‘İktisat’ Kategorisi için Arşiv

Sermaye Bütçelemesi

Salı, 06 Kasım 2007

SERMAYE BÜTÇELEMESİ

I. GÎRİŞ

Sermaye bütçelemesi teorisi ile uygulaması arasında büyük farklar vardır. Geçen onbeş yıl içinde sermaye bütçelemesi teorisi; kârlılık analizi, matematiksel programlama, olasılık ve istatistik teorisinden büyük ölçüde yararlanmıştır ve bu nedenle sermaye büt-çelemesini bunlar olmaksızın düşünmemek gerekir. Kuşkusuz ay¬nı süre içinde sermaye bütçelemesi uygulamasında da değişiklikler olmuştur, fakat işletme yöneticileri yeni tekniklerin bir çoğunu ka¬bule yanaşmamışlardır. Bu makalenin amacı teori ve uygulamayı karşılaştırmak ve 1) teori ve uygulama arasındaki farkın yapısını ve farkı yaratan nedenleri araştırmak, 2) teorinin uygulamaya el¬verişli hale gelmesini sağlayacak yolları göstererek bu farkın azal¬masına yardım etmektir. Makale, anlaşılmasını kolaylaştırmak amacı ile dört bölüme ayrılmıştır : Finansal yönetimin amaçlan, yatırım kararlarında riziko analizi, yatırım seçiminde kârlılık krite¬ri ve sonuçlar.

Sermaye bütçelemesi teorisini birkaç cümlede açıklamak ola¬naksızdır diyemeyeceğiz ama çok zordur. Günümüzdeki serma¬ye bütçelemesi teorisi derken; «Management Science, Journal of Finance, Journal of Financial and Ouantitative Analysis ve Enginee-ring Economist» gibi dergilerde yayımlanan makalelerde yazılanları kastediyorum. Bu teori, genellikle modern matematiksel aletlerin

kullanamasın! gerektirir. Günümüzdeki sermaye bütçelemesi uygu¬laması olarak 1969 yaz aylarında yönettiğim örnek olay çalışmala¬rını göstereceğim. Bu çalışmada; elektronik, havacılık, petrol, ev aletleri ve büro malzemesi endüstrilerinde sekiz orta ve büyük iş¬letmede görüşmeler yapılmıştır1. Görüşme yaptığım işletmelerde bütün gün süren tartışmalar yaptım. Alman örneğin küçüklüğü ne¬deniyle uygulamaya ait, istatistik genellemeler yapmak istemedim, işletmeler seçilirken, yönetimlerindeki etkinlik dikkate alındığın¬dan, bu işletmeler günümüzdeki sermaye bütçelemesi hakkında ge¬nel bir fikir verecektir.

II. FİNANS YÖNETİMİNİN AMAÇLARI

Optimal yatırım kararlan, işletmenin ulaşmak istediği bir ama¬ca dayanır. Günümüzde finansman teorisi, işletmenin adi hisse se¬netlerinin pazardaki değerlerini arttırmak isteyeceğini varsayar. Adi hisse senetlerinin değerlerinin belirsizlik koşullarında nasıl belir¬leneceğini açıklayan yayınların sayısı hergün artmaktadır. Örne¬ğin, John Litner’e göre2; tarn işleyen sermaye pazarında yatırımcı¬ların bekledikleri gözönünde tutularak menkul kıymetler cüzdanı rizikosu, kârların varyansımn ağırlıklı ortalaması ve kârlar ve öte¬ki gelirlerin kovariansı ile ölçülür. Böylece her hisse senedinin fi¬yatı; beklenen gelirler, net faiz oranı ve belirli bir fiyatı olan rizi-konunun fonksiyonudur.

Finans yöneticilerinin amaç olarak neyi kabul ettiklerini incele¬meden önce, hisse senetleri değerlerini arttırma amacını yönetim yönünden ele alalım. Finans yöneticisinin bu amacı gerçekleştir¬mek için plânlama süresi içinde hisse senetlerinin değişik zaman¬lardaki fiyatlarını tespit edecek kritere ihtiyacı vardır. Günümüz¬deki teori bunu vermemektedir. Bu sav belirlilik ve tam sermaye

pazarlannda geçerli değildir. Çünkü işletmenin hisse senetlerinin plânlanan sürenin sonundaki değerini arttıran tedbirler, aynı za¬manda bu süre içinde de hisse senetlerinin değerini en yükseğe çı¬karacaktır. Şekil l A da görüldüğü gibi, I eğrisi, II nin üstünde ol-

duğundan tercih edileceği açıktır. Fakat belirsizlik ve tam işleme¬yen sermaye pazarında, plânlanan dönemin sonundaki hisse senet¬leri fiyatlarının dönem içindeki fiyatların durumunu göstermesi beklenemez. Şekil l B de görüldüğü gibi, hisse senftlpri fivatloT-ın.

da iki hareket, fiyatların zaman modelinde iki kesişmeye yol açar. Bu ikinci durumda, birbirini kes’ . fiyat modelleri arasında seçim için bir kriter yoksa, hisse senetleri -fiyatlarım arttırmanın pratik bir anlamı yoktur. Böyle bir seçim yapmak için bir modelin öte¬kini aştığı bir süreyi ele alabiliriz. Anlattıklarımızı bir formülle gös¬termek istersek, şöyle bir formül ortaya çıkar :

»T

0 = j (Pt — P’t) e-rtdt

J

O

Burada, Pt ve P’t sırasiyle, III ve IV eğrileri ile gösterilen hisse se¬nedi fiyatlarını, r, ıskonto oranını, T ise zaman süresini gösterir. Yalın bir kural olarak; 0^0 ise III ün, aksi halde IV ün seçileceği¬ni söyleyebiliriz.

Zaman modeli III ün seçildiğini varsayalım. III cü eğriyi na¬sıl devam ettirelim ki hisse senedi fiyatları zaman modelinin her noktasında arttırılmış olsun? (şekil l C). Başka bir deyişle eğri III

te olduğu gibi, bir hisse senedine düşen gelir (eps) serisi alınırsa, hisse senedi fiyatlarını arttırmak için, hisse senedi başına gelir (eps) serisi nasıl eğri III den eğri IH’e ayarlanabilir?3 B. G. Mal-

kiel4 belirlilik^ koşullarında herhangi bir menkul kıymetin fiyat-gelir rasyonunun, model bir standart hisse senedinin fiyat - gelir rasyosuna eşit olduğunu tamtlamıştır. Ele alınan hisse senedi ile standart hisse senedinin büyüme oranları farklı ise gerekli ayarla¬maların yapılması gerekir. Malkiel modelini belirsizlik koşullarında uygulamış olmasına karşın, karşılaştığı çapraşıklıklar tamamiyle belirsizlik modeli kurmasını engellemiştir. Biz, riziko faktörünü de hesaplamalara sokarark Malkiel’in modelinde küçük bir değişiklik yapacağız. Riziko, hisse senedi başına gelir (eps) serilerinin stan¬dart hatası ile ölçülür ve bu standart hata serilerin eğimine bağlı olarak değişir. Eğimin yüksekliği ve serinin az rikilu oluşu fiyatın yüksek olmasını gerektirir.

Bu riziko ölçüsünün nasıl kullanıldığını göstermek için her¬hangi bir zamandaki hisse senedi başına gelire t, üç faktörün topla¬mına da x (t) diyelim :

Bu formülde; a, b, c sabit değerler, h, karşılaştırılması o sı5 gerçek rakamlar serisinin bir elemanı ve t zamanı gö

V *

tedir. a + b eğim, > sin — karşılaştırılamaz süreler

fonksiyonlarının bir serisinin toplamıdır ve düzenli olmz galanmalan gösterir, u ise düzenli olmayan değişmelerin dır. x * (t) ye, x (t) ran eğim değeri dersek, riziko ölçür gıda formülü verilen, eğimin standart sapması olacaktır.

N gözlem sayısıdır. Burada tanımlanan riziko, menkul kıymetin kendine has rizikodur. Yatırımcının, menkul kıymet cüzdanların-

:

daki yatırımlarını değişik menkul kıymetlere dağıtacak kaynağı ‘/arsa, bu riziko kavramının değiştirilmesi gerekir. Bu durumda ba¬zı yazarlar6 tarafından tanımlanan kaçrnılabilir ve kaçınılamaz ri¬ziko türü ile karşılaşırız. Bir menkul kıymet cüzdanı içinde men¬kul kıymetin rizikonusunu belirleyen, kaçınılamaz unsurdur.

Finans Yönetimi Uygulaması

Görüşme yapılan yöneticilere finansal yönetimin amacının ne olduğu sorulmuştur. Ayrıca işletmenin değerini arttırmak için al-ternatifiler arasında seçim yapıp yapmadıkları sorulmuştur. Alınan cevaplardan birkaç örnek aşağıdadır :

«Amacımız bu şirketin yüksek büyüme hızım finanse etmektir. Borcumuz olmadığına göre, büyümeyi finanse edecek kadar kazan¬dığımızdan emin olmalıyız. Bu arada hisse senetlerinin değeri de arttırılmaktadır. Fakat biz bunun üzerinde durmuyoruz».

«Hedefimiz, her üç ayda yapılan hesaplamalarla, hisse senedi başına geliri arttırmaktır. Çünkü şirketimiz gençtir ve büyümekte¬dir. Gelecekteki finansman ihtiyacımız bakımından önemli olduğun¬dan yatırım yapmak isteyen halkı korkutmak istemiyoruz.»

«Birçok hissedar hisse senetlerinin değeri ile ilgilenir. Hisse senedinin değerini tespit ederken hisse senedi başına gelir en önem¬li faktördür. Fakat şu gerçeği de akıldan çıkarmamak gerekir; his¬se senedi başına gelirin aynı kalmayıp devamlı olarak artması is¬tenir. Gelirleri arttırmak için de birçok işletmenin hayat kaynağı demek olan satışları arttırmak gereklidir.»

Finans yöneticisinin amacı işletmenin sermayesini en az mali¬yetle arttırmaktır. Bu amaca erişmek için, istikrar ve büyüme kav¬ramlarım iyi anlamış olmalıdır. Bu şirketin miktarında ve gelirin¬de bir önceki yıla göre % 15 ila 18 büyüme bekliyoruz.»

Her fikrin kendisini açıklamış olması yanında, üç nokta üze¬rinde ayrıca durmak gerekir. Birincisi, bazı yöneticilerin amaçları¬nın, işletmenin değerini maksimize etmek olduğunu açıkça belitmemiş olmalarına karşın, bu amacın varlığını cevaplarından

çıkarabiliriz. İşletme yönetimi, daha çok işletmenin çalışması ile ilgilendiğinden hisse senetlerinin değerini maksimize etme amacı, çalışmanın hedefi olan büyüme ve gelir akımında istikrar sağlam¬aya dönüştürülmüştür. İkincisi, yöneticiler kendi işletmelerinin değerinin yatırım yapacak olan halkın, yatırım yapacakları kıymet¬leri seçmelerinden etkilenmeyeceği kanısındadırlar. Bu yaklaşım, uygulama yönünden basit olma avantajına sahiptir. Kaçınılabilir rizikonunun, toplam riziko içinde önemli bir payı varsa, bu değer¬leme yaklaşımı teorik olarak yeterlidir. Üçüncüsü; hisse senetleri¬ni değerinin maksimize edilmesi devamlı büyümeye bağlı ise, yeni fikirlerin devamlılık göstermesinin yöneticiler için hayati önemi vardır. Yöneticilerin devamlı olarak yeni fikirleri araştırması ya¬nında, finans teorileri yeni fikirlerin nasıl yaratılabileceğinin anla¬şılmasına pek katkıda bulunmamışlardır.

III. YATIRIM KARARLARINDA RİZİKO ANALİZİ

Riziko Kavramı

Riziko analizi teorisi - Sermaye bütçelemesi teorisinde ana so¬run rizikodur. Finansman konusunda yazı yazanların bir çoğu7 pro¬jeler yerine menkul kıymet cüzdanı seçmelidir ve bu menkul kıy¬met cüzdanının rizikosunu gelirlerdeki değişikliklerle göstermeli¬dir8. Riziko analizinde bu yaklaşım, Markowitz’in menkul kıymet cüzdanı seçiminde quadratik programlama modelinin doğrudan doğruya adapte edilmesidir. Varyansta matematiki olarak oynamak kolaydır, fakat finansman yazarları riziko kavramının tanımından tatmin olmamışlardır. Gerçekten Markowitz’in kendisi de varyan-sın rizikonun ölçüsü olarak alınmasında tereddütlüdür’.

Varyanstan başka, rizikonun ölçüsü olarak 5 alternatif almış¬tır. Bunlar; beklenen zararlar miktarı, zarar ihtimali, beklenen

mutlak sapma, beklenen en fazla zarar, ve tek yönlü varyans (se¬mi-variance)tzr. İlk dört ölçü şu .veya bu nedenle reddedilmiştir. Ge¬riye kalan varyans ve tek yönlü varyanstan, ikincisini Morkowitz teorik nedenlerle tercih ettiği halde, birincisinin hesaplanma ko¬laylığı nedeniyle riziko ölçüsü olarak kabul etmiştir.

Tek yönlü varyans neden rizikonun varyanstan daha iyi bir öl¬çüsüdür?10. R ııin, ihtimal dağılımı bilinen değişken olan yatırımın geliri olduğunu kabul edelim, h, gerçek değerleri karşılaştırılan R için önemli bir faktörü gösteriyorsa ve (R-lı)~, (R-h) <0 ise (R-h) ı, (R-h) > O ise sıfırı gösterir. Böylece Sh yi (h nm bilinmeyen olduğu tek yönlü varyans) veren formül şöyle yazılacaktır:

Sh = E [(R —h)’]2

Buradaki E, beklenen değer fonksiyonudur. Kelimelerle açıklamak istersek; tek yönlü varyans rastgele seçilmiş bir değerden, bekle¬nen hasılatın eksi sapmaların karesinin beklenen değeridir. Bunun tersine varyans, rastgele seçilmiş değerin ortalamasından baklenen hasılatın sapmalarının (artı veya eksi) karesinin beklenen değeri¬dir. Bunun anlamı şudur, yatırımcının düşündüğü sabit bir değe¬rin değişik dağılımları ile ilgili rizikoları tek yönlü varyans göster¬mektedir. Varyans dağılımların ortalamalarını aldığından, bu ka¬dar inceliklere inmez ve. varyansm verdiği değerler bir yargıya var¬mak için işe yaramayabilir. Çünkü geniş bir sınır içinde kalır. Ay¬rıca tek yönlü varyans hesabında ise aynı değerden artı veya eksi sapmalar aynı değerdedir. Sermayenin bir de fırsat maliyeti oldu¬ğundan, bir yatırımın rizikosu henüz işletmenin eline geçmemiş bir gelirin, hiç ele geçmeme ihtimali ile ölçülür. T’ek yönlü varyans rizikonun bu tanımına daha yakın bir tanım olmaktadır.

Riziko Analizi uygulaması - Görüşme yapılan yöneticilere «ya¬tırım rizikosu» kavramından ne anladıkları sorulmuştur.

«Riziko özelliği bakımından finansaldır. Özellikle hedef alınan verimden aşağı doğru sapmalarla ilgilenir. Bunun yanında, tahmi¬nimizden daha iyi sonuçlar alma ihtimali varsa bu bir negatif rizi¬kodur, yatırımı daha çekici hale getirir ve bir yatırımın güvenir¬liliğini belirlemede gözönünde tutulmalıdır.»

jr

«Riziko hedef olarak alınan verimin (rate of return) gerçekleş¬meme ihtimalidir. Riziko budur, değilmi? Hedef olarak seçtiğimi2 verimin gerçekleşeceğinden yüzde yüz eminseniz, rizikonuzda sıfır demektir.»

«Bir yatınmm rizikosunu değerlemede beni ilgilendiren üç faktör vardır, bunlar : Zararların toplam öz sermayenin belirli bir oranını aşma ihtimali, istenen verimin gerçekleşme ihtimali, nakit akışı esasına göre başabaş noktasında olma ihtimali. Nakit akışı¬nın başabaş noktası bir nevi hayatta kalma noktasıdır.» (Bu şir¬kette yatırım kararları az, fakat yatırımlar hacim bakımından bü¬yüktür).

«Şirketimizde kendilerini ödiyebileceğini sandığım bazı proje¬ler var ve bu işi yürütenlerle aynı fikirde değilim. Bu projeler ri¬zikolu yatırımlara aittir. Ben hedef olarak seçilen verimden daha yüksek verim verecek projeler için hiçbir zaman kaygıya düşmem. Riziko, verimin azalmaya doğru gittiği durumlarda olabilecek olan¬lardır.»

Bu söylenenlere göre, gözlemlerden iki sonuç çıkarmak müm¬kündür. Birincisi, yatırım karan işletme kaynaklarının yalnız kü¬çük bir kısmını ilgilendiriyorsa, riziko, hedef olarak seçilen veri¬me erişilememe ihtimalidir denebilir. Fakat yatırım, işletme kay¬naklarının büyük bir yüzdesini ilgilendiriyorsa, riziko, iflas tehli¬kesini de kapsar. İkincisi, yöneticilerin beklenenden az olma rizi¬kosundan söz etmeleri, tek yönlü varyansın rizikoyu varyanstan daha iyi tanımladığını gösterir.

