‘Kitap Özetleri’ Kategorisi için ArÅŸiv

Gizli Bahçe

Salı, 06 Kasım 2007

KİTABIN ADI Gizli BahçeKİTABIN YAZARI Frances Hodgson BURNETYAYINEVİ VE ADRESİEngin Yayıncılık Beyazıt / İSTANBULBASIM TARİHİ 1994KİTABIN YAYIM MAKSADI Bahçeniz Olduğu Süre, Geleceğiniz Var Demektir, Geleceğiniz Varsa Yaşıyorsunuzdur.

KİTABIN ÖZETİ :

Mary Lennox , sıska, sarı yüzlü, hep somurtan, çirkin ve mutsuz bir kızdır. Çünkü Mary doÄŸduÄŸundan beri anne, baba sevgisi görmemiÅŸtir. Babası Hindistan’da İngiliz ordusunda önemli görevi olan bir subay, annesi ise eÄŸlence düşkünü ve çok güzel bir kadındır. Babasının Hindistan’da görev yapması nedeniyle Hindistan’da yaÅŸamaktadırlar.

Mary dokuz yaşına girdiÄŸinde yaÅŸadıkları köyde baÅŸ gösteren bir kolera salgınında annesini kaybetmiÅŸtir. Babası ise bir ayaklanmada bir hintli tarafından tuzaÄŸa düşürülerek öldürülür. Ailesini kaybettikten sonra Hindistan’dan İngiltere’ye eniÅŸtesinin yanına yerleÅŸen Mary; yine huysuz, şımarık ve terbiyessizdir. Fakat Martha adında genç bir hizmetçi ve Dickon adındaki bir hayvan eÄŸiticisi sayesinde hayata baÄŸlanmayı, doÄŸayı sevmayi, hayvanlara ilgi duymayı insanlarla yakınlaÅŸabilmeyi hatta yardım etmeyi öğrenir. Çok geçmeden içindeki “Gizli Bahçeyi” keÅŸfeder. Artık hayat dolu bir insan haline gelen Mary bu gizli bahçe ile ilgilenmeye baÅŸlar ve hep onu arar olur. Çevresindeki bazı insanlar gizli bahçenin gerçekte varolduÄŸunu ve babası tarafından kapısının kilitlendikten sonra anahtarının topraÄŸa gömüldüğünü, bunu ancak kendisinin bulabileceÄŸini söylemeleri Mary’i iyice doÄŸanın içine sokabilmek içindir. Dickon’ın Mary’e yapmış olduÄŸu en büyük iyilik ona doÄŸanın sırlarını öğretmek olur. Dickon Ona hayvanlarla, özellikle kuÅŸlarla konuÅŸmasını öğretir. Sonra kendisine çok yakın ve sadık olan hayvan dostlarıda doÄŸrunun kendi içindeki gizli bahçenin olduÄŸunu söylerler.Mary artık yepyeni bir kiÅŸilik sahiptir. DoÄŸanın dilinide tamamen öğrenen Mary artık bencillikten ve şımarıklıktan tamamen sıyrılmış sorunların çözümlerini doÄŸadan bulan bir karakterdir. Dickon’nun öğrettikleri ile hasta hala oÄŸlusu Colin’i bile iyileÅŸtirir.

Mary; her nekadar Dickon sayesinde, yaşamı, doğayı, manevi duyguları, aile kavramını ve herşeyden önemlisi kendi benliğini öğrenmişse de, esas olan her insanın kendi içinde varolan bir gizli bahçesinin olduğunu bilmesi ve bunu hayata geçirebilmek için uğraş vermesidir.

Bahçeniz olduğu sürece, geleceğiniz var demektir, geleceğiniz varsa yaşıyorsunuzdur.

Yaprak Dökümü-reşat Nuri Güntekin

Salı, 06 Kasım 2007

KİTABIN ADI Yaprak Dökümü

KİTABIN YAZARI Reşat Nuri GÜNTEKİN

YAYIN EVİ İnkılâp ve Aka-İstanbul

BASIM YILI 1983

1.KİTABIN KONUSU: Gelir düzeyinin üzerinde bir yaşam sürdürmek isteyen bir ailenin dağılışıdır.

2.KİTABIN ÖZETİ :

Ali Rıza Bey, ÅŸair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır. Prensipleri kendi prensipleriyle baÄŸdaÅŸmayan insanlarla çalışmak istemediÄŸi için ÅŸirketteki memuriyetinden istifa eder; Üsküdar’daki evine çekilir. Ali Rıza Beyin, Åževket isminde bir oÄŸlu ile Fikret, Neclâ, Leylâ ve AyÅŸe adında dört kızı vardır. Ali Rıza Bey, iÅŸten çıktığı sırada oÄŸlu Åževket yüksek maaÅŸla bir bankaya memur olur; evin bütün yükü onun üzerine biner. Åževket, babası gibi iyi yetiÅŸmiÅŸ, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece baÄŸlıdır. Babasının doÄŸruluk ve namus uÄŸruna iÅŸten istifa etmesini uygun bulur. Buna karşılık Ali Rıza Beyin hanımı Hayriye Hanım durumdan hiç memnun kalmaz.

Bir süre sonra Åževket, Ferhunde adında hafif meÅŸrep bir kadınla evlenir. EÄŸlenceye düşkün olan bu kadın, birbirinden genç, güzel ve hareketli, asrî olmaya meraklı olan Neclâ ve Leylâ’nın da karakterini bozar. Bir eÄŸlence ve moda düşkünlüğü baÅŸlar. Evde sık sık partiler düzenlenir. Evin büyük kızı Fikret, yengesi ve kardeÅŸleriyle anlaÅŸamadığı ve bu durumdan hiç memnun olmadığı için en az babası kadar üzgün ve kırgındır. Hayriye Hanım, sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her deÄŸiÅŸikliÄŸe razı olur. Åževket de olanlardan memnun kalmamasına raÄŸmen belki de karısının tesiriyle kendisini bu hevese kaptırmıştır…

Evde gün geçtikçe itibarı düşen Ali Rıza Bey tekrar iÅŸe girmeyi düşünürse de baÅŸaramaz. EÄŸlenceler ve toplantılar için lüzumsuz yere para harcanan evde maddî sıkıntılar baÅŸlar; kavgalar, türlü rezaletler ve sefalet birbirini takip eder. Ali Rıza Bey, çocuklarındaki bu korkunç deÄŸiÅŸiklikler karşısındaki hayret, ÅŸaÅŸkınlık ve acı içinde kıvranmaktadır. Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı’na yaÅŸlı, dul bir adama gelin gider. Böylelikle aile aÄŸacının yapraklarından biri düşer. Ali Rıza Bey, çirkin durumlardan kurtarmak için kızlarını evlendirmeyi düşünür; fakat dürüst ve namuslu damat adayı bulamaz. Bu arada Åževket masrafları karşılamak için bankadan borç alır; sonra ödeyemez, hapse atılır. Böylece, ikinci yaprak düşer. Kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar. Bu üçüncü yaprağın düşüşü olur. Karısının kaçtığı haberini hapishanede babasından alan Åževket üzülmez, hatta bir belâdan kurtulduÄŸu için memnun olur.

Ferhunde’nin kaçışı ile elebaÅŸlarını kaybeden Leylâ ve Neclâ bocalarlar. Evde hakimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer; toplantılara ve eÄŸlencelere son verilir. Bu monoton hayat kızlara pek sıkıcı gelir; sırf bu havadan kurtulmak için Neclâ bin bir türlü hayaller kurarak, kendisini zengin gösteren bir Suriyeli ile evlenir. Fakat Suriye’ye gidince orada kocasının birkaç karısının daha olduÄŸunu görür. Kendisini kurtarması için babasına lar yazar. Bu dördüncü yaprağın düşüşüdür. Bu arada Leylâ kötü yola sapar. Ali Rıza Bey, kızını evden kovar. Leylâ bir avukatın metresi olur. Bu beÅŸinci yaprağın düşüşüdür. Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner. Onu yiyip bitiren asıl hastalık içindedir. Leylâ da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Leylâ yüzünden kocasına sık sık sitemlerde bulunur. Bunun üzerine Ali Rıza Bey, Adapazarı’na, Fikret’in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz; kalabalık bir aile hayatı içinde âdeta bir cehennem hayatı yaÅŸayan Fikret, bütün iyi niyetine raÄŸmen babasını yanında barındıracak durumda deÄŸildir. Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul’a döner, hastalığı ilerlediÄŸi için eve uÄŸramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leylâ onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim’deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaÅŸamaya baÅŸlarlar. Ara sıra yolda eski kahve arkadaÅŸları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey büsbütün huzur içinde olacaktır.

3.KİTABIN ANA FİKRİ : Çılgın hayallerin, maddî israfların, gereksiz özentilerin hüküm sürdüğü bir ailede çöküntülerin başlaması kaçınılmazdır.

4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

Ali Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır.

Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır.

Ferhunde, eğlenceye düşkün,genç ve güzel bir kadın.

5.KİTAP HAKKINDA ÅžAHSİ GÖRÜŞLER :Yaprak Dökümü, toplumsal gerçekleri ele aldığından basmakalıplıktan uzak, baÅŸarılı bir romandır. BilindiÄŸi gibi, Tanzimat’tan sonra toplumumuzda bir batılılaÅŸma hevesi baÅŸlamıştı. BatılılaÅŸmak yanlış anlaşıldığından; yüzyıllarca süren millî gelenek ve göreneklerimizden, karakterimizden sıyrılma olarak kabul edildiÄŸinden, bu, birçok ailede birtakım felâketlere sebep olmuÅŸtur. Bugün bile içinde bulunduÄŸumuz güç durumların esas sebebi budur. Birtakım toplumsal pürüzlere, karakter boÅŸluklarına ışık tutması bakımından Yaprak Dökümü gerçekçi ve orijinal bir romandır.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

REŞAT NURİ GÜNTEKİN

25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doÄŸdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da baÅŸladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeÅŸitli okullarda devam etti. Milli EÄŸitim müfettiÅŸi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür AteÅŸesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiÄŸi Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.

ESERLERİ

Gizli El (1922), Çalıkuşu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928),Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Sığınak (1961),Kan Davası (1955)

Jack Landon

Salı, 06 Kasım 2007

KİTABIN ADI BEYAZ DİŞ

KİTABIN YAZARI JACK LANDON

YAYIN EVİ VE ADRESİ ROMAN ODA YAYINLARI

BASIM YILI MART 2001

KİTABIN KONUSU:

İlkel bir dünyaya kavuşmak için uygarlıktan kaçacağı yerde, insanların aasına katılmak için ormanı terk eden vahşi bir köpeğin acı, buruk, şaşılası bir yaşamı anlatmaktadır.

KİTABIN ÖZETİ:

Karanlık ladin ağaçları ormanı, donmuş nehrin her iki yakasında yer alıyordu. Arazi öylesine cansız, ıssız ve soğuktu ki hüzün kelimesi bile onu tanımlamada yetersiz kalıyordu. Sessizlik her yanı sarmıştı.

Ama yine de bu uzak yabani topraklarda dirençli bir yaşam vardı. Görünümleriyle kurttan farksız bir köpek sürüsü donmuş nehir boyunca ilerliyordu. Hayvanların sık tüylü postları buz tutmuştu. Solukları havayla karışınca buharlaşıyor, sonra incecik buz taneciklerine dönüşüp tüylerine yapışıyordu. Deri koşumları, yine deri kayışlarla peşleri sıra sürükledikleri bir kızağa bağlanmıştı.

