 6.600 6.600 14,20 xx,xxx

ATKAYASI YOZGAT-SARIKAYA - 380 380 22,00 xx,xxx

KARABACAK YOZGAT-SARIKAYA - 4.500 4.500 30,00 xx,xxx

YILANPINAR YOZGAT-SORGUN - 30.000 30.000 20,00 xx,xxx

BATTALLAR YOZGAT-SORGUN - 13.000 13.000 20,00 xx,xxx

İNÜSTÜ YOZGAT-SORGUN - 42.000 42.000 20,00 xx,xxx

KARAÇAM ESKİŞEHİR-S.HİSAR 400 1.750 2.150 45,00 x(Ni-As)

TOPLAM 8.440 313.125 321.565 23,98 *

x Empürüte sorunu var.

xx Dekapaj sorunu var.

xxx Düşük tenörlü

5.3. DEMİR CEVHER ÜRETİMİ

Türkiye’de demir cevheri üretimine, Karabük Demir Çelik Fabrikalarının kuruluşu ile 1938 yılında Divriği Demir cevheri yataklarından başlandı. Demir cevher üretimi, Erdemir ve İsdemir fabrikalarının kurulması ile giderek artmış ve son yıllarda 5-6 milyon ton seviyelerine yükselmiştir.

Genel olarak, Demir Çelik fabrikalarına uygun kimyevi evsafa haiz cevher bulunan yataklardan yapılan üretim, kırma eleme tesislerinden geçirilerek, fabrikaların istediği, fiziki evsafta toz ve parça cevher olarak ayrılarak fabrikalara sevk edilir. Sadece Divriği’den üretilen tüvönan cevherden pelet ve konsantre cevher üretilmektedir.

Yurtiçi üretiminin, hemen hemen tamamına yakını Sivas-Malatya ve Kayseri-Adana bölgelerinden yapılmaktadır. 1996 yılı üretimlerinin, yarıdan fazlası kamu sektörü tarafından 2 adet ocakta yapılmış, geri kalan ise özel madenciler tarafından 9 sahadan yapılmıştır

Türkiye Maden Rezervleri

Salı, 06 Kasım 2007

*TÜRKiYE MADEN REZERVLERİ

*

* Rezerv (Gör+Muh) (Ton)* Açıklamalar

Altın* 300 Au İçeriği

Alünit* 4 000 000* %7.54 K2O

Antimuan* 106 306 *Sb içeriği

Asfaltit* 74 370 000 AID.2896-5536 Kcal/kg

Asbest* 29 646 379 Değişik lif boylarinda, lif yüzdesi %4 ‘ un üzerinde

Bakır* 2 279 210* *-

Barit* 35 001 304 %71-99 BaSO4 içerikli

Bitümlü Şeyl* 1 641 381 000 OrAID.541-1390 Kcal/kg

Bentonit* 250 543 000 Sondaj+Döküm+Ağartma

Boksit* 87 375 000 %55Al2O3 (25 667 000 ton metal Al)

Bor* 1 805 709 953 *% 24.4-35B2O3 içeriği

Civa* 3 820 Metal Hg

Cinko* 2 294 479* Zn içeriği

Demir* 149 925 000 %55Fe ( 82 458 750 ton metal demir)

Diatomit* 44 224 029 İyi kalite

Dolomit* 15 887 160 000 % 15 MgO ve üzeri

Feldspat* 239 305 500 Albit ve Ortoklaz

Fluorit* 2 538 000 % 40-80 CaF2 İçeriği

Grafit* 90 000 % 2-17 Sabit karbon içerikli, zenginleşebilir

Gümüş* 6 062 Metal Ag

Jeotermal Enerji* 810 MW Termal**** 75 MW Elektrik* *-

Kaolen* 89 063 770* % 15-37 Al2O3

Kaya Tuzu 5 733 708 017 % 88,5 üzeri NaCll ( 200 000 000 tonu göl rezervi)

Kil (Ser+Ref) 354 362 650 Seramik+Refrakter *-

Kurşun* *860 387 Pb İçeriği

Kuvars Kumu* 1 307 414 250 % 90 Üzerinde SiO2

Kuvarsit* 2 270 287 821 % 90 Üzerinde SiO2

Kükürt 626 000* % 32 S içeriği

Linyit* 8 374 372 000* AID.868-5000 Kcal/kg

Lületaşı* 1 483 000(sandık) iyi, orta kalite karışık

Manganez* 4 560 000 % 34.54 Mn (Metal Mn içeriği 1 576 000 )

Mermer* 5 161 000 m3* Toplam Potansiyel Rezerv

Manyezit* 111 368 020* % 41-48 MgO içeriği

Molibden* 2 670 Metal Mo

Nadir Topraklar 953 587 Nadir Toprak Oksiti

Nikel 39 400 000* % 1.21 Ni

Perlit* 5 690 027 600* Değişik genleşme oranlarında

Pomza* 1 472 964 776 m3* *-

Profillit* 6 644 000 Seramik+refrakter+ çimento

Sepiolit 13 546 450 % 50 üzeri Sepiolit

Sodyum Sülfat* 16 536 000 % 81 NaSO4 (13040000 ton gol suyu rezervi)

Stronsiyum 665 072* % 72 Üzeri SrSO4 içerikli

Talk* *482 736* iyi kalite

Titan 95 000 000 Menderes*

24 000 000 Ödemiş %0.4-2.6 TiO2*

%1-1.2TiO2**** (Zenginleşme problemi)

*Taşkömürü 1 126 548 000* İyi kalite

Trona* 233 317 680 % 56 ve üzeri Trona

Toryum* 380 000 % 0.24 ThO2

Turba* 190 000 000 *-

Tungsten* 41 661 W İçeriği

Uranyum* *9 137 % 0.05-0.1 U3O8

Wolfram* 36 719 Metal W

Zeolit* 17 931 375 Klinopitilolit+Höylandit

Zımpara* 3 725 082 iyi kalite

DÜNYA MADENCİLİĞİNDE TÜRKİYE’NİN PAYI

*

Maden Cinsi Dünya Rezervi Türkiye Rezervi**** Dünyadaki Payı (%)* Açıklamalar

Altın 71 000 300 0,42 ton, metal Au

Antimuan 4 695 000 106 306 2,26 ton, metal Sb

Bakır 610 000 000 2 279 210 0,37 ton, metal Cu

Barit 500 000 000 35 001 304 7,00 ton

Boksit 28 000 000 000 48 056 250 0,17 Al2O3 içeriği

Bor***** 420 000 000* 150 000 000 36 B2O3 içeriği

Civa 240 000 3 820 1,59 ton, metal Hg

Çinko 330 000 000 2 294 479 0,69 ton, metal Zn

Demir 124 000 000 82 458 0,07 1000 ton,metal Fe

Diatomit 2 000 000** 44 224 2,21 1000 ton

Feldspat 1 250 000* 239 305 23,93 1000 ton

Florit 310 000* 1 523 0,49 1000 ton CaF2 içeriği

Gümüş 420 000* 6 062 1,44 ton, metal Ag

Krom 7 500 000 000 30 370 182 0,40 ton, %45 Cr2O3

Kurşun 120 000 860 0,72 1000 ton, metal Pb

Kükürt 3 500 000 200 0,01 1000 ton S içeriği

Linyit 524 131*** 7 965 1,52 Milyon ton

Manyezit 3 400 000 50 116 1,47 1000 ton, MgO içeriği

Manganez 5 000 000 1 576 0,03 1000 ton Mn içeriği

Sodyum Sülfat 4 600 000 13 395 0,29 1000 ton

Stronsiyum 12 000 000 210 123 1,75 ton, Sr içeriği

Talk 1 124 000 479 0,04 1000 ton*

Taş Kömürü 519 733*** 1 127 0,22 Milyon ton

Toryum 1 400 000 912 0,07 ton, ThO2

Trona 40 000 000 130 658 0,32 1000 ton

Tungsten 3 300 000 36 719 1,11 ton,W içeriği

*

Kaynak: Mineral Commodity Summaries 1997

************ Mineral Facts of Problems 1995

*********** Industrial Minerals, Minerals Year Book çeşitli sayıları

********** WEC Survey Of Energy Resources 1994

********* MTA Genel Müdürlüğü, Maden Etüt ve Arama Dairesi Başkanlığı

******** Dünya bor rezervleri spekülasyon amacıyla gerçeği yansıtmadığından, kaynak olarak

kullanılan ”Mineral Commodity Summaries1997” de bor rezervlerimizin payı %36 olarak*

görülmektedir. Ancak Dünya bor rezervlerinde Türkiye’nin payının %70 civarında olduğu

sanılmaktadır.

HARÇ VE TEMİNAT BİLGİLERİ

*

A-HARÇLAR 1996 1997 1998 1999 2000

MADEN ARAMA RUHSATNAMESİ TALEPLERİNDEN 3.043.100 5.258.400 9.486.100 16.860.000 26.640.000

MADEN ARAMA RUHSATNAMELERİ (HER YIL İÇİN) 7.612.100 13.153.700 23.729.200 42.190.000 64.170.000

ÖN İŞLETME RUHSATNAMELERİ (HER YIL İÇİN) 26.653.700 46.057.500 83.087.700 147.720.000 224.680.000

MADEN İŞLETME RUHSATNAMELERİ - - - - -

10 YILA KADAR OLAN (10 DAHİL) İŞLETME RUH.LARI 45.697.600 78.965.400 142.453.500 253.280.000 385.230.000

15 YILA KADAR OLAN (15 DAHİL) İŞLETME RUH.LARI 53.309.900 92.119.500 166.183.500 295.470.000 449.400.000

40 YILA KADAR OLAN (40 DAHİL) İŞLETME RUH.LARI 76.160.900 131.606.000 237.417.200 422.120.000 642.040.000

60 YILA KADAR OLAN (60 DAHİL) İŞLETME RUH.LARI 114.242.200 297.410.500 356.128.500 633.190.000 963.080.000

MÜLGA 6309 SAYILI KANUNA GÖRE VERİLECEK*

RUHSATNAMELER (HER YIL İÇİN) 152.326.200* 263.219.600 474.848.100 844.270.000 1.284.130.000

TAŞOCAĞI NİZAMNAMESİ GEREGİNCE VERİLECEK*

RUHSATNAMELER (HER YIL İÇİN) 5.075.000 8.770.900 15.822.700 28.130.000 42.780.000

ARAMA,ON İŞLETME VE İŞLETME RUHSATNAMELERİ*

SAHALARLA İŞLETME İMTİYAZLI SAHALARA* FENNİ*

NEZARETÇİ TAYİNİ TALEPLERİNDEN* 3.804.400 6.574.000 11.859.400 21.080.000 32.060.000

İŞLETME RUHSAT HAKKI,BİRLEŞTİRME,UZATMA,*

KÜÇÜLTME,ALAN DEĞİŞTİRİLMESİ VE TAŞOCAĞI*

MADDELERİNİN MADEN KANUNU KAPSAMINA*

ALINMASI TALEPLERİNDEN 19.037.200 32.896.200 59.344.700 105.510.000 160.480.000

MADEN ARAMA RUHSATNAMESİ, ÖN İŞLETME RUHSATNAMESİ, İŞLETME RUHSAT HAKKI, İŞLETME RUHSATNAMESİ,

İŞLETME İMTİYAZI VE TAŞOCAĞI MADDELERİNİN MADEN KANUNU KAPSAMINA ALINMASI TALEPLERİNİN DEVİR VE*

İNTİKALLERİ SIRASINDA, BU HAKLARIN VERİLMESİ SIRASINDAKİ HARÇLAR YENİDEN ALINIR.

B-TEMİNATLAR

ARAMA RUHSATLI SAHALAR İÇİN* (HEKTAR BAŞINA) 30.000 50.000 100.000 125.000 150.000

ÖNİŞLETME RUH. SAHALAR İÇİN* (HEKTAR BAŞINA) 75.000 125.000 250.000 275.000 300.000

İŞLETME RUH. SAHALAR İÇİN* (HEKTAR BAŞINA) 100.000 175.000 350.00 400.000 450.000

NOT:

******** 1-Yıllık ruhsat harçlarının her yılın ocak ayı sonuna kadar, kayıtlı bulunulan vergi dairesine yatırılması gerekmektedir.Geç*

yatırımlar halinde gecikme zammı uygulanmaktadır.

******** 2- Maden arama ruhsatnamesi, önişletme ruhsatnamesi, işletme ruhsat hakkı, işletrme ruhsatnamesi, işletme imtiyazı ve taşocağı

maddelerinin maden kanunu kapsamına alınması taleplerinin devir ve intikalleri sırasında, bu hakların verilmesi sırasında harçlar*

yeniden alınır.*

BİR MADENİN AÇILABİLMESİ İÇİN ALINMASI*

GEREKEN İZİNLER

*

ALINACAK İZİN İZNİ VEREN MAKAM

1 MADEN RUHSATI MADEN İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

2 ÇED OLUMLU BELGESİ ÇEVRE BAKANLIĞI

3 ATIL DEPOLAMA İZNİ ÇEVRE BAKANLIĞI

4 ÖN EMİSYON VE EMİSYON İZİNLERİ SAĞLIK BAKANLIĞI

5 ARAZİ KULLANIM İZNİ KÖY İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

6 ARAZİ KULLANIM İZNİ ARAZİ SAHİBİNDEN

7 ORMAN İZNİ ORMAN BAKANLĞI

8 YER SEÇİMİ İZNİ SAĞLIK BAKANLIĞI

9 TESİS İZNİ SAĞLIK BAKANLIĞI

10 AÇILMA İZNİ SAĞLIK BAKANLIĞI

11 KÜLTÜR BAKANLIĞI OLUMLU GÖRÜŞÜ KÜLTÜR BAKANLIĞI

12 İŞYERİ BİLDİRİMİ SSK,ÇALIŞMA BAKANLIĞI, VERGİ DAİRESİ

13 İMAR İZNİ BAYINDIRLIK BAKANLIĞI VEYA BELEDİYE

14 İNŞAAT İZNİ BAYINDIRLIK BAKANLIĞI VEYA BELEDİYE

15 ELEKTİRİK RUHSATI TEDAŞ

16 SU RUHSATI DSİ VEYA BELEDİYE

17 PATLAYICI MADDE DEPO İNŞAAT İZNİ İÇ İŞLERİ VE BAYINDIRLIK BAKANLIĞI

18 PATLAYICI MADDE SATIN

ALMA VE KULLANMA RUHSATI İÇ İŞLERİ BAKANLIĞI

19 DİĞER İZİNLER ASKERİYE,DSİ,VS.

Mühendisin Yemini

BANA VERİLMİŞ OLAN

MÜHENDİS ÜNVANINA

DAİMA LAYIK OLMAYA,

ONUN BANA KAZANDIRDIĞI

YETKİ VE SORUMLULUKLARIN

HER ZAMAN BİLİNCİNDE OLARAK

HANGİ KOŞULLAR ALTINDA OLURSA OLSUN

ONLARI

ANCAK İYİYE KULLANMAYA

YURDUMA VE İNSANLIĞA

YARARLI OLMAYA,

KENDİMİ

VE KATILDIĞIM MESLEĞİ

MADDİ VE MANEVİ ALANDA

YÜKSELTMEYE ÇALIŞACAĞIMA

NAMUS VE ŞEREFİM ÜZERİNE

YEMİN EDERİM.