Tek yönlü varyansın fizikonun daha iyi bir ölçüsü olduğunu göstermek için, işletme yöneticilerinden yatırım verimlerinin iki hayali dağılımı arasında seçim yapmaları istenmiştir. Her yatın¬mm şimdiki maliyetinin x dolar olduğunu ve bir yıl sonra bu ma¬liyet artı kâr (veya zararın) ihtimal dağılımının şekil 2 de gösteril¬diği gibi olduğunu varsayalım. Bu şekilde, her + işareti yapılması mümkün bir yatının sonucunu ve bu nedenle A dağılımında ortala¬manın 3, varyansın 4 ve tek yönlü varyansın l olduğunu gösterir. B dağılımında ise ortalama 3, varyans 4 ve tek yönlü varyans sıfır¬dır". Bunu uygulamak için, yöneticinin aynntılanm iyi bildiği ma-

liyet rakamlarını kullanması gerekir. Bu maliyet’rakamı bir karara varılmadan önce ihtiyatlı bir karşılaştırma yapabilmek için hedef olarak seçilen verime yakın bir verim ,rakamı vermelidir. Hedef olarak seçilen verim ve yatırımın düşünülen maliyeti işletmeden iş¬letmeye değişebilir.’ Burada, inceleme amacıyla maliyetin 100.000 dolar ve hedef verimin % 20 olduğunu varsayacağız. Sermayenin sınırlı olduğu örneğimizde, yöneticilerden A veya B den seçmeleri istenmiştir. Yöneticilerin üçte biri A, öteki üçte biri B yi seçmiş, geriye kalan üçte biri ise kararlarının duruma bağlı olacağını söy¬lemiştir.

Kararlar için gösterilen nedenler şirketten şirkete değişiktir, fakat aşağıdaki ifadeler önemli noktalan özetlemektedir:

«Neden A’yı seçtiğimizi açıklayayım. Onda 8 kârım 4 olacak, onda 2 de zararım l olacaktır. Yatırım kuşkusuz rizikoludur, fakat bu oyunun bir bölümüdür. Bizim endüstri dalımızda, A nın seçil-memesi benim için çok şaşırtıcı olacaktır, çünkü biz bu tür rizi¬ko ile her zaman karşı karşıyayız.»

«Günümüzdeki para darlığı nedeniyle zarar halinde sermayenin yerine konması ile ilgileniyorum. Sermayenin ölçülü bir maliyetle kolaylıkla sağlanabileceği bir dönemde olsaydık, rizikolu bir yatı¬rıma girişmede bu kadar duraksamazdım. Herhangi bir durumda yatırılan paranın geri geleceğinden tecrübelerle emin olmadıkça A yi seçmem.»

«Şimdiki menkul kıymetler cüzdanımızda yüksek verimli yük¬sek rizikolu projeler var, bu nedenle B yi seçerim. Başka bir gün¬de menkul kıymetler cüzdanı bakımından projeleri inceler ve A yi seçebilirim.»

«B projesinin % 20 verim getirme ihtimali % 80 dir. Hedef olarak seçtiğim verim de % 20 olduğundan güven düşüncesiyle B

ıskonto edilerek bulunur. Bulunan beklenen değer ve varyans, be¬lirlilik eşitlerine riziko yok varsayılarak çevrilir. Bu belirlilik eşi¬ti rakamı yatırımın kârlılığını belirler. Rizikoya ayarlanmış iskon-to oranında, yatırımın değeri, beklenen nakit akışı paranın zaman değerini ve aynı zamanda nakit akışında mevcut rizikoyu gözönün-de tutan oran ile iskonto edilerek bulunur. Sonuçta bulunan de¬ğer artı ise yatırım kârlı demektir.

Hangi yaklaşım kabul edilecek olursa olsun, yatırımcı yatırım seçiminde tek proje veya menkul kıymet cüzdanı arasında karar vermelidir. Bu ayırım, riziko analizinde belirlilik eşiti yaklaşımı kullanılarak kolaylıkla açıklanabilir. Günümüzdeki teori, işletme¬nin plânlama süresi içinde yalnız bir yatırım söz konusu ise, tek proje yaklaşımını daha uygun bulmaktadır. Bu analize güzel bir ör¬nek olarak Frederıck S. Hiller’in çalışmasını gösterebiliriz12. Yazar, yatırım ile ilgili nakit akışı dağılımlarından beklenen değer ve net şimdiki değerin varyansım hesaplamak için formüller bulmuştur. Bununla birlikte, birden fazla yatırım ele alındığında, işletmenin Yatırımlarının optimal seçimi tek bir yatırımın incelenmesi yerine yatırımların mümkün olan bütün kombinasyonlarının incelenmesi¬ne davanmalıdır. Menkul kıymet yaklaşımı seçilirse, kullanılacak model, proienin bölünmezliğini göstermek için karar üzerine etkili değişkenlere dayanan 0-1 koşullan ile Markowitz’in menkul kıy¬met cüzdanı secimi modelinin değiştirilmiş şeklidir13. Menkul kıy¬met cüzdanı vaklaşımı kullanan değişik bir model, R. Byrne, A. Charnes, W. W. Cooper ve K. Kornatek’in14 şansla sınırlı modeli-rlir. Bu modelde vazarlar bütün yatırımlara aynı zamanda uygula¬nan ihtimali geri ödeme zorunluluğunu kabul etmektedirler. Amaç, sınırlamalar içinde kalan ve beklenen net şimdiki değeri en yük¬seğe çıkaran projeleri seçmektir.

Rizikoyu birleştirme uygulaması - Yöneticilerin seçtiği riziko¬yu birleştirme yöntemi, rizikoya ayarlanmış iskonto oranı yaklaşı-

l

mıdır. Görüşme yapılan bütün işletmelerdeki yöneticilerin ihtimal hakkında konuşmalarına karşın hiçbiri açıkça yatırım analizi için ihtimal uygulanmasına başvurmamıştır. Yatırım teklifinde bulu¬nan bölümden aynı zamanda proje ile teklif edilen yatırımın ger¬çekleştirilmesi halinde değişecek nakit akımını da tahmin etmeleri istenmektedir. Bazı işletmelerde üç tahmin serisi kullanılmaktadır, bunlar; iyimser ve kötümser ve gerçekleşme ihtimali en yüksek tahminlerdir. İyimser ve kötümser tahminler bir ihtimal serisini de verirler. Gerçekleşme ihtimali en yüksek tahminden anlaşılma¬sı gereken mod değildir, fakat yöneticilerin ulaşılma ya da aşılma ihtimalinin 0.75 olmasını istedikleri tutucu tahminlerdir. Gerçekte yöneticilerden birisi gerçekleşme ihtimali 0.80 olan tahmin iste¬miştir.

Birçok durumda finans yöneticisi daha düşük tahminleri de içeren en muhtemel rakama dayanan yatırım analizini isteyecektir. Yöneticilere kararlarında raporların hangi yönlerini en fazla etkili olduğu sorulduğunda şu cevaplan vermişlerdir:

«Proje ile ilgili dokümanlar ciltler dolusu olabilir, fakat ben projeyi yürütene bir soru soracağım; rekabet halinde pazarın °/o 5, 10 veya 15 ine sahip olacağımızı nasıl hesapladınız. Cevabı beni tat¬min eder ve maliyet tahminlerinin doğruluğuna inanırsam, riziko¬ya girilebilir demektir.»

«Yatırıma karar vermezden önce işler tahmin ettiğimiz gibi gitmezse, ne yapabileceğimizi sorarım. Bir projenin geri ödeme sü¬resi kısa olabilir fakat başarısızlığa uğrama rizikomuzu sınırlamaz¬sak, bu iyi bir yatırım değildir.»

«Bazı hallerde yalnız, yatırımı tamamlayacak olan halkın o ya¬tırımı destekleyeceğine güvenerek kararlar alırım.»

Burada yöneticinin yaptığı iş, gerçekleşmesi en muhtemel olan rekamlarm doğruluğunu kontrol etmektir. Yönetici öngörülen ha¬sılat üzerinde insan faktörünü ve ihtimal plânlarını gözönünde tu¬tarak değişiklikler j-’apmaktadır. Yöneticinin dezavantajı, tahminle¬rin yapısının belirsizliğinden doğmaktadır. Gerçek zorluk, yatırım kararlarının" dayandığı nakit akışına ait güvenilir ihtimal dağılımı ortaya çıkarmaktır. Teori, analizlerinde düşünülen ihtimal dağı¬lımı ile başhyacak olursa, içinde bulunduğu problemin önemli bir yönünü gözönünde tutmamış demektir.

153

İşlebnelerin yatırımlarda menkul kıymet cüzdanı yaklaşımım kullanmalarına karşın, bunun yöntemi ve kullanılma nedenleri teo¬ride farklıdır. Günümüzde teori, menkul kıymet cüzdanı yaklaşı¬mında yatırımcının aşağıda açıkladığımız gibi hareket ettiğini ka¬bul eder. Yatırımcı, yatırım serileri için nakit akışını bulur, bun¬lardan gelirlerin varyans ve kovarianslannı hesaplar. Bundan son¬ra riziko ve gelirin en iyi kombinasyonunu veren yatırım cüzdanı-"i seçer. Gerçekte, projelerin analizleri her Mlüm tarafından ay¬rı ayrı yapıldığından projeler arasında kovaryans ile rizikonun hesabı yapılmaz. Başka bir deyişle, yüksek yöneticilere gelen ya¬tırım tekliflerinde günümüz teorisinin anladığı biçimde proje rizi¬kolarını değerleme için rakamlar yoktur.

Yöneticilere yatırım kararlarında menkul kıymet cüzdanı yak¬laşımım nasıl kullandıkları, daha açık olarak söylemek gerekirse, • yatırımlarını dağıtmada amaçlarının ve yöntemlerinin ne olduğu sorulmuştur. Dağıtma bir bütün olarak düşünülmüş, bir yatırıma ayrılacak belirli bir paranın parçalanması olarak düşünülmemiştir. Uygulamada üretimde bulunan bölümler için ayrıntılı bir kılavuz hizmeti görecek olan uzun devreli plânlara ihtiyaç vardır (genellikle 5 yıllık). Plân, işletmenin eskiden çalıştığı veya sonradan ilgilenme-ya başladığı konularda, değişmeyen önemli bir noktayı belirtebilir veya yeni fikirler ve mamullerle birlikte gelmiş olur. Bunlar, da¬ğıtma ile ilgili önemli kararların alındığı işletmeler için söz konu¬sudur. Bu plânı uygulamada yöneticiler işletmenin birçok faaliyeti¬ni, ilgilendikleri geniş alan içinde toplarlar. Bu plânın tek tek ya¬tırımlar için uygulanması söz konusu değildir. Varyans ile kovar¬yans hakkında bilgiler, önceden bilindiği varsayılır. Teorik olarak dağıtma, gelir akımını istikrarlı hale getirme ile ilgilidir, fakat uy¬gulamada yöneticiler daha çok büyüme ile ilgilenir.

IV. YATIRIM SEÇİMİ İÇİN KRİTER

Yatırım Seçimi için Kriter Teorisi - Yukarıda gelir ve riziko ile ilgili açıklamalarımızda geliri, verim, net şimdiki değer, geri öde¬me süresi veya muhasebe kârım (accounting profit) tammlamak-sızın, gerîel anlamı ile kullandık. Böylece riziko üzerinde durabil¬dik. Günümüzde teori verim veya eşiti olan net şimdiki değeri, geri ödeme süresi veya muhasebe kârından daha iyi bir gelir ölçüsü olarak görür. Bu tercihin nedeni, belirlilik koşullarında eşit büyük-

lükteki iki yatırımdan daha büyük verimli olan projenin işletme¬nin değerini yükseltmesidir. Bu tercih, belirsizlik koşullarında da yeteri kadar incelemeye tabi tutulmaksızın geçerli sayılmaktadır. Geri ödeme süresi ve muhasebe kârı daha az faydalı olarak kabul edilir, çünkü, bu yöntemlerin yaptığı verimin ortalamasını almak¬tan ibarettir. Bununla beraber, geri ödeme süresi genellikle riziko¬yu gözönünde tutuğundan, yöntemin riziko analiz yöntemi olarak sınırlı kullanılışı eleştiriye daha az konu olmasını sağlar. Şirke¬tin halka duyurulan gelirleri hisse senedi fiyatlarını etkilediğinden, amaç, hisse senedi fiyatlarının arttırılması ise yatırım kararlan muhasebe kârlarının etkisini gözönünde tutmalıdır.

Teoricilerin, verim ve net şimdiki değer yöntemlerini geliri ölçmek için tavsiye etmeleri yanında işletmelerin büyük, çoğunlu¬ğunun yine de geri ödeme süresi ve/veya muhasebe kân yöntemini kullanmakta olduğundan haberdardırlar15. Verim ve net şimdiki değer kriterlerinin yavaş kabul görmesinin iki nedeni olduğu söy¬lenir. Nedenlerden biri verim- ve net şimdiki değer kriterlerinin bir yatırımın halka duyurulan gelir üzerindeki etkisini göstermeme-sidir16, îki yatınm arasında seçim yapmada verim (veya net şim¬diki değer) kriteri gelir düzeyi yüksek yatırımın seçimini gerekti¬rir. Bu yatırımın hisse senedi başına geliri düzensiz olacaktır. Fi¬yat/gelir rasyosu gelirlerin istikrarı ile tersine bir seyir gösterdi¬ğinden verim kriterinin İsrarla uygulanması işletmenin değerinin arttırılmasını garanti etmez. Öteki yaklaşım, verimin dikkate al¬madığı faktörleri geri ödeme süresinin nasıl kullanıldığını gösterir. Byrne, Charnes, Cooper ve Kartenek makalelerinde17 geri ödeme süresinin genel kabul görmesinin zarar etme ihtimali olan proje¬lerin rizikosunu nasıl azalttığım göstermek istemişlerdir. Daha son¬ra H. Martin \Veingartner18, geri ödeme süresinin bir varlığın liki¬dite ölçüsü ve belirsizliğin çözülmesi için basit bir alet olarak na-

sil kuşanılacağım açıklamaya çalışmaktadır. Aşağıda uygulamada hangi kriterin ve niçin kullanıldığını göreceğiz.

Uygulamada yatırım için kullanılan kriterler - Görüşme yapı¬lan sekiz işletmeden ikisi özellikle verim, dördü verim ile birlikte muhasebe kârı ve geri ödeme süresi ve «duyarlı indeks» (exposure index) kullanmışlardır. Duyarlı indeks işletmenin en çok yatırım zararının işletmenin özvarlığının belirli yüzdesini aşma ihtimalini gösterir. Özellikle verim yöntemini kullanan iki işletmede büyüyen işletmedir. Büyümeyi finanse ettikleri hisse senetlerini ortaklar el¬lerinden çıkarmamakta ve tipik yatırımları işletmenin toplam kay¬naklarına oranla küçüktür. Verim ve muhasebe kârım kullanan dört işletmede büyümeyi dış fonlarla finanse eden halka açık şir¬ketlerdir. Bu işletmeler oldukça rizikolu ve rekabetçi işletmelerdir. Geriye kalan iki işletme, hisselerin sahipleri ve dış sermayeye olan ihtiyaçları bakımından öteki dört işletmeye benzemektedir. Bu¬nunla birlikte önemli bir noktada ötekilerden ayrılmaktadır. Bu iş¬letmelerin yatırımları büyük rekabet nedeniyle sayı bakımından az fakat büyük hacimli olduklarından daha rizikoludur.

Bu sonuçlara göre geri ödeme süresi özellikle bir riziko ölçü¬südür. Finans yöneticileri topluluğunun üzerinde durduğu gibi, şir¬ket hisse senetleri geniş bir topluluğun elinde ise ve daha çok dış kaynaklara dayanılarak finanse edilmişse muhasebe kân önem ka¬zanmaktadır. Verim, hisse senetlerine az sayıda kişinin sahip oldu¬ğu ve kendilerini finanse etmede kullanacakları hisse başına gelir¬lerdeki dalgalanmalardan pek etkilenmeyecek işletmeler tarafın¬dan kullanılan kriterdir. Bu işletmeler genellikle küçük yatırım¬lar yapmaktadır ve bu yatrımların rizikosu önemli değildir.

SERMAYE BÜTÇELEMESİNİN KAPSAMI

- Yatırım harcaması için önerileri,

- Her önerinin maliyetini ve karşılığında sağlanacak yararlan,

•f"

- Her önerinin riskini,

- Bu önerilerden seçilecek ve reddedilecek olardan,

- Uygulamadan elde edilen sonuçlara göre bütün prosedürün yeniden de¬ğerlenmesini kapsar.

1. önerilerin Hazırlanması

Önerilerin hazırlanması isletmenin büyüklüğüne göre değişebilmektedir. Büyük bir işletmede önerilerin hazırlanması çok sayıda uzmanın çalışmasını gerektirebilir. İşletmenin planlama grubunu oluşturan bu uzmanlar işletme için çekici olabilecek yatırım fırsatlarını araştırır.

2. Maliyet ve Sağlanacak Yararların Tahmini

Bu çalışma, plan ve önerilerin bütçe rakamları ve nakit akışlan haline dö¬nüşmesini gerektirir. Sermaye bütçelemeslnin bu aşamasında her önerinin nakit çıkış ve girişleri hesaplanır.

3. Riskin Değerlemesi

Sermaye bütçelemeslnin bu aşamasında planlama grubu yatırım önerilerini, her önerinin riskine göre sınıflar. Örneğin işletme fonlan, işletmenin tecrübe sahibi olduğu bir üretim alanına yatırıldığında riskinin, hiç tecrübesi olma¬yan bir alana yatırılmasına göre daha az olacağı açıktır.