Gece olunca köpeklerlerden biri kaybolur. Günden güne de kabolmaları devam etmektedir. Sahiplerinden Bill kurt sürüsünü ürkütmek ve hıncını onlardan almak için onları vurmaya kara verir. Ama bu onun sonu olur.

Daha sonra diÅŸi kurt ve diÄŸer sürünün üyeleri baÅŸka bir kızak grubunun geldiÄŸini fark edince onların peÅŸini bırakırlar. Sürünün diÄŸer üyeleriden olan Tek göz ve Genç kurt diÅŸi kurtla birlikte olabilmek için bir mücadeleye giriÅŸirler. Bu mücadeleyi Tek göz kazanır. DiÅŸi kurtla birlikte dört adet yavruları olur. Yavru kurt maÄŸradan çıkmadığı ve dünyayı tanımadığı için çok toydur. Ama daha sonra maÄŸradan çıkar ve tehlikeli dünyayı kendi gözleriyle görür. Kıtlık zamanı vaÅŸak yavrularını yerler fakat annesiyle diÅŸi kurt ve beyaz diÅŸ dövüşmek durumunda kalırlar. Bu dövüşü vaÅŸak hayatını kaybederek öder. Bu olaydan sonra ise diÅŸi kurt’un yani “kishe”nin sahipleri gelir ve beyaz diÅŸi ve annesini kamplarına götürürler. Beyaz diÅŸ günden güne daha vahÅŸileÅŸir ve Lip lip’in ve kamptaki diÄŸer köpeklerin öfkesini üstüne çeker. Bunun sebebi ise babsının bir kurt olmasıdır. Kampta gün geçtikçe Beyaz diÅŸ’in ünü git gide yayılır. Yalnız bu ün kötü bir ündür. Çadırlardan balık, et vb gibi yiyecekleri çalar, diÄŸer köpeklerle boÄŸuÅŸur, oları kimi zaman öldüresiye döver. Kampta beliren kıtlıklerda kampı terk eder ve kıtlık bitene kadar oraya uÄŸramaz. Böyle yapmasının nedeni ise kaptaki insanların aç kalınca köpekleri de yemeleridir. Bir gün Beyaz DiÅŸ ile Kishe ayrılmak zorunda kalırlar. Beyaz DiÅŸ annesinin ardından gitmeye kalkar ama sahibi Gri Kunduz gitmesine izin vermez. Daha sonra ise Gri Kunduz elindeki malzemeleri satmak için kuzey ülkesine gider ve yanında Beyaz DiÅŸ de vardır.

Kuzey ülkesi sınılı yaz aylarında altın arayıcılarının gözde yerlerinden biri olmuÅŸtur. Buraya yüzlerce altın arayıcısı gelir. Bu umt ülkesin de Gri Kunduz elindeki malları satarak iyi bir gelir elde eder. Beyaz DiÅŸ orada da rahat durmaz. Alltın aramaya gelen kiÅŸilerin narin, zayıf, korkak köpeklerine derslerini verir. Beyaz DiÅŸ’in bu durumunu gören kuyzey ülkesinin yerlilerinden Güzel Smith bu halini Gri Kunduz’a onu kendisine satması için konuÅŸur. Gri Kunduzun karalı tutumu karşısında ise taktik deÄŸiÅŸtirerek Gri Kunduz’a içki verir ve onu alıştırır. Bir aya kalmadan Güzel Smith Gri Kunduz’un elinde ne varsa ne yoksa hepsini alır ve verdiÄŸi içkilerin parasına karşılık Beyaz DiÅŸ’I ister. Mecburen Gri Kunduz bu isteÄŸi yerine getirmek zorunda kalır.

Beyaz DiÅŸ Güzel Smith’i ilk gördüğünden beri hiç hoÅŸlanmamaktadır. Üç defa kaçma giriÅŸiminde bulunur ama yine Güzel Smith kaçan köpeÄŸi Gri Kunduzdan tekrar alır. Bu arada da öfkesi ve diÄŸer canlılara karşı olan düşmanlığı giderek artar. Eski sahibini kendisini verdiÄŸi için ona karşı nefret duyuyordur. Yeni sahibi ise onu günden güne daha da kızdırır ve onu köpek dövüşlerine çıkarır.

Beyaz DiÅŸ karşısına çıkan bütün rakiplerini teker teker öldürür. Dövüşlerde baÅŸka ÅŸansıda yoktur. Sadece yenen hayatta kalır diÄŸerinin ise oradan ölüsü çıkar. Beyaz DiÅŸ yine bir dövüşte yalnız bu seferki zorlu bir rakip olan bir doberman cinsi köpekle dövüşür ve bu köpek onu gafil avlar. Doberman Beyaz DiÅŸ’in can alıcı bölgesi olan boÄŸazını kapar. Beyaz DiÅŸ ne yaptıysa onun elinden kurtulamaz. O civardan geçmekte olan kızaklı iki kiÅŸi Beyaz DiÅŸ’in yardımına koÅŸarlar. Onu sahibinden az bir para karşılığı zorla alırlar. Güzel Smith Beyaz DiÅŸ’i vermeyi ilk baÅŸta kabul etmese de sonunda razı olur ve onu satar.

Beyaz DiÅŸ yeni sahibi olan Scott’i ilk baÅŸta kabul etmez. Kendisini cezalandırmalarını bekler. Halbuki Scott Beyaz DiÅŸ’in bu haliyle yaÅŸayıp yaÅŸamayacağını düşünür çünkü Beyaz DiÅŸ fazla hırpalanmış, boÄŸazında yarası vardır. Buna raÄŸmen Beyaz DiÅŸyaÅŸamayı baÅŸarır ve yeni sahibinin sevgisi sayesinde yavaÅŸ yavaÅŸ uysallaÅŸmaya baÅŸlar. Beyaz DiÅŸ sahibinin evini koruyup gözetlerken sahibi ise onun bakımını üstlenmiÅŸtir.

Gün gelir Scott iÅŸi gereÄŸi Kaliforniya’ya ailesinin yanına gitmeye karar verir. Ama Beyaz DiÅŸ sahibinin ilk gitme giriÅŸiminden tecrübe alarak onun kendisini tekrar terk edeceÄŸini sezer. İstediÄŸi gibi sahibiyle birlikte ailesinin yanına gider. Oradaki kurallara çabuk alışır. DiÄŸer köpeklerle kavga etmez, tavukları yemez, baÅŸka issanlara saldırmaz, eÄŸer hırsız deÄŸillerse tabii.

Haberlerde Scott’ın babasının mahkum ettiÄŸi bir katil hapisten kaçar ve zanlı Scott’ın evine girer. Ev halkı o gece büyük bir gürültü ve iki el silah sesiyle uyanırlar. Salona girip baktıklarında Beyaz DiÅŸ’in yaralı olarak yattığını katilin ise boylu boyunca kanlar içinde yere serili bulurlar. Beyaz DiÅŸ’i hemen veterinere götürürler. Doktor ameliyata alınması gerektiÄŸini fakat bu durumda ameliyat iyi geçse dahi yaÅŸayamayacağı kanısındadır. Lakin Beyaz DiÅŸ’in yaÅŸama gücü bu vahim durumunda devreye girerek onun hayatta kalmasını saÄŸlar ve eÅŸi olan kangal köpek ve yavruları ile birlikte olayların yorgunluÄŸu yüzünden güneÅŸin ılıklığında derin bir uykuya dalar.

KİTABIN ANAFİKRİ:

Hayattaki zorluklara karşı ne olursa olsun elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerektiğini ayrıca doğadaki her canlının vahşiş bile olsa sevgiye muhtaç olduğunu aşılamaktadır.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Beyaz Diş: Zeki, çevik, vahşi,

Kische: Beyaz DiÅŸ’in annesidir.

Tek göz: Beyaz dişin babasıdır.

Lip Lip: Beyaz DiÅŸ’in kamptaki peÅŸini bırakmayan düşmanıdır.

Gri Kunduz: Beyaz DiÅŸ’in ve annesinin sahibi aynı zamanda güçlü, adil, cesur bir insandır.

Matt: Scott’ın yardımcısıdır. Beyaz DiÅŸ’in ilk baÅŸta sevmediÄŸi fakat sonra onun iyi bir insan olduÄŸunu fark ettiÄŸi bir kiÅŸidir.

Scott: Beyaz DiÅŸ’in en son sahibidir. Beyaz DiÅŸ ondan sevginin ve koÅŸulsuz itaatin ne olduÄŸunu öğrenmiÅŸtir.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

İnsanın insanla ve doğayla olan mücadelesini destansı boyutlara ulaştırmıştır. Okumanızı tavsiye ederim.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

ÇocukluÄŸu ve gençliÄŸi, onu denize baÄŸlayan Batı Kıyısı’nda geçti. Ortaokuldan sonra okulu bıraktı, ama kendini yetiÅŸtirmeyi bırakmadı. Tam bir kitap ve kütüphane kurduydu. Bu arada adını Jack olarak deÄŸiÅŸtirdi. BeÅŸ yıllık bir aradan sonra, 19 yaşında liseye döndü. Liseden sonra Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’ne de baÅŸladı.

Ama o zamana dek limanda ve fabrikalarda amelelik yapmış, inci kaçakçılığına karışmış, Pasifik seferi yapan gemilerde miço olmuÅŸ, mevsimlik işçilerin arasında ülkenin pek çok yerini dolaÅŸmış biri olarak üniversiteyi çok sıkıcı ve ruhsuz buldu. Altı ay dayandığı üniversiteyi "hevesten yoksun aklın gönülsüz arayışları"nın sürdüğü bir yer olarak tanımladı. Yine aynı sıralarda okumanın yanısıra yazmaya da merak sardı. Durmaksızın öyküler, fıkralar, ÅŸiirler yazıp yayıncılara yolluyor, ama sürekli reddediliyordu. 1897′de Alaska’da altın peÅŸine düştü. Altın bulamadı ama, eserlerinde ustalıkla kullanacağı pek çok deneyim ve öyküyle geri döndü. 1899′da büyük bir dergiyle anlaÅŸarak düzenli olarak hikayelerini yayınlatmaya baÅŸladıÖyküleri yayınlanmaya baÅŸladıktan sonra hayatı boyunca, ne olursa olsun günde en az bin kelime yazmayı adet edindi. Bu sıkı disiplini sayesinde de bu denli üretken olabildi. Kısa sürede tanındı. "Halkla iliÅŸkiler" (yani PR) iÅŸini çok iyi kullandı. Sinema endüstrisinin geleceÄŸini gören ve romanlarının filme alınmasını saÄŸlayan ilk edebiyatçılardandı.1900′de Bess Maddern ile ilk evliliÄŸini yaptı. Ama bu bir mantık evliliÄŸiydi. BeÅŸ yıl sürdü. Joan ve Bess adında iki kızı oldu. Bess ile evliyken tanıştığı ve "can yoldaşım" dediÄŸi Charmian Kitteridge ile 1905′te evlendi. Charmian sıkı bir can yoldaşıydı. Birlikte, bugün pek yaygın olan aile tipi gezi teknelerinin ilk örneÄŸi olan Snark’ı yaptırıp 1907′de Hawaii’ye yelken açtılar, 1905′ten baÅŸlayarak koskoca bir çiftlik kurdular. Charmian üç de kitap yazdı. London 22 Kasım 1916′da, yani daha kırk yaşındayken böbrek yetmezliÄŸinden öldü.

