‘Hukuk’ Kategorisi için Arşiv

Yargı

Salı, 06 Kasım 2007

YARGI

I. Genel hükümler

A. Mahkemelerin bagimsizligi

Madde 138.- Hâkimler, görevlerinde bagimsizdirlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kisi, yargi yetkisinin kullanilmasinda mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkinda Yasama Meclisinde yargi yetkisinin kullanilmasi ile ilgili soru sorulamaz, görüsme yapilamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organlari ile idare, mahkeme kararlarina uymak zorundadir; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarini hiçbir suretle degistiremez ve bunlarin yerine getirilmesini geciktiremez.

B. Hâkimlik ve savcilik teminati

Madde 139.- Hâkimler ve savcilar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yastan önce emekliye ayrilamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldirilmasi sebebiyle de olsa, aylik, ödenek ve diger özlük haklarindan yoksun kilinamaz.

Meslekten çikarilmayi gerektiren bir suçtan dolayi hüküm giymis olanlar, görevini saglik bakimindan yerine getiremeyecegi kesin olarak anlasilanlar veya meslekte kalmalarinin uygun olmadigina karar verilenler hakkinda kanundaki istisnalar saklidir.

C. Hâkimlik ve savcilik meslegi

Madde 140.- Hâkimler ve savcilar adlî ve idarî yargi hâkim ve savcilari olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hâkim ve savcilar eliyle yürütülür.

Hâkimler, mahkemelerin bagimsizligi ve hâkimlik teminati esaslarina göre görev ifa ederler.

Hâkim ve savcilarin nitelikleri, atanmalari, haklari ve ödevleri, aylik ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak degistirilmesi, haklarinda disiplin kovusturmasi açilmasi ve disiplin cezasi verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sirasinda isledikleri suçlarindan dolayi sorusturma yapilmasi ve yargilanmalarina karar verilmesi, meslekten çikarmayi gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi egitimleri ile diger özlük isleri mahkemelerin bagimsizligi ve hâkimlik teminati esaslarina göre kanunla düzenlenir.

Hâkimler ve savcilar altmisbes yasini bitirinceye kadar hizmet görürler; askerî hâkimlerin yas haddi, yükselme ve emeklilikleri kanunda gösterilir.

Hâkimler ve savcilar, kanunda belirtilenlerden baska, Resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.

Hâkimler ve savcilar idarî görevleri yönünden Adalet Bakanligina baglidirlar.

Hâkim ve savci olup da adalet hizmetindeki idarî görevlerde çalisanlar, hâkimler ve savcilar hakkindaki hükümlere tâbidirler. Bunlar, hâkimler ve savcilara ait esaslar dairesinde siniflandirilir ve derecelendirilirler, hâkimlere ve savcilara taninan her türlü haklardan yararlanirlar.

D. Durusmalarin açik ve kararlarin gerekçeli olmasi

Madde 141.- Mahkemelerde durusmalar herkese açiktir. Durusmalarin bir kisminin veya tamaminin kapali yapilmasina ancak genel ahlâkin veya kamu güvenliginin kesin olarak gerekli kildigi hallerde karar verilebilir.

Küçüklerin yargilanmasi hakkinda kanunla özel hükümler konulur.

Bütün mahkemelerin her türlü kararlari gerekçeli olarak yazilir.

Davalarin en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandirilmasi, yarginin görevidir.

E. Mahkemelerin kurulusu

Madde 142.- Mahkemelerin kurulusu, görev ve yetkileri, isleyisi ve yargilama usulleri kanunla düzenlenir.

F. Devlet Güvenlik Mahkemeleri

Madde 143.- Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlügü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine islenen ve dogrudan dogruya Devletin iç ve dis güvenligini ilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulur. (Ek cümle : 18/6/1999 – 4388/1 md.) Ancak, sikiyönetim ve savas haline iliskin hükümler saklidir.

(Degisik : 18/6/1999 – 4388/1 md.) Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir baskan, iki asil ve bir yedek üye ile Cumhuriyet bassavcisi ve yeteri kadar Cumhuriyet savcisi bulunur.

(Degisik : 18/6/1999 – 4388/1 md.) Baskan, iki asil ve bir yedek üye ile Cumhuriyet bassavcisi, birinci sinifa ayrilmis hâkim ve Cumhuriyet savcilari arasindan; Cumhuriyet savcilari ise, diger Cumhuriyet savcilari arasindan Hâkimler ve Savcilar Yüksek Kurulunca özel kanununda gösterilen usule göre dört yil için atanirlar; süresi bitenler yeniden atanabilirler.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri kararlarinin temyiz mercii Yargitaydir.

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin isleyisi, görev ve yetkileri ve yargilama usulleri ile ilgili diger hükümler, kanunda gösterilir.

(Son fikra mülga : 18/6/1999 – 4388/1 md.)

G. Hâkim ve savcilarin denetimi

Madde 144.- Hâkim ve savcilarin görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (Hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapip yapmadiklarini denetleme; görevlerinden dolayi veya görevleri sirasinda suç isleyip islemediklerini , hal ve eylemlerinin sifat ve görevleri icaplarina uyup uymadigini arastirma ve gerektiginde haklarinda inceleme ve sorusturma, Adalet Bakanliginin izni ile adalet müfettisleri tarafindan yapilir. Adalet Bakani sorusturma ve inceleme islemlerini, hakkinda sorusturma ve inceleme yapilacak olandan daha kidemli hâkim veya savci eliyle de yaptirabilir.

H. Askerî yargi

Madde 145.- Askerî yargi, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafindan yürütülür. Bu mahkemeler, asker kisilerin; askerî olan suçlari ile bunlarin asker kisiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak isledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.

Askerî mahkemeler, asker olmayan kisilerin özel kanunda belirtilen askerî suçlari ile kanunda gösterilen görevlerini ifa ettikleri sirada veya kanunda gösterilen askerî mahallerde askerlere karsi isledikleri suçlara da bakmakla görevlidirler.

Askerî mahkemelerin savas veya sikiyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kisiler bakimindan yetkili olduklari; kuruluslari ve gerektiginde bu mahkemelerde adlî yargi hâkim ve savcilarinin görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargi organlarinin kurulusu, isleyisi, askerî hâkimlerin özlük isleri askerî savcilik görevlerini yapan askerî hâkimlerin mahkemesinde görevli bulunduklari komutanlik ile iliskileri, mahkemelerin bagimsizligi, hâkimlik teminati, askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenlenir. Kanun ayrica askerî hâkimlerin yargi hizmeti disindaki askerî hizmetler yönünden askerî hizmetlerin gereklerine göre teskilatinda görevli bulunduklari komutanlik ile olan iliskilerini de gösterir.

II. Yüksek mahkemeler

A. Anayasa Mahkemesi

1. Kurulusu

Madde 146.- Anayasa Mahkemesi onbir asil ve dört yedek üyeden kurulur.

Cumhurbaskani, iki asil ve iki yedek üyeyi Yargitay, iki asil ve bir yedek üyeyi Danistay, birer asil üyeyi Askerî Yargitay, Askerî Yüksek Idare Mahkemesi ve Sayistay genel kurullarinca kendi Baskan ve üyeleri arasindan üye tamsayilarinin salt çogunlugu ile her bos yer için gösterecekleri üçer aday içinden; bir asil üyeyi ise Yüksekögretim Kurulunun kendi üyesi olmayan Yüksekögretim kurumlari ögretim üyeleri içinden gösterecegi üç aday arasindan; üç asil ve bir yedek üyeyi üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasindan seçer.

Yüksekögretim kurumlari ögretim üyeleri ile üst kademe yöneticileri ve avukatlarin Anayasa Mahkemesine asil ve yedek üye seçilebilmeleri için, kirk yasini doldurmus, yüksekögrenim görmüs veya ögrenim kurumlarinda en az onbes yil ögretim üyeligi veya kamu hizmetinde en az onbes yil fiilen çalismis veya en az onbes yil avukatlik yapmis olmak sarttir.

Anayasa Mahkemesi, asil üyeleri arasindan gizli oyla ve üye tamsayisinin salt çogunlugu ile dört yil için bir Baskan ve bir BaskanvekiIi seçer. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Anayasa Mahkemesi üyeleri, aslî görevleri disinda resmî veya özel hiçbir görev alamazlar.

2. Üyeligin sona ermesi

Madde 147.- Anayasa Mahkemesi üyeleri altmisbes yasini doldurunca emekliye ayrilirlar.

Anayasa Mahkemesi üyeligi, bir üyenin hâkimlik mesleginden çikarilmayi gerektiren bir suçtan dolayi hüküm giymesi halinde kendiliginden; görevini saglik bakimindan yerine getiremeyeceginin kesin olarak anlasilmasi halinde de, Anayasa Mahkemesi üye tamsayisinin salt çogunlugunun karari ile sona erer.

3. Görev ve yetkileri

Madde 148.- Anayasa Mahkemesi, kanunlarin, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Içtüzügünün Anayasaya sekil ve esas bakimlarindan uygunlugunu denetler. Anayasa degisikliklerini ise sadece sekil bakimindan inceler ve denetler. Ancak, olaganüstü hallerde, sikiyönetim ve savas hallerinde çikarilan kanun hükmünde kararnamelerin sekil ve esas bakimindan Anayasaya aykiriligi iddiasiyla, Anayasa Mahkemesinde dava açilamaz.

Kanunlarin sekil bakimindan denetlenmesi, son oylamanin, öngörülen çogunlukla yapilip yapilmadigi; Anayasa degisikliklerinde ise, teklif ve oylama çogunluguna ve ivedilikle görüsülemeyecegi sartina uyulup uyulmadigi hususlari ile sinirlidir. Sekil bakimindan denetleme, Cumhurbaskaninca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beste biri tarafindan istenebilir. Kanunun yayimlandigi tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, sekil bozukluguna dayali iptal davasi açilamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez.

Anayasa Mahkemesi Cumhurbaskanini, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargitay, Danistay, Askerî Yargitay, Askerî Yüksek Idare Mahkemesi Baskan ve üyelerini, Bassavcilarini, Cumhuriyet Bassavcivekilini, Hâkimler ve Savcilar Yüksek Kurulu ve Sayistay Baskan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayi Yüce Divan sifatiyla yargilar.

Yüce Divanda, savcilik görevini Cumhuriyet Bassavcisi veya Cumhuriyet Bassavcivekili yapar.

Yüce Divan kararlari kesindir.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diger görevleri de yerine getirir.

4. Çalisma ve yargilama usulü

Madde 149.-(Ek ve degisiklik : 03.10 2001 – 4709/33 md.) Anayasa Mahkemesi, Baskan ve on üye ile toplanir, salt çogunluk ile karar verir. Anayasa degisikliklerinde iptale ve siyasî parti davalarinda kapatilmaya karar verebilmesi için beste üç oy çoklugu sarttir.

Sekil bozukluguna dayali iptal davalari Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara baglanir.

Anayasa Mahkemesinin kurulusu ve yargilama usulleri kanunla; mahkemenin çalisma esaslari ve üyeleri arasindaki isbölümü kendi yapacagi içtüzükle düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sifatiyla baktigi davalar disinda kalan isleri dosya üzerinde inceler. Ancak, gerekli gördügü hallerde sözlü açiklamalarini dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanlari çagirabilir (Ek cümle: 23/7/1995 – 4121/14 md.) ve siyasî partilerin temelli kapatilmasi veya kapatilmasina iliskin davalarda, Yargitay Cumhuriyet Bassavcisindan sonra kapatilmasi istenen siyasî partinin genel baskanliginin veya tayin edecegi bir vekilin savunmasini dinler.

5. Iptal davasi

Madde 150.- Kanunlarin, kanun hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Içtüzügünün veya bunlarin belirli madde ve hükümlerinin sekil ve esas bakimindan Anayasaya aykiriligi iddiasiyla Anayasa Mahkemesinde dogrudan dogruya iptal davasi açabilme hakki, Cumhurbaskanina, iktidar ve anamuhalefet partisi Meclis gruplari ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayisinin en az beste biri tutarindaki üyelere aittir. Iktidarda birden fazla siyasî partinin bulunmasi halinde, iktidar partilerinin dava açma hakkini en fazla üyeye sahip olan parti kullanir.

6. Dava açma süresi

Madde 151.- Anayasa Mahkemesinde dogrudan dogruya iptal davasi açma hakki, iptali istenen kanun, kanun hükmünde kararname veya içtüzügün Resmî Gazetede yayimlanmasindan baslayarak altmis gün sonra düser.

7. Anayasaya aykiriligin diger mahkemelerde ileri sürülmesi

Madde 152.- Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykiri görürse veya taraflardan birinin ileri sürdügü aykirilik iddiasinin ciddî oldugu kanisina varirsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda verecegi karara kadar davayi geri birakir.

Mahkeme, Anayasaya aykirilik iddiasini ciddî görmezse bu iddia temyiz merciince esas hükümle birlikte karara baglanir.

Anayasa Mahkemesi, isin kendisine gelisinden baslamak üzere bes ay içinde kararini verir ve açiklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayi yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandirir. Ancak, Anayasa Mahkemesinin karari, esas hakkindaki karar kesinlesinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadir.

Anayasa Mahkemesinin isin esasina girerek verdigi ret kararinin Resmî Gazetede yayimlanmasindan sonra on yil geçmedikçe ayni kanun hükmünün Anayasaya aykiriligi iddiasiyla tekrar basvuruda bulunulamaz.

8. Anayasa Mahkemesinin kararlari

Madde 153.- Anayasa Mahkemesinin kararlari kesindir. Iptal kararlari gerekçesi yazilmadan açiklanamaz.

Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamini veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.

Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi Içtüzügü ya da bunlarin hükümleri, iptal kararlarinin Resmî Gazetede yayimlandigi tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüge girecegi tarihi ayrica kararlastirabilir. Bu tarih, kararin Resmî Gazetede yayimlandigi günden baslayarak bir yili geçemez.

Iptal kararinin yürürlüge girisinin ertelendigi durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararinin ortaya çikardigi hukukî boslugu dolduracak kanun tasari veya teklifini öncelikle görüsüp karara baglar.

Iptal kararlari geriye yürümez.

Anayasa Mahkemesi kararlari Resmî Gazetede hemen yayimlanir ve yasama, yürütme ve yargi organlarini, idare makamlarini, gerçek ve tüzelkisileri baglar.

B. Yargitay

Madde 154.- Yargitay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun baska bir adlî yargi merciine birakmadigi karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Yargitay üyeleri, birinci sinifa ayrilmis adlî yargi hâkim ve Cumhuriyet savcilari ile bu meslekten sayilanlar arasindan Hâkimler ve Savcilar Yüksek Kurulunca üye tamsayisinin salt çogunlugu ile ve gizli oyla seçilir.

Yargitay Birinci Baskani, birinci baskanvekiIleri ve daire baskanlari kendi üyeleri arasindan Yargitay Genel Kurulunca üye tamsayisinin salt çogunlugu ve gizli oyla dört yil için seçilirler; süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Yargitay Cumhuriyet Bassavcisi ve Cumhuriyet Bassavcivekili, Yargitay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasindan gizli oyla belirleyecegi beser aday arasindan Cumhurbaskani tarafindan dört yil için seçilirler. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Yargitayin kurulusu, isleyisi, Baskan, baskanvekilleri, daire baskanlari ve üyeleri ile Cumhuriyet Bassavcisi ve Cumhuriyet Bassavcivekilinin nitelikleri ve seçim usulleri, mahkemelerin bagimsizligi ve hâkimlik teminati esaslarina göre kanunla düzenlenir.

C. Danistay

Madde 155.- Danistay, idarî mahkemelerce verilen ve kanunun baska bir idarî yargi merciine birakmadigi karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

(Degisik ikinci fikra : 13/8/1999 – 4446/3 md.) Danistay, davalari görmek, Basbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarilari, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz sartlasma ve sözlesmeleri hakkinda iki ay içinde düsüncesini bildirmek, tüzük tasarilarini incelemek, idarî uyusmazliklari çözmek ve kanunla gösterilen diger isleri yapmakla görevlidir.

Danistay üyelerinin dörtte üçü, birinci sinif idarî yargi hâkim ve savcilari ile bu meslekten sayilanlar arasindan Hâkimler ve Savcilar Yüksek Kurulu; dörtte biri, nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasindan Cumhurbaskani; tarafindan seçilir.