Madenci Marşı **

Selam ver selam ver, sesin gür

Kara elmas siyah nur demek kömür

Kara elmas siyah nur demek kömür

Alnını sür, alnını sür İçinde önünde, cevherle maden

Elinde toprağı altın yapar fen

Elinde toprağı altın yapar fen

Yap taç dilersen, yap taç dilersen

Açık gül alnının kırışıkları

Sönük lambam yanar hep ışıkları

Sönük lambam yanar çıksan dışarı

Hep ışıkları, hep ışıkları O taçta arma, şu kazma çekiç

Onun saltanatı kimde vardır hiç

Onun feyyazlığı nerde vardır hiç

Bu nuru iç, bu nuru iç

HARÇ VE TEMİNAT BİLGİLERİ

A- HARÇLAR 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001

* * * * 01.01.1994

06.05.1994 07.05.1994

31.12.1994 * * * * * * *

MADEN ARAMA RUHSATNAMESİ TALEPLERİNDEN 93.300 143.700 232.000 367.400 736.000 1.525.400 3.043.100 5.258.400 9.486.100 16.860.000 25.640.000 39.990.000

MADEN ARAMA RUHSATNAMELERİ (HER YIL İÇİN) 233.200 359.300 580.200 919.000 1.838.000 3.815.600 7.612.100 13.153.700 23.729.200 42.190.000 64.170.000 100.100.000

ÖN İŞLETME RUHSATNAMELERİ (HER YIL İÇİN) 816.300 1.257.900 2.031.500 3.217.800 6.436.000 13.360.300 26.653.700 46.057.500 83.087.700 147.720.000 224.680.000 350.500.000

MADEN İŞLETME RUHSATNAMELERİ * * * * * * * * * * * *

10 YILA KADAR OLAN (10 DAHİL) İŞLETME RUH.LERİ 1.399.500 2.156.600 3.482.900 5.516.900 11.034.000 22.906.100 45.697.600 78.965.400 142.453.500 253.280.000 385.230.000 600.950.000

15 YILA KADAR OLAN (15 DAHİL) İŞLETME RUH.LERİ 1.632.700 2.515.900 4.063.100 6.435.900 12.872.000 26.721.800 53.309.900 92.119.500 166.183.500 295.470.000 449.400.000 701.060.000

40 YILA KADAR OLAN (40 DAHİL) İŞLETME RUH.LERİ 2.332.500 3.594.300 5.804.700 9.194.600 18.390.000 38.175.900 76.160.900 131.606.000 237.417.200 422.120.000 642.040.000 1.001.580.000

60 YILA KADAR OLAN (60 DAHİL) İŞLETME RUH.LERİ 3.498.700 5.391.400 8.707.100 13.792.000 27.584.000 57.264.300 114.242.200 297.410.500 356.128.500 633.190.000 963.080.000 1.502.400.000

MÜLGA 6309 SAYILI KANUNA GÖRE VERİLEN (60-99) YILLIK İŞLETME İMTİYAZLARI (HER YIL İÇİN) 4.665.000 7.188.700 11.609.700 18.389.700 36.780.000 76.354.000 152.326.200 263.219.600 474.848.100 844.270.000 1.284.130.000 2.003.240.000

TAŞOCAĞI NİZAMNAMESİ GEREĞİNCE VERİLECEK RUHSATNAMELER (HER YIL İÇİN) * * * * * * 5.075.000 8.770.900 15.822.700 28.130.000 42.780.000 66.730.000

ARAMA, ÖN İŞLETME VE İŞLETME RUHSANTNAMELİ SAHALARLA İŞLETME İMTİYAZLI SAHALARA

FENNİ NEZARETÇİ TAYİNİ TALEPLERİNDEN 116.600 179.600 290.000 459.300 920.000 1.907.000 3.804.400 6.574.000 11.859.400 21.080.000 32.060.000 50.010.000

İŞLETME RUHSAT HAKKI, BİRLEŞTİRME, UZATMA, KÜÇÜLTME, ALAN DEĞİŞTİRİLMESİ VE TAŞOCAĞI MADDELERİNİN MADEN KANUNU KAPSAMINA ALINMASI TALEPLERİNDEN 583.100 898.500 1.451.000 2.298.300 4.598.000 9.542.500 19.037.200 32.896.200 59.344.700 105.510.000 160.480.000 250.340.000

MADEN ARAMA RUHSATNAMESİ, ÖN İŞLETME RUHSATNAMESİ, İŞLETME RUHSAT HAKKI, İŞLETME RUHSATNAMESİ, İŞLETME İMTİYAZI VE TAŞOCAĞI MADDELERİNİN MADEN KANUNU KAPSAMINA ALINMASI TALEPLERİNİ DEVİR VE İNTİKALLERİ SIRASINDA, BU HAKLARIN VERİLMESİ SIRASINDAKİ HARÇLAR YENİDEN ALINIR.

B- TEMİNATLAR *

ARAMA RUHSATLI SAHALAR İÇİN (HEKTAR BAŞINA) 4.000 6.000 10.000 15.000 15.000 30.000 50.000 100.000 125.000 150.000 180.000

ÖNİŞLETME RUH. SAHALAR İÇİN (HEKTAR BAŞINA) 7.000 10.000 20.000 40.000 50.000 75.000 125.000 250.000 275.000 300.000 360.000

İŞLETME RUHSATLI SAHALAR İÇİN (HEKTAR BAŞINA) 10.000 15.000 30.000 50.000 60.000 100.000 175.000 350.000 400.000 450.000 540.000

*

NOT: 1- Yıllık ruhsat harçlarının her yılın ocak ayı sonuna kadar, kayıtlı bulunulan vergi dairesine yatırılması gerekmektedir. Geç yatırımlar halinde gecikme zammı uygulanmaktadır.

2- Maden arama ruhsatnamesi, önişletme ruhsatnamesi, işletme ruhsat hakkı, işletme ruhsatnamesi, işletme imtiyazı ve taşocağı maddelerinin Maden Kanunu

kapsamına alınması taleplerinin devim ve intikalleri sırasında, bu hakların verilmesi sırasındaki harçlar yeniden alınır.

·1 22 Aralık 2000 tarih/24268 sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan Maliye Bakanlığı Harçlar Kanunu Genel Tebliği’nden (Sayfa 36)

NOT: - İlk müracaatlarda harç ve teminatlar Maden İşleri Genel Müdürlüğü girişindeki Vakıfbank Şubesine Yatırılmaktadır.

o Madencilik Fonu İştirakı (% 5) Ziraat Bankası Emek Şubesi Hesap No: 610656 (Diğer Şubelerden bu hesaba aktarılabilir)’e yatırılacaktır.

o Devlet Hakkı % 5 ile Harçlar kayıtlı bulunan Vergi Dairesine yatırılmaktadır. (Her yılın Ocak ayı sonuna kadar)

o Fenni Nezaretçi Harcı Vergi Dairelerine ve Maden İşleri Genel Müdürlüğü girişindeki Vakıfbank Şubesine Yatırılabilir.

T.p.a.o. , Ankara

Salı, 06 Kasım 2007

T.P.A.O. , Ankara

1954 yılında,M.T.A.´nın Türkiye´de bir petrol potansiyeli ortaya çıkarması sonucunda bu potansiyelin hızla değerlendirilip yurt ekonomisine katkısı amacıyla6326 sayılı Petrol Yasası çıkarılmıştır.Aynı tarihte T.P.A.O. kurulmuştur.

T.P.A.O. kurulması ile , Batman tecrübe rafinerisi ve M.T.A. ´nın diğer tesisleri T.P.A.O.´ya devredilmiş,Türkiye´deki petrol faaliyetlerini bu kuruluş yürütmeye başlamıştır.Başlangıçta Raman sahasında üretilen 58.008 tonluk petrol,1956 yılında 278.467 tona çıkmış ve Batman rafinerisi1959 yılında 330.000 ton/yıl kapasitesi ile işletilmeye açılmıştır.Bu tarihten sonra hızla gelişen Ortaklık,bünyesinde petrol endüstrisinin tüm faaliyet alalarını bulunduran Türkiye´nin en büyük kuruluşlarından biri haline gelmiştir.

Ortaklıklar-İştirakler

T.P.A.O

İştirakler

Yurtdışı Arama Şirketi Mühendislik

TPOC LİBYA-TÜRK

Yurtdışı Arama Şirketi Yurtdışı Ortak Arama

TPIC Şirketi

Yurtdışı Arama Şirketi KAZAKTÜRMUNAY LTD.

TEPCO

T.P.A.O.´nun kuruluş amacı yutiçinde ve yurtdışında arama,sondaj,üretim,taşıma,depolama ve rafinaj gibi tüm petrol ameliyelerini yapmaktır.Ham petrol,tabii gaz ve petrol ürünleri gibi tüm petrol ürünleri ithal ve ihraç etmek,petrol ürünlerinin dağıtılmasını sağlamak,yurt içinde yurtdışında mühendislik,labratuvar ve servis hizmetlerinin yürütmek,kurulmuş veya kurulacak ortaklıklara iştirak etmek veya ayrılmak,hertürlü ticari işlemlerde bulunmak,faaliyet konusu işlerden herhangi biri için lüzumlu fabrika,boru hattı,depolama,enerji ve su tesisleri,bina,kamp,site ve diğer tesis ve techizatı kurmak ve işletmektir.T.P.A.O. bu amaç ve faaliyetlerini doğrudan doğruya ve müessese,bağlı ortaklık,iştirak ve diğer birimleri eliyle doğabilecek sorun ve güçlüklere yerinde ve zamanında müdahale edebilmesi,kontrol kolaylığı sağlaması,kısaca işlerin aksamadan yürütülebilmesi amacı ile Batman,Adıyaman ve Trakya Bölge Müdürlükleri kurulmuştur.

2000 yılı sonu itibariyle T.P.A.O. personel mevcudu 3901 kişidir.Çlışan personelin % 12´si(484 kişi) ilköğrenimli,%63´ü(2641 kişi) ortaöğrenimli,%22´si(862 kişi)yüksek öğrenimlidir.Geri kalan %3´lük kısım ise ilkokul okur yazardır.

TOPOĞRAFYA VE JEODEZİ

JEODEZİ NEDİR?

İnsanların yaşalarındaki faaliyetlerini bilim ve uygarlık yöünden incelenmesi ancak onların bıraktığı izlerden yararlanarak mümkün olmaktadır.Eldeki bulguların en eskisi Mezopotamya bölgesindeki Arkeolojik araştırmalar sonucunda bulunan kil tabletler üzerindeki çivi yazılarıdır.Bu ve buna benzer araştırmalar sonucunda jeodezi(haritacılık) biliminde matematik,astronomi,coğrafya gibi dünyaın en eski bilim dallarından biri olduğu saptanmıştır.

Ünlü Alaman bilim adamı Helmert 1880´de “Jeodezi,yeryüzünün ölçümü ve projelsiyon bilimidir.” Demiştir.Bu tanıma Bruns,yerin gravite alanının ölçülmesini eklemiştir.Hertz 1991´de yazdığı kitabını, Jeodezi;yeryüzüne ilişkin gözlemlerden elde edilmesi ve bunların fiziksel modele dönüştürlmesidir,biçiminde geliştirmiştir.Diğer taraftan FIG tüzüğündenharitacıların meslek etkinlikleri olarak “Haritacı,yapılı ya da yapısız dökümleyen,sınırlarını belirleyen ölçen ve değerlendiren bu çalişmalara ilişkin tüzel ve özel iyeliğidökümlyen,sınırlarını beliryen,ölçen ve değerlendiren bu çalışmalrda toprak iyeliğinin yasal kayıtlanması önlemleri ile onunla bağlantılı hakları gözeten bir meslek bilgisidir.O,bunlardan başka ;kırsal ve kentsel toprakların kullanılmasını araştırır,planlar ve yönetir.Haritacı sözü edilen konuları ilgilendiren teknik,tüzel,ekonomik tarımsal ve sosyal bilgileri edinir.”diye tanımlamıştır.

Geometrik ölçülerin yanında yerin fiziksel alanınında saptanması amacı ile jeofizik dalında gravimetre ile yapılan yerçekimi ivmesi jeodezide vazgeçilemiyen bir olaydır.Haritalarda üçüncü boyut olarak yüksekliklerinde bilinmesi gerekir.

PROJEKSİYON

Eğri bir yüzey üzerindeki bilgilerin,matematik ve geometrik kurallardan yararlanarak harita düzlemine geçirilmesine “Harita Projeksiyon” denir.Harita projeksiyonda,yeryüzü bilgileri doğrudan doğruya düzleme geçirilmeyebilir.Onun yerine koni silindir gibi başka geometrik yüzeylerde kullanılabilinir.Orjinal yüzey üzerindeki bilgiler projeksiyon yüzeyine geçeken deformasyona uğrarlar.Yüzey,paralel veya merideyenler projeksiyon yüzeyine çizilebildiğ gibi,projeksiyon düzleminde seçilecek bir dik koordinat sistemindeki değerleri hesaplanarak bu yayalrın çizimi mümkündür.Orjinal yüzey uzunluk koruyan,alan koruyan ve şekil koruyan diye üç kısıma ayrılır.Harita projeksiyonları,projeksiyonda kullanılan yüzeylerin cinsine göre;Düzlem,Silindir ve Konik Projeksiyon diye adlandırılır.

ENLEM VE BOYLAM(COĞRAFİ KOORDİNAT SİSTEMİ)

λ=Boylam(Longitude)Doğu (şekil.1)

φ=Enlem(Latitude)Kuzey

Ekvator düzlemine paralel

olan düzlemlerin yerküre ile ara-

kesitleri Paralel Daireleri oluşturur.

90° güney,90° kuzey:180°

Ekvatoru dik olarak kesen

Kutuplardan ve yerin merkezinden (şekil.2)

geçen düzlemlerin yerküre ile ara –

kesit eğrilerine de Meridyen Yayları

denir.

180° doğu,180° batı :360°

Bir noktadan geçen paralel dai-

resinin ekvatora olan uzaklığına ve

ya bir noktanın ekvatora olan uzaklığını yer mekezinden gören acıya o noktanın ENLEMİ denir.Enlem o noktadan geçen merideyen düzlemi içinde ölçülür ve φ ile gösterilir.

Bir noktadan geçen meridyen

düzlemi ile başlangıç meridyen düzlemi

arasında kalan açıya da o noktanın BOYLAMI denir.Boylam bu iki düzlem üzerindeki en büyük ölçekli açıdır.1° aralıkla geçen meridyenler arası 4 dakikadır.

Büyük ölçekli haritaların yapılmasında geometrik özelliklerden yararlanarak çizim yapmak olanaksızdır.Bu nedenle harita düzleminde bir dik koordinat sistemi oluşturulur ve çizimi düşünülen bütün noktaların bu sistem içindeki dik koordinatları hesaplanır.

Dik koordinat sisteminin başlangıcı projeksiyon yüzeyinin ya küreye teğet olduğu nokta ya da teğet enlem dairesi üzerinde alınan noktadır.İkinci durumda başlangıç noktasının haritası yapılacak alanın ortasına gelmesi tercih edilmelidir.

Konik Projeksiyon;koninintepe açısı 0°olduğunda yüzey silindir,konin tepe açısı 180° olduğunda yüzey düzlem olur.

M0 = R x cotφ0

e = 2πR’

R’ = R x cosφ0

e =2πRcosφ0

Konik projeksiyonda koni ara doğrusu boyunca kesilerek düzlemem açılır,teğet enlem dairesi uzunluk koruyacak şekilde ve koninin S tepe noktasını merkez kabul eder.M0

Yarıçaplı bir çember parçası ile gösterilir.

(şekil.3)

Konik projeksiyonlarda coğrafi koordinatlar ları bilinen P noktasının projeksiyon düzlemindeki dik koordinatları,

Y : M x sin λ’

X : M0 – M x cosλ’ (şekil.4)

Düzlem Projeksiyon; projeksiyon yüzeyi bir düzlemdir ,normal konumda kutup noktasında küreye teğet kabul edilir.Meridyen yayalrı projeksiyon düzleminde kesişen doğruların kesişme noktası düzlemin küreye teğet olduğu kutup noktası olup,projeksiyonda Q ile gösterilmiştir.Meridyenlerin boylam farkı küre üzerindeki büyüklükler kadardır.

λ’= n x λ n=1 oldugunda λ’= λ

Projeksiyon düzlemindeki dik koordinat sisteminin X eksenni herhangi bir meridyendir. P’ nokatasının dik koordinatları;

Y = M x sin λ

X = M x cos λ

(şekil.5)

Düzlem projeksiyonlarda büyük ölçekli haritaların yapılmasında enlem ve meridyenyayalrı üzerlerinde alınacak noktaların dik koordinataları hesaplanarak,haritaya nokta nokta geçirilir.Küçük ölçekli haritaların yapılmasında ise aynı yöntem kullanılarak paralel ve meridyen yayalrı çizilebileceği gibi geometrik özelliklerden yararlanarak bu yayların çizimi yapılabilinir.

Paralel ve meridyenlerin geometrik özelliken yararlanılarak projeksiyon düzlemine çizilebilmesi için önce seçilen λ boylam farkına göre kutup noktasında kesişen meridyen doğrultuları çizilir.Meridyenler arasındaki açısı iletki yardımı ile alnabileceği gibi sabit bir r yarıçaplı dairede λ açısına karşılık gelen kriş uzunlukları önceden hesaplanır.Bu krişlerin yardımı ile meridyen doğrultularıkolayca çizilebilir.Meridyen doğrultuları çizildikte sonra projeksiyon nun özelliğine göre ,her paralel daire için hesaplanacak r yarıçaplı ile o paralel daire pergel aracılığı ile çizilir.Paralel dairelerin merkezi meridyenlerin kesim noktasıdır.

Silindirik Projeksiyon:Normal konumlu silindirik rojeksiyonlarda projeksiyon yüzeyi olan silindir küreye ekvator boyunca teğettir.Küre üzerindeki paralel ve meridyen yayalrı silindir üzerine aktarıldıktan sonra düzleme açınımı yapılarak harita düzlemi elde edilir.

(şekil.6)

Silindirik projeksiyonlarda ekvator kendi uzunluğunda projeksiyon yüzeyine aktarılır.Paralel dairelerde ekvator uzunluğnda ve ona paralel doğrularla temsil edilir.

Paralel dairelerin ekvatora olan X uzaklıkları φ enlemlerinin veya δ kutup uzaklıklarının fonksiyonu olur.Yani X: f(δ) olur. Fonksiyonun ifadesi projeksiyonun özelliğine göre tanımlanır.

Büyük ölçekli haritaların yapımında dik koordinat sisteminin X ekseni,haritası yapılacak bölgenin ortasına rastlayan meridyenin projeksiyon düzlemindeki karşıtıdır.Sistemin Y ekseni ekvatordur.Buna göre coğrafi koordinatları bilinen bir P noktasının dik koordinatları,

Y=(λ / δ) x R X=f(δ)

λ boylam farkı , X (seçilen) ekseni ile noktanın boyları (şekil.7) arasındaki açıdır. f(δ) ise projeksiyonun özelliğine göre belirlenir.

