‘İletiÅŸim Ve Gazetecilik’ Kategorisi için ArÅŸiv

Prcı Hakkında

Salı, 06 Kasım 2007

PRCI HAKKINDA

I C O , Uluslararası Halkla İliÅŸkiler Danışmanlık Åžirketleri BirliÄŸi, dünyada 750’den fazla halkla iliÅŸkiler ÅŸirketini, sayısı 12.000’i aÅŸan çalışanıyla temsil eden Londra merkezli bir meslek örgütüdür. EtkinliÄŸi, evrensel boyutta ve her geçen gün artan ve dünyada halkla iliÅŸkiler danışmanlık hizmetlerinin yüksek standartlarda oluÅŸmasına yönelik çalışmalar yapan I C O, sadece ÅŸirketlerin üye olabildikleri yerel halkla iliÅŸkiler danışmanlık örgütlerini çatısı altında toplar.

Kuruluş, başta bireysel üyeliklerin geçerli olduğu meslek örgütleri olmak üzere, CERP ve halkla ilişkiler eğitimi veren yüksek okullarla yakın ilişki içindedir. Bu kurumlarla ve kişilerle halkla ilişkiler mesleğinin ilerlemesine yönelik somut çalışmalar yapmaktadır.

Hizmet stardartlarının yükseltilmesi ve müşteri tatmininin saÄŸlanması amacıyla, 1998 yılı Ocak ayında “Halkla iliÅŸkiler profesyonel meslek stardartları” yönetmeliÄŸi I C O tarafından uygulamaya koyulmuÅŸtur.

PRCI (Public Relations Consultancies Inc. of Turkey) 1998 yılı Eylül ayında kuruluşunu tamamlayarak resmen I C O üyesi olmuştur.

PRCI - ICO/Turkey, halkla iliÅŸkiler mesleÄŸinin uluslararası stardartlara ulaÅŸmasına katkı saÄŸlamak, halkla iliÅŸkiler endüstrisinin iÅŸ hacmini artırmak ve sektörün dünyadaki geliÅŸmelerden güncel bilgilenmesini saÄŸlamak, endüstriye nitelikli insan gücü kazandırılmasını teÅŸvik etmek, mesleÄŸin evrensel akademik ortamlarına Türkiye’den de ürünler verilmesine katkıda bulunmak ve Türkiye’yi uluslararası halkla iliÅŸkiler platformlarında temsil etmek amacıyla kurulmuÅŸtur.

HALKLA İLİŞKİLER ŞİRKETİ NASIL SEÇİLİR?

*Amerika Halkla İlişkiler Şirketleri Birliği (CPRF - Council of Public Relations Firms) tarafından hazırlanmış olan ve şirketinize en uygun halkla ilişkiler firmasını seçmek için kullanabileceğiniz, örnek davet yazıları, seçim kriterleri ve çalışma koşulları gibi bilmek isteyeceğiniz tüm detayları içeren ücretsiz "Hiring A Public Relations Firm" rehberine ulaşmak için tıklayınız.

http://www.prfirms.org/resources/pub…iring_firm.asp

HALKLA İLİŞKİLER ŞİRKETİ NASIL SEÇİLİR?

Profesyonel yaÅŸamımızdaki en ciddi iÅŸlerden biridir "Halkla İliÅŸkiler ÅŸirketi"seçmek…Uzun yıllar sürmesini beklediÄŸiniz bir ÅŸirket evliliÄŸi gibi de düşünebilirsiniz… BaÅŸka konulardaki benzer seçimlerde uyguladığınız kriterler nelerdir bilemeyiz ama bir Halkla İliÅŸkiler ÅŸirketi seçimi yaparken ÅŸu hususlardan yararlanabilirsiniz…

Siz hazır mısınız?

Öncelikle kendinizi yoklayın… Bir Halkla İliÅŸkiler ÅŸirketi ile çalışmaya hazır mısınız? Öyle ya, bir reklam ajansından, araÅŸtırma ÅŸirketinden, promosyon veya organizasyon ÅŸirketinden ne tür hizmetler alabileceÄŸiniz konusunda kafanızda olgunlaÅŸmamış da olsa bazı fikirler vardır…

Aynı şeyler Halkla İlişkiler şirketi seçimi arifesinde sizde oluşmuş mu?

Proje bazında mı çalışacaksınız, yıllık sözleşmelerle mi? İletişim planınıza göre Halkla İlişkiler başlığı altında sıralanan hizmetlerin tanımını yaptınız mı?

Bu hizmetlerin içinde sizin için en fazla önem taşıyanları bir öncelik sırasına koydunuz mu? (Bu öncelik sırası Halkla İlişkiler şirketi seçiminde de kriterler arasında olacaktır.)

Sizin iş hacminiz müsait değilse, Halkla İişkiler şirketi ile kuruluşunuz arasında günlük iş akışını koordine edecek bir elemanınız var mı?

Özellikle basın karşısında konuşmaya hazır mısınız? Halkla İlişkiler şirketi aracılığıyla kamuoyu ile paylaşmak istediğiniz tüm bilgi ve bulgular hazır mı?

Karşınıza çıkacak olan bir şirket sonuçta ticari bir yapı olduğundan onlara para kazandıracak bir bütçeniz var mı?

Onlar hazır mı?

Gelelim, masanın öbür tarafına… Aday Halkla İliÅŸkiler ÅŸirketi sizinle çalışmaya hazır mı?

Öncelikle bakmanız gereken ÅŸey, referanslar tabii… Hangi müşterileri için hangi hizmetleri gerçekleÅŸtirmiÅŸler… Daha da önemlisi, bu tür eski iÅŸleri kendileri hakkında bilgi almak için referans gösteriyorlar mı?

Halkla İliÅŸkilerin hangi konularında uzmanlıştıklarını söylüyorlar: Basın iliÅŸkileri, kriz yönetimi, özel etkinlikler, stratejik planlama vs… Ve bunlar sizin tanımlamasını yaptığınız iÅŸle buluÅŸuyor mu?

Peki, hangi sektörlerde deneyimleri var ve bunlar sizin istedikleriniz mi?

İnsan kaynaklarının niteliÄŸi ve o ÅŸirketteki sürekliliÄŸi bir baÅŸka önemli faktör… Eleman giriÅŸ çıkışı çok yüksek olan Halkla İliÅŸkiler ÅŸirketlerinin verimi düşüktür… Bilgi birikimi ve deneyimleri deÄŸerlendirmeniz gereken bir baÅŸka faktör…

Hizmeti veriÅŸ biçimlerini analiz edin… İş akışı nasıl yürüyor? Günlük, haftalık, aylık gündemler, planlar sizi hızlandıracak mı, yavaÅŸlatacak mı? Raporlama teknikleri bir baÅŸka göz atmanız gereken konu…

Halkla İliÅŸkilerin deÄŸerlendrilmesi ve ölçümlenmesi konusunda bir kaostur sürüp gidiyor… Kalitatif ve kantitatif bir ölçümleme ve raporlama biçimselliÄŸi sizin beklentileriniz arasında yer alıyor olabilir…

Müşteri sayıları ve insan kaynakları arasındaki iliÅŸki bir baÅŸka kriterdir…

Teknolojik alt yapı sizinki ile uyumluysa hız kazanabilirsiniz…Yurt dışı baÄŸlantılar, diÄŸer kentlerdeki ÅŸubeler, bilgi ve deneyim birikiminin hedeflere yönlendirilmesinde sizin için etken olabilir…

Bu görüş alışveriÅŸinin ışığında içiniz rahatsa, çalışma koÅŸullarını konuÅŸmaya baÅŸlayabilirsiniz…

İngiltere’nin önde gelen Halkla İliÅŸkiler ÅŸirketlerinden biri olan Firefly Communications, "Bir Halkla İliÅŸkiler Åžirketi Nasıl Seçilir?" baÅŸlığı ile yayınladıkları bir yazıda özetle ÅŸu hususlara dikkat çekmektedir:

· Ajansın geçmiş deneyimi nedir? Herhangi bir alanda uzmanlaşmışlar mı ve bu alan beklentilerinizle buluşuyor mu?

· Ajans, şu anda içinde olduğunuz durumu ve geleceğe yönelik tasarımlarınızı algılıyor mu?

· Ajans danışmanları vermiş olduğunuz brifing kapsamında yaratıcı ve akılcı bir yaklaşım gösterdiler mi?

· Ajans yetkilileri etkili iletişimciler mi? Müşterileri için geliştirilmiş oldukları kampanyalar etkili, koordineli ve sonuç alıcı mı?

· Ajans hem strateji geliştirebilir hem de bu stratejiye uygun taktikleri üretir kapasitede mi? Aynı zamanda, diğer pazarlama faaliyetleri ile birlikte ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyet gösterebilir mi?

· Ajansın geçmişi nasıl? Finansman yapısı nasıl? Hem müşterileri hem çalışanları ne kadar süredir oradalar? Hangi sıklıkta eleman değişiyor?

· Saygınlığı nasıl? Müşterileri, basın ve iş dünyasının ilgili kesimleri haklarında nasıl konuşuyorlar?

· Ajans meslek örgütlerinde temsil ediliyor mu? Halkla İlişkiler Danışmanları Derneği (PRCA), İngiliz Halkla İlişkiler Enstitüsü (IPR), Uluslararası Halkla İlişkiler Danışmanları Dernekleri Birliği (ICO) gibi kuruluşların üyesi mi? ISO 9000 belgesi var mı?

· Gerçekten danışmanlığın karşılığını verecekler mi?

· Ve son olarak, onlarla çalışmak istiyor musunuz? Kültürleri sizinkiyle uyuşuyor mu?

HALKLA İLİŞKİLER ŞİRKETLERİNİN ÇALIŞMA KOŞULLARI

Profesyonel Halkla İlişkiler şirketleri ile çalışma koşulları ülkemizde yerli yerine oturmamış konular arasındadır. Bu nedenle, aynı projelere, farklı bütçelerin verilmesi gibi karar verenleri şaşkınlığa uğratan rakamsal düş kırıklıkları sıkça yaşanmaktadır.

Var olan sistem şu örnekler çevresinde dönüp dolaşmaktadır:

· Bir proje için genel giderler de ( Proje için yapılacak harcamalar) dahil olmak üzere Halkla İliÅŸkiler ÅŸirketi teklif verir ve bütçenin en altında da bir yüzde ile komisyon talep eder…

· Halkla İliÅŸkiler ÅŸirketi o kuruluÅŸla yıllık bir sözleÅŸme imzalamıştır ve bunun karşılığında aylık net bir ücret almaktadır. Yıl içinde gündeme gelecek olan proje etkinlikleri için ayrı bir ücret talep edilmez…

· Yıllık sözleşme ile birbirine bağlanmış olan iki kuruluş aralarında yine aylık net bir danışmanlık ücreti üzerinde anlaşmışlardır. Proje etkinliklerinden ise, proje bütçesi ile orantılı bir komisyon ayrıca ödenmektedir.

· Müşterisi ile saat/gün ücreti baz alınarak çalışan Halkla İliÅŸkiler ÅŸirketleri de bulunmaktadır. Bu tür durumlarda, müşterisi Halkla İliÅŸkiler ÅŸirketini ne kadar süre çalıştırıyorsa, genel giderler hariç, saat/gün birim fiyatı ile çalıştırılan sürenin çarpımında ortaya çıkan rakamı öderler…

Halkla ilişkiler sektörümüz her geçen gün uluslararası standartlara yaklaşmaktadır. Ücretlendirme konusunda da en geçerli olan sistem yurt dışında aşağıdaki gibidir:

· Halkla İlişkiler şirketi müşterisi ile süresi en az altı ay olan bir sözleşme imzalar. Bu sözleşme ile aylık sabit bir danışmanlık ücreti alır. Ancak aldığı bu ücret karşılığında her ay için belirlenmiş bir hizmet saatini veya gününü taahhüt eder. Bu taahhüt, o müşterisi için şirketinden hangi pozisyondan kaç kişiyi görevlendireceğini de kapsar. Aylık hizmet saatini aşan çalışma durumlarında yine sözleşmede belirlenmiş saat ücretlerine göre faturalama yapılır. Halkla İlişkiler şirketleri aylık raporları ekinde gönderdikleri faturalarına "personelin zaman çizelgelerini" de iliştirirler.

Biraz bürokrasi koktuğu izlenimini veren bu tür bir çalışma ortamı, gelişen iletişim teknolojisi içinde kolayca aşılmakta, hem müşteriyi, hem Halkla İlişkiler şirketini "zamanın" değerini bilerek çalışmaya yönlendirmekte, "deadline" lara uyumu sağlamakta ve daha da önemlisi, Halkla İlişkiler şirketi ile müşterisi arasındaki güven köprüsünü inşa etmektedir.

örnek olaylar

Örnek Olay 1.

Halkla İliÅŸkiler Sorumlusu olarak çalıştığınız ve ayak saÄŸlığı konusunda uzman olan bir firma ürettiÄŸi çeÅŸitli ürünlerle (ortopedik ayakkabı ve terlik, tabanlık, özel çoraplar, ayak bakım ürünleri, vs.) tanınmaktadır. Piyasaya yeni ürün olarak çıkarmayı planladığı spor ayakkabıları için ancak sınırlı bir iletiÅŸim bütçesi ayrılmıştır. BaÄŸlı çalıştığınız pazarlamadan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı’nın halkla iliÅŸkiler stratejileri konusunda yetkinliÄŸi üst düzeyde deÄŸildir. Orta vadede size saÄŸlanacak geniÅŸletilmiÅŸ bir bütçeyle ürünün daha etkin bir ÅŸekilde konumlandırılarak rekabet edebileceÄŸine inanıyorsunuz. Yöneticinizin bütçe artışı talebinizi kabul etmesini saÄŸlayacak bir rapor hazırlayınız.

Örnek Olay 2.

Aşağidaki bilgilerden yola çıkarak belirleyeceğiniz hedef kitleye yönelik bir basın bülteni yazınız. Türk basınındaki hangi medyaya ağırlık olarak yönelmek istediğinizi belirtiniz.

Ürünün çıkacağı firma : L’oreal

Ürünün cinsi : Manolya özlü şampuan

Fiziki durum : Taşıma esnasında dökülmeyen manolya şeklinde kapak. Temizlik ve ferahlığı simgeleyen krem renkli şişe.

Satış yerleri : Eczaneler, Parfümeriler, Cosmo Shoplar ve seçkin kuaförler.

Ürün özelliği : İki gün süreyle kokusunu koruyarak sigara, yemek gibi kötü kokuların saça sinmesini engelleyici özellik. İçindeki özel bir alaşım nedeniyle su atıkları içinde kolaylıkla çözülüyor.

Referans : Sağlık Bakanlığı (Hayvanlar üzerinde test edilmediğine dair belge)

Örnek Olay 3.

İstanbul’un merkezinde büyük ve prestijli bir restorantın Halkla İlÅŸkiler Yöneticisi olarak çalışıyorsunuz. Önemli ve çok uluslu bir firmanın yılbaşı yemeÄŸini düzenlediniz. Ertesi sabah, firmanın Genel Müdürü’ün restoranın sahibini araması sonucu misafirlerin büyük bir bölümünün menüde baÅŸlangıç olarak yer alan güveçte kullandığınız mantardan dolayı zehirlendiklerini ve yaklaşık 65 çalışanının gıda zehirlenmesi sebebiyle hastanede yatmakta olduÄŸunu bildirmesiyle öğreniyorsunuz. Bu durumun üstesinden gelmek üzere bir plan hazırlayınız.

Örnek Olay 4.

Åžekerleme konusunda faaliyet gösteren bir firmanın Halkla İliÅŸkiler Danışmanlık Åžirketi’nde proje yönetmeni olarak çalışmaktasınız. Hizmet verdiÄŸiniz firma kilo aldırmayan ve diÅŸleri çürütmeyen bir çikolatanın ürün lansmanını yapmaya hazırlanıyor. Bu doÄŸrultuda iletiÅŸimde farklılık yaratacak en az üç deÄŸiÅŸik "etkinlik planı" öneriniz.

Örnek Olay 5.

Otomotiv sektöründen uluslararası büyük bir firma sizden 1999 yılı için temel bir sponsorluk planı istemektedir ve plan şu başlıkları içermektedir.

· Önerilen sponsorluk

· Hedefler

· Müşteriye yararları

· Sponsorluğun duyurumu

· Sözleşme koşulları

· Bütçe

· Sponsorluğun ürün pazarlama eylemini nasıl destekleyeceği

Örnek Olay 6.

Türkiye’de Volvo firmasının halkla iliÅŸkiler sorumlususunuz. Pazarlama yöneticilerinin yeni stratejisi, güvenliÄŸi nedeniyle Volvo’nun en üst modelini, BMW ve Mercedes ile aynı segmentteki hedef kitleye pazarlamak. Yani ürünü hem bir statü simgesi olarak konumlandırmak hem de güvenlik özelliÄŸi nedeniyle bu kitlenin dikkatini çekerek tercihlerini Volvo lehine kullandırmak. Birincil hedef kitle, A sosyo- ekonomik grubu iÅŸadamları.

Volvo Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı’na önereceÄŸiniz, iletiÅŸim stratejileri ve iletiÅŸim etkinliklerini belirleyiniz. (Hedef kitleye uygun en az 3 MPR önerisi getiriniz)

Örnek Olay 7.

Aşağıdaki bilgilerden yola çıkarak, belirleyeceğiniz hedef kitleye uygun bir medya seçimi yapıp, basın bülteni yazınız. (Basın organlarının adını belirtiniz.) Basın bülteni bu ürünün medya tanıtım toplantısında dağıtılacaktır.

· Ürünü çıkaracak firma : Ericsson

· Ürünün cinsi : cep telefonu.

· Fiziki durum : Telsim ve Turkcell dışında üçüncü frekensta çalışma özelliği (dual band), ses kayıt cihazı, takvim, tarih, alarm, speakerphone (diafon), altı renk, 72 saat pil ömrü, titreşim, internet bağlantısı, ceketin çakmak cebine girebilecek kadar küçük, şifre yerine parmak izi ile açılma özelliği

· Satış yerleri : Tüm KVK ve Gempa bayileri

· Zayıf noktası : Yüksek frekans nedeniyle beyin tümörlerine neden olma riskinin, daha önce basında yer almış olması.

Örnek Olay 8.

Claudia Schiffer geçenlerde büyük bir mücevher maÄŸzasının açılış etkinlikleri için Türkiye’ye davet edildi. Schiffer’ın katıldığı etkinlik sırasında müthiÅŸ bir izdiham yaÅŸandı. Modeli görüntülemek isteyen gazeteciler ve TV kameramanları ile Schiffer’ın korumaları arasında ÅŸiddete varan tartışmalar oldu ve hatta bir kameramanın kamerası kırıldı.

a) Bu olayı medya ilişkileri açısından tahlil ediniz.

b) Bu olaya sebebiyet verilmemesi için ne gibi bir etkinlik planlaması yapardınız?

c) Bu olay geliştikten sonra mücevher mağazası olarak nasıl bir tutum davranış sergilerdiniz?

Örnek Olay 9.

Türkiye’nin doÄŸal kaynakları giderek yabancı yatırımcıların daha fazla ilgi alanına giriyor. Bunun en son örneÄŸi, Fransız Perrier ÅŸirketinin, Türkiye’nin önde gelen holdinglerinden ABC’nin alkolsüz içecekler alanındaki lider kuruluÅŸu SUSADIM ile bir ortak yatırıma gitmesi ile yaÅŸandı. Toros DaÄŸları’nın eteklerindeki doÄŸal kaynaklarda en geliÅŸmiÅŸ teknoloji ile 25 milyon dolarlık bir yatırımla gerçekleÅŸtirilecek olan yeni üretim tesisinde gazlı ve gazsız iki deÄŸiÅŸik ürün çıkarılması planlandı. Dünya pazarlarında % 35′lik pazar payı ile lider konumunda olan Perrier aynı iddiayı Türkiye pazarına taşımayı hedefliyor. Birinci yıl için toplam %15, ikinci yıl için % 23, üçüncü yıla yönelik olarak da % 40 pazar payı ile sektörde lider konumuna gelmek isteyen Perrier, aynı zamanda Bağımsız Devletler TopluluÄŸu pazarına da üçüncü yılından itibaren açılacak.

Ürün özellikleri itibariyle, rakip ürünlerden sodyum, kalsiyum, B ve C vitaminleri üstünlükleri olan Perrier üç değişik ambalajla raflara çıkacak. Fiyat yapısı ise, maliyetlerinin diğer rakip markalara kıyasla daha yüksek olması nedeniyle % 5 oranında fazla.

Kendi dağıtım ÅŸirketleri arcılığıyla dağıtımı yapılacak olan Perrier, birinci yıl Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgelerinde, ikinci yıl Karadenize, üçüncü yılda ise tüm Türkiye’ye dağıtılmış olacak.

1999 yılının Ekim ayında piyasaya çıkması beklenen ürünle ilgili olarak bir lansman programı hazırlayınız. PR kapsamındaki hedef kitleleri tespit ediniz. Bu kitlelere hangi iletişim araçlarıyla ulaşacağınızı, lansman programınızın ölçümleme ve değerlendirme çalışmalarını hangi tekniklerle yapacağınızı belirtiniz.

Örnek Olay 10.

Yukarıdaki bilgiler çerçevesinde, lansman sırasında basın kitinde olması gereken basın bültenini yazınız, basın kitinde olması gereken diğer unsurları sıralayınız.

Örnek Olay 11.

Uluslararası isim yapmış bir araba üreticisi firmanın Halkla İlişkiler Uzmanı olarak görev yapmaktasınız. Piyasaya çıkarmış olduğunuz son model otomobillerden birinin, bir trafik kazasında, çarpışma sonucu havaya uçtuğunu ve şoförün öldüğünü öğreniyorsunuz. Ölen kişinin ailesi arabada bir üretim hatası olduğunu iddia etmekte ve sizi mahkemeye vermeyi planlamakta.

Şirketiniz olası bir krize karşı hazırlıklı ve kriz ekibi önceden planlandığı gibi çalışmalarına başladı. Ancak, sizden 24 saat içinde şirketinizin bu konudaki çalışmalarının aktarılacağı bir basın toplantısı düzenlemeniz istendi. Kurum sözcülüğünü yapacak olan yöneticinizi de , sizin bu toplantıya hazırlamanız gerekiyor.

a) 24 saat içinde yapmanız gereken çalışmalar için bir chek list hazırlayın.

b) Nasıl bir basın toplantısı düzenleyeceğinizi belirleyin. (zaman, mekan, vs.)

Örnek Olay 12.

Ayvalık Belediyesi Başkanı ve Belediye Meclisinin ortak kararları doğrultusunda beldede toplam kalite yönetimi uygulama kararı alındı. Bu çalışmalara, tüm Belediye çalışanları ve yerel halkın katılımının maksimum düzeyde sağlanması amaçlanıyor. Belediyenin bu çalışma için bütçe ayırması mümkün gözükmemekte. Hedef kitlede farkındalık yaratmak ve katılımlarını sağlamak üzere bir iletişim planı hazırlayınız. Program süresi bir ayla sınırlıdır.

Örnek Olay 13.

Altı ay önce Petro Kimya ürünleri üreten özel bir ÅŸirkette Pazarlama İletiÅŸimi Yöneticisi olarak göreve baÅŸladınız. BaÄŸlı çalıştığınız pazarlamadan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı ve ÅŸirketin Genel Müdür’ü önerdiÄŸiniz tüm halkla iliÅŸkiler aktivitelerini hiçbir gerekçe göstermeden reddediyor.

Üst yönetimin bu konuya duyarlılığını artırmak ve yaptığınız çalışmaların kabul ve onay görmesini sağlamak üzere, yöneticilerinize yönelik bir iletişim planı hazırlayınız.

Örnek Olay 14.

Kent Gıda’nın pazarlama iletiÅŸimi yöneticisi olarak görev yapmaktasınız. Hürriyet gazetesinde 7 Ocak 1999 tarihinde yer alan ekteki haberle ilgili olarak Ankara’da görev yapan CNN muhabiri Danny Moss’tan telefon geldi. Konunun İsrail tarafını Tel Aviv’deki CNN muhabiri Edward Rogers’ın araÅŸtırmakta olduÄŸunu kendisinin de Türkiye tarafını incelemek istediÄŸini belirtti. Haberini akÅŸama yetiÅŸtirmesi gereken CNN muhabirinin talebi ile ilgili nasıl bir hazırlık içinde olacağınızı açıklayınız?

Örnek Olay 15.

Galatasaraylı futbolcu Hakan Şükür’ün Juventus’a transferi ile ilgili geliÅŸmeler spor kamuoyunu günlerce dalgalandırdı. Juventus’u temsilen bu iliÅŸki ağı içinde olan iÅŸadamı Selahattin Bilgiç’in basın danışmanı olarak;

· Son günlerde hassas olan Türk-İtalyan ilişkilerini

· Hakan Şükür’ün Avrupa futbolu içinde önemli bir yeri olan Juventus’ta forma giyerek Türkiye’yi temsil etme olasılığını

· İşadamı Selahattin Bilgiç’in oluÅŸumlardan ve geliÅŸmelerden olumsuz etkilenme ihtimalini

dikkate alarak, nasıl bir medya ilişkileri stratejisi önerisinde bulunurdunuz?

Örnek Olay 16.

Çankırı Terziler Odası yapılan son genel kurul ile yeni bir yönetime kavuÅŸtu. KurulduÄŸu 1958 yılından bu yana "tabelasının" ötesinde bir varlığı hissedilmeyen Oda’nın yerli yönetim kademelerinde etkili olmak ve Çankırı için yapılacakların içinde "tuz"larının bulunması en içten istekleri. Sizden bu konuda danışmanlık talebinde bulundular. Terziler Odası yönetimine "amatörce yardımcı olmaya" yönelik katkılarınız arasında nasıl bir plan yer alabilirdi?

Örnek Olay 17.

Büyük bir firmada halkla iliÅŸkiler bölümünün yöneticisisiniz. Firma’ya yeni bir Yönetim Düzenleme Sistemi önerisi hazırlamakla görevlendirilmiÅŸ olan Danışmanlık firması sizden 400 kelimelik bir yazı ile departmanınızın görev tanımını ve firma için hangi hedefleri bulunduÄŸunu yazmanızı istiyor.

Bu yazıyı kaleme alınız.

Örnek Olay 18.

Aşağıdaki bilgilerden yola çıkarak doğru tasarımla bir basın bülteni yazınız.

Ürünü çıkaracak firma : ÇANAKKALE DARDANEL

Ürünün Nevi : HAZIR GIDA

Fiziki Durum : DondurulmuÅŸ

Satış Yerleri : Derin donduruculara sahip yerler

Hedef Kitle : Satış noktaları, doktorlar, diyetisyenler, endekrinoloji hekimleri, şeker hastaları

Ürün Özelliği : Diyet besin, başlangıç ve ilerleme aşamalarında şeker hastalarını sağlıklı beslenmesine katkı

Referans : Tıp otoriterleri onayı

Örnek Olay 19.

12 Mayıs 1998 günü öğle saatlerinde İnsan Hakları DerneÄŸi BaÅŸkanı Akın Birdal silahlı saldırıya uÄŸradı. 12 kurÅŸun yarası aldığı bildirilen Birdal en yakın saÄŸlık kuruluÅŸu olan Özel Sevgi Hastanesi’ ne kaldırıldı. Adı geçen hastanenin Halkla İliÅŸkiler Yönetmeni olarak bu kriz durumunu nasıl yönetirdiniz?

Örnek Olay 20.

Türkiye’nin büyük firmalarından birine Halkla İliÅŸkiler danışmanlığı hizmeti veriyorsunuz. Firmanın, nitelikleri konusunda sürekli kuÅŸku duyulan Halkla İliÅŸkiler Yöneticisi iÅŸinden ayrılıyor ve firma yeni bir Halkla İliÅŸkiler yöneticisi bulmak için giriÅŸimlere baÅŸlıyor. Siz de bu geliÅŸme üzerine firmanın Genel Müdürü’ ne "İyi Bir Halkla İliÅŸkiler Yöneticisinde bulunması gereken özellikler" konulu bir mektup yazmaya karar veriyorsunuz ve oturuyorsunuz bilgisayarınızın başına… Neler yazardınız?

Bu arada görevinden ayrılan Halkla İlişkiler yöneticisi size, bu işi yaptığı sürece "Gündem Belirleme" ve "Konu Yönetimi" arasındaki ilişkiyi bir türlü anlayamadığını söyledi. Ona vereceğiniz yanıt ne olabilir?

Örnek Olay 21.

Aşağıdaki bilgilerden yola çıkarak doğru tasarımla bir basın bülteni yazınız.

Ürünün Çıkaracak Firma : Mudurnu

Ürünün Nevi : Salçalı soslu hazır piliç çöp şiş

Fiziki Durum : Tabakta, taze, 7 gün +4 derecede raf ömrü

Satış Yerleri : Kasap, market, hipermarket

Ürün ÖzelliÄŸi : Türkiye’ de ilk defa, salçalı soslu hem de çöp piliç ÅŸiÅŸ

Referans : Gıda Tüzüğüne uygun…

Örnek Olay 22.

09 Temmuz 1998 günü, 2 Trilyon TL yatırım yaparak Barış Partisi’ni kurmasıyla Türkiye’nin gündemine giren ve Alevi kimliÄŸiyle tanınan Ali Haydar VeziroÄŸlu, çarÅŸaf çarÅŸaf gazetelere ilanlar vererek İzmit Körfez Geçisi ihalesinin, beÅŸ yıl daha uzun süre ve kiÅŸi başı 2 dolar daha fazla ücret talep eden, böylelikle de Türkiye’yi 550 Trilyon zarara sokacak olan, içinde ENKA’nın da bulunduÄŸu ENKA-AJTC konsorsiyuma verildiÄŸini duyurdu. İlanlarda veziroÄŸlu, kendi inÅŸaat ÅŸirketinin de bulunduÄŸu BOUYGUES-VİNSAN konsorsiyumuna haksızlık yapıldığını iddia etti. ENKA’nın Halkla İliÅŸkiler Yöneticisi olarak bu durumu nasıl yönetirdiniz. Bu bir kriz durumu mudur? Neden?

Örnek Olay 23. RAKS firması kaset, vantilatör, soba, küçük ev aletleri derken sonunda aynı marka ile çamaşır makinası pazarlamayı kararlaÅŸtırdı. Firma yöneticileri kısa bir süre sonra aynı marka ile bulÅŸaşık makinası pazarlayacaklarını söylüyorlar. Halkla İliÅŸkiler danışmanları olarak yeni ürünleri için onlara pazarlama iletiÅŸim planı hazırlayabilir misiniz? Temel 7 basamaÄŸa uygun çözümler üreterek tabii ki….

PROJE KONUSU

Meyvalı ve sade UludaÄŸ Gazozları’nın üretim firmasının Halkla İliÅŸkiler Ajansı’nda Proje Yönetmeni olarak çalışıyorsunuz. Müşteriniz sizden kendisi için 1998 İletiÅŸim Planında konsept olarak Cumhuriyet’in 75. Yılını ele almanızı ve halkla iliÅŸkiler eylem planında bir sivil toplum örgütü ile birlikte çalışmanızı istiyor.

Müşteri, iÅŸ hedefi olarak, toplumsal sorumluluk (social responsibility), toplum üzerinde etki (impact on society), kurumsal konumlandırma (corporate positioning), kurum halkla iliÅŸkiler (corporate public relations) ve algılama yönetimi (perception management) açılarından kendi duruÅŸu ile ilgili en optimal sonuçları elde etmeyi koyuyor. Müşterinin bu projeye ayırdığı bütçe 3.000.000$’dır. Müşteriniz için bir Halkla İliÅŸkiler Projesi, ona baÄŸlı olarak bir eylem planını ve bütçe detaylarını hazırlayınız.

PROJE KONUSU

Türk Hava Yolları A.Åž. Genel Müdürlüğü’nün Halkla İliÅŸkiler Ajansı’nda Proje Yönetmeni olarak çalışıyorsunuz. Müşteriniz sizden kendisi için 1998 İletiÅŸim Planında konsept olarak Cumhuriyet’in 75. Yılını ele almanızı ve halkla iliÅŸkiler eylem planında bir sivil toplum örgütü ile birlikte çalışmanızı istiyor.

Müşteri, iÅŸ hedefi olarak, toplumsal sorumluluk (social responsibility), toplum üzerinde etki (impact on society), kurumsal konumlandırma (corporate positioning), kurum halkla iliÅŸkiler (corporate public relations) ve algılama yönetimi (perception management) açılarından kendi duruÅŸu ile ilgili en optimal sonuçları elde etmeyi koyuyor.Müşterinin bu projeye ayırdığı bütçe 3.000.000$’dır. Müşteriniz için bir Halkla İliÅŸkiler Projesi, ona baÄŸlı olarak bir eylem planını ve bütçe detaylarını hazırlayınız.

PROJE KONUSU

Tekofaks-Panasonic, ofis otomasyonu ve tele-komünikasyon alanında faaliyet gösteren bir kuruluÅŸtur. Bünyesinde, GSM cep telefonu, ofis otomasyonu ve kağıt departmanları bulunan Tekofax-Panasonic; 1996 yılında temelini attığı yeni binasına geçmeye hazırlanmaktadır. Yeni binaya geçiÅŸle birlikte, Tekofaks-Panasonic’in tüm departmanları tek bir merkezde yer alma imkanı bulacaktır. Modern bir mimari doÄŸrultusunda inÅŸa edilen bina, bir adet 150 kiÅŸilik büyük bir konferans salonu ve bunun yanında bir küçük konferans salonuna sahiptir. Her iki salon da son teknolojilerin kullanıldığı altyapısıyla çok çeÅŸitli etkinliklerin düzenlenmesine olanak tanımaktadır.

Çeşitli halkla ilişkiler projeleri yürütmekte olan Tekofaks-Panasonic, kurumsal iletişimi kapsamında ve toplumsal sorumluluk bağlamında her yıl Milliyet gazetesi işbirliğiyle "Türk Futbolu Fair-Play Ödülleri" başlığı altında futbolda centilmenliği özendirme ve ödüllendirme amaçlı bir etkinliğe imza atmaktadır. Tekofaks-Kağıt bölümü ise, "İlk Kitap İlk Baskı" adlı bir yarışma düzenlemektedir. Söz konusu yarışma, tüm Türkiye çapında yarışmaya başvuran ve daha önce hiçbir kitabı yayınlanmamış olan yazar adaylarından, jüri tarafından belirlenen birinin ilk kitabının ilk baskısını yayınlanmasını ve düzenlenen bir törenle yazarın ödüllendirilmesini kapsamaktadır.

Söz konusu kuruluşun yeni bina lansmanını içeren, toplumsal sorumluluk çerçeveli bir kurum ve ürün halkla ilişkiler projesi hazırlayınız. Projenizi hem Tekofaks-Panasonic kurumunun hem de kurumun ürünlerinin iletişimine yönelik bir bağlamda oluşturunuz. Proje bütçesi 1 milyon dolardır.

PROJE KONUSU

Kristal Cola 1994 yılından beri İhlas Holding’e baÄŸlı faaliyet gösteren bir firmadır. Gerek alkolsüz içki pazarında dünya çapında markalarla rekabet etme zorunluluÄŸu, gerekse baÄŸlı olduÄŸu grubun bazı çevrelerdeki olumsuz izlenimi satışların istenen düzeyde olmamasına sebep olmaktadır. Türkiye genelinde 250 adet bayisi bulunan firmanın pazar payı % 6 civarındadır. Bu ağır rekabet ÅŸartlarına raÄŸmen etkin bir tanıtım faaliyeti de yapılmamaktadır. Reklam ve diÄŸer tanıtım faaliyetleri ÅŸirketin Reklam Müdürü ve asistanından oluÅŸan iki kiÅŸilik bir kadro tarafından yürütülmektedir. Bir halkla iliÅŸkiler departmanı olmadığı gibi bu konuda danışmanlık da alınmamaktadır.

1999 yılı için firma, sizin de çalışmakta olduÄŸunuz halkla iliÅŸkiler danışmanlık ajansından medya iliÅŸkileri konusunda hizmet almayı planlamaktadır. Üst yönetimle yapılan bilgilendirme toplantısında, ÅŸirketin, 1999 yılı pazarlama planı doÄŸrultusunda Ege ve Akdeniz bölgelerine ağırlık vererek, buralarda markanın farkındalık oranını artırmayı hedeflediÄŸini öğrendiniz. Åžirketinizden alınacak danışmanlık hizmet bedeli dahil, 1 yıllık bütçesi 500.000 $ olarak belirlendi. Bu noktadan yola çıkarak ve aÅŸağıdaki kriterleri de göz önünde bulundurarak ÅŸirketin Genel Müdürü’ne sunmak üzere bir medya iliÅŸkileri stratejisi ve uygulama planı hazırlayınız.