Danistay Baskani, Bassavci, baskanvekilleri ve daire baskanlari, kendi üyeleri arasindan Danistay Genel Kurulunca üye tamsayisinin salt çogunlugu ve gizli oyla dört yil için seçilirler. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Danistayin, kurulusu, isleyisi, Baskan, Bassavci, baskanvekilleri, daire baskanlari ile üyelerinin nitelikleri ve seçim usulleri, idarî yarginin özelligi, mahkemelerin bagimsizligi ve hâkimlik teminati esaslarina göre kanunla düzenlenir.

D. Askerî Yargitay

Madde 156.- Askerî Yargitay, askerî mahkemelerden verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Ayrica, asker kisilerin kanunla gösterilen belli davalarina ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Askerî Yargitay üyeleri birinci sinif askerî hâkimler arasindan Askerî Yargitay Genel Kurulunun üye tamsayisinin salt çogunlugu ve gizli oyla her bos yer için gösterecegi üçer aday içinden Cumhurbaskaninca seçilir.

Askerî Yargitay Baskani, Bassavcisi, Ikinci Baskani ve daire baskanlari Askerî Yargitay üyeleri asasindan rütbe ve kidem sirasina göre atanirlar.

Askerî Yargitayin kurulusu, isleyisi, mensuplarinin disiplin ve özlük isleri mahkemelerin bagimsizligi, hâkimlik teminati ve askerlik hizmetlerinin gereklerine göre kanunla düzenlenir.

E. Askerî Yüksek Idare Mahkemesi

Madde 157.- Askerî Yüksek Idare Mahkemesi, askerî olmayan makamlarca tesis edilmis olsa bile, asker kisileri ilgilendiren ve Askerî hizmete iliskin idarî islem ve eylemlerden dogan uyusmazliklarin yargi denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesidir. Ancak, askerlik yükümlülügünden dogan uyusmazliklarda ilgilinin asker kisi olmasi sarti aranmaz.

Askerî Yüksek Idare Mahkemesinin askerî hâkim sinifindan olan üyeleri, mahkemenin bu siniftan olan baskan ve üyeleri tamsayisinin salt çogunlugu ve gizli oy ile birinci sinif askerî hâkimler arasindan her bos yer için gösterilecek üç aday içinden; hâkim sinifindan olmayan üyeleri, rütbe ve nitelikleri kanunda gösterilen subaylar arasindan, Genelkurmay Baskanliginca her bos yer için gösterilecek üç aday içinden Cumhurbaskaninca seçilir.

Askerî hâkim sinifindan olmayan üyelerin görev süresi en fazla dört yildir.

Mahkemenin Baskani, Bassavci ve daire baskanlari hâkim sinifindan olanlar arasindan rütbe ve kidem sirasina göre atanirlar.

Askerî Yüksek Idare Mahkemesinin kurulusu, isleyisi, yargilama usulleri, mensuplarinin disiplin ve özlük isleri, mahkemelerin bagimsizligi, hâkimlik teminati ve askerlik hizmetlerinin gereklerine göre kanunla düzenlenir.

F. Uyusmazlik Mahkemesi

Madde 158.- Uyusmazlik Mahkemesi adlî, idarî ve askerî yargi mercileri arasindaki görev ve hüküm uyusmazliklarini kesin olarak çözümlemeye yetkilidir.

Uyusmazlik Mahkemesinin kurulusu, üyelerinin nitelikleri ve seçimleri ile isleyisi kanunla düzenlenir. Bu mahkemenin Baskanligini Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasindan görevlendirilen üye yapar.

Diger mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasindaki görev uyusmazliklarinda, Anayasa Mahkemesinin karari esas alinir.

III. Hâkimler ve Savcilar Yüksek Kurulu

Madde 159.- Hâkimler ve Savcilar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bagimsizligi ve hâkimlik teminati esaslarina göre kurulur ve görev yapar.

Kurulun Baskani, Adalet Bakanidir. Adalet Bakanligi Müstesari Kurulun tabiî üyesidir. Kurulun üç asil ve üç yedek üyesi Yargitay Genel Kurulunun, iki asil ve iki yedek üyesi Danistay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasindan, her üyelik için gösterecekleri üçer aday içinden Cumhurbaskaninca, dört yil için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilirler. Kurul, seçimle gelen asil üyeleri arasindan bir baskanvekili seçer.

Hâkimler ve Savcilar Yüksek Kurulu; adlî ve idarî yargi hâkim ve savcilarini meslege kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sinifa ayirma, kadro dagitma, meslekte kalmalari uygun görülmeyenler hakkinda karar verme, disiplin cezasi verme, görevden uzaklastirma islemlerini yapar. Adalet Bakanliginin, bir mahkemenin veya bir hâkimin veya savcinin kadrosunun kaldirilmasi veya bir mahkemenin yargi çevresinin degistirilmesi konusundaki tekliflerini karara baglar. Ayrica Anayasa ve kanunlarla verilen diger görevleri yerine getirir.

Kurul kararlarina karsi yargi mercilerine basvurulamaz.

Kurulun görevlerini yerine getirmesi, seçim ve çalisma usulleriyle itirazlarin Kurul bünyesinde incelenmesi esaslari kanunla düzenlenir.

Adalet Bakanliginin merkez kurulusunda geçici veya sürekli olarak çalistirilacak hâkim ve savcilarin muvafakatlarini alarak atama yetkisi Adalet Bakanina aittir.

Adalet Bakani Hâkimler ve Savcilar Yüksek Kurulunun ilk toplantisinda onaya sunulmak üzere gecikmesinde sakinca bulunan hallerde hizmetin aksamamasi için hâkim ve savcilari geçici yetki ile görevlendirebilir.

IV. Sayistay

Madde 160.- Sayistay, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarini Türkiye Büyük Millet Meclisi adina denetlemek ve sorumlularin hesap ve islemlerini kesin hükme baglamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme baglama islerini yapmakla görevlidir. Sayistayin kesin hükümleri hakkinda ilgililer yazili bildirim tarihinden itibaren onbes gün içinde bir kereye mahsus olmak üzere karar düzeltilmesi isteminde bulunabilirler. Bu kararlar dolayisiyla idarî yargi yoluna basvurulamaz.

Vergi, benzeri malî yükümlülükler ve ödevler hakkinda Danistay ile Sayistay kararlari arasindaki uyusmazliklarda Danistay kararlari esas alinir.

Sayistayin kurulusu, isleyisi, denetim usulleri, mensuplarinin nitelikleri, atanmalari, ödev ve yetkileri, haklari ve yükümlülükleri ve diger özIük isleri, Baskan ve üyelerinin teminati kanunla düzenlenir.

Silahli Kuvvetler elinde bulunan Devlet mallarinin Türkiye Büyük Millet Meclisi adina denetlenmesi usulleri, Millî Savunma hizmetlerinin gerektirdigi gizlilik esaslarina uygun olarak kanunla düzenlenir.

Anayasa

Salı, 06 Kasım 2007

Anayasa

Türkiye’de anayasal hareketler 19. yüzyılın ikinci yarı sında başlamış ve ilk anayasa Osmanlı ımparatorluğu’nun son dönemlerinde, 1876 yılında kabul edilmiştir (Kanuni Esasi). 1921 Anayasası, Kurtuluş Savaşı yıllarında çıkarılan, savaş koşulları ve gereklerinin zorunlu kıldığı kuralları içeren ikinci anayasadır. Cumhuriyet döneminde üç anayasa çıkarılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası 1924′te, ikincisi 1961′de ve bugün yürürlükte olan üçüncüsü de 1982 yılında kabul edilmiştir.

Tüm çağdaş demokrasiler gibi Türkiye Cumhuriyeti de güçler ayrılığı ilkesini benimsemiştir. Anayasa’nın, devletin dayandığı temelleri belirten ve Anayasa metnine dahil olan başlangıcında, güçler ayrılığının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediği, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı bir işbölümü ve işbirliği olduğu vurgulanmıştır. 1924′te kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasasında güçler ayrılığı ilkesine yer verilmemiştir. Bu anayasada da, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu belirtilmiş, ancak egemenliğin kullanılması parlamentoya bırakılmıştır. Bunun sonucu olarak, 1924 Anayasası’nda, yasaların Anayasa’ya aykırı olamayacağına yer verilmesine karşın bunu denetleyecek organ, bir başka deyişle anayasa yargısı öngörülmemiştir. Ancak 1946 yılında çok partili hayata geçiş ve 1950 yılında yapılan demokratik seçimlerde iktidarın muhalefete geçmesiyle sorunların bitmediği anlaşılmış ve yasama meclisinin denetlenmesi gereksinimi duyulmuştur. Önce aydınlarca dile getirilen bu anlayış, daha sonra siyasi partilerce de desteklenmiş ve 1961 Anayasası’nda ilk kez güçler ayrılığı ilkesi benimsenip, anayasa yargısı öngörülmüş ve Anayasa Mahkemesi Anayasa’daki yerini almıştır. Böylece, yasaların Anayasa’ya aykırı olamayacağı yolundaki hüküm işlerlik kazanmıştır.

Anayasa’ya göre egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Halk, egemenliğini Anayasa’nın koyduğu ilkeler çerçevesinde seçimler yoluyla doğrudan; yetkili organlar eliyle de dolaylı yoldan kullanır. Egemenliği kullanan organlar yasama, yürütme ve yargıdır. Yasama yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir ve devredilemez. Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve yasalara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. Yargı yetkisi ise, bağımsız mahkemelerce kullanılır.

Türkiye’de güçler ayrılığı ilkesini hayata geçiren, hukuk devleti ilkesidir. Bu ilke, devlet ve toplum yaşamında hukukun üstünlüğünü sağlar. Yasama ve yürütme erklerinde bulunan güç, hukukun üstünlüğü ilkesi gereğince yargıyla sınırlanıp, dengelenir. Yasama işlemleri ile yürütmenin eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı tutulur. Böylece devlet yönetiminde demokrasi sağlanır ve korunur. Anayasa bu düzeni sağlayıcı kurallarla donatılmıştır. Bağlayıcı ve üstün nitelikte olan Anayasa kuralları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, yönetim ile diğer kişi ve kuruluşları bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Ayrıca normlar hiyerarşisi benimsenmiş; alt normların üst normlara aykırı olması engellenmiştir. Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, yönetimi, tüm gerçek ve tüzel kişileri bağlar ve bu kararlar iktidar işlemlerinin meşruiyet kaynağını oluşturur.

Temel Hak ve Özgürlükler

Anayasa’nın başlangıcında, her Türk vatandaşının Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerden eşitlik ve sosyal adalet ilkeleri gereğince yararlanarak; milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir yaşam sürdürme, maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hakkının olduğu belirtilmiştir. Bununla yetinilmemiş, Anayasa’nın maddelerinde de, Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına saygılı bir devlet olduğu vurgulanmış; devlete, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak görevi verilmiştir. Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel gereksinmelerinin ve sosyal güvenliklerinin sağlanmasından da yükümlü kılınmıştır.

Anayasa Mahkemesi binası

Anayasa temel hak ve özgürlükler alanında, doğal hukuk ile çağdaş hukuk anlayışlarının sonucu olan kuralları birlikte içermektedir. Herkesin dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğunun vurgulanması, Anayasa’ya doğal hukuk anlayışının egemen olduğunu göstermektedir. Temel hak ve özgürlükler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da içermektedir. Temel haklar bağlamında; yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve onu geliştirme hakkı tanınmıştır. Tıbbi zorunluluklar ve yasada yazılı durumlar dışında kişinin beden bütünlüğüne dokunulamaz. Kişi olur vermedikçe bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; insanlık onuruyla bağdaşmayan bir ceza verilemez. Angarya yasaktır; kimse zorla çalıştırılamaz. Herkes kişi özgürlüğüne ve güvenliğine sahiptir. Özel yaşamın gizliliği esastır ve herkes özel ve aile yaşamına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Bunların dışında temel hak ve özgürlükler kapsamında olan konut dokunulmazlığı, haberleşme özgürlüğü, seyahat özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve kanaat özgürlüğü, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü, basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve mülkiyet hakkı da Anayasa ile düzenlenip güvence altına alınmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, çağdaş hukuk anlayışının sonucu olan sosyal ve ekonomik haklara da yer vermiştir. Ailenin ve gençliğin korunması, eğitim ve öğrenim hak ve ödevi, çalışma ve sözleşme özgürlüğü, sendikal haklar, ücrette adalet, sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkı, konut hakkı, sosyal güvenlik hakkı, sanatın ve sanatçının korunması bu bağlamdadır. Anayasa’da, seçme ve seçilme hakkı, vergi ve askerlik ödevi, dilekçe hakkı gibi siyasal hak ve ödevlere de yer verilmiştir.

Anayasa herkesi yasa önünde eşit kılmıştır. insanlar arasında dil, din, mezhep, ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç ve benzeri nedenlerle ayırım yapılamaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ya da sınıfa ayrıcalık tanınamaz.

Yabancılar, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus bütünlüğü, ülke bölünmezliği, egemenliği ve bağımsızlığı gözetilerek aynı hak ve özgürlüklere sahiptir. Yabancılar için getirilen hak ve özgürlükler, uluslararası hukuka uygun olarak ancak yasa ile sınırlanabilir. Bunun yanında, siyasal haklar ve kamu hizmetine girme hakkı yalnız Türk vatandaşlarına tanınmıştır.

Anayasa’nın, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin kuralları evrensel kurallara uygundur. Temel hak ve özgürlükler, ülke ve millet bütünlüğünün, ulusal egemenliğin, Cumhuriyet’in, kamu düzeni ve yararının, ulusal ve genel güvenliğin, genel ahlak ve sağlığın korunması amacıyla ve ayrıca Anayasa’da yer alan özel nedenlerle sınırlanabilir. Ancak bu sınırlama demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldüğü amaç dışında kullanılamaz. Anayasa Mahkemesi, hak ve özgürlüklerin "özü"ne dokunan kuralların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmadığına karar vererek, hak ve özgürlüklerin özünü "sınırlamanın sınırı" kabul etmiştir.

Temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması da yasaklanmıştır. Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin; ülke ve ulus bütünlüğünü bozmak, Türk Devleti’nin ve Cumhuriyet’in varlığını tehlikeye düşürmek, başkalarının temel hak ve özgürlüklerini yok etmek, devletin bir kişi ya da zümre tarafından yönetilmesini ya da sosyal bir sınıfın diğer sınıflar üzerinde egemenlik kurmasını sağlamak, dil, din, ırk, mezhep ayırımı yaratmak ve herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılamayacağını belirtmiştir. Temel hak ve özgürlükler ayrıca devletin yasal olmayan müdahalelerine karşı da korunmuştur.

Her Türk vatandaşının, temel hak ve özgürlükleri ihlal edildiğinde yargı mercilerinde dava açma hakkı vardır; ancak, doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne başvurma hakkı yoktur. Vatandaşlar mahkemelerde açtıkları davalarda Anayasa’ya aykırılık savında bulunabilirler. Mahkeme bu savı ciddi bulursa konuyu Anayasa Mahkemesi’ne yansıtabilir.

Türkiye 1949 yılında Birleşmiş Milletler insan Hakları Evrensel Bildirgesini kabul etmiş, 1954 yılında da insan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi’ni onaylamıştır. 1987 yılında Türk vatandaşlarının Avrupa insan Hakları Komisyonu’na bireysel başvuru hakkı; 1989 yılında da Avrupa insan Hakları Divanı’nın zorunlu yargı yetkisi tanınmıştır. Böylece insan hakları konusunda uluslararası denetim yolu benimsenmiştir. Bildirge ve Sözleşme’nin kimi kuralları Anayasa’ya aynen yansımış; bazı kurallarının gerekçelerine bu Bildirge ve Sözleşme kaynaklık etmiştir.

6 Ocak 1961′de hizmete açılan bugünkü Meclis binası, büyüklük açısından dünyanın önde gelen parlamento binalarından biridir.

