‘Kitap Özetleri’ Kategorisi için Arşiv

Üzüntüyü Birak Yaşamaya Bak

Salı, 06 Kasım 2007

Yazarı: Dale CARNEGİE

Yayınevi: Deniz Kitaplar Yayınevi

——————————————–

I.BÖLÜM:

‘Sorun Sızdırmayan Bölmelerde Yaşayın’ Başlığının kullanıldığı bölüm:

Burada 1871’yılının baharında Montreal Hastanesi’nde stajyer tıp öğrencisi olan ve geleceğini, bir de nasıl para kazanacağını düşünüp üzülen ve daha sonra 11 kelimelik bir sözcüğü okuduktan sonra üzülmeyi bırakıp kendi adına belirlediği amaç doğrultusunda yapması gerekenlere çalışan William Osler’in hayatı ve ünlü bir doktor oluşunu anlatır.

Osler daha genç ve yalnız bir öğrenci iken nasıl hayatta yaşayacağını ve zengin olacağını düşünerek çok üzülür ve hayatını kaosa sokar. Bu arada 11 kelimelik şu cümleyi bir kitapta okuyunca onun hayatı değişir. Devrinin en iyi doktoru olur. Ve öldükten sonra hayatı iki ciltlik bir eserde yayınlanır.

Bu sihirli söz:

‘Asıl görevimiz uzaktaki belirsiz şeylerle uğraşmak değil elimizdeki belli olanla ilgilenmektir’. Sözüdür.

Osler bu sözün etkisinde kalarak geçmiş hatalarını ve kötü olayları unutup geleceğe bakmıştır. Ayrıca gelecekle ilgili tüm korku ve endişelerini bırakmıştır. Böylece kendi deyimiyle ‘Sorun sızdırmayan bölmeler’ oluşturmuştur. Ve kendi anını, hayatın bulunduğu anı yaşamaya ve elindeki imkanları değerlendirmeye çalışmıştır. Bu teknikle Osler genç bir asistanken, Oxford Üniversitesi Tıp Profesörü olmuş, Britanya Kralı ona şövalye unvanı vermiştir.

Bu konuda Said Nursi hazretleri: ‘Sabrınızı geçmiş ve geleceğe dağıtmayın’ demektedir. Şeytan insana gelecekte yapacağı işleri çok göstererek sanki onların hepsini o anda yapacakmış gibi bir ruh sıkıntısı vermektedir. Bundan dolayı geçmiş ve gelecek, insan olarak bizi ilgilendirir. Fakat daha gelecek gelmemiş; geçmiş ise bitmiştir. Bizim için önemli olan şimdiki andır. Onu değerlendirirsek, başarıya ulaşırız.

II.BÖLÜM

Herhangi bir kötü olay karşısında insanın üzüntüsünü nasıl yenmesi gerektiği Amerikalı ünlü işadamı ve aynı zamanda Cornegie’nin öğrencileri olan bu kişilerin hayatlarından örnekler verilerek anlatılır.

Herhangi bir üzüntüden kurtulmanın sihirli yöntemini bu sefer işadamı Willies Corrier’in hayatından anlatacaktır. Bu kişi hava soğutma sisteminin mucidi ve şu andaki Corrier Klimaları’nı üreten şirketin sahibidir.

Corrier bir şirkette çalışmaktadır. Burada kendisinden gaz temizleme sistemi kurmasını isterler ve bunun maliyeti şirketin neredeyse yarı fiyatıdır. Ama başarılı olursa karlı bir iştir. Carrier bu sistemi uygulamaya başladı. Fakat başarısız oldu. Hem şirket çok büyük kayba uğradı. Hem de kendi kariyeri sıfırlandı. O, buna çok üzülmüş bir şekilde, yerinden kımıldayamıyordu. Bu ortamdayken üzüntüyle hiçbir yere varamayacağını anlayarak üç basamaktan ibaret olan şu yöntemi uyguladı.

1-Olayı inceleyip, en kötü olasılık nedir? Bunu araştırmak.

2-Gerekirse bu en kötü olasılığa hazırlanmak.

3-Sonra sakince zararı azaltmanın yollarını aramak.

Bu yöntemle işe eğilen Carrier 20.000 Dolar zarar yerine 15.000 dolar kar elde etti.

III.BÖLÜM

Üzüntü size ne getirir?

Yazar, ‘İşadamları ve yöneticiler işlerinden ve kişilerden dolayı çok üzülmekte ve bunun etkisiyle genç yaşta ölmektedirler’ diye yorum yapmaktadır.

Mayo Clinic’den doktor Alvarez, ülser ağrılarının sinirsel gerilimin şiddetine göre arttığını ve azaldığını söylemektedir.

Platon, doktorların en büyük hatasının hastaları ile ruhsal ve fiziksel olarak ilgilenmeleri olduğunu söyler. Platon’a göre ruh ve beden bir bütündür.

Carnegie tıp biliminin gerçeği kabul etmek için iki bin yıl beklemesi gerektiğini ve buna bağlı olarak da ‘Psikosomatik’ adlı hem ruhsal, hem bedensel tedavi biliminin yeni geliştiğini söylüyor.

Montaigne, Bordeaux’ya belediye başkanı seçildiğinde ‘sorunlarınızı ciğerlerimle değil ellerimle çözeceğim’ demişti.

Cornell Üniversitesi Tıp doktorlarından Russel Lecid eklem hastalıklarının sebebini şöyle açıklıyordu:

1-Ailede geçimsizlik

2-Para sıkıntısının getirdiği üzüntü

3-Yanlızlık ve sıkıntı

4-öfke.

Çin Derebeyleri tutsak aldıkları düşman askerlerinin ellerini ve ayaklarını bağlayarak bir su fıçısının altına koyarlar, oradan bir delik açarak, tutsağın başına küçük su damlacıkları bırakırlar ve tutsağı çıldırtana kadar bunlar devam ederlermiş.

Doktor A. Carrel ise:

‘Modern şehirlerin kargaşası içinde kendini rahatlatabilen insan sinir hastalıklarına karşı aşılanmış sayılır’ diyor.

Carnegie üzüntü, stres ve iç sıkıntısının verdiği maddi ve manevi tesirin önlenmesi için yukarıdaki örnekler gibi yaşanmış olaylardan örnekler vererek insanın kendini üzüntü kurbanı yapmaması gerektiğini söyler.

Yazar, yaşam ve olaylar karşısında insanoğlunun üzülüp, bunalıma girmesi gibi kötü sonuçların önlenmesi için örnekleri Amerika’da yaşayan ve Hristiyan olup inancı yarım olan insanlar üzerinde durmaktadır.

Halbuki Müslüman olan bir insan Allah’a inanmış, tam tevekkül etmiş ve kainattaki tüm olayların Allah’ın kudretinde olduğuna inanmaktadır. Bir sineği O (c.c.)’nun yarattığı gibi, koca bir Güneş’i de O (c.c.) yaratmıştır. Dolayısıyla herşeyde Allah’ın ve kaderin payı vardır.

IV.BÖLÜM

Üzüntü veren sorunları nasıl çözebiliriz?

Sorunları çözmenin üç ana yöntemini öğrenerek her türlü üzüntüyle savaşabiliriz.

1-Olayı ve özelliğini kavramak

2-Olayı ve özelliğini çözümlemek

3-Bir karara varıp ona göre hareket etmek.

Yazar bu kurallarla üzüntüye ve strese girmiş bir insanın, ondan kurtulmak için önce olayı incelemesi ve daha sonra çözüm kurallarını gerçekleştirmesi gerektiğini söyler. Örneklerle ve yaşanmış olaylarla buna örnek gösterir.

Andre Maurois: ‘Kişisel isteklerimize uyan herşey gerçek gibi görünür; uymayan ise bizi öfkelendirir’ demektedir.

V.BÖLÜM

İşinizle ilgili sorunların verdiği üzüntünün yarısını yok etmenin yolu

Carnegie, ‘Sizin üzülmenize sebep olan olayı inceleyerek bir kağıt, kalem alın ve şu soruların cevaplarını yazın’ der:

1-Sorunu inceleyin. Colombia Üniversite dekanı Hawkes’in şu sözünü hatırlatarak, ‘Üzüntünün yarısı, sorunu yeterince anlamadan çözmeye çalışmaktan kaynaklanır’ demektedir.

2-Elde ettiğiniz bilgileri yeterince inceledikten sonra karar verin.

3- Kararınızı verince hemen harekete geçin. Olası sonuçları düşünüp kuşkuya kapılmayın.

4-Eğer uygulamada herhangi bir kuşku oluşursa şu soruları cevaplayın:

a-Sorun nedir?

b-Sorunun nedenleri nelerdir?

c-Olası çözüm yolları nelerdir?

d-Sizin öğrendiğiniz en iyi çözüm yolu nedir?

VI.BÖLÜM

Üzüntüyü kafanızdan çıkarmanın yolları

Üzüntüye zaman kalmıyor. II.Dünya savaşının en kızgın zamanında Churchill günde 18 saat çalışırken üzerine aldığı sorumluluktan dolayı üzülüp, üzülmediği sorulunca ‘fazla meşgulüm, üzülmeye zamanım kalmıyor’ cevabını vermişti.

Doktor Cabott ‘Üzüntünün en iyi ilacı çalışmaktır’ diyor. Öyleyse üzüntüyü yenmenin birinci kuralı ‘Boş kalmayın acı sizi yutmadan eyleme başlayın’

VII.BÖLÜM

Kuruntuya kapılmayın.

En korkunç felaketlere göğüs gereriz fakat parmağımızın ağrıması gibi küçük şeylere yeniliriz.

Harry Vane’nin başının kesilmesi sırasında giyotinin bulunduğu platforma çıkınca cellattan bıçağı, ensesindeki çıbana dokundurmamasını istemişti. Dolayısıyla küçük sorunların yaşamımızı zehir etmesine izin vermemeliyiz. Unutmamak gerekir ki yaşam küçük şeylerle uğraşmaya değmeyecek kadar kısadır.

VIII. BÖLÜM

Üzüntülerinizin önemli bir bölümünü yok edecek bir yasa:

Olaylar karşısında sakin, dikkatli ve hoşgörülü olmak gerekir. Sinirlenildiği zaman telaşlanma olayını bir kez ayrıntıları ile düşünelim. Niçin üzülüyorsun?

Üzüntüyü yenecek diğer kural ‘Kayıtlara bakalım, sonra soralım kendimize’ olasılıklar yasasına göre beni üzen olasılığın gerçekleşme olasılığı nedir.

IX.BÖLÜM

Kaçınılmaz olan şeylerle işbirliği yapın.

Hepimiz yıllarca hoş olmayan birçok durumla karşılaşırız. Bunlar başka türlü olamaz. Önümüzde iki seçenek var: Ya onları zorunlu diye kabul edip alışacağız ya da isyan edip yaşamımızı zehir edeceğiz.

William James: ‘Öyle olmasını kabullenin, olayları kabullenmek, hoş olmayan sonuçları önlemeye doğru atılan ilk adımdır’.

Epiktetos dokuz yüzyıl önce ‘Mutluluğun tek bir yolu vardır. O da irademizin gücünden üstün olan şeylere üzülmekten vazgeçmektir’ demiştir.

CARNEGİE bu bölümde yaşamış birçok örnek vererek ve Batıllı filozoflardan okuduğu kitaplardan öğrendiği hayatla ilgili fikirleri yazmıştır.

Müslümanlıkta Kader İnancı’nın bir nevi açıklamasını yapmaktadır. Tevekkül eden, olaylar karşısında Allah’a sığınan insan mutlu olur. Hem de iki saadeti birden elde eder. Hem dünya, hem ahiret saadetini.

Böylece diğer kural; ‘Üzüntü sizi yenmeden siz onu yenmek isterseniz zorunlu şeylerle işbirliği yapın’

X.BÖLÜM

Kaygılarınıza ‘Dur’ demeyi bilin.

Bir olayın gerçek değerini saptayıp, ona göre davranmak, zihni rahatlığa kavuşturan en önemli etkenlerden biridir. Bunun için, ‘Üzülmeye neden olan şeyin gerçek değeri nedir? Ve bu olaya ne zamana kadar üzülmeliyim?’ Bu soruları cevaplayarak üzüntünün insanın hayatını mahvetmesine izin vermemek gerekir.

XI. BÖLÜM

‘Talaş biçmeye çalışmayın’.

Geçmişte meydana gelen olaylar, bitmiştir. Bugün artık onların tesirinde kalmanın hiç bir olumlu tesiri olmayacaktır. Yani ‘Talaş biçilmez’. Çünkü daha önce biçilmiştir. Geçmiş de öyledir. Olmuş bitmiş şeylere üzülmeye başlamak talaş biçmeye uğraşmak gibidir.

Onun için insanların gözyaşlarını boş yere dökmesinin gereği yoktur. Tabii ki hepimizin yanlışı, kabahati olmuştur. Olsun! Kim yanlışlık yapmamış ki Napoleon bile önemli savaşlarının üçde birini kaybetmiştir. Belki bizim yanlışlarımız Onunkinden daha kötü değildir.

XII.BÖLÜM

İnsanın huzur ve mutluluk getirecek ruhsal ve zihinsel yapıya ulaşması gerekir. Bunun için de insan kendini devamlı mutlu kılmalıdır. Yoksa hem yaptığı işte, hem de insanlarla arasındaki ilişkilerde başarısız olur.

XIII.BÖLÜM

‘Kin tutmanın büyük bedeli’

Shakespeare: ‘Düşmanınız için öyle çok kızdırmayın ocağı. Çünkü o ocak sizi yakacaktır’ demektedir. Yani kin tutan ve nefret eden insana bunların çok zararı vardır. Bunun için. ‘Düşmanlarımıza kin beslemeyelim. Aksi halde onlar verdiğimiz zarardan fazlasını kendimize veririz.

‘Sevmediğiniz insanları düşünmeye bir dakika bile harcamayın’.

Gençlik Çaği Ruh Sağliği Ve Ruhsal Sorunlar

Salı, 06 Kasım 2007

Yazar: Prof. Dr. Atalay YÖRÜKOĞLU

Gençliğin Tanımı ve Toplumdaki Yeri

Gençlik, çocuklukla erişkinlik arasında yer alan, gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir. Ergenlikle başlayan hızlı büyüme, gençlik çağını sonunda bedensel, cinsel ve ruhsal olgunlukla biter. BM Örgütünün tanımına göre genç, 15-25 yaşları arasında, öğrenim gören, hayatını kazanmak için çalışmayan ve ayrı bir konutu bulunmayan kişidir. Gerçekten gençlik hem toplumsal, hem biyolojik, hem de ruhsal bir kavramdır.

Türk toplumu gerçek anlamda genç bir toplumdur. Nüfusumuzun % 60’ını 25 yaşın altındaki çocuk ve gençler oluşturmaktadır. 50 milyonluk hiç bir Batı ülkesinde nüfus içindeki gençlik kesimi bu kadar büyük değildir.

Ülkemiz gençliği sorunsuz bir gençlik sayılabilir. Çünkü varlıklı toplumların gençlerine özgü hastalıklarına daha tutulmadı. Ülkemizde gençler arasındaki uyuşturucu kullanımı o kadar değildir. Gençlik suçluluğu da nüfusumuza ve genel suçluluk oranına göre düşüktür.

Gençlik yalnız olumsuzlukların toplandığı bir çağ değildir. Gençlik tatlı hayallerin, tutkuların ve idealizmin filizlendiği, sıkı arkadaşlıkların, ilk sevgilerin yaşandığı dönemdir. Yeniliğe ve ileriye doğru atılımların yapıldığı, kendini kanıtlama ve kendi kimliğini ortaya koyma çabalarının yaşandığı dönemdir. ARİSTO 2300yıl önce gençliğin özelliklerini çok çarpıcı anlatmıştır. Şöyle ki; tutkuludurlar, huysuz ve öfkelidirler. Kendilerini içtepilerine kaptırırlar; tutkularının kölesi olurlar. İsteklerinin önüne dikilen en küçük engele bile katlanamazlar. Onura, başarıya, paradan çok değer verirler. Çünkü paraya gereksinimleri olmamıştır. Eli açık ve iyilikseverdirler. Çünkü kötülükleri tanımamışlardır. Çabuk güvenir, çabuk bağlanırlar. Çünkü aldatılmamışlardır. Yüksek amaç ve hayalleri vardır; çünkü daha yaşamın sillesini yememişlerdir. Koşulların sınırlayıcı etkisini öğrenmemişlerdir.

Gençler yanılınca, çok yanılırlar. Sevgide de, nefrette de aşırıya kaçarlar. Her şeyi bildiklerini sanır ve onun için yanlışlarında sonuna kadar direnirler.

Gençlikte Arkadaşlık

Gençlik çağı evden kopma ve topluma açılma çağıdır. Ergenliğe giren bir gence evi dar gelmeye başlar. Ana-babanın öğütlerinden ve karışmalarından usanan genç, kendini dışarı atar. Çünkü soluk alabildiği, özgür davranabildiği yer, dışarı ortamıdır. Evle bağları gevşeyen genç kendini dışarıda bulur. Kendi gibi bağımsızlık arayan, aynı kaygıları yaşayan, benzer bocalamayı yaşayan yaşıtlarına takılır. Evinde anlaşılmadığını, değer verilmediğini, çocuk gözüyle bakıldığını sanan genç için arkadaş kümesi bir kurtuluş, bir sığınaktır.

Gencin sıkı arkadaşlık kurmadan topluma açılması düşünülemez. Bu bakımdan arkadaşlık ilişkileri toplumsal ilişkilere öncülük eder. Arkadaşlarca aranmak, beğenilmek ve benimsenmek, benlik saygısının önemli bir koşuludur. Genç bu ilişkilere girerek zekasıyla, spor ve sanat yetenekleriyle kendini kanıtlar.

Arkadaşlık kurabilmek ve sürdürebilmek başlı başına bir başarı, ruh sağlığının bir ölçüsüdür. Ailesine bağımlı, güvensiz ve sıkılgan bir çocuk okulda başarılı olabilir ama, arkadaşlık kurmada çok yetersiz olabilir. Gençlik çağında, gençlerin ruh hekimlerine başvurma nedenlerinin başında arkadaşsızlık yakınması gelir.

Gençlikte Benlik

Ben, benlik, kişilik çoğunlukla eş anlamlı olarak kullanılan kavramlardır. Kişiyi kişi yapan, başkalarından ayıran duygu, tutum ve davranışların tümünün örgütlenmiş bütünlüğünü anlatır. Her insanın ulaşmak istediği bir benlik vardır. Kişi özlediği, kendine yakıştırdığı bu ideal benlik kavramını geliştirmeye çabalar. İdeal bene yaklaştıkça mutlu olur. Kimi zaman ideal ben, bir düş, bir özlem olarak kalır. İdeal benliğe ulaşamazsa, kişi mutsuz olur. İdeal benliğin gerçek dışı olduğu durumlarda kişi bunalıma düşer, kavramını geliştirmeye çabalar. İdeal bene yaklaştıkça mutlu olur. Kimi zaman ideal ben, bir düş, bir özlem olarak kalır. İdeal benliğe ulaşamazsa kişi mutsuz olur. İdeal benliğin gerçek dışı olduğu durumlarda kişi bunalıma düşer. Kendi kendinden beklentisi çok yüksek olan kişi, genellikle bilinçdışı dürtülerin ve tutkuların buyruğundan çıkmayan kişidir.

Gençlikte Kimlik Karmaşası

Kimlik karmaşasına giren gençler, kendilerine belli bir yön veremeyen bir yerde kök salamayan gençlerdir. ERİKSON (1968) kimlik karmaşasını yaşayan genci şöyle tanımlar:

İnsanlara yaklaşma ve sıkı ilişkiler kurmada başarısızlık gösterir ve bunun sonucu yalnızlık çeker. Uygun olmayan rastgele kişilerle arkadaşlık eder. Çalışamama, kendini bir işe verememe, dikkatini toplama güçlüğü belirgindir. Yarışmadan kaçar ve yeteneklerine uymayan işlerde kendini tüketir. Ailenin ve toplumun onaylamadığı rollere girer. Ters ya da olumsuz kimliğe bürünür.

Kimlik karmaşasında kurtulmak için gençler değişik yollara başvururlar. Dış ülkelere göçüp yerleşerek, uyruk değiştirerek, din değiştirerek kendilerine yeni bir kimlik bulmaya çalışırlar.

Toplum içinde bir yer edinemeyen, kök salamayan ve geleceğinden de umudu kesilen genç, topluma sırt çevirebilir. Çocukluğundaki kötü örneklere dönüş yapar. ‘Madem ben sizi istediğiniz gibi olamıyorum, öyleyse istemediğiniz gibi olacağım’ der. Sınıfını, uyruğunu, dinini, ülkesini, yetiştiği ortamın tüm değer yargılarını yadsıyabilir.

Kimi genç de, topluma sırt çevirmek yerine topluma meydan okuyarak olumsuz kimliğini kanıtlamaya çalışabilir. Şiddet eylemcileri, teröristler bunlara örnek gösterilebilir. Bunlar içinde en çarpıcı örnek, hiç şüphesiz ki MEHMET ALİ AĞCA’dır. Zemzem kuyusuna işeyerek üne kavuşan insan gibi, o da değer verilen insanları öldürerek ünlü kişiler arasına girmiştir.

Aile Tiplerine Göre Çocuğa Verilen Önem

ÇOK SEVEN-KOLLAYAN, GEVŞEK DİSİPLİNLİ AİLE

Çocuğa büyük sevgiyle bağlanmışlar, tam benimsemişler. Çok sıcak verici ancak çok koruyucu ve kollayıcıdırlar. Tüm yaşamları çocuğa göre düzenlenmiştir. Yalnız çocuk için yaşıyor gibidirler; bir dediğini iki etmezler.

SIKI DİSİPLİNLİ, SEVECEN AİLE

Bu aileler de çocuklarına karşı sevecen, ilgili ve düşkündürler. Çocuğun tüm maddesel ve ruhsal gereksinimlerini karşılarlar. Çocuğun sağlığı ve öğrenimi için hiçbir özveriden kaçınmazlar.

BASKICI-İTİCİ SEVGİSİZ AİLE

Gence bu ailelerde küçükten beri yeterli sevgi ve sevecenlik gösterilmemiştir. Aile ortamı gergin, ilişkiler düşmancadır. Bol eleştiri, azar, aşağılama ve dayak vardır.

SEVGİSİ YETERSİZ, DİSİPLİNLİ GEVŞEK AİLE

Bu aileler çocuğa karşı ilgisiz, ruhsal gereksinimlerine karşı duyarsızdırlar. Çocuk ayak altında dolaşmadıkça, ağlamadıkça ya da bir muzırlık yapmadıkça ilgilenmezler.

PARÇALANMIŞ AİLEDE GENÇ

Ölüm veya ayrılık nedeniyle bölünmüş ailelerde büyüyen çocukların gençlik çağında çok değişik uyum sorunları ortaya çıkabilir. Çocukluğu babasız geçmiş bir genç erkek, genellikle bir genç kızdan daha çok sorunlarla karşılaşır.

SEVEN, BENİMSEYEN, DEMOKRATİK AİLE

Çağdaş bir ailedir. Ana-baba arasında saygı vardır. Sorunlar buyruklarla değil, konuşarak çözümlenir. Evde gerginlik yerine, ılımlı bir hava vardır.