· İş hedefleri

· Medya stratejisi hedefleri, konu yönetimi

· Ekibinizin nitelikleri ve görev dağılımı

· Kriz dönemleri için hazırlık

· İletişim stratejisinde kullanılacak araçlar

· Kullanılacak medya segmentleri

· Müşteri/yönetimden talepler

· Ölçümleme ve değerlendirme

· Raporlama

· Bütçe

Merhaba.

LSPR ögrencileriyle aynı proje içinde yer almak beni oldukça heyecanlandırıyor. Hepimiz aynı gemideyiz. Belki içinizden bazıları, benimle aynı gemide olmaktan rahatsız olabilir. Ben ise tam tersine, keyifliyim. Çünkü, önümüzde, insanlık için tarihi bir adım atmak fırsatı duruyor. Bu adımı hep beraber atacağız.

Tarihi adım ÅŸu: Windows 2000′in dünya lansmanını 7 Ocak 2000, Cuma günü İstanbul’da gerçekleÅŸtireceÄŸiz. Bütün dünyaya aynı anda tanıtacağımız ürün ise bilgi çağının üçüncü bin yılda ulaÅŸtığı noktanın tam, kusursuz ve mükemmel tek örneÄŸi. Windows 2000′den sonra, dünyanın hiçbir köşesinde bilgisayarla çalışan hiçbir insan, hangi iÅŸ üstünde çalışırsa çalışsın, bilgisayardan hangi düzeyde yararlanırsa yararlansın, baÅŸka bir programa ihtiyaç duymayacakç Çünkü Windows 2000, bugüne dek insanoÄŸlunun bilgisayar yazılımında ulaÅŸtığı, geliÅŸtirdiÄŸi tüm yazılımların hepsinin fonksiyonlarına sahip.

Einstein, baÅŸka bir dahi olan Mozart’ın Don Giovanni (Don Juan) adlı operasını övmek için, yanılmıyorsam şöyle demiÅŸti: "Dünyaya Mars’tan yaratıklar gelseler ve dünya medeniyetinin eriÅŸtiÄŸi en son noktayı anlamak isteselerdi, sadece Don Juan’ı dinlemeleri yeterli olurdu."

Einstein’ın erken ölümüne gerçekten üzülüyorum.

Görüşmek dileÄŸiyle…

Bill Gates

Microsoft Corp. Yönetim Kurulu Başkanı

Windows 2000 Lansmanı Briefingi

A.Ürün Pazarlama Stratejisi

1.Ürün

Windows 98, halihazırda dünyanın en çok satılan yazılımı konumunda. Kendi segmentinde (PC ortamı) rakibi yok. Windows 95′in lansmanıyla gerçekleÅŸtirilen MS-DOS ortamına ihtiyaç duymadan çalışabilme imkanı, Windows 98′de daha da geliÅŸtirilmiÅŸtir.

Windows 2000′i, bilgisayar ve yazılım teknolojisinde insanoÄŸlunun ulaÅŸabileceÄŸi son nokta stratejisiyle pazarlayacağız. Bu çerçevede kullanıcıların, Windows 2000′in sunduÄŸu sınırsız olanakları çok kavramalarını, ürünü sofistike bir ürün deÄŸil, kullanımı çok kolay bir yazılım olarak algılamalarını hedefliyoruz.

2. Ürün Kişilği ve Kimliği

Halihazırda Windows 98, ortalama bilgisayar kullanıcılarına hitap eden bir ürün. Bilgi çağının sunduÄŸu nimetlerden en üst düzeyde yararlanmak isteyenler tarafından ise "kurnaz" olarak algılanıyor. Özellikle NT ortamında çalışan kullanıcılar ise, (firmalar, bankalar, vb.) Windows 98′i, oldukça "aptal" buluyor. Windows 98′e yönelik "tekelci" suçlaması da hesaba katılırsa, Windows 2000′in, her düzeyde kullanıcının "zeki, iÅŸlevsel ve çocuk oyuncağı kadar basit bir kullanıma sahip" bir ürün olarak algılanmasını amaçlıyoruz yeni ürün kimliÄŸi için en güzel benzetme, kullanıcının kendini, Leonardo da Vinci gibi hissetmesini saÄŸlamaktır : En yaratıcı, en kaÅŸif, en zeki, en üretken, en anlaşılan, en sevilen.

3. Hedef Kullanıcılar

Windows 2000, pazarlama tarihinde bir ilke soyunuyor. Hedef kitle, tüm bilgisayar kullanıcıları (NASA’da Uzay MekiÄŸi’nin hesaplamalarını gerçekleÅŸtiren yazlımılardan dünyanın en büyük bankalarının bilgisayar ağına, bilgisayarla senfoni besteleyenlerden henüz okula gitmeyen çocuÄŸa dek, herkes ve her kurum.)

4.İş kaynakarı

Bütün bilgisayar teknolojisi ve yazılım üreticileri ve kullanıcıları.

5.Satış

Dünyanın tüm pazarlarına penetre olmak.

B.Ürün İletişim Planı

1.Tarihsel Arkaplan

Windows 98, kullanıcıların internet’te sörf yapmalarına olanak veren Internet Explorer adlı ürünü bedava verdiÄŸi için, ABD’de tekelcilik suçlamasıyla, yasal takibata uÄŸradı. Microsoft aleyhine açılan bu davalar henüz sonuçlanmadı. Ancak Amerikan kamuoyunun neredeyse yarısı Microsoft’u, deyim yerindeyse "Dallas’ın JR’ı" olarak algılıyor. Sadece ABD’de deÄŸil, Avrupa ve Asya’da yavaÅŸ yavaÅŸ oluÅŸan bu kanaat yüzünden, Microsoft Windows 95′e oranla yüzde 3 pazar kaybetti. Microsoft’un Windows ortamı dışında kullanılan diÄŸer yazılım segmentlerindeki payı yüzde 13-22 arasında deÄŸiÅŸiyor.

2.Pazarlama Hedefleri

Microsoft’un tüm segmentelerdeki payını ilk yıl içinde yüzde 80′e çıkarmak. Bilgisayar kullanılma oranını iki yıl içinde yüzde 350 artırmak.

3.İletişim Hedefleri

Ürün kimliğini "içinizdeki Leonardo sizi istiyor" teması etrafında şekillendirmek. Bütün hedef kitlelerle sıcak, güvenilir ve dost olduğumuzu göstermek. Ürünün işlev üstünlüğünden dolayı oluşabilecek, "tekelci" algılamayı yok etmek. Kullanıcıların, bilgisayar teknolojisinin artık son noktaya geldiği yolunda bir kanaate varmalarını önlemek, yazılım ve donanım pazarını öldürmemek.

4.Bütçe

2 milyon ABD doları.

C.Sizden Ne İsteniyor ?

1.Windows 2000 için İstanbul’da bir dünya lansmanı tasarlamanız.

2.Windows 2000′in pazarlama ve iletiÅŸim hedefleri doÄŸrultusunda yıllık bir PR planı hazırlamanız.

Kriz Yönetimi ve İletişimi

Kriz dönemleri, iyi yönetilebilirse ve değerlendirilebilirse şirketlerin güven tazeledikleri ve itibarlarını toplumun her kesimine etkili bir şekilde yansıttıkları dönemler de olabilir.

İletişimcilerin gözlüğü ile baktığımız zaman, "krizlerin üstesinden gelebilmek için krizi yönetmek, krizi yönetmek için de kriz yönetimini bilmek ve bunu iletişim süreçlerine taşımak gerekir" diyoruz.

Şirketler, kriz dönemi nedeniyle, özellikle yoğun belirsizlik ortamında "zor" kararlar alacaklardır. Belki yıllardır eğitim ve gelişimleri için çok emek verilen, yatırım yapılan bir kısım insan kaynaklarının işine son verilecektir.Belki de, belirsiz bir süre üretim duracak, stoklar büyük bir sorun haline dönüşecektir. Tedarikçiler "gelecek" kaygısı içine gireceklerdir. Finans bölümü ise belki ödemeleri durduracak, alışılagelmiş ödeme politikaları askıya alınacak, hatta çalışanlar belli bir dönem maaşlarını bile alamayacaklardır. Adı üstünde "kriz" olan bu dönemde en fazla gereksinim duyulan şey ise "güven"dir. Kararlar ne kadar zor, acımasız hatta yanlış olursa olsun "güvenin yitirilmemesi" gerekmektedir. Çünkü, iş hayatında bir de "krizden sonraki dönem" vardır ki, şirket itibarı asıl bu dönemde kendisi ile hesaplaşır.

Aşağıda yer alan hususlar, kriz yönetimi ve iletişimi için genel bir yaklaşım olup her şirketin kendi kültürüne göre uyarlayabileceği bazı ipuçlarını taşımaktadır.

· 1. Kriz Komitesi Kurun

Şirketin hiyerarşik yapılanmasındaki farklılıkları da dikkate alarak bir kriz komitesi kurun. Komite ne çok kalabalık olsun ne de krizi yönetmek için gerekli insan gücünden yoksun olmasın. Kriz komitesi "tam yetki" ile donatılmalı, başta para harcamak olmak üzere şirketin kriz dönemini aşmasına yönelik tüm kararları başkalarına danışmadan verebilmelidir. Şirketin iç ve dış iletişimine yönelik koordinasyon "mutlaka" kriz komitesinden yönlendirilmeli, dedikodu üretilmesine olanak tanıyacak iletişim ortamları "köreltilmelidir".

· 2. Çalışanlarınıza "kriz komitesi" kurduğunuzu duyurun

Öncelikle çalışanlarınıza bir kriz komitesi kurduğunuzu duyurun. Bu duyuruyu önce yazılı olarak yapın ve en kısa zamanda kriz komitesi üyeleri ile ortak bir toplantı yapılacağını bu duyuru içinde belirtin. Bu duyuruda ayrıca; kriz komitesinin kimlerden oluştuğunu, şirketin hangi bölümünde faaliyet göstereceğini, mesai saatlerini, hangi yetki ve sorumluluklar ile donatıldığını, komite üyelerine nasıl ulaşılabileceğini belirtin.

· 3. Kriz komitesi "bilgi üretsin"

Kriz komitesine seçilen üyeler "olağanüstü" dönemin kendine özgü koşullarını benimseyerek toplantı yapmalıdırlar. Toplantılar öncelikleri belirlenmiş gündemlerle olmalıdır. Hiç bir toplantının gündemi üç maddeden fazla olmamalıdır.

Komitenin öncelikle üretmesi gereken bilgiler şu başlıklardan oluşabilir:

a. mevcut durumun analizi ve şirketin bu analiz kapsamında konumlanması

b. şirket yönetiminin ve kriz komitesinin bu analiz çerçevesinde belirleyeceği kısa ve orta vadeli politikalar

c. belirlenecek bu politikaların şirketin vizyon, misyonu ile ne kadar örtüştüğü

d. şirket kültürü de dikkate alınarak bu kararların nasıl günlük yaşama geçirileceği

Dolayısıyla bir temel yaklaşım ortaya çıkacaktır. Åžirket kriz dönemini nasıl yorumluyor, kendisini ve çalışanlarını korumak için geliÅŸtirmiÅŸ olduÄŸu A ve B senaryoları nelerdir, kısa ve orta vadeye yönelik politikalar neleri kapsamaktadır, "acı" da olsa yazılmış bir takım reçeteler var mıdır, bu reçetelerin içeriÄŸi neyi kapsamaktadır, iÅŸten çıkarılmalar, üretimin durması, ödemelerin askıya alınması söz konusu mudur, bu dönemde rakiplerin atacağı adımlara karşı neler yapılması planlanmıştır…

· 4. Kriz dönemi sözcüleri ve sosyal paydaşlar

Durum analizi kapsamında ÅŸirket öncelikle aldığı kararları kimlerle paylaÅŸmalıdır ? DoÄŸal olarak çalışanlarından baÅŸlayan bir dizi kesimle bu kararlar paylaşılacaktır ancak kriz komitesi adına kimler bu paylaşımda "sözcülük" yapacaktır? Çalışanlar, aileleri, tedarikçiler, bayiler, satış noktaları, müşteriler, yerel yönetimler, kamu bürokrasisi, medya, akademik çevreler, sivil toplum örgütleri… ÅŸirketi, kriz komitesi adına, bu kesimlerin "lisanına" yabancı olmayan kiÅŸilerin temsil etmesi gerekmektedir.

· 5. Bilginin arşivlenmesi ve ön araştırma

Kriz komitesince üretilen bilgiler mutlaka yazılı olmalı ve taslak çalışmalar da dahil her şey sistematik olarak arşivlenmelidir. Kriz komitesinin sekreteryasına özellikle "sıcak" dönemde çok iş düşmektedir. Bilgisayarlarla da yapılsa tüm çalışmalar "yedeklenmeli"dir.

Kriz komitesinin ilk toplantısını takiben yapması gereken bir diğer önemli çalışma "ön araştırmadır". Geliştirilmiş olan kriz planına paralel en fazla öncelik taşıyan 3-4 sosyal paydaşımız ne düşünmektedir? Bir telefon araştırması ile , örneğin, çalışanlarımız, tedarikçilerimiz ve bayilerimiz nezdinde, kriz komitesinin aldığı kararların "gerçekçiliği, inandırıcılığı, yönetimin krizin üstesinden gelebileceğine" ilişkin yeterli/yetersiz bir kanaatın elde edilmesi, kriz komitesinin bilgi üretimine yön verebileceğinden büyük önem taşımaktadır.

· 6. 7/24 iletişim

Kriz komitesi iletişim hatlarını günün her saati ve haftanın her günü, yakın çevreden gelebilecek her türlü iletişime açık tutmalıdır. Özel bir telefon numarası, web adresi, elektronik postanın yanı sıra, işe geliş ve gidişler sırasında ana kapıya yerleştirilecek "iletişim kutuları" komite üyelerine çok değerli bilgiler taşıyabilir.

· 7. Gerçek, yalnızca gercek…

Şirketin, kriz dönemini sosyal paydaşları nezdindeki güvenini tazelemesi ve itibarına katkı sağlaması amacına yönelik yönetebilmesi için tüm iletişimini -ne kadar kötü, olumsuz olursa olsun- gerçek bilgi ve bulgular üzerine inşâ etmesi gerekmektedir. Adı üstünde, krizler olağanüstü dönemlerdir ve alınacak kararlar hiç de "hoş" olmayabilir. Ancak, dedikodu ve aslı astarı olmayan söylentiler ile şirkete ve şirket yönetimine yönelik itimadın yok olmasındansa gerçeklere "ortak" olmak özellikle kriz sonrası dönemler için gereklidir.

Kriz komitesi elindeki tüm bilgi ve bulguyu yalın çıplaklık ile paylaşmalıdır. Aldığı kararların "arkasında" durmalı, fedakarlık yapılıyorsa bunu herkesin gözünde net olarak ortaya koymalıdır.

· 8. Kriz komitesinin iletişim araçları

Kriz komitesi her sosyal paydaşı için ayrı ayrı iletişim araçları geliştirebileceği gibi bazı araçları ortak bir iletişim platformu olarak da kullanabilir.

Ancak kriz döneminde iletişim araçlarının etkin kullanımı için bazı hususlara normal zamanlardan daha fazla dikkat edilmesi gerekebilir.

a. Web ortamından azami ölçüde yararlanın. Başta çalışanlarınız olmak üzere, tedarikçiler, bayiler, medya mensupları gibi "olmazsa olmaz" olan tüm sosyal paydaşların elektronik posta adreslerinin kriz komitesinin elinin altında olması gerekir. Bu arada, şirketin bir web sayfası yoksa 24 saat içinde açılmalı, varsa, ana sayfaya kriz yönetimi ile ilgili alınan kararların asılacağı ve bakıldığında hemen görülebilecek bir ekleme yapılmalıdır. Web sayfasından kriz komitesine elektronik posta atılabilecek bir düzenek kurulmalıdır. Kriz komitesi, kriz süresince yoğun iletişim içinde olacağı belli bir kesim için "extranet" sistemini de devreye sokabilir.

b. Çalışanlarla iletiÅŸim için toplantıların yapılması kaçınılmazdır. Kriz döneminde , kriz komitesinin kararlarının açıklanması hiç bir ÅŸekilde komite üyelerinin dışındaki kiÅŸilere bırakılmamalıdır. Åžirketin birden fazla ÅŸehirde merkezi bulunsa bile, çalışanlara kararlar yine de komite üyelerinin aÄŸzından aktarılmalıdır. Öte yandan duyuru tahtaları, ÅŸirketin süreli yayınının "kriz sayısı", afiÅŸ, bez pankart vb. araçlardan da maksimum oranda yararlanılmalıdır. Åžirketin intranet’inin kullanım oranının yükseltilmesi açısından duyurular öncelikle bu ortamda yapılmalıdır.

c. Medya mensupları ile ilişkiler kriz komitesinde "tek elden" yürütülmelidir. Yerel medya da dahil olmak üzere gelen tüm sorular hiç bir engelle karşılaşmadan komiteye gelebilmeli ve en geç 12 saat içinde bir bilgiyle medyaya geri dönülmelidir. Yine medya mensupları için süratli haberleşmeye yönelik "extrapressnet" servisinden yararlanılabilir.

d. İletişimin sürekliliğini sağlayacak bir temel araç olmalıdır. Duyuru panosuna asılabilecek sıradan bir A4 kağıdı bile olsa, kriz süresince böyle bir iletişim aracının sürekliliğine gereksinim vardır. Her yeni bilgi, her yeni karar hangi sürelerde olacağı daha önce duyurulmuş bir iletişim aracı ile aynı yer ve zamanlama duyarlılığında sahipleri ile paylaşılmalıdır. Böylece, duyarlı olanlar yeni bilgiyi sürekli olarak belli bir kaynaktan izleme olanağına sahip olurlar.

· 9. Araştırmalara duyarlı olunmalı

Kriz komitesi, başlangıçta hangi konuda, nasıl bir karar alırsa alsın şu yaklaşımı sergilemelidir:

· Kriz döneminin kısa (24 saat/3 gün/ Bir hafta), orta (1-2 ay) ve uzun vadeli politikalarla yönetileceği

· Şirketin vizyon, misyon, strateji ve kültürünün bu politikalarla uyumu

söz konusudur.

Bu yaklaşıma paralel her bir dönem için gerek alınan kararlara verilen desteğin tespiti, gerekse de ne kadar yol alındığının göstergesi olması amacıyla ilgili sosyal paydaşlar nezdinde küçük araştırmalar yapılması ve sonuçlarının yine ilgili kesimlerle paylaşılması bilgi üretimi açıbından sonsuz yararlar getirmektedir.

· 10. Kriz yönetilirken

Kriz yönetimi sırasında Kriz Komitesi şirket dışı kaynaklarla çalışmalarını genişletebilir ve bir sinerji arayışı içine girebilir. Örneğin, bir araştırma şirketi, stratejik iletişim şirketi, reklam ajansı, akademisyenler, meslek odaları, şirketten daha önce emekli olmuş çalışanlar, çalışanların aileleri, yurt dışı bağlantılar vb.

· 11. Liderlik

Kriz yönetimindeki başarı kriterlerinin başında "liderlik" gelmektedir. Şirketlerin üst düzey yöneticilerinin kendilerini gerçek anlamda gösterdikleri dönemlerdir "krizler". Tribünlerden sahaya indikleri ve krizden selamet içinde çıkılmasında tüm birikimini, ilişkilerini, sağduyusunu, dostluklarını, kısacası herşeyini üstün bir "liderlik" için koşullandırmış yöneticilerin ele aldığı ve yönettiği krizlerden korkmamak gerekir. Çünkü onların arkasında çalışanlarıyla, bayileriyle, tedarikçileri ve yatırımcıları ile "koca bir şirket" vardır.

· 12.Krizler iyi yönetilirse aslında "fırsat"tır!

"Her kriz kendi içinde fırsat barındırır. Yönetimlerin bunu bulup ortaya çıkarması gerekir". Başta çalışanlar olmak üzere, müşteriler, medya, tedarikçiler, bayiler gibi sosyal paydaşların çok uzun yıllar sürecek "sadakat"ını elde edebilecek kurumsal itibar birebir iş sonuçlarına yansıyacak ve bir rekabet avantajı yaratacaktır. Bu nedenle, kriz ortamının "sıcak" dönemindeki karamsarlık ve olumsuzlukların yanı sıra "fırsatın" bir yerlerde "kıs kıs bize güldüğünü" hatırlamamız gerekmektedir.Söz konusu fırsatlar, güven tazeleme ve şirketin kurumsal değerleri ile toplumsal değerleri buluşturduğu yönetim refleksidir. Kriz sonrası dönemde dimdik ayakta kalabilmek, müşterileri, insan kaynaklarını, borsada işlem gören hisse senetlerindeki istikrarı korumak bu fırsatları iyi değerlendiren yönetimler için geçerlidir.

PRCI / ICCO Turkey Staj Programı

PRCI, Public Relations Consultancies Inc. of Turkey, halkla ilişkiler endüstrisine nitelikli insan kaynağı yetiştirmeye yönelik bir eğitim programı yürütmektedir. Söz konusu program, üniversitelerin iletişim fakültelerinde okuyan 3. ve 4. Sınıfa geçmeye hak kazanmış öğrencilere yöneliktir. Program, endüstrinin beklentilerine paralel nitelikli insan kaynağı yetiştirmeye yönelik bir açılım ile PRCI üyesi şirketlerce desteklenmektedir.

2001 staj dönemi için yedi PRCI üye şirketine (Bersay Stratejik İletişim Danışmanlığı, Capitol Basın ve Halkla İlişkiler, GTC Gökyay & Toperi İletişim, MPR Pazarlama ve Halkla İlişkiler, Orsa Stratejik İletişim Danışmanlığı, Tribeca İletişim Hizmetleri ve Zarakol İletişim Hizmetleri) ve PRCI Merkezine her şirketin stajyer kontenjanı dahilinde stajyer yerleştirilecektir.

Staj için baÅŸvuru yapan öğrencilerden staj kapsamına girenler 18 Haziran 2001 Pazartesi günü 10:00-11:00 ya da 13:00-14:00 arası PRCI Merkezi’nde sınava tabi tutulacaklardır. Sınav, içerik itibariyle öğrencilerin halkla iliÅŸkiler literatürüne ne kadar yatkın olduklarını, basın bülteni yazım becerileri ile yaratıcı düşüncelerini öğrenmeye yöneliktir. Öğrencilerin sınava girecekleri saati 15 Haziran 2001 tarihine kadar PRCI Genel SekreterliÄŸi’ne yazdırmaları gerekmektedir. Katılımcıların sınav günü öğrenci kimlikleri ve nüfus cüzdanlarıyla birlikte gelmeleri gerekmektedir. Ankara’dan baÅŸvuruda bulunan öğrenciler eÅŸ zamanlı olarak Ankara’da bulunan GTC Merkezinde aynı sorular ile sınava gireceklerdir. En yüksek puanları alan öğrenciler ile PRCI’da bir görüşme yapılacaktır. Mülakat sonucu yeterli bulunan öğrenciler staj programına yerleÅŸtirilecektir. Seçilen öğrenciler programa katılmazlarsa yedek stajyerler yerleÅŸtirilecektir.

Sınava katılan stajyerlerden staj yapmak istedikleri şirketleri sıralamaları istenecektir. Öğrenciler puanlarına ve tercih sıralamalarına göre yerleştirilecektir.

Stajyerlerden staj dönemi sonunda birer proje sunmaları beklenmektedir. Proje hazırlanması ile ilgili bilgiler üye şirketlerce verilecektir. Proje konuları PRCI tarafından önceden bildirilir.

PRCI staj programı öğrencilere mesleki tecrübe kazandırmak amacıyla düzenlenen bir programdır. Şirketler stajyerlere uygun ve gerekli gördükleri görevleri vermekte serbesttir. Stajyerler staj yaptıkları şirketlerin çalışma saatlerine ve şirket kurallarına uymakla yükümlüdürler. Aksi takdirde şirketler, stajı sonlandırma hakkına sahiptir. Stajyerlerin staj süresince öğle yemekleri karşılanacaktır.

Sınav ve mülakat sonuçları belli olduktan sonra PRCI Genel Sekreterliğince üye şirketlere stajyer dağıtımı yapılır ve öğrencilere staj yapacakları şirketler bildirilir. Stajyerler 2 Temmuz 2001 tarihinde fakültelerinden aldıkları "staj kağıdı" ile birlikte kendilerine bildirilen şirketlerde hazır bulunurlar ve staj sorumlusu kişi ile tanışarak staj dönemlerine başlarlar.

Staj Programı Önemli Tarihler :

Sınav : 18 Haziran 2001 , PRCI Merkez

Sınav Sonuçları : 20 Haziran 2001(e-posta ile bildirilir ve PRCI web istesinde ilan edilir)

Mülakatlar : 21-22-23 Haziran , PRCI Merkez

Kesin YerleÅŸtirme : 25 Haziran 2001

Staj Başlama : 2 Temmuz 2001 , Üye şirketlerde

PRCI’da bilgilendirme toplantısı : 6 Temmuz 2001 , PRCI Merkez

Proje ödevi verilmesi : 18 Temmuz 2001 , PRCI Merkez

Proje Sunumları : 25 Ağustos 2001 , Üye şirketlerde

Staj sonu deÄŸerlendirme : 29 AÄŸustos 2001 , PRCI Merkez

Staj BitiÅŸ : 31 AÄŸustos 2001

Başvuru ve İrtibat :

PRCI Genel SekreterliÄŸi

Kasap Sk. Eser Ap. B Blok 18/62 Esentepe-İstanbul

Tel : 212.288 50 18

Fax : 212.288 48 85

e-mail : prci@prciturkey.com

web sitesi : www.prciturkey.com

TAVSİYE EDİLEN KAYNAKLAR

Aşağıdaki yayınlar İngiliz Halkla İlişkiler Enstitüsü, IPR, ile yazışma yapılarak temin edilebilir

The Institute of Public Relations

The Old Trading House

15 Northburgh Street

London

EC1V 0PR

info@iprl.demon.co.uk

TebliÄŸler

· Public Relations and the Law (£2)

· Public Relations Practice - Its Roles and Parameters (£2)

· Resolving the Advertising/Editorial Conflict (£2)

· The Use, Misuse and Abuse of Embargoes (£2)

· Fees and Methods of Charging for Public Relations Services (£2)

· lnterpretation of the Code of Professional Conduct (£2).

· The Image of Public Relations by Robert Worcester (MORI 1987) (£5)

· Public Relations in a Changing City (London Business School 1986) (£5)

· Membership Survey 1991,1994

· Professionalism in Practice

· Public Relations Qualifications and Professional Standards (12/94) (£10)

· IPR Workshop Programme

· IPR Handbook 1995 with Register of Members, £125 including

· IPR Journal (monthly, annual subscription payable) (£40)

· Mind Link Review 1993 (published by the psychology interest group of the IPR) (£10)

· The Publication of Performance Indicators using Good Public Relations Practice (published by the Local Government Group, contact Peter Swarbrick, 0151 934 2242)

Başlangıç Kitapları

· BLACK, Sam Introduction to Public Relations, Modino 1989

· BLACK, Sam The Practice of Public Relations, Butterworth Heinemann New/4th edition May 1995

· JEFKINS, Frank Public Relations, 4th ed. Pitman 1992

· SMITH, J. Harvey Teach Yourself Public Relations, Hodder & Stoughton 1995

Genel

· BARTRAM, Peter & COULSON-THOMAS, Cohn The Complete Spokesperson, Policy Publications Ltd 1990

· BLACK, Sam The Essentials of Public Relations, Kogan Page 1993

· HAYWOOD, Roger Managing Your Reputation, McGraw Hill 1994

· HAYWOOD, Roger All About Public Relations, McGraw Hill 2nd ed. 1991

· JEFKINS, Frank Planned Press and Public Relations, 3rd ed. Blackie 1993

· JEFKINS, Frank Public Relations Techniques, Butterworth Heinemann 1988

· ROSS, Dma Surviving the Media Jungle, Pitman 1990

· STONE, Norman How to Manage Public Relations, McGraw Hill, April 1991

· WHITE, Dr Jon How to Understand and Manage Public Relations, Century Business 1991

· WHITE, Dr Jon & MAZUR, Laura

· Strategic Communications Management, Addison-Wesley 1995

· WINNER, Paul Effective PR Management, Kogan Page 2nd ed. 1993

Halkla İlişkiler Teknikleri

· BERNSTEIN, David Company Image and Reality: A Critique of Corporate Communications, Cassell 1986

· BLACK, Sam Exhibitions and Conferences from A to Z, Modino 1989

· IND, Nicholas The Corporate Image, Kogan Page 2nd ed. 1992

· OLINS, Wally The Corporate Identity, Thames and Hudson 1990

· PHILLIPS, David Evaluating Press Coverage, Kogan Page 1992

· SLEIGHT, Steve Sponsorship, McGraw Hill 1989

Finansal Halkla İlişkler

· ANDREWS, Kenneth The Financial Public Relations Handbook, Woodhead- Faulkner 1990

· BING, Richard & BOWMAN, Pat Ed’s Financial Public Relations, Butterworth Heinemann, 2nd ed. 1993

· GRAHAM, John and LAKE, David Investor Relations, Euromoney Publications and Dewe Rogerson 1990

ç İletişim

· WALTERS, Mike What About the Workers?, Institute of Personnel Management 1990

· WILKINSON, Theon Ed. The Communications Challenge - Personnel and PR Perspective

IPR’ın kütüphanesinden aÅŸağıdaki index ile kaynaklar konusunda yararlanabilirsiniz…

IPR. Tel 0171 2535151/222.

· Advertising (5th edn) Jefkins, F (1992)

· Advertising Made Simple Jefkins, F (1982)

· Advertising and Public Relations AGCAS (1992)

· Advertisement Writing Jefkins,F (1976)

· Advertising and PR Corke,A (1968)

· Advertising Today (2nd edn) Jefkins,F (1977)

· Advertising Today (3rd edn) Jefkins,F (1984)

· All About Public Relations Haywood,R (1991)

· All You Need to Know About PR P RC A (1991)

· American Capitalism Galbraith,J.K (1964)

· ASA Pack The Advertising Standards Authority(1995)

· Asian Business Contents (listing) Cassem,L - Editor

· The Author’s and Writer’s Who’s Who Pine,L.G - Ed (1960)

· Be Your Own PR Man Bland,M (1981)

· Becoming A Councillor Freeman,R (1975)

· Behind The Headlines: Henry,H - Ed (1978)

· The British Codes of Advertising and Sales Promotion The Committee of Advertising Practice (1995)

· The Business of the British Press

· Business and Society Corporate Strategy, Frederick, W.C.Post, J.E., Davies (1992)

· The Book of Business Communications Checklists Bittleston,J & Shorter,B (1981)

· The Bridge Builders: Public Relations Today Derriman,J & Pulay,G (1979)

· The British Council Donaldson,F (1984)

· British Codes of Advertising and Sales Promotion

· British Film and Video Festival (catalogues) British Industrial Scientific Film Association

· British Parliamentary Constituencies: A Statistica Crewe,l & Fox, A (1984)

· British Politics & the Environment McCormick, J (1991)

· Corporate Public Relations: A New Historical Olasky M (1987)

· Broadcast News: The Inside Out Hunter,J.K & Gross L,S

· Business to Business Marketing & Promotions Davis,M

· Business Law Made Simple KadarA; Hoyle,K (1984)

· The Business Man In Public Hudson,K (1976)

· The Businessman’s guide to marketing Watts, R (1972)

· The Business-Media Relationship Finn,D (1981)

· Business Strategy Ansoff, H.l - Ed (1969)

· A Career in Marketing, Advertising and PR Hart,N.A & Lamb,G.W (1981)

· Careers in Marketing, Public Relations and Ad. Taylor,F (1983)

· Case Studies Welbeck Golin/Harris

· Case Studies in International Marketing Doyle,P & Hart,N.A (1982)

· Case Studies in Marketing, Advertising and PR Mclver,C (1984)

· The Central Office of Information Clark, Sir T.F (1970)

· The Challenge of Managing Miner,J.B (1975)

· Changing Corporate Values Adams, R & Carruthers, J (1992)

· The Changing Role of the Chief Executive Roe,C.G (1977)

· Charities - The New Law Middleton, F & Lloyds (1992)

· Chemistry Looks to The Future BASF (1990) x2

· The City Handbook Long,C - Ed (1987)

· The City of London Corporation of London

· City of London Polytechnic Prospectus City of London Polytech-nic (1992)

· The Coca Cola Company: An Illustrated Profile The Coca Cola Company

· Commons Select Committees Englefield D

· The Communications Challenge Wilkinson, T (1989)

· Communicating Ideas to the Public Fitzgerald,F.E (1950)

· Communications in the New Millennium Argyle/Mertling (1991)

· Communication and Public Relations Robinson, E J (1966)

· The Communication Gap Evans,L (1973)

· The Communication of Ideas Cauter,T & Downham,J.S (1954)

· Communicating in Industrialising Countries Jefkins,F & Ugboaj (1986)

· The Communicative Society Stonier,T.T (1985)

· The Communicators Colley, M

· Company-Investor Relations Derriman,J (1967)

· Company Law in a Nutshell Album,E & Samuels,R (1968)

· The Com pany Report Report 1994-1995 Edition Peter Clifton, Peter Prowse Associates (1995)

· The Company Speaks: Communication in Modern Kemp,G (1973)

· Commercial Lobbyists Jordan,G (1992)

· Comparative Mass Media Systems Martin,L.J & Chaud (1983)

· The Complete Spokesperson Bartram, P, Coulson-Thomas, C (1991)

· The Conservation Foundation’s Third Review Conservation Foundation

· Communication in Organisations Porter,L/Roberts.K (1977)

· Copyright Ploman,E.W & Hamitonl (1980)

· Corporate Communications for Managers Jackson,P

· The Corporate Image Ind, N (1992)

· Corporate Revolution: New Strategies for Effective Hayes,R & Watts,R(1986)

· Corporate Reputation: Managing the new Stra. Asset Smythe, J, Dorward,C & Reback,J (1992)

· Corporate Video in Focus Budd,J.F (1983)

· Creative Advertising Bernstein,D (1974)

· Crisis Management Regester,M (1987)

· Critical Issues in Public Relations Hill & Knowlton

· Current Thoughts on Public Relations Hill & Knowlton

· Customer Driven Company Whiteley, RC (1991)

· Dealing with Whitehall Connelly,J (1992)

· The Design and Production of Textbooks: Richaudeau,F (1980)

· Directory of Crete Exporters (1993)

· Dictionary of Advertising Jefkins,F (1991)

· Relations Jefkins,F (1983)

· Dictionary of Marketing, Advertising & PR Jefkins, F The Director’s Guide to Choosing a PR Cons. Inst of Directors

· The Direct Marketer’s Idea book Gross, M (1989)

· Dod’s Parliamentary Companion

· Doing Business in the European Community Drew,J (1983)

· East/West Trade: A Practical Guide to Selling in

· Eastern Europe Zentner,P (1967)

· Editing for Industry: The Production of House Jrns Mann,C (1974)

· The EEC: Guide to the Maze Budd,S.A. (1987)

· Effective Employee Communications Bland,M & Jackson,P (1990)

· Effective Industrial Marketing Hart, N (1994)

· Effective Marketing Strategy Jefkins, Frank

· Effective PR Management Winner,P (1987)

· Effective PR Planning Jefkins,F (1985)

· Effective Public Relations Cutlip Center (1952)

· Effective Public Relations (6th edn) Cutlip Center, Broom (1985)

· Effective Speaking: Communicating in Speech Turk,C (1985)

· The Effective Use of Advertising Media: Davis,M.P (1981)

· A Practical Handbook

· The End of Gin and Tonic Man Hudson,K (1977)

· English Social History Trevelyan,G.M (1942)

· Essentials of Mass Communication EpelIe,S (1967)

· The Essentials of Public Relations Black,S (1993)

· Evaluating Press Coverage Phillips, D (1992)

· European Connection x 4 CERP (1992)

· Excellence in PR and Communications Mngmnt. Grunig J.E (1992)

· Exhibiting Overseas Black,S (1971)

· Exhibitions and Conferences from A-Z Black,S (1979)

· Farewell to Hype Carter, F.X (1992)

· Final report on the Working party IPR City & Financial Group

· Financial Advertising & Public Relations Biddlecombe,P (1971)

· Financial Marketing & Communications Newman,K (1984)

· Financial Public Relations Beveridge,O.M (1963)

· Financial Public Relations Bowman,P & Richard,B The Financial Public Relations Handbook Andrew, K (1990)

· Freedom of Information Gilmour,Rt. Hon Lord (1993)

· Freedom of lnformati6n & Freedom of Speech Govt. Policy Con-sultants

· From the Three Worlds: Memoirs Clark,W (1986)

· The Fund Raising Handbook Mullin,R (1976)

· Fund Raising Techniques and Case Histories Phillips,E.H (1969)

· General Principles of Law Davies,C (1964)

· A Geography of Public Relations Trends Denig,E & Van der Maiden- Eds (1985)

· Get Mediawise Mediawise Communications (1994)

· Glossary of Marketing Terms Hart,N.A & Staplet (1977)

· Goodbye to the Low Profile: The Art of Creative Con Schmertz,H & Novak

· Goodwill: The Wasted Asset Biddlecombe,P (1971)

· The Government Explains Ogilvy-Webb,M (1965)

· Graduate Employment & training Hobsons (1993)

· Graphic Art in Easy Stages AIIen,A.B (1940)

· The Graphics of Communication Baird, Tumbull, & McDonald (1987)

· A Guide to Asking Questions MacKay,I (1980)

· The Guide to Good Corporate Citizenship Jennings,M

· A Guide to Industrial Film Making Black,S (1959)

· A Guide to The Practice of Public Relations Institute of Public

· Relations A Guide to European Business Media Grice Wheeler (1991)

· The Guiness Book of the Business World Button,H.G & Lam-bert,A (1976)

· A Handbook of Advertising Techniques Harrison, T (1987)

· A Handbook for Interviews McCrossan,L (1984)

· The Handbook of Public Relations Ellis,N & Bowman,P (1963)

· A Handbook of Qualitative Methodologies Research Jeven, K Jankoswki, N,W (1991)

· Healthier Profits: Business, Success & the Green Factr. Robin-son,S - Ed (1986)

· The Hidden Persuaders Packard,V (1957)

· Hollis Sponsorship and Donations year book Hollis (1993)

· House Journal Editing Darrow,R.C (1974)

· House Journals Hazzlewood,J.W (1963)

· How the City of London Works Carke, WM (1991)

· How to be a Good Corporate Citizen Clutterbuck, D (1981)

· How to be a Good PRO Reddi, N.C.V (1976)

· How to Get On in Marketing Hart,N.A & Waite,N (1981)

· How to Interview and be Interviewed Brown,M & Brandret (1986)

· How to Manage Public Relations Stone,N (1991)

· How to Measure Attitudes Henerson,M, Morris,L& Fitz-Gibbob,C

· How to Plan Print Tarr,J.C (1949)

· How to Understand Financial Statements O’GilI, J (1994)

· How toUnderstand and Manage Public Relations White,J (1991)

· How We Discommunicate Lesly,P (1979)

· I Accuse!: A Lament for the Attitude of Industry Wood,M (1977)

· Image At The Top Ruch,R.S & Goodman(1983)

· The Image Merchants Ross, 1(1959)

· In the Company of Green Bernstein,B (1992)

· Industrial Advertising and Publicity Hart,N.A (1971)

· Industrial Public Relations Slee Smith,P.l (1967)

· Industrial Pub-licity Hart,N.A (1971)

· Industry and Press Relations Hayle,P (1957)

· Information, Communications and Paperwork Bentley,T (1976)

· Information Technology and Education Maddison,J (1982)

· Inter-national Communications Glossary Brown,T. G (1984)

· International Dictionary of Jefkins,F (1987)

· International Public Relations "Case Studies" Black,S

· Marketing & Communication International Law Governing Ploman,E.W (1982)

· Communications & Information

· International Public Relations Encyclopedia Biddlecombe, P (1968)

· International Public Relations in Practice NaIly,N (1991)

· Int-roduction to English Law James,P.S (1969)

· Introduction to Public Relations Black,S (1989)

· Investor Relations Rogerson, D (1990)

· Investor Relations Ryder,N & Regester,M(1991)

· IPA - How to approach advertising for alcoholic drinks

· IPA - Trends in television viewing

· IPR Sword of Excellence Awards Inst of Pub Relations

· IPRA Gold Paper No.1 Lloyd,H (1973) IPRA Review IPRA Vol. 15 No.4

· Issues Management Heath,R,L (1986)

· Janner’s Complete Presentation Skills Janner (1986)

· Janner’s Complete Speechmaker Janner (1984) Kelly’s Direc-tory of Financial, Legal & Property Servs. Kelly (1993)

· Keep Taking the Tabloids Spiegl,F (1983)

· Keeping Up the Style Sellers,L (1975)

· The Kemsley Manual of Journalism Kemsley Newspapers Lan-guage, Image, Media Davis,H; Walton et al (1983)

· Lateral Thinking for Management de Bono,E (1971)

· Legal Limits of Journalism Lloyd,H (1969)

· Lobbying an Introduction to Political Communication Smith,M (1991)

· Lobbying an Introduction Patterson, B (1992)

· Lobbying - Understanding and Influencing the Corrid Miller,C (1988)

· Local Government for Journalists Smith,G (1983)

· Loo

Fotografin Tarihsel Gelisimine Kisa Bir Bakis:

Salı, 06 Kasım 2007

Fotografin Tarihsel Gelisimine Kisa Bir Bakis:

*

Sanatçilar, binlerce yildir çevre1erinde gördükleri nesnelerin görüntülerini çesitli ortamlara degisik yollarla aktarmistir. magara resimlerinden, günümüzde çesitli biçimlerde yaratilan görüntülere gelinmistir. Sanatçilar yarattiklari görüntülerin hep gerçege benzemesi için çalismistir. Fotograf, insanlara bu olanagi mükemmel biçimde saglamis ve gerçek gibi olanin üretilmesi fotografin bulunmasiyla birlikte gerçeklesmistir.

