‘Kimya’ Kategorisi için ArÅŸiv

Kimyasal BaÄŸlar

Salı, 06 Kasım 2007

Atomlar birleştiği zaman elektron dağılımındaki değişmelerin bir sonucu olarak kimyasal bağlar meydana gelir. Üç çeşit temel bağ vardır.

1-İyonik bağlar, elektronlar bir atomdan diğerine aktarıldığı zaman meydana gelir. Tepkimeye giren elementlerden birinin atomları,elektron kaybedip pozitif yüklü iyonlara dönüşürken,diğer elementin atomları elektron kazanıp negatif yüklü iyon oluştururlar. Böylece zıt(artı-eksi) bir şekilde yüklenmiş iyonlar arasındaki elektrostatik çekim kuvveti,söz konusu iyonları bir kristal içinde tutar.

2- Kovalent bağlarda elektronlar, bir atomdan diğerine aktarılmaksızın ortaklaşa kullanılır. Tek kovalent bağ,iki atom tarafından bölünmüş yani ortaklaşa kullanılan bir elektron çiftinden ibarettir. Moleküller birbirlerine kovalent bağlarla bağlanmış atomlardan meydana gelir.

3-:-):-):-):-)lik bağlar, :-):-):-):-)l ve alaşımlarda bulunur. :-):-):-):-)l atomları üç boyutlu bir yapı içinde düzenlenirler. Bu atomların en dış elektronları, yapının her tarafında serbestçe dolaşır ve atomların birbirlerine bağlanmasını sağlarlar.

1 - İYONİK BAĞ

Bir :-):-):-):-)l bir a:-):-):-):-)lle etkileştiği zaman elektronlar :-):-):-):-)l atomundan a:-):-):-):-)l atomuna aktarılır ve bunun sonucunda bir iyonik(veya elektrovalent) bileşik meydana gelir. Atomlardan elektron kaybıyla oluşan pozitif iyonlara katyon denir. Atomların elektron kazanarak oluşturdukları negatif iyonlar da anyon olarak isimlendirilir. Bu iyonlar bir araya getirildiklerinde bir kristal oluşturmak üzere birbirlerini çekerler.

A gruplarındaki elementlerin bileşikleri çoğu kez elementlerin simgeleri ile birlikte değerlik elektronlarını gösteren noktalar kullanılarak ifade edilir. Değerlik elektronları baş grup(A grubu) elementlerinin kimyasal tepkimelerinde kullanılan elektronlardır.

Örnek olarak bir sodyum atomu ile bir klor atomu arasındaki tepkimeyi ele alalım. (Şekil 1)

Sodyum 1A grubunda olup sadece bir değerlik elektronuna sahiptir. Klor atomu ise 7A grubunun bir üyesi olduğundan 7 değerlik elektronuna sahiptir. Bu iki atom arasındaki tepkimede sodyum atomu 1 elektron kaybeder. Sodyum atomunun kaybetmiş olduğu elektron klor atomu tarafından kazanılır.

Sodyum çekirdeği 11 proton (11+ yük) ve sodyum iyonu da yalnız 10 elektron (bir elektron kaybetmiş oluyor) içerdiğinden sodyum atomunun bir elektron kaybetmesiyle 1+ yüklü sodyum iyonu oluşur. Diğer taraftan,klor çekirdeği 17 proton (17+ yük) ve klor iyonu da 18 elektron (bir elektron kazanılmış oluyor) içerdiğinden klor atomunun bir elektron kazanmasıyla da 1- yüklü bir klorür iyonu meydana gelir.

Şekil 1 : İyonik Bağ Bu tepkimede, sodyum tarafından kaybedilen elektronların toplam sayısı klor tarafından kazanılan elektronların toplam sayısına eşit olmalıdır. Böylece oluşan sodyum iyonlarının sayısı ile meydana gelen klorür iyonlarının sayısı aynı olduğundan NaCl formülü bileşikte bulunan iyonların en basit oranını (1:1) verir.Bu iyonlar bir kristal oluşturmak üzere birbirini çekerler.

Sodyum klorür kristalinde bir iyonun tümüyle diğer bir iyona ait olduğu söylenemez. Aksine, kristal yapıda her bir sodyum iyonu altı klorür iyonu ile her bir klorür iyonu da altı sodyum iyonu ile çevrilmiştir. Kristal içerisinde iyonların bu şekilde düzenlenmesiyle benzer yüklü iyonların birbirlerini itmeleri, zıt yüklü iyonların birbirlerini çekmeleri tarafından bastırıldığı için net çekim kristalibir arada tutar.

2 - KOVALENT BAÄž

Elektronları bağlamak için girilen yarışma, iyon bağında olduğu kadar şiddetli değilse atomların var olan dış elektronlar paylaşılır ve bir ortaklaşma bağı ya da Kovalent Bağ oluşur.

A:-):-):-):-)l atomları etkileştiği zaman kovalent bağlarda bir arada tutulan moleküller oluşur. Bu atomlar elektron çekimi bakımından birbirlerine benzediklerinden, kovalent bağların oluşması sırasında herhangi bir elektron aktarımı olmaz.

Bunun yerine elektronlar ortaklaşa kullanılırlar. Kovalent bir bağ genellikle iki atom tarafından parçalanmış ters spinli bir elektron çifti içerir.

Kovalent bağlar yapısına göre ikiye ayrılır:

2.a -Apolar Kovalent BaÄŸ:

Aynı cins iki a:-):-):-):-)l atomunun birleşmesiyle oluşur. Apolar kovalent bağa en iyi örneklerden biri, iki oksijen atomunun elektronlarını ortaklaşa kullanarak oluşturdukları bağıdır. (Şekil 2) Bu bağlarda ortaklaşa kullanılan elektronlar eşit paylaşıldığından dolayı molekülün pozitif veya negatif kutbu yoktur.

(hidrojen), (oksijen), (klor)…

Åžekil 2 : Apolar Kovalent BaÄŸ2.b -Polar Kovalent BaÄŸlar:

İki farklı cins atomun bir araya gelmesiyle oluÅŸur. Bu baÄŸlarda a:-):-):-):-)llerden biri ortaklaÅŸa kullanıldığından dolayı molekülün bir ucu pozitif (+), diÄŸer ucu negatif (-) yüklenir. Suyu oluÅŸturan Hidrojen ve Oksijen moleküllerinin son orbitallerindeki elektronların ortak kullanılmasıyla oluÅŸan Polar Kovalent baÄŸ ÅŸekil 3’de görülmektedir. (su), , (karbondioksit)…

Åžekil 3 : Polar Kovalent BaÄŸ

Şekil 4 : Molekülü

Örnek olarak iki hidrojen atomundan oluşan bir bağ düşünülebilir. Her bir hidrojen atomu 1s orbitalinde çekirdek etrafında simetrik bir dağılım gösteren tek bir elektrona sahiptir.İki hidrojen atomu bir kovalent bağ oluşturduğu zaman atomik orbitaller öyle bir şekilde üst üste binerler ki çekirdekler arasındaki bölgede elektron bulutları birbirlerini destekleyip bu bölgedeki elektronun bulunma olasılığını arttırırlar. Pauli dışlama ilkesine göre bağı oluşturan iki elektron mutlaka ters spinli olmalıdır. Bir kovalent bağın kuvveti,pozitif yüklü çekirdek ile bağa ilişkin negatif elektron bulutu arasındaki çekimden gelir.