Transversal Konumlu Silindirik Projeksiyon : Bu projeksiyonda silindir küreye bir meridyen boyunca teğettir.Teğet meridyen ana daire olup,projeksiyonda kendi uzunluğunda bir doğru parçası ile gösterilir.

Teğet meridyen aynı zamanda projeksiyon dik koordinat sisteminin X eksenidir.Koordinat eksenlerinin orijini teğet bir O noktasıdır.Koordinat başlangıç noktası ekvator üzerindede bulunabilir.

Herhangi bir P noktasının projeksiyona geçirilmesi iin bu noktanın ekvator üzerindeki H asal noktaya göre küresel,kutupsal

koordinatlarının (δ,α ) (şekil.8)

bilinmesi gereklidir

X : (Δα/ρ)x R Y : f(δ)

Bu projeksiyonda yatay daireler teğet meridyene paralel doğrularla,düşey dairelerde dik doğrularla gösterilir.(şekil.9)

Bu projueksiyonda yatay daireler teğet meridyene paralel daireler doğrularla,düşey dairelerde teğet meridyene d,k doğrularla gösterilirler.

Konform Transversal Silindirik Projeksiyon(GAUSS-KRÜGER):Transversal konumlu konform silindirik projeksiyon(G.K.) büyük ölçekli haritaların yapımında kullanılır.G.K. Projeksiyon sisteminde hesaplanan dik koordinatlara da G.K. dik koordinatlar denir.

(şekil. 10) (şekil.11)

Gözönünde bulundurulan P noktasının teğet meridyene olanYg uzaklığı projeksiyonun konform olma koşullarından yararlanarak elde edilir.Koform projeksiyonlarda a = b

Büyük deformasyonların ortaya çıkmasını önlemek için teğet meridyenden çok uzaklaşılmaması gerekir.Örneğin haritacılıkta teğet meridyenin en çok 3° uzağına kadar noktaların projeksiyonu yapılır.Haritası yapılacak alan büyükse daha çok sayıda silindirler kullanılarak bölgenin projeksiyonu yapılabilir.

Yq = Y + (Y3/6R2) Xg = X Formüllerde görülen Y,noktanın teğet merideyene olan uzaklığının küre üzerindeki değerini,X ise yine küre üzerinde olmak üzere Y ekseninin teğet merideyeni kestiği Q noktasının ekvatora uzaklığıdır.

Çok küçük ölçekli atlas haritaları için Dünya’nın şekli olarak küre kabul edilirse,topoğrafik haritalar gibi orta ve büyük ölçekli haritalar için,Dünya’nın şekline en yakın olan elipsoidi kullanmak gerekir.Ülke haritalarının yapımında Uluslararası HAYFORD elipsoidinin boyutları kullanılmaktadır.

(şekil.12)

a=6378388 m

b=6356912 m

(a – b )/a =1 / 297.0 (basıklık)

Eğer haritasını yapmak istediğimiz arazi küçük ise, yani yarıçapı 40 km.’den küçük bir daire içinde kalıyorsa,koordinatbaşlangıcını bu bu bölgenin ortasında alıp yerin şeklini göz önüne almaksızın koordinat hesaplarını düzlem üzerinde yapabiliriz.Yani ayrıca bir projeksiyona gerek kalmazçünkü koordinat başlangıcında yeryüzüne değen düzlem 40 km. uzaklıklarda hemen hemen yerküresi ile değme halindedir.

Başlançtan 40 km. uzaklıklarda en fazla büyüme 1/50 000 oranında yani 50 000 m.de 100 cm. civarındadır.Bu da ince işlerde yeterlidir.Buradan yola çıkarak bir ülkeyi bu büyüklükte parçalara ayırıp, büyük ölçkli haritalarını yapmak olasıdır,denilebilinir.

Her ne kadar teoride böyle düşünülürse de ayrı ayrı koordinat başlangıçlarına bağlı bulunan haritaların tamamını yanyana getirerek bir bütün hailnde kullanılmaması ve jeodezik hesapların başka bir sistemde yürütülmesindeki işlem karşısında bu yöntem tutunamamıştır.Projeksiyon kavramı bundan dolayı çıkmıştır.Gauss-Krüger projeksiyon sistemi ülke haritalarımızda 1931 yılından beri kullanılıyor.

Silindir, kuzey-güney doğrultusunda ve ekvatora teğet ise ismi merkatordur.Gauss-Krüger projeksiyonuna bundan dolayı Transversal-Merkator da denilir.

Gauss koordinatları ile açı deformasyonu yok denecek kadar azaltılmıştır.Silindirin temas ettiği meridyen,silindir ve elipsoidde ortak olduğu için uzunluğunda bir değişme yoktur.Fakat başlangıç meridyeninden doğu ve batı yönlerinde uzaklaşırsa deformasyon hızla artar.Yani bu sisteme göre harita alanlarını sonsuz bir şekilde genişletmeye olanak yoktur.

Harita alanlarındaki deformasyonları sınırlı bir şekilde tutabilmek için Gauss-Krüger koordinat sistemlerinin genişliğini orta meridyenden itibaren doğu-batı yönlerinde 1.5° olmak üzere 3° olarak belirlenmiştir.Bu durumda kenar büyümesi önemsenmeyecek kadar küçük olur.

UTM(UNIVERSAL TRANSVERSAL MERCATOR) PROJEKSİYONU

Bu projeksiyon Gauss- Krüger projeksiyonu esas alınarak geliştirlmiştir.buna göre uygulanacak projeksiyonda şu noktaların bulunması ileri sürülmüştür;

1.Doğrultu deformasyonlarının en az olması için konformluk,

2.Az sayıda projeksiyon yüzeylerinin kullanılması ve yüzeyler arası dönüşümlerin olası olması,

3.Ölçek deformasyonunun belirtelicek sınırlar içinde kalması,

4.Dik koordinat sisteminde beraberliğin sağlanması,

5.Merideyen yakınsamasının 5° den küçük olması.

Bu koşulların en uygun bir arada bulunabileceği durum 6° ‘lik dilim genişliğindeki dilim ekseninin sınır noktaya alan uzaklığı 340 km. kabul edilirse bu uzaklığın yarısı 170 km. olur.

Y=170 km. için M=1 olacağına göre dilim ekseni için M0;ölçek faktörü

M0 =M (1-(Y2/2R2)) den M0= 0,9996 bulunur.

Uzunlukların anormal büyümesinin engellenmesi için Xg ve Yg değerleri M0 ile küçültülür.Dilim eksenin solunda kalan değerlerin (-) değerlerden kurtulması için M0 ile küçültülür ve Yg değerlerine 500.000 eklenir.Kuzey yarım kürede Xg değerleri pozitiftir,fakat güney yarım kürede böyle olmadığı için bu değerlere 100.000 eklenir.Pozitif olan ordinatalar hangi dilimde olduğunu göstermek üzere o dilim numarası baş tarafa eklenir.Elde edilen koordinat değerlerine sağa ve yukarı değerleri adı verilmiş olur.Bu değerlere sadece çizim yapılır.

3° lik dilimlere göre hesaplanmış koordinatlar,1/10 000 ve daha büyük ölçekli haritaların yapımında dilimler arası 1/25 000 ve daha küçük ölçekli haritaların yapımında dilimler arası sıksık koordinat dönüşümünü engellemek için dilimler arası 6° alınır.

-Kuzey küre için;

Sağa= (D.N.) (500 000 Ygx M0 )

Yukarı= Xg x M0

-Güney küre için;

Sağa== (D.N.) (Ygx M0 500 000 )

Yukarı= 10 000 000 Xg x M0

Türkiye’de,3°’lik 7 dilim vardır.Bunlar orta meridyenleri 27,30,33,36,39,42,45 derece olarak kabul edilmiştir.

Geodezik sahalarda,örneğin kadastro problemlerindeki inceliği sağlayabilmek için dilim genişliği 3°’yi geçmemesi gerekir.

GEODETIC PARAMETERS (IN TURKEY)

Projections type : UTM (Transversal Mercator)

How is the degree : 6

Scale factor : 0.9996

False northing : 0

Folse easting : 500 000

Ellipsoid name : HAYFORD 1909-1910

Ellipsoid a : 6 378 388.0000

b : 6 356 911.9461

f : 1 / 297

1° Eksentrisite (e2) : 0.00676817

Vertical datum : Mean sea level

Horizontal datum : ED-50

Geodetic longitude of origin : Greenwich

Geodetic latitude of origin : Equator

Central meridians : 27,33,39,45

Zone numbers : 35,36,37,38

Units of measurement : meters

HARİTALAR

TÜRKİYE DE VE DÜNYADA PAFTA BÖLÜNMESİ

Harita;Dünya üzerinde bulunan yüzeysel şekillerle insanlar tarafından yapılan tesislerin bir düzlem üzerinde sismik gösterimidir.

1. Çok büyük ölçekli harita planlar: 1/250 ile 1/2500 ölçek (ayrıntılı çalışmalarda)

2. Büyük ölçekli haritalar : 1/5000 ile 1/25000 ölçek (arazinin topoğrafik ve genel yapısı )

3. Orta ölçekli haritalar : 1/50000 ile 1/100000 ölçek ( arazinin ayrıntılarını belirler ) 4. Küçük ölçekli haritalar : 1/200000 ile 1/500000 ölçek ( arazinin topoğrafik yapısını genel olarak gösterir )

5. Çok küçük ölçekli haritalar : 1/1000000 ile vs. Ölçek (büyük arazi parçaları ve dünyanın bütünü iin kullanılır )

COĞRAFİ KOORDİNATLARA GÖRE PAFTA BÖLÜNMESİ

Harita ölçeğine ve altlığınboyutlarına göre seçilecek uygun aralıklı paralel ve meridyenin sınırladığı alanlar bir paftaya girecek alanı belirtir.Paftalar kent ismiyle,yada bir numara il,ya bir harf ile yada ikisinin kullanımı ile tanımlanır.

Ulus ve uluslararası haritalar UTM ile yapılır.Türkiye’nin ki de aynıdır.

UTM’de yeryüzü başlangıcı meridyeninden başlayarak 6 derece boylam aralıklı dilimlere ayrılmıştır.Bunlara “grid” dilimi adı verilir.Grid dilimi başlangıç meridyeninde doğuya doğru 31,32,33…numaraları ile;batıya doğru ise 30,29,28…numaraları ile numaralandırılmıştır.Ekvatordan başlayarak 80° kuzey ve güney paralel dairesine kadar 8° enlem aralıklı kuşaklar meydana gelmiştir.Bu kuşaklarda kuzeye N,P,O…güneye M,L,K…ile isimlendirilmiş.6° aralıklı meridyen ve 8° aralıklı paralel dairelerin oluşturduğu bu küçük coğrafi alanlara grid bölgesi denir.

(şekil.13)

Bu bülge,bulunduğu griddiliminin numarası ve bulunduğu enlem kuşağının harfi ile isimlendirilir.33P gibi.

Bu bölgenin kuzey güney biçiminde ikiye bölünmesi ile ortaya çıkan 6° x 4° boyulu olan uluslararası 1/1000000 ölçekli haritanın kapsadığı alanı verir.Bu pafta en büyük kentin ismini alır.1/1000000 ölçekli paftanın 4 e bölünmesi ile elde edilen 2° x 3° boyutlu alan ise 1/50000 ölçekli haritanın pafta boyutlarını belirler.Bu paftalarda bulunduğu kentin ismini alır

1/1000000

Kuzey

grid dilimi

güney

1/250000 1/250000

1/250000 1/250000

1/500000 1/500000

1/500000 1/500000

(şekil.14)

1/250000 den küçük ölçeklerin pafta bölünmesi ulusal olup,her ülke kendie uyan bir bölümleme yaparak indekslerini oluşturmuşlardır.1/100000 ölçekli paftanın boyutları 30′ x 30′ dür. 1/250000 ölçekli paftanın 6 ya bölünmesi ile elde edilir.

1/100000 1/100000 1/100000

1/100000 1/100000 1/100000

1°,5′ 30′ = 44 km

a1 a2 b1 b2

a4 a3 b4 b3

d1 d2 c1 c2

d4 d3 c4 c3

İstanbul A4-a a1,a2,a3,a4

(şekil.15)

1/100.000 ölçekli pafta 4 e bölünerek 1/50.000,1/50.000 4 e bölünerek 1/25.000 lik pafta oluşturur.

Türkiye’de Enerji Kaynakları Ve Kullanımı

Salı, 06 Kasım 2007

1. Türkiye’de Enerji Kaynakları ve Kullanımı

Enerji kaynakları genel olarak birincil enerji kaynakları ve ikincil enerji kaynakları olarak iki ana başlık altında incelenebilir. Birincil enerji kaynakları da kendi içinde petrol, doğal gaz, kömür gibi yenilenemeyen enerji kaynakları ve hidrolik enerji, rüzgâr enerjisi ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. İkincil enerji kaynağı ise elektriktir. Türkiye’de enerji üretiminde, üretim payındaki sırasıyla doğal gaz, linyit, akaryakıt, hidrolik ve taşkömürü kullanılmaktadır. Türkiye’de enerji üretimi büyük oranda kamu kuruluşları tarafından gerçekleştirilmektedir. Üretimin talebi karşılamadığı enerji türleri ithalât yoluyla sağlanmaktadır. Dışardan ithal edilen kaynaklar içinde en büyük payı petrol ve doğal gaz almaktadır.

Tablo I: 2002 İtibariyleTürkiye’nin Enerji Rezervleri

Enerji Kaynakları Toplam Rezerv

Taşkömürü (Milyon Ton) 1.126

Linyit (Milyon Ton) 8.075

Hidrolik (GWh) 125.000

Ham Petrol (Milyon Ton) 41,8

Doğal Gaz (Milyar Metreküp) 8,7

Tablodan da görüldüğü gibi, ülkemizde önemli bir linyit ve hidrolik enerji potansiyeli mevcuttur. Ancak Tablo II’den görülebileceği gibi, önemli bir potansiyel olmasına rağmen, üretim düzeyi talebin oldukça altında kalmaktadır.

Tablo II: 2002 İtibarıyla Türkiye’de Enerji Üretim ve Tüketim Düzeyleri

ENERJİ KAYNAKLARI ÜRETİM TÜKETİM

Taşkömürü (Bin Ton) 2.357 11.039

Linyit (Bin Ton) 63.445 64.883

Doğal gaz (Milyon Metreküp) 312 16.339

Petrol (Bin Ton) 2.551 29.661

Hidrolik (Gwh) 24.010 24.010

Rüzgâr – Jeotermal (Bin Tep*) 618 618

Odun (Bin Ton) 16.263 16.263

Hayvan ve Bitki Artıkları (Bin Ton) 5.790 5.790

Toplam (Milyon Tep) 27,4 70,2

Görüldüğü gibi, elektrik enerjisi üretiminde kullanılan doğal gazın payı %*47’ye kadar ulaşmıştır. Elektrik enerjisi üretiminde doğal gaza bu ölçüde yönelmenin ekonomik bir mantığı yoktur. Çünkü doğal gaz, diğer enerji çeşitlerine göre daha pahalı bir kaynaktır. Bu da Türkiye’deki enerjinin diğer ülkelere göre daha pahalı olmasına, dolayısıyla pahalı enerji ile pahalı mallar üretilmesine neden olmaktadır. Türk mallarının rekabet gücü bu durumdan olumsuz etkilenmektedir. Üstelik doğal gazın tamamına yakını ithalât ile karşılandığından ciddi bir dışa bağımlılık sorunu ortaya çıkmaktadır.

Türkiye, özellikle iki enerji kaynağı açısından önemli bir potansiyele sahip bir ülke olarak nitelendirilmektedir. Bu kaynaklar da yenilenebilir bir kaynak olan hidro kaynaklar ile 8 milyar tonun üzerindeki linyit kaynaklarımızdır. Ancak, kömür kaynaklarımızın sadece üçte biri devreye sokulabilmiştir. 125 milyar KWh(4) olan hidrolik potansiyelimizin ise dörtte üçünün kullanılmadığı değerlendirilmektedir(5). Türkiye’de neredeyse tamamı ithal edilen doğal gazın %*67’sinin elektrik üretiminde, %*90’ı ithal edilen petrolün ise %*52’sinin ulaştırmada kullanılması, Türkiye’nin kalkınmasını zorlaştırmakta ve küresel pazarlardaki rekabet gücünü azaltmaktadır.