Devlet Düzeninin Temelleri

Anayasa’ya göre Devlet’in biçimi Cumhuriyettir ve egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olması demokratik devlet modelini yansıtmaktadır. Anayasa’nın benimsediği demokrasi, temsili demokrasidir. Halk, oylarıyla temsilcilerini seçer ve egemenlik hakkını böylece dolaylı yoldan kullanır. Bunun ötesinde egemenlik, güçler ayrılığı ilkesi uyarınca ve Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organlarca kullanılır. Hiç kimse ya da organ kaynağını Anayasa’dan almayan devlet yetkisi kullanamaz. Egemenliğin doğrudan kullanılmasının yolu olan halkoylaması, yanlızca Anayasa değişiklikleri için söz konusudur. Egemenliği kullanmaya yetkili organlar, Anayasa’da gösterilen özgürlükçü demokrasi ve bunun gerekleriyle belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamaz.

Anayasa, "üniter devlet" modelini ve kültür mozayiği içerisinde "tek halk" ilkesini benimsemiştir. Ulus "tek", ülke "tüm" ve Devlet "bir"dir.

Anayasa’da öngörülen hukuk devleti, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve güçler ayrılığı ilkesine dayanır. Hukukun üstünlüğü esastır. Yasama işlemleri Anayasa Mahkemesi’nin, yürütme işlem ve eylemleri idari yargının denetimine bağlıdır.

Laiklik ilkesi uyarınca kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandıramaz; siyasal ya da kişisel çıkar ya da nüfuz sağlama amacıyla her ne biçimde olursa olsun dini, din duygularını ve dince kutsal sayılan şeyleri kötüye kullanamaz.

Siyasal partiler, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğeleridir. Ancak Anayasa, devletin bağımsızlığını, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, ulusal egemenliğini, özgürlükçü demokrasiyi, laikliği, insan hak ve özgürlüklerini, hukuk devleti ilkesini güvenceye almış; tüzüğü, programı ya da eylemleri, bu ilke ve öğelere aykırı olan siyasal partilerin Anayasa Mahkemesi’nce kapatılmasını öngörmüştür.

Sosyal devlet ilkesi, geleneksel hukuk devleti ilkesini tamamlayan çağdaş bir öğedir. Bu ilke devleti, sosyal yönden zayıf, güçsüz kişileri güçlüler karşısında korumak, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği sağlamakla görevlendirmiştir.

Anayasa’nın Değiştirilmesi

Anayasa’nın değiştirilemeyecek, hatta değiştirilmesi önerilemeyecek hükümleri

vardır. Türkiye Devleti’nin bir Cumhuriyet olduğuna, devlet düzeninin dayandığı temellere, devletin üniter yapısına, bayrağının biçimine, istiklal Marşı’nın ulusal marş, dilinin Türkçe ve başkentinin Ankara olduğuna ilişkin hükümler, Anayasa’nın değiştirilemez, değiştirilmesi önerilemez düzenlemeleridir.

Bunların dışındaki hükümler yönünden, Anayasa’nın değiştirilmesinde nitelikli çoğunluk koşulu öngörülmüş ve özel yöntem getirilmiştir. Anayasa’da değişiklik yapıla bilmesi için TBMM üye tamsayısının en az üçte birinin yazılı önerisinin bulunması, önerinin Meclis Genel Kurulu’nda iki kez görüşülmesi ve Meclis üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oylama ile kabulü gereklidir. Cumhurbaşkanı’nın Anayasa değişikliklerine ilişkin yasaları, bir kez daha görüşülmek üzere TBMM’ne geri gönderme ve halkoyuna sunma yetkisi vardır.

Devletin Temel Organları

Güçler ayrılığı ilkesine bağlı olarak Anayasa’da yasama, yürütme ve yargı organları ile kimi kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yetkileri düzenlenmiştir.

Yasama Organı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 550 milletvekilinden oluşur. Milletvekili seçimleri beş yılda bir yapılır. Meclis, süre dolmadan seçimlerin yenilenmesine karar verebileceği gibi, Cumhurbaşkanı da Anayasa’dan kaynaklanan yetkisi çerçevesinde seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Meclis, savaş nedeniyle seçimlerin bir yıl ertelenmesini kararlaştırabilir. TBMM üyeliklerinde boşalma olması durumunda, her seçim döneminde bir kez ara seçim yapılır.

Seçimler, serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır. Seçimlerle ilgili konularda son söz Yüksek Seçim Kurulu’nundur. Yüksek Seçim Kurulu, Yargıtay ve Danıştay üyelerinden oluşur. On sekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme, otuz yaşını dolduran ve ilköğretimi tamamlayan her Türk yurttaşı da seçilme hakkına sahiptir. Seçim yöntemi yasayla belirlenir. Yasa, "temsilde adalet ve yönetimde istikrar" ilkelerini gözetmek zorundadır. Önce Anayasa Mahkemesi kararlarıyla saptanmış olan bu ilkeler, 23 Temmuz 1995 tarihinde yapılan son değişiklikle Anayasa’ya girmiştir.

Milletvekilleri tüm milleti temsil ederler ve göreve başlarken, metni Anayasa’da yer alan andı içerler. Milletvekillerinin Meclis çalışmalarındaki oy ve sözleri ile açıkladıkları düşüncelerinden dolayı yasama dokunulmazlıkları vardır. Suçüstü durumları dışında haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılması Meclis Genel Kurulu tarafından dokunulmazlıklarının kaldırılmasına bağlıdır. Verilen cezalar milletvekillikleri sona erdikten sonra uygulanabilir

Milletvekilleri Meclis Genel Kurul toplantısında

Milletvekilliğinin düşmesine Meclis karar verir. Anayasa Mahkemesi kararıyla açıklama ve eylemleri ile bağlı bulunduğu partinin kapatılmasına neden olduğu saptanmış kişilerin milletvekilliği de düşer. Milletvekilliğinden ayrılma, istemin Meclis Genel Kurulu’nda kabulüne bağlıdır. Parti sinden ayrılan milletvekillerinin milletvekilliği bağımsız olarak sürer. Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ve milletvekilliğinin düşmesine ilişkin kararların iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabilir.

TBMM çalışmalarını kendi yaptığı içtüzüğe göre yürütür. Anayasa ve içtüzük, Meclis’in komisyonlar biçiminde çalışmasını öngörmüştür. Çeşitli uzmanlık konularına göre oluşturulan komisyonlar hazırlık çalışmalarını yaparlar; son söz Genel Kurulundur. Dilekçe Komisyonu’na her vatandaş başvuruda ve şikayette bulunabilir.

TBMM’nin, Anayasa ile verilen özel görev ve yetkileri yanında, yasa koymak, değiştirmek, kaldırmak, Bakanlar Kurulu’nu ve bakanları denetlemek, belli konularda Bakanlar Kurulu’na yasa gücünde kararname çıkarma yetkisi vermek, bütçe ve kesin hesap yasa tasarılarını kabul etmek gibi görev ve yetkileri bulunmaktadır. Ayrıca para basılmasına, savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü durum ilanına karar vermek, uluslararası anlaşmaların imzalanmasını uygun bulmak, genel ve özel af ilanına ve mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek de TBMM’nin görev ve yetkileri arasındadır.

TBMM, kuruluşundan (23 Nisan 1920) 1961 Anayasası dönemine kadar 7478, 1961 Anayasası geçici döneminde 351, 1961 ve 1982 anayasaları döneminden Temmuz 1999 tarihine kadar 4393 yasa kabul etmiştir. Meclis, 28 yasayla Bakanlar Kurulu’na yetki vermiş; bu yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulu tarafından 573 yasa gücünde kararname çıkarılmıştır.

Yürütme Organı

Yürütme organı Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’ndan oluşur. Yönetim birimi de Anayasa’nın yürütme bölümünde yer almış ve kimi yönetsel birimlere yine bu bölümde yer verilmiştir. Böylece, Anayasa’da adından ve örgüt yapısından söz edilen kurumlar "anayasal kurumlar" statüsü kazanmışlardır. Yükseköğretim kurumları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve Diyanet işleri Başkanlığı bu kurumlar arasındadır.

Cumhurbaşkanı

Cumhurbaşkanı Devlet’in başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliğini temsil eder. TBMM tarafından, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim görmüş milletvekilleri ya da milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, gizli oyla ve Meclis üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla seçilir. Görev süresi yedi yıldır. Cumhurbaşkanı seçilen kişinin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve TBMM üyeliği sona erer. Bir kimse iki kez Cumhurbaşkanı seçilemez. Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Anayasa’da metni bulunan andı içer.

Cumhurbaşkanı Anayasa’nın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Yasama, yürütme ve yargı alanına ilişkin görev ve yetkileri vardır. Yasama alanındaki görevleri; gerektiğinde TBMM’ni toplantıya çağırmak, yasaları yayımlamak ve gerekli gördüğünde yeniden görüşülmek üzere Meclis’e geri göndermek, Anayasa değişikliklerini gerekli gördüğünde halkoyuna sunmak, yasa ve yasa gücünde kararname çıkarmak, Meclis içtüzüğü’ne ilişkin olarak Anayasa’ya aykırılık savıyla Anayasa Mahkemesi’nde dava açmak, koşulları oluştuğunda TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermektir. Yargıya ilişkin görevleri de, yüksek mahkemelere üye seçmekle sınırlıdır.

Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve onun önerisi üzerine Bakanları atar. Yabancı ülkelere Türk Devleti’nin temsilcilerini gönderir; Türkiye Cumhuriyeti’ne gönderilen yabancı devletlerin temsilcilerini kabul eder.

Anayasa, Cumhurbaşkanlığı ile ilgili bölümde iki anayasal kuruma yer vermiştir: Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ve Devlet Denetleme Kurulu. Devlet Denetleme Kurulu, yönetimin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli biçimde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla görev yapar. Cumhurbaşkanı’nın isteği üzerine, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinde, her düzeydeki işçi ve işveren meslek örgütlerinde, kamuya yararlı dernekler ve vakıflarda her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yürütür. Silahlı Kuvvetler ve yargı organları Devlet Denetleme Kurulu’nun görev alanı dışındadır.

Bakanlar Kurulu

Bakanlar Kurulu, Başbakan ve Bakanlardan oluşur. Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından milletvekilleri arasından atanır. Bakanlar, milletvekilleri ya da milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasın dan Başbakan tarafından seçilir ve Cumhurbaşkanı’nca atanır. Bakanların görevlerine, gerektiğinde Başbakan’ın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından son verilebilir.

Bakanlar Kurulu oluştuğunda, programı TBMM’nde okunur ve güvenoyuna başvurulur. Güvenoyu alan hükümet göreve başlar ve Bakanlar Kurulu genel siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludur. Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görev, yetki ve örgütsel oluşumu yasayla olur. Her bakanlığın ayrı bir görev ve örgüt yasası vardır.

Anayasa’nın, Bakanlar Kurulu ile ilgili bölümünde ulusal savunmaya da yer verilmiştir. Bu bölümde görev ve yetkileri düzenlenen kurumlar, Başkomutanlık, Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu’dur.

Milli Güvenlik Kurulu, Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma, içişleri ve Dışişleri Bakanları, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı’ndan oluşur. Ulusal güvenlik siyasetinin belirlenmesi, saptanması ve uygulanması ile ilgili kararlar alır. Bu kararları Bakanlar Kurulu’na tavsiye eder. Kurul’un, devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü önlemlere ilişkin kararlar Bakanlar Kurulu’nca öncelikle dikkate alınır.

Yönetim

Yönetim, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve yasayla düzenlenir. Yönetimin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Türkiye, merkezi yönetim olarak iller, ilçeler, bucaklar ve köyler biçiminde yapılanmıştır. Yerel yönetimler; il özel idareleri, belediyeler ve köylerdir. Bunlar il, belde ve köy halkının yerel ortak gereksinmelerini karşılamak üzere, karar organları seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.

Yargı

Türkiye’de yargı yetkisi bağımsız mahkemeler ve yüksek yargı organları tarafından kullanılır. Anayasa’da yargı bölümü, hukuk devleti ilkesi esas alınarak mahkemelerin ve yargıçların bağımsızlığı ve yargıç güvencesi temeli üzerine oturtulmuştur. Bu, hak arama özgürlüğünün gereği, insan hak ve özgürlüklerinin güvencesidir.

Duruşmalar, özel durumlarda kararla belirlenen kapalılık dışında herkese açıktır. Suç ve cezada yasallık ilkesi, ceza sorumluluğunun kişisel olması, suçsuzluk karinesi geçerlidir. Herkesin yargıç önünde hak arama özgürlüğü vardır.

Anayasa’da işlevsel yönden üçlü yargı sistemi benimsenmiş ve buna göre yargı mercileri adli yargı, idari yargı ve özel yargı yerleri biçiminde ayrılmıştır. Adli ve idari yargı iki derecelidir. Anayasa’da yer alan özel yargı mercileri, askeri mahkemeler ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’dir.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Uyuşmazlık Mahkemesi, Anayasa’nın yargı bölümünde yer verilen yüksek mahkemelerdir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay yine Anayasa’nın yargı bölümünde yer alan özel görevli iki kuruluştur.

Anayasa Mahkemesi

Başkent Ankara’da bulunan Anayasa Mahkemesi’nin temel görevi, insan haklarını ve temel özgürlükleri korumak ve geliştirmek; yasaların, yasa gücünde kararnamelerin, TBMM içtüzüğü’nün biçim ve esas yönünden Anayasa’ya uygunluğunu denetlemektir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliklerini yalnız biçim yönünden denetlemektedir. Anayasa Mahkemesi’nin diğer görevleri ise şunlardır:

• Cumhurbaşkanı’nı, Bakanlar Kurulu üyelerini, yüksek mahkemeler, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay başkan ve üyelerini, başsavcılarını, Cumhuriyet başsavcı vekilini görevleriyle ilgili suçlardan Yüce Divan sıfatıyla yargılar,

• Siyasal partilerin kapatılması davalarına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın partilere uyarı yapılması istemlerine bakar,

• Siyasal partilerin mali denetimlerini yapar,

• Yasama dokunulmazlığının kaldırılması ya da milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin TBMM kararlarını inceler,

• Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı’nı ve Başkan vekili’ni seçer

Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri toplantı halinde

Cumhurbaşkanı, iktidar ve ana muhalefet partileri, Meclis grupları ve TBMM üye tamsayısının en az beşte biri sayısındaki milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi’nde doğrudan iptal davası açma hakkına sahiptirler. Ayrıca mahkemeler, ellerindeki davada uygulayacakları kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna dair ciddi bir sav ileri sürülmüşse ya da kendiliklerinden Anayasa Mahkemesi’nde dava açabilirler.

Anayasa Mahkemesi on bir asıl, dört yedek üyeden oluşur. On bir üye ile toplanarak karar verir. İyeler özel yöntemine ve kontenjanına göre, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek idare Mahkemesi, Sayıştay Başkan ve üyeleri ile öğretim üyeleri, üst düzey yöneticiler ve avukatlar arasından seçilir.

Anayasa Mahkemesi kararları kesindir. Bu kararlar hiçbir biçimde değiştirilemez ve yerine getirilmesi geciktirilemez. Yasama, yürütme ve yargı organlarını, yönetimi, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.

1961 Anayasası ile öngörülen ve 1962 yılında kurulan Anayasa Mahkemesi, Temmuz 1999 tarihine kadar 2642 iptal ve itiraz, 79 siyasal parti kapatma, 66 yasama dokunulmazlığının kaldırılması ya da milletvekilliğinin düşürülmesi davasını sonuçlandırmıştır.

Devletin Üniter Yapısı ve Yerel Yönetimler

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üniter yapısı Misakı Milli’den gelir. Kurtuluş Savaşı sırasında kabul edilen Misakı Milli ülke sınırlarını belirlemiştir. Bu sınırlar içinde kalan bölgenin kurtarılması ve bu bölgede egemen bir devlet kurulması için büyük bir mücadele verilmiş, bu mücadele devletin tekil yapısını belirlemiştir. Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapan Anadolu, kültürel çeşitliliğin oluşturduğu bir mozaiktir. Anayasa, bu kültürel mozaiği gözeterek ülke ve ulusun bölünmez bütünlüğünden söz etmiştir. Tarihi, sosyal, ekonomik, coğrafi ve kültürel etmenler devletin biçimini şekillendirmiştir.

Devlette, yasama, yürütme, yargı, hukuk ve yasa birliği vardır. Bu birliği sağlamak, merkezi yönetimin yetki ve sorumluluğundadır. İniter devlet, merkezi yönetim ve yerel yönetim biçiminde örgütlenmiştir. Yasama ve yargı dışında merkezi yönetim Başbakanlık ve bakanlıklardan oluşur. Ayrıca, bakanlıklara bağlı ve bakanlıklarla ilgili kuruluşlar vardır.