Kitapları :

Martin Eden Demir Ökçe

Güneş Çocuğu Deniz Kurdu

Beyaz Diş Yanan Gün Işığı

Ay Vadisi Dehşet Ülkesi

Cinayet Vadisi Vahşetin Çağrısı

Halk Avcısı Sevginin Katıksızı

Büyük Serüven Ademden Önce

AteÅŸ Yakmak DireniÅŸ

Alın Teri Şampiyon

İntihar Alaska Kid

Tanrılar ve Köpekler Kız Kar ve Kan

Düş Ülkelerine Yolculuk Can Yoldaşı

Doğu Yakası

:-):-):-):-)l Fırtına

Salı, 06 Kasım 2007

:-):-):-):-)l Fırtına" Tartışılıyor

Türkiye’nin Amerikan güçlerince iÅŸgal edildiÄŸi varsayımına dayandırılan ":-):-):-):-)l Fırtına" isimli kitap, Amerikan Christian Science Monitor gazetesince, Türk tarihinin en hızlı satan kitabı olarak nitelendi. Genelkurmay BaÅŸkanlığı ise Burak Turna ve Orkun Uçar’ın kaleme aldığı politik kurgu ":-):-):-):-)l Fırtına"nın satışa sunulmasından önce Genelkurmay’ın görüş ve onayının alındığına dair çıkan haberleri yalanladı.

Amerikan Christian Science Monitor gazetesi, ":-):-):-):-)l Fırtına" isimli romana geniÅŸ yer ayırdı. "Roman olmasına raÄŸmen pek çok Türk’ün Amerikan karşıtı bu kitapta bazı gerçeklikler gördüğünü" yazan gazete, kitabın Türk DışiÅŸleri Bakanlığı ve Genelkurmay BaÅŸkanlığı’nda yaygın ÅŸekilde okunduÄŸunu öne sürdü. Gazete, kabine üyelerinin de bu kitabı elinden düşürmediÄŸini iddia etti. Kitapta, Türkiye’yi Amerikan iÅŸgalinden Rusya ve Avrupa’nın kurtardığının anlatıldığına dikkat çeken gazete, bunun son zamanlarda Türk kamuoyundaki fikir deÄŸiÅŸikliÄŸini açık ÅŸekilde gösterdiÄŸini vurguladı.

Türkiye’de yayımlanan bir haftalık dergi de Burak Turna ve Orkun Uçar tarafından kaleme alınan kitabın, yayınlanmadan önce Genelkurmay BaÅŸkanlığı’na gönderildiÄŸi ve Ordu’nun bazı konulara ÅŸerh düştüğünü öne sürdü. Genelkurmay BaÅŸkanlığı ise bu iddiayı yalanladı. Yapılan yazılı açıklamada, haberdeki iddiaların gerçek olmadığı ve Genelkurmay BaÅŸkanlığı’nın kitapla hiçbir ilgisinin bulunmadığı belirtildi.

Turna ve Uçar’ın ":-):-):-):-)l Fırtına"sı, dünyanın siyasi gündeminde Türkiye’nin konumunu da ele alan bir roman. Kitapta, siyaset dünyamızın önemli yüzleri de gerçek isimleriyle yer alıyor.

—–

Adı: :-):-):-):-)l Fırtına

Yazarları: Orkun Uçar-Burak Turna

Türü: Politik Kurgu-Roman

Konu: ABD’nin Türkiye’yi İşgali

Olayın Geçtiği Tarih: 2007

Sayfa Sayısı: 302

Savaş Süresi 22 Gün

Yayınevi: Timaş Yayınları-2004

Bombardıman Sürüyor… Çember Daralıyor…

Romanda Adı Geçenlerin Bazıları

Recep Tayyip Erdoğan: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı

Hikmet Pars: Genelkurmay Başkanı

Gökhan BirdaÄŸ: Gri Takım’dan.

George Bush: ABD Başkanı

Howard Strike: ABD Genelkurmay başkanı

Emel: Almanya’dan Türkiye’ye gelen ve İstanbul’da yaÅŸamak isteyen bir gurbetçi. AkciÄŸer kanseri olduÄŸunu anladığı gün savaÅŸ baÅŸlıyor. Daha sonra Sansarlar direniÅŸ grubunu kuruyor ve Taksim’e düzenlenen saldırıda ÅŸehit oluyor.

Ali ve Aylin: İki sevgili. Taksim’de ÅŸehit oluyorlar.

Ömer: Kapkaççı. SavaÅŸ baÅŸladığında gönüllü asker oluyor. Genelkurmay baÅŸkanı Hikmet Pars’ı ölümden kurtarıyor.

Adrian III. Lynam: Ornicron şirketinin hissedarı, savaştan en büyük menfaati alacak olan kişi.

Ersin: Panikatak rahatsızlığı olan 23 yaşında sıska bir çocuk. Savaşta özel timlere yardım ediyor. Savaş esnasında ABD askerleri tarafından esir alınıyor.

Barkın ve Hale: Barkın ABD askerleri tarafından silahla öldürülüyor, eşi Hale ise tecavüze uğrayarak öldürülüyor.

Alper ve Sabahattin: Kerkük’te ilk ÅŸehit düşen tugaydan iki asker.

Olay 23 Mayıs 2007’de saat 00:10’da Kerkük’ün KuzeydoÄŸu’sunda Türk askerleri ile ABD askerlerinin sıcak teması ile baÅŸlıyor. Çatışmada Türk tugayındaki askerlerin tamamı ÅŸehit oluyor. CNN International Kuzey Irak’ta meydana gelen çatışmada 13 ABD askerinin öldüğünü ve 30 yaralının olduÄŸunu, buna mukabil 35 Türk askerinin öldürüldüğünü açıklıyor.

Beyaz Saray, saldırgan tavır nedeiyle, Türk hükümeti ile başlaması öngörülen ikili görüşme trafiğini iptal ettiklerini belirtiyor. Ve ağızdan çıkan şu söz savaşın başladığını gösteriyor:

“:-):-):-):-)l Fırtına Harekatı baÅŸlamıştır.”

Operasyon bittiÄŸinde Türk halkının psikolojisi yıkıma uÄŸramış olacaktı. Tüm dünya medyasında Türkler’in Kuzey Irak’ta ABD askerlerine saldırdığı lanse edilecekti.

ABD Genelkurmay Başkanı Howard Strike bu operasyonun can damarını şu sözlerle açıklıyor:

“Ve Bu ÅŸehir dünyanın kalbi olarak da adlandırılabilir. Orası, İstanbul.”

İstanbul kelimesi o anda orada bulunan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’i derinden etkiliyordu. “Neden böyle bir ÅŸey hissettiÄŸini bilmiyordu doÄŸrusu ama sanki genlerinin çok derinlerinden hafızası ile baÄŸlantılı bir noktada gizli bir his vardı. İstanbul’un kendisine ait dar bir gizil duygu yaÅŸatıyordu. İstanbul kelimesi ona her ÅŸeyden çok anlamlı gelmiÅŸti. Ülkesinin resmi kurumlarında ve resmi iÅŸaretlerindeki Roma İmparatorluÄŸu simgelerini hatırladı, doÄŸal bir yakınlıktı hissettiÄŸi.”

“Unutma biz bu toprakları istiyoruz üzerindeki insanları deÄŸil!”

Bu cümle, Ornicorn adlı orta ölçekli bir madencilik ve enerji ÅŸirketinin dört gizli ortağından birisi olan Adrian III. Lynam’a ait. ABD BaÅŸkanının da mensubu olduÄŸu Evangalist kilisenin önde gelen bağışçılarından birisi ve Türkiye’ye açılan bu savaşın perde arkasındaki planlayıcısı. İstanbul’a dünyanın en büyük Evangalist kilisesini yaptırmaya yemin ediyor.

Başbakanın Basın Açıklaması

BaÅŸbakan Recep Tayyip ErdoÄŸan Türk halkına savaşı şöyle açıklıyor: “Amerika BirleÅŸik Devletleri ve Türkiye savaÅŸa girmiÅŸtir. Amerika Türkiye’yi iÅŸgal edebilir ama izim kolay yutulur bir lokma olmadığımızı anlayacaktır!”

Basın toplantısından sonra MİT MüsteÅŸarı Çetin Kutlu ile karşılaÅŸan Tayyip ErdoÄŸan bu savaÅŸtan neden istihbaratın haberi olmadığını söyler ve Çetin Kutlu, BaÅŸbakan’a hasır altı edilen önemli bir dosya bulduÄŸunu söyler. BaÅŸbakan ise bunun arkasında kimlerin olduÄŸunu sorar Çetin Kutlu’ya.

Kitabın ikinci bölümü hem bu olayın aydınlanmasında hem de savaşın çıkmasında ki temel sebep konusunda okuyucuya ip uçları veriyor.

İstihbarat Savaşları: Gri Takım

23 Ocak 2007

Frank Consal, Paris Voisy’de yaşıyor. Kolejde öğretmen. İstemediÄŸi bir ev, istemediÄŸi bir aile, istemediÄŸi bir iÅŸ… Gerçek adı Gökhan BirdaÄŸ. Zonguldak’ta küçük bir sahil kasabasında doÄŸuyor. Teoman adlı bir adam tarafından Gri Takım kampına katılması saÄŸlanıyor çocuk yaÅŸtayken. Kurt, Tilki, Kanarya, Çıyan, Fare ve Kunduz gibi eÄŸitmenlerden fiziksel, kültürel ve psikolojik eÄŸitim alıyor. Ve sonunda Gri Takım’ın bir elemanı oluyor.

Gökhan BirdaÄŸ, Arman Bogasian adında Ermeni asıllı bir tüccarı öldürmekle görevlendiriliyor. Bu görev sırasında kimliÄŸi açığa çıkıyor ve arabası havaya uçuruluyor. Gökhan BirdaÄŸ, Arman Bogasian’ı öldürüyor ve ondan aldığı çanta ile Almanya’ya kaçıyor. Otelde çantayı açıyor ve içindeki dosyayı okumaya baÅŸlıyor.

“Amerikan Hükümeti Türkiye’deki Bor, Toryum ve Uranyum madenlerinin iÅŸletim hakkını, 99 yıllığına Ornicron adlı Teksas’taki bir madencilik ve enerji ÅŸirketine satıyordu. AntlaÅŸma 2007 Aralık ayından itibaren geçerliydi.

Bu dosyanın Arman Bogasian’ın eline geçmesinin sebebi, bu planın içine Ermenilerin de dahil edildiÄŸi, belki de ABD’nin, iÅŸine yarayan toprakları aldıktan sonra geri kalanını paylaÅŸtıracağı anlamına gelebilirdi. Ne de olsa Amerika kurulduÄŸu ilk zamanlardan beri ve özellikle dünyada Protestanlığı yaymak için örgütlenen American Board of Commissioners for Foreign Missions adlı kuruluÅŸun 1818 yılında yapılan senelik olaÄŸan toplantısında aldığı, bölgenin ProtestanlaÅŸtırılması kararının hayata geçmesinin ardından her zaman Ermeniler nezdinde misyonerlik faaliyetlerinin ana üssü olmuÅŸtu. Ve sonrasında geri kalan bölgelerin bir kısmı belki kurulacak Kürt devletine, bir kısmı Ermenistan’a, bir kısmı Yunanistan’a…”

Dosyayı inceledikçe vardığı sonucu daha da destekleyecek bir çok ayrıntı yakalıyor Gökhan BirdaÄŸ…

“Parasını büyük ihtimalle Ornicron’dan alan Sentinel adlı bir düşünce kuruluÅŸu Güney Kıbrıs’ta yapılan bir toplantıda Türkiye karşıtı örgütleri buluÅŸturmuÅŸtu.