3 - :-):-):-):-)LİK BAĞLAR

:-):-):-):-)llerin iyonlaşma enerjileri ile elektronegatiflikleri oldukça düşüktür. Bunun sonucu olarak :-):-):-):-)l atomlarının en dış elektronları nispeten gevşek tutulur. :-):-):-):-)lik bir kristalde, en dış elektronları çıkarılmış atomlardan ibaret olan pozitif iyonlar kristal örgüde ilgili yerlerde bulunur ve en dış elektronların örgünün her tarafında serbestçe hareket etmesiyle de kristaldeki atomlar bir arada tutulur. Diğer bir deyişle örgü içersinde dağılan ve kristalin bütününe ait olan elektron bulutu ile pozitif iyonlar arasındaki elektrostatik çekim :-):-):-):-)lik bağı oluşturmaktadır.

Bant kuramı bu bağlanma şeklini, tüm kristalin her tarafını kapsayan moleküler orbitaller cinsinden açıklar.

:-):-):-):-)lik katıların çoğunda hareketlidirler. Bunun sonucu olan artı iyonlar,genişlemiş bir üçboyutlu diziliş içinde yer alırlar;ama elektronlar yöresizleşir. Bu maddelerin yüksek ısı, iletkenliği, dayanıklılık, yüksek kaynama noktası, yüksek yoğunluk, renk ve elektrik iletkenliği gibi özelliklerinin bir çoğu, hareketli elktronlardan kaynaklanır. Yalnızca birkaç iyon yığışması şeması uygulanabilir ve X ışını çözümlemesi,:-):-):-):-)l iyonlarının genişlemiş örgülü yapı içinde kazandığı bağ uzunlukları ve geometrik şekiller konusunda ayrıntılı bilgi sağlar. Basit küp biçimi şekiller, ortada başka bir iyonun bulunduğu küp biçimi şekiller ve altıgen yığışma, en sık rastlanan şekillerdir. :-):-):-):-)l alaşımları,erimiş haldeki :-):-):-):-)llerin karıştırıldıktan sonra dikkatlice soğutulmasıyla elde edilir. Bu yolla oluşan gereçlerin özellikleri bileşenlerinin özelliklerinden genellikle çok farklıdır.

4 - VAN DER WAALS BAÄžLARI

Kapalı kabuklu iki kararlı molekülde ‘Van Der Waals’ güçleri ve ‘London’ güçleri adı verilen zayıf güçler aracılığıyla etkileÅŸmeye girebilir. İki molekülün elktron bulutları etkileÅŸtiÄŸinde zayıf bir itme ortaya çıkar; ‘Van Der Waals gücü’ adı verilen bu dengesizleÅŸtirici etkileÅŸme sonucunda,elektron dağılımı kısa süre bozulabilir ve anlık(kalıcı olmayan) bir çift kutup momenti oluÅŸabilir.

Bu geçici çift kutuplar(London güçleri) etkileÅŸtiÄŸinde, ‘Van Der Waals’ itmesine alt edebilen küçük çaplı bir dengesizleÅŸme gerçekleÅŸir ve zayıf,kimyasal olmayan bir baÄŸ oluÅŸur. Bu baÄŸlanma biçimi en çok,kapalı kabuklu ender gaz atomlarının etkileÅŸmelerinde ve küçük moleküllerin düşük sıcaklıklarda birleÅŸimsel baÄŸlanmasında önem taşır. Bu baÄŸ zayıftır (gücü genellikle ortaklaÅŸma bağının binde biri kadardır). Sıvı azot ve helyum gibi düşük sıcaklıklı kriyojenik maddelerin yada bunların daha da düşük sıcaklıktaki kat hallerinin özellikleri, bu tür zayıf etkileÅŸmelerden kaynaklanır.

5 - HİDROJEN BAĞLARI

Bazı hidrojen içeren bileşiklerde moleküller arası çekim kuvvetleri olağan üstü yüksektir. Bu çekim kuvvetleri, hidrojenin atom çapı küçük ve çok elektronegatif olan elementlere kovalent bağlı olduğu bileşiklerde görülür. Bu bileşiklerde elektronegatif element bağı elektronlarını öyle kuvvetlice çeker ki hidrojen önemli miktarda kısmi + yük kazanır. Aslında,hidrojen elementinin perdeleyici elektronları olmadığından burada hidrojen hemen hemen çıplak bir protondur.

Bir molekülün hidrojen atomu ve diğer bir molekülün elektronegatif elementinde bulunan paylaşılmamış elektron çifti birbirini çekerek bir hidrojen bağı oluşturur. Her hidrojen atomu küçük boyutlu olduğundan ancak bir hidrojen bağı yapabilir.

Bir çok ortaklaşma molekülünde bulunan çift kutup momentlerinin etkileşmesinin yol açtığı zayıf çekim güçleri, kararlılaşmaya ve birleşimsel bağlanmaya neden olabilir.

Su(H O) yada amonyak(NH ) gibi moleküllerdeki hidrojen atomları ikinci bir bileÅŸikte bulunan oksijen yada azot atomlarının üstündeki yalnız elektron çiftleri gibi eksi yüklü bir merkezle etkileÅŸmeye girebilirler. EtkileÅŸme enerjileri,tipik olarak,bir ortaklaÅŸma bağının enerjisinin yalnızca %5’i kadardır;ama bir çok fiziksel ve kimyasal süreç açısından çok önemlidir. Söz gelimi,suyun ve buzun yapısı ‘hidrojen bağı’ denilen bu baÄŸların karışık etkileÅŸmelerin sonucudur. Buz, gerçekte sıcaklığa ve uygulanan basınca baÄŸlı olarak bir çok farklı billur yapısı oluÅŸturur; bu çeÅŸitlilik karmaşık hidrojen bağı ÅŸekillerinin farklı biçimlerde düzenlenebilmesinden ileri gelir.

ÇoÄŸunlukla biokimyasal sistemlerin yapıları da kısmen hidrojen bağı etkileÅŸmelerinin sonucu olarak belirlenir; bu, DNA’da özellikle belirgindir. OrtaklaÅŸma bağıyla baÄŸlanmış bir çok kutupsal bileÅŸiÄŸin erime ve kaynama noktaları hidrojen baÄŸlarını kırmak için ek enerji gerektiÄŸinden anormal derecede yüksektir.

Kimyacı Nedir?

Salı, 06 Kasım 2007

Her türlü kimyasal hammadde üretim, kalite kontrol ve analizlerinde, araştırma ve geliştirme laboratuvarlarında kimya mühendisinin ve kimyagerlerin denetimleri altında çalışan kişidir.