GELENEKSEL, ATAERKİL AİLE

Geleneksel Türk ailesinde babanın tartışılmaz, salt otoritesi vardır. Evde ilk ve son sözü söyleyen babadır. Babayla çocuk arasında korkuyla karışık saygılı bir uzaklık vardır.

Ruhsal Hastalık Kavramı

Ruhsal hastalık, insanın duygu, düşünce ve davranışlarında olağan dışı sapmaların aykırılıkların bulunmasıdır diye tanımlanabilir.

Ruhsa hastalık belirtileri rahatsız edici, acı verici, kişiyi ve çevresini mutsuz eden türden belirtilerdir. Kişinin uyumunu bozar, ilişkilerini sarsar, çalışmasını etkiler.

Nevrozlar

BUNALTI NEVROZU

Bunaltı sürekli olabildiği gibi, yoğun biçimde nöbet nöbet de gelebilir. Bunaltı nöbeti geçiren bir kimse belirsiz bir korku içindedir. İçi daralır, sık sık solur, soğuk soğuk terler döker, göğüs sıkışır, boğazında lokma kalmış gibi bir tıkanma duyar, çarpıntısı vardır.

Çocuklukta yaşanan bunaltının en önemli nedenlerinden biri ana-babadan ayrılma, ana-babayı yitirme durumlarıdır.

FOBİK NEVROZ

Saçma, abartılmış ve gerçeğe uymayan korkulara fobi adı verilir. Korku, benliğin sağlıklı bir tepkisidir. Kişiyi tehlikelere karşı uyarır ve önlem almasını, korunma yolları aramasını sağlar. Fobik kişi, benliği tehlikeye sokmayan durum ve nesneler karşısında korkuya ve paniğe kapılır. Köpekten korkan bir kimse bir yavru xBanlandı Kelımex yanından geçse bile, dizinin bağı çözülebilir. dokunmak ya da kucağına almak ise paniğe kapılabilir.

HİSTERİK NEVROZ

Hasta, hiçbir organik bozukluğu olmadığı halde birden bacaklarının tutmadığından, ellerini kollarını oynatamadığından yakınır. Sanki birden felç olmuş gibidir. Ancak sinirlerde ve kaslarda bir bozukluk yoktur. Gündüz kolunu-bacağını oynatamayan hasta, uykudayken serbestçe oynatır.

OBSESİF-KOMPULSİF NEVROZ

Kişi, düşüncesinin saçma olduğunu bilir. Ama bunaltı çekmekten kendini alıkoyamaz. Aklından kovmaya çalışır ama başaramaz. Örneğin, bir anne yeni doğan çocuğu ile ilgili olarak aklından geçen ‘Ya çocuğumu boğarsam. Ya elimdeki bıçağı çocuğuma saplarsam’ gibi düşünceden çok büyük sıkıntı duyar.

DEPRESİF NEVROZ

Depresyon genel bir çöküntü durumudur. Depresyona giren bir kişi yaşama sevincini yitirir. Sürekli üzgün. kederli, isteksiz ve yorgundur. Günlük işler ona büyük bir yük gibi gelir. Yaptığı işten tat almaz. Gülmeyi unutmuş gibidir. Canı konuşmak istemez.

Psikozlar

ŞİZOFRENİ

Şizofreni, genç yaşlarda başlayan düşünce, duygu ve davranışlardaki ağır bozukluklarla birlikte giden, kişinin ruhsal dengesini ve uyumunu bozan bir psikozdur. Genellikle ergenlik çağı ile 45 yaş arasında ortaya çıkar. En yaygın psikoz türüdür. Hastaneye başvuranların % 20’sini oluşturur.

MANİK-DEPRESİF PSİKOZ

Hasta, depresyona girdiği zaman, tam bir çöküntü içinde görünür. Yemez-içmez, uyumaz; insanlardan kaçar. Bezgin, üzgün ve elemlidir. Çalışma gücünü yitirmiştir. Hasta, suçluluk duygusu çeker. Öyle ki hasta ikinci Dünya Savaşı’nın kendi yüzünden çıktığını söyleyecek kadar gerçekten kopabilir.

Ruhsal Tedavi

Ruhsal tedavi (Psikoterapi) ruhsal bozuklukları konuşma yoluyla düzeltmeyi ve iyileştirmeyi amaçlayan tedavi biçimidir. En yoğun tedavi biçimi Psikanaliz’dir. Bu tedavide hasta divana uzanarak değil, hekimle yüzyüze konuşarak tedavi edilir.

Hastanın beklentileriyle hekimin amaçları çelişiyor, tedavi süreci verimli olmaz. İyi bir arkadaşla dertleşme, sorunlarını paylaşma ve dayanışma bir ölçüde ruhsal tedavidir. Hekimin hastasını tanımasından daha önemlisi hastanın kendi kendini tanımasıdır. Hastanın yardım almaya istekli ve işbirliğine yatkın olması, ruhsal tedavide ön koşuldur. Hekimlikte hastanın isteğine karşın tedavi uygulanamaz.

Gençlerle ruhsal tedavi sürdürülürken, ana-babalarla düzenli ya da belli aralıklarla görüşmeler yapmak gerekir. Genç, ana-babası arasında kalırsa, tedavinin etkisi olmaz. Örneğin tutucu bir aileden gelen bir genci, daha bağımsız davranmaya yöneltmek, gençle ana-babanın daha çok çatışmasına yol açar. Böyle bir durumda tedavi son bulur

Bay Vivo Ve Kokain Krali

Salı, 06 Kasım 2007

Kitap Adı : BAY VIVO VE KOKAİN KRALI

Orjinal Adı : Senor Vivo And The Coca Lord

Yazarı : LOUIS DE BERNIERES

Türü : ROMAN

Çevirmen : Bülent O. Doğan

Güney Amerikalı genç felsefe öğretmeni Dionisio Vivo’nun bir süredir yaşadıkları, yaşamını alt-üst etmektedir. Çünkü genç felsefe öğretmeninin kapısına korkunç şekilde katledilmiş cesetler bırakılmaktadır.

Vivo’nun yakın dostu ve kentteki namuslu birkaç polisten biri olan Ramon içinse tüm bunların tek bir anlamı ve mesajı vardır.

Dionisio’nun kokain kralları hakkında basına yolladığı lara bir son vermesi istenmektedir.

Ancak genç felsefe öğretmeninin yaşadıkları bununla da bitmez, sonunda onu en kırılgan noktasından yakalarlar. Artık, sevdiği kadın kokain mafyasının elindedir.

Evet Dedirtme Sanati

Salı, 06 Kasım 2007

Yazar : Roger FISHER- William URY

Yayınevi : İlgi Yayıncılık

Baskı : İstanbul / 1989 / 169 shf.

————————————————————

ÖNSÖZ

Hoşunuza gitsin veya gitmesin sizde bir tartışmacısınız. Tartışma hayatın bir gerçeğidir.

Tartışma, başkalarından istediklerinizi elde etmenin temel yoludur. Hergün çeşitli konularda tartışılmasına karşın, bunda başarılı olmak o kadar kolay değildir.

İnsanlar tartışırken iki yol kullanırlar; yumuşak ve sert davranmak. Yumuşak davranan taraf, kişisel zıtlaşmayı gidermek ister ve bu nedenle anlaşmaya varmak için hemen ödün verir. Dostça bir karar verilmesine çalışır; ne varki sonunda sömürülür, acı çeker. Sert davranan ise tartışma ortamını bir irade yarışması olarak görür. Mutlaka kazanmak istediği için sonunda sert bir karşılık bulur.

Tartışmanın üçüncü bir yolu da ne yumuşak ne sert fakat hem yumuşak hem de sert tartışmadır. Harvard Tartışma Projesi diye anılan çalışma içinde geliştirilen yöntem, pazarlıkların ilkeler üzerinde yapılmasını öngörmektedir.

Elinizdeki kitap, işte bu ilke tartışması yöntemi hakkındadır.

1.BÖLÜM: DURUM ÜZERİNDE ÇEKİŞMEYİN

Herhangi bir tartışma yöntemi, üç kritere göre değerlendirilebilir: Anlaşma olabilecekse bu akılcı bir anlaşma olmalıdır. Kullanılan yöntem verimli olmalıdır. Taraflar arasındaki ilişkileri iyiye götürmese bile hiç değilse zedelememelidir.

Durum üzerinde çekişmek akılcı olmayan anlaşmalar üretir.

Tartışmacılar, durumları üzerinde çekişirken kendilerini bu durumlara bağlama eğilimi gösterirler. Durumunuzu ne kadar ortaya koyar ve saldırılara karşı ne kadar savunursanız o oranda kendinizi ona bağlamış olursunuz. Durumunuzu değiştiremeyeceğinizi karşı tarafa anlatmaya çalıştıkça da bunun gerçekleşmesi o kadar zorlaşır. Benliğiniz, içinde bulunduğu durumla özdeşleşir. Böylece gerçekleşebilecek bir anlaşmanın ve tarafların temel çıkarlarını akılcı bir şekilde bağdaştırabilmesi olasılığını azaltmış olursunuz.

Durumlar üzerinde çekişmek verimsizdir.

Durum üzerinde tartışmak, uzlaşmanın gecikmesine veya sonuçsuz kalmasına sebebiyet verebilir. Ayrıca mevcut ilişkileri de tehlikeye sokar. Tartışan herkes yapacağı ve yapmayacağı konularda ısrar eder. Ortak bir çözüm bulma telaşı bir savaş halini alır. Hiddet ve küskünlüğün sonunda genellikle bir tarafın haklı görüşleri dikkate alınmadan, diğer tarafın kesin isteklerine boyun eğdiği görülür.

Taraflar ikiden fazlaysa durum çekişmesi daha da zorlaşır.

Bir toplantıda ne kadar çok insan bulunursa, durum tartışmasına gömülme eğilimi o kadar artar. Birleşmiş milletler toplantısında olduğu gibi, şöyle bir 150 ülke tartışmada yer almışsa, durum üzerinde pazarlığın sonuç vermesi hemen hemen olanaksızdır.

Nazik olmak çözüm yolu değildir.

Sert tartışmayı tasvip etmeyenler daha nazik bir tartışma yolu izleyerek olabilecek zararları önlemeyi umarlar. Karşı tarafı dost gibi görüp bir anlaşmaya varma gereğini duyarlar. Önerilerde bulunmak ve ödün vermek, karşı tarafa güvenmek, dostça davranmak ve yüzleşmeyi önlemek için gerektiğinde geri çekilmek, yumuşak bir tartışma oyununun standart hamleleridir. Bu tartışma sizi sert oyun oymayan birine karşı tehlikeli duruma düşürür. Belki her şeyinizi kaybedersiniz.

Sert ve yumuşak tartışmalar arasında bir seçim yapmak hoşunuza gitmiyorsa sadece amaca yönelik bir tartışma yapabilirsiniz. Bu tip tartışma bilinçli bir kararla ortaya çıkmadığından, genellikle gözden kaçar.

Yumuşak durum tartışması mı yoksa sert olanı mı kullanmalı, sorusuna verilecek yanıt,"Hiçbiri"dir. Dostça ve uygun yoldan, akılcı sonuçlar ortaya koymak için planlanmış yeni bir tartışma yöntemi ilke anlaşması ya da değerler üzerinde pazarlıktır. Bu yöntem dört temel noktaya ayrılabilir.

Bu dört nokta, hemen her koşulda kullanılabilecek dürüst bir tartışma yöntemini özetlemektedir.

İnsanlar: İnsanları problemden uzak tutun.

Çıkarlar: Fikirlerinizi durumlar üzerinde değil, çıkarlar üzerinde toplayın

Seçimler: Bir karara varmadan önce ortak çıkarlar için seçenekler üretin.

Kriterler: Sonucun objektif kriterlere dayandırılmasında ısrar edin.

Birinci nokta, insanların bilgisayar olmadıkları gerçeğini anlatır. Bizler heyecanlı yaratıklarız. Heyecanlar, problemin objektif değerleri ile tipik bir karmaşıklığa uğrarlar. O halde insanları problemden ayrı tutun.

İkinci nokta, durumlar üzerinde tartışmak, gerçekte ne istediğinizi gölgeler. Durumlar arasında fedakarlığın bir anlaşma temin etmesi olasılığı yoktur.

O halde, fikrinizi durumlar üzerinde değil çıkarlar üzerinde toplayın.

Üçüncü nokta, baskı altındayken sorunun çözümlenmesindeki güçlüğü yansıtmaktadır. Bir muhalefet karşısındayken karar vermeye çalışmak görüşünüzü daraltabilir. O halde, bir karara varmadan önce, ortak çıkarlar için seçenekler üretin.

Dördüncü nokta, piyasa değerleri, uzmanların taktirleri, yasaların gerekleri, sonucu belirleyici objektif kriterlerdir. Taraflar bu kriterler üzerinde anlaşırlarsa makul bir çözümde birleşirler. O halde, sonucun objektif kriterlere dayandırılmasında ısrar edin.

Tartışmayı planlamaya başladığınız andan bir anlaşmaya varıldığı veya işi koparmaya karar verdiğiniz ana kadar geçen zaman üç devreye ayrılabilir: Analiz, planlama, tartışma.

Analiz devresinde sadece durumu teşhise çalışırsınız; bilgi toplarsınız, organize edersiniz ve düşünürsünüz.

Planlama devresinde aynı dört öğeyle ikinci kez ilgilenecek yeni fikirler geliştirir, ne yapacağınıza karar verirsiniz.

Tartışma devresinde yine aynı yöntem kullanılarak objektif standartlara dayalı bir anlaşma yolunu araştırırsınız.

2.BÖLÜM: İNSANLARI PROBLEMDEN AYRI TUTUN

Tartışmanın en basit şeklinden, en karmaşık uluslararası boyutlarına kadar kolayca unutulan temel gerçeği sizin, karşı tarafın temsilcileriyle değil insanlarla tartışmakta olmanızdır. Tartışmanın bu insancıl tarafı ya sonuca yardımcı olur ya da talihsizlik getirir. İnsanlar kızarlar, üzülürler, korkarlar, düşmanca hisler edinirler, kırılır ve gücenirler. Kolayca tehdit edilebilir benlikleri vardır. Dünyayı kendi açılarından görürler ve zaman zaman kendi görüşlerini gerçeklere karıştırırlar. Bir tartışmanın hazırlık devresinden sürdürülmesine kadar, her an, kendinize şu soruyu sormalısınız: "İnsan problemine yeteri kadar dikkat ediyor muyum ?".

Her tartışmacının iki ilgisi vardır:madde üzerine ve çıkarlar üzerine.

Örneğin bir satıcı, bir yandan satışından kar etmeyi düşünürken diğer yandan da devamlı bir müşteri kazanmak ister.

İlişki, problemle bozulma eğilimi gösterir. Tartışmanın en kritik yanı, taraflar arasındaki ilişkinin madde üzerindeki tartışmalarla bozulabilmesidir. Bir madde üzerinde insanların öfkeli davranması veya benliklerini işin içine karıştırmaları sonucu etkiler.

Durum üzerine pazarlık, madde ile ilişkinin çatışmasına yol açar ve bir tartışmacının hem madde hem de iyi ilişkiler bakımından birini diğeri ile değiştirmek suretiyle etkiler.

Tartışma esnasında karşınızdaki insanların problemini işlemek ve iyi bir iş ilişkisini korumak amaçları çelişkiye düşürmez. Bu problemleri bazı ayrıcalıklara dayanarak çözmeye çalışmayın.

Duygusal problemlerle uğraşırken duygusal teknikler kullanın. Heyecan yükseldiği anlarda, ilgili herkesin sükunet bulması için çareler düşünün, iletişimi geliştirmeye çalışın. Problemi çözmek için üç temel alanın koşullarına göre düşünmeniz yararlı olur. Sezgi, heyecan ve iletişim. İnsan problemleri bu üç sepetten birine düşer. Bu sizin için de geçerlidir.

Sezgi

Karşı tarafın düşündüklerini anlamak, sizin probleminizi hemen çözmeye yetmez. Problem onların düşündükleridir. Fikir ayrılıklarının el alınışında doğruluk, tezlerin sadece biri olabilir; belki iyi bir tez belki değil. Farklılık vardır, çünkü farklılık onların düşündüklerindedir. Korkular, yanlış olsa bile, gerçek korkulardır ve ele alınması gerekir. Umutlar, gerçekçi olmasalar bile, bir savaşa yol açabilirler. Olaylar, yerleşmiş olsalar bile, problemin çözülmesi için etkili olmayabilirler. Objektif geçeği araştırmak yararlı olduğu kadar, sonunda her iki tarafın görüşüne göre tartışılacak gerçek problemi oluşturur ve bir çözüm sağlar.

Kendinizi onların yerine koyun. Çok zor olsa bile, durumu karşı tarafın gördüğü açıdan görebilmek, sahip olunabilecek en önemli beceridir. Bunu yaparken tarafsız kalmaya özen göstermeniz gerekir. Karşınızdakilerin görüşlerini anlamak onlarla aynı fikirde olmak anlamına gelmez. Çelişki alanını daraltmanıza, aynı zamanda kendi çıkarlarınızı geliştirmenize yardım eder.

Korkularınızla onların amaçlarını kolaylaştırmayın. İnsanlar bazı şeylerden korkmakla, karşı tarafın yapmak istediğini peşinen kabul eder.

Kendi probleminiz için onları suçlamayın. Problem hakkında konuşurken, kusurları, konuşmakta olduğunuz kişiden uzak tutun.

Görüşlerinizi karşılaştırın. Farklı görüşleri işlemenin bir yolu, onları açığa çıkarmak ve karşı tarafla tartışmaktır.

Diğerlerinin düşüncelerine aykırı davranabilmek için fırsat kollayın. İşleme katıldıklarından eminseniz, sonuçtan karşı tarafa bir pay verin. Bir anlaşmanın kararları lehte görünse bile, karşı taraf, taslak hazırlanmasına katılmadığı için, kuşku duyarak anlaşmayı reddedebilir.

Önerilerinizi değerlerine uygun olarak yapın. Davadaki taraflardan birine "sen kazandın " diğerine "sen kaybettin " demek yerine, kararın ilkelere, yasalara, geleneklere uygunluğunu anlatmak gerekir.

Heyecan

Sert bir tartışmada, bir tarafın heyecanı diğer tarafa da geçer. Korku, öfkeyi doğurur; öfke de korkuyu. Heyecan bir tartışmayı çok çabuk çıkmaza sokar veya büsbütün koparır.

Önce kendinizin ve karşınızdakilerin heyecanını tanıyın ve anlayın. Neler hissettiğinizi not edin. Sonra kendinizi nasıl hissetmek istediğinizi yazın: Emin, rahat. Aynı şeyi karşınızdakiler için de yapın. Neyin heyecan yaptığını kendinize sorun.

Heyecanları gizlemeyin ve onları haklı görün. Açıklanmış heyecanın verdiği ağırlıktan kurtulan insanlar, probleme daha istekle sarılacaktır.

Karşı tarafın rahatlamasına fırsat verin. Dertlerini başkalarına anlatanlar duygusal bir rahatlık duyarlar. böylece patlayıcı maddeyi kontrol altına almış ve konuşmacıya söyleyeceği her şeyi söylemesi için cesaret vermiş olursunuz.

Heyecanlı patlamalara tepki göstermeyin.

Sembolik hareketler kullanın. Mesela, özür dilemek yapabileceğiniz en değerli ve en ödüllendirici yatırımdır.

İletişim

İletişim olmadan tartışma olmaz. Tartışma, bir karara ulaşmak için yapılan bir iletişim şeklidir.

İletişimde üç büyük problem vardır. Önce, tartışmacılar birbiriyle konuşmuyor olabilirler. Gruplar arasındaki etkili iletişim, herkesin diğerinin gönlünü almaya çalışmasıyla mümkün olur.

Siz, doğrudan doğruya ve açıkça kendileriyle konuşurken, onlar sizi duymayabilirler. Aynı şekilde siz, karşı tarafın söylediklerini duymuyorsanız, iletişim kurulmuş sayılamaz.

İletişimin üçüncü problemi anlaşmazlıktır. Birinin söylediklerini diğeri ters yorumlayabilir.

İletişimin bu üç problemi için ne yapılabilir ?

Dikkatle dinleyin ve söylenenleri kabul edin. Dinlemek, karşı tarafın düşüncelerini anlamanızı, heyecanlarını hissetmenizi ve onların söylemeye çalıştıklarını duymanızı sağlar. Dikkatle dinler ve zaman zaman konuşmacının sözünü kesip,"Söylediklerinizi doğru anladım mı, yani….."şeklinde konuşursanız karşı taraf, zaman öldürmediğini, laf olsun diye konuşmadığını anlayacaktır. Bu şekilde onların tezini kendilerinden daha iyi açabilir ve çürütülecek noktaları bulabilirseniz, yapıcı bir diyalog başlatma şansınız artar ve kendilerini anlamadığınızı sanmaları olasılığını ortadan kaldırmış olursunuz.

Anlaşılacak şekilde konuşun. Karşı tarafla konuşun. Üçüncü kişilerin hükmedici ve kışkırtıcı etkilerini azaltmak için, karşı tarafla özel ve gizli iletişim kurmak yararlı olur. Önemli kararlar odada iki kişiden fazlası bulunmadığı zamanlarda alınır.

Karşı taraf hakkında değil kendi hakkınızda konuşun. "Sözünüzü tutmadınız !" yarine "Kendimi kandırılmış hissediyorum" gibi.

Bir amaçla konuşun. Bazen problem çok fazla iletişimdir. Bir açıklamada bulunmadan önce, ne konuşmak ve neyi öğrenmek istediğinizi, ayrıca bu bilgilerin neye hizmet edeceğini bilin.

Olmadan önlemek en iyisidir.

İnsan problemi, problem doğmadan önce ele alınmalıdır.

Karşı tarafla işe yarayacak ilişki kurun. Karşı tarafı şahsen tanımak size gerçekten yardımcı olur.

İnsanları değil problemleri göğüsleyin.

Tarafların kendilerini düşünmeleri için daha etkin bir yol, birbirlerini, avantajlı olabilecek uygun anlaşma yollarını, yan yana ve ısrarla araştıran ortaklar gibi düşünmeleridir. Rakiplerinizle masanın aynı tarafına oturmanız faydalı olur.

3. BÖLÜM: DURUMLAR ÜZERİNDE DEĞİL

ÇIKARLAR ÜZERİNDE DURUN

Bir kütüphanede tartışan iki kişiyi düşünün. Biri pencerenin kapanmasını diğeri açık

kalmasını istiyor. Pencerenin ne kadar açık kalacağı üzerinde çekişiyorlar. Biraz aralık mı ? Yarıya kadar mı, yoksa daha az mı açık ? Hiç bir çözüm ikisini birden tatmin etmiyor.

Kütüphaneci odaya giriyor. Birine pencereyi neden açmak istediğini soruyor "Temiz hava almak için" cevabını alıyor. Ötekine niçin kapatmak istediğini sorunca "Esintiye engel olmak için "cevabını alıyor. Biraz düşündükten sonra, kütüphaneci gidip yandaki odanın penceresini açarak esintisiz temiz hava girmesini sağlıyor.

Akılcı bir çözüm için durumları değil çıkarları bağdaştırın.

Bu hikaye pek çok tartışma için tipik bir örnektir. Durumlar ile çıkarlar arasındaki bu fark, can alıcı noktayı oluşturmaktadır.

Çıkarlar problemi tanımlar. Durumlar çelişiyor gibi görünse de bunlar arasında ödün istemek yerine ardındaki çıkarların bağdaştırılması daha çok işe yarar.