Madencilik

Salı, 06 Kasım 2007

MADENCİLİK

Türkiye maden yatakları, çeşitlilik ve rezervleri bakımından oldukça zengin bir ülkedir. Maden yatakları açısından birçok madende dünyanın en büyük rezervlerine sahiptir. Krom, mermer, trona ve manyezit gibi rezervlerin yanında dünya bor rezervlerinin üçte ikisi Türkiye’de bulunmaktadır.*

DÜNYA MADENCİLİĞİNDE TÜRKİYE’NİN PAYI

Maden Cinsi Dünya Rezervi Türkiye Rezervi**** Dünyadaki Payı (%)*

Altın 71 000 300 0,42

Antimuan 4 695 000 106 306 2,26

Bakır 610 000 000 2 279 210 0,37

Barit 500 000 000 35 001 304 7,00

Boksit 28 000 000 000 48 056 250 0,17

Bor***** 420 000 000* 150 000 000 36

Civa 240 000 3 820 1,59

Çinko 330 000 000 2 294 479 0,69

Demir 124 000 000 82 458 0,07

Diatomit 2 000 000** 44 224 2,21

Feldspat 1 250 000* 239 305 23,93

Florit 310 000* 1 523 0,49

Gümüş 420 000* 6 062 1,44

Krom 7 500 000 000 30 370 182 0,40

Kurşun 120 000 860 0,72

Kükürt 3 500 000 200 0,01

Linyit 524 131*** 7 965 1,52

Manyezit 3 400 000 50 116 1,47

Manganez 5 000 000 1 576 0,03

Sodyum Sülfat 4 600 000 13 395 0,29

Stronsiyum 12 000 000 210 123 1,75

Talk 1 124 000 479 0,04

Taş Kömürü 519 733*** 1 127 0,22

Toryum 1 400 000 912 0,07

Trona 40 000 000 130 658 0,32

Tungsten 3 300 000 36 719 1,11

Kaynak: Mineral Commodity Summaries 1997

************ Mineral Facts of Problems 1995

*********** Industrial Minerals, Minerals Year Book çeşitli sayıları

********** WEC Survey Of Energy Resources 1994

********* MTA Genel Müdürlüğü, Maden Etüt ve Arama Dairesi Başkanlığı

******** Dünya bor rezervleri spekülasyon amacıyla gerçeği yansıtmadığından, kaynak olarak

kullanılan ”Mineral Commodity Summaries1997” de bor rezervlerimizin payı %36 olarak*

görülmektedir. Ancak Dünya bor rezervlerinde Türkiye’nin payının %70 civarında olduğu

sanılmaktadır.

Ülkede madencilik faaliyetlerinin başlangıcı,1810′lu yıllara kadar gitmektedir. Bakır üretimine 1812, kömür üretimine 1849 yılında başlanmıştır. Krom yatakları ise 1848 yılında bulunmuş, bu madenin ileri teknoloji ile değerlendirilmesine 1930 yılında başlanmıştır. Madenciliğin büyük yatırımlar gerektirmesi ve özel sermayenin sınırlı olması sebebiyle, 1933 yılında dönemin Ekonomi Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan "Petrol Arama ve İşletme İdaresi" ve "Altın Arama ve İşletme İdaresi" adıyla iki kuruluş meydana getirilmiştir. Bu kuruluşlar yerlerini 1935 yılında kurulan "Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü"ne bırakmışlardır.*

Bir Madenin İşletilebilmesi İçin;

Rezervi (miktarı) fazla olmalı.

Tenör oranı (yataklarda bulunan filizlerdeki maden oranı) yüksek olmalı.

Ulaşım düzgün olmalı.

Kolay işletilebilir olmalı.

Sermaye ve teknolojik imkan gereklidir.

Taşkömürü

Batı Karadeniz’deki Zonguldak-Ereğli havzasında bol miktarda bulunan taşkömürü, 1937 yılında devletleştirilmiş ve kalori değeri yüksek olduğu için uzun yıllar evlerde yakacak olarak kullanılmıştır. Daha sonra alınan bir kararla sadece sanayide kullanılmaya başlanmıştır. Taşkömürü rezervi 1.1 milyar tondur. Bunun yaklaşık %82’si kok kömürü elde edilebilecek* özelliktedir. Yıllık ortalama 2.5 milyon tondan fazla taşkömürü üretilmektedir.*

*Linyit*

Türkiye’nin hemen her bölgesinde linyit yataklarına rastlanmaktadır. Bilinen linyit yataklarının en önemlilerini Afşin-Elbistan, Muğla, Soma, Tunçbilek, Seyitömer, Beypazarı ve Sivas havzaları oluşturmaktadır. Ülkenin toplam linyit rezervleri 8.4 milyar tondur.Yıllık linyit üretimi 60-65 milyon ton civarındadır. Ülke linyit rezervleri bakımından dünyada yedinci ve üretim sıralamasında ise altıncı durumdadır. Linyit madenciliğinin ekonomiye katkısı esas itibariyle enerji üretimi alanında olmaktadır.

Petrol

Ham petrol ise Türkiye’de ilk defa 1940 yılında Güneydoğu Anadolu’da Raman Dağı eteklerinde bulunmuştur. Daha sonraki yıllarda yeni petrol kuyuları açılmış ve ham petrol üretimi 1980 yılında 2 milyon 370 bin ton olmuştur. 1991-1993 yılları arasında yıllık bazda 4 milyon metrik tonu geçen ham petrol üretimi, 1998 yılında 3 milyon 224 bin metrik ton olarak gerçekleşmiştir. Ham petrol üretiminde sağlanan artışlar, büyük ölçüde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı tarafından gerçekleştirilen çalışmaların sonucunda sağlanmıştır. Ayrıca yurtdışında petrol arama ve üretimine yönelik girişimlerde de bulunulmaktadır. Bu kapsamda Mısır ve Kazakistan’da ortak arama sonucu tespit edilen sahalarda, sınırlı da olsa, petrol üretimi çalışmaları sürdürülmektedir.

Demir Cevheri

Ağır sanayinin en önemli hammaddesi olan demir cevheri, başta İç Anadolu’da Sivas ve Kayseri illeri olmak üzere, ülkenin çeşitli yörelerinde çıkarılmaktadır. Yıllık üretim 6 milyon tonun üzerindedir.

5.2 milyar metreküp mermer rezervine sahip olan ülkede, mermer sektöründe entegre üretim yapan tesislerin artmasıyla işlenmiş mamul üretiminde büyük artışlar sağlanmıştır. Nitekim madencilik sektöründe mermer ve sert taş ihracatı ilk sırayı almaktadır. Ülkenin toplam doğal taş ihracatı ise 1998 yılında 128.52 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

40 milyon ton krom rezervi bulunan ülkede üretilen kromun büyük bir bölümü hammadde, bir miktarı da ferrokrom olarak ihraç edilmektedir.*

Trona

*Dünyanın en büyük ikinci trona yatağı 1979 yılında Ankara Beypazarı’nda tesbit edilmiştir. 240 milyon tonluk bu kaynağın ekonomiye kazandırılması için çalışmalar devam etmektedir.

*

Rapor

Salı, 06 Kasım 2007

RAPOR

“Türkiye’deki mermerlerin Mineralojik ve Petrografik Özelliklerine Göre Kesilebilme ve İşlenebilme Parametrelerinin Matematiksel Modellemesi” adlı tez çalışması ile ilgili olarak;

* 2001 – 2002 Güz yarı yılı içerisinde yapılan çalışmalar:

Öncelikle; tez çalışmasında yapılacak işlerin genel bir planlaması yapıldı. Bu planlamaya göre ise;

Mağmatik, Metaformik, Sedimanter kökenli mermer türlerinin iç yapısal özelliklerinin incelenmesinin gerektiği ve bu incelemeler içinde, aşağıda belirtilen çalışmaların yapılmasının gerekliliği belirtildi.

1. Türkiye’nin değişik bölgelerindeki farklı mermer örneklerine ait ince kesitlerden;

a. Mermerlerin mineral yapılarının incelenmesi,

b. Fosil içerikleri ve kavkı oluşumları varsa incelenmesi,

c. Gözenek yapılarının analizi,

d. Kristal yapılarının analizi,

e. Kuvarsit yapılarının incelenmesi.

2. Mermer örneklerinin Kimyasal Analizlerinin yapılması.

Mermerlerin Mineralojik – Petrografik Özellikleri ve Endüstriyel Önemini içeren bir literatür taraması yapılarak bu konuda hazırlanan bir seminer Fen Bilimleri Enstitüsüne verildi.

* Bundan sonraki dönemlerde yapılacak çalışma planı :

Raporun A şıkkında belirtilen çalışma planının uygulanmaya konulması düşünülmektedir.

RAPOR

“Türkiye’deki Mermerlerin Mineralojik ve Petrografik Özelliklerine Göre Kesilebilme ve İşlenebilme Parametrelerinin Matematiksel Modellemesi” adlı tez çalışması ile ilgili olarak;

* 2001 – 2002 Bahar Yarı – Yılı içerisinde yapılan çalışmalar :

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden alınmış farklı mermer örneklerine ait ince kesitlerden;

Polarizan mikroskop kullanılarak, mermer örneklerinin mineralojik yapılarının incelemeleri yapıldı.

Mineral yapıları ile ilgili gerekli bilgiler not edildi,

Fosil içerikleri ve kavkı oluşumları tespit edildi,

Çok sayıda fotoğraf çekimi ile; mineraller, fosiller ve bazı özellikli durumlar görüntülendi.

* Bundan sonraki dönemlerde yapılacak çalışma planı :

Görüntü analiz cihazı kullanımı ile mermerlerin gözeneklilik yapılarının detaylı analizlerinin yapılması,

Mermerlerin kristal yapılarının incelenmesi,

Mermerlerin kuvarsit yapılarının incelenmesi,

Kimyasal analizlerin yapılması.

Yeniden Kristalleşme Tavı

Salı, 06 Kasım 2007

Yeniden kristalleşme tavı

Çelikler ve diğer soğuk şekillenmiş olan kristal yapılı malzemelere uygulanır. Yeniden kristalleşme tavının ön şartı malzemenin tavlama öncesi en az %10 gibi soğuk şekillendirilmiş olmalıdır. Soğuk şekillendirme tav öncesi olmamış ise tavlamada olmaz.

Metalin soğuk şekillendirme esnasında kristal tane yapısının şekli bozulur,dislokasyon yoğunluğu artar.bunun neticesi, malzemenin sertliği artar, sünekliği azalır, şekillendirme işlemi zorlaşır,hata işlem devam ettirilirse kırılmalar meydana gelir. Malzemenin elektrik iletkenliği ve korozyona dayanıklılığı azalır. Soğuk şekillendirme neticesi sertleşen çeliği yumuşatmak ve diğer özelliklerini düzeltmek için, A1 (650-700) sıcaklığının altında 1 saat tavlama yapılır ve havada soğutulur. Tavlama neticesinde kristalleşme meydana gelir,dislokasyon yoğunluğu azalır,malzeme yumuşar.

Malzemenin şekillendirme işlemi yeniden kristalleşme sıcaklığının altında yapılıyor ise soğuk,üstünde yapılıyorsa sıcak şekillendirme denir. Kurşun ve kalay oda sıcaklığında sıcak şekillendirmeye uğradığı halde demir 400 oC ‘de soğuk şekillendirilmiş olur.

Soğuk şekillendirme ve yeniden kristalleşme işlemi ile malzemenin tane boyutları küçültülebilir. Tane boyutu küçük olan malzemenin dayanımı daha yüksek olur. Derin çekme, tel çekme gibi işlemlerde belirli bir şekil verme oranından sonra,malzeme sertleştiği için daha fazla şekillendirilemez. Böyle bir malzeme tavlanarak ,tekrar istenildiği kadar şekillendirilebilir. Yeniden kristalleşme ısıl işlem programı Şekil 1’de verilmiştir.

Plastik şekil değiştirmeye uğramış malzemenin iç yapısında dislokasyon yoğunluğu artışı homojen değildir (Şekil 2). Dislokasyon bölgesindeki atomlar denge durumundan uzaklaştıkları için dislokasyon yoğunluğunun artması malzemenin iç enerjisini arttırır. Denge durumu bozulun atomlar denge durumuna gelme eğilimindedirler. Dışarıdan bir enerji (ısı) verilecek olursa,malzeme eski kristal haline gelir. Bu olaya yeniden kristalleşme denir.yeniden kristalleşme olayı üç safhada incelenir.

1-Toparlanmalastik şekil değiştirmeye uğramış malzemeye dış enerji verilince ilk önce kristal hatalarında bir azalma görülür. Ara yer atomları boş yerlere yayınır,ters işaretli dislokastonlar birbirini yok eder, boş yerler bir araya toplanır. Dislokasyonlar aynı hizaya gelerek küçük açılı tane sınırları oluşur(Şekil 3). Bu olaya toparlanma denir.böyle bir malzemenin mekanik özelliklerinde bir değişiklik olmamıştır ancak fiziksel özellikleri değişmiştir.

2-Yeniden kristal oluşumu:malzemeye verilen dış enerji arttırılırsa ,dislokasyon yoğunluğunun çok olduğu yüksek enerjili bölgelerde yeni kristal çekirdekleri oluşur.bu çekirdekler büyüyerek malzemenin yeniden kristalleşmesi tamamlanır. Yeniden kristalleşen malzemenin kristal tane büyüklüğü şekil değiştirme miktarına bağlıdır.

Yeniden kristalleşme için gerekli dış enerji malzemeyi ısıtarak sağlanır. Bu olaya tavlama denir. Yeniden kristalleşme sıcaklığı ,malzemenin bir saat içinde kristalleşmesini tamamlayabildiği sıcaklıktır. Bu sıcaklık malzemenin ergime sıcaklığına bağlıdır.

Tyks=(0.4-0.5)Te

Yeniden kristalleşme sıcaklığı plastik şekil değiştirme oranı ile değişir. Şekil 4’de demir için plastik şekil değiştirme oranına bağlı olarak yeniden kristalleşme sıcaklığı verilmektedir.

3-Tane büyümesi: Malzemenin tavlama süresi ve tavlama sıcaklığı arttırılır ise taneler büyüyerek irileşir. Böyle bir yapı çoğu zaman arzu edilmez. Tane boyutu, tavlama sıcaklığı ve soğuk şekil değiştirme oranı ile değişir. Şekil 5

Şekil 6’da soğuk şekil değiştirme ve yeniden kristalleşme tavına tabi tutulmuş pirinç için mikro yapı değişiklikleri göülmektedir.şekil 7’de ise tavlama süresine bağlı olarak, pirinçte dayanım ve süneklilik değerleri ile tane boyutunun degişimi görülmektedir.

Turhan Oral-genel Maden-iş Sendikası Basın Müşaviri

Salı, 06 Kasım 2007

Turhan Oral-Genel Maden-İş Sendikası Basın Müşaviri

TAŞKÖMÜRÜ GERÇEĞİ VE TÜRKİYE

Taşkömürü Tarihi

Taşkömürü; Jeolojik devirler boyunca dönüşüme uğrayarak büyük bir kalori gücü kazanan bitki fosillerinden meydana gelmiş inorganik katı bir yakıttır. Milyonlarca sene önce ormanlar, toprak kayması, denizlerin karalara, karaların denizlere dönüşmesi gibi tektonik hareketlerle toprak yığınlarının altında kalmışlardır. Kömürü yapan ana elaman karbondur.

Taşkömürü yataklarının yapısı çok değişiktir.

Taşkömürünü en önemli özelliklerinden birisi koklaşabilir olmasıdır. Kömürün damıtılmasıyla elde edilen yan ürünler kimya sanayiinde de kullanılır.

Zonguldak Taşkömürü Havzası 270 milyon yıl önce kömür oluşumu sonucu, biri karbonifer devrine ait “Hersineyen” diğeri “Kratese” devrine ait Alpin Orojenezi olmak üzere iki önemli tektonik olay sonucu kıvrımlı ve faylı olarak tabakalanmıştır.

Çin tarihçileri maden kömürünün MÖ 1000 yılında kendi bölgelerinde kullanıldığını belirtiyor. Avrupa’da ise, MÖ 384 yılında doğan filozof Aristo’nun eserlerinde ağaç gibi yanan siyah topraklardan söz ettiği biliniyor. Almanya, İngiltere, İskoçya, Belçika ve Fransa’da 10.yy dan itibaren kömür yaygın olarak kullanılmaya başlanıyor.

Dünya Üretimi

1820’de 30 milyon ton olan dünya taşkömürü üretimi 1860’da 125 milyon tona, 1880’de 340 milyon tona, 1890’da 512 milyon tona ve 1913 yılında 1 milyar 388 milyon tona yükseliyor. Sonrasında petrol, hidroelektrik ve doğal gaz gibi kaynakların ortaya çıkmasıyla kömür üretiminin hızı kesiliyor.

Birinci Dünya Savaşının sonuna kadar, en önemli kömür ihracatçısı İngiltere’dir. Taşkömürü enerji ve demir-çelik sektörü başta olmak üzere Sanayi Devrimi sürecinin vazgeçilmez ticari maddesidir.

Almanya, Belçika, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda bir araya gelerek 18 Nisan 1951 de Avrupa Kömür ve Çelik Birliği’ni kurarlar. Bu birlik sonrasında Avrupa Birliğine dönüşür ve tüm ticareti yönlendirir.

1993 yılı dünya üretimi 3 milyar 138 milyon ton olarak gerçekleşiyor. 1993 yılının en büyük üreticileri sırasıyla; Çin (1 milyar 047 milyon ton), ABD, Rusya, Ukrayna, Kazakistan, Hindistan, Güney Afrika, Avustralya ve Polonya dır.(130 milyon ton). Türkiye aynı yıl 2 milyon 800 bin ton üretmiştir.

Son yıllarda Avustralya, Güney Afrika, Çin kömür ihracatında dikkati çekiyor.