Kimyacıda bulunması gereken özellikler;Fen bilimlerine, özellikle kimyaya ilgi duyan ve bu alanda başarılı,Dikkatini bir noktada uzun süre toplaya bilen,Ayrıntıyı algılaya bilen,Sabırlı, titiz ve araştırmadan hoşlanan,Kimyasal maddelere karşı alerjisi olmayan,Bedence sağlam ve güçlü (özellikle koku alma duyusu gelişmiş, renk körlüğü olmayan) kimseler olmaları gerekir.

Kimya Nedir?

Salı, 06 Kasım 2007

Kimya kimi zaman "kolay zengin olmayı sağlayacak olan filozof taşını bulmayı sağlayan bir uğraş" kimi zamanda "uzun yaşamayı sağlayacak olan hayat iksirini bulma yolu" olarak görülmüştür. Şüphesiz bu tanımlar günümüzde de geçerli olan tanımlar değildir. Günümüzde kimyaya mucize yaratıcı bir bilim gözüyle de bakılmaktadır. Bugün de kimya için tek bir tanım yapmak mümkün değildir. Kimine göre " Kimyacıların yaptıkları şey" kimine göre "maddenin yapısını, özelliklerini, tepkimelerini inceleyen bir bilim" kimine göre "insan çevresini düzenli bir şekilde inceleme yolu" kimine göre ise "evrende bizi ilgilendiren herşeyi inceleyen bir bilim"dir. Şüphesiz bu tanımların hepsi doğrudur. Ancak kimisinin eksik, kimisinin ise açık olmadığı söylenebilir. Bize göre kimya, maddelerin yapısal özelliklerini ve birbiri ile olan etkileşimlerini, sebep ve sonuçları ile birlikte inceleyen bir bilim dalıdır.

Atom Modelleri

Salı, 06 Kasım 2007

Maddenin temelinde atom adı verilen çok küçük parçacıklardan oluÅŸtuÄŸu kavramı eski yunanlılara kadar uzanır.Milattan önce 5. yüzyılda Leucippus ve Democritus maddenin sonsuz küçük parçacıklara ayrılamayacağını öne sürdüler.Onlar,bir madde daha küçük parçalara bölünmeye devam edilirse en sonunda atomun bölünmeyeceÄŸini iddia ediyorlardı.Atom sözcüğü Yunanca’da bölünmez anlamına gelen atomos sözcüğünden türetilmiÅŸtir.

Eski yunan atom kuralları planlı deneylere dayanmıyordu.Bunun için yaklaşık 2000 yıllık bir zaman süresince atom kuramı sadece tartışılmaktan öteye gidilmedi.Atomların varlığı Robert Boyle tarafından THE SCEPTİCAL CHYMİST (1661),Isaac Newton tarafından da Principia (1687) ve Opticks(1704) kitaplarında kabul edilmiÅŸti . Fakat John Dalton’ un 1803-1808 yılları arasında geliÅŸtirip önerdiÄŸi atom modeli kimya tarihinde en önemli aÅŸamalardan biri olmuÅŸtur.

Atomun alt konuları:

a) ATOM MODELİ TASARLAMA

Sınıfta gördüğümüz sıra, kara tahta, sınıfın duvarları, sınıfı dolduran hava bir bütün olarak deÄŸerlendirilir. Gözlemciye, sanki maddede bir süreklilik varmış gibi gelir. Duvarın yüzündeki sıvayı kaldırdığımızda duvarın yan yana ve üst üste konulmuÅŸ tuÄŸlalardan oluÅŸtuÄŸunu görürüz. TuÄŸlaların birbirine tutunmasını aralarına konan kum ve çimentodan yapılmış harç saÄŸlar. Demek ki bütün olarak gözüken duvar, çok çeÅŸitli ve küçük parçacıklardan oluÅŸmuÅŸtur.TuÄŸlayı parçalasak görebildiÄŸimiz en küçük parça gene tuÄŸladır. Çok küçük tuÄŸla parçasını 20 katili bir bina kadar büyütsek, tuÄŸlanın da daha küçük taneciklerin yan yana gelmesiyle oluÅŸtuÄŸunu anlardık.Bir flit tulumbasına su doldurup 2 metre uzaktan duvara sıksak sıvanın da küçük parça­cıklarından, taneciklerden oluÅŸtuÄŸunu görürüz. Gözle sudaki bu parçacıkları göremeyiz. Ancak dolaylı olarak flit tulumbasını duvara sıkınca görmekteyiz.Kapalı iki kutu alıp bunların içinde ne olduÄŸunu, kapağını açmadan anlamak için kutuları aÅŸağı yukarı, saÄŸa, sola çevirerek içinden çıkan sesleri dinlemeye çalışırız.Birinci kutuda çalkalanma sesi, ikinci kutuda ise bir tıkırtı duyuluyorsa birinci kutuda sıvı bir madde, ikinci kutuda ise katı bir madde vardır yargısına varabiliriz.Böylece birinci kutu için bir sıvı modeli, ikinci kutudaki madde içinde bir katı modeli kurmuÅŸ oluruz.

Bilim adamlarının yaptıkları da bir bakıma yukarıdaki kutu denemesine benzer.

b) ATOM MODELLERİ VE YAPISI

Democritus ve Leucippos, maddenin bölünmeyecek taneciklerden oluştuğunu çok eski çağlarda ileri sürmüşlerdi. Platon ve Aristotoles bu görüşe karşı çıkmış ve maddenin daha küçük parçalara bölünebileceğini savunmuşlardır. Bu görüşün ortaya atılmasından yaklaşık 2000 yıl sonra 1803 yılında John Dalton tarafından bilimsel gerçeklere dayanan bir atom kuramı açıklanmıştır.Atomun varlığını kanıtlayan delillerden kütlenin korunumu ve sabit oranlar gibi kanunlar Dalton atom modeline temel oluşturur.

-

c) ATOMDAKİ TEMEL TANECİKLER

En basit madde türü olan element, "atom" denilen temel birimlerden oluÅŸmuÅŸtur. Atom, bir elementin, kendine ait kimyasal özelliklerini taşıyan en küçük parçasıdır. Atom, çekirdek ve elektronlardan oluÅŸmuÅŸtur. Çekirdek, atomun kütlesini meydana getiren bölüm olup proton ve nötron adı veri­len tanecikleri içermektedir. Atomdaki temel taneciklerin yük ve kütle özellikleri, aÅŸağıdaki tabloda gösterilmektedir:

Tanecik

Sembol

Yük (*)

Kütle (**)

Proton

p

+1

1,0073=1Elektron

e

-1 1/836 = 0Nötron

n

0 1,0087 = 1Yük birimi olarak "elektron yükü" veya "elemanter yük" ÅŸek­linde verilen 1,6 x 10T19 kulon birimi kullanılmaktadır. Ancak buradaki uygulamalarda yükün birimi ile ilgilenilmeyecektir.

Kütle birimi olarak "atomik kütle birimi" kullanılmıştır. 1 ato­mik kütle birimi (akb), bir 12C atomunun kütlesinin 1/12’sidir. Bu konu, ayrıntılı olarak ileride ele alınacaktır.

