‘Hukuk’ Kategorisi için ArÅŸiv

80′li Yıllarda Yabancı Sermaye

Salı, 06 Kasım 2007

80′Lİ YILLARDA YABANCI SERMAYE

1980 öncesi zihniyetine göre %40 özkaynak + %60 borç sermaye formülü benimsenmiş;o yıllarda borç ağırlıklı yatırım yapmak rahat ve ucuz olmuştur.Fakat kur farkından doğan anapara ve faizin nominal artışı dövizle borçlanarak yatırım yapmanın cazibesini azaltmaya başlamıştır.

Bankaya borçlanarak veya kısır öz-kaynaklarla bir giriÅŸimde bulunmak yatırımcıları zor duruma sokmuÅŸtur.Bu nedenledir ki,ülke içi yatırımın yabancı sermayeye kucak açması zorunlu duruma gelmiÅŸtir.BaÅŸbakanlık bünyesinde CumhurbaÅŸkanlığı’nın 14 Ocak 1980 tarihli,444 sayılı tezkeresi ile bir ” Yabancı Sermaye Dairesi ” kurulması ve 6224 sayılı kanun ve diÄŸer kanunlarla Ticaret ve Maliye Bakanlıkları ile Devlet Planlama TeÅŸkilatı’nda bulunan görev ve yetkililerin bu daireye verilmesi uygun görülmüştür.

Özetle 24 Ocak kararları ile getirilen yeni düzenlemelerin ışığı altında yabancı sermayeye daha gerçekçi bir gözle bakılmış,geçmiÅŸte karşılaşılan güçlüklere süratli çözümler getirilmeye çalışılmış,yeni yabancı sermaye yatırımlarına izin verilmiÅŸ,garantisiz ticari borcların bir kısmının Türkiye’de yatırımlara dönüşmesi saÄŸlanmış,Türkiye2de faaliyet gösteren yabancı sermayeli kuruluÅŸların sayısında artış meydana gelmiÅŸ,herÅŸeyin üstünde yabancı sermayeye güven veren bir siyasi ve ekonomik ortam yaratılmıştır.

GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ’NDE YABANCI SERMAYE YATIRIMLARI

Türkiye’ye giriÅŸine izin verilen yabancı sermaye yatırımlarının %90′ı

OECD ülkeleri tarafından yapılmaktadır.Avrupa Birliği ülkaleri açısından veriler değerlendirildiğinde,bu ülkelerin %56 lık bir payı olduğu görülmüştür.Geriye kalan %44 lük kısmın ise,%33 ü diğer OECD ülkeleri tarafından olmak üzere,%9 luk kısmı Kuzey Afrika ülkeleri,%2 lik kısmı diğer İslam ülkeleri tarafından paylaşılmaktadır.

Türkiye’deki ağır bürokrasi,özelleÅŸtirmelerin yavaÅŸ gerçekleÅŸmesi,mevzuatın uygun olmayışı gibi nedenlerle,yabancı sermaye giriÅŸinde problemler yaÅŸanmaktadır.Yaklaşık 70 milyonluk nüfusu ve ortalama % 5-6 oranındaki büyüme hızı ile ülkemizde yabancı sermeye yatırımlarının arttırılmasına büyük ihtiyaç duyulmaktadır.

Yabancı yatırım hedeflerine ulaşılamamasının temelinde ülkede yaÅŸanan siyasal ve ekonomik istikrarsızlık önemli bir yere sahiptir.Yabancı sermayenin, Türkiye’ye gelmemesi için de birçok neden var. Bunları da şöyle özetleyebiliriz: Bürokrasi ağır. Kayıtdışı ekonomi yaygın, buna mukabil kayıt içine giren ÅŸirketlerin vergi yükü yüksek. Enerji fiyatları, rakip ülkelere göre pahalı. Türkiye’de yaygın olarak özelleÅŸtirme ve yabancı sermayeye karşı olan bir duruÅŸ var.Yeterli derecede bu alanda faaliyet gösterilememekte,ekonomki karalar tam olarak uygulanamamaktadır.

Türkiye’nin ele alması gereken uygulamalar ÅŸunlardır :

_ Siyasi istikrarsızlığın önlenmesi,

_ Ekonomik istikrarsızlıkların azaltılamsa; bütçe açıklarının kapatılması,dış borç yükünün hafifletilmesi,enflasyonun ve faiz oranlarının indirilmesi,

_ Ekonomi politikalarındaki rekabet ve serbest piyasa uygulamalarının arttırılması,

_ Ekonomik yapının dünya ile bütünleşmesi,

_ İhracatı arttırıcı dinamiklerin yakalanması,

_ Özelleştirme çalışmalarının biran önce sonuçlandırılması,

_ Hukuki düzenlemeler yapılarak,mevzuatlar arasında uyum sağlanması,

_ Bürokratik işlemlerin azaltılması.

DiÄŸer bir durum ise; Türkiye’deki muhasebe standartları, yabancıların üzerinde durduÄŸu konuların başında gelmektedir.Uygulanan standartların uluslararası standartlardan farklı olması birçok sorun yaratmaktaydı.Fakat sermaye piyasasının önderliÄŸinde 2002 yılında baÅŸlayan Türkiye muhasebe standartının, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UFRS) ile uyumunun saÄŸlanması için yapılan çalışmalar 1 Ocak 2005 tarihinde sona ermiÅŸtir.91 ülke ile birlikte Türkiye’de de UFRS yürürlüğe girmiÅŸtir.Yabancı sermaye yatırımlarının gelmesi açısından büyük bir sorun da ortadan kalkmıştır.

GerçekleÅŸtirilmiÅŸ uygulamalar açısından ise; 5 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen ‘DoÄŸrudan Yabancı Yatırım Yasası’ yabancı sermeye giriÅŸini rahatlatmıştır.Kısa bir taramayla yasa maddelerine bakmak, yabancı sermayeye nasılda destek verildiÄŸini gösteriyor. Ayrıca bu yasa ile doÄŸrudan yabancı yatırımlarında "ülke ekonomisinin geliÅŸmesine yararlı olmak" amacı kaldırılıyor, yerine "yabancı yatırımcıların haklarını korumak" amacı getiriliyor:

MADDE 1. – Bu kanunun amacı ,doÄŸrudan yabancı yatırımların özendirilmesine,yabancı yatırımcıların haklarının korunması ile yatırım ve yatırımcı tanımlarında uluslararası standartlara uyulmasına, doÄŸrudan yabancı yatırımların gerçekleÅŸtirilmesinde izin ve onay sisteminin bilgilendirme sistemine dönüştürülmesine ve tespit edilen politikalar yoluyla doÄŸrudan yabancı yatırımların artırılmasına iliÅŸkin esasları düzenlemektir. Bu Kanun, doÄŸrudan yabancı yatırımlara uygulanacak muameleyi kapsar.

Doğrudan yabancı yatırımlara ilişkin esaslar

MADDE 3.- a) Yatırım serbestisi ve millî muamele

Uluslararası anlaşmalar ve özel kanun hükümleri tarafından aksi öngörülmedikçe;

1-Yabancı yatırımcılar tarafından Türkiye’de doÄŸrudan yabancı yatırım yapılması serbesttir.

2- Yabancı yatırımcılar yerli yatırımcılarla eşit muameleye tabidirler.

b) Kamulaştırma ve devletleştirme

Doğrudan yabancı yatırımlar, yürürlükteki mevzuat gereğince; kamu yararı gerektirmedikçe ve karşılıkları ödenmedikçe kamulaştırılamaz veya devletleştirilemez.

c) Transferler

Yabancı yatırımcıların Türkiye’deki faaliyet ve iÅŸlemlerinden doÄŸan net kâr, temettü, satış, tasfiye ve tazminat bedelleri, lisans, yönetim ve benzeri anlaÅŸmalar karşılığında ödenecek meblaÄŸlar ile dış kredi ana para ve faiz ödemeleri, bankalar veya özel finans kurumları aracılığıyla yurt dışına serbestçe transfer edilebilir.

d) Taşınmaz edinimi

Yabancı yatırımcıların Türkiye’de kurdukları veya iÅŸtirak ettikleri tüzel kiÅŸiliÄŸe sahip ÅŸirketlerin, Türk vatandaÅŸlarının edinimine açık olan bölgelerde taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı aynî hak edinmeleri serbesttir.

e) Uyuşmazlıkların çözümü

Özel hukuka tabi olan yatırım sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü ile yabancı yatırımcıların idare ile yaptıkları kamu hizmeti imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden kaynaklanan yatırım uyuşmazlıklarının çözümlenmesi için; görevli ve yetkili mahkemelerin yanı sıra, ilgili mevzuatta yer alan koşulların oluşması ve tarafların anlaşması kaydıyla, milli veya milletlerarası tahkim ya da diğer uyuşmazlık çözüm yollarına başvurulabilinir.

f) Nakit dışı sermayenin değer tespiti

g)Yabancı personel istihdamı

Bu gelişmelerden başka yabancı yatırımcıları ülkemize çeken diğer şart ve olanaklara gözatabiliriz :

YABANCI SERMAYE TÜRKİYE’YE GELİRKEN HANGİ OLUMLU GEREKÇELERİ SAVUNUYOR?

Yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi için çeÅŸitli nedenler var. Türkiye, istikrarı saÄŸladı, AB ile müzakere sürecine girdi. BulunduÄŸu bölge ve pazarlara yakınlığı açısından avantajlar sunuyor. Kendi iç pazarı da dinamiktir.

Türkiye Dünya’nın en büyük 15-20 pazarından biridir.Hem ulaşım,enerji ve yeterli teknolojik altyapıya,hem de insan kaynakları açısından yatırımcı için cazip koÅŸullara sahiptir.kolay eÄŸitilebilen vasıfsız iÅŸgücünün yanı sıra,çok iyi eÄŸitim görmüş bir yönetici sınıfı ve ortaklık yapabilecek son derece giriÅŸimci,dinamik bir kesime sahip durumdadır.İşgücü maliyetleri ve diÄŸer üretim faktörleri de diÄŸer ülkelere göre nispi olarak ucuz bulunmaktadır.CoÄŸrafi açıdan ise DoÄŸu Avrupa,Orta Asya ve Orta DoÄŸu’nun ortasında tüm pazarlarla iliÅŸki içinde olan bir jeopolitik konuma sahiptir.Orta DoÄŸu ve Kafkasya petrolü ile Orta Asya doÄŸal gazı ile batı arasında bir geçiÅŸ kapısı konumundadır.

Yabancı sermaye niye niye geliyor sorusunun cevabı için 2 krater önde tutulmaktadır: Karlılık ve güvenlik.

Geldiği ülkenin yabancı sermayeye verdiği güvence,el koymaların söz konusu olmaması,kar transferlerine izin verilmesi,verdiği kredilerin geri ödemelerinde sorun çıkmaması,mevzuatın yabancı sermaye aleyhine değiştirilmemesi aranılan güvenliğin ana unsurlarını oluşturmaktadır.

AB ile müzakereler içindeki Türkiye’de ciddi bir güvenlik sorunu yoktur.

Karlılık konusunda,Türkiye yabancı yatırımcılara istenilen ortamı sağlayabilmektedir.Örneğin;yabancıların borsadaki payları %67-68 civarındadır.Bir yıl içinde elde ettikleri kazanç %66.9 olarak tahmin edilmektedir.

Bu konuda üç grup katılımcıya da, yabancı yatırımcıların Türkiye’ye yatırım yaparken göz önünde bulundurdukları en önemli üç kriterin ne olduÄŸu hakkındaki görüşleri sorulmuÅŸtur :

KiÅŸisel görüşünüze göre, yabancı yatırımcıların Türkiye’de yatırım yaparken göz önünde bulundurdukları en önemli üç kriter nedir?

Potansiyel yatırımcı Fikir önderleri Analistler

Taban: Tüm katılımcılar 600 kişi

% 30 kiÅŸi

% 10 kiÅŸi

%

Karlılık veya yatırımın geri dönüşü 65 47 40

Siyasi istikrar 43 57 30

İşçilik Maliyeti 42 3 10

Ülke riski 33 40 30

CoÄŸrafi avantaj 21 17 10

Yönetimin kalitesi 16 3 0

İş Ahlakı ve İyi Kurumsal Yönetim 13 23 0

Yürürlükteki Kurallar ve yönetmelikler (mesela, AB’ye uyum) 12 57 50

Stratejik planlama 12 23 0

Sosyal ve kültürel bağlar 11 0 10

Ürün ve hizmetlerin kalitesi 8 0 0

Tecrübe/Geçmiş performans 5 20 0

Sürdürülebilirlik 0 0 20

DiÄŸer 6 10 60

Bunlardan hiç biri 0 0 0

Bilemiyorum 2 0 0

KAYNAK:MORI

Genel toplumda, yabancı yatırımcılar için en önemli kriterler arasında yatırımdan elde edilen gelir, siyasi kararlılık ve işçilik maliyetlerinin ön sırada yeraldığı görülürken, fikir önderleri ve analistler için ise kurallar ve yönetmeliklere uyuma daha fazla önem yüklenmektedir. İyi Kurumsal Yönetim, çoğu yabancı yatırımcı tarafından hayati bir kriter olarak algılanmamaktadır; zira katılımcıların sekizde biri (%13) ve yedi görüş lideri bu kavramı hayati olarak nitelemiştir.

Ülkemizde Yabancı Sermaye;

Bize lazım olan yeni sektörlere,üretim alanlarına deÄŸil;mevcut alanlara geliyor.Bunlarda faydalıdır ancak iÅŸsizlik sorunu olan Türkiye’de yeni iÅŸ alanlarının oluÅŸturulmasında yardımcı olamamaktadır.

Türkiye’de en çok yabancı sermaye çeken 20 ülke arasına girebilecektir. Siyasi ve ekonomik istikrarı yakalayan Türkiye’ye yabancı sermaye ilgisi artmaktadır.

2000 ‘de YS yatırım miktarı sıralamasında 89.sırada olan ülkemiz,2001-2003 yılları arasında 72, 2004 ‘te ise 35. sıraya yükselmiÅŸti.

2004 yılında Doğrudan YS girişi brüt 2.8 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.

2005 te Türk Telekom’un Lübnan merkezli Oger’e devri,ABD’li General Electric’in Garanti Bankası ve Rus Alfa’nın Turkcelle ortak olması,Fortis’in Dışbank’ı satın alması önemli yabancı sermaye giriÅŸleri olarak dikkat çekmiÅŸtir.

2005 yılında Türkiye’ye 9.7 milyar dolarlık yabancı sermaye giriÅŸinin gerçekleÅŸtiÄŸi açıklandı.bu bir yıl öncesinin 2.5 katıdır. 9 milyar doları aÅŸkın bir rakamla en yüksek yıllık doÄŸrudan sermaye giriÅŸini de 2005′te görülmektedir.

Hazine MüsteÅŸarı İbrahim Çakançı’nın Açıklamasına Göre ;

Patlama yılı 2005

Bir yılda 9 milyar dolarlık sermaye girişi Türkiye için gerçekten şaşırtıcı

bir baÅŸarı. Çünkü bitiÅŸikteki tablo, 1980- 1999 arasını kapsayan 20 yıllık dönemdeki kadar yabancı sermayenin, sadece bir yılda çekilebildiÄŸini gösteriyor. 20 yıllık süreçteki toplam net yabancı sermaye giriÅŸi 9.4 milyar dolar olmuÅŸ. 2000-2004 arasındaki beÅŸ yıllık dönemde de 9.8 milyar dolarlık yabancı sermaye çekilmiÅŸ. 25 yılın toplamı ise 19.2 milyar dolar. 2005 yılındaki sermaye, son beÅŸ yılın toplamına eÅŸit, son 25 yıllın da yaklaşık yarısı düzeyinde. Bu da bize, yabancı sermayede 2005′in tam bir patlama yılı olduÄŸunu gösteriyor. Hem büyük özelleÅŸtirmelerin gerçekleÅŸtirilmesi hem de yerli büyük özel sektör ÅŸirketlerinin yabancı ortak alımı veya doÄŸrudan yabancıları satışı yoluyla böyle bir rakama ulaşıldı.

YABANCI SERMAYE’DE 2006 YILI

Merkezi Washington´da bulunan Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), Türkiye´ye bu yıl, en az 11 milyar dolar doÄŸrudan yabancı sermaye giriÅŸinin beklendiÄŸini bildirdi. A.A muhabirinin, dünya genelindeki bir çok banka ve mali kuruluÅŸun üye olduÄŸu IIF’nin raporundan derlediÄŸi bilgiye göre, Yükselen Avrupa

Piyasalarında, en çok doğrudan yabancı sermaye, AB ortalamasının

üstünde büyüyen Türkiye’ye gelecek. Rapora göre, yabancı sermaye

giriÅŸinde, Türkiye’yi, Romanya takip edecek.

Türkiye’ye en az 11 milyar dolarlık doÄŸrudan yatırım giriÅŸinin

beklendiÄŸi, Romanya’ya da 7 milyar dolar bir giriÅŸ tahmin edildiÄŸi

ifade edilmiÅŸtir.

Raporda, 2006 yılında, enerji özelleştirmelerinin damgasını

vuracağı, elektrik dağıtım ihaleleri sonucu, 3,5 ile 5 milyar dolar

arasında bir gelir elde edilmesinin beklendiği kaydedildi.

Önemli özelleştirmelerin gerçekleştirilmeye başlandığına dikkat

çekilen raporda, özelleştirmelerin yabancı sermaye girişinde önemli

rol oynadığını belirtildi.

Portföy cinsinden yabancı sermayenin de Türkiye’de artış

gösterdiği anlatılan raporda, bu yıl 6 milyar dolarlık bir portföy

yatırımının beklendiği ifade edildi.

Raporda, Türkiye’de hisse senetlerinin önemli bir getirisinin

olduğu, bu nedenle, menkul kıymetler piyasasına olan yabancı ilgisinin

devam ettiÄŸi kaydedildi. Raporda, Yükselen Avrupa Piyasalarında Türkiye ve Rusya, ile Latin Amerika’da Kolombiya ve Arjantin borsalarının cazip borsalar olduÄŸu ifade edildi. Yerel para birimi cinsinden bonolara yatırım açısından da, Türkiye, Polonya, Macaristan, Meksika ve Brezilya’nın en likid piyasalar olduÄŸu vurgulandı.