Zıt durumların arkasında paylaşılabilen ve uyulabilen çıkarlar bulunduğu gibi çelişenler de bulunur.

Çıkarları nasıl teşhis edersiniz ?

Karşı tarafın çıkarlarını saptamak en azından kendilerinizinkileri anlamak kadar önemlidir.

"Niye ?" diye sorun. Bir temel yöntem, kendinizi onların yerine koymaktır. Onların takındığı her tavrı inceleyin ve kendi kendinize "Niye ?"diye sorun.

Çıkarların meydana çıkarılmasının bir diğer yolu da "Neden olmasın ?" diye sormaktır. Her grubun birden fazla çıkarı bulunacağını anlayın. Tartışmacının çıkarlarını anlamak, dikkate alınması gereken çeşitli ve farklı çıkarları anlamak demektir.

En güçlü çıkarlar temel beşeri ihtiyaçlardır. Temel beşeri ihtiyaçlar şunları kapsar:

Güvence

Ekonomik varlık

Ait olma duygusu

Saygı

Kendi yaşamını kontrol

Bir liste yapın. Her iki tarafın çıkarlarını düzenleyebilmek için, bunları aklınıza geldikçe bir kağıda yazmak yararlı olur.

Çıkarlar hakkında konuşmak

Tartışmaktan amaç çıkarlarınızı korumaktır. Karşınızdakilerin sizin çıkarlarınızı dikkate almasını istiyorsanız, çıkarlarınızın neler olduğunu onlara anlatın.

Çıkarlarınızı canlı tutun. Şiddetli bir ülserle doktora gittiğinizde, durumunuzu hafif bir mide ağrısı gibi anlatırsanız sonuçtan çok umutlu olmamalısınız.

Onların çıkarlarını problemin bir parçası olarak görün. Böylece ortak çıkarlar daha çabuk gerçekleşir.

Dikkatle dinlenmek istiyorsanız problemi cevaptan önce okuyun.

Geriye değil ileriye bakın. Nereden geldiğiniz hakkında konuşmak yerine, hangi noktaya varmak istediğiniz hakkında konuşursanız çıkarlarınızı daha iyi kollamış olursunuz.

Kararlı fakat esnek olun. Bir tartışmada hem nereye gittiğinizi bilmeli, hem de yeni fikirlere açık olmalısınız.

Problemler üzerinde sert insanlar üzerinde yumuşak olun. Tartışmalarda daima işe yarayan şu kuralı unutmayın: İnsanlara destek olurken, öte yandan tüm gücünüzle problemi vurgulayın. Destek olmakla saldırının bu şekilde birleşmesi bağdaşmaz gibi görünür, ama psikolojik bakımdan böyledir. Bağdaşmazlık onun işlemesine yardım eder. Psikolojinin bu kuralı, insanların bağdaşmazlıktan hoşlanmadıklarını ve onu gidermek istediklerini savunur.

Onların çıkarlarını dikkate almaz ve önerilerine açık olmazsanız, diğer tarafın sizi dinlemesini ve önerdiğiniz seçimler üzerinde tartışmasını bekleyemezsiniz. Başarılı bir tartışma kararlı ve açık sözlü olmayı gerektirir.

4.BÖLÜM: ORTAK KAZANÇ İÇİN ORTAK SEÇENEKLER ÜRETİN

Çoğu kez anlaşmacılar bir anlaşmaya varabilecekken onu kaybederler, yahut vardıkları anlaşma iki taraf içinde daha iyi olabilecekken bu gerçekleşmez. Pek çok anlaşma, bir taraf portakalın içini diğer taraf kabuğunu alacağı yerde, iki tarafın yarımşar portakal almasıyla sonuçlanır.

TEŞHİS

Birçok tartışmada seçeneklerin kullanılmasına dört büyük engel vardır: (1) Erken yargı, (2) tek çözümün peşinde koşmak, (3)belirli bir ödülü kabullenmek, (4) " bu problemi çözmek onların problemi " diye düşünmek. Bu zorlukları yenmek için onları anlamak gerekir.

Problemler karşısında bir şey söylemeden önce iki kez düşünmek gerekir. Tek çözümün peşinde koşmak yeni düşüncelerin ortaya çıkmasını engeller. Dar görüşlü bencillik, tartışmacıyı tarafsız olmayan durumlara, tarafsız olmayan yargılara ve tek yanlı çözümlere yöneltir.

TAVSİYELER

Üretken seçenekler bulmak için: (1) Seçenek üretme işini onların yargılarından ayırın, (2) tek çözümün peşinde koşmak yerine masa üzerindeki seçenekleri çoğaltın, (3) ortak çıkarlar araştırın, ve (4) onların karar vermesini kolaylaştıracak yollar bulun.

Seçenek üretmek için beyin fırtınası * oturumu yapılmalıdır. Bunu yaparken aşağıdaki noktaları göz önünde tutmanız yararlı olur:

Görüşmeden önce:

1.Amacınızı iyi belirleyin.

2.Birkaç atılımcı seçin.

3.Çevreyi değiştirin.

4.Resmiyetten uzak bir ortam oluşturun.

5.Toplantıya bir başkan seçin.

Görüşme sırasında:

1.Katılanları problemin karşısında yan yana oturtun. Fiziksel davranışların psikolojik etkileri güçlüdür.

2.Eleştiri yasağı da dahil olmak üzere, bu toplantının temel kurallarını açıklayın. Ne şekilde olursa olsun, olumsuz eleştirileri "kural dışı " ilan edin.

3.Probleme her açıdan inandırıcı yaklaşan fikirlerin listesini yapın.

4.Fikirleri tam haliyle yazın.

Görüşmeden sonra:

1.En umut verici fikirleri bir yıldızla işaretleyin.

2.Bu fikirleri geliştirme yolları bulun.

3.Fikirleri değerlendirmek ve bir karar vermek için bir zaman belirleyin.

Beyin fırtınasını zor olsa da karşı tarafla yapmakta fayda vardır.

Seçeneklerinizi genişletin

Katılanların en iyi niyetlileri bile, görüşmelerde kendilerinin en iyi tek çözümü aradıkları kanısına göre hareket ederler. Bu da düşünceye sınırlama getirir. Fikirler özgür kalınca, daha sağlıklı düşünme ve yapıcı sonuçlar ortaya çıkarma ihtiyacı duyarsınız.

Özelden genele giderek seçenekleri çoğaltın. Seçenek bulma işi dört tip düşünceyi kapsar: Biri belli bir problemi düşünmektir, ikinci tip açıklamalı analizdir, üçüncü tip ne yapılması gerektiğini düşünmektir, dördüncü tip de eylem için belirli ve uygun öneriler getirmektir.

Seçenek oluşturmada dört temel adım vardır:

1.Adım: Problemi tanımak

2.Adım: Analiz etmek ( Teşhis, belirtiler, eksikler, engeller)

3.Adım: Yaklaşım ( Strateji, çareler, fikirler)

4.Adım:Hareket (yapılması gerekenler)

Çok sayıda seçenek üretmenin bir yolu da olaya çeşitli uzmanların gözleriyle bakmaktır.

Düşündüğünüz anlaşma modeli gerçekleşmediği takdirde değişik ağırlıklı anlaşma modelleri oluşturun veya öne sürülmüş bir anlaşmanın kapsamını değiştirin.

Ortak kazancı araştırın

Ortak çıkarları tanımlayın. Kuramsal olarak, ortak çıkarların anlaşmaya varılmasını kolaylaştırdığı açıktır. Farklı çıkarlar hususunda da portakal örneğini hatırlayın.

Çıkarları birleştirmenin bir yolu karşınızdakine tercihlerini sormaktır. Çıkarlardaki öncelikte, inançta, tahminde ve riske karşı tutumlardaki farklılıklar, çıkarların birleşmesine olanak verir. Bir tartışmacının parolası "Yaşasın farklılık "olmalıdır.

Karşınızdakilerin karar vermesini kolaylaştırın

Sizin için bir tartışmada başarı, karşı tarafın sizin hoşunuza gidecek bir karar almasıdır.

Kimi etkilemek istiyorsanız kendinizi onun yerine koyun. Uygun kararın seçilmesinde bol seçenekle kolaylaştırmanın yollarını arayın.

5.BÖLÜM: OBJEKTİF KRİTERLER KULLANILMASINDA ISRAR EDİN

Farklılıkları arzuya göre uzlaştırmanın ciddi bedeli vardır. Eğer kendi talebinizi karşı tarafa rakip olarak sürerseniz bir uzlaşmaya varamazsınız. Ya siz geri çekilirsiniz ya da onlar. Çıkarlardaki farklılıkları arzuya göre uzlaştırmaya çalışmanın bedeli bu kadar yüksekse, çözümü arzulardan tamamen uzak yerlerde aramak gerekir - yani objektif kriterlerde…

Objektif kriter kullanma korkusu

Bir tartışmada dikkatinizi tarafların hamlelerine değil problemin değerleri üzerinde toplayın. Akılcı fikirlere açık, tehditlere kapalı olun.

İlkeler üzerinde tartışmak akılcı anlaşmalar sağlar. Birden fazla gurubun bulunduğu tartışmalarda, objektif kriterler, ortak bir paydada anlaşmayı sağlar ve bu şekilde zaman israfı önlenmiş olur.

Objektif kriterlerin geliştirilmesi

İlkeler üzerindeki bir tartışmanın sürdürülmesinde iki soru akla gelir: Objektif kriterler nasıl geliştirilir ve tartışma sonunda nasıl kullanılır.

Hangi tartışma yöntemi kullanırsanız kullanın, önceden hazırlanmakla iyi edersiniz. Önceden seçenekli standartlar geliştirin ve onları kendi davanızda nasıl kullanacağınızı tasarlayın.

Adil standartlar kullanın. Bir sınır tartışmasında bir nehrin sınır kabul edilmesi, nehir kenarından 10 metre uzaktaki hayali bir çizgiyi kabul etmekten daha sağlıklıdır.

Adil işlemler kullanın. Bir problem için adil standartlar ya da karmaşık çıkarları çözümlemek için adil işlemler kullana bilirsiniz. Bir pastayı iki çocuk arasında paylaştırmak için eskiden beri uygulanan usulü bir düşünün: Biri pastayı keser, öteki alacağı parçayı seçer. İkisi de bölüşmenin adil olmadığından bahsedemez. "Biri keser diğeri seçer "işlemini beğenmeyen guruplar için "hakemlik " en son çaredir fakat bunun da sakıncaları vardır.

Objektif kriterlerle tartışma

Objektif kriterlerle tartışmada hatırlanacak üç temel nokta vardır:

1.Her konuyu, objektif kriterler için yapılan birer ortak araştırma olarak niteleyin

2.Hangi standartların uygun olacağı ve nasıl uygulanacağı konusunda tartışmalara açık olun.

3.Baskı karşısında eğilmeyin, sadece ilkeler karşısında evet.

Sözün kısası, dikkatinizi objektif kriterler üzerinde toplayın ama esnek olun.

6. BÖLÜM: ONLAR DAHA GÜÇLÜYSELER NE OLUR ?

(Anlaşma için en iyi seçeneği geliştirin)

Karşı taraf daha güçlü bir pazarlık durumuna sahipse çıkarlardan, seçeneklerden ve standartlardan konuşmanın ne yararı olabilir ? Karşı taraf daha zenginse, daha iyi tanıdıkları varsa, yahut daha geniş bir uzman kadrosu ya da güçlü silahları varsa ne yaparsınız ?

Yapabileceğiniz iki şey vardır. Birincisi, sizi, reddetmeniz gereken bir anlaşmayı kabul etmekten korumak; ikincisi, çıkarlarınızı tatmin edecek bir sözleşme için bütün varlığınızı kullanmanıza yardım etmek.

Kendinizi korumak

Tartışmacılar kendilerini korumak için genellikle kabul edilebilecek en kötü sonucu, yani bir taban çizgisini belirlemeye çalışırlar. Bir şey alıyorsanız taban çizginiz ödeyebileceğiniz en yüksek fiyattır. Eğer bir şey satıyorsanız taban çizginiz kabul edeceğiniz en düşük fiyattır. Fakat taban çizgisi, hayal gücünü engeller. Kötü bir anlaşma yapmaktan sizi korurken, öte yandan kabul edilmesi akıllılık olabilecek bir anlaşmadan alıkoyar.

Bunun gibi durumlarda kalmamak için çare en iyi seçeneği bilmektir. En iyi seçeneği bilmemenin hasıl ettiği güvensizlik tartışmayı sonuca götürmez. Anlaşmaya varamadığınız takdirde ne yapacağınızı dikkatle düşünmemişseniz, gözleriniz kapalı tartışıyorsunuz demektir.

Tüm varlığınızı kullanmanıza yardım etmek

İki tarafın nisbi tartışma güçleri, esas olarak uzlaşmama seçeneğinin onlara ne kadar çekici geldiğine bağlıdır. İstasyonda sevdiği bir vazoyu, fakir bir satıcıdan almaya çalışan bir zengin misali; satıcı vazonun satılacağından emin çünkü başka turiste satabilir fakat zengin vazoyu kaçıracağından endişeli çünkü başka nereden alabileceğini bilmiyor.

Anlaşma sağlanamazsa ne yapacağınızı araştırmanız büyük ölçüde sizi güçlendirir. Cezip seçenekler siz bir köşede beklerken gelmez. Sizin onu araştırmanız gerekir. En iyi tartışma seçeneğinin ortaya çıkarılması üç farklı işlemi gerektirir: (1) Bir anlaşmaya varılmaması halinde, yapabileceklerinizin bir listesini hazırlayın, (2) Ümit veren fikirleri ayırın, (3) En iyileri gibi görünen seçeneği deneme anlamında seçin.

Bir tartışmada karşı tarafın en iyi seçeneğini de düşünmelisiniz.

Diğer taraf güçlü ise…

İyi bir seçeneğe sahip olup, en iyi çözümü bulmak için, bilgi, para, insan gücü, ilişkiler ve zeka gibi neyiniz varsa kullanın. Bir tartışmadan ne kadar rahat ayrılırsanız sonucu etkileme gücünüz o kadar çok ulur.

7. BÖLÜM: KARŞI TARAF OYUNA KATIMAZSA NE OLUR ?

( Tartışma tekvandosunu kullanın)

Siz iki tarafın da kazancını azamiye yükseltecek bir anlaşma geliştirmek için çare ararken, onlar yalnız kendi kazançlarını azamiye yükseltmek için sizin önerilerinize saldırabilirler. Siz değerler üzerinde probleme saldırırken, onlar size saldırabilirler. Bu durumda üç yaklaşım vardır. Birincisi sizin yapabileceklerinizdir. Siz düşüncelerinizi durum yerine değerler üzerinde toplayabilirsiniz. Şimdiye kadar bu konu üzerinde durduk. Eğer bu işe yaramazsa onların dikkatini değerlere çevirerek durum pazarlığına karşı koyarsınız. Biz buna tartışma tekvandosu diyoruz. Üçüncü yaklaşım, daha önce çıkarlar, seçenekler ve kriterler üzerinde tartışmak için eğitilmiş bir üçüncü gurubu işin içine katın. Böyle bir girişimde bu gurubun kullanacağı en etkin araç "tek taslak üzerinde tartışma işlemidir."

Tartışma tekvandosu

Karşı gurup size baskı yaparsa siz de onlara baskı yapmaya çalışırsanız tartışmayı durum pazarlığına çevirmiş olursunuz. Karşı taraf size saldırıyorsa karşı koymayın. Onlar durumları ileri sürerken siz reddetmeyin. Sizin fikirlerinize saldırıya geçerlerse savunmaya kalkmayın. Size saldırırlarsa da karşı saldırıya geçmeyin. Tepki göstermekten vazgeçin. Karşı saldırıda bulunmak yerine onların saldırısına yön değiştirip problem üzerine yöneltmeye bakın, onları ortak çıkarları araştırmaya ortak kazançlar için seçenekler ve tarafsız standartlar bulmaya yönlendirin.

Karşı tarafın saldırısı tipik olarak üç manevradan oluşur: Durum üzerinde şiddetle ısrar etmek, fikirlerinize saldırmak, size saldırmak.

Karşı taraf durumunu ortaya koyduğu zaman ne reddedin ne de kabul edin. Onu olası bir seçenek görün. Onun arkasındaki çıkarlara bakın, yansıttığı ilkeleri araştırın ve onu geliştirme yolları düşünün.

Fikirlerinizi savunmayın; eleştiri ve tavsiyelere açık olun. Karşı tarafın eleştirilerine karşı koymak yerine, kendi fikrinizde neyin yanlış olduğunu kendilerine sorun.

Size yapılan bir saldırıya probleme yapılan bir saldırı havası verin. Saldırı esnasında arkanıza yaslanın ve rahat davranın.

Açıklama yapmak yerine soru sorun ve duraklayın. Sükut sizin en güçlü silahınızdır. Karşı taraf makul olmayan bir öneride bulunursa yerinizde öylece oturun ve hiç bir şey söylemeyin.

Karşı tarafın oyuna sokulması

Karşı tarafı oyuna sokmak için "Yanılıyorsam lütfen düzeltin","Bizim için yaptıklarınızı takdir ediyoruz","İddialarımın doğru olup olmadığını anlamak için size birkaç soru sorabilirmiyim?","Acaba söylediklerinizi anlıyor muyum?" gibi cümleler kullanabilirsiniz.

8.BÖLÜM: KARŞI TARAF HİLEYE BAŞVURURSA NE YAPARSINIZ ?

(En katı tartışmacının ehlileştirilmesi )

Sizden yararlanmak ve sizi kullanmak için insanların kullanacakları pek çok taktik ve hile vardır. Yalan ve psikolojik baskılardan başlayıp çeşitli baskı tekniklerine kadar giden bu yöntemler, yasaya aykırılık, ahlak dışı davranmak gibi hoş olmayan şeyler dahi olabilir. Bu tip taktiklere hileli pazarlık denir. İnsanlar bunlara iki tip karşılık verir. Birincisi, birlikte bindiğiniz botu sallamak hoş olmaz düşüncesiyle karşılık vermeden ortamı yumuşatmak. İkincisi de aynı şekilde karşılık vermektir. Bunlara karşı koymak için, tartışmanın şekli hakkında ilke tartışmasına girmek gerekir.

Oyunun kurallarını nasıl tartışırsınız ?

Diğer tarafın hileli bir taktik kullandığı bir olayda, tartışma oyununun kurallarını görüşmenin üç aşaması vardır. Taktiği teşhis edin, konuyu açıkça ortaya koyun ve taktiğin meşruluk ve arzu edilme durumuna bakın ve tartışın.

Size meşru olmayan bir taktik kullanıyor diye insanların kişiliklerine saldırmayın. Dikkatinizi durumlar üzerinde değil çıkarlar üzerinde toplayın. Ortak çıkarlar için seçenekler bulun. Objektif kriterler kullanmakta ısrar edin.

Kasti aldatma

Tartışma hilelerinin belki de en yaygın şekli gerçeklerin, yetkilerin yahut niyetlerin yanlış tanıtılmasıdır.

Hileli tartışmaların en eski şekli bile bile yanlış açıklamalarda bulunmaktır. Gerçeklerin araştırılması bunun ilacıdır.

Karşı taraftakiler, hiç de öyle olmadığı halde kendilerini tam yetkili olarak tanıtabilirler. Bu taktik onlara ikinci bir şans verme özelliği taşır. Bir alışverişe girmeden önce karşı tarafın yetki sınırlarını öğrenin.

Karşı tarafın anlaşmaya uymama olasılığının sezildiği hallerde, anlaşmaya bu durumu engelleyici ilaveler yapmak mümkündür.

Gerçeğin bir bölümünü söylemek aldatmak demek değildir.

Psikolojik savaş

Bu tür taktikler sizi rahatsız etmek için kullanılır. Öyle ki, siz bilinçaltınızda, tartışmayı bir an önce bitirip gitme arzusu duyarsınız.

Tartışmanın yapılacağı çevrenin seçimini onlara bırakırsanız onları rahatlatmış ve yumuşatmış olursunuz. Çevrenin fiziksel durumunu sevmezseniz bunu hemen bildirin. Bu sayede gerilimi düşük tutmuş olursunuz.

Karşı taraf sizi sözlü ve sözsüz rahatsız edebilir. Bu durumda rakibinizin gözlerine bakın. Bakışlarını sizden kaçırmaya çalışacaktır.

Kandırma amaçlı psikolojik savaşın bir başka şekli de, iyi adam-kötü adam oyunudur. Tartışmada bulunan karşı taraf kendi arasında kavga sahneler ve sizin müdahalenizi beklerler.

Bir tartışmada kullanılan en kötü taktiklerden biri de tehditlerdir. Siz tehdit ederken inandırıcı olun, karşı tarafın tehditlerini ise önemsemeyin. Her an ilkeli davranın.

Durum üzerinde baskı taktiği

Bu tip pazarlık taktiği tek bir tarafın ödün vermesi için kullanılır. Bunlar: Tartışmayı reddetmek yani görüşmeyi kesip başka bir zamana havale etmek, görüşmeye aşırı taleplerle başlamak, talepleri devamlı yükselterek bir dizi tavizler istemek, kilitleme taktiğini kullanıp tek şart öne sürmek ve görüşmeleri kesmekle tehdit etmek, katı yürekli görünmek, anlaşmayı geciktirmek, ister al ister alma taktikleri bunlardan bazılarıdır.

Bir ilkeyi savunmak meşru olmayan bir taktikten kolaydır. Bir kurban olmayın.

SONUÇ

Üç nokta.

Bunu zaten biliyordunuz

Bu kitapta anlatılan meseleleri siz zaten biliyordunuz. Önemli olan bilgilerinizi organize etmekti.

Yaparken öğrenin

Bir beden eğitimi kitabını okumak size bedensel bir gelişme sağlamaz. Önemli olan bilgileri uygulamaktır.

"Kazanmak"

Biz ilke tartışmasını kullanışlı buluyor ve tavsiye ediyoruz. bu yöntemi kullanmak alışkanlıkları değiştirmek ve duyguları değerlerden ayırmak demek değildir. Kendinize zaman zaman şunu hatırlatın: Kazanmak için uygun bir yol bulmalıyım ve hakkettiğimi elde etmek için daima dürüst olmalıyım.

Dost Kazanmak Ve Insanlari Etkileme Sanati

Salı, 06 Kasım 2007

DOST KAZANMAK VE İNSANLARI ETKİLEME SANATI

Yazar : Dale CARNEGIE

Yayınevi : Akış

Baskı : Başarı

Carnegie, Missouri’de tren yoluna on mil uzaktaki bir çiftlikte doğmuş ve 12 yaşına kadar araba-tramvay görmemiştir. Fakat bu çocuk Hong Kong’dan Kuzey Kutbu’na kadar dünyanın dört bucağını dolaşmayı, bütün kurumların yöneticilerine ders vermeyi başarmıştır. Güney Dakota’da sığır çobanlığı yapan bir çocukken, İngiltere’de veliahtın himayesinde konferans veren birisi olabilmiştir.

Carnegie yaptığını şöyle açıklıyordu:

‘İnsanların korkularını yenmelerine çalışıyorum. Başarısızlık, korkunun neticesidir. Korkularının yenenler, kendilerine güveniyorlar, atak oluyorlar.

Gün geçtikçe kurslarıma katılanların yalnız etkili konuşmak değil, sosyal münasebetlerden başarı sağlamanın diğer yollarını da öğrenmek ihtiyacında olduklarını gördüm.