4. Öneriler Arasında Seçimin Yapılması

Öneriler hazırlandıktan ve nakit akışları tahmin ve değerlendikten sonra ba¬zı projelerin seçimi, diğerlerinin ise reddedilmesi gerekir. İşletmenin plarJa-ma grubunun incelediği bütün önerilerden neden yararlanılmadığı merak edilebilir. Önerilerin bazılarının kabul edilmeyiş nedenleri şunlar olabilir:

- öneriler, aynı amaca götüren seçenekler olabilir ve birisinin kabul J edilmesiyle diğerlerinin kabul edilmesi mümkün olmayabilir, örneğin, öne- | rilerden biri işletmenin bordrolarının bilgisayarla yapılması, bir başka öneri ‘• ise bordroların ücret karşılığı bir başka işletmeye yaptırılması olabilir. Birin¬ci önerinin kabul edilmesiyle ikinci önerinin kabul edilmeyeceği açıktır.

Öte yandan birbirinden bağımsız öneriler de söz konusu olabilir. Bu du¬rumda, bir projenin seçimi öteki projenin seçim veya reddedilmesini etkile¬mez. Örneğin, yukarıdaki örnekte bordroların bilgisayarda yapılması yeni bir yönetim binasının yapılmasını etkilemez. Öneriler arasında mevcut ilişkile¬rin sonuncusu ise bağımlılık ilişkisidir, örneğin, yukarıdaki bordroların bil¬gisayarla yapılmasına ilişkin proje, başka bir proje olan bilgisayar satın alın¬ması projesine bağlıdır.. Bilgisayar satın alınmasına ilişkin proje kabul edil¬meden bordroların bilgisayarla yapılması projesinin kabul edilmesi olası değildir.

- işletme, projelerin kabulü için gerekli fînansal kaynaklara sahip olma¬dığı için önerileri reddedebilir. Belirli bir yıl için toplam sermaye bütçesi 10 milyon TL ise, 20 milyon TL harcanmasını gerektiren bir projenin kabul edil¬meyeceği açıktır.

h

. iYojeler, vadettikleri gelir oranı esas alınarak da kabul ya da reddedi¬lir. i| )nenin yatırıma ayıracağı fonların maliyetine bağlı olarak belirli stan¬dart vAa başarı kriteri olabilir. Bir proje bu standartların altında gelir getire¬cekse reddedilir.

5. Yeniden Değerleme

Sermaye bütçelemesi sürecinin son aşamasında, işletmenin yatırım çabası¬nın etkenliğinin yeniden değerlemesi yapılır. Bu noktada aşağıdaki sorular cevaplanmalıdır:

-*«W,V!…y,….. . :-’ -.•’ .-,-•<•«’/.’-’

Getirilen önerilerin sayısı yeterli midir? Nakit akışı ile ilgili riskleri yeterli Öl¬çüde değerledik mi? Hayır ise neden hayır? Yatırım önerileri arasındaki se¬çimle ilgili prosedür işletmeni değerini en yükseğe çıkarmaya yardım edecek midir? Bu yeniden değerleme aşaması, önerinin öz eleştirisidir. Proje fle ilgili görevlilerin konuya objektif olarak eğilmelerini gerektirir. Daha önceki aşa-malardaki yanlışların gözden kaçmamasına özen gösterilmelidir. Yeniden değerleme prosedürü bu yanlışların düzeltilmesine yardım etmelidir.

6. Son Denetim

Proje tamamlandıktan ve uygulamaya konulduktan sonra, bütçeleme prose¬dürü, uygulama sonuçlarının projeden beklenenleri karşılayıp karşılamadı¬ğının araştırılmasını gerektirir. Bu noktada "projeden beklenenler neden ger¬çekleşmedi?" sorusunun cevaplan araştırılmalıdır.

Sermaye bütçelemesinln uygulanmasında şimdiye kadar sermaye büt-çelemesinin ve sürecin ana aşamalarının ne olduğunu göstermeye çalıştık. Bundan sonra yatırım önlemlerinin nasıl sıralandıklarını görelim.

YATIRIM TEKLİFLERİNİN ÖNCELİKLERİNE GÖRE SIRALANMASI

İşletmelerin flnansal kaynaklan ne kadar geniş olursa olsun düşünülen bü¬tün yatırım projelerini finanse etmesine, gerçekleştirmesine imkan yoktur, işletmeler sınırlı kaynaklarla faaliyetlerini yüriitmek durumundadır. Bu ne¬denle işletmeler sınırlı kaynakların kullanımı bakımından birbiri ile rekabet halinde bulunan yatırım teklifleri arasından bir seçim yapmak, bunlan önem derecesine göre sıralamak ve bazı yatırımlardan da vazgeçmek zorun¬dadır, işletmeler kaynakların alternatif kullanış alanlan arasında bir seçim yapabilmek ve kaynaklan amaca uygun en iyi sonuçlar verebilecek yatırım¬lara) tahsis edebilmek için projelerini değerlendirip karara varmak durumun-

dadirlar.

/ ^

Karar almak alternatifler arasından bir seçim yapmak demektir, işlet¬melerin sağlıklı bir yatırım karan alabilmesi için, alternatiflerin ortaya ko¬nulması gerekir. Bir işletmenin uzun vadede başarısı çoğu kez yaünm

kararının sağlıklı alınmasına bağlıdır.

Yatırım politikasının tesbltl ve yatınm projeleri arasında seçim yapmak işletme yöneticilerinin karşılaştıkları en önemli ve en hayati sorunlardan bi¬risidir. Projeler arasında secim yapılarak yatırım kararının alınması için al¬ternatif üretim yöntemleri, talep tahminleri, fiyatlar, harcamalar ve finans¬man konularında bilgi sahibi olmayı gerektirir.

Uygulamada işletmeler, yatırım projeleri arasında sıralama yaparken farklı yöntemler kullanmaktadır. Bazı işletmeler, ayrıntılı bir analize gerek görmeden yöneticilerin sezişlerine göre yatırını yaparken, bazı işletmeler de bu konuda geliştirilmiş proje değerleme yöntemlerinden yararlanırlar. Ser-maycf ‘htçelemesinde proje değerleme kriteri belirlenirken işletme amacının gözörf »de bulundurulması gerekmektedir.

yJbnm tekliflerinin önceliklerine göre sıralamasında cevaplanması ge¬reken sorular şunlardır:

a) Kriterlere (yöntemlere) göre çeşitli alternatifler içinde, hangisi "en iyi" dlr?

b) En iyi alternatif bulunduktan sonra, bu yatırımın gerçekleştirilmesi, bu yatı-nmın gerektirdiği giderlere girişilmesini haklı gösterecek midir?

Burada yukarıdaki iki soruyu kesinlikle doğru olarak cevaplandırma olanağı verecek bir kriter saptamalıyız, iyi bir kriterin ise aşağıdaki niteliklere sahip olması gerekir.-

a) Doğru bir karara varılması için gerekli bilgileri tek bir rakamda toplayabilmeli,

b) Geri ödeme sûresini tesbit edebilmeli,

c) Hesaplanması kolay olmalı ve hesaplama hızla yapılabilmelidir.

Bir proje değerleme yönteminin seçiminden önce dikkat edilmesi gere¬ken hususlar vardır. Çoğu kez giderler ile gelirler karşılaştırılarak projenin ekonomik yönden değeri ortaya çıkarılır. Bu projelerin her zaman bu şekilde inceleneceği anlamına gelmez. Sosyal, beşeri veya politik unsurlar, güvenlik koşullan gibi konular da bir projenin seçiminde rol oynar. Yalnız mali yönden bakıldığında rantabilitesl düşük veya rantabilitesinin hesabı güç olan işlere girişmek de yerinde ve gerekli olabilir. Bu hallerde bile, yatırım kararının alınmasında da projenin maliyetinin bilinmesi çok önemlidir.

Tüm yatırım bütçeleme tekniklerini açıklamak olanaksız ve sınırlı ölçü¬de yararlı olacağından, bu bölümde yatırım projeleri arasında seçim yapma¬dan uygulamada daha çok kullanılan yöntemler (kriterler) üzerinde durula¬caktır. Yatırım seçiminde kullanılan belli başlı yöntemler şunlardır:

- Yatırım tutarına oranla ortalama gelir yöntemi,

- Geri ödeme süresi yöntemi,

- Iskonto edilmiş nakit atamı yöntemleri;

a) Verim (iç kârlılık oranı) yöntemi,

b) Net şimdiki değer yöntemi.

Bir yatırım projesinin başarısı veya başarısızlığı çeşitli etmenlere bağlı olduğundan, yatırım projeleri arasında yapılacak seçimde kullanılacak yön¬temin önemini küçümsemek eğiliminde olan yazarlar ve tatbikatçılar bulun¬maktadır. Ancak işletmelerde sermaye bütçelemesl yapılırken sağlıklı karar¬ların alınabilmesi için bu yöntemlerin uygulanması zorunludur.

Sermaye bütçelemeslnde kullanılan başlıca proje değerlendirme yön¬temlerinin esasları, üstünlük ve sakıncaları, uygulamak örnekler ile aşağıda

açıklanacaktır.

j

YATIRIMLARIN SINIFLANDIRILMASI

j

LJ Yatırım projeleri yatırımcının kazanmayı arzu ettiği verim ile

IPşılaştınlarak değerlendirilir. Ancak uygulamada gerek yatırımcının arzuladığı verim ile kastolunanın pek anlaşılır olmaması, gerek geleceğin taşıdığı belirsizlik nedeni ile sermaye bütçelemesi konusu karmaşık bir konu olmaktadır.

Yatırımcının beklediği verim sermaye bütçelemesi konusunun finanslanıa yönünü oluşturur. Bu noktada yatırım ile finansman arasındaki bağ kurulmuş olur. Gerçekte yatırım ve finanslama birbirinden ayrı ele alınacak konular değil, bir arada ve birbirine bağlı olarak ele alınacak konulardır. Bu ise analizin en güç tarafıdır. Bu amaçla da, burada yatırımdan umulan verimin veri olduğu ve bütün yatırım projelerinde aynen kullanılacağı varsayılmaktadır.

İşletmeler yatırım yapma nedenleri çok çeşitli olmasına karşılık bu nedenler üç grup altında toplanabilir:

2.1. Kâr amaçlı yatırımlar

İşletmelerin kâr amacına yönelik yatırım projeleri sayısal analize en elverişli projelerdir. Bu bölümü izleyen açıklamalar daha çok bu grupta toplanan yatırını projelerine uygulanabilir olacaktır.

Kâr amacına yönelik yatırım projeleri de aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilir:

11 Yeni üretim birimlerinin oluşturulması 2) Yenileme yatırım harcamaları

Yenileme yatırımları işletmelerin üretime devam edebilmeleri için eskiyen, yıpranan ya da teknolojik gelişmeler sonucu teknik olarak eskiyen sabit değerlerin yenilenmesini içerir.

3(Genişieme yatırımları

Genişleme yatırımları alt gruplara ayrılır.

• İşletmenin mevcut üretim kapasitesinin arttırılması(Tevsii Yatırımları)

İşletmeler artan talebi karşılamak için mevcut üretim kapasitesini arttıracak yatırımlara gidebilirler. Bazı durumlarda tevsii yatırımlarla yenileme yatırımları iç içe girebilir. Eskiyen makina yerine daha büyük kapasiteli yeni bir makinanın alınması hem tevsii hem de yenileme yatırımı özelliği gösterir.

• Mevcut faaliyetlere ek olarak yeni mal ya da hizmet üreterek kapasitenin genişletilmesi

4) Modernizasyon yatırımları

İşletmeler üretim kalitesini yükseltecek, maliyetleri azaltacak yatırımlara gidebilirler. Yenileme yatırımlarıyla modernizasyon yatırımları birbirine benzemekle birlikle yenileme yatırımlarında birincil amaç mevcut kapasiteyi korumak olurken, modernizasyon yatırımlarında maliyet tasarrufu olmaktadır.

5) Stratejik Yatırımlar

Bu tür yatırımların faydalan, diğer yatırımlara oranla daha uzun süreli olarak elde edilir. Çoğu durumda bu tür yatırımların faydalan sayısal olarak ölçülemez. Risk azaltıcı ve çalışanların motivasyonu için yapılan yatırımlar bu gruba girer. Risk azaltıcı stratejik yatırımlara örnek olarak, işletmenin hammadde kaynaklarını kontrol altına almak için hammadde sağlayan işletmelerle birleşmesi gösterilebilir. Çalışanların refahını yükseltmek amacıyla yapılacak kafeterya, kulüp, güvenlik gibi yatırımlarda stratejik yatırımlardır.

2.2. Yasalar Gereği Yapılan Yatırımlar

İşyerlerinde güvenlikle ilgili olarak yasa hükümleri veya toplu sözleşmeler gereği yapılması gereken yatırımlar vardır. İşletme yöneticileri bu konudaki yatırımlarla ilgili olarak takdir haklan oldukça

azdır.

2.3. Genel Olarak Verimliliği Artırmaya Yönelik Yatırımlar

Bu tür yatırımlar genel olarak isletmenin verimliliğini anırmakla birlikte sağladıkları faydalan kantitatif olarak ölçmek_çok zordur. Örneğin çalışanların moralini yükseltmek için lokallerin, spor tesislerinin, kreşlerin açılması bu tür yatırım harcamalarıdır. İlgili > alırını kararlarında işletme yöneticilerinin takdir hakları büyüktür.

Yatırımlar, aralarındaki ilişkiler açısından da:

-Bağımsız yatırımlar

-Bağımlı yatırımlar şeklinde iki grupta ele alınabilir.

Bağımsız Yatırımlar:

Bir yatırımın kabulünün ya da reddinin, diğer yatırımın nakit akışları üzerinde bir etkisi yoksa bu iki proje ekonomik olarak bağımsızdır. İki proje ekonomik olarak bağımsız olduğu zaman birinin değerlendirilmesi ve kabul edilip edilmemesi, diğerini etkilemez. Burada sözü edilen ekonomik bağımsızlık olup. istatiksel bağımsızlık değildir. Çünkü ekonomik olarak bağımsız olan iki projenin nakit akışları, istatistiksel olarak bağımlı olabilir. Nakit akışlarının istatiksel bağımlılığı ile. zaman içinde nakit akışlarının düşük ve yüksek olması arasındaki ilişki ifade edilmektedir.Örneğin farklı alanlarda kiraya verilen gayri menkullerden sağlanan nakit akışları arasında karşılıklı istatiksel bağımlılık varken, bu iki proje ekonomik olarak bağımsızdır. Her iki gayri menkulün nakit akışları, aynı yıllar içinde, yukarıya ya da aşağıya doğru eğilim gösterebilir. Çünkü her iki proje ulusal ekonomik koşullardan etkilenmektedir.

Bağımlı Yatırımlar:

Bir yatırımın nakit akışları, diğer bir yatırımın kabul edilmesi ya da redded’ilmesi kararıyla etkileniyorsa, ilk yatırım ikinci yatırıma ekonomik olarak bağımlıdır denir. Genellikle bir A projesi B projesine ekonomik olarak bağlı ise, aynı zamanda B projesi de A projesine

bağımlıdır.

Bağımlı yatırımlarda tamamlayıcı yatırımlar, ikame yatırımlar ve almaşık yatırımlar olarak alt bölümlere ayrılabilir.

Tamamlayıcı yatırımlar: İkinci yatırım kararı, diğer yatırımdan beklenen faydayı arttırıyorsa. ya da diğer yatırımın sağlayacağı fayda aynı kalmak koşuluyla sözkonusu yatırımın harcama tutarını azaltıyorsa, bu ikinci yatırım diğerinin tamamlayıcısı olarak nitelendirilir.

Yatırımlar arasında tamamlayıcılık derecesi zayıf, kuvvetli veya gerekli olabilir.

İkame yatırımlar: İkinci bir yatırımın yapılması diğer bir yatırımın sağlayacağı faydayı azaltıyorsa ya da sağlanacak fayda aynı kalmakla birlikte diğer yatırımın harcama miktarını arttırıyorsa. bu durumda ikinci yatırım diğerinin ikamesi olarak nitelendirilir. Yatırımlar arasında d’a ikame zayıf, kuvvetli ve tam olabilir.

Alternatif yatırımlar: İkame yatırımların birasın uç halidir. Eğer ikinci yatırım kabul edildiğinde birinci yatırımın sağlayacağı faydalar tamamen ortadan kalkıyorsa ya da diğer yatırımın teknik olarak gerçekleştirilmesi mümkün olmuyorsa, bu iki yatırım alternatif yatırım olarak nitelendirilir.

Yatırımların bu şekilde sınıflandırılması karar sürecini etkilemesi açısından önemlidir.

Yatırım bülçelerindeüzerinde durulması gereken en önemli konu yatırımın ekonomik ömrü boyunca sağlayacağı nakit girişleridir. Normal olarak yatırım projelerinden ilk yıllarda az. sonraki yıllarda giderek artan nakit girişleri sağlanır. Ayrıca projeden pozitif nakit girişleri sağlandıktan sonra tekrar negatife dönmesi genellikle sözkonusu değildir.

Tablo 7. l "de normal bir yatırım projesiyle ilgili nakit akışları görülmektedir. 500 milyon TL’lık yapılan ilk yatırımdan sonra, proje, ekonomik ömrü boyunca 250 milyon, 200 milyon, 150 milyon, 125 milyon ve 25 milyon TL’lık nakit girişleri sağlanmaktadır.

Tablo 7.1. Normal Bir Projenin Tahmini Nakit Akışları (1.000 TL.)

ı ıııcıı -

0

-500.000 1

250.000 -> 200.000 3

150.000 4

1 25.000 5 25.001

(Net Yatırım)

(Net Nakit Akışları)

Tablo 7.2.

Nakit Akışları Alışılmışın Dışında Olan Yatırım Projeleri

‘(1.000TL)

Projeler 0 1 2 3 4 5

1 -200.000 -60.000 -40.000 -100.000 -300.000 -400.000

z -2OO.OOO -160.OOO -120.000 -100.000 + 1 50.OOO + 120.000

3 -400.000 +30O.OOO -1OO.OOO . +80.000 +6O.OOO -40.OOO

" -3OO.OOO -40.000 -40.000 -5O.OOO -50.00O -60.000

Tablo 7.2′de ise nakit akışları alışılmışın dışında olan yatırım projelerine yer verilmiştir.