Türkiye’de Taşkömürü

1993 yılı sonu itibariyle dünya rezervi 522 milyar 351 milyon ton, Türkiye rezervi ise 1 milyar 126 bin tondur. Türkiye’de taşkömürünün, kalite ve rezerv üstünlüğüyle sadece Zonguldak’ta bulunduğu biliniyor.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, farklı tarihlerde kömürün yöre insanı tarafından kullanıldığı söylense de genel kabul gören 1829 yılında Uzun Mehmet’in Ereğli’nin Kestaneci köyünde kömürü bulduğudur. Dünyadaki gelişmeye paralel olarak Padişah 2. Mahmut’ta kömürün yurt içinde aranması emrini vermiştir. Ancak o süreçte üretim yapılmamıştır. Üretim 1848 yılında başlamıştır.

1848 yılında 1.Abdülmecit bir fermanla, Ereğli Kömür Havzasını kendi vakıfları arasına alır. (Hazineyi Hassa) Ardından Hazineyi Hassa İdaresi Havzayı yıllığı 300 altına, Galata Sarrafları’nın kurduğu Kömür Kumpanyasına kiralar. Galata Sarrafları yabancı kökenli ticaret erbabıdır ve dış ticaretle de ilgilidirler. Kömür tüm dünya için önemlidir ve Anadolu yani Zonguldak gelişmiş ülkelerin hedefidir.

Taşkömürü ve Zonguldak:

Zonguldak 1811’da küçük bir mahalledir. Çaycuma bucağının Gaca Köyü’ne bağlıdır. 1848’den itibaren kömürle birlikte büyümeye başlar. 1899’da ilçe merkezi kurulur. 1924’de il olur.

1854-55 yıllarında Kırım Savaşı sırasında Havzayı İngilizler işletir ve müttefikleri Fransızlarla donanmanın kömür ihtiyacını karşılarlar.

1870 yılında yabancı şirket sayısı artar, üretim 65 bin tona, 1875 yılında 172 bin tona çıkar.

1890’da Fransız, Belçika, Alman ve İtalyan şirketleri havzaya yerleşir. 1896 yılında, uzun yıllar Zonguldak’ta kalacak olan Fransızların “Ereğli Şirketi Osmaniye”si, mühendis ve teknik elamanlar getirir, 1970 yılına kadar sözleşme yapar. Demir yolları ve limanlar kurar. Bu dönemde Havza’da Ruslar ve yerli Ermenilerle, Rumların Şirketleri de vardır.

Dünyada kömürün öneminin artmasıyla Zonguldak Kömür Havzasında 1907 yılı üretimi 736 bin tona, 1911 üretimi 904 bin tona ulaşır.

Üretim ve ihracat artarken sadece Zonguldak ve çevre köylerden değil yakın illerden gelen insanlarla Zonguldak’ta büyür.

Gelişmiş Emperyalist ülkelerin gözü Zonguldak’tadır. 1914 yılında 1. Dünya Savaşı ile birlikte Almanlar Kömür Havzasının yönetimini ele alır. Bir Alman albay, Harp Akademisi Merkezini yönetir. Fransızlar Havza’dan ayrılır. 1914 üretimi 625 bin tona düşer. Rus donanmasının baskısıyla 1917 yılı üretimi 160 bin tona kadar geriler.

Birinci Dünya Savaşının galipleri arasında yer alan Fransızlar, sermayelerini korumak bahanesiyle Zonguldak Merkezini işgal ederler. 1921 de işgal kalkar. Bu dönemde Merkezi İstanbul’da bulunan “İtilaf Kuvvetleri Kömür Komisyonu” Havzanın idaresini ele almıştır.

Türkiye Cumhuriyeti ve Taşkömürü

Kurtuluş Savaşını gerçekleştiren Türkiye Cumhuriyetinin yeni kadroları da Zonguldak’ın önemini bilmektedir. 28 Nisan 1921’de, gerekçesi Büyük Millet Meclisi Reisi M. Kemal tarafından imzalanan kanunla, Havzadaki mevcut kömür tozları, işçinin umumi menfaatlerine kullanılmak üzere satılır. Mecliste kanun hakkında konuşan İktisat Vekili Mahmut Celal Bey (Bayar) in söyledikleri dikkat çekicidir. Celal Bey şunları söyler. “Mademki evvelce hiçbir şey yapılmamıştır, şimdi bunun tanzimine sayediyoruz, yalnız pek ufak bir şeyi kendilerine lütfetmekle onları teşvik ve terkip etmiş olacağız. Bunun Meclisi alinizden kabulünü rica ediyorum”

Büyük Millet Meclisi, 10 Eylül 1921’de 151 sayılı Ereğli Havzayi Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanunla, iş ve işçilik haklarını teminat altına alır.

Kurutuluş Savaşına kadar, dünyanın değişik ülkelerinden gelen işletmecilerin baskısı ve zulmü altında, açlık ve yoksulluk içinde çalıştırılan yöre insanı, ülkesinin nasıl talan edildiğini görmüş ve bu ulusal bilinçle Kurtuluş Savaşına destek olmuştur.

Cumhuriyetin yeni kadroları da Meclisin açılışıyla beraber maden işçisine ve yöre insanına sahip çıkarak, sanayinin teminatı olan taşkömürü üretimini artırabilmenin arayışı içine girmişledir. Cumhuriyetin ilanından önce Zonguldak’ta düzen oluşturmuşlardır.

Cumhuriyetle birlikte havzaya yeni bir heyecan gelir. 1924 yılında Maden Kömürü İşletmeleri Türk Anonim Şirketi kurulur. Diğer şirketler de, idari ve teknik yönden denetim altına alınır. Çalışan sayısı artar, üretim artar ve 1926’da kömür üretimi ilk kez yıllık 1 milyon tona ulaşır.

1927-31 yılları arasında 70 teknik mühendis yetiştirilir. 1929 yılında İş Bankası sermayesi ile Kömür-İş adıyla bir müessese kurulur. Bu şirket Kozlu ocaklarını işletir. 1935 yılı üretimi 2 milyon 300 bin tona ulaşır.

Bu süreçte devlet Zonguldak Kömür Havzasıyla yakından ilgilenir. 1896’da kurulan ve 1970 yılına kadar sözleşmesi bulunan en büyük kömür şirketi olan Fransızların Ereğli Şirketi 1937 yılında devletleştirilir. Liman, demiryolları ve kömür ocakları ETİBANK’a geçer.

Koklaşabilme özelliğiyle sadece Zonguldak’ta bulunan taşkömüründen en etkin bir şekilde faydalanabilmek için 1937 yılında Karabük Demir Çelik Fabrikası kurulur.

İkinci Dünya Savaşı ile birlikte taşkömürü üretimini daha sıkı bir kontrole alan devlet, 1940 yılında çıkartılan bir kanunla bütün kömür ocaklarını satın alır ve ocaklar iktisadi devlet teşekkülü olan Ereğli Kömürleri İşletmesi’ne verilir. Bütün yerli ve yabancı şirketlerin faaliyetleri sona erer. Türkiye’nin en önemli doğal kaynaklarından birisi olan taşkömürleri artık kamunun malıdır.

Büyüyen Zonguldak ve Gelişen Türkiye

28 Şubat 1940 yılında yayınlanan bir kararname ile Zonguldak Kömür Havzasında “İş Mükellefiyeti Müdüriyeti” kurulur. Görevli memurlar, muhtar aracığıyla köylerden işçi toplar. Maden ocaklarında çalışmak istemeyen kaçakları bulmak için de Tahkimat Komutanlığı kurulur. Baskı uygulaması 1948 yılına kadar sürer.

Satılabilir kömür üretimi 1941-48 yıllara arasında yılda 2 milyon 125 bin ton ile 2 milyon 670 bin ton arasında değişir. Sadece 1942 yılında 1 milyon 814 bin tona düşer. Sonuç, baskıyla amaca ulaşılmadığını gösterir.

Karabük Demir-Çelik Fabrikasından sonra 1948 yılında Çatalağzı Termik Elektrik Santralı kurulur.1960 yılında, daha gelişmiş bir teknolojiyle, ikinci Demir-Çelik Fabrikası Ereğli’ye kurulur. Bunu Filyos Ateş Tuğla Fabrikası, Bartın Çimento Fabrikası ve diğer irili ufaklı fabrikalar izler. Zonguldak, ülke sanayisinin can damarı olur.

Ülkemizin kömür ihtiyacı arttıkça, maden ocaklarında çalışan işçi sayısı artar. Zonguldak büyürken Türkiye hızla gelişir. Başlangıçta zorla da olsa zamanla, madencilik Zonguldak ve yöre insanının vazgeçemeyeceği bir meslek olur.

Tek parti döneminde, özellikle mükellefiyet uygulamasında müthiş baskı gören yöre halkı bunun faturasını CHP’ye keser. 1950-54 ve 57 seçimlerinde Zonguldak Demokrat Partiye oy verir. Sendikanın Kurucularından ve zamanın Genel Başkanı Ömer Karahasan Kurucu Meclis’te olmasına rağmen Zonguldak halkı 1961 Anayasası’na da “Hayır” der.

1961 Anayasası’nın getirdiklerini yaşamında görmeye başlayan yöre halkının siyasi tercihi de zamanla değişir. 1973’de toparlanan CHP, 1977 de AP’nin önüne geçer.

Bu süreçte kömür üretimi de 1950’de 2 milyon 830 bin tondan başlayarak 1958 de 4 milyon 75 bin tona yükselir. 1950-56 yıllarında alınan 103.5 milyon dolar Marshall Yardımı ile yapılan yatırımlar üretime yansır. Baskının başaramadığını demokratik süreç başarır. Zonguldak ile birlikte Türkiye’de büyür ve gelişir.

Zonguldak maden ocaklarındaki üretim miktarı, siyasetçinin yani yönetenlerin gösterdiği ilgiye göre değişmektedir. 1959 yılının istikrarsız Türkiye’si hemen Zonguldak’ta kömür üretimine yansır.

1959; 3 milyon 940 bin ton, 1960; 3 milyon 653 bin ton, 1961; 3 milyon 773 bin ton, 1962; 3 milyon 893 bin ton üretim gerçekleşir.

1963 yılında Çalışma Hayatının yeniden düzenlenmesinin getirdiği moral ve 1961-63 arasında kullanılan 14.5 milyon dolar Development Loan Fund kredisi ile kömür üretimi 1963 yılında 4 milyon 153 bin ton, 1966; 4 milyon 880 bin ton ve rekor kırarak1967 yılında 5 milyon 31 ton olur.

1968-77 yılları arası üretim, ortalama 4 milyon 700 bin ton standardında sürer. 1969-74 yıllarında kullanılan 21.5 milyon dolar Aid İnternational Development kredisi ve Ülkedeki istikrarlı yönetim Taşkömürü Kurumunda da kendini gösterir. 1960 yılında 54.026 olan Zonguldak ilinin nüfusu 1975 yılında 80.387 ye ulaşır. Zonguldak, Türkiye’nin dört bir yanından göç alır.

1978 yılında başlayan siyasi istikrarsızlık, 1980 de sendikal hakların sınırlanması ve sonrasında çalışan sayısının azalmasıyla 1983 üretimi 3 milyon 540 bine geriler.

Kurumda 1954 yılında 30 bini, 1975’de 40 bini aşan işçi sayısı 1979’da 43 bin 594’e ulaşır.1983 yılında 38.650 iner. Sonrasında değişen politikalarla daha hızlı bir geriye gidiş başlar.

Sonuç olarak; Osmanlı İmparatorluğunun güçsüz döneminde ve özellikle dağılma sürecinde tüm gelişmiş ülkelerin talanına uğrayan Zonguldak maden ocakları, Birinci Dünya savaşı sırasında da öncelikli hedef olunca, ülkesini seven ve bağımsızlık mücadelesi içinde olan herkesin dikkatini çekmiş, maden ocaklarına sahip çıkmak öncelikli bir duruma gelmiştir.

Koklaşabilme özelliğiyle demir-çelik sanayiinin ve yüksek kalorisiyle diğer sanayinin ve enerji sektörünün vazgeçilmez ürünü olan taşkömürü, sadece Zonguldak yöresinde bulunması nedeniyle dünyada bu ilgiyi görmüştür.

Kurtuluş Savaşı sonrasında, TBMM açıldığı andan itibaren ve Cumhuriyet ilan edilmeden; iktidar olabilmenin, devleti kurabilmenin hesabını yapan yeni kadrolar, yüzlerini Zonguldak’ a dönmüşler ve maden işçilerine, yöre insanına sahip çıkmışlardır.

1935’lere gelindiğinde daha ciddi atılımlar içine giren genç Türkiye Cumhuriyeti, devlet adına şirketler kurmakla işin yürüyemeyeceğini görünce, sanayiinin geleceği için kesin çözümü, 1940 yılında bütün kömür havzasını devletleştirmekte bulmuştur.

Bu noktadan itibaren Zonguldak maden ocakları, devlet eliyle doğrudan doğruya bütün Türkiye’ye kaynak aktarmaya başlamıştır.

Zonguldak’tan Türkiye’ye Kaynak Transferi

Zonguldak Kömür Havzası’nın en büyük şirketi olan, Fransızların Ereğli Şirketi’nin 1937 yılında devletleştirilmesiyle, maden ocaklarından yapılan kaynak transferi devlet tarafından kontrol altına alınır.

Dışa kapalı genç Türkiye Cumhuriyeti, kendi yağıyla kavrulmanın hesabını yapmaktadır. Gelişme için sanayinin önemini bilen kadrolar, tarıma dayalı köylü toplumundan, çağdaş medeniyete giden yolun sadece kömür üretimini artırmaktan geçmediğini ve üretimi artırmanın ötesinde kendi doğal kaynaklarını en etkin biçimde kullanmanın önemini görmüşlerdir.

Ülkemizde sadece Zonguldak’ta üretilen taşkömürü, koklaşabilir özelliği ile demir-çelik sektörünün vazgeçilmez bir girdisidir. Tüm dünya ve Türkiye’de, o yılların en önemli sektörü demir-çelik sektörüdür.

Türkiye Cumhuriyeti önemli bir adım atar, Zonguldak il sınırları içinde ve stratejik bir nokta olarak tespit edilen Karabük’te, 1937 yılında demir-çelik fabrikası kurulur. Köprü, demir yolları ve inşaatlarda kullanılan demir-çelik üretimine başlanır.

Çatalağzı Termik Elektrik Santralı’nın (ÇATES) 1948 yılında bölgeye kurulmasıyla, maden ocaklarıyla enerji sektörü arasında doğrudan ilişki kurulur.

1960 yılına gelindiğinde Türkiye ekonomisi ve sanayii belirli bir mesafe katetmiştir. Bu kez yine Zonguldak il sınırları içinde bulunan Ereğli bölgesine, ikinci bir demir-çelik fabrikası kurulur. Daha ileri teknoloji sahibi olan bu fabrikada, yassı mamul üretimine geçilir. Yerli otodan, beyaz eşyaya her alanda kullanılabilen demir-çelik ürünüyle, bukez sadece kamu ile değil özel sektörle de doğrudan ilişki kurulur.

1963-64 ve 1967-1969 yıllarındaki kar-zarar tablolarında küçük de olsa kar görünen Taşkömürü Kurumu, genel anlamda 1940-1983 yılları arasında tamamen kamu yararına hizmet etmiştir.

Türkiye Taşkömürü Kurumu İstatistik Yıllıklarına bakıldığında; 1946-1957 yılları arasında sabit döviz kuruyla, ortalama satış fiyatı 18 dolardan 29 dolara kadar yükselmiştir ve kurum her yıl zarardadır.

1958 yılında 24 dolar olan kömürün ortalama satış fiyatı, devalüasyon sonucu 1959 yılında 11 dolara düşer ve 1968 yılına kadar bu fiyat sürer. Aynı yıl 18 dolara, 1969 yılında 20 dolara çıkar.70-71 devalüasyonlarıyla satış fiyatı 16 dolarda kalır. Bu yıldan sonra yapılan küçük artışlarla 1977 yılında ortalama satış fiyatı 25 dolara çıkartılır.

1946-1977 yılları arasında, ortalama 19 dolar fiyatla taşkömürü satılır. Küçük miktarlarla da olsa, 32 yıllık süreçte sadece 4 yıl kar görünür. Dünya için önemi bilinen bu süreçte, taşkömürüne 19 dolar fiyat verilmiştir. Kurum sürekli zarar etmiş ya da ettirilmiştir.

Vazgeçilmez bir ürün olan taşkömürünün fiyatı, kapitalizmin evrensel kuralı olan arz ve talebe göre belirlenmemiş ve Türkiye’de tekel olan Taşkömürü Kurumu, bu avantajını hiç kullanmamıştır.

1980’li yıllara kadar sürdürülen ithal ikameci politikalar doğrultusunda, ülkedeki üretim sektörünü geliştirmek için özel sektöre olanaklar sağlanmış ve Taşkömürü Kurumu, Demir-Çelik fabrikaları gibi enerji sektöründen de bu kesime, ucuz fiyatlarla kaynak transferi yapılmıştır. KİT’lerden beslenen, otomobil ve beyaz eşya başta olmak üzere inşaat sektörü ve diğer sektörler gümrük duvarlarıyla korunmuş, dünyada örneği görülmeyen karlara ulaşmışlardır.