Tabloda görüldüğü üzere bir elektronun kütlesi, bir protonun küt­lesinin 1/1836’sı kadardır. Bu, çok küçük bir sayı olduÄŸundan, elektronların, atomun toplam kütlesine katkısı ihmal edilebilir. Çekirdekte bulunan taneciklere (yani proton ve nötronlara) nükleonlar denir.

ATOM NUMARASI (A.N)

Bir elementin atom numarası, çekirdeğindeki proton sayısıdır. Elementi tanımlayan en önemli özelliktir. Her elementin kendine özgü bir atom numarası vardır. Aynı atom numarasına sahip iki element olamaz.

KÜTLE NUMARASI (K.N)

Bir atomun çekirdeÄŸindeki proton ve nötron sayılarının toplamı­dır. (BaÅŸka bir ifadeyle, kütle numarası nükleon sayısına eÅŸittir) Sembolü X olan bir element;

K.N

X ÅŸeklinde ifade edilir.

A.N.

ÇEKİRDEK YÜKÜ (Ç.Y)

Çekirdekte sadece protonlar yük taşımaktadır. O halde çekirdek yükü, proton sayısına eşittir. d) ORBİTALLER

Modern atom teorisindeki en önemli noktalardan biri, elektronların Bohr atom modelinde öngörüldüğü gibi dairesel bir yörüngede değil, adeta bir bulut gibi, belirli bir bölgeye dağılmış olarak bulunmasıdır. Elektronun bulunma olasılığının en fazla olduğu hacimsel bölgelere orbital denir. Orbital şekilleri, elektronun ait olduğu enerji alt düzeyine göre belirlenir. Buna göre s, p, d ve f alt düzeylerindeki orbitallere ait şekiller birbirinden farklıdır. Bir orbitalde en fazla 2 elektron bulunabilir. Bir temel enerji düzeyinde n2 tane orbital bulunur (n= Temel enerji düzeyinin numarası).

s Ortitalleri

(s) alt düzeyinin elketron kapasitesi 2’dir. Bir orbitalde de en fazla 2 elektron bulunabileceÄŸinden, bir (s) alt düzeyinde 1 tane orbital vardır. (s) orbitalinin ÅŸekli, x – y – z koordinat sisteminde küreseldir.

p Orbitalleri

(p) alt düzeyinin elektron kapasitesi 6 ve bir orbitalin elektron kapasitesi 2 olduğundan, bir (p) alt düzeyinde 3 tane orbital vardır. bunlar, sırasıyla x, y ve z eksenlerine göre simetrik birer çift şişkinlik şeklindedir. Bunların şekilleri aşağıda verilmektedir

Mol Kavramı…

Salı, 06 Kasım 2007

Mol :Avagadro sayısı ( 6,02.1023 ) kadar atom yada molekül içeren maddeye 1 mol denir.

Örnek : 1 mol HF 6,02.1023 tane HF molekülüdür. Yine bu molekülün içerisinde 1 mol H atomu (6,02.1023tane) ve 1 mol F atomu (6,02.1023 tane) vardır.

Atom Ağırlığı :12C izotopu standart seçilerek diğer elementlerin bu izotopla kıyaslanması sonucu hesaplanan kütlelerdir. Örneğin, H=1 O=16 N=14 S=32

1Atomik Kütle Birimi (a.k.b) : 1/ 6,02.1023 = 1,66.10-24 gramdır.

Molekül Ağırlığı : Bileşiği oluşturan elementlerin gram cinsinden kütlelerinin toplamına denir.

Örnek : 1 mol C6H12O6 (glikoz) kaç gramdır ? (C=12 O=16 H=1)

6.12 = 72 gram C

12.1 = 12 gram H

6.16 = 96 gram O

——————————-

180 gram

Bir Tane Molekülün Kütlesi :Bir tek molekülün kütlesi molekül ağırlığının Avagadro sayısına bölümüyle bulunur .

1 tek molekülün kütlesi = MA/6,02.1023

Örnek : 1 tane H2O molekülü kaç gramdır ? (H=1 O=16)

1 tane H2O = 18/ 6.1023 = 3.10-23 gramdır.

Bir Tane Atomun Kütlesi : Atom ağırlığının Avagadro sayısına oranıdır.

Bir tek atomun kütlesi = A.A./ 6,02.1023

örnek : 1 tane C atomu kaç gramdır ? (C=12)

1 tane C atomu = 12/6.1023 = 2.10-23 gramdır.

N.Åž.A’ da Hacim : Bütün gazların bir molü N.Åž.A’da ( 0 0C ve 1 atmosfer de) 22,4 litredir.

MOL HESAPLAMA YÖNTEMLERİ m: Verilen Litre Verilen tanecik Sayısı n: mol sayısı Ma=Molekül ağırlığı

Verilen ağırlık Verilen hacim verilen tanecik n =—————— =—————–=——————

Ma 22,4 6,0210-23

Örnek : 23 gram C2H5OH kaç moldür ? (C=12 O=16 H =1)

MA = 2.12 + 6.1 + 16.1= 46 gram/mol

n=23/46 = 0,5 mol

Örnek : N.Åž.A’da 2,8 litre olan CO2 gazı kaç mol ve kaç gramdır ?(C=12 O=16)

n=2,8/22,4 = 0,125 mol.

1 mol CO2 44 gram olduğuna göre 0,125 mol CO2 0,125.44= 5,5 gramdır.

22,4 litre = 1 mol : 11,2 litre= 0,5 mol : 5,6 litre = 0,25 mol : 2,8 Litre = 0,125 mol

Örnek : 3,01.1023 tane C2H4 molekülü kaç gramdır ? (C=12 H=1)

n=3,01.1023/6,02.1023= 0,5 mol 1 mol C2H4 28 gram ise 0,5 mol C2H4 14 gram olur.

Kütlece yüzde = (Elementin bileşikteki kütlesi/toplam kütle)x100

I. elementin bileşikteki kütlesi I. elementin verilen gramı = II. elementin bileşikteki kütlesi II. elementin verilen gramı

I. elementin bileşikteki kütlesi I. elementin verilen yüzdesi = II. elementin bileşikteki kütlesi II. elementin verilen yüzdesi

Atomun Elektrikli Yapısı..1..

Salı, 06 Kasım 2007

1. Çekirdekteki Dev Güç: Güçlü Nükleer Kuvvet Çevremizde gördüğümüz her şeyin, kendimiz de dahil olmak üzere atomlardan oluştuğunu ve bu atomların da pek çok parçacıktan meydana geldiğini gördük. Peki bir atomun çekirdeğini oluşturan tüm bu parçacıkları bir arada tutan güç nedir? İşte çekirdeği bir arada tutan ve fizik kurallarının tanımlayabildiği en şiddetli kuvvet olan bu kuvvet, "güçlü nükleer kuvvet"tir.