1. Proje yeni bir ürünün araştırılması ve geliştirilmesi için yapılacak bir yatırıma örnek olarak verilebilir. Böyle bir proje ancak üç yıl sonra nakit girişleri sağlamıştır. 3. Projenin nakit akışlarına bakıldığında, üçüncü yıldaki nakit girişlerinin nakit çıkışlarını aştığı görülmektedir. 4. Proje ise hiç nakit girişi sağlamamaktadır.

Herhangi bir projeyle ilgili olarak beklenen nakit akışları değerlendirilirken şu temel prensiplerden hareket edilmesi gerekir:

-Nakit akışları, ilave nakit akışları, diğer bir ifade ile. projenin ^gerçekleştirilmesi ya da projeden vazgeçilmesi durumunda işletmenin nakit akışları ele alınmalıdır. Böylece işletmenin gelir akımındaki tüm değişmeler-maliyet, vergi gibi- analize dahil edilmiş olur.

-Nakit akışları vergi sonrası nakit akışları olarak ele alınmalıdır. İlk yatırım harcamaları vergi sonrası nakille gerçekleştirildiğinden, projeden nakit girişleri de aynı bazda-vergi sonrası-alınmalıdır.

-Projenin tüm endirekt etkileri nakit akışları hesabında göz önünde tutulmalıdır. Örneğin önerilen projeyle bir fabrika binası genişletilmek isteniyorsa, işletmenin çalışma sermayesi ihtiyacı artacaktır. Daha fazla nakit, stok ve alacaklara ihtiyaç duyulacak ve işletmenin net yatırımı artacaktır.

-Proje değerlendirilmesinde batmış maliyetler düşünülmemelidir. Batmış maliyet, zaten yapılmış olan ya da yapılacağı kararlaştırılmış olan harcamalardır. Bu uir harcamalar bir projenin kabul edilmesi ya da reddedilmesinde gözönünt- alınmamalıdır.

-Projede kullanılan kaynakların deÇ-eri. bu kaynakların fırsat maliyeti ile ölçülmelidir. Bir \ arhtiın ;• a ti;; kın n a ü m fırsat maliyeti, bu varlıüın ya da kaynasın baskı: bir akında kullanılması durumunda sağlayacağı nakit akışlarıdır.

Yukarıda kısaca özetlenen bu prensipler ışığında bir projenin net yatırımı ve net nakit akışları hesaplanabilir.

Bazı projelerin ilk yatırım harcamaları bir yıldan daha uzun sürede olabilir. Bu durumda bu nakit çıkışları, işletmenin sermaye maliyeti ile bugünkü değere indirgenmelidir. Örneğin aşağıda nakit çıkışları verilen bir projenin net yatırımı su şekilde hesaplanır (İsletmenin sermaye maliveti c’c l O dur.)

YATİRİM PROJELERİNİN DEĞERLEMESİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER

Yatırım projelerine ait bilgi yukarıda verilen çerçeve içinde top¬landıktan sonra bu bilginin değerlemesine sıra gelir. Bir tarafta pro¬je için para çıkışı, diğer tarafta projeden sağlanacak para girişi var¬dır, işte bu iki akırn karşılaştırılarak projenin kabulü ya da reddi yo¬luna gidilecektir. Bu amaçla uygulanabilecek yöntemler şunlardır:

1. Geri ödeme yöntemi,

2. Net bugünkü değer yöntemi,

3. Hakiki verim yöntemi,

4. Kârlılık endeksi yöntemi.

Aşağıda bu yöntemler, sıra ile ve belli ayrıntılar içinde kalına¬rak, açıHanacaktır. Yukarıda verilen yöntemler projenin para akışını dikkatef ”in yöntemlerdir. Bu konuda para akışı yerine, gelirden ha¬reket e/ i yöntemlere başvuran işletmelere rastlamak olasılığı da vardır, i fak, gelirden hareket eden yöntemler, bundan önceki pa-ragrafta^pıra girişine ilişkin açıklamalar sırasında belirtildiği gibi,

Sermaye Bütçelemesi

para akışına oranla kavramsal analiz güçlükleri taşımaktadır. Bu ne¬denle burada bu yöntemler üzerinde ayrıca durulmayacaktır.

Yatırım projelerinin değerlemesi yöntemleri olarak burada veri¬len yöntemleri yatırım projelerini sıralama yöntemleri olarak da tanıt¬mak olanaklıdır5. Sıralama (Ranking) pek çok yatırım projesine belli bir fonun ayrılması söz konusu olduğunda daha yerinde bir kavram olmaktadır. Ancak, yöntemler sadece sıralama amacı ile kullanılma¬maktadır. İki projeden birisinin seçilmesi gerekli olduğunda (mutually exclusive) da kullanılan yöntemler bunlardır. Bu nedenle, burada sı¬ralama yerine değerleme (evaluation) terimi kullanılmıştır.

Geri Ödeme Dönemi Yöntemi:

Geri ödeme yöntemi, bir projeye yatırılacak paranın (ilk yatırım) projeden sağlanacak para girişi ile (vergiden sonra amortismandan önceki para girişi) kaç yıl içinde geri döneceğinin belirlenmesi yön¬temidir, örnek üzerinde gösterilecek olursa, diyelim ki, iki projeye ait para akışları aşağıda gösterildiği şekildedir:

Yukarıdaki projelerden A’nın geri ödeme dönemi 2 yıl 4 aydır. B’nin geri ödeme dönemi ise 4 yıldır. Bu durumda eğer işletme 3 yıl¬dan uzun geri ödeme dönemine sahip projeleri kabul etmemek şek¬linde bir politika benimsemiş ise, A projesini kabul, fakat B’yi reddet¬mek gerekecektir. Ya da A ile B arasında bir seçim yapılması gerekli ise işletme A projesini seçecektir.

Geri ödeme yöntemi, görüldüğü gibi, hesaplama olarak çok ko¬lay bir yöntemdir. Ancak yanıltıcı sonuçlara ulaşılmasına neden ola¬cak bir yöntemdir. Yöntemin en büyük eksiği para akışlarının geri öde¬me dönemini aşan kısmı ile ilgilenmemesidir. örneğin, yukarıdaki pro-

Yatırım Kararları

jelen’n karşılaştırılması ile anlaşılacağı gibi, bu yöntem açısından önemli olan ilk yıllardaki para girişidir ve bu girişe göre, proje 2 ya da 3 yıl içinde geri ödemiş ise daha sonraki yıllarda ne kazandığı ka¬rarı etkilemiyecektir.

Yöntemin bu sakıncası, özellikle işletmenin endüstri ve millî ekonomi içindeki yerini etkileyebilecek stratejik yatırımlarda daha da ciddi yanlışlar yapılmasına neden olmaktadır. Diyebiliriz ki, yöntem stratejik yatırımlar aleyhine bir eğilime sahiptir. Bu yöntemi benim¬seyen iş adamları, hemen daima’ birkaç yıl içinde geri gelebilecek yatırımlarla ilgilenirler. Bu da onları yeni bir üretim’tekniği getirmek, yeni bir mamul geliştirmek gibi, önemli girişimlerin hemen daima dı¬şında tutar.

Yöntemi savunanlar, özellikle para sıkıntısı, fon tedarik sıkıntısı içinde olan isletmelerde geri ödeme yönteminin fonların süratle işlet¬meye dönmesine olanak verdiğini öne sürmektedirler. Bu savunma hav*i tutarlı gibi görünüyorsa da, gerçekte para sıkıntısı çeken işlet-rruf ‘î açısından da yöntemin yanlış sonuçlar vermesini haklı göste¬ren . nitelikte değildir, işletme para sıkıntısı çekiyorsa, bu, işletme-niıi îllandığı fonların maliyetinin yüksek olması demektir ki, bu du-ru^pı, gerekli verim oranını yükselterek bunu modele katmak ola¬naklı ve daha yerinde bir yaklaşımdır.

Net Bugünkü Değer Yöntemi :

Net bugünkü değer yöntemi projenin para girişlerinin bugünkü değeri ile para çıkışı arasındaki farkın belirlenmesi ve farkın sıfırdan büyük olması halinde projenin kabulünü savunan yöntemdir. Para girişlerinin iskontolanmasmda, yatırımlardan beklenen verim oranı, iskonto oranı olarak kullanılmaktadır. Yöntem yukarıda geri ödeme yöntemi sırasında verilen örnek projelere uygulanacak olursa, yatı¬rımlardan beklenen verim oranı % 14 olduğunda projelerin net bu¬günkü değerleri söyle bir görünüş verecektir:

Sermaye BütçelecMai A Projesi 183

Yıllar Para Akışı Tablo değerleri (%14) Bugünkü değer

0 1 2 3

4 — 1.000 500 400 300 100 1.000 •877 .769 .675 .592

Net bugünkü değer

— 1.000 438.50 307.60 20250 59.20

7.80

6 Projasi

Yıllar Para Akışı Tablo değerleri (%14) Bugünkü değer

0

1 Z 3

4 — 1.000 200 300 400 600 1.OOO •877 .769 .675 .592

Net bugünkü değer

— 1.000 175.40 230.70 270.00 355.20

31.30

Görüldüğü gibi, % 14 verim oranı üzerinden, B projesi A’ya oran¬la daha büyük bir net bugünkü değere sahiptir, iki proje arasında se¬çim yapılacak olursa, B. A’ya oranla daha iyi bir projedir. Ya da % 14 oranı işletmenin sermaye maliyeti ise, her iki projenin kabulü gere¬kecektir. (Net bugünkü değer her iki proje için pozitif). Ancak B pro¬jesi, A’ya oranla daha iyi ve daha ön planda yer alacak .bir projedir.

Yöntem para akışı veri olmak üzere farklı iskonto oranları üze¬rinden farklı sonuçlar verecektir. Bu husus yöntemin aleyhine bir so¬nuç gibi görünürse de, gerçekte yöntemin üstünlüğünü gösterir. Çün-Tcü her proje, her yatırımcı için ve her zaman aynı değeri taşımaz.

Yöntemin ana sakıncası büyüklüğü farklı projeleri karşılaştırma bakımından fazla olanak vermemesidir, örneğin biri 10.000 TL’lık, diğeri 1500 TL’lık iki projeden ilkinin net bugünkü değeri 107.60 TL,

Sermaye Bütçelemesi

Yukarıdaki hesaplamalardan anlaşılacağı gibi, A projesinin ve¬rimi, B projesininkinden daha yüksektir (°/o 28). Yöntemi uygularken deneme - sınama yoluna gidilmiştir. Şöyle ki, öznel olarak % 25 is-konto oranı seçilmiş ve projelerin .net bugünkü değerleri belirlenmiş¬tir. % 25 iskonto oranı üzerinden net bugünkü değerler pozitif çık¬mıştır. Şu hale göre, net bugünkü değeri sıfır yapacak (net bugünkü değer sıfır olduğunda para girişlerinin bugünkü değerleri ile para çı¬kışı birbirine eşit olacaktır) iskonto oranı % 25′den büyük olmalıdır. Bu nedenle, ikinci defa % 30 iskonto oranı üzerinden projelerin net bugünkü değerleri belirlenmiştir. Bu defa ulaşılan sonuçlar her iki proje için negatif net bugünkü değerdir. (Bu ikinci denemede de po¬zitif net bugünkü değer rakamına ulaşılsa idi daha yüksek bir iskon¬to oranı denenecekti ve deneme negatif net bugünkü değer elde" olu¬nuncaya kadar devam edecekti). Bir tarafta pozitif net bugünkü de¬ğer, diğer tarafta negatif net bugünkü değer elde olununca net bu¬günkü değeri sıfır yapabilmek için enterpolasyon yoluna gidilmesi gerekmektedir. Enterpolasyonda izlenen yol şöyledir:

Iskonto oranı % 5 yükselirken, net bugünkü değer A projesi için, pozitif 40′dan negatif 22.8′e düşmüştür. (Toplşrnv.çatarak 62.8′lik bir net bugünkü değer düşmesi vardır). Net bugünkü değerin 40a’ düş¬mesi için iskonto oranı ne kadar artmalıdır? Bunun için 40/62.8X5=3 bulunmaktadır. Şu hale göre, iskonto oranı % 28 olmalıdır. % 28 üze¬rinden projenin net bugünkü değeri belirlenecek olursa, sonuç sıfır çıkacaktır. Bu oran A projesinin hakiki verimidir. Hesaplama sırasın¬da sağlıklı bir hakiki verim oranına varabilmek için öznel olarak seçi¬len ve bir tarafta pozitif, diğer tarafta negatif net bugünkü değer ve-

Yatının Kararlan

ren Iskonto oranları arasında büyük fark bulunmamasına dikkat edil¬melidir. Arada büyük fark bulunursa, doğru orantı mantığına dayanan enterpolasyon yanıltıcı sonuç verecektir.

Hakiki verim yöntemi, hesaplama bakımından güçlüğü olan bir yöntemdir. Genellikle net bugünkü değer yöntemi ile benzer sonuç¬lar verir. Ancak, bazı hallerde sonuçlar çelişir. Çelişen sonuçlarla karşılaşılması her iki yöntemin para girişlerinden işletmeye dönen tonların kullanımı hususunda farklı oranlar üzerinden işlem verme-sindendir. Bu konuda ayrıntılı açıklamaya işletmelerde Yatırım Ka¬rarları adlı kitabımızda yer verilmiştir6. Net bugünkü değer yöntemi veri iskonto oranı üzerinden fonların tekrar yatırılacağını varsayar¬ken, hakiki verim yöntemi işletmeye dönen fonların hakiki verim ora¬nı üzerinden yatırılacağını varsayar. Bu durumda akla gelen soru, bu iki yöntemden hangisinin kullanılmasının daha sağlıklı sonuç vere¬ceğidir. Bu çelişmede kuramsal yeğleme genel olarak net bugünkü değer yöntemi yönündedir7. Çünkü hakiki verim yöntemi kullanıldı¬ğında, her projenin hakiki verimi, farklı olduğundan her proje için iş¬letmeye dönen fonlar farklı oranlar üzerinden tekrar yatırılmış gibi iş¬lem görecektir. Bu ise yöntemin sonuçlarının sağlığı açısından ciddi bir sakıncadır. Net bugünkü değer yönteminde isletmeye gelen para daima aynı oran (işletmenin kullandığı fonların tartılı maliyeti) üze¬rinden işlem görecektir.

Hakiki verim yöntemi, iki proje arasında seçim yapmak söz ko¬nusu olduğunda biraz değişiklik yapılarak kullanılabilir. Bunun için dikkat edilecek husus şudur: İki projeden birinin kabulü gereken hal¬lerde, projelerin hakiki verimleri hesaplanarak, hakiki verimlerle iş¬letmenin kullandığı fonların maliyeti (sermaye maliyeti) karşılaştırıl¬malıdır. Eğer ‘her iki projenin de hakiki verimi sermaye maliyetinden yüksek ise, aşağıda belirlenen sıra izlenerek projeler yeniden değer¬lemeye alınmalıdır.

1. iki projenin para akışları arasındaki fark hesaplanmalıdır.

Sermaye Bütçelemesi

2. Söz konusu fark dikkate alınarak, bu farkın hakiki verimi he¬saplanmalıdır. Bulunacak hakiki verim oranı sermaye maliyetinden yüksek ise, Iskonto işlemi uygulanmadan önceki para akışı dikkate alınarak toplam para girişi büyük olan proje, ilk hakiki verimine ba¬kılmaksızın seçilmelidir8.

Bu açıklamalarımızı bir örnek üzerinde gösterebiliriz.

Aşağıda iki yatırım projesi ele alınmıştır. Projelerin para akışla¬rı şöyledir9:

Bu iki projenin hakiki verimleri hesaplandığında, görülecektir ki, A projesinin hakiki verimi % 25, B projesinin hakiki verimi % 22′dir. Şu hale göre, ,bu veriler içinde Aprojesi, B projesine tercih edilmeli¬dir. Ancak bu projeler arasında seçim yapmak durumunda kalan iş¬letmenin sermayesinin maliyeti % 10 ise, bu oran üzerinden projele¬rin net bugünkü değerleri hesaplanacak olursa, A projesinin net bu¬günkü değeri 8.083 TL, B projesinin net bugünkü değeri 10.347 TL. bulunacaktır. Bu durumda B projesini A projesine tercih etmek ge¬rekir, diğer bir deyişle, bu iki proje hakiki verim ve net bugünkü de¬ğer yöntemleri bakımından birbiri ile çelişen sonuçlar vermektedir.

Bu durumda net bugünkü değer yönteminin sonucu hakiki verim yöntemine tercih edilmelidir. Ya da yukarıda açıklandığı gibi hakiki verim her iki proje için % 25 ve %> 22 olarak işletmenin sermaye ma¬liyeti olan % 10′dan yüksek olduğuna göre, para akışları arasındaki fark hesaplanarak, farkın hakiki verimi belirlenmeli ve bu verim ser¬maye maliyetinden yüksek çıkarsa, iskontolanmış para akışı daha

Yatırım Kararları

yüksek olan proje seçilmelidir. Bu mantık örneğe uygulanacak olur¬sa hesaplama aşağıda gösterildiği gibi olacaktır:

Yukarıdaki tabloda görülen (B-A) kolonunun hakiki verimi belir¬lenecek olursa, verim oranı % 16.65 bulunur ki, bu oran sermaye maliyeti % 10′dan yüksek olduğuna göre, iskontolanmamış para akı¬şı daha fazla olan B projesinin seçilmesi gerekir.