Fotograf 19. yüzyilin önemli buluslarindan biri, günümüz iletisim ortamlarinin ve araçlarinin önemlileri arasinda. Fotograf sözcügü ilk kez Sir John Herscel tarafindan 1839 yilinda kullanildi. Görüntünün bir “aygit” kullanilarak, iki boyutlu bir yüzey üzerine kaydedilmeye baslanmasinin üzerinden yüzelli yildan fazla geçti. Louis Daguerre bir aygit “karanlik kutu” (camera obscura) ve isigin marifetiyle görüntüyü bir yüzey üzerine kaydettigini Fransiz Bilimler Akademisi tarafindan açikladigi zaman takvimler 19 Agustos 1839’u gösteriyordu. Fotograf tarihçileri arasinda sözü edilen tarih üzerine tartismalar devam etmektedir. Isim üzerine de tartismalar vardir. Kimi arastirmacilar 1820’li yillari ve Niepce adli bir baska Fransiz biliminsanini i~ret eder ve ilk fotografin Niepce tarafindan çekil digi söylenir. Fotografi sözcügü eski Yunanca’dan gelir ve anlami isikla çizmek demektir. ( Foto: Isik, Grafi: Çizmek)

Görüntü kaydinda bir aygitin kullanilmasindan sonra görüntü kaydiyla ilgili bir çok farkli gelisme ve bulus oldu, bu buluslar giderek artti ve günümüze dek geldi, çok farkli kayit teknikleri gelistirildi. 1800’lü yillarin ilk yarisinin karanlik kutusunun yerini günümüzde elektronik ve mekanik anlamda çok gelismis fotograf makinalari, sayisal olarak kayit yapabilen elektronik ve bilgisayar teknolojisini bir arada kullanan makinalar aldi.

Gerçek gibi olanin, gerçegin görüntülenmesi istegi 19. yüzyilin düs ve düsüncelerinden biri degildi kuskusuz. Bu istek insanlikla birlikte varolmustu. Insanlik görüntülerle binlerce yildan beri tanisik ve onlarla hasir nesirdi. Gerek düsünsel anlamdaki gelisme ve degisiklikler, gerekse teknik anlamdaki - bu gelismelerin içine optik, fizik, kimya gibi bilimleri sokmamiz olanaklidir - birikimler fotografi 19, yüzyil da ortaya çikartti.

Fotografin olusmasi binlerce yilin ürünü, örnegin; gümüs ve gümüs tuzlarinin isik altinda karardiklari 10. yüzyildan beri hem dogulu hem de batili simyacilar tarafindan biliniyordu. Karanlik kutu, popüler adiyla “camera obscura’ ise çaglar boyunca güriesin hareketlerini izlemede, özellikle günes tuttulmasini incelemede ve Orta Çagda ise manzara cizimlerinde kullaniliyordu. Orta Çag ressamlari seri biçimde manzara resmi üretimlerini karanlik kutuyu kullanarak gerçeklestiriyorlardi. Film duyarkatlarinda kullanilan isiga hassas gümüs tuzlarinin fiziksel ve kimyasal özellikleri 1727 yilinda Alman bilim insani Johann Heinrich Schulze tarafindan belirgin biçimde ortaya kondu. Joseph Nicephore Niepce, Louis M Daguerre ve Hippolyte Bayard Fransa’da ve William Henry Talbot Ingilterede fotograf üzerine çalismalarina devam ediyorlardi. Her biri Gamera Obscuranin çalisma ilkelerinden ve fotograf kimyasindan haberdardilar. 1800’lü yillarda ise camera obscura kullanilarak görüntü kaydetmeyle ilgili Thomas Wçdgwood’in basarisiz çalismalari oldugu bilinmektedir.

Yukarida sözü edildigi gibi fotografin kaydiyla ilgili bilim insanlarindan Nicephore Niepce karanlik kutuyu kullanarak görüntünün sürekli kaydini sagladi, ancak amaci fotograf veya fotografik anlamda görüntü elde etmekten ziyade litografik baskilarda kullanabilecegi çinko kaliplari olusturmakti.

Ilk fotografik kaydi gerçeklestiren Louis Daguerre de bir ressamdi ve muhtemelen karanlik kutuyu resim yapmada da kullaniyordu. Ancak bu kez isiga hassas bir maddeyi, gümüs iyodürü bakir bir levha üzerine sürdü, karanlik kutuyu kullanarak poz lamayi yapti, civa buharinda gerçeklestirdigi banyo isleminden sonraysa, sodyum hiposülfit kullanarak tesbit islemini gerçeklestirdi. Bu islem görüntünün sürekli biçimde eldesi için bir devrimdi. Bu bulus Daguerreotype olarak adlandirildi. Günümüz fotograf teknolojisiyle karsilastirildigi zaman Daguerreotype kayitlarinin tek oldugunu görüyoruz, bir baska deyisle negatif olmadigi için çogaltilmasi çok zor veya olanaksizdi. Estetik ve sanat boyutunda düsünüldügü zaman ise Daguerreotype kayitlari detaylarin belirgin oldugu ve perspektifi n dogru oldugu görüntülerdi.

Takip eden yillarda, William Fox Talbot adli Ingiliz, günümüzün fotograf anlayisina yakin görüntüler elde etmeyi basardi. Daguerreotype’dan farkli olarak, duyarkat kagida sürülüyor ve kagit pozlaniyordu, daha sonra ise banyo edilmis kagit negatif görüntüden tekrar kopya alinarak sonsuz sayida pozitif görüntüler elde ediliyordu. Talbot bu bulusunu Calotype olarak adlandirdi. Bu yasi otuzun üzerinde olanlarin kolaylikla animsayabilecegi, resmi kurumlar önünde bulunan sipsak fotografçilarin tekniginin aynisidir.

Ortaya çikisindan veya resmi olarak tescil edilisinden dört yil sonra, 1840’li yillarin baslarinda fotograf yayginlasmaya basladi. Bu yillardaki fotografçilarin hedef kitlesi, pahali oldugu için yagli boya portrelerini yaptiramayan orta sinifti. 0 yillarda yagli boya portrelerini yaptirmak soylulugun sembolüydü ve üst siniflara iliskin bir eylemdi.

1844 yilinda Fox Talbot ilk fotograf kitabi “The Bencil of Nature” u (Doganin Kalemi) yayimladi.

Takip eden yillarda duyarkatlara ve objektiflere iliskin çalismalar devam etti, fotograflarda detaylar artti, kalite yükseldi, pozlama süresi azaldi. Bu gelismeler fotograf makinalarini gezginlerin en önemli yol arkadaslari haline getirdi. Özellikle Fransa ve Ingiltere basta olmak üzere dünyanin her yanina fotografçilar gitti, egzotik ülkelere iliskin fotograflar satilan metalar haline geldi. Fotograf basinda da kullanilmaya baslandi Kirim Savasi (1853 - 1856 ) ve Amerikan Iç Savasi fotograf landi ve bu görüntüler gazetelerde kullanildi. Fotografik görüntünün gerçegi oldugu gibi yansittigi düsüncesi o yillardaki kamuoyunu ve politik görüsleri de etkiledi. Fotografin büyük gücü ve iletisim boyutu anlasildigi zaman ise bulunusunun üzerinden henüz yirmi yil geçmisti.

Fotografik görüntüler sanat çevrelerinde de tartismalar açti, resim gibi degildi, resimden daha mükemmel biçimde perspektifi ve görüneni aktariyordu. Fotografin ilk otuz yilinda kimi fotografçilar negatifler üzerinde oynayarak, fotograf üzerinde dokular olusturarak, firça darbelerinin benzerlerini yaratmaya çalisarak resim gibi olani yakalamaya çalistilar.

1870’li yillarin sonlarinda duyarkatlar ( emülsiyonlar ) eni konu gelisti, hassaslasti, fotograf makinalarinin optik ve mekanik aksamlari gelisti, o günlere dek fotografçinin çekim anindan hemen önce kendisinin imal ettigi islak duyarkatli fotografik levhalar yerine atölye ve fabrikalarda üretilmis, kuru, kullanim ve tasima kolayligi saglayan hazir emülsiyonlu fotograf levhalari üretilmeye baslandi. Bunlar güzelligi elde etmenin yeni araçlari” olarak tanitildi, fotografik olanaklar gelisti.

1888 yilinda Kodak firmasi film, banyo ve baski ücreti içinde olan, 100 adet filmi bulunan fotograf makinalarini piyasaya sürdü, o yillara göre pahali sayilacak bir fiyata 25 dolara ve “ dügmeye basin, gerisini bize birakin” reklam sloganiyla satiliyordu, bu yillardan sonra fotograf genis kitlelere mal oldu.

Ondokuzuncu yüzyilin sonu ve yirminci yüzyilin baslarinda fotograf günümüzdeki mükemmelligine ulasti, fotografa iliskin tartismalar gazete sütunlarindan sanat ortamlarina üniversitelere tasindi, fotograf üzerine yazilanlar kitaplarda yerlerini almaya basladi. Sinematografik görüntülerin ve televizyonun temellerini olusturan fotograf görüntüsü üzerine felsefi tartismalar basladi. Fotografin teknik gelisimi kadar, felsefi boyutu üzerine olan tartismalar günümüzde devam etmektedir.

Fotografin icadina dek görüntüler bir araç, bir aygit olmaksizin elle üretiliyordu. Üretilen bu resimler tekti. biricikti. Fotograf, görüntünün üretim sürecine bir araci bir “aygit”i sokmustur.

*

Kamuoyu Ve Tarihsel Süreci

Salı, 06 Kasım 2007

KAMUOYU VE TARİHSEL SÜRECİ

1. Kamuoyu Kavramı ve Kamuoyunun Anlamı

1.1 Kamuoyu

Kamuoyu sözcüğü “Kamu” ve “Oy” sözcüklerinin 1 birleÅŸmesi ile oluÅŸmuÅŸtur.

Kamuoyu kavramını oluÅŸturan sözcüklerden birincisi İngilizce’de “public” sözcüğünün karşılığı olan kamu, ÅŸu anlamlara gelmektedir:

1. Bir ülkede yaşayanların tümü,

2. Özele karşıt olarak topluma açık ve aleni olan her şey,

3. Herkesi ilgilendiren,

4. Bir ülkede hükümete, yönetime ait olan her şey,

5. Özele karşıt olarak idareye, devlete ait olan her şey.

Kamuoyu kavramını oluÅŸturan sözcüklerden ikincisi ise İngilizce’deki “opinion” sözcüğüne karşılık gelmektedir. Dilimize doÄŸrudan düşünce diye çevrilen bu sözcük “zihnin yaptığı bir iÅŸlem” anlamına gelmektedir. kamuoyu kavramını oluÅŸturan sözcüklerden ikincisi olan “oy” sözcüğü de “bir konuda tutulacak yolu belirlemek için ileri sürülen görüş” anlamına gelmektedir.

Kamuoyu kavramı ilk kez Avrupa’da 18. yüzyılda telaffuz edilmeye baÅŸlanmıştır. Latince’de kanaat veya tam olarak kanıtlanmamış belirsiz yargı anlamına gelen “opinion” sözcüğü, 18. yüzyılın sonlarında muhakeme yeteneÄŸine sahip bir kamusal topluluÄŸun akıl yürütmesiyle iliÅŸkilendirilerek kamuoyu haline gelinceye kadar birçok evrelerden geçmiÅŸtir.

Bir düşüncenin kamuoyu görüşü olarak ortaya çıkabilmesi için,

1. Bir topluluğu ya da grubu ilgilendiren bir sorunun varlığı,

2. Bu topluluktaki ya da gruptaki kişilerin iletişim içinde olması,

3. Tek tek kişilerin değil, grubun ortaklaşa sahip olduğu düşüncenin açıklanması,

4. Dile getirilen düşüncenin bir karar düzeneğini bir kuruluşu veya değişik toplumsal kesimleri bir amaç doğrultusunda eyleme geçirme arzusu.

1.2 Kamuoyunun Anlamı

Sanayi devrimi sonrası şekillenmeye başlayan, şehirleşme, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, demokratikleşme ve okur yazarlık oranındaki artışlar çağdaş anlamda kamuyu olgusunda beraberinde getirmiştir. Kamuoyu 20. yüzyıldan itibaren sosyal bilimcilerin ilgisini çekmiştir. 20 yüzyılın başında kamuoyu toplumsal düzeyde üretilen ve kamunun tümüne ait bir olgu olarak kabul edilmekteydi. Toplumdaki farklı konulara ve gruplara ait farklı kamuoyu görüşlerinin olabileceği düşünülmüyordu. Bunun bir nedeni, o dönemde pek çok bilim adamının kollektif davranışın bir ifadesi olarak yaygın olarak görülen kitlesel gösterileri, isyanları ve grevleri dikkate almasıdır. Diğer nedeni ise kitle iletişim araçlarının geniş toplumsal kesimlere ulaşacak şekilde yaygınlaşması ve kitle psikolojisini yönlendirebileceği veya şekillendirebileceği yolundaki inançtır.

Siyaset bilimciler, sosyologlar ve sosyal psikologlar kamuoyu olgusu ile esas olarak 19. yüzyılın sonundan itibaren ilgilenmeye başlamışlardır. Bu konu ile ilgili sistemli çalışmalar ve amprik araştırmalar ise ancak 20. yüzyılın başından itibaren söz konusu olmuştur.

20. yüzyılda kamuoyu konusundaki çalışmalar üç temel yönde gelişmiştir.

1. Lawrance Lowell’in Etkili ÇoÄŸunluk Kuramı,

2. Harold Laswell’in siyaset biliminde psikolojiyi esas tutan İktidar Kuramı,

3. Albig’in öncülüğünü yaptığı grup kavramı üzerine dayanan sosyolojik Kuram.

1.2.1 Etkili Çoğunluk Kuramı

Bir sorun hakkında kamuoyu oluşabilmesi için çoğunluk kadar azınlığın da düşüncelerini ifade etmeleri gerekmektedir. Herkesi içeren bir kamuoyu olmaz. Kamuoyu görüşü olabilmesi için çoğunluk tarafından kabul edilmesi gerekmektedir.

1.2.2 İktidar Kuramı

İktidar kuramında siyasal güç ile bireylerin değer yargıları arasında bir ilişki vardır. Kamuoyu ile kamuoyunu oluşturan bireylerin kişisel kanaatleri arasında yakın bir ilişki gören bilimadamı, kamuoyunu yaratan düşüncelerin temellerini kişilerin psikolojilerinde aramaktadır. Siyasal gücü elinde bulunduranların, toplum üzerinde yaratmaya çalıştıkları etki söz konusudur.

1.2.3 Sosyolojik Kuram

Albig’e göre ise kamuoyu, herhangi bir gruba dahil bireylerin tartışmalı bir konuda birbirleri üzerine karşılıklı etkileÅŸimleri sonucu ortaya çıkan kanaatleridir. Grup içinde her an için egemen kanaat var olmakla birlikte, grup üyelerinin ileri sürdükleri baÅŸka fikirler de vardır.

Günümüzde ise kamuoyununu ne olduğu ve nasıl öğrenilebileceği hakkında iki temel görüş söz konusudur.

Birinci görüşe göre kamuoyu bireysel düşüncelerin bir yığını veya kamuoyu araştırmacılarının ölçmeye çalıştığı şey olarak algılanmaktadır. Bu görüşü savunanlar kamuoyu araştırmaları ile kamuoyunun çeşitli konulardaki görüşlerinin öğrenilebileceğine inanmaktadırlar.

İkinci görüşte ise anket yönteminin kamuoyunun görüşlerini tam olarak ortaya koyamayacağını, bunun için birey düşüncelerinin biçimlendiği ve ifade edildiği kollektif süreçlerin incelenmesinin gerekliliği vurgulanmaktadır.

Uzun yıllardır bilim adamlarının üzerinde çalıştığı bir konu olmasına rağmen üzerinde uzlaşılmış bir kamuoyu tanımı bulunmamaktadır. Çünkü kamuoyu kavramı birçok sosyal bilim dalını ilgilendirdiğinden, bilim adamlarının ilgi alanlarına göre önemli farklılıklar göstermektedir.

Kamuoyu konusunda yapılan tartışmalara bağlı olarak ortaya konabilecek en önemli sav; kamuoyu kavramının da tıpkı iletişim gibi bireylere indirgenemeyeceğidir. Bu anlamda kamuoyu; bireylerin sahip olduğu düşüncelerin dağınık bir bütünlüğü olmaktan çok iletişime bağlı olarak ortaya çıkan geniş bir zihnin birleşik ürünüdür. Bu yaklaşım içinde kamuoyunun tek tek bireylerin düşüncelerinin kamu içinde tartışılması olarak ele alınması olası değildir.

2. Tarihsel Süreçte “Kamuoyu”nun Ortaya Çıkışı

Kamuoyu, uzun yıllardır bilim adamlarının ilgilisini çeken tartışmalı bir kavramdır. Sosyoloji, psikokoloji, siyaset bilimi, tarih ve iletiÅŸim gibi sosyal bilim alanlarında önemli bir yere sahip olan kamuoyu, pek çok bakımdan çeÅŸitli incelemelere konu olmuÅŸtur. Kamuoyu olgusu ve kamuoyu kavramı hakkındaki düşüncelere asıl olarak 18. yüzyıl felsefesinde rastlanmaktadır. Geriye doÄŸru gidildiÄŸinde bu kavram, Rönesans literatüründe hatta bugünkü anlamını taşımakla birlikte Antik Yunan’da Platon ve Aristoteles’in çalışmalarında da görülmektedir.

2.1 Antik Yunan Dönemi

Kamuoyu ilk kez Antik Yunan (İ.Ö.500-300) döneminde yaÅŸanan demokrasi ortamında ortaya çıktığı söylenebilir. Antik Yunan’daki özgürlükçü ortam, seçilebilme ve kamusal sorunlara iliÅŸkin oy kullanabilme hakkı toplumda küçük bir azınlığı oluÅŸturan yurttaÅŸlara aittir. Antik Yunan’da “polis”lerde yaÅŸayan insanlar hukuksal bakımdan, yurttaÅŸlar, yabancılar ve köleler olmak üzere üç kesime ayrılıyordu. Yönetim ilk zamanlar sadece soyluların egemenliÄŸinideydi. Antik Yunan’daki siyasal rejimin bir gereÄŸi olarak toplumun yurttaÅŸlar kesimi, bir taraftan kendi ÅŸehir devletlerinin sınırları içindeki sorunlar hakkında diÄŸer yandan da diÄŸer devletlerle iliÅŸkiler konusunda çeÅŸitli kararlar almak durumundaydılar. YaÅŸanan bu süreç Antik Yunan’daki yurttaÅŸların kamu yaÅŸamına iliÅŸkin olarak kapsamlı görüşlere sahip olmalarına yol açmıştır. Bunun bir sonucu olarak da dönemin siyasal yaÅŸamına egemen olan yurttaÅŸlar arasındaki genellik ve açıklık ilkeleri, bu toplumsal kesim içinde yer alan bireylere ve gruplara ait görüşlerin birbiriyle etkileÅŸime girerek ortaklaÅŸa bir ifadeye dönüşmesine olanak vermiÅŸtir.

Antik Yunan’da geliÅŸen temaÅŸa sanatları da insanları bir araya getirdiÄŸinden o dönemde kamuoyunun ortayla çıkmasında önemli bir rol oynamıştır. Ancak oyun yazarlarının tümü Sophokles’in Antigone adlı eserinde yaptığı gibi mevcut kamuoyu eÄŸilimlerinin dile getirilmesine gayret göstermiÅŸ, ancak hiçbir zaman siyasal iradenin temsil ettiÄŸi hakim görüşlere karşı cephe almaya cesaret edememiÅŸtir.

Antik Yunan döneminde yaÅŸayan Platon, kamuoyunun deÄŸerinin tartışmalı olduÄŸunu savunmuÅŸtur. Platon’un bu fikre nasıl ulaÅŸtığı “Devlet” adlı eserinde görülebilir. Düşünüre göre “Dünya bir maÄŸaradır. İnsanlar, maÄŸaranın içinde sırtlarını duvara çevirmiÅŸ olarak büyük bir ateÅŸin etrafında oturuyorlar. MaÄŸaradaki duvarlara akseden gölgelerden baÅŸka bir ÅŸey görmüyorlar. İnsanlar bu gölgeleri gerçek varlıkları sanıyorlar, oysa bunlar sadece gölgedir.” Bu örnekten hareketle Platon sıradan insanların dünyada olup bitenleri algılamalarının mümkün olmadığını; bu nedenle de kendilerine gerçeÄŸi gösterecek ve aydınlığa kavuÅŸturacak filozofları izlemeleri gerektiÄŸini ileri sürmüştür. Platon’a göre gerçek sadece filozofların rasyonel düşünce sistemlerinde mevcuttur. Kamuoyu’nun kanaatleri ise gerçeklere dayanmaz. Bu nedenle yanıltıcıdır. Platon’un görüşlerine karşılık onun öğrencisi Aristotales ise insanların toplu halde daha doÄŸru kararlar verebileceklerine iÅŸaret ederek kamuoyuna üstün bir deÄŸer vermiÅŸtir.

2.2 Roma Dönemi

Roma’da da toplumu oluÅŸturan insanlar Antik Yunan’da olduÄŸu gibi sınıflara ayrılmıştır. Toplumun en üst katmanını oluÅŸturan mülk sahibi özgür yurttaÅŸlar kent merkezlerinde bulunan ve forum adı verilen açık alanlarda bir araya gelirler ve res peublica (devlet) iÅŸleri hakkında konuÅŸurlardı.

Bugünkü anlamda olmasa da kamuoyunun Roma döneminde de var olmasının çeÅŸitli nedenleri vardır. Roma İmparatorluÄŸu İspanya’dan Batı Anadolu’ya kadar yayılan geniÅŸ sınırlara sahip bir ülke haline geldiÄŸinde iÅŸlerin Roma’dan yürütülebilmesi için güçlü bir ulaÅŸtırma ve haberleÅŸme ağı kurulmuÅŸtur. Bu sayede hem yönetim tek bir merkezden saÄŸlanabiliyor hem de çeÅŸitli kültürlere, dinlere, siyasal ve ekonomik sistemlere sahip olan toplumlardan haber alınabiliyordu. Ayrıca Roma Senatosu’nun görüşme tutanakları Acta Diurna adıyla yayınlanıyor ve bu tutanakların halk tarafından okunması saÄŸlanıyordu. Bu geliÅŸmeler o dönemde kamuoyu olgusunun ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

2.3 Feodal Dönem

Hıristiyanlığın ve feodalite rejiminin Avrupa kıtasına yayılmasıyla birlikte kamuoyunun siyasal etkinliÄŸi zayıflamıştır. MonarÅŸik kralların baskısı ve ruhani otoriteyi temsil eden Hıristiyan Kilisesi’nin karşısında kamusal yaÅŸam diye bir ÅŸey kalmamıştır. OrtaçaÄŸdaki bu koÅŸullarda kamuoyunun varlığından söz etmek mümkün deÄŸildir.

2.4 Aydınlanma Dönemi

Rönesans ve Reform hareketleri kilisenin insanların tutum ve davranışlarını etkilemesinin kaldırılmasında önemli rol oynayarak kamuoyu olgusunun ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır. Bu nedenle kamuoyu kavramı daha çok Aydınlanma Dönemi’nin (1650-1800) bir ürünüdür. 18. Yüzyılla birlikte açık bir ÅŸekilde ifade edilmeye baÅŸlanan kamuoyu kavramının ortaya çıkmasında bu dönemin libarel düşünürleri Hobbes, Rosseau ve Locke’un önemli katkıları olmuÅŸtur.

Aydınlanma Dönemi’nde toplumsal ve bilimsel yaÅŸamda akılcılık, laiklik, özgürlük gibi deÄŸerler, bilimsel yöntemlerin kullanılması, hurafelerle savaÅŸ, hukuk reformu, yaygın eÄŸitim gibi uygulamalar önemli hale gelmiÅŸtir. Böylece oluÅŸan toplumsal koÅŸullar ortamında bugün anladığımız türden bir kamuoyunun ilk belirtileri ortaya çıkmaya baÅŸlamıştır.

3. Kamuoyunun Oluşumunu Etkileyen Çevresel Unsurlar

Kamuoyunun oluÅŸumu toplumsal katmanlar gözönünde bulundurularak genellikle üç tabanlı piramite benzetilir. Piramitin tabanını meydana getiren alt ve en geniÅŸ tabakada hak yığınları yer alır. Bu kesim kamuoyunun oluÅŸumu bakımından pasif bir özelliÄŸe sahiptir. Çünkü kamu sorunları karşısında bu kesimin ilgi ve bilgi derecesi düşüktür. Bu gruba girenlerin genel nüfusun %75 - 90’ını oluÅŸturduÄŸu ifade edilmektedir. Piramitin orta tabakasını ise aktif kiÅŸiler oluÅŸturur. Bu gruptaki bireyler iç ve dış sorunlara karşı ilgilidir ve nüfusun %10 -15’ini oluÅŸturur. Piramitin tepesindeyse kamuoyu yaratıcıları denen bireyler ve gruplar yer alır. Çok küçük bir grup olmalarına raÄŸmen kamuoyunun oluÅŸturulmasında etkilidirler.

Kamuoyunun oluşumunda çeşitli psikolojik, siyasal ve sosyal etmenler rol oynar. Bunların arasında bireylerin kişisel özellikleri ve sahip oldukları bilgi deneyim düzeyinin yanı sıra bazı çevresel unsurlarda büyük önem taşır. Örneğin, kanaatlerin oluşumu bakımından kırsal kesimde yaşayan insanlar ile nüfusun yoğun olarak bulunduğu kentlerde yaşayan insanlar arasında önemli farklılıklar mevcuttur. Kırsalda yaşayan insanların eğitim düzeyleri genelde daha düşüktür. Bağlılıkları fazladır. Dayanışma duyguları yoğundur. Kaderci eğilimler fazladır ve yüzyüze iletişim egemendir. Kentlerde yaşayan bireyler için durum farklıdır. Yeni düşünceler işitme ve çağdaş fikirler hakkında bilgilenme olanağına sahiptirler. Kitle iletişim araçlarından gelen enformasyona daha bağımlıdırlar.

Çağdaş toplumlarda bireyler, görüşlerini çeşitli gruplar ya da örgütlenmeler aracılığıyla dile getirirler. Daha açık bir ifadeyle günümüz toplumlarında kamuoyu tepkisi daha çok ikincil grupların oluşturduğu örgütlenmeler aracılığıyla ortaya konur.

Demokratik rejimlere sahip toplumlarda oluşan siyasal ve toplumsal koşullar iktidarın ülke sorunlarını çözmeye yönelik politikalarını izleyen güçlü bir kamuoyunun ortaya çıkmasını mümkün kılar. Hükümetler, demokratik rejimlerde seçimle işbaşına geldikleri için kamuoyunun çeşitli toplumsal sorunlar hakkındaki görüşlerini önemsememeleri düşünülemez. Bu nedenle, demokrasi ile yönetilen ülkelerde kamuoyu çeşitli toplumsal sorunların çözümü yolunda uygulanacak politikaların oluşturulmasında ve önceliklerin belirlenmesinde önemli bir role sahiptir.

4 Medya ve Kamuoyu İlişkisi, Basının Kamuoyu Oluşumundaki Etkisi

Basının toplumsal bir kurum olma özelliği nedeniyle sosyal sorumlulukları, bu sorumluluklarla birlikte ticari kazancın ötesinde bir görevi ve toplumun iletişim kurumu olması nedeniyle önemli işlevleri bulunmaktadır. Bunlar bir bütün haline geldiğinde basın, yöneldiği kitle üzerinde dolaylı ya da dolaysız, olumlu ya da olumsuz ve az ya da çok oranda bir etkileme, yönlendirme ve saptama gücüne sahiptir.

19. yüzyıldaki teknolojik gelişmelerle birlikte basın bir kitle iletişim aracı haline gelmiştir. Basına bir kitle iletişim aracı olarak yüklenen anlam, daha fazla insana daha hızlı bir şekilde ulaşmasından dolayı kamuya açılmasına yüklenen anlamdır. Bir kamu alanının oluşması toplu düşünen, yargılayan, hareket eden insanların ortaya çıkması ile eşanlamlı ve eşzamanlıdır.

İçel, basının kamusal görevlerini irdelerken, basının kamuoyu konusundaki görevinin iki açıdan ele alınması gerektiÄŸini ileri sürmektedir. İçel’e göre, basın bir taraftan kamusal iradeyi açıklarken, diÄŸer yandan da kamusal iradeye yön veren bir motor durumundadır. Bir baÅŸka deyiÅŸle, basın, kamu iradesinin aÄŸzı olduÄŸu kadar aynı zamanda kulağıdır. İçel, halkın kamusal sorunlar hakkındaki görüşünü, kural olarak, belli aralıklarla tekrarlanan seçimlerle açıklayabileceÄŸini, genellikle, anayasaların önemli kamusal sorunlara iliÅŸkin görüşünü baÅŸka bir yolla açıklamasına imkan tanımadıklarını ve iÅŸte bu nedenle de basının, tüm kamusal sorunlarda vatandaşın sesini duyurabildiÄŸi için önem kazandığını söylemektedir.

“Bir baÅŸka deyiÅŸle, basın aracılığıyla bütün vatandaÅŸların katılabildiÄŸi, sürekli toplantı halinde bulunan, gözle görülmeyen bir parlemento görüntüsü ortaya konur. Basının kamuoyunun sesini duyurma fonksiyonu, aynı zamanda rejim yönünden de bir emniyet sübabı durumundadır. Böylelikle basın, kamuoyunun sesini duyururken son derece hayati bir iÅŸlev görür; devlet yönetiminde bulunan kadro, gelen tepkilerle, uyarılarla kendine çeki düzen verir. Devlet politikası yönünden böyle önemli bir fonksiyonun ancak özgür ve tarafsız bir basın tarafından yerine getirilebileceÄŸi açıktır. Öte yandan, basın kamuoyunun sesi olarak kalmaz ve kendisi kamuoyu oluÅŸmasına yardım eder ve kamuoyunu yönlendirir. Ancak bu yönlendirme, kamuoyunun oluÅŸumunda bir katkı olarak anlaşılmalıdır. Burada dikkat edilecek olan unsur, kamuoyu sürecinin halktan devlet organlarına doÄŸru bir gidiÅŸ izlemesi gerektiÄŸidir. Bir diÄŸer deyiÅŸle siyasal iktidar, kamuoyunu oluÅŸturmaktan ve etkilemekten çok onun kendiliÄŸinden oluÅŸmasını ve kendisini etkilemesini beklemektedir. Şüphesiz ki, kamuoyu oluÅŸumunda en büyük pay vatandaÅŸa düşmektedir. Yoksa kamuoyu, önceden hazırlanmış görüşlerin gazetelerle evlere postalanması deÄŸildir. Basın, belli öngörüşlerin propogandasını yapmadan, vatandaşın kendi başına bir görüşe varmasına yardımcı olmakla kamusal görevini yerine getirecektir.”

Demokratik rejimlerde medya kamuoyunu oluşturma ve oluşan kamuoyunu yansıtma gibi ikili bir işleve sahiptir. Ancak medya her zaman kamuoyunun taleplerini iktidara ya da çeşitli özel kuruluş ve örgütlenmelere iletmez.

Bir başka deyişle sürekli kamuoyunun çıkarları doğrultusunda çevreyi etkilemez. Zaman zaman iktidarın, dar çıkar çevrelerinin ve kendi özel çıkarlarının gerçekleşmesi içinde kamuoyunu yönlendirebilir. Medyanın toplumda cereyan eden pek çok olay ve sorun karşısında ne zaman kamuoyunun gerçek çıkarlarına, ne zaman siyasal iktidara ve çıkar çevrelerine hizmet ettiğini ancak somut koşullar ve veriler ışığında değerlendirilerek ortaya konabilir.