Bu kuvvet atomun çekirdeÄŸindeki protonların ve nötronların dağılmadan bir arada durmalarını saÄŸlar. Atomun çekirdeÄŸi bu ÅŸekilde oluÅŸur. Bu kuvvetin ÅŸiddeti o kadar fazladır ki, çekirdeÄŸin içindeki protonların ve nötronların adeta birbirine yapışmasını saÄŸlar. Bu yüzden bu kuvveti taşıyan çok küçük parçacıklara Latince’de "yapıştırıcı" anlamına gelen "gluon" denilmektedir. Bu yapışmanın ÅŸiddeti çok hassas ayarlanmıştır. Bu yapıştırıcının kuvveti protonların ve nötronların birbirlerine istenilen mesafede bulunmalarını saÄŸlamak için özel olarak tespit edilmiÅŸtir. Söz konusu kuvvet biraz daha yapıştırıcı olsa protonlar ve nötronlar birbirlerinin içine geçecek, biraz daha az olsa dağılıp gideceklerdi. İşte bu kuvvet Büyük Patlama’nın ilk saniyelerinden beri atomun çekirdeÄŸinin oluÅŸması için gerekli olan yegane deÄŸere sahiptir.

Güçlü nükleer kuvvetin açığa çıktığı zaman ne kadar büyük tahrip gücü olduÄŸunu bize HiroÅŸima ve Nagazaki’deki tecrübeler göstermiÅŸtir. Atom bombalarının bu denli etkili olmasının tek sebebi atom çekirdeÄŸinde saklanan gücün açığa çıkmasıdır.

2. Atomun Emniyet Kemeri: Zayıf Nükleer Kuvvet

Şu an yeryüzündeki düzeni sağlayan en önemli etkenlerden biri de atomun kendi içinde dengeli bir yapıya sahip olmasıdır. Bu denge sayesinde maddeler bir anda bozulmaya uğramaz ve insanlara zarar verebilecek ışınları yaymaz. Atom bu dengesini çekirdeğindeki protonlarla nötronlar arasında var olan "zayıf nükleer kuvvet" sayesinde elde eder. Bu kuvvet özellikle içinde fazla nötron ve proton bulunduran çekirdeklerin dengesini sağlamada önemli bir rol oynar. Bu dengeyi sağlarken gerekirse bir nötron protona dönüşebilir.

Bu işlem sonucunda çekirdekteki proton sayısı değiştiği için, artık atom da değişmiş, farklı bir atom olmuştur. Burada sonuç çok önemlidir. Bir atom parçalanmadan, başka bir atoma dönüşmüş ve varlığını korumaya devam etmiştir. İşte bu şekilde de canlılar kontrolsüz bir şekilde çevreye dağılıp insanlara zarar verecek parçacıklardan gelebilecek tehlikelere karşı adeta bir emniyet kemeri gibi korunmuş olur.

3. Elektronları Yörüngede Tutan Kuvvet: Elektromanyetik Kuvvet

Bu kuvvetin keşfedilmesi fizik dünyasında bir çığır açtı. Her cismin kendi yapısal özelliğine göre bir "elektrik yükü" taşıdığı ve bu elektrik yükleri arasında bir kuvvet olduğu öğrenilmiş oldu. Bu kuvvet zıt elektrik yüklü parçacıkların birbirini çekmesini, aynı yüklü parçacıkların da birbirlerini itmelerini sağlar. Bu sayede bu kuvvet atomun çekirdeğindeki protonlarla çevresindeki yörüngelerde dolaşan elektronların birbirlerini çekmelerini sağlar. İşte bu şekilde atomu oluşturacak iki ana unsur olan "çekirdek" ve "elektronlar" bir araya gelme fırsatı bulurlar.

Bu kuvvetin şiddetindeki en ufak bir farklılık elektronların çekirdek etrafından dağılmasına ya da çekirdeğe yapışmasına neden olur. Her iki durumda da atomun, dolayısıyla madde evreninin oluşması imkansız hale gelir. Oysa bu kuvvet ilk ortaya çıktığı andan itibaren sahip olduğu değer sayesinde çekirdekteki protonlar elektronları atomun oluşması için gereken en uygun şiddette çeker. Güçlü nükleer kuvvet

15

Zayıf nükleer kuvvet

7,03.10 -3

Elektromanyetik kuvvet

3,05.10 -12

Anorganik Kimya…demir…

Salı, 06 Kasım 2007

DEMİR M E T ALİNİN ÖZELLİKLERİ Arı halde gümüşsü beyaz renkli bir m e tal olan demir (Fe), dünyada ki met aller içinde en bol bulunanların ikincisi, elementler arasında ise dördüncüsüdür. Yeryüzünün çekirdeği, büyük miktarda me tal demirden yapılmıştır. Ancak, yeryüzü kabuğunda demir, öteki maddelerle tepkimeye girmiş durumdadır. Arı durumda çok seyrek bulunur: Yalnızca bazı göktaşlarında ve bazaltlı kayalarda.

Tüm bitkilerin, hayvanların ve insanların, yaşamak için demire ihtiyaçları vardır. İnsanlarda en büyük demir yüzdesi, kırmızı kan hücrelerinde bulunur. Hemoglobinin temel bölümlerinden birini oluşturur. Kasalarda ve dokularda, küçük miktarlar halinde bulunur.

Demirin kimyasal simgesi olan Fe, latince “demir” anlamına gelen ferrum’ dan türetilmiÅŸtir. Demirin atom numarası 26, atom ağırlığı 55,85 ve özgül ağırlığı 7,86’ dır.

Demir, küçük iğnelerden dev yapılara kadar, binlerce işlenmiş ürünün ana maddesidir. Kükürt ve oksijen gibi me tallerle kolayca birleşir. Başka herhangi bir m e t alden çok daha büyük miktarlarda, alaşımlarda kullanılır. En yararlı ve ucuz m et allerden biri olan çelik, demire küçük bir miktar karbon katılmasıyla elde edilir.

Topaz, turkuvaz ve lal taşı dahil, çeşitli değerli taşların kapsamında deri vardır.

DEMİR FİLİZLERİ

Demir, yer kabuğunda büyük miktarlarda bulunan birçok yükseltgenmiş minerallerden ergitilir. Bu mineraller arasında hematit, magnetit, limonit ve karbonat sideriti sayabiliriz.

Hematit (Fe 2 O 3 ), yüzde 70 demir, yüzde 30 oksijen kapsayan bir filizdir. Adı, kan kırmızısı renginden ötürü yunanca “kan” sözcüğünden türetilmiÅŸtir. Hematit, bazen eÅŸkenar paralel yüzlü biçiminde, bazen bir gül yapraklarına benzeyen ince tabakalar halinde, bazen de boya maddesi olarak kullanılan ve topraklı kırmızı bakır filizi diye adlandırılan bir toz halinde bulunur.

Magnetit (Fe 3 O 4 ), adını magnetit özelliklerinden alan ve yüzde 72 demir kapsayan en zengin demir filizidir. Eşkenar paralel yüzlü ve sekiz yüzlü sistemlerde billurlaşır. Magnetit su ve çözelti halindeki gazların kimyasal olarak aşındırmaya uğrattığı olivin ve biyotit gibi kayaların değişiminden de oluşur.