İktisada Giriş

Salı, 06 Kasım 2007

İKTİSADA GİRİŞ;

1-) İktisat:Bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak için kıt kaynakları kullanarak maximum fayda sağlamaktır.

Nasıl ki günümüz şirketlerinde üretilen mal veya hizmetlerin az giderlerle çok kar elde etme isteği esas amaçtır.Bunu idame için ayrı bireyler görevlendirilip,ayrı birimler kurulur.Hatta yönetim şekli dahi belirlenebilir.Eğer insanların günlük hayatlarına indirgersek,her fert minimum giderle maximum şekide yaşamak ister.Bütün insanların ihtiyaç ve arzularının sonsuz olduğunu gözönünde bulundurursak;Bu ihtyiyaçların karşılanma mitarının da sonsuz olması gereklidir.Oysa ki dünyamızda ki üretim faktörleri (doğa,emek,sermaye,girişimci) sınırlıdır.Bu istek ve arzuların karşılanması da sınırlı miktarda olacaktır.Dolayısyla kıt kaynakların en iyi şekilde fayda vermesi için de ayrı bireyler görevlendirip,ayrı birimlerin oluşturulması gerekmektedir.Bu birimlerin yaptığı araştıma ve geliştirmeler sonucu kıt kaynaklardan en iyi faydayı sağlayan yönetim şekillerini ortaya İktisat Bilimini ortaya çıkarmıştır.Bu bilimin öncülerinden; ilk 1786 da Adam Smith ve daha sonra David Ricardo,Jean Baptiste Say ‘ı sayabiliriz.Bu iktisatçılarımız Klasik İktisadın kurucularıdır.Daha sonra 1929 da Klasik iktisat çökmüş ve yerine John Maynard Keynes’in iktisadi görüşü benimsenmiştir.

2-) Bunlardan ilk olarak KLASİK İKTİSADİ GÖRÜŞ hakkında bilgi verelim;

Yukarıda da ifade edildiği gibi temelini Adam Smith atmıştır.Ekonominin sosyolojik bir yapı olduğunu ve ”Herşey ekonomide dengededir ,hiçbir müdahele yapılmamalıdır”der ve bir görünmez el tarafından ekonominin idare edildiğini savunur. Bunun ardından Ricardo, Mill ,Malthus ve Say isimli iktisatçılar Klasik Ekolü ortaya çıkarmışlardır.Ortaya konan sistemin temel çizgileri;

- ”Ekonomiye hiçbir müdahele yapılmamalıdır,bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler.”

- ”Ekonomiye devlet müdahele etmemelidir.”

- ”En önemli faaliyet arzdır.Her arz kendi talebini oluşturur.”

- ”Ekonomide dengeyi sağlama aracı faizlerdir.”

- ”Ekonomide arzın miktarı, fiyat mekanizmasına göre belirlenir.”

İkinci olarak KEYNESYEN İKTİSADİ GÖRÜŞ;

John Maynard KEYNES’in iktisadi kuramıdır.Wicksell , Bernécer , Kahn’ın çalışmalarından etkilenmiştir.Ona göre Klasik iktisadi ekol talebe yeterince önem vermemiş.Geçici durumlar dışında ekomominin tam istihdahdam da çalıştığını varsaymışlardır.İktisatçımız klasiklerin tersine arza değil ”talebe” dikkatleri çekmiştir.Ortaya koyduğu sisteme göre;

- ”Devlet özel girişimciye zarar vermeden ekonomiye etkili bir müdahele yapmalıdır.”

- ”Ekonomide her talep kendi arzını yaratır.”

- ”Ekonomide dengeyi devlet Kamu Hizmetlerini attırıp vergileri azaltarak ayarlar.”

3-) KAPİTALİS SİSTEM;

Kapitalizim de temel olarak Adam Smith’in ekolünü benimsemiş ve serbest ekonominin temelleri atılmıştır.Bu sisteme göre üretim faktörlerinden sermaye ve toprağın (doğa ) özel mülkiyette olduğunu belitmiştir.Ekonomide teşviklerin piyasa fiyatlarına dayandığı bir sistemdir.Kapitalizmin işleyişi karmaşıktır, bununla birlikte sistemin dört temel unsuru vardır;

a-) Serbest girişimcilik ve serbest seçim

b-) Özel mülkiyet

c-) Rekabet

d-) Piyasa ekonomisine güven ve bireycilik

bu unsurları birkaç cümleyle açıklamak gerekirse;

a-) Serbest Girişimcilik ve Serbest Seçim;

Ekonomik birimlerin temelini oluşturan hanehalkı hem üretici hem de tüketici pozisyonundadır.Her fert istediği ve sevdiği işi yapmakta serbesttir.Böylelikle daha verimli çalışarak üretim kapasitesini arttıracaktır.Girişimcilerde istediği alanda yatırım yapma ve sermayelerini diledikleri gibi kullanma hürriyetine sahiptirler.

b-)Özel Mülkiyet ;

Kişinin üretim araçlarına sahip olma arzu ve isteği iş motivasyonunu arttıracaktır.Kendi yararına en yüksek karı elde etmek için de çalışma seviyesini maximumda tutacaktır.Temelinde kazanma hırsı vardır.Bundan dolayı Kapitalis sistemde bireyler üretim araçlarına sahip olabilirler.Sahip olunan mallar geride kalan aile fertlerine bırakılabilir.

c-) Rekabet ;

Her kişi, kuruluş veya özel firma piyasada tutunmak için ve kar elde etmek için çalışır.Bu sistemde her mal,hizmet ve sermayenin belirli bir ücret karşılığı vardır.Piyasada aynı amaç için uğraşan firma ve kuruluşlar bu sermayeyle mallara sahip olabilmek için birbiriyle yarışırlar.Eğer tüketicinin talebine karşılık veremez , ihtiyaçlarını karşılayamakta yetersiz kalırsa karı düşer ve piyasayı başka firmalara kaptırır.Bu sistemde devlet , rekabet piyasasına belirli kurallar koyar.Fakat bu piyasaya karışmaz.

d-) Piyasa Ekonemisine Güven ve Bireycilik ;

Fertler , kuruluş ve firmalar kendi çıkarları doğrultusunda davranmakta serbesttir.Ürettikleri mal ve hizmetlerle üretim kaynaklarını serbest piyasada alıp satarak arz ve talep dengesini oluştururlar.

Ayrıca Kapitalis sistemde üretim faktörlerine hanahalkı sahiptir.Bunları kullanmada ve yaptığı işlerden elde ettiği kazancını kendi yaptığı tercihler ve seçimlere göre kullanabilir.Mal

ve hizmet miktarını firmalar hanehalkına arz edilecek miktarı seçmekte.Hanehalkıda firmalardan

talep edilecek mal ve hizmet miktarını seçmekte serbesttir.Fiyatların belirlenmesi hanehalkı

ve firmalar arasında mal-hizmet piyasası ve faktör piyasasındaki arz ve talebe göre ayarlanır.

SOSYALİST SİSTEM

Sosyalizmin temelinde Marxçılık ve Lenincilik vardır.Komünizmin ilk başladığı dönemde gelişmiştir.Bu sistemde girişimciler ve halk Kapitalisler kadar hür ve serbest değildir.Esas amacı burjuvanizme karşı çıkmak , sınıf aryrımına ve sömürücülüğe bir son vermektir.Görünüşte ilk göze çarpan eşitlik ve adalettir.Sistemin başında PLANCI adı verilen devlet yöneticileri vardır.Onların istek ve tercihlerine öncelik verilir.Dolayısıyla adalet ve eşitlik gerçekleşmez.(Ben kapitalizmle karşılaştımak amacıyla birkaç madde halinde sıraladım.)

a-) Plancılar ve onların tercihlerine öncelik.

b-) Kamu mülkiyeti

c-) Piyasada Devlet otoritesi

d-) Devletçilik*

a-) Plancılar ve Onların Tercihlerine Öncelik ;

Devlet başında bulunup halkı yöneten kişilere plancı adı verilir.Bu kişilerin halk için tercih ettiklerine öncelik verilir.Merkezi Plan adında bir ekonomik sistem kitabı belirlenir.Bu kitapta

neyin,nerede,nasıl,ne kadar üretileceği,kimlerin alacağı kararlaştırılıp devlet tarafından uygulamaya konur.Üretim yapacak firmaların faaliyetini ve üretim faktörlerini kontrol altında tutar.

b-) Kamu Mülkiyeti ;

Sosyalist sitemde sermaye ve doğal kaynaklar devlete aittir.Hanehalkı hiçbir mülkiyete sahip

değildir.Sadece emeği vardır.Devlet halkını kendi iktisadi teşekküllerinde istihdam eder.Mal varlığını da emegine göre paylaştırır.”kim çalışmazsa yemek yemez”tezini savunur.

c-)Piyasada Devlet Otoritesi ;

Kapitalis sistemdeki serbest piyasanın aksine ekonomiye devlet otoritesi hakimdir.Bundan dolayı firmalar arası yarış yani rekabet piyasası yoktur.Onun yerine mal ve hizmet üretimi Kamu İktisadi Teşekküllerinde yapılır.Halk kendi tercihlerini yaparak , mal ve hizmet satın alma özgürlüğüne sahip olsalarda devletin ürettikleriyle sınırlıdırlar.

d-)Devletçilik ;

Her ferdin kendi ihtiyaçlarını karşılamak amacının üstünde, cemiyetin (millet ve emekçilerin) iyiliğine, ihtiyaçlarının karşılanmasına çalışmasıdır.Kollektif ruh anlayışı içinde ”Birimiz hepimiz,hepimiz birimiz için şuuruyla hareket ederler.

Fiyatların belirlenmesi ; plancılar tarafından belirlenen sosyal hedeflere ulaşmak için ayarlanır.En fakir kişinin bile rahatça beslenebileceği şekilde düşük tutulur.Böyle bir ortamda teşvik unsuru yasa ve düzenlemelere dayanır.

KARMA EKONOMİK SİSTEM ;

Kapitalizm ve sosyalizmin kimi yönlerini alarak işleyen sistemlerdir.Genelde özel mülkiyetle kamu mülkiyetini , teşvik unsuru olarakta fiyatlar ve yasa-düzenlemeleri birleştirir.Arz ve talep yasalarını gözardı etmeden sisteme müdahele ederler.

B I L A N Ç O

Salı, 06 Kasım 2007

B I L A N Ç O :

TANIMLARI :

- Belirli bir tarihte firmanin varliklarini, borçlarini ve öz sermayesini tasnifli bir biçimde gösteren tablodur.

- Bir firmanin sahip oldugu ekonomik degerlere sahip faaliyet araçlari ile bu araçlarin hangi kaynaklardan saglandigini gösteren tablodur.

- Isletmenin varliklarini ve bu varliklar üzerindeki haklari gösteren temel durum raporudur.

BILANÇODAKI TEMEL ESITLIK :

VARLIKLAR (AKTIF) = BORÇLAR + ÖZSERMAYE (PASIF, KAYNAKLAR)’dir.

Bir isletmenin belirli bir andaki varliklari toplami, isletmenin kaynaklari toplamina esittir. Firmanin varliklarinda, borçlarinda ve öz sermayesinde isletme faaliyetleri sebebiyle sürekli degisiklikler, artislar ve azalislar olur. Ancak dogru ve usulüne uygun bir sekilde ilgili defterlere kaydedildigi sürece denklemin iki tarafinin esitligini bozabilecek herhangi bir islem yoktur.

Bilançolar iki sekilde düzenlenebilinir ;

1- Hesap seklinde bilanço ; Tabloda, varliklar sol kisma, kaynaklar sag kisma birbirine paralel olarak siralanir.

VARLIKLAR(AKTIF) KAYNAKLAR (PASIF)

(MEVCUTLAR+ALACAKLAR) BORÇLAR + ÖZSERMAYE

1- DÖNEN VARLIKLAR ….. 3- KISA VADELI YABANCI KAYNAKLAR …..

100…199 300…399

2- DURAN VARLIKLAR …….. 4- UZUN VADELI YABANCI KAYNAKLAR…..

200…299 400…499

5- OZ KAYNAKLAR ……

500…599

============ ===========

AKTIF TOPLAMI : ……………….. PASIF TOPLAMI : ………………..

2-Rapor Seklinde Bilanço : Varliklarin ve kaynaklarin alt alta siralandigi bilanço tipidir.

TEK DÜZEN MUHASEBE SISTEMI :

AMACI VE KAPSAMI : Bilanço usulünde defter tutulan gerçek ve tüzel kisilere ait tesebbüs ve isletmelerin faaliyet sonuçlarinin saglikli ve güvenilir bir biçimde muhasebelestirilmesi, mali tablolar araciligi ile ilgililere sunulan bilgilerin tutarlilik ve mukayese edilebilirlik niteliklerini koruyarak gerçek durumu yansitmasinin saglanmasi ve isletmelerde denetimin kolaylastirilmasidir. Ayrica yapilan bu düzenleme ;

- Muhasebe bilgilerinin, karar alma durumunda bulunan ilgililere dogru ve yeterli olarak ulastirilmasina,

- Farkli isletmeler ile ayni isletmenin farkli dönemlerinin karsilastirilmasina,

- Mali tablolarda yer alan hesap adlarinin tüm kesimler için ayni anlami vermesine,

- Muhasebe terim birliginin saglanmasi sureti ile anlasilabilir olmasina,

- Isletmeler ile ilgililer arasinda güven unsurunun olusturulmasina da yöneliktir.

MUHASEBENIN TEMEL KAVRAMLARI :

1- SOSYAL SORUMLULUK KAVRAMI : Muhasebenin organizasyonunda, muhasebe uygulamalarinin yürütülmesinde ve mali tablolarin düzenlenmesi ve sunulmasinda belli kisi veya gruplarin degil, tüm toplumun çikarlarinin gözetilmesi ve dolayisiyla bilgi üretiminde gerçege uygun, tarafsiz ve dürüst davranilmasi gerektigini ifade eder.

2- KISILIK KAVRAMI : Isletmenin sahip veya sahiplerinden, yöneticilerinden, personelinden ve diger ilgililerden ayri bir kisilige sahip oldugunu ve o isletmenin muhasebe islemlerinin sadece bu kisilik adina yürütülmesi gerektigini ifade eder.

3- ISLETMENIN SÜREKLILIGI KAVRAMI : Isletmelerin faaliyetlerini bir süreye bagli olmaksizin sürdürecegini ifade eder. Bu nedenler isletme sahiplerinin ya da hissedarlarinin yasam süreleriyle bagli degildir. Isletmenin sürekliligi kavrami maliyet esasinin temelini olusturur.

4- DÖNEMSELLIK KAVRAMI : Isletmenin sürekliligi kavrami uyarinca sinirsiz kabul edilen ömrünün, belli dönemlere bölünmesi ve her dönemin faaliyet sonuçlarinin diger dönemlerden bagimsiz olarak saptanmasidir.

5- PARAYLA ÖLÇÜLME KAVRAMI : Parayla ölçülebilir iktisadi olay ve islemlerin muhasebeye ortak bir ölçü olarak para birimiyle yansitilmasini ifade eder.

6- MALIYET ESASI KAVRAMI : Para mevcudu, alacaklar veya maliyetinin belirlenmesi mümkün veya uygun olmayan diger kalemler hariç, isletme tarafindan edinilen varlik ve hizmetlerin muhasebelestirilmesinde, bunlarin elde edilme maliyetlerinin esas alinmasi geregini ifade eder.

7- TARAFSIZLIK VE BELGELENDIRME KAVRAMI : Muhasebe kayitlarinin gerçek durumu yansitan ve usulüne uygun olarak düzenlenmis objektif belgelere dayandirilmasi ve muhasebe kayitlarina esas alinacak yöntemlerin seçilmesinde tarafsiz ve önyargisiz davranilmasi geregini ifade eder.

8- TUTARLILIK KAVRAMI : Muhasebe uygulamalari için seçilen muhasebe politikalarinin, birbirini izleyen dönemlerde degistirilmeden uygulanmasi geregini ifade eder.

9- TAM AÇIKLAMA KAVRAMI : Mali tablolarin, bu tablolardan yararlanacak kisi ve kuruluslarin dogru karar vermelerine yardimci olacak ölçüde yeterli, açik ve anlasilir olmasini ifade eder.

10- IHTIYATLILIK KAVRAMI : Muhasebe olaylarinda temkinli davranilmasi ve isletmenin karsilasabilecegi risklerin göz önüne alinmasi geregini ifade eder.

11- ÖNEMLILIK KAVRAMI : Bir hesap kalemi veya mali bir olayin nisbi agirlik ve degerinin, mali tablolara dayanilarak yapilacak degerlemeleri veya alinacak kararlari etkileyebilecek düzeyde olmasini ifade eder.

12- ÖZÜN ÖNCELIGI KAVRAMI : Islemlerin muhasebeye yansitilmasinda ve onlara iliskin degerlemelerin yapilmasinda biçimlerinden çok özlerinin esas alinmasi geregini ifade eder.

GENEL KABUL GÖRMÜS MUHASEBE ILKELERI :

Mali tablolara paralel olarak iki gruba ayrilir :

1- Gelir tablosu Ilkeleri

2- Bilanço Ilkeler

a) Varliklara iliskin ilkeler

b) Yabanci kaynaklara iliskin ilkeler

c) Öz kaynaklara iliskin ilkeler

GELIR TABLOSU ILKELERI ; Amaci; satislarin, gelirlerin, satislarin maliyetinin, giderlerin, kar ve zararlara ait hesaplarin ve belli dönemlere ait isletme faaliyet sonuçlarinin siniflandirilmis ve gerçege uygun olarak gösterilmesini saglamaktir. Bu ilkeler ;

1- Gerçeklesmemis satislar, gelir ve karlar, gerçeklesmis gibi veya gerçeklesenler gerçek tutarindan fazla gösterilmemelidir.