1940 yılında 98.6 dolar olan kişi başına Milli Gelir, 1945 yılında 225.4 dolar, 1955 yılında 286.2 dolar, 1960 yılında 358.6 dolar ve 1976 yılında 1020.2 dolar olmuştur.

Bu süreçte, Türkiye ekonomisini büyüten ve geliştiren en önemli merkezlerden birisi Zonguldak’tır. Maden ocaklarında üretilen kömür, maliyet hesabıyla, yada dünya kömür fiyatlarına göre satılmamıştır.

Madencilik Mesleği

Osmanlı imparatorluğu döneminde 1848 sonrası, Zonguldak yöresinden Galata Sarrafları ile başlayan kömür ticaretine, kurtuluş savaşı dönemine kadar pek çok ülke doğrudan girmiştir.

Kömür Havzasındaki maden ocakları bu şirketler tarafından kiralandığı dönemde, devletin tespit ettiği fiyatla kömür tonu 73 kuruş iken işçi ücretleri 2,5-3 kuruştur. Boğaz tokluğuna çalışılmaktadır. Üstelik para yerine yiyecek ve giyecek verilmektedir. Hastalık yaygın bir hal almıştır. Huzursuzluk ve düzensizlik üretimi düşürünce Sultan Abdülaziz Kömür Havzasını İdareyi Hassa’dan alır ve Bahriye Nezaretine verir. Dilaver Paşa yönetici atanır. 1865 yılında 8 fasıl 100 maddeden oluşan Dilaver Paşa Nizamnamesiyle; Teknik, idari ve hukuki bir düzen kurulur. 13-50 yaş arası zorunlu işçilik getirilir. Karadağ ve Sırbistan’dan gelen kalifiye elemanlar madencilik mesleğini öğretirler. Nizamnameyle, işçilerin kalabileceği, sağlığa elverişli koğuşlar yapma mecburiyeti getirilir. Firar eden işçilere fazla çalışma cezası getirilir. Firara yada çalışmamaya teşvik edenlerde aynı cezalara çarptırılır. Bu uygulama 1869 yılında yapılan düzenlemeyle yumuşatılır. İşçilere bazı haklar tanınır. İşverenlere, kazalara karşı emniyet tedbirleri alma mecburiyeti getirilir. Çalışma mükellefiyeti kaldırılır.

1908 yılından sonra işçi eylemleri daha sık görülür. 1910-11-13 yıllarında grevler yapılır. 1922 yılında Gelik’de yapılan greve işçilerin şikayetiyle Jandarma Takım Komutanlığı müdahale eder ve üst makamlardan şirket yöneticilerinin uyarılması istenir. 1923 yılında Asma’da grev yapılır. Nedeni ise işçilere yevmiye cezası verilmesidir. İşçiler, Fransız memurların kömür arabalarını eksik saydıklarını ve sayımda Türk işçi bulunmasını da isterler.

Fransız,Alman,İtalyan, Belçikalı şirketlerin baskı ve zulmünü yaşayan yöre insanı, onların getirdiği teknik elemanlardan da işçiliği öğrenir, sosyal yaşamı görür.

Yabancı baskısını yaşayan maden işçileri Cumhuriyetle birlikte farklı beklentiler içine girer. Özellikle 1940 yılında yapılan devletleştirme sonrası ikinci kez getirilen zorunlu çalışma ve 1940-48 arasındaki baskıcı uygulamalar, maden işçilerinin ve yöre insanının Hükümeti ve devleti sorgulamasına neden olur.

İşçilik kavramının henüz ülkemizde bilinmediği ve emperyalizmin tanınmadığı bir süreçte, baskıyı, yoksulluğu, sefaleti yaşayan ve sömürüyü gören yöre insanı, zaman zaman kendiliğinden gelişen tepkilerle ve büyük bedeller ödeyerek, önce ulusal bilince, sonra sınıf bilincine ulaşmıştır.

Yöre insanı başlangıçta istemeyerek de olsa zaman içinde madenciliği benimsemiş ve onu atalarından gelen bir kader olarak kabullenmiştir. Bu uzun tarihsel süreçte Zonguldak’ta, madenci şehidi olmayan aile kalmamıştır.

1980 Sonrası Türkiye

24 Ocak 1980 ekonomik kararları ve sonrasında 12 Eylül 1980 Askeri darbesiyle yeni bir sürece giren Türkiye’de, Taşkömürleri Kurumu ve Zonguldak için de yeni bir süreç başlar.

İthal ikameci politikalar tıkanmış; ihracatı hedef almayan ekonomi, zorunlu ithalat yapacak dövizi bulamaz duruma düşmüştür. Büyüme oranı sıfırın altına inerken, enflasyon yüzde yüzlere ulaşmıştır.

Kaliteyi, teknolojiyi, verimliliği önemsemeden ve KİT’lerden sağlanan ucuz girdilerle üretim yapan; gümrüklerle korunup, istediği fiyatlarla iç piyasaya yapılan satışlardan, çok kolay paralar kazanan özel sektör de, kendi için gerekli dövizi bulamaz olmuştur. Sırtını dayadığı kamu ekonomisi, dolayısıyla devlet tıkanmıştır. Devlet, borç bulamaz, borçlarını ödeyemez duruma gelmiştir.

Bu noktada uluslar arası finans kuruluşları IMF ve Dünya Bankası devreye girer. Türkiye’ye yeni politikalar önerilir. Öncelikli hedef ihracattır. Yani döviz kazanmak gerekmektedir. Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal, yeni politikayı “Türkiye’nin dış dünya ile entegrasyonu” olarak özetler.

1980 Türkiye’sindeki ekonomik yapının, dünya tekelleriyle rekabet edebilecek durumda olmadığı bilinmektedir. Amaç, yeni politikanın getirdiği gümrük serbestisi ile Türkiye’yi “Açık Pazar” haline dönüştürmektir. Yabancılar karşısında, ayakta kalabilen yerli şirketler kalacak, uyum sağlayamayanlar, rekabete dayanamayanlar batacaktır. Devlet yeni krediler bulacak yada bulanlara kefil olacak ve uyum sürecine katkı verecektir. Fedakarlığın, yine “Kamuya ve Halkımıza” düşeceği bilindiği için demokrasi askıya alınmıştır.

Zonguldak’ın talihsizliği bunun da ötesindedir. Türkiye’ye dayatılan ekonomik politikalarda, demir-çelik, petro-kimya gibi ekonominin temel direği olan sektörlere yatırımlarından uzak durulması istenir. Yani, maden ocaklarına, yatırıma kaynak yoktur. Taşkömürü ve demir-çelik fabrikalarıyla, Zonguldak hedeftir. Türkiye’yi Türkiye yapan, sanayi atılımının merkezi Zonguldak tasfiye edilecektir.1937’de kurulan Kardemir, 1960 teknolojisiyle Türkiye’yi Avrupa’ya muhtaç etmeyen Erdemir; 1951 de kurulan Avrupa Kömür ve Demir-Çelik Birliğinin ve diğer emperyalist ülkelerin uluslararası şirketlerinin hedefidir. Türkiye üretmemeli, satın almalıdır. Borç batağına girmeli ve başka tavizler de verebilmelidir.

1980 Sonrası TTK

Uzun yıllar, ucuz kömür satışı ile ülke sanayisine kaynak aktarılan TTK’nın, satış politikalarındaki ilk ciddi değişiklik 1978 yılında görülür. Kömürün ortalama satış fiyatı 25 dolardan 51 dolara yükselir ve o yıl kurum zarar etmez. Ama kar amacı da yoktur.

1980’de askıya alınan sendikal haklar nedeniyle işçi ücretlerinin düşük kalması ve madencilik sektörünün emek-yoğun bir sektör olması nedeniyle kar-zarar tabloları değişir. 1980 yılında rekor bir fiyatla, 77 dolara kömür satarak zarardan kurtulan TTK, 1981’de 73, 1982’de 72 dolarlık ortalama satışlarla durumu idare eder.

1983 yılına gelindiğinde yeni dönemin ekonomik politikaları belirginleşmeye başlar. Her kurum kendi yağıyla kavrulacaktır. Dünyadaki gelişmelere ayak uyduracaktır. Fiyat belirlenirken dünya izlenecektir. İthalat ile fiyatların kontrol altına alınacağı açıklanır.

TTK uzun yıllar sonra 1983 yılında, 64 dolar ortalama satış fiyatıyla yaklaşık 25 milyon dolar kara geçer. 1984 yılında 52 dolara düşen satış ortalamasıyla 21 milyon dolar, 1985 yılında 50 dolara düşen satış ortalamasıyla yine 21 milyon dolar kar edilir.

1986 yılında 44 dolara düşen ortalama satış fiyatıyla 68 milyon dolar zarara geçilir. İşçilik giderlerinde yaklaşık 16 milyon dolar azalma olmasına rağmen zarara düşülmüştür. Yeni dönemin ekonomik politikalarının bedelini KİT’ler ödemeye başlar. Daha öncede ifade edildiği gibi dünyaya entegrasyon sürecinin motor gücü olarak gösterilen özel sektöre her türlü destek verilecektir. Devlet olanakları ve uluslararası krediler bu amaçla kullanılırken, devletin kendisinin ekonomiden çekilmesi de asıl amaçtır. Ekonominin temel direği olan büyük kuruluşların devletin elinde olması, uluslararası kuruluşların rekabetine direnebilmesi ve onların pazarlarını daraltması istenmemektedir. Bu sektörler daha işin başında altı çizilerek belirtilmiştir. Onlar tasfiye edilebilirse, Türkiye’den, siyaseten başka taleplerde bulunabileceklerdir.

1987-88 yıllarında ortalama satış fiyatı 41 dolara indirilince, zarar sırasıyla 90 ve 110 milyon dolara çıkar.

1989 yılı zararı, 59 dolarlık satış ortalamasına rağmen 162 milyon dolara ulaşır.

Giderleri artıran önemli bir yenilik de “Sosyal Yardım Zammı” ödemesidir. Bakanlar Kurulu Kararıyla 20.6.1987 tarih 3395 sayalı yasayla tüm KİT’lere ek bir yük getirilmiştir. KİT’lerden emekli olan işçilere bu paranın ödenmesi için yasal düzenleme yapılır. Özel sektör adına Sosyal Güvenlik Kuruluşunun yaptığı bu ödemeyi KİT’ler kendileri yapacaktır. KİT’ler, emekli olan işçisine ölünceye kadar bu parayı ödeyecektir. Çalışırken sigorta primini ödeyen KİT’ler, işçisi emekli olunca da, ödeme yapmaya mecbur edilirler.

Bu uygulama 1989 yılında hemen TTK’nın kar-zarar tablosuna yansır. Çünkü finansman gideri 73 milyon doları geçmiştir. Açık vermeye başlayan kurum özel bankalardan yüksek faizle kredi kullanmaya başlamıştır. Artık faizler kartopu gibi büyümeye devam edecektir.

YIL FİNANS GİDERİ ZARAR ORT.SATIŞ

125 milyon dolar 296 M.Dolar 71 dolar

170 “ “ 512 “ 50 “

180 “ “ 561 “ 41 “

223 “ “ 670 “ 43 “

315 “ “ 515 “ 38 “

265 “ “ 443 “ 41 “

1990 yılında yükselen sendikal mücadele ile maden işçileri artık fedakarlık yapacak durumda olmadıklarını, insanca yaşamak istediklerini haykırarak greve çıkarlar. Kömürün ülkemiz için önemini,Türkiye’ye oynanan oyunu ve Kurumun nasıl batırılmak istendiğini tüm kamuoyuna anlatırlar. Ve bütün dünyaya örnek olan grev ile 4-8 Ocak 1991 Zonguldak-Ankara yürüyüşü gerçekleşir.

Büyük bir prestij kaybeden ve ülke genelinde kolayca uygulayabileceklerini düşündükleri KİT programı bozulan siyasi iktidar, ilk adımı attığı Zonguldak’tan bu tepkiyi alınca, KİT’leri açmaza sokmak için daha ince bir politika uygulamaya başlar.

1991 yılında, sözleşme sonrası işçilik maliyetleri artmasına rağmen, bir önceki yıl 71 dolar olan ortalama satış fiyatı 50 dolara çekilir. Açık artar. Yüksek faizlerle kredi kullanılır. 170 milyon dolarlık finans giderinin 110 milyon doları, faiz ve komisyon gideridir. Kalan kısmı da yeni emekli işçilerin kıdem tazminatları ve eski emekli işçilerin Sosyal Yardım Zammı ödemeleridir.

1990 sonrasında işçi ve memur gideri artıp, malzeme giderleri azalırken, Kurum zararını 160 milyon dolardan 670 milyon dolara yükselten asıl etkenlerin başında satış politikası gelir. TTK’nın nasıl gözden düşürülmek, küçültülmek ve kapatılmak istendiği 1990 sonrasında daha açık görülmektedir. 1990 yılında 71 dolar olan ortalama satış fiyatı, 1991 yılında 50 dolara ve 1992 yılında 41 dolara çekilerek TTK’nın idam fermanı imzalanır.

1993 yılında 43 dolarlık ortalama satış fiyatıyla 670 milyon dolar zarara ulaşılır. Aynı yıl Sosyal Yardım Zammı 78 milyon dolar, gecikme faizleri 62 milyon dolar, yeni emekli olan işçilerin kıdem tazminatları 76 milyon dolar, toplam finans gideri 223 milyon dolardır. TTK ekonomik anlamda dibe oturmuştur.

Dikkat Çekici Zamanlama

1993 yılının ikinci yarısında güvenoyu alan yeni hükümetin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına, eski Zonguldak milletvekili, yeni Antalya milletvekili Zonguldak’lı Veysel Atasoy getirilir. Atasoy, Kurum’dan sorumlu Bakan olarak Zonguldak’a yaptığı ilk ziyarette, TTK’nın küçültülmesinden, Zonguldak’ta alternatif yatırımlardan sözeder. Aynı dönemde emekli olan işçilerin kıdem tazminatları geciktirilir. İkramiyeler ödenmez. Atasoy, Kurum’da emeklilik kampanyası başlatır. Geleceğe ilişkin korku ve endişe ortamı yaratılarak, işçi sayısını düşürmek için her yola başvurulur. İşçi sayısı düşürülür, Kurum küçültülürse zararın azalacağı anlatılarak kamuoyu desteği aranır. Şişirilen zarar rakamları tüm Türkiye’ye aktarılır.

Yine yılın ikinci yarısında Sendikaya, Zonguldak’a ve Genel Başkan, aynı zamanda Türk-İş’in yeni Genel Sekreteri Şemsi Denizer’e karşı bir karalama kampanyası başlatılır. Büyük gazetelerde dizi yazılar hazırlanır. Bu sırada diğer kamu kuruluşlarında sözleşme görüşmeleri vardır ve Türk-İş, mücadelenin ve görüşmelerin doğrudan içindedir.

Kuruma sahip çıkılmasını, ciddi bir işletmecilik yapılmasını, yatırımların yapılarak üretim işçisi alınmasını savunan Sendika, emekliliklerin hızlandırılması ve Kurum’daki düzenin daha da bozulması girişimlerine karşı yaptığı açıklamada şu düşüncelere yer verir.

“Amaç, KİT’lere saldırıp özelleştirme, satma, kapatma, ülkemizi uluslar arası tekelci sermayeye peşkeş çekme önündeki en büyük engeli, mücadeleci maden işçilerini ve Zonguldak halkını aşabilmektir. Sonra sıra; Demir-çelikler, Türkiye Elektirk Kurumu, PTT ve diğerlerine gelecek, halkın yarattığı, ülkemizin, bağımsızlığının, geleceğinin teminatı olan varlıklarımız peşkeş çekilecektir. Bize, Zonguldak’a yapılan saldırının özünde bu zamanlama vardır”

Bu doğrultuda yoğun bir çalışma içerisine giren sendika; işçiler, temsilciler, yöneticiler ve Zonguldak’taki kitle örgütleri ile sık sık toplantılar düzenler ve yapılmak istenenleri anlatır.

Bu arada Çaydamar maden ocağından bazı işçilerin başka tarafa alınmak istenmesi üzerine işçiler eylem yapar. Korktukları başına gelir ve Çaydamar ocağı bir süre sonra terk edilir.

TTK ve Strateji Tartışması

Ülkemizde sadece Zonguldak’ta bulunan taşkömürü, koklaşabilme özelliği nedeniyle demir-çelik sanayimizin bağımsızlığımızın teminatı olduğu için stratejik bir üründür. Eğer bağımsızlık kavramına karşı olursanız söylenecek bir şey yoktur. O zaman ocakları kapatıp, koklaşabilir kömürü dışarıdan alabilirsiniz. Yada demir-çelik fabrikalarımızı da kapatıp ithalat yapabilirsiniz.

Kapatılan bir maden ocağının yeniden açılmasının yıllar alacağını ve büyük miktarlarda paralar gerektireceğini bilirseniz, eğer tarihinize bakar yada başka ülkelerin üretim ve maliyet rakamlarını incelerseniz, daha da önemlisi bağımsızlık ve ulusal kimlik kavramlarını kabul ederseniz, uluslararası ilişkilerde pazarlık gücümüz olmalı ve ticareti dengeli yapabilmeliyiz derseniz, bugünkü dünya dengelerinin değişebileceğini düşünürseniz, o zaman kendi doğal kaynağınıza, hele hele sınırlı olan doğal kaynağımıza daha dikkatli bakacaksınız.