Türkiye Cumhuriyeti, merkezi, tek yapılı üniter devlet modelini değil, yerinden yönetimli üniter devlet modelini benimsemiştir. İlkenin yönetsel hizmetleri, merkezi yönetim yanında, farklı yörelerde oturan halkın seçtiği kişiler tarafından da yürütülür. Yerinden yönetim örgütleri (il özel idareleri, belediyeler ve köyler) devletten ayrı kamu tüzel kişiliğine, görev ve yetkilere, mal varlığına sahiptir. Ancak yerinden yönetim modelinin benimsenmiş olması devletin tekil yapısını etkilememektedir.

Yerel hizmetler Belediye Meclisi toplantılarında görüşülerek karara bağlanır.

Çünkü, yerinden yönetim örgütleri, merkezi yönetimin yürürlüğe koyduğu yasalarla yönetilmekte, bu yasalar çerçevesinde çalışmalarını sürdürmektedirler. Yerinden yönetim örgütlerinin çalışmalarında parti çıkarlarının egemen olmaması ve eşitliğe aykırı işlemlerin yapılmaması için "idari vesayet" denilen denetim uygulaması getirilmiştir. Merkezi yönetim idari vesayet yetkisini kullanırken, hukuka uygunluk ve bazen de yerindelik denetimi yapmaktadır. Ancak idari vesayet makamı hiçbir zaman yerel yönetimin yerine geçerek işlem yapamaz. Örneğin, il Genel Meclisi tarafından alınan kararlar valinin onamasına bağlıdır.

Anayasa, yerinden yönetimi yerel ve işlevsel olmak üzere iki biçimde öngörmüştür. Yerel olan il özel idareleri, belediyeler ve köyler, yerel ortak gereksinimleri karşılayan, genel karar organları halk tarafından seçilen kamu tüzel kişileridir. İşlevsel olanlara "hizmet yerinden yönetimleri" ya da "özerk yönetimler" de denilmektedir. Bunlar hizmetin niteliğine göre oluşturulur ve genel yönetimin dışında tutulur. Çağın gereği olarak ortaya çıkmış ve kısa sürede gelişme göstermişlerdir. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları bunlara örnek olarak verilebilir.

Seçim Sistemi ve Siyasi Partiler

Anayasa’ya göre on sekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşının bir siyasal parti kurma, kurulu bir partiye girme ya da ayrılma hakkı vardır. Siyasal partilere üye olamayacak kişiler Anayasa’da belirtilmiştir. Genel çizgileriyle bunlar; memurlar, yargıç ve savcılar, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ve ortaöğretim öğrencileridir.

Siyasal partiler, çoğulcu ve katılımcı demokratik yaşamın vazgeçilmez öğeleridir. Önceden izin almadan kurulurlar. Milletvekili seçilme yeterliliğine sahip en az 30 kurucu üye tarafından kurulan partinin içişleri Bakanlığı’na bildirilmesi, o partinin tüzel kişilik kazanması için yeterlidir. Siyasal partiler etkinliklerini Anayasa ve yasalar çerçevesinde sürdürürler. Siyasal partilerin etkinlikleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmalarının demokrasi ilkelerine uygun olması zorunludur.

Siyasal partilerin tüzükleri, programları ve eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan hak ve özgürlüklerine, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, milletin egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf ya da zümre diktatörlüğünü ya da herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez. Bir siyasal partinin tüzük ve programının bu hususlara aykırı olması durumunda parti kapatılabilir. Siyasal partinin aynı nedenlerle eylemlerinden dolayı kapatılması, bu nitelikteki etkinliklerin yapıldığına dair odak durumuna geldiğinin saptanması ile olanaklıdır. Bu saptama yetkisi Anayasa Mahkemesi’nindir. Ayrıca yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden yardım alan siyasal partiler de kapatılabilir.

Siyasal partinin kapatılmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından karar verilir. Bu kararlar kesindir. Kapatılan parti başka bir ad altında yeniden kurulamaz.

Seçim Sistemi

Türkiye’de seçimler tek derecelidir. Nispi temsil sistemine göre, genel, eşit ve gizli oyla, bütün yurtta aynı günde yapılır. Seçmen oyunu tam serbesti içinde kullanır. Oyların sayım ve dökümü ile tutanaklara geçirilmesi açık yapılır. Her il bir seçim çevresi, her muhtarlık bir seçim bölgesidir.

Türkiye’deki seçim yasasına göre önce 550 milletvekilliğinden her ile bir milletvekilliği verilir. Sonra toplam nüfus kalan milletvekili sayısına, her ilin nüfusu da çıkan sayıya bölünerek illerin çıkaracağı milletvekili sayısı bulunur. Kalan milletvekilliği, artık nüfus büyüklüğüne göre dağıtılır. Milletvekili sayısı 118 olan iller bir, 1935 olan iller iki, 36′dan fazla olan iller üç seçim çevresine ayrılır. İlke düzeyinde yüzde 10 baraj sistemi uygulanmaktadır. Genel seçimlerde ülke genelinde, ara seçimlerde seçim yapılan çevrelerin tümünde geçerli oyların yüzde 10′unu geçemeyen partiler milletvekili çıkaramaz.

Seçim sonucuna göre, milletvekilliklerinin partilere paylaştırılmasında d’Hondt sistemi uygulanmaktadır. Seçime katılmış ve ülke barajını aşmış siyasal partilerin ve bağımsız adayların adları alt alta ve aldıkları geçerli oylar karşılarına yazılmakta, daha sonra siyasal partilerin aldıkları geçerli oylar bire, ikiye, üçe v.s. (o çevrenin çıkaracağı milletvekili sayısına ulaşıncaya kadar) bölünmekte, çıkan sayılar en büyükten en küçüğe doğru sıralanmakta ve o çevrenin çıkaracağı milletvekillikleri, büyüklük sırasına göre partiler ya da bağımsız adaylar arasında paylaştırılmaktadır.

Siyasi Partiler

1980 yılında yapılan askeri müdahale tüm partileri kapatmış ve yöneticilerine siyaset yasağı getirmiştir. Demokrasiye geçilmesiyle birlikte, 1983 yılında siyasal partilerin kurulmasına yeniden izin verilmiştir. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde Anavatan Partisi (ANAP) tek başına iktidara gelirken, Halkçı Parti (HP) ve Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP), muhalefet partileri olarak parlamentoda yer almışlardır. 1987 yılında, eski politikacıların siyaset yasağı bir Anayasa değişikliği ve ardından yapılan halkoylaması ile kaldırılmış; 1993 yılında yapılan bir başka Anayasa değişikliği ile de eski siyasal partilerin yeniden açılmasına olanak sağlanmıştır. Ancak kapatılan partilerden sadece ikisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yeniden açılmıştır.

DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit

1995 yılında ülke çapında yapılan genel seçimle, TBMM’nde 10 parti temsil edilme olanağı kazanmıştır. Bunlar; Anavatan Partisi (ANAP), Büyük Birlik Partisi (BBP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Değişen Türkiye Partisi (DEPAR), Demokrat Parti (DP), Demokrat Türkiye Partisi (DTP), Demokratik Sol Parti (DSP), Doğru Yol Partisi (DYP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Refah Partisi’dir (RP). TBMM’de 158 milletvekili ile temsil edilen ve DYP ile yaptığı koalisyon ortaklığı sonucu kısa bir dönem iktidarda bulunan RP, dini ideolojiye dayandığı ve laik Cumhuriyet’e karşı kökten dinci eylem ve söylemleri gerekçesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın Anayasa Mahkemesi’ne açtığı dava sonucu Ocak 1998 tarihinde kapatılmıştır. Kapatılan RP’nin bağımsız kalan milletvekillerinin büyük çoğunluğu 1997 yılı sonunda kurulan Fazilet Partisi’ne (FP) katılmışlardır.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli

1999 seçimleri sonucunda DSP, MHP, FP, DYP ve ANAP parlamentoda temsil edilme hakkı kazanırken, CHP %10′luk ülke barajını aşamayarak parlamento dışında kalmıştır. Merkez solun en büyük kitle partisi olan ve seçimlerden birinci parti olarak çıkan DSP, merkez sağdaki partiler gibi demokratik ve laik cumhuriyeti ve bazı sınırlama ve koşullarla serbest piyasa ekonomisini savunmaktadır. İskandinav sosyal demokrat partilerine benzer bir örgütlenme modeline sahiptir. Türkiye’nin en eski partisinin devamı olarak 1992′de yeniden kurulan ve seçim sonucunda parlamento dışında kalan CHP’nin de, DSP ile benzer görüşleri vardır.

1999 seçimlerinde oy yüzdesini önemli ölçüde artıran MHP, "Türk milliyetçiliği" anlayışını esas alarak program ve uygulamalarını belirlemektedir. Laik Cumhuriyet’e karşı köktendinci eylem ve söylemleri gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılan RP’nin bağımsız kalan milletvekillerinin büyük çoğunluğunun katılımıyla kurulan FP, RP’nin oy oranının bir hayli gerisinde kalmış, DSP ve MHP’nin ardından üçüncü parti konumuna gerilemiştir. Türkiye’nin merkez sağdaki en büyük kitle partileri olan ANAP ve DYP, 1999 seçimlerinde büyük oy kaybına uğramışlardır. ANAP, "dört eğilimi bir araya getirme" sloganıyla girdiği 1983 seçimleri ile tek başına iktidara gelmiş tir. Liberal görüşlü Demokrat Parti ve Adalet Partisi’nin devamı olarak 1983 yılında kurulan DYP de, ANAP gibi demokratik ve laik cumhuriyeti, düşünce, inanç ve teşebbüs özgürlüğü ile serbest piyasa ekonomisini savunmaktadır.

FP Genel Başkanı Recai Kutan

İlkede bunların dışında, parlamentoda temsil edilmeyen, ancak siyasal etkinliklerini sürdüren 28 parti daha mevcuttur. Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Demokrat Türkiye Partisi (DTP), Barış Partisi (BP), Demokrasi ve Değişim Partisi (DDP), Halkın Demokrasi Partisi (HADEP), Liberal Demokrat Parti (LDP), Türkiye Özürlüsü ile Mutludur Partisi (TÖM) bunlardan bazılarıdır.

ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz

Siyasal Partilerin Mali Yapıları ve Denetimleri

Siyasal partiler, üyelerinin aidatları, bağışlar ve devlet yardımı ile yaşamlarını sürdürürler. Siyasal Partiler Yasası, siyasal partilere gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılacak bağışlar için belli bir sınır getirmiştir. Devlet siyasal partilere yasayla belirlenmiş koşullara göre yardım yapmaktadır.

DYP Genel Başkanı Tansu Çiller

Kamu kurum ve kuruluşları ile yerel yönetimlerin siyasal partilere taşınır ya da taşınmaz mal, para ya da haklar bağışlaması yasaktır. Ayrıca, siyasal partiler yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı uyruklu kişilerden, yabancı ülkelerdeki dernek, grup ve kurumlardan para ya da mal olarak yardım ve bağış alamazlar.

26 Haziran 1999 tarihinde yapılan Kurultay sonucu CHP Genel Başkanlığı’na seçilen Altan Öymen

Siyasal partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gerekir. Anayasa, siyasal partilerin mali denetimlerini yapma görev ve yetkisini Anayasa Mahkemesi’ne vermiştir. Anayasa Mahkemesi, bu görevini Siyasal Partiler Yasası kuralları çerçevesinde yerine getirir; verdiği kararlar kesindir.

Hukuk Düzeni

Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk düzeni, başta Anayasa olmak üzere yasalar ve yürütmenin işlemleri (tüzükler, yönetmelikler, kara nameler) ile sağlanmaktadır. Ayrıca yönetim de kimi düzenleyici işlemler (genel tebliğler, genelgeler, bütçe uygulama yönergeleri) ile bu düzenin sağlanmasına katkıda bulunmaktadır. Yürütme ve yönetimin düzenleyici işlemleri, devletin tüm örgütlerini kapsayacak biçimde genel nitelikli olduğu gibi, belli konular, kurumlar, yerel yönetimler ve özerk kuruluşlara ilişkin de olabilmektedir.

Anayasa’da, yöntemince yürürlüğe konulan uluslararası anlaşmaların yasa hükmünde olduğu, bunlara ilişkin Anayasa’ya aykırılık savıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamayacağı belirtilmiştir. Yasa hükmünde kabul edilerek, yöntemince yürürlüğe konulan uluslararası anlaşmaların iç hukukta doğrudan uygulanması sağlanmıştır. Ancak Anayasa, bu anlaşmaların Anayasa hükmünde olduğunu belirtmediğinden ve özel kural da getirmediğinden, yöntemince yürürlüğe konulan uluslararası anlaşmalar anayasal denetimde ölçü norm olarak kullanılamamaktadır. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi, genel hukuk ilkelerini iç hukuk düzenlemelerinden önde görmekte, yöntemince yürürlüğe konulan uluslararası anlaşmalara da destekleyici gerekçe olarak kararlarında yer vermektedir.

Cumhuriyet döneminin temel kazanımı, laiklik ilkesiyle birlikte laik hukuk düzeninin benimsenmesidir. Cumhuriyet’in kurulduğu ilk yıllarda, Cumhuriyet’in temel felsefesine uygun bir hukuk sisteminin yeni baştan yaratılması uzun zaman alacağından, ülke koşullarının gerektirdiği kimi değişikliklerle Batılı kaynaklardan yararlanılmasının uygun olacağı kabul edilmiştir. Bu bağlamda, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu; İsviçre Medeni Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu; İsviçre Neuchatel Usul Kanunu, Ceza Kanunu; İtalyan Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu; Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Ticaret Kanunu; Alman, İngiliz, Japon hatta Brezilya kanunları esas alınarak düzenlenip, yürürlüğe konulmuştur. Bu yasaların günün koşullarına uygun düşmeyen kuralları zaman içinde değiştirilmiştir. Anayasa Mahkemesi de, Medeni Kanunun özellikle kadın-erkek eşitliğine ters düşen kimi kurallarının ayıklanmasında iptal kararlarıyla etkin rol oynamaktadır.

1998-1999 Yargı Yılı Açılış Töreni

Gerek Medeni Kanun gerekse Ticaret Kanunu, hazırlandıkları zamanın liberal ruhunu günümüze kadar korumuşlardır. Her ikisinde de sözleşme serbestisi ilkesi egemendir.

Ceza hukukunun evrensel ilkeleri, Anayasa’da olduğu gibi Ceza Kanunu’nda da yer almıştır: Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan yasanın suç saymadığı bir eylemden dolayı cezalandırılamaz; ceza yargıcı kıya sen hüküm kuramaz. Suçun işlendiği zamanki yasa ile sonradan yürürlüğe giren yasa farklı ise, lehte olan yasa uygulanır. Suçluluğu hükmen kesinleşinceye kadar kimse suçlu sayılamaz. Kimseye, suçu işlediği zaman yasada o suç için öngörülen cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Ceza sorumluluğu kişiseldir.

Kişi özgürlüğü, yanlızca yasayla kısıtlanabilir. Tutuklama ve süresine ilişkin kararı yargıç verir. Yargıç kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü durumunda ya da gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda yapılabilir. Tutuklanan ya da yakalanan kişilere nedeni bildirilir, yakınlarına haber verilir. Bu kişiler Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin görev alanına giren suçlarda en geç kırk sekiz, diğer suçlarda en geç yirmi dört saat, toplu suçlarda ise en geç on beş gün içinde yargıç önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra yargıç kararı olmadan özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş sırasında uzatılabilir.

Herkes mahkemelerde davacı ve davalı olarak sav ve savunma hakkına sahiptir. Bu Anayasa ile saptanmış bir haktır ve hukuk devleti ilkesinin önemli bir öğesidir. Hiç kimse, yasal olarak bağlı olduğu mahkemeden başka merci önüne çıkarılamaz. Yargılama hakkı yalnızca bağımsız yargıçlara verilmiştir. Yargıçlar ve savcılar adli ve idari yargı olarak görev yaparlar. Kendileri istemedikçe ilke olarak 65 yaşını bitirinceye kadar emekli edilemezler, görevden alınamazlar; bir mahkemenin ya da kadronun kaldırılması nedeniyle bile olsa aylık ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun bırakılamazlar.