2- Belli bir dönemin satislari ve gelirleri, bunlari elde etmek için yapilan satislarin maliyeti ve giderleri ile karsilastirilmalidir.

3- Maddi ve maddi olmayan duran varliklar ile özel tükenmeye tabi varliklar için uygun amortisman ve tükenme payi ayrilmalidir.

4- Maliyetleri, maddi duran varliklar, stoklar, onarim ve bakim ve diger gider gruplari arasinda uygun bir sekilde dagitilmalidir.

5- Arizi ve olaganüstü nitelige sahip kar ve zararlar meydana geldikleri dönemde tahakkuk ettirilmeli fakat normal faaliyet sonuçlarindan ayri olarak gösterilmelidir.

6- Bütün kar ve zararlardan, önceki dönemlerin mali tablolarinda düzeltme yapilmasini gerektirecek büyüklük ve nitelikler disinda kalanlar dönemin gelir tablosunda gösterilmelidir.

7- Karsiliklar, isletmenin karini keyfi bir sekilde azaltmak veya bir döneme ait kari diger döneme aktarmak amaciyla kullanilmamalidir.

8- Dönem sonuçlarinin tesbiti ile ilgili olarak uygulana gelen degerleme esaslari ve maliyet yöntemlerinde bir degisiklik yapildigi takdirde, bu degisikligin etkileri açikça belirtilmelidir.

9- Bilanço tarihinde var olan ve sonucu belirsiz bir veya birkaç olayin gelecekte ortaya çikip çikmamasina bagli durumlari ifade eden sarta bagli olaylardan kaynaklanan, makul bir sekilde gerçege yakin olarak tahmin edilebilen gider ve zararlar, tahakkuk ettirilerek gelir tablosuna yansitilir.

BILANÇO ILKELERI : Amaci; sermaye koyan veya sonradan kendilerine ait kari isletmede birakan sahip ve hissedarlar ile alacaklilarin isletmeye sagladiklari kaynaklar ve bunlarla elde edilen varliklarin muhasebe kayit, hesap ve tablolarda anlamli bir sekilde tesbit edilmesi ve gösterilmesi yoluyla, beli bir tarihte isletmenin mali durumunun açiklikla ve ilgililer için gerçege uygun olarak yansitilmasidir.

A- VARLIKLARA ILISKIN ILKELER :

1- Isletmenin bir yil veya normal faaliyet dönemi içinde paraya dönüsebilecek varliklari, bilançoda dönen varliklar grubu içinde gösterilir.

2- Isletmenin bir yil veya normal faaliyet dönemi içinde paraya dönüsemeyen, hizmetlerinden bir hesap döneminden daha uzun süre yararlanilan uzun vadeli varliklari, duran varliklar grubu içinde gösterilir.

3- Bilançoda varliklari, bilanço tarihindeki gerçege uygun degerleri ile gösterebilmek için, varliklarda deger düsüklüklerini göstererek karsiliklarin ayrilmasi zorunludur.

4- Gelecek dönemlere ait olan önceden ödenen giderler ile cari dönemde tahakkuk eden ancak, gelecek dönemlerde tahsil edilecek olan gelirler, kayit ve tesbit edilmeli ve bilançoda ayrica gösterilmelidir.

5- Dönen ve duran varliklar grubunda yer alan alacak senetlerini, bilanço tarihindeki gerçege uygun degerleri ile gösterebilmek için reeskont islemleri yapilmalidir.

6- Bilançoda duran varliklar grubunda yer alan maddi duran varliklar ile maddi olmayan duran varliklarin maliyetini çesitli dönem maliyetlerine yüklemek amaciyla, her dönem ayrilan amortismanlarin birikmis tutarlari ayrica bilançoda gösterilmelidir.

7- Duran varliklar grubu içinde yer alan özel tükenmeye tabi varliklarin maliyetini çesitli dönem maliyetlerine yüklemek amaciyla, her dönem ayrilan tükenme paylarinin birikmis tutarlari ayrica bilançoda gösterilmelidir.

8- Bilançonun dönen ve duran varliklar gruplarinda yer alan alacaklar, menkul kiymetler, bagli menkul kiymetler ve diger ilgili hesaplardan ve yükümlülüklerden isletmenin sermaye ve yönetim bakimindan iliskili bulundugu ortaklara, personele, istiraklere ve bagli ortakliklara ait olan tutarlarin ayri gösterilmesi temel ilkedir.

9- Tutarlari kesinlikle saptanamayan alacaklar için herhangi bir tahakkuk islemi yapilmaz. Bu tür alacaklar bilanço dipnot veya eklerinde gösterilir.

10- Verilen rehin, ipotek ve bilanço kapsaminda yer almayan diger teminatlarin özellikleri ve kapsamlari bilanço dipnot veya eklerinde açikça belirtilmelidir. Bu ilke bilanço kapsaminda yer almayan diger teminatlar için de gösterilmelidir.

B- YABANCI KAYNAKLARA ILISKIN ILKELER :

1- Isletmenin bir yil veya faaliyet dönemi içinde vadesi gelen borçlari bilançoda kisa vadeli yabanci kaynaklar grubu içinde gösterilir.

2- Isletmenin bir yil veya faaliyet dönemi içinde vadesi gelmemis borçlari bilançoda uzun vadeli yabanci kaynaklar grubu içinde gösterilir.

3- Tutarlari kesinlikle saptanamayanlari ve durumlari tartismali olanlari da içermek üzere isletmenin bilinen ve tutarlari uygun olarak tahmin edilebilen bütün yabanci kaynaklari kayit ve tesbit edilmeli ve bilançoda gösterilmelidir.

4- Gelecek dönemlere ait olarak önceden tahsil edilen hasilat ile cari dönemde tahakkuk eden ancak gelecek dönemlerde ödenecek olan giderler kayit ve tesbit edilmeli ve bilançoda ayrica gösterilmelidir.

5- Kisa ve uzun vadeli yabanci kaynaklar grubunda yer alan borç senetlerini bilanço tarihindeki gerçege uygun degerleri gösterebilmek için reeskont islemleri yapilmalidir.

6- Bilançonun kisa ve uzun vadeli yabanci kaynaklar gruplarinda yer alan borçlar, alinan avanslar ve diger ilgili hesaplardan isletmenin sermaye ve yönetim bakimindan ilgili bulundugu ortaklara, personele, istiraklere ve bagli ortakliklara ait olan tutarlarinin ayri gösterilmesi temeldir.

C- ÖZKAYNAKLARA ILISKIN ILKELER :

1- Isletme sahip veya ortaklarinin, sahip veya ortak sifatiyla isletme varliklar üzerindeki haklari öz kaynaklar grubunu olusturur.

2- Isetmenin ödenmis sermayesi bilançonun kapsami içinde tek bir kalem olarak gösterilmelidir.

3- Isletmenin hissedarlari tarafindan yatirilan sermayenin devam ettirilmesi gerekir.

4- Öz kaynaklarin bilançoda net olarak gösterilmesi için geçmis yillar zararlari ile dönem zarari, öz kaynaklar grubunda indirim kalemleri olarak yer alir.

5- Öz kaynaklar; ödenmis sermaye, sermaye yedekleri, kar yedekleri, geçmis yil karlari, (zararlari) ve dönem net kari (zarari)’ndan olusur.

Bilanço usulünde muhasebe kayitlari Muhasebe Uygulama Genel Tebliglerinde belirtilen Tek Düzen Muhasebe Sistemi kapsaminda belirtilen hesaplar kanali ile tutulur.

Belge ve dogru bilgilere dayanilarak kayitlar, bilgisayar ortaminda önce muhasebe fislerine, normal ortamda önce yevmiye defterine daha sonra Defter-i Kebir’e yapilir.

Tek düzen hesap planinda belirtilen hesap kodlari Yevmiye ve Defter-i Kebir’de kullanilir. Evrak yogunlugu düsük isletmeler evraklarini dogrudan yevmiye defterine tarih sirasi ile uygun sekilde maddeler halinde geçirebilirler. Yevmiye defterinin bir borç bir de alacak sütunu bulunur.

HER YEVMIYE MADDESININ BORÇ VE ALACAK TUTAR TOPLAMLARI BIRBIRINE ESIT OLMAK ZORUNDADIR.

Yevmiye Defteri : Kayda geçirilmesi icap eden muamelelerin tarih sirasi ile maddeler halinde kaydedildigi defterdir.

Defter-i Kebir : Yevmiye defterine maddeler seklinde kaydedilen islemleri, buradan alarak ilgili hesaplara sistemli bir sekilde ilgili hesaplara dagitan ve siniflandirilmis olarak bu hesaplarda toplayan defterdir.

BILANÇO HESAPLARI :

HESAP : Bilanço içerigini olusturan Varliklar, sermaye ve borçlarda dönem içinde meydana gelen islem ve hareketler nedeniyle ortaya çikan artis ve azalislarin kaydedildigi çizelgedir.

Borç …………….. HESABI Alacak

Hesaplara Iliskin Terimler :

1- Hesabin Borç ve Alacak Tarafi : Hesabin sol tarafina “borç”, sag tarafina “alacak” denir.

2- Hesabi Borçlandirmak veya Alacaklandirmak : Herhangi bir hesabin sol (borç tarafi) tarafina kayit yapma islemine HESABI BORÇLANDIRMAK, sag (alacak tarafi) tarafina kayit yapma islemine

HESABI ALACAKLANDIRMAK denir.

3- Hesap Açmak : Bir islemin, yarattigi etkiye göre ilgili hesabin borç ya da alacak tarafina ilk kez bir

deger yazilmasina (hesabin ilk hareketine) “Hesap Açmak” denir.

4- Hesap kalani : Bir hesabin borç ve alacak taraflarinin toplamlari arasindaki farka hesap bakiyesi veya hesap kalani denir. Borç toplami alacak toplamindan büyük ise hesap borç bakiyesi, alacak toplami borç tarafindan büyük ise hesap alacak bakiyesi verir.

5- Hesabin Kapali Olmasi : Hesap bakiye vermiyor ise, yani borç toplami ile alacak toplami birbirine esit ise hesap kapali ya da kapanmis demektir. Degeri sifirdir.

6- Aktif Hesaplar : Varliklarin izlendigi ve borç kalani veren hesaplardir.

7- Pasif Hesaplar : Sermaye ve borçlarin izlendigi ve alacak kalani veren hesaplardir.

HESAP PLAN YAPISI :

1- Hesap Siniflari (1-Dönen Varliklar)

10- Hesap Grubu (10- Hazir Degerler)

100- Hesap (100 Kasa) (Defter-i Kebir Hesaplari düzeyi)

100.01 Alt Hesap (100.01 TL Kasasi) Tali Hesap

100.01.01 Alt Hesap (100.01.01 Merkez TL Kasasi) (Muavin, Yardimci)

HESAPLARIN ISLEYISI :

Borç VARLIK HESAPLARI Alacak Borç BORÇ HESAPLARI Alacak

+ - + -

ARTIS AZALIS AZALIS ARTIS

SERMAYE

Borç HESAPLARI Alacak

- +

AZALIS ARTIS

Borç GIDER HESAPLARI Alacak Borç GELIR HESAPLARI Alacak

+ +

ARTIS ARTIS

İçindekiler

Salı, 06 Kasım 2007

İÇİNDEKİLER

İÇİNDEKİLER 1

ŞEKİLLER LİSTESİ 1

TABLOLAR LİSTESİ 2

1. ŞEBEKE ORGANİZASYONLARININ OLUŞUM SÜRECİ 3

2. ŞEBEKE ORGANİZASYONLAR 4

2.1 Şebeke Organizasyonlarda Çalışma Kuralları 8

2.2 Şebeke Organizasyonların Çalışma İlkeleri 9

2.2.1 Şebeke Yapı için Gerekli Bireysel Tutum ve Davranış Kuralları 9

2.2.2 Şebeke Takımları ve Takım Oluşturma Kuralları 10

2.2.3 Takım Normları ve Kuralları (Misyon, Amaç ve Kültür) 11

2.2.4 Şebeke Haberleşme Kuralları 12

2.2.5 Elektronik Haberleşme Teknolojisi Uygulamaları 13

2.3 Şebeke Yapılarda Başarı ve Başarısızlık 14

3. ŞEBEKE ORGANİZASYON TÜRLERİ 15

3.1 Dahili Şebeke Organizasyonu 15

3.2 Dengeli Şebeke Organizasyonu 15

3.2.1 Keiretsu 17

3.3 Dinamik Şebeke Organizasyonu 18

3.3.1 Müşterek Yatırım Ortaklığı (Joint-Venture: Ortak Yatırım) 19

4. ŞEBEKE YAPILARIN AVANTAJ VE DEZAVANTAJLARI 19

5. ŞEBEKE ORGANİZASYONLARIN YÖNETİMİ 21

5.1 Örgütlerde Düşey ve Yatay Yapılanma 21

5.2 Şebeke Yönetiminin Tercih Edilmesinin Nedenleri 22

5.3 Şebeke Organizasyonlarda Teknoloji Takibinin Önemi 23

5.4 Şebeke Yönetiminin Temel İlkeleri 25

5.5 Şebeke Yönetiminin Uygulama Politikaları 26

5.6 Kurumsal İç Şebeke ve Küresel Dış Şebekenin Bağlantılı Olma Gerekliliği 28

5.7 Şebeke Yönetiminde Liderlik 29

5.7.1 Yönetim Tutumları 30

5.7.2 İşlemsel ve Dönüştürücü Liderlik 30

KAYNAKLAR 31

ŞEKİLLER LİSTESİ

Şekil 1: Tipik Bir Şebeke Organizasyonu………………………………. ……………………………………….6

Şekil 2. Dahili Şebeke Organizasyonu………………………………. ………………………………………….1 5

Şekil 3. Dengeli Şebeke Organizasyonu………………………………. ……………………………………….16

Şekil 4. Dinamik Şebeke Organizasyonu………………………………. ………………………………………19

TABLOLAR LİSTESİ

Tablo 1. Şebeke Yapıların Avantaj ve Dezavantajları……………………………… ……………………..21

Tablo 2. Örgütlerde Düşey ve Yatay Yapılanma………………………………….. ………………………..22

1. ŞEBEKE ORGANİZASYONLARININ OLUŞUM SÜRECİ

Sanayi ötesi toplum yapılanması ve küreselleşme, kendine özgü olguları, dinamikleri ve özellikleri olan süreçleri ifade etmektedir. Otoriteler küreselleşmeyi, özünde mali piyasaların ve ileri teknolojinin yönlendirdiği, ülkelerin farklı birikim ve etkinlikleriyle yeni dengeler aradıkları dinamik bir süreç olarak tanımlamaktadırlar. Küreselleşme salt ekonomik alanda değil hukuksal, siyasal, sosyal ve kültürel alanlarda yaşanan değişim sürecidir. Küreselleşme sürecinin önemli bir özelliği, ulusal sınırların önemini yitirmesi ve ulus-devletin ekonomi üzerindeki denetiminin yavaş yavaş ortadan kalkmasıdır.

Küreselleşmenin getirdiği en önemli olgu bilgidir. Bilgi toplumu düzeyine ulaşabilmek, çağımız toplumlarının en belirgin hedefidir. Bilginin stratejik kaynak olarak kabul edildiği bilgi toplumlarında bilgi, bilgi teknolojilerinin sağladığı imkanlarla üretilmekte, sınıflandırılmakta ve ulaşılabilir kılınmakta; toplumsal ve kurumsal sorunların çözümünde kullanılabilmektedir. Günümüzde bilgi, bireylerin, organizasyonların ve devletlerin sahip olabilecekleri en stratejik kaynak olarak değerlendirilmektedir.

Örgütler, küreselleşme süreciyle birlikte küresel piyasada rekabetçi üstünlük sağlamak için yapılarını yeniden tasarımlamaktadırlar. İşletmeler açısından mal ve hizmetleri kendileri yapmak yerine kendi ülkelerinde veya diğer ülkelerde verimlilik, kalite, çeşitlilik ve maliyet avantajları bakımından daha avantajlı şekilde üreten işletmelerin kimler olduğu, nerelerde bulundukları, ne gibi niteliklere sahip oldukları, hangi fiyat ve koşullarla çalıştıkları önem kazanan öğeler arasına girmişlerdir. Çevresel yapının giderek karmaşık hale gelmesi organizasyonları düşey-mekanik yaklaşımdan yatay-organik yaklaşımlara yöneltmektedir. Bu bağlamda, şebeke organizasyonlar ve şebeke organizasyonlarının altyapısını oluşturduğu sanal organizasyonlar ve elektronik ticaret gibi kavramlar da ortaya çıkmaktadır.

2. ŞEBEKE ORGANİZASYONLAR

Sanayi toplumunda stratejik kaynağı oluşturan sermaye, yerini bilgi toplumuna geçiş sürecinde bilgiye bırakmakta ve bilgiyi üreten kurumlar toplumun temel eksenini oluşturmaya başlamaktadırlar. Dolayısıyla dünyayı küresel bir elektronik köy haline getirmiş olan yeni teknolojilere dayanan ve bilgi üretiminin merkezi önem kazandığı bilgi toplumunun talep ve ihtiyaçlarını sanayi toplumunun organizasyonları karşılayamaz duruma gelmişlerdir.

Yaşadığımız çağda organizasyonların bilgi tabanlı duruma gelmeleri, bilgi teknolojilerinin gelişmesi ve bütünleşmesi, robot teknolojisinden faydalanılması organizasyon yapılarında önemli ölçüde dönüşümlere neden olmuştur. Geleneksel organizasyon yapılarından oval modellere doğru gerçekleşen bu dönüşüm ile katılımcı yönetim anlayışı yaygınlaşmakta, kurumsal kademe sayısı azalmakta ve bilgi çalışanlarının önemi artmaktadır.