Vatikan’da yapılan gizli bir toplantıda, Hristiyanlar’ın kutsal hac mekanlarıyla dolu Anadolu’nun iÅŸgal sonrası tekrar bir Hristiyan yurdu haline gelmesi planlanmıştı."

İşin içinde devletler, dinsel kurumlar, lobiler vardı…

Zaten BaÅŸkan Bush 11 Eylül saldırılarının ardından "Bir Haçlı Seferine baÅŸladık dememiÅŸ miydi?”

***

Almanya’dan Türkiye’ye geçer Gökhan BirdaÄŸ. Onu havaalanından alırlar. Cengiz adında bir baÅŸka istihbaratçı Gökhan’ı sorguya çeker. Cengiz Amerikalılar’ı arkasına alarak gücüne artıran bir muhbirdir. Gökhan’ı öldürecektir. Gökhan dosyada olanları anlatır Cengiz’e, ama Cengiz’in niyeti kesindir. Cengiz tam tetiÄŸi çekeceÄŸi sırada Kurt kod adlı eÄŸitmen silahlı adamlarıyla olay yerini basarlar ve Gökhan’ı kurtarırlar…

Gökhan dosyayı Kurt’a da anlatır. Kurt bu dosyanın sümen edileceÄŸini söyler. Gökhan Amerika’nın Türkiye’ye saldıracağını söyler ve Kurt’a, kendisine iki tane atom bombası bulmasını söyler. Kurt, Gökhan’ın isteÄŸini yerine getirir.

Kuvay-ı Milliye

ABD modern silah güçleriyle saldırır. Ankara iÅŸgal altında ve ABD’li askerler merkezde kontrolü ele alıyorlar. Toroslar’da içerlere doÄŸru ilerleme baÅŸlıyor.

Türkiye Cumhuriyeti DışiÅŸleri Bakanı Abdullah Gül, ikili görüşme için gittiÄŸi ABD’de göz altına alınıyor.

BaÅŸbakan Rusya, Almanya, Fransa ve Çin’e Bor mineralinin geleceÄŸi ile ilgili bir dosya göndererek olayı diplomasi ile çözmek istiyor: “EÄŸer ABD, Türkiye’yi iÅŸgal ederse tek süper güç ile deÄŸil tek efendi ile muhatap alacaksınız!”

“Oynanan oyunun adı diplomasiydi. Türkiye’nin tek kurtuluÅŸ yolu, varlığının diÄŸerlerinin varlığı için önemli olduÄŸunu kanıtlamaktı.”

USS George Bush Uçak Gemisi

Pilot Yüzbaşı Civan Huxley, babası Körfez savaşı sırasında Amerika’ya göç eden ve Amerikan vatandaÅŸlığına geçmiÅŸ bir Kürt, annesi ise Türkmen asıllı. Aslen Diyarbakır doÄŸumlu ve çocukluÄŸu Diyarbakır’da geçiyor. Ancak Amerikan vatandaÅŸlığına geçtikten sonra orada eÄŸitimini tamamlıyor ve pilot oluyor.

Koordinatları daha sonradan belli olacak bir sortiye çıkıyor Civan. Koordinatların kendisine verilmesiyle vuracağı hedefin Anıtkabir olduÄŸunu anlıyor. Damarlarındaki kan kaynıyor ve uçağın içinde bir “Bize katıl!” diye bir ses iÅŸitiyor ve rotasını USS George Bush Uçak Gemisi’ne çevirerek gemiyi vuruyor. ABD, tarihinde ilk kez modern bir uçak gemisi kaybediyor!

İstanbul’da Psikolojik SavaÅŸ

“Düşman, yaptığı ÅŸeyin farkındaydı. İstanbul onun için son adımdı. Bu büyük ÅŸehir, zaferin ya da yenilginin adresi olabilirdi. Onunla iyi ilgilenmek durumunda olduÄŸu için bütün gücünü burada yoÄŸunlaÅŸtırmaya baÅŸlamıştı. Bombardımanların sürekli hale gelmesi yüzünden ÅŸehir sakinleri artık sinirsel tepkilerini kontrol edebilmekten uzaktı. Amerikan ajanları, bireysel gerilimleri sosyal gerilimlere taşımak için yapmadıklarını bırakmıyorlardı. Zengin mahallelerde fakirlere karşı gruplaÅŸmalar olduÄŸu yönünde söylentiler çıkıyordu.

Savaşın ÅŸiddeti kimin neye hizmet ettiÄŸini gizliyordu. VaroÅŸ kesimlerde, Amerikan iÅŸgalinin getireceÄŸi güzel yaÅŸamın reklamı yapılıyordu. Zengin semtlerde ise Amerikan destekli yönetimin ülkeyi Avrupa BirliÄŸi’ne sokmasının kesin olduÄŸundan bahsediliyordu. Bu söylentileri kimin çıkarttığı belli deÄŸildi ama neticede etkilenenler oluyordu. Ruh dünyası yıkılmış insanlar her ÅŸeye inanma eÄŸiliminde oluyordu.”

New York

Gökhan otel odasında Washington’a yerleÅŸtirdiÄŸi bombanın patlamasını ve yerle bir olan ÅŸehri televizyondan izliyor. Bu arada yine açığa çıkıyor ve kaçıyor.

ABD buna iyice sinirleniyor ve İstanbul’u ele geçirmek için iÅŸgale hız veriliyor.

Türkler İstanbul’da büyük bir direniÅŸ gösteriyorlar.

SavaÅŸ Bitiyor…

Rusya, Almanya, Fransa ve Çin, ABD’ye ültimatom göndererek geri çekilmelerini aksi takdirde Türkiye’nin yanında savaÅŸa gireceklerini belirtiyorlar.

Condoleezza Rice, BaÅŸkanın istifa ettiÄŸini, yerine Washington’da ölen BaÅŸkan Yardımcısı Dick Cheney’in makamına atanan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in geçtiÄŸini ve barış istediklerini söylüyor.

Tayyip Erdoğan halka şöyle sesleniyor.

“Bu zor bir mücadeleydi, var olma mücadelesi. Türkiye her kesimiyle önemli bir sınav verdi, savaÅŸ verdi. Neler olup bitti, daha uzun uzun üzerinde duracağız. Ama ÅŸimdi diyebileceÄŸim tek ÅŸey ÅŸu: SavaÅŸ bitti ve Türkiye Cumhuriyeti ayakta!…”

Lynam’a Giden Yol…

Gökhan’ın yeni hedefi Lynam’dır ve onu bulur.

“Yok,” dedi. “Ölümün öyle kolay olmayacak. Sana bir hikaye anlatayım.”

Bir yandan da Lynam’a zorla yemek yedirmeye devam ediyordu.

“Orta Asya’da yüz kızartıcı bir suç iÅŸleyen olursa ona ibret olsun diye inanılmaz bir ölüm hazırlarlarmış. İçi boÅŸ bir kütük bulurlar ve adamı, kafası dışarıda kalacak ÅŸekilde kütüğün içine sokarlarmış. Ve bütün delikleri kapadıktan sonra suçluyu yedirir içirirlermiÅŸ. Suçlu yiyip içtikçe, kütük adamın pisliÄŸiyle dolarmış tabii. Bir süre sonra suçlunun bedeni kendi pisliÄŸi içinde kalıp çürümeye baÅŸlarmış. Acı dolu, yavaÅŸ ve ibretlik bir ölüm.”

Ömer Seyfettin

Salı, 06 Kasım 2007

KİTABIN ADI : BEYAZ LALE

KİTABIN YAZARI : ÖMER SEYFETTİN

YAYIN EVİ VE ADRESİ : BİLGİ YAYINEVİ-ANKARA

BASIM YILI : 1976

1.KİTABIN KONUSU: Balkan Savaşı sırasında, Bulgar asıllı bir binbaşı tarafından, Türk köylerinde özellikle kadın ve kız çocuklarına yapılan işkenceler bütün gerçeğiyle gözler önüne serilmiştir. Ayrıca buradaki Türkleri vaftizleyip Hristiyan yapıldıktan sonra nasıl öldürükleri anlatılmaktadır.Amaçları özgür bir Bulgartoplumu yaratmaktır.

2.KİTABIN ÖZETİ: Balkan Savaşından sonra bazı Türk köyleri bozguna uÄŸramıştır.Bulgar asıllı binbaşı Radko Balkaneski’ nin bunda çok büyük payı olmuÅŸtur.Bu binbaşı Galatasaray Sultanisini bitirmiÅŸ,iyi tahsil görmüş bir kiÅŸidir.

Serez’ de bulunan Türkler oldukça zengindiler. Bu binbaşının amacı buradaki müslümanların kaçamayanlarını toplamak, ilk önce iÅŸkence ile kasalarındaki ve bankalarındaki paralar alınıp, bu paralar Bulgar mekteplerine verilecektir. Daha sonra Türkler vaftizlenip Hristiyan yapıldıktan sonra öldürülecektir.

Binbaşı Rako’ nun diÄŸer bir amacı bu köylerdeki en güzel Türk kızını seçmektir.Binbaşıya göre 45 yaşı üzerindeki kadınlar ve 60 yaşı üzerindeki erkeklerin vaftizlenmesi uygun deÄŸildir. Genç bir Türk kadınının karnında on beÅŸ tane düşman taşıdığını düşünmektedir. Bu yüzden bir genç kadını veya bir kızı öldürmek on beÅŸ tane birden düşman öldürmek demektir.

Binbaşı Radko’ nun en büyük iÅŸkencesi insanları soyundurup, kasaturayla vücutlarını yararak ateÅŸe atmaktır. Çünkü vücudu yarılrn insan ateÅŸte çok çabuk yanmaktadır.

Bir gün binbaşı Radko köydeki 45 yaşı altı kadınları toplatıp bunlara iÅŸkence yapmaya karar verir. Kadınlardan soyunmalarını ister.Kadınlar bu istek karşısında inat ederler. Radko elinde çocuk bulunan bir kadının çocuÄŸunu alır ve ateÅŸe atar. Kadın bunun üzerine Radko’ nun boynunu sıkmaya çalışır. Ama komitalar buna engel olurlar.Kadını ellerinden tutarak karnını kasaturayla oyarak ateÅŸe atarlar.

İşkencelerden en ünlüsü ise “canlı çukur” adını verdikleri tekniktir. İlk önce yere ÅŸiÅŸman bir kadın yatırırlar, onun üzerine beÄŸendikleri diÄŸer ikinci bir güzel kadını yatırırlar ve bu üstteki kadını alttaki kadına baÄŸlarlardı. Bu kadının karnını kasatura ile oyarlardı.Kadın böylece bir iki saat içinde inleye inleye, kıvrana kıvrana ölmekteydi.

Bütün bu olaylar yanı sıra Binbaşı Radko bütün köyü gezerek köydeki en güzel Türk kızını seçmeye çalışmaktadır. Herkesten topladığı isimlerden en çok göze çarpanları Hacı Hasan Beyin kızı Lale Hanım, Müderris Ahmet Efendinin kızı Naciye Hanım ve Kadri Ağanın kızı İclal hanımdır.Bunlardan Lale Hanım beyaz, Naciye Hanım kumral, İclal Hanım ise esmer tenlidir.Bu kızlardan Lale Hanımı seçer.Ve onu dünya güzeli ilan eder.