1990 yılından sonra dünyaya hızla yayılan, küreselleşme ve globalleşme politikalarının yansıması, Türkiye’de, Zonguldak ve TTK’da da kendini göstermiştir. Taşkömürü nedeniyle Zonguldak bölgemize kurulan, Karabük ve Ereğli Demir-Çelik Fabrikaları bu noktadan itibaren, tıpkı diğer kurumlarda olduğu gibi ithalata ağırlık verirler.

1989 yılında üretimin % 54’ünü, 1990 yılında % 52’sini, Kardemir ve Erdemir Fabrikalarına, 71 ve 87 dolara satan TTK, aynı yıllarda Çatalağzı Termik Elektrik Santralına (ÇATES) üretiminin % 13’nü 26 dolardan vermektedir.

Demir-Çelik Fabrikalarına verilen kömür sadece Zonguldak’ta bulunurken, ÇATES’e verilen kalitesiz kömürü, eğer Zonguldak yeterince üretemezse Türkiye’nin başka bölgelerinden de temin etmek mümkündür. TTK’nın ÇATES dışındaki diğer sektörlere yaptığı satış fiyatı da yüksektir.

Zararın patlama gösterdiği 1991 yılına gelindiğinde her iki demir-çelik fabrikasına satılan kömürün fiyatı 60 dolara düşürülür ve miktarı da azaltılır. (Toplam satışın % 32’si-850 bin ton) Bunun yanında ÇATES’e 27 dolara satılan kömürün miktarı artırılır. (Toplam satışın % 30’u-777 bin ton). Doğal olarak, Demir-Çelik Fabrikaları biraz daha fazla kömür ithal ederler. TTK’nın zararı ilk rekorunu kırarken, Türkiye’de ithalatla döviz kaybeder. Sonraki yıllarda bu tablo daha da bozulur. 1993 yılında, 55 dolara üretiminin % 26’sını Demir-Çelik Fabrikalarına satan TTK, üretimin % 46’sını 25 dolara ÇATES’e satar.

Satış politikası ters döndükçe TTK’nın zararı rekor kırmaya devam eder. 1993 yılı zararı, 223 milyon doları finans gideri olmak üzere 670 milyon doları bulur.

TTK göz göre göre batırılmaktadır. Aynı Bakanlığa, yani Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı olan ÇATES’e ucuz fiyatla kömür satılarak TTK’dan kaynak transferi yapılır. TTK ise açığını özel bankalardan yüksek faizlerle kullandığı kredilerle kapatmaktadır.

Sabotaj bununla da kalmaz. Demir-Çelik Fabrikalarının ve ÇATES’in artan ihtiyacını karşılamak üzere, yatırım yaparak üretimi ve kaliteyi artırmak yerine, TTK’daki işçi sayısı azaltılır. 1989’da 35.492 olan işçi sayısı 1993’de 28.429’a indirilir. İşçi sayısını düşürerek zararı azaltacaklarını ve TTK’nın durumunu düzelteceklerini savunurlar. Kalitesiz kömür satışının artmasıyla, yükselmiş görülen satılabilir ürün rakamlarını verimlilik artışı diye gösterip, işçi çıkartılmasını meşrulaştırmaya çalışan dönemin siyasi kadroları, TTK’nın ve Türkiye’nin ekonomik krize sürüklenmesini hızlandırmışlardır.

5 Nisan Kararları

Türkiye genelinde tüm KİT’lerde uygulanan batırma politikaları belirli bir noktaya gelmiş, kamuoyunda KİT’lerin gözden düşürüldüğüne inanılarak, yeni Başbakan’ın rüzgarıyla, son aşama olan satma, kapatma süreci başlatılmıştır.

Zonguldak açık hedeftir. 5 Nisan 1994 Kararlarında; Amasra Müessesesi ve Armutçuk Müessesesi’nin özelleştirilmesi, özelleştirilemezse kapatılması. Karabük Demir-Çelik Fabrikası’nın özelleştirilmesi, özelleştirilemezse kapatılması. Ereğli Demir-Çelik Fabrikası’nın özelleştirilmesi. TTK’nın bütün üretim bölgelerine malzeme üreten Maden Makineleri Fabrikası’nın da özelleştirilmesi veya kapatılması istenir.

Bu arada Kozlu Müessesesi için de kapatmanın düşünüldüğü ancak grizu faciası sonrası içerde şehitler bulunduğundan, tepki almamak için vazgeçildiği öğrenilir.

Zonguldak’ta, bu kararlar açıklanmadan önce TTK’da, zararı azaltma savunmasıyla, verimsiz olduğu iddia edilen bazı ocaklar kapatılmıştı. Ocak kapatma uygulamaları Dilaver ve Çaydamar İşletmelerinin kapatılması aşamasına geldiğinde, bu uygulamanın art niyetli olduğu ve buralarda kömür bulunduğu tartışmaları başlamıştı. Nitekim kısa bir süre sonra Dilaver İşletmesi’nin özel sektöre kiralanması sonrasında 5 Nisan Kararları’nın açıklanması, tüm yöre insanın kaygılanmasına neden olur.

Sendikal Mücadele

1980 Askeri darbesine sözleşme sürecinde yakalanan ve sözleşme görüşmeleri askıya alınan Zonguldak maden işçileri, diğer kamu işçilerinden daha düşük bir ücretle çalıştırılır. 1983 sonrası, görünürde yapılan bazı düzenlemeler ve toplu iş sözleşmelerinde, ücretler yine baskı altında tutulur ve reel anlamda bir gelişme olmaz. Türkiye’de 1980-88 arasında işçilerin reel ücretleri % 55 dolayında gerilemiştir. 1979 yılında Milli Gelirden yüzde 33 pay alan, maaş ve ücretlilerin payı 1988 yılında yüzde 15’e gerilemiştir. Aynı dönemde tarım sektörünün payı yüzde 24’ten 16’ya gerilerken sermayenin payı % 43’den yüzde 69’a yükselmiştir. Bu şartlarda 1988 toplu iş sözleşmesini yapan Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) grev kararı alır, ancak son anda sözleşme imzalanır. Sonuç yine tatmin edici değildir.

1990 yılında başlayan 14. Dönem TİS görüşmeleri de çetin geçer. 1989 yılında, ülke genelinde yükselen sendikal mücadele ve demokrasi mücadelesi, Zonguldak bölgesinde de yansımalarını bulmuştur. Dönemin siyasi sorumlularının uzlaşmaz ve tehdit dolu, tutum ve davranışları, GMİS yeni Genel Başkanı Şemsi Denizer ve yeni Yönetim Kurulu tarafından, önce Zonguldak sonra ülke kamuoyuna anlatılır. Siyasi iktidarın amaçları, uygulanan ekonomik politikalar ve TTK’daki gelişmeler teşhir edilir. Taşkömürünün ve Zonguldak’ın

ülkemiz için önemi her ortamda dile getirilir.

Tarihinden aldığı güçle, maden işçisi ve yöre halkı tek yürek tek ses olur. Türkiye demokrasi güçleri mücadeleye sahip çıkar ve ocakları kapatmaktan söz edenler başarılı olamaz. Az da olsa ücretlerde iyileşme sağlanmıştır. Daha önemlisi, taşkömürüne, maden ocaklarına herkes sahip çıkmıştır. Zonguldak gerçeğini tüm dünya öğrenmiştir.

1980 sonrası, IMF ve Dünya Bankası’nın dayattığı ekonomik politikaları rahatça uygulayabilen siyasi kadrolar, ekonomik programda önerildiği gibi, taşkömürü üzerinde rahatça oyun oynayamayacaklarını, dolayısıyla Demir-Çelik sektörünü kolayca kontrol altına alamayacaklarını görürler.

1990 sonrası daha sinsice planlar uygulamaya konulur. Yukarıda da ifade edildiği gibi göz göre göre batağa sürüklenen Türkiye Taşkömürü Kurumu içerden ve dışardan saldırılarla sürekli yıpratılır.

Siyasi kadrolarda değişme olmasına rağmen, IMF’nin ve Dünya Bankası’nın önerileri doğrultusunda politikalar izlenir. Yıpranmamış yeni iktidar tarafından TTK ve Zonguldak’a topyekün bir saldırı başlatılır. TTK, Kardemir ve Erdemir için son operasyonun tarihi, ‘5 Nisan 1994 Kararları’ dır.

İl Temsilciler Kurulu

Hükümetin henüz 5 Nisan Kararları açıklanmadan önce yaptığı çalışmalar Zonguldak’ ta duyulmuştur. Genel Maden İşçileri Sendikası öncülüğünde bir araya gelen tüm işçi ve memur sendikaları, meslek odaları düzenledikleri toplantıda hükümeti uyarırlar yapılan açıklamada; “Son günlerde TTK’ya ilişkin spekülasyonlar yeniden yoğunlaşmıştır. Başbakan, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı ve iktidarın yılardan beri sözcülüğünü yapan bazı köşe yazarları, Kurumu kapatma, küçültme kampanyalarına yeniden başlamışlardır…..4 Bakanla getirilen bir Genel Müdür, dört delegenin isteğiyle dört ayda görevden alınır, emekliliğine dört ay kalan bir kişi, sırf yandaş duygularıyla yöneticiliğe atanırsa kurum elbette zarara girer….Zonguldak üzerinde oynanan oyunları bozmak için sonuna dek tüm gücümüzle mücadele edeceğiz” görüşüne yer verilir.

Demokratik Kitle Örgütlerine siyasi partiler, Belediye Başkanları, Muhtarlarda destek verir.

Tepkileri daha organize olarak ortaya koyabilmek için Zonguldak Demokrasi Platformu oluşturulur. Demokrasi Platformu 9 Nisan 1994 günü, “Ocakların Kapatılması ve Özelleştirmeye Hayır” Mitinginin yapılması kararını alır. Toplantı sonrası; “ İlk yapılması gereken şey siyasilerin Kurum üzerinden ellerini çekmesi ve Kurumun özerk bir yönetime kavuşturulmasıdır. Kurum yönetiminde alınacak önemli kararlarda; çalışanlar adına sendika, meslek odası ve üniversite mutlaka söz sahibi olmalıdır. Bugünkü durumda; bütün uyarılara rağmen yanlışları sürdürenlerin, alacakları tek yanlı kararlarla, çalışanları ve Zonguldak halkını suçlu göstermesini kabul etmeyeceğiz. Dün 45 bin işçi çalışırken, küçülerek Kurumu iyileştireceklerini söyleyenlerin, bugün 23 bin işçi çalışırken aynı şeyleri söylemesi inandırıcı değildir. Asıl amacın küçülerek kapatmak olduğunu ortaya çıkmıştır…Zonguldak’ın suçlu ilan edilmesine, Türkiye’ye yanlış tanıtılmasına izin vermeyeceğiz.” açıklaması yapılır.

Mitinge Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Memur Sendikaları ve Siyasi Partiler de destek verir.

Karabük ve Bartın da Mitingler yapılır.

Hükümetin ısrarlı davranışları üzerine Zonguldak ve Bartın illerinde; Belediyelerden-Muhtarlara, Sendikalardan-Meslek Odalarına seçimle görev almış olan herkesin çağrıldığı bir toplantı yapılır. Daha geniş kapsamlı ve organize karşı çıkış için, Zonguldak ve Bartın Temsilciler Kurulu oluşturulur. Bu kez; İller, ilçeler dahil, tüm siyasi kadrolar da yeni oluşumun içindedir.

Bütün yöre Milletvekillerinin katılımıyla Ankara’da bir toplantı düzenlenerek gelişmeler anlatılır. Zonguldak halkının katılmadığı, tek yanlı alınan kararların uygulanamayacağı belirtilir.

Temsilciler Kurulunun oluşturduğu bir heyetle Ankara’daki Siyasi Parti Genel Merkezleri, Başbakan Yardımcısı ve Başbakan ziyaret edilerek durum anlatılır. Cumhurbaşkanı ziyaret edilerek gelişmeler hakkında bilgi verilir. İstanbul’a gidilerek yazılı ve görsel basın ziyaret edilir, raporlar sunulur. 8 Kasım 1994 Karabük, 23 Kasım 1994 Zonguldak mitingleri büyük bir katılımla yapılır. Tüm halkın katılımıyla yörede hayat durur.

25 Kasım 1994 de, Hükümetin TTK konusunda herhangi bir tasarruf düşüncesi olmadığı, çalışmanın devam ettiği, Sendika’nın da görüşü alınarak karar verileceği açıklanır.

5 Nisan Kararlarının uygulanamadığı tek bölge Zonguldak olmuştur. Kardemir’de daha sonra farklı gelişmeler olmuş, Erdemir’i özelleştirme programı uzamış ve ocaklar kapatılamamıştır.

TTK İnceleme Kurulu Raporu

Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın’ın talimatı ve Başbakan Tansu Çiller’in onayıyla kurulan, Devlet Bakanı Önay Alpago Başkanlığındaki “ TTK İnceleme Kurulu” yaptığı çalışma sonrasında hazırlanan raporu kamuoyuna da açıklar.

Taşkömürünün gerek enerji ve gerekse demir-çelik sektörü açısından stratejik bir hammadde olduğunu, TTK’nın kapatılamayacağını kabul eden İnceleme Kurulu’nda; Başbakanlık, Hazine Müsteşarlığı, DPT Müsteşarlığı, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, TTK, MTA, Üniversite, Meslek Odaları ve Genel Maden İşçileri Sendikası temsilcileri vardır.

Raporda şu tespitlere yer verilmiştir:

“Taşkömürü, gerek enerji ve gerekse demir-çelik sektörü açısından stratejik öneme haiz bir hammaddedir. Ucuz ithal kömür ve ucuz ithal hurda demir gibi, bugün çok cazip görünen pazar koşullarına dayanarak kendi hammaddelerini değerlendirmekten uzaklaşan bir politikanın ülkemiz ekonomisine, hem bugün hem de gelecekte ciddi zararlar vereceği muhakkak görülmektedir…..

1970’li yıllarda 4.6 milyon ton seviyesinde olan satılabilir kömür üretimi, gerekli ve yeterli idame yatırımlarının yapılmaması sonucu 1990’lı yıllarda 2.8 milyon ton/yıla düşmüştür……Bazı işletmelerin Kurum dışına alınmasına ve giderek küçülen üretim hedeflerine bağlı olarak sürekli işçi azaltımı ile daha iyiye gitmenin mümkün olamayacağı da açıkça görülmektedir. Yatırım yapılmaksızın ve gerçekçi iyileştirme projelerine dayanmaksızın süren bu tür gelişmeler, maden işletmeleri için ‘kapanma’ anlamına gelmektedir. Buda ülke yararına bir sonuç olarak görünmemektedir…..

TEK Çatalağzı Termik Elektrik Santralı, TTK’dan dünya fiyatlarının altında kömür almakta ve kar etmektedir. Çimento vb. sektörler için de benzer bir tespit yapılmıştır. TTK bu sektörlere satış fiyatlarını gerçekçi biçimde, dünya piyasalarına ve rekabetçi ortama göre belirlemeye gayret etmelidir….

İthal kömür ve briket fiyatları çok yüksek seyretmesine rağmen TTK, bürokratik yönden bağımsız olamadığı için, bu pazarlara girmekte çekingen davranmaktadır. Briketlenerek satılması halinde TTK kömürleri, gerek çevre kirliliği yönünden ve gerekse kalorifik değer üstünlüğü ile bu pazarda yer alabilir ve Kurumun satış gelirleri önemli oranda artabilir.”

TTK’nın Kendiliğinden Kapanması Politikaları

Hükümet bu raporda söylenen hiçbir öneriyi ciddiye almaz ve bilinen uygulamalarına devam eder. Zorunlu emeklilik uygulamasıyla, çalışan işçi sayısı 1994 yılında 23.967’ye geriler. 4.500 işçi emekli edilir. Uyarılara rağmen satış politikasındaki çarpıklık da sürdürülür. Üretimin %26 ‘sı 57 dolara demir-çelik sektörüne verilirken bu kez % 54.4’ü 21 dolardan Termik santrale verilir. Ortalama satış fiyatı son yılların en düşük seviyesi olan 38 dolara geriler. Azalan işçilikle, Zarar 670 milyon dolardan 515 milyon dolara iner, finans gideri rekor seviyeye 315 milyon dolara ulaşır.

Zonguldak özelinde, 1990 yılında uygulanamayan IMF ve Dünya Bankası politikaları; taktik değiştirilerek, yani Kurum’u gözden düşürecek her uygulama hayata geçirilerek, 1994 yılı 5 Nisan Kararlarıyla yeniden gündeme getirilir. Bu kez de büyük bir tepki görürler ve yine amaçlarına ulaşamazlar.

Bu noktadan itibaren, Kurum’un kendiliğinden kapanmasına gidecek bir süreci başlatırlar. Kurum yararına hiçbir amaç güdülmeksizin yapılan emekliliklerle istihdam dengesi bozulur. Önemli oranlarda, yeraltı üretim işçisi açığı meydana gelir. Bu kez, dünya madenciliğinde geçerli olan yeraltı-yerüstü işçilik oranlarını gündeme getirerek, işçi sayısını daha da düşürmek, yerüstü işyerlerini tasfiye etmek için kamuoyu desteği aranır.