Rapora göre bu yıl, toplam küresel sermaye dolaşımının 322 milyar

dolar olması bekleniyor. Toplam küresel net doğrudan yabancı sermayenin, bu yıl 155 milyar dolara ulaşması bekleniyor, geçen yıl, bu rakam 136 milyar dolar olarak gerçekleşmişti.Geçen 61,5 milyar dolar olan toplam küresel portföy cinsinden

yabancı sermaye yatırımının, gelişmiş ülkelerdeki faiz koşullarına

bağlı olarak, bu yıl 50 milyar dolara gerilemesi bekleniyor.Küresel ekonomide, sermaye dolaşımı açısından en büyük riskler ise büyük ülkelerin artan Cari İşlemler

Açığı ile artan petrol fiyatları gösterildi

‘Reputation of Capital Markets and Good Corporate Governance in Turkey’

SIR BOB WORCESTER.

Ve günümüzde cari açık sorunu da war.Bunun için ise cari açık rekorda ama yabancı sermaye giriÅŸide rekorda denmektedir.Yani yabancı sermaye cari açığın ilacı olarak görülmektedir.Türkiye yakın vadede cari açığı düşüremeyecek, ama bunun yüzde 40′ını doÄŸrudan yabancı sermayeyle finanse edecek duruma gelmiÅŸtir. 2005 yılında 9 milyar dolarla son 25 yılın toplam yabancı sermaye miktarının neredeyse yarısına ulaşılacaktır.

HAZİNE MüsteÅŸarlığı da, ödemeler dengesi istatistiklerine göre bu yıl ocak ayında doÄŸrudan yabancı sermaye fiili giriÅŸinin geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7.3 oranında artarak 206 milyon dolar olduÄŸunu belirtti. Geçen yılın tamamında yabancı sermaye fiili giriÅŸi 9.65 milyar dolar olmuÅŸtu. Hazine’den yapılan açıklamaya göre, yabancı sermayeli ÅŸirketlerce gerçekleÅŸtirilecek yatırımlar için 2006 yılı Ocak ayında 19 adet teÅŸvik belgesi düzenlendi. Yatırımların toplamı 147.2 milyon dolar oldu. TeÅŸvik belgesinin 9 adedi imalat, 10 adedi hizmetler sektörlerinde düzenlendi. Haziran 2003 yılında DoÄŸrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte kurulan yabancı sermayeli ÅŸirket sayısında artış olduÄŸu belirtilerek, "2006 yılı ocak ayı sonu itibariyle 9.785 adet yabancı sermayeli ÅŸirket ve ÅŸubesi kuruldu; 2.019 adet yerli sermayeli ÅŸirkete de yabancı sermaye iÅŸtiraki gerçekleÅŸmiÅŸtir. Türkiye’de toplam 11.804 adet yabancı sermayeli ÅŸirket faaliyette bulunuyor" denildi.

Bu arada, Merkez Bankası Danışmanı Ercan Türkan, Türkiye’de Ekonomik Aktivite İçinde Yabancı Sermaye Payı baÅŸlıklı bir araÅŸtırma yapmıştır. Türkan, yaygın "tabu"ların aksine, Türkiye ekonomisinde önemli bir yabancı sermaye katılımı veya etkisi olduÄŸunu belirlemiÅŸtir.AraÅŸtırmada, yabancı sermayenin Türkiye’de ekonomik aktiviteye katılım oranlarının aktivite türüne göre deÄŸiÅŸiklik göstermesine raÄŸmen yüzde 14.3 ile yüzde 26.3 arasında bir büyüklüğe sahip olduÄŸu vurgulanmıştır.

Türkiye YS ‘si hakkındaki diger yorum ve görüşlere bakarsak;

_ İstanbul_OECD danışmanı Declan Murphy; Türkiye AB ve OECD nin diÄŸer ülkeleriyle kıyaslandığında hala önemli bir oyuncu olmadığını,ama Türkiye’nin büyük bir büyüme potansiyeli olduÄŸunu,Hazinenin de YS ye desteÄŸinin artmasıyla çok iyi paylar alınılabileceÄŸini düşünmektedir.

_ Uluslararası Yatırımcılar DerneÄŸi (YASED) yönetim kurulu baÅŸkanı ÅžABAN ERDİKLER ve Koç Holding Üst Yöneticisi (CEO) BÜLENT ÖZAYDINLI; ‘’ Küresel Sermaye:Efsaneler ve Gerçekler ‘’ konulu konferansta görüşlerini bildirmiÅŸlerdir.

Åžaban Erdikler; Türkiye’nin Yabancı Yatırım Stratejisi olmadığını ve YS konusunun bilgi kirlenmesinin en yoÄŸun oldugu alanlardan biri olduÄŸunu söylemiÅŸtir.

Özaydınlı ise ;Türkiye’nin 2005-2050 yılları arasında dolar bazında GSMh ‘de % 5.6 ortalama büyümeyle dünyanın en hızlı büyüyen 4.ülke olmasının beklendiÄŸini ,diÄŸet ülkelerin ise Hindistan,Endonezya,Çin olacağını belirtti.

_ Türk Telekom Kurulu BaÅŸkan’ı PAUL DOANY ; Türkiye’nin uzun vadeli çıkarının,uzun vadeli yatırımdan geçtiÄŸini,Türkiye’nin yatırımcıyı kendisine uzun süreli olarak baÄŸlaması gerektiÄŸini düşünmektedir.

YS alanında degiÅŸik bir geliÅŸme ise SaÄŸlık Bakanlıgı’nın çalışmalarıdır. SaÄŸlık Bakanlığı, yabancı sermaye yardımıyla aşı üretmeye hazırlanıyor. ‘Kamu-özel ortaklığı’ modeli ile hayata geçirilecek projenin yasal hazırlıkları tamamlandı. 2006 yılının Bütçe Kanunu’na SaÄŸlık Bakanlığı’na "Aşı sipariÅŸi verebilir ve özel sektörle aşı üretebilir" diye bir madde eklendi. Buna göre bakanlık, alım garantisi vererek yabancı ÅŸirketlerin Türkiye’de aşı üretmesine izin verecek. AnlaÅŸma 10 yıl için geçerli olacak. Åžartnameye göre, ÅŸirketler kuÅŸ gribi gibi yeni aşıların geliÅŸtirilmesi için de Ar-Ge çalışması yapacaktır.

Yabancı Sermaye Nedir?

Salı, 06 Kasım 2007

YABANCI SERMAYE NEDİR?

Yabancı sermaye dar anlamıyla; bir ülkeden başka bir ülkeye yapılan sermaye transfer işlemidir.

Yabancı sermaye ülkelere resmi sermaye akımı ve özel sermaye akımı olarak iki şekilde girer.

Resmi yabancı sermaye akımı devletten devlete veya uluslararası bir kuruluştan devlete doğru olmaktadır. Özel yabancı sermaye akımı ise dolaysız sermaye yatırımları ve portfolyo yatırımları olarak ikiye ayrılmıştır.

Uluslararası yatırıma konu olan yabancı sermaye, özel ve doğrudan olarak iki özelliğiyle kendini gösterir.Özel olması yatırımı alan ülkenin devletine ait değil kişilerine ait olduğunu gösterir.

Sermayedeki değişimlerin gerek mal olarak gerekse para olarak ülkeye girmesi,teknolojinin dolaşım biçimini, uluslararası ilişkilerin yapısınıda değiştirir. Bu değişimde önemli olan ise hangi sektör olursa o sektörün gelişmesine direkt etkide bulunarak, istihdamı arttırmak, kaynak sağlamak, teknolojik dolaşım sağlamak, ödemeler dengesinde ve yaratılan katma değere olumlu etki yapmak gibi özellikleri barındırması gerekir.

Yabancı yatırımın en önemli nedeni; kar farklılaştırması yani yurt dışında sağlanan karın yurt içinde sağlanandan fazla olmasıdır başka bir deyişle yatırım yapılacak ülkelerde maliyetin düşük olasıdır.Yatırımcı ülkeler hammaddenin ve doğal kaynakların bol olduğu ülkelere yatırım yapmakta böylece taşıma masraflarındanda kurtululmuş olmaktadır. Bu tür sermaye yatırımları yatırımı yapan ile yatırımı alan ülke arasında bir bütün oluşturmaz yani yerel ekonomi yabancıların elinde, işsizlik yaygın, üretim teknolojileri yetersiz ve gelişmemiş olan ikili bir yapıya dönüşür. Az gelişmiş ülkelerdeki yabancı sermaye yatırımları bu şekildedir. Bu tür yatırımların bir avantajı ise ucuz iş gücünün olmasıdır. Kendi ülkelerinde yüksek iş gücü ücretlerinin getireceği mali yükten kurtulmak amacıyla az gelişmiş ülkelerdeki iş gücünden yararlanabilmektedir.

Diğer bir amaç ise; gümrük tarifeleri ve diğer kısıtlamalardan kurtulmaktır. Yabancı malların ülkeye girişi gümrük tarifeleri kotalar, kambiyo denetimleri ve ithal yasaklarla tamamen engellenebilir veya sınırlandırılabilir. Bu sorundan kurtulmak için sermayedar tesisini ev sahibi ülkeye kurar.

DIŞ PAZARLARI ELE GEÇİRME

Yabancı sermayenin ev sahibi ülkeye giriÅŸinin ilk aÅŸaması ihracattır daha sonra ülke toprakları üzerinde üretim tesisleri kurulur. Bu sırada ev sahibi ülke hakkında bilgi toparlarlar. Böylece dış pazarda bir hakimiyet kurmaya baÅŸlarlar. İngiltere’nin sömürgecilik politikasıyla dış pazarları ele geçimesi örneÄŸinde olduÄŸu gibi.

Ayrıca yatırımcı ülke ev sahibi ülkeye yatırım yaparken yatırım için gerekli olan tamamlayıcı yatırımları da yapmalıdır. Örneğin; ham petrol ihraç eden ülke yatırım yaptığı ülkede damıtma ve depolama tesisi açmak durumundadır.

Teknolji Transferleri: Günümüzde teknoloji bir mal gibi alınıp satılabilmektedir. Bir ülke içinde olmayan veya yetersiz olan teknik bilgilerin ve elemanların; yeni üretim tesislerinin kurulması ve işletilmesi için ithal edilmesi olayına teknoloji transferi denilir.

Teknolojilerini satan gelişmiş ülkeler rekabet olanaklarını kaybetmemek için eski olarak nitelendirilen teknolojiyi satmaya çalışırlar.

Teknoloji transferleri gelişmiş ülkelerin gelişmemiş ülkelere;

1 – Hammadde karşılığında transfer yapması ÅŸeklinde ithal edilen teknolojinin kullanılması sonucu üretilen malın bir kısmının ihracatçı ülkeye satılması yoluyla yapılabilir.

2 – Teknolojinin bedeli ithal eden firma ya da ülkenin yaptığı ihracatla ödenen teknoloji transferi ve teknoloji ihraç eden kuruluÅŸlarla ortak olarak yaptırımlar yapma yoluyla teknoloji transferi yapılabilir.

YABANCI SERMAYE SONUCU ÜLKELERİN KAZANÇLARI:

Ev sahibi ülkenin kazançları:

İlk olarak yabancı sermaye ev sahibi ülkenin sermaye birikimine ve üretim kapasitesine dolaysızda olsa katkıda bulunur. Bunun yanısıra teknolojik bilgi ve işletmecilik bilgisinin aktarılması açısından ev sahibi ülkeye yararı vardır.

Ev sahibi ülke izin verilen yabancı sermaye yatırımlarının ihracata yönelik olmasına özen göstermelidir. Bunun için ülkede ihracata yönelik teşvikler sağlanmalı ve yabancı sermaye yatırımlarının kullanıldığı firmaları da örnek almaları gerekir.

Yabancı sermaye ev sahibi ülkede rekabet şartlarının doğmasına sebep olur. Eğe ev sahibi ülkelerde piyasalara monopolcü bir yapı hakimse yeni firmaların piyasaya girmesi bu monopolü kırarak ülke ekonomisinde akışkanlğı sağlar ve fiyatların düşmesine neden olur.

En büyük faydası ie gelişmemiş ülkelerde istihdam sorununa çözüm bulmasıdır. Diğer bir olumlu unsur ise ev sahibi ülkenin gelirlerinin büyük bir kısmını oluşturan vergi gelirlerine katkıda bulunmasıdır. Bu yararların yanısıra bazı olumsuz sonuçlarıda altı grupta toplayabiliriz.

Yabancı sermaye zamanla ekonomiyi denetim altına alabilir.

Ev sahibi ülkenin ekonomisinin bütünlüğünü bozabilir.

Teknolojik olarak bağımlılık yaratır.

Yasakları kırarak koruyucu duvarların ortadan kalkmasına neden olabilir.

Yabancı sermaye rekabet üstünlüğü kazanabilir.

Ödemeler bilançosu üzerindeki boşluğu arttırır.

2 – Yatırımcı ülkenin kazançları:

Yatırımcı ülkenin kazançlarını ev sahibi ülkenin olumsuzluklarını anlatırken deyinmiştik. Yatırımcı ülke için olumsuzluklar ise;

Yabancı sermayenin bedeli ödenmeden millileştirilmesi (ekonomik ve siyasi iktidarsızlıklar sonucu oluşan belirsizlik)

Yatırımcı ülkenin uğrayabileceği vergi kayıpları

Yatırımcı ülkenin, sermayenin ihracı sırasında ödemeler bilançosunun açık vermesi veya mevcut açığın büyümesi olarak sıralayabiliriz.

Finansal Analizde Oranların Kullanılması Ve Proforma Bilanço Hazırlama Üzerine Bir Ör

Salı, 06 Kasım 2007

İstanbul Üniversitesi

Siyasal Bilgiler Fakültesi

İşletme Bölümü

FİNANSAL ANALİZDE ORANLARIN KULLANILMASI VE PROFORMA BİLANÇO HAZIRLAMA ÜZERİNE BİR ÖRNEK

Aslan Ergün Erdeniz

960107

Mali Analiz Teknikleri

Dr. Serhat Yanık

2001

ÖRNEK

Satışlar 150.000.000 TL. Brüt Kar Marjı %20, Stok Devir Hızı 8, Alacak Devir Hızı 12, Cari Oran 2, Asit-Test Oranı 1.25, Borcun Toplam Aktife oranı ½. Toplam Pasif Toplam Aktife eşit ve 100.000.000 TL. ise Kasa, Alacaklar, Stoklar, Duran Varlıklar, Kısa Vadeli Borçlar, Uzun Vadeli Borçlar ve Öz Kaynakları içeren proforma bilançoyu hazırlayınız.

YANIT

Sorumuzun Çözüm Yolu

(1)Borç/Toplam Aktif Borç/Toplam Aktif Borç/100.000.000=1/2

Borç=50.000.000.-

Toplam Borç UVB+KVB 50.000.000.-

Pasif Toplamı UVB+KVB+Öz 50.000.000+Öz=100.000.000

Öz=50.000.000.-

(2)Stok Devir Hızı SMM/Stok =8

Brüt Kar Marjı Brüt Satış Karı/Satışlar BSK/150.000.000=0,20

BSK=0,20*150.000.000

BSK=30.000.000.-

BSK Satışlar-SMM 30.000.000=150.000.000-SMM

SMM=150.000.000-30.000.000

SMM=120.000.000.-

SMM/Stok 120.000.000/Stok=8

Stok=120.000.000/8

Stok= 15.000.000.-

(3)Alacak Devir Hızı Satışlar/Alacaklar 150.000.000/Alacaklar=12

Alacaklar=12.500.000.-

Cari Varlıklar Kasa+Alacak+Stok Kasa+12.500.000+15.000.000

Kasa+27.500.000.-

Cari Oran Cari Varlıklar/Cari Borçlar

(Kasa+27.500.000)/KVB=2

Kasa+27.500.000=2KVB

Kasa=2KVB-27.500.000

Asit-Test Oranı (Kasa+Banka+Alacaklar)/KVB

(Kasa+12.500.000)/KVB=1,25

Kasa+12.500.000=1,25KVB

Kasa=1,25KVB-12.500.000

Bu yukarıdaki iki orandan hesaplanan Kasa Hesabı birbirine eşit olacağından işlem aşağıdaki şekilde devam eder.

(4)

2KVB-27.500.000=1,25KVB-12.500.000

2KVB-1,25KVB=-12.500.000+27.500.000

0,75KVB=15.000.000

KVB=15.000.000/0,75

KVB=20.000.000.-

(5)Toplam Borç UVB+KVB UVB+20.000.000=50.000.000

UVB=30.000.000.-

(6)Cari Oran Cari Varlıklar/Cari Borçlar

(Kasa+27.500.000)/25.000.000=2

Kasa+27.500.000=50.000.000

Kasa=50.000.000-27.500.000

Kasa=22.500.000.-

(7)Aktif Toplamı Kasa+Alacak+Stok+Duran

50.000.000+Duran=100.000.000

Duran Varlıklar=50.000.000

PROFORMA BİLANÇO

Kasa Hesabı(6) 22.500.000.- Kısa Vadeli Borçlar Hesabı(4) 20.000.000.-

Alacaklar Hesabı(3) 12.500.000.- Toplam Cari Borçlar 20.000.000.-

Stoklar Hesabı(2) 15.000.000.- Uzun Vadeli Borçlar Hesabı(5) 30.000.000.-

Toplam Cari Varlıklar 50.000.000.- Toplam Borçlar 50.000.000.-

Duran Varlıklar(7) 50.000.000.- Öz Kaynaklar Hesabı(1) 50.000.000.-

Toplam Sabit Varlıklar 50.000.000.-

Aktif Toplamı 100.000.000.- Pasif Toplamı 100.000.000.-

Yararlanılan Kaynaklar

BÜKER, Semih – SEVİL, Güven “Finansal Yönetim”, Cilt:1 Ünite:1-12, Açık Öğretim Fakültesi Yayınları No: 463, EskiÅŸehir 1995

ERDENİZ, Aslan Ergün. “Finans Yönetimi Dersi 99 Dönemi Özet Notları” (1998-1999 eÄŸitim döneminde Finans Yönetimi dersinde gösterilen soru tipleri ve çözümleri üzerine hazırlanmış kiÅŸisel ders notlarıdır), 1999

Esneklik

Salı, 06 Kasım 2007

1-) Çok uluslu bir ÅŸirketin ürettiÄŸi malın talep fiyat esnekliÄŸi, A piyasasında (-0.13), B piyasasında (-1.13)’dür. Nasıl deÄŸerlendirirsiniz? Aynı malın farklı fiyat esnekliklerine sahip olmasının nedeni ne olabilir ? Tek fiyat uygulandığında elde edilen kar nasıl arttırılabilir ? Malın talebinde bir artış olduÄŸu taktirde üreticinin bunu karşılayabilme kapasitesi neye baÄŸlıdır ?