Hemen Lale Hanımın bababsı Hacı Hasan Beyi yanına çağırır.Ona evlerini birkaç günlük için çarın oğlu ziyarete geleceğinden dolayı kullanacağını söyler.Ayrıca evde sadece kızı Lale Hanımın hizmetçilik yapmasını ve onun dışındaki herkesin evden ayrılmasını söyler.Hacı Hasan Bey bunu kabul eder.Hemen kızını evde bırakarak evden oğlu ve eşiyle birlikte ayrılır. Binbaşı Radko Hacı Hasan Beyin evine giderek kapıyı çalar.Lale Hanım kapıyı açmamakta ısrar eder.Radko kapıyı açmamakta ısrar eder.Radko niyetinin kötü olmadığını sadece çarın oğlunun gelerek bir kaç gün için evde misafir olacağını söyler.Lale Hanım buna inanmaz ve kapıyı açmamakta ısrar eder.Binbaşı Radko, tekrar niyetinin kötü olmadığını sadece evi birkaç dakikalığına gezip görmek olduğunu bütün nezaketiyle söyler. Lale Hanım sonunda dayanamayarak kapıyı açar.

Radko içeri girer ve Lale Hanımı tam kafasında hayal ettiÄŸi gibi bulur.Evin odalarını gezmeye baÅŸlarlar.Birkaç oda gezdikten sonra artık dayanamayarak Lale Hanıma taciz etmeye kalkar.Lale Hanım Radko’ nun bu hareketleri karşısında bütün gücüyle direnir.Radko zorla onu öpmeye çalışır.Onu kucaklayarak yataÄŸa götürür.Lale Hanımın artık bu iÅŸkencelere dayanacak gücü kalmaz.Aklına bir fikir gelir.Artık çok sıkıldığını biraz hava alması gerektiÄŸini söyler.Radko sonunda Lale Hanımın yola geldiÄŸini düşünerek sevinir.Ona hava alması için izin verir.Lale Hanım açık pencereye doÄŸru gider ve hiç düşünmeden kendisini pencereden aÅŸağıya çalılıkların arasına bırakıverir.

Bunu gören Radko sinirinden ne yapacağını bilmez. Hemen pencereden aÅŸağıya bakar.Lale Hanımın yerde cansız bir ÅŸekilde uzandığını görür.KoÅŸa koÅŸa yanına gider ve Lale Hanımın öldüğünü görür.Onu alarak tekrar yataÄŸa götürür. Ölü olduÄŸu halde, vücudunun daha sıcak olduÄŸunu düşünerek ona tacie etmeye kalkar.Tam o sırada bir komita gelir ve aÅŸağıdan Binbaşı Radko diye seslenir.Hemen apar topar aÅŸağıya iner.Komita Radko’ ya durumu öğrenmek için geldiÄŸini söyler.Bu arada Lale Hanımın cesedi soÄŸumuÅŸtur.Ona hiçbir ÅŸey yapamadığı için sinirinden etrafı kırıp döker.

3.KİTABIN ANAFİKRİ : Balkan Savaşı sırasında, halk çok kötü işkencelere maruz kalmakta, eli kolu bağlı olması ve hiç kimseden manevi destek alamaması nedeniyle, zorla nasıl Hristiyanlaştırılıp öldürülmesidir.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Binbaşı Radko Balkaneski: Gayet zeki ve akıllı bir kişidir.Ama halka yaptığı zulüm ve işkence onun acımasız, duygusuz ve karaktersiz biri olduğunu bize göstermektedir.

Hacı Hasan Efendi : Maddi durumu iyi olan bir zattır.Halk tarafından sevilen iki çoçuğu ve eşiyle geçinip giden birisidir.

Lale Hanım : Tartışılmaz köyün engüzel kızıdır.Ailesi tarafından iyi yetiştirilmiş kültürlü bir kızdır. Yapılan bu işkencelere boyun eğmektense ölmeyi yeğler.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Bu eser.bizim tarihimizi anlatması itibarıyla çok güzel bir kitap.Olayda anlatılanlar gerçek olması yanısıra, olayların tüm çıplaklığıyla sade ve açık bir diile anlatılması söz konusudur.Çok akıcı ve sürskleyici bir kitap. Herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ederim.

6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ : Ömer Seyettin; Gönende, 11 Mart1884′te doÄŸdu. Dağıstan’dan göçen bir Türk ailesinin çocuÄŸu olan Ömer Åževki Bey’in oÄŸludur. Dört yaşında mahalle mektebine verildi. 1892′de İstanbul’da YusufpaÅŸa’daki Mekteb-i Osmani’ye kaydoldu. 1893 yılında Eyüp semtindeki Askeri Rüştiye’de subay çocukları için açılan özel sınıfa nakledildi.

Romanları: Ashab-ı Kehfimiz (1918), Harem (1918), Efruz Bey (1919).

Hikayeleri: Ölümünden sonra ilk defa Ali Canib Yöntem derledi (1926). Ahmet Halit Kitabevi 9 ciltte topladı (1938), Şerif Hulusi hikayeleri gözden geçirerek notlarla 10 cilt (1950), Rafet Zaimler Yayınevi 30 hikaye ekleyerek 11 cilt halinde yayınlandı. Bütün hikayelerini Bilgi Yayınevi yayınladı.

İncelemeleri: Milli Tecrübelerden Çıkarılmış Ameli Siyaset (Tarhan takma adıyla, 1912), Yarınki Turan Devleti (1914), Türk Mefkuresi (Ayın Sin rumuzuyla, 1914). İncelemelerin hepsini Sakin Öner bir araya getirerek yayınladı (1975).

Türkiye’nin Jeopolitik Konumu Ve Türk Dünyası

Salı, 06 Kasım 2007

Kitabın Adı Türkiye’nin Jeopolitik Konumu Ve Türk Dünyası

Kitabın Yazarı Suat İLHAN

Yayınevi ve Adresi Atatürk Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını:186, Ankara

Basım Yılı 1999

KİTABIN ÖZETİ

Türkiye’nin Jeopolitik Konumu ve Türk Dünyası adlı kitap, jeopolitik kuram, Türkiye ve Türk Dünyasının coÄŸrafi konumu ve jeopolitik konumu, jeopolitik kaynaklı duyarlılıklar ve Türkiye’ye yönelik tehditler, jeopolitik geliÅŸmeler, jeokültür tartışmaları ve Türk devrimi konu baÅŸlıkları altında beÅŸ bölümden oluÅŸmaktadır. Kitapta, Jeopolitik kuramlar ile Türkiye’yi, Türk Dünyasını esas alan güncel jeopolitik sorunların incelemesi yapılmıştır.

Birinci bölümde; jeopolitik "Bir milletin milletler topluluğunun veya bir bölgenin mevcut coğrafi platform üzerinde, değişmeyen unsurları ve değişen unsurları dikkate alınarak, güç değerlendirmesi yapan, etkisi altında kaldığı o günkü dünya güç merkezlerini, bölgedeki güçleri inceleyen, değerlendiren hedefleri ve hedeflere ulaşma şart ve aşamalarını araştıran, belirleyen bir ilimdir." şeklinde tanımlanmış, stratejinin üç unsuru olan kuvvet, zaman ve mekan unsurları ile jeopolitiğin unsurları olarak benzerlikler kurulmuş, jeopolitik teorilerinden Kara Hakimiyet Teorisi, Deniz Hakimiyet Teorisi, Kenar Kuşak Teorisi ve Hava Hakimiyet Teorisi hakkında bilgi verilerek, bu teorilerin değerlendirilmesi yapılıp günümüzdeki geçerliliği incelenmiştir.

Ayrıca teorilerin uygulanan politikalara etkileri, güç merkezleri incelenerek jeopolitik-tarih ilişkileri değerlendirilmiştir.

İkinci bölümde; ülkelerin coÄŸrafi konumları ile jeopolitik konumlarının farklı durumları açıkladığı, coÄŸrafi konumun, ülke hudutlarının farklılaÅŸmadıkça deÄŸiÅŸmediÄŸi, sık olmamakla beraber jeopolitik konumun ülke gücünün deÄŸiÅŸmesi halinde, bölge ve evrensel güç odaklarında deÄŸiÅŸikliklerin farklılaÅŸtığı vurgulanarak soÄŸuk savaÅŸ dönemi sonrası evrensel deÄŸerdeki güçler ve bölgesel güçlerin belirginleÅŸtiÄŸi fakat bu güçlerin henüz ortaklıklar kurarak taraf oluÅŸturamadıkları, yaÅŸanan arayışlar döneminin istikrarsızlığın bütün rahatsızlıklarını gündeme getirdiÄŸi, dünyadaki etkili güçlerin istikrarsızlık ortamını kendi düşündükleri, kendileri için yararlı olacak ÅŸekilde önce düşünce alanında ve sonra da kamuoyu oluÅŸturarak yönlendirmeye ve ÅŸekillendirmeye çalıştıkları belirtilmiÅŸtir. Bu kapsamda ABD, Almanya, Rusya, Japonya ve Çin’in durumları incelenmiÅŸtir.

Türkiye’nin coÄŸrafi konumunun deÄŸiÅŸmediÄŸi halde jeopolitik konumunun SSCB’nin dağıldıktan sonra deÄŸiÅŸtiÄŸi ve bu oluÅŸumun doÄŸu ve batı kültürü ile uyumlu, çok güçlü bir kültüre; güçlü ekonomik, sosyal, politik ve askeri yapıya sahip olmamızı gerektirdiÄŸi vurgulanmıştır.

Orta Asya jeopolitik konumunun, yirminci yüzyıl politikalarını büyük ölçüde etkileyen jeopolitik teorilerde iÅŸgal ettiÄŸi yer, dağılan SSCB’den sonra Rusya Federasyonu ile geliÅŸen Çin arasında oluÅŸan boÅŸlukta bulunuÅŸu, bütün unsurları ile Türk kültür çevresine dahil bulunması yönleri ile büyük önem taşıdığı deÄŸerlendirilmiÅŸtir.

Üçüncü bölümde, beşeri ve coğrafi unsurlara dayalı jeopolitik tehdit kaynakları; "coğrafi yapı, coğrafi-jeopolitik konum", "hudutların yapısı, coğrafi bütünlük, coğrafi özellik", "evrensel güçler ve komşularla güç farkı", "tarihi olaylar", "tehdit eden odakların niyet ve amaçları", "iç yapının sebep olduğu tehdit ortamı" adlı sekiz başlık altında toplanmış ve her bir başlık Türkiye açısından değerlendirilmiştir.

Dördüncü bölümde, jeopolitik geliÅŸmeler olarak asıl deÄŸiÅŸikliÄŸin önce DoÄŸu blokunun müteakiben SSCB’nin dağılması ile oluÅŸtuÄŸu ve bütün ülkelerin yeni ÅŸartları tam olarak deÄŸerlendiremediÄŸi, henüz yeni durumla ilgili fikir jimnastiÄŸi yaptıkları, bağımsızlıklarını kazanan ülkeler arasında da sürtüşmelerin devam ettiÄŸi belirtilmiÅŸtir.