Adli yargı iki derecelidir. Adli davalar, özel görevli mahkemeler dışında, ilk derece mahkemesi olarak sulh ve asliye mahkemelerinde görülür. Özel görevli mahkemeler; ağır ceza, iş, çocuk, trafik, kadastro, ticaret ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’dir. Adli davaların temyiz mercii Yargıtay’dır. Yargıtay, ceza ve hukuk dairelerinden oluşur. Ayrıca, Ceza ve Hukuk Genel Kurulları bulunur. Türkiye’de ara (istinaf) mahkemeler yoktur.

Anayasa, asker kişilerin davaları için, askeri yargıyı ayrıca öngörmüştür. Davalar askeri mahkemelerde görülmekte, temyiz mercii olarak Askeri Yargıtay son incelemeyi yap maktadır.

Birey ve Kamu Yönetimi

Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak Anayasa’da, yönetimin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiştir. Ancak, Cumhurbaşkanı’nın tek başına yapacağı işlemler, Yüksek Askeri Şura kararları ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları yargı denetimi dışında bırakılmıştır.

Bağımsız mahkemelerde bir duruşma anı

Yönetimin eylem ve işlemlerine karşı açılan davalar idari yargıda görülmektedir. İdari yargı da iki derecelidir. 1982 Anayasasının getirdiği yeni düzenlemelere dayanılarak çıkarılan yasalarla, idare, bölge idare ve vergi mahkemeleri kurulmuştur. Bunlardan idare ve vergi mahkemeleri ilk derece mahkemesi, Bölge İdare Mahkemeleri kimi davalar yönünden üst derece mahkemesidir. Yönetsel eylem ve işlemlere karşı açılan davalara ilk ve son derece mahkemesi bakar.

Anayasa’da bir de Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kurulması öngörülmüştür. Bu yüksek mahkeme, askeri makamlar tarafından yapılan işlemler ile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel eylem ve işlemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesidir.

Insahaklari Nelerdirn ?

Salı, 06 Kasım 2007

InsaHaklari Nelerdirn ?

Maurice Cranston Insan Haklari" (human rights) eskiden "insan(in) haklari" (rights of man) olarak adlandirilan seyin oldukça yeni adidir. "Insan haklari" ifadesinin kullanilmasini tesvik eden, Birlesmis Milletler’deki görevi esnasinda dünyanin bazi bölgelerinde insan haklari kavraminin kadinlarin haklarini (rights of women) da kapsadiginin anlasilmadigini gören Elanor Roosvelt idi. "Insan haklari"kavrami daha önceki bir tarihte orijinal "tabiî haklar“ kavraminin yerini almisti. Çünkü, tabiî haklar mefhumunun mantikî olarak baglantili bulundugu tabiî hukuk konsepti bir ihtilâf konusu olmustu. Aydinlanma Çaginda (Age of Reason) tabiî haklar hakkinda çok sey söylendi, çünkü bu çag ayni zamanda bir devrimler çagiydi. John Locke, 1688 Ingiliz Devrimiyle iliskilendirilen yazilar(in)da, modern dünyada tabiî haklar doktrininin en önemli teorisyeni olarak kabul edilmesini saglayacak bazi tezler öne sürmekteydi. Insanlarin yasamak, hürriyet ve mülkiyet sahibi olmak için tabiî bir hakka sahip oldugunu ayrintili biçimde anlatti. Ingiliz Parlamentosu tarafindan 1689′da çikartilan Haklar Bildirgesi (Bill of Rights) bu tabiî haklari pozitif haklara dönüstürmek üzere hazirlandi; tabiî haklara herhangi bir suçla suçlandirilan herkesin bir jüri tarafindan âdil ve açik biçimde muhakeme edilmesi hakkini da ekledi ve asiri para cezalariyla insafsiz ve olagan olmayan cezalari yasakladi. Locke’un teorileri ve Ingiliz Haklar Bildirgesi örnegi bastan basa Bati Dünyasinda büyük bir etki yapti. Haziran 1776′da Virginia devletinde bir temsilciler meclisi tarafindan bir haklar bildirgesi kabul edildi. Bu bildirgenin ilk maddesi söyle demekteydi: "Bütün insanlar (men) dogustan esit derecede hür ve bagimsizdirlar ve belirli vazgeçilmez haklara sahiptirler; bir toplum haline geldikleri (siyasal toplum kurduklari) zaman hiçbir sözlesmeyle gelecek nesillerini bu haklardan, yani yasama ve hür olma, mülk kazanma ve ona sahip olma, mutlulugu arama ve elde etme haklarindan mahrum kilmaya zorlayamaz, veya onlari bu haklardan mahrum birakamazlar. Locke’un üç hakkina burada mutlulugun eklendigine dikkat edin, çünkü o dönemde Bati Dünyasi 17. asrin Kalvinist sadeliginden 18. asrin daha neseli hedonizmine (hazcilik) dogru yol almistir. Ayni kelime (mutluluk) 13 Amerikan Devleti tarafindan Temmuz 1776′da ilân edilen Bagimsizlik Beyannamesinde de yerini aldi: su gerçekler bizim için kendiliginden gayet açiktir: Bütün insanlar (men) esit yaratilirlar; Yaraticilari tarafindan (verilen) belirli vazgeçilmez (terkedilmez) haklara sahiptirler; hayat, hürriyet ve mutlulugu arama haklari bunlar arasindadir. Locke’un sade düsüncelerine kanat veren Thomas Jefferson’un belâgati… Pekçok bakimdan Ingiliz ve Amerikan Devrimlerinden etkilenen, fakat kisa sürede ikisinden de çok farkli bir seye dönüsen Fransiz Devrimi haklarin lisanini hemen der-hal benimsedi. Lafayette, Bagimsizlik Savasi sirasinda Amerikan kuvvetlerinde yaptigi hizmetler sirasinda edindigi birikimden yararlanarak, bu Anglo–Sakson beyannamelerini hemen hemen kelimesi kelimesine Paris’te 1789 yilinin daha kibar anlarini isaretleyen ‘Déclaration des droits de l’homme et du Citoyen’e tercüme etti. Decleration," insanlar hür ve esit sartlarda dogar ve öyle kalir"; "Bütün politik cemiyetlerin (birlesmelerin) amaci insanin (man) tabiî ve inkâr edilemez haklarinin korunmasidir: Bu haklar, hürriyet, mülkiyet, güvenlik ve zulme direnmedir" der. Hürriyet, "bir digerinin haklarini ihlâl etmeyen herhangi bir seyi yapmakta sinirlanmamis olmak" seklinde tanimlanir, ve özgür konusma, özgür basin, din özgürlügü ve keyfî tutuklanmadan masun olmayi kapsayacak sekilde telâkkî edilir. Fakat insan haklari fikrinin orijinini bulmak için daha gerilere gitmeliyiz. Belirli sehir devletlerinin vatandaslari isogoria veya ifade hürriyeti (freedom of speech) ve isonomia veya kanun önünde esitlik (equality before law) gibi haklardan yararlandilar. sehir devletlerinin yok olusunu izleyen Hellenistik devirde insanlar bu haklari sivil hukukta degil, fakat daha yüksek bir hukukta, tabiî hukukta kök salan haklar olarak gördü. Tabiî hukuk, herhangi bir çesit ilâhî bildirim olmaksizin her rasyonel beyinin tereddütsüz farkedebilecegi bu baslangiç prensiplerini tecessüm ettirdi. Roma’nin Stoikleri, filozoflarindan ziyade hukuk bilginleri (jurist) de ayni fikri benimsedi. Bu yüzden, tabiî hak eski dünyada (ancient world), Orta Çag Hiristiyanlik âleminde ve modern Akil Çagi’nin ilk dönemlerinde pek canli olmus, çok kuvvetli bir geçmise sahip bir fikirdir. Bununla beraber 1815′te Avrupa’da eski düzenin restorasyonuyla 1930′larda totaliter rejimlerin yükselisi arasindaki yillarda hem tabiî hukuk hem tabiî haklar özellikle modaya ters düsen fikirlerdi. Söz gelimi, 19. asir Almanya’sinin liderleri bir yandan hem tabiî hukuka hem tabiî haklara bagli olduklarini öne sürdüler, bir yandan da haklarin bireysel insanlara (kisilere) ait olmadigini, toplumlara veya milletlere ait oldugunu söylemeye devam ettiler. 19. asrin birey haklarini küçümseyen milletin haklari doktrininin sampiyonlari aslinda hasim kamplarin, tabiî hukuku ve tabiî haklari saçmalik olarak mütalâ eden pozitivist, empirisist ve faydaci (utilatarian) kamplarin teorisyenleriyle uyum içindeydi. Ve felsefede moda çok önemli bir faktör oldugundan 20. asrin baslarinda insan haklari (rights of man) anlayisini savunmaya muktedir veya istekli ciddî bir teorisyen neredeyse kalmamisti. Gerçekten 1918′den sonra haklar teorisinin elestiricileri hücûmlarinda dahasaldirgan oldu; hukukçu pozitivistler mahkemelerin muhafaza ettigi seyin yalnizca mevcut hukuk oldugunu, mantikçi pozitivistler ise duyusal deneyimle dogrulanamayacak herhangi bir sözde gerçegin anlamsizlik oldugunu söyleyecek kadar ileri gitti. Bu tür pozitivist teoriler en kâmil biçimde Almanca konusan dünyada gelistirildi ve çekiciliklerini ilk kaybettikleri yer yine buraydi. Çünkü Hitler iktidara geldigi va-kit ona usakça bagli mahkemeler en kati pozitivistin bile kolay kolay âdil olarak nitelendiremeyecegi birçok kanunlar icra etti. Bütün bunlar tekrarlanmayi gerektirmeyecek kadar iyi bilinmektedir. 1933′ten sonra Bati dünyasi baska bir mutlaklik (absolutism) çaginda, veya daha ziyade, eski mutlak krallarin en kötüsünden çok daha kötü bir totaliter diktatörlük çaginda yasamakta oldugunu anladi. Bu tür rejimler bir "egemen"in hükmü olan bir "hukuk"u degil, fakat bir zalim ve soy kirimci despotun hükmü olan "hukuk"u uyguluyor olarak görülebilirlerdi. Bunu protesto eden siradan insanlardi: "Bu hukuk olamaz. Hukuk eger hukuk adini hak edecekse, en azindan, her insanin insan olmaktan dolayi sahip oldugu bazi temel haklara saygi duymalidir". Burada yeni bir problemle karsilasiriz: II. Dünya Savasi siralarinda bir yandan yeniden gözde bir kavram haline gelen tabiî haklar fikri gittikçe yayilir ve insanlar haklara sahip olduklari konusunda ikna edilirlerken, bir yandan da insanlarin sahip olduklarini iddia ettikleri veya sahip olduklarinin söylendigi haklara hiçbir sinir konulmamaya baslandi. Birlesmis Milletler, belki, bu durumun önemli bir kismindan sorumluydu. Kurulusu döneminde Birlesmis Milletler, Winston Churchil’in insan haklarinin "tahta oturma"si olarak adlandirdigi seyle yüklenildi (görevlendirildi). Bu haklarin neler oldugunu tayin etmek üzere bir komisyon kurarak ise basladi ve bu komisyonun müzakerelerinin sonucu olarak, BM Genel Kurulu’ndan 1948′de "geçen ve ilân edilen", Insan Haklari Beyannamesi ortaya çikti. Bu beyanname, Amerika ve Fransa’da 18. yüzyilda yayinlanan beyannamelerden çok daha uzun, garip bir belgedir. Ilk maddeler kisminda lisan John Locke’un, Thomas Jefferson’in lisanidir. Hayat, hürriyet ve mülkiyet haklari kolayca anlasilabilecek biçimde anlatilir: Beyanname seyahat hürriyeti, mal sahibi olma, evlenme, kanun önünde esitlik ve herhangi bir suçla itham edilme halinde açik ve adil bir yargilanma haklariyla din hürriyeti, bariscil toplanma ve politik mülteci olarak siginma haklarini tavsif eder. Kölelik, iskence ve keyfî tutuklama yasaklanir. Bununla beraber beyanname açikca kendini bu haklarin olgunlastirilmasina ve herkes için zorlayici özellik kazandirilmasina tahsis etmez. Beyanname, sosyal güvenlik, münasip bir yasama standardi, tibbî bakim, istirahat, eglence ve hatta "ücretli periyodik tatil" gibi seylere yönelik insan haklarini bildiren daha baska bir maddeler dizisi içerir. Bu yeni haklar ile geleneksel tabiî haklar arasindaki fark beyannamenin taslagini yazmaktan sorumlu olanlarin gözünden kaçmadi. Komisyonun kayitlarinda ilk maddeler dizisi, yani bütün maddelerin ilk yirmisi "siyasî ve sivil" haklar, digerleriyse "ekonomik ve sosyal haklar" olarak adlandirilir. Öyle görünmektedir ki, bu "ekonomik ve sosyal haklar", ülkelerinde bireyin hürriyet ve mülkiyet hakkini kurdugunu iddia edemeyecek, fakat kendilerinin kontrolü altindaki insanlarin çogu için sosyal güvenlik, saglik hizmetleri ve ücretli tatil sagladigini –veya saglamaya çalismakta oldugunu– öne sürebilecek ülkeler tarafindan beyannameye ilâve edilmistir. 1948 Evrensel Insan Haklari Beyannamesine bu "ekonomik ve sosyal haklari" dahil etmenin âsikâr bir sonucu kelimelerden fiiliyata geçisin imkânsiz hale gelmis olmasiydi. Birlesmis Milletler tarafindan 1946′da kurulan komisyon bir "milletler arasi haklar bildirgesi" hazirlamakla görevlendirilmisti ve komisyondaki Ingilizce konusan delegeler, hem taninacak belirli haklari tayin eden (bunlar geleneksel sivil ve siyâsi haklardi) hem de bu haklarin ihlâliyle ilgili iddialari izleyip düzeltecek uluslararasi kurumlar olusturulmasini saglayan, sözlesme (convention) biçimine bir beyanname taslagi hazirladi. Fakat 1948′de ortaya çikan bir haklar beyannamesi (declaration) veya bildirgesiydi (manifesto). Tersine 1950′de geleneksel sivil ve politik haklari zikreden Avrupa Insan Haklari Sözlesmesini (convention) gerçeklestiren Avrupa Konseyi insan haklarini tahta oturtmada hatiri sayilir bir ilerleme yapti; çünkü bu sözlesmede tecessüm ettirilen haklar kavrami tutarli ve rasyoneldi. Insan haklari (human rights) herkesin sahip oldugu bir seydir. Bir insan, belirli bir isi yapmasi, muayyen bir rolü icra etmesi, yahut belirli görevleri yerine getirmesi dolayisiyla bu haklari kazanmaz, bu haklar sadece insan olmasindan ötürü ona aittir. Filozof Jacques Martin’in belirttigi gibi: "Insan bir kisi, bir bütün, kendisinin ve kendi eylemlerinin bir efendisi olmasi dolayisiyla haklara sahiptir ve sonuç olarak insan, basitçe, bir amaca yönelik bir araç degildir, fakat bir amaçtir. Insan kisi saygi gösterilme hakkina sahiptir, haklarin konusudur, haklara sahiptir. Bunlar, insanin insan olmasi yüksek gerçegi dolayisiyla insana borçlu olunan seylerdir. Insan haklarini haklilastirmanin zorlugunun bir kismi onlarin evrenselliginden kaynaklanir. Moral haklar kesinlikle taninabilir; çünkü evrensel degildirler, bir bireye –veya sinirli bir bireyler topluluguna– aittirler; çünkü bu tek kisi veya bireyler toplulugu kendini genel insan toplulugundan özel bir sey yaparak ayirmaktadir ve bu özel isle söz konusu moral hakki kazanmaktadir. Bir moral hakki haklilastirmanin standard yolu hakkin kazanildigini göstermektir. Locke’a göre insanlar mülkiyet hakkini, isgüçlerini Tanrinin onlara gelistirmek ve zevk almak için verdigi tabiî dünyanin parçalariyla karistirmak (birlestirmek) yoluyla kazandi. Fakat biz bu argümani insan haklarini, özellikle bunlarin en önemlilerini teskil eden ve kazanilmamis haklar olan hayat ve hürriyet haklarini savunmak için kullanamayiz. Mamafih, evrensel insan haklarinin varliginin, 1948′de Birlesmis Milletler’in yaptigi ve modaya uygun (yaygin) düsüncenin yapmaya devam ettigi (hata) yapilmazsa, haklilastirilabilecegini belirtmek istiyorum: Bunun yolu da sosyal güvenlik ve ücretli tatil gibi güzelliklere yönelik evrensel taleplerin insan haklari olarak ilân edilmemesidir. Böyle seyler ideal olarak hayranliga lâyiktir, fakat bir ideal bir haktan bütünüyle farkli bir mantikî kategoriye aittir. Eger haklar idealler statüsüne indirilirse, bütün insan haklarini koruma tesebbüsü kundaklanacaktir. Bir hak, tanimi geregi, hiçbir yerde hiçbir kimsenin, adalete ciddî bir tahkir teskil etmeksizin, mahrum birakilamayacagi bir seydir. Asla caiz olmayan belirli eylemler, katiyetle tecavüz edilemeyeek muayyen hürriyetler, kutsal bazi seyler vardir. Eger bir insan haklari beyannamesi olmak istedigi sey olacaksa bu söylem sahasiyla tahdit edilmelidir. Eger farkli bir haklar düzenlemesi ileri sürülürse, derhal hersey lâçkalastirilir, açik emir müphem bir dilek olur. Insanlar söyle diyebilir: "Ücretli izne sahip olmak herkes için harika bir sey olacakti, herkes için sosyal güvenlige, adil muhakeme edilme, hür konusma ve hayat hakkina sahip olmak mükemmel bir sey olacakti ve belki bir gün bütün bu güzel idealler gerçeklestirilecektir." Böylece ekonomik ve sosyal haklar iddialariyla asiri derecede yüklenmis bir evrensel beyannamenin etkisi, politik ve sivil haklari ahlakî zorlayicilik alaninin disina çekip ütopyaci özlemlerin alaca karanligina itmektir. Ve bir hakkin anlasilmasinda hiç bir sey bir hakkin bir ideal olmadiginin kabul edilmesinden daha önemli degildir. Bir ideal gerçeklestirilmek istenen bir hedeftir, fakat, tanimi geregi, hemen derhal gerçeklestirilemez. Bunun aksine, hak, saygi gösterilebilecek ve ahlakî bakimdan hemen simdi saygi gösterilmesi gereken bir seydir. Eger hak ihlâl edilirse adaletin kendisi suistimal edilir. Kazanilan hakki haklilastirmada hiç bir güçlük yoktur ve bu kazanimin satin alma, hediye, miras veya is yoluyla mi saglandiginin önemi yoktur. Insan haklari bu yollarin hiç biriyle kazanilmadigi, insanin sahsinda tabiî olarak mevcut oldugundan, varliklarini haklilastirmak için baska argümanlar gereklidir. Insan haklarinin tabiî hukuktan kaynaklandigini söyleyen geleneksel görüs hakkinda söylenecek çok sey vardir, çünkü insan haklarinin varligini iddia eden bir kimse, insanin tabiatinda onu hayvanlara ve meleklere gösterilmesi gerekenden farkli bir saygiya lâyik kilan birseyin varoldugunu söylemektedir. Tabiî haklar kökenlerinden herkesin dogal olarak yaptigi talepler olarak görülebilir. Hiç kimse siddetli bir ölümle hayattan ayrilmayi veya kendisine zarar verilmesini istemez. Hiç kimsenin dogal hareketleri ve dogal hislerini ifade etmesi engellenemez. Bundan baska, insan asiri ölçüde saldirilara açiktir. Oklu kirpilere ve istakozlara benzemeksizin homo sapienler vücutlarinda pek az savunma aracina sahiptirler. Bazen daha ileriye gidilerek bu saldiriya çok açik olus özelliginin insani egoist bir hayvan olmaktan sosyal bir hayvan olmaya dönüstürdügü öne sürülür. Çünkü insan kendi varligini korumak için kendisi ve komsulari için baris ortami temin edecek bir kurallar sistemi içinde yasamak zorundadir. Rousseau ahlâk (ilik)in insan toplumuyla basladigini ileri sürdü. Herhalde insanin ahlâk anlayisi, bir toplumda yasama deneyimine borçlu oldugu bir seydir. Insan bir top-lumda ahlâki hak taleplerinde bulunabilir.Sadece zarar verilmemek istendigini degil, kendine zarar verilmemesi gerektigini de söyleyebilir; çünkü toplum hiç kimsenin, bir digerine zarar vermedigi sürece incitilemeyecegi mutlak anlayisina dayanir. Toplum ayni anda (zamanda) bireyin komsusuna zarar vermeme görevini ve komsusu tarafindan zarar verilmeme hakkini yaratir. Tekrar vurgulayalim, tabiat ilk hürriyet hakki kavramimiza katilir. Epiktetus hürriyet hakkinda konustugu vakit onu su sekilde tasvir eder: "Nereye istersem giderim; diledigim yerden gelirim". Hürriyet için kullanilan Yunanca kelime eleutheria dir ve bu kelimenin etimolojisinin "birinin diledigi yere gitmesi"nden kaynaklandigi görülmektedir. Profesör C.B. Macpherson bunu pek güzel izah etti: "Herhangi bir insan haklari doktrini bazi bakimlardan bir tabiî haklar doktrini olmak zorundadir. Insan haklari yalnizca dogal haklarin türleri olarak ileri sürülebilir, su anlamda ki, bu haklar, ister simdiki halleriyle ister olmaya muktedir halleriyle, insanlarin tabiatindan (yani ihtiyaçlarindan ve yeteneklerinden) istidlâl edilmelidirler". Bundan dolayi tabiî haklar hakkinda konusmanin saçmalik olmadigi sonucuna varmaliyiz. Dogal haklar insanin dogal olarak yaptigi taleplerden zuhur olan evrensel moral haklar olarak anlasilabilir. Fakat süphesiz sadece bir moral hakka sahip olmak yeterli degildir, insan bu hakka saygi gösterttirmek ister. Bunu talep etmek, ideallerin veya özlemlerin bir ifadesi olarak müphem ve ütopist bir sey yapmak degildir; daha çok, insanlarin hürriyetini, güvenligini, vakarini ve benzerlerini inkâr eden otoriteleri ve güçleri, adalet ve ahlâk adina suçlandirmaktir. Bir insanin haklarinin zaman zaman baska birinin haklariyla çarpisacagi kaçinilmazdir ve duruma göre bir bireyin haklariyla devletin güvenligi arasinda da bir çatisma olabilir. Fakat güvenlik genel olarak insan haklariyla arasi açik olan (uyusmayan) bir sey degildir, çünkü güvenlik insan haklarindan biridir. Birinin güvenligi herkesin güvenligiyle baglantilidir ve özel olarak güvenlikten yararlanma hakki kamunun güvenlikten yararlanmasina dayanir. Hürriyet ve güvenlik talepleri biribiriyle ancak güçlükle uzlastirilabilecek iki seyin talep edilmesi degildir; dogal olarak birbirine ait olan iki seyin parçasidir. Insan haklari lehindeki klâsik argümanlardan biri hür bir ülkenin despotizmden daha emniyetli olduguydu. Tarih bize bunun dogru oldugunu düsünmeye devam etmek için iyi sebepler vermektedir. ––––––––––––––– (*) Daedalus, Vol. 112, No. 4, Fall 1983 Yeni Forum - Sayi: 253