Çok uluslu bir şirketin ürettiği bir malın farklı piyasalardaki talep eğrileri aşağıdaki gibidir:

A piyasasındaki malın fiyat esnekliği B piyasasındaki malın fiyat esnekliğinden azdır. Aynı malın farklı fiyat esnekliklerine sahip olmasının nedeni tüketicilerin gelir düzeylerinin farklı olmasıdır. A piyasasındaki x malının tüketicinin gelirinde büyük bir paya sahip olmadığından fiyat artışından talep miktarı fazla etkilenmemektedir. Fakat B piyasasındaki x malının tüketicinin gelirindeki payı önemli olduğundan fiyat artışına daha duyarlı davranmaktadır.

A piyasasını göz önüne alarak her iki piyasada da yüksek bir birimden tek bir fiyat uygulanacak olursa ; A piyasasındaki talep esnekliği az olduğundan , A piyasasındaki üreticinin satış hasılatı artacak fakat B piyasasındaki talep esnekliği çok olduğundan satış hasılatı azalacaktır. Aradaki dengeyi sağlamak amacıyla iki piyasanın da hasılatını düşürmeden tek bir fiyat belirlenebilir. Belirlenen bu denge fiyatıyla kar arttırılabilir.

Malın talebinde artış olduğunda bunun karşılanabilmesi ; üretim faktörlerine, emek ve sermayesi sınırlı olan üreticinin, zamana ve üretimini arttırıcı yönde uygulamalarına bağlıdır.

2-) ^^ 1990’larda ev bilgisayarlı satışları hızla arttı. Ancak kiÅŸi başına satışlar İstanbul’da MuÄŸla’dakinden daha fazladır. KiÅŸi başına satışlar arsındaki farklılık Mecidiyeköy ile Sultanbeyli arsında da görülmektedir.^^ esneklik açısından deÄŸerlendiriniz. Esneklik kavramı bir üretici için neden önemlidir ? Tüketici kitlesinin geliri yıldan yıla artış gösteriyorsa, bu üreticinin üretim kararını etkiler mi?

1990’larda bilgisayar satışlarının artışını grafikle açıklarsak:

İstanbul’da bilgisayar satışlarının fazla olması tüketicilerin bu mala ihtiyacının MuÄŸla’daki tüketicilerden fazla olmasıdır. Dolayısıyla İstanbul’daki piyasada bilgisayarın fiyat talep esnekliÄŸi MuÄŸla’dakinden daha azdır. Hatta İstanbul’un kendi içindeki piyasalarında dahi bu esneklikler farklılık gösterir. Bunun nedenleri tüketicilerin ihtiyaçları ve gelir dağılımının farklı olmasıdır.

Esneklik kavramı bir üretici için önemlidir. Talep esnekliğine göre satış hasılatı artabilir ya da azalabilir. Örneğin talep esnekliği çok olan bir malın fiyatının artışında talep miktarı aşırı azalacağından üretici zarar eder. Bu nedenle üreticinin karının devamlılığı telep esnekliği ile doğrudan ilişkilidir.

Tüketici kitlesinin geliri yıldan yıla artış gösteriyorsa, bu üreticinin üretim kararında etkilidir. Geliri artan tüketicinin satın alma kapasitesi de artacağından talep miktarındaki değişmeleri, kar etmek isteyen üreticinin karşılayabilmesi erekmektedir.

3-) Türkiye’nin Yunanistan ile yaptığı dış ticarette 1998 ihracatı ithalatına eÅŸit çıkmıştır. 1999 yılında Yunanistan’da gelir % 8 artmış, Türkiye’de % 4 azalmıştır. 1999 yılında ihracat ithalat dengesi nasıl deÄŸiÅŸmiÅŸtir ? Gelir esnekliÄŸi farklılıklarının nedeni ne olabilir ?

ithal malların gelir esnekliği = 4.3

ihraç malların gelir esnekliği =2.6

^^ 1999 yılında Yunanistan’da gelir esnekliÄŸi % 8 artmış Türkiye’de % 4 azalmıştır.^^ Bu deÄŸiÅŸim 1999 yılında ithalat ihracat dengesini bozmuÅŸtur. İhracat ithalattan fazla olmuÅŸtur. Çünkü ihraç malların gelir esnekliÄŸi, ithal malların gelir esnekliÄŸinden daha azdır. Buradan ÅŸunu anlıyoruz; tüketicinin gelirindeki artma ya da azalmadan,ihraç mallarının alımı ithal malların alımından daha az etkileniyor.

Gelir esnekliğinin farklı olmasının nedeni tüketicilerin o malı talep etme yüzdelerinin farklı olmasıdır.

4-) a malı için iki piyasanın dengede olduÄŸunu düşünürsek, hava koÅŸulların olumsuz gitmesi nedeniyle arz aynı oranda azalmıştır. Arz azalışının yaratacağı fiyat ve miktar deÄŸiÅŸimlerini deÄŸerlendiriniz. Farklı oranlarda fiyat deÄŸiÅŸimlerinin görülmesinin nedenlerini, eÄŸimlerin farklılıkları ile iliÅŸkilendirerek açıklayınız. Üreticinin toplam gelirindeki deÄŸiÅŸimleri deÄŸerlendiriniz. ( çok kısa dönemde x piyasasında a malının talep fiyat esnekliÄŸi -0.3 , y piyasasında – 5.3 )

Arzdaki azalma, fiyatların artışına, miktarın ise azalmasına neden olacaktır. X ve Y piyasasında azalma miktarı aynı olurken fiyatlardaki artış farklılaşmaktadır. Grafikte görüldüğü gibi X piyasasındaki fiyat artışı Y piyasasındakinden fazladır. Bunun sebebi birinci grafiğin eğiminin az olması yani x piyasasındaki fiyat esnekliğinin Y piyasasındakinden az olmasıdır. Üreticilerin toplam gelirlerindeki değişimler de farklıdır. X piyasasındaki üretici Y piyasasındaki üreticiden daha fazla kazanmıştır. Bu farkı algılamak için taralı alanların karşılaştırılmasından yararlanılabilir. Görüldüğü gibi birinci grafikteki alan ikinci grafiktekinden büyüktür.

5-) b malı için iki piyasanın dengede olduÄŸunu düşünürsek, hava koÅŸulların olumsuz gitmesi nedeniyle arz aynı oranda artmıştır. Arz artışının yaratacağı fiyat ve miktar deÄŸiÅŸimlerini deÄŸerlendiriniz. Farklı oranlarda fiyat deÄŸiÅŸimlerinin görülmesinin nedenlerini, eÄŸimlerin farklılıkları ile iliÅŸkilendirerek açıklayınız. Üreticinin toplam gelirindeki deÄŸiÅŸimleri deÄŸerlendiriniz. ( çok kısa dönemde x piyasasında a malının talep fiyat esnekliÄŸi –0.2 , y piyasasında –4.02 )

Arzdaki artış, fiyatların azalmasına, miktarın ise artmasına neden olacaktır. X ve Y piyasasında artma miktarı aynı olurken fiyatlardaki azalma farklılaşmaktadır. Grafikte görüldüğü gibi X piyasasındaki fiyat düşüşü Y piyasasındakinden fazladır. Bunun sebebi birinci grafiğin eğiminin az olması yani x piyasasındaki fiyat esnekliğinin Y piyasasındakinden az olmasıdır. Üreticilerin toplam gelirlerindeki değişimler de farklıdır. X piyasasındaki üretici Y piyasasındaki üreticiden daha az kazanmıştır. Bu farkı algılamak için taralı alanların karşılaştırılmasından yararlanılabilir. Görüldüğü gibi birinci grafikteki alan ikinci grafiktekinden küçüktür.

6-) Hükümet, cari iÅŸlemler açığını kapatabilmek ve yılın ilk 8 ayında meydana gelen otomobil ithalatındaki artışı frenleyebilmek amacıyla lüks arabalara 1000 US $ vergi koymuÅŸtur. Tüketicilerin ödeyeceÄŸi fiyat 1000 $’ın üstünde mi , altında mı yoksa aynı miktarda mı olacaktır ? açıklayın.

Tüketicilerin lüks arabalara karşı belirli bir talep esnekliÄŸi vardır. EÄŸer satıcı verginin tamamını tüketiciye yansıtmak isterse talep miktarında belirli bir azalış gerçekleÅŸecektir. Bunun dengelenmesi için talep sabitken arz da azalacak ve yeni bir piyasa fiyat dengesi oluÅŸacaktır. Böylece verginin bir kısmını satıcı, bir kısmını alıcı ödemiÅŸ olacaktır. Yani tüketici 1000 $ ‘ın altında bir vergi ödemiÅŸtir.

7-) Hükümet, LPG gazı fiyatına uyguladığı sübvansiyon kaldırmayı planlamaktadır. Böylelikle benzin ile LPG fiyatları arasındaki fark kapanacak ve bu alandaki harcamalar kısıtlanabilecektir

Vergi oranındaki artış, talep edilen miktarı nasıl etkileyebilir ?

LPG fiyatları benzin fiyatları ile eşitlenirse, benzin talebinde ne tür bir değişme yaşanabilir ?

Vergi oranındaki artış talep edilen miktarı azaltabilir.

LPG fiyatları benzin fiyatları ile eşlenirse benzin talebinde bir artış yaşanabilir. Çünkü bu iki mal birbiri yerine geçebilecek ikame mallar sınıfındadır. Bunu varsayılan bir grafikte incelersek :

LPG‘nin fiyatlarındaki artış talep miktarını azaltmış buna karşın benzin talebini arttırmıştır.

8-) Çevre Bakanlığı, hava kirliliğini önleme amacıyla benzinden alınan vergilerin arttırılması yönünde Bakanlar Kuruluna bir teklifte bulunmuştur.

a) Bu vergi tüketiciye mi yoksa üreticiye mi yansıyacaktır ? arz-talep şekliyle açıklayınız.

b) Bu iki programın sigara fiyatları üstünde bileşik etkisi ne olacaktır?

c) Benzin tüketicileri açısından yararlı mı yoksa zararlı mı olacaktır ? Neden ?

d)Petrol endüstrisinde çalışan işçiler açısından yararlı mı yoksa zararlı mı olacaktır ? Neden?

Benzinin belirli bir talep esnekliğinin olduğunu göz önüne alacak olursak. Verginin bir kısmı tüketiciye bir kısmı üreticiye yansıyacaktır. Bunu varsayılan bir grafikte incelersek:

5 milyon vergi koyulduÄŸunu varsayalım.Söz konusu mal üzerine 5 milyon vergi koyulduÄŸunda üretici bu verginin 3 milyonunu tüketiciye yansıtırken 2 milyonunu kendisi ödemek zorunda kalmıştır. Böylece verginin %60’ı tüketiciye yansırken %40’ı üreticiye yansımıştır.

b) eğer benzinin talep esnekliği çok fazla ise fiyat artışlarına karşı talep miktarı çok duyarlıdır anlamına geldiğinden üreticiler talep miktarının azalmasını önlemek için vergileri kendileri ödeyecekler, fiyatları yükseltmeyeceklerdir. Fiyatlarda bir değişim olmadığından talepte de bir değişim olmaz. Kirliliği önlemek amacıyla yapılacak olan bu vergi arttırımı etkili olamayacaktır.

c) benzin tüketicileri açısından bu vergi uygulaması zararlı olacaktır. Çünkü benzin, günümüz koşullarında oldukça ihtiyaç duyulan bir maldır. Fiyatlarının yükselmesine karşın talebin miktarındaki azalma pek fazla olamayacağından verginin büyük bir payı tüketiciye yansıyacaktır.

d)vergi uygulamasından dolayı üreticinin karı artmayacağından işçiler içinde zararlı olacaktır.

9) Sağlık Bakanlığı (!) , sigara piyasasını etkilemek için iki tasarı hazırlamıştır. İlki, medya kampanyası ve sigaralar üzerine yazılacak uyarılarla, sigaranın zararını kamuya aktarmak. Diğeri ise, Tarım Bakanlığı ile birlikte yürütülecek, tütün fiyatlarını denge fiyatlarının üzerine çekecek tütün üreticileri için fiyatları destekleme politikaları uygulamak.

Bu iki uygulama sigara tüketimini nasıl etkileyecektir ? Grafikle açıklayınız.

Bu iki programın sigara fiyatları üstünde bileşik etkisi ne olacak ?

Sigaralara aynı zamanda yüksek vergiler uygulanmaktadır. Bu vergilerin sigara tüketimine etkisi nedir?

a) Bu iki uygulamada sigara fiyatlarının artışına sebep olacağından sigaraya olan talep miktarı azalacaktır.

Tütünün fiyatları denge fiyatlarının üstüne çekilecek olursa sigara fiyatlarında bir artış görülür.

b) bu iki uygulamanın sağladığı bileşik etki sigara tüketiminin azalması olacaktır. Ancak tüketiciler kullanımına alıştıkları bir malın fiyatındaki bir değişikliğe ani tepki göstermezler. Kullanılan miktardaki değişmeler için bir zamanın geçmesi gerekir.

c) Sigara uygulanan yüksek vergilerin tüketime etkisi kendini hemen göstermez. Çünkü sigara bağımlısı olan bireylerin alışkanlıklarından, fiyat yüksekliği ile vazgeçmeleri kolay olmayacaktır. O halde sigara tüketiminin talep esnekliğini az kabul edebiliriz. Tüketicilerin bu alışkanlıklarını bırakmaları zaman gerektirecektir.

10-) fiyat esnekliÄŸi gelir esnekliÄŸi

sebze -0.17 0.87

hazır dondurulmuş sebze -2.61 0.64

Sebze ve hazır dondurulmuş sebzenin karşılaştırılması yapıldığında ; aynı birim fiyattan hazır dondurulmuş sebzenin talebinin daha çok olduğunu görüyoruz. Fakat aynı miktarda fiyat artışı olduğunda hazır dondurulmuş sebzenin talep miktarı daha fazla azalmıştır. Bunun sebebi hazır dondurulmuş sebzenin, sebzeden daha fazla fiyat esnekliğine sahip olmasıdır.

Gelir miktarı aynı olmak koşuluyla incelediğimiz grafikte sebzeye olan talep miktarının hazır dondurulmuş sebzeye olan talep miktarından fazla olduğunu görüyoruz. Aynı miktarda talep edildiğini varsaydığımız Y noktasından her iki grafiğe baktığımızda hazır dondurulmuş sebzeyi geliri daha yüksek tüketicilerin tercih ettiğini görüyoruz.

Gelir Ve Maliyet Faktörleri

Salı, 06 Kasım 2007

GELİR VE MALİYET FAKTÖRLERİ

GELİRLER,MÜŞTERİLERE SAĞLANAN MAL VE HİZMET DEĞİŞİMİNDEN SAĞLANAN VARLIK AKIŞLARIDIR.MALİYETLER İSE İŞLETME TARAFINDAN ELDE EDİLEN EKONOMİK HİZMETLERE İLİŞKİN DEĞERLERİN PARASAL ÖLÇÜSÜDÜR.

TOPLAM GELİRLERİ VE TOPLAM MALİYETLERİ ÖNCEDEN TAHMİN ETMENİN EN ÇOK KULLANILAN YOLU,GELİR VE MALİYE FAKTÖRLERİNİ GÖZ ÖNÜNDE TUTMAKTIR.

FAALİYET HACMİNDEKİ DEĞİŞMELER,İŞLETMENİN MALİYET VE DOLAYISIYLA KARLARINI NASIL ETKİLEYECEKTİR.MALİYET-HACİM-KAR ANALİZLERİ,EN GENENL ANLAMDA BU SORULARA YANIT ARAR.

MALİYET-HACİM-KAR ANALİZLERİ;TOPLAM GELİRLERİN,TOPLAM MALİYETLERİN VE TOPLAM KATKI PAYLARININ,ÜRETİM MİKTARI DEĞİŞTİKCE,BU DEĞİŞİMLERİN SATIŞ FİYATINI VE BEKLENEN KARI NE ÖLÇÜDE ETKİLEYECEĞİNİ BULMAYA CALIŞIR.

MALİYET-HACİM-KAR ANALİZLERİNİN ÖNEMİ ŞU NEDENE BAGLIDIR:BİRÇOK İŞLETME UZUN DÖNEMLİ PLANLAR YAPMAK VE STRATEJİLER BELİRLEYEBİLMEK İÇİN ÜRN MALİYETLERİ VE FİYATLAR KONUSUNDA BİLGİYE İHTİYAÇ DUYARLAR.BU BİLGİLERİ SAĞLAMANIN YOLU DA MALİYET-HACİM-KAR ANALİZLERİDİR.

YÖNETİCİLER İŞLETMELERİN GELECEĞİ İLE İLGİLİ KARARLARI ALAN KİŞİLERDİR.YÖNETİCİLERİN YARARLANACAGI BİLGİLER İŞLETMENİN FİNANSAL DURUMUNU GÖSTEREN BİLGİLER OLMALIDIR.BU BİLGİLER DE MALİYET-HACİM-KAR ANALİZLERİ SAYESİNDE ORTAYA ÇIKAR.

TEKNİK TERİMLER VE KISALTMALAR

MALİYET-HACİM-KAR ANALİZLERİNE GEÇMEDEN ÖNCE,ÖNCELİKLE BU KONUYLA İLGİLİ TEKNİK TERİMLERİ VE BAZI VARSAYIMLARI ÖĞRENMELİYİZ.

KONU İÇİNDE GEÇEN ‘MALİYET’ KAVRAMI KENDİ İÇİNDE İKİYE AYRILIR;

TOPLAM MALİYETLER=DEĞİŞKEN MALİYETLER+SABİT MALİYETLER

DEĞİŞKEN MALİYETLER KENDİ İÇİNDE YARI DEĞİŞKEN VE TAM DEĞİŞKEN OLARAK İKİYE AYRILIR.AYRICA FAALİYET KARI VE NET KAR ŞU ŞEKİLDE FORMÜLE EDİLİR.