Limonit filizi, dünya demir üretiminde oldukça önemli bir yüzde oluÅŸturur. Her bir limonit örneÄŸinde ki demir yüzdesi, bulunan su molekülleri sayısına baÄŸlıdır. Öteki demir filizlerinin deÄŸiÅŸimiyle oluÅŸan limonit çoÄŸunlukla demirli su çözeltileri yataklarındadır. Demir bakterisi adıyla bilinen küçük organizmaların hareketi de büyük miktarlarda limonit yatakları oluÅŸumuna yol açmaktadır. Avrupa’ daki en büyük yataklar olan Alsace-Lorraine yatakları böyle oluÅŸmuÅŸtur.

Siderit, FeCO 3 formülüyle gösterilen ve yüzde 43 demir kapsayan bir demir II karbonattır. Billurları eşkenar paralel yüzlüdür. Siderit değişimi uğramadığı sürece beyazdır; ama yükseltgenliğinde (oksitlendiğinde), rengi sarı ile ya da kahverengiyle dönüşür. Siderit, çeşitli türlerde tortul kayalarda birleşme ya da kayaların kimyasal değişmeleri sonucu oluşur.

Mika, formülü FeO(OH) olan bir demir hidroksittir. Limonit ile birlikte bulunur. İğne biçiminde billurlar ya da tabakalar halinde rastlanır.

Prittien de (demir disülfür, FeS 2 büyük miktarlarda demir çıkarılır. Prit, kavurma denilen bir süreçle, kükürt dioksit yapmak için bol hava ile yakılır. Kükürt dioksit, daha sonra, demir çıkarılmasına elverişli olan sülfürik asit ve demir oksitler oluşturmadan kullanılır.

DEMİR YATAKLARI

A.B.D. en büyük demir üreticisidir. Hemen her eyalette demir bulunur. Ancak, en önemli yataklar Michigan, Minnessota ve Wisconsin’ deki hematit filizleridir. Dünya yüzeyindeki insan yapısı en geniÅŸ delik, Minnessota’ da Hibbing yakınlarındadır ve bir de demir madeni yüzünden açılmıştır. Lorraine’ deki büyük limonit yatakları, Fransa için zengin ve ekonomik bir demir kaynağı oluÅŸturur. Rusya’ daki baÅŸlıca yataklar Urallar’ da Perm’ de ve Ukrayna’ da dır. Britanya’ da demir filizi yatakları, Midlands ve Kuzey İngiltere kömür havzaları arasında yer alır. İsveç, Almanya, İspanya, Lüksemburg, Kanada ve Hindistan’ da geniÅŸ yataklar vardır. Son yıllarda Afrika’ da da geniÅŸ demir yatakları ortaya çıkarılmıştır.

Birçok demir filizi yatağının geçmişi, bir yükselme ve düşüş öyküsüdür: Birçoğu, yüzyıllarca işletildikten sonra bırakılmış, ötekiler,yüzyıllarca ilgi çekmedikten sonra gün ışığına çıkarılmıştır. Geçmişte çıkarma teknikleri, yüksek nitelikli m e t alin yalnızca çok arı haldeki filizlerden çıkarılmasına olanak sağlayacak düzeydeydi

Bugün m e t al işleme tekniklerindeki gelişme nedeniyle bir yatağın kazanç getirici sayılabilmesi için büyük olması ve açık tavanlı madenciliğe elverişli olması gerekir.

DEMİR BİLEŞİKLERİ

Demirin baÅŸlıca bileÅŸiklerindeki yükseltgenme sayıları +2 ve +3’ tür. Havada oksijenle demir oksit oluÅŸturacak biçimde bileÅŸir. Oldukça kararsız olan bu bileÅŸiÄŸin demir (III) oksit denilen ferrik oksit’ e (Fe 2 O 3 ) dönüşme eÄŸilimi vardır. Ferrik oksit, demirin havası bol bir ortamda yakılmasıyla elde edilir. Ferro sülfür’ ü (FeS) de kapsayan sülfürleri, hidrojen sülfürün (H 2 S) amonyaklı ortamda demir tuzları ile etkileÅŸiminden oluÅŸur.

Demirin sülfürik asitte çözünmesiyle, soluk yeşil renkli ferrosülfat [Fe 2 (SO 4 ) 3 ] oluşur. Ferrosülfat hava ile temas ettiğinde hızla, kahverengi ferrik sülfata dönüşür. Demir hidroklorik asit (HCI) ile birleşince, susuz halde beyaz renkli, dört hidrojenli haldeyse yeşil renkli ferro klorür (FeCI 2 ) oluşur. Demir klorla tepkiyince yer yer yeşile çalan ve siyahımsı-kırmızı renkli bir bileşik olan ferrik klorür oluşur.

TEDAVİDE KULLANILIŞI

Demirin tıptaki en önemli kullanım yeri, hipokromik kansızlıkların tedavisindedir. Demir eksikliği durumu, hemoglobin oluşumunu engeller ve kırmızı kan hücrelerinin öteki işlevlerini yerine getirmesini de güçleştirir. Çok sayıdaki demir bileşiklerinden herhangi biri tedavide kullanılabilir. İnorganik tuzlar da, bu konuda aynı derecede etkilidirler.

Anorganik Kimya..alaşımlar.3.nikel Alaşımları

Salı, 06 Kasım 2007

Bakır + Nikel ® Asit tankları (Monel :-):-):-):-)l)

Nikel + Krom ® Elektrik demiri ve elektrik ızgarası.