Genel Kurul

Salı, 06 Kasım 2007

Genel Kurul

Toplumun her bir birey ve her bir organinin, bu Bildirge’yi her zaman göz önünde tutarak, söz konusu hak ve özgürlüklere saygiyi gelistirmek için egitim ve ögretim yoluyla ve gerek üye devletlerin halklari arasinda, gerek üye devletlerin yönetimi altindaki bölgelerin halklari arasinda bu hak ve özgürlüklerin evrensel ve etkin biçimde benimsenmesi ve uygulamasi için giderek gelisen ulusal ve uluslararasi önlemler araciligiyla harcayacagi çabalarda bütün halklar ve devletler için ortak standart olarak isbu Evrensel Insan Haklari Bildirgesi’ni ilan eder.

Madde 1: Bütün insanlar özgür; onur ve haklari yönünden esit dogarlar. Akil ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karsi kardesçe davranmalidirlar.

Madde 2: Herkes, irk, renk, cins, dil, din, siyasal ya da her hangi bir baska inanç, ulusal ya da toplumsal köken, varliklilik, dogus ya da herhangi bir baska ayrim gözetilmeksizin bu Bildirge’de açiklanan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir.

Bundan baska, ister bagimsiz ülke uyrugu olsun, isterse bagimli, özerk olmayan ya da baska bir egemenlik kisitlamasina bagli ülke uyrugu olsun, bir kisi hakkinda, uyrugu bulundugu devlet ya da ülkenin siyasal, adli ya da uluslararasi durumu bakimindan hiçbir ayrim gözetilmeyecektir.

Madde 3: Yasamak, özgürlük ve kisi güvenligi herkesin hakkidir.

Madde 4: Hiç kimse köle ya da kul olarak kullanilamaz; kölelik ve köle alim satimi her türlü biçimiyle yasaktir.

Madde 5: Hiç kimse iskenceye ya da acimasiz, insanlik disi ya da onur kirici ceza ya da muameleye ugratilamaz.

Madde 6: Herkes, nerede olursa olsun, kisiliginin taninmasi hakkina sahiptir.

Madde 7: Yasa önünde herkes esittir ve herkes ayrim gözetilmeksizin yasanin koruyuculugundan esit olarak yararlanma hakkini tasir. Herkesin, bu Bildirge’ye aykiri her türlü ayrima ve bu tür ayrim gözetici islemler için yapilacak her türlü kiskirtmaya karsi esit korunma hakki vardir.

Madde 8: Her kisinin, kendisine Anayasa ya da yasa ile taninan temel haklara aykiri islemlere karsi ilgili ulusal mahkemelerin etkin koruyucu önlemlerinden yararlanma hakki vardir.

Madde 9: Hiç kimse, keyfi olarak tutuklanamaz, alikonulamaz, sürülemez.

Madde 10: Herkes, haklarinin ve ödevlerinin ya da kendisine yöneltilen ve ceza niteligi tasiyan herhangi bir suçlamanin saptanmasinda, davanin bagimsiz ve tarafsiz bir mahkemece, tam bir esitlikle, adil ve açik olarak görülmesi hakkina sahiptir.

Madde 11: (1) Bir suç islemekten sanik herkes, savunmasi için kendisine gerekli bütün güvencenin saglanmis bulundugu açik bir yargilama ile yasaca suçlu oldugu saptanmadikça, suçsuz sayilir.

(2) Hiç kimse, gerçeklestigi sirada ulusal ya da uluslararasi hukuka göre suç olusturmayan eylem ya da ihmalden dolayi mahkum edilemez. Yine hiç kimseye, suçun islendigi sirada uygulanan cezadan daha agir bir ceza verilemez.

Madde 12: Hiç kimse, özel yasami, ailesi, konutu ya da yazismasi konularinda keyfi müdahaleye, onuruna ve adina karsi saldiriya ugrayamaz. Herkesin, bu müdahale ve saldirilara karsi yasa ile korunmaya hakki vardir.

Madde 13: (1) Herkes, herhangi bir devletin sinirlari içinde özgürce dolasma ve oturma hakkina sahiptir.

(2) Herkes, kendi ülkesi dahil herhangi bir ülkeden ayrilma ya da kendi ülkesine yeniden dönme hakkina sahiptir.

Madde 14: (1) Herkesin, zulüm karsisinda, baska ülkelere siginma hakki vardir.

(2) Bu hak, adi bir suçla ya da Birlesmis Milletler ilke ve amaçlarina aykiri eylemlerle ilgili kovusturmalar halinde, ileri sürülemez.

Madde 15: (1) Herkesin bir yurttasliga hakki vardir.

(2) Hiç kimse, yurttasligindan ya da yurttasligini degistirme hakkindan keyfi bir biçimde yoksun birakilamaz.

Madde 16: (1) Evlenme çagina gelen her erkek ve kadin, irk, uyruk ya da din bakimindan hiçbir sinirlamaya bagli olmaksizin evlenme ve aile kurma hakkina sahiptir. Söz konusu kisiler, evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliligin sona ermesinde esit haklara sahiptirler.

(2) Evlenme ancak, evleneceklerin özgür ve tam rizasi ile gerçeklestirilebilir.

(3) Aile toplumun dogal ve temel ögesidir ve toplum ve devletçe korunur.

Madde 17: (1) Herkesin, tek basina ya da baskalariyla birlikte mal ve mülk edinme hakki vardir.

(2) Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden yoksun birakilamaz.

Madde 18: Herkesin düsünce, vicdan ve din özgürlügüne hakki vardir; bu hak din ya da inanç degistirme; dinini ya da inancini tek basina ya da topluca, açik ya da özel olarak ögretim, uygulama, tapinma ve anma baglaminda açiga vurma özgürlügünü içerir.

Madde 19: Herkesin düsün ve anlatim özgürlügüne hakki vardir; bu özgürlük düsüncelerinden dolayi rahatsiz edilmemek, ülke sinirlari söz konusu olmaksizin bilgi ve düsünceleri her araçta arama, elde etme ve yayma hakkini içerir.

Madde 20: (1) Herkesin bariscil biçimde toplanma ve dernek kurma özgürlügü vardir.

(2) Hiç kimse bir dernege girmege zorlanamaz.

Madde 21: (1) Herkesin, dogrudan ya da özgürce seçilmis kisiler araciligiyla ülkesinin kamu yönetimine katilma hakki vardir.

(2) Herkes ülkesinin kamu hizmetlerinden esit olarak yararlanma hakkina sahiptir.

(3) Halkin iradesi, hükümet erkinin temelidir; bu irade, gizli ya da buna denk bir yöntemle yapilacak ve genel ve esit oy verme yoluyla gerçeklesecek olan dönemsel ve dürüst seçimle belirir.

Madde 22: Her kisinin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvenlige; onuru için ve kisiliginin özgürce gelismesi için zorunlu olan ekonomik, toplumsal ve kültürel haklarin, ulusal çaba ve uluslararasi isbirligi yoluyla ve her devletin örgütleriyle ve kaynaklariyla orantili olarak gerçeklestirilmesine hakki vardir.

Madde 23: (1) Herkesin çalismaya, isini özgürce seçmeye, adil ve elverisli çalisma kosullarina ve issizlikten korunmaya hakki vardir.

(2) Herkesin hiçbir ayrim gözetilmeksizin, esit çalisma karsiligi esit ücrete hakki vardir.

(3) Çalisan herkesin, kendisine ve ailesine insanlik onuruna uygun bir yasayis saglayan, gerekirse her türlü sosyal güvenlik araçlariyla da desteklenen bir ücrete hakki vardir.

(4) Herkesin, çikarlarinin korunmasi için baskalari ile birlikte sendika kurmaya ve kurulu bir sendikaya katilmaya hakki vardir.

Madde 24: Herkesin, çalisma saatlerinin makul ölçüde sinirlandirilmasi ve belirli araliklarla ücretli izin dahil olmak üzere, dinlenme ve bos zamanlarini degerlendirme hakki vardir.

Madde 25: (1) Herkesin gerek kendisi, gerek ailesi için yiyecek, giyecek, konut, sagliksal bakim, gerekli toplumsal hizmetler de içinde olmak üzere sagligina ve esenligine uygun bir yasam düzeyine; issizlik, hastalik, sakatlik, dulluk, yaslilikta ya da geçim olanaklarindan kendi iradesi disinda yoksul kaldigi baska durumlarda, güvenlige hakki vardir.

(2) Analik ve çocukluk özel bakim ve yardim hakki dogurur. Bütün çocuklar, ister evlilik içinde, ister evlilik disinda dogsunlar, esit sosyal güvenlikten yararlanirlar.

Madde 26: (1) Herkesin egitim hakki vardir. Egitim hiç olmazsa ilk ve temel egitim evrelerinde parasiz olmalidir. Ilk egitim zorunludur. Teknik ve mesleki egitimden herkes yararlanabilmeli ve yüksek ögretim, basariya göre, herkese tam bir esitlikle açik olmalidir.

