‘Hayat Dersleri’ Kategorisi için ArÅŸiv

Ferhat İle Şirin

Salı, 06 Kasım 2007

FERHAT İLE ŞİRİN

Eski bir aÅŸk masalının iki kahramanı. Türk ve İran edebiyatında çok iÅŸlenen bir konu. Ferhat ile Åžirin birbirlerini çılgınca severler. Åžirin soylu bir genç kız, Ferhat halktan bir delikanlı olduÄŸu için, birbirlerine kavuÅŸup mutluluÄŸa ulaÅŸamazlar. Åžirin’in yakınları Ferhat’a akla gelmedik zorluklar çıkartırlar. Demir yapılı bir dağı delmesi gerektiÄŸi ÅŸartı da güçlükler arasındadır. Ferhat, zekası, teknik bilgisi, bilek gücü, aÅŸktan aldığı kuvvetle dağı deler. Åžirin’e kavuÅŸmak üzereyken, bu defa düşmanları sevgilisinin öldüğünü haber verirler. Ferhat, bu acı haber karşısında; ünlü külüngünü başına indirerek intihar eder. Durumu öğrenen Åžirin de sevgilisinin acısına tahammül edemeyerek ölür. Halk edebiyatımızda Ferhat, divan edebiyatımızda Hüsrev olarak geçen bu masal kahramanının deldiÄŸi dağın adı "Bisutun DaÄŸları"dır…

Ansiklopedik Edebiyat Sözlüüü/Seyit Kemal Karaalioğlu

Sf. 262 1983 basımı

KEREM İLE ASLI

Anonim halk hikayesi. XII. Yüzyılda teÅŸekkül ettiÄŸi yorumlanan, Kerem ile Aslı hikayesi anonim halk hikayelerimizin karakteristik özelliklerini taşır. Hikaye kahramanı Aşık Kerem, Aslı isimli bir Ermeni kızına aşık olur. Onu kendisinden kaçıranların ardından arkadaşı Sofu ile saz çalarak, türkü söyleyerek diyar diyar dolaşır. Büyük bir aÅŸkın, uÄŸrunda ne ölçüde fedakarlık yapılacak bir kuvvet olduÄŸunu iÅŸaret eder. Zorlu macerasının sonunda, Haleb’de Aslı’ya kavuÅŸan Kerem tam onunla evlenecekken bir keÅŸiÅŸ büyüsüne kurban gider. Bir büyü ile tutuÅŸup yanar, kül olur.

Bu külün kıvılcımı ile saçlarından tutuÅŸarak, aynı akıbete uÄŸrayan Aslı ile ancak cennette buluÅŸurlar…

Ansiklopedik Edebiyat Sözlüğü/Seyit Kemal Karaalioğlu

Sf. 411

LEYLA İLE MECNUN

Konusu bir Arap efsanesinden alınmıştır. "Beni Amir kabilesinden Kays ile Leyla daha okulda iken birbirlerini severler. Leyla’nın annesi bunu duyunca kızını okuldan alır. Sevgilisini göremez olan Kays yollara düşer. Mecnun diye anılmaya baÅŸlar. Kays’ın babası, Leyla’yı ailesinden isterse de vermezler. Kays çölde vahÅŸi hayvanlar ve kuÅŸlarla arkadaÅŸ olur. Kızı İbni Selam adlı birine verirler. Leyla kendisini bir perinin sevdiÄŸini, eÄŸer evlenirlerse peri tarafından öldürüleceklerini söyleyerek adamı kandırır, onu kendinden uzak tutar. Mecnun’un inkisariyle İbni Selam ölür. Mecnun bütün maddi varlıklarla ilgisini kesmiÅŸ, manevi bir aÅŸkla kendinden geçmiÅŸ halde yaÅŸamaktadır. Çölde karşısına çıkan Leyla’yı tanımaz. Leyla’nın kendi içinde olduÄŸunu, onunla manevi alemde birleÅŸtiÄŸini, baÅŸka bir Leyla ile buluÅŸmaya takati olmadığını bildirir. Leyla, döner bir müddet sonra kederinden ölür.

Mecnun bunu öğrenince Leyla’nın mezarına koÅŸar, ölmek ister, isteÄŸi tanrı tarafından kabul olunarak orada düşüp ruhunu teslim eder."

Ansiklopedik Edebiyat Sözlüğü/Seyit Kemal Karaalioğlu

Sf. 458

TAHİR İLE ZÜHRE

Bir padiÅŸahın kızı olan Zühre ile bir vezirin oÄŸlu olan Tahir’in aÅŸk serüvenini anlatan Türk halk öyküsü. Yalnızca Türk boyları arasında deÄŸil, Ermeni, Gürcü ve Arnavut toplulukları arasında da sevilmiÅŸ ve temel yapısında fazla deÄŸiÅŸiklik olmadan, Tahir Mirza, Zühre- Tahir, Zohra- Tahar gibi adlar almıştır. Öykü kısaca şöyledir: Zühre’nin babası kızını Tahir’e vermek istemez, annesi de onların birleÅŸmelerini engeller. Tahir sürgüne gönderilir.