En Çok Bulunan :-):-):-):-)l

Adı

Bileşim yüzdesi

Bazı kullanış yeri ALÜMİNYUM

Duralumin

Al-95, Cu-4, Mg-1

Uçak endüstrisinde

MaÄŸnalyum

Al-90, Mg-10

Uçak ends.ve terazilerde

BİZMUT

Wood :-):-):-):-)li

Bi-50, Pb-25

Sn-12,5, Cd-12,5

Elektrik sigortalarında

Alüminyum

bronzu

Cu-90,Al-10

Fen aletlerinde

Çan :-):-):-):-)li

Cu-75,Sn-25

Çan imalinde

BAKIR

Pirinç

Cu-65,Zn-35

Elektrik malzemesi

imalinde

Bronz

Cu-82, Sn-16, Zn-2

Madalya ve heykelde

Alman gümüşü

Cu-50 Ni-25 Zn25

Elektrik reostalarında

Top :-):-):-):-)li

Cu-90, Sn-10

Top imalinde

Nikel para

Cu-75, Ni-25

Para basmada

ALTIN

Altın para

Au-90, Cu-10

Altın para basmada

18 ayar altın

Au-75, Cu-25

Mücevhercilikte

Beyaz altın

Au-65, Ni-35

Mücevhercilikte

Krom çeliği

Fe-97, Gr-3

Silindir yatağı, tel

Sert demir

Fe-86, Si-14

Asit tankı

İnvar

Fe-64, Ni-36

Fen aletleri

Manganez

çeliği

Fe-86, Mn-14

Kasa, dolap, taşkırıcı

Molibden

çeliği

Fe-95, Mo-5

Yüksek hızlı dökümde

DEMİR

Nikel çeliği

Fe-94, Ni-6

Asma köprü yapmakta

Platinit

Fe-85, Ni-15

Ampul teli

Silisyum çeliği

Fe-97, Si, 3

Otomobil yayı

Krom çeliği

Fe-85, Si-3

Mutfak malzemesi

Tungsten

çeliği

Fe-92, W-8

Parça dökümünde

KURÅžUN

Saçma, mermi

Pb-99,5, As-0,5

Saçma ve mermi yapımı

Matbaa :-):-):-):-)li

Pb-82 Sb-15 Sn-3

Harf dökümünde

CIVA

Malgamalar

Hg+SnCu, Ag, Au

:-):-):-):-)l elde etmek ve diÅŸ dolgusunda

Monel:-):-):-):-)l

Ni-66, Cu-34, Fe-6

Asit tankları

NİKEL

Nikrom

Ni-60, Cr-15, Fe-25

Elektrik demiri ve elektrik ızgarası

Perm alaşımı

Ni-80, Fe-20

Elektrik transformatörleri

PLATİN

Platinium

Pt-95, Ir-5

Mücevhercilikte

Gümüş para

Ag-90, Cu-10

Gümüş para basmakta

GÜMÜŞ

Sterlin

Ag-62,5, Cu-37,5

İngiliz gümüş parası

ve gümüş eşya yapımı

Babbitt :-):-):-):-)l

Sn-45, Pb-40, Sb-13,Cu-2

Makine yatağı

KALAY

Britanya :-):-):-):-)li

Sn-90, Sb-8, Gu-2

Süs eşyasında

Lehim

Sn-60,Pb-40

:-):-):-):-)lleri birleÅŸtirmekte

Anorganik Kimya..alaşımlar.2.önemli Alaşımları Bulunan Elementler

Salı, 06 Kasım 2007

Bakır (Cu)

Bakır, önemli alaşımların çoğunun bileşimine girer. Değerli madenlerle karışarak , onlara, renk ve parlaklıklarını bozmaksızın sertlik ve ince kısımlarını bile koruma özelliği verir.

Bronzlar (tunçlar); Bakır, kalay ile çok önemli olan tunçları teşkil eder. Topların tuncu dayanıklılık bakımından önemlidir. Çanların tuncu, top tuncuna göre kalayın daha çok oranda bulunduğu tunçtur. Bu tunç kırılabilir, fakat çok tınlar.

Bakır alüminyum ile çok sert bir tunç meydana getirir. Silisli ve fosforlu tunçlar da vardır.

Bakır, çinko ile pirinci oluşturur. Çinko ve nikel ile de mayekor (taklit gümüşü) yapar.

Çinko (Zn)

Çinko, daima alaşımları halinde kullanılır. En önemli alaşımları pirinç, bronz ve beyaz :-):-):-):-)ldir. Pirinç; çinko ve bakır alaşımı olup, alaşımda bu iki :-):-):-):-)lin oranları çok değişiktir. Fakat en çok kullanılan tipinde bakır %60, çinko %40 oranında bulunur. Bronz; Bakır ve kalay alaşımı olup, bir miktar çinko ilave edilir. Beyaz :-):-):-):-)l; çinko bakır,alüminyum ve magnezyum :-):-):-):-)lleri karışımından ibaret bir alaşımdır. Son zamanlarda, otomobil endüstrisinde karbüratör, yakıt pompası, radyatör, kapı kolları v.b. gibi parçaları yapmakta çok kullanılır.

Çinkonun ikinci derecede önemli bir alaşımı Alman gümüşüdür. (Yeni gümüş). Bileşimi; bakır, nikel ve çinko :-):-):-):-)llerinden ibarettir. Alaşımın gümüşle ilgisi olmamasına rağmen, gümüşe benzediği için bu isim verilmiştir.

Alüminyum

Alüminyum tunçları, ekonomi bakımından, elektrik fırınında 70 kg bakır ile 40 kg korenden veya boksitle kömür parçalarından oluşan karışım ısıtılarak yapılır; alümin Al2O3 indirgenir. Karbon monoksit çıkar ve %14 alüminyumu bulunan bir alaşım elde edilir. Bu alaşım yeter miktarda bakır ile beraber eritilirse, tunçtan daha çok dayanıklı alaşımlar elde edilir.

Demirli alüminyum; işlemde bakır yerine font konularak, %90 demir ve %10 alüminyumu bulunan demirli alüminyum (Ferro-Alüminium) elde edilir. Bu alaşım demir veya çeliği arıtmak için kullanılır. 10 kısım alüminyum ve 90 kısım bakırdan ibaret alaşımlar alüminyum tuncunu yapar; bu alaşım altın parlaklığını ve demirin sağlamlığını haizdir. Bu alaşım, 1 kg bakır ve 1 kg çinko ile beraber tekrar edilirse adi pirinçten daha sağlam ve daha sert alüminyum pirinci meydana gelir. Alüminyum pirinci nikel ile beraber tekrar eritilirse, gayet dayanıklı ve kolaylıkla kalıba dökülebilir bir yeni alaşım meydana gelir. 10 kısım kalay ve 100 kısım alüminyumdan ibaret alaşım, alüminyumun renk ve bir dereceye kadar hafifliğini korur. Daha kolay ,işlenir. Alüminyumu lehimler.

Silimin: %86 alüminyum ve %14 silisyumdan ibarettir. Bunlardan başka duralüminyum, magnalyum ve elektron alaşımları da vardır.

Alüminyumun gümüş, altın ile olan alaşımları da ziynet yapmakta kullanılır.

KurÅŸun (Pb)

Kurşun alaşımlarını yapmada maksat, sert, sert olduğu kadar esnek ve kırılmaya karşı dayanıklı, erime noktaları düşük bir :-):-):-):-)l karışımı elde etmektir. Bunlar arasında en önemlileri;

Lehim; Erime noktası 182oC olan bu alaşım %40 kurşun, %60 kalaydan oluşur.

Kurşun-antimon alaşımı: Bileşimi: %13-25 kurşun, %75-87 antimondur. Çok sert olup kırılganlıkları biraz fazladır. Yüksek basınçlara dayanamazlar. Bu kötü özelliği ortadan kaldırmak için karışıma bir miktar kalay ilave edilir. Örnek; %73 kurşun, %15 antimon ve %12 kalaydan ibaret alaşımdan matbaa harfleri yapılır. Sert ve basınca dayanıklıdır.

En Önemli Alaşımlar

Şimdi burada bazı önemli alaşımlar incelenecektir.

Bakır alaşımları

Bakır + Kalay ® Tunç

Bakır + Çinko ® Pirinç

Bakır + Çinko + Nikel ® Mayakor

Bakır + Çinko + Kalay ® Teknik eserler tuncu

Bakır + Alüminyum ® Fen aygıtlarında, deniz valfleri, pervaneler, dümenler.