FAALİYET KARI=TOPLAM GELİRLER-TOPLAM MALİYETLER

NET KAR=FAALİYET KARI-VERGİLER

BİRÇOK ENDÜSTRİ DALINDA İŞLETMELER,İMAL ETTİKLERİ YA DA SATTIKLARI BİRİMLERİ KOLAYLIKLA HESAPLARINDA KULLANABİLMEK İÇİN FARKLI TERİMLER KULLANIRLAR.BUNLARA ÖRNEK:

ENDÜSTRİ BİRİM/ÖLÇÜ

HAVAYOLU YOLCU\KM

OTOMOBİL İMAL EDİLEN ARAÇ SAYISI

HASTANE TEDAVİ ALTINDAKİ HASTA SAYISI

OTEL KULLANIMDAKİ ODA SAYISI

BU KONUDA KULLANILACAK KISALTMALAR

G: GELİRLER(BSF X Q)

BSF:BİRİM SATIŞ FİYATI

BDM:BİRİM DEĞİŞKEN MALİYET

BKP:BİRİM KATKI PAYI(BSF-BDM)

SM:SABİT MALİYET

Q:SATILAN YA DA ÜRETİLEN BİRİM

FK:FAALİYET KARI

NK:NET KAR

MALİYET-HACİM-KAR ANALİZLERİ VARSAYIMLARI

MALİYET-HACİM-KAR ANALİZLERİNİ TARTIŞABİLMEK İÇİN,ÖNCELİKLE BU ANALİZLERİN DAYANDIGI VARSAYIMLARI UNUTMAMALIYIZ.BU VARSAYIMLAR:

TÜM MALİYETLER RAHATÇA SABİT VE DEĞİŞKEN OLMAK ÜZERE İKİ BÖLÜME AYRILABİLİR

MALİYETLERİN DOĞRUSAL HAREKET ETTİĞİ VARSAYILIR VE DÜŞÜNÜLÜR.

BİRİM SATIŞ FİYATI,BİRİM DEĞİŞKEN MALİYET VE SABİT MALİYETLER İŞLETME TARAFINDA BİLİNMEKTEDİR.

TÜM MALİYETLER VE GELİRLER,PARANIN ZAMAN DEĞERİNİ GÖZE ALMAKSIZIN,BÜTÜN ÜRETİLEN YA DA SATILAN BİRİMLERE EKLENİR.

BAÅžABAÅž NOKTASI

YÖNETİCİLERİN AMCI İŞLETMENİN ZARAR ETMEMESİDİR.BAŞABAŞ NOKTASI,KARIN OLMADIĞI YANİ,GELİR VE MALİYETLERİN BİRBİRİNE EŞİT OLDUĞU NOKTADIR.BU NOKTADA KAR VE ZARAR SIFIRDIR.

ÖRNEK:MARY FROST, BİR YAZILIM PAKETİ SATMAK İSTİYOR.BU YAZILIMLARI TOPTANCIDAN TANESİNE 120$ ÖDEYEREK TEMİN EDİYOR.BU PAKETİN SATIŞ FİYATI OLARAK İSE 200$ BELİRLİYOR.FROST,KİRA İÇİN 200$ ÖDÜYOR.BAŞKA BİR MALİYET KALEMİNİN OLMADIĞINI VARSAYARSAK,MARY FROST BAŞABAŞ NOKTASINA ULAŞMAK İÇİN KAÇ BİRİM MAL SATMALIDIR?

BU SORU ÜÇ YÖNTEME GÖRE ÇÖZÜLEBİLİR:

EŞİTLİK YÖNTEMİ;

TOPLAM GELİRLER-DEĞİŞKEN MALİYETLER-SABİT MALİYETLER=FAALİYET KARI

(BSF X Q)-(BDM X Q)-SM=0 BSF=200$ BDM=120$ SM=2000$

200Q-120Q-2000=0

80Q=200 ÞQ=25 BİRİM

EĞER MARY FROST 25 BİRİMDEN AZ SATARSA ZARAR,FAZLA SATARSA KAR EDER.YANİ 25 BİRİM SATIŞ MARY FROST İÇİN BAŞABAŞ NOKTASIDIR.EĞER 25 BİRİMİ,BİRİM SATIŞ FİYATI OLAN 200$ İLE ÇARPARSAK 5000$ BAŞABAŞ NOKTASI SATIŞ FİYATINI BULURUZ.

KATKI PAYI YÖNTEMİ

KATKI PAYI YÖNTEMİ,EŞİTLİK YÖNTEMİNİN CEBİRSEL YOLLA BASİTLEŞTİRİLMİŞ BİR BENZERİDİR.KATKI PAYI;SATIŞLARIN,DEĞİŞKEN MALİYETLERİ AŞAN KISMIDIR.

KATKI PAYI=SATIŞLAR-DEĞİŞKEN MALİYETLER

(BSF X Q)-(BDM X Q)-SM=FK

Q(BSF-BDM)=FK+SM

Q= FM+SM

KATKI PAYI ® Q=SABİT MALİYETLER/KATKI PAYI(BSF-BDM)

GELİRLER 200$ X 25 5000$

DEÄž. MAL. 120$ X 25 3000$

——–

KATKI PAYI 2000$

-SABİT MAL. 2000$

———

FAALİYET KARI 0$

GRAFİK YÖNTEMİ:

BU YÖNTEMDE TOPLAM MALİYETLERİN VE GELİRLERİN BİR PLANINI ÇIKARACAĞIZ.MALİYETVE GELİRLERİN KESİŞTİĞİ NOKTA;BAŞABAŞ NOKTASI OLACAK.GRAFİK YÖNTEMİNDE KULLANILACAK DOĞRULAR;

TOPLAM MALİYET DOĞRUSU:BU DOĞRU,SABİT VE DEĞİŞKEN MALİYETLERİN BİR TOPLAMIDIR.SABİT MALİYETLER BÜTÜN SATIŞ DÜZEYLERİNDE 2000$ VE DEĞİŞKEN MALİYETLER BİRİM BAŞINA 120$.,

TOPLAM GELİR DOĞRUSU:TOPLAM GELİR DOĞRUSUNUN BAŞLANGIÇ NOKTASI OLARAK,SIFIR ÜRETİM MİKTARINDA SIFIR GELİR KABUL EDİLİR.TOPLAM GELİR EĞRİSİ DOĞRUSALDIR.

BAŞABAŞ NOKTASI,TOPLAM GELİR VE TOPLAM MALİYETLERİN BİRBİRİNİ

KESTİĞİ YANİ KARIN 0 OLDUĞU NOKTADIR.

ŞEKİL 8-1 Maliyet-hacim-kar grafiği

10000 $ Toplam gelir doÄŸrusu

Faaliyet karı

8000 $

6000 $

DeÄŸiÅŸken maliyetler

Toplam maliyet doÄŸrusu

4000 $ Başabaş noktası :25 birim

2000 $

Sabit maliyetler

10 20 30 40 50

Satılan birim

HEDEFLENEN KAR: AYNI ÖRNEKTE MARY FROST 1200$ KAR ELDE ETMEK İÇİN KAÇ BİRİM MAL SATMALI?

EŞİTLİK YÖNTEMİ BU SORUYA CEVAP VEREBİLMEK İÇİN EN KISA VE EN DOĞRU YOLU BİZE GÖSTERİR.

LET Q=HEDEFLENEN KARA ULAŞMAK İÇİN SATILMASI GEREKEN MİKTAR.

GELİRLER-DM-SM=HEDEFLENEN KAR(HK)

200Q-120Q-2000=1200

Q=40

KATKI PAYI YÖNTEMİNE GÖRE BU PROBLEM;

LET Q= SM+HK

KP LET Q=2000$+1200$/80$

=40 BİRİM

GELİRLER 200$ X40 8000$

DEÄž. MAL. 120$ X40 4800$

- KATKI PAYI 3200$

- SABİT MAL. 2000$

=KAR 1200$

HACİM KAR GRAFİĞİ

BİR ÖNCEKİ BÖLÜMDE KULLANDIĞIMIZ 8-1 NOLU ŞEKLİ,HACİM KAR GRAFİĞİ OLARAK DÜZENLEYECEGİZ.HACİM-KAR GRAFİKLERİ,FARKLI ÜRETİM DÜZEYLERİNDEKİ KAR DEĞİŞİKLİKLERİNİ GÖSTERİR.

ŞEKİL 8-2 Hacim-kar grafiği

PANEL A PANEL B

Başabaş noktası:25 birim Başabaş noktası:30 birim

Satılan birim Satılan birim

PANEL A: (200$ X Q)-(120$ X Q)-2000=0

Q=25 BİRİM

PANEL B200$ X Q)-(110$ X Q)-3300=0

Q=30 BİRİM

BU ALTERNATİFLER DAHA DA ÇOĞALTILABİLİR.

TÜM İŞLETMELER BU YÖNTEMLER SAYESİNDE KOLAYLIKLA BAŞABAŞ NOKTASINI HESAPLAYABİLİRLER.

YAPILMASI GEREKEN TEK ŞEY VERİLERİ UYGUN YERLERDE KULLANABİLMEKTİR.

DUYARLILIK ANALİZLERİ VE KESİNSİZLİK:

DUYARLILIK ANALİZLERİ,İŞLETMENİN MALİYET YA DA GELİRLERİNDEKİ DEĞİŞİMLERİN SONUCU NE ORANDA ETKİLEYECEĞİNİ GÖSTERİR.

ÖRNEĞİN ÜRETİM DÜZEYİNDEKİ %5 LİK ARTIŞ KARI NE ORANDA ETKİLER.YA DA DEĞİŞKEN MALİYETLER %10 AZALIRSA SONUÇ NE KADAR DEĞİŞİR.

YÖNETİCİLER,DUYARLILIK ANALİZLERİNİ KULLANARAK KOLAYLIKLA GELECEĞE YÖNELİK KARARLAR ALABİLİRLER.

DUYARLILIK ANALİZLERİ İÇİNDE GEÇEN BİR KAVRAM DA ‘GÜVENLİK PAYI’ DIR.GÜVENLİK PAYI,İŞLETMENİN ZARARDAN NE KADAR UZAKTA BULUNDUÄžUNU GÖSTERİR.

BAŞKA BİR ANLATIMLA GÜVENLİK PAYI,FİİLİ SATIŞLAR İLE BAŞABAŞ NOKTASINDAKI SATIŞLAR ARASINDAKİ FARKTIR;

G.P=FİİLİ SATIŞLAR-BAŞABAŞ NOKTASINDAKİ SATIŞLAR.

ÖRNEK: BİRİM SATIŞ FİYATI=200$ BİRİM DEĞİŞKEN MALİYETİ=140$ VE SABİT MALİYETLERİ=3000$ OLAN BİR İŞLETME 1500$ KAR HEDEFLEMEKTEDİR.İŞLETMENİN HEDEF KARA ULAŞMASI İÇİN SAMASI GEREKLİ BİRİM SAYISINI VE BU İŞLETMENİ GÜVENLİK PAYINI BULUNUZ?

200Q-140Q-3000=1500

60Q=4500ÞQ=75 BİRİM

AYNI ÖRNEKTE BAŞABAŞ NOKTASI İSE;

200Q-140Q-3000=0

60Q=3000ÞQ=50 BİRİM

YANİ İŞLETMENİN GÜVENLİK PAYI:

FİİLİ SATIŞ-BAŞABAŞ NOK. SATIŞ

75 BİRİM-50 BİRİM=25 BİRİM VE 25 X 200$=5000$

MALLİYET PLANLAMASI VE HACİM-KAR ANALİZLERİ

MALİYET-HACİM-KAR ANALİZLERİ SAYESİNDE YÖNETİCİLER ‘İŞLETMELERİNE İLİŞKİN’ UYGUN MALİYET YAPISINI BULURLAR.

İLK ÖRNEĞİMİZ OLAN MARY FROST’UN İŞLETMESİNDE KİRA OLARAK 2000$ VERİLDİĞİNİ SÖYLEMİŞTİK.ANCAK BU ÖRNEĞİ ÅžI ÅžEKİLDE FARKLI ALTERNATİFLER HALİNDE DEĞİŞTİREBİLİRİZ.

SEÇENEK 1: 2000$ SABİT MALİYET

SEÇENEK 2: 1400$ SABİT MALİYET+ SATIŞ FİYATININ %5 İ KADAR DEĞİŞKEN MALİYETLERE EK.

SEÇENEK 3: SABİT MALİYET YOK.DEĞİŞKEN MALİYETLERE SATIŞ FİYATININ %20 Sİ KADAR ETKİ.

SEÇENEK 1

Başabaş noktası:25 birim

Satılan birim

SEÇENEK 1: 200Q-120Q-2000=0

80Q=2000ÞQ=25 BİRİM

Globalleşme Sürecinin Gelişmekte Olan Ülkelerde İşgücü İstihdamı Üzerine Etkileri

Salı, 06 Kasım 2007

GloballeÅŸme Sürecinin GeliÅŸmekte Olan Ülkelerde İşgücü İstihdamı Üzerine Etkileri – Türkiye ÖrneÄŸi

Serdal Temel

Dokuz Eylül Üniversitesi Para ve Banka Bölümü

Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Finans Bölümü

GİRİŞ

Bu çalışmanın temel amacı Globalleşme sürecinde Gelişmekte Olan Ülkelerin (GOÜ) bu günün ve geleceğinin incelenmesidir. Bu amaca uygun olarak önce Globalleşme ele alınacak, ardından globalleşme sürecinin Gelişmekte Olan ülkelerde emek istihdamı üzerine etkileri incelenecek son orakta Türkiye örneği üzerinde durulacaktır.

1-GLOBALLEŞME SÜRECİ

Globalleşme; ülkelerin maddi ve manevi değerlerinin ulusal sınırları aşarak dünya çapında yayılması olarak düşünüldüğünde, globalleşme konusunda ülkeler arasındaki iktisadi, siyasi ve kültürel değerlerin değişkenlik kazanması, ideolojik ayrımlara dayalı kutuplaşmaların çözülmesi farklı kültürel değer, inanç ve beklentilerin daha iyi tanınması ve bu ilişkilerin yoğunlaşması, ayrıca farklılıklardan homojenliğe doğru bir gelişmenin vardığı söz konusu olacaktır. Başka bir şekilde globalleşmeyi ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda bazı ortak değerlerin yerel ve milli sınırları aşarak dünya çapında yayılması olarak tanımlayabiliriz.

Globalleşmenin bu kadar hızlı yayılmasının en önemli nedenlerinden birisi iletişim teknolojilerindeki gelişmelerdir. Bugün ortaya çıkan en ufak bir teknolojik yenilik mevcut teknolojiler aracılığı ile bir iki saniye sonra tüm dünyaya yayılmakta ve ülkeler yarınlarını bu değişikliklere endekslemektedirler.

Ülkeler arasında bu derecede hızlı etkileşimde özellikle iletişim ağlarının büyük etkisi olmuştur. Örneğin; telefon, faks ve İnternet gibi anında haberleşme sağlayan araçların hayatımıza girmesi sonucunda karar ve üretim merkezleri sanal hale gelmiştir. Buna bağlı olarak, işletmelerin ne derecede verimli olduğu, istenilen hedeflere ne derecede yaklaşıldığı binlerce kilometre uzaklıktan denetlenebilir hale gelmiştir.

Ayrıca, iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle ulusal piyasalar kadar küresel piyasalarda önem kazanmıştır. Para ışık hızında hareket eder hale gelmiş, yatırımıcalar sınırsız miktardaki fonlarına dünyanın bir ucundan diğer ucuna bir saniye gibi çok kısa bir sürede hareket kabiliyeti kazandırmışlardır.

Yeni dünya düzeni ekonominin büyük ölçüde dayanağını oluşturan ve birbiriyle bir bütün olan dört global etkinlik kriteri üzerinde oluşmaktadır. Bunlar;

Global Kültür Piyasası

Global Piyasa

Global İşyeri

Global Finans Ağı’ dır.

Dünya üzerindeki bu dört etkinliÄŸin amacı globalleÅŸmeyi gerçekleÅŸtirmektir. Bu dört itici gücün arkasındaki en önemli etken ise Çok Uluslu Åžirketlerdir. Yapılan bir çalışmaya göre ilk 300’ de yer alan ÇUÅž’ ların toplam aktifleri tüm dünyadaki üretim aktiflerinin yaklaşık % 25’ ini oluÅŸturmaktadır.

Global kültür piyasalar filmler, radyo, TV, dergi ve gazeteler, oyunlar gibi etkinliklerin tüketicilere sunulduğu piyasalardır. Bu piyasaların oluşmasının ve gelişmesinin en önemli nedeni iletişim teknolojilerindeki gelişmelerdir.

Global Piyasalar ise tüketiciler tarafından çok sıkça talep edilen malların pazara çıkarıldığı büyük pazarlardır. Global piyasanın ürünlerini tanıtmak için büyük çaplı yani global reklam kampanyaları yapılır ve büyük halk kitlelerine ulaşılması sağlanır. Ancak global piyasanın ürünlerinden ancak dünya nüfusunun beli bir bölümü faydalanabilmektedir.

Global İşyerleri mal ve hizmetlerin üretilip piyasalara sunulduğu yerlerdir. Bunlar bazen lokanta bazen fabrika bazen de atölye olabilmektedir.

Global finans piyasası döviz ve borsa işlemleri plastik kartlar ve bazı değerli döviz ve spekülasyon araçlarından oluşmaktadır. 24 saat trilyonlarca paralar bir saniyede dünyanın bir ucundan diğer bir ucuna akmaktadır.

GloballeÅŸme harekatı esasında söylendiÄŸi gibi 1990’ lı yıllardan sonra ortaya çıkmış bir olgu deÄŸildir. GloballeÅŸmenin baÅŸlangıcı II. Dünya savaşına kadar dayanmaktadır. SavaÅŸtan sonra dünyada serbest piyasanın yerleÅŸtirilebilmesi için IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluÅŸlara kurulmuÅŸtur.

2-GLOBALLEŞMENİN DÜNYA PİYASALARINDAKİ REKABET ÜZERİNE ETKİLERİ

Dünya açısından sermaye hareketlerinin serbestleştiği, uluslar arası sermaye hareketlerinin trilyon doları aştığı, enformasyon ve iletişim alanında teknolojik gelişmenin piyasaları birbirine yaklaştırdığı ve alternatif yatırım araçlarının arttığı günümüz dünya ekonomisinde rekabetin yoğunlaşması kaçınılmazdır. Nitekim dünya ticaretinde liberal yaklaşımların ön plana çıkmasıyla rekabet anlayışı değişmiş ve yenilikçi piyasa ekonomisine paralel olarak rekabet yoğunlaşmıştır.

Diğer taraftan ücretler, makro ekonomik istikrar, istikrarlı döviz kuru, dış ticaret dengesi gibi faktörler yabancı sermayeyi özendirmek için önemli bir gösterge olmuştur. Özellikle yabancı yatırımcılar kararlarını verirken ücretlerin, sosyal maliyetler ve ekonomik durum hakkında karşılaştırma yapacak ve bu faktörlerin uygun- istikrarlı olduğu bir ortam tercih edeceklerdir.

Doğal olarak ülkelerin rekabet gücü değişik kriterlere bağlıdır. Bunların başında;

Faktör donanımı,

Ücretler,

Verimlilik,

Teknolojik yapı,

Ekonomik istikrar gelmektedir.

Firmaların günümüz koşullarında dünya ekonomisindeki gelişmelere uyum sağlayabilmeleri için esnek üretim sistemine sahip olmaları gerekmektedir. Aksi halde, rekabet şansı olmayacak, buna bağlı olarak üretim ve istihdam gerileyecektir. Bu da zaten var olan işsizliği daha da yüksek boyutlara taşıyacaktır. Firmalar açısından esnek üretim; teknoloji, ekonomik konjonktür ve talepte ortaya çıkan değişikliklere en kısa sürede cevap verebilme yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Emek açısından esnek iş gücü; iş gücü yapısındaki değişiklikler karşısında iş gücünde niteliksel ayarlamalar olarak tanımlanmaktadır.

Kısaca ifade etmek gerekirse, globalleÅŸme, piyasaların dünya genelinde oluÅŸmasına, bu ise rekabetin yoÄŸunlaÅŸmasına neden olmaktadır. Ancak, teknoloji üretmeyen ve nitelikli iÅŸ gücüne yeterince sahip olmayan ülkelerin bu yok edici rekabet ortamında yaÅŸama ÅŸansları çok az görülmektedir. Çünkü, GOÜ’ ler de emeÄŸin çoÄŸunluÄŸu vasıfsız işçilerden oluÅŸmaktadır. Bu ülkeler, emeÄŸin niteliÄŸinin düşük olması nedeniyle, teknolojide ve dolayısıyla üretim sisteminde ortaya çıkan geliÅŸmelere uyum saÄŸlamada zorlanacaktır. Dünya piyasalarında sermaye ve bilgi yoÄŸun üretim tekniÄŸine sahip malların rekabet ÅŸansı yüksek olacağı ve bu malların üretimde nitelikli elemana ihtiyaç artacağı için GOÜ’ lerin rekabet ÅŸansı daha da azalacaktır. Dolayısıyla, nitelikli eleman eÄŸitimin bir ürünü olduÄŸu dikkate alınarak,GOÜ’ ler eÄŸitime yaptığı yatırımları daha da artırmalıdır.

Konuyu bireysel düzeyde değerlendirdiğimizde; globalleşmenin iş gücü piyasasını da dünya boyutunda rekabetinin bir parçası olmasına yol açması nedeniyle, nitelikli ve dolayısıyla verimli olmayan kişilere yüksek ücret verilmeyeceği açıktır. Dolayısıyla bir taraftan işsizliğin azaltılması, diğer taraftan rekabette başarılı olmanın ön koşulu, eğitime her zamankinden daha fazla ve tüm boyutlardan (mesleki eğitim, meslek içi eğitim, aile eğitimi) büyük önem verilmelidir.

3-GLOBAL REKABETİN TEKNOLOJİ ÜZERİNE ETKİLERİ

Teknoloji seçimi ve yeni teknoloji üretimi, ülkelerin bulunduÄŸu ekonomik, politik, sosyal ve kültürel yapıya göre deÄŸiÅŸiklik arz etmektedir. ÖrneÄŸin GOÜ’ ler de kullanılan teknoloji geliÅŸmiÅŸ ülkelere oranla daha geri ve genellikle de daha emek yoÄŸundur. Çünkü bu ülkelerin faktör donanımı emek – yoÄŸun bir teknoloji seçimini kaçınılmaz kılmaktadır.

GloballeÅŸme sürecinde kullanılan teknolojilerin bilgi ve sermaye yoÄŸun olduÄŸu ve bunların üretilmesi kadar kullanılmasında da nitelikli iÅŸ gücüne ihtiyaç duyulduÄŸu göz önüne alındığında, GOÜ’ lerin bu sürece uyum saÄŸlamaları çok zor olmaktadır.

Gelişmiş ülkeler globalleşme sürecinde hem teknolojiyi üretim hem de kullanım açısından çok büyük avantajlara sahiplerdir. Bu ülkeler bir yandan teknoloji üretmekte diğer yandan eğitim sistemlerinin daha iyi olduğu için üretilen yeni teknolojileri kullanacak nitelikli eleman yetiştirmektedirler. Dolayısıyla hem teknoloji üreten hem de üretilen teknolojiyi kullanabilen vasıflı iş gücü üreten bireyler yetiştiren gelişmiş ülkeler globalleşme sürecinde her zaman bir adım önde olacaklardır.

DiÄŸer yandan bu teknolojilerin GOÜ’ lerde yoÄŸun olarak kullanılması durumunda büyük bir sosyal patlamalara yol açması söz konusu olabilecektir. ÖrneÄŸin globalleÅŸme ile birlikte teknoloji sayesinde GeliÅŸmiÅŸ Ülkeler’ den GOÜ’ lere bir sermaye akımı baÅŸlamıştır. Bu sermayenin bu ülkelerde üretime gitmesi durumunda, yeni istihdam olanakları saÄŸlanmış olacaktır. Ancak getirilen teknolojilerin emek yoÄŸun teknoloji deÄŸil de sermaye – bilgi yoÄŸun olması durumunda, nüfus artış hızının bu ülkelerde yüksek olması nedeniyle, sorunun boyutları daha da ağırlaÅŸacaktır.

Sonuç olarak; teknolojik geliÅŸmenin neden olduÄŸu iÅŸsizlikle mücadele için yatırımların miktarını ve sektörel dağılımının, ülkenin faktör donanımına baÄŸlı olarak rasyonel bir ÅŸekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu ise büyük ölçüde, sürekli ve istikrarlı büyüme ortamında gerçekleÅŸebilir. Ancak, siyasi yapıları ve demokrasi anlayışı yeterince geliÅŸmeyen hızla büyümek zorunda olan Türkiye gibi GOÜ’ lerde bunun saÄŸlanması hiç de kolay görünmemektedir.

4-GLOBALLEŞMESNİN İSTİHDAM ÜZERİNE ETKİLER,

Globalleşmenin istihdam negatif etkilemesinin nedenini 4 önemli faktöre bağlayabiliriz.

Neo-Klasik Karşı Devrim: Neo-Klasik karşı devrimde amaç üretim ,yatırım ve istihdam ve bunların faydalarının belirlenmesinde serbest piyasa güçlerine güvenen Neo- Klasik ekonominin iyileştirilmesini ve eski haline getirilmesini istemişlerdir.

5-TEKNOLOJİK GELİŞME VE İSTİHDAM

Teknolojideki gelişmeler, özellikle bilgi ve iletişim teknolojisindeki yayılma ve gelişmelerin istihdama etkileri, globalleşme sürecinde istihdama yeni boyutlar katmıştır. Bu alandaki teknolojik gelişmelerin etkileri, üç boyutta karşımıza çıkmaktadır.

Teknolojik Gelişmenin Çalışma Üzerine Etkileri;

Teknolojideki yeni gelişmeler bunu kullanacak vasıflı iş gücüne talebi arttırmakta, vasıfsız işçilere olan talebi azaltmakta, hatta yok etmektedir. Bu özellikle vasıflı ve vasıfsız iş gücü arasındaki ücret farkını arttıran bir faktördür.

Teknolojinin Verimlilik Üzerine Etkiler;

Teknolojik gelişme verimliliği yükseltmekte ve emek talebini azaltmaktadır. Bu gelişme aynı zamanda maliyetleri düşürmekte ve bu düşme sadece o teknolojinin uygulandığı faaliyet alanında değil bütün sektörlerde ortaya çıkmaktadır.

Teknolojinin İstihdam ve Gelişime Etkileri|:

Teknolojik gelişmeler gün geçtikçe artarak hayatı daha da kolay hale getirmektedir. Son yıllarda gelişen teknoloji hayatımızın her alanına girmiş hatta bazı alanlarda insan hayatının önüne geçerek insanın yerini almıştır. Gelişen teknoloji ile birlikte üretimde seriliği ve verimliliği artırmak için teknoloji kullanımı daha cazip hale gelmiştir. Bundan dolayı istihdam da emek gücü yerine makine gücü tercih edilmektedir.

Gelişen her teknoloji beraberinde yeni iş alanları da getirmektedir. Örneğin; yük taşımak için üretilen kamyonlar bir çok kişinin hamal olarak çalışmasını engellemiş dolayısıyla bir iş kaybı olmuştur. Ancak diğer taraftan da bu kamyonların üretilmesi için bir çok emek gücüne ihtiyaç vardır.

Sonuç olarak geliÅŸen teknolojiler bir taraftan emeÄŸin yerini alırken diÄŸer taraftan da emeÄŸin istihdamı için yeni kapılar açmaktadır. Ancak bu istihdam da emeÄŸin yer alabilmesi için “vasıflı bir emek “ gücü olması zorunludur. GeliÅŸen teknolojiyi takip etmek ve onunla mücadele edip onu yönetmek ve onun yerini almak için emek gücündeki geliÅŸme teknoloji deki geliÅŸmeden daha hızlı ve büyük olmalıdır.

6-GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİN EKONOMİK VE SOSYO-KÜLTÜREL YAPILARI VE GLOBALLEŞME SÜRECİNDEKİ KONUMLARI

Ülkeler arasındaki gelişmişlik farkları 2. Dünya savaşından sonra daha da belirginleşmiştir. Az gelişmişliğin nedenlerini baktığımızda;

Bu ülkelerde Sermaye Birikimi Yetersizdir. Bu ülkelerin varlıklı kesimlerinin ekonomiye pek katkısı olmamaktadır, bu varlıklı kesim paralarını yatırımlara değil de spekülatif alanlara yatırdıklarından ekonomide istikrar sağlanamamaktadır.

Nüfus Artış Hızı Fazladır; AGÜ lerin en büyük sorunlarından biri hızlı nüfus artışıdır. Bu ülkelerde aşırı nüfus yoğunluğu vardır. Bu ülkelerin nüfus sorununu çözmesi için demografik yatırım yapması gerekmektedir.

Doğal Kaynakların Yetersiz Olması ve/veya Etkin Kullanılamaması; Bu ülkelerin doğal kaynakları yetersiz olduğundan hammadde ve girdi sağlamakta zorluk çekmektedirler. Ayrıca, mevcut kaynaklar da teknoloji yetersizliğinden dolayı kullanamamaktadırlar.

Bu Ülkeler Uzun Yıllar Sömürü Altında Kalmışlar Ve Ekonomik Bağımsızlığını Geç Elde Etmişlerdir.

Beşeri Kaynaklarla Beşeri Sermaye Arasında İlişki Kurulamamaktadır.

AGÜ’ lerin Demografik Özellikleri;

Bu ülkelerde nüfus artış hızı çok fazladır.

Tıptaki yetersizlikler ölüm oranlarını azaltamamaktadır.

Kız çocukları erkek çocuklarına nazaran daha çabuk gelişmektedir.

Ortalama ömür kısa olduğundan evlilikler çabuk olmakta ve bunun arkasından nüfus artış hızı hızlanmaktadır.

Ailenin gelir düzeyi düşüktür aileye girecek bir fert için gelir kaynağı gözüyle bakmaları çok çocuk yapmalarının bir sebebidir.

GloballeÅŸmenin geliÅŸmekte olan ülkeler açısından deÄŸerlendirilmesi durumunda, bu süreçte kendilerine yüklenen rolün piyonluk olduÄŸu ifade edilebilir Bununla birlikte geliÅŸmede olan ülkelin dünya ticaretine hızlı bir ÅŸekilde entegrasyonu, global finans piyasalarına entegrasyon ile devam etmektedir. 1990 ve1994 yılları arasında geliÅŸmekte olan ülkelere özel sermaye giriÅŸi 4 kat artış göstermiÅŸtir. GeliÅŸmekte olan ülkelere giriÅŸ yapan doÄŸrudan yatırımların payı 1980 li yılların ortalarında %23 iken 1992-1994 yılları arasında %40’ lara ulaÅŸmıştır. Kanımca, geliÅŸmekte olan ülkelere özel sermaye giriÅŸinin artmasında politik alanda ki iyileÅŸmenin yanında bu ülkelerin ucuz üretim faktörlerine sahip olması etkili olmuÅŸtur.

Gelişmekte olan ülkeler arasında entegrasyon seviyesi ve gelişme hızı bakımından önemli farklılıklar mevcuttur. Bu dengesizlik Doğu Asya ve Afrika ülkeleri kıyaslandığında daha net olarak ortaya çıkmaktadır Çünkü, Uzak Doğu ülkelerinin dünya ticaretin entegrasyonu hızlı ve devamlı bir gelişme gösterirken, Afrika ülkesindeki gelişmeler bunun tersi bir seyir izlemiştir.

Diğer taraftan gelişmekte olan ülkelerin finansal piyasalara entegrasyonu dengesiz bir şekilde gerçekleşmektedir. 1991-1994yılları arasında gelişmekte olan şirketlere giriş yapan özel sermaye, düşük gelirli ÇİN ve HİDİSTAN dışında orta gelirli DOĞU AVRUPA ve LATİN AMERİKA ülkelerinde yığılma göstermiştir.

Globalleşmeyi AGÜ ler açısından globalleşme gelişmekte olan ülkelerde de önemli etkiler meydana getirmektedir. Ticari işlemlerin serbest piyasada gerçekleşmesi, özel sermayenin önemli ölçüde giriş yapması, yeni teknolojilerin girmesine imkan vermesi iyi kullanıldığı taktirde globalleşmenin az gelişmiş ülkeler sağladığı faydalardan olabilir.

Globalleşmenin getirdiği bu avantajlar, yanında bir de dezavantajları bulunmaktadır. Globalleşmenin zorunlu kıldığı liberal ticaret ve yatırım sistemi bu alanda rekabeti zorunlu hale getirmiştir. Aynı zamanda finans alanındaki uluslararası sermaye hareketlerinin kayganlığı gelişmekte olan ülkelerde genel iktisat politikasının karmaşıklığında artmaktadır. Hem ulusal hem de uluslararası piyasalarda güveni sağlayabilmek için politikacılar yeni bir disiplin ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu düzen başarıyı ödüllendirirken, başarısızlıkları yok olmak ile cezalandırmaktadır.

7-TÜRKİYE’ DE İSTİHDAM SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI

Türkiye’ nin nüfus yapısına baktığımızda, çok genç bir nüfus yapısına sahip olduÄŸunu görmekteyiz. 1980’ li yıllarda %2 olan nüfüs artış hızı 2000’ li yıllardan itibaren daha da düşmesi beklenmekte ve 2000’ li yılların son çeyreÄŸine doÄŸru % 1’ lere doÄŸru inmesi beklenmektedir. Nüfus artış hızındaki bu azalmalar gelecek yıllar açısından istihdam sorununun daha da büyümesini engelleyecektir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının verilerine göre 1990 yılından itibaren iÅŸten çıkarılmalar sürekli hale gelmiÅŸ ve 2001 yılında kayıtlı iÅŸsiz oranı yaklaşık 1 milyon 600 bin kiÅŸidir. Ancak bu yalnızca kayırlı iÅŸsiz oranını göstermektedir. Özellikle 1998’ den itibaren baÅŸ gösteren ekonomik kriz bu sayısı en az beÅŸ kat artırmıştır.

Türkiye’ de istihdam artışı, kendi başına bağımsız bir amaç olarak gündeme gelmiÅŸtir. Yeterli istihdam artışının saÄŸlanması, genel anlamda ekonomik büyümenin ve özel olarak ta yatırımların yatırımların bir bağımlı deÄŸiÅŸkeni sayılmıştır. Kalkınma planlarında benimsenen hep bu yaklaşım olmuÅŸtur.

Türkiye nüfüsunun yarısına kadar bir kesimi tarım sektöründe çalışmaktadır. Sanayi ve hizmet sektöründe çalışan nüfüs ise düşüktür, bu fark bize Türkiyenin bırakın bilgi toplumuna sanayi toplumuna dahi geçemediğini göstermektedir.

1990-2000 yılları arasına baktığımızda sanayi sektörü istihdamında bir artış kaydedilmiÅŸ ancak bu artış olması gerekenin çok altında olmuÅŸtur. Yine aynı dönemde toplam iÅŸgücüne bağımlı çalışanların oranı %30’ lara ulaÅŸmaktadır. Yine bu dönemlerde iÅŸgücünün yarısından fazlasını bağımsız çalışanlarla ücretsiz aile işçileri oluÅŸturmuÅŸtur. Bunların yanında çalışanların eÄŸitim düzeyi ve mesleki becerileri çok düşüktür. Çalışma Bakanlığının verilerine göre kayıtlı iÅŸgücünün toplam istihdam içindeki payı yaklaşık %60’ dır. İstihdam edilenlerin % 40’ ı kayıtsız olarak çalışmakta, kadınlarda kayıtsız kayıtsız olarak çalışanların oranı daha da yüksek bulunmaktadır.

Genel iÅŸsizlik yapısına baktığımızda iÅŸsizlerin % 55’ i ilkokul mezunu olduÄŸu, böylece kentlerde her iki iÅŸsizden birinin ilkokul mezunu olduÄŸu anlaşılmaktadır. Ayrıca özellikle son dönemlerde bırakın il okul ve liseyi üniversite yi bitirenlerin dahi iÅŸsiz kaldığı sıkça görülmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri, ülkenin ekonomik durumunu göz önünde bulundurmazsak, mezunların kendilerini yeterli kadar bilgi ve beceriyle donatmadan mezun olmalarından yatmaktadır.

Sorunun çözümüne geldiğimizde, olayları genelleştirerek bu sorunun çözümü 3 tarafın yapacağı çalışmalara bağlıdır. Endüstri ilişkileri sistemin vazgeçilmez bu 3 tarafı: Devlet, İşçi-işveren ve bunların temsilciliğini yapan organizasyonlar yani sendikalar.

1-Devlet ve Sorumlulukları: Devlet , emek arz ve talebine yönelik politikaları ile emek arz ve talebi arasındaki dengeyi, işsizlik problemine yol açmayacak veya en düşük şeklide tutacak şekilde sağlamaya çalışır. Devletin bu alandaki faaliyeti kısaca şu şekilde özetlenebilir.

a. Emek Arzına Yönelik Politikalar: Bu politikalar, emek arzını daraltmaya ve şekillendirmeye yönelik olarak;

Nüfus Planlaması Politikası; Ülke nüfusu gün geçtikçe artmaktadır. Bunun için acilen önlem alınmalıdır.

Emek İhracı Politikaları; 1960’ lı yıllarda Avrupa’ya yapılan emek ihracının benzeri yapılabilirse mevcut olan iÅŸsizlik sorununa belli ölçüde çözüm bulabiliriz. Ancak bunun için özel sektör desteklenerek yurt dışında firmalarımızın almış olduÄŸu ihaleleri hayata geçirerek oraya işçi transferi yapmış oluruz. Ancak bu kısa süreli ve sınırlı bir çözümdür.

Emek Arzının Yapısını DeÄŸiÅŸtirmeye Yönelik Politikalar: Bu politikalar “İnsan Gücü Planlaması” olarak adlandırılır. EmeÄŸin ülke ve dünya koÅŸullarına uygun olarak eÄŸitilmesi, vasıflandırılması ve yönlendirilmesinden oluÅŸmaktadır.

b. b. Emek Talebine Yönelik Politikalar; Devletin ikinci ve en önemli politikalarından biriside emek talebine yönelik politikaları oluşturur. Problemin çözümünde en etkin ve dinamik yol budur ve nihai çözüm yolunu teşkil eder. Bunun için;

Yatırımları artırmak: Bu uzun vadede sonuç verir fakat kalıcı çözüm yolunu oluşturur. Üretim mutlaka belli oranda emek sermaye bileşimi ile gerçekleştiğine göre her yatırım istihdamı belli bir ölçüde de olsa artırır.

Daha Fazla Emek Talebi Sağlayacak Teknolojileri Seçmek: İktisadi kalkınma için tercih edilmeyen, fakat çok sık olarak reçete şeklinde sunulan emek-yoğun teknoloji seçimini oluşturmaktadır.

Bunların dışında daha kısa vadede sonuç verebilecek tedbirlerden bazıları da şunlardır.

Emeğin nispi maliyetini artıran uygulamalardan vazgeçilmeli, sermayenin nispi maliyetindeki ucuzlama, atıl kapasiteye imkan vermeyecek şekilde kalkınma hedeflerinden ve teknoloji transferinden asgari fedakarlıkla gerçekleştirilmelidir.

Yatırım teşvik politikalarında sübvansiyon yerine, yatırım ile üretim arasındaki süreyi kısaltacak çalışmalar gerçekleştirilmeli; yol, su, enerji gibi alt yapı yatırımlarına önem verilmelidir.

Üretici ile tüketici arasında mutlaka ayrım yapılmalı, istihdam vergisi niteliği kazanan kesintiler kaldırılmalı, primlerle vergileri artırmaktan kaçınılmalıdır.

Çalıştırılan işçi sayısına göre kesinti yapma yoluna gitme sona erdirilmelidir.

Fala mesai yerine vardiya sistemi zorlanmalı, ancak bu şekilde istihdamı pahalı hale getirecek yukarıdaki tedbirler alınmalıdır.

2-İşverenin İstihdam Probleminin Çözümündeki Sorumlulukları

Kamu veya özel işverenler, işyeri açmakla veya belli sayıda işçiyi istihdam etmekle problemin çözümünde üstüne düşen sorumluluğu belli ölçüde yerine getirmiştir. Rasyonel düşünen ve hareket eden işveren için, istihdam ettiği emeğin getirisi onun için yaptığı harcamalardan büyük olduğu müddetçe istihdama devam eder. İlave istihdam talebi ancak daha karlı olduğu durumda gündeme gelir. Bunun dışında işverenin daha fazla işçi istihdam etmesi ya da emek yoğun teknolojiyi tercih etmesi beklenemez. Bu konuda işverene düşen en büyük sorumluluk istihdama süreklilik ve istikrar sağlamaktır. Ancak böyle durumlarda işveren işçi çıkarma yoluna gitmemeli, bunu son çare olarak düşünmelidir. Özellikle teknoloji değişiminin gündeme geldiği durumlarda mevcut personeli eğiterek ve yetiştirerek istihdam yoluna gidilmeli, işten çıkarma ve yenisini alma gibi kolay yollardan kaçınılmalıdır. Yeni teknoloji lerin uygulanması söz konusu olduğu zaman, işçi devrini mümkün olan en uzun zamana yaymalı, gerek işçileri gerekse sendikaları önceden haberdar ederek onlara önlem alabilecekleri bir zaman dilimi vermek işverenin sorumluluklarından birini oluşturmaktadır.

3.İşçilerin ve Sendikaların Sorumlulukları:

Bu sorunun çözümünde büyük sorumluluklardan biri de işçiler ve bunların temsilcilerine yani sendikalara düşmektedir. Çalışanların sorumluluğu, işten çıkarılmalarını önleyecek şekilde verimli ve uyumlu çalışmaları, işyerinde yeni teknolojileri kullanmaya başlanır ise bunlara kendini kolayca adapte edecek bilgi ve öğrenim faaliyetlerine katılmalı ve kendini yetiştirmelidir. Sendikaların mevcut kurumları ile bir istihdam kurumu gibi düşünmek ve belirli sorumluluklar yüklemek yanlış olacaktır. Şöyle ki; ücret ve istihdam aralarındaki aralarında ters yönlü bir ilişki olan iki önemli unsurdur. Ücreti yükselten her uygulama, istihdam daralmasını da beraberinde getirir. Özellikle enflasyon dönemlerinde ücret sendikacılığı yapan sendikalar toplu sözleşme faaliyetlerini yüksek ücret artışı üzerinde yoğunlaştırırlar. Bu normaldir, ancak her ücret yükselmesi belirli bir istihdam daralmasını da beraberinde getirdiği için, ücretleri artıran ama bir kısmının da işsiz kalmasına yol açan bir rol üstlenmek zorunda kalır.

Sendikalar, özellikle teknolojik işsizliğin söz konusu olduğu dönemlerde, işveren ile konuşarak işten çıkarmaları belli bir zaman dilimine yayılması ve yumuşatılması hususunda önemli fonksiyonlar üstlenebilir. Sendikalar ayrıca kendi çapında eğitim faaliyetleri düzenleyerek vasıfsız işçilere vasıf kazandırabilir.

Konuyu toparlarsak; Burada en önemli görev devlete düşmektedir. Devlet işverene gerekli desteği sağlayarak yatırım yapmasını sağlamalı, ardından işçiye ( topluma) kendisini geliştirmesi vasıflı hale getirmesi için gerekli alt ve üst yapı yatırımlarını yapmalı en önemlisi vasıf eğitimin bir ürünü olduğuna göre herkese eğitimde fırsat eşitliği tanımalıdır. Çalışanın görevi ise kendine sağlana olanaklarla kendine vasıf kazandırmalıdır.

SONUÇ OLARAK;

TEKNOLOJİ ÜRETEN GELİŞMİŞ ÜLKELERİN, GELİŞMİŞ OLDUKLARI İÇİN DAHA DA GELİŞECEKLERİ, TEKNOLOJİ İTHAL EDEN GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİN İSE GELİŞEMEMİŞ OLDUKLARI İÇİN DAHA DA GERİ KALACAKLARI ŞEKLİNDEDİR.

KONUYU İSTİHDAM AÇISINDAN ELE ALIRSAK; GELİRİ YÜKSEK OLAN KİŞİLER DAHA İYİ BİR EĞİTİM ALIP, DAHA NİTELİKLİ OLACAKLAR DOLAYISIYLA DA DAHA FAZLA GELİR ELDE EDECEKLERDİR. FAKİRLER İSE DÜŞÜK GELİR ELDE ETTİKLERİ İÇİN YETERLİ EĞİTİM ALAMAYARAK NİTELİKSİZ OLACAKALR, DOLAYISIYLA DÜŞÜK GELİR ELDE EDECEKLERDİR.

Gümrük BirliÄŸi’nin Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Etkileri

Salı, 06 Kasım 2007

GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Süleyman UYAR

Araştırma Görevlisi

Pamukkale Üniversitesi

İ.İ.B.F.

Dünyada ve Türkiye’de ekonomik geliÅŸmeler baÅŸ döndürücü bir hızla devam etmektedir. Günümüzde artan dünya ticaret hacmi ve gittikçe ÅŸiddetlenen rekabet ile birlikte, ÅŸirketlerin pazar paylarını yükseltme çabaları hızla artmaktadır. Bu rekabet ortamında ayakta kalabilmek uluslararası alanda baÅŸarılı olmaya baÄŸlıdır. Bu durumdan en az kayıpla çıkmayı hedefleyen sanayileÅŸmiÅŸ ve yeni sanayileÅŸen ülkeler ekonomik güvenliklerine daha fazla önem vermeye baÅŸlamışlardır. YaÅŸanan globalleÅŸme sürecinde uluslararası ticarette mal, miktar kısıtlaması gibi engellerin azaldığı ve bölgesel entegrasyonların güçlendiÄŸi görülmektedir. Ülkelerin konumları gerek küresel bazdaki organizasyonlarda (Dünya Ticaret Örgütü) yer almak ve gerekse bölgesel oluÅŸumlara (Avrupa BirliÄŸi ve Gümrük BirliÄŸi) katılmakla sürekli deÄŸiÅŸmektedir. Bu baÄŸlamda Avrupa ülkeleri arasında karşımıza çıkan en önemli ekonomik bütünleÅŸme AB’dir. Çalışmamızın amacını, özellikle 1990 sonrasında belirginlik kazanan küreselleÅŸme eÄŸilimi ile birlikte ortaya çıkan bölgeselleÅŸme hareketlerinin, bu hareketin bir parçası olarak Türkiye’yi nasıl etkilediÄŸini tespit etmek oluÅŸturmaktadır.

GB, Türkiye’nin Avrupa TopluluÄŸu ile baÅŸlangıcı 1960’lara uzanan ortaklık iliÅŸkisinin temel taÅŸlarından biridir. GB’nin çerçevesi 1963 yılında yürürlüğe giren Ankara AnlaÅŸması ile çizilmiÅŸ, detayları ise Katma Protokol ile belirlenmiÅŸtir. 6 Mart 1995 tarihli Ortaklık Konseyi Kararı ile 22 yıl süren geçiÅŸ dönemi tamamlanmış, taraflar GB’nin tesis edilmesi için gerekli koÅŸulların oluÅŸtuÄŸuna karar vermiÅŸler ve böylece 1 Ocak 1996 tarihi itibariyle Türkiye-AB arasındaki GB tamamlanmıştır. GB sadece sanayi ürünlerini ve iÅŸlenmiÅŸ tarım ürünlerini kapsamakta, geleneksel tarım ürünleri GB’nin kapsamı dışında bulunmaktadır. GB ile Türkiye, AB’den gelen sanayi ürünlerine uyguladığı tüm gümrük vergileri ve eÅŸ etkili tedbirleri ortadan kaldırmış, uygulamakta olduÄŸu miktar kısıtlamalarına da son vermiÅŸtir. Üçüncü ülkelerden ithal edilen ürünler için ise, birliÄŸin ortalama gümrük tarifesi kabul edilmiÅŸtir. Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin almış olduÄŸu Gümrük BirliÄŸi kararı, Türkiye ekonomisinin 1980’li yıllardaki liberalizasyonundan sonra, ekonominin tamamını etkileyen en önemli geliÅŸme olmuÅŸtur. Türkiye ile Avrupa BirliÄŸi arasında 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe giren Gümrük BirliÄŸi, Türk ticaret ve rekabet mevzuatı ile politikalarında çeÅŸitli deÄŸiÅŸikliklere yol açmış Türk ekonomisi için yeni fırsatlar yarattığı gibi çaba gerektiren unsurlar da doÄŸurmuÅŸtur. GB’nin kabul edilmesinden sonraki süreçte dinamik ve statik etkileri çerçevesinde Türkiye ekonomisini etkilemesi kaçınılmaz olmuÅŸtur. Çalışmamızda da bu güne kadar geçen süre içerisinde GB’nin Türkiye ekonomisi üzerinde ne gibi sonuçlar doÄŸurduÄŸunu tespit etmeye çalışacağız.

1. Gümrük BirliÄŸi’nin Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Etkileri

Yürürlüğe girdiÄŸi 01.01.1996 tarihinden itibaren geçen yaklaşık dört yılı aÅŸkın bir zaman zarfında getirmiÅŸ olduÄŸu köklü deÄŸiÅŸimler ile GB, mikro düzeyde iÅŸletmeleri, makro düzeyde de genel ekonomik yapıyı etkilemiÅŸtir. Bu bölümde GB’nin Türkiye ekonomisi üzerinde ortaya çıkardığı olumlu ve olumsuz etkiler, dinamik ve statik etkiler çerçevesinde ortaya konmaya çalışılacaktır.

1.1. Gümrük BirliÄŸi’nin Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Sonuçlarının Statik Etkiler Açısından DeÄŸerlendirilmesi

Faktör donanım, teknolojik seviye ile talep yapısı gibi parametrelerin sabit kaldığı varsayımı altında gümrük birliÄŸinin, birlik içinde kaynakların yeniden dağılımı sebebiyle ortaya çıkan etkilerine statik etkiler denmektedir. Çalışmamızın bu bölümünde GB’nin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini tespit etmek için; statik etkiler kapsamında ele aldığımız ticaret yaratıcı etki, ticaret saptırıcı etki, gelir dağılımı etkisi ile kamu gelirleri etkisi ve iÅŸlem maliyetleri etkisi istatistiksel veriler çerçevesinde incelenecektir.

1.1.1.Üretim Etkisi

1.1.1.1. Ticaret Yaratıcı Etki

Ticaret yaratıcı etki GB dolayısıyla yüksek maliyetli üretimin yerini, birlik içinde daha verimli ülkenin almasıdır. BirliÄŸe üye ülkeler arasındaki ticarete uygulanan tarife ve kotaların kaldırılması sonucu, ticarete konu olan malların fiyatı düşer. Birlik içinde ticaret yaratılmasına baÄŸlı olarak birlik üyeleri, daha ucuz kaynaktan daha fazla tüketim yapma imkanına kavuÅŸur. Böylece üyeler arasındaki ticaret hacmi yükselmiÅŸ olur. GB’nin uygulandığı ilk dört yıla iliÅŸkin süreçte ticaret yaratıcı etki tablo 2-2 yardımıyla açıklanabilir.

Tablo 1: Dış Ticarete Ait Temel Göstergeler (Milyon $)

1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999

İhracat 13.593 14.714 15.345 18.106 21.635 23.122 26.261 26.881 26.587

İthalat 21.047 22.870 29.428 23.270 35.705 42.733 48.558 45.921 40.687

İhr-İth -7.453 -8.156 -14.083 -5.163 -14.073 -19.611 -22.297 -19.039 -14.100

İhr+İth 34.640 37.585 44.773 41.376 57.344 65.856 74.819 77.802 67.274

İhr/İth 64.6 64.3 52.1 77.8 60.6 54.1 54.1 58.5 65.3

Kaynak: DPT, Ekonomik ve Sosyal Göstergeler(1950-1998), s.33-38, www.dtm.gov.tr/türkiye-ab ilişkileri ilişkileri/dış ticaret, Şubat 2000.

Tabloya göre, 1995 yılında ihracat 21.635 milyon $ iken, 1999 yılında yaklaşık yüzde 20 artarak 26.587 milyon $’a çıkmıştır. Aynı yıllar arasında ithalat ise yüzde 13 artarak 35.709 milyon $’dan 40.687 milyon $’a çıkmıştır. 1995 yılında 14.073 milyon $ olan dış ticaret açığı, 1997’de 20.646 milyon $’a çıkarken, 1998’de 19.039 milyon $’a, 1999’da da 14.100 milyon $’a düşmüştür. Dış Ticaret hacmi ise 1995’te 57.344 milyon $’dan, yüzde 17 artarak 1999’de 67.274 milyon $’a çıkmıştır. İthalatın ihracatı karşılama oranı da 1995’te yüzde 60.6 iken, 1996 ve 1997’de yüzde 54.1’e düşmüş, 1998’de yüzde 56.6’ya, 1999’da ise yüzde 66.9’a çıkmıştır.

1998 yılında dış ticaret rakamlarında, 1997 yılına göre gerçekleÅŸen iyileÅŸmenin temelinde ekonomik krize baÄŸlı olarak ithalat miktarında görülen gerileme yatmaktadır. Tablo 2-2 deki veriler, GB’nin ticaret yaratıcı etkisinin birlik lehine doÄŸduÄŸunu göstermektedir. Türkiye aleyhine ortaya çıkan bu etkide baÅŸlangıçta ithalatın ihracattan daha büyük bir paya sahip olduÄŸu görülmektedir. Türkiye ekonomisinin AB ekonomisine göre rekabet gücü daha düşük olduÄŸundan baÅŸlangıçta ithalatın ihracattan hızlı artması doÄŸaldır. Zamanla ortak üretim, teknoloji transferi, bilgi akışı ve Ar-Ge faaliyetlerinin artmasıyla Türkiye ekonomisi daha iyi performans gösterecektir. Bu durumda ticaret yaratıcı etki daha çok Türkiye’nin lehine dönecektir.

1.1.1.2. Ticaret Saptırıcı Etki

Üçüncü ülke mallarına karşı konan ortak tarife sonucu bu ülkelerin mallarının pahalı hale gelmesi ticaretin birlik içine kaymasına neden olur. Ticareti birlik dışından birlik içine kaydıran bu etkiye ticaret saptırıcı etki denir. Bu etki sonucu birlik dışında kalan ülkelerle yapılan ticaret hacminde daralma ortaya çıkmaktadır. GB sonucunda ticaret saptırıcı etkinin ne ölçüde gerçekleştiğini tablo yardımıyla açıklayalım.

Tablo 2: Ülke Gruplarına Göre Dış Ticaret(Milyon $)

1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998

İhracat

AB 9.362 9.769 9.501 11.215 13.831 14.427 15.583 16.913

D.OECD 2.014 1.832 1.902 2.580 2.753 2.878 3.335 3.475

Türk Cum. 132 334 605 559 742 958 1.136 1.073

O.DoÄŸu 1.850 1.972 1.989 2.108 2.132 2.245 2.382 2.196

K.Afrika 692 632 597 725 900 985 980 1.500

D.Ülkeler 1.558 2.007 2.656 3.498 4.031 4.610 6.180 5.200

İthalat

AB 9.897 10.656 13.875 10.915 16.861 23.138 24.870 24.090

D.OECD 5.292 5.882 7.237 5.248 7.540 7.953 9.945 9.382

Türk Cum. 132 238 344 320 301 329 408 456

O.DoÄŸu 2.491 2.968 2.799 2.530 2.687 3.243 2.726 1.956

K.Afrika 480 575 381 629 1.142 1.618 1.813 1.493

D.Ülkeler 2.755 3.051 4.793 3.628 7.176 7.345 8.797 8.543

Kaynak: İTO, Rakamlarla Türkiye Ekonomisi, Yayın No:1999/42, s.28-30.

Tablo 2’ye göre 1994 yılından sonra Türkiye’nin AB ile olan ihracat ve ithalatı önemli ölçüde artmıştır. Özellikle ithalattaki hızlı artış 1997 yılına kadar sürmüştür. 1995 yılında 16.861 milyon $ olan AB ithalatı 1997 sonunda yüzde 45 artarak 24.090 milyon $’a çıkmıştır. Aynı yıllar arasında ihracat ise, yüzde 19 artarak 13.831 milyon $’dan 16.613 milyon $’a çıkmıştır. 1995 yılında görülen ihracat-ithalat artışını ekonominin 5 nisan krizinden çıkıp geliÅŸme göstermesine ve yüksek devalüasyona baÄŸlamak mümkündür.

GB’den önce de dış ticaretin büyük kısmını AB ile yapan Türkiye’nin bu eÄŸiliminde 1995-1999 yılları arasında bir deÄŸiÅŸiklik olmadığı gibi, üçüncü ülkelerle olan ticaretinde de önemli bir farklılık gözlenmemiÅŸtir. İlk dört yıla iliÅŸkin dış ticaret verileri GB’nin ticaret sapmasına iÅŸaret etmemektedir. Türkiye’nin AB dışındaki diÄŸer ülke ve ülke grupları ile de ikili iliÅŸkileri olduÄŸu için ticaret saptırıcı etkinin belirli ÅŸekilde ortaya çıkmadığı görülmektedir.

1.1.2. Tüketim Etkisi

GB sonucu gümrükler indirilince nispi olarak daha ucuza gelen yabancı mallar daha fazla talep edilmektedir. GB sonucu birlik içinde pahalıya üreten üye ülkenin ve OGT sonucu ürünleri pahalı hale gelen birlik dışı ülkelerin üretimi azalmaktadır. Üretim etkisindeki bu deÄŸiÅŸikliÄŸe baÄŸlı olarak birlik içi fiyat herhangi bir ülkenin fiyatının altında kalırsa, bu ülke vatandaÅŸlarının satınalma güçleri artacağından birlik içi ithalat artacaktır. Bu ithalat artışı da GB’nin tüketim etkisini ortaya çıkarır.

Sermaye malları, ara mallar ve tüketim mallarına iliÅŸkin ihracat 1994 yılından sonra düzenli bir ÅŸekilde artmıştır (bkz. Tablo 2-4). GSMH ve ithalat artışı aynı zamanda tüketim etkisini gösterir. GB’nin üretim ve tüketim etkisini tablo 2-4 yardımıyla açıklamaya çalışalım.

Tablo 3: İhracat ve İthalatın Mal Gruplarına Göre Dağılımı (Milyon $)

1994 1995 1996 1997 1998

İhracat

Tüketim Malları 9.153 11.840 12.354 13.890 14.374

Ara Mallar 8.225 8.960 9.745 11.032 11.128

Sermaye Malları 721 830 1.105 1.314 1.363

İthalat

Tüketim Malları 1.381 2.416 4.226 5.334 5.325

Ara Mallar 16.565 25.077 28.736 31.871 29.574

Sermaye Malları 5.220 8.119 10.365 11.051 10.651

Kaynak: DİE, Türkiye İstatistik Yıllığı-1998, s.503.

Tablo 3’e göre, 1994-1998 yılları arasında tüketim malları, ara mallar ve sermaye malları ihracatı önemli ölçüde artmıştır. 1994 yılında 9.153 milyon $ olan tüketim malı ihracatı yüzde 63 artarak 14.374 milyon $’a, aynı dönem 8.225 milyon $ olan ara malı ihracatı yüzde 35 artarak 11.128 milyon $’a, sermaye malı ihracatı da yüzde 89 artarak 721 milyon $’dan 1.363 milyon $’a çıkmıştır. İthalat ise istikrarsız bir seyir izlemiÅŸtir. Özellikle ara malları ithalatı olmak üzere tüketim ve sermaye malları ithalatı 1995 yılında hızla artmıştır. Tüketim ve sermaye malları ithalatı izleyen yıllarda azalan oranlı bir geliÅŸme göstermiÅŸtir. Ara mallar ithalatı da 1997 yılına kadar artmış, 1998’de bir önceki yıla göre yüzde 7 azalarak 29.574 milyon $’a inmiÅŸtir.

Tüketim malları, ara mallar ve sermaye malları ithalatı GB’nin kabul edildiÄŸi ilk iki yılda önemli ölçüde artmıştır. Bu artış izleyen yıllarda da devam etmiÅŸtir. Bu geliÅŸmeler GB’nin tüketim etkisinin ortaya çıktığını göstermektedir.

1995-1998 döneminde dış ticareti en hızlı geliÅŸen sektörler elektrikli ve elektronik makine ve cihazlar, makine ve kimya sanayii olmuÅŸtur. Bitkisel ve hayvansal ürünler ithalatı artarken, su ve orman ürünleri ithalatı azalmıştır. Madencilik ve taÅŸocakçılığı sektöründe yer alan yakıt maddeleri ithalatı sürekli artmıştır. 1998 yılı içinde en önemli ihracatçı sektörler; hazır giyim, tekstil, gıda, tarım ve ana metal sanayidir. 1995 yılından sonra ithalat miktarında görülen dalgalanma, Türkiye’de ithalata dayalı sanayinin yeterince istikrar kazanmadığının, sanayiinin günlük politikalardan önemli ölçüde etkilendiÄŸinin ve GB’nin uygulandığı ilk yıl ithalata dayalı sanayideki kararsızlığın bir göstergesidir.

1.1.3. Ticaret Hadlerine Etkisi

Ticaret hadleri birliğe üye ülkeler arasındaki iş bölümünün doğuracağı refah yükselişinden her ülkenin alacağı payı belirler. GB sonucu ticaretin artması birlik içi üretim ve geliri arttırırken, birlik dışında bunun tersi ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte birlik içinde ucuza üreten üye ülkenin üretim ve geliri artarken, pahalıya üreten ülkenin üretim ve geliri de azalmaktadır. Dolayısıyla gelir bir yandan birlik dışından birlik içine, diğer yandan pahalıya üreten ülkeden ucuza üreten ülkeye yeniden dağılırken, birlik içi ticaretin serbestleşmesiyle ihracata çalışan sektörlerin geliri nispi olarak artmaktadır.

Tablo 4: Dış Ticaretin Sektörel Dağılımı(Milyon $)

Tarım ve Ormancılık Maden. ve Taşocakçılığı Sanayi

İhracat İthalat İhracat İthalat İhracat İthalat

1994 2.301 881 263 3.353 15.517 19.031

1995 2.133 1.901 391 4.090 19.089 29.706

1996 2.454 2.170 227 5.89 20.237 35.981

1997 2.679 2.419 404 5.138 23.132 40.907

1998 2.690 2.128 363 3.757 23.790 39.915

Kaynak: DİE, Haber Bülteni, Mart 1999, s.13.

Tablo 4’e göre 1994 yılından sonra Türkiye’nin tarım-ormancılık ve madencilik-taÅŸocakçılığı dış ticareti fazla deÄŸiÅŸmezken, sanayi ürünleri dış ticareti hızla artmıştır. Bu dönemde sanayi ürünleri ihracatı 1994 yılında 15.517 milyon $ iken, bu deÄŸer yüzde 53 artarak 1998 yılında 23.790 milyon $’a çıkmıştır. İthalat ise aynı dönemde yüzde 109 artarak 19.031 milyon $’dan 39.915 milyon $’a çıkmıştır. 1994’te 3.514 milyon $ olan sanayi ürünleri dış ticaret açığı, 1998 yılında yüzde 588 artarak 16.125 milyon $’a ulaÅŸmıştır. Bu rakamlar, GB’den sonra sanayi ürünleri ithalatındaki artışın, ihracat artışlarından daha hızlı geliÅŸme gösterdiÄŸini ortaya koymaktadır. Bu artışın üç önemli nedeni vardır. Bunlar;

Ekonminin GSMH’nin yüzde 6.1 oranında küçüldüğü 5 Nisan ekonomik krizinden çıkıp geliÅŸme göstermesi,

6 Mart tarihinde imzalanan gümrük birliği anlaşmasından sonra piyasanın büyüyeceği, rekabetin ve dış ticaretin artacağı beklentisi,

Sanayi mallarının üretim esnekliğinin diğer üretim alanlarına oranla daha büyük olması.

Tüm bunlar Türkiye’de gelirin sanayi sektörü lehine yeniden dağılmasının birer nedenidir. Türkiye’de sanayi sektörü ithalat miktarının ihracat miktarından daha hızlı artması; bu ürünleri birlik içinde ucuza üreten geliÅŸmiÅŸ ülkelerin üretim ve gelirinin arttığını, gelir dağılımının geliÅŸmiÅŸ ülkeler lehine, Türkiye aleyhine geliÅŸtiÄŸini göstermektedir. Ticaret hadleri Türkiye aleyhine sonuçlanmıştır.

1.1.4. Kamu Gelirleri Etkisi

Üyeler arasında tarifelerin sıfırlanması üye ülkelerin vergi kaybını doÄŸurur. Yine üçüncü ülkelere karşı uygulanan ortak tarife, üye olunmadan önceki tarifeden küçük olur veya bu ülkeden ithalat önemli ölçüde azalır ise bu durumda da vergi kaybı ortaya çıkar. GB öncesi Türkiye’de ithalattan gümrük vergisi ve toplu konut fonu olmak üzere iki tür vergi alınmaktaydı. GB ile bunların ikisi de kaldırılırken üçüncü ülkelere karşı OGT uygulanmaya baÅŸlanmıştır. Ancak tarım ürünleri, Avrupa Kömür ve Çelik TopluluÄŸu ve EURATOM kapsamındaki ürünler bu uygulamanın dışında kalmış, buna raÄŸmen GB kısa dönemde sadece kamu gelirlerini azaltmakla kalmayıp, kamu giderlerini arttırmasına da neden olabilir. İstatistiki veriler incelendiÄŸi zaman 1994’te yüzde 2.31 olan dış ticaret vergileri/GSMH oranı, 1995’te yüzde 2.48, 1996’da 2.58, 1997’de de 2.61 olmuÅŸtur. Bu sonuçlara göre GB’nin dış ticaret vergi gelirlerini azaltıcı etkisinin ortaya çıktığını söylemek oldukça zordur. Aksine GB sonrası ulusal üretimin artmasına baÄŸlı olarak vergi gelirlerinin arttığını söylemek mümkündür.

1.1.5. İşlem Maliyetleri Etkisi

GB sonucu tarife ve kotaların kalkması nedeniyle, gümrüklerde çalışan personel sayısı, gümrükleme giderleri ve bürokratik engeller azalacaktır. O zaman dış ticaret işlemleri daha kısa zamanda gerçekleşecek ve dış ticaretle uğraşanların zaman maliyeti düşecektir. Aşağıdaki tablolarda gümrükleme giderleri ve gümrüklerde çalışan personel sayısına ilişkin istatistiksel değerler gösterilmiştir.

Tablo 5: Gümrükleme Giderleri (Milyar TL)

1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997

Kanunları Uygulama 108 202 289 653 1,093 1,955 4,164

Kaçakçılık ile Mücadele 54 108 155 335 481 931 1,958

Kontrol Hizmetleri 9 13 21 48 77 143 247

Kaynak: Osman Demir, GB’nin DeÄŸerlendirilmesi, Dış Ticaret Dergisi, Yıl:3, Sayı:11, 1998, s.50.

Tablo 5’e göre 1991-1997 döneminde gümrükleme giderleri her yıl yaklaşık 2 kat artmıştır. Bu artış GB’nin uygulanmaya baÅŸlandığı yıllardan sonra da devam etmiÅŸtir.

Tablo 6: Gümrük Müsteşarlığı Personel Sayısı

1994 1995 1996 1997

Memur 10.102 10.102 10.102 10.102

Sürekli İşçi 202 89 89 89

Geçici İşçi 25 13 13 9

Sözleşmeli İşçi - - 78 88

Kaynak: Osman Demir, a.g.e. s.51.

Tablo 6’ya göre Gümrük MüsteÅŸarlığı personel sayısı 1995 yılında, 1994 yılına göre biraz azalmış, bunun yanında izleyen yıllarda önemli bir deÄŸiÅŸme göstermemiÅŸtir. 1996 ve 1997 yıllarında sözleÅŸmeli personel istihdam edilmiÅŸtir. Yukarıdaki iki tabloya göre GB’nin iÅŸlem maliyetlerini azaltıcı etkisinin doÄŸmadığını söylemek yanlış olmaz. Ancak, eÄŸer bürokratik iÅŸlemlerde bir azalma olmuÅŸ ve dış ticaretle uÄŸraÅŸanların zaman maliyetleri azalmışsa, o zaman ekonominin bütünü açısından iÅŸlem maliyetlerinin azaltıcı etkisi doÄŸmuÅŸ olabilir.

Gümrükleme giderleri ve personel sayısında meydana gelen azalmanın nedeni, gümrük modernizasyonu ve otomasyonu kapsamında yapılan çalışmalardır. Bu çalışmalar tamamlanıp yeterli uzmanlaÅŸma henüz saÄŸlanamadığı için bu veriler, olması gerekenden büyüktür. Gümrük iÅŸlemlerinin otomasyonu için Fransa’dan SOFİX adlı yazılım satın alınmıştır. Pilot uygulama eÄŸitim çalışmaları, Atatürk Havalimanı GiriÅŸ-Çıkış Gümrük Müdürlüklerinde baÅŸlamıştır. Pilot uygulamanın ardından Türkiye genelinde bilgisayar ağı kurulacaktır. Böylece 53 gümrük idaresi bilgisayarlı sisteme geçecek ve ihracat-ithalat iÅŸlemlerinin yaklaşık yüzde 95’i bu kapsama alınacaktır. Otomasyonun ileri aÅŸamalarında ticaret çevresi ve gümrük idaresi arasındaki bilgi akışı elektronik ortamda gerçekleÅŸtirilecektir. Bu çalışmalar sonucunda iÅŸlem maliyetlerinde bir azalma gerçekleÅŸecek, gümrükleme giderleri ve personel sayısı belli bir oranda azalacaktır.

1.2. Gümrük BirliÄŸi’nin Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Sonuçlarının Dinamik Etkiler Açısından DeÄŸerlendirilmesi

GB’nin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri dinamik etkilerden olan; ölçek ekonomileri etkisi, rekabet etkisi, teknolojik geliÅŸme etkisi, dışsal ekonomiler etkisi, yabancı sermayeyi ve yatırımları teÅŸvik etkisi baÅŸlığı altında deÄŸerlendirilecektir. Dinamik etkiler sürekli oldukları, orta ve uzun vadede ekonominin yapısında önemli deÄŸiÅŸmeler meydana getirdikleri için çoÄŸu kez statik etkilerden daha önemli sayılırlar.

1.2.1. Rekabet Etkisi

Kamu teÅŸebbüsleri ve ticari nitelikteki devlet tekellerinin, birlik vatandaÅŸları ile Türk vatandaÅŸları arasında ayrım yapmaz hale gelmesi, ticari nitelikli devlet tekellerinin yeniden düzenlenmesi, İhracatta Gözetim ve Koruma Önlemlerinin DeÄŸerlendirme Kurulu oluÅŸturularak ithalatta haksız rekabetin önlenmesi ve Rekabet Kurulu’nun kurulması gibi çalışmalar aracılığıyla firmalara eÅŸit rekabet koÅŸulları saÄŸlanarak tekelleÅŸmenin önlenmesi amaçlanmıştır. Bu baÄŸlamda özellikle otomotiv ana ve yan sanayii, tarım araçları, elektrikli ve elektronik eÅŸya, makine, metal, aÄŸaç ürünleri, mobilya, kağıt ve kağıt ürünleri ile basım sanayi dallarında rekabetin daha da artması beklenmektedir.

GB ile üyeler arasında tarife ve kotalar kalkınca yerli üreticiler dış rekabete açılmış olurlar. Böylece ülke içindeki eksik rekabetçi oluÅŸumlar ortadan kalkar. Düşük verimle çalışan kalitesiz malları pahalıya üreten firmalar, ya bu sorunlarını ortadan kaldırırlar ya da endüstriyi terk etmek zorunda kalırlar. Her üye ister istemez mukayeseli üstünlüğe sahip olduÄŸu alanlarda üretime yönelir. AÅŸağıdaki tabloda Türkiye’de sanayi dallarına göre rekabet gücü gösterilmiÅŸtir.

Tablo 7: Sanayi Dallarına Göre Rekabet Gücü

Küçük Ölçek Orta Ölçek Büyük Ölçek

Rekabet Rekabet Rekabet Rekabet Rekabet Rekabet

Gücü(%) Düzeyi Gücü(%) Düzeyi Gücü(%) Düzeyi

Taşıt Araçları 32.4 R 50.3 R 47.5 R

Elektriksiz Makine 34.5 - 57.4 R 21.3 R

Elektrikli Makine 27.8 - 42.9 R 75.6 R

Demir Çelik Dışı Metal - - 20.6 - 34.5 R

Metal EÅŸya 38.1 R 20.6 R 49.3 R

TaÅŸ+Toprak 87.0 R 81.8 R 61.3 R

Demir Çelik Ana Sanayi 41.9 - 70.8 R 27.2 R

Lastik-Plastik 12.0 - 51.7 R 58.6 R

Porselen Cam - - 24.1 R 54.4 R

Kimyasal Ürün 62.9 R 39.9 R 55.1 R

Petrol Ürünleri - - 76.2 R 36.2 R

Orman Ürünleri-Mobilya 0.0 - 5.6 R 84.8 R

Kağıt-Basım 0.0 - 43.2 R 74.4 R

Giyim 46.7 R 36.3 R 82.6 R

Kürk, Deri, Ayakkabı 0.0 - 36.9 - 44.4 -

Gıda, İçki, Tütün 13.8 R 58.3 R 48.2 R

Dokuma 43.1 R 55.2 R 68.7 R

Kaynak: Osman DEMİR, a.g.e. s.52.

(-) Rekabet Gücü Yok, (R) Eş Düzeyde Rekabet Gücü Var.

Tablo 7’ye göre Türkiye’de sanayi üretiminde küçük ölçekten büyük ölçeÄŸe doÄŸru gittikçe, rekabet gücü artmaktadır. Küçük ölçekli iÅŸletmelerde rekabet üstünlüğü olan sanayi dalları; taÅŸ ve topraÄŸa dayalı bazı ürünler ile kimyasal ürünlerdir. Orta ölçekli iÅŸletmelerin rekabet üstünlüğü olan sanayi dalları; elektriksiz makine, taÅŸ ve topraÄŸa dayalı ürünler, petrol ürünleri, gıda, içki, tütün ve dokuma’dır. Büyük ölçekli iÅŸletmelerin rekabet üstünlüğü olan sanayi dalları ise; elektrikli makine, taÅŸ ve topraÄŸa dayalı sanayi, lastik-plastik, orman ürünleri, kağıt, basım, giyim ve mobilyadır. Türkiye’nin AB ülkelerine oranla mukayeseli üstünlüğü daha çok tarımsal ürünlerde olmasına karşın, tarımsal ürünler GB kapsamı dışında tutulmuÅŸtur. Yukarıda belirtilen rekabet gücü yüksek sanayi dallarında, GB sonrası verimlilik ve üretim artarken, rekabet gücü olmayan sanayi dallarında faaliyet gösteren iÅŸletmeler pazar paylarını kaybetmiÅŸler, üretimleri düşmüş, çoÄŸu da kapanmak zorunda kalmıştır.

GB’nin Türk ticaret ve rekabet politikalarının AB ile uyumunu öngörmesi ve AB rekabet politikalarının çok büyük bölümünün Türkiye’yi de kapsaması nedeniyle, Türk ekonomisinde kapsamlı kurumsal deÄŸiÅŸiklikler meydana getirecektir. Özellikle rekabet kuralları ile fikri mülkiyet haklarının korunması alanlarındaki Türk mevzuatının iyileÅŸtirilmesi sonucunda, Türkiye’de ekonomik faaliyetlerin geliÅŸebilmesi için daha uygun mevzuat çerçevesi oluÅŸacaktır.

1.2.2. Ölçek Ekonomileri Etkisi

Ölçek ekonomileri, firmaların büyüklüğünden kaynaklanan faktör maliyetlerinin düşmesi ve verimlilik ile üretimin artması sonucu ortaya çıkar. Geniş pazarlar, yeni satış teknikleri, makine ve donanım bolluğu, kaliteli işgücü ve uzmanlaşma ölçek ekonomisini oluşturur.

GB sonrası birlik içi piyasa genişlemesi sonucu, artan talebi karşılamak için firmaların üretimlerini arttırmaları gerekir. O zaman firmalar, eğer atıl kapasiteleri varsa, bu atıl kapasitelerini kullanarak ortalama maliyetlerini minimize edecek optimal ölçeğe varabilirler. Eğer atıl kapasiteleri yok ise, kapasite arttırıcı yeni yatırımlara yönelirler. GB sürecinde ölçek ekonomiler etkisinin ortaya çıkabilmesi için bu güne kadar geçen süre yeterli sayılamayacak kadar kısadır. Bu etki zamanla kendini gösterecek ve rekabet gücü yüksek çok sayıda büyük firma doğabilecektir.

1.2.3. Dışsal Ekonomiler Etkisi

Ölçek ekonomileri, rekabet ve teknolojik geliÅŸme etkilerinin bir sonucu olarak bazı firmaların verimliliÄŸi ve ürünlerinin kalitesi artar. Bu firmalardan girdi alan diÄŸer firmalar, daha ucuza ve daha kaliteli girdi elde ederler. Böylece ekonominin genel performansı artar. ÖrneÄŸin AB ile yapılan Avrupa Kömür Çelik TopluluÄŸu ürünleri ile ilgili anlaÅŸmada, Türkiye’de kapasite fazlası olan uzun mamullerden yassı mamullere dönüşümle ilgili projeler sayesinde sektörün yeniden yapılanmasına yönelik yabancı yatırımların artacağı ve teknoloji transferinin gerçekleÅŸerek dışsal ekonomilerin doÄŸacağı, bu güne kadar gerçekleÅŸmese bile uzun dönemde dışsal ekonomilerin ortaya çıkacağı beklenmektedir.

1.2.4. Teknolojik GeliÅŸmeye Etkisi

1980’de ihracatın dörtte birinden fazlası mamul maddelerden, geri kalanı hammaddelerden oluÅŸurken; günümüzde ihracatın dörtte üçü mamul maddelerine dönüşmüştür. Bu geliÅŸmelere raÄŸmen, Türkiye, emek-yoÄŸun, ilkel mallar ihracatçısı bir ülke konumundan çıkamadığı, toplam ihracatının yüzde 40’ının tekstil ürünlerinden oluÅŸtuÄŸu ve yaptığı ithalat üzerinden ihracat yapabilen tek sektörün tekstil olduÄŸu bir konumdadır. OECD verilerine göre yüksek teknolojili mallarda ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 10, orta- yüksek teknolojili mallarda yüzde 23, orta-ilkel teknolojili mallarda yüzde 77, ilkel teknolojili mallarda yüzde 225’tir. Yarıdan fazlasını KOBİ’lerin oluÅŸturduÄŸu tekstil sektöründe çalışanların büyük kısmı kayıt dışı ve vergisiz çalışan kadınlardır. Çünkü Türkiye yoksul ülkelerden pazara gelen mallarla fiyat rekabetini ancak böyle saÄŸlayabilmektedir. Ar-Ge yatırımları büyük finansman ihtiyacı gerektirdiÄŸinden, Türkiye gibi geliÅŸme yolundaki ülkelerde Ar-Ge ve teknolojik geliÅŸmeye yeterli önem verilmemekte ve gerekli kaynak ayrılmamaktadır. ÖrneÄŸin Ar-Ge harcamalarının GSYİH’ye oranı AB ülkelerinde yüzde 2, ABD’de yüzde 2.8, Japonya’da yüzde 3 iken, bu oran Türkiye’de sadece yüzde 0.5’tir. Türkiye gibi ileri teknolojileri henüz üretemeyen bir ülke için alternatif çözüm yolu, geliÅŸmiÅŸ ülkelerdeki teknolojiyi veya geliÅŸmiÅŸ teknolojileri taklit etmektir.

Birlik içinde pazarın büyüyüp rekabetin artması, firmaları teknoloji geliştirmeye, gelişmiş teknolojiye sahip diğer firmalarla ortak üretime ve daha çok Ar-Ge faaliyetlerine yöneltmektedir. Böylece bilgi akışı ve teknolojik gelişme hızlanacaktır. Yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanması ülkelerin rekabet gücünü olumlu yönde etkiler ve daha ucuz, daha kaliteli üretim yapmak olanaklı hale gelir. GB ile Pazar payları genişleyen buna rağmen pazarda rakibi artan firmaların yapması gereken, üretim kalitesini ve verimliliği arttıracak, maliyetleri azaltacak yeni teknolojilerin hayata geçirilmesi, bunun içinde Ar-Ge yatırımlarının arttırılmasıdır..

1.2.5. Yatırımları Özendirme ve Sermaye Etkisi

Birlik içi ticaret serbestleÅŸip pazarın büyümesi, bir yandan birlik içi sermayenin daha verimli ve daha karlı olan üye ülkelere, diÄŸer yandan birlik dışı sermayenin birlik içine yönelmesine neden olur. Birlik içi yatırım, üretim ve gelir artar. Doymamış iç pazarı, ucuz hammadde ve iÅŸgücü, OrtadoÄŸu, Karadeniz ve Asya ile olan baÄŸlantıları Türkiye’yi yatırımlar için cazibe merkezi haline getirmektedir. Bu baÄŸlamda GB’nin Türkiye’ye giren yabancı sermaye yatırımlarını uyarması beklenmektedir. Ayrıca GB içindeki Türkiye’den pay almak isteyen Japonya, ABD ve Uzak DoÄŸu ülkeleri için de sermaye yatırımı açısından çok büyük öneme sahiptir. Son yıllarda Uzak DoÄŸu’dan gelen yabancı sermaye artışı bunu doÄŸrulamaktadır.

Tablo 8: Yabancı Sermaye Yatırımları(Milyon $)

1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998

İzin Verilen 1.967 1.820 2.125 1.488 2.938 3.837 1.687 1.645

Fiili GiriÅŸ 910 912 797 837 931 937 873 982

Kaynak: İTO, Rakamlarla Türkiye Ekonomisi, s.15.

Tablo 8’den de görüleceÄŸi gibi ülkemize giren yabancı sermaye yatırımlarının yıllara göre deÄŸiÅŸimi düzensiz bir seyir izlemektedir. Sadece 1995 ve 1996 yıllarında üst üste 2 yıl yabancı sermaye önemli ölçüde artış göstermiÅŸ, diÄŸer yılarda bir yıl artarken bir yıl azalmıştır. Ayrıca GB’ye geçiÅŸten sonra yabancı sermaye giriÅŸinde beklenen patlama olmamıştır. 1991-1998 yılları arasında ülkemize giren yabancı sermaye yatırımları izin verilen sermayenin çok altındadır. Her ne kadar 1995 ve 1996 yıllarında izin verilen sermaye artsa da giren sermayede beklenen artış olmamıştır. Bunun en önemli nedeni AB teÅŸvik mevzuatıdır. Çünkü AB’de hem devlet yardımları hem de topluluk fon ve kredileriyle saÄŸlanan önemli teÅŸvikler vardır. ÖrneÄŸin geri kalmış bölgelerin kalkındırılmasında kullanılan Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu , mesleki eÄŸitim, istihdam ve gençlere kariyer kazandırmada kullanılan Avrupa Sosyal Fonu, tarımsal yapıyı iyileÅŸtirmede ve tarımsal üretimi güvence altına almada kullanılan Avrupa Tarımsal Yön Verme ve Garanti Fonundan yapılan teÅŸvik ödemeleri oldukça önemlidir. Türkiye AB’ye tam üye olmadığı için bu fonlardan yararlanamamaktadır. 1998 yılı itibariyle Türkiye’ye giren yabancı sermaye izinlerinin yüzde 98’ini imalat sanayi ve hizmet sektörüleri, geri kalan yüzde 2’sini de tarım ve madencilik sektörleri oluÅŸturmaktadır. Yine 1998 yılında verilen toplam 1.645 milyon $’lık yabancı sermaye izinlerinin 1.562 milyon $’ını OECD ülkeleri bunun da yaklaşık yarısını AB ülkeleri oluÅŸturmaktadır.

GB’nin uygulanmaya baÅŸlamasından bu güne kadar geçen süreç içerisinde GB’den beklenen olumlu sonuçlar tam anlamıyla saÄŸlanabilmiÅŸ deÄŸildir. Türkiye’nin, GB’nin olumlu sonuçlarının ortaya çıkmasını engelleyen ya da geciktiren sorunları vardır. Bu sorunlar makro ve mikro ekonomik sorunlardır. GB’nin statik ve dinamik etkilerinin incelendiÄŸi yukarıdaki konularda genellikle makro ekonomik sorunlara deÄŸinilmeye çalışılmıştır. Mikro ekonomik sorunların en önemlisi de Türk iÅŸletmelerinin yönetim sorunlarıdır. İşletmelerin, iç sorunlarını halledip küreselleÅŸen dünyada yoÄŸun rekabet ÅŸartlarında ayakta kalabilecek politikalar üretmeden GB’nin tüm sorunları gidererek, bir sihirli deÄŸnek gibi pembe tablo ortaya koymasını beklemek doÄŸru olmaz. Genel deÄŸerlendirmeye göre, statik etkiler açısından GB’nin Türkiye’nin lehine ya da aleyhine olduÄŸunu kesin olarak söylemek güçtür. Çünkü ticaret arttırıcı etki ile üretim ve tüketim etkilerindeki olumlu deÄŸiÅŸmelerin GB’den mi, yoksa 5 Nisan ekonomik krizinden sonra yaÅŸanan sıçramadan mı kaynaklandığını belirlemek olanaksızdır. Tarifelerin kaldırılmasına raÄŸmen kamu, önemli gelir kaybına uÄŸramamış, yukarıda statik etkiler baÅŸlığı altında verilen tablo ve yorumlardan da anlaşılacağı gibi GB’ye girildikten sonra Türk üreticisinin, güçlü AB üreticisi karşısında rekabet edemeyip iflas edeceÄŸi, dolayısıyla Türkiye’nin GB’den zarar edeceÄŸi tezi doÄŸrulanmamıştır.

Dinamik etkiler göz ününde bulundurulduÄŸunda, GB’nin uzun dönemde Türkiye’nin lehine olacağı söylenebilir. Çünkü doymamış iç pazarı, genç nüfusu, doÄŸal zenginlikleri ve stratejik coÄŸrafi konumu ile Türkiye uzun vadede GB’yi kendi lehine çevirebilecektir. GB’nin dinamik etkileri diye adlandırılan ölçek ekonomileri etkisi, rekabet etkisi, yabancı sermayeyi ve yatırımları teÅŸvik etkisi Türkiye’ye bu ÅŸansı verebilecek güçtedir.

Türkiye’nin GB’den umulan yararı saÄŸlayabilmesi için Ar-Ge’ye, ileri teknoloji istihdamına, ileri teknolojiye sahip yabancı firmalarla ortak üretime, bilgi akışına ve eÄŸitime gereken önem verilmelidir. Devlet, özelleÅŸtirme sürdürülerek hantal ve politik müdahalelerle rasyonel olmayan yönetime zorlanan kamu iÅŸletmeciliÄŸinden kurtulmalı; özel kesimin verimliliÄŸi ve rekabet gücü arttırılarak altyapı yatırımları gecikmeden yapılmalıdır. Tüm bunları gerçekleÅŸtirmek için her ÅŸeyden önce ekonomik ve siyasal istikrarın saÄŸlanması gerekmektedir. Özellikle siyasal istikrar saÄŸlanmadan ve buna baÄŸlı olarak ekonomik iyileÅŸme göstermeden GB’den sihirli reçete beklenmemelidir.

Sonuç

20. yy’da hızla geliÅŸen küreselleÅŸme eÄŸilimiyle, ülkeler bir yandan bu eÄŸilimin beraberinde getirdiÄŸi yoÄŸun rekabetten korunabilmek ve dünya ile bütünleÅŸme sürecini hızlandırabilmek amacıyla çeÅŸitli zamanlarda ekonomik bütünleÅŸme sürecine girmiÅŸlerdir. Bu süreç içerisinde dünya ticaretinde önemli deÄŸiÅŸimler yaÅŸanmış, artan küresel rekabet ortamında ülkeler dış ticaret politikalarını yeniden düzenlemiÅŸlerdir. Özellikle dış ticareti kısıtlayan tarife ve kotalar giderek azalmış, serbest ticaret anlayışı uluslararası ticarete hakim olmuÅŸtur. İkinci Dünya Savaşından sonra özellikle sanayileÅŸmiÅŸ batılı ülkeler, dünya ticaretinde çok yönlü denkleÅŸmeye imkan saÄŸlamak, dış ticareti canlandırmak amacıyla ekonomik bütünleÅŸme sürecine girmiÅŸler ve çeÅŸitli organizasyonlar kurmuÅŸlardır. Bu baÄŸlamda ortaya çıkan organizasyonların en önemlisi kuÅŸkusuz Avrupa BirliÄŸi ve üyeler arasında uygulanan Gümrük BirliÄŸi’dir.

Cumhuriyetin ilanından sonra tüm alanlarda yönünü batıya çeviren Türkiye, özellikle ekonomik alanda AB ülkelerinin önemli bir partneri olmuÅŸ ve bu ülkelerin oluÅŸturdukları organizasyonlar içinde yer almak istemiÅŸtir. Türkiye’nin 1963 yılında baÅŸlayan birlik macerası 1996 yılında GB’nin kabul edilmesiyle yeni bir boyut kazanmıştır. GB’nin uygulanmaya baÅŸlandığı yıllarda Türkiye için; üçüncü ülkeler aleyhine yüksek oranlı ticaret sapması olacağı ve özellikle Türk firmalarının açılan yüksek rekabete dayanamayacağı varsayımı ortaya atılmıştı.

Türkiye ekonomisi için GB’nin sonuçları deÄŸerlendirildiÄŸinde, statik etkiler açısından, ikinci bölümde ele alınan istatistiksel veriler, ticaret yaratıcı etkinin birlik lehine Türkiye aleyhine ortaya çıktığını göstermektedir. Ticaret saptırıcı etkinin ise ortaya çıktığını söylemek güçtür. Çünkü Türkiye’nin dış ticaret hacminin yarısını hala AB ülkeleri oluÅŸtururken, üçüncü ülkelerle olan ticaret hacminde önemli farklılıklar gözlenmemiÅŸtir. Tüketim, sermaye ve ara mallara iliÅŸkin ithalat rakamlarında görülen artış tüketim etkisine iÅŸaret ederken, özellikle sanayi malları ithalatında görülen büyük artış ticaret hadlerinin birlik lehine Türkiye aleyhine ortaya çıktığını göstermektedir.

Dinamik etkiler açısından ise olumlu sonuçların ortaya çıkması için geçen süre henüz yeterli deÄŸildir. Türkiye’de faaliyet gösteren iÅŸletmelerin büyük çoÄŸunluÄŸu KOBİ’lerden oluÅŸmaktadır. Bu iÅŸletmelerin sermaye yapıları ve pazar payları, büyük çaplı Ar-Ge harcamalarıyla oluÅŸacak teknoloji hamlesine, üretim artışına baÄŸlı olarak ortaya çıkacak dışsal ekonomi ile ölçek ekonomisi etkisine ve uluslararası alanda çok büyük rekabet saÄŸlayacak tekniklere olanak verecek seviyede deÄŸildir. Yabancı sermayede de bu güne kadar beklenen patlama yaÅŸanmamıştır.

Çalışmamızda ele alınan GB’nin dinamik ve statik refah etkileri sonucunda, dört yıldan bu yana iÅŸlemekte olan Gümrük BirliÄŸi çerçevesinde özellikle rekabet alanında sözü edilen endiÅŸe verici sonuçlar ortaya çıkmamış, üçüncü ülkeler aleyhine büyük oranlı bir ticaret sapması oluÅŸmamıştır. Bunun yanında son geliÅŸmeler GB’nin potansiyel olumlu etkilerinin hayli geniÅŸ kapsamlı olduÄŸunu ve yavaÅŸ yavaÅŸ ortaya çıkmaya baÅŸladığını göstermektedir.

Genel deÄŸerlendirmeye göre, statik etkiler açısından GB’nin Türkiye’nin lehine ya da aleyhine olduÄŸunu kesin olarak söylemek güçtür. GB ile Türk üreticisinin, güçlü AB üreticisi karşısında rekabet edemeyip iflas edeceÄŸi, dolayısıyla Türkiye’nin GB’den zarar edeceÄŸi tezi doÄŸrulanmamıştır. Dinamik etkiler göz ününde bulundurulduÄŸunda, GB’nin uzun dönemde Türkiye lehine olacağı söylenebilir. Çünkü doymamış iç pazarı, genç nüfusu, doÄŸal zenginlikleri ve stratejik coÄŸrafi konumu, uzun vadede GB’yi Türkiye’nin lehine çevirebilecektir. GB’nin dinamik etkileri diye adlandırılan ölçek ekonomileri etkisi, rekabet etkisi, yabancı sermayeyi ve yatırımları teÅŸvik etkisi Türkiye’ye bu ÅŸansı verebilecek güçtedir.

Kaynakça

ARSLAN Turgut, GB’nin Türk Ekonomisine Etkileri, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Denizli 1997.

ÇİME