Teknik bir meslekte bile başarının % 15 bilgiye, % 85 insanları idare etme sanatındaki maharete bağlı olduğu ortaya çıkmıştır.

Yaşayan meşhurlarla yüz yüze görüşmeler yaptım. Marconi, Roosevelt, Young, C. Gable, Pickford, Johnson bunların arasındaydı.

Yanımda çalışan 314 kişi bana selam bile vermezdi. Beni gördüklerinde yollarını değiştirirlerdi. Şimdi 314 düşmanım yerine, 314 dostum var. Çünkü artık onları başaramadıkları ile değil, başarabildikleri ile değerlendiriyorum. Azarlayarak değil, takdir ederek yaklaşıyorum’.

İNSANLARI İDARE ETMENİN TEKNİK ESASLARI

1-Tenkit Çok Tehlikeli Bir Kıvılcımdır

Yıllarca birçok cinayet işlemiş, insanları sindirerek haraca bağlamış, bir sürü soygun yapmış insanlar bile suçlu olduklarına inanmadıklarına göre, sizinle her gün görüşen insanlar, tenkitlerinizin doğru olduğunu hemen kabul edecekler midir? Sert tenkitleriniz bir işe yarayacak mıdır?

Bütün tenkitler yuvalarından uçan güvercinler gibi yuvalarına dönmeye mahkumdurlar.

Tenkit, insanın en çok değer verdiği ‘benliğini’ yaralıyor. O’nun hiddetlenmesine sebep oluyor.

Alman Ordusu’nda hiçbir asker olayın hemen sonrasında şikayette bulunamaz. Önce hiddeti yatışacak, olayı daha soğukkanlı değerlendirebileceği bir zaman geçecek, sonra şikayette bulunabilecektir.

Karısı veya başkaları iç harp sırasında Güney halkı için ağır sözler sarf ettiklerinde Lincoln şöyle diyordu: ‘Onları tenkit etmeyiniz. aynı şartlar içinde bulunsaydık, aynı şekilde hareket edebilirdik’.

Dünyadaki karışıklıkların ve anarşinin birçok sebeplerinden biri de kendisi düzeltilmeye muhtaç olan insanların dünyayı düzeltmeye kalkmalarıdır.

Konfiçyus der ki: ‘Evinizin eşiğini temizlemeden, komşunuzun damındaki karlardan şikayet etmeyiniz.

Çok tehlikeli bir kıvılcımdır tenkit. Bu kıvılcım, bir barut fıçısından farksız olan insan gururunu anında infilak ettirebilir.

Büyük adam, küçük adamlara karşı takındığı tavırlardan anlaşılır.

2-İnsanları İdare Etmenin Büyük Sırrı

İnsanlara iş yaptırmanın en kestirme yolu insanlarda o işi yapma arzusu uyandırmaktır. İnsanlara tehditle, zulümle, kaba davranışlarla da iş yaptırmak mümkündür ama bu tarz davranışların, katlanmanız gereken ağır neticeleri vardır.

Samimi bir takdiri, iltifatı hangimiz özlemeyiz? Hangimiz bulduğumuz zaman reddederiz?

Yoksul bir bakkal çırağını bir evin döküntüleri arasında bulduğu hukuk kitaplarını okumaya sevk ederek sonunda onu Lincoln yapan duygu önemli olma arzusuydu.

George Washington kendisine Haşmetli Birleşik Devletler Başkanı denilmesini isterdi. Kristof Kolomb Okyanus Amirali ve Hindistan Naibi ünvanını istemişti. İmparatoriçe Büyük Katerina üzerinde İmparatoriçe Hazretleri yazmayan zarfları açmazdı.

Bazı ilim adamlarına göre, yaşadığımız dünyada önemli olma fırsatı bulamayanlar kendilerine ayrı bir dünya kuruyorlar. O dünyada çok önemli biri olarak yaşıyorlar.

Ben insanlara heyecan verebiliyorum. İnsanın yeteneklerini geliştirmesi ve kullanması takdir ve teşvik edilmesine bağlıdır. İdarecilerin tenkitleri kadar insanın çalışma ve başarma ihtirasını öldüren bir şey yoktur. Ben insana hız vermek için O’nu överim. İnsanlarda kusur bulmaktan nefret ederim. Beğendiğim bir şeyi takdir etmekte gecikmem. Bundan da zevk alırım. Ünü makamı ne olursa olsun tenkit yerine iltifat duyup da daha çok gayrete gelmeyen hiç kimseyi tanımadım.

Burada kendisinden daha akıllı ve yetenekli insanları etrafında toplamayı bilen bir adam yatıyor.

İnsanların iyi taraflarını düşünelim. Bunları takdir edelim. Takdirimizi söyleyelim. O zaman bu sözleriniz siz öldükten ya da söylediğinizi unuttuktan sonra bile söylediğiniz insanlarda yaşarlar.

3-Oltaya Uygun Yem Takmayanlar, Balık Tutamazlar

Ben kremalı çilekten hoşlanırım. Balıklar ise kurt yemeyi seviyorlar. Onun için Maine üzerinde balığa çıktığımda oltaya kremalı çilek takmayı aklımdan bile geçirmem. Oltamdaki kurtlara koşan balıkları kolaylıkla avlayabilirim. İnsanları elde etmek için de aynı yolu takip etmek mecburiyetindeyiz. İşte, vazgeçilmez kural: Oltaya doğru yemi takmak…

Bir insanı etkilemenin biricik çaresi, onun istekleriyle ilgilenmek, onun isteklerine değer vermek, onun isteklerinin önemini kabul etmektir.

Oğlunuza saatlerce sigara içmemesini istediğinizi anlatsanız ne elde edebilirsiniz? Sizin bu isteğiniz onu niçin etkilesin? Siz onun isteğini ön plana çıkarın. Oğlunuz futbolu çok mu seviyor? Ona sigara içtiği takdirde iyi bir futbolcu olamayacağını anlatın. Kendi isteğinin gerçekleşemeyeceği ihtimali onu daha çok etkileyecektir.

Prof. Harry A. Averstreet şöyle yazar: ‘Davranışlarımızın kaynağı arzu ve isteklerimizdir. Hangi alanda çalışıyor olursanız olun, başkalarında kuvvetli bir istek meydana getirebilirseniz insanlar yanınızda olur. Bunu başaramayan yalnızlığa mahkumdur.

Carnegie, ilk oğlundan uzun zaman alamadığı için üzgün olan baldızına ‘Endişelenme’ demişti: ‘Şimdi onlara bir yazacağım ve derhal cevap gelecek’ Carnegie annelerini ihmal eden çocuklara bir yazdı ve zarfın içinde para yolladığını söyledi. Derhal cevap geldi: ‘Mektubunuzu aldık. Ama zarfın içinden para çıkmadı’.

Yarın siz de belki başkasına bir şey yaptırmak isteyeceksiniz. Kendinize sorun: ‘Bu adamın (veya bu kadının) bu işi yapmak istemesini nasıl sağlayabilirim?’

Başarının bir sırrı varsa, karşınızdakinin bakış açısını kavramak ve onun gözüyle görebilmektir.

Kendisini başkalarının yerine koyup, onları anlayabilen kimsenin geleceği için kaygı duymasına gerek yoktur.

İnsan tabiatının en zaruri ihtiyacı kendini tanımak ve ifade etmektir.

SEVİLMEK İÇİN ALTI YOL

1-Başkaları ile ilgileniniz.

Tippy herkesi severdi. O, herkesi sevdiği için de herkes onu severdi.

Psikoloji ilminin zirvelerinden Alfred Adler diyor ki: ‘Başkaları ile ilgilenmeyen insanlar hayatta daima büyük güçlüklerle karşılaşmaya mahkumdurlar’.

Roosevelt, yerini Taft’a bıraktıktan sonra bir gün Beyaz Saray’ı ziyaret etmişti. Bütün görevlileri, hizmetçileri hatta mutfakta çalışan kadınları bile isimleri ile selamlamıştı. Archie Butt diyor ki: ‘Roosevelt mutfakta çalışan Alice’i gördüğünde ona hala çavdar ekmeği yapıp-yapmadığını sordu. Alice de ona, yaptığını, ama yalnızca hizmetçilerin yediğini söyledi. Roosevelt, Alice’in tepsi içinde ikram ettiği bir dilim çavdar ekmeğini yiye yiye bahçeye çıkmış, bahçıvan ve işçileri selamlamıştı. Bu adamlar o günü gözyaşları içinde hatırlarlar. Bunlardan Ike Hoover der ki: ‘O gün, son iki yıl içinde mutlu olduğum tek gündü’.

Telefonla konuşurken bile muhatabınız ses tonunuzdan bu konuşmadan ne kadar mutlu olduğunuzu anlamalıdır. Sizin ona değer vermeniz, onu size samimi olarak yaklaştıracaktır.

Başkalarına karşı samimi ve derin bir ilgi gösteriniz.

2-Gülümseyiniz

İnsanın yüzünde taşıdığı, sırtında taşıdığından daha önemlidir.

İnsanları hareketleri kelimelerden daha yüksek bir sesle konuşur. Kelimelerinin dilini pek sevmediğimiz nice insanlara hallerinin güzel dili yüzünden bağlanıveririz.

Büyük bir şirketin yöneticisi ‘İşe alacağım insanları seçerken, gülümsemeyi bilen bir lise mezununu, asık suratlı bir üniversite mezununa tercih ederim’ demişti.

Gülümseyin. Öyle samimi ve sıcak olunuz ki, her sıktığınız ele, ruhunuzu da katınız.

Düşmanlarınızı düşünerek zaman kaybetmeyin.

Korkuya kapılıp hedef değiştirmeyiniz.

Aklınızı hedefinizde yoğunlaştırınız.

Güçlü ve faydalı olma düşüncenizi zihninizde yaşattıkça gerçekten de öyle olmaya başladığınızı göreceksiniz. Siz ısrar ettikçe fırsatlar çıkacaktır.

Fikir, imanla bağlanırsa, kudret haline gelir. İmanla bağlanın. Cesur, açıkgöz ve neşeli olun.

Kalbiniz neye bağlanırsa, varlığınız onun mahiyetine bürünür. Bürüneceğiniz mahiyeti doğru tespit edin.

3-İsimleri Hatırınızda Tutunuz

Sıradan bir adam bile kendi ismine dünyadaki bütün isimlerden fazla önem verir.

Bir insanı uzun zaman sonra hatırlayıp, ismi ile hitap etmek, büyük bir iltifat kabul edilir. Fakat ismi yanlış hatırlasanız veya yanlış telaffuz ederseniz, bu, zararlı olabilir. Adam yeterince önemsenmediğini düşünüp, gücenebilir.

Eserlerini kendilerine ithaf ettirmek için yazarlara para teklif eden zenginleri de biliyoruz. Siyasal adamlarının aldıkları ilk ders şudur: ‘Bir seçmenin ismini hatırlamak devlet idaresine hazır olmanın ilk şartıdır. Başkalarının isimlerini hatırınızda tutunuz. Çünkü bir insan için dünyanın en tatlı ve önemli sesi, kendi ismidir.

4-Dinlemeyi Biliniz

Dinleyen birisini bulduğunuzda dinletmeyi sevmeyenimiz yoktur.

Heyecanlı dikkat ve ilgiden zevk almayacak insan yoktur.

En sert, en saldırgan, tenkitçiler bile sabırlı ve sevimli bir dinleyici karşısında yumuşarlar. Böyle dinleyiciler zehirini akıtan tenkitçinin dilinin tutulacağını bilirler ve sabırla zehirini akıtmasını beklerler.

Detner Yünlüler Şirketi’nin 15$’lık borcu için yağmuruna tuttuğu bir müşteri, şirketin kurucusu Julian F. Detner’in odasına öfke ile dalmıştı: ‘Muhasebeniz hesabımı yanlış tutmuş. Size borcum falan yok 15$ ödemeyeceğim gibi, bir daha on paralık alışveriş de yapmayacağım’ diye gürleyen müşteriyi Detner dikkatle dinlemişti:

-Hiç sözünü kesmedim. İçini boşalttı. Rahatladığını görünce şöyle konuştum: ‘Şikago’ya kadar gelip bu gerçekleri bildirdiğiniz için teşekkür ederim. Siz dikkatli bir müşterisiniz. Hatayı binlerce hesapla uğraşan memurlarımızın yaptığına eminim. Bir daha bizden alışveriş de yapmayacağımıza göre, ben size diğer iyi firmaları tanıtayım’.

Çok etkilenmişti. Şikago’ya geldikçe beraber yemek yerdik. Bu defaki yemek davetimin sonunda yüklü bir sipariş vererek ayrıldı. Birkaç gün sonra da hesapları tekrar incelediğini, 15$’lık bir borcunun olduğunu bildiren mektubu geldi. Bu adam oğluna Detner adını vermiş ve ölünceye kadar dostumuz olarak kalmıştır.

Önemli insanlarla çok sevilen röportajlar yapan Isaac Marcosson der ki: ‘Birçok insan dikkatle dinlemeyi bilmediğinden, iyi bir izlenim bırakmaz. Bunlar hep daha sonra söyleyeceklerini düşündükleri için, kulak açmazlar. Benim röportaj yaptığım büyük adamların hepsi de, konuşmaktan çok, iyi bir dinleyici olmayı tercih ettiklerini söylemişlerdir’.Karşınızdakini dinlemeyi biliniz. Başkalarına kendilerinden bahsetme imkanı veriniz.

5-İnsanların İlgilerini Paylaşınız

Bir insanın gönlünü kazanmak için onun ilgilendiği konuları konuşmanın çok etkili olduğu bilinmelidir.

Avrupa’da düzenlenen büyük bir izci toplantısına katılacaktık. Oymağımdaki izcilerden birisi yol masrafını karşılayamayacak durumdaydı. Dev şirketlerden birinin yöneticisinden bu çocuk için yardım istemeye karar verdim.

Görüşmeye gitmeden önce şirket yöneticisinin bir zamanlar bir milyon dolarlık bir çek yazdığını, karşılığı ödendikten sonra bu çeki çalışma odasına astığını öğrenmiştim. Odasına girer girmez bu çekten bahsetmeye başladım. Şimdiye kadar hiç bir milyon dolarlık bir çek görmediğimi, şimdi böyle bir çeki gördüğümü izcilerime anlatacağımı söyledim. Yöneticiden çekin hikayesini de anlatmasını istedim. Bana o günü, tekrar yaşayarak, zevkle anlattı.

Görüyorsunuz ya, Chalif söze yardım isteği ile değil, yöneticiyi çok heyecanlandıran bir konuyla başlamıştı. Bakalım bunun sonucunda ne elde etmiş?

-Çek bahsi bitince yönetici candan bir ilgiyle ziyaretimin amacını sordu. Ben de anlattım. O, bir değil, beş çocuğun masrafını karşılayabileceğini söyledi. Bin dolarlık bir çek yazdı. Şirketin Avrupa’daki şubelerine bize her konuda yardımcı olmalarını isteyen birer hazırlattı. Üstelik Paris’te bizi bizzat karşılayıp şehri gezdirdi. Çek hikayesi aramızda öyle bir dostluk doğurdu ki, hala elinden gelen hiçbir yardımı izcilerimden esirgemez. O gün sözlerime onu çok ilgilen bir konu ile başlamamış olsaydım, herhalde bu başarıyı elde edemezdim.

Karşınızdakilerin ilgilerini paylaşınız.

6-Başkalarına Önemli Birisi Olduklarını Hissettiriniz

Başkalarına, size nasıl davranılmasını istiyorsanız, öyle davranın.

Hepimiz saygı görmek, samimiyetle takdir edilmek isteriz. Hakkımızda güzel sözler söylenilmesinden hoşlanırız. Önemli birisi olduğumuzun farkedilmesinden mutluluk duyarız. Evet, hepimiz önemli birisi değil miyiz?

Bu takdir etme uygulamasına başlamanız için Amerika’nın Ankara Büyükelçisi ya da FIFA Başkanı olmayı beklemeyiniz. Herkesin takdir edilmeye ihtiyacı vardır ve takdir etmesini bilmelidir. İşimiz dost kazanmak değil mi?

Size zahmet verdiğim için üzgünüm’, ‘Rica ederim’, ‘Lütfen’, ‘Teşekkür ederim’ gibi söylenmesi hiç de zor olmayan cümleler karşınızdaki insana kendisine değer verildiğini düşündüreceği gibi sizin iyi yetişmiş olduğunuzu da gösterir. Başkalarına önemli biri olduklarını hissettiriniz. Bunu samimiyetle yapınız.

İNSANLARI KAZANABİLMENİN ON İKİ YOLU

1-Hiçbir Münakaşanın Galibi Yoktur

Bir münakaşayı kazanmanın en iyi yolu, o münakaşaya hiç girmemektir. Uzun politika hayatım, bana bir gerçeği öğretti: ‘Cahil bir adamı münakaşa yoluyla mağlup etmeye imkan yoktur.

2-Kimseye Yanlış Düşündüğünü, Yanlış Bir Şekilde Söylemeyiniz

Hiçbir zaman yüzde yüz isabetli davranamayacağınıza göre, niçin yanlış hareket ettiklerini başkalarının yüzüne vurup duruyorsunuz?

Bir şey ispatlayacaksanız, bunu iddianızı ve niyetinizi belli etmeden yapınız. Öğreniyormuş gibi davranarak öğretiniz. Hatırlamaya çalışıyormuş gibi hatırlatınız.

Acaba yanlış mı düşünüyorum?

Çünkü bizim esas korumaya çalıştığımız şey fikirlerimiz değil, şahsiyetimizdir.

3-Yanlışınızı Kabul Ediniz

Hatayı kabullenmek hatta üstlenmek aynı zamanda bir asalet işidir. Üstün bir karakterin belirtisidir.

Yanıldığınız takdirde bunu çabuk ve kesin bir şekilde kabul ediniz.

4-İşe Dostça Başlayınız

Bir damla bal, bir varil ziftin çekemeyeceği kadar sinek toplar.

Nezaket ve dostluk, sertlikten kuvvetlidir.

5-Hayır’ın Geri Dönüşü Zordur

Söze doğrudan doğruya anlaşmazlık bulunan konulardan başlamayınız. Başlangıç noktanız ortak düşünceleriniz olsun.

Muhatabınızın ilk sözlerinin ‘Evet’ olmasını sağlayınız. Muhatabınıza konuşmanın başında ‘Hayır’ dedirtmeniz büyük strateji hatası olacaktır.

6-Şikayete Karşı Sigorta

Çok kimse düşüncelerini kabul ettirebilmek için çok konuşmaları gerektiğini zanneder.

Değişik bir fikri dinlerken sabırsızlanıp lafa karışmayın. Kendi fikrinizi ifade etmek için konuşmanın bitmesini bekleyin. Muhatabınızı düşündüğü bir şeyi anlatması için teşvik edin. Bunu samimimi olarak yapın. Konuşmasına müsaade etmediğiniz biri, sizin düşüncelerinizden etkilenmez. Onun aklı, söyleyemediklerinde kalır.

New York Herald Tribune gazetesinin ekonomi sayfasındaki ilanda yetenekli bir adam arandığı bildiriliyordu. Charles T. Cubellis de müracaat etti ve mülakata çağırıldı. Cubellis mülakata girmeden önce görüşeceği adam hakkında Wall Street’de epey bilgi topladı. Mülakat esnasında şu bilgileri araya sıkıştırdı: ‘28 yıl önce büyük bir odada tek memurla bu işe başladınız ve bu noktaya geldiniz değil mi? Sizinle çalışmak, benim için şereftir’.

Hayattaki mücadelesini anlatmaktan hoşlanmayan adam var mıdır? Bu adam da neler çektiğini, engelleri nasıl aştığını, işlerini nasıl büyüttüğünü saatlerce anlattıktan sonra Personel Müdürü’nü çağırmıştı: ‘Aradığınız adam bu. Hemen işe başlatın’.

Cubelis önce bilgi toplamakla, sonra da bu bilgiler vasıtasıyla karşısındaki adama uzun uzun konuşma, kendinden bahsetme imkanı vermekle bir iş sahibi olmayı başarmıştı.

7-Düşüncelerinizi Başkalarına Söyletebilmenizin Önemi

Kendi fikirlerimize başkaları tarafından fikirlerden daha çok önem veririz. Başkalarının fikirlerini daima belirli bir direnmeyle karşılarız. Öyleyse fikrimizi kabul ettirmenin yolu nedir? Çok basit, Kendi fikrimizi karşımızdakine sanki kendi fikriymiş gibi söyletebilmek.

Theodore Roosevelt New-York valisi iken siyasi liderlerin sıcak bakmadığı işleri, onların onayını alarak yapıyordu. Nasıl mı?

‘Önemli bir makama atama yapacağım zaman, siyasi liderlere haber verir, teklifte bulunmalarını isterdim. İlk verdikleri ismin yeterli birisi olmadığını söyler, ikinci bir isim isterdim. Bunun da sakıncalı olabilecek taraflarını anlatır başka bir teklifte bulunmalarını rica ederdim. Bu, biraz daha iyi bir isim olurdu. Onlar benim istediğim adamı teklif ettiklerinde ‘tamam’ derdim, ‘kabul ediyorum’. Böylece onların istediği adamı atamış olurdum. Sonra da döner şöyle derdim: ‘Ben size destek oluyorum. Şimdi sıra sizde.. Bu usulle hiç istemedikleri konularda bile yanımda olmalarını sağlıyordum’.

Bir fikrimi ona, üzerine giderek kabul ettirmeye çalışmazdım. Laf arasında şöyle bir dokunup geçerdim. fikrim, onda adeta demlenir, birkaç gün sonra Wilson tarafından kendi fikriymiş gibi açıklanırdı.

Beni alacağım sonuç ilgilendirdiğinden, bu fikir benimdi demezdim. Böylece demleme olunu devam edebilirdi. Wilson da öne sürdüğü fikirlerin bana ait olduğunu anlamazdı bile.

Karşınızdaki insana fikrin kendisine ait olduğunu düşündürünüz. Başkalarının, fikirlerinizi kendilerine mal etmelerinden kaçınmayınız.

8-Büyük Neticelerin Küçük Formülü

Çocuklar işbirliği yapmak, bir işi birlikte başarmak fikrinden çok etkileniyorlar. Başarımı, olaya onların gözüyle bakmama borçluyum.

Unutmayın ki karşınızdaki insan hatalı olduğunu hemen kabul etmeyecektir. Bu yüzden onu suçlamadan önce, düşüncesine kuvvet veren sebepleri anlamaya çalışmalısınız. İnsanların düşüncelerinin sebeplerini keşfederseniz. onun şahsiyetinin anahtarını ele geçirmiş olursunuz. Kapıyı açmak kolaydır artık. Bunu sağlamak için kendinizi onun yerine koymalısınız. ‘Onun yerinde olsaydım, onun şartları altında bulunsaydım, nasıl hareket ederdim acaba?’

Olayları tam bir samimiyetle başkalarının bakış açılarından da görmeye çalışınız.

9-Sempatinin Gücü

A-Bu şekilde insanların ihtiyacı olan şey sempati görmektir. Çocuk, yarasını herkese bunun için gösterir. Hatta daha fazla sempati görebilmek için bir yerini yaraladığı bile olur. Büyük insanlar da yanı sebepten maddi-manevi yaralarını-berelerini anlatıp dururlar. Geçirdikleri kazalardan, ameliyatlardan bahsederler. Neler çektiklerini, başlarına ne felaketler geldiğini anlatıp aniden sırlarını dökerler. Bütün dünyada herkes kendi gerçek ya da hayali ızdırablarına karşı acınıp durur.