Altın, gümüş ve altın, bakır alaşımları

Altın + Gümüş ® Yeşil altın

Altın + Gümüş ® Solmuş yaprak altını

Altın + Gümüş ® Su yeşili altını

Altın + Gümüş + Bakır ® Roz altını

Altın + Gümüş + Bakır ® Sarı, çok beyaz, değerli İngiliz altını

Kurşun alaşımları

Kurşun + Kalay ® Lehim

Kurşun + Arsenik ® Saçma ve mermi

Kurşun + Antimon + Kalay ® Matbaa harfleri

Demir alaşımları

Krom + Demir ® Tel-silindir yatakları

Demir + Nikel ® Fen aletleri

Demir + Nikel ® Ampul teli

Demir + Molibden ® Yüksek hızlı dökümde

Demir + Volfram ® Parça dökümünde (tungsten çeliği)

Demirin fosforlu, karbonlu, silisyumlu, çelikleri de önemli alaşımlardandır.

Anorganik Kimya..alaşımlar.1.

Salı, 06 Kasım 2007

Alaşım: İki veya birkaç maddenin muhtelif oranlarda beraberce eritilerek meydana getirilen karışıma alaşım denir.

Alaşımda cıva bulunursa malgama adını alır. Cıva yalnız demir ve platin madenleriyle malgama yapmaz. Madenlerin çeşitli özellikleri vardır. Bazı madenler yumuşak yalnız başına kullanılamazlar. Altın ve gümüş gibi. Bazı madenler ise döküme elverişli değildirler. Bakır gibi, bazıları kolayca aşınabilirler. Bazıları dayanıklı veya dayanıksızdırlar. Bazıları yüksek ve bazıları da alçak sıcaklıkta ergirler. İşte madenlerin gösterdikleri bu çeşitli özelliklerden ötürü teknikte layıkıyla faydalanmak için ve daha elverişli olmalarını temin amacıyla alaşımlar yapıldı. Mesela bakır döküme elverişli olmadığından bakırı kalayla birlikte eriterek tunç ve çinko ile eriterek pirinç alaşımları yapıldı. Alaşımlar; kendisini meydana getiren madenlerin erime noktalarından daha aşağı derecede eridikleri için teknikte kullanılmaya elverişlidirler.

Alaşımların Elde Edilmesi

Alaşımlar: Birden fazla çeşitli maden parçaları eritilmek suretiyle elde edilir. Madenlerin oksitlenmelerine engel olmak için kömür tozu ile örtülür ve toprak bir pota içerisinde eritilir. Eğer madenlerden biri uçucu ise diğer maden erimekte iken diğeri ile karıştırılır. Uçmadan meydana gelecek eksikliği tamamlamak için biraz fazla miktar maden konur.

Çok miktarda alaşım elde etmek için reverber fırınlarında ergitilerek yapılır

Alaşımların Özellikleri<LI style="FONT-SIZE: 12pt">Alaşımlar, yoğun olup maden parlaklığında, ısı ve elektriği iletirler. Bazıları beyazdır. Fakat bakır ve altın gibi renkli madenler yeteri miktarda bulunursa alaşımlar renklidir.

<LI style="FONT-SIZE: 12pt">Genel olarak alaşımlar, kendini teşkil eden maddelerden daha sert, fakat daha az levha haline gelebilir ve dayanıklıdırlar. Çok fazla levha ve yaprak haline gelebilen altın, antimon veya kurşun ile karıştırıldığı zaman sert ve kırılabilir.

<LI style="FONT-SIZE: 12pt">Bakırda, kalayla birleştiği zaman levha haline gelebilme özeliğini kaybeder.

<LI style="FONT-SIZE: 12pt">Alaşımlarda her iki :-):-):-):-)l, hem katı hem de sıvı halinde birbiri içerisinde ergimiştir.

<LI style="FONT-SIZE: 12pt">:-):-):-):-)ller birbiri içerisinde erimezler. Bu takdirde alelade bir karışım meydana gelmiştir. Bu alaşım mikroskop altında iki çeşit kristal gösterir. Kurşun-Antimon alaşımı gibi.

<LI style="FONT-SIZE: 12pt">Alaşım kristali, her iki atom sayıları oranında ihtiva eder. Sodyum malgaması, Bakır-Çinko alaşımı, Alüminyum-Bakır alaşımı, Demir- Karbon alaşımı gibi. Fakat bu şekildeki alaşımlar teknik bakımdan kullanılmaya elverişli değildir. Çünkü bunlar çok kırılıcıdır.Alaşımlar genellikle kendilerini meydana getiren :-):-):-):-)llerden daha az aktiftirler. Örneğin, sodyum malgaması suyu daha yavaş ayrıştırır. Halbuki sodyum suya çok kuvvetli etki yapar.Alaşımlar: Yapılarına giren az eriyebilen madenlerden daha fazla ve daha kolaylıkla eriyebilir. Bir kısmı bu madenlerden en ziyade eriyebilen madenin erime derecesinden daha aşağı bir derecede erir. Mesele kurşun 335 0 C, bizmut 264 0 C, kalay 228 0 C eridiği halde Bi 8 , Pb 5 , Sn 3 kısımlardan ibaret olan alaşım 94,5 0 C de erir.(Darcet) darse alaşımı.

Bakır ve kalay alaşımı zamanla dayanıklılığını kaybeder. Bakır birçok alaşımların yapısına girer. Kıymetli madenlerden gümüş ve altına sertlik verir. Parlaklık ve renklerini bozmadan, inceliklerini korur.

Kimyasal Özellikleri<LI style="FONT-SIZE: 12pt">Uçabilen bir madeni bulunan alaşımları ısı analiz eder. Bundan altın ve gümüş elde etmekte faydalanılır.Altın veya gümüş tozu önce cıva ile karıştırılır.Güderiden süzülerek cıvanın fazlası çıkarılır ve sonra alaşım ısıtılarak uçabilen madde ayırt edilir. Alaşımlar, alaşımları teşkil eden maddelerden daha az oksitlenebilen ve asitlerden daha az etkilenebilen karışımlardır.

<LI style="FONT-SIZE: 12pt">Genel olarak oksijen, alaşımlar üzerine etki eder. Bu halde madenden biri bir asit oksidi, diğeri, bir baz oksidi yapar. İşte bunun içindir ki kalay ve kurşun, antimon ve potasyumdan ibaret alaşımlar alevle yanar. Bazı madenler kimyaca birleşmişler ve birtakım alaşımlar yapmışlardır.

<LI style="FONT-SIZE: 12pt">Mesela; (Sodyum cıva malgaması),(Bakır çinko),(Alüminyum bakır),(Demir karbon) bileşikleridir.Fakat bu alaşımların teknikte kullanılmaları elverişli değildir. Çabuk kırılabilirler. Bu alaşımlar belirli oranlar kanununa göre teşekkül etmişlerdir.Alaşımların mikroskopla incelenmelerine gelince; bir alaşımın parlak yüzeyi üstüne asitler veya bazı kimyasal ayıraçlar dökülürse alaşımda muhtelif renkler görülür. Etkimeler birbirinden farklıdır. Madenin cinsine göre çeşitli irili ufaklı çukurlar meydana gelir eski şekliyle karşılaştırılır. Mikroskopta incelenir ve fotoğrafı alınır.