DoÄŸu Avrupa’da, Balkanlar’da, Kafkasya’da, Orta DoÄŸuda ve Orta Asya’da oluÅŸan beÅŸ büyük boÅŸluktan sadece DoÄŸu Avrupa’daki boÅŸluÄŸun, NATO ve AB ÅŸemsiyesi altına alınarak istikrara kavuÅŸma yolunda olduÄŸu diÄŸer dört boÅŸluÄŸun Türkiye’nin coÄŸrafi ve siyasi ilgi alanında olduÄŸu, bu durumun Türkiye’nin duyarlılığını büyük ölçüde arttırdığı, jeopolitik konumunu çok özel kıldığı, sorunlarını çeÅŸitlendirdiÄŸi ve zorlaÅŸtırdığı deÄŸerlendirilmiÅŸtir.

Orta Asya coÄŸrafyasının coÄŸrafi bütünlükten yoksunluÄŸu, tarih boyu bölgede kurulan Türk devletleri için olduÄŸu gibi bugün bağımsızlıklarını almaya çalışan Türk Cumhuriyetleri için de bir zayıflık olduÄŸu ifade edilmiÅŸ,Türkiye coÄŸrafyası ile Orta Asya coÄŸrafyasının farklı yerlerde bulundukları ve coÄŸrafi bir bütünlük teÅŸkil etmedikleri belirtilerek, gerek Türkiye coÄŸrafyasının gerekse Orta Asya coÄŸrafyasının güçlü ve zayıf yönlerinin çok iyi deÄŸerlendirilmesi ve buna göre uygun politikaların üretilmesi gerektiÄŸi, her iki coÄŸrafya ile Kafkaslar ve İran’ın ortaklığa davet edilerek coÄŸrafi bütünlüğün saÄŸlanabileceÄŸi belirtilmiÅŸtir.

Beşinci bölümde, soğuk savaş sonrasındaki arayışlardan en önemli olanın, kültür farkına, uygarlık farkına dayandırılan bölünmeyi, taraf teşekkülünü ön plana çıkaran düşünceler olduğu belirtilmiştir.

Batılıların; kültürlerinin gereği olarak daima bir "öteki" yaratma ihtiyacında oldukları, soğuk savaş sonrası dönemde de çıkarlarını tehdit eden, bölgesel veya evrensel egemenliğine engel olması muhtemel olan, kendi koyduğu değer ölçüleri ile bağdaşmayan veya bağdaşmasını istemedikleri bir karşı taraf arayışı içerisine girdikleri, tarihi de karıştırarak Müslüman dünyanın bulunduğu değerlendirilmiştir.

Bu kapsamda, I. WALLERSTEİN, Samuel H. HUNGTİNTON, A. TOYNBEE, T. S. ELİOT, G. F. FULLER, I. O. LESSER, Clara Hollong WORTH’un görüşleri incelenmiÅŸtir.

Bu inceleme sonucunda, yukarıda belirtilen düşünür ve yazarların ortaya koydukları gerekçelerin sağlam gerekçeler olmadıkları, gerçek gerekçelerini ortaya koymadıkları, ifade etmedikleri belirtilerek, asıl amaçları ve belirttikleri görüşlerdeki yanlışlar yazar tarafından sıralanmıştır.

"Medeniyetler çatışması" görüşünün, dünya ulaştırma ve iletişiminin artmasının sebep olduğu ortak kültür değerlerinin yaygınlaşması ve güçlenmesi sonucu evrensel kültürün gelişmesi, kültürler arası fay kırığının gittikçe sığlaşması, farkların azalması olgusu ile Doğu-Batı arasında uyum arayan bir kültür atılımı olan, evrimleşerek devam eden, her çağda çağdaş olma amacına yönelik yapısı ile kültür farklarının yumuşatılmasına, uyumuna yönelik Türk Devrimini dikkate almadığı ifade edilmiştir.

Ayrıca Batı-Müslüman çatışmasını öngörenlere, Türk Devrimi ile getirilen iki kültür arasında uyum sağlama atılımının önemini anlamaya çalışmaları ve değerlendirmeleri tavsiye edilmiştir.

Jeopolitik kuramlar ve Türkiye’yi, Türk Dünyasını esas alan güncel jeopolitik sorunların üzerinde durulan kitabın incelenmesinin konu ile ilgili geçmiÅŸteki, günümüzdeki ve gelecekteki geliÅŸmeleri kıymetlendirmemize ışık tutacağı deÄŸerlendirilmektedir.

Duygusal Zekâ…..daniel Goleman

Salı, 06 Kasım 2007

“IQ” ile ölçülen zekâ, insanların okul ve iÅŸ yaÅŸamındaki baÅŸarısını belirleyen deÄŸiÅŸmez bir etken midir? Öyleyse, neden yüksek IQ’lu çocuklar, ortalama IQ’ya sahip arkadaÅŸlarına göre hayatta daha baÅŸarısız olabiliyor?

Dr. Daniel Goleman , psikoloji alanında çığır açan bu kitabında, “EQ (duygusal zekâ)”nun “IQ”dan daha önemli olduÄŸunu kanıtlıyor. “Duygusal zekâ”yı, özbilinç, azim, dürtülerini frenleme, baÅŸkalarının duygularını paylaÅŸabilme gibi özellikleri içeren bir zekâ olarak tanımlıyor.

AraÅŸtırma bulgularına göre, duygusal zekâ yoksunluÄŸu, kiÅŸinin aile yaÅŸamından mesleki baÅŸarısına, toplumsal iliÅŸkilerinden saÄŸlık durumuna kadar bir çok alanda çok kötü sonuçlar doÄŸurabiliyor. Ancak, Dr. Goleman’a göre, duygusal zekâ doÄŸuÅŸtan gelen bir özellik deÄŸil. İnsan beyninin yapısı dolayısıyla, çocuklukta alınan duygusal dersler, yaÅŸam boyunca davranış tarzını belirliyor.

Başta eğitimciler ve ana-babalar olmak üzere, herkesin ufkunu açan bu kitabın çok önemli bir toplumsal mesajı da var: Demokrasinin topluma ne ölçüde mal olduğu, bireylerin duygusal zekâ düzeyiyle doğrudan bağlantılı.

Pazarlama Stratejileri Ve Karar Alma Mekanizmasi///

Salı, 06 Kasım 2007

PAZARLAMA STRATEJİLERİ VE KARAR ALMA MEKANİZMASI

Yazar: Selime SEZGİN - Lerzan ÖZKALE - Füsun ÜLENGİN - Nimet URAY

Yayınevi: İletişim Yayınları

BİRİNCİ BÖLÜM

Mamul stratejileri

İdeal bir pazarlama yöneticisi olabilmek için mamullerin ne olduğunu ve tüketicinin ihtiyacının ve ilgisinin nasıl daha iyi karşılanabileceğini bilmek gerekir.

1. Mamul tanıtımı

Mamuller tüketicinin ihtiyacını tatmin eden ürünler ve hizmetlerdir. Ne var ki bir çok insan mamul deyince kitap, araba, TV gibi fiziksel maddeleri düşünürler. Halbuki bir pazarlamacı bunlardan baÅŸka sigorta, film, tatil yöreleri gibi hizmet ağırlıklı ürünlerin tanıtımı ile de meÅŸgul olur. Bununla birlikte futbol karşılaÅŸmaları gibi faaliyetler de mamul kapsamına girer. DiÄŸer bir mamul kategorisi de YeÅŸilay Cemiyeti, Kamu Yatırım Ortaklığı gibi kuruluÅŸlardır. Hatta düşünceler dahi pazarlanabilir. Bunun en güzel misali de aile planlamasıdır. Kısaca tarif edecek olursak”Mamul kavramı”fiziksel objelerin yanısıra, hizmetleri, olayları, kiÅŸileri, düşünceleri, organizasyonları kapsayan çok geniÅŸ bir kavramdır.

Mamul Özellikleri: Mamullerin en belirgin özellikleri stil, biçim, renk ve fiyattır. Bunların yanında özellikle son yıllarda revaç bulan marka, ambalaj, dekorasyon ve satış sonrası hizmetler de piyasada rekabeti hızlandıran mamul özelliklerindendir.

Mamul Sınıflandırılması: Farklı mamuller farklı şekillerde pazarlanacağı için farklı sınıflandırılmaya tutulması gerekir. Mesela şampuan, bilgisayar ve mobilya gibi üç farklı ürünün pazarlanma şekli de farklıdır. Şampuan sık tüketilen bir mamul olduğu için herkesin ulaşabileceği dağıtım merkezlerimden pazarlanması gerekir. Bilgisayar gibi ürünlerde satış sonrası hizmetler çok önemlidir. Mobilya gibi alıcının kıyas yaptığı ürünler de ise şekil, biçim ve satış elemanının tecrübesi çok önemlidir. İşte bu üç mamul gibi bütün ürünlerinde böyle farklı pazarlama stratejisi vardır.

2. Mamul Karması Stratejileri:

İdeal bir pazarlama yöneticisinden beklenilen diğer bir şey de piyasada talep bulan ve hareketlilik meydana getirebilecek ürünlerin uygun bir karma içerisinde tüketiciye sunulmasıdır. Bakkallarda birkaç çeşit ürün tüketiciye sunulurken uluslararası çalışan büyük şirketlerde yüzlerce ürün birarada tüketiciye sunulur.

Firmalar yeni mamul hatları kurarak farklı kitlelere ulaşarak veya mamul sunumlarını derinleştirerek büyürler. Büyümek isteyen firmalar sürekli olarak mamul karmalarını genişletme stratejisi uygulamalıdırlar.

3. Marka Stratejisi:

Marka, bir mamulü rakiplerinden ayıran isim, sembol ve şekillerden oluşur. Tüketicin mamulü tanıştırmasını ve tekrar satın alabilmesini sağlar. Markalı ürünlerin piyasada tutunma şansları daha fazladır.

Aile Markaları

Tek bir firmanın adı veya sembolü altında satılan mamullere denir. Buna misal olarak AEG veya Arçelik gösterilebilir.

Üretici Markası - Dağıtıcı Markası

Bazı üreticiler kendi mamullerini kendi markalarıyla piyasaya sürerken bazıları da piyasada yer edinemeyeceği endişesiyle aracı markalar bulurlar. Bazı satış noktaları ise markasız ürünleri satmayı tercih ederler. Çünkü bu ürünler diğerlerinden %10 - %35 daha ucuz olurlar.

Marka Yayılmasına Karşı yeni marka stratejisi

Bir firma mamulleri arasına yeni bir ürün eklediğinde bu eski marka ile mi yoksa yeni bir marka ile mi piyasaya sürme sorunu ile karşılaşır. Eski markayla piyasaya sürülürse reklam masrafından bir ölçüde kurtulunmuş olur.

Saldırıcı Markalar

Firma piyasada yerini korumak için Aynı ürün grubuna ait yeni bir ürün sunar. Buna saldırıcı (savaşan) marka denir.

Marka Dengeleme

Birden çok ürününe aynı markayı veren firma bazı kazançların yanısıra bazı riskleri de gözönüne almak zorundadır. Reklam masraflarından kazanırken, piyasada bir ürünün kalitesiz olmasıyla diğer ürünler de bundan etkilenebilir. Buna binaen firmalar böyle durumlara düşmemek için bütün ürünlerine aynı ismi vermezler. Bir dengeleme yaparlar.

4. Mamul kalitesi

Bir firmanın ve ülkenin iyi rekabet edebilmesi ürettiÄŸi mamullerin kalitesine baÄŸlıdır. Mesela 1970’ lerde dünyanın elektrik piyasasının %100’ ünü elinde tutan Amerikan ÅŸirketleri bugün ancak %5’ine sahiptir. Kalite ve rekabet arasındaki iliÅŸki çok açıktır.