Demokrasilerde kurumsal olarak kamuoyu ve medya bir araya gelerek hükümetlerin vatandaşlarına karşı sorumluluklarını yerine getirip getirmediklerini denetler. Medya toplumdaki gelişmeleri izler, çok sayıdaki izleyicileri, okuyucuları büyük bir hızla haberdar ederek ve bilgilendirerek kamuoyunun oluşmasına katkıda bulunur. Daha sonra da ortaya çıkan kamuoyunun taleplerini dile getirerek bu talepler doğrultusunda çeşitli politikaların hayata geçirilmesine yardım eder. Medyanın kamuoyu oluşturma ve oluşan kamuoyunu yansıtma gücünden siyasal iktidarın yanısıra toplumdaki çeşitli çıkar grupları ve sivil toplum örgütleri de etkilenirler. Bu nedenle, bir taraftan medyanın gücünden kendi çıkarları doğrultusunda kamuoyu oluşturmak için yararlanırken, diğer yandan da ekonomik ve siyasal bakımdan rakip durumdaki çevrelerin medya aracılığıyla kendilerine yöneltecekleri olumsuz eleştirileri engellemek isterler.

Kamuoyunun oluşumunda; diğer önemli öğe olarak basının her 0 şeyden önce yerine getirdiği haber verme işlevi ile, toplumda meydana gelen herhangi bir sorunun ortaya konmasında ve bu sorun karşısında değişebilen kanıların farklı kanı sahipleri tarafından tanınmasında önemli bir görev üstlenebilmektedir. Bu bakımdan özellikle çağdaş demokratik toplumlarda; toplumsal bir anlatım olarak kamuoyunun bir araç olarak üzerinde yaşam bulduğu zeminlerden birini oluşturmaktadır. Giderek halkın haber alma özgürlüğünü karşılayan özgür bir basının bir anlamda kamuoyunun en somut anlatımı olarak değer kazanması beklenebilir. Bu anlamda, soyut olarak var olan kamuoyu anlayışına ilişkin olarak en somut verilerin yine özgür basın aracılığı ile elde edinilmesi çağdaş, demokratik, parlamenter sistemlerde doğabilecek en büyük beklentilerden birisidir. Çünkü basın aracılığı ile kamuoyu kavramı bir somutluk kazanmakta ve toplumsal iletişim içerisinde kendisini gösterebilmektedir.

4.1 Medyanın yönlendirmesi

Kamuoyunun oluÅŸumunda medyanın yönlendirme etkisini Prof.Dr.Niyazi Öktem bir seminerde şöyle açıklamaktadır: “…DiÄŸer moda olan bir söylemde “mesajın bizzat medyanın kendisi olduÄŸudur.” Yani mesajı taşıyan, aslında mesajı dilediÄŸi gibi hedef kitleye aktarmaktadır. Aktardığı haber ve yorum, bizzat kendi çıkar iliÅŸkisi, kendi yönlendirme stratejisidir. bunu somut bir ÅŸekilde Körfez Savaşında yaÅŸadık. CNN savaşı dilediÄŸi strateji doÄŸrultusunda belli yönlere sürükledi. Keza CNN 1989 yılında ÇavuÅŸesku’nun düşürülmesinde önemli rol oynamıştır. TemaÅŸvar kentinde 20.000 kiÅŸinin öldürüldüğü haber olarak verilince, Romen halkı ayaklanmayı hızlandırmış, kamuoyu oluÅŸturulmuÅŸ ve ÇavuÅŸesku ile karısı yakalanarak öldürülmüştür. Yeni hükümet kurulmuÅŸ, ancak bundan sonra haberin çok abartılı olduÄŸu anlatılmıştır. Dünya siyasetinde, Romanya’nın içiÅŸlerinde büyük deÄŸiÅŸmeler olduktan sonra ancak CNN özür dilemiÅŸtir. CNN yine 1989 yılında Panama olaylarında da yönlendirme faaliyetleri içine girmiÅŸtir.

4.2 Örnek olaylarla Türkiye’de Kamuoyu ve Basın

Basının, görev, sorumluluk ve iÅŸlevleri açısından kamuoyuna yönelik etkinliÄŸi Türkiye’de kimi dönemlerde öylesine önemli misyonlarla yüklenmiÅŸtir ki bu dönemler Türkiye’nin yeniden yapılanmasında, motive olmasında, sorunlarla mücadele etmesinde son derece belirleyici olmuÅŸtur.

Basının kamuoyuna yönelik etkinliÄŸine en büyük örnek dönemlerden biri Ulusal KurtuluÅŸ Savaşı’nın verildiÄŸi dönemlerdir. Bu dönemlerde basının toplumsal gücünden sonuna kadar yararlanılmış, bir anlamda, ulusal mücadele basın kanalının çok iyi kullanılarak kamuoyu desteÄŸinin kazanılmasından sonra ivme kazanmıştır. Atatürk, her konuda olduÄŸu gibi bu konuda da uzak görüşlü bir yaklaşım ile İstanbul’dan Anadolu’ya, ulusal mücadeleyi örgütlemek ve baÅŸlatmak için geçer geçmez, topladığı kongrelerin ardından çabalarını duyurmak ve gerekli kamuoyu desteÄŸini saÄŸlamak için hemen bir gazetenin kurulması giriÅŸiminde bulunmuÅŸtur.

Çok partili dönemin baÅŸlangıcı olan 1946 seçimleri, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)den ayrılan milletvekillerinin kurduÄŸu Demokrat Parti’nin (DP) 456 milletvekilliÄŸinden 64’ünü kazanması sonuçlanmıştır. 1950 yılındaki seçimleri de 487 üyelikten 408’ini alan DP kazanmıştır. DP’nin böylesine büyük bir zafere ulaÅŸmasında basının önemli rolü vardır. Dönemin gazetecilerinden İlhami Soysal DP’nin basınla iliÅŸkilerini şöyle anlatıyor. “Basın CHP iktidarının baskıcı, ceberrut tutumundan bunalmıştı. 1946 yılında DP tek parti diktatörlüğüne alternatif olarak ortaya çıktığında basın büyük bir ÅŸevkle ve heyacanla destek verdi.”

Basın, Demokrat Parti’yi 1950-1960 arasında iktidar yapacak ortamın hazırlanmasında, kamuoyu oluÅŸturmak adına önemli bir rol üstlenmiÅŸtir. Aynı basın, Demokrat Parti tarafından maddi olarak desteklenen gazeteciler dışında 27 Mayıs 1960 darbesinin oluÅŸmasında da önemli katkılar saÄŸlamıştır. 27 Mayıs hareketinden sonra yönetime el koyan Milli Birlik Komitesi üyelerinin hepsi, verdikleri demeçlerde bu eylem için esin ve fikirleri Türk Basınından aldıklarını açıklamışlardır.

Gazeteciler Sendikası 31 Mayıs 1960 tarihinde yayımladığı bildiride “Basını özlediÄŸimiz özgürlüğüne kavuÅŸturan, zindandaki arkadaÅŸlarımızı azad eden, kapalı gazetelerimizi açan, kahraman Türk ordusuna minnettarız” demiÅŸtir.

12 Mart dönemine gelindiğinde ise özellikle Simavi grubunun sahibi olduğu Hürriyet ve Günaydın gazetelerinin dönemin Başbakanı Süleyman Demirel aleyhine, söylentileri haber yaparak oluşturduğu gündem 12 Mart 1971 müdehalesinde gerekçe olarak öne sürülen sebeplerden birisidir.

4.3 12 Eylül 1980 Dönemi

Åžamil Kanat Yüce’nin hazırladığı ve askeri darbeler döneminde Türk basınının kamuoyu oluÅŸturmadaki rolü ve tutumununun incelendiÄŸi yüksek lisans tezinde, 12 Eylül 1980 Askeri darbesinin yapıldığı dönemde basının kamuoyu oluÅŸturmadaki rolü araÅŸtırılmıştır.

Yüce yaptığı araÅŸtırmalar sonucu, basının siyasi çözümsüzlük üzerine ürettiÄŸi gündem ile darbeye davetiye çıkartılmıştır denilmektedir. Yüce, tezinin sonuç bölümünde ÅŸu görüşlere yer vermektedir; “Müdehalelerin toplum tarafından olumlu bir ÅŸekilde karşılanması, müdehale öncesi ÅŸartların kötülüğüne baÄŸlanabileceÄŸi gibi, basının sürekli siyasi çözümsüzlük üzerine yazarak toplumu müdehaleye hazırlama yönündeki önemli katkısı yadsınamaz. Demokratik yapı bütün zaaflarına raÄŸmen iÅŸler haldeyken, ‘demokrasi’ adına askeri madehale yapılmış ve bu durum basının iki büyük ve önemli gazetesinde olumlu karşılanmıştır. ( Hürriyet-Milliyet gazeteleri)

Ancak askeri müdehalenin siyasal bir güç olarak etkisini kaybettiÄŸi yıllarda, özellikle de müdehaleyi gerçekleÅŸtiren 7. CumhurbaÅŸkanı Kenan Evren’in görevini teslim etmesinin sonrasındaki dönemde, basında ilk yıllarda son derece olumlu karşılıklar bulmuÅŸ olan müdahale, yine aynı basın tarafından ağır suçlamalara, olumsuz yaklaşımlara maruz kalmıştır.

Gazetelerin bu tutumu, Kenan Evren’in de dikkatini çekmiÅŸ ve 12 Eylül 1995 günü Milliyet Gazetesi’ne ÅŸu beyanatı vermiÅŸtir: “12 Eylül’ü övenleri arıyorum. Tek tek bulacağım ve kitap yapacağım.” Bu beyanatı üzerine, Bekir CoÅŸkun’un ertesi gün, 13 Eylül 1995’te Hürriyet Gazetesi’nde yazdıkları daha ilginçtir: “…dünkü gazelerde vardı. Evren Marmaris karargahında (12 Eylül’ü övenleri arıyorum. Neler yazmışlar tek tek çıkartıyorum. Onları bir kitapta toplayacağım, herkes görsün) diyor. Haklı, bunlar derlenirse iki yüzlülüğün kitabı oluverir. Evren’i kurtarıcı olarak sunanlar, askerlerin demokrasiyi kurtardıklarını savunanlar, generallerin faziletlerini sıralayanlar… Evren ve arkadaÅŸları üniformalı iken, yalakalık yapıp, emekli oldukları gün yerden yere vurmaya baÅŸlayanların sayısı az deÄŸil.”

Sonuç olarak, 12 Eylül Askeri müdehalesinin basın tarafından davet edildiÄŸi, müdahale sırasında ve hemen sonrasında olumlu destek bulduÄŸu, ancak etkisinin sona ermesiyle ve yerini sivil otoriteye terk etmesiyle birlikte, aynı basının olumsuz tepkileriyle karşılandığı saptanmıştır.”

EÅŸitlik

Salı, 06 Kasım 2007

Kadınların erkeklerle eÅŸit haklara sahip olmak yolunda verdiÄŸi savaşın temsili baÅŸlangıcı 8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koÅŸullarını protesto etmek için grevler yapması olarak kabul edilmektedir.

Bu olaylardan 52 yıl sonra Danimarka’nın Kophenhag ÅŸehrinde düzenlenen Kadın Sosyalist Enternasyonel toplantısında 8 Mart 1857 de New York’ta baÅŸlayan, kadınların haklarını kazanılması ve kadınların birlikteliÄŸi mücadelesinin her yıl Kadın Günü olarak kutlanmasını kararlaÅŸtırdılar.

Kadın hakları mücadelesinde 1975 yılı büyük özellik taşıyordu. Uluslararası Kadınlar Yılı olarak kutlandı. Bu yıl etkinlikleri içerisinde Birleşmiş Millteler 8 Mart gününü Dünya Kadın Günü olarak kutlamaya başladı. İki yıl sonra 1977 de, Birleşmiş Milletler genel toplantısında Kadın hakları, uluslararası barış günü olarak kabul edildi.

Bu kabulün altında iki temel neden açıklandı, Dünya barışının korunması, sosyal gelişim için ve temel insan haklarının kullanılması için kadınlarında eşitlik ve kendilerini geliştirmelerine olnak gereksinimi idi. Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya barışını güçlendireceği kabul edildi.

Dünya Kadınlar Günü kadınlar açısından çok daha farklı bir gün günümüzde. Kadın haklarının kazanılmasında nerelerden başlandığını ve bugünlere nasıl gelindiğinin hatırırlanması içinde özel bir gün. Bir çok gelişmiş ülkede kadın hakları çok ilerlemeler göstermiş olsada, ülkemizde ve gelişmeke olan ülkelerde kadın hakları ne yazıkki istenen seviyelerden oldukça uzakta. Dünya Kadın Günü dünya kadınları arasında da bir dayanışma ve deneyim değişimi günü.

Dünya Kadınlar Günü ülkemiz içinde de kadın haklarının kazanılması, iyileştirilmesi için konunun gündeme gelmesinde de önemli bir gün. Kadın haklarının ülkemizde kullanımı ne yazık ki homejen bir dağılım göstermiyor. Kazanılan deneyimlerin, tüm ülke sathına yayılması için yılda bir gün olsa da Dünya Kadınlar Günü bizim için ayrı bir önem taşıyor.

Dünya genelinde kadın haklarında son yıllarda meydana gelen artış dahi bir çok gerçeği değiştirbilecek nitelikte değildir. Dünyadaki en fakir insanların büyük bir çoğunluğu kadın, dünyadaki eğitim almamış insanların büyük çoğunluğu yine kadınlar. Kadınlar bugün ülkemizde de erkeklere göre %25 - 50 oranında daha az ücretle çalıştırılmaktadırlar.

Bu gün bir Dünya Kadın Günü olmasını sağlayan tarihteki bazı önemli kilometre taşlarını aşağıda veriyoruz:

1857 New York: kadinlar 12 saatlik günlük çalışma saatine, düşük ücrete karşı yürüyüşler yaptılar. Polis tarafından dağıtıldılar.

1908 New York: 15.000 kadın daha kısa çalışma saati, daha iyi gelir ve oy hakkı için yürüdü. Doğum izni istediler. Kullandıkları slogan "Ekmek ve Gül " idi. Ekmek yaşama güvencesi, karın tokluğunu, gül ise daha kaliteli yaşamı simgeliyordu.

1909 İlk Kadın Günü 28 Åžubat ta kutlandı. Avrupa’daki kadınlar da Åžubat ayının son pazar gününü Kadın Günü olarak kutladı.

1910 Clara Zetkin isimli bir Amlan sosyalist kadın, kadın Sosyalist Enternasyonelinde Dünya Kadınlar Günü olmasını önerdi ve kabul edildi.

1911 Kophenag kararından sonra ilk kez 19 Mart ta Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre de kutlandı. Yüz binlerce kadın ve erkek değişik aktiviteler yaptılar. Oy verme, seçme seçilme hakları yanısıra meslek edinme ve mesleki eğitim görme haklarını istediler.

Bu kutlamalardan 2 hafta sonra Triangel yangınında 140 kadın öldü. Bu olay Amerika çalışma kurallarını büyük ölçüde etkileyen bir yere sahiptir.

1917 Rus kadınlar " ekmek ve barış" için grev yaptılar. Yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ettiler. Bu olay 8 Mart ta olmuştur ve daha sonra bütün Avrupa ülkeleri tarafından da kabul görmüştür.

1977 BirleÅŸmiÅŸ Milletler Genel Kurulu Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü olarak 8 mart’ı kabul

İletişim

Salı, 06 Kasım 2007

İlköğretim 2. Sınıf

6. Ünite

İLETİŞİM

ÜNİTENİN ÖNEMİ :

Bu ünitenin amacı; öğrencilere iletişimin önemini kavrama, iletişim araçlarını tanıma, bu araçları nasıl ve hangi durumda kullanacaklarını anlama, bu araçları kullanırken nelere dikkat edilmesi gerektiği, hangi kurallara uyması gerektiği gibi temel bilgi ve becerileri kazandırmaktır. Bunun sonucunda, öğrencilerden iletişim araçlarını doğru ve özenle kullanmaları beklenir.

KiÅŸisel iletiÅŸim araçları konusunda “kiÅŸisel” kelimesinin vurgulanması ve anlaşılmasının saÄŸlanması amaçlanmaktadır. Mektup, telgraf, telefon, belgegeçer (faks) gibi kiÅŸisel iletiÅŸim araçlarının önemi ve gerekliliÄŸinin öğrenciler tarafından anlaşılması, bunların isimlerini söyleme, yazma ve kullanma becerisine sahip olması amaçlanıyor.

Kitle iletiÅŸim araçları konusunda “kitle” kelimesi vurgulanıyor. Kitle ve kiÅŸisel iletiÅŸim araçları arasındaki belirgin farkların öğrenci tarafından net bir ÅŸekilde farkedilmesi amaçlanıyor. Kitle iletiÅŸim araçlarından televizyon, radyo, gazete, dergi ve internet öğrencilere tanıtılıyor.bunları okuma, yazma, kullanma becerileri kazandırılıyor. Kitle iletiÅŸim kurumlarında çalışanlar tanıtılıyor.

İletişim araçlarının gelişimi konusunda geçmişten bugüne bir köprü kurularak iletişim araçlarının teknolojik olarak nasıl geliştiğini, iletişimin ne kadar kolaylaştığını ve yaygınlaştığını öğrencilere kavratmak amaçlanıyor. Şimdi olduğu gibi eskiden de iletişim vardı ama iletişim ne gibi evrelerden geçti, bunlar gözler önüne getiriliyor. İlerde olabilecek değişikliklere dikkat çekiliyor. Ayrıca ne gibi iletişim araçları tasarlanabilir, bu sorulara da cevaplar aranıyor.

Kimlerle nasıl iletişim kurarız konusunda yine kitle ve kişisel iletişim araçları arasındaki farklılıklar ve benzerliklerle, iletişim araçlarının faydaları anlatılıyor ve pekiştirmeler yapılıyor. İletişimin birey ve toplum açısından önemi ele alınıyor. Postaneyle ilgili bilgi veriliyor.

İletişim araçlarının kullanımı konusunda mektuptan, televizyona tüm iletişim araçlarının kullanımı, kullanırken dikkat edilmesi gereken noktalar ve bunların hayatımızdaki önemi vurgulanıyor. Uygulamalı örneklerle çocuklar yaparak öğreniyor.

Acil telefon bilgisi konusunda öğrencilerin iletişim araçlarını sadece haber almak veya iletişim kurmak için değil, bazı acil durumlarda da kullanabileceği vurgulanıyor. Önemli acil telefon numaraları öğrencilere uygulamalı olarak öğretiliyor. Bu gibi durumlarda gerekli kurumlara yine iletişimin bize sunduğu telefonlarla ulaşabileceğimizi öğrenme amaçlanıyor. İletişimin hayati önemi vurgulanıyor.

DERS PLANI

Tarih:19.03.2003

OKULUN ADI : x İlköğretim Okulu

DERSİN ADI : Hayat Bilgisi

SINIFI : 2-C

ÜNİTE NO : 6

ÜNİTENİN ADI : İletişim

KONUNUN ADI : Kişisel iletişim araçları

SÜRE : 1 ders saati

HEDEF- 1 : İletişim bilgisi

DAVRANIÅžLAR :

İletişimin anlamını söyleme/ yazma

İletişim kurduğu kişilere örnekler verme

HEDEF- 2 : İletişim araçları bilgisi

DAVRANIÅžLAR :

Kişisel iletişim araçlarının adlarını söyleme

YÖNTEM ve TEKNİKLER : Soru- cevap, rol yapma, beyin fırtınası

ARAÇ ve GEREÇLER : Ders kitapları, çeşitli materyaller

İŞLENİŞ :

(Etkinlik 1 oynanır. ) Oyun oynandıktan sonra öğrencilere arkadaşlarının ne yaptıklarını soruyorum, düşünmelerini sağlıyorum. Böyleve hep beraber, konuşmanın iletişimdeki yerini anlamış oluyoruz.

Çocuklara kimlerle iletişim kurduklarını ve konuşarak hangi iletişim aracını kullandıklarını sorarım.

Sers çocuklara soru- cevap yöntemiyle işlenir.uzakta yakını olan var mı, onlarla telefonda neler konuşursunuz diye sorarım. Buradaki amaç, çocukların telefonun önemini kendi kendine anlayabilmesidir. Çocuk, uzaktaki akrabasının telefon sayesinde yakın olacağını düşünür.

Öğrencilerden biriyle sohbet şeklinde mektuptan bahsederiz. Mektubun da bir kişisel iletişim aracı olduğunu vurgularım. Mektup arkadaşı olan var mı diye sorarım.

Telgrafın başka bir kişisel iletişim aracı olduğunu ve mektuptan daha hızlı olduğunu vurgularım. Örnek olarak bir davetiye veya bir kutlamayı veririm. Faksın da anında ulaşmak istediğimiz yere yazılı olarak bizi ulaştırabilen bir araç olduğunu anlatırım.

Birbirimizden haber ve bilgi almak için çeşitli araçlardan yararlanırız. Mektup, telefon, telgraf ve faksın kişisel iletişim aracı olduğunu söylerim. Bu araçlarla yaptığımız bilgi ve haber alışverişine iletişim dediğimizi anlatırım.

ETKİNLİK 1 :

Öğrencilere dersi daha iyİ kavratabilmek için derse bir oyunla giriş yaparız. Bunun için 4 tane öğrenci tahtaya kaldırılır. İkişerli gruplar oluştururlar. Gruplardan bir elemana aynı kelime aynı kelime söylenir. Fakat teki bu kelimeyi hareketleriyle anlatmaya çalışırken, diğeri de sözleriyle anlatmaya çalışacaktır.bu oyun sonunda konuşarak anlatan grup, birinci olacaktır.

DEĞERLENDİRME :

Öğrencilerin anlayıp anlamadıklarını öğrenmek için kartonlardan kişisel iletişim araçları çiçeği yaparım. Çiçeğin yapraklarını öğrencilerin yerleştirmesini isterim. Böylelikle konu pekişir.

DERS PLANI

Tarih:19.03.2003

OKULUN ADI : x İlköğretim Okulu

DERSİN ADI : Hayat Bilgisi

SINIFI : 2-C

ÜNİTE NO : 6

ÜNİTENİN ADI : İletişim

KONUNUN ADI : Kitle iletişim araçları

SÜRE : 1 ders saati

HEDEF- 1 : İletişim araçları bilgisi

DAVRANIÅžLAR :

Kitle iletişim araçlarının adlarını söyleme/ yazma

Kitle iletişim araçlarından görsel- işitsel, yazılı, yalnız işitsel, yalnız görsel olanları seçip işaretleme

HEDEF- 2 : Kitle iletişim kurumlarında çalışanları tanıyabilme

DAVRANIÅžLAR :

Muhabirin görevlerini söyleme/ yazma

Sunucunun görevlerini söyleme/ yazma

Kameramanın görevlerini söyleme/ yazma

YÖNTEM ve TEKNİKLER : Soru- cevap, rol yapma, beyin fırtınası

ARAÇ ve GEREÇLER : Televizyon, telefon, bilgisayar, radyo, modül (ilan panosu, afiş, gazete)

İŞLENİŞ :

Derse, çocukların bir gün önce evlerinde neer yaptıklarıyla ilgili sohbetle başlanır. Özellikle televizyon izleyip izlemedikleri, kitap okuyup okumadıkları vs. gibi sorular sorularak çocuklar konuya hazırlanır. Konuya hazırlığın ikinci aşamasında br önceki dersin tekrarı yapılır. Kişisel iletişim araçları tahtaya çocuklar tarafından yazılır. Bu aşamada kişisel iletişimin ne olduğunun daha iyi anlaşılması için bir etkinlik yapılır. (Etkinlik 1) Yapılan etkinlik hakkında sorular sorulur. Cevaplamaları sağlanır. Daha sonra konuya geçilir.

Kitlenin ve kitle iletişiminin ne demek olduğu sorulur.kişisel iletişimle farkını anlatmak için bir etkinlik yapılır. (Etkinlik 2) Canlandırma hakkında sorular sorulur. Kitle iletişiminin açıklaması yapılır. Kitle iletişim araçlarının neler olduğu sorulur ve tahtaya cevap veren öğrencilerin yazması istenir. Hep birlikte okunur ve defterlerine yazdırılır. Tahtaya yazılan araçların hangilerinin görsel- işitsel, yazılı, yalnız işitsel, yalnız görsel olduğu sorulur ve altlarına yazılır.

Br sonraki aşamada kimlerin kitle iletişim kurumlarında çalıştığı hakkında kısa bir sohbet yapılır. Önceden roller dağıtılmış birkaç öğrencinin hazırladığı bir canlandırma izlenir. (Etkinlik 3) Canlandırma hakkında sorular sorulur.

ETKİNLİK 1 :

Telefonla konuÅŸan bir kız…

Genç kız, telefona kısa bir konuÅŸma yapar. KonuÅŸmasında karşısındakinn ismi geçmez ve konuÅŸmada yalnızca “evet- hayır ve görüşürüz” kelimeleri geçer.

ETKİNLİK 2 :

Televizyon izleyen bir kız…

Genç kız, televizyonda ilginç bir olaya izler ve arkadaşına telefon ederek onun da izlemesini ve diğer arkadaşına haber vermesini sağlar.

ETKİNLİK 3 :

SEL

Bahçesaray’ da sel olmuÅŸtur…

Sunucu – İyi akÅŸamlar sayın seyirciler. Åžu anda aldığımız son dakika haberine göre Van’ ın Bahçesaray ilçesinde sel olmuÅŸ. Ayrıntıları öğrenmek için muhabirimize baÄŸlanıyoruz.

Merhaba Aysel, bize seli anlatır mısın?

Muhabir – Merhaba Öykü, ÅŸu an sular çekilmiÅŸ gördüğünüz gibi her yer çamur içinde. Binaların ilk katlarını sular basmış. Evet ÅŸu anda bir bayan yaklaşıyor.

Merhaba efendim, bize sel hakkında bilgi verir misiniz, biz Turuncu TV’ den geliyoruz. Nasıl oldu? Can ve mal kaybı var mı?

Dicle – Birkaç gündür çok yaÄŸmur yağıyordu. Ben sel olur, bak görürsün didim bizim beye. O da bana çok konuÅŸma didi. Sel mel olmazmış. Gece sel oldu. Ben de bak bey nasıl da sel oldu amma didim. O da haklıymışsın be avrat didi sel böyle oldu bacım.

Muhabir – Öyle mi? Peki mal ya da can kaybı oldu mu?

Dicle – Bene heç birÅŸey olmadı. Bizim beyin ayakkabıarı kaçmış o kadder. Ha b de alt katı sel basmış amme gomÅŸular nereye gitmÅŸ bilmeyyoz. Sel aldı herhal.

Muhabir – Çattık abi ya. Uzaktaki tanıdıklarınıza birÅŸeyler söylemek ister misiniz?

Dicle – Dursun emmi, Fadime yenge biz iyiyük anaylara, babaylara selam söyleyoz.

Muhabir – Emre kaçalım (Emre kameraman)

DEĞERLENDİRME :

Soru- cevap nitelikli kartondan hazırlanan oyun oynanaır ve çocukların öğrendiklerini pekiştirmesi sağlanır.

DERS PLANI

Tarih:19.03.2003

OKULUN ADI : x İlköğretim Okulu

DERSİN ADI : Hayat Bilgisi

SINIFI : 2-C

ÜNİTE NO : 6

ÜNİTENİN ADI : İletişim

KONUNUN ADI : İletişimin araçlarının gelişimi

SÜRE : 1 ders saati

HEDEF- 1 : İletişimin gelişimi bilgisi

DAVRANIÅžLAR :

Eskiden iletişimin nasıl sağlandığını söyleme/ yazma

Günümüzde iletişimin nasıl sağlandığını söyleme/ yazma

HEDEF- 2 : Yeni iletişim yolları tasarlayabilme

DAVRANIÅžLAR :

Basit makinelerden iletişim araçları tasarlayabilme

Okul duvar gazetesinin çocuk sayfasını kendine göre düzenleme

YÖNTEM ve TEKNİKLER : Soru- cevap, rol yapma, beyin fırtınası

ARAÇ ve GEREÇLER : Telefon, resimler, mobil (iletişim araçları)

İŞLENİŞ :

Derse çocukların bir önceki gün neler yaptıklarıyla ilgili bir sohbetle başlanır. Öğrencilerin konuya hazırlanmalarını sağlamak amacıyla bir önceki dersin tekrarı soru- cevap şeklinde yaptırılır.

Şu an kullandığımız ileetişim araçları olmasaydı, nasıl haberleşirdik diye sorulur. Çocukların düşünmeleri sağlanır. Bununla ilgili kısa bir oyun oynanır. (Etkinlik 1) Teknolojinin gelişmesiyle bugün kullandığımız araçların bbulunduğu söylenirve bunların çocukların söylemeleri sağlanır. Sonraki aşamada Graham Bell anlatılır. Ve çocuklara bununla ilgili bir hikaye okunur. (Etkinlik 2) Hikayeden sonra basit bir telefon yapılır. (Etkinlik 3) öğrenciler telefonla konuşturulur.

ETKİNLİK 1 :

Sınıfta asılı mobillerden de faydalanarak iletişim araçları, gelişim sırasına göre öğrencilere sorulur ve yorum yapmaları istenir. Cevap beklenir. Bütün kartlar bittikten sonra konuya devam edilir.

ETKİNLİK 2 :

Kartondan yapılmış iki kutuya delik açılır ve içlerinden ip geçirilir. Bu kutular öğrenciler tarafından biri ahize, biri de kulaklık olarak kullanılır. Sonunda birbirlerinin seslerini duyup duymadıkları sorulur.

ETKİNLİK 3 :

NİYE ALO DERİZ?

Telefonda hemen hemen hergün kimbilir kaç kez kullandığımız "Alo" sözcüğü, gerçekte bir sevgilinin kısaltılmış adıdır. Sevgilinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo’dur. Bu sevimli genç kız, telefonu icat eden, A.Graham Bell’in sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk hattı sevgilisinin evine çekmiÅŸti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo’dan baÅŸkası olamayacağını bildiÄŸinden Graham Bell, telefonu açar açmaz "Allessandra Lolita Oswaldo" diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye baÅŸladı ve telefonu her açışında onu "Ale Lolos" diye karşıladı. Çalışmaları uzadıkça Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad "Alo" idi. Allessandra Lolita Oswaldo, geliÅŸtirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan baÅŸka birÅŸey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya baÅŸlayınca Graham Bell’i telefonuyla baÅŸbaÅŸa bırakıp onu terketti.YaÅŸlı Bell, sevgilisinin birgün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya baÅŸlamıştı. Graham Bell’i artık baÅŸka kiÅŸiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu "Alo" diyerek açıyor ve artık herkes "Alo" diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell’in anısına saygı olarak "Alo" demeye baÅŸladı. Bugün tümümüzün kullandığı "Alo" sözcüğü iÅŸte o günlerden günümüze uzanmaktadır.

DEĞERLENDİRME :

Öğrencilere kartondan hazırlanan yap- boz oyunu oynatılır. Ellerindeki kartonları gelişim sırasına göre şerit halinde dizmeleri istenir. Sıraya sokulan kartlar yerlerine yerleştirilir. Böylelikle konunun pekişmesi sağlanır.

DERS PLANI

Tarih:19.03.2003

OKULUN ADI : x İlköğretim Okulu

DERSİN ADI : Hayat Bilgisi

SINIFI : 2-C

ÜNİTE NO : 6

ÜNİTENİN ADI : İletişim

KONUNUN ADI : Kimlerle nasıl iletişim kurarız?

SÜRE : 1 ders saati

HEDEF- 1 : İletişim hizmetlerini tanıyabilme

DAVRANIÅžLAR :

Postahanede yapılan işleri söyleme/ yazma

Postacının görevlerini söyleme/ yazma

İletişimde telefonun işlevlerini söyleme

İletişimde bilgisayarların/internetin,belge geçer (faks) cihazının işlevlerini söyleme.

HEDEF- 2 : İletişimin önemini kavrayabilme

DAVRANIÅžLAR :

Kimlerle iletişim kurulduğuna örnekler verme

İletişimin bireyler açısından önemini açıklama

İletişimin toplum açısından önemini açıklama

YÖNTEM ve TEKNİKLER : Soru- cevap, rol yapma, beyin fırtınası

ARAÇ ve GEREÇLER : Telefon, resimler (mobil), maketler, duvar panoları, video kamera

İŞLENİŞ :

Derse kısa bir sohbetle başlanır. Bir önceki dersle ilgili sorular sorulur. Öğrencinin hatırlayıp hatırlamadığı ölçülür. Konunun anahatları öğrencilere açıklanır. İletişimin tanımı genel anlamda yapıldıktan sonra bir kaç öğrenciden tekrar etmeleri istenir. Defterlerine yazdırılır. Bunlar anlatılırken iletişimin biraysel ve toplumsal önemi de vurgulanır.

Çocuklara kimlerle ve nasıl iletişim kurdukları sorulur. Bir sonraki aşamada kısa bir oyun oynanır. (Etkinlik 1) etkinlik soru- cevap olarak gelişir. Öyküyü oluşturduktan sonra postahane görüp görmedikleri sorulur. Postahane görüntülerini izlerken çeşitli sorular sorulur. (Etkinlik 2)

ETKİNLİK 1 :

Öykü tamamlama oyunu : Öğrencilere bir öykü oluşturmaları için başlangıç verilir ve bunu devam ettirmeleri istenir. Çeşitli araç isimleri kullanarak bu öykü oluşturulur. Daha sonra oluşturulan öykü sınıfat bir kaç öğrenciye tekrar ettirilir.

ETKİNLİK 2 :

Video kamera çekimi : Öğrencilere Etkinlik 1’ in bitiminden sonra mektubun nereden yollandığını, kimin bu yeri gördüğü sorulur. Görmeyen olduÄŸunu varsayarak video kameraya çektiÄŸimiz postahane görüntüleri eÅŸliÄŸinde konu anlatılır. Çekim görüntüleri bittikten sonra sorular sorulur ve konu pekiÅŸir.

DEĞERLENDİRME :

Karton bir zemin üzerinde oynanan, soru- cevap ağırlıklı bir oyun oynanır. Bu oyun sayesinde konunun pekişmesi sağlanır.

DERS PLANI

Tarih:19.03.2003

OKULUN ADI : x İlköğretim Okulu

DERSİN ADI : Hayat Bilgisi

SINIFI : 2-C

ÜNİTE NO : 6

ÜNİTENİN ADI : İletişim

KONUNUN ADI : İletişim araçlarının kullanımı

SÜRE : 1 ders saati

HEDEF- 1 : İletişim araçlarının kullanımını kavrayabilme

DAVRANIÅžLAR :

Mektup zarfında isim ve adresin yazılacağı yerleri gösterme

Başkasının mektubunun açılmaması gerektiğini söyleme

Telefonda konuşmaya örnekler verme

Telefonda konuşurken uyulması gereken kuralları açıklama

Başkasının telefon konuşmamasını dinlememe

Bir gazetede güncel haberlerin konularına göre bulunduğu bölümleri gösterme

Radyo dinlerken,televizyon izlerken uyulması gereken kuralları açıklama

Posta kodunun önemini açıklama

Belge geçer (faks) cihazının önemini söyleme

YÖNTEM ve TEKNİKLER : Soru- cevap, rol yapma

ARAÇ ve GEREÇLER : Mektup kağıdı ve zarfı örneği

İŞLENİŞ :

Derse, önceki derslerde işlediğimiz iletişim konuarının tekrarıyla başlarız. Bu tekrar, öğrencilerle soru- cevap şeklinde olur. Dersin tekrarı yapıldıktan sonra öğrenci derste ne öğreneceği konusunda haberdar edilir. Öğrencilere hangi konunun işeneceği söylendikten sonra derse başlanır. İletişim araçlarının kullanımından mektubun öğretilmesine geçilir.

Öğrencilere mektubun yazılması, öğrencilerin de katıldığı Etkinlik 1 ile öğretilir. Mektup yazımını sınıfta uygularken, sınıfın ilgisini azaltmamak için soru- cevap yöntemi kullanılır. Daha sonra telefon kullanımına geçilir.

Telefon kullanımı, öğrencilerin oynadığı bir oyunla öğretilir (Etkinlik 2). Etkinlik 2 oynandıktan sonra öğrencilere telefonun kullanımı hakkında sorular sorularak, kendilerinin verdiği cevaplarla öğretilir. Televizyon, radyo ve belgegeçerden nasıl yararanıldığı öğretmen tarafından öğrencilere sınıftaki maketlerle gösterilir.

Telefon, mektup, televizyon ve radyoyu kullanırken nasıl davranmaları ve nelere dikkat etmeleri gerektiği Etkinlik 3 ile öğretilir. Bu oyun sırasında öğrencilere sorular sorulur, doğru olanı onların bulmaları amaçlanır. İletşim araçlarının kullanımı öğretildikten sonra dersin özeti yapılır. Daha sonra değerlendirilmeye geçilir.