Diğer insanların düşüncelerine, arzularına, tavırlarına sempati gösteriniz.

10-Asil Duyguların Harekete Geçirilmesi

Gerçek şu ki, karşılaştığınız herkes, aynada gördüğünüz adam dahil, kendisine büyük bir saygı duyar. Başkalarının da bu saygıyı kendisine göstermesini ister.

John D. Rockfeller Jr. a gazetelerde çocuklarının resimlerinin basılmasını asil duygulara hitap ederek önlemişti. Onun dediği şuydu: ‘Sizler de çocuk sahibisiniz. Küçüklere vaktinden önce şöhret sağlamanın iyi yetişmelerini engelleyeceğini takdir edersiniz’.

Bir müşteri hakkında kesin bilgileriniz yoksa, ona dürüst, samimi, namuslu borcuna sadık adam olduğuna inandığınızı söyleyin. Siz böyle söylerseniz, o da kendisini böyle olmak zorunda hisseder. Kendisine bu vasıflar verilen bir insan başka türlü hareket etmek istemez. A-Bir adama namussuz olduğunu söylerseniz, o zaman da namuslu davranmak istemez. Bu kuralın istisnası çok azdır.

11-Fikirlerin Gösterisi

Rakamlar, konuşmaktan çok daha büyük bir fayda sağlar. Grafiğin gücü ise rakamı aşar. Rakamların şekillerle ifadesi daha etkili olur.

12-Son Çare

İyi ve çok iş yaptırabilmek için rekabeti körüklemek gerekir. Bu, herkesi birbirine ezdiren bir rekabet değildir. Daha mükemmeli yakalama arzusunun ateşlenmesidir.

İnsanlara vasıflarını ortaya çıkarabilecek cesareti veriniz. Bu cesareti vermenin en emin yolu da onlara meydan okumaktır.

İNSANLARI KOLAYLIKLA DEĞİŞTİRMENİN DOKUZ YOLU

1-Mutlaka Kusur Bulacaksanız…

Sekreter bu uyarıdan hiç alınmadı. Çünkü az evvel üstün bir yanı söylenmişti. İnsan övüldükten sonra, kusurunun söylenmesine tahammül edebilir. Tamamen gözden çıkarılmadığını düşünüp, rahatlar. Kusurunu düzeltecek gücü kendisinde bulabilir. Berber de traş etmeden önce, müşterisinin sakalını sabunlamaz mı?

Önce övgü, sonra tenkit sonra itimat. İşte insanı öldürmeden kazanmanın formülü: ‘Çok iyisin. Şu hataların var. Sana itimat ediyorum’.

Söze samimi bir takdirle başlayınız.

2-Düşman Kazanmadan Tenkit Etmenin Yolu

İnsanlara hatalarını dolaylı olarak anlatınız. Böylece kaş yapayım derken, göz çıkartmazsınız; düşman kazanmazsınız.

3-Önce Kendi Hatalarınızı Söyleyiniz

Hatan, benim yaptığım hatadan daha küçük ama sen bunu yapmamalısın.

Kendi hatalarımızdan bahsetmemiz, başkalarının da kendi hatalarını kabullenmelerini kolaylaştırır.

4-Hiç kimse Emir Almaktan Hoşlanmaz

Doğrudan emirler yağdırmak yerine yapmaları gerektiğini insanlara hissettiriniz.

5-İnsanların Gururlarını Koruyunuz

Yıkılan gurur çoğu zaman beraberinde başkalarını da alır götürür.

6-Küçük Bir Takdir Büyük Başarıya Sevk eder

Her insanda gördüğünüz en küçük bir yeteneği ve başarıyı bile samimiyetle takdir ediniz. İnsanlar bu takdir cümlelerin verdiği hızla büyük başarı yollarına girerler. Unutmayınız, böyle davranılmaya sizin de ihtiyacınız var.

7-Değer Vermek

Herhangi bir insana bir meziyetinden veya faziletinden ötürü saygı duyduğunuzu hissettirirseniz, onu idare etmek son derece kolaylaşır.

Baştan çıkmış bir adamı yola getirmek için ona namuslu adam muamelesi yapmak gerekir. Bu muamele onu öyle sevindirir ki, layık görüldüğü şekilde karşılık vermek ister. Bir başkasının gösterdiği itimat ona gurur verir.

Bir insana öyle bir değer veriniz ki, o değere gerçekten sahip olmak istesin. İnsanlara değerli olarak yaşama imkanlarının ve fırsatlarının önünü açınız.

8-Zorlaştırmayınız

Bir çocuğa, bir eşe, bir memura beceriksiz ve yeteneksiz olduğunu söylerseniz, onun bütün gelişme, başarılı olma ümit ve arzusunu kırarsınız. Tam tersini yapınız. Yapılacak işin zor değil kolay olduğunu söyleyiniz. Teşvik ediniz. Yapamadıklarını tenkit etmeden önce yapabildiklerini övünüz. Onun yeteneğine güvendiğinizi hissettiriniz. O zaman daha iyi olmak için elinden geleni yapacaktır. İnsanlara eksikliklerinin kolayca getirebileceğini, hatalarının kolayca düzeltilebileceğini söyleyiniz. Yapmaları gereken işlerin zor olmadığını hissettiriniz. Ne kendi işinizi, ne onların işini zorlaştırmayınız. Daima cesaret aşılayınız.

9-Sevdiriniz

Yapılmasını istediğiniz işi karşınızdakine sevdirerek yaptırınız.

AİLE HAYATIMIZI DAHA MUTLU YAPACAK YEDİ YOL

1-Aile Hayatınızın Mezarını Kazmak İstemiyorsanız…

Kıskançlığın zehirli dumanları bu evliliği de boğmuştu. Kadın dırdırı ile imparatoru bile evinden kaçırtmıştı.

Kocaların evlerini terk etmelerinin en önemli sebebinin karılarının dırdırı olduğunu gördüm.

2-Sev ve Yaşat

Karşısında kendisinde kusur arayan, kusurlarını büyüten bir kadın değil, sadece yorgun başını dinlendirmeye çalışan bir kadın bulmuştur.

Karısının kendisine güvendiği bir erkek dik durur, güçlü olur. Bu konuda verilebilecek en çarpıcı örnek Hz. Muhammed ile Hz. Hatice’nin bir konuşmasıdır. Günlerce süren ruhi gerginlikten sonra Hz. Muhammed eşi Hz. Hatice’ye Peygamberlikle görevlendirildiğini açıkladığında tereddütsüz aldığı cevap şudur: ‘Eğer hakikaten bir Peygamber gelecekse, bu ancak sen olabilirsin’.

Evlilikte başarı yalnızca aranan eşi bulmak değildir. Aynı zamanda aranılan eş olmalıdır.

Eşinizi ‘Aradığım bu değildi’ diye suçlamayın. Acaba onun da aradığı siz miydiniz?

Hayat arkadaşınıza önem veriniz. Onu olduğu gibi kabul ediniz.

3-Soluğu Mahkemede Almamak İçin

İmparatoriçe Katerina da evinde aynı diplomasiyi uyguluyordu. Güçlü bir imparatorluğun bütün tebaasını avucunun içinde tutan, düşmanlarına işkence yapmaktan çekinmeyen, hasımlarını kurşuna dizdiren gereksiz savaşlar ilan eden bu kadar evinde kimseyi incitmezdi. Aşçısının önüne koyduğu yanmış eti bile hiç bir şey söylemeden yerdi. Hatta aşçısına gülümserdi. Catherine dışarıda ne kadar zalimse, evinde de o kadar sabırlı, kibar ve hoşgörülüydü.

Evlilik gemisinin sert kayalara çarpıp parçalanmasına sebep olan dev dalgalar yıkıcı tenkitlerden başka bir şey değildir.

Kırıcı, aşırı, lüzumsuz, yıkıcı tenkitten kaçının. Aksi halde soluğu mahkemede alırsınız.

4-Herkesi Mutlu Etmenin Kestirme Yolu

Kadının mutlu ve evine bağlı olması için kocası tarafından takdir edilmesi gerekir. Katını mutlu eden erkek kendisinin de mutluluğunu sağlamış olur.

5-Kadın İçin Küçük Bir Dikkatin Büyük Değeri Vardır

Lütfen bir demet çiçek götürmek için karınızın hasta olmasını beklemeyin.

Kadınlar doğum, nişan, nikah günlerine büyük önem verirler. Bunların unutulmasını kendilerinin sevilmediği şeklinde yorumlarlar. İçlerinde hakaret kabul edenler de vardır. Erkeklerin eşlerinin doğum günlerini, evlilik yıldönümlerini, benzeri önemli günleri mutlaka ezberlemelidirler. Bunların hatırlanmaması halinde üzülebilecek erkekler varsa, kadınlar bu günleri unutmadıklarını göstermelidirler…

Birçok insan küçük dikkatlerinin değerini takdir etmez. Küçük ihmaller birikir, ortaya koskocaman bir boşanma davası çıkar. Küçük bir dikkatsizliğin orman yangınına sebep olduğunu unutmamalıyız.

6-Bunu İhmal etmemelisiniz

Hollanda’da bir eve girmeden önce ayakkabılarınızı çıkarmak zorundasınızdır. Bu, günün sıkıntılarını kapının önünde bırakmak anlamına gelir. Hepimiz ayakkabılarımızı çıkarıp, eve öyle girmeliyiz. Bu çok önemli bir derstir.

Müşterisine kötü söz söylemeyi aklından bile geçirmeyen adam, karısına ağzına geleni söyler. Ne budalalıktır. Mutlu olması için karısı ona daha çok lazımdır. Bir kadın, yüz bin müşterinin veremeyeceği mutluluğu verebilir.

Büyük Fikirler Oluşturmanin 101 Yolu

Salı, 06 Kasım 2007

Yazar : Timothy R.V.FOSTER

Yayınevi : Rota Yayıncılık

————————————————————————-

SORUNLARI KAVRAMAK

1.YOL: MEVCUT DURUMU TANIMLAYIN

Büyük fikirler oluşturmakta atacağınız ilk adım, o an için nerede olduğunuzu açıkça kavramaktır. Mevcut durumunuzu tanımlarken, yapabildiğiniz ölçüde çok ve farklı ölçüm aracı kullanın. Örneğin, aşağıdaki başlıkları kullanabilirsiniz:

*Arka plan

*Gereksinim

*Coğrafi / fiziksel konum

*Zaman parametreleri

*Rekabet durumu

*Mali durum

*Eldeki kaynaklar

*Elde bulunmayan kaynaklar

Bunun nasıl işlediğine ilişkin bir örnek vereyim. 1982’de New York’taki bir reklam ajansı için çeşitli bağımsız işler yapıyordum. Ajansın müşterilerinden biri, Teksas’tan Granby Havacılık AŞ idi. Granby son derece güzel görünümlü, yüksek randımanlı dört kişilik özel uçaklardan iki ayrı model üretmişti. Granby’nin karşılaştığı sorun “Göklerdeki Porsche” diye sunulan 120.000 dolarlık uçağın satışlarının oldukça yavaş olmasıydı. (sayı 100’ün altındaydı) Oysa Granby’nin en iyi yılında, yani yaklaşık 36 ay önce satılan uçak sayısı 400’ün üzerindeydi. Ajans başkanı Bruce Friedlich, Granby için ortaya bazı fikirler atıp atmayacağımı sordu. Sonuç olarak bir haftam vardı. Ben de yukarıda çerçevesini çizdiğim yöntemi uyguladım.

*Arka plan Granby, dört kişilik tek motorlu özel uçaklardan iki model üretiyor: 400 ve 500. Modeller birkaç yıl önce önemli ölçüde modernize edilip kaliteleri yükseltildiği için, uçakların özellikle randıman ve kalite açısından kusursuz bir imajı var. Buna karşın satışlar düşmüş. Granby uçakları neredeyse özel olarak iş adamları tarafından kendi başlarına uçmak için satın alınıyor. Kullanım alanı, boş zamanlarda uçmaktan çok iş yolculukları. İlk kez uçak satın alanlar için uygun bir model değil.

*Gereksinim Granby için satışları artırmaya yarayacak, alanında süregiden önderliğini iyice açığa çıkaracak, hızla uygulanabilecek ve çok fazla paraya mal olmayacak büyük bir fikir.

*Coğrafya Granby Teksas’ta. ABD’nin dört bir yanından ve sınırlı ölçüde dünyanın çeşitli yerlerinden müşterileri var.

*Zaman Ana kavramlara bu hafta ihtiyacımız var. Birkaç ay içinde fikrin yürürlüğe girmesi gerek.

*Rekabet Durumu Granby uçağı üstün bir ürün, fiyatı da uygun. Yüksek hız ve inanılmaz bir yakıt randımanı sunuyor.

*Mali Durum Son derece düşük bir bütçemiz var.

*Eldeki Kaynaklar Alıcı bir izleyici kitle, 4.500 Granby sahibinden oluşan sadık bir zemin ; destekleyici havacılık medyası

*Elde Bulunmayan Kaynaklar Dünyanın parası, dünyanın zamanı

2.YOL: HEDEFİ TANIMLAYIP ÖLÇÜLEBİLİR KILIN

Hedef önemlidir ve ölçülebilir olmalıdır. Hedefleri nasıl ölçersiniz? Hedefler izi sürülebilecek terimlerle ifade edilebilmelidir. Örneğin: Genel Havacılık İmalatçıları Birliği’nin aylık raporlarından ölçülebilecek şekilde, Granby’nin birinci sıradaki pazar payını geliştirerek satışları yüzde 10 yükseltmek.

3.YOL: BOŞLUKLARI BELİRLEYİN

Bir sonraki basamak mevcut durumunuzla arzuladığınız durum arasındaki boşlukları belirlemek olacaktır. Granby analizimize geri dönelim ve seçenekleri tek tek gözden geçirelim.

*Arkaplandaki boşluk Sanayi kötü durumda. Ürünün kusursuzluğuna karşın müşteriler duraksıyor gibi.

*Gereksinimlerdeki Boşluk Ses getirecek etkili bir promosyon oluşturup satışları ve pazar payını artıracak bir yol bulmak gerek.

*Mali boşluk Ne yaparsak yapalım, maliyeti çok yüksek olmamalı. Bütçemiz 180.000 dolar civarında. Bu da ülke çapında olacak bir kampanya için çok az.

4.YOL: ÇÖZMEYE ÇALIŞTIĞINIZ SORUNUN ÖZÜNÜ SAPTAYIN

Doğru sorunu nasıl saptarsınız? Potansiyel sorun alanlarının bir listesini yapın ve herbirinin karşısına gerçekten bir sorununuz olup olmadığını yazın. Granby örneğimize geri dönelim. Satışlar düşük. Sorunun özü bu değil, satışlar niye düşük?

Öyleyse sorun nedir? Yanıt çok fazlaya mal olmasıdır. Satın almak için çok fazla, kullanmak için çok fazla. Fiyatları nasıl aşağı çekebiliriz? Granby’nin uçak fiyatını fazlaca indirmesi mümkün değil. Yine de satışlara yardımcı olacak tek şey, maliyette düşüş sağlamak. Dolayısıyla gerçek sorun buydu.

5.YOL: İZLEYİCİ KİTLEYİ, KULLANICILARI,

YARARLANANLARI BELİRLEYİN

Bir başka adım, kime konuşuyor olduğunuzu açıkça kavramaktır. Granby örneğimizde bunları şöyle sıralayabiliriz: Granby uçağı sahipleri, granby satıcıları, mevcut başka uçak sahipleri, lisanslı pilotlar, potansiyel uçak sahipleri, yeni pilotlar, havacılık medyası, granby çalışanları (işlerinin geleceği konusunda) .Bu kategorilerin neler olduğunu saptayıp kavramak, fikirlerinizi geliştirmekte önemli bir adımdır.

6.YOL: BİRAZ ARAŞTIRMA YAPIN

Çevrenizde, sizin için yararlı olmayı bekleyen ne çok enformasyon var. Kütüphanelere gidip şunları inceleyebilirsiniz: Rehberler, referans kitapları, ansiklopediler, yıllıklar, atlaslar, sözlükler, biyografiler, gazeteler, dergiler.

Ya da bazı özgün araştırmalar yapabilirsiniz: Anket gibi

7.YOL: BİR ODAK GRUBU OLUŞTURUN

Bu, insanları denetimli bir çevrede gruplar halinde topladığınızda ve uğraşınız için geniş kapsamlı bir araştırma yürüttüğünüzde işe yarar.

İyi odak gruplarının sırrı, gruba doğru insanları almakta ve grubu ne elde etmek istediğinizi gerçekten kavrayan deneyimli ve işi kolaylaştıran biri tarafından yönlendirmektir.

8.YOL: BİR GZFT ANALİZİ YAPIN

Duruma bakıp değerlendirmenin bir başka yolu da GZFT testi yapmaktır. GZFT’nin açılımı “Güçlü yanlar, Zayıf yanlar, Fırsatlar, Tehlikeler”dir.

GZFT tekniği size sorunun özü konusunda sıfır noktasındayken son derece yardımcı olduğunu, hatta olası çözümlerin yönünü belirlemenizi sağladığını göreceksiniz.

9.YOL: ÖDEVİNİZİN KISA BİR TANIMINI YAZIN

İşin önemli yönlerini mantıksal bir düzen içinde sıralamak, boşlukları teşhis etmenize yardımcı olacaktır. Bunu kendiniz ya da çalışma ekibiniz için yazıyor olsanız bile özel bir dil (jargon) kullanmaktan sakının ve önceki bilgilerinize yaslanmayın.

10.YOL: SORUNU ALTI YAŞINDA BİR ÇOCUĞA AÇIKLAYIN, SONRA DA O SİZE AÇIKLASIN

Altı yaşında dost canlısı bir çocuk bulun ve sorunu ona açıklamaya çalışın. Burada hedefiniz işi iyi becerip daha sonra çocuğun sorunu size açıklayabilmesini sağlamaktır.

Çocuğun formüle edeceği sözleri çok dikkatle dinleyin. Önyargılarına ket vurulmamış bir zihnin neler üretebileceğini görünce şaşıracaksınız.

ZİHNİ ANLAMAK

11.YOL: FİKİRLER OLUŞTURMANIN NİÇİN ZOR OLDUĞUNU ANLAYIN

“Fikir insanı” olmanın çok zor olduğunu, onların sonradan ortaya çıkmadıklarını öyle doğduklarını düşünerek büyürüz ve bu duruma razı oluruz. Kendimiz için bu ön yargıya dayanan engeller yaratır ve onları doğruluğun yoluna dikeri; oysa büyük fikirler oluşturabileceğimiz yer tam da orasıdır.

12.YOL: FİKİRLER OLUŞTURMANIN NİÇİN KOLAY OLDUĞUNU ANLAYIN

Fikirler oluşturmak kolaydır. Çünkü bunu yapabilmemizi sağlayacak süreç ve teknikleri öğrenmeye doğuştan yetenekliyiz. Bunun için bütün gereken, temel bir kavrayış ve süreç üzerine birazcık deneyimdir. Böyle olunca bizi engelleyen herşey çözülüp gidecektir.

Pratik yapın. Bir daha deneyin. Deneyimli yaşayın. Rahatlık düzeyi yükselecek ve çok geçmeden kendi yararınıza büyük fikirler oluşturuyor olacaksınız.

13.YOL: SAĞ / SOLBEYİN YAPISINI KAVRAYIN

Beynin sağ tarafı yaratıcı, görsel, mekansal, kavrayışlarımızı yönetir. Beynin sol yanı ise mantıksal, matematiksel, yargıya varıcı ve analitik etkinliklerimizi yönetir.

Burada üzerinde durulması gereken nokta, bunların iki farklı işlev grubunun olmasıdır. Beyin büyük bir buhar makinesi gibi düşünülebilir. Bir yönde hareket etmeye başladı mı bunu sürdürme eğilimindedir.

14.YOL: MANTIK TUZAĞINDAN KAÇININ

Zihin herşeyin mantıksal olarak işlemesini ister. Herşeyi küçük bölmelere ayırarak düzenlemeye ve bunları orada saklamaya yatkınızdır.

Bu büyük fikirler oluşturmanın önünde dikilen bir engeldir. Bazı büyük fikirler görünüşte mantıksızdır. Kendimize farklı davranabilmek konusunda izin vermeliyiz. Mantıksal olmak işe yarayabilir. Buna izin vardır. Mantık tuzağından kaçının.

15.YOL: ZEKA TUZAĞINDAN KAÇININ

Son derece zeki insanlarla son derece yaratıcı insanlar arasında mantıksal bir bağ olduğunu düşünerek kendinizi aldatmayın. Bir insan ne kadar zekiyse, geniş deneyimlerine dayanma olasılığı o kadar artar.

Kendinizi klişelere, basmakalıp düşüncelere bağlamak yaratıcılığınıza zarar verebilir, öyleyse zeka tuzağına düşüp başarısız olmayın.

16.YOL: ENFORMASYON TUZAĞINDAN KAÇININ

Bir sorun hakkında ne kadar çok şey bilirseniz, çözmek o kadar kolaylaşır. Gerçekten öyle mi? Fikirler oluşturmada bilgilenmemiş insanların size yardım etmesine izin verirseniz, son derece açık olan ama bir türlü fark edemediğiniz çözümün bir şans eseri önünüze fırladığını görebilirsiniz. Bir sorunu çözmeye çalışırken araya birkaç tane de hiçbir şey bilmeyen kişi alın.

17.YOL: ANLAMSIZ LAKIRDILARINIZI ANLAMAYA ÇALIŞIN

Uyanık olduğunuz her zaman, bu boş laf etmeler, bu lakırdılar sürüp gider. Kimileri buna alt-konuşma diyor, kimileri de alt-yazı.

Bunun sizi yönlendirmesine izin vermeyin. Onu susturmak için bilinçli bir girişimde bulunmanız gerekebilir. Bu iç lakırdılar özellikle dinleme yeteneğinizin önünü tıkar. Onu düşünmenizle uyumlu tutmaya çalışın. Size rakip olacağına ortak olsun.

KENDİ YARATICILIĞINIZI KURMAK

18.YOL: BİR CEP TEYBİ TAŞIYIN

Cep teybi konuşarak kullanabileceğimiz bir not defteridir. Teybinizi bir yığın notla doldurduktan sonra başa sarıp not defterinizin başına oturun, herşeyi bir güzel yazın. Kaydedip de unuttuğunuz irili ufaklı pek çok başlık karşısında şaşkınlığa uğrayacaksınız.

19.YOL: BİLGİSAYARINIZDA BİR FİKİR - TASLAK

PROGRAMI KULLANIN

Bir fikir - taslak programının işleyişi şöyledir: Program size birbiriyle veya birbiri arasında ilintilendirilebilecek bir dizi başlık ve alt başlık yaratabilme olanağı sunar. Fikirlerinizi geliştirirken bunlar arasında dolaşarak, ayrıntılı bir tanım ve özet yazmak ya da bir teklif veya bir sunum oluşturmak türünden daha sonra gerçekleştirilecek bir çalışmanız için düşüncelerinizi kolaylıkla doğru bir düzene koyabilirsiniz.

Bu program, sizi büyük miktarda konu dışı ayrıntıya boğmaksızın, büyük görüntü üzerinde çalışmanızı sağlar.