Tam Zühre’nin baÅŸkasıyla evlendirileceÄŸi sırada geri döner ama öldürülür. Zühre de onun mezarına girerek ölür…

(Ana Britannica 20. cilt-sf.329)

Garcia’ya Mektup

Salı, 06 Kasım 2007

GARCİA’YA MEKTUP

Garcia’ya Götürülecek Mektup’un günümüzde hatırlanmasında çok ama, çok yarar var.

* * *

1904 Rus-Japon harbinden önceydi. Amerikan gazetelerinin birinde "Garcia’ya Götürülecek Mektup" baÅŸlıklı bir yazı çıktı. Yazan tanınmamış bir muhabirdi. Fakat bu kısa yazının anlattığı gerçekler, yüzlerce kitapla anlatılanlardan daha derin, daha özlü idi. Yazı tesadüfen Çarlık Rusya’sının Demiryolları Nazırı’nın eline geçti. Nazır, bütün memurlarının bu yazının kopyasını yanlarında taşımasını saÄŸladı. O sırada Rus-Japon savaşı baÅŸladı. Japonlar esir ettikleri Rus Demiryolları mensuplarının hepsini üzerinde bu yazıyı görerek meraka düştüler. Japon Maarif Nezareti bu yazıyı inceledikten sonra birer nüshasının bütün Japon yurttaÅŸlarının okuyup yanlarında taşımalarım emretti. Bu yazı, ÅŸimdi BirleÅŸik Amerika’da bütün kara ve deniz kuvvetleri mensuplarına ve izcilere verilmektedir. Bu bir gelenek olmuÅŸtur.

*

Amerika KurtuluÅŸ Savaşı’nın bir safhasında İspanya Sömürge Ordusu’nu tecrit edebilmek için Kübalı General Garcia’nın ordusuna talimat göndermek icabetti. CumhurbaÅŸkanı Mc Kinley, General Garcia’ya bir mektup yazdı. Mektubun süratle yerine ulaÅŸması gerekiyordu. BaÅŸkomutanlık karargahında Garcia hakkında bilgi yoktu, neredeydi, nasıl gidilirdi, hepsi meçhuldü.

Mektubu götürmeye Teğmen Rowan görevlendirildi. Teğmen Rowan mektubu aldı, torbasına koydu, gitti, döndü, tekmilini verdi. Garcia talimata uyacaktı.

Teğmen Rowan mektubu alınca:

"Bu Garcia da kimdir? Nerede bulunuyor? Oraya nasıl gidilir? Atla mı, trenle mi? Harcırahımı kim verecek? Arkadaşım Thomas ata daha iyi biner, onu gönderirseniz olmaz mıydı? Eşim biraz rahatsız, hem bu hafta izin sırasındaydım" demedi.

Benim burada anlatmak istediÄŸim, TeÄŸmen Rovvan’ın dört gün sonra Küba kıyılarına ulaÅŸmasının, ormanlara dalarak üç haftalık bir seyahati yaya olarak tamamlamasının, daÄŸlarda ve ormanlarda Garcia’yı bulmasının hikayesi deÄŸildir. Burada anlatmak istediÄŸim husus, bu adamın kiÅŸiliÄŸinin her okula örnek insan modeli olarak tanıtılmasının gerekliliÄŸidir. Dünyanın her yerinde. Allah’ın her günü, milyonlarca yöneticinin Garcia’ya gönderecek mektubu vardır. Öte yandan, gençlerin muhtaç oldukları bilgiler sadece bir dizi teoriler deÄŸildir. Kendilerinden istenen vazifeleri kendi iradeleri ile sonuçlandırma idrakine ve eÄŸitimine de sahip olmalarıdır. Bugün en çok muhtaç olduÄŸumuz budur.

Hizmette fertlerin ilgisizliği ve bilgisizliği, toplumları ve örgütleri felç eder. Hizmetin çarkı dönerken, çarkın her dişlisinin her defasında yeni baştan bilenmesi için zaman yoktur. Yeniden eğitim yapmak gerekir. Öte yandan hizmet devamlı akmaktadır ve sürekli işlerlik içinde olmak zorundadır. Çarkın bir dişi kendi işini hiçbir nedenle durdurmaya yetkili değildir. Bu takdirde hizmet durur.

Bir defasında her yönetici gibi öylesine meşgul iken odama giren bir memur bana:

"Efendim, siz birlikte çalıştığım arkadaÅŸlarımdan birini bir derece terfi ettirdiniz… YaÅŸ ve kıdem bakımından aramızda hiç bir fark yok, öğrenimimiz de aynı. O benden daha yakışıklı da deÄŸil. Böyle olduÄŸu halde beni hala terfi ettirmiyorsunuz?" dedi.

Ben ise dalgınlık halinde mırıldandım.

"Sokakta gürültü var. Duyuyor musunuz? Nedir acaba?"