(2) Egitim, insan kisiliginin tam gelismesini, insan haklariyla temel özgürlüklere sayginin güçlenmesini amaç olarak almalidir. Egitim bütün uluslar, irklar ve dini topluluklar arasinda anlayis, hosgörü ve dostlugu güçlendirmeli ve Birlesmis Milletler’in barisin sürdürülmesi yolundaki çalismalarini gelistirmelidir.

(3) Ana baba, çocuklarina verilecek egitim türü için öncelikli seçme hakkina sahiptir.

Madde 27: (1) Herkes, toplumun kültürel etkinliklerine özgürce katilma, güzel sanatlari tatma, bilim alanindaki ilerlemelerden ve bunlarin nimetlerinden yararlanma hakkina sahiptir.

(2) Herkesin, sahibi bulundugu her türlü bilim, yazin ya da sanat yapitlarindan kaynaklanan ahlaki ve maddi çikarlarinin korunmasina hakki vardir.

Madde 28: Herkesin, bu Bildirge’de yer alan hak ve özgürlüklerin tam olarak uygulanmasini saglayacak bir toplumsal ve uluslararasi düzene hakki vardir.

Madde 29: (1) Herkesin, kisiliginin özgürce ve tam gelismesine olanak saglayan topluluga karsi ödevleri vardir.

(2) Herkes, haklarini kullanmak ya da özgürlüklerinden yararlanmak konusunda, salt baskalarinin hak ve özgürlüklerinin taninmasini ve bunlara saygi gösterilmesini saglamak amaciyla ve demokratik bir toplumda törenin, düzenin ve genel esenligin hakli gereklerini karsilamak için yasa ile saptanmis olan sinirlamalara baglidir.

(3) Bu hak ve özgürlükler, hiçbir biçimde, Birlesmis Milletler’in amaç ve ilkelerine aykiri olarak kullanilamaz.

Madde 30: Bu Bildirge’nin hiçbir unsuru, içinde açiklanan hak ve özgürlüklerin bir devlet, topluluk ya da bireyce ortadan kaldirilmasini amaçlayan bir etkinlik ya da girisime hak verir biçimde yorumlanamaz.

Xv Yapılara Değer Biçme

Salı, 06 Kasım 2007

XV YAPILARA DEĞER BİÇME

1. GENEL BİLGİLER

Bir tarım iş1etmesinin normal faaliyetleri için gerekli bütün yapılar (binalar), tarımsal yapı olarak kabul edilmektedir. Tarımsal yapılar özel olarak şunlardır.

a) Toprağı işleyen kimselerin işletmede oturdukları konutlar, (toprak sahibinin kentte oturduğu konutlar hariçtir),

b) Muhtelif ahır ve kümesler,

c) İşletmeden elde edilen ham ürünlerin koruma ve iş1enmesiyle ilgili yapılar (ambar, mağaza, şaraphane, süthane, silo vb.),

d) İşletmeyle ilgili tarımsal alet ye makinelerin korunma ye tamiriyle ilgili yapılar (garaj, vb.).

Bir tarımsal yapıyı, bir tarım dışı yapıdan ayıran özellik, yapının inşaat kalitesi değildir. Bir yapının kullanılma amacı, o yapının tarımsal olup olmadığını anlatır. Bu bakımdan uzman, bir i~1etmede varolan yapı¬ların hangilerinin tarımsal olduğunu, her durum için saptamak zorundadır.

Tarımsal yapıların bazen bağımsız olarak, bazen de üzerinde bulundukları toprakla birlikte değeri biçilir.

Şayet yapı, işletme arazisi içinde ise, toprakla birlikte değeri biçilir. Ama, ülkemizde birçok köylerde olduğu gibi, yapılar işletme arazisinin dışında ise, bağımsız olarak değerlerini biçmek gerekir.

Aşağıda, önce yapıların değişik kriterlere göre bağımsız olarak de¬ğerlerinin nasıl biçildikleri anlatılacak, sonra da, işletme arazisi içerisinde olan yapılarda muhtelif durumlara göre değerinin nasıl biçildiği gösterilec¬ektir.

2. YAPININ ENVANTERİ

Tarımsal yapıların değerlerinin biçilebilmesi için her şeyden önce de¬taylı bir envanterinin yapılması gerekir. Bu envanter, yapının ölçülerini,

inşaat tipini, bugünkü durumunu ve yaşını kapsıyacaktır. Envanterde ya¬pıların kullanılma kapasitesi ye bu kapasitenin, işletmede ne dereceye kadar kârlı olarak kullanılabileceği belirtilecektir. 0 halde, yapıların en¬vanterinde iki kısım bulunacaktır. Birinci kısımda yapının detaylı bir tanımı bulunacak, ikinci kısımda ise, kullanılma kapasitesi ye amaca uygunluğu analiz edilecektir.

2.1. Yapının Tanımı (Betimlemesi)

Yapılardan önemli olanları ölçülerek, yapının büyüklüğü hakkında bir fikir edinilecektir. Yapıların yatay uzunluk ye genişliği ölçülecek, tavan yüksekliği ise tahmin edilecektir. Bu ölçüler, her bir yapının metreküp hacmini hesaplamağa yarar.Yapı ne kadar değerli ise, bu ölçüler o kadar dikkatli alınacaktır. Bu¬na istisna olarak, şayet yapı, çok fazla onartma gereksinim gösteriyorsa, nelerin onarılacağının kolaylıkla anlaşılabi1mesi için, onarılacak yerlerin dikkatle ölçülmesi ve detaylı belirtilmesi gerekir.

Yapı tanıtılırken, birinci olarak, temelin durumu ayrı bir önem taşımaktadır. Zira, yapıların temeli ne kadar sağlam olursa, kendileri de o kadar iyi olur. Bu bakımdan, yapının temeli hakkında olabildiğince tam bilgi edinilmelidir. Tam bilgiden kasıt, temelde kullanılan materyalin cinsi ve tespit edilebilirse toprağın altındaki temel derinliği belirtilmelidir.

İkinci olarak inşaatta kullanılan malzeme tipi (yapının cinsi) saptanmalı ye belirtilmelidir. Yap tahta, ahşap, taş, kerpiç midir? Yapının cin¬sinin belirtilmesi, amortisman oranını saptamada önemlidir. Zira, amor¬tisman oranı, yapının cinsine göre değişmektedir. Yapıların tamir masrafları da, yapının cinsine göre değişecektir.

Ayrıca, yapının çatı durumu da belirtilecektir; zira, inşaat masrafı, çatı tiplerine göre değişmektedir.

Yapının kaç yıl önce inşa edildiği de saptanmağa çalışılacaktır. Yap¬ının yaşını saptama her zaman kolay değildir. Zira yapının aktüel sahibi veya kiracısı, yapının ne zaman inşa edilmiş olduğunu kesin olarak bilme¬yebilir. Bu durumda, inşaat tipine ve yapının bugünkü durumuna bakarak, yapının yaşı uzman tarafından tahmin edilecektir.

Yapının yaşı, her zaman yapının bugünkü durumunu gösteren kesin bir faktör değildir. inşaatın cinsi, kullanılma durumu vb. de yapının bugünkü durumuna etki yapar. Bu nedenle, yapının bugünkü durumu belir¬tilirken, yaşının yanında, inşaat cinsi, temel durumu, bakımı vb. de belir¬tilmelidir.

Aşağıda, yapı tanımında saptanan ölçülerin, yazılabileceği bir form gösterilmiştir. Bu formdaki her sütun, değerine veya büyüklüğüne bakılmaksızın, her yapı için kullanılmayacaktır. Zira, bazı yapılar, bu biçimde bir tespite değmeyecek kadar değersiz olabilir. Örneğin 100 veya 200 milyon lira değerindeki bir tavuk kümesi böyle bir tespite değmez.

Tablo 6 - Yapı Tanımı için Form

Yapı Ölçüler

m2

m3

Materyal

Temel

Çatı tipi

Yaş

Durum

Uygunluk

Uzunluk, genişlik, yükseklik

Konut

Ahır

Silo Ahşap

Ahşap

Taş Taş

Taş

Taş 24

24

10 İyi

Orta

Fena Evet

Hayır

Hayır

Uzman raporuna, tanıtılan yapıların fotoğrafları da eklenecek olursa çok iyi olur. Zira, bir fotoğraf, tanımında kullanılacak yüzlerce kelimeden çok daha iyi olarak bir yapının durumunu gösterebilir. Hem de değer biçme anında yapının durumunu gösteren devamlı bir dokuman olarak ra¬porda kalır. Bugün fotoğraf çekilmesi o kadar kolay ye ucuzdur ki, fotoğraf raporun bir parçası olarak kabul edilmêli ye genellikle rapora eklen¬melidir2.

Fakat, şu da unutulmamalıdır ki, fotoğraf hiç bir zaman yapının iç du¬rumunu, temel ye inşaat durumunu göstermez. Bu nedenle, raporda hem yapıların tanımı, hem de fotoğrafı bulunmalıdır.

2.2. Kullanılma Kapasitesi Ve Uygunluğu

Yapıların sadece ölçülmesi ve tanıtılması, yapıların değerini biçme için yeterli değildir. Yapıların kullanılma durumunun da belirlenmesi ge¬rekir. Örneğin bir ahır oldukça geniş olabilir; fakat kötü kullanılması, beklenilenden daha az hayvanın barınmasını sağlar. Önemli olan, ahırdan yararlanma derecesidir.

Değer biçme raporunda, yapıların işletmeye yeterlilik derecesine de ver verilecektir. Böylece raporu okuyan bir kimse, belirli bir yapının, işletmeye yeter olup olmadığını anlayabilmelidir. Bu incelemeler, bir işletmenin yeter derecede yapıya sahip olup olmadığını gösterecektir.

Bir yapının, belirli bir işletmeye yeter olup olmadığını kesin olarak söylemek kolay değildir. Zira bu, iş1etmeciye göre değişir. Bu nedenle, yapıların yeterliliği, normal gereksinimlere göre değerlendirilmelidir. Diğer bir deyimle, işletmede normal bir tarım yapıldığı zamanda, yapıların yeterli olup olmadığı saptanmalıdır.

3. MUHTELIF KRITERLERE GORE YAPILARA DEGER BİÇME

Yapılara değer biçmede maliyet, pazar fiyatı ye gelirlerin kapitalizasyonu kriteri olmak Üzere 3 ayrı kriter kullanılır. Tarımsal yapılara zar fiyatı ve gelirlerin kapitalizasyonu kriterlerine göre kolaylıkla değer biçilemez. Bu nedenle tarımsal yapılara değer biçmede en çok mali’ kriteri kullanılır.

Pazar fiyatı veya gelirlerin kapitalizasyonu kriterleri genellikle kentteki yapılar 1cm kullanılabilir. Zira kentteki yapıların kirası bilinebilir veya bilinmediği hallerde, belirlenebilir. Ayni zamanda kentteki yapılar pazar fiyatı da karşılaştırma yoluyla biçilerek bulunabilir.

Kırsal alanlarda ise, tarımsal yapıların ne geliri ve ne de pazar fiyatı doğru olarak biçilebilir.

Bu genel girişten sonra, şimdi yapılara değer biçmede 3 kriterin ayrı ayrı nasıl uygulandıklarını görelim.

3.1. Maliyet Kriterine göre Yapılara değer Biçme3

Maliyet kriterini açıklamak için iki değişik tarımsal yapı durumu göz önüne alınacaktır. Birincisi yeni yapılar olup, bunların maliyete göre değerlerini biçmek nispeten kolaydır. ikincisi ise, eski yapılar olup, bunla maliyete göre değerlerini biçmek çok daha zor ye karmaşıktır.

3.1.1.Yeni yapılar

Bir yeni yapının değeri, genellikle, yapının maliyet fiyatına (inşaat fiyatına) e~ittir. Maliyet fiyatı, binanın en yüksek değeri olarak kal edilebilir. Hiç kimse, yeni inşa edi1mi~ bir yapıya, maliyetinin üstünde’ fiyat Ödemek istemez; zira, o yapı, istenilirse maliyet fiyatına tekrar ir edilebilir. Şayet yapının maliyet fiyatına tekrar inşa edilmesi mümkün değilse (harp yıllarında veya yıllık enflasyon oranının çok yüksek oldu durumda) o zaman yapının değeri maliyet fiyatını geçer; zira bu durum da, yapıyı maliyet fiyatına aynen inşa etmek alternatifi ortadan kalkmış olmaktadır.

Her durumda, maliyet fiyatı en küçük değer değildir. Fena planlan bir yapının değeri, o tip bir yapı isteyen sahibi dışında, herkes için maliyetinin altında bir değere sahip olabilir. yapı sahibinin, kendi yapısına atfettiği değer ise, normal olarak herkes tarafından kabul edilmediği sübjektif bir değerdir. Bu durumda, yapının maliyet fiyatından, yapının fena planlanmasından doğan zararı karşılamak üzere belirli bir miktar çı¬kartılmak suretiyle ancak yapının değeri bulunacaktır.

Burada maliyet fiyatı genel anlamıyla kabul edilmiştir. Yapının ma¬liyet fiyatına, bütün inşa masrafları (malzemeler, el emeği), inşaatçının kârı, sigorta, yatırımın inşaat süresindeki faizleri vb. dahildir.

Maliyet yöntemi, ilk bakışta görüldüğü kadar basit değildir. Zira, şa¬yet 5 ayrı firma, bir tarımsal yapıyı ayrı ayrı inşa edecek olsalar, her biri yapıyı ayrı fiyata mal edecektir. Bunlardan hangisinin kabul edilmesi ge¬rektiği önemli bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır. Bu maliyet fiyatla¬rından, normal olanı, değer biçme için esas kabul edilmelidir.

3.1.2. Eski yapılar

Tarımda, yeni yapılardan çok, eski yapılara değer biçme sorunuyla karşılaşılır. Bu durumda değer biçme pek kolay olmamaktadır.

Eski bir yapının yenisinin inşa maliyetinin bulunması, oldukça ilginç bir sorundur. Zira burada, modası geçmiş ve tekrar inşa edildiğinde aynısı inşa edilmeyecek bir yapının, yenisinin maliyet fiyatının hesaplanması söz konusudur. Eski bir tarımsal yapının (örneğin eski bir ahır) yeniden inşasında politika ne olacaktır? Şayet böyle bir eski yapı yangın veya fırtına sonucunda harap olacak olursa, yenisi daha modern ve değişik bir biçimde inşa edilecektir. O halde burada, yapının aynısı değil, yerine geçecek olanı söz konusu olacaktır. Gerçeğe yakın olması için uzman, eski yapının aynısının yeni inşa maliyetini değil, mevcut gereksinimlere göre, eski yapının yerine inşa edilmesi gereken yeni yapının maliyetini hesaplayacaktır.

O halde eski bir yapıya maliyet kriterine göre değer biçmede yapılacak ilk iş, eski yapının aynısının maliyetini hesaplamak değil, şayet o yapı bugün inşa edilecek olsa, nasıl inşa edilirse, onun maliyetini hesaplamak olacaktır.

Daha sonra, eski yapının yıpranma payı saptanır.

Yıpranma payının saptanmasında iki yol izlenebilir: Kişisel kanı ve amortisman.

Kişisel kanıya göre yıpranma payının bulunmasında uzman, eski yapının bugünkü halini, benzer yeni bir yapıyla karşılaştırır. Bu karşılaştırmada, yapının bütününü göz önüne alabileceği gibi, kısım kısım karşılaştırma da yapabilir. Çatı, duvarlar, boya ne oranda yıpranmıştır saptanır ve sonra yapı genel olarak ne oranda yıpranmıştır, o bulunur. Örneğin, yenisi 20 milyar lira olan eski bir yapı, %30 oranında yıpranmışsa, değeri 20.000.000.000 – (20.000.000.000 x 0,30) = 20.000.000.000 - 6.000.000.000 = 14.000.000.000 lira bulunur.

Yıpranma payının kişisel kanıya göre hesaplanması nispeten daha kolaydır; fakat, uzmanın bu konuda oldukça deneyimli olmasını gerekti¬rir.

Amortisman yoluyla yıpranma payının hesaplanmasında ise, uzman önce ilgili binanın amortisman oranını bulur. Amortisman oranı, yapının cinsine göre değişir. Aşağıdaki tabloda, bazı yapı cinslerinde ortalama amortisman oranlan gösterilmiştir.