ETKİNLİK 1 :

Mektup yazmasını öğrencilere öğretmek için yapılır.

Sınıf tahtasına büyük bir dosya kağıdı ve mektup zarfı asılır. Öğrencilere de dosya kağıdı ve mektup zarfı dağıtılır. Öğretmen bir süreden hastalığından dolayı gelmeyen bir öğrenciye sınıfla birlikte mektup yazar.

19.03.2003

Sevgili Umut;

Biz iki haftadır iletişim üzerinde çalışıyoruz. Eskiden iletişimin nasıl olduğunu, şimdi haberleşmenin nasıl olduğunu öğrendik. Bir çok haberleşme aracı gördük. Haberleşmenin bizim için ne kadar önemli olduğunu öğrendik.

Hepimiz seni aramızda görmek istiyoruz. Çabuk iyileş, çabuk dön. Gözlerinden öperiz.

Sınıf Arkadaşların

ETKİNLİK 2 :

Amaç, öğrencilere telefonun kullanımını öğretmektir.

Nurdan, evde ders çalışıyordur. Birden aklına birÅŸey gelir arkadaşı Nezahat’ in hasta olduÄŸu için okula gelmediÄŸi aklına gelir. Kendi kendine konuÅŸarak, arkadaşına geçmiÅŸ olsun demek için telefon etmesi gerektiÄŸi aklına gelir. Ahizeyi kaldırırken birden elinden düşüverir. Kendi kendine “acaba ahizeye brÅŸey oldu mu?” diye düşünür. Sonra sinyal sesinin geldiÄŸini duyar ve numaraları çevirir. Karşı taraftan Nezahat’ in annesi çıkar ve “Alo” der. Nurdan da “İyi günler, ben Nurdan!” der. Sonra da Nezahat’ in annesi kendini tanıtır ve birbirlerini sorarlar.

ETKİNLİK 3 :

Amaç, öğrencilere iletişim araçlarını kullanırken nelere dikkat etmeleri gerektiğini öğretmektir.

Baba işyerindedir. Anne ve çocuk evde televizyon izlemektedir. Çocuk televizyonu yakından izlemektedir. (Bu sırada oyun durdurulur ve öğrencilere sorular sorulur). Çocuk televizyondan uzaklaşır ve sesini kısar. Sonra kapı çalar, anne ve çocuk kapıyı açar. Çocuğun ablasına mektup gelmiştir. Çocuk gizlice mektubu açar. (Bu sırada oyun durdurulur ve öğrencilere sorular sorulur) Sonra çocuk mektubu bırakır. Telefona doğru gider, izin almadan arkadaşına telefon açar. Çocuk uzun uzun arkadaşıyla gereksiz yere konuşur. O sırada babası da işten telefon ediyordur.( Bu sırada oyun durdurulur ve öğrencilere sorular sorulur) Annesi gelir ve çocuğa izinsiz almaması gerektiğini söyler.

DEĞERLENDİRME :

Sınıfta gruplar oluşturularak derste öğrendikleriyle ilgili sorular sorulur. Slayttan sınıfa sorular sorulur. Öğrenciler ellerindeki A, B, C, D, Y kartlarla sorulara uygun cevaplar verirler. Öğretmen sorunun cevaplaması sırasında elindeki kartı gösterir.

DERS PLANI

Tarih:19.03.2003

OKULUN ADI : x İlköğretim Okulu

DERSİN ADI : Hayat Bilgisi

SINIFI : 2-C

ÜNİTE NO : 6

ÜNİTENİN ADI : İletişim

KONUNUN ADI : Acil Telefonlar

SÜRE : 1 ders saati

HEDEF- 1 : Acil telefon bilgisi

DAVRANIÅžLAR :

Polis, acil servis, itfaiye ve jandarmanın telefon numaralarını söyleme

Acil telefon numaralarının hangi durumlarda kullanılacağını söyleme

YÖNTEM ve TEKNİKLER : Soru- cevap, rol yapma, beyin fırtınası

ARAÇ ve GEREÇLER : Telefon, resimler, acil telefonlar levhası

İŞLENİŞ :

Geçtiğimiz derste neler öğrendiğimiz kısaca tekrar edilir. Daha önceden hazırlanmış hikayeler canlandırılarak sınıfça düşünme ve tartışma ortamı yaratılır. Öğrencilerin katılımı sağlanarak, ne yapmaları gerektiği üzerinde durulur. Acil durumlarda panik yapmadan gerekli kuruluşlara haber vermeleri gerektiği vurgulanır. Hangi durumda hangi telefonu aramaları gerektiği açıklanır. Tüm sınıfın katılımı sağlanır.

ETKİNLİK 1 :

Hikayeyi canlandırmak isteyen öğrenciler gelir. Katılan öğrencilere hikaye metni verilir. 1- 2 dakika okurlar ve canlandırmaya başlarlar. Acil durum anında oyun durdurulur ve sınıfa sorular sorulur.

Böyle bir durum sizin veya yakınlarınızın başına geldi mi?

Peki buna benzer durumlar başınıza gelse ne yaparsınız?

Böyle durumlarda bize kimler yardım edebilir? Onlara nasıl ulaşabiliriz?

Böyle bir durumda telefon olmasaydı ne yapardık?

Daha sonra oyuncular rollerine devam eder. Oyun biter. Sınıfça oyuncular alkışlanır. Bu gibi durumlara hazırlıklı olmamız gerektiği ve bu önemli telefonları aklımızda tutmamız gerektiği vurgulanır.

Hikaye I :

ANNEANNEMİ NASIL KURTARABİLİRİM?

Ömer bir kış günü odasında arabasıyla oynuyormuÅŸ. Anneannesi de içerideki odada örgü örüyormuÅŸ. Birden ne olduysa yaÅŸlı kadın kendini kötü hissetmiÅŸ. Ömer’ e seslenmeye çalışırken olduÄŸu yere yığılıp kalmış. Ömer koÅŸup geldiÄŸinde anneannesi baygın bir ÅŸekilde yerde yatıyormuÅŸ. Ömer aÄŸlamaya baÅŸlamış, ne yapacağını bilememiÅŸ.

Ömer hemen kendini toparlamış. Gözlerinin yaşını silmiÅŸ. Telefona koÅŸmuÅŸ ve 112 numaralı Hızır Acil Servisi aramış. Evinin adresini vermiÅŸ. Kısa bir süre sonra ambulansın sesi duyulmuÅŸ ve iki görevli inip, koÅŸarak gelmiÅŸler. Anneannesinin nabzını kontrol etmiÅŸler. Ömer’ e :

Tam zamanında haber vermişsin.

Anneanneni kurtaracağız, demişler.

Yaşlı kadını ambulansa bindirip hastaneye göndermişler.

Hikaye II :

155 POLİS

Burcu parkta arkadaşlarıyla birlikte oyun oynuyordu. Hava çok güzeldi. Çiçekler mis gibi kokuyordu. Kuşlar ötüyordu.

Bu arada parkta iki kişi oturmuş konuşuyorlardı. Burcu istemeden de olsa kulak misafiri oldu:

kiÅŸi – Åžu az ilerdekimav binanın ilk katı, görüyor musun?

kiÅŸi – Tamam ama içeriye nasıl gireceÄŸiz?

kiÅŸi – Evde kimse yok, hem arka pencerelerden biri açık galiba.

kiÅŸi – Tamam, sen önden git. Ben etrafa göz atayım.

kiÅŸi – Hadi gidelim.

Burcu bütün bu duyduklarına inanamaz. Korkar ama birÅŸeyler yapması gerektiÄŸini düşünür. Hemen telefon kulübesine koÅŸar. 155’ i arar. Adresi verir ve tarif eder. Çok geçmeden polisler gelir ve hırsızları yakalarlar. Polisler Burcu’ ya teÅŸekkür ederler.

Hikaye III :

YANGIN VAR

Annesi, TuÄŸba ile küçük kardeÅŸi Emre’ yi evde bırakıp alışveriÅŸe çıkmıştı. Emre sürekli huysuzluk yapıyordu. TuÄŸba’ nın ders çalışmasına izin vermiyordu. TuÄŸba en sonunda kibrit çöpleriyle oynatarak, Emre’ yi oyalamaya çalıştı. İçeriye gitti, bir süre sonra bir yanık kokusu ve kardeÅŸinin aÄŸlamasıyla geri döndü. Halı tutuÅŸmuÅŸtu. Ne yapacağını ÅŸaşırdı.

Hemen itfaiyeyi araması gerektiÄŸini düşündü. İtfaiyenin numarası 110’ du. Hemen aradı ve adresi verdi. Birkaç dakika sonra itfaiye geldi ve yangını önledi. TuÄŸba da kardeÅŸi de çok korkmuÅŸlardı. Bir daha kibritle oynamayacaklarına söz verdiler. Böyle bir durumdan acil telefon bilgisiyle kurtuldular.

DEĞERLENDİRME :

Kartondan hazırlamış olduğum panoda acil durumlarda yardıma gelen araçların resimleri bulunuyor. Öğrencilerin elimde bulunan iki ayrı renkteki kağıtlardan birini seçerek panoda ilgili yerlere yerleştirmeleri gerekiyor. Bu etkinlik sonucunda acil telefon levhası oluşturulmuş oluyor ve bu levha sınıfın görülebilir bir yerine yerleştiriliyor.

DEĞERLENDİRME SORULARI

TELEVİZYONDA İZLEDİĞİMİZ GÖRÜNTÜLERİ ÇEKENLERE VERİLEN AD NEDİR?

KAMERAMAN

HANGİ İLETİŞİM ARACININ HEM SESİ HEM DE GÖRÜNTÜSÜ VARDIR?

TELEVİZYON

POLİS İMDAT’ IN TELEFON NUMARASI KAÇTIR?

155

KARŞILIKLI KONUŞULAN İLETİŞİM ARACI NEDİR?

TELEFON

MEKTUP HANGİ KURULUŞTAN GÖNDERİLİR?

POSTAHANE

KAYNAKLAR

Ergün, Mustafa ,Ali Özdaş; Öğretim İlke ve Yöntemleri, İstanbul 1997

Özden Yüksel; Öğrenme ve Öğretme, Pegem Yayıncılık, Ankara

Erden Münire, Sosyal Bilgiler Öğretimi, 1998

Sönmez Veysel, Hayat Bilgisi Öğretimi ve Öğretmen Kılavuzu, 1999

Prof. James L. Bart, Prof. Dr. Abdullah Demirtaş; İlköğretim Sosyal Bilgiler Öğretimi, YÖK Dünya Bankası, 1997

Celal Eren, Çiğdem Güzin Gören; İlköğretim Hayat Bilgisi-2

Şengül Terzioğlu, Abdullah Ercan; İlköğretim Bireysel ve Toplu Etkinlikler 3, Gendaş Yayınevi, 1997

Fatma Kocaoluk, Mehmet Şükrü Kocaoluk; İlköğretim Okulu Programı, Kocaoluk Yayınevi, 2002

Akbank Başardım Dergisi, 3. sayı, 1997

http://www.ogretmenlersitesi.com/plan/ilkogretim2.asp

http://www.elma.net.tr*

http://hilmiy.kolayweb.com

http://meb.gov.tr

http://www.egitim.com/egitimciler/07…53.1.drama.asp

http://www.geocities.com/egitimbahcesi/hbsb.htm

Basın Bülteni

Salı, 06 Kasım 2007

BASIN BÜLTENİ

TARİH : 19 EYLÜL 1993

BÜLTEN NO : 01

DUYURU

Türk Hava Kuvvetlerinin modern ve vurucu uçaklar ile güçlendirilmesine yönelikçalışmalar kapsamında,ABD Hava kuvetlerinden alınan,4 adet Tanker uçağından birincisi,’’TÜRK TANKER-1; 27 NİSAN 1993’de Türkiye’ye intikalini tamamladı.ABD’den alınan uçaklardan ikincisi olan ‘’TÜRK TANKER-2’’ uçağı ise,halen Sandiego-Miramar Hava üssüne hareket için hazırlıklarını sürdürmektedir.

‘’TÜRK TANKER-3’’ VE ‘’TÜRK TANKER-4’’isimli diÄŸer uçaklar önümüzdeki aylarda Türkiye’ye intikal ediceklerdir.

ABD Hava Kuvvetlerinde görevine devam etmekteyken,17 MAYIS 1993’de Türk Hava Kuvvetleri personeli tarafından teslim alınan ‘’TÜRK TANKER-1’’ uçağına 31 MART 1993’de SAN DIEFO’da yapılan törenle Türk Bayrağı amlemi verilmiÅŸ ve Hava Kuvvetlerimize transfer edilmiÅŸtir.

25 AÄžUSTOS 1993’de Miramar CALIFORNIA / ABD ‘NDEN hareket eden ‘’TÜRK TANKER-3’’, 27 EYLÜL 1993’de ESKİŞEHİR Hava üssüneintikalini tamamlamış olacaktır.

Uçağın 27 EYLÜL 1993’de Hava Kuvvetleri K.lığı / ESKİŞEHİR’de yapılıcak karşılaÅŸma törenine basın-yayın kuruluÅŸları davetlidir.

Uçağın ESKİŞEHİR’e varı zamanı 11.00 olarak planlanmaktadır.

İMZA

BASHALK DAİRE BAŞKANI

İRTİBAT TELEFON NO:

HAVA KUVVETLETRİ KOMUTANLIĞI

9-519-599 99

O N A Y

(YETKİLİ KOMUTAN)

Basın İşletmelerinde Örgütsel Modeller

Salı, 06 Kasım 2007

BASIN İŞLETMELERİNDE ÖRGÜTSEL MODELLER

Basın sektöründe faaliyet gösteren kuruluÅŸlar, idari aÄŸlarını kurarken diÄŸer iÅŸletmelerden farklı olarak pek çok deÄŸiÅŸik faktörü göz önünde bulundurmak zorundadırlar. En geniÅŸ anlamıyla ‘kültürel iÅŸletmeler’ olarak da anılan medya iÅŸletmeleri, ürünün sürekli deÄŸiÅŸen karmaÅŸası ve buna baÄŸlı olarak deÄŸiÅŸen pazarın yapısını, talep ve isteklerin belirsizliÄŸini yok sayamaz. Raf ömrü birkaç saate kadar düşebilen bu ürünleri imal eden kurumların da diÄŸer geleneksel örgütsel yapı modellerini kullanmaları mümkün deÄŸildir. Bu nedenledir ki, özellikle büyük basın iÅŸletmelerinde uzmanlaÅŸma ve yetki sınırlarının karmaşık yapısı ve ekip çalışmasının zorluÄŸu, bölümler arası sınırların kesin olmaması gerekliliÄŸi dahil tüm olumsuz yanlarına raÄŸmen örgütlenmede bir devrim sayılan matris örgüt yapısı tercih edilmektedir.

Ancak matris örgüt yapısına gelmeden önce basın işletmelerinde kullanılan diğer örgüt modellerine de kısaca değinmekte yarar var.

1.1. DİKEY ÖRGÜT MODELİ: En basit ve ilkel model olan bu modelde her işgören bir yöneticiden emir alır ve her yönetici sadece kendisine bağlı olan işgörenlere emir verir. Yöneticiler emir-komuta zinciri çerçevesinde kendi denetim alanlarında yapılan tüm işlerden sorumludur.

Özellikle küçük işletmelerde sıkça kullanılan bu basit yapının avantajları arasında karar alma ve sorunun hızlı işlemesini, sorumluluk alanları kesin çizgilerle belirlenen çalışanlar ve yöneticiler açısından anlaşılmasının kolaylığını sayabiliriz.

Dikey örgüt modelinin dezavantajları arasında ise yöneticilere aşırı sorumluluk yüklemesi, teşvik edici yönlerinin azlığı, emir komuta zincirinin uzunluğu ve uzmanlaşma olanaklarının zayıflığı sayılabilir.

1.2. DİKEY KURMAY ÖRGÜT MODELİ: Büyüdükçe fonksiyonları artan işletmelerde az sayıda yöneticinin işleri denetlemesi zorlaşır, uzmanlaşmış kadrolara ihtiyaç artar. Bu durumda komuta yetkisine sahip yöneticilerin uzman elemanlardan yararlanması bu modelin temelini oluşturur. Komuta yetkisine sahip olanlar üretim, pazarlama, finans gibi işletmenin temel fonksiyonlarından sorumluyken, kurmay ekibin görevi yöneticilere tavsiyelerde bulunmaktır.

İş bölümünün etkin biçimde sağlandığı modelde komuta birliği ve disiplin sağlanması da kolaydır. Uzmanlaşmaya imkan tanıyan dikey krmay örgüt modelinin başlıca sakıncası karar alma sürecindeki uzamadır, zaman zaman kurmay organları ve yöneticiler arasında çatışmalar çıkabilir.

1.3 FONKSİYONEL ÖRGÜT MODELİ: İşgörenin birden çok yöneticiden emir aldığı bu modelde uzman elemanlar danışman konumunda değil, yetki ve otoriteye sahiptir. İşbölümü ve uzmanlaşmadan en rasyonel şekilde yararlanılabilen fonksiyonel örgüt modelinde, eğitim ve denetim kolaydır. Ancak karar alma sürecinin yavaşladığı gözlenen modelde tepe yönetimi ve diğer bölüm yöneticileri ararsında fikir ayrılıkları çıkabilir.

1.4. DİKEY FONKSİYONEL ÖRGÜT MODELİ: Dikey örgüt ve fonksiyonel örgüt modellerinin birleştirilmiş hali olan bu modelde bir grup organ otorite ve yetkiyle uygulamaya çalışırken, diğer bir grup da belirli uzmanlık alanları içinde otoriteye sahip olur. Aynı düzeydeki organlar arasında güçlü koordinasyon gerektiren bu örgüt modelinde en büyük dezavantaj, gruplar arası çekişmedir.

1.5. MATRİS ORGANİZASYON: Matris organizasyon adı verilen melez bir yapı insan kaynaklarının ve yeteneklerin, insanların bir projeden diğerine aktarılarak en iyi şekilde kullanılmasına imkan vermektedir. Matris organizasyon, bir fonksiyonel organizasyonun üzerine, proje ve fonksiyonel birimlerin sınırlarının iyi tanımlandığı bir proje yapısının yerleştirilmesi olarak görülebilir. Bu yapıda kişiler her projede değişik bir takımda yer alırlar, bir kişi bu şekilde bir fonksiyonel departmanın üyesi olduğu halde birden fazla projeyle ve proje yöneticisi ile birlikte çalışır.

Matris yapı, geniş, karmaşık organizasyonlarda artan karar verme, koordinasyon ve kontrol problemlerinin bazılarının üstesinden gelmek için kullanılır. Matris plan, özel projeleri ele almak için geçici bir organizasyon sistemi olabileceği gibi, devam eden faaliyetleri ele alan sürekli bir organizasyon da olabilir.

Matris organizasyonun amacı, geleneksel komuta yapısındakinden daha yüksek seviyede koordinasyonu temin edebilmektir. İş, bir proje çevresinde örgütlenmektedir.

1.5.1. Matris organizasyonun başlıca avantaları;

1.5.1(a) Kaynakların daha iyi kullanımı: Projelere kaynakları fonksiyonel yönetici atadığından , o kaynakları en etkin şekilde tahsis edebilir. Böylece az bir zaman süren projelerin kaynakları sürekli meşgul etmeleri engellenmiş olur. Matris örgütleri yüksek derecede uzmanlaşmış personelin ve araçların kullanımını kolaylaştırır.

1.5.1(b) En uygun iş yöntemlerinin kullanılması: Çeşitli projelerden elde edilen bilgiler fonksiyonel düzeyde birikir. Yeni teknoloji , ileri düzey teknik ve bilgiler ve yetenekler bir projeden diğerine transfer edilir. Teknik kusursuzluk en üst düzeydedir.

1.5.1(c) Değişen çevreye adaptasyon: Matris organizasyon değişen koşullara kolayca uyum sağlanmasını, pazarda ortaya çıkan yeni rakiplerle etkin şekilde rekabete, yeni tedarikçiler, taşeronlar ve müşteriler bulmaya destek olur. Kaynaklar ortaya çıkan ihtiyaçlara göre istendiğinde yeniden atanır. Kişiler değişik projelerde geniş deneyim ve bilgi kazandıklarından zor durumlarla daha iyi başa çıkarlar. Değişim ve belirsizlik koşullarında esneklik sağlar. Değişime zamanında tepkide bulunma bilginin iletişim kanalları ile ilgili kişiye etkili bir biçimde ulaşmasını gerektirir. Matris yapı, proje birimleri ile işlevsel bölüm üyeleri arasındaki, ilişkileri teşvik eder. Kişiler teknik bilgi alışverişinde bulundukları için bilgi gerek yatay gerekse dikey olarak dolaşır.

1.5.1(d) Güdüleme ve bağlılığı geliştirir: Grup içinde karar verme hiyerarşik karar vermeye oranla daha katılımcı ve demokratiktir. Bu, bağlılığı arttırır.

1.5.1(e) Personel gelişmesine olanak sağlar: Kişilerin bulundukları grup, örgütün çeşitli bölümlerinin temsilcilerinden oluşmuştur. Böylelikle bu gibi değişik kişilerin ileri sürdükleri farklı görüşleri değerlendirmek ve diğer uzmanlık alanlarında bazı şeyler öğrenmek durumundadırlar. Üst kademelere adam yetiştirme yöntemidir.

1.5.1(f) Projenin bir sahibinin olması çok önemlidir, böylelikle faaliyetler arası bütünlük sağlanmış olur.

1.5.1(g) Elemanlar projenin bitiminden sonra bir baÅŸka projede yeniden istihdam edilebilir.

1.5.2. Matris organizasyonların başlıca güçlükleri;

(a) Karışıklık ve Düzensizliğe Açık Oluşu: Matris organizasyondaki iki başlılık, sorunların emirle değil fakat ikna ederek ve tartışılarak halledilme zorunluluğu, mevkiye dayanan yetki yerine bilgiye ve kişiliğe dayanan yetkinin geçmesi, işlerle ilgili sürekli değişiklik, matris yapıya alışmamış kişiler üzerinde bir düzensizlik izlenimi oluşturabilir. Eğer matris yapı içinde çalışacak olanlar, bu yapının özelliklerini tam olarak hazmetmemişlerse, bu organizasyonun işleyişi problemli olacaktır.

(b) İş İliÅŸkilerinde Açıklık ve Sorun Çözme Yaklaşımını Gerektirmesi: Matris organizasyonun varlık nedeni ‘proje tipi’ iÅŸlerin var olmasıdır. Projenin belli bir sürede, belli bir maliyetle ve belli bir kalitede tamamlanmak zorunda olması matris yapı içinde çalışan herkesin tam bir iÅŸbirliÄŸi içinde olmasını gerektirir. Projedeki her gecikme, organizasyondaki herkesin geleceÄŸini olumsuz yönde etkileyecektir. Bu nedenle tüm personelin, sorunları açıkça tartışan, yetki ve güç arttırma oyunlarına girmeyen, her sorun çözümünü kendisini geliÅŸtirecek bir fırsat olarak gören bir tutum içinde olması gerekir.

(c) Kişilerin Performansını Değerleme Sorunu: Proje ekibi içinde yer alan ve iki amire bağlı olarak çalışan personelin performansının değerlenmesi bazen sorun olmaktadır. Fonksiyonel yönetici açısından olay, ekip içinde yer alan personelin uzmanlık bilgisine ne derece sahip olduğudur. Proje yöneticisi açısından ise, bu personelin projenin sorunlarını ne ölçüde çözebildiğidir. Dolayısıyla, performans değerleme olayının iki yönü vardır ve ilgili yöneticilerin ortak kararını gerektirmektedir.

(d) Beşeri İlişkilerde Yumuşaklık: Matris yapıdaki ilişkiler göz önüne alındığında, bir proje yöneticisi için en önemli güç kaynağı beşeri ilişkilerindeki yetenek olacaktır. Bir proje yöneticisi çeşitli uzmanlık dalları yöneticilerini ve proje ekibini etkileyerek projenin sorunlarını çözmeye ve bundan zevk alır hale getirmeye çalışacaktır. İkna edici olabilmenin en önemli şartı, kuvvetli bir beşeri yeteneğe sahip olmaktır.

(e) Tam Bir Haberleşme Zorunluluğu: Matris Organizasyon rutin, sürekli aynı kalan ve durgun şartların değil, hepsi devamlı değişebilen şartların organizasyonudur. Bu yapının işleyişinin tahammül edemediği tek olay haberleşme aksaklıklarıdır. Projeyi ilgilendiren her türlü değişme ve kararların hızla tüm ilgili personele aktarılması gerekir. Bunun için çok yönlü bir haberleşme şarttır.

(f) Çatışmalara Açık Olması: Proje yöneticisi ile fonksiyonel bölümler arasında sürekli olarak maliyet, öncelik, zamanlama, araç-gereç, çözüm yolu… konularında anlaÅŸmazlıklar ve çatışmalar çıkacaktır. Bu anlaÅŸmazlıkların sorun çözme yaklaşımı ile tartışılması ikna ederek çözülmesi gerekecektir.

Bir matris organizasyonun tasarımı ve işletilmesi karmaşık, zaman alan bir iştir. Eğer yukarıda sayılan problemlerin minimize edilmesi isteniyorsa iyi planlanmış ve iyi yönetilen bir yapının kurulması sağlanmalıdır.

1.5.3. Hedeflere göre yönetim - MBO

Matris organizasyonların bir olumlu yanı da "Hedeflere Göre Yönetim" MBO (Management by Objectives) tekniklerine çok uygun olmasıdır. Etkili bir MBO programının ana unsurları şunları içerir;

a- Üst düzey yönetim tarafından hassas amaç belirleme ve planlama

b- Bu belirlenen hedeflere tüm organizasyonun adanması.

c- Ortak amaç belirleme

d- Performansların sık sık gözden geçirilmesi

e- Hedeflere ulaşmada çalışanlara kendi yetenek ve yaratıcılıklarını sergileyecekleri esneklik ve serbestlik vermek

Bu şekilde tasarlanan bir MBO yapısı iş verimini ,memnuniyetini ve hedeflere ulaşma derecesini arttırır.

Genel olarak her proje ve fonksiyonel birimin , performans ölçüleri önceden ortak olarak saptanmış bir dizi amacı vardır. Bu amaçlara verilen önem derecesi bir matris organizasyonun, proje veya fonksiyonel organizasyona yaklaşma derecesini etkiler. Örneğin, bir işletmede projelerin zamanında ve bütçenin içinde tamamlanması en önemli amaç olarak görülüyorsa, matris organizasyonu daha çok projeye yönelik olacaktır.

Yine aynı şekilde eğer fonksiyonel hedefler daha önemli ise organizasyon daha çok fonksiyonel olarak tasarlanacaktır.

1.5.4. Matris Organizasyonlarda İlişkiler:

Matris organizasyon yapısı iki ayrı tür ilişki üzerine kurulmuştur: Dikey ve Yatay ilişkiler. Bu iki ilişki da aynı derecede öneme sahiptir ve biri diğerine üstün değildir.

Matris yapıda, projenin tamamlanması sorumluluÄŸunu üstlenen ‘Proje Yöneticisi’, uzmanlık birimleri (departmanlar) ile yatay bir iliÅŸki içine girmektedir. Yani, bu birimlerin uzmanı oldukları konularda projeye katkıda bulunmalarını saÄŸlamaktadır.

Yayıncı/

Yönetim kurulu

Genel yayın müdürü

Yazı İşleri Müdürü Pazarlama Müdürü Finans Müdürü Reklam Müdürü Üretim Müdürü

matris

yöneticiler

Hafta sonu eki sorumlusu

Ekonomi eki sorumlusu

Spor/Mag eki sorumlusu

İki yöneticiden buyruk alan çalışanlar

Şekilde de görüldüğü gibi uzmanlık bölümleri içinde çalışan personel bir yandan ilgili bölümün yöneticisine (yatay ilişki) karşı sorumlu olacaklardır.

Bu yapıda, proje yöneticisi klasik anlamda emir-komuta yetkisine deÄŸil, proje yetkisine sahiptir. Bunun temelinde ise ‘ikna etmek’ vardır. Ayrıca, proje yöneticisi ile uzmanlık bölümleri yöneticileri arasında astlık-üstlük iliÅŸkisi yoktur. Fakat bu yöneticiler de, projenin gerçekleÅŸmesi için birlikte çalışmak zorundadır.

1.5.5 Matris Örgütlenmeye Hangi Durumlarda İhtiyaç Duyulur?

A- Çok büyük projelerin gerçekleştirilmesi durumunda,

B- Projenin belirli bir yönü (belli bir tarihte teslimi veya maliyeti gibi) kısa veya uzun dönemde örgütün başarısı için önemliyse,

C- İleri derecede uzmanlaşmış bilgi ve kabiliyete ihtiyaç varsa,

D- GeliÅŸmiÅŸ teknoloji zorunlu ise,

E- Müşteri talep ediyorsa.

1.5.6. Matris Yapı İçinde Roller

Proje Yöneticisi: Proje yöneticisi, proje adı altında toplanan işlerin, belirlenen zaman, kalite ve maliyet sınırları içinde gerçekleştirilmesinden üst yönetime karşı sorumludur. Dolayısıyla, şu konulardaki kararlar doğrudan Proje Yöneticisine aittir:

A- Hangi işler yapılmalı?

B- Bu işler ne zaman yapılmalı?

C- Bu işler neden yapılmalı?

D- Bu işler için ne kadar para harcanmalı?

E- Bu işler hangi kalitede yapılmalı?

F- Projenin genel gidiş hızı ne olmalı?

G- Projedeki işler kime (işletme içinde/dışında mı) yaptırılmalı?

1.5.7 Uzmanlık (fonksiyonel) Bölümleri

Temel görevleri, projedeki işlerin kendi alanlarına giren kısmına ait sorunlara çözüm bulmaktır. Örneğin, muhasebe bölümü, projenin muhasebe uygulamasına çözüm getirmek ve yönlendirmek durumundadır. Şu konudaki kararlar, doğrudan uzmanlık bölümü yöneticisine aittir:

A- İşler nasıl gerçekleştirilecek?

B- Hangi yöntem ve usuller kullanılacak?

C- Bu iÅŸleri kim yapacak?

D- Bu işler nerede yapılacak?

E- Fonksiyonel uzmanlık proje uygulamasına ne ölçüde aktarılacak?

1.5.8. Matris Örgütlenme Sürecinin Aşamaları

(a) Görev Gücü: Rakip firma pazarı çabucak ele geçiren bir ürün geliştirdiğinde, işletmenin derhal tepki göstermesi gerekir. Bu konuda yapılacak ilk şey, yeni ürün geliştirmeyle görevli ve işlevsel bölümleri temsil eden kişilerden oluşan bir görev gücü oluşturmaktır.

(b) Ekipler: İkinci aşama, her bir işlevsel bölümden temsilcilerin katıldığı daimi ekipler yaratmaktır. Bu ekipler bölümlerarası sorunları çözmek ve uyum sağlamak için düzenli olarak toplanırlar.

(c) Proje Yöneticileri: Proje geliştirme ve yönetme bir yaşam biçimi olunca üst yönetim proje yöneticiliği görevleri yaratır. Bu yöneticiler ekiplere başkanlık ederler. Normalde üst yönetime rapor verirler ama ekip üyeleri üzerinde biçimsel bir emir- komuta yetkisine sahip değillerdir. Ekip üyelerini etkilemede uzmanlıklarına ve kişilerarası becerilerine dayanmak zorundadırlar.

(d) Proje Yönetimi Bölümleri: Matris örgütlerde 2 tür yönetici vardır: İşlevsel ve Ürün (proje) Yöneticileri. İşlevsel Yöneticiler üretim, kalite kontrol, envanter, zamanlama ve satış gibi uzmanlaşmış kaynakların kullanımından; Ürün Yöneticileri ise bir ya da birkaç ürünle bunların ürün stratejilerini saptamak ve işlevsel yöneticilere gerekli kaynaklar için başvurmaktan sorumludur.

1.5.9. Matris Yapı İçindeki İlişkiler

Matris yapı içinde 3 önemli ilişki türü bulunmaktadır:

(a) Proje yöneticisi ile fonksiyonel birim yöneticileri arasındaki ilişki: Bu iki grup arasında herhangi bir hiyerarşik bağ olmayışı, sorunlarını tartışarak ve birbirlerini ikna ederek çözmeleri gerekliliğini getirmiştir. Kendilerinin çözemeyip üst yönetime götürdükleri her sorun, kendileri için bir kötü puan kaynağıdır.

(b) Bir uzmanlık bölümü içinde çalışan ve belli bir projeye dahil olan kişilerle, uzmanlık bölümü yöneticileri arasındaki ilişki: Böyle bir eleman sahip olduğu teknik bilgi ve uzmanlık yeteneklerinin ilgili projeye uygulanma şekli ve sonuçlarından uzmanlık bölümü yöneticisine karşı sorumludur. Fonksiyonel yönetici de, bu tür elemanları vasıtasıyla, projenin kendi departmanı alanına giren sorunlarının çözümünden üst yöneticiye karşı sorumludur.

(c) Proje yöneticisi ile belirli bir uzmanlık departmanına mensup olup da bu proje ekibi içinde yer alan eleman arasındaki iliÅŸki: Proje ekibi içinde yer alan elemanlar, projedeki kendi uzmanlık alanına giren iÅŸlerin, belirli bir zaman, kalite ve maliyetle yapılmasından proje yöneticisine karşı sorumludurlar. Ancak proje yöneticisinin bu elemanlar üzerindeki yetkisi, klasik emir-komuta yetkisi deÄŸil, kiÅŸilik özellikleri ve ikna etmeye dayanan bir ‘proje yetkisi’dir.

Proje ekibi içinde yer alan elemanlarla ilgili kararlar (terfi, ücretleme, prim, izin…) proje yöneticisi ile fonksiyonel yönetici arasında oluÅŸturulmaktadır.

1.5.10. Matris Yapının Özellikleri:

(a) Projeyi oluşturan işlerin gerçekleştirilmesi sorumluluğunu fonksiyonel yöneticiler ve proje yöneticisi taşımaktadır.

(b) Proje yöneticisi ile fonksiyonel yönetici arasında hiyerarşik bağ yoktur. Dolayısıyla, birisi diğerine emir veremez.

(c) Proje ekibi içinde yer alan elemanlar, iki ayrı amire bağlıdırlar. Bunların birisi proje yöneticisi, diğeri uzmanlık birimi yöneticisidir. Bu elemanlar her iki amiri de tatmin etmek durumundadır.

(d) Matris organizasyonda yetkinin kaynağı mevki veya pozisyon değil, bilgi ve yetenektir.

(e) Organizasyon içi haberleşme çok yönlüdür.

(f) Projenin gerçekleşmesi için planlama ve koordinasyon son derece önemlidir.

(g) Projenin gerçekleşmesinden sonra, proje ekibi içinde yer alan uzman elemanlar, eğer başka bir proje ekibine tayin edilmemişlerse kendi uzmanlık bölümlerine dönerler.

KAYNAKLAR

1. Prof. Dr. Mümin Ertürk, İşletmelerde Yönetim ve Organizasyon, Beta Yayınları, 2.Basım, 1998, s. 99

2. Prof. Dr. Ömer Dinçer, Örgüt GeliÅŸtirme–Teori, Uygulama ve Teknikler, İz Yayıncılık, 1994, s. 125

3. Prof. Dr. Tamer Koçel, İşletme Yöneticiliği, Beta Yayınları, 6. Basım, 1998, s. 227

4. Prof. Dr. Halil Can, Organizasyon ve Yönetim, Siyasal Kitabevi, 3. Basım, 1994, s. 131

5. Prof. Dr. Mina Özevren, Toplam Kalite Yönetimi Temel Kavramlar ve Uygulamalar, Alfa Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 2000, s.87

6. Prof. Dr. Semra Atılgan, Basın işletmeciliği, Beta Yayınları, 2. Basım, 1999, s. 56

7. Richard L. Draft, Management, The Dryden Press, Second Edition, 1991, s. 262

Darwin

Salı, 06 Kasım 2007

Darwin* , evrim kuramının merkezinde yer almasına karşın , sıkça yanlış anlaşılmakta , yanlış alıntılanmakta ve yanlış uygulanmaktadır.

Sorun kuramın mantıksal yapısının karışıklığında olamaz , çünkü doÄŸal seçilimin özünde basitlik vardır – yadsınamaz iki olgu ve sonuç

1.Organizmalar değişir ve değişiklikler ( en azından kısmen ) kalıtımla yavrulara aktarılır.

2.Organizmalar hayatta kalabilecek olandan daha fazla yavru yapar.

3.Ortalama olarak , çevre koşullarına en uygun yönde değişiklik gösteren yavrular hayatta kalır ve ürer. Böylece , yararlı değişiklikler doğal seçilim yoluyla topluluklarda birikir.