"- Gidip sorayım efendim" diye memur can sıkıntısı ile cevap verdi.

Biraz sonra döndü:

"- Bir arabaymış efendim…"

"- Yükü neymiş?" diye sordum.

"- Gidip bakayım efendim…"

Biraz sonra döndü:

"- Arabanın yükü bir sürü çuval efendim."

"- Çuvallarda ne varmış?"

"- Gidip bakayım efendim."

Biraz sonra döndü.

"- Çuvallarda çimento varmış efendim…"

"- Nereye gidiyormuÅŸ bu araba?"

"- Gidip bakayım efendim."

Biraz sonra dönüp cevap verdi:

"- X ve Y inÅŸaat sirkelinin merkez ÅŸantiyesine gidiyormuÅŸ efendim…"

"- Çok güzel" dedim, "Şimdi bana terfi eden arkadaşınızı çağırır mısınız lütfen? Hani haksız yere terfi eden arkadaşınızı."

Beriki geldi. Ben mırıldandım:

"- Sokakta birtakım gürültüler oluyor nedir acaba?"

"-Gidip bakayım efendim."

Döndüğü zaman şöyle cevap verdi:

"- Kırk çuval Portland Çimentosu yüklü araba. Çimentoların menşei New Orleans. X ve Y inşaat sirkelinin merkez şantiyesine gidiyormuş. Uluslararası ulaşıma ait bir kamyon çuvallarını istasyondan almış. Çuvallardan biri yarı yolda patladığı için şimdi bunun yerini değiştirmeye çalışıyorlar."

Klemanso’nun meÅŸhur sözü ne kadar güzel: "Bakanlık geç gelenlerle erken gidenlerin karşılaÅŸtığı yerdir." demiÅŸ. Bakanlığı süresince de garip vakalara ÅŸahit olmuÅŸ ki, birçok vecize deÄŸerinde de sözler söylemiÅŸ.

1906 yılında bir gün aklına esmiş, emrindeki memurların durumunu şöyle bir yakından görmek istemiş. Odalardan birine girmiş, kimse yok. ikincisine girmiş, bomboş. Üçüncü odada bir memur varmış, o da uyuyormuş.

Yanında bulunan daire müdürüne dönmüş:

"- Sakın uyandırmayın, yoksa o da çekip gider."

*İşte böyle, uzun söze ve uzun izaha benim de sizin de vaktiniz yoktur. İnsanlığın Garcia’ya mektup götürecek teÄŸmenlere ihtiyacı çoktur.

Gardenya

Salı, 06 Kasım 2007

GARDENYA

12 Yaşımdan bu yana, her yıl doğum günümde bana, kimin gönderdiği belli olmayan beyaz bir gardenya gelirdi. Üzerinde ne bir not ne de bir kart olurdu. Çaresiz bir şekilde çiçekçiyi aradığımda ise; ödemenin peşin yapıldığını söylerlerdi. Bir süre sonra, çiçeği gönderenin kimliğini öğrenme çabalarımdan vazgeçtim.

Yumuşacık, pembe kâğıtlara sarılmış sihirli bir görünüm sergileyen beyaz çiçeğin baş döndüren kokusunun ve güzelliğinin tadını çıkarmaya başladım. Fakat, hiçbir zaman da gönderenin kim olduğu üzerine hayaller kurmaktan vazgeçmedim. En mutlu anlarım, kimliğini saklayan bu çok tuhaf ve aynı zamanda heyecan verici harika insanin kim olduğunu düşünerek geçti.

Annem genellikle benim bu hayallerime katkıda bulunurdu. Bana sık sık, bu kişinin iyilik yaptığım ve teşekkürünü bu biçimde dile getirecek biri olup olmadığını sorardı. O zaman, bisikletime binerken, küçük çocuklarıyla alışverişten eli kolu dolu olarak evine gelen komşumuzu anımsardım. Çünkü, her zaman o komşumuzun aldıklarını arabasından eve taşımasına yardım eder yada çocukların yola fırlamalarını engellerdim. Çiçekleri gönderen, belki de caddenin karsısındaki evde oturan yaşlı adamdı. Kışın buz tutan merdivenlerden inerken düşmemesi için, posta kutusundaki mektuplarını posta kutusundan ben alır götürürdüm evine.

Annem, gardenya konusunda hep hayal gücümü kullanmama yardım etmiştir. Ayrıca, sadece kendisinin değil, tüm dünyanın bizi sevdiğini hissetmemizi isterdi. Başıma gelen her sıkıntı ve acı da onun şefkat dolu sözleri ve desteği vardı.

Fakat annemin iyileştiremeyeceği yaralar da aldım. Babam bir kalp Krizi geçirerek hayata veda etti. Duyduğum üzüntü bir anda terk edilmişliğe, korkuya, güvensizliğe ve öfkeye dönüşmüştü. Ertesi gün mezuniyetim vardı ama ben bunu çoktan unutmuştum. Ama annem unutmamıştı.