20.YOL: DUYULARINIZA ANTRENMAN TAPTIRIN

Bütün duyularınız yaratıcılığınızı kurmakta size yardımcı olabilir. Ancak onları etkin bir konumda tutmak kaydıyla! Görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma duyularınız gün boyunca çeşitli girdiler alırlar, ancak kendinizi yeni bir duyum durumuna alıştırıp bu uyumu bozmanız çok uzun zaman almaz.

21.YOL: BİLDİK BİR ŞEYİ ON DAKİKALIĞINA İNCELEYİN

Bildik nesneleri muhakkak sayma, kuşku duymaksızın kabul etme eğilimindeyizdir; zihinlerimizde yalnızca gelişigüzel bir imajını barındırırız. Buradaki ödev algılama becerilerinize biraz idman yaptırmaktır.

Yaratıcılığınızı kurmak zihninizi keskinleştirmek demektir, bunun anlamı da algılarınızı güçlendirmektir.

22.YOL: BİR SORUN ÜZERİNDE DÜŞÜNMEYE ÇÖZÜM ANININ HEMEN ÖNCESİNDE BAŞLAMAYIN

Fikirler hakkındaki en çarpıcı şeylerden biri de beynimizi otomatik pilota bağlayabileceğimiz gerçeğidir. Beyninize temel kavramları ve bunlara ilişkin bir dizi uyarımı verecek olursanız, bir süre sonra size üzerinde çalışabileceğiniz kavramlar verecektir.

Öyleyse: Soruna ilişkin özet metni okuyun. Konuyla ilgili makaleleri tarayın. Videoya bir göz atın. Birkaç kişiyle konuşun. Sonra eski halinize dönün. Siz diğer etkinliklerinizle ilgilenirken, bu konuda düşünmeniz bilinçaltından sürecektir.

23.YOL: GÖZLERİNİZİ KAPAYIP ZİHNİNİZİ KENDİ HALİNE BIRAKIN

Ağır bir iş makinesi ya da araba kullanmıyorsanız, hayal kurmak pek çok harika şeye yarayacaktır.

Arkaya iyice yatırılmış bir uçak koltuğuna oturup sıkça camdan dışarı göz atıp bulutları ya da daha iyisi, bir günbatımını izleyebilirsiniz. Bu türden bir çevrede bilinçaltınızı bir sorunla uğraşmak çok işe yarayacaktır.

24.YOL: RÜYASINA YATIN

Beyninizi durdurmak olanaksızdır. Harıl harıl çalışmaya devam edecektir. Bundan yararlanın. Özellikle de uyurken zihninizde dolanıp duran bir dizi sorunla yatağa girebilirsiniz. Uyumaya çalışın. Sabah olduğunda sizi bekleyen gerçekçi bir çözümle karşılaşacaksınız

25.YOL: YOLCULUK ALIŞKILARINIZI YIKIN

Her yolculuğa tıpkı bir turist gibi, göreceklerinizin düşünü kurarak çıkın. Gittiğiniz yerdeki tuhaf küçük dükkanların vitrinlerine bakın. Zihninizi açık tutup “akışa bırakın” .

26.YOL: OKUMA ALIŞKILARINIZI YIKIN

Bir kütüphaneye gidin veya gazete bayiinden farklı birşey alın. Ön kapağa yakın bir yerde bulunan özetlere, buradaki küçük kutucuklara bir göz atın. İçlerinde bir sürü ilgi çekici şey bulacaksınız. Okurken etkin de olun. Gazeteden makaleler kesin.

27.YOL: TELEVİZYON VE RADYO ALIŞKILARINIZI YIKIN

Bütün bir akşamı TV seyrederek geçirin ama bu normalde hiç seyretmediğiniz bir tv programı olsun. Bütün bu “alışkılarınızı yıkın” alışkınızı kazanmanız amacıyla yaptığımız şeylerde temel hedef sizi yerinizden iyice kıpırdatmak.

28.YOL: YEMEK ALIŞKILARINIZI YIKIN

Garip bir lokantaya gidin. Sipariş için yardım isteyin. Ya da bildiğiniz bir lokantaya gidip her zaman yediklerinizden tümüyle farklı bir şey isteyin.

29.YOL: BİR KİTAPÇIDA YA DA KÜTÜPHANEDE

KİTAPLARI KARIŞTIRIN

Yeni bir konuda bilgilenmek amacıyla bir kitapçıya ya da kütüphaneye gitmek gerçekten ilgi çekicidir. Kitapları böyle karıştırırken, mevcut tasarı ya da sorununuzla bağlantılar kurabilmek için uğraşın. Bu şunu nasıl etkiler? Bunu yapan bir kitabınız olduğunu varsaysak!

30.YOL: GÖZLERİNİZİ AÇIP MİMARİYE BAKIN

Eski bir binaya bundan sonraki ilk gidişinizde yapı özelliklerine şöyle bir bakın. Çevrenizde normalde ayırdına varmadığınız ne çok ayrıntı bulunduğunu görüp çarpılacaksınız. Düş gücünüzün gördüklerinizle canlanmasına izin verin. Ortaya çıkacak fikirler sizi de şaşkınlığa uğratacaktır.

31.YOL: TANIDIK BİR KATLI MAĞAZA YA DA ALIŞ VERİŞ MERKEZİNİ ALIŞILMADIK BİR BİÇİMDE ZİYARET EDİN

Mağazaya girdiğiniz zaman normalde istemeyeceğiniz türden birşeyler arayın. Sergilenen mallardan birinin üreticisi olduğunuzu düşleyin. Ürününüzün nasıl sergilenmesini isterdiniz? Satışları daha iyi duruma getirmek için değiştireceğiniz üç şey ne olurdu? Müşteri için ne yapardınız?

32.YOL: ALIŞILMADIK KÜKKANLARI DOLAŞIN

Tuhaf alış veriş bölgelerinde dolaşmak büyüleyicidir. Ya da daha önce hiç gitmediğiniz küçük bir market veya küçük butiklerin bulunduğu tuhaf kentlerdeki şu eski alış veriş pazarları. Kafanızda çözmeye çalıştığınız bir sorun varken böyle yerlere gidin. Çözümler arayarak ortalıkta dolaşın.

33.YOL: BİR MÜZEYİ ZİYARET EDİN -YANINIZA DA ÇOCUK ALIN

Bir sanat galerisine yada müzeye giderken yanınıza gençten birini alın. Böylece çocuklara kendi yaratıcılıklarını kurmakta yardımcı olurken, siz de kendinize yarayabilecek bir şeyler edinebilirsiniz.

34.YOL: BİR TİCARET FUARI YADA SERGİSİNİ GEZİN

İlgi alanınızdaki son gelişmelerin durumunu öğrenmek istiyorsanız, böyle bir yere gitmeniz gerekir.

Oraya açık bir zihinle gidin. Sergi münasebetiyle basılan broşürlerden edinmeye bakın. Olabildiğince çok kişinin kartını almaya çalışın. Ortalıkta fikirler bulmayı hedefleyerek dolaşın. Standlardaki en yetkili kişilerle temas kurup sohbet etmeye çalışın.

35.YOL: BİLDİK BİR FİLM İZLEYİN

Burada önerilen etkinlik, bir filmi yeniden izlemektir, ama kendimizi film ekibinden birinin yerine koyarak! Sözgelimi yönetmen olun. Çekimlerde kullanılan çerçeveleri inceleyin, kamera hareketlerini izleyin.

Filmdeki gülünç hataları bulmak da çok zevklidir. Küçümen yanlışlıkları bulmak, farkındalığımızı kurmamızda bize yardımcı olur.

36.YOL: “AMA” DEMEYİN, “VE” DEYİN

“Ama” şu anlamlara gelir: Haricinde, müstesna; ancak; ondan başka; ondan başka türlü; lakin; mamafih.

“Ve” şu anlamlara gelir: hem; ek olarak; dahası aynı ölçüde. Ama demek üzereyken kendinizi ve demeye zorlayın ve neler olacağını görün. Şaşkınlığa uğrayacaksınız! Engeller bir bir yıkılacak.

37.YOL: BAŞKA BİRİNİN BAKIŞ AÇISINI KULLANIN

Bu yöntem “eğer” üzerine kuruludur. Eğer siz bir müşteri olsaydınız, ona nasıl görünürdü? Eğer siz satış elemanı olsaydınız yapmayı umduğunuz pazarlığa nasıl bir tepki verirdiniz. Kendinize sorun: “karşımdaki kişinin bu fikre nasıl bir tepki göstermesini istiyorum?”

38.YOL: ÇİZGİ TAMAMLACA OYNAYIN

Gereken tek şey birazcık kağıt ve bir kalemdir. Kağıda birşeyler çiziktirip bunu karşıdakine verirsiniz. Oyun arkadaşınız çabucak bu çiziktirmeyi birşeyin resmine dönüştürmek zorundadır. Ortaya çıkan sonuçlara çoğu zaman siz de şaşıracaksınız.

39.YOL: “BU BAŞKA NE OLABİLİR?” OYNAYIN

Fikir, çocuğa evde kullanılan sıradan bir nesneyi gösterip “bu başka ne olabilir?” diye sormaktır. Burada çarpıcı olan şey, fikirlerin dışarıya sel gibi akmasıdır.

40.YOL: KURALLARIN SÖYLEMEDİĞİ ŞEYLERE KULAK VERİN

Bir grup insanla karşılıklı etkileşime dayalı bir fikir geliştirme seansı düzenlemezden önce şu örneği kullanır: dokuz nokta bulmacası. Hedef kalemi kaldırmadan çizilecek dört düz çizgiyle bütün noktaların üzerinden geçmektir.

41.YOL: YANAL DÜŞÜNÜN

Yanal düşünüş uzmanı Edward de Bono bunu şöyle tanımlar: Bir kavramla başlayan ve ardından çözüme ulaşana dek bu kavramla çalışmaya devam eden dikey düşünüş, gittikçe daha derinleşen bir çukur açmak gibidir; bir çözüm geliştirmeden önce soruna alternatif yollardan bakmayı keşfeden yanal düşünce ise farklı yerlerde bir yığın çukur açmak gibidir.

GRUP HALİNDE FİKİRLER OLUŞTURMAK

42.YOL: BİR BEYİN FIRTINASI SEANSI YAPIN

Bir beyin fırtınası seansı çok sayıda fikri hızlı bir şekilde oluşturmanıza yardımcı olacaktır. Bu yöntem iyi bir yönlendirme altında bir arada çalışan insanların, aynı konuda bireysel olarak çalışmasından çok daha geniş ölçekli fikir ve olanaklar üretebileceği önermesi üzerine kurulmuştur.

43.YOL: KISA BİR TOPLANTI GÜNDEMİ HAZIRLAYIN

Beyin fırtınası seansından bir iki gün önce toplantı gündemini oluşturmak lazımdır. Belge şu bilgileri içermeli:

Yer, tarih, saat

Konu

Hedeflenen ürünün tanımlanması

Hedef ürüne varılması için gereken zaman aralığı

Seansa kimlerin katılacağı

Destekleyici arkaplan materyali

44.YOL: İŞİ KOLAYLAŞTIRACAK BİRİ KULLANIN

Beyin fırtınası seansları toplantıyı yönlendirip denetleyecek birini gerektirir. Bu süreci kolaylaştırmakta deneyimli biri olmalıdır. Yönlendiricinin şu becerileri olması gerekir:

Bir grup insan önünde durup amaçlanan husus hakkında akıllıca ve ilgi çekici bir şekilde konuşabilme yeteneği

Yüksek bir enerji düzeyi gösterebilme, grubun enerji düzeyini kontrol edebilme

Grubun yoldan çıkmasını engelleme

Grup halinde fikirler oluşturmada kullanılan çeşitli teknikleri bilme

İyi bir zamanlama duygusu

45.YOL: SEANSI PLANLAYIN

Yönlendirme işiyle görevli kişi seansı çok önceden planlamak zorundadır. Kullanılabilir zamanı gözden geçirin ve özel alanlar için belli sınırlamalar koyun.

46.YOL: ODADA ÜRKÜTÜCÜ OLMAYAN BİR YERLEŞİM DÜZENİ KULLANIN

Yerleşim düzeni açık olmalı, herkes birbirini görebilmelidir. Herkes yönlendiricinin ve yazmanın neler yaptığını görebilecek konumda olmalıdır.

47.YOL: OLUMSUZ TEPKİLERLE BAŞA ÇIKIN

Grubunuzu fikir geliştirme havasına sokmak istiyorsanız, normalde içinde barındırdığınız kısıtlamaları bir kenara bırakmanız gerekir. Herhangi bir olumsuz düşüncenin su yüzüne çıkmasına izin vermeyin. “Ah bu asla işe yaramaz. Çok pahalıya çıkar, üstelik kısa sürede benimsenmesi olanaksız. Saçmalık bu.” Bu tür yorumlar odada düşmanlık yaratmaya yarar ancak.

48.YOL: UNUTMADAN ÖNCE BİR YERE KAYDEDİN

Yönlendirici ya da bir yazman ortaya çıkan herşeyi kaydetmelidir. Bunun iki amacı vardır. Bir, hiçbirşeyin kaybolmadığından emin olursunuz. İki, bu herkese söyledikleri herhangi birşeyin tekrar ele alınıp aleyhlerinde delil olarak kullanılabileceğini gösterir.

49.YOL: KATILIMI TEŞVİK EDİN

Beyin fırtınası yaparken herkesin buna katılması gerçekten önemlidir. Bazı insanlar toplantının idaresini ele almak isterler, bazıları fırsat düştükçe uçuk bir yorumda bulunmak ister. Herkesin işin içinde olduğundan emin olmak ve bunu sağlamak yönlendiricinin görevidir.

50.YOL: SORUNUN ÇAMURDAN BİR MODELİNİ YAPIN

Bu bir seansın başlangıcında yakın kullanılabilecek iyi bir tekniktir. Çünkü herkesin yaratıcı olabileceğini gösterir, herkesi çabucak sarar ve buzları eritir. Katılımcılardan sorunun ya da iş kolunun veya hizmetin konu her ne ise, üç boyutlu bir modelini yapmalarını isteyin.

51.YOL: YANYANA OTURANLARIN SOHBET ETMESİNİ ENGELLEYİN

Bu tür toplantılarda küçük sohbetlerin boy göstermekte olduğunu ve aynı anda böyle iki üç sohbet merkezi oluştuğunu göreceksiniz. Bunların durdurulması gerekir.

52.YOL: FARKLI DİSİPLİNLERDEN İNSANLARI BİRARAYA GETİRİN

Taze bir bakış açısı her zaman çok değerlidir. Grup ideal olarak bir ya da iki uzman dan, bir ya da iki genel bilgi sahibinden, belki müşterilerinizden ve sorunun bütünüyle dışından bir ya da iki kişiden oluşur.

53.YOL: SORU SORAN BİR TUTUM BENİMSEYİN

Çocukluğumuzda birşeyleri anlamak için kullandığımız yöntem sorular sormaktır. Yaşlandıkça bize anlatılanları kabullenme yönündeki eğilimimiz iyice artar. Bu bizi ne yazık ki, büyük fikirlerin oluşmasının önüne geçen en belirgin kısıtlamalardan birine götürür.

54.YOL: NİTELİĞİN DEĞİL NİCELİĞİN PEŞİNE DÜŞÜN

Grup seansının büyük bir bölümü olabildiğince çok fikir geliştirmeye ayrılmalıdır. Konu “bu işleyecek mi ?” değildir. Asıl konu şudur: “Bu kadarı yetişir mi dersiniz?”

55.YOL: DİNLEMEYİ ÖĞRENİN

Dinlemenin pek çok avantajıdır: Dikkatiniz ele alınan konuya daha da odaklanır ve daha fazla bilgi sahibi olursunuz. Dinlemeyi başarıyorsanız, hedefe ulaşma şansınız artacaktır.

56.YOL: İZLEDİĞİNİZ YOLDA KALIN

Siz fikir oluşturma evresindeyken biri değerlendirme yapmaya başlarsa, konu üzerindeki yargılara daha sonra varacağınızı belirtin.

Eğer katılımcılarınızdan birinin seansa hükmetmesine izin verilmişse, ortada sürüp giden örtülü bir savaş olacaktır. Gerekirse bir mola verin ve suçluyu rahatça konuşabileceğiniz bir köşeye çekip ona seansın amacını ve bu amaca ulaşmanız gerektiğini anlatın.

57.YOL: GRUBUN ENERJİSİNİ ÜST DÜZEYDE TUTUN

Belli bir süre sonra grup enerjisini yitirmeye başlayacaktır. O sırada özellikle zorlu bir sorun üzerine çalışıyor olabilirsiniz. Artık ortalığı birazcık sarsalamanın zamanı gelmiş demektir.

Bu fiziksel bir etkinlik olabilir. Pencereyi açıp odayı havalandırabilir-siniz.

58.YOL: ÖZETLEYİN, FİKİR BİRLİĞİ SAĞLAYIN,

GÖREVLERİ BELİRLEYİN

Seans sonuna yaklaşırken, nerede bulunduğunuzun özetini yapmalı ve durumun bu olduğu konusunda fikir birliği sağlamalısınız. Bundan sonra da ödevlerin belirlenmesi gerekir.

ÇÖZÜM GELİŞTİRME TEKNİKLERİ

59.YOL: İZLEYİCİ KİTLENİZİN GEREKSİNİMLERİNİ ANLAYIN

Büyük fikirler oluşturabilmek için, izleyici kitlenizi bilmeli, onların gereksinimlerini kavramalı ve onlara hizmet vermeyi hem istemeli hem de bunu yapabilecek konumda olmalısınız. Onlarla ne zaman bir araya gelip konuşacağınızı bilmelisiniz. Ve bunu nasıl yapacağınızı da bilmelisiniz.

İzleyici kitlenizi kavramak, yalnızca üstünüzde sizi eleştirecek belli sayıda bir grubun bulunduğunu anlamak değildir. Bunun ötesine geçmelisiniz.

60.YOL: HEDEFLERİNİZİ KAVRAYIN

Hedef önermeniz ne kadar açık olursa, buna ulaşmak için o ölçüde iyi stratejiler geliştirebilirsiniz. Pek çok insan hedef ve strateji kavramlarını karıştırır.

Bir “hedef” basitçe söylersek elde etmek istediğimiz şeydir. “Strateji” ise hedefi elde etmek için nasıl bir plan kurmuş olduğunuz anlamına gelir.

61.YOL: ŞU ANDA NE DÜŞÜNÜYORLAR

İzleyici daha iyi kavramak için kullanılacak yararlı bir yöntem de onların mevcut tutumlarını bulgulamaktır. Bunu şu yolla gerçekleştirebilirsiniz:

Onlarla işe resmiyet karıştırmadan konuşarak

Onlar üzerine araştırma yaparak

Konuyla ilgili medya organlarıyla konuşmak

Rakip firmayla konuşmak

Yargılara varmak

62.YOL: NE DÜŞÜNMELERİNİ İSTİYORUZ

Beyin fırtınası seansında herkese, izleyici kitlenin ne düşünecek olduğuna inandıklarını sorun. Duvara asılmış “onların ne düşünmesini istiyoruz” başlıklı bir kağıt süregiden seansa yardımcı olacaktır

63.YOL:. .. . .İÇİN NE YAPMAMIZ GEREK

Önceki iki yöntemi biraraya getirirseniz, yanıt gerektiren mantıksal bir sorun elde edersiniz: “Şu anda ne düşünüyorlar?” “Ne düşünmelerini istiyoruz?” “Onların bu şekilde düşünmeleri için ne yapmalıyız?”

Sorunun dile getirilişine dikkat edin. Soru, en geniş olanaklara izin verecek ölçüde açık uçludur. Bu alıştırma size sorunu çözeceğiniz stratejinin ne olacağını gösterecektir.

64.YOL: BU AŞAMADA BİR STRATEJİYE GEREKSİNİMİNİZ VARDIR

Pek çok insan bir sorun duyar duymaz bunu çözmek için ortaya fikirler atmaya başlar. Ama (ve) fikirler heryere dağılabilir. Fikirleri işe yarar bir biçimde geliştirmek için, belirlenmiş bir soruna yönelik strateji gereksinimiz vardır. Bu fikirlerin bazısı hiç de kötü değildir. Ve eğer stratejiniz varsa sorunla daha ilgili bir grup toparlayabilirsiniz.

65.YOL: DİKEY DÜŞÜNÜN

Doğru yolda ilerlediğinizi duyumsuyorsanız, dikey düşüncenin sakıncası yoktur. Burada bir sorun hakkında sorulabilecek ve doğru yönde çözüm geliştirmeye yardımcı olabilecek bazı sorular veriyoruz:

Sorundan kimler etkileniyor ( bir liste yapın )

Her bir etki türünü belirleyip farklılıklarını araştırın

Etkiyi en az üç farklı yoldan tanımlayın

Ne tür çözümler önerildiğine bakın

66.YOL: BAŞARININ NEYE BENZEDİĞİNİ TANIMLAYIN

Kendinize ilişkin geleceğe dönük projeksiyonlar yapabiliyorsanız, başardığınızı varsayarak elde ettiğiniz şeyin görünüşünü tanımlayan bir dizi önerme düşünebilirsiniz. Bundan doğrudan bir fikir üretemeyebilirsiniz, bir süre sonra da üretebilirsiniz.

67.YOL: NE TÜR ÖVGÜ SÖZLERİ SÖYLENECEK

Burada amaç kazananın sizin hakkınızda ve yapmış olduğunuz şey üzerine söyleyeceği bir dizi cümle düşlemektir. İdeal olanı sizin için bunu yapmasını müşterinizden istemeniz. Müşterinizden dinleyeceğiniz sözler size tam anlamıyla doğruyu gösterecek bazı gizli hedef ve kaygıları açığa çıkarmanızda yardımcı olabilir.

68.YOL: ÖZNİTELİKLERİN LİSTESİNİ YAPIN

Çözümler geliştirme sürecinin bir parçası olarak yararlı bir teknik de aracın, sorunun ya da çözümün öz niteliklerinin listesini yapıp buradan çıkan şeyleri görmektir. Düşünebildiğiniz öz nitelikler arttıkça, bunlar daha yararlı hale gelecektir.

69.YOL: BİR ÖNERMEDE BULUNUN

İstediğiniz yere varma başarısını göstermenin yolu ne söylediğinizle doğrudan ilgilidir. İnsanlar özellikle de ikna edici bir görüşünüz varsa, söylediklerinizi kabul etme eğilimindedirler.

Yeni bir fikri nasıl başarıyla uygulayabilirsiniz? Buna uygun bir önerme de bulunun. Ve tam da fikir oluşturma evresindeyken herşey hakkında herşeyi söyleyebilirsiniz. Buna izniniz var.

70.YOL: BİR ÇÖZÜM ÜRETİN

Çözüm üretme işi onu hayata geçirmekle başlar. Çözüm bir bütün oluşturmalıdır ve bunu yalın bir geliştirme tekniği gerektirir. Kusursuz olmalı ve içinde yanıtları barındırabilmelidir. Her zaman kullandığım tekniklerden biri, üç basit başlıktan yararlanarak çözümün bir tanımını yapmaktır:

Nedir

Nasıl işliyor

Ne yapıyor

71.YOL: ÇÖZÜMDEN KAYNAKLANAN GEREKSİNİMLERİ BELİRLEYİN

Çözümü daha da geliştirebilmek için, yaptığınız tanımın sonucunda ortaya çıkan gereksinimleri belirlemek iyi olacaktır. Daha da geliştirmek için her bir gereksinim in üzerinde çalışılması gerekir.