1980’li yıllara kadar verimliliği esas alan kitle üretimi ve buna uygun hiyerarşik-bürokratik organizasyon yapıları, yaşanan hızlı değişimi karşılamada yetersiz kalmışlardır. Üçüncü Dünya ülkeleri ve geleneksel anlayışa sahip işletmeler kitle üretimini tercih ederken çağdaş işletmeler esnek üretim ve uzmanlaşmaya öncelik veren yeni yapılar bulmaya çalışmışlardır. Post-modern yapılar diye adlandırılabilecek örgüt yapıları içinde en yaygın olanlarından biri, şebeke organizasyonlarıdır. Henüz adı konulmadan önce Peter F. Drucker şebeke organizasyonları ile ilgili düşüncelerini “Gelecek İçin Yönetim” kitabında aşağıdaki gibi belirtmiştir:

“Yarının işletmeleri iki yeni kurala uyacaktır. Bir: insanla¬rı işin bulunduğu yere getirmek yerine işi insanların bulunduğu yere götürmek. İki: oldukça üst düzeydeki yönetim ve meslek kademelerine yükselme fırsatı sağlamayan faaliyetleri (mesela, büro işleri, bakım hizmetleri, brokerlik kuruluşlarının "geri hiz¬metler’’i, büyük mimari firmalarındaki çizim odası, hastaneler¬deki tıbbi laboratuar) dışardan bir müteahhide yaptırmak. Borsacıların tabiriyle, şirketin bağları çözülecektir. Sebeplerden biri, bu yüzyılda fikirleri ve bilgiyi hızla ve ucuza nakletme imkanının varoluşudur. Aynı zamanda, on dokuzuncu yüzyılın büyük başarısı olan insanları nakletme yeteneğinin bu yüzyılda da devam etmesine rağmen artık fayda¬sız hale gelmiş olmasıdır; bunun kanıtı, büyük şehirlerin birço¬ğunda her gün işe gidip gelmenin dehşeti ile tıkanıklığı gittikçe artan ana trafik damarlarının üstüne çöken egzoz dumanıdır. İşi insanların bulunduğu yere götürmek, artık olağan bir uygulama olmuştur. Evrak işlerini hala şehirdeki ofislerinde yürüten pek az Amerikan bankası veya sigorta şirketi kalmıştır. Bu işler şeh¬rin banliyösündeki bir uydu ofise nakledilmiştir. Rezervasyon bilgi¬sayarlarını hala merkez bürosunda veya hatta havaalanında tu¬tan pek az havayolu şirketi kalmıştır.

Bu yönelimin bir şok dalgasına dönüşmesi için başka bir "enerji çatırtısı" gerekebilir. Fakat karar mekanizmalarını ve müşteriyle yüz yüze teması (ki bu da büro işlerinin tamamı de¬mektir) gerekli kılmayan işlerin çoğunluğu önümüzdeki on yılın sonuna kadar, en azından Batı ülkelerinde, şehir dışına çıkarıl¬mış olacaktır.

İşleri "dışarı yaptırma" yönelimi iyi yürümektedir, hatta Japonya’da bile benimsenmiştir. Japonya’daki birçok büyük hastanenin temizlik işlerini, Amerikan hastanelerinin çoğunluğuna da hizmet vermekte olan müteahhidin mahalli bir şubesi yürütmektedir. Bu yönelimi vurgulayan bir husus, çoğunlukla, fazla eğitim veya beceriye sahip olmayan insanlar tarafından yapılan hizmetlerdeki verimlilik ihtiyacının artması¬dır. Bu da, işin, kendi mesleki kademeleri olan apayrı bir dış organizasyona tevdi edilmesini hemen hemen gerekli kılmaktadır. Aksi takdirde, sadece kalite ve eğilim için değil, iş etüdü, iş akışı ve araçlar için de gerekli olan ağır hizmetin sağ¬lanması üzerinde dikkatle durulmayacak veya yeterince önem verilmeyecektir.”

Şebeke, birimler veya bireyler arasında etkileşim yoğunluğunu gösterir. Her birey veya birim, diğer birey veya birimle olan etkileşimiyle bağlar oluşturur. Bu bağlar etkileşim hatlarıdır. Ancak bu etkileşim hatları düğümün (örneğin işletme) sayısı, düğümler arası etkileşimin yoğunluğu (kalitesi) ve çeşide (birimlerin birbirine yakınlığına) göre gevşek veya sıkı olabilir.

İşletmeler dikey bütünleşme yoluyla büyümeden uzak durarak bağımsız tedarikçiler veya dağıtıcılarla işbirliğine gitmeyi yeğlemektedirler. Program, maliyet fiyatları ve hiyerarşideki orta kademe mekanizması gibi içsel koordinasyonlar yerine pazar sürükleyicili mekanizmalarla birimler arası bağlanma yoluna gitmektedirler. Pazar mekanizmasıyla, iş yapan bağımsız işletmelerin temel yeteneklerinin birleştirilmesiyle “şebeke örgüt yapıları” ortaya çıkmaktadır.

ŞEKİL 1: TİPİK BİR ŞEBEKE ORGANİZASYONU

Şebeke örgüt yapılarına geçiş için önemli sayılan nedenler aşağıdaki gibi sıralanabilir:

• İşlevsel maliyetlerin ve sabit masrafların düşürülmesi veya kontrol altına alınması,

• Sermaye kaynaklarının daha akılcı kullanılması,

• Aktif zenginliğin kazanılması,

• Dışsal ekonomilerden yararlanılması,

• Yönetimi ve kontrolü zor fonksiyonların dışarıdan sağlanması,

• Teknolojik gelişmelerin gerçekleştirilmesi.

Şebeke organizasyonlarındaki genel yaklaşımın, işletmelerin ana amaçlarına döndürmek olduğu görülmektedir. Müşteri tatminine ve işletmelerin ana konularında uzmanlaşmalarına ve yoğunlaşmalarına yönelik bu yaklaşım ve işgörenlerin uzmanlık alanlarına dönmelerine, yöneticilerin günlük işlerden çok amaç ve hedeflere yönelmelerine, yöneticilerin ve örgütün gelişmeye ve çevreye uyumuna olanak sağlamaktadır. Kaynakların en uygun hale getirilmesi dolayısıyla da etkin bir zaman kullanımı tekniklerine de olanak sağlar. Şebeke organizasyonu yaklaşımında, uzmanlık alanlarına dönüş sağlanarak alt işletmeler daha fazla yetki ve sorumluluklarla donatılarak karar verme zamanları azaltılmaya çalışılmaktadır.

Şebeke oluşturacak tarzda işletme faaliyetleri¬nin düzenlenmesi yeni bir örgüt yapısı oluşturduğu gibi; bu düzenleme “dış kaynaklardan yararlanma”, “çekirdek yetenek” ve “yalın yönetim” gibi diğer uygulamalarla bir¬likte gelişmektedir. Yani bu uygulamaları birbirlerinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığında bir şebeke içindeki işletmeler hem yardımlaşma hem de rekabet içindedir, işletmeler, hem nihai müşteriye zamanında, ucuz ve kaliteli hizmet sunmak için yardımlaşmak zorundadır¬lar, hem de kendi çıkarlarını korumak (rekabet etmek) durumundadır¬lar.

Nitekim şebeke organizasyon yapısı yakından incelendiğinde, bunun bir bakıma dikey ayrışımın sonucu, bir bakıma ortak girişimin bir şekli ve bir bakıma da dış kay¬naklardan uygulamalarının bir sonucu ol¬duğu görülebilir. Bu nedenle, şebeke organizasyon yapısı çok da yeni bir organizasyon şekli sayılmaz. Çünkü işletmeler arası stratejik birlikler ve müşterek yatırım ortaklığı (joint-venture) şeklindeki or¬ganizasyonlar, bir anlamda şebeke organizasyonu uygulamalarıdır.

Klasik organizasyon yapılarında amaçlara ulaştıracak iş ve faaliyetler aynı yönetim altında çeşitli kriterlere göre oluşturulmuş departman veya bölümlerde gerçekleştirilir. Dolayısıyla bu işler için gerekli kaynaklar da organizasyonun denetimindedir. Organizasyon bunlara sahiptir. Oysa şebeke organizasyonunda temel faaliyetlerin her biri ayrı bir yönetim altında çalışan ayrı bir işletmenin konusu olur. Örneğin; satın alma fonksiyonu, bu konuda uzmanlaşmış bulunan ayrı bir işletme tarafından, üretim ayrı, pazarlama ayrı ve araştırma ayrı bir işletme tarafından gerçekleştirilir.

Şebeke organizasyonlarını en belirgin özelliği, klasik organizasyonlarda olduğu gibi emir komuta ilişkileri ve kademelerinin fazla olmamasıdır. Emir komuta ilişkileri ve kademeler mümkün olduğu kadar en aza indirilerek yalınlaşılmaya çalışılmıştır.

Geleneksel yapıdan şebeke türü yapıya geçiş sürecinde bu değişim için kapsamlı bir modelin oluşturulması gerekmektedir. Brynjofsson ve arkadaşları değişim için bir model oluşturmaya çalışmışlardır. “Değişim matrisi” olarak adlandırılan bu matriste eski ve hedeflenen kavram ve süreçler bir matris içine yerleştirilerek bu kavram ve süreçlerin hem kendi aralarında hem de matris içinde birbirine olan katkıları, ters ilişkileri incelenerek değişim sürecinin daha anlamlı olmasını sağlamaktadır. Düşünülen bu modele tedarikçiler, satın alıcılar ve zincirdeki tüm işletmeler ve hatta rakipleri de almak mümkündür.

Esneklik nedeniyle şebeke organizasyonlarında ayrılma ve katılmalar olabileceği için bu tür kopmalar sıklıkla yapıldığında işletmeyi bir bütün olarak algılamada sorunlar söz konusu olabilir. Şebeke organizasyon yapılarında bağımsız işletmelerin ve çalışanların işletmelere bağımlılığının sağlanması en önemli sorun olarak görülmektedir.

2.1 Şebeke Organizasyonlarda Çalışma Kuralları

Bu kuralları madde madde açıklayalım:

• Bugünün kuruluşları ileri derecede yenilikçi ve son derece etkin yapılanmış olmalıdır. Birincisi bir şebeke yaklaşımını gerektirirken ikincisi bir ölçüde bürokratik yapıyı öngörmektedir. Başarılı bir örgüt yapısı iki yaklaşımın en uygun bileşimi olan şebeke yapılar ile sağlanacaktır.

• İşlerin büyük bir çoğunluğu bilginin yarattığı katma değerle gerçekleşmektedir. Bilgi bir şebeke üzerinde herhangi bir noktada üretilip herhangi bir noktada isteyene sunulabilmektedir. Buna göre bilginin üretimi ve dağıtımı geleceğin yönetim sorunudur.

• Bilgi durağan bloklar halinde bulunmamakta, sürekli bir büyüme ve gelişme özelliği göstermektedir. Bu nedenle mümkün olduğu kadar geniş bir bakış açısı, deneyim, yaş, cins özellikleri gösteren kişiler tarafından değerlendirilmelidir. Bunu sağlamak için bu insanları bir şebeke etrafında haberleştirmek ve etkileştirmek gerekmektedir.

• Yapılacak işler ve bunlar arasındaki ilişkiler giderek daha karmaşık hale gelmektedir. Hızla değişen teknolojinin de katkısı ile çevrenin yarattığı değişim ve oluşturduğu fırsat/tehdit olanakları giderek artmaktadır. Alışılan çözüm anlayışı ve tekniklerle bu sorunların çözümlenemeyeceği açıktır.

• Yöneticilerin rolü giderek daha fazla "lider", "bilge kişi", "koç", "örnek" görünümü kazanmaktadır.

• Bürokratik Kontrol Yerine Organik Kontrol: 20. yüzyılın işletmecilik ve organizasyon biliminin büyük çoğunluğu küçük ölçekli ve yönetilebilir kuruluşlar üzerinedir. Bu kuruluşlarda önemli süreçler ve faaliyetler oldukça anlaşılabilir, tanımlanabilir ve kontrol edilebilir ölçülerdedir. Bazı kuruluşlarda bu süreç ve faaliyetlerin yapısına önemli ölçüde bilgi girdiği zaman bunların tanımlanması ve kontrol edilmesi güçleşmektedir. Bu durumlarda şebeke yapıların sağladığı sinerji, bu tür süreç ve faaliyetlerin doğal bir kontrol mekanizmasını oluşturmaktadır. Diğer bir deyişle şebeke organizasyonların organik yapısı, kendi iç dengeleri kontrol ve koordinasyon gereklerini en aza indirmektedir.

• Yönetim Süreçleri: Yönetim, istenen sonuçlara ulaşmayı sağlayacak faaliyetler ve süreçlerin planlama, kontrol ve koordinasyonu çalışmalarıdır. Bir çok geleneksel faaliyet ve süreç için yönetim, işlerin yapılış şekli ile ilgilidir. İşler daha fazla bilgi ve teknoloji yoğun olmaya başladıkça yönetimin işin yapılış şeklini belirleme niteliği azalmakta ve işlerin daha etkin ve verimli bir şekilde yapılması sorumluluğunu çalışanlar yüklenmektedir. Yönetimin esas görevleri ise hedef belirlemek, kaynak bulmak, alt yapıyı oluşturmak, çalışma altyapısını hazırlamak, çalışma ortamını olumlu hale getirmek, çıktıları pazarlamak ve gelişmeleri izleme haline dönüşmektedir. Burada çalışanları kontrol etme ve güdüleme gibi fonksiyonların azaldığı görülmektedir.

2.2 Şebeke Organizasyonların Çalışma İlkeleri

Şebeke organizasyonlarda çalışma ilkelerini beş kısımda incelemek mümkündür. Bunlar:

• Şebeke Yapı için Gerekli Bireysel Tutum ve Davranış Kuralları

• Şebeke Takımları ve Takım Oluşturma Kuralları

• Takım Normları ve Kuralları (Misyon, Amaç ve Kültür)

• Şebeke Haberleşme Kuralları

• Elektronik Haberleşme Teknolojisi Uygulamaları

2.2.1 Şebeke Yapı için Gerekli Bireysel Tutum ve Davranış Kuralları

Her birey bir öz değer bilincine sahip olmalı ve beraber çalıştığı her bireyin de öz değerine ve katkılarına saygılı olmalıdır. Bu yaklaşım net bir şekilde tanımlanmalı ve her takımın "temel becerisi" olarak kabul edilmelidir. Takım bireyleri birbirlerinden ve ortaklaşa deneyimlerinden pozitif bir bilgi kazancı sağlayabilmelidir. Bu da takım için; suçlamadan, eleştirmeden ve genelleştirmeden durum muhakemesi yapabilme prosedürlerinin geliştirilmesi ile gerçekleşir.

Bireyler arasında yüksek düzeyde bir güven ilişkisi bulunmalıdır. Bunun gerçekleşmesi belirli bir zaman alabilir. Başlangıç noktası, istismar etme eğilimi görülünceye kadar herkese güvenle yaklaşmaktır. İstismar etme eğiliminde olanlar ise suçlama ve eleştirme eğilimine gitmeden, güvenilir olmanın kendilerine ne kadar çok katma değer sağlayacağı konusunda ikna edilmelidirler. Güven, şebeke organizasyonlarda çekim alanı yaratan temel değerdir. Bu değerin örselenmesine ve kuşku ile karşılanmasına izin verilmemelidir.

Bireyler karşılıklı olarak işbirlikçi olmalı, vaatler, sözler ve destekler yerine getirilmeli, bunun tehlikeye girdiği durumlarda şebeke durumdan haberdar edilerek desteğin sürmesi sağlanmalıdır. Şebeke yapılar başarının ve başarısızlığın bireysel olarak kabul edilebileceği yapılar değildir. Başarı ve başarısızlık bütün şebeke ilgilendirecek ve onur/sorumluluk paylaşılacaktır. Şebeke etkisi; bireylerin bireysel tutum ve davranışlardan, ortak tutum ve davranışlara doğru yönlendirilebilmesidir.

Destekleşmede karşılıklılık ilkesine özen gösterilmelidir. Hiçbir birey şebekenin sağladığı potansiyelleri istismar ediyor görünümüne düşülmemelidir. Bu da bir şebeke bireyi olarak düşünme ve davranma alışkanlıkları edinme, sisteme verilebileceği kadar bilgi, enerji, zaman ve deneyim transfer edilmelidir. Şebeke yapılar başarı ve sorumlulukların bireyselleştirildiği hiyerarşik-bürokratik karakterde olmadığından sisteme sağlanan katkılar giderek sinerji yaratarak çok güçlü bir ortak aktif haline dönüşecektir.

Sistemin oluşumu ve gidişatı konusundaki bireysel duygu ve düşünceler paylaşılmalıdır. Durumun sürekli olarak tartışılacağı edileceği ve zararlı birikim ve gerilimlerin rahatlatılacağı durum değerlendirme toplantıları belirli bir sıklıkta yapılmalıdır.

2.2.2 Şebeke Takımları ve Takım Oluşturma Kuralları

Takımlar gerekli işlerin gerçekleşebilmesi için oluşturulan örgütsel yapı birimleridir. Şebeke yapılarda, işler genel olarak işlevsel değil çoklu beceri ve işleve sahip bireylerin takımları olarak örgütlenir. Takım yapıları, kuruluşun işlerinin ne olduğu, nasıl gerçekleştiği ve ne yöne gidildiği konusunda elemanlarına algılama genişliği ve stratejik vizyon sağlar.