O acısında bile benim çok severek aldığım ama bana bir iki beden büyük gelen elbiseyi vücuduma göre ayarlamıştı. Yaşadığı büyük acı bile annemin duygularımı anlamasını engellememişti.

Çocuklarının kendilerini nasıl hissettikleri her zaman onun için çok önemli olmuştu. Bize, çirkinliklerde bile bir güzellik bulmayı öğretmişti. Annem çocuklarının kendilerini gardenya gibi görmelerini istemişti. Güzel, güçlü, mükemmel, sihirli ve belki de biraz gizemli bir koku ile birlikte.

Annem, ben 22 yaşıma geldiğimde öldü ve ben annemin ölümünden 10 gün sonra evlendim.

“- Gardenyalar o yıldan sonra gelmez oldu.”

Muhterem duyulmuÅŸ

(Tavuk Suyuna Çorba kitabından)

Garip Istatistikler

Salı, 06 Kasım 2007

Garip Istatistikler

Abraham Lincoln 1846 yilinda kongreye secildi.

John F. Kennedy ise 1946 yilinda kongre uyesi oldu.

*

Abraham Lincoln 1860 yilinda ABD Baskani oldu.

John F. Kennedy 1960 yilinda ABD Baskani secildi.

*

Lincoln ve Kennedy isimlerinin ikisi de 7 harften olusuyor.

*

Ikisi de Beyaz Saray’da yasarken birer evlatlarini kaybettiler.

*

Iki baskan da bir cuma gunu suikasta kurban gitti.

*

Iki baskan da kafasindan vurularak oldu.

*

Lincoln’un sekreterinin adi Kennedy’ydi.

Kennedy’nin sekreterinin adi ise Lincoln’du.

*

Ikisi de birer guneyli tarafindan vuruldular.

*

Ikisinin olumunden sonra da yerlerine bir guneyli baskan atandi.

*

Her ikisinden sonra baskan atanan kisinin adi Johnson’du.

*

Lincoln’den sonra baskan olan Andrew Johnson 1808 dogumluydu.

Kennedy’den sonra baskan olan Lyndon Johnson 1908 tarihinde dogmustu.

*

Lincoln’u vuran John Wilkes Booth 1839 yilinda dogmustu.

Kennedy’yi vuran Lee Harvey Oswald ise 1939 yilnda dunyaya gelmisti.

*

Her iki katilin de uc isimden olusan adi vardi.

*

Her ikisinin isminde de toplam 15 harf var.

*

Suikasttan sonra Booth, tiyatro salonundan kacmis ve bir depoda yakalanmisti.

Oswald ise depodan kacmis ve bir sinema salonunda yakalanmisti.

*

Hem Booth hem de Oswald mahkemelerinden once vuruldular.

Hikaye

Salı, 06 Kasım 2007

Gel ey, güllerin efendisi!..

Gel ey, konuÅŸurken dudaklarına tebessümler karışan… Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraÅŸan!.. Gel ey, âteÅŸ-i aÅŸkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!..

Gel ey!..

Önce kendine çektin, sonra mugaylan dolu beyabanlarda dermansız koyup bizi bir başımıza gittin dönmemek üzere. Ve dudağının dokunduğu çeşmeler de gitti. Gittin ve vecd ile kendinden geçen zamanlar, sensizlik bunalımlarının gelgitleriyle kör kuyulara gömüldü. Gittin ve tenha elvedalarda düğümlendi sevinçlerimiz; durmuş çarklara sıkışıp kaldı çığlıklarımız. Sen gidince yanlış hesaplarında önce pazarlar kurduk köhne dünyanın, sonra köhne hesaplarıyla mezada çıkarıp aşklarımızı dünyalıklara sattık. Gittin de savrulan umutlarımızı ektik yollarına; sabrımızın gözlerine çekilen milleri çelik masıyetlerle mıhladık. Gerilmiş yaylarımız kepade düştü hoyrat ellerde, uykulu oyunlarda şahlarımız mat oldu; ve bileyli kılıçlarımız pas tuttu karanlık kınlarında.

Ak kor olduk… Nemrudî alevlere soktular baÅŸlarımızı, hakikat, ak kor olduk… Vurdular durmadan dinlenmeden… Örslere konuldu baÅŸlarımız, hakikat vurdular dinlenmeden durmadan. AÄŸlattılar aÄŸladıkça biz… ÇeliÄŸe su verelim diye aÄŸladıkça aÄŸlattılar bizi… Heyhât! Tutturamadık kıvamını suyun, isabet ettiremedik gözyaÅŸlarımızın damlalarını çeliÄŸe ve ilk çalışta kırıldı kılıçlarımız kara keçelere. Yenildik, yorulduk, yığılıp kaldık çıkmaz sokaklarda. Bütün sorularımızın cevapları cevapsız kaldı; bütün hayallerimizin hayali hayal oldu. Tel tel arzulara mahkûm edildi nefislerimiz ve ruhlarımız tül tül alevlerde yandı. Gizemli bilinmezliklerimizin iksirlerini gizli dünyalara gizlediler bizden.

Gel ey!..