(bu üç örnek doğal seçilimin nasıl işlediğini anlatır.)

Stephan Jay Gould

Evrim nedir?

Uzun yıllar önce yaşamış canlılardan , mutasyonlar ve doğal seleksiyonlar sonunda değişerek bugün yaşayan canlıların oluşmasına evrimleşme denir.

Evrim teorisi , türlerin uzun bir zaman süreci içerisinde kalıtsal yönden farklılaşarak ortam koşullarına uyum sağlayan yeni türlerin oluştuğunu savunur.

( Darwin’ e göre mutasyonlar sonucunda yeni karakterler kazanmış olan canlılardan çevre koÅŸullarına uyum gösterenler yaÅŸarken , uyum gösteremeyenle yaÅŸamlarını sürdüremeyerek ortadan kalkar. )

Evrim kuramı: Biyolojide çeşitli hayvan ve bitki tiplerinin daha önceki zamanlarda yaşamış atasal tiplerden türediğini ve bu tipler arasındaki belirgin farklılıkların kuşaklar boyunca geçirilen değişikliklerden kaynaklandığını öne süren kuram.

İnsanın kendi kökeni , evrenin ve yerin oluÅŸumu , öbür canlıların baÅŸlangıcı üzerinde düşünmeye baÅŸlaması herhalde insanlık tarihi kadar eskidir . İlk insanlar bütün varlıkları tanrıların yarattığına inandıklarından , bu konu yüzyıllar boyunca sorgulanmayan dogmalar olarak kalır . Eski Yunan filozoflarından bazıları , spekülasyondan öteye gitmese bile evrim kuramına öncülük edebilecek bazı görüşler öne sürerler. İ.Ö.6. yüzyılda yaÅŸayan Anaksimandros insanın suda yaÅŸayan bir hayvandan türemiÅŸ olduÄŸunu ileri sürerken , yüzyıl sonra Empedokles bütün canlı ve cansız varlıkların sürekli dönüşüm içinde olduklarını ortaya atar. İ.Ö.4. yüzyılda Aristotales “entelekhelia” adını verdiÄŸi gücü içinde taşıyan cansız maddelerde yaÅŸamın ortaya çıkabileceÄŸini öne sürer. Yahudilik , Hristiyanlık ve İslamiyet gibi büyük dinler , yerin ve tüm canlıların bugünkü biçimleriyle Tanrı tarafından yaratıldığı inancı üzerine kuruludur. İnsanın , kendi kökeninin de bütün öbür canlılarınkine baÄŸlı olduÄŸunu , evrenin ve yaÅŸamın temel kuralının duraÄŸanlık deÄŸil deÄŸiÅŸkenlik olduÄŸunu kabul etmesi kolay olmaz. Ancak 18. yüzyıla gelindiÄŸinde Yaratılış ‘ a iliÅŸkin dogmalar yıkılmaya , bütün canlıların yeryüzünde yaÅŸamın baÅŸlangıcından bu yana sürekli deÄŸiÅŸiklikler geçirerek bugünkü biçimlerine ulaÅŸtığı görüşü benimsenmeye baÅŸlar. Montesquieu ve Diderot gibi Fransız düşünürler , hayvanların ortak birkaç atadan türediÄŸini ve sürekli deÄŸiÅŸiklikler sonucunda yeryüzünde yeni türlerin ortaya çıktığını öne sürerlerken , doÄŸa bilimci Georges Buffon at ile eÅŸeÄŸin çiftleÅŸebilmesini , ortak bir atadan gelme kanıyı olarak görür.

Çevre koÅŸulları ile canlılar arsındaki deÄŸiÅŸiklikleri ilk araÅŸtıranlardan biri de Lamarck’tir.

Lamarck , koÅŸullara uyum saÄŸlayamayan organ ya da bölümlerin köreleceÄŸini , yerini uyum gösterebilen yeni organlar bırakacağını ve canlılardaki bu deÄŸiÅŸimin gelecek kuÅŸaklara da aktarılacağını savunuyordur. Tüm bunlar ve dahası Darwin’in evrim kuramına temel hazırlar.

1831’de “Beagle” gemisiyle Büyük Okyanusa açılan Charles Darwin ‘ in özellikle Galapagos Adaları ile Güney Amerika ‘nın batı kıyılarındaki gözlemleri , deÄŸiÅŸik canlı türleri ve fosiller üzerindeki araÅŸtırmaları , türlerin sabit olduÄŸu düşüncesinden evrim düşüncesine geçmesini saÄŸladı.

Darwin ’i evrim düşüncesine götüren en önemli gözlemleri , bir anakaranın komÅŸu bölgelerinde birbiriyle akraba olan deÄŸiÅŸik türlerin bulunması , aynı bölgedeki fosil ve yaÅŸayan canlılar arasında yapısal benzerlikler olması , anakaradan uzaktaki adalarda yaÅŸayan türlerin yaÅŸam biçimleri ve beslenme alışkanlıklarının farklı olmasıydı. Darwin bu olguların ancak ortak birkaç atadan deÄŸiÅŸerek bugünlere geldiÄŸini , bütün türlerin ayrı ayrı yaratılmadığını kabul etmekle açıklanabileceÄŸine inandı. Aynı yıllarda İngiliz doÄŸa bilimci Alfred Russel Wallace da türlerin kökeni konusunda aynı sonuçlara varmıştı. Bu iki çalışma ortak olarak 1852’ de bir bildiriyle Linne DerneÄŸi’ ne sunuldu. Darwin 1859’ da Türlerin Kökeni kitabıyla tutucu bilim ve kilise çevrelerinin bütün yıldırımlarını üzerine çekti.

( Darwin ’ in kendi yaÅŸam öyküsünde ise bu buluÅŸ şöyle geçer: “Ekim 1838’ de (…) eÄŸlence olsun diye Malthus ’un Nüfus Üzerine’ nesini okumaya baÅŸladım. Hayvanların ve bitkilerin davranışlarına iliÅŸkin uzun süreli gözlemlerim beni hayatta kalma mücadelesinin anlamını kavramaya hazırlamış olduÄŸundan , birdenbire kafamda , bu koÅŸullar altında uygun deÄŸiÅŸikliklerin korunma eÄŸilimi gösterip uygun olmayanların yok olacağı düşüncesi çakıverdi. Bu yeni türlerin ortaya çıkması sonucunu doÄŸuracaktı.” )

Charles Darwin 1838’ de köktenci bir evrim kuramı geliÅŸtirdi ve onu yirmi yıl sonra , sadece

A.R.Wallace kendisinden daha önce davranacak diye yayınlattı.

Darwin , aslında hiçbir zaman evrime ya da türlerin kökenine ilişkin sağlam kanıtlar getirdiği savıyla ortaya çıkmamıştır ; onu tek yaptığı , eğer evrim düşüncesiyle yaklaşılırsa , başka hiçbir yoldan açıklanamyan bir olgunun kolayca açıklanabileceğini öne sürmekti.

Ve yine çok ilginçtir ki , bilinenlerin ve savunulanların aksine Darwin’ in evrim teorisi hiçbir zaman insanı maymundan evrimleÅŸerek bu hale geldiÄŸini öne sürmemiÅŸtir.

Evrimin kanıtları:

Darwin’ in gözlemleri kuÅŸkusuz evrimin dolaylı göstergeleriydi ; oysa 19. yüzyıldan bu yana evrimin doÄŸrudan kanıtı olan birçok olgu gözlenmiÅŸtir:

Yapısal benzerlikler

Karşılaştırmalı anatomi incelemeleri , hayvanlar ve bitkiler aleminde temel yapısal benzerlikler bulunduğunu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtlamıştır. Bir milyon değişik türü olan tohumlu bitkilerin dörtte biri kök , dallanan ve üreme organı olan çiçekler gibi ortak ve temel yapılardan oluşur.750 bini aşkın böcek türü de , aralarında onca farklılaşmaya karşın , üç bölümden oluşan bir gövde , üç çift bacak , iki çift kanat ve ısırıcı ya da emici ağız parçalarıyla aynı yapısal özellikleri taşır. Omurgalılarda ise ön üyelerin (kol ya da ön bacak ) iskeleti benzeşiminin en çarpıcı örneğidir. Bunun gibi türler arasında farklı ayrıntılarla da olsa , hepsi aynı plana göre kurulmuştur .Bu yaşam biçimine uyarlanmak üzere değişiklik geçirdiği halde ortak bir atadan aldığı aynı temel yapıyı koruması en önemli kanıt sayılır evrim için.

2-Embriyon ve gelişme benzerlikleri:Yine karşılaştırmalı anatomi ve embriyoloji araştırmaları , evrim sürecinde yapı ve işlev değişikliğine uğramış organ ve yapıların yüzlerce örneğini ortaya koymuştur. Örneğin uçan böceklerin çoğunda iki çift kanat bulunduğu halde sineklerin bir çift kanadı vardır; çünkü arka kanat çifti , uçuşa yardımcı olmak üzere bir dengeleme organına dönüşmüştür. İşlevini yitiren organların köreldiği ve atasındaki işlevsel organın kalıntısı olarak varlığını sürdürdüğü de bilinen bir olgudur .

Uçamayan deve kuşunda bir uçma organı olan kanatların bulunması , ancak devekuşunun uçucu kuşlardan türediğini kabul etmekle açıklanabilir. İnsanın bugün işlevsiz olan apandisi de , otçul atalarının bitkilerdeki selülözü sindirmek gibi yaşamsal işlevi olan gelişmiş körbağırsağın bir kalıntısıdır.

3-Davranış benzerlikleri:

Türlerin aynı yöntem ve aynı gereçlerle yuva yapması gibi durumlar ancak atadan aldıkları kalıtsal özelliklere bağlanabiliyor.

4-Karşılaştırmalı biyokimya bulguları:

Canlıların kimyasal özellikleri türe özgü değildir. Tepkimeler , yapılar birbirine çok benzerdir. Buna karşılık akrabalık ilişkileri azaldıkça , bileşimler birbirinden uzaklaşmaktadır.

Örneğin pankreastan salgılanan insülin hormonunun yapısındaki 51 aminoasitin dizilişi , bir iki yer değişikliği dışında , akraba memeli türlerinin çoğunda aynı kalıba uyar.

5-Parazitoloji bulguları:

Asalak canlılardan çoğunun serbest yaşayan bir atadan türediğini , zamanla serbest yaşam için gerekli olan temel organlarını yitirerek başka canlıların içinde ya da üstünde ve bu konak canlıdan beslenecek biçimde asalak uyum sağladığı saptanmıştır.

7- Paleontoloji bulguları:

Fosiller , canlıların soyağaçlarını ya da evrim tarihi boyunca hangi değişikliklerden geçtiklerini açıklayan nesnel kanıtlar olduğundan , evrim araştırmalarında paleontoloji büyük önem taşır.

Fosiller elbette evrimin kanıtı olamaz ancak bu yaklaşım da ne aynı kayaç katmanlarında , ne de fosil atların ayak , diş ve gövde boyutlarının birbirini izleyen değişik çevre ve iklim koşullarıyla bu kadar bağlantılı olmasını açıklayabilir. Ve zaten kayaç katmanlarında yapılan radyoaktif tarihleme çalışmalarıyla bugün fosillerin mutlak yaşı belirlenebilmekte ve çeşitli hayvan gruplarının evrimlenme hızı ölçülebilmektedir.

8-Genetik bulguları :

Paleontolojinin yanı sıra evrimin en sağlam ve dolaysız kanıtları sayılan bulgular da ilk kez hücre genetiğiyle elde edilmiştir. Bu nedenle kromozom genlerinin incelenmesiyle evrime kanıtlar bulunmaktadır.

Evrim sürecinin işleyişi

Darwin , evrimi doÄŸadaki koÅŸullara daha iyi uyum saÄŸlayabilmenin sonucu olarak görmüş ve akraba türlerde bulunmayan özel uyum mekanizmalarıyla donatılmış türlerin çevre koÅŸullarına en çok uyum saÄŸlayacağını , dolayısıyla yaÅŸamını sürdürme ÅŸansının daha yüksek olacağını fark etmiÅŸti. Darwin’ in kuramının özü olan doÄŸal seçme olgusu , bu düşünce sürecinin ürünüdür.

Doğal seçme

Doğal seçmenin temel ilkesi oldukça basittir. Canlıların büyük bölümü çok fazla sayıda döl verdiği halde , türlerin çoğunda birey sayısı hemen hemen sabittir ; ve bu da bireylerin çoğu embriyondan erişkin durumuna gelinceye değin , yaşamının bir aşamasında yok olmaktadır. Başka bir anlatımla yaşadığı ekolojik nişin koşullarına en iyi uyum sağlayan bireyler daha uzun yaşar , daha çok ve daha sağlıklı döller verir , ana-babalarının kalıtsal özellikleriyle donatılmış olan gelecek kuşaklar da doğanın aynı seçimine uğrayarak kendilerinden önceki kuşağın uyum yeteneğini korur ya da aşar.

Buradaki önemli nokta ise , Darwin’ in ısrarla yinelediÄŸi gibi , bireydeki deÄŸiÅŸiklikler kalıtsal olmadığı , yani döllerine aktarılmadığı sürece ne doÄŸal seçme mekanizması iÅŸleyebilir , ne de evrim olur.

Gerçi Darwin zamanında olmadığı için bir boÅŸluk yaratan bu durum Gregor Mendel’ in çalışmaları ile doldurulmuÅŸtur.

Eğer yapısal ve işlevsel değişiklikler yalnız çevre koşulları değiştiğinde , örneğin canlı soğuk bir iklimden sıcak bir iklime göç ettiğinde ortaya çıkıyor ve yeniden ilk koşullara döndüğünde kayboluyorsa , bu değişiklikler kalıtsal değildir ; canlının genotipine yansımaz ve ancak fenotip değişiklik olarak kalır. Oysa çevre koşullarında hiçbir değişiklik olmadığı halde kendiliğinden ortaya çıkan ve canlının yeni döllerinde de varlığını sürdüren kalıtsal değişiklikler gene yansır ; evrimin temeli , değşinim (mutasyon) denen bu kalıcı değişikliklerdir.

Lamarck , canlıların yapısal özelliklerinin değişen koşullara uyum sağlamak üzere değiştiğini ve bu değişikliklerin gelecek kuşaklara aktarıldığını öne sürmüştü. Örneğin zürafaların eskiden kısa boyunlu iken zamanla uzun boyunlu hayvanlara dönüşmesini açıklamak için , başlangıçta bu hayvanların çayırlarda otladığını , besin kaynakları azaldıkça ağaçların yüksek dallarındaki yüksek yapraklara ulaşabilmek için boyunlarının uzadığını savunmuştu. Oysa

Darwin zürafalardaki bu değişikliği doğal seçmeyle şöyle açıklar : Rastlantısal bir değşinimle zürafa topluluklarında bazı bireylerin boynu uzamış , bu bireyler yaprakları kolayca yiyebilirken yeni koşullara uyum sağlayamayan kısa boyunlu zürafaların sayısı giderek azalmış ve yaşamını sürdüren uzun boyunlu zürafalar bu değişikliği yeni döllere aktardığından bir süre sonra bütün topluluğunun genlerinde bu özellik belirmiştir.

Evrimin temel basamakları

Organik evrim kuramı bilinen bütün canlılarının kökenini ve geçirdikleri , anorganik evrim kuramı ise evrenin ve evrendeki bütün cansız maddelerin ( yerkabuğundaki bütün madenler ve minerallerle birlikte yeryüzü , öbür gezegenler ve yıldızlar ) oluşumunu açıklar.

Ve jeolojik zamanlar boyunca , atmosfer ve yeryüzü koşullarının değişmesine paralel olarak canlı türleri de değişmiş , yeni türler ortaya çıkmış , türler ile çevre arasındaki iletişim sürmüştür.

Belçika Basın Tarihi Hakkında…

Salı, 06 Kasım 2007

BELÇİKA BASIN TARİHİ HAKKINDA…

Belçika basın tarihi; Belçika Avusturya Habsburg Hanedanının idaresi altında iken, 1605 yılında - ArÅŸidük Albert’in özel izni ve himayesiyle- Antwerp’li bir matbaacı olan Abraham Verhoeven tarafından çıkartılan Nieuwe Tijdinghen (Yeni Olaylar) adlı gazete ile baÅŸlar. Bu tarihten sonra diÄŸer ÅŸehirlerde de birçok gazete yayımlanmaya baÅŸlar. Ancak bu yüzyılın ikinci yarısından 1750’ lere kadar Belçika basını bir gerileme yaÅŸar. Ardından Fransız Devriminin getirmiÅŸ olduÄŸu özgürlük anlayışı, Belçika entelijansıyasını da etkiler ve her türlü yasaklamalara ve engellemelere raÄŸmen Belçika’da basın hayatı canlanır.

19.yy’ın başında Alçak Ülkeler (Pays-Bas) Avusturya İmparatorluÄŸundan ayrılıp Hollanda Krallığı adı altında birleÅŸerek yeni bir anayasa oluÅŸturmuÅŸlardır. Bu anayasa Basın Özgürlüğü’nü savunmakla birlikte uygulamada basın özgürlüğünden söz etmek mümkün deÄŸildi. Hollanda idaresinin takındığı bu tutum Belçikalı genç yazarlar tarafından eleÅŸtirildi ve Katolik ve Liberal cephelerin desteÄŸi ile Belçika Hollanda’dan ayrılarak baÄŸimsızlığını ilan etti.

1831 Belçika Anayasası, basın özgürlüğüne ogüne kadar görülmemiş ölçüde yer vererek basın özgürlüğünün anayasal garanti altına alınmasını sağlamıştır. Ancak yazarların politik duruşları ve siyasal kutuplaşmalar yüzünden Belçika Basınının gelişmesi bir yarım yüzyıl gecikmeye uğramıştır.

1880’den itibaren Belçika Basını yükseliÅŸe geçmiÅŸtir. 1831 yılında 34 tane olan günlük gazete sayısı 1874’te 68’e 1903’te ise 105’e çıkmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında yerel gazete sayısında dikkate deÄŸer bir artış gözlemlenmiÅŸtir. 1960’lardan sonra altın yılarını yaÅŸamaya baÅŸlayan Belçika, günümüzde ise geniÅŸ basın özgürlüğü anlayışı ve periyodik yayın sayısı ile Avrupa’nın önemli basın merkezlerinden biridir.1

BELÇİKADAKİ BASIN ÖRGÜTLERİ

Belçika Profesyonel Gazeteciler BirliÄŸi, Belçika Gazete Yayıncıları BirliÄŸi, Ulusal Haberciler Federasyonu ve Belçika Basın KuruluÅŸları BirliÄŸi Belçika’daki sivil basın örgütleridir. İlk iki kuruluÅŸ çalışmaları ve etkinlikleriyle ön plana çıkmaktadır.

Belçika Profesyonel Gazeteciler Birliği (AGJPB):

1889’da birkaç gazetecinin biraraya gelmesiyle temelleri atılan örgüt, bugüne kadar deÄŸiÅŸik isimler altında da olsa, halen faaliyetini sürdürmektedir. Amacı gazetecilerin belirli “meslek ilkeleri” etrafında toplanmalarını saÄŸlamaktır.. basın özgürlüğünü sorumluluk anlayışıyla kullanmanın mümkün olduÄŸunu kanıtlamak amacıyla hareket eden bir “kendini denetleme” platformudur.2

Belçika Gazete Yayıncıları Birliği ( JFB):

The European Newspaper Publishers’ Association’(ENPA) ya baÄŸlı olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Basın özgürlüğünü hem editoryal, hem de ticari olarak geliÅŸtirmek amacındadır. SaÄŸlıklı bir demokrasi için bilgiye serbestçe ulaşımı ve medyada çok sesliliÄŸi savunmaktadır. Üyeleri arasında enformasyon deÄŸiÅŸimi ve transeferini amaçlamaktadır.3

BELÇİKA BASIN ETİK PRENSİPLERİ ( CODE DES ETHIQUES)

İfade özgürlüğü, temel insan haklarından bir tanesidir. Kamuoyu serbestçe bilgilendirilmeli ve aydınlatılmalıdır. Bu anlayıştan yola çıkarak Belçika Profesyonel Gazeteciler Birliği (AGJPB), Belçika Gazete Yayıncıları Birliği ( BNPA), Ulusal Haberciler Federasyonu (NFIN) 1982 yılında biraraya gelerek Basın Etik Prensiplerini kabul etmişlerdir. Bu prensipler:4

1. Basın Özgürlüğü:

Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün temelinde yer alır. Basının bilgi toplama ve yayma hakkı ile yorum hakkı korunmalıdır.

2. Gerçekler:

Gerçekler manipule edilmeden toplanmalı ve aktarılmalıdır.

3. Bilginin ve Yorumun Ayrıştırılması:

Haber ve yorum arasındaki ayrım net olarak ortaya konmalıdır. Fakat bu prensip gazetenin kendi görüşünü sunmasını engellememelidir.

4. Fikirlerin Çeşitliliğine Saygı:

Basın farklı fikirlerin yayımlanmasını saygı göstermelidir. Irk, din, dil, cinsiyet, ideoloji, kültür ve sınıf ayrımcılığı yapılmamalıdır.

5. İnsan Onuruna Saygı:

Yayıncılar, gazeteciler ve editörler, bireylerin onuruna ve özel hayatına zarar verecek yayınlardan kaçınmalıdır.

6.Åžiddet Sunumu:

Suçlar, terörizm ve benzeri vahşi ve insanlık dışı aktiviteler yüceltilemez.

7.Düzeltme Mecburiyeti:

Yanlış olduğu ispat edilen bilgiler düzeltilmeli ve cevap hakkı saklı tutulmalıdır.

8. Bilgi kaynağının korunması:

Gizli bilgi kaynakları kaynağın izni olmadan ifşa edilemez.

9. Gizlilik:

Kanun tarafından gizli olarak nitelendirilen olaylar, basın özgürlüğünü engelleyemez.

10. İnsan Hakları:

İfade özgürlüğü kimi zaman diğer bir temel hakla çatışabilir. Böyle durumlarda hangi hakka öncelik verileceği editörün sorumluluğundadır.

11. Bağımsızlık:

Gazeteler ve gazeteciler dış baskılardan uzak olmalıdır.

12. Reklamlar:

Reklamlar haberlerden ayırt edilebilecek biçimde yayınlanmalıdır.

Kltr Ve İletişim

Salı, 06 Kasım 2007

Kltr ve İletişim 1999, 2 (2), s. 15-47.

İlk Çağlardaki Egemen İletişim Biçimleri Üzerine Bir Değerlendirme

İrfan Erdoğan

GİRİŞ

Sorun ve kuramsal çerçeve

İletiÅŸim genellikle Lasswellci formülden hareket edilerek tanımlanıp incelenir. Bu tür incelemeler, insanın örgütlü yaÅŸamındaki baskın güç yapısı, egemenlik ve mücadele iliÅŸkilerinden yoksun bir karaktere sahiptir; iletiÅŸim anı ve süreci insan tarih ve bu tarihe egemen özelliÄŸini veren toplumsal üretim biçiminden soyutlanır; iletiÅŸim, en iyi biçimiyle sosyal iliÅŸkideki “psikolojik bireye” indirgenir; buna “sosyal” eklenir ve algılar, tutumlar, davranışlar ve inançlar bu mikro seviyedeki görünümleriyle gözlemlenerek deÄŸerlendirilir ve sonuçlar çıkartılır. ÖrneÄŸin J. of Electronic Media and Broadcasting dergisindeki akademik araÅŸtırmaların hemen hepsi bu karaktere sahiptir. Journal of Communication’daki incelemelerin önemli bir kısmı bu karakteri taşır. Bu tür yaklaşım sınırlı ve yetersizdir.

İletiÅŸim tarihi, kronolojik yıllar sanki belirleyici bağımsız deÄŸiÅŸken gibi ele alınıp deÄŸerlendirilir. İletiÅŸim tarihi, bu yaklaşımla, kronolojik çizgisel geliÅŸimde, belli zamanlarda belli kaÅŸifler tarafından icat edilen ve insanlığın tümüne mal edilen teknolojik araçların tarihi olur. İletiÅŸimde, bu “bağımsız” deÄŸiÅŸkenle birlikte, teknolojik araçlar, iletiÅŸimi ve iletiÅŸimdeki insanı biçimlendiren egemen faktör yapılır. Hatta, McLuhan gibi daha ileri gidilerek, kronolojik tarih hem iletiÅŸim araçlarına göre düzenlenir hem de tahrif edilir (ÖrneÄŸin McLuhan, 1962). Modern iletiÅŸim teknolojileri nedeniyle karşılıklı görevsel bağımlılık içinde yaÅŸayan global bir dünya ve bu globalliÄŸin post-modern düşünü ve yaÅŸam biçimi oluÅŸtuÄŸunu ileri süren Post-endüstrializm ve post-modernizm “yaklaşımları” ile çok daha temelsiz iddialarla, sahte\yanıltıcı nedensellik iliÅŸkileri kurulur. Bu iddialarda göz önüne alınmayan gerçeklerden en önde geleni, tarihin ve iletiÅŸim araçlarının kendi baÅŸlarına hiçbir ÅŸey yapamayacaklarıdır; geliÅŸtirdiÄŸi ve deÄŸiÅŸtirdiÄŸi teknolojisiyle tarihi yapan insandır (Marks, 1969); Tarih insanın tarihi ve iletiÅŸim araçları da McLuhancı tanımlamadaki “insanın beyninin” ve elinin uzantısının ötesinde toplumsal üretimin bütünleÅŸik bir parçasıdır. Kendi tarihini yapan insan, bu yapışı kendini içinde bulduÄŸu koÅŸullara göre, bu koÅŸulları tutarak ve deÄŸiÅŸtirerek yapar. Dolayısıyla, iletiÅŸim araçlarının “bağımsız” deÄŸiÅŸken olarak rol oynaması, tümüyle, bu araçların insan ve örgütlü koÅŸulları içinde yeniden ele alınıp, ona göre yeniden deÄŸerlendirilmesi gerekir. Bu ele alış da, kaçınılmaz olarak, iletiÅŸim araçlarının toplumsal üretim yapıları içinde deÄŸerlendirilmesini, örneÄŸin kapitalist yapılar inceleniyorsa, mülkiyet yapısı ve iliÅŸkileri içinde incelenmesini zorunlu kılar.

Egemen yaklaşımlarda iletiÅŸim tarihi incelenirken, çoÄŸunlukla teknoloji ve teknolojik araç karıştırılır; aynı tutulur. Teknolojiye ve teknoloji transferine Yansız (neutral) bir karakter verilir. Teknoloji en genel anlamıyla, belli bir yerde, belli bir anda ve belli bir üretim iliÅŸkileri içindeki belli bir toplumsal yapıyı anlatır. “İletiÅŸim teknolojisi” ise, bu toplumsal yapının iletiÅŸim boyutudur. Teknolojik araç teknolojik yapının belli amaçlar için ürettiÄŸi ve kullandığı son-üründür. Evlerin en baÅŸ köşesine kurulup oturtulmuÅŸ televizyon aleti, belli bir teknolojik yapının ürünüdür. Bu ürün kendini üreten yapının karakterlerini taşır. Bu nedenle, teknoloji transferi, aslında teknoloji transferi deÄŸil bitmiÅŸ-ürün transferidir. Bu transferin anlamı ise, uluslararası iliÅŸkilerde ekonomik, siyasal, kültürel “karşılıklı alışveriÅŸ” yerine, daha çok emperyalizm karakterini taşımak zorundadır. Bu zorunluluk da, ürünün evrenselliÄŸinden deÄŸil, insanın belirlediÄŸi örgütlü yapının kaçınılmaz gereÄŸinden dolayıdır. Bu nedenle, iletiÅŸim teknolojisi ve teknolojik ürünler toplumsal yapının üretim biçimi ve egemenlik ve mücadele koÅŸullarında ele alınıp deÄŸerlendirilmelidir. ÖrneÄŸin, İranlıların eski çaÄŸlarda ana-yollar boyu kurdukları iletiÅŸim zinciri, İran toplum yapısının hükmettiÄŸi topraklarda kurduÄŸu dış-egemenlik iletiÅŸim sistemini anlatır. Hitit ve Sümerlerin yazıtları Hitit ve Sümer medeniyetini anlatırken, aynı zamanda iç-egemenliÄŸin iletiÅŸimini heceler.

İletişimin örgütlü yaşamın toplumsal üretim biçimi ve ilişkileri, egemenlik ve mücadele koşulları içinde incelenmesi ve anlamlandırılması gerekir. Bu tür yaklaşım, iletişimin aslında ne ve nasıl olduğunu sağlıklı olarak anlamamızı beraberinde getirir. Böylece, iletişimde tanımlayıcı, açıklayıcı ilişki veya nedensellik bağları kuran kuramsal yapılar ve bu yapılara bağlı olarak biçimlendirilen incelemelerin sonuçlarında, pozitivist empiricist yöntemde ciddi bir konu olan Tip I ve II yanılgı olasılıklarını ortadan kaldırılmasa bile önemli ölçüde azaltılır.

İletiÅŸim medyaları yansız teknolojiler deÄŸildir; üretim biçimi ve konumları ve pratikleriyle toplumun egemen yönelimleriyle bağıntılıdır. Sosyal iliÅŸkileri aracılayarak ve onlara anlam vererek toplum içinde güç olarak hareket eder. Schiller’in deyimiyle, teknoloji sosyal inÅŸadır ve, gerçi çoÄŸu kez örgütlenmede ve gücün dağıtımında deÄŸiÅŸmelere katkıda bulunur, fakat egemen sosyal güç sistemine hizmet eder (Schiller, 1976:51). İletiÅŸim medyası, ilk kültürlerin sözlü geleneÄŸinden, farklı yazma ve basma biçimlerinden geçerek zamanımızdaki elektronik medyaya kadar, bütün sosyal örgütlenmelerin çalışmalarının bütünleÅŸik bir parçası olmuÅŸtur. Bir toplumu iletiÅŸim\tarih perspektifinden anlamaya çalışmada, egemen medya doÄŸal özellikleri bakımından düşünülmelidir (İnnis, 1951). Fakat, bu düşünme, egemen medya tarafından kullanılan biçimin deÄŸerlendirilmesiyle birlikte olmalı ve aynı zamanda, iletiÅŸim (ve kültür) araÅŸtırması, egemen medyanın üretim ve örgütsel çerçevesini çevreleyen ekonomiye dayandırılmalıdır.

Amaç ve önem

Bu niteliksel inceleme, yukarıda sunulan kuramsal çerçeveden hareket ederek, eski çaÄŸlardaki egemenlik iletiÅŸimi üzerinde durmaktadır. İncelemenin yapılmasının gerekçesi en azından iki yanlıdır: Birincisi, bu kuramsal çerçeveyle, eski çaÄŸların (ve elbette günümüzün) iletiÅŸiminin incelemesinin Türkiye’de yok denecek kadar az (örneÄŸin, Alemdar´ın 1981’deki incelemesi) olmasındandır. İkincisi ise, eskiyi sunan yabancı incelemelerin büyük çoÄŸunluÄŸunun (a) iletiÅŸimi kronolojik icatlar (iletiÅŸim devrimleri) silsilesi içinde alması ve herkese mal etmesi ötesine geçilmesi ve (b) iletiÅŸim teknolojilerinin insan psikolojisi, toplum ve toplum deÄŸiÅŸiminde belirleyici bir karaktere sahip olduÄŸu anlatımlarının ötesine geçilmesi gereÄŸinden doÄŸmaktadır. Bu baÄŸlamda, bu incelemenin amacı eski çaÄŸlardaki örgütlü insan yapılarındaki iletiÅŸimin, egemenlik yanına (egemen iletiÅŸim biçimlerinin üretilmesine) ve egemenliÄŸin iletiÅŸimine (egemenliÄŸi meÅŸrulaÅŸtıran ideolojik biçimlendirmelere) eÄŸilerek, ihmal edilmiÅŸe yönelmede Türkiye’de bir baÅŸlangıç yapmaktır.

İnceleme birbirini takip eden iki araştırmadan ilkidir.

Kuramsal tanımlamalar

Bilimin dili insan tarihinin sürekli bir parçası olan “dildeki egemenlik mücadelesi” dışında kalamaz (ErdoÄŸan, 1997). Bu nedenle, kavramlara sahiplik, kavramların bu sahipliÄŸin kuramsal ve\veya ideolojik çerçevesi içinde tanımlanmasını beraberinde getirir. İletiÅŸim konusuna klasik ve post-modern anayol yaklaşımlarından farklı bir biçimde yaklaÅŸması nedeniyle, bu incelemede kullanılan kavramlar farklı anlamlandırmalar taşır. Önde gelen kavramların kuramsal tanımlaması Tablo 1’de sunuldu.

İLETİŞİMİN İNSAN YAŞAMINDAKİ KONUMU

İnsan toplum içinde insan olur: Sosyal anlamda insanlığını kazanır ve etik anlamda insanlığını kazanır veya kaybeder. İnsan toplum içinde yaşam olanaklarını (means) üretim tarzı basitçe bireylerin fiziksel varlıklarını yeniden üretme olarak düşünülmemelidir. Üretim tarzı bireylerin belli faaliyet biçimleridir, hayatlarını ifade etmelerinin belli bir şeklidir; onlar için belli bir yaşam biçimidir. Bireyler kendi yaşamlarını ifade ettikleri biçimdedirler. Ne oldukları, bu nedenle, hem ne ürettikleriyle hem de nasıl ürettikleriyle çakışır. Üretim ise insanların birbiriyle ilişkisini önceden-varsayar (Marks, 1969:7, 8). İlişki ise iletişimle olur. Dolayısıyla, neyi nasıl ürettikleriyle kendini ifade eden insanlar, bu ifadeyi ancak ve ancak üretimdeki iletişimle gerçekleştirebilir. İnsanların kiminle neyi nerede ne zaman, hangi koşullarda, nasıl ve neden iletiştiği; toplumların yaşadığı tarihsel gelişmenin belirlediği yaşam biçimleri ve görevsellikler içinde anlam bulur.

Tablo 1. Kuramsal tanımlamalar

Kavram Kuramsal tanımlama

İletişim İletişim insanın kendi varlığının sürekliliğinin sağlanmasının ve örgütlü yaşam faaliyetlerinin yürütülmesinin kaçınılmaz gereği olarak ele alındı ve toplumsal yapılardaki üretim biçimleri ve bu biçimdeki egemenlik ve mücadele ilişkileri içinde konumlandırıldı.

Egemenlik Toplumsal üretim ve üretim ilişkilerinde toplumu oluşturan belli başlı gruplar\sınıflar arasında kurulmuş, dinamik bir yapıya sahip olan, neyin nerede, nasıl, hangi koşullarda, ne ve kimin için üretileceği (veya üretilmeyeceğine) karar vermede oluşturulmuş baskınlık olarak ele alındı; Dinamikliği, egemenliği tutma ve geliştirmek için egemenin (ve mücadele verenin) kendini sürekli yeniden-üretmesi gereğindendir.

İletişim biçimi İletişim biçimi, belli bir tarihsel anda belli bir yerde ve belli koşullar altında, belli amaçlara ulaşmak için başvurulan egemen iletişim şekilleridir. İletişim biçimi toplumsal üretim biçiminin bir fonksiyonudur.

İletişim ilişkileri İletişim ilişkileri, belli iletişim biçimlerine bağlı olarak gelen, amaçlı insan faaliyetlerine göre biçimlenen ve çeşitlenen politika ve güç uygulamalarıdır. İdeolojik egemenliği yansıtan ortak referanslarla ortak faaliyete giren tarafların arasındaki ilişkinin ötesinde ve üstündedir; mülkiyet ilişkilerinin fonksiyonel yürütümüdür.

İletiÅŸim araçları Bir amacı gerçekleÅŸtirmek için kullanılan biyolojik ve teknolojik yapı biçimleridir; mülkiyet yapısı ve iliÅŸkilerinin bütünleÅŸik parçalarıdır. İletiÅŸim araçları İngilizce’deki, media veya medium deÄŸil, “means of communication” anlamına kullanıldı. (Media ve means of communication arasındaki fark için bkz: Alemdar ve ErdoÄŸan, 1998)

Medya ve araç Medya ve araç, medium anlamına tekil olarak ve sadece bir iletiÅŸim aracı anlamına kullanıldı. Araçlar kavramı kullanıldığında, “bitmiÅŸ-ürün-araçlar” çokluÄŸu ötesinde “means of communication” denmek istendi.

Uzay Belli zamanda iletişimin olduğu yer, konum, fiziksel alan (mekan) anlamına kullanıldı. Uzay mülkiyet ilişkilerinin bütünleşik bir parçası olarak çeşitli örgütlülük biçim ve yoğunluğuna sahiptir.