5. Mamul garantisi ve hizmet

Garanti ve satış sonrası hizmetlerin ana hedefi tüketicinin hoşnutsuzluğunu azaltarak daha çok satmaktır. Garanti koşulları tutundurma faaliyetlerinin en önemli araçlarından biridir.

6-Mamul Hayat EÄŸrisi

Mamullerin pazardaki durumu ve mal kavramı zamana bağlı olarak değişmektedir. Bir mamul piyasaya girdiğinde başlıca dört merhale geçirir.

a-Geliş aşaması

b-Büyüme aşaması

c-Olgunluk aşaması

d-Düşüş aşaması

7-Düşüşteki Mamul Stratejisi

Artan rekabet koşulları karşısında mamuller düşüş süreci içerisine girerler. Bu süreci yavaşlatmak için çeşitli stratejiler uygulamak gerekir.

İKİNCİ BÖLÜM

FİYATLANDIRMA

Fiyatlandırma da bir pazarlama faaliyetidir. Fiyatlandırmada temel amaç kardır. Fiyatın kar dışındaki bileşeni ise maliyetlerdir. Maliyetler ile firmanın koyacağı kar birleşince fiyat ortaya çıkmaktadır.

1-İktisatta Fiyat

Fiyattaki karı maksimize etmek, maliyetleri minimize etmekle mümkündür. Fakat burada arz-talep esnekliği sorunu ortaya çıkabilir. Eğer yeterince talep olmazsa karda yine bir düşüş olur .

2-Pazarlamada Fiyat

İktisat bilimi fiyat konusuna teorik yaklaşırken uygulamaya yöneliktir. Diğer yönleriyle hemen hemen iktisat ile aynıdır pazarlama.

3-Fiyatlandırmanın Hedefleri

Bir mamulü fiyatlandırmanın başlıca üç amacı vardır.

a-karlılık

b-Satış artırma

c-İmaj yaratma

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

DAÄžITIMDA KARAR VERME

Mamullerin üretilip, fiyatlandırılmasından sonra sıra bunların tüketiciye ulaştırılması gelir. Buna da dağıtım denir. Dağıtım fiyat belirlemedeki son amildir. Firmanın koyduğu fiyatın üzerine dağıtıcı da belli bir oranda kar koyar ve mamulün son fiyatı belirlenir.

1. Dağıtım Kanalları

Mamullerin çok cüzi bir kısmı üretildiği yerde tüketilir. Geriye kalan ise değişik kültür ve coğrafyadaki insanlara ulaştırılacaktır. Bu işi yapacak olanlar da dağıtım şirketleridir. Firma ürünlerini tüketiciye ulaştırmak için dağıtım şirketleriyle, acentelerle anlaşır. Yalnız burada şunu göz önünde bulundurmak gerekir. Dağıtım kanallarına ilişkin bir tercih yapılırken, sözleşme yapılacağı için bugünün şartlarının yanısıra ileri dönemlere ilişkin şartlarında iyi hesaplanması gerekir.

2. Dağıtım Kanalında Aracılar

Dağıtım kanalında başlıca aracı tipleri tüccarlar, toptancılar, perakendeciler, acenteler, tellal ve komisyonculardır.

3. Aracının Gerekliliği

Bir mamulün üreticiden tüketiciye ulaşmasında yer, zaman ve sahiplik konusunda problemler ortaya çıkar. Aracılar da mamulleri tüketiciye ulaştırmada bu problemleri çözerler.

4. Kanal Çeşitleri

Dolaylı ve dolaysız olmak üzere 2 tip dağıtım kanalı vardır. Dolaysız kanalda mal üreticiden tüketiciye aracısız ulaşır. Dolaylı kanalda ise arada çeşitli bağımsız aracılar vardır.

5. Kanal Çatışması

Üretici işletme değişik sahada çalışıyorsa birbirinden farklı kanallardan yararlanmak zorundadır. Mesela aynı firma hem margarin, hem boya hem de plastik maddeler üretiyorsa birden çok dağıtım kanalından yararlanmak zorundadır. Yalnız birden çok kanaldan yararlanmak kanal çatışmalarına yol açabilir.

FİZİKSEL DAĞITIM

Dağıtım kanallarının seçimi ve aracılar belirlendikten sonra sıra mamullerin bu kanallardan tüketiciye iletilmesine gelir. Fiziksel dağıtım: Mamullerin üretim aÅŸamasından sonra tüketiciye teslimine kadar yapılan iÅŸlem demektir. Son yıllar da fiziksel dağıtım duyulan ilgi bir hayli artmıştır. Özellikle 1970’ lerde ortaya çıkan enerji krizi taşımacılık faaliyetlerine doÄŸrudan etki etmiÅŸtir. Taşımacılık hizmetinin daha hızlı ve daha güvenilir olması da maliyeti arttırmaktadır.

Fiziksel dağıtım başlıca şu öğelerden oluşur:

a-sipariÅŸ iÅŸleme

b-yükleme-boşaltma

c-taşıma

d-stok kontrolü

e-müşteri hizmeti

f-depolama ve depo yerlerinin seçimi

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

TUTUNDURMA KARMASI

Buna pazarlama karmasıda denir. Bireysel ve kurumsal amaçları tatmin edecek değişimleri sağlamak için mal hizmet ve fikirlerin şekillendirilmesi, fiyatlandırılması, dağıtım ve tutundurulmasını planlama ve uygulama sürecidir.

1.Tutundurmanın Önemi Ve Fonksiyonları

Bir mamul üretilip piyasaya sürüldükten sonra en önemli hadise tüketici üzerinde müspet tesir bırakarak mamulün tüketiminin devamını sağlamaktır. Bu da tutundurma faaliyetlerinden olan reklam ile olacaktır.

2.Reklam

Bir reklam veren kimse tarafından yapılan bir ödeme karşılığında mal hizmet ve fikirlerin şahsi olmayan tanıtımı ve tutundurulmasıdır.

Şu şekilde reklamları sınıflandırabiliriz:

a-Radyo -TV reklamı

b-Yazılı basın reklamı

c-Posta reklamı

d-Açık hava reklamı

3.Satışta Özendirme

Satışta özendirme, satışla reklamı tamamlayan, tüketiciyi satın almaya yönelten, perakendeciyi daha etkin olmaya güdüleyen, zaman ve mekan içinde kısıtlanmış olarak ek fayda (üstünlük) sağlayan bir teknikler dizisidir.

Satışta özendirmede kullanılan araçların hitap ettiği kitleye göre üç gruba ayırmak mümkündür:

a. tüketicilere yönelik (eşantiyon, kupon, ikramiye, para iade, hediye vb.)

b. aracılara yönelik (satın alma avansları, özendirme primi vb.)

c. satışçılara yönelik (yarışmalar, prim vb. )

4-Duyuru Ve Halkla İlişkiler

Duyuru, karşılığında genellikle bir ücret ödemeden radyo, TV ve basın yayın araçlarında işletme yöneticileri veya mallar, hizmetler hakkında yayınlanan ticari haber röportaj, resim vb. Şekillerindeki tanıtıcı çalışmalardır.

Halkla ilişkiler özellikle son yıllarda çok önemli bir pazarlama unsuru haline gelmiştir. Halkla ilişkiler beş temel faaliyetle ilgilenir.

a. basın ile ilişkiler

b. ürün tanıtımı

c. iÅŸletmede iletiÅŸim

d. lobi faaliyetleri

e. danışmanlık

Halkla ilişkiler faaliyetlerinde çok sayıda araç kullanılabilir. Bu araçlardan bazıları şunlardır:

a. haberler

b. konferanslar

c. seminer, sergi vb. faaliyetler

d. sosyal faaliyetler

e. yazılı materyal

f. görsel materyal

g. telefon bilgi servisi

Halkla ilişkiler faaliyetlerinin planlanmasında izlenmesi gereken dört temel adım vardır:

a. hedeflerin tespiti

b. halkla ilişkiler mesaj ve araçlarının seçimi

c. halkla ilişkiler planının uygulanması

d. halkla ilişkiler faaliyetlerinin sonuçlarının değerlendirilmesi

AyÅŸe Kulin Adi Aylin

Salı, 06 Kasım 2007

KİTABIN ADI:ADI AYLİN

KİTABIN YAZARI:AYŞE KULİN

KİTABIN ÖZETİ:

Aylin, Amerikan kız kolejini bitirdikten sonra ,eğitimini tamamlamak üzere Paris,e gitti;bundan sonraki yaşamını bir uçtan diğer uca dördüncü bir hızla akarak gecti.Libyalı bir prensle evlendi,prenses oldu. Tıp okudu ünlü bir psikiyatrisi oldu. Tekrar tekrar evlendi,ama evliliklerinden sıkıldı, Amerikan ordusuna albay rütbesiyle subay oldu.

İşte bu kitap,kökleri.Giritli deli Mustafa naili paÅŸaya kadar uzanan bir ailenin kızı olan Aylin DEVRİMELİ’in fırtınalı yaÅŸamının öyküsüdür.

Lise yıllarında uzun boylu ve sıska bir kız olan Aylin zamanla güzelleÅŸmiÅŸ ve bir gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris’te bir otelde buluÅŸurlar otelde prens olduÄŸunu söyleyen bir Arap’la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli bir yaÅŸantı için evlenir Prenses olur. Ancak her ÅŸey düşündüğü gibi gitmez.Prens Senusi doÄŸu kültürü ile yetiÅŸtiÄŸi için batı kültürü ile yetiÅŸen Aylin’e ters gelmekte zamanla Aylin’in özgürlüğünü kısıtlamaktaydı evliliÄŸe baÅŸladığı gibi sakin deÄŸil büyük bir kaçışla son buldu;yaz sonunda Aylin,ablası ile Nilüfere Cenevre ye gider.yaÅŸamının ideali olan tıp okumaya karar verir.ve büyük uÄŸraÅŸlar vererek Neuchatel üniversitesine kayıt yaptır. Okulun ilk yıllarında hayatında çok büyük deÄŸiÅŸiklikler yaparak,ihtiÅŸamlı hayatından sıyrılarak sade bir öğrenci olur. Tek hedefi olan tıp fakültesini bitirmek için çok çalışır. Daha sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-pierre ile evlenir. İki öğrencinin bu evliliÄŸe zaman içinde Aylin’in dış görüntüsünde olduÄŸu kadar iç dünyasını da deÄŸiÅŸtirecektir.Aylin Jean-pierre ile birlikte yaÅŸadığı günlerde tıp ilmi ile yakından tanışır ufkunun penceresine o zamana kadar hiç bilmediÄŸi yepyeni bir dünyayı ardına kadar açacak,peÅŸinden koÅŸtuÄŸu gerçek zenginliÄŸin dış dünyanın görkemli vitrinlerinde deÄŸil de insanlığın iç aleminde bulunduÄŸunu öğrenecekti. Okul sonunda Jean-pierre Nos Alam us’taki nükleer araÅŸtırma merkezinden geri çeviremeyeceÄŸi bir teklif alır.Aylin’de New Rachel Hospital Medical Center’dan teklif alır. Onların birbirilerine karşı olan sorumlulukları artık biter, müşterek hayatları bir yol ayrımına girer. Ellerinde bu evlilikten altı yıllık saÄŸlam bir dayanışma ve derin dostluk duyguları ile dopdolu gençlik anıları kalır sadece.