Hani dostların vardı, kimi aÅŸk okuyan Kitaplar Kitabı’ndan; kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından. Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani. Kiminin ateÅŸlerine rengi düşerdi gülün de; kimi güllere rengini düşürürdü ateÅŸin. Kimine yıldızlar düşerdi göklerden, kiminin yıldızına düşerdi gökler ya…

Hani sen "Yıldızlarım," demiÅŸtin, "hangisine uyarsanız doÄŸru yola ulaÅŸacağınız yıldızlarım!.." Sen gittin efendim ve hasretin yıldızlarını da çekti senden yana. Åžimdi kim varsa yıldızlaÅŸmaya yüz tutan, gökleri üzerine kapatıyor ehremenler. Bizler yanıyoruz, yanmamakta direniyor gökte yıldızlarımız… Güllerimiz küle durmakta yokluÄŸunda, sultanlarımız kula dönmekte…

Gel ey!..

Ayrılığında çoÄŸalan alevleriyle arınalım aÅŸkının; yanalım yandıkça ve yandıkça yanalım. AÅŸk yüzünden elbisesi yırtılan da, Hak uÄŸruna gözlerini kurutan da seni arzulamakta ÅŸimdi. Bizi kendine madem yine sensin baÄŸlayan ve ayrılığının derdine yine sensin ayrılıkla derman olan, o hâlde gülümse bize efendim, bize gülümse. "Allah onları sever; onlar da Allah’ı sever" sırrına ermekte rehberimiz ol, tut günahkâr ellerimizden; günahkâr ellerimizden tut.

Sen ey!..

Gelsen hayallerimize bir kez… Ve üzerine sepet sepet güller döksek biz. Gelsen düşüncelerimize bir an… Ve baharları sersek ayağına çiçek çiçek, mevsim mevsim, ıtır ıtır… Dolunaylar yerine doÄŸsan dünyamıza bir vakit… Ve zatını gündüz deÄŸilse, hayalini gece göstersen bizlere. Girsen ansızın düşlerimize, ÅŸefkat parmaklarınla okÅŸasan başımızı ışık ışık… Ve ışığına düşsek pervaneler gibi; pervaneler gibi ışığına düşsek.

Gel efendim…

Bir kez doÄŸ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneÅŸler… Gir gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler… İlham olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve gazeller, beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse…

Gel efendim, dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma çaresizlerini. Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım.

Gel ey, bitir bitmeyen hasretini içimizde!

Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!..

Gel ey, kendisine layık olamadığımız!..

Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreÄŸime, yüreÄŸime dokun bir kez olsun…

Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!..

Çığlık çığlığa beÅŸeriyet, çiÄŸnenmiÅŸ reyhanlar misali hep seni arıyor. Uyandır zindanlara koyduÄŸumuz Yusufî sevdalarımızı efendim. Uyandır bahtını üftadelerinin…

Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım

Uyarır halkı efgânım kara bahtın uyanmaz mı?

i.pala@zaman.com.tr

Hikaye

Salı, 06 Kasım 2007

FAZLA

Bir fabrikada bir makine arızalanır.

Teknisyenlerin uzun uÄŸraÅŸlardan sonra makine tamir edilemeyince

bir mühendisin çağrılmasına karar verilir.

Mühendis gelir makineyi inceler ve sonunda gevşeyen bir

vidayı sıkar, makine tekrar çalışmaya başlar.

Mühendis bu emeğinin karşılığı olarak 500 dolar ister

Fabrikatör hemen tepki gösterir .

- Ne yani sadece bir vida sıkmak için bizden bu kadar para mı alacaksın,

demesi üzerine mühendis;

-Paranın sadece 10 dolarını vida sıkmak için istiyorum. 490 dolar hangi

vidayı sıkacağımı bilmem ile ilgili bir ücrettir, der.

Felsefe Ağacı

Salı, 06 Kasım 2007

FELSEFE AÄžACI

Neredeyse bir saattir durmadan koşuyordu. Nefes nefese kalmıştı. Biraz soluklanmak için durdu. Arkasına dönüp kendisini takip edenlere baktı. On dakika kadar sonra kendisine yetişmiş olacaklardı. Dizleri üzerine çöktü ve başını yere doğru eğdi.

Bıkmıştı artık bir ömür boyu düşünceleri yüzünden insanlar tarafından dışlanmaktan… Hep aynı olaylar olurdu. Önce bir köye gelir, oradaki hana ya da kahveye girerdi. İyi bir hikayeciydi. Bir hikayeye baÅŸladığında etrafında yavaÅŸ yavaÅŸ bir kalabalık birikmeye baÅŸlardı. Köy insanları sakin ve tekdüze hayatlarını renklendiren böyle hikayecileri çok severlerdi.

Hikayesini bitirdikten sonra etrafındakilerle anlattıklarını tartışmaya başlardı. Karşındakilerin bu sayede salt dinleyici olarak kalmalarını engellerdi. Düşünmelerini sağlayarak onları biraz sonra açacağı tartışmaya hazırlardı.