Zaman Belli bir yerde belli bir iletişim sürecinin anını anlatır; Bu an yüzyüzelikte şimdilikle ve uzay\yer konumunda aynı yerdelik özelliğini taşır. Örneğin, yazılı biçimde, bilen\bildiren ve bilmek-istemeyen\bildirilen arasındaki uzay ve şimdilik yazılım aracılığıyla aşılır. Zaman da, mülkiyet ilişkilerinde çeşitli örgütlü biçimler içinde ele alınmalıdır.

*

İletiÅŸim toplumdan ayrı veya soyutlanmış, sadece haberleÅŸme, konuÅŸma, okuma ve yazma sınırları içinde deÄŸildir; Toplumsal yaÅŸamın her anını ve yerini içerir. İletiÅŸim toplumsal üretim tarzının bütünleÅŸik bir parçasıdır. İnsan yaÅŸamındaki her ÅŸey, fiziksel varlığını, kendine bakma, dinlenme ve beslenmeyle sürdürme biçimleri; kendini ve toplumu üretme araçları silsilesi; araç yapma ve kullanma becerileri ve ustalığı; giysi; ev; örgütlenme; bilgi elde etme ve tutma; fikirler; inançlar; iletiÅŸim biçimleri; iletiÅŸim araçları ve bunları kullanış tarzları; hepsi de sürekli bir sosyal hareketin ve deÄŸiÅŸimin öğeleridir. Dolayısıyla, iletiÅŸim, insanın yaptığı tarihsel sosyal geliÅŸme süreçlerinin fonksiyonudur: DeÄŸiÅŸim süreci içinde, “sosyal geliÅŸmenin belli bir anında o zamana kadar geliÅŸtirilmiÅŸ teknolojik araçlar ve iliÅŸkiler ya ortadan kaldırılır ya da egemenlik iliÅŸkileri içinde biçim ve pozisyon deÄŸiÅŸikliÄŸine uÄŸrarlar” (ErdoÄŸan, 1997; Siegelaub, 1979:11; Engels, 1876).

*

İLK YAPILAR VE İLETİŞİMİN BAŞLANGICI: SESTEN DİYALOGA

İlk topluluklar ve üretim

İlkel üretim biçimleri kendilerine özgü çeÅŸitlilikler gösterir. Marks Alman İdeolojisinde (1969:9-12) ve Kapital’de (1973:471-514) bu biçimlerin ilkini orijinal kavimler veya doÄŸal toplumlar olarak nitelemiÅŸtir. İkinci grubu ise, kavimin başının üretimi örgütlediÄŸi ve doÄŸayı kullanımı kontrol ettiÄŸi akrabalık toplumu olarak tanımlamıştır. Bu ilk sosyal biçimler sınıfsız, toplumsal kararların kolektif olarak alındığı, devlet mekanizmasının olmadığı ve dolayısıyla toplumu örgütlü baskıyla yönetme olanağının bulunmadığı, akrabalık ve küçük kavim iliÅŸkisine dayanan üretim tarzlarıydı. Toplumsal iÅŸbirliÄŸi (a) üretim araçlarının ortak sahipliÄŸine; (b) bireyin kavmine ve birincil gruba (aile ve akrabaya) doÄŸal baÄŸlılığına dayanıyordu. Üretim kendi temel gereksinmelerini doÄŸadan (diÄŸer insandan deÄŸil) saÄŸlamak için uÄŸraÅŸtı. YaÅŸadığı dünya ile iletiÅŸiminde, insan, ihtiyaçlarına cevapta, kendi çevresini, yaratıcılığının materyalleÅŸen gerçeÄŸi yaptı. Bu yapışta, çalışarak çevresini yapay-deÄŸiÅŸime uÄŸrattı. YiyeceÄŸini, giyeceÄŸini ve barınacağını üretti. Bu dünyada ve dünya ile olma üretim iliÅŸkisinde, insan kendi gerçeÄŸini ve bilinç yapısını da biçimlendirdi. Bu koÅŸullarda insanlar arası iletiÅŸim egemenlik veya dönüşüm biçiminde deÄŸil, özneler arasındaki diyalog biçimindedir.

İlkin ilkliği ötesine geçişte, meyvaların, balığın ve etin yiyecek olarak kullanılması ve ateşin insan yaşamına görevsel araç olarak katılmasıyla, toplayıcılık, avcılık araçları ve iletişim tarzları gelişmeye başladı. Ok ve yayın avlanma aracı olarak geliştirilmesiyle, avlanma "modernleşti". Akarsuları takip ederek veya akarsular çevresinde yerleşerek, göçebe ve yerleşik gruplar oluştu. Doğuda hayvanların evcilleştirilmesi ve Batıda sulama ile yenilebilir bitkilerin ekilmesi, güneşte kurutulmuş briketlerin ve taşların ev yapımında kullanılması yerleşik yaşamı toprağa daha çok bağladı. Bu yeni üretimle, aynı anda, insanın kendini ve süreçlerini anlatması gereği doğdu; kendiyle ve dış dünyayla ilişkisinin iletişimi de bu üretimden çıkıp gelen yeni nitelikler kazandı.

İletişimin ilk çağı ve ilk diller: işaretler ve sinyaller

Antropolojik verilerin yetersizliÄŸi ve yorum farklılıkları gibi nedenlerle insanın dünyada ortaya çıkış tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Günümüzde bu alanda yaratılış ve evrim kuramı olmak üzere iki temel egemen yaklaşım (açıklama) biçimi vardır. Her iki yaklaşım içindeki açıklamalar da belirgin ve apaçık gerçekler olarak kendini göstermemektedir ve yetersiz kalmaktadır. Yaratılış kuramı metafizik olarak nitelenir ve geçerliliÄŸi tümüyle sorgusuz inanmaya dayanır. Evrim teorisi biyolojik dönüşüme dayanır ve kesin kanıtları da her zaman yoktur. Bazı durumda kanıtlar “benzetmeler” ve bulguların kuramsal çerçeveye sokulmasından pek öteye gitmemektedir. Evrimci açıklamaya göre, insanın ilk benzerleri Antropoid Åžebekler olarak 20-30 milyon yıl kadar önce dünyada görünmüşlerdir. ÖrneÄŸin Proconsul Africanus ve Kenyapithecus Africanus adı verilen yaratıkların 25 milyon yıl kadar önce ortaya çıktığı hesaplanmaktadır. Antropolojistler, bulguları anlamlandırarak insanların geliÅŸmesini “iki ayak üzerinde yürüyen” ve sonra “elleriyle araç yapan ve aracı kullanan” Pekin İnsanı, Java insanı, Neanderthal adamı, Cromagnon adamına doÄŸru geliÅŸtiÄŸini belirtirler. İnsanı, kendi başına iki ayaklılar veya kara-memelileri türünden biri olduÄŸu kabul etmek ve oradan karakter etmek yetersiz görünmektedir; belki de bunun ana nedeni yaratılışın ötesinde insanın “nereden geldiÄŸini” bilme arzusundandır. İnsanın ne zaman dünyada göründüğüyle birlikte, ïletiÅŸimin ne zaman baÅŸladığı sorusu gelir. Buna cevap, mantıksal nedensellik açısından, oldukça kesindir: İnsanın ortaya çıkışıyla birlikte insanın kendiyle ve fiziksel çevresiyle iletiÅŸimi baÅŸlamıştır, çünkü insan biyolojik olarak yoÄŸun ve karmaşık bir iletiÅŸim ağından oluÅŸmuÅŸtur. Bu biyolojik iletiÅŸim-bütünü aynı zamanda “biyolojik-kendini” sürdürme çabası nedeniyle, zorunlu olarak kendiyle ve çevresiyle iletiÅŸimde bulunacaktır: Bu, varoluÅŸun zorunlu bir kuralıdır. Bu iletiÅŸimin en baÅŸlangıç ÅŸekli belki de biyolojik yaÅŸamını gerçekleÅŸtirme ve sürdürme dürtülerin ve duygularının egemen olduÄŸu bir biçimdir: ÖrneÄŸin, açtır ve bu açlığı duyan insan, hem bu “açlığı duyma sürecinde” hem de “bu açlığı giderme yollarını” arama ve bulmada kendi kendiyle ve dış dünyasıyla iletiÅŸime girer. Aksi taktirde biyolojik varlığını sürdürme olasılığı ortadan kalkar. Bunun anlamı oldukça açıktır: İletiÅŸim varoluÅŸun zorunlu gereÄŸidir.

İnsanların ne zaman ve neden birlikte yaÅŸamaya baÅŸladığı da kesin olarak belli deÄŸildir. “Ne zaman” ile ilgili sunumlar antropolojik bulgularla tahmin edilir. “Neden birlikte yaÅŸadıkları ise” insan kendi fiziksel yapısına ve çevre koÅŸullarına bakarak açıklanır. Neden olarak belirtilenlerin başında (a) insan bebeÄŸini uzun zaman bakıma ihtiyaç olması ve bu nedenle eÅŸler arasında uzun seneler birlik gerekliliÄŸi varsayımı; ve (b) dış tehlikelere karşı beraberliÄŸe iten zorunluluk gelmektedir. (Childe, 1967:16), Toplu yaÅŸamla insanlar aralarında günlük faaliyetleri yürütebilmek için amaçlarını, tecrübelerini, istemlerini, iliÅŸkilerini kendilerine ve kendileriyle birlikte olanlara “anlatmak” ve yürütmek zorundadır. Bu da ancak kiÅŸiler arası iletiÅŸimin saÄŸlanması ve geliÅŸtirilmesiyle gerçekleÅŸebilir. Dolayısıyla, birlikte yaÅŸayan insanlar, kaçınılmaz olarak, birbirleri arasında kendilerini ve yaÅŸam süreçlerini açıklayan ve iletiÅŸen araçlar kullanmış ve anlam iletiminde bulunmuÅŸlardır. Her topluluk, bu nedenle kendi arasında, kendi yaÅŸadıkları koÅŸullara göre, kendi “dillilerini”(sadece kelime ve sözcük kullanımı anlamına deÄŸil) geliÅŸtirmiÅŸlerdir. Bu geliÅŸtirilen dil, o insan grubunun yaÅŸam koÅŸulları için görevsellik taşır ve diÄŸer gruplarda farklı dillerin geliÅŸmesi olaÄŸandır.

İlk insanın ilişki ve iletişimde kullandığı araçlar doğada buldukları taşlar, ağaç parçaları ve kemik gibi doğa tarafından işlenmiş maddelerdir. Bu dönemi insanların doğadaki maddeleri işleyerek materyal kültürlerini yaratmaları ve dolayısıyla teknolojik devrimler (toplumsal yapı biçimlerinin gelişmesi ve değişmesi) süreci başlamıştır. Bu süreçte, başlangıçta, doğadan kullanılan maddelerin, örneğin yontarak, daha etkin bir şekilde kullanma amaçlı biçimlendirilmesi gelmiştir.

İnsan iletiÅŸiminin geliÅŸmesinde ilk dönem\safha olarak iÅŸaretler ve sinyaller çağı olarak adlandırılır. Bu çaÄŸda, insan-öncesi varlıklar diÄŸerleri gibi iletiÅŸtiler. Duyular ve sezgiler önemli rol oynadı ve öğrenilmiÅŸ iletiÅŸim davranışı yok veya minimum seviyedeydi. Hockett and Ascher (1968) ilk insan iletiÅŸim biçimini, ilkel “çağırma” olarak nitelerler ve the Orta/AÅŸağı Miocene çağının ormanda aÄŸaçta yaÅŸayan insana benzeyen yaratıklarla (proto-hominoids) baÅŸlatırlar. Hewes de, diÄŸer uyaranlara cevap olarak verilen, gönüllü istemin kontroluyla yapılmayan, bir "duygusal" çağırma sistemiyle baÅŸlatır (Hewes, 1973). İletiÅŸimin vücut hareketi, itme ve dürtme, vücut kokusundaki deÄŸiÅŸme gibi iletiÅŸimin diÄŸer fiziksel yanları vardır. Bu yanlarıyla birlikte, ilk iletiÅŸim biçimleri sessel, fiziksel ve jestseldi (sözlü olmayan iletiÅŸim). İlk insanın kendi doÄŸa ve insan çevresiyle iÅŸaretlerle, oklarla, aÄŸaç mızraklarla, taÅŸlarla ve basit seslerle gerçekleÅŸtirilen iletiÅŸim tarzı yer\uzay bakımından “aynı yerdeliÄŸe” ve zaman bakımından ise “aynı andalığa” bağımlıdır.

Konuşma ve sözlü dil çağı

İnsan bütün duyularıyla iletiÅŸimde bulunur, fakat, ses ile iletiÅŸim diÄŸer duygular yanında daima en egemen olandır. İnsan, süreçleri ve nesneleri ne denli bilirse bilsin yine de, bunu anlatmaksızın tamamlanmış hissetmez. Sesin dile (kelimelerle söyleme) dönüşümü dil ve kulağın kullanımını gerektiren sözlü iletiÅŸimin temelidir. Ses bir “olmayla” iliÅŸkilidir, bir “oluÅŸla” bağıntılıdır; çünkü sesin kendisi olduÄŸu anda, öncesi ve sonrasında, süregiden bir olayı anlatır. Ses zaman içinde ve zamana fiziksel olarak bağıntılıdır. Sesi durdurursak, sesin zıddı olan sessizliÄŸi elde ederiz. Bütün sesler sessizlikte baÅŸlar ve sessizlikte son bulur. Ses olarak kelimeler var oluÅŸlarını yitirirken var olurlar.

Sesin kullanılarak anlamlar ilettiÄŸi dil, bilinç kadar eskidir ve pratik bilinçtir; Dil, bilinç gibi, ancak diÄŸer insanlarla iliÅŸki ihtiyacından, gerekliliÄŸinden, yükselir (Marks, 1969:19). İnsan iletiÅŸiminde, konuÅŸma ve dilin baÅŸlangıcı ikinci çaÄŸ olarak nitelenir ve bazılarınca baÅŸlangıcı Cro-Magnon (avrupa tipi ve elbette Avrupalılarca üstün ve çaÄŸdaÅŸ insan tipi) olarak belirlenir. Siyah ve Mongol tipleri ise, kafatascılar tarafından, daha geri ırk olarak nitelenir. Bu baÄŸnazlığın ötesine gidersek, İnsanların 90,000 ile 40,000 yıl kadar önce konuÅŸmayı kullandıkları tahmin edilmektedir. Bu üç tipin yaÅŸadığı geç-Paleolitik insanları çakmaktaşı ve taÅŸ oymacılığı ve duvar sanatı yapıyorlardı. Deriden giysiler kullanıyor ve çamuru ateÅŸle sertleÅŸtiriyorlardı. Hockett ve Aschere göre (1968), “kapalı, kaba çağırma sisteminden” kompleks ve açık dil sistemine geliÅŸme, ılk ınsana benzeyen yaratklarn (proto-hominoids) bazılarının aÄŸaçları terk etmeyi zorlayan, aÄŸaçların azalması ve açık alanların oluÅŸması gibi, koÅŸullarla baÅŸlamıştır. AÄŸaçlarda kalanlardan güçlü gruplar günümüzdeki Malezya ÅŸebeklerinin (Gibbons ve Siamangs) atalarıdır. Orman çevresini terk eden daha güçsüz gruplar günümüzün insanlarının atalarıydı. AÄŸaçta ellerini tırmanmak için kullanıyorlardı; Yerde buna gerek kalmadı. Engels’in belirttiÄŸi gibi (1876), tırmanma ele ayaktan farklı görev yükler; düz satıhta gittikçe artan bir ÅŸekilde dik yürümeye baÅŸlamayla eli kullanma alışkanlığını kaybederler. El böylece diÄŸer görevler, özellikle araç kullanımı için serbest kaldı. Bu, maymundan insana geçiÅŸte önemli bir aÅŸamaydı. Elbette, Engels’in ve diÄŸerlerinin açıklamasını kabul etmek için önce evrim teorisinin geçerliliÄŸini kabul etmek gerekir. Kabul edilmese bile, insanlık tarihinin bir aÅŸamasında insan kendiyle ve dışıyla iletiÅŸiminde sosyalleÅŸmeye ve bununla birlikte ses ve dil kullanmaya baÅŸlamıştır. İnsan-gibiyi insandan ayıran, toplumsal üretime dayanmadır. Sosyal üretim temelinden hareket ederek Engels ve benzerleri insan geliÅŸmesinin iÅŸ\emek kuramını geliÅŸtirmiÅŸlerdir. Sosyal üretimde, örneÄŸin avlanma kolektif bir tarza dönüştü ve bu dönüşümde araç kullanımı geliÅŸti ve dil kullanımı gereksinimini artırdı. Ortak üretim ve yaÅŸam sürecinde insan diÄŸeriyle üretim iliÅŸkisinde anlamlandırmayı gittikçe açık bir ÅŸekilde yapmaya baÅŸladı ve bu anlatımda sesin kullanımında artan farklılaÅŸmayla sözlü inÅŸa geliÅŸti. Elbette konuÅŸmanın geliÅŸmesi birden bire olmamıştır; konuÅŸma ve dilin oluÅŸması ve geliÅŸmesi insanın biyolojik ve sosyal örgütlenme ve iÅŸ yapma biçimlerinde olan geliÅŸmelerle gerçekleÅŸti. Ağız, dil, nefesin, kulak ve elin iletiÅŸim aracı olarak kullanılması geliÅŸti. Hewes (1973) arkeolojik verilerin ilk insan-gibilerin (proto-hominoids) insan konuÅŸma sesini üretmeden yoksun olduklarını iÅŸaret ettiÄŸini belirtir. Bununla beraber, diÄŸer göstergeler, aynı insansılar ateÅŸ kullanmış ve alet yapmışlardır. Bunların yapılmasının dilin varlığı olmaksızın yapılamayacağı teorisi öne sürülmüştür. Hewes’e göre (1973) bu amaçlar için iÅŸaret eden ve yön gösteren jestsel dil yeterlidir. Araç yapımı ve kullanımı ise görsel gösterme, izleme, demonstrasyon ve jestsel taklitle, sözsel anlatıma gerek duyulmadan, saÄŸlanabilir. İnsanın yaptığı sosyal örgütlenme, alet kullanımı ve kültür basit birkaçlıktan öte geliÅŸince, toplam 100 iÅŸareti hafızada tutacak bellek ihtiyacı karşılayamaz duruma gelmesi anıyla (veya bu ana gelmeden) sözsellik baÅŸladı. Bunun anlamı insanın üretim biçiminin deÄŸiÅŸmesi, yeni araçların, örneÄŸin serbest elin ve aÄŸzın\dilin yeni amaçlarla kullanımını ortaya çıkartır.

Toplu yaşamdaki üretim (ekip-biçme, toplama, avcılık) ve paylaşma\dağıtım ile sayma (hesap) gerekliliği de doğar. Sayma (aritmetik) için elbette yazının olması gerekmez; fakat yazı hesabın öncelikle kayıt edilmesini getirir.

Toplu yaÅŸamdaki iletiÅŸimde “zaman birimlerinin” çıkması ve insanın teknolojisinin bir fonksiyonu olarak geliÅŸmesi, zamanın kullanımı ve kontrolü çabalarını ve aynı anda iletiÅŸimini getirir. Zaman yerleÅŸik hayata geçip tarım faaliyetlerinde, tarımı ve dolayısıyla insanı doÄŸrudan etkileyen zamanda mevsim dilimlerini ve iletiÅŸimini getirir. Elbette, belki de insanın yaÅŸam faaliyetinin düzenlenmesine etki eden ve anlamlandırması gereken zaman ve ilk zaman-iletiÅŸim dilimi gece ve gündüz olmuÅŸtur: Bunun için insanın birlikte yaÅŸaması gerekli deÄŸildir.

Beraberlikte biz ve benlik ve diyalogun oluşması

İnsanlar “kendi yaÅŸam gereklerini (means of subsistence) üretmeye baÅŸlayınca, kendilerini hayvanlardan ayırt etmeye baÅŸlarlar (Marks, 1969:7). İnsanların birlikte yaÅŸamaya baÅŸlamasının anlamı, önceden sadece kendiyle ve kendi dışındaki fiziksel çevreyle, kendini sürdürmek için mücadeleci ve egemenlik iliÅŸkisi kuran insan, iliÅŸkisine ve iliÅŸkisini yürütmek için iletiÅŸimine önemli bir boyut daha katar: DiÄŸer insan ve insanlar. Bu katmayla birlikte ben’lik ve biz’lik oluÅŸmaya baÅŸlar. Ben’i biz ile aynı anda özdeÅŸleÅŸtiren ve ayıran insan, üretim iliÅŸkileri sırasında “sen” ve bizden olmayan dost veya düşman onları yaratır. Bu yaratış, beyinsel faaliyetler ve düşünce ile deÄŸil, insanın günlük yaÅŸam tecrübelerinin us ile anlamlandırılmasıyla oluÅŸur. İnsanın baÅŸkalarıyla birlikte yaÅŸamasıyla, kendi başınayken kullandığı kendiyle ve dışıyla olan iletiÅŸimine, “kendine benzer baÅŸkasıyla” iletiÅŸimi katmak zorunluluÄŸu aynı anda ortaya çıkar. Üretim faaliyetleri sırasında ve geliÅŸmesinde diÄŸer insanla(rla) iliÅŸkisi çeÅŸitlendikçe, bu baÅŸkalarıyla iletiÅŸim de çeÅŸitlenir.

İnsanın doÄŸayla ve biz olarak benimsediÄŸi diÄŸer insanlarla ilk iliÅŸkisinin eÅŸitçil ve ortaklaÅŸa ÅŸekilde biçimlenmesi, bu sırada iÅŸaretler ve diÄŸer sözsüz-anlatım yanında kelimelerin kullanılması ve dilin geliÅŸmesiyle, insan iletiÅŸiminin ilk önemli temel tarzı oluÅŸur: Diyalog. Diyalog yüz yüzedir; göze, ağıza ve kulaÄŸa bağımlıdır; zaman ölçüsü bakımından o anda olur. Diyalogda eÅŸitcil alışveriÅŸ, ortaklaÅŸalık, anlayış ve diÄŸerlerinin ihtiyaçlarını düşünme vardır. Diyalogda insan faaliyetleri yatay iliÅŸki biçimi çerçevesinde ortak amaçlıdır. Diyalogun sosyal matriks’i güvenmeye, alçak gönüllülüğe, sevgiye ve ortak eleÅŸtirici arayışa dayanır (Freire, 1973). Diyalogun bu karakteri, diyalogun çıkıp geldiÄŸi ilkel toplumsal yapının üretim biçiminin egemen özelliklerindendir (Siegelaub, 1979:13).

Diyalogun olduğu yüzyüze iletişimin karakteri sosyal yapıya ve yapıdaki ilişkinin karakterlerine göre değişir: Eşitcil ve dayanışmaya dayanan bir yapıda, aile içi ve dışı, aileler arası ve diğer üretim birimleri arasındaki yüzsel iletişim simetrik veya simetriğe yakın bir özellik gösterir. Yüz yüze iletişim ortaklaşmanın bir uzantısı olur.

Kültürün ve eğitimin yaratılması

Bir ağaç dalı ağaçtayken doğadır; kesilip üzerinde çalışılarak dönüşüme uğratılıp değnek, mızrak, yay ve ok yapıldığında, kültür ve kültürün ifadesi olur (Alemdar ve Erdoğan, 1994). İlk üretim biçiminin kültüründe kullanılan mızrak, ok, yay, çakmak-taşı gibi üretim (ve iletişim) araçları vardır. Sözsellik veya sözlü kültür bu tür üretim biçiminin anlatımıdır. Bu anlatımın yansıttığı ilişkide güçlü bir grup, birliktelik, duygusu vardır. Bu birliktelikte, grup halinde olmakla varlıklarını sürdürebilmektedirler. Ticaretin gelişmesiyle, üretim araçlarının alınıp satılmasıyla, kültüre ticari kültür eklenir. Ticari kültürle birlikte ticari kültürün dili de gelişir. Bu dil ticari pazarın yapısını yansıtır.

İlk üretimde kültür ve iletişim, insanın korkusuyla, becerisiyle, beceriksizliğiyle, başarırı ve başarısızlığıyla, gerçekçiliği ve metafiziğiyle, doğal yaşamın doğal yansımasıdır. Örneğin Batılılaşma veya modernleşme adı altında yapılan yayılmacılıkta avcı bir kültürel biçim üzerine empoze edilen okuma yazma eğitiminin\öğreniminin anlamı, avcı birimin ne oku ve yayıyla ne de avıyla doğal olarak ilişkilidir; avcı kültürün üzerinde kurulan egemenliğin ifadesidir. Bu egemenlik bugün kültürel emperyalizm olarak tanımlanır.

İlk biçimlerde, İnsan yaşamını gerçekleştirmede öğrendiği ve yarattıklarını yeni nesillere göstermeyle aktarması ilişki ve iletişimi eğitimi yaratır. Bu eğitimle iletişilen, birikmiş tecrübelerin sonuçlarının verilmesi ve yeni sonuçlar ve tecrübeler için temel ve yol döşenmesidir. Bu yolla insan kendi yaşamı üzerinde kendi yaşamı için kendi yaşamını kolaylaştırıcı araçlar ve yöntemler kullanır. Eğitim, bir egemenliğin satışını yapan ve bu egemenliğe ücretli\maaşlı ve kölelik arayışıyla birbiriyle yarış içindeki işsiz köleler yetiştiren örgütlü faaliyet biçimine dönüştüğünde, ideolojik hegemonyanın sağlayıcısı olur. Kültürü yeni nesillere aktarma sözle ve yaparak-göstererek olduğundaki kültürle, egemen aktarmanın kayıtla yazarak olduğu kültürlerdeki ilişkiler önemli farklılıklar gösterir. Fakat McLuhan gibi aydınların iddiasının aksine, insan yaşamını belirleyen araç anlamındaki teknolojiler değil, bu teknolojileri kullanan insanın geliştirdiği örgütlü yaşamı üretim biçimidir. Teknolojik araç insanın uzantısıdır ve eğer insan bu uzantıya uzantının bir parçası durumuna düşürülerek parça olmuşsa, bunun nedeni gene teknolojik araç değil, insanın geliştirdiği egemen toplumsal yapıdır.

İnsan tecrübelerinin, umutlarının, korkularının materyal iliÅŸkilerinin ve metafizik açıklamalarının yeni nesillere aktarırken, aynı zamanda, deÄŸiÅŸimleri de yaratır ve yaÅŸar. İnsanın tarih boyu gösterdiÄŸi özelliklerden biri de, ihtiyaçlar artık ortadan kalktığı halde, geçmiÅŸ ihtiyaçlarla biçimlenen bilinç ve davranış tarzının yeninin yanında marjinal olarak kalması ve egemenin onun materyal ve ussal temelini silip süpürünceye kadar kendini devam ettirmesi olmaktadır. Bu tür iliÅŸki ve iletiÅŸimde, bir kenara itilen “eski egemenin” egemenlik veya marjinalliÄŸin ötesinde güç arayışının ifadeleri vardır.

*

DİYALOGUN ÖZELLEŞMESİ VE DİLDE SINIFLAŞMANIN OLUŞUMU

Artı değer ve sosyal sınıflaşma

Ekonomik artı değer yaratıldığında, kişiler arasında bu artık-değerin kontrolü üzerindeki mücadeleler de oluştu. M.Ö. 8 ile 4 bin yılları arasında klan\kavim ilişkileri artan iş bölümüyle değişmeye başladı. Artı değer üretilmeye başlandı ve biriktirme olasılığı ortaya çıktı. Artan işbölümü sonucu klan\kavim içinde ürün dağılımında eşitsizlikler oluştu. Bunun sonucu olarak, siyasal güç herkesin çıkarına değil, yaşlıların ve şeflerin çıkarlarını gerçekleştirme biçimine dönüşmeye başladı. Savaşta esir alınanları öldürme yerine, köle olarak kullanma ekonomik-kazanç bakımından daha faydalı görünmeye başladı. Zenginliğin artması ve sosyal sınıfların çıkmasıyla devlet sosyal kurum olarak belirdi ve gelişti (Berberoglu, 1994:38, 39).

Marks (1967) ilk sınıflı toplumları Asya tipi toplum, eski toplumlar ve Alman cemaatleri olarak gruplandırmıştır. Asya tipi “despotizmde” kavim topraklarına yüce yönetici (ulu önder) sahipti; Üretici mülksüzdü. Artı deÄŸerin bir kısmı bağış olarak alınıyordu; DiÄŸer kısmı da (din ve savaÅŸ gibi) harcamalar ve kamu tasarrufu için kullanılıyordu. "Despotun" yönetimi kolektif üretim ve iletiÅŸim araçlarındaki kurallara ve dışa karşı savunma araçlarının kontrolüne dayalıydı. Topraklar önce özgür-köylü aileler tarafından iÅŸleniyordu. Artı-emek\iÅŸ devlete ve gönüllü askeri hizmete veriliyordu. SavaÅŸlarla köleler elde edildi: İnsanın kölelik iliÅŸkisi içinde mülkiyet olduÄŸu kölelik üretim biçimi geliÅŸti. Berberoglu’na göre (1994:38, 39) Mısır, Aztek, İnka ve Çin imparatorluÄŸu gibi "despot imparatorluklar" deÄŸiÅŸime karşı güçlü direniÅŸe sahiptiler ve yüzyıllarca yıkılmadan sürdüler.

Eski imparatorlukların üst tabakasını asiller ve dini-liderler, orta sınıfları zanaatkarlar ve tüccarlar oluÅŸturuyordu. Alt tabaka işçiler, köylüler ve kölelerden meydana geliyordu. Egemen kölelik biçimleri mutlak sahiplik-köleliÄŸi, borç-köleliÄŸi ve ceza-köleliÄŸi ÅŸekillerindeydi. Mısırda toplum firavundan baÅŸlayarak katipler, memurlar, rahipler ve askerler itibarlı kesimi oluÅŸturuyordu; çiftçiler, işçiler ve köleler aÅŸağı sınıfları oluÅŸturuyordu. Hititlerde toplum ÅŸu sınıflara ayrılmıştı: Özgür yönetici sınıf; yarı-özgürler; köleler ve göçmenler. Çin’de ise Avrupa feodalizmine benzer asiller\aristokratlar egemendi. Sümerlerin ÅŸehir devletlerinden en önemlilerinden Ur III’te toplum üç farklı sınıftan oluÅŸuyordu: Özgür vatandaÅŸlar, yarı-özgür köleler ve ev köleleri…

Eski imparatorluklarla birlikte sadece maddeler üzerindeki kontrol ve mülkiyet gelmedi, aynı zamanda, buna bağımlı olarak, insanların insanlar üzerindeki sahipliği ve bu sahiplikteki dikey iletişim biçimi de oluştu. Bu dikey iletişimde, kölenin benliği ismi elinden alınarak ve sadece istenen yapan bir araç durumuna sokularak yok edildi. İlk Anadolu, Mezopotamya, Mısır, Çin ve Hindistan imparatorlukları köleliğin yaygın olduğu toplumlardı. Yunan Medeniyeti M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda ve Roma İmparatorluğu M.Ö. 2. yüzyıldan M.S. 2. yüzyıl arasında tümüyle köleliğe dayanıyordu. Yunanlılarda köleler endüstride, zanaatta, tarımda ve evde kullanıldı. Örneğin 5. yüzyılda, Yunan kentlerinde kölelerin sayısı kentli nüfusunun iki mislinden fazlaydı. Mısırda firavunlar Tanrı olarak nitelendiler, bütün toprakların sahipleriydiler. Eski krallık devrinde orta krallığa geçildiğinde yoksulların piramitler yerine kamu işlerinde kullanılmaya ağırlık verilmeye başlandı. Mısırda firavuna hizmet etmek için yazıcı (scribe) olmak zorla-çalışma köleliğinden kurutulma yoluydu. Kızıldeniz ve Akdeniz Mısırlıların ticaret ve istila yollarıydı. Karadan iletişim kervan yollarıyla yapılıyordu. Ticareti yapılan ana maddelerden biri de papirüs idi.

Diyalogun sınıfsallaşması ve monologun çıkışı

M.Ö. 20000 yılında maÄŸara duvarına çizilmiÅŸ resim, insanın kendini kayıtlı sembolle anlığın ötesinde kalıcılık yaratarak anlatmasıdır. Bu anlatım insanlar arasındaki egemenlik iliÅŸkisinin deÄŸil, insan yaÅŸamının doÄŸallığının ve doÄŸaldaki iliÅŸkisinin bir tür öykülenmesidir. Egemenlik amaçlı kullanımı olmadığı için, insanlar arası sömürüyü de anlatmaz. Bu tür "çizimle" veya “yazımla” iletiÅŸim, insanın pazar için, sahiplik için veya sahibi için deÄŸil, kendini, para veya kazanç fikrinden uzak, kendi ve kendi gibi olanlar için anlatma karakterine sahiptir. Bu çizimde insanın günlük yaÅŸamında önem verdiÄŸi bir iliÅŸkideki bir varlığı görürüz. Kölelik iliÅŸkilerinin olduÄŸu, örneÄŸin, eski Mısırdaki çizimlerde, günlük yaÅŸamda insanın insan üzerinde kurduÄŸu egemenlik, bu egemenlikteki istemler ve yapışlar anlatılır. Eski Anadolu imparatorluklarının yazıtlarında siyasal yönetimin monologu vardır. Nemrut dağındaki kalıntılarda, bu monologun metafizikleÅŸtirilen ideolojisinin yapılaÅŸtırılmış ifadelerini buluruz.

Eski imparatorlukların kölelik düzenine doÄŸru olan geliÅŸmesinde, sahiplik, üretim araçları ile emek gücü üzerinde toplandı. Sosyal biçimlenmeler kendi üretip kendi kullanan veya ortaklaÅŸa üretip ortaklaÅŸa tüketen yapısal biçimden, üretim araçlarına sahipliÄŸe ve güç yapısına göre biçimlenmiÅŸ üretim iliÅŸkilerinde aldıkları yere göre gruplaÅŸan kademeler biçimine dönüştü. Üretim araçlarıyla farklılaÅŸmış iliÅŸki üretimden farklılaÅŸmış pay demektir. İnsan tarihinde, yeni üretim güçlerinin (yeni araçları geliÅŸtiren ve kullanan güçlerin) geliÅŸmesi ve bunun üretim iliÅŸkilerini deÄŸiÅŸtirmesiyle yeni sınıflar oluÅŸtu ve sosyal biçimlenmeler deÄŸiÅŸime uÄŸradı. Bu deÄŸiÅŸimle birlikte iletiÅŸim biçimlenmeleri de deÄŸiÅŸti. Diyalog özel bir iliÅŸki biçimi içine çökertildi: Aynı veya benzer sosyal statüye sahip olanlar arasında olmaya baÅŸladı; Sosyal tabakalaÅŸmada tabakalar arasında Monolog ve tek yönlü baskıcı iletiÅŸim biçimi geliÅŸti. Bu biçim yasalar, kurallar, gelenekler, kaideler, adetler, dini merasimlerdeki sessizlik, hürmet, susup-dinleme ve riayet etme, ve korku ile beslendi (Siegelaub, 1979:13). Tek yönlü monolog ve boyunsundurma ve boyunsunma iletiÅŸim iliÅŸkileri ekonomik mülkiyet iliÅŸkilerinin açıklayıcısı ve yansıtıcısı olarak belirdi ve geliÅŸti. Bu geliÅŸme Yunan felsefesinde, sistemin meÅŸrulaÅŸtırılmasından, köleliÄŸin evrenselleÅŸtirilmesinden, kölelerin de insan olduÄŸunun kabul edilmesine kadar çeÅŸitlenen felsefelerin kendi dünyalarını yorumlamalarıyla anlamlandırıldı. Bu anlamlandırma “köleliÄŸe son” düşüncesi seviyesine ulaÅŸamadı, çünkü bir filozofun köleliÄŸin ortadan kalkmasını yazması için önce evindeki köleyi azat etmesi gerekir.

Eski imparatorlukların aynı sınıf içindeki Diyalog ve sınıflar arası monologda sözsel iletiÅŸim egemendir. Bu egemenliÄŸe yazı sonradan eklenmiÅŸtir. Tarih boyu sözlü gelenek en eski, en kalıcı ve en egemen biçim olmuÅŸtur. Sözlü gelenek, diyalogdan dikey iliÅŸkideki monologa kadar deÄŸiÅŸen biçimleriyle, Anadolu’da 20. Yüzyılın sonlarına kadar egemen olarak kaldı. Aynı yerellikteki sözlü geleneÄŸin yanında, gezginler ve ozanlar bu geleneÄŸin Anadolu’da zaman ve uzay içinde yayıcısıydı. Ozanlar Avrupa’da en yüksek zirvesine eski Yunan kölelik medeniyetinde ulaÅŸtı. ÖrneÄŸin Homerik Åžiirler nesillerden nesillere ezberleyen ÅŸairler tarafından nakledildi. Sözlü gelenekle standartlaÅŸmış yollarla deneyim ve bilgi, kayıt ve geri-çağırma (hatırlama) gereksinim vardı. Bu da, ancak efsaneler, hikayeler, öyküler, destanlar, ağıtlar, olaylar, ata sözleri, vecizeler, ÅŸiirler ve mizahın insanlar arasında ezberlenip sözlü olarak aktarılmasıyla mümkündü. Bu anlatım ÅŸekli zorunlu olarak beraberliÄŸin ve belli kültürel biçimlenmelerin sürdürülmesinde önemli bir parçası oldu. Bu beraberlikte egemenlik ve mücadele koÅŸulları tutma ve deÄŸiÅŸim için yeniden-üretildi. Sözlü gelenek büyük ölçüde yerel karaktere sahipti, fakat bu yerellikte imparatorluÄŸun egemen söylemleri de vardı. Anadolu’nun sözlü geleneÄŸi Batı kültürünün kayıtlı ve görüntülü “hikaye kurgulayıcılığı ve anlatıcılığıyla” marjinalleÅŸtirilinceye kadar egemen kaldı.