Amortisman oranı saptandıktan sonra, yapının yaşının bulunması ge¬reklidir. Yapının yaşının saptanmasının da pek kolay olmadığı kuşkusuz¬dur. Yapının yaşı kesin bilinmiyorsa, değer biçen uzman tarafından değer biçilerek belirlenecektir.

Tablo 7 - Muhtelif Yapı Cinslerinde Amortisman Oranları

Yapının Cinsi

Amortisman Oranı

Taş

Ahşap

Taş temelli sağlam damlı kerpiç Adi kerpiç

0,5 — 1

1

2

3 — 4

Yapının yeni değeri, amortisman oranı ve yapının yaşıyla çarpılınca, yapının yıpranma payı bulunmuş olur.

Yıpranma payı, yapının yeni değerinden düşülerek, eski yapının maliyet değeri bulunur.

Örneğin, yeni değeri 20 milyar lira olan bir eski ahşap yapı, 20 yıl önce inşa edilmişse, amortisman oranı % l olduğuna göre, değeri;

20.000.000.000 - (20.000.000.000 x 0.01 x 20) = 16.000.000.000 lira olarak bulunur.

3. l .3. Yapıların maliyetinin bulunması

Yapıların maliyeti sentetik veya analitik yollara göre bulunabilir. Analitik yol, bir uzman için uygulanması çok güç, masraflı ve fazla zaman isteyen bir yoldur. Bu nedenle, yapı maliyetinin hesaplanmasında genellikle sentetik yol kullanılır.

Sentetik yol:

Sentetik yola göre bir yapının maliyeti, yeni inşa edilmiş ve değerleri belli diğer yapılarla karşılaştırma ile bulunur. Bu amaçla karşılaştırmada, maliyetle ilgisi olan metrekare yahut metreküp gibi teknik karşılaştırma öğeleri kullanılır.

Değeri biçilen yapının cinsi saptanır. Sonra, aynı cins yapıların metrekare veya metreküp maliyet fiyatı bulunur.

Bilinen metrekare veya metreküp fiyatlarından hareketle, karşılaştır¬ma yoluyla, değeri biçilen yapının maliyet fiyatı kolaylıkla bulunabilir. Burada kullanılan metrekare veya metreküp fiyatlarının bulunabilmesi için, homojen birçok yapıların toplam maliyetinin bilinmesi gereklidir. Birim metrekare veya metreküp maliyet fiyatları, toplam maliyetin, met¬rekare veya metreküpe bölünmesi ile bulunur.

Bir yapının metrekare genişliği veya metreküp hacmi, ilgili birim metrekare veya metreküp maliyet fiyatıyla çarpıldığında, aranan maliyet değeri bulunmuş olmaktadır.

Örneğin, değerini biçtiğimiz yapının bulunduğu bölgede bir ahşap yapının metrekare maliyet fiyatı 80 milyon lira ise ve değeri biçilen yapı 150 m ise bu yapının maliyet değeri;

80.000.000 x 150 = 12.000.000.000 lira olarak bulunacaktır.

Ancak, sentetik olarak bulunan maliyet değerleri, ortalama standart değerlerdir. Yapılar birbirine tam benzemeyecekleri için, yapıların özel durumları ayrıca göz önüne alınacaktır.

Bir yapının metreküp hacmini bulmak için, uzunluk, genişlik ve yük¬sekliğinin çarpılması gereklidir.

Bir yapının metrekare alanını bulmak için ise, her katın yüzeyi göz önüne alınacaktır. Örneğin 10 metre genişliğinde, 20 metre uzunlu¬ğunda iki katlı bir yapının alanı 400 m olarak hesaplanacaktır.

Yapıların m maliyet fiyatları inşaat tipine göre ve bölgeden bölgeye değişir.

Analitik yol:

Analitik yolda ise, bir yapının maliyeti, muhtelif masraf unsurlarına göre bizzat uzman tarafından hesaplanacaktır. Bu hesaplamada, bir inşa¬atçının teklif yaparken hazırladığı biçimde bütün masraflar detaylı olarak ortaya konur. İnşaatta yapılacak işler analiz edilir ve her bir işin hesapla¬nılan birim maliyetinden hareketle toplam maliyet bulunur.

3.2. Pazar Fiyatı Kriterine Göre Yapılara Değer Biçme

Bu kritere göre bir yapının değeri, benzer ve en son satış fiyatı bilinen yapılarla karşılaştırma ile bulunur.

Bu yöntemin uygulanabilmesi için;

1.Değeri biçilen yapının bulunduğu bölgede, değeri biçilen yapıya her yönden benzer yapıların bulunması,

2. benzer yapıların en son ve normal gerçek alım-satım fiyatlarının bilinmesi,

3. Değeri biçilen yapı ile, karşılaştırılan yapılattın ortak ve normal bir karşılaştırma öğesinin bilinmesi.

Bu koşulların yerine gelebilmesi ve bu yöntemin uygulanabilmesi için yapı alım-satımının çok olması gerekmektedir. Aksi halde yöntemin uygulanması olanaksızdır.

Özellikle tarımsal yapıların bağımsız alım-satımı çok seyrek oldu¬ğundan, pazar fiyatı kriteri tarımsal yapılara güçlükle; uygulanabilir.

Yukarda belirtilen koşullar var ise, basit veya bileşik karşılaştırma yoluyla yapının aranan değeri bulunur. Bunun için basit karşılaştırmada şu formül uygulanır:

X = Değeri biçilecek A yapısının muhtemel pazar fiyatı,

D = Karşılaştırma için alınan B yapısının bilinen normal satış fiyatı,

a = A yapısının bilinen karşılaştırma öğesi,

b = B yapısının bilinen karşılaştırma öğesi.

Bileşik karşılaştırmada ise, birden fazla yapı alınır. Bu biçimde bulunan normal pazar fiyatına, değeri biçilen A yapısının, özel durumuyla ilgili olarak ekleme ve çıkarmalar yapılabilir. Yapılara değer biçmede karşılaştırma öğesi olarak:

— metreküp hacmi,

— metrekare alanı,

— Yıllık normal kira,

— Yıllık rant,

— vergi değeri,

kullanılabilir.

Uzman, bu karşılaştırma öğelerinden değer biçme anında en uygun

olanını seçerek kullanacaktır.

Uygulamada, yapıların değerlerinin biçilmişinde en çok kullanılan karşılaştırma öğesi metrekare alanıdır.

Şayet bilinmiyor ise, normal kira da bir karşılaştırma öğesi olarak kullanılabilir. Fakat, tarımsal yapılarda genellikle kira söz konusu olmadığından, kiranın bir karşılaştırma öğesi olarak kullanılması oldukça güçtür. Ancak kentsel yapılarda kira karşılaştırma öğesi olarak kolaylıkla kullanılabilir

Örnek : A ve B yapıları aynı bölgede bulunsunlar ve her yönden bir birinin benzeri olsunlar. A yapısı 100 m2 , B yapısı ise 150 m2 olsun. B yapısı, çok yakın bir zamanda 18.000.000.000 liraya satılmış olsun. Aca¬ba A yapısının satış fiyatı ne kadar olur? A yapısının değeri :

3.3. Gelirlerin Kapitalizasyonu Kriterine Göre Yapılara Değer Biçme

Bu kritere göre bir yapının değeri, ondan elde edilen gelirin kapitalizasyonu ile bulunur.

Bu kritere göre bir yapının satış değerinin bulunabilmesi için, önce yapının rantı (yıllık ortalama net geliri) bulunur. Sonra kapitalizasyon faiz oranı saptanır.

Yapılarda kapitalizasyon faiz oranı, arazilerde olduğu gibi,

formülüne göre bulunur.

Yapılarda saptanan rant, yukarıdaki formüle göre bulunan kapitalizas¬yon faizi oranına bölünerek yapının normal değeri elde edilir.

D = Yapının değeri

R = Yapının normal rantı

f = Kapitalizasyon faizi oranı

Yapının normal rantı, yapıdan elde edilebilecek yıllık normal kiradan, yapı sahibinin o yapıdan dolayı yüklendiği bütün masraflar (amortisman, onarım ve bakım, sigorta, vergiler vb.) çıkartılarak bulunur.

Yıllık kira, yıl sonuna birikmiş olarak hesaplanır. Normal yıllık kira¬nın bulunabilmesi için, yapının bulunduğu bölgede yapı kiralamanın çok yaygın olması gerekir. Aksi halde, yapının normal rantını saptamak olanaksızdır.

Tarımsal yapılarda kiraya verme hemen hemen hiç yoktur. Bu ne¬denle, bir ahırın, bir deponun ve hatta işletmedeki bir konutun, gelirlerin kapitalizasyonu kriterine göre değeri bulunamaz. Tarımsal yapıların değeri, ancak bütün araziyle beraber veya hutta diğer kriterlere göre bulu¬nabilir.

Köyde bulunan tarımsal yapılarda bu kriter nadiren uygulanabilir. Bu kriteri uygulamak zorunda kalındığında ise, uzman ancak yapının kirasını kendisi tahmin etmek suretiyle bu yöntemi uygulayabilir.

4. TARIMSAL İŞLETME İÇİNDEKİ YAPILARA DEĞER BİÇME

Bundan önceki kısımda, bir tarımsal yapının bağımsız olarak değeri¬nin nasıl biçildiğini belirttik. Çünkü uygulamada, türlü nedenlerle (sigor¬ta, vergilendirme, kamulaştırma, vb.) bir yapının bağımsız değerinin biçilmesi sorunuyla karşılaşılmaktadır.

Tarımsal yapıların asıl ilginç özellikleri ise, bunların bağımsız olma¬yıp, genellikle tarımsal işletmenin bir parçası olmaları, bir işletmenin yapı sermayesini oluşturmalarıdır8. Yapılar, bazen işletmeye yeterli, ba¬zen de işletmenin gereksiniminden fazla olabilirler. Bu yönüyle, işletme içerisindeki yapılar, değer biçme yönünden değişik sorunlar arz ederler. Bir tarımsal işletme, içindeki yapıların değerlerinin biçilmesiyle ilgili ola¬rak, üç durum arz eder. Aşağıda her bir durum ayrı ayrı incelenmiştir.

4.1. Tarımsal İşletmenin Normal Gereksinimine Orantılı Ve Yeter Yapıların Var Olması

Bu durumda yapılar, toprakla ilgili normal melyorasyonlardır ve ara¬zinin tamamlayıcı bir kısmını oluştururlar. Bu durumda yapıların geliri, arazinin normal rantına dahil edilmiştir.

Böyle yapılara ayrı olarak değer biçme, hiçbir ekonomik anlam taşı¬maz. Bu durumda, tek değer biçme, arazinin bütünüyle yapılan değer biç¬medir.

Fakat uygulamada ara sıra, işletmenin gereksinimine orantılı ve yeter olan yapıların değerinin bağımsız olarak biçilmesi de gerekebilir. Örne¬ğin, bir yapının tümden veya kısmen yıkılması halinde veya kamulaştır¬ma veya sigorta yaptırmada böyle bir değer biçmeye gereksinim duyula¬bilir.

Bu durumlarda yapının tümünün veya yıkılan kısmının ancak maliyet kriterine göre, yeniden inşaat değeri hesaplanarak değeri biçilebilir.

4.2. Yapıların Tarımsal İşletmenin Normal Gereksinimine Yeterli Olmaması

Bu durumda aktüel çiftlik rantı normalin altında olacağından arazi sahibi zarar görebilir. Buradaki ilk sorun, çiftlik rantının bu eksik olan yapılardan dolayı ne kadar azaldığının hesaplanmasıdır. Bunun için önce çiftliğin yeterli normal yapılara sahip olması halindeki değeri biçilecektir. Bu değerden çiftliğin normal durumdan eksik olan yapılarının biçilen yeni inşaat değeri çıkartılmak suretiyle, eksik yapılı çiftliğin pazar fiyatı bulunmuş olacaktır.

Burada sorun, tamamen tekniktir. Tarımsal işletmede normal olarak bulunması gerekenden ne kadar yapının eksik olduğunun hesaplanması söz konusudur. Eksik olan yapı miktarı saptandıktan sonra, bu yapıların yeni inşaat değeri hesaplanacaktır.

Eksik yapıların değeri şu biçimde de hesaplanabilir: Önce çiftliğin normal yapılı değeri biçilir; sonra çiftliğin bugünkü eksik yapılı değeri bulunur. Aradaki fark, eksik yapıların değerini verir.

Eksik yapıların değeri bulunduktan sonra, ikinci sorun, bu eksik ya¬pıları inşa etmenin kârlı olup olmamasının hesaplanmasıdır. Bu mesele, mal sahibinin bu eksik binalara yapacağı yatırıma istediği faiz oranına bağlıdır. Bu faiz oranı bilinirse, noksan binalardan meydana gelen gelir eksikliği ile karşılaştırmak suretiyle, aşağıdaki örnekte görüldüğü biçim¬de karar verilebilir.

Örnek : Ahır noksanlığı nedeniyle, işletmede üretilen yoncanın bir kısmının satılmak zorunda kalındığı bir çiftlik düşünelim. Satılan hayvan yeminin işletmede kullanılması halinde işletme sahibinin 600 milyon lira fazla gelir elde edeceğini varsayalım. Buna karşılık, ahırların genişletil¬mesi için 8 milyar liralık bir masraf yapılması gerekmektedir. Bu yeni inşaatın elverişli olabilmesi, işletme sahibinin ahıra yatırdığı paraya iste¬diği ini/, oranına bağlıdır. Şayet işletme sahibi 0,05 faize razıysa, amortisman ve diğer masraflar da nazarı dikkate alındığında bu yatırım elverişli olabilir. Fakat şayet yatırıma, 0,10 faiz isteniyorsa, bu yeni yatırım elverişli olmayacaktır; bu yeni yatırımdan vazgeçmek daha doğrudur. Zira ahıra yatırılan yatırımdan 600 milyon lira fazla gelir elde edilmekte, fakat yatırılan 8 milyar liranın faizi % 10 dan 800 milyon lira tutmaktadır.

4.3. Yapıların Tarımsal İşletmenin Normal Gereksinimini Geçmesi

a) İşletme düzeninin değiştirilmesi ile ekonomik olarak tarımda kul¬lanılabilecek fazla yapılar:

Bu durumda, yapıların yeniden inşa değeri saptanır ve yapıların değer biçme anındaki durumlarına göre yıpranma payı düşülür.

b) Ekonomik olarak tarım dışı kullanılabilecek fazla yapılar: Bu durumda, fazla yapılardan elde edilen veya edilebilecek olan rant hesaplanır ve buna dayanarak gelirlerin kapitalizasyonu kriterine göre değer biçilir.

Araziden ayrı olarak ekonomik kullanılabilecek fazla yapıların değe¬ri, yeniden inşa değerleri biçilmek ve bundan, yıpranma payları düşülmek suretiyle de bulunabilir.

c) Ekonomik olarak tarım ve tarım dışı faaliyetler için kullanılması mümkün olmayan ve ilerde de olmayacak olan fazla yapılara değer biç¬me:

Bu durumda, yapıların yıkılması ile elde edilebilecek malzemenin de¬ğeri hesaplanır ve bundan, yapıyı yıkma masrafları çıkartılır. Sonuç artı ise, elde edilen değer, arazi değerine eklenir. Şayet sonuç eksi ise, arazi¬nin normal değerine bu yapıdan dolayı ekleme yapılmaz, elde edilen fark, arazi değerinden çıkartılır.

d) İşletmenin normal gereksiniminden fazla olan fakat işletme dışı özel gereksinim için kullanılan yapılar:

Bu durumda arazide var olan bir villa, tarihi veya sanat değe/i olan bir köşk vb. yapılar söz konusudur. Bu yapıların tarımsal işletme ile ilgi¬leri yoktur; fakat çiftliğin tüm değerine etki yaparlar. Bu yapılara objektif olarak değer biçmek olanaksızdır. Ancak satış söz konusu olunca, bu ya¬pılara bağımsız olarak değer biçmek gerekir. Bu yapıların değeri sentetik yönteme göre biçilebilir; fakat yapılan değer biçme daima sübjektif kal¬mağa mahkumdur. Bu nedenle uzmanın, bu yapıların değerini biçmekten çok, yapıları ayrıntılarıyla anlatmakla yetinmesi daha uygundur.

Adli Görev Yetkileri

Salı, 06 Kasım 2007

ÜNİTE 01-1800

ADLİ GÖREV YETKİLERİ