4-5 milyon ton satılabilir kömür üretmek ve ürettiğinin büyük bölümü demir-çelik fabrikalarına verilen kaliteli ürün olmak üzere tesis edilmiş olan bu büyük Kurum, kapasitesinin yarısının altında bir oranla çalıştırılarak, göz göre göre zarara sokulmuştur. Madenci gözüyle ve onların dikkate aldığı açıdan bakıldığında 1974 yılında 8 milyon 545 bin ton tüvönan kömür üretimiyle rekor kırabilen bu Kurum 1996 yılında 3 milyon 320 bin ton tüvönan üretir duruma düşürülmüştür.

İnceleme Kurulu’nun Raporunda, elektrik üretiminde kullanılan buhar kömürlerinin bazı ülkelerdeki fiyatları 1991 yılı için, ton/dolar olarak şöyledir.

Türkiye- 11.45

Avustralya- 27.26

Portekiz- 47.06

İngiltere- 76.57

A.T- 33.37

OECD Avrupa-80.20

OECD- 44.63

Türkiye’de, Türkiye Taşkömürleri Kurumu (TTK) ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) aynı Bakanlığa, yani Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlıdır ve bu fiyat uygulamasıyla TEK kar ederken TTK zarar ettiği için kapatılmak istenmektedir.

Bu tablo, 5 Nisan Kararları sürecinde dönemin Bakanına sunulmuş ve satış fiyatının değiştirilmesi istenmiştir. ÇATES’e verilen kömürün fiyatı 1995 yılında 25 dolar, 1996 yılında 29 dolardır.

İşçi sayısı 1996 yılında 20.425’e, 1998 yılında 17.496’ya gerilerken ÇATES’e verilen ürünün oranı, toplam satışın % 58.5’i ve % 73’ü olur. Öncelikle demir-çelik sektörü için kömür üretilen ve iki tane demir-çelik fabrikasının bu nedenle bölgeye kurulduğu gözardı edilerek bütün üretim ÇATES’e yönlendirilir. Yani taşkömürünü stratejik ürün yapan koklaşabilme özelliği yok sayılmaktadır.

Bu satış politikasıyla gelinen önemli noktalardan birisi de, demir-çelik sektörüne verilecek kömürü zenginleştiren lavuarların devre dışı bırakılmak istenmesidir. Özellikle Zonguldak Şehir Merkezi’nde ve Liman kıyısında bulunan Zonguldak Lavuarı’nın yerine göz koyan rantiyeci çevrelerin desteğiyle, lavuarlama tekniği tamamen ortadan kaldırılarak önemli bir adım atılmak istenmektedir. Bu sistem de ortadan kaldırılırsa demir-çelik sektörünün tamamen dışarıya bağımlı hale gelmesi sağlanacak ve Zonguldak taşkömürünü ayrıcalıklı yapan özelliği ortadan kalkacaktır.

Sonrasında, sadece ÇATES’e; 3300 Kalorili ve % 46 küllü ve linyit kömürü eşdeğerinde üretim yapan TTK, üretim maliyeti açısından linyit işletmeleri ile karşılaştırılabilir noktaya gelecek ve kapatılması her zaman gündeme getirilebilecektir.

Demir-Çelik Sektörü ve TTK

TTK’nın 1998 yılı içinde demir-çelik sektörüne yaptığı satışlar ve değişen satış politikasının, Kuruma ve ülkemiz ekonomisine yansıması şöyledir.

Zonguldak’ta koklaşabilir taşkömürü üretildiği için bu bölgeye kurulan Kardemir ve Erdemir’in 1998 yılında TTK’dan aldıkları kömürün toplamı 200 bin ton civarındadır. Yani TTK’nın o yıl yaptığı üretimin yaklaşık %10’unu almışlardır.

1998 yılında; Kardemir A.Ş, 843 bin 478 ton, Erdemir ise 1 milyon 400 bin ton kömür ithal etmiştir. İki fabrikanın toplam ithalatı 2 milyon 243 bin tondur. TTK’nın toplam üretimi ise 2 milyon 305 bin tondur. Bu iki fabrika da dahil, Türkiye’nin sadece demir-çelik sektörünün kömür ihtiyacı 5 milyon ton civarında, toplam taşkömürü ihtiyacı ise yaklaşık 10 milyon tondur.

Kardemir’den yapılan açıklamada 1998 yılı ithalatının; tonu yaklaşık 67 dolara, 430 bin 303 tonunun ABD’den, ve tonunun yaklaşık fiyatı 63 dolara, 423 bin 175 tonunun ise Avustralya’dan, yapıldığı belirtilmiştir. Her iki fabrikanın aynı yıl içinde yaptıkları ithalat için ödedikleri miktar yaklaşık 145 milyon dolar, TTK’ya ödedikleri ise 12 milyon dolar civarındadır.

İhtiyaçlarının tamamını TTK’dan karşılayan her iki fabrikanın geldiği son nokta burasıdır. Demir-çelik sektörünün kömür ihtiyacı sürekli artarken, TTK’nın üretimi ise gerilemiştir. TTK’nın satış politikasını ÇATES’e yönlendirmesi ve demir-çelik sektörüne dönük üretim yapmaması, Kurumun zararını artırırken Türkiye’nin de döviz kaybını artırmıştır. Uluslararası kömür tekellerinin ve ithalatçıların da karları artmaya devam etmiştir.

Önceki yıllarda, pahalı olduğu için TTK’dan kömür almayan demir-çelik fabrikaları, fiyatlar düşük kaldığı dönemlerde de Zonguldak kömürünün istedikleri nitelikte olmadığını savunmaya başlamışlardır. İthal edilen kömürün kalitesini denetleyecek ciddi bir sistem bulunmadığı gibi bu fabrikaların yerli kömür tüketmesini sağlayacak hiçbir yönlendirme de yapılmamıştır. Bu alan her zaman suistimal edilmeye açık bırakılmıştır.

TTK açısından bakıldığında da ürün kalitesini artıracak bir çalışma içine girilmemiş ve gönüllü olarak üretim kapasitesi ve kalite düşürülerek ucuz fiyatla, ÇATES’e satış tercih edilmiştir.

Yıllık olarak, demir-çelik sektörü için yaklaşık 4-5 milyon ton koklaşabilir taşkömürü ve diğer sektörler için de yine aynı oranlarda taşkömürü ithal edilerek, 500 milyon dolar civarında bir döviz kaybı söz konusudur. Dünyanın değişen fiyatlarına göre bu rakamın daha da yükselmesi büyük bir olasılıktır. Çünkü dünya doğal gaz ve petrol rezervlerinin, kömüre nazaran daha sınırlı olduğu ve geleceğin kömürden yana olduğu bilinmektedir.

Ülkemiz açısından dövizin gerçek maliyetini de göz önünde bulundurursak, Zonguldak’ta bulunan 1.1 milyar tonluk kömür rezervinin nasıl büyük bir anlam ifada ettiği daha iyi anlaşılacaktır.

1999 Yılında Gelinen Nokta

Özellikle 1990 sonrasında izlenen politikalarla kurumun nasıl bir ekonomik çıkmaza sokulduğunu ve 5 Nisan Kararları sürecinde istihdam düzeninin nasıl bozulduğunu gördük. 1999 yılı istatistik rakamları ile Kurumun kendiliğinden kapanması için oynanan her türlü oyunun ulaştığı noktaya bakalım.

1989 1999

İŞÇİ SAYISI 35.492 16.364

ZARAR 162 milyon D. 391.5 milyon D.

FİNANS GİD. 73 “ 136 “

ORT.SATIŞ 59 Dolar 38 Dolar

TÜVÖNAN ÜRT.6.314 bin ton 2.601 bin ton

ÜRETİM(Satış) 3.039 bin ton 1.961 bin ton

Demir-çelik( “ ) % 54 % 10

ÇATES ( “ ) % 13 % 73

Bu tablo, küçülerek kapanmaya giden rotayı açıkça ortaya koymaktadır. İşçi sayısı azaltılmış, üretim düşürülmüş ama zarar artmıştır. Zararın artması ve Kurumun herzaman tartışmaya açık olması için gereken uygulamalar yapılmıştır.

TTK’ya Sahip Çıkmak

1- Anlayış değişmeli; Öncelikle devletin bir kömür politikası olmalıdır. Liberalizm maskesiyle kimse istediği gibi davranamamalı, genel hatlarıyla işleyen bir sistem kurulmalıdır. Ulusal kaynaklarımız en verimli şekilde değerlendirilmeli, mevcut düzeni verimli hale getirebilmenin yolları aranmalıdır. Dışarıda daha ucuz diyerek mevcut durumu daha da bozacak davranışlardan uzak durulmalıdır. Elbette ki işin ekonomik yanı olmalı ve ne pahasına olursa olsun yerli üretim mantığı yerine, ne kadar üretmeli de tartışılmalıdır.

2- Yer altı maden işletmeciliğinin; “Bugün dışarıda kömür ucuz, buraları kapatalım. Sonra gerekirse yeniden açarız” mantığıyla yapılamayacağı bilinmeli ve ocakların mutlaka açık tutulması gerektiği kabul edilmelidir.

3- Ülkemizde sadece Zonguldak bölgesinde bulanan ve koklaşabilme özelliğiyle demir-çelik sektörünün, yüksek kalorisi ile diğer sektörlerin vazgeçemeyeceği bir ürün olan taşkömürünün; ülkemizin geleceği açısından stratejik bir değeri olduğu kabul edilmelidir.

4- Jeolojik yapısı çok farklı olan, az sayıda ülke dışında, yer altı maden işletmeciğinin yüksek maliyetli bir iş olduğu ve devlet desteğiyle yapıldığı, buna rağmen ocakların açık tutulduğu bilinmelidir.

5- TTK’nın verimli bir duruma getirilmesi için, ciddi bir işletmecilik mantığıyla işletilmesi ve mutlaka siyasi müdahalelerin dışına çıkartılması şarttır. TTK en kısa sürede özerk bir yapıya kavuşturulmalıdır.

6- Üretim politikası, taşkömürünün özelliği göz önünde bulundurulup, demir-çelik sektörü hedef alınarak belirlenmelidir. Yıllık 4-5 milyon ton koklaşabilir taşkömürü ihtiyacı olan demir-çelik sektörünün ihtiyacını, mümkün olduğunca Zonguldak’tan karşılamanın hesabı yapılmalıdır.

7- Öncelikle bölgede bulunan Kardemir ve Erdemir fabrikalarının ihtiyacının Zonguldak’tan karşılanması hedeflenmeli, bölgede bulanan ÇATES’in ihtiyacını karşılayacak düşük kaliteli kömür ile birlikte yeni bir üretim programı çıkartılmalıdır. Mevcut kapasitesi bölgenin ihtiyacını karşılayabilecek durumda olan TTK’ya zorunlu yatırımlar yapılmalı ve buna göre yeni işçi alınmalıdır. Mutlaka verimlilik artırılmalıdır.

8- Satış politikasının dışında, bugünkü olumsuz tabloyu yaratan etkenlerden olan, geçmiş dönemin yüksek faizli kredilerinden gelen finansman borçları kaldırılmalı ve TTK’nın kendi gerçeği ortaya çıkartılmalıdır.

391.5 milyon dolar olan 1999 yılı zararının % 28.3’ü yani 136 milyon doları finansman gideridir. Finansman dökümünde şu kalemler dikkati çekiyor.

Sosyal Yardım Zammı: 3.935 trilyon lira

Sosyal Yardım Gecikme Zammı: 7.742 “ “

Tasarruf Teşvik F. Gecik. Zammı: 4.784 “ “

Diğer giderler: 8.782 “ “

Toplam: 42.923 trilyon lira (115 milyon dolar)

Bunun üzerine, o yıl emekli olan ve re’sen emekli edilen işçilere ödenen 16 milyon dolarlık kıdem tazminatını da koyarsak 131 milyon dolarlık bir ek gider vardır.

9- Kömür satış ve pazarlama politikası oluşturulmalı, dünya fiyatları ve iç piyasadaki fiyatlar izlenmeli, fiyat belirlemede etkin olunmalıdır.23 Şubat 2000 tarih 23973 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yönetmelikle, Maden Kanun Uygulanmasına dair Yönetmeliğin değişik 51. Maddesine 3 fıkra eklenerek, ithal edilen tüm maden ürünlerine % 10 Fon uygulanırken, ülkemizde sadece TTK tarafından üretilen metalurjik özellikte koklaşabilir taşkömürüne uygulanan fon sıfırdır. Tüm maden ürünlerinde olduğu gibi taşkömürü ithaline de fon uygulanmalıdır. Diğer ülkelerin ihracat desteği yarattığı durumlarda tek üretici olan TTK’ nın zarar görmesi engellenmelidir.

10- Yeraltı-yerüstü hizmetleri, bir zincirin halkaları olarak değerlendirilmeli ve en uyumlu çalışmayı sağlayacak koordinasyon kurularak, kalifiye elamanlardan ve mevcut kapasiteden faydalanılmalıdır. Mal ve hizmet alımını dışarıdan yapmak yerine dışarıya iş üretmenin olanakları yaratılmalı ve ekonomik katkı sağlanmalıdır. Aksi uygulamanın zararı artırıcı olduğunu zaman göstermiştir.

11- Armutçuk ve Amasra Bölgelerine düşünülen termik santraller kurulmalı, buralarda üretimi artırmaya müsait olan mevcut kapasiteden faydalanılmalıdır.

UMUT IŞIĞI

1999 yılı sonunda TTK’da, ülke genelinde izlenen KİT politikalarının dışında bir gelişme oldu. Tüm KİT’lerde olduğu gibi TTK’da da zorunlu emekliliklerle işçi sayısı sürekli düşürülürken bukez sadece TTK’ya, yer altı üretim işçiliğinde çalıştırılmak üzere 4012 yeni işçi alınması kararı alındı. İşyerinin düzenine, iş ilişkilerine ve mesleğine bakılmaksızın, sadece işçi sayısını azaltmak, kurumun küçülmesini sağlamak amacıyla yapılan zorunlu emekliliklerle, TTK’nın istihdam düzeni tamamen bozulmuş ve üretim tıkanma noktasına gelmişti.

Özellikle 1999 yılı Toplu iş Sözleşmesi görüşmeleri sürecinde, TTK’nın içinde bulunduğu durum, başta Başbakan Sayın Bülent Ecevit olmak üzere tüm siyasi kadrolara ve ilgililere anlatılır. Özel bir uygulamayla işçi alınması sağlanır.

4012 yeni işçi 2000 yılı başından itibaren Kuruma alınmaya başlanır. Ancak alım, gruplar halinde yapılır ve eğitimden geçirilerek ocaklara inerler. 4012 kişinin işe başlaması ve uyum süreci 2000 yılının son aylarına kadar uzanır.

Yeni işçilerle yer altı-yerüstü uyumu sağlanır ve üretim işçisi sayısındaki artış yıl sonunda istatistiklere yansır. 2000 yılı rakamları kesinlik kazanmasa da zararın 21 milyon dolar azaldığı, Genel Müdür tarafından açıklanır.

Yeni işçiler işbaşı yapmaya başladığı andan itibaren, üretim ve verimlilik artışı gözlenir. Tüm işçilerin işbaşı yaptığı ve üretim sürecine uyum sağladığı, 2000 yılının son aylarındaki istatistik rakamları, 2001 yılının daha iyi olacağını göstermiştir.

Sadece ÇATES’in ihtiyacını karşılamak yerine Demir-Çelik Sektörüne ve diğer sanayi için de satış yapmanın hesabı yapılmalı ve Kurum üretim programını yükseltmelidir. Bu durumda ortalama satış fiyatı da yükselecektir. Bunlar yapılması zor olan ve Kuruma yük getiren şeyler değildir. Önemli olan anlayış değişikliğidir.

İşçi sayısı azalırsa zarar azalır diyenlerin haksız çıktığı ve zararın arttığı görülmüştür. Üretim işçisi alınmalı diyen, başta Sendikanın ve meslek odalarının doğru söylediği anlaşılmıştır.

Kurumun zararı azalırken 4012 insan iş bulmuş ve üretimin artmasıyla da ülke ekonomisine kazanç sağlanmıştır. İşsizlikle bunalan yöre halkı ise küçükte olsa bir nefes almıştır. Şimdi yapılması gereken şey, bir adım daha atmak ve yeni işçi alarak, öncelikle Kardemir ve Erdemir’e de önemli oranlarda satış yapmaktır.

Kurumun zararının azalmasından ve yeniden toparlanma sürecine girmesinden rahatsız olanlara fırsat verilmemeli ve bu doğrultuda yeni adımlar atılmalıdır. Türkiye’nin ve Zonguldak’ın TTK’ya ihtiyacı vardır.

TTK’daki son gelişmeler aslında ülke genelindeki KİT’lerin geldiği noktayı göstermektedir. Eğer sahip çıkılırsa olumlu gelişmelerin olacağı açıkça görülmüştür. KİT’lere karşı ön yargılı ve kasıtlı yaklaşımlardan vazgeçilmeli, kişisel çıkar hesapları yapanlar engellenerek, ülke ekonomisi ve Türkiye’nin geleceği düşünülmelidir.