Bilgi, beceri ve uzmanlığın katma değer yarattığı işlerde en verimli takımlar 5-8 elemandan oluşur. Bu elemanların farklı birikimleri ve kişilik özellikleri takımların sinerjik gücünü arttırır. Eleman sayısının bu düzeyde olması takım içinde en uygun bilgi akışı ve öğrenme temposunu sağlamaktadır.

Çok sayıda elemandan oluşan takımlar, genel olarak verimli sonuçlar üretemezler. Bu tür takımlarda bilgi genelde verimsiz ve eksik/yanlış olarak aktarılır, katılanlar bireysel anlam ve değerlerini somutlaştıramazlar, motivasyon düzeyleri ve katılımları düşük olur. Bu tür yoğunluklar, kuruluşta ait olma, birlik beraberlik, başarıyı paylaşma, ortaklaşa değerleri güçlendirme ve yeni fırsatları değerlendirme durumları gündeme geldiğinde meydana getirilmelidir.

Her şebeke elemanı en az iki takımda görev almalı ve sorumluluk yüklenmelidir. Bu kuruluşların işlevler arası ve takımlar arası gerekli olan bilgi aktarımına ve deneyim paylaşılmasına olanak sağlar. Böylece şebekeler daha karmaşık olarak ilmeklenmiş ve bilgi akışı her yöne gerçekleşmiş olacak kuruluş elemanlarının vizyon ve bakış açıları gelişecektir.

Bir eleman bir takımda birden fazla görev ve fonksiyon yüklenebilir. Bu roller zaman içinde değişebilir ve gerekli durumlarda değiştirilebilir. Böylece takımlar içinde esneklikler yaratılmış, işler dengelenmiş ve bireysel deneyimler yoğunlaştırılmış olacaktır.

2.2.3 Takım Normları ve Kuralları (Misyon, Amaç ve Kültür)

Her takım, bir takım olarak davranış ve performanslarını belirleyecek bir amaca sahip olmalıdır. Takımların kendi vizyonları, misyon ve hedefleri olmalı ve bunlar şebeke tarafından belirlenmiş ve benimsenmiş daha yüksek düzeyde olanları desteklemeli ve güçlendirmelidir.

Her takım güçlü bir norm ve değer sistemi oluşturmalıdır. Burada düzenli takım toplantıları önemli bir rol oynayabilir. Bu toplantılarda uzlaşılamayan noktalar yerine uzlaşılabilen noktalar üzerinde yoğunlaşılmalıdır. Uzlaşılamayan noktalar ise zaman içinde anlam ve önemlerini yitireceklerdir. Yitirmemeleri halinde doğal olarak uzlaşılan bir noktaya dönüşürler.

Her takım kendi çalışmaları ile bağlantılı ve ilgili diğer takımların çalışmaları ile de ilgili olmalıdır. Kuruluşun bir takımlar şebeke diyagramı oluşmalıdır. Bunun merkezinde takımın kendisi, çevresinde bağlantısı yüksek takımlar, dış çevrede ise bilginin ve sonuçların paylaşılması gereken diğer takımlar olmalıdır.

Takımlardaki bireyler kendi kişisel şebekelerini korumak ve geliştirmek konusunda teşvik edilmelidir. Bu ilişkiler mevcut takım için belirlenmiş görevlerin dışında da olabilir. Kuruluşun da dışında olan profesyonel ve diğer şebekeler özellikle önem taşımaktadır.

Şebeke içinde bazı esneklikler ve gevşeklikler bulunmalıdır. Bir miktar tekrar ve örtüşme yanlış ve gereksiz olarak düşünülmemelidir. Bu esneklikler çıktı kalitesinin yükselmesine ve beklenmedik şoklara esnek tepki verilebilmesine olanak sağlar.

2.2.4 Şebeke Haberleşme Kuralları

Elektronik şebekelerde olduğu gibi bir takım da haberleşme standart ve protokollerinde anlaşmalıdır. Bu standartlar kapalı ( kültürel değerler veya benzer düşünen insanların davranış beraberliği gibi) da olabilir. Bir çok durumda ise açık bir şekilde düzenlenmiş olmalıdır. Örneğin karar verme yöntemleri, gündem oluşturma, kararların uygulanma şekilleri, yeni proje önerme vb. konularda şebekeler, yapı olarak etkin haberleşme düzenlerine oldukça bağımlıdır ve iletişimsizlik bir şebeke yapının etkinliği için olabilecek en kısıtlayıcı engeldir.

Şebeke üzerinden haberleşmelerin yoğunluğu (en dış çevre dahil) teşvik edilmelidir. Bu süreç özellikle yarı pişmiş görüş ve projelerin olgunlaşmasında ve kararsız kitlenmiş durumların çözülmesinde yararlıdır. Kendine içine dönük olarak haberleşen ve sorun çözmeye çalışan bir grup "şebeke ruhu" oluşmasına katkıda bulunamaz.

Elektronik haberleşme şebekelerinde olduğu gibi bir tür "sistem danışmanı" pozisyonu oluşturulmalı ve şebeke üzerinde haberleşmenin etkinliği sağlanmalıdır. Önemli haberlerin gerekli ilgiyi görmediği durumlarda, veya projelerin tempolarında düşüklük gözlendiği durumlarda şebekeyi uyandıracak ve yeniden hareketlendirecek mekanizmalar gerekmektedir.

İç halkadaki biçimsel ilişkiler, yazılı hale getirilmiş ve en aza indirgenmiş prosedürler üzerinde anlaşılarak gerçekleştirilir. Takımlar arası elemeler, bu anlayışların şebekeye yaygınlaştırılmasında katkı sağlarlar. Yüksek güven samimiyet gerektiren prosedürler özellikle vurgulanmalıdır.

Şebeke ortamında karar verme süreçlerinin taşıyacağı sürpriz faktörler ve bulanık durumlar gözden kaçırılmamalıdır. Kararların kimin tarafından verileceği ve kimler tarafından uygulanacağı sorunu bazı belirsizlikler taşıyabilir. Yapılması gereken bir iş, alınması gereken bir kararı gerektirebilir. Genel bir kural olarak kararlar alınmaları gereken zaman ve durumlarda, uygun birimler tarafından, şebekece belirginleştirilmiş misyon, değer ve kurallar gözetilerek alınmalıdır. Stratejik öneme sahip konular ve bunlarla ilgili kararlar önceden belirlenmelidir. Bu konularla ilgili karar alma süreçlerini etkinleştirecek prosedürlerin geliştirilmesine özen gösterilmelidir.

2.2.5 Elektronik Haberleşme Teknolojisi Uygulamaları

E posta haberleşmelerinde mesajın muhataplarından mesaj karsısında ne tür bir uygulama (bilgi, hareket, destek v.s.) beklendiği net olarak belirtilmelidir. Telekonferans uygulamalarında da benzer kurallar geçerlidir. Burada çabuk ve etkili ve açık olmak önem taşımaktadır.

Mesajların alıcıları farklı rol ve sorumlulukta birimler ise her konu için ayrı mesaj kullanmak gerekmektedir. Bu onların mesajları konulara göre sınıflandırabilmesine ve uygun tepki verebilmelerine olanak sağlar. Mesajları kısa tutmak ve mesajın bilgi vermek veya bir uygulama talep etmek amacı taşıdığını öncelikle belirtmek faydalı olacaktır. Bitişte mesajın tam olarak ne anlama geldiğinin kısa ve net olarak tekrar belirtilmesi gerekir.

Yüz yüze haberleşmenin özel bir önem taşıdığı durumlarda, bunun ne sonuç verdiğini bir e-posta mesajı ile tekrar vurgulamak ve netleştirmek gereklidir. Bu aynı zamanda katılımcıların bir referans çerçevesi oluşturmasına olanak sağlayacaktır. Böylece toplantı sonuçları ile ilgili farklı yorumlar çıkartılmasına ve bulanık kalarak çözümlenmesi gereken noktaların ortaya çıkmasına olanak sağlamak mümkündür. Bu haberleşmeler diğer yandan bir "gurup hafızası" nın oluşmasına da yol açacaktır.

Mevcut olan veya diğerleri tarafından ortaya konan bilgilerden yararlanılmalıdır. Başkaların katkılarını yok veya değersiz saymak beklenen sinerjinin doğmasını engelleyecektir. Grup içinde haberleşme süreçleri sonucunda oluşan ortak bilgiyi toparlayarak bir ağ dokümanı haline getirecek bir bilgi editörü pozisyonuna ihtiyaç olacaktır.

Her şeyden önce şebeke haberleşmeleri insanca ve samimi bir süreç olarak gerçekleştirilmelidir. e-postalar ve haberleşme grupları hiyerarşik olmayan ortak duygu ve bilgi paylaşma ortamlarıdır. Yüz yüze olmayan bu ortamlar belirli bir samimiyet ve sıcaklık taşıyan bir üslupla gerçekleştirilmelidir.

2.3 Şebeke Yapılarda Başarı ve Başarısızlık

Uygulamalar coğrafi olarak dağılmış şebekelerin, yerel olanlardan daha verimsiz olduğu doğrultusunda bir görünüm vermemektedir. Tam aksine, insanlar daha geniş alan yayılmış şebekelerin çalışabilmesi için özel bir çaba ve enerji harcamaktadır. Yüz yüze çalışma olanaklarının kısıtlı olması insanları şebeke olanaklarını daha yoğun kullanmaya yönlendirmektedir. Şayet bu süreçlerde bir başarısızlık veya verimsizlik yaşanıyorsa bunlar muhtemelen aşağıdaki nedenlerden kaynaklanmaktadır:

• Şebekeyi bütünleştiren bir paylaşılmış vizyon olmayışı,

• Şebeke katılımcılarının ve kendilerinden beklenen rollerin net bir şekilde tanımlanmış olmayışı,

• Takımların misyon ve hedeflerinin takımdaki bireylerin amaç ve beklentileri ile uyumlu olmayışı,

• Şebekeye baskıcı ve kısıtlayıcı pozisyon ve işlevlerin bulunması,

• Şebekeye bir işbirliği ve destekleşme kültürü yerine bir rekabet ve öne geçme kültürünün hakim olması,

• Yeterli yoğunlukta ve netlikte bir haberleşme sürecinin gerçekleştirilemeyişi.

Bir şebeke yapıda “esneklik” kilit özelliktir. Bu yapılar özellikle esneklik ve hızlı tepki gerektiren konular ve durumlar için gereklidir. Buna rağmen şebeke yapılar da beklenileni veremeyebilir ve başarısız olabilir. Bu durum genel olarak üç neden dolayısı ile ortaya çıkacaktır:

• Paydaşlar şebeke elemanı olarak sistemde değildir.

• Güçlü bir sürükleyici fikir veya karşılıklı anlayış oluşmamıştır; bu nedenle misyon, vizyon ve hedefler tutarsızdır.

• Şebeke görünümü altında baskın elemanlar bulunmaktadır. Bu şebekedeki sinerjinin artması yerine azalmasına yol açmaktadır.

Bütün bunların dışında bir şebeke yapılanma projesinin etkinliğinin ve başarısının arkasında, “çalışma kültürü, profesyonel süreçler ve bireysel anlayış tarzları” önemli bir rol oynayacaktır.

3. ŞEBEKE ORGANİZASYON TÜRLERİ

İşletme faaliyetlerinin farklılaşması sonucu üç tür şebeke organizasyonu ortaya çıkmıştır:

• Dahili Şebeke Organizasyonu,

• Dengeli Şebeke Organizasyonu,

• Dinamik Şebeke Organizasyonu.

3.1 Dahili Şebeke Organizasyonu

Dahili şebeke organizasyonlarda, tek bir şirket içinde iş birimleri ve temel faaliyetler, ana işletmelerden farklı işletmeler tarafından yerine getirilmekte, kaynaklar yine aynı işletmede kalmaktadır. Ana şirketin görevi bu işletmeler arasında koordinasyon sağlamaktır. Örneğin petrol firmaları petrolü çıkarmayı, bulmayı ve rafine etmeyi çok pahalı bulduklarından dolayı bu faaliyetleri farklı firmalara vermektedirler ve dolayısıyla dahili şebeke organizasyon yapısını oluşturmaktadırlar.

Her biri kendi içinde uzmanlaşmış olan bu birimlere ana işletme tarafından belirli hedefler verilir. Alt işletmeler bu standart ve hedefler içinde kaldıkları sürece faaliyetler sürmekte, değilse ana şirket gerekli girdiyi piyasadan ve bünye dışından almaktadır. Böylece, işletmeler hem birbirlerinin müşterisi olmakta hem de pazarda rekabet etmektedir.

ŞEKİL 2. DAHİLİ ŞEBEKE ORGANİZASYONU

3.2 Dengeli Şebeke Organizasyonu

Uzun dönemli ilişkiler için birleşmiş dış tedarikçiler ve ana firmadan oluşur. Bunlar ana firmaya deneyim katarlar. Şebekeye dahil olan firmalar tek büyük bir ana firma etrafında birleşmişlerdir. Japon Keiretsu’lar bunlara örnektir.

ŞEKİL 3. DENGELİ ŞEBEKE ORGANİZASYONU

Dahili şebeke organizasyona göre farkı, belirli bir mal veya hizmeti üretmek için gerekli olan kaynakların birbirinden tamamen bağımsız olan işletmelerin bünyesinde olmasıdır. Bu şebekedeki tüm organizasyonlar yönetim ve sahiplik olarak birbirinden bağımsızdır. Bunlar sadece belli bir ürün, iş veya hizmet üretimi için birbirleri ile alışveriş içindedirler. Koordinatör olarak bir ana firma vardır, diğer firmalar bu koordinasyon altında çalışırlar. Bunlara otomotiv sanayii örnek olarak verilebilir. Otomotiv firmaları otomobil parçalarını dışarıya ürettirmekte ve bunları birleştirip satan ve müşteri ile ilişki kuran yine firmanın kendisidir. Ana faaliyeti koordinasyon olan firma böylece az sayıda personel ile çalışacak ve sabit masraflarını azaltacaktır. Burada bir diğer önemli noktada planlama, kontrol, koordinasyon ve haberleşmenin büyük önem kazanmış olmasıdır.

Ayrıca dışardan alınan yemek temini, güvenlik, personel taşıma vb. gibi hizmetlerin işletmenin kendi bünyesinde yürütülmesi yerine dışarıdan başka işletmelerden alınması uygulaması da dengeli şebekelere örnektir. Bu hizmetlerle ilgili, örneğin taşımacılık konusunda, işletmenin kendisi vasıtaların sahibi olmayacak, bünyesinde şoför ve tamir bakım elemanı gibi personel bulundurmayacaktır, yedek parça ve diğer bakım onarım aletlerini bulundurma gereği olmayacaktır. Bu hizmet sözleşme ile dışardan alınır ve alınan hizmet istenilen kalitede olmazsa, sözleşme iptal edilip aynı hizmet başka bir işletmeden alınabilir.

Burada görülen esneklik şebeke organizasyon yapılarının en önemli özelliğidir.

3.2.1 Keiretsu

Japonya’nın en büyük endüstriyel grubuna verilen addır. Genelde bu grupta baskın olan büyük bir üretici veya bankadır. Keiretsu üyeleri marka ismini paylaşırlar. Bu yüzden bir takım kredilere ulaşmaları daha kolaydır ve devralınmaları daha zordur. Bu yapıda bir grup işletme bütünleşmiştir ve birbiri ile sıkı işbirliği içinde çalışmaktadırlar. Keiretsu’lar yapı itibarı ile çok büyük bir şebeke yapıyı oluştururlar. Bu şebeke yapı dikey ve yatay olarak bütünleşmiş bir yapıdır.

Buna en iyi örnek Mitsubishi’dir. Mitsubishi’nin Keiretsu’yu geliştirme sebebi Amerikan Rockerfeller’in devralınması idi. Yarı iletkenler, televizyon üreticiliği, bankacılık, gıda ve diğer endüstri dallarını araba üreticiliği yanında yapmaktadır.

Global rekabetin artan gücü organizasyonları geleneksel yapılarını değiştirmeye zorlayan bir faktördür. Mitsubishi, 28 ana üyeden oluşan şebeke ağı ile yüzlerce firmadan oluşmaktadır. Bunlar mülkiyet ve yönetim ilişkileri ile birbirine bağlıdır. Üç ana faaliyeti; Mitsubishi Corporation -ticari firma- Mitsubishi Bank -Keiretsu’nun finansmanını sağlayan kurum-ve Mitsubishi Heavy Industries -en büyük üretici işletme- yerine getirmektedir. Bu grup yapısı, yeterli küreselleşme sağlamak için oluşturulmuştur. Geleneksel yapılarını değiştirmeden Keiretsu’ların rekabet edebilmeleri Keiretsuların gücünü göstermektedir. Keiretsu’lar bu bakımdan oldukça etkili olmuşlardır.

Bunlar daha çok çapraz mülkiyet ilişkileri, uzun süreli iş ilişkileri, birbirine bağlı yönetimlerle ve sosyal bağlarla (birçok kıdemli yönetici eski sınıf arkadaşlarıdır) birbirine bağlıdır. Bir çeşit şebeke yapısı olan Keiretsu’lar Japon çok uluslu firmaların başarılı olmasının en büyük sebebi olarak görülmektedir. Örnek olarak Keiretsu’lar tüm Japon Firmaları içinde yüzde birlik kısmının 1/10 ‘undan azını oluşturmalarına rağmen Tokyo borsasında tüm hisselerin yarısından fazlasına sahipler, A.B.D. yüksek teknoloji firmalarına yapılan yatırımların yarısından fazlası ve California’da yapılan Japon üretimlerin yüzde ellisini oluşturmaktadırlar. Keiretsu̵