Kendisini bir bakıma bir kılavuz olarak görüyordu. Bu ağaların yönetimi altında yaşayan, imamların sözünden dışarı çıkmayan insanları düşünmeye sevk edecek, onlara kendilerini bir birey olarak hissetmelerini sağlayacak yolu gösteren bir kılavuz. Bunu ilahi bir görev olarak kabul etmişti. Her insan Tanrıya karşı tek başına sorumlu olduğunu, bu yüzden sadece kendi yaptığı, kendi inandığı şeylerin sorumluluğunu taşıması gerektiğini insanlara anlatmalıydı. Hayattaki amacının bu olduğuna inanıyordu.

Bu yönde başlattığı tartışmalar hep iyi sonuç verirdi. Ustalıkla öncelikle konuya dolambaçlı bir yerden girer, sonra istediği şekilde yönlendirerek en azından insanların kafasında soru işaretleri yaratmayı başarırdı. Zaten bağımsız düşünebilmenin temel yolu kafadaki soru işaretlerine yorum getirebilmektir diye düşünürdü. Yorumları genellikle dinleyicilere bırakarak o köyden ayrılırdı; tecrübeleri daha fazla kalmasının kendisi için pek güvenli olmadığını göstermişti.

Bu son geldiği köyde etrafındakilerle son derece radikal bir tartışma açmıştı. Etrafındaki insanlar onu onayladıkça daha da coşmuş, onlara başkaldırmayı öğütlemeye başlamıştı. Ne yazık ki bir süre sonra ağanın adamları gelmiş, tekme tokat etrafındaki kalabalığı dağıtmışlardı. Az önce kendisini dinleyenlerden, onu onaylayanlardan hiçbiri onlara karşı çıkmamıştı. Bu onu ağanın adamlarının davranışlarından daha çok yaralamıştı.

Sıra kendisine gelmeden kaçmıştı. Bütün gücünü bacaklarına vererek koşmuştu. Bu olay ilk defa başına gelmiyordu. Daha önceki benzer olaylarda ya sığınacak bir kovuk bulmuş ya da peşindekiler onu izlemekten vazgeçmişti.

Bu sefer öyle olmamıştı. Arkasındakilerin onu yakalamaya kararlı oldukları belliydi. "O halde…" diye düşündü. Etrafındaki yeni açmış çiçeklere göz gezdirdi ve sonra da mavi gökyüzüne doÄŸru kaldırdı bakışlarını. "Ölmek için güzel bir gün" dedi kendi kendine. Sırtındaki torbadan yataÄŸanını çıkardı. Dudaklarında acı bir gülümsemeyle, gözlerinde kararlı bir bakışla, elinde güneÅŸ altında ölümcül bir ÅŸekilde parlayan yataÄŸanıyla onları beklemeye baÅŸladı.

………………………

Hikayeciyi gömmeye tenezzül bile etmediler. Adamların başı olan kahya cesedin yanına geldi ve üzerine tükürerek, "Köpoğlu, bizi iyi uğraştırdı." dedi. İki kişi kaybetmişlerdi. Hikayecinin cesedini hayvanlara bırakarak, ölülerini de yanlarına alarak köyün yolunu tuttular.

………………………

Yıllar sonra hikayecinin öldüğü yerde bir ağaç vardı. Bir gün iki gezgin bu ağacın yanına geldiler ve onu hayranlıkla seyrettiler. "Ne kadar da yalnız ve mağrur." dedi gezginlerden biri. "Etrafındaki ağaçlara hiç benzemiyor. Bu yakınlarda hiç böyle bir ağaç görmemiştim." diye ekledi diğeri. Gerçekten de bulunduğu özel olarak ağaçlandırılan alandaki ağaçlara hiç benzemiyordu. Etrafındaki birbirlerine benzer şekilsiz ağaçlardan çok farklıydı. Bir kişiliği var gibiydi. "Sanki gururlu duruşuyla etrafındaki ağaçlara örnek olmak istiyor gibi." dedi ilk konuşan gezgin. Elini ağaca uzatmasıyla çekmesi bir oldu: "Ne kadar da sert yaprakları var. İğne gibi batıyor.". Diğer gezgin düşünceliydi: "Sanki kimseyi kendisine dokundurtmak istemiyormuş gibi. Kendisini iyi koruduğuna şüphe yok.". Ağacı biraz daha inceledikten sonra ekledi: "Rüzgarda eğilmemiş bile; baksana dimdik duruyor. Hiçbir şeyin kendisini eğmesine izin vermeyeceğe benziyor. Ne dersin bu ağaca bir isim vermeli, soyluluğuna, görkemine uygun bir isim.". Fazla düşünmelerine gerek kalmadı. Ona "Felsefe Ağacı" adını verdiler.

Simyacılar felsefe taşı denilen maddeyi kullanarak kurşundan altın elde ederler. Kim bilir belki de Felsefe Ağacı da koyundan insan elde etmekte kullanılır günün birinde.