Aylin çok ciddiye aldığı bu iÅŸine büyük bir heyecanla baÅŸlar. New Rachel’de tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim’in karısı on bir yaşından beri arkadaşı olan Zeynep Tarzı çıktı. Aylin, Zeynep ve Azim ile gittiÄŸi Afgan seyahati kokteylinde Paswak adındaki BirleÅŸmiÅŸ Milletlerin Afgan esiri ile tanışır.Paswak evli olmasına raÄŸmen Aylin ile arasında duygusal bir baÄŸ oluÅŸmuÅŸtu.Aylin o yılı aklı beÅŸ karış havada geçirdi.Bütün vakitlerini beraber geçiriyorlardı.Paswak bu yüzden önce Wall Dame’nin BirleÅŸmiÅŸ Milletler genel sekreterliÄŸine daha sonra 1974 yılında Hindistan sefirliÄŸine tayini çıkmıştı.

Aylin kaderin aÄŸlarını, onlar için giderek daha çileli iplerle örmekte olduÄŸunu nihayet görmeye baÅŸladı ,ya sevdiÄŸi adamın peÅŸinde dünyayı adım adım dolaÅŸacak ya da mesleÄŸini ön plana alacaktı. Tam meslek uÄŸruna deÄŸmez derken Hastanede Psikiyatri bölümü ÅŸefliÄŸine terfi etti. Sonunda Aylin’in saÄŸ duyusu aÅŸkına galip geldi. Aylin gönlü yaralı bar kuÅŸunu çok kısa bir süre oynadı sonra toparlandı ve iÅŸinin başına döndü. Arkadaşı Azim’in vasıtası ile kendi meslektaşı olan Michel Ramodisli ile tanıştı. Michel’i çok etkileyici bulmadığı halde evliliÄŸe giden ilk adımları Michel’in evinde attılar daha sonra Aylin bu evlilikten sonra deliler gibi çocuk istemeye baÅŸladı. Aylin’in bu isteÄŸin karşılık Michel dinine ve geleneklerine çok baÄŸlı olduÄŸunu,doÄŸacak çocuÄŸun Yahudi kültürüne göre yetiÅŸtirilebileceÄŸini söyledi;fakat Aylin bunu bile sorun etmedi,dinini deÄŸiÅŸtirmeyi göze aldı. Aylin’e göre insanları dinlerine,ırklarına ve dillerine göre ayırmak çok saçma idi. Ona göre insan,insan olduÄŸu için çok deÄŸerli idi. Onun insan sevgisini bir din veya ırk engelleyemezdi. Aylin çocuk yapma isteÄŸinden altı düşük yaptıktan sonra vazgeçti.

Aylin meslektaÅŸ olduÄŸu Michel ile her an beraberdi. İş yerleri bir,evleri bir kısacası bütün zamanları birlikte geçiyordu. Belli bir süre sonra birbirleri bu kadar çok birlikte olmaları Aylin’i çok sıkmıştı,gün geç tikçe birbirlerinden kopuyorlardı ve bir gün Aylin kocasına haftanın belirli günlerinde birbirlerine izin vermelerini, bugünlerde deÄŸiÅŸik insanlar ile çıkabileceklerini bunun sonucunda diÄŸer insanlarda görecekleri eksiklikleri kendilerinde tanımlayıp birbirlerine ölümsüz sevgi ile baÄŸlanacaklardı. Fakat düşünülen olmadı, Aylin yurt dışında olduÄŸu günlerden birinde Michel bir arkadaşının evinde Barbara adında bir bayanla tanıştı ve bu tanışma evliliklerinin sonunu getirdi. Aylin sıkıntılı bir zamanda vardığı bir karar sonucunda kocasını kaybettiÄŸi için hem üzgün hem de suçluluk duygusu içerisindeydi. Bu sıkıntı ve üzüntü uzun sürmedi. Her ÅŸeyi bir kenara bırakıp mesleÄŸimde ilerledi. Fakat bu ilerleme bile onu tatmin etmedi. Bir süre sonra Amerikan ordusuna katılarak Körfez savaşında ruh saÄŸlığı bozulan hastaları tedavi eden doktor olayı düşündü

bu nedenle Oklahoma’ya Körfez savaşında zarar görmüş askerleri tedaviye gitti.

Aylin üniformasını ilk kez 1992 ‘nin soÄŸuk bir Ocak gününde giydi.9 Kasım 1992’de ordunun fiziksel aktiviteler sınavını yüksek bir puanla kazanarak baÅŸarı sertifikası aldı. Aylin ordudaki görevinde yine iÅŸine devam ediyor,hastalarına çare bulmaya çalışıyordu. Bir gün kendisine yeni bir hasta verildi. Bu kez hasta Körfez savaşından sonra geldiÄŸi sivil hayata uyum saÄŸlayamıyordu. Bunun sonucunda hiçbir suçu olmayan bir çok sivili katletmiÅŸti.

Aylin bu hastası üzerinde çalışırken Amerikan ordusunun askerlerini cesaretlendirmesi için verdiÄŸi ilaçların yan etkisi sonucu hastanın bu duruma geldiÄŸini saptadı ve bu sonucu hemen askeri yetkililere bildirdi. Aylin’in verdiÄŸi bu sonucu askeri yetkililer daha önceden bildiÄŸinden Aylin’in bu olayın üstüne gitmemesini istediler ve onu uyardılar. Aylin bu sessizliÄŸi sindiremeyerek sözleÅŸmesinin bitmesinin ardından Albay rütbesindeyken ordudan ayrıldı.

Ordudan ayrılmasından sonra 19 Ocak 1995 PerÅŸembe günü evinin bahçesinde o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından kendi arabasının altında ölü bulundu. Zengin,ünlü ve saygın insanların yaÅŸadığı mahallede yerel polis ve yerel yöneticiler mahallenin adını polisiye bir olaya karıştırmamak için dosyayı apar topar denebilecek bir hızla kapattılar,teÅŸhis ise:”freak accident”yani garip bir kaza idi.

“…YükseltilmiÅŸ sahnede kapağı açık maun bir tabut duruyordu. Uzun bir sıra oluÅŸturan insanlar tabutta yatan Albay üniformalı Amerikan subayını selamlayıp içlerinden dua ve veda ederek tabutun başından ayrılınca yanan yürekleriyle gelip salondaki koltuklarda yerlerini alıyorlardı. Herkes etrafa hakim olan ordu düzeninin saygınlığını kutsar gibi sessizce aÄŸlıyordu… Katafalkın üstünde dört bir yanı rengarenk çiçeklerle donanmış tabutta yatan kiÅŸi

,bir askerden çok,oraya bir film çekimi için öylece uzanıvermiÅŸ bir Hollywood yıldızını andırıyordu. Bu albay üniformalı Amerikan subayı bir Türk kadınıydı.”.

Çatidaki Fisiltilar

Salı, 06 Kasım 2007

ÇATIDAKİ FISILTILAR

YAZAR: V.C. ANDREWS

YAZAR HAKKINDA:V.C. Andrews ilk romano Çati ile yapitlari en çok satan

yazarlarindan biri oldu. Bu ilk romanini çatidaki Rüzgar, Çatikdaki Dikenler

ve Tatli Audrina adlariyla yayinladigi üç romanonin görkemli basarilar

izledi. Kitaplari tüm dünyada okunmakta olan yazarin romanlari on üç yabanci

dilde yayinlanmistir.

ROMANDAKİ KİŞİLER:CHRİSTİE: 16 yaşında genç,güzel,yetenekli bir kızdır.

DAWN: CHRİSTİE’NIN annesi. Güzel bir iÅŸ kadınıdır.GeçmiÅŸinde kötü anıları

vardır.

LONGHAMP: CHRİSTİE’NIN üvey babasıdır.

PHİLİP: CHRİSTİE’NIN üvey dayısıdır.

BET YENGE:üvey dayısının eşidir.

JEFFERSON: CHRİSTİE’NINüvey kardeÅŸidir. Yaramaz bir çocuktur.

TRİSHA: CHRİSTİE’NIN teyzesidir.NEWYORK’ta yaÅŸar.

GAVİN:üvey babasının kardeşidir.

FERN:üvey babasının kız kardeşidir.

CHORLOTTE:eski evin hizmetcisidir.

LUTHER: CHORLOTTE’nın eÅŸidir.

KONU: CHRİSTİE’nın başından geçen olaylar

ÖZET: Christie 16 yaşinda genç,güzel,yetenekli bir kizdir. Ailesinin tek kiz

çocugudur. Christie geçmişte annesinin başindan geçen olayi ögrenmek

istiyor.Ama annesi onun üzüleceginden söylemek istemiyor. Christie’nin dogum

gününün mutlu geçmesi için ailesinin yaptigi hazirliklar Christie’yi

sevindirmişti.Ertesi gün annesinin iş yerinde çikan yangin sonucunda annesi

ve üvey babasi ölmeleri Christie’in mutluluguna gölge düşürüyor.KardeÅŸi

Jefferson ile tek başina kalan Christie,üvey dayisininda varisi olmasi onu

üzmüştü.Üvey dayisi ve yengesi ile birlikte yaşamaya başladiklarinda eskisi

gibi olmayacagini biliyordu.

Dayısının çocuklarına daha fazla ilgi göstermeleri ve kardeşini haksız

yere suçlamaları Christıe’yı sinirlendiriyordu.Christıe’nın annesine ait

olan herşeyi kullanması ve değiştirmesi onu üzüyordu.Üvey dayısının

Chrıstıe’ya ilgi duyması ve bu ilgiyidaha ilerlere götürmesi Christie

korkutuyordu.Bir gün dayısı Christie dayanamayarak tecavüz ediyor.Buna

dayanamayan Christie kardeşi ile birlikte evden kaçyor.

Newyork’takı teyzesinin yanına gidiyor.Teyzesinin geziye gitmesi Christie

zora sokuyor.Üvey babasının kardeşi Gavını çağırarak onunla birlıkte

annesinin doğduğu yere gidiyorlar.Orda eski evın bakıcısı Chorlotte teyze

ile tanışır.Hayatı düzelmeye başlar. Kardeşi ile birlikte hüzünsüz günler

yaşamaya başlarlar.Bir gün üvey halasının gelmesiyle hayatı bozulmaya

başlar.Oda yetmiyor gibi kardeşinin hastalanması Christie dahada çaresiz

bırakyor.Ve dayısının yanına dönmek zorunda kalıyor.

Yine yengesi ile tartışmalar başlıyor.Buna dayanamayan Christie yengesine

dayısının ona tecavüz ettiğini söylüyor.Bunu öğrenen yengesi babasının

yanına dönüyor.dayısı Christie kardeşinın yanına gidecek diye kandırarak

şehrin dışına çıkarıp saldırmasını anlayan Christie polise şikayet ederek

hapse attırıyor. Kardeşinin düzelmesi sevindirmişti. Düzen eski halını

almıştı.

YORUM:Romanda geçen olay güzel ama anlatım biçimleri iyi değil.Birazcık

heyecanlı yazsalar daha güzel olurdu.Bukitabı başkasına tavsiye

etmiyorum.bir arkadaşa tavsiye ettim bir saat sonra kitabı geri getirdi.


Destekliyoruz arkadas - arkadas - oyun oyna - oyun - en güzel oyunlar jinekolog - kadin dogum doktoru kadin dogum uzmani jinekolog - kadýn doðum doktoru kadýn doðum uzmaný