72.YOL: BİR SÖZLÜK VE KAVRAMLAR DİZİNİ KULLANIN

Bir kitapta ikide bir sözlük tanımları verildiğini farketmiş olsanız gerek. Bu, bir noktayı açıklığa kavuşturmak ve hepimizin aynı dalga boyunda bulunduğumuzdan emin olabilmek için çok yararlı bir tekniktir.

73.YOL: SÖZCÜK ÇAĞRIŞIMI

Sorunun tanımını ele alın ve içindeki anahtar sözcükleri belirleyin. Nitelikli insanların çok mu çok istediği, ama esas olarak artık paralarının yetmediği kaliteli özel bir ürünün (kişiye özel uçak) satışlarını nasıl yükseltebiliriz?

Anahtar sözcükler şunlardır:

Satışları yükseltmek

Kalite

Özel ürün

Kişiye özel uçak

Nitelikli insanlar

Çok istemek

Artık satın almaya para yetmemek

74.YOL: BİR SÖZCÜK ÇAĞRIŞIM HALKASI YAPIN

Bir grupla birlikte sözcük çağrışımı oynamanın ev bu arada enerji düzeyini yüksek tutmanın en iyi yollarından biri bir halka yapmaktır. Yönlendirici bir sözcük seçer ve odada olabildiğince hızlı dolaşarak sırası gelen kişiden son duyduğu sözcüğün çağrıştırdığı bir başka sözcük söylemesini ister. Bir süre sonra yeterince sözcüğünüz olduğunda oyunu bırakın ve fikir uyarıcıları yoluyla ortaya neler çıktığını görmek için sözcükleri sıralayın.

75.YOL: FİKİRLERİ BİRBİRİ ÜSTÜNE KOYUP BAĞLAYIN

Eğer bir grup ile birlikte çalışıyorsanız, işte size son derece yararlı bir teknik. Yönlendirici gruptakilerden, önceden üzerinde fikir birliğine varılmış sorunun özel bir yönüne odaklanmanızı ister. Herkes bir parça kağıt alır ev söz konusu yöne ilişkin bir fikir yazar. Fikirlerin yazımı bittiğinde kağıtlar masanın üzerine konur. Sonra herkes bir kağıt alır ve fikirler üzerinde çeşitli düzenleme ve değişiklik yapabilir.

76.YOL: SORUNU BİR İNSAN RESMİYLE İLİŞKİLENDİRİN

Bu, bir önermeyi çeşitli bakış açıklarından değerlendirmek için kullanılabilecek hızlı bir yöntemdir. İşe önermeyi belirtmekle başlayın. Yönlendirici çeşitli kaynaklardan insan resimleri toplamış olmalıdır. Yönlendirici herkese birer resim dağıtıp resimdeki kişiler hakkında birer öykü yazmalarını ve bu kişiler üzerinde çalışılan önermeye nasıl bir tepki vereceklerini anlatmaları istenir.

77.YOL: AYKIRI VEYA KIŞKIRTICI OLUN VE NE ELDE ETTİĞİNİZİ GÖRÜN

Basmakalıp tiplerden sıyrılın. Resimler hakkında öyküler yazarken olabildiğince sıradışı olmalıdır.

78.YOL: PARALEL SORUNLARA / ÇÖZÜMLERE / BENZERLİKLERE GÖZ ATIN

Sorunuzu tanımlayın, ardından herkesten benzer bir sorun ortaya atmalarını isteyin. “Bu sorun neye benziyor?, Başka şeylerle paralelliği ne ?” Bu işleme yaklaşık 20 dakika ayırabilirsiniz. Ardından bu çözümleri gerçek sorununuzla ilişkili kılıp kılmadığına bakın.

79.YOL: SORUNU BİR MECAZLA ANLATIN

Burada hedef sorunu bir mecaz aracılığıyla anlatmaktır. Gruptakilerden bunu yapmalarını isteyin. Ardından da bu mecazların ne tür şeyler dile getirdiğini inceleyin.

80.YOL: BİR RESME BAKIP SORUNLA İLİŞKİLENDİRİN

Bir dizi renkli ve gerçekten güzel fotoğraf göstermek için bir dia projektörü kullanın. Bunlardan biri olağan üstü bir doğa fotoğrafı olabilir. Her resmi perdede en az bir dakika bekletin ve gruptakilerden resme bakarken sorun hakkında düşünmelerini isteyin.

81.YOL: ÇEŞİTLİ EYLEMLER BULUP SORUNA UYGULAYIN

Gruptakilerden 5 dakika içerisinde sorunun çözümüne uygulanabilecek 20 tane eylem bulmalarını isteyin. Gruptakilerden dile getirmelerini isteyeceğiniz eylem türleri şunlar gibi olmalıdır:

Büyüt

Küçült

Rengini değiştir…vs.

82.YOL: BİR SÖZCÜK BULUP SORUNLA İLİŞKİLENDİRİN

Elinize bir sözlük alın ve rasgele bir sayfa açın. Bu yolla bulduğunuz sözcüğü yüksek sesle okuyun. Gruptaki herkesten sözcüğü sorunla ilişkilendirip aklına gelenleri yazmasını isteyin. Bunu sıkılana dek defalarca uygulayın.

83.YOL: RAKİBİNİZİN YERİNE GEÇİP KENDİ İŞNİZİ BİTİRECEK PLANLAR YAPIN

Kendinizi rakibin yerine koyarak soruna farklı bir perspektiften bakabilirsiniz. Ve bunun sonucu olarak ortaya pek çok ilginç fikir çıkabilir.

84.YOL: HİÇBİR ŞEY YAPMAZSANIZ NE OLUR

Bir dizi eylem planlarken elimizdeki seçeneklerden biri de hiçbir şey yapmamaktır. Sorununuzun ışığı altında bu yaklaşıma bir göz atın. Gruptan eyleme geçmemenin ne tür sorunlar doğuracağını yazmalarını isteyin.

85.YOL: DURUMU TERSİNE ÇEVİRİN, ARDINDA ÇÖZÜMÜ TERSİNE ÇEVİRİN

Durumu elden geldiğince tersine çevirerek tanımlayın. Ortada ne varsa tam tersini söyleyin. Sorunu yeniden tanımlayın. Tersine çevrilmiş sorundan ortaya çıkan çözüm yollarını gözden geçirin. Ardından da bu yeni çözümü de tersine çevirin. Ve size yeni fikirler verip vermediğine bakın.

86.YOL: SORUNU YENİDEN TANIMLAYIN

Uzun bir fikir üretme sürecinin ardından bir değişikliğe hazır olsanız gerek. Sorunu yeniden tanımlayın. Gruptan üç dakika içinde üzerinde fikir birliğine varmış olduğunuz sorunu yeniden tanımlamalarını isteyin. Ve ortaya çıkan sonuçları yeniden gözden geçirin.

87.YOL: TIKANIP KALDIĞINIZDA ZİHİNSEL BİR GEZİNTİYE ÇIKIN

Aynı sorun üzerine uzun süre çalışıyorsanız, artık zihinsel bir gezintiye çıkma zamanı gelmiş demektir. Durumun dinamiklerini değiştirin. Herkes yerini değiştirebilir. Bir başkasını işleri kolaylaştırmakla yükümlü kılabilirsiniz. Gruba tümüyle yeni bir konu verin.

88.YOL: BİR RESİM VEYA AKIŞ ŞEMASI ÇİZİN

Grafiklerle düşünmek, duruma basit bir karalama aracılığıyla bakarken keşfedemediğiniz sorun alanlarını belirlemenize yardımcı olabilir. Gelişmeyi görüntülerle veya tablodaki bir dizi basamak aracılığıyla nasıl betimleyebileceğiniz üzerine düşünün.

89.YOL: PARA GETİRECEK Mİ

Başını alıp uç noktalara gitmek kolaydır ve yaratıcı bir çözüm geliştirme seansının büyük bölümü boyunca yapmak istediğimiz şey de budur. Para uzunca bir süre söz konusu olmamalıdır. Ama bazı katı gerçeklerle yüzyüze kalmanızı gerektiren bir an geliverir. İşte o zaman bu sorunun yanıtı ne olacaktır?

90.YOL: ENGELLERİ FIRSATLARA DÖNÜŞTÜRÜN

Çözüme yaklaşmışsanız, başarının önünde duran engelleri belirleyin ve bunları nasıl birer fırsata dönüştürebileceğinizi düşünün. Olası müşteri itirazlarını içeren bir liste hazırlayabilir ve bu yolla itirazın üstesinden gelebilecek bir önerme üretebilirsiniz.

91.YOL: VARSAYIMLARI SORGULAYIN

Büyük fikirler geliştirme programınızın değerlendirme bölümüne yaklaşırken, sorgulayıcı bir tutum takınmaya başlayın. Projenizden hiç mi hiç etkilenmemiş bir banka müdürü veya bir şirket başkanı olun. Ve münasebetsiz sorular sormaya başlayın.

FİKİRLERİ ÖLÇMEK İÇİN TEKNİKLER

92.YOL: FİKİRLERİ GRUPLARA AYIRIP SIRAYA DİZİN

Duvarlarınız bir yığın karalamalarla dolup taştı, artık bundan bir anlam çıkarmaya gerek duyuyorsunuz. Burada bir “bilgisayar fikir düzenleme programı” işe yarayacaktır. Artık girişilecek iş bütün fikirleri özel kategori altında toplamak olacaktır. Gruptan, bir kategori içindeki fikirleri beş dakika içinde bir sıralama yapmalarını isteyebilirsiniz.

93.YOL: AVANTAJ VE DEZEVANTAJLARA GÖZ ATIN

Hangi yöne gideceğiniz konusunda karara varmakta zorlanıyorsanız, yardımcı olacak iyi bir teknik avantaj ve dezavantajların listesini çıkartmaktır.

94.YOL: ÇIKARDIĞINIZ SONUCU SATAN BİR REKLAM YAZIN

Sonuçta bir reklam kullanacak olun ya da olmayın, düşüncenizin ürününü satan bir reklam yazın. Bu, kavramlarınızı berraklaştırmaya yarayacaktır.

95.YOL: ÇÖZÜMÜ BİLDİREN GAZETE BAŞLIKLARI YAZIN

Değerlendirme tekniğinizin bir parçası olarak, geliştirdiğiniz çözümün basında ne şekilde yer alacağını göstermek amacıyla gazetecilik becerilerinizi açığa çıkarmaya bakın. Yalnızca övgü dolu haberler yazmakla yetinmeyin. Bir dizi eleştirel yaklaşım örneği hazırlayın.

Bu tekniğin bir uzantısı olarak, gazetecilerle söyleşiyormuş gibi yapmak bile işe yarayabilir.

96.YOL: BİR BAŞKA GZFT ANALİZİ YAPIN

GZFT analizinin işe yarayacağı tek yer sorunun sınırlamalarını belirleme değildir. Bu teknik çözümünüzü değerlendirme evresinde de size yardımcı olacaktır. Herşeyi bitirmeden önce bu kez önerilen çözüm üzerine bir GZFT testi yapın ve bundan ne tür düzeltim önerileri çıktığını görün

97.YOL: MODELLER YAPIP SONUÇLARI ARAŞTIRIN

Fikrin tanımlanması ne kadar gerçekçi olursa, onu daha iyi sınama şansınız da o ölçüde artar. Bu yüzden en iyisi bulduğunuz çözümün bir modelini yapmaktır; bunu gerçek ölçülerde yapabilirseniz ideal olur. Yaptığınız ne olursa olsun, bir parça kağıt üzerinde karaladığınız kısa bir tanımın bile çözümünüzün işleyeceğinden emin olmak konusunda size yardımı dokunacaktır.

98.YOL: NİÇİN BAŞARISIZ OLABİLİR? BAŞARISIZLIĞA UĞRAMA POTANSİYELİNİ GÖZDEN GEÇİRİN

Başarmayı umduğunuz şeyi alışılmadık ölçüde karamsar bir bakış açısından ele alın ve en kötüyü düşünün. Kahrolası başarısızlık. Parlak çözümünüz niçin tepetakla gidecek? Olabilecek en kötü şey ne ? Buna ne sebep olacak?

99.YOL: ANA YARARLARI BELİRLEYİP SIRAYA KOYUN

İnsanlar ürünleri değil, yararları satın alırlar. Ana yarar belli bir özelliğe göre kurulmuş önermenizin kabul edilmesinde en belirleyici olan nedendir. Bir özelliğe bakarak bir yararı nasıl tanır ve ana yarara nasıl ulaşırsınız? Bu iş için tavsiye edilen yöntem “yani” sorusunu sormaktır. Çözümünüzden bu yolla seçtiğiniz ana yararları bir araya getirin ve bunları bir önem sırasına koyun.

100.YOL: BİR GERÇEKLİK SINAMASI YAPIN

Bulduğunuz çözümü açıklayacağınız güne kadar tam bir gizlilik içinde çalışarak düşlere dalmak hoş olabilir. İyi de çözümünüzü gerçek dünyaya saldığınız vakit kendi ayakları üzerinde durabilecek mi bakalım? Gerçeklik sınaması kesinlikle çok yararlıdır. Elde edilecek sonuçla öyle ya da böyle hiç ilgisi bulunmayan bağımsız kişilerle belli bir odak grubu içinde konuşmak çok yararlı olacaktır. Sakın yalnızca kendi yargılarınıza yaslanmayın.

101.YOL: İŞİNİZİ BİTİRDİĞİNİZDE SAKIN DURMAYIN

Çünkü bir çözüme ulaşmış, bunu geliştirmek için onay almış, gerekli finansmanı sağlamış, ürünü ortaya çıkarmış olmanız ve bunu piyasaya sürmüş olmanız artık orada durmanız anlamına gelmez. Sonucu gerçek dünyada edinilen deneyimin ışığı altında inceltip işlemeyi sürdürmelisiniz. Büyük fikirler oluşturmayı sürdürün. Pazarın bir adım önünde gidin.

İntibah – Namık Kemal

Salı, 06 Kasım 2007

İNTİBAH – Namık Kemal

Tartışmaya Namık Kemal’in Türk Romanı’ndaki önemini vurgulayan bir açılış konuşmasıyla başlandı. Namık Kemal’in romana insan unsurunu eklemekle kalmadığı, romanın biçimine de yenilikler getirdiği; tasvirleri, benzetmeleri ve romanının kurgusuyla batıdaki örneklerine biraz daha yaklaştığından bahsedildi. Ancak Namık Kemal’e edebiyatımızda verilen bu konumun biraz da hakim olan ideolojilerle ilgili olduğu anlatıldı. Bu konuda Yunan Edebiyatı Tarihinde’ki gelişmeler örnek gösterildi.

Romanın başlangıcındaki Çamlıca tasvirlerinin sadece genelden özele bir geçiş olduğu konusunda genel bir mutâbakat varken, aslında bu tasvirlerin divan edebiyatında bulunan ‘baharname’lerden esinlendiği dersin hocası tarafından açıklandı. Ayrıca romanda yeralan mısraların bolluğuna Namık Kemal’in romana anlam yoğunluğu katmak için başvurduğu, buna ise kendisini genç yaşında etkileyen Divan Edebiyatı şairleirin yolaçtığı söylendi. Bence de Namık Kemal romanda anlatması çok uzun sürecek ve beyin jimnastiğine açık meseleleri kısa dizeler halinde vermeyi uygun görmüştür, ancak bu tutum romancının mesajı iletme yeteneğine karşı beslenen bir güvensizliğin eseridir.

Arkadaşımızın tartışılmasını istediği ana konu ise Namık Kemal’ın İntibah’ta anlattığı erkeği baştan çıkaran kadının metodları, yani ‘erkek tavlama sanatı’ydı. Arkadaşımız bu önermesine kitaptan çıkardığı; el hareketleri (sf. 26), erkekle konuşma fırsatının aranması (sf.40), erkeğe ‘ilk erkeğim’ olarak hitap edilmesi (sf.44), kinayeli konuşmalar (sf.46), verilmeye çalışılan masum genç kız imajı (sf.48), evlenme teklifinin reddi ve nazlanma (sf.49-50) ve güzel giyinmeyi (sf.73) örnek olarak verdi. Bu örneklerin bazıları çok yerinde bulunurken (mesela Mehpeyker’in Ali Bey’in kendisine olan kızgınlığını yumuşatmak için giydiği beyaz elbise), bazıları (mesela evlenme teklifinin reddi) tartışıldı. Bence de kadının evlenme teklifini reddetmesi erkeğin ona karşı ilgisini arttıracaktır. Bu konuda Mehpeyker’in özgür yaşam ve bir erkeğe kalmama hakkındaki düşüncelerinin Osmanlı toplumunda yaşatılması çok zor olan düşünceler olduğu söylendi.

Ayrıca romandaki bir takım çelişkilere de değinildi. Sayfa 83’ te anlatılan Mehpeyker’in evinde batılı dekor göze çarparken, Mehpeyker’in Ali Bey’e göstermiş olduğu hürmetin bir doğu geleneği olduğu ve doğulu-batılı karmaşasına yolaçtığından bahsedildi. Bu doğu batı karmaşasının iyi-kötü kadın meselesi halinde bütün romana yayıldığı ve iyilerin çok iyi, kötülerin çok kötü anlatıldığı bir roman, yani romantik bir roman olduğundan bahsedildi. Ayrıca romanda yeralan ana karakterlerden Dilaşup’u Namık Kemal’in anlattığı halinin. hocamızca ‘katıksız budala’ olarak yorumlanması tepki topladı. Ancak ben bu tepkiyi kişilerin romanda anlatılan iyi kadın Dilaşup ve kötü kadın Mehpeyker’den hangisini kendisine yakın bulduklarına göre değişeceğina inanıyorum.

Yüzüklerin Efendisi

Salı, 06 Kasım 2007

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

J.R.R. TOLKIEN

1.YÜZÜK KARDEŞLİĞİ

Bundan yıllar önce Orta Dünya adlı bir coğrafyada yaşanan bir olay anlatılıyor bu kitapta.İyilik ile kötülük arasında paylaşılamayan ise basit ve görünüşünde hiçbir özelliği olmayan bir yüzüğün öyküsü. Yüzüğün tek özelliği parmağına taktığı kişiyi görünmez yapmak. Ama bu yüzüğü elde etmek isteyenlere bakarsak bunun hiç de dıştan göründüğü gibi yalnızca basit bir yüzük olmadığı anlaşılıyor. Çünkü iyilerin karşısında gölgeler diyarı Mordor da ki tahtında oturan Karanlıklar Efendisi Sauron var. Karanlık diyarın efendisi Sauron tek yüzüğü ele geçirirse gücü tamamlanacak; zaferi tam ve kusursuz olacaktı. Fakat yüzük seyahate çıkan ve olayla hiçbir ilgisi olmayan yaşlı Hobbit Bilbo’nun eline geçer. Bilbo yüzüğü alır ve eve dönüğünde bunu Büyücü Gandalf’a gösterir. Gandalf ona yüzüğün öyküsünü ve ne işe yaradığını anlatır. Fakat maceraperest Bilbo yeni bir seyahate çıkar ve yüzüğü varisi olan Frodo’ya bırakır. Frodo Gandalf’dan yüzüğün hikayesini dinlediğinde kendisinin ne kadar büyük bir tehlike altında olduğunu anlar ve Gandalf ona Sauron’un onun peşinde olduğunu ve artık Frodo’nun yüzük taşıyıcısı olduğunu söylediğinde iki arkadaşı Hobbit Sam ve Pippin’i de alarak Shire’dan ayrılırlar. Yolları üzerinde onlara Merry isimli bir hobbit daha katılır. Dört Hobbit çok tehlikeli bir maceraya atılmıştır ve onları Sauron’a hizmet eden Dokuz Kara Süvari hiç rahat bırakmamaktadır. Tabii birde Bilbo’nun yüzüğü aldığı Gollum isimli pis ve iğrenç yaratık var. Onlar Ayrıkvadi’ye varırlar ve Gandalf’da ordadır. Ayrıkvadi’de bir divan toplanır. Birçok uzak ülkeden gelen Elfler, İnsanlar ve Cüceler ile divana başkanlık eden Elrond (yarı Elf), yüzüğün geleceğini belirlemek için toplanırlar. İnsanlar adına Aragorn ve Boromir, Elfler adına Legolas, Cüceler adına Gimli, Büyücü Gandalf ve dört Hobbit (Frodo, Sam, Merry, Pippin) Yüzük Kardeşliği adını verdikleri grupla yola koyulurlar ve yüzüğün geleceği ise; Frodo yani Yüzük Taşıyıcısı onu hayatta olduğu sürece taşıyacak ve onu Gölgeler Diyarı Mordor’da ki Ateş Dağı’na atarak yok edecekti. Çünkü tek yüzüğün yok edilebileceği tek yer yapıldığı yer olan Ateş Dağı’ydı. Başka hiçbir güç onu yok edemezdi.

Dokuz Kara Süvariye karşı dokuz kişiden oluşan Yüzük Kardeşliği Mordor’a gitmek üzere yola koyuldu. Ama Gollum onları ‘Kıymetli’si uğruna takip ediyordu. Yüzük Kardeşliği ise zorluklarla Mordor’a gitmek ve Dünya’yı karanlık gücün etkisinden kurtarmak için çabalıyordu. Çünkü bunun tek çaresi yüzüğün yok edilmesiydi.

Yolları boyunca hepsi ölümlerden döndüler ve Büyücü Gandalf (kendisi aynı zamanda grubun lideri) Moria’da Balrog’la savaşırken yenik düşer ve arkadaşları Gandalf’sız devam ederler yollarına. Lothlorien ormanlarından geçerler. Elfler onların bir süre dinlenmelerini sağlar. Onlara yolculuklarının devamı için yiyecek ve giyecek temin ederler.Bu süre içinde Lorien Hanımı Galadriel Frodo’yu bir sınavdan geçirir ve onun gerçekten Yüzük Taşıyıcısı olduğu bir şekilde Galadriel tarafında ortaya çıkarılır.

Fazla vakit kaybetmeden tekrar yola çıkar Kardeşlik tekrar yola çıkar. Fakat bir süre sonra bir Ork saldırısıyla Boromir’de hayatını kaybeder ve bu grubun dağılmasına neden olur. Frodo ve Sam Tek Yüzük’le Gölgeler içindeki Mordor’a doğru yola koyulurken diğer arkadaşları Gimli, Legolas ve Aragorn da Orklar tarafından kaçırılan Merry ile Pippin’in peşine düşerler.

2.iKi KULE

Yüzük Kardeşliği üçe ayrılmıştır; Frodo ve Sam Tek Yüzükle büyük bir çaba göstererek Mordor’a doğru ilerlerken Aragorn, Gimli ve Legolas orklar tarafında kaçırılar Merry ve Pippin’i kurtarmak için Rohan ülkesine doğru giderler. Gandalf ise bu sırada Balrog’un elinden kurtulmuş onların peşinden gidiyordu.

Merry ve Pippin Orkların elinden kurtulur ve Ağaçsakal isimli bir Ent onları bulur. Miğferdibi kuşatması ve Hornburg savaşı yapılırken Merry ve Pippin Ağaçsakal’ın yanında kalır. Bu sırada Aragorn, Gimli ve Legolas Gandalf ile karşılaşır. Aragorn izlere bakarak Merry ve Pippin’in hayatta olduğunu anlar. Aragorn, Legolas, Gimli ve Gandalf Rohan’a giderler ve burda Kral Theoden’in huzuruna çıkarlar. Kralı ikna ederek bir orduyla Miğferdibi’ne bir sefer düzenlerler. Burada Entlerle birleşerek Saruman’ın ordularını yenilgiye uğratırlar.Ayrıca Entler Sarumanı Orthanc Kulesi’ne hapsederler. Gandalf, Aragorn, Gimli ve Legolas buraya geldiğinde Merry ve Pippin’in de burada olduğunu görürler ve yol arkadaşları tekrar buluşur.