Beden ölebilir, ama ruh ölümsüzdür. Bazen bir ağacın içinde de yaşamaya devam edebilir ve soyluluğunu, gururunu bu halde yaşarken de gösterir.

Esintiler

Salı, 06 Kasım 2007

ESİNTİLER

Yayınevi: ODTÜ Fizik Bil. Lab. Yayınları

"Esintiler" den Hissedecekleriniz

1. Dünyadan…

2. Canlılar alemi

3. Zamanda seyahat

4. Aklınızda bulunsun

TARİH DİYOR Kİ

- 18 yy de 5- 10 yıl içinde İslam ülkelerine 100.000 ajan gönderildi.

- 11 yy de Kahire de 12 katlı evler vardı.

- Edison ampule konulacak maddeyi bulmak için 3000 deneme yaptı.

- Büyük Fizyoloji bilgini Pavlov 1917 Rus ihtilalinden dolayı labarotuvara 1 saat geç kalan asistanını çok fena azarladı.

- Perulu Carrion kendi üzerinde ölümcül bir hastalığı denedikten 40 gün sonra öldü. John Hunter ise kendine belsoğukluğu ve frengi hastalığı aşıladı, yıllarca bu hastalıktan acı çektikten sonra öldü. İkisi de başarıya ulaştılar.

- Archimedes şehri Roma saldırısına karşı onun yaptığı aletlerle 3 yıl korundu. Romalılar girdiklerinde bir matematik problemiyle uğraşıyordu. Romalıların seslerini duymamıştı bile. Bir asker evine girip onu götürmek istediğinde problemi bırakmadı, askerde onu öldürdü.

- Dolmabahçe sarayında borç alınan 9 ton altın ve 41 ton gümüş kullanıldı.

- Truman doktrini çerçevesinde Amerikandan aldığımız 69 milyon dolarlık askeri techizatın bakımı için her yıl 400 milyon dolar harcıyoruz.

- Osmanlı Macaristan’daki hakimiyeti esnasında yılda 7.000.000 akçe toplayıp 21.000.000 akçe yatırım yapmıştır.

- Engizisyon mahkemeleri 300 yılda 34.000 kiÅŸi yakmış. Haclı seferi esnasında sadece bir ÅŸehirde 100.000 den fazla kiÅŸi öldürülmüş ve 1096 yılında Kudüs’e girildiÄŸinde 40.000 müslümanı öldürdüler.

- 1914 yazında 1 Türk lirası 3.7 $ ve 18.5 Dm ve ÅŸimdi ise…

- Endülüs halifesi El Hakem’in kütüphanesinde 600.000 yazma eser var. 400 yıl sonra yaÅŸamış Avrupa’da da bilgili Charles lakaplı Fransa kralı 5. Charles’in kraliyet kütüphanesinde 900 kitap var. Ayrıca İslam aleminde içindeki kitap sayısı 10.000′u geçen dev kütüphaneler var.

- İbni Cezvi eserleri hayatına bölündüğünde bir güne 4 defter düşer. İbni Rüşd okumayı öğrendikten sonra kitap okumadan geçen 2 gecesi evlenme ve babasının ölümü idi.

- Kanuni döneminde Sivas ile Bütçesi 20.000.000 altın Fransa’nın 4.000.000 altın, İngiltere’nin 3.500.000 altındı.

- 1835 yılına kadar dünyanın en büyük şehri İstanbul kabul edilir. Kanuni hükümdarlığında 46 yılda ortalama 1 cinayet vakası kaydedilmiştir.

- Amerikanın yabancı dille tek anlaÅŸma TÜRKÇE’DİR. Bu Cezayir beylerbeyi ile George Washington arasında Amerikan gemilerinden alınan haraç miktarı hakkındadır.

- Fatih’in balistik hesaplarını bizzat kendi yaptığı 17 ton ağırlıklı topları 1.5 ton mermileri 1 km. uzaÄŸa atabiliyordu.

- 1864- 70 Paraguay’ın Brezilya, Arjantin ve Uruguay ile yaptığı savaÅŸta nüfusu 1.4′ten 0.22 milyona indi.

- Kral Arthur, William Tell, Robin Hood kaynaklara göre çok yüksek ihtimalle yoklar.

- Birinci Dünya Savaşı’nda 2.500.000 at kullanıldı. 5 yılda 100.000′den 5.000.000′a ordu geniÅŸletmesi yaptı. SavaÅŸta Fransa’nın tank uçakları daha fazlaydı.

- 1938′e kadar Almanlar 200.000 yahudi sürdüler. Sonra güçlü İngiliz donanmasından dolayı Madagaskar’a gönderme planı uygulamadılar.

- Polonyalı kral güçlü Augus’tun 350 çocuÄŸu vardı.

- 1929 yılına kadar Avrupa’da bebeklere karşı en koruyucu İngiliz kanunlarına göre ‘bebek doÄŸarken başı kesilebilir, sert bir ÅŸeyle kafası ezilebilir ama nefes aldıktan sonra kurtulmak için yalnızca dışarı atabilirlerdi.’ 1830′da Fransa’da 32.000 bebek terkedildi.