Sözlü iletiÅŸimle sadece “o andalıkla” ilgili bir yaÅŸam sürecini tamamlama gerçekleÅŸmez, aynı zamanda sözlü gelenek insanların bellekleri kayıt yeri olarak kullanılarak, nesilden nesile aktarılanlar efendiliÄŸin ve köleliÄŸin, temsil edenin ve edilenin konumları, insanlar arasındaki beraberliÄŸin ve bu beraberliÄŸin yapısının desteklenmesinin önemli bir parçası olur. Sözlü gelenekle, elbette, sadece diyalogun ve monologun materyal ve ideolojik yapısı desteklenmez; sözlü gelenek aynı zamanda direniÅŸin ve mücadelenin sürdürülmesinde görevseldir.

EGEMENLİĞİN KAYDI VE EGEMENLİK ALTINDAKİNİN BİLİŞİ: YAZI VE OKUMA

Yazıya gereksinim ve yazının oluşumu

İlkel yapılarda nüfusun artışıyla fiziksel ihtiyaçlar ve dolayısıyla yaşam gereklerini sağlamak için çevrenin kontrolü ihtiyacı da arttı. Bu ihtiyaçlara cevap olarak araçlar ve silah için metal işleme, ev içi el-işleri\dokuma, hayvanların evcilleştirilmesi, ve sonra yerleşik hayat biçimini getiren tarım geldi. Yerleşik hayatın ve tarımın gelişmesiyle, hem uzayda\mekanda kullanım arttı; hem de tekerlek ve araba gibi araçlarda ve beceride\ustalıkta gelişmeler oldu; Bu gelişmelerin sonucu üretim de arttı ve tarımsal artık-ürün elde edildi. El işlerindeki ve tarımdaki artık-ürün mübadelesini (exchange) ortaya çıkardı. Bu gelişmeyle aynı zamanda iş bölümü ve kavim içinde sonunda köleliğe giden hiyerarşinin oluşması gerçekleşti. Kavimler aralarında ilişkiye başladığında, emtiaların mübadelesinden daha çok örgütlü sosyal biçimlerin ilk faaliyetleri olan savaşlar geldi. Bu faaliyetler iletişimin yapılaştırılmasında yansıtıldı. Tarımda ve el-işlerindeki gelişmelerle ve artan iş bölümüyle, artan uzmanlaşma ve üretimle birlikte, mübadele sadece kavim\klan içinde genelleşmedi, aynı zamanda dış ilişkilerde de artı. Kavimler\klanlar ortak ilgi ve korunmak için veya istilalar ve talan ile birleşmeye başladı. Tarımın olduğu yerellikle (köyle), el sanatının\zanaatın olduğu yerellik (kasaba) arasında ayrılma arttı; Kasaba gelişmenin merkezi olmaya başladı. Mübadelenin genelleşmesiyle, farklı insanlar, gruplar ve kavimler arasında yakın ilişkiler kurulmaya başlandı. Bu ilişkilerle birlikle bilginin, tecrübenin ve fikirlerin alışverişi de geldi. Bu gelişmeler sözlü geleneği yetersiz kılan ihtiyaçları ortaya çıkardı. Sözselin şimdilik (zaman) ve buradalık (uzay) bağımlılığı, bu yeni gelişmelerin getirdiği zaman ve uzayla yeterince çakışmadı. Kayıt etme gerekliliği oluştu. Bu nedenlerle yazı ve onunla gelen okuma gereğini ön plana getirdi. Gerçi yazma ve okumanın yayılması 21 yüzyılın eşiğinde bile yaygınlığa ulaşmadı, fakat başlangıcı, bu gelişmelerin olduğu zamanımızdan 5000 yıl öncesine kadar uzanır (Siegelaub, 1979:14; Erdogan, 1997).

Yazılı iletiÅŸim çağı Asya’da eski Çin ve Amerika’da Maya ve Aztek uygarlıkları tarafından 5,000 yıl kadar önce baÅŸlatıldı. Eski imparatorluklarda elle yazının ve araçlarının geliÅŸmesinin temelinde, ne meraklı bir bilim adamı\birey\kaÅŸif ne de halkın ihtiyacı yatar. Yukarıda belirtilen geliÅŸmelerle ve kölelik üretim biçimiyle birlikte kayıt etme gereÄŸi de acilleÅŸti. Bu da yazının ve araçlarının icadı ve geliÅŸtirilmesini getirdi. İlk kayıt etme ihtiyacı ve yazı kullanma mülk (ve köle) sahiplerinin mallarının ve alışveriÅŸlerinin kaydetmesi ve hesabını tutmada baÅŸladı. KöleliÄŸin ve kölelik imparatorluklarının kurulmasıyla ekonomik ve siyasal yönetimde kullanımı baÅŸladı ve yaygınlaÅŸtı. Yani, yazının çıkışı tümüyle ekonomik temelliydi. Daha sonra siyasal yönetimin kurallarının ve komÅŸularla yapılan anlaÅŸmaların kayıt edilmesinde, savaÅŸta ve yasal dokümanlarda kullanıldı (Siegelaub, 1979). Elle iÅŸlenerek yapılan kayıtlar, aracı, amacı ve ürünüyle, yöneticilerin, tüccarların, sahiplerin, lordların, asillerin, beylerin, senatörlerin vb. mülkiyeti olarak kendini gösterdi. DiÄŸer bir deyimle, iletiÅŸim, taÅŸ, çamur tabletler, aÄŸaç tabletler, papirüs ve hayvan derisi üzerine iÅŸlenen yazının kullanılış biçiminde, ekonomik yönetimin ve siyasal egemenliÄŸin bir parçası olarak oluÅŸtu ve geliÅŸti. Ekonomik gereksinmelerle baÅŸlatılan ilk grafik yazı biçimleri, ardından imparatorlukların güç yapısının ihtiyaçlarına adapte edildi.

İlk kavilerdeki sözlü geleneÄŸin yansıttığı ortak varoluÅŸ ve sürdürülebilirlilik, eski imparatorluklarda egemen güç yapılarının egemenliklerini perçinleme ve sürdürme ÅŸekline dönüşür. Bu durumda eski “ortak bilinç” sahte bilince dönüştürülmeye baÅŸlar; grup duygusu egemenliÄŸin mitlerden ve rituallerden, diÄŸer günlük etkinliklerden geçerek saÄŸlanmasını gerçekleÅŸtirme biçimini alır. Bu durumda, siyasal, dinsel ve ticari güçlerin bireyciliÄŸi (veya grup bilinci) kendi egemenlikleri için örgütlenmiÅŸ grupsal çıkarlar duygusallığıdır. Kölelerin ve diÄŸer egemenlik altındakilerin birey olarak varoluÅŸu bu egemenlik içindir ve kendi için benliÄŸinin geliÅŸmesi egemen yapı içinde eritilmiÅŸ ve yok edilmiÅŸtir. Köle-insan, çalışan insan, sahip-efendisi, devlet ve örgütlü din gücüne hizmet için vardır. Bu egemenlikte sözlü gelenekten geçerek kölenin zincirine vuruluÅŸu, sözselliÄŸin veya yazının kendi yapısından kaynaklanmaz; onu zincire vuran koÅŸul nedenlidir.

Eski İmparatorluklarda yazı Araçları

Sümerler M.Ö. 3500 yıllarında bilinen ve sembolün sesi belirlediği ilk yazıyı kullandılar. Bu yazı Akadlar, Elamlılar, Babilliler, Asurlular, Hititler ve Urartuların elinden geçerek değişikliğe uğratıldı ve Fenikelilerde fonetik dil oldu. Fenikeliler kendi alfabelerini çivi yazısından yararlanarak geliştirdiler.

Babillerde bulunan en eski yazıtlar, taş tabletlere kazınarak işlenmiş ve her biri bir sözcük ya da düşünceyi temsil eden işaretlerdir (ideograms). Daha sonra en yaygın yazıt aracı olarak tablet şeklinde yapılan kil oldu. Ardından ideogramlar çivi yazısının hecesel işaretlerine dönüştü. Fakat simgesel işaretlerin bir kısmı varlıklarını sürdürdü ve bunlardan alfabetik sesleri simgeleyen başka işaretler ortaya çıktı.

Mısırlılar M.Ö. 3100 yıllarında hiyeroglifleri geliÅŸtirdiler ve alfabe tipine geçmediler. Bilgi tekeli taÅŸ üzerine yazı ve hiyeroglifler merkezindeydi. Mısırlılar M.Ö. 2500 sıralarında ana yazı aracı olarak taÅŸ ve aÄŸaç yerine papirüs ve fırça kullanmaya baÅŸladılar. Böylece yazıyla iletiÅŸim aracında uzay içinde “taşınabilirlilik” kolaylığı saÄŸlandı. Papirüs kütüphaneleri kuruldu. Yazı sanatının bu geliÅŸimiyle katiplik mesleÄŸi geliÅŸti. Hiyeroglif önce gerçek objeleri anlattı, ardından fikirler ve heceleri anlatmak için kullanıldı. Mısır yazısı m.ö. iki binlerin ikinci yarısında 24 sessiz harfli alfabeden oluÅŸan Fenike yazısının geliÅŸmesine model oldu. Bu alfabeden Sami oradan da Latin alfabesi oluÅŸtu. Yunanlılar M.Ö. 200 yılında hayvan derisinden parşömeni geliÅŸtirdiler. M.S. 150′de ilk kez, parşömen, yuvarlak rulo yapma yerine, kitap yapmak için sayfalar içine katlandı. Çin’de, yazılı iletiÅŸim aracının geliÅŸtirilmesine tekstilden yapılan kağıt eklendi. Tekstil parşömenden daha ucuz bir hammaddeydi ve bu da kağıt üretimi fiyatlarını düşürdü. Sonradan, lambanın siyah isinden yapılan mürekkep yazı biçimine yeni bir tarz kazandırdı. Çinliler M.S. 105′de kağıt ve mürekkep yapmaya baÅŸladılar. M.S. 450′den sonra Asya’da "blok basım" kullanılmaya baÅŸlandı. 868′de en eski blok basımlı kitap Diamond Sutradır. Katipler ustalıklarını artırmaya baÅŸladılar. 8. yüzyılda BaÄŸdat’ta ve 9. yüzyılda Mısırda İslam rejimi kağıt üretimini yaygınlaÅŸtırdı. Onuncu yüzyılda kağıt üretimi hızla yayılmaya baÅŸladı. Avrupa’da ise, kilisenin egemenliÄŸindeki orta çaÄŸlara ulaşıldığında, yazı ve bilim tümüyle kilisenin tekelinde ve kontrol undaydı.

Yazıların içeriği ve biçimi

Yazının icadı “zamanı gelmiÅŸ olan bir fikir” deÄŸil, fakat üretim koÅŸullarının zorladığı bir yenilik-buluÅŸtur. Yazının içeriÄŸi kaçınılmaz olarak bu yeniliÄŸi arayan koÅŸulların gereksinimini giderecek görevi ve içeriÄŸi taşıyacaktır. Eski imparatorlukların yazı sistemleri o zamanların kültürel ve mental dünyasını anlamada önemli rol oynadığı belirtilir, fakat yazının gerçek önemi ekonomik, yönetim ve ticaret alanındaki anlamında yatar. Tapınakların geniÅŸ kaynakları denetlemeleri gerekliydi; gelirler hesaplanmalıydı; geniÅŸleyen kaynak temeli için tek bir kontrol saÄŸlanmalıydı.(Childe, 1967).

Eski İmparatorluklardan kullanılan metinler oldukça çeşitlilik göstermektedir. Bunların çoğunluğunu siyasal yönetim güçlerinin belgeleri oluşturmaktadır. Babil, Mezopotamya, Hitit ve Asur krallarının yasaları siyasal ve ekonomik ilişkileri, kölelik ve mülkiyet haklarını belirler ve düzenlerler. Anadolu ve Mezopotamya uygarlıklarının yazıtlarındaki belgelerde memur raporları, satın alma senetleri, vasiyetler, mübadele senetleri, kral mektupları ve komşu uluslar arasındaki ilişiler, eski imparatorluk düzenlerinin toplumsal yapısı ve ilişkileri hakkında bilgi verirler. Asurluların Harran envanteri adıyla anılan belge, hayvanlar, sulama araçları ve köleleri de içeren ve Asurluların sömürge topraklarını kapsayan bir liste sunar (Diakov ve Kovalev, 1987). Hitit kroniklerinde olduğu gibi tarihsel metinler uluslararası egemenlik ilişkilerini öykülerler.

Yazının ilk gereksinim duyulduÄŸu ve kullanıldığı alan ekonomik konum olduÄŸu için, bu alandaki içerik, malın hüviyeti, mülkiyetin belirlenmesi, imza, mal listesi, malın sınıflandırılması, mübadelenin kaydı, hesap kaydı vb. biçimleri içerir. Yazının sonradan siyasal\dini yönetimde kullanılmasıyla, ekonomik içeriÄŸe siyasal yönetim içeriÄŸi de eklenmiÅŸtir. Bu içerikleri Anadolu uygarlıklarından kalan yazıtlarda (örneÄŸin tabletlerde) oldukça bol görürüz. İçerik egemenliÄŸin kendini ifadesidir ve egemenlik altındakinin sözü veya istemi yer almaz. Egemenlik altındakilerin istemleri ve davranışları, bu yazıtlarda düzenlenir. ÖrneÄŸin Hammurabi (m.ö. 1792-1750) yasaları Babil imparatorluÄŸunun kölelik sistemini yasal bir çerçeveye oturtmuÅŸtur. Hammurabi yasalarında amaç, örneÄŸin egemen kalabilmek için kölelikte köleliÄŸi adil gösteren adalet getirmekti (ErdoÄŸan, 1997a). Anadolu’nun eski uygarlıklarının “yazılı edebiyatı” güç merkezinin kendini anlatımıdır. Mısır’ın en eski egemenlik edebiyatı Piramit yazıtlarıydı. Bunlar firavunların mezarlarının duvarlarındaydı. Bu yazıtlarda firavunun tanrı olduÄŸu tekrar tekrar iletilir. Eski dönemden sonraki edebiyatta yazıtların popülerleÅŸtiÄŸi görünür: Bu yazıtlarda günün kötülüklerine karşı protestolar, sosyal adalet talepleri, romantik heyecanlar, kadın, ÅŸarap ve ÅŸarkılar iÅŸlenmiÅŸtir. Elbette iÅŸleyenler Mısır halkı deÄŸil, “yazmayı bilen” ve “böyle yazması” istenenlerdir.

İlk yazı tablolar ve listelerle grafik biçimindeydi ve temsil olarak konuÅŸmanın deÄŸil kelimelerin temsiliydi. Yazılarda efsaneler, halk öyküleri veya edebi biçimlere rastlanmaz; Babilon’un tapınaklarında ve palaslarında bulunanlar idari ve ekonomik dokümanlardır (Goody, 1977). Sümer imparatorluÄŸunda geliÅŸtirilen en ilk yazı ticari amaçlı yazıdır: Taşınan mallara baÄŸlanmış, malların hüviyetini belirleyen ve kiÅŸisel mühürü taşıyan kil etiketler bu ilk yazı biçimlerini temsil eder. Sonradan, kimlik belirlemede malları resimlerle temsil edilen listeler ve gönderenlerin yazılı imzaları kullanılmaya baÅŸlandı. İsim ve maddelerin detaylarını taşıyan tabletler yevmiye defterlerinin, mizanların ve muhasebe defterlerinin geliÅŸmesine önderlik etti. Bu tür yazı sistemi kamu ekonomisi ve yönetimi ihtiyaçlarından yükselen bir temele dayanır. Dolayısıyla, ilk yazı biçimleri geliÅŸen bürokratik yapılarda ekonomik ve yönetim amaçlarla kullanılmıştır.

Yazılardaki listeler malların listesi olarak kalmadı; faturalar, hesaplar, tarihler, malın cinsi, iÅŸ adı ve çalışanların ismi, mühürler olarak geliÅŸti. Siyasal yönetim alanında imparatorluklar arasındaki anlaÅŸmaların, üst zümreler arasındaki mektuplar, imparatorluÄŸun yönetimindeki olaylar, yasalar, boÅŸanma kuralları, yeminler, serbest bırakma kontratı, tarihi olayları sıralayan yıllıklar, dini vahiyler, kronolojiler, savaÅŸ hikayeleri ve kontratlar biçiminde geliÅŸti. Bu geliÅŸme bugün “tarih” dediÄŸimiz kavramın baÅŸlangıcıdır. Bunun yanında kelime listelerin, olayların listesinin uzantısı olarak ortaya çıkması kategorileÅŸtirme ve bilginin geliÅŸmesine önderlik etti (Goody, 1977).

Eski imparatorluklardaki mülkiyet iliÅŸkileri aynı zamanda köle ve mal sayımı ve toprak ölçümü gibi gereksinmeler için matematiÄŸin geliÅŸmesini de getirdi. Zamanla yazı bilim, muhasebe, matematik ve astronomi için zorunlu araç oldu. Pozitivist bilimciler için, yazı uygarlığın referans noktasıdır. Elbette, bu evrenselleÅŸtirmeyi ve herkese mal etmeyi yapmadan önce, nerede, hangi koÅŸullarda, kimin ve ne için gibi sorulara cevap verilmesi gerekir. Babil’lilerde hesapla “güneÅŸin günde 360 adım atıyor” ile çemberin 360’derece olması belirlendi; Gündüz ve gece 12 saat olarak hesaplandı. Haftanın yedi gün olarak saptanması m.ö. bin ortalarında, gözle görülen yedi büyük yıldızın (güneÅŸ, ay ve beÅŸ gezegenin) yedi tanrı olarak anlamlandırılmasıyla çıktı. Mısır uygarlığında yıl 365 gün, 12 ay ve geri kalan beÅŸ gün bayramlara ayrıldı.

M.Ö. 3 ve 2 binlerde Sümer ve Babil edebi yapıtları siyasal ve ekonomik yazıtların yanında, özellikle dini içerikli ve dolayısıyla insanın düşünce tarzını ve ideolojik biçimlenmesini saÄŸlayan yazıt biçimleridir. Yazıtlar büyük çoÄŸunlukla dinsel törenler veya büyüyle ilgilidir. Mitolojilerde de dinsel ilgi egemendir. Resmi dinin mitolojisini sunan Sümer ve Babil edebiyat yapıtlarında birçok folklor (halk mitolojilerinin) motiflerine rastlanır. Babillilerin özdeyiÅŸ ve ahlak ilkeleri yapıtlarında da, dini yapıtlarda olduÄŸu gibi, özellikle dinden geçerek saÄŸlanan boyunsunma içeriÄŸi hakimdir: “Kurban hayatı uzatır, dua günahtan kurtarır” (Diakov ve Kovalev, 1987:130). Mısır imparatorluklarının da yazılı metinleri öncelikle dinsel merkezlidir ve örneÄŸin piramitlerin, yeraltı ve oyma taÅŸ gömütlerinin iç duvarlarına kazınmış büyüsel metinler böyledir. Bunun yanında güçlü bireylerin öz yaÅŸam anlatan din dışı yazıtlar da vardır. Siyasal gündelikler (cronicles) ve yıllıklar Mısır’ın özellikle yeni imparatorluk döneminde siyasal bir tarih biçimine dönüşen, firavunların seferlerini, fetihlerini ve büyük baÅŸarılarını anlatırlar. Mısırda Orta imparatorluk döneminde Harpçının Åžarkısı ve Ruhuyla YaÅŸamaktan Yorgun Düşmüş Bir Adamın DiyaloÄŸu gibi yapıtlar (Diakov ve Kovalev, 1987:182) ezilenin ağır yaÅŸam koÅŸulları altındaki karamsarlık ve düş kırıklıklarını dile getirirler.

Hititlerde de yazıtlarda öncelikle yasal biçimlendirmeler ve diplomasi ve savaş hakkında ayrıntılı bilgiler veren siyasal gündelikler vardır. Hitit taş kabartmalarında iletilenler Hitit yönetici sınıfını ve köleci devleti koruyan tanrıların resmedilişi yanında, savaş sahnelerini, hayvanları, çiçekler, avcılar gibi günlük yaşamla ilgili canlı anlatımlar da vardır. Hitit edebiyatından kalıntıların kalmaması ve Hatuşaş kütüphanesinin büyük bölümünün kaybolması yazı aracı olarak tahta tabletleri kullanmalarından kaynaklanmaktadır.

Asur yazıtlarında da gene iç ve dış ilişkilerle ilgili yazıtlar egemendir. Asur saraylarının alçak-kabartmalarında savaş tutsaklarının köleliğe götürülmesi ve asillerin işkence edilmesi ve kralın av sahneleri anlatılır.

Asurlular ülke içinde haberleşmeyi ve askeri harekatı güvenlik altına almak için sürekli posta bağlantıları kurmuşlar ve taş döşenmiş ulaşım-iletişim yolları yaptırmışlardı. Yazıtlar ve kabartma kalıntılar kralların barış ve savaş zamanındaki yaşam öykülerini (bahçe ve havuzlarını, eşlerini, ailelerini, köllerini gösteren) anlatmaktadır.

İlk metinleri Sümerce olan Gılgamış ÅŸiirsel destanı Sümer’in Uruk kentinin öldükten sonra üçte ikisi tanrı olarak sunulan kralı Gılgamış´ın ölüm ve hayatın gizemini bulmaya çalışan serüvenlerrini anlatır. Destanda egemen dinsel açıklamalar ve iliÅŸkilerle, buna Gılgamış´ın mücadeleci direniÅŸi ve açıklama getiriÅŸi arayışı vardır.

Yazıtlarla kalan iletilerden başka sanat yapıtları arasında kalanlar da, örneğin hayvan tasvirleri, kabartmalar ve heykellerdeki anlatımlar, eski imparatorlukların yaşam tarzı ve egemenlik ilişkilerini öykülerler.

Yönetilenlerin okumayı öğrenme ve yazmayı öğrenmeme gereği

Raymond Williams’ın (1974:131), endüstriyel devrim sırasında İngiltere yönetici sınıflarının yaptığı hakkındaki yorumu, sadece o konuma ve zamana özel deÄŸildir. İletiÅŸimin kontrolü sürecinde eski imparatorluklar da aynı politikayı gütmüşlerdir: Halkın yazıyı okuması egemen yönetimin kurallarının, direktiflerinin ve ideolojisinin anlaşılması için oldukça faydalı görevselliÄŸe sahiptir. M.Ö. 59 da Roma’da her gün elle yazılmış Acta Diurna denilen dokümanlar meydanlara asılması, hiç deÄŸilse halkın belli bir bölümünün bunları okuduÄŸunu iÅŸaret eder. Fakat gene de, “ilk imparatorluklarda okuma ne denli yaygındı ve kimler arasında yaygındı” sorusu kesin cevabı olmayan bir araÅŸtırma sorusu olarak kalmaktadır. Ayrıca kamu alanlarında olmasının anlamı, Anadolu’da bir okuma bilenin okuyarak diÄŸerlerinin dinlemesi biçiminde miydi? Ve hatta Arapça duaları ezbere okuyanın okuması gibi miydi? Eski Anadolu medeniyetlerindeki yazıtlarda çeÅŸitli dillerin kullanılmış olması, yönetim kadrosunda çeÅŸitli dilleri temsil edenlerin olduÄŸunu ve egemenlik altındaki farklı kavimlerin yönetiminde o kavimlerin dillerinin de kullanılması politikasının egemen olduÄŸunu mu anlatır? Bu tür gereksinmeyi getiren koÅŸullar neler olabilir?

Halkın yazmayı öğrenmesine ihtiyaç yoktur, çünkü halkın yazıyla iletiÅŸeceÄŸi hiçbir emir, vereceÄŸi ders veya talimat, göndereceÄŸi ve hesabını tutacağı malı yoktur. Öğrenmeleri de yönetici güçler için görevsel deÄŸildir. Ayrıca yazmayı öğrenme, yazının kendi biçimi nedeniyle de oldukça zordu: “Hiyeroglif, çivi yazısı, Hint yazısı ve Çin’de geliÅŸtirilen yazının öğrenimi, yıllarca süren deneyimi gerektiriyordu. Yazı ustaları bu yüzden toplumda ayrıcalıklı bir statü kazanmıştı.” (Alemdar, 1981:16). Ancak Fenike alfabesiyle öğrenme çok daha kolaylaÅŸtı. Çok sonra kağıdın çıkması ve yaygınlaÅŸması ve örgün eÄŸitimin gelmesiyle okuma ve yazma da ulaşılabilir oldu. Fakat okuma veya yazmaya herhangi bir nedenle gereksinme duyulmadıkça, aracın var ve kolayca eriÅŸilebilir olması anlamını yitirir. Bunun en belirgin göstergesi 20. Yüzyılın Anadolu’sudur. Hele, televizyonun yaygınlaÅŸmasıyla, yazı okumaya dayanan egemen cehalete yeni ve önemli bir ekleme yapılmıştır: Cehaletin yazıyla desteklenip yaygınlaÅŸtırılmasının yerini, görüntülü cahilleÅŸtirme ve yönetme almıştır.

Yazma, aracı ve süreciyle, yazan ve yazdıranla, egemenliÄŸin mülkiyetinde olduÄŸu için, örneÄŸin, Anadolu’nun eski medeniyetlerinin on binlerce yazılı tabletleri arasında, halkın yazıtları yoktur; hepsi de imparatorluÄŸun yönetimi ve düzenleniÅŸiyle ilgili yazıtlardır. Mezopotamya’da, Mısırda, Roma’da ve Yunanistan’daki eski imparatorlukların yazılı kültürel kalıntılarının sahipleri ve içeriklerinin hiçbiri ne halkın, ne de halk tarafından kendi için üretilmiÅŸtir. Yazılı iletiÅŸim, imparatorluklar içinde ve imparatorluklar arasındaki siyasal ve ekonomik egemenlik ve kölelik iliÅŸkilerinin düzenleniÅŸinin ve yürütülüşünün kaydı ve iletisidir. Yazılı iletiÅŸimin aracı, amacı, konusu, kullanılışı ve sonucu imparatorluÄŸun mülkiyet yapısını ve mülkiyet iliÅŸkilerinin özelliklerini anlatır.

Egemen medyanın özellikleri, önceden-varolan örgütsel yapıyla beraberlikte bilgiyi kolaylaştırır. Bu kolaylaştırma, medyanın özel çıkarlara hizmet edecek ve genelin ulaşmasını engelleyecek bir şekilde konumlandırılması\yerleştirilmesiyle, yerleştirildiği konumdaki güç yapısı için çalışır. Bu güç yapısındaki egemen sınıfların dışındakiler için yazı, aydınlanma iletişim aracı değil, egemenlik, yönetim ve sosyal kontrol araçları olarak tecrübelenmiştir. Çivi yazısını kil tabletlere birleştiren Babil teokrasisinde; Papirüsü kullanan eski Mısır imparatorluğu, Roma ve eski Yunan imparatorluklarında iletişim medyasını düzenlenişi ve fonksiyonu bu şekilde olmuştur.

Nasıl ki jestler dilin geliÅŸmesine yol açtıysa; fonetik alfabe de kapalı iÅŸaretler\resimler sistemine devam olarak geliÅŸti. İmparatorlukta devlet kurumsallaÅŸma ve örgütlenmesi kompleksleÅŸtikçe, iletiÅŸim araçlarındaki (means of communication) uygun deÄŸiÅŸmeleri gerektirdi. Papirüs’ün fonetik alfabeyle kullanılması geniÅŸ bölgelerin ve toprakların kontrolda oldukça fazla etkiliydi. Papirüs’un kullanımı, askeri gruplarla toprakların kontroluna yardım etmiÅŸtir. . Innis’e göre (1951) İslamın yayılması, Mısırdan papirüsün ihracatını azalttı ve 719’da ortadan kalktı ve yerini Orta ÇaÄŸlarda bilgi tekelini Kiliseye veren parşömen aldı. Fakat belirleyici olan papirüs deÄŸil, papirüsün yer aldığı üretim biçimi olmuÅŸtur.

*

SÖZLÜ VE YAZILI İLİŞKİSİ: EGEMENLİK VE ANLATIM BİÇİMLERİ

Dil, sözsel veya yazısal, sosyal ve kollektifdir. “Anlam, onu benim için yapmadan önce, topluma aittir; Benim stilimin bireyselliÄŸine raÄŸmen, ben sadece sistem tarafından bana verileni sunabilirim (Lecercle, 1990: 106). Benzeri ÅŸekilde, Chomsky’nin belirttiÄŸi gibi, kullandığımız cümleler yeni veya eÅŸsiz olabilir, fakat kullandığımız gramatik kalıplar öyle deÄŸildir. Dil, günlük kullanımda radikal yeniliÄŸi kösteklerken, aracın iletimsel gücünü uzatır. Josipovici, dilin kullanımında, aslında, bizim kendi dışımızdaki güçlerle “konuÅŸulduÄŸumuzu” veya “yazıldığımızı” belirtir. Elbette, biz papaÄŸanlar gibi “konuÅŸmacı” deÄŸiliz. Elbette bu güçler bir üstün varlık veya tarihsel gereklilik oluÅŸturmazlar; duraksız deÄŸiÅŸen ve çeliÅŸkili baskılar çokluÄŸu, bizim “gerçek” olarak aldıklarımızı oluÅŸturur.

Jesuit Ong’un belirttiÄŸi gibi, bütün söylemlerin\iliÅŸkilerin paradigmasının yazılı metin olduÄŸunu düşünenler, dillerin sadece çok küçük bir parçasının basıldığı ve basılacağı gerçeÄŸiyle yüzleÅŸmelidir. ÇoÄŸu diller metinselsiz yok oldular ve yok olmaktalar (Ong 1986:26). Dünyanın farklı yerlerinde ve farklı zamanlarında konuÅŸulan dillerin onda birinden azı yazılı biçim geliÅŸtirmiÅŸtir. Yazı geliÅŸtirmiÅŸler arasında önemli literatür üretenlerin sayısı yüzün birazcık üzerindedir. (Harris 1986: 15).

Yazının ilk imparatorlukta kullanım biçiminden kolayca anlaşılabileceği gibi, yazılı kelime, sözün yerini almamıştır. Fakat toplumsal ilişki ve iletişim biçimine yeni bir boyut eklemiştir. Bu yeni boyutun önemi ve kapsamı, gördüğü fonksiyonlarda yatar. Yazı elbette konuşmayı ortadan kaldırmadı. Yazıyı kullananlar arasında, eski konuşma değişir ve söz yazının sistematik biçimiyle sistematikleşir. Ticari ve siyasal-dinsel yönetenler ile yönetilenler arasındaki dil\konuşma farkı hem içerik hem de nitelik bakımından daha da artar. Egemenin dili egemenliğin üretimiyle uğraşırken, egemenlik altındakilerin dili hem mücadele hem de istekli ve zorunlu boyunsununun ifade biçimlerini taşır.

Sözlü gelenekte bilme, duyma ve anlatarak anlatılanı göstermeye dayanıyordu. Yazı teknolojisiyle, bilmede okuyan için, anlatılanı sembolsel olarak görme ön plana geçer. Kitaba dayanan örgün eÄŸitimde, sembolü (dili) görerek anlamlandırma egemen öncelik alır. Yazı geleneÄŸinin egemenliÄŸi pozitivist-empiricism’de o denli ileri öncelik durumunu kazanır ki, gözlemlenemeyen fenomen bilimsellik dışında tutulur (ErdoÄŸan, 1998; Classen 1993).

Sözsellik, Ong’un deyimiyle (1986) ÅŸimdiye baÄŸlı ÅŸimdiki gerçek etkinlik ve “ doÄŸaldır”; yazı ise “ölü” ve “yapay”. Yazı insanın dışında ve insana yabancı bilinçli ve yansımacı bir biçimde belirlenmiÅŸ bir teknolojik üründür. Yazılı kelimeler sesin (vekaleten) yerini alır; ta ki içten veya dıştan okuma yoluyla tekrar sese dönüştürünceye kadar bir yüzey üzerindeki iÅŸaretlerdir (Ong, 1974:166). Eski imparatorluklarda, belli güçlerin yönetim gereksinim ve amaçlarına hizmet eden yazı, beyne kayıt ve beyinde hatırlama yoluyla tekrar çağırarak kullanmaya, daha güvenilir olan kayıt etmeyi ve bu kayıtı sözselleÅŸtirerek (okuyarak) hatırlamayı ekledi. Yazıyla, elbette, sadece insanın deÄŸil doÄŸanın, zaman ve yerin kontrolunu geliÅŸtirmenin bilimsel sistemliliÄŸine doÄŸru gidiÅŸ baÅŸlar.

Söz ve sözle iletiÅŸim herkes tarafından ve herkes için vardır; fakat yazılı kelimeyi okumak çok az ve üretmek ise sadece seçilmiÅŸ birkaçın mülkiyetinde ve kabiliyeti içindedir. Sözlü iletiÅŸimle, en temel Diyalog ÅŸekliyle, insanlar arasındaki iliÅŸkiyi kurar ve derinleÅŸtirir. Ses birey gruplarının bilinç ortaklığında kurulan gerçek cemaatin biçimlenmesinde önceliÄŸe sahiptir. Ses kiÅŸiyi dünyaya yerleÅŸtirir ve o andalığı iletir (Ong, 1967:124, 129). SözselliÄŸe Ong’un verdiÄŸi karakter ancak, diyalog koÅŸullarında egemendir. SözselliÄŸin Diyalog karakteri dikey iletiÅŸim biçimi içinde karakter deÄŸiÅŸtirir ve sansür, yasal yasaklar, gelenekler ve görenekler, görevler ve sorumluluklar adı altında gelen egemenlik iliÅŸki yapılarıyla, söz ortaklaÅŸalığın anlatımından çıkartılır ve egemenliÄŸin gerçekleÅŸtirilmesi ve yürütülmesinin aracı olur.

Sözsellik belleÄŸin rolü ve iletiÅŸimde somut durumun buradalığı ve ÅŸimdiliÄŸi bakımından oldukça önem taşır. SözselliÄŸin ÅŸimdiliÄŸi, iletiÅŸimi etkinliÄŸe baÄŸlar. Sözsel iletiÅŸimde, yazının yapamadığı bir ÅŸekilde, anlık faaliyet\yapma ve reaksiyon teÅŸvik eder. Bu reaksiyon, sözelliÄŸin toplumsal örgütlü yapıda olduÄŸu konumun egemenlik\mücadele karakterine göre biçimlenir: Yapma ve yaptırma; katılma ve birlikte yapma gibi…

Sözsellikte bellek dışında kayıt yoktur. Yazılı kelime, bellek dışında kayıttan geçerek, kaydedildiği gibi, hatırlamaya yardım eder. Bellek toplumsal bireyse aittir; yazılı kelime dışsaldır. Bu dışsallık yazıda araç ve süreç olarak yazanı ve okuyanı üretimde ayırır; kullanımda ise araçtan ve okuma sürecinden geçerek farklı zaman ve yerde, birbirinden soyutlanmış olarak birleştirir.

Sözsellikte, belleklerdeki dışında, yazılıda olduğu gibi geri dönüşlü bir tarih yoktur. Fakat bunun anlamı elbette, o toplumun tarihten yoksunluğu değildir; fakat şimdiye sıkı sıkıya bağımlılığı; dünü ve bugünü yaşamada aynı andalığıdır. Bu aynı andalıkta ses\söz işleyen güç\iktidar kaynağıdır. Kişi ok ve yayı kullandığı gibi, kelimeleri de amaçları gerçekleştirmek için kullanır. Bu amaç ilk kavimde grup temellidir; eski imparatorluklarda ise grup yerini grupların oluşturduğu sınıfsal yapılar alır.

Sözsel toplumda konuşma nosyonu, tanımlama dilinden çok, faaliyete\etkinliğe dayanır. Söylenenin unutulmaması için çeşitli stratejiler geliştirilmiştir: Öykü, törenler, rituals, formüller ve hafızayı güçlendirme (mnemonics) üzerine kurulmuştur. Şiir, destan, ağıt


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -