Anayasa
Türkiye’de anayasal hareketler 19. yüzyılın ikinci yarı sında baÅŸlamış ve ilk anayasa Osmanlı ımparatorluÄŸu’nun son dönemlerinde, 1876 yılında kabul edilmiÅŸtir (Kanuni Esasi). 1921 Anayasası, KurtuluÅŸ Savaşı yıllarında çıkarılan, savaÅŸ koÅŸulları ve gereklerinin zorunlu kıldığı kuralları içeren ikinci anayasadır. Cumhuriyet döneminde üç anayasa çıkarılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası 1924′te, ikincisi 1961′de ve bugün yürürlükte olan üçüncüsü de 1982 yılında kabul edilmiÅŸtir.
Tüm çaÄŸdaÅŸ demokrasiler gibi Türkiye Cumhuriyeti de güçler ayrılığı ilkesini benimsemiÅŸtir. Anayasa’nın, devletin dayandığı temelleri belirten ve Anayasa metnine dahil olan baÅŸlangıcında, güçler ayrılığının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediÄŸi, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı bir iÅŸbölümü ve iÅŸbirliÄŸi olduÄŸu vurgulanmıştır. 1924′te kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasasında güçler ayrılığı ilkesine yer verilmemiÅŸtir. Bu anayasada da, egemenliÄŸin kayıtsız ÅŸartsız millete ait olduÄŸu belirtilmiÅŸ, ancak egemenliÄŸin kullanılması parlamentoya bırakılmıştır. Bunun sonucu olarak, 1924 Anayasası’nda, yasaların Anayasa’ya aykırı olamayacağına yer verilmesine karşın bunu denetleyecek organ, bir baÅŸka deyiÅŸle anayasa yargısı öngörülmemiÅŸtir. Ancak 1946 yılında çok partili hayata geçiÅŸ ve 1950 yılında yapılan demokratik seçimlerde iktidarın muhalefete geçmesiyle sorunların bitmediÄŸi anlaşılmış ve yasama meclisinin denetlenmesi gereksinimi duyulmuÅŸtur. Önce aydınlarca dile getirilen bu anlayış, daha sonra siyasi partilerce de desteklenmiÅŸ ve 1961 Anayasası’nda ilk kez güçler ayrılığı ilkesi benimsenip, anayasa yargısı öngörülmüş ve Anayasa Mahkemesi Anayasa’daki yerini almıştır. Böylece, yasaların Anayasa’ya aykırı olamayacağı yolundaki hüküm iÅŸlerlik kazanmıştır.
Anayasa’ya göre egemenlik kayıtsız ÅŸartsız milletindir. Halk, egemenliÄŸini Anayasa’nın koyduÄŸu ilkeler çerçevesinde seçimler yoluyla doÄŸrudan; yetkili organlar eliyle de dolaylı yoldan kullanır. EgemenliÄŸi kullanan organlar yasama, yürütme ve yargıdır. Yasama yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir ve devredilemez. Yürütme yetkisi ve görevi CumhurbaÅŸkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve yasalara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. Yargı yetkisi ise, bağımsız mahkemelerce kullanılır.
Türkiye’de güçler ayrılığı ilkesini hayata geçiren, hukuk devleti ilkesidir. Bu ilke, devlet ve toplum yaÅŸamında hukukun üstünlüğünü saÄŸlar. Yasama ve yürütme erklerinde bulunan güç, hukukun üstünlüğü ilkesi gereÄŸince yargıyla sınırlanıp, dengelenir. Yasama iÅŸlemleri ile yürütmenin eylem ve iÅŸlemleri yargı denetimine baÄŸlı tutulur. Böylece devlet yönetiminde demokrasi saÄŸlanır ve korunur. Anayasa bu düzeni saÄŸlayıcı kurallarla donatılmıştır. BaÄŸlayıcı ve üstün nitelikte olan Anayasa kuralları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, yönetim ile diÄŸer kiÅŸi ve kuruluÅŸları baÄŸlayan temel hukuk kurallarıdır. Ayrıca normlar hiyerarÅŸisi benimsenmiÅŸ; alt normların üst normlara aykırı olması engellenmiÅŸtir. Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, yönetimi, tüm gerçek ve tüzel kiÅŸileri baÄŸlar ve bu kararlar iktidar iÅŸlemlerinin meÅŸruiyet kaynağını oluÅŸturur.
Temel Hak ve Özgürlükler
Anayasa’nın baÅŸlangıcında, her Türk vatandaşının Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerden eÅŸitlik ve sosyal adalet ilkeleri gereÄŸince yararlanarak; milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir yaÅŸam sürdürme, maddi ve manevi varlığını bu yönde geliÅŸtirme hakkının olduÄŸu belirtilmiÅŸtir. Bununla yetinilmemiÅŸ, Anayasa’nın maddelerinde de, Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına saygılı bir devlet olduÄŸu vurgulanmış; devlete, kiÅŸinin temel hak ve özgürlüklerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile baÄŸdaÅŸmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak ve insanın maddi ve manevi varlığının geliÅŸmesi için gerekli koÅŸulları hazırlamaya çalışmak görevi verilmiÅŸtir. Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaÅŸlarının aile birliÄŸinin, çocuklarının eÄŸitiminin, kültürel gereksinmelerinin ve sosyal güvenliklerinin saÄŸlanmasından da yükümlü kılınmıştır.
Anayasa Mahkemesi binası
Anayasa temel hak ve özgürlükler alanında, doÄŸal hukuk ile çaÄŸdaÅŸ hukuk anlayışlarının sonucu olan kuralları birlikte içermektedir. Herkesin dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduÄŸunun vurgulanması, Anayasa’ya doÄŸal hukuk anlayışının egemen olduÄŸunu göstermektedir. Temel hak ve özgürlükler, kiÅŸinin topluma, ailesine ve diÄŸer kiÅŸilere karşı ödev ve sorumluluklarını da içermektedir. Temel haklar baÄŸlamında; yaÅŸama, maddi ve manevi varlığını koruma ve onu geliÅŸtirme hakkı tanınmıştır. Tıbbi zorunluluklar ve yasada yazılı durumlar dışında kiÅŸinin beden bütünlüğüne dokunulamaz. KiÅŸi olur vermedikçe bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye iÅŸkence ve eziyet yapılamaz; insanlık onuruyla baÄŸdaÅŸmayan bir ceza verilemez. Angarya yasaktır; kimse zorla çalıştırılamaz. Herkes kiÅŸi özgürlüğüne ve güvenliÄŸine sahiptir. Özel yaÅŸamın gizliliÄŸi esastır ve herkes özel ve aile yaÅŸamına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Bunların dışında temel hak ve özgürlükler kapsamında olan konut dokunulmazlığı, haberleÅŸme özgürlüğü, seyahat özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve kanaat özgürlüğü, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü, basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve mülkiyet hakkı da Anayasa ile düzenlenip güvence altına alınmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, çaÄŸdaÅŸ hukuk anlayışının sonucu olan sosyal ve ekonomik haklara da yer vermiÅŸtir. Ailenin ve gençliÄŸin korunması, eÄŸitim ve öğrenim hak ve ödevi, çalışma ve sözleÅŸme özgürlüğü, sendikal haklar, ücrette adalet, saÄŸlıklı ve dengeli çevrede yaÅŸama hakkı, konut hakkı, sosyal güvenlik hakkı, sanatın ve sanatçının korunması bu baÄŸlamdadır. Anayasa’da, seçme ve seçilme hakkı, vergi ve askerlik ödevi, dilekçe hakkı gibi siyasal hak ve ödevlere de yer verilmiÅŸtir.
Anayasa herkesi yasa önünde eşit kılmıştır. insanlar arasında dil, din, mezhep, ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç ve benzeri nedenlerle ayırım yapılamaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ya da sınıfa ayrıcalık tanınamaz.
Yabancılar, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus bütünlüğü, ülke bölünmezliÄŸi, egemenliÄŸi ve bağımsızlığı gözetilerek aynı hak ve özgürlüklere sahiptir. Yabancılar için getirilen hak ve özgürlükler, uluslararası hukuka uygun olarak ancak yasa ile sınırlanabilir. Bunun yanında, siyasal haklar ve kamu hizmetine girme hakkı yalnız Türk vatandaÅŸlarına tanınmıştır.
Anayasa’nın, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına iliÅŸkin kuralları evrensel kurallara uygundur. Temel hak ve özgürlükler, ülke ve millet bütünlüğünün, ulusal egemenliÄŸin, Cumhuriyet’in, kamu düzeni ve yararının, ulusal ve genel güvenliÄŸin, genel ahlak ve saÄŸlığın korunması amacıyla ve ayrıca Anayasa’da yer alan özel nedenlerle sınırlanabilir. Ancak bu sınırlama demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldüğü amaç dışında kullanılamaz. Anayasa Mahkemesi, hak ve özgürlüklerin "özü"ne dokunan kuralların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle baÄŸdaÅŸmadığına karar vererek, hak ve özgürlüklerin özünü "sınırlamanın sınırı" kabul etmiÅŸtir.
Temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması da yasaklanmıştır. Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin; ülke ve ulus bütünlüğünü bozmak, Türk Devleti’nin ve Cumhuriyet’in varlığını tehlikeye düşürmek, baÅŸkalarının temel hak ve özgürlüklerini yok etmek, devletin bir kiÅŸi ya da zümre tarafından yönetilmesini ya da sosyal bir sınıfın diÄŸer sınıflar üzerinde egemenlik kurmasını saÄŸlamak, dil, din, ırk, mezhep ayırımı yaratmak ve herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılamayacağını belirtmiÅŸtir. Temel hak ve özgürlükler ayrıca devletin yasal olmayan müdahalelerine karşı da korunmuÅŸtur.
Her Türk vatandaşının, temel hak ve özgürlükleri ihlal edildiÄŸinde yargı mercilerinde dava açma hakkı vardır; ancak, doÄŸrudan Anayasa Mahkemesi’ne baÅŸvurma hakkı yoktur. VatandaÅŸlar mahkemelerde açtıkları davalarda Anayasa’ya aykırılık savında bulunabilirler. Mahkeme bu savı ciddi bulursa konuyu Anayasa Mahkemesi’ne yansıtabilir.
Türkiye 1949 yılında BirleÅŸmiÅŸ Milletler insan Hakları Evrensel Bildirgesini kabul etmiÅŸ, 1954 yılında da insan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliÅŸkin Avrupa SözleÅŸmesi’ni onaylamıştır. 1987 yılında Türk vatandaÅŸlarının Avrupa insan Hakları Komisyonu’na bireysel baÅŸvuru hakkı; 1989 yılında da Avrupa insan Hakları Divanı’nın zorunlu yargı yetkisi tanınmıştır. Böylece insan hakları konusunda uluslararası denetim yolu benimsenmiÅŸtir. Bildirge ve SözleÅŸme’nin kimi kuralları Anayasa’ya aynen yansımış; bazı kurallarının gerekçelerine bu Bildirge ve SözleÅŸme kaynaklık etmiÅŸtir.
6 Ocak 1961′de hizmete açılan bugünkü Meclis binası, büyüklük açısından dünyanın önde gelen parlamento binalarından biridir.
Devlet Düzeninin Temelleri
Anayasa’ya göre Devlet’in biçimi Cumhuriyettir ve egemenlik kayıtsız ÅŸartsız milletindir. Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliÄŸine baÄŸlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
EgemenliÄŸin kayıtsız ÅŸartsız millete ait olması demokratik devlet modelini yansıtmaktadır. Anayasa’nın benimsediÄŸi demokrasi, temsili demokrasidir. Halk, oylarıyla temsilcilerini seçer ve egemenlik hakkını böylece dolaylı yoldan kullanır. Bunun ötesinde egemenlik, güçler ayrılığı ilkesi uyarınca ve Anayasa’nın koyduÄŸu esaslara göre yetkili organlarca kullanılır. Hiç kimse ya da organ kaynağını Anayasa’dan almayan devlet yetkisi kullanamaz. EgemenliÄŸin doÄŸrudan kullanılmasının yolu olan halkoylaması, yanlızca Anayasa deÄŸiÅŸiklikleri için söz konusudur. EgemenliÄŸi kullanmaya yetkili organlar, Anayasa’da gösterilen özgürlükçü demokrasi ve bunun gerekleriyle belirlenmiÅŸ hukuk düzeni dışına çıkamaz.
Anayasa, "üniter devlet" modelini ve kültür mozayiği içerisinde "tek halk" ilkesini benimsemiştir. Ulus "tek", ülke "tüm" ve Devlet "bir"dir.
Anayasa’da öngörülen hukuk devleti, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve güçler ayrılığı ilkesine dayanır. Hukukun üstünlüğü esastır. Yasama iÅŸlemleri Anayasa Mahkemesi’nin, yürütme iÅŸlem ve eylemleri idari yargının denetimine baÄŸlıdır.
Laiklik ilkesi uyarınca kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandıramaz; siyasal ya da kişisel çıkar ya da nüfuz sağlama amacıyla her ne biçimde olursa olsun dini, din duygularını ve dince kutsal sayılan şeyleri kötüye kullanamaz.
Siyasal partiler, demokratik yaÅŸamın vazgeçilmez öğeleridir. Ancak Anayasa, devletin bağımsızlığını, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, ulusal egemenliÄŸini, özgürlükçü demokrasiyi, laikliÄŸi, insan hak ve özgürlüklerini, hukuk devleti ilkesini güvenceye almış; tüzüğü, programı ya da eylemleri, bu ilke ve öğelere aykırı olan siyasal partilerin Anayasa Mahkemesi’nce kapatılmasını öngörmüştür.
Sosyal devlet ilkesi, geleneksel hukuk devleti ilkesini tamamlayan çağdaş bir öğedir. Bu ilke devleti, sosyal yönden zayıf, güçsüz kişileri güçlüler karşısında korumak, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği sağlamakla görevlendirmiştir.
Anayasa’nın DeÄŸiÅŸtirilmesi
Anayasa’nın deÄŸiÅŸtirilemeyecek, hatta deÄŸiÅŸtirilmesi önerilemeyecek hükümleri
vardır. Türkiye Devleti’nin bir Cumhuriyet olduÄŸuna, devlet düzeninin dayandığı temellere, devletin üniter yapısına, bayrağının biçimine, istiklal Marşı’nın ulusal marÅŸ, dilinin Türkçe ve baÅŸkentinin Ankara olduÄŸuna iliÅŸkin hükümler, Anayasa’nın deÄŸiÅŸtirilemez, deÄŸiÅŸtirilmesi önerilemez düzenlemeleridir.
Bunların dışındaki hükümler yönünden, Anayasa’nın deÄŸiÅŸtirilmesinde nitelikli çoÄŸunluk koÅŸulu öngörülmüş ve özel yöntem getirilmiÅŸtir. Anayasa’da deÄŸiÅŸiklik yapıla bilmesi için TBMM üye tamsayısının en az üçte birinin yazılı önerisinin bulunması, önerinin Meclis Genel Kurulu’nda iki kez görüşülmesi ve Meclis üye tamsayısının beÅŸte üç çoÄŸunluÄŸunun gizli oylama ile kabulü gereklidir. CumhurbaÅŸkanı’nın Anayasa deÄŸiÅŸikliklerine iliÅŸkin yasaları, bir kez daha görüşülmek üzere TBMM’ne geri gönderme ve halkoyuna sunma yetkisi vardır.
Devletin Temel Organları
Güçler ayrılığı ilkesine baÄŸlı olarak Anayasa’da yasama, yürütme ve yargı organları ile kimi kamu kurum ve kuruluÅŸlarının görev ve yetkileri düzenlenmiÅŸtir.
Yasama Organı
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 550 milletvekilinden oluÅŸur. Milletvekili seçimleri beÅŸ yılda bir yapılır. Meclis, süre dolmadan seçimlerin yenilenmesine karar verebileceÄŸi gibi, CumhurbaÅŸkanı da Anayasa’dan kaynaklanan yetkisi çerçevesinde seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Meclis, savaÅŸ nedeniyle seçimlerin bir yıl ertelenmesini kararlaÅŸtırabilir. TBMM üyeliklerinde boÅŸalma olması durumunda, her seçim döneminde bir kez ara seçim yapılır.
Seçimler, serbest, eÅŸit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır. Seçimlerle ilgili konularda son söz Yüksek Seçim Kurulu’nundur. Yüksek Seçim Kurulu, Yargıtay ve Danıştay üyelerinden oluÅŸur. On sekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme, otuz yaşını dolduran ve ilköğretimi tamamlayan her Türk yurttaşı da seçilme hakkına sahiptir. Seçim yöntemi yasayla belirlenir. Yasa, "temsilde adalet ve yönetimde istikrar" ilkelerini gözetmek zorundadır. Önce Anayasa Mahkemesi kararlarıyla saptanmış olan bu ilkeler, 23 Temmuz 1995 tarihinde yapılan son deÄŸiÅŸiklikle Anayasa’ya girmiÅŸtir.
Milletvekilleri tüm milleti temsil ederler ve göreve baÅŸlarken, metni Anayasa’da yer alan andı içerler. Milletvekillerinin Meclis çalışmalarındaki oy ve sözleri ile açıkladıkları düşüncelerinden dolayı yasama dokunulmazlıkları vardır. Suçüstü durumları dışında haklarında soruÅŸturma ve kovuÅŸturma yapılması Meclis Genel Kurulu tarafından dokunulmazlıklarının kaldırılmasına baÄŸlıdır. Verilen cezalar milletvekillikleri sona erdikten sonra uygulanabilir
Milletvekilleri Meclis Genel Kurul toplantısında
MilletvekilliÄŸinin düşmesine Meclis karar verir. Anayasa Mahkemesi kararıyla açıklama ve eylemleri ile baÄŸlı bulunduÄŸu partinin kapatılmasına neden olduÄŸu saptanmış kiÅŸilerin milletvekilliÄŸi de düşer. MilletvekilliÄŸinden ayrılma, istemin Meclis Genel Kurulu’nda kabulüne baÄŸlıdır. Parti sinden ayrılan milletvekillerinin milletvekilliÄŸi bağımsız olarak sürer. Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ve milletvekilliÄŸinin düşmesine iliÅŸkin kararların iptali için Anayasa Mahkemesi’ne baÅŸvurulabilir.
TBMM çalışmalarını kendi yaptığı içtüzüğe göre yürütür. Anayasa ve içtüzük, Meclis’in komisyonlar biçiminde çalışmasını öngörmüştür. ÇeÅŸitli uzmanlık konularına göre oluÅŸturulan komisyonlar hazırlık çalışmalarını yaparlar; son söz Genel Kurulundur. Dilekçe Komisyonu’na her vatandaÅŸ baÅŸvuruda ve ÅŸikayette bulunabilir.
TBMM’nin, Anayasa ile verilen özel görev ve yetkileri yanında, yasa koymak, deÄŸiÅŸtirmek, kaldırmak, Bakanlar Kurulu’nu ve bakanları denetlemek, belli konularda Bakanlar Kurulu’na yasa gücünde kararname çıkarma yetkisi vermek, bütçe ve kesin hesap yasa tasarılarını kabul etmek gibi görev ve yetkileri bulunmaktadır. Ayrıca para basılmasına, savaÅŸ, sıkıyönetim ve olaÄŸanüstü durum ilanına karar vermek, uluslararası anlaÅŸmaların imzalanmasını uygun bulmak, genel ve özel af ilanına ve mahkemelerce verilip kesinleÅŸen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek de TBMM’nin görev ve yetkileri arasındadır.
TBMM, kuruluÅŸundan (23 Nisan 1920) 1961 Anayasası dönemine kadar 7478, 1961 Anayasası geçici döneminde 351, 1961 ve 1982 anayasaları döneminden Temmuz 1999 tarihine kadar 4393 yasa kabul etmiÅŸtir. Meclis, 28 yasayla Bakanlar Kurulu’na yetki vermiÅŸ; bu yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulu tarafından 573 yasa gücünde kararname çıkarılmıştır.
Yürütme Organı
Yürütme organı CumhurbaÅŸkanı ve Bakanlar Kurulu’ndan oluÅŸur. Yönetim birimi de Anayasa’nın yürütme bölümünde yer almış ve kimi yönetsel birimlere yine bu bölümde yer verilmiÅŸtir. Böylece, Anayasa’da adından ve örgüt yapısından söz edilen kurumlar "anayasal kurumlar" statüsü kazanmışlardır. Yükseköğretim kurumları, kamu kurumu niteliÄŸindeki meslek kuruluÅŸları, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve Diyanet iÅŸleri BaÅŸkanlığı bu kurumlar arasındadır.
Cumhurbaşkanı
CumhurbaÅŸkanı Devlet’in başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliÄŸini temsil eder. TBMM tarafından, kırk yaşını doldurmuÅŸ, yükseköğrenim görmüş milletvekilleri ya da milletvekili seçilme yeterliliÄŸine sahip Türk vatandaÅŸları arasından, gizli oyla ve Meclis üye tamsayısının üçte iki çoÄŸunluÄŸuyla seçilir. Görev süresi yedi yıldır. CumhurbaÅŸkanı seçilen kiÅŸinin, varsa partisi ile iliÅŸiÄŸi kesilir ve TBMM üyeliÄŸi sona erer. Bir kimse iki kez CumhurbaÅŸkanı seçilemez. CumhurbaÅŸkanı, görevine baÅŸlarken Anayasa’da metni bulunan andı içer.
CumhurbaÅŸkanı Anayasa’nın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Yasama, yürütme ve yargı alanına iliÅŸkin görev ve yetkileri vardır. Yasama alanındaki görevleri; gerektiÄŸinde TBMM’ni toplantıya çağırmak, yasaları yayımlamak ve gerekli gördüğünde yeniden görüşülmek üzere Meclis’e geri göndermek, Anayasa deÄŸiÅŸikliklerini gerekli gördüğünde halkoyuna sunmak, yasa ve yasa gücünde kararname çıkarmak, Meclis içtüzüğü’ne iliÅŸkin olarak Anayasa’ya aykırılık savıyla Anayasa Mahkemesi’nde dava açmak, koÅŸulları oluÅŸtuÄŸunda TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermektir. Yargıya iliÅŸkin görevleri de, yüksek mahkemelere üye seçmekle sınırlıdır.
CumhurbaÅŸkanı, BaÅŸbakanı ve onun önerisi üzerine Bakanları atar. Yabancı ülkelere Türk Devleti’nin temsilcilerini gönderir; Türkiye Cumhuriyeti’ne gönderilen yabancı devletlerin temsilcilerini kabul eder.
Anayasa, CumhurbaÅŸkanlığı ile ilgili bölümde iki anayasal kuruma yer vermiÅŸtir: CumhurbaÅŸkanlığı Genel SekreterliÄŸi ve Devlet Denetleme Kurulu. Devlet Denetleme Kurulu, yönetimin hukuka uygunluÄŸunun, düzenli ve verimli biçimde yürütülmesinin ve geliÅŸtirilmesinin saÄŸlanması amacıyla görev yapar. CumhurbaÅŸkanı’nın isteÄŸi üzerine, tüm kamu kurum ve kuruluÅŸlarında, kamu kurumu niteliÄŸindeki meslek örgütlerinde, her düzeydeki işçi ve iÅŸveren meslek örgütlerinde, kamuya yararlı dernekler ve vakıflarda her türlü inceleme, araÅŸtırma ve denetlemeleri yürütür. Silahlı Kuvvetler ve yargı organları Devlet Denetleme Kurulu’nun görev alanı dışındadır.
Bakanlar Kurulu
Bakanlar Kurulu, BaÅŸbakan ve Bakanlardan oluÅŸur. BaÅŸbakan, CumhurbaÅŸkanı tarafından milletvekilleri arasından atanır. Bakanlar, milletvekilleri ya da milletvekili seçilme yeterliÄŸine sahip olanlar arasın dan BaÅŸbakan tarafından seçilir ve CumhurbaÅŸkanı’nca atanır. Bakanların görevlerine, gerektiÄŸinde BaÅŸbakan’ın önerisi üzerine CumhurbaÅŸkanı tarafından son verilebilir.
Bakanlar Kurulu oluÅŸtuÄŸunda, programı TBMM’nde okunur ve güvenoyuna baÅŸvurulur. Güvenoyu alan hükümet göreve baÅŸlar ve Bakanlar Kurulu genel siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludur. Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görev, yetki ve örgütsel oluÅŸumu yasayla olur. Her bakanlığın ayrı bir görev ve örgüt yasası vardır.
Anayasa’nın, Bakanlar Kurulu ile ilgili bölümünde ulusal savunmaya da yer verilmiÅŸtir. Bu bölümde görev ve yetkileri düzenlenen kurumlar, BaÅŸkomutanlık, Genelkurmay BaÅŸkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu’dur.
Milli Güvenlik Kurulu, CumhurbaÅŸkanı’nın baÅŸkanlığında BaÅŸbakan, Genelkurmay BaÅŸkanı, Milli Savunma, içiÅŸleri ve DışiÅŸleri Bakanları, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı’ndan oluÅŸur. Ulusal güvenlik siyasetinin belirlenmesi, saptanması ve uygulanması ile ilgili kararlar alır. Bu kararları Bakanlar Kurulu’na tavsiye eder. Kurul’un, devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliÄŸi, toplumun huzur ve güvenliÄŸinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü önlemlere iliÅŸkin kararlar Bakanlar Kurulu’nca öncelikle dikkate alınır.
Yönetim
Yönetim, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve yasayla düzenlenir. Yönetimin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Türkiye, merkezi yönetim olarak iller, ilçeler, bucaklar ve köyler biçiminde yapılanmıştır. Yerel yönetimler; il özel idareleri, belediyeler ve köylerdir. Bunlar il, belde ve köy halkının yerel ortak gereksinmelerini karşılamak üzere, karar organları seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.
Yargı
Türkiye’de yargı yetkisi bağımsız mahkemeler ve yüksek yargı organları tarafından kullanılır. Anayasa’da yargı bölümü, hukuk devleti ilkesi esas alınarak mahkemelerin ve yargıçların bağımsızlığı ve yargıç güvencesi temeli üzerine oturtulmuÅŸtur. Bu, hak arama özgürlüğünün gereÄŸi, insan hak ve özgürlüklerinin güvencesidir.
Duruşmalar, özel durumlarda kararla belirlenen kapalılık dışında herkese açıktır. Suç ve cezada yasallık ilkesi, ceza sorumluluğunun kişisel olması, suçsuzluk karinesi geçerlidir. Herkesin yargıç önünde hak arama özgürlüğü vardır.
Anayasa’da iÅŸlevsel yönden üçlü yargı sistemi benimsenmiÅŸ ve buna göre yargı mercileri adli yargı, idari yargı ve özel yargı yerleri biçiminde ayrılmıştır. Adli ve idari yargı iki derecelidir. Anayasa’da yer alan özel yargı mercileri, askeri mahkemeler ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’dir.
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve UyuÅŸmazlık Mahkemesi, Anayasa’nın yargı bölümünde yer verilen yüksek mahkemelerdir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay yine Anayasa’nın yargı bölümünde yer alan özel görevli iki kuruluÅŸtur.
Anayasa Mahkemesi
BaÅŸkent Ankara’da bulunan Anayasa Mahkemesi’nin temel görevi, insan haklarını ve temel özgürlükleri korumak ve geliÅŸtirmek; yasaların, yasa gücünde kararnamelerin, TBMM içtüzüğü’nün biçim ve esas yönünden Anayasa’ya uygunluÄŸunu denetlemektir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa deÄŸiÅŸikliklerini yalnız biçim yönünden denetlemektedir. Anayasa Mahkemesi’nin diÄŸer görevleri ise ÅŸunlardır:
• CumhurbaÅŸkanı’nı, Bakanlar Kurulu üyelerini, yüksek mahkemeler, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay baÅŸkan ve üyelerini, baÅŸsavcılarını, Cumhuriyet baÅŸsavcı vekilini görevleriyle ilgili suçlardan Yüce Divan sıfatıyla yargılar,
• Siyasal partilerin kapatılması davalarına ve Yargıtay Cumhuriyet BaÅŸsavcılığı’nın partilere uyarı yapılması istemlerine bakar,
• Siyasal partilerin mali denetimlerini yapar,
• Yasama dokunulmazlığının kaldırılması ya da milletvekilliÄŸinin düşürülmesine iliÅŸkin TBMM kararlarını inceler,
• UyuÅŸmazlık Mahkemesi BaÅŸkanı’nı ve BaÅŸkan vekili’ni seçer
Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri toplantı halinde
CumhurbaÅŸkanı, iktidar ve ana muhalefet partileri, Meclis grupları ve TBMM üye tamsayısının en az beÅŸte biri sayısındaki milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi’nde doÄŸrudan iptal davası açma hakkına sahiptirler. Ayrıca mahkemeler, ellerindeki davada uygulayacakları kuralın Anayasa’ya aykırı olduÄŸuna dair ciddi bir sav ileri sürülmüşse ya da kendiliklerinden Anayasa Mahkemesi’nde dava açabilirler.
Anayasa Mahkemesi on bir asıl, dört yedek üyeden oluşur. On bir üye ile toplanarak karar verir. İyeler özel yöntemine ve kontenjanına göre, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek idare Mahkemesi, Sayıştay Başkan ve üyeleri ile öğretim üyeleri, üst düzey yöneticiler ve avukatlar arasından seçilir.
Anayasa Mahkemesi kararları kesindir. Bu kararlar hiçbir biçimde değiştirilemez ve yerine getirilmesi geciktirilemez. Yasama, yürütme ve yargı organlarını, yönetimi, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.
1961 Anayasası ile öngörülen ve 1962 yılında kurulan Anayasa Mahkemesi, Temmuz 1999 tarihine kadar 2642 iptal ve itiraz, 79 siyasal parti kapatma, 66 yasama dokunulmazlığının kaldırılması ya da milletvekilliğinin düşürülmesi davasını sonuçlandırmıştır.
Devletin Üniter Yapısı ve Yerel Yönetimler
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üniter yapısı Misakı Milli’den gelir. KurtuluÅŸ Savaşı sırasında kabul edilen Misakı Milli ülke sınırlarını belirlemiÅŸtir. Bu sınırlar içinde kalan bölgenin kurtarılması ve bu bölgede egemen bir devlet kurulması için büyük bir mücadele verilmiÅŸ, bu mücadele devletin tekil yapısını belirlemiÅŸtir. Tarihte birçok medeniyete ev sahipliÄŸi yapan Anadolu, kültürel çeÅŸitliliÄŸin oluÅŸturduÄŸu bir mozaiktir. Anayasa, bu kültürel mozaiÄŸi gözeterek ülke ve ulusun bölünmez bütünlüğünden söz etmiÅŸtir. Tarihi, sosyal, ekonomik, coÄŸrafi ve kültürel etmenler devletin biçimini ÅŸekillendirmiÅŸtir.
Devlette, yasama, yürütme, yargı, hukuk ve yasa birliği vardır. Bu birliği sağlamak, merkezi yönetimin yetki ve sorumluluğundadır. İniter devlet, merkezi yönetim ve yerel yönetim biçiminde örgütlenmiştir. Yasama ve yargı dışında merkezi yönetim Başbakanlık ve bakanlıklardan oluşur. Ayrıca, bakanlıklara bağlı ve bakanlıklarla ilgili kuruluşlar vardır.
Türkiye Cumhuriyeti, merkezi, tek yapılı üniter devlet modelini değil, yerinden yönetimli üniter devlet modelini benimsemiştir. İlkenin yönetsel hizmetleri, merkezi yönetim yanında, farklı yörelerde oturan halkın seçtiği kişiler tarafından da yürütülür. Yerinden yönetim örgütleri (il özel idareleri, belediyeler ve köyler) devletten ayrı kamu tüzel kişiliğine, görev ve yetkilere, mal varlığına sahiptir. Ancak yerinden yönetim modelinin benimsenmiş olması devletin tekil yapısını etkilememektedir.
Yerel hizmetler Belediye Meclisi toplantılarında görüşülerek karara bağlanır.
Çünkü, yerinden yönetim örgütleri, merkezi yönetimin yürürlüğe koyduğu yasalarla yönetilmekte, bu yasalar çerçevesinde çalışmalarını sürdürmektedirler. Yerinden yönetim örgütlerinin çalışmalarında parti çıkarlarının egemen olmaması ve eşitliğe aykırı işlemlerin yapılmaması için "idari vesayet" denilen denetim uygulaması getirilmiştir. Merkezi yönetim idari vesayet yetkisini kullanırken, hukuka uygunluk ve bazen de yerindelik denetimi yapmaktadır. Ancak idari vesayet makamı hiçbir zaman yerel yönetimin yerine geçerek işlem yapamaz. Örneğin, il Genel Meclisi tarafından alınan kararlar valinin onamasına bağlıdır.
Anayasa, yerinden yönetimi yerel ve işlevsel olmak üzere iki biçimde öngörmüştür. Yerel olan il özel idareleri, belediyeler ve köyler, yerel ortak gereksinimleri karşılayan, genel karar organları halk tarafından seçilen kamu tüzel kişileridir. İşlevsel olanlara "hizmet yerinden yönetimleri" ya da "özerk yönetimler" de denilmektedir. Bunlar hizmetin niteliğine göre oluşturulur ve genel yönetimin dışında tutulur. Çağın gereği olarak ortaya çıkmış ve kısa sürede gelişme göstermişlerdir. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları bunlara örnek olarak verilebilir.
Seçim Sistemi ve Siyasi Partiler
Anayasa’ya göre on sekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşının bir siyasal parti kurma, kurulu bir partiye girme ya da ayrılma hakkı vardır. Siyasal partilere üye olamayacak kiÅŸiler Anayasa’da belirtilmiÅŸtir. Genel çizgileriyle bunlar; memurlar, yargıç ve savcılar, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ve ortaöğretim öğrencileridir.
Siyasal partiler, çoÄŸulcu ve katılımcı demokratik yaÅŸamın vazgeçilmez öğeleridir. Önceden izin almadan kurulurlar. Milletvekili seçilme yeterliliÄŸine sahip en az 30 kurucu üye tarafından kurulan partinin içiÅŸleri Bakanlığı’na bildirilmesi, o partinin tüzel kiÅŸilik kazanması için yeterlidir. Siyasal partiler etkinliklerini Anayasa ve yasalar çerçevesinde sürdürürler. Siyasal partilerin etkinlikleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmalarının demokrasi ilkelerine uygun olması zorunludur.
Siyasal partilerin tüzükleri, programları ve eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan hak ve özgürlüklerine, eÅŸitlik ve hukuk devleti ilkelerine, milletin egemenliÄŸine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf ya da zümre diktatörlüğünü ya da herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleÅŸtirmeyi amaçlayamaz; suç iÅŸlenmesini teÅŸvik edemez. Bir siyasal partinin tüzük ve programının bu hususlara aykırı olması durumunda parti kapatılabilir. Siyasal partinin aynı nedenlerle eylemlerinden dolayı kapatılması, bu nitelikteki etkinliklerin yapıldığına dair odak durumuna geldiÄŸinin saptanması ile olanaklıdır. Bu saptama yetkisi Anayasa Mahkemesi’nindir. Ayrıca yabancı devletlerden, uluslararası kuruluÅŸlardan ve Türk uyruÄŸunda olmayan gerçek ve tüzel kiÅŸilerden yardım alan siyasal partiler de kapatılabilir.
Siyasal partinin kapatılmasına, Yargıtay Cumhuriyet BaÅŸsavcısı’nın açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından karar verilir. Bu kararlar kesindir. Kapatılan parti baÅŸka bir ad altında yeniden kurulamaz.
Seçim Sistemi
Türkiye’de seçimler tek derecelidir. Nispi temsil sistemine göre, genel, eÅŸit ve gizli oyla, bütün yurtta aynı günde yapılır. Seçmen oyunu tam serbesti içinde kullanır. Oyların sayım ve dökümü ile tutanaklara geçirilmesi açık yapılır. Her il bir seçim çevresi, her muhtarlık bir seçim bölgesidir.
Türkiye’deki seçim yasasına göre önce 550 milletvekilliÄŸinden her ile bir milletvekilliÄŸi verilir. Sonra toplam nüfus kalan milletvekili sayısına, her ilin nüfusu da çıkan sayıya bölünerek illerin çıkaracağı milletvekili sayısı bulunur. Kalan milletvekilliÄŸi, artık nüfus büyüklüğüne göre dağıtılır. Milletvekili sayısı 118 olan iller bir, 1935 olan iller iki, 36′dan fazla olan iller üç seçim çevresine ayrılır. İlke düzeyinde yüzde 10 baraj sistemi uygulanmaktadır. Genel seçimlerde ülke genelinde, ara seçimlerde seçim yapılan çevrelerin tümünde geçerli oyların yüzde 10′unu geçemeyen partiler milletvekili çıkaramaz.
Seçim sonucuna göre, milletvekilliklerinin partilere paylaÅŸtırılmasında d’Hondt sistemi uygulanmaktadır. Seçime katılmış ve ülke barajını aÅŸmış siyasal partilerin ve bağımsız adayların adları alt alta ve aldıkları geçerli oylar karşılarına yazılmakta, daha sonra siyasal partilerin aldıkları geçerli oylar bire, ikiye, üçe v.s. (o çevrenin çıkaracağı milletvekili sayısına ulaşıncaya kadar) bölünmekte, çıkan sayılar en büyükten en küçüğe doÄŸru sıralanmakta ve o çevrenin çıkaracağı milletvekillikleri, büyüklük sırasına göre partiler ya da bağımsız adaylar arasında paylaÅŸtırılmaktadır.
Siyasi Partiler
1980 yılında yapılan askeri müdahale tüm partileri kapatmış ve yöneticilerine siyaset yasağı getirmiştir. Demokrasiye geçilmesiyle birlikte, 1983 yılında siyasal partilerin kurulmasına yeniden izin verilmiştir. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde Anavatan Partisi (ANAP) tek başına iktidara gelirken, Halkçı Parti (HP) ve Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP), muhalefet partileri olarak parlamentoda yer almışlardır. 1987 yılında, eski politikacıların siyaset yasağı bir Anayasa değişikliği ve ardından yapılan halkoylaması ile kaldırılmış; 1993 yılında yapılan bir başka Anayasa değişikliği ile de eski siyasal partilerin yeniden açılmasına olanak sağlanmıştır. Ancak kapatılan partilerden sadece ikisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yeniden açılmıştır.
DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit
1995 yılında ülke çapında yapılan genel seçimle, TBMM’nde 10 parti temsil edilme olanağı kazanmıştır. Bunlar; Anavatan Partisi (ANAP), Büyük Birlik Partisi (BBP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), DeÄŸiÅŸen Türkiye Partisi (DEPAR), Demokrat Parti (DP), Demokrat Türkiye Partisi (DTP), Demokratik Sol Parti (DSP), DoÄŸru Yol Partisi (DYP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Refah Partisi’dir (RP). TBMM’de 158 milletvekili ile temsil edilen ve DYP ile yaptığı koalisyon ortaklığı sonucu kısa bir dönem iktidarda bulunan RP, dini ideolojiye dayandığı ve laik Cumhuriyet’e karşı kökten dinci eylem ve söylemleri gerekçesi ile Yargıtay Cumhuriyet BaÅŸsavcısı’nın Anayasa Mahkemesi’ne açtığı dava sonucu Ocak 1998 tarihinde kapatılmıştır. Kapatılan RP’nin bağımsız kalan milletvekillerinin büyük çoÄŸunluÄŸu 1997 yılı sonunda kurulan Fazilet Partisi’ne (FP) katılmışlardır.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli
1999 seçimleri sonucunda DSP, MHP, FP, DYP ve ANAP parlamentoda temsil edilme hakkı kazanırken, CHP %10′luk ülke barajını aÅŸamayarak parlamento dışında kalmıştır. Merkez solun en büyük kitle partisi olan ve seçimlerden birinci parti olarak çıkan DSP, merkez saÄŸdaki partiler gibi demokratik ve laik cumhuriyeti ve bazı sınırlama ve koÅŸullarla serbest piyasa ekonomisini savunmaktadır. İskandinav sosyal demokrat partilerine benzer bir örgütlenme modeline sahiptir. Türkiye’nin en eski partisinin devamı olarak 1992′de yeniden kurulan ve seçim sonucunda parlamento dışında kalan CHP’nin de, DSP ile benzer görüşleri vardır.
1999 seçimlerinde oy yüzdesini önemli ölçüde artıran MHP, "Türk milliyetçiliÄŸi" anlayışını esas alarak program ve uygulamalarını belirlemektedir. Laik Cumhuriyet’e karşı köktendinci eylem ve söylemleri gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılan RP’nin bağımsız kalan milletvekillerinin büyük çoÄŸunluÄŸunun katılımıyla kurulan FP, RP’nin oy oranının bir hayli gerisinde kalmış, DSP ve MHP’nin ardından üçüncü parti konumuna gerilemiÅŸtir. Türkiye’nin merkez saÄŸdaki en büyük kitle partileri olan ANAP ve DYP, 1999 seçimlerinde büyük oy kaybına uÄŸramışlardır. ANAP, "dört eÄŸilimi bir araya getirme" sloganıyla girdiÄŸi 1983 seçimleri ile tek başına iktidara gelmiÅŸ tir. Liberal görüşlü Demokrat Parti ve Adalet Partisi’nin devamı olarak 1983 yılında kurulan DYP de, ANAP gibi demokratik ve laik cumhuriyeti, düşünce, inanç ve teÅŸebbüs özgürlüğü ile serbest piyasa ekonomisini savunmaktadır.
FP Genel Başkanı Recai Kutan
İlkede bunların dışında, parlamentoda temsil edilmeyen, ancak siyasal etkinliklerini sürdüren 28 parti daha mevcuttur. Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Demokrat Türkiye Partisi (DTP), Barış Partisi (BP), Demokrasi ve Değişim Partisi (DDP), Halkın Demokrasi Partisi (HADEP), Liberal Demokrat Parti (LDP), Türkiye Özürlüsü ile Mutludur Partisi (TÖM) bunlardan bazılarıdır.
ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz
Siyasal Partilerin Mali Yapıları ve Denetimleri
Siyasal partiler, üyelerinin aidatları, bağışlar ve devlet yardımı ile yaşamlarını sürdürürler. Siyasal Partiler Yasası, siyasal partilere gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılacak bağışlar için belli bir sınır getirmiştir. Devlet siyasal partilere yasayla belirlenmiş koşullara göre yardım yapmaktadır.
DYP Genel Başkanı Tansu Çiller
Kamu kurum ve kuruluşları ile yerel yönetimlerin siyasal partilere taşınır ya da taşınmaz mal, para ya da haklar bağışlaması yasaktır. Ayrıca, siyasal partiler yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı uyruklu kişilerden, yabancı ülkelerdeki dernek, grup ve kurumlardan para ya da mal olarak yardım ve bağış alamazlar.
26 Haziran 1999 tarihinde yapılan Kurultay sonucu CHP Genel BaÅŸkanlığı’na seçilen Altan Öymen
Siyasal partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gerekir. Anayasa, siyasal partilerin mali denetimlerini yapma görev ve yetkisini Anayasa Mahkemesi’ne vermiÅŸtir. Anayasa Mahkemesi, bu görevini Siyasal Partiler Yasası kuralları çerçevesinde yerine getirir; verdiÄŸi kararlar kesindir.
Hukuk Düzeni
Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk düzeni, baÅŸta Anayasa olmak üzere yasalar ve yürütmenin iÅŸlemleri (tüzükler, yönetmelikler, kara nameler) ile saÄŸlanmaktadır. Ayrıca yönetim de kimi düzenleyici iÅŸlemler (genel tebliÄŸler, genelgeler, bütçe uygulama yönergeleri) ile bu düzenin saÄŸlanmasına katkıda bulunmaktadır. Yürütme ve yönetimin düzenleyici iÅŸlemleri, devletin tüm örgütlerini kapsayacak biçimde genel nitelikli olduÄŸu gibi, belli konular, kurumlar, yerel yönetimler ve özerk kuruluÅŸlara iliÅŸkin de olabilmektedir.
Anayasa’da, yöntemince yürürlüğe konulan uluslararası anlaÅŸmaların yasa hükmünde olduÄŸu, bunlara iliÅŸkin Anayasa’ya aykırılık savıyla Anayasa Mahkemesi’ne baÅŸvurulamayacağı belirtilmiÅŸtir. Yasa hükmünde kabul edilerek, yöntemince yürürlüğe konulan uluslararası anlaÅŸmaların iç hukukta doÄŸrudan uygulanması saÄŸlanmıştır. Ancak Anayasa, bu anlaÅŸmaların Anayasa hükmünde olduÄŸunu belirtmediÄŸinden ve özel kural da getirmediÄŸinden, yöntemince yürürlüğe konulan uluslararası anlaÅŸmalar anayasal denetimde ölçü norm olarak kullanılamamaktadır. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi, genel hukuk ilkelerini iç hukuk düzenlemelerinden önde görmekte, yöntemince yürürlüğe konulan uluslararası anlaÅŸmalara da destekleyici gerekçe olarak kararlarında yer vermektedir.
Cumhuriyet döneminin temel kazanımı, laiklik ilkesiyle birlikte laik hukuk düzeninin benimsenmesidir. Cumhuriyet’in kurulduÄŸu ilk yıllarda, Cumhuriyet’in temel felsefesine uygun bir hukuk sisteminin yeni baÅŸtan yaratılması uzun zaman alacağından, ülke koÅŸullarının gerektirdiÄŸi kimi deÄŸiÅŸikliklerle Batılı kaynaklardan yararlanılmasının uygun olacağı kabul edilmiÅŸtir. Bu baÄŸlamda, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu; İsviçre Medeni Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu; İsviçre Neuchatel Usul Kanunu, Ceza Kanunu; İtalyan Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu; Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Ticaret Kanunu; Alman, İngiliz, Japon hatta Brezilya kanunları esas alınarak düzenlenip, yürürlüğe konulmuÅŸtur. Bu yasaların günün koÅŸullarına uygun düşmeyen kuralları zaman içinde deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir. Anayasa Mahkemesi de, Medeni Kanunun özellikle kadın-erkek eÅŸitliÄŸine ters düşen kimi kurallarının ayıklanmasında iptal kararlarıyla etkin rol oynamaktadır.
1998-1999 Yargı Yılı Açılış Töreni
Gerek Medeni Kanun gerekse Ticaret Kanunu, hazırlandıkları zamanın liberal ruhunu günümüze kadar korumuşlardır. Her ikisinde de sözleşme serbestisi ilkesi egemendir.
Ceza hukukunun evrensel ilkeleri, Anayasa’da olduÄŸu gibi Ceza Kanunu’nda da yer almıştır: Kimse, iÅŸlendiÄŸi zaman yürürlükte bulunan yasanın suç saymadığı bir eylemden dolayı cezalandırılamaz; ceza yargıcı kıya sen hüküm kuramaz. Suçun iÅŸlendiÄŸi zamanki yasa ile sonradan yürürlüğe giren yasa farklı ise, lehte olan yasa uygulanır. SuçluluÄŸu hükmen kesinleÅŸinceye kadar kimse suçlu sayılamaz. Kimseye, suçu iÅŸlediÄŸi zaman yasada o suç için öngörülen cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Ceza sorumluluÄŸu kiÅŸiseldir.
KiÅŸi özgürlüğü, yanlızca yasayla kısıtlanabilir. Tutuklama ve süresine iliÅŸkin kararı yargıç verir. Yargıç kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü durumunda ya da gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda yapılabilir. Tutuklanan ya da yakalanan kiÅŸilere nedeni bildirilir, yakınlarına haber verilir. Bu kiÅŸiler Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin görev alanına giren suçlarda en geç kırk sekiz, diÄŸer suçlarda en geç yirmi dört saat, toplu suçlarda ise en geç on beÅŸ gün içinde yargıç önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra yargıç kararı olmadan özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olaÄŸanüstü hal, sıkıyönetim ve savaÅŸ sırasında uzatılabilir.
Herkes mahkemelerde davacı ve davalı olarak sav ve savunma hakkına sahiptir. Bu Anayasa ile saptanmış bir haktır ve hukuk devleti ilkesinin önemli bir öğesidir. Hiç kimse, yasal olarak bağlı olduğu mahkemeden başka merci önüne çıkarılamaz. Yargılama hakkı yalnızca bağımsız yargıçlara verilmiştir. Yargıçlar ve savcılar adli ve idari yargı olarak görev yaparlar. Kendileri istemedikçe ilke olarak 65 yaşını bitirinceye kadar emekli edilemezler, görevden alınamazlar; bir mahkemenin ya da kadronun kaldırılması nedeniyle bile olsa aylık ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun bırakılamazlar.
Adli yargı iki derecelidir. Adli davalar, özel görevli mahkemeler dışında, ilk derece mahkemesi olarak sulh ve asliye mahkemelerinde görülür. Özel görevli mahkemeler; ağır ceza, iÅŸ, çocuk, trafik, kadastro, ticaret ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’dir. Adli davaların temyiz mercii Yargıtay’dır. Yargıtay, ceza ve hukuk dairelerinden oluÅŸur. Ayrıca, Ceza ve Hukuk Genel Kurulları bulunur. Türkiye’de ara (istinaf) mahkemeler yoktur.
Anayasa, asker kişilerin davaları için, askeri yargıyı ayrıca öngörmüştür. Davalar askeri mahkemelerde görülmekte, temyiz mercii olarak Askeri Yargıtay son incelemeyi yap maktadır.
Birey ve Kamu Yönetimi
Hukuk devleti ilkesinin gereÄŸi olarak Anayasa’da, yönetimin her türlü eylem ve iÅŸlemlerine karşı yargı yolunun açık olduÄŸu belirtilmiÅŸtir. Ancak, CumhurbaÅŸkanı’nın tek başına yapacağı iÅŸlemler, Yüksek Askeri Åžura kararları ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları yargı denetimi dışında bırakılmıştır.
Bağımsız mahkemelerde bir duruşma anı
Yönetimin eylem ve işlemlerine karşı açılan davalar idari yargıda görülmektedir. İdari yargı da iki derecelidir. 1982 Anayasasının getirdiği yeni düzenlemelere dayanılarak çıkarılan yasalarla, idare, bölge idare ve vergi mahkemeleri kurulmuştur. Bunlardan idare ve vergi mahkemeleri ilk derece mahkemesi, Bölge İdare Mahkemeleri kimi davalar yönünden üst derece mahkemesidir. Yönetsel eylem ve işlemlere karşı açılan davalara ilk ve son derece mahkemesi bakar.
Anayasa’da bir de Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kurulması öngörülmüştür. Bu yüksek mahkeme, askeri makamlar tarafından yapılan iÅŸlemler ile asker kiÅŸileri ilgilendiren ve askeri hizmete iliÅŸkin yönetsel eylem ve iÅŸlemlerden doÄŸan uyuÅŸmazlıkların ilk ve son derece mahkemesidir.