Gandalf ve diğerleri Orthanc Kulesine giderler çünkü Gandalf Saruman’la karşılaşma vaktinin geldiğine inanıyordu. Aralarında bir konuşma geçer. Ama Saruman sadece Gandalf’la muhatap olur. Hobbitleri ve diğerlerini küçümser. Saruman kuleye geri çekilir. Gandalf arkasından geri gelmesi için seslenirken hizmetkarı Solucandil pencereden büyük bir taş fırlatır. Pippin koşup bu garip taşı yakalar ama Gandalf onun buna dokunmasına izin vermeden taşı alarak pelerinine sarar. Çünkü bu sıradan bir şey değil bu bir Palantir yani Orthanc taşıdır. O gece Pippin çok meraklanır ve taşa bakmak ister. Taşı Gandalf’tan çalarak taşa bakar ve onunla yüzleşir. Gandalf bu olaya çok sinirlenir çünkü Pippin’in ona bildiği herşeyi anlatmış olmasından korkuyordur. Pippin taşa bakınca baygınlık geçirir. Kendine geldiğinde Gandalf ona neler söylediğini sorar. Pippin onunla konuştuklarını anlatır ve önemli şeyleri söylemediğini anlayan Gandalf bu olaya sevinir çünkü büyük bir faciadan dönülmüştür.Gandalf Pippin’i alarak Gölgeyele’ye biner ve Minas Tirith’e doğru yola koyulur.

Bu sırada Frodo ve Sam açlık ve susuzlukla savaşarak Tek Yüzükle Mordor’a ulaşmaya çalışıyorlar ama başlarında birde Gollum belası vardır. Gollum onlara teslim olur ve onlara Mordor’a gitmelerinde yardımcı olacağını söyler.Onlar bu durumdayken Boromir’in kardeşi Faramir’le karşılaşırlar. Ama önlerinde daha uzun bir yol vardır. Gollum onlara ‘Kıymetli’si uğruna yalan söyleyerek onları ele verir. Shelob isimli bir yaratıkla iş birliği yapmıştır ve Frodo ile Sam’i onun ellerine atmıştır. Frodo ağır bir yara alır ve ölür. Onun öldüğünü gören Sam ise yüzüğü ve Frodo’nun kılıcı Sting’i alarak Mordor’a bunu kendi götürmeyü planlar. Henüz Frodo’dan ayrılmasından çok geçmeden bir Ork ordusu o tarafa doğru gelir ve Sam onlara görünmemek için Yüzüğü takar. Böylece Sam’de yüzük kullanıcısı olur. Bu sırada Orklar Frodo’nun ölü bedenini alıp iğrençlik yapmak için götürürler. Ama bunu gören Sam onları takip eder. Tam o sırada bir konuşmaya kulak misafiri olur; Ork’un biri Frodonun ölmemiş olduğunu söylediğinde Sam bir baygınlık geçirir.

Vadideki Zambak (Balzac)

Salı, 06 Kasım 2007

VADİDEKİ ZAMBAK

Kendisi Paris.te oturduğu halde bir defa bile beni görmeğe gelmemişti. Kız kardeşlerim de seyahate iştirak ediyorlardı ve Paris.i beraber gezecektik. Fransız tiyatrosuna hep beraber gidebilmek üzere ilk gün akşam yemeğini Palais-Royal’de yiyecektik. Hatıra hayale getirmediğim bu safaların programının bana verdiği sarhoşluğa rağmen, felâkete alışık kimseleri o kadar sür’atle müteessir eden fırtına rüzgârı sevincime sükûnet verdi. Parasını ebeveynimden bizzat istemekle beni tehdit etmekte olan Doisy cenaplarına yapılmış yüz franklık burcu haber

vermekliğim icap ediyordu. Erkek kardeşimi Doisy’nin tercümanı, nedametimin ifade vasıtası, affimin meyancısı olarak kullanmağı münasip buldum. Babam müsamahaya temayül gösterdi. Lâkin annem tamamen merhametiniz davrandı, koyu mavi gözlerinden taş haline geldim. Kendisi müthiş kehanetlerle yanıp taştı. Daha onyedi yaşında iken böyle hareketlere cür’et edersem sonra ne olacaktım? Kendisinin acaba gerçekten evlâdı mıydım? Ailemi iflâs mı ettirecektim? Ev de benden başka hiç kimse yok muydu? Biraderim Charles’ın intisap etmiş bulunduğu meslek müstakil bir servet sahibi olmayı icap ettirmiyor muydu, ve benim ayıbını teşkil edeceğim aileye şeref vererek bu müstakil serveti o şimdiden hakketmiş değil miydi? İki kız kardeşim kocaya drahomasız mı varacaklardı. Paranın kıymetini ve neye malolduğumu demek ki bilmiyordum. Tahsil ve terbiyede şekerle kahvenin hizmeti neydi? Bu tarzda hareket etmek her türlü ayıp ve rezalete aşina olmak değil miydi? O tarihlerde Paris’in hemen bütün eğlence yerlerini sinesinde toplayan yer.

Tours’dan perşembe sabahı, Saint-Eloi kapısından çıktım, Saint-Sauveur köprülerini geçtim, her ev önünde burnumu havaya kaldıra kaldıra Ponchery’ye geldim, Chinon yoluna vardım. Ömrümde ilk defa olarak kimse tarafından istintak edilmeksizin bir ağaç altında durabiliyor, istersem ağır ağır, dilersem hızlı hızlı yürüyebiliyordum. Az çok her genci tazyik eden muhtelif istibdatlar altında ezilmiş bir zavallı mahlûk için irade ve istiklâlin hatta bu hiçten şeyler hakkında kullanılışı ruha ciddî bir genişleme veriyordu. Bugünü sevinç ve saadetlerle dolu bir şenlik günü yapmak için birçok sebepler toplandı. Seyranlarım çocukluğumda beni şehrin bir fersahtan uzağına götürmemişti. Pontlevoy civarında yaptığım gezintiler de, Paris.te yaptıklarım da rustaî tabiatin güzellikleri bahsinde beni şımartmamışlardı. Bununla beraber hayatımın ilk hatıralarından, Tours’un aşinası bulunduğum peyizajında mevcut olan güzellik hissi kalmıştı. Bir san’atte melekeleri olmamakla beraber ondaki ideali evvelinden tasavvur edenler gibiydim; tabiatin güzellikleri hakkında, bu güzelliklerin yabancısı bulunduğum halde müşkülpesenttim.

Yaya olarak veya at üzerinde seyahat eden kimseler, Frapesle şatosuna varmak için Charlemagné’ın adını taşıyan kıraç topraklardan geçerek yollarını kısaltırlar. Bu kıraç topraklar, Cher havzasını Indre havzasından ayıran vadinin zirvesini işgal eden metruk arazidir ve oraya Champy’den itibaren kestirme bir yol takip ederek gidilir. Sizi takriben bir fersah müddet mahzun bırakan bu düz ve kumlu topraklar, Frapesle’in tâbi bulunduğu nahiyenin adı olan Saché’nin yoluna bir ağaç demeti içinde kavuşurlar. Ballan’dan hayli ötede Chinon yolunu çıkan yol, Dünya prenslerinin kendileriyle aranızdaki mesafeyi size ölçtürdükleri azamet hissini nazarları kaybetti. Ailem hakkında hemen hiçbir şey bilmiyordum. Büyük amcam olup adına dahi vâkıf bulunmadığım bir ihtiyar rahibin hususî meclise dahil olduğunu, biraderimin terfi ettiğini ve nihayet, kanunnamenin henüz bilmediğim bir müddetti mucibince babamın tekrar Vandenesse markisi olduğunu düşes bana öğretti.

Yavaş bir sesle kontese:

- Ben yalnız ve ancak Clochegourde’un bir kölesiyim, dedim. Restauration’un sihirli değneği, imparatorluk rejimi içinde büyümüş çocukları büyük bir hayrete düşüren bir süratle tesirlerini yürütmekte idi. Benim için bu ihtilalin hiçbir mana ve kıymeti olmadı. Mme. de Mortsauf’un en küçük sözü, en sade hareketi bir ehemmiyet verdiğim yegane vakayii teşkil ediyorlardı. Hususî meclisin ne olduğundan haberdar değildim; ne siyasete dair, ne de dünya ahvali hakkında bir bilgiye sahip bulunmuyordum. Pétrarque.ın Laure.u sevişinden daha derin bir aşkla Henriette’i sevmekten gayri bir arzu ve derdim yoktu. Her şeye karşı bu lâkaydî beni düşese bir çocuk gibi gösterdi. Frapesle’e çok insan geldi, sofrada otuz kişi bulunduğumuz vaki oldu. Sevdiği kadının bütün kadınların en güzeli olup en hayran bakışlara hedef teşkil ettiğini görürken onun afif ve çekingen gözlerinin ışığına münhasıran mazhar olduğunuzu bilmek; sonra da, cemiyetin hafifliklerine karşı yürek parçalayıcı bir kıskançlık duysa bile, zahiren hoppa veya müstehzi sözünde daimî bir alâkanın delillerini bulacak derecede onun seninin bütün değişişlerine vâkıf bulunmak… bunlar bir delikanlı için ne mestedici bir saadettir! Hedef teşkil ettiği alâkalardan dolayı bahtiyar, kont adeta gençleşmişti. Kontes bu sayede ahlâkının biraz değişeceğini umdu. Ben Madeleine’in söylediği sözlere onunla beraber gülüyordum. Ruhunun tazyikleriyle vücudu takatsiz kalmış çocuklarda mutat olduğu veçhile insanı şaşırtan görüşleri ve istihzaları vardı ve beni bunlarla güldürüyordu, istihzası yırtıcı olmamakla beraber biç kimseyi de masun bırakmıyordu. Bu güzel bir gün oldu. Bir söz, sabahleyin doğmuş, bir ümit tabiate ışık saçmıştı ve beni bu derecede neşeli gördüğü için Henriette te neşeli idi. Bana ertesi günü: M. Mortsauf’un renksiz ve bulutlu hayatına giren bu saadet ona çok hoş geldi, dedi. O günü tabiî tamamen Clochegourde’da geçirdim. Beş günlük bir müddet sürülmüştüm ve orada geçirdiğim hayata susamış bir halde bulunuyordum. Tasarrufuna yeni geçen emlâke ait mukaveleleri hazırlatmak üzere kont saat altıda Tours’a hareket etmiş bulunuyordu. Ana ile kız arasında mühim bir ihtilâf mevzuu hâsıl olmuştu. Düşes kontesin kendisini takip edip Parise gelmesini istiyordu. Kızı için sarayda bir mevki temin edecekti ve ilk reddini geri alıp kont tu orada mühim vazifeler deruhte edebilirdi. Bahtiyar bir kadın zannedilen Henriette müthiş ıstıraplarını da, kocasının aczini de hiç kimseye, hattâ bir ana kalbine bile açıp bildirmek istemiyordu. Geçirdiği karı kocalık hayatının hakikatine annesinin nüfuz etmemesi için M. De Mortsauf’u noterlerle mücadele etmek üzere Tours’a yollamıştı. Clochegourde’un esrasına dediği gibi bir ben vâkıftım.

Adolf Hitler Kavgam–isteğe Cvp

Salı, 06 Kasım 2007

1……..

Adolf Hitler (1889 - 1945)

20 Nisan 1889 yılında Branau kasabasında doğdu. İlk tahsilini doğduğu kasabada gördü. Orta tahsilini Viyana civarındaki Lintz şehrinin realschulesinde yaptı. On üç yaşında babasını, on altı yaşında annesini kaybetti. Orta öğrenimini bitirince Viyana sanayi mektebine yazıldı. Kendi kendini eğitti. Viyanada bir mimarın, sonra da nakkaşın yanında çalıştı. 1912de Viyanadan Münihe geldi. 1914de I. Dünya Savaşı çıkınca Hitler Bavyerada Alman ordusuna gönüllü olarak girdi. Sonra politikaya atıldı; Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisine girdi.

1924de hükümeti devirmek için teşebbüslerde bulundu fakat başarılı olamadı. Bunun üzerine 10 ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde Kavgam adlı hatıralarını yazdı. 1925 Şubatında hapisten çıktı ve kısa adı Nazi Partisi olan, patisini yönetimini ele geçirdi. Parlamentoya 1928de 12, 1930da 107 milletvekili seçtirdi.

1933te devlet başkanı Hindenburg Hitleri başbakanlığa getirdi. Hindenburgun 1934te ölümü üzerine Hitler devlet başkanlığı ile başbakanlığı birleştirerek Almanyanın diktatörü oldu. 1938de Avusturya, 1939da Çekoslovakya Almanyaya katıldı. Hitler İtalya ile Almanya arasında bir anlaşma yapımasını sağladıktan sonra 1939 Eylülünde Polonyaya saldırdı ve 2.Dünya Savaşı başladı. Hitlerin yönetimindeki Almanya, 1940ta Danimarka, Norveç, Hollanda, Belçika ve Fransayı işgal etti. 1941de daha önce yaptığı anlaşmayı bozarak SSCB ye girdi.

Aynı yıl ABD, Fransa ve İngilterenin yanında savaşa girdi. 1943te Almanya SSCBde ve Kuzey Afrikada gerilemeye başlayınca Hitler savunma kararı aldı. 1944te generallerinden bazıları onu öldürmek istedilerse de başarısızlığa uğradılar. 1945 Nisanı sonunda, Almanyanın yenilgisi kesinleşip ruslar Berlinde ilerlerken son anlarda evlendiği Eva Braun ile beraber intihar etti.

HAKKINDA YAZILANLAR

1.Yabancıların Gözüyle Hitler

Hitlerin Dünyaya Bakışı

Osman Öndeş

Boğaziçi Yayınları

2.Nazi Kadınları

Anna Maria Sigmund

Doğan Kitapçılık / Dünya Tartışıyor Dizisi

Adolf Hitlerin kadınları cezbeden ve zaman zaman büyük mitinglerde kitle histerisine yol açan bir gücü vardı. Toplumun kalburüstü tabakasına mensup kadınlar, hayranlık duydukları Hitlere iktidara giden yolu açtılar. Hanna Reitsch, Leni Riefenstahl ve Winifred Wagner gibi gözde kadınlar, ününü artırdılar. Yeğeni Geli Raubal Hitler yüzünden intihar etti, Eva Braun beraber ölüme gitti. Tabii ki Hitlerin yardımcılarının yanlarında da kadınlar yer alıyordu, günümüzde az tanınıyor olsalar da. Bu kadınlar nasıl bir yaşam sürdüler? Sahne gerisinde resmi olarak hangi rolleri üstlendiler? Magda Goebbels, 1945 yılında altı çocuğunu birden öldürme kararını nasıl verdi? Carin ile Emmy, Göringin morfin bağımlılığı konusunda ne düşünüyordu? Henriette von Schirach, kocası 60 000 Viyanalı Yahudiyi toplama kamplarında yolladığında neler hissetti? Unity Mitford ve nasyonal sosyalizmin diğer seçkin kadınları, propagandası yapılan "Erkek halka, kadın aileye sahip çıkar" idealine uydular mı? Anna Maria Sigmund bütün bu sorulara cevap arıyor. Sonuç, Nazi Almanyasında kadınların durumuyla ilgili büyüleyici bir kitap.

Eserleri

Kavgam, Siyasi Vasiyetim, Komünistler ve Beynelminel Yahudi.

"Yalan Söyleyin, Mutlaka İnanan Çıkar!"

[Hitlerin Milli Eğitim ve Propaganda Bakanı Dr. J. Göbels]

What luck for the rulers that men do not think.

– Adolf Hitler

İnsanların düşünmemeleri [Biz] yöneticiler için ne büyük şans.

2……..

Bu kitap 1924 yılında Hitler, Münih halk mahkemesi tarafından hapis cezasına çarptırıldığında Hitler’in bizzat şahsı tarafından bir hapishane köşesinde yazılmış. Kitap birinci ve ikinci kitap olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. Bu kısımlar da kendi içlerinde bir çok bölüme ayrılmış. Bu, kitabı sıkıcılıktan kurtarıp daha okunabilir hale getiriyor. Siyasi tarih kitaplarını sevip de bu kitabı okumamış birini düşünemiyorum. Hitler kitabın önsözünde kitabı niçin yazdığını anlatıyor. Kitabı, kendisini eleştirenlere bir cevap ve hareketine bağlananlara bir kılavuz olarak yazdığını belirtiyor. Kitabın dili ise hiç ağır değil. Zaten Hitler’in kendisi bir edebiyatçı değil ama hitabet yeteneği muhteşem. Bu yüzden kitap genel havası itibarıyla hitap şeklinde. Dolayısıyla kitabın dili herkesin anlayabileceği kadar sade.

Kavgam, gerçekten okunmaya değer bir kitap. İçindeki düşünceler ve o zamanın tablosu insanı hayretler içinde bırakıyor. Kitapta Hitler’in bahsettiği konular o zamanki Almanya, Yahudiler, masonluk, azınlıkların durumu, medya, partiler, dış ve iç politika, ırk konusuna verdiği önem ve nedeni, 1.dünya savası vs.. kısacası bir devleti oluşturan ve bir devletin yapması gereken her şey bu kitapta var. Hitler’in günlük meselelere bakışı, onları değerlendirişi ve bu meselelerden kendine dersler çıkartması okuyanları etkileyen başka bir tarafı. Ayrıca o dönem Almanya’sının günümüz Türkiye’siyle de benzerlikler gösterdiğini görünce Türkiye’nin sorunları hakkında da fikrimiz oluyor.

Hitler’in görüşlerinden bir kısmı kabul edilebilirse de ırkçılık konusunda ve diğer bazı konulardaki düşünceleri kabul edilebilir cinsten değil. Gerçi bu düşüncelerini kendi mantık çerçevesinde açıklamış ama günümüzde bu düşüncelerin artık geçerliliği kalmamıştır. Hitler’in özellikle ırk konusunda düşündükleri su an için geçersizdir, kendisi Alman ırkını, diğer tüm ırklardan üstün görmüş ve kuracağı devlette ırkını saflaştırmayı hedeflemiş. Yani; sarı saçlı, mavi gözlü, kanı tamamen saf olan Alman ırkı.

Bu kitapta beni en çok etkileyen bolum Hitler’in Yahudiler hakkındaki tespitleri oldu. Hitler Yahudiler konusuna çok geniş yer ayırıyor ve maddeler halinde onların davranışlarını tasvir ediyor. Bu bölümün tamamını görmek için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.

Hitler’e göre Yahudiler

Kitabı okuyan kişi bir liderin nasıl olacağını, bir partinin nasıl sıfırdan Almanya’nın bir numaralı partisi olduğunu görüyor. İlerde lider olmak isteyen birine bu kitabı kesinlikle tavsiye edebilirsiniz. Bu kitabı okuduktan sonra meseleleri daha farklı açılardan göreceklerdir.

Aşağıda kitabı okurken altını çizdiğim bazı satırları bulabilirsiniz.

-Siyasi kuruluşlar karşılıklı çıkarlarından dolayı birbirleriyle göstermelik olarak anlaşırlar. Benim felsefi doktrinim ve partim bu çıkar gruplarıyla kesinlikle anlaşamaz, çünkü benim doktrinim dünyayı tekrar mutlu bir şekilde yaşatacak güce sahiptir. Böyle bir idealde elbetteki geçici antlaşmalar söz konusu olamaz.

-Beceri ve yetenek eğitimin bir ürünü değildir. Bu yetenek kişide doğuştan vardır. Yani bu Tanrının bir lütfudur.

-Zamanımızın züppeleri ve kalemşörleri şunu anlamalıdırlar ki bu dünyada olan bütün devrimler hiç bir zaman bir kez kalemin bayrağı altında yapılmamıştır.

-Kalemin burada görevi sadece devrimin teorik sebeplerini açıklamak olmuştur.

Siyasi veya dini sahada büyük tarihi çağları harekete geçiren kuvvet, bilinen en eski zamanlardan beri, sadece ve sadece ağızdan çıkan esrarlı kuvvet olmuştur.

Bir milletin büyük bir çoğunluğu daima sözün gücüne inanır. Bütün büyük hareketler, insanı ihtiraslarının ve ruhi durumlarının yanardağ patlamaları gibi olmuştur. Fakat hiçbir zaman estetikçilerin ve salon kahramanlarının limonata kamışları bu işleri görememişlerdir.

-Basın I.dünya savaşı yıllarında tamamen art niyetli birtakım karanlık güçlerin elindeydi. Gençlik yıllarımda Viyana’dayken halkı eğitmeye yönelik bu gücün sahiplerini tanıma fırsatım olmuştu. Beni ilk hayret ve dehşete düşüren, toplumun en kutsal değerlerine ve eğilimlerine ters düşse bile basının belli bir fikri empoze etme başarısının çok kısa bir zamanda gerçekleştirilmesiydi. Basın, bir kaç gün içinde, oldukça önemsiz hatta komik bir olayı kısa bir sürede çok önemli bir devlet meselesi haline getirerek aslında en önemli bir meseleyi kamuoyunun dikkatinden kaçırıp unutturma gücüne sahip oluşuydu.

Bu fikir ve düşünce çetesinin, tespit ettikleri hedeflere ulaşmak için yapmayacakları şey yoktur. Bunlar, ev aile ilişkilerini gündeme getirecek kadar ileri giderler. İçlerinde sansasyon yaratmaya yönelik ihtirası olanlara kurban seçtikleri talihsiz kişiye son öldürücü darbe vurma imkanı sağlayacak bir olay buluncaya kadar domuzlar gibi her tarafı eşelerler. Eğer kurbanlarına ait resim ve şahsi bir açık bulamazlarsa seçecekleri tek yol vardır, basit bir yoldan iftira atmak. Artarda tekziplere rağmen, bu iftiralardan iz kalmasının yanında yüz ağızdan birden çıkan iftiralar diğer suç ortağı gazetelerde de yazılmış olduğundan, kurbanın bütün tekzip ve isyanlarının hiçbir şey ifade etmeyeceğini zaten bilmektedirler. Bir gazetenin sorumlu olduğu kamu vicdanından ve görevinin ne olduğuna dair açıklamalarla açık açık yalan söylerler. Bu belanın kendini gösterdiği miting ve kurultaylarda daha da ileri giden bu reziller; aralarda “gazetecilik şeref ve haysiyetinden” uzun uzun bahsederek bulunduğu topluluğun tasdikini alırlar.

-Neden insan yüz yıl daha önce, mesela kazanç savaşları zamanında ticaret yapmayan adamın da gerçekten bir değeri olduğu zamanlar doğmamıştır!..

İşte bu dünyaya geç bir zamanda doğmuş olmam sebebiyle böyle acı düşüncelere katılıyorum. Bana sözde “sakin ve düzen” içinde kendisini sunan gelecekteki tarihin hakkımdaki haksız bir muamelesi gibi değerlendiriyordum. Gençliğimde bile ciddi ve dikkatliydim ve hiç de “barışçı” değildim. Beni bu şekilde eğitme girişimlerinin hepsi boşa çıktı.