- II. Dünya Savaşı’nda 56.000 Alman Amerikalılara esir iken açlıktan öldü.

- Hitler içki içmez ve çok az yemek yerdi.

- Elizabeth Bothory 17.yy’de 650 genç kız olduÄŸundan hayatının sonunda 4 yıl hapis yatmış.

- Cumhuriyetin 10. yılında 15.000.000 nüfus 30 okul vardı.

- 130.000 sahabiden yalnızca 10.000′i biliniyor.

- 1914′te Anadolu’da 600 Fransız 500 Alman 60 Amerikan okulu vardı.

- Psikososyolojik tesbitlere göre beÅŸer Asr-ı Saadet’e kadar % 25 geliÅŸtiyse o zamanda % 25 geliÅŸecek.

- Bütün Asr-ı Saadet Savaşlarında 200 kişi ölüyor ve 1- 2 el hırsızlıktan dolayı kesilmiş.

- Geothe 2 defa yıkanmış.

- Osmanlı’da 230.000.000 nüfus 12.000.000 km2 alan ve haskan 11.000.000 Türk verdi.

CANLILAR ALEMİ

- Kedi için 7. kattan düşmek 32. kattan düşmekten daha tehlikeli. (6 katta terminal hıza ulaşıyor.)

- Bir bakteri bir günde 2000 ton bakteri meydana getirebilir.

- Çakallar, ceylan yerken ayaktan başlarlar ve ceylanda endofrin salgılandığından onları sessizce seyreder.

- 2500 m derinlik ve 300C sıcaklıkta yaşayan bakteri vardır.

- Bağırsaklarda 400′den fazla bakteri yaÅŸar, toplam sayıları hücre sayımızdan fazladır.

- Deniz atlarında anne yumurtayı babaya verir, baba 6- 8 hafta taşır ve yavrular kesesinde doğar.

- Bir kovandaki 30.000 bal arısını 30 eşek arısı 3 saatte öldürebilir. Buna karşın 300 bal arısı havalanıp eşek arısı etrafında uçunca 50 - 60 C ye dayanamayan eşek arısı olur.

- Günde 1 metre boy atan sarmaşıklar vardır.

- Ayı yarış atı kadar hızlı koşabilir. 60 km/saat hıza ulaşabilir. Kutup ayısı 3 metre boy 1 ton ağırlığı olur. İnsanı yemek için saldıran tek hayvandır.

- Kurtlar yiyeceklerini 30 km midesinde taşıyıp yavrularına getirirler. Kir Kurtunun en sevdiği yiyecek kavundur.

- Pirhana 3 ısırışta insan elini bilekten koparabilir.

- Soğuk iklimde yaşayan tatlı su kaplumbağası turu olan boyalı Kaplumbağalar sonbaharda derin bir nefes alıp daldıkları sudan ilk baharda çıkarlar, 3 ay oksijensiz hayatta glikolizden enerji sağlarlar. Kalp atışı 10 dakikada bir olur.

- 34 m boyundaki dişi mavi balina günde 3.000.000 kalori alır.

- En uzun hayvan 55 m.’lik bir deniz kurdudur.

- Şahin dalışta 350 km/saate ulaşabilir.

- Kökleriyle birlikte en ağır ağaç 6720 ton. en uzunu ise 127 m dir.

- Bir bakteri 1 saniyede kendi etrafında 100 kere dönebilir. 1 saniyede kendi boyunun 50 katını alır.

- En küçük virüs 1.7 x 10 (8) m. dir.

- Yer yüzünde 3×10(33) canlı olduÄŸu sanılıyor.

- Akbabalar 4 km öteden ceylanın ölümü uykuda mı olduğu anlarlar.

- Sivrisineklerin erkekleri bitki suyu dişileri insan ve hayvan kanı içerler.

- Bir kılıç balığı 109 km/saat’e ulaÅŸabilir.

- Uçan balık 10 m havalanabilir.

- Bir fil günde 150 kg yemek yer.

AKLINIZDA BULUNSUN…

- Cheops piramidinde 2.5 milyon ton kallerin kullanılmış.

- Özgürlük heykeli 96 m. boyu ve 72 bin ton ağırlıklı bir Fransız hediyesidir.

- Çin Seddi 10 bin km’ye yakın yapılmış, bazen kalınlığı 10 m’ye yaklaşıyor.

- Ay 30 bin km. daha yakın olsaydı, gelgitler tüm yeryüzünü sular altında bırakırdı. Ay - Dünya arası 380 bin km.

- Dünyanın ağırlığı her yıl 25 ton artıyor.

- Cern laboratuarındaki hızlandırıcı 27 km çevresi, 50- 175 m yerin altında, iç basıncı 1 / 1 milyar atm. elektronlar saniyede 11 bin kere dönüyor.

- Amerikan enerji üretiminin 1300 katı güçte lazer yapıldı, 1 / trilyon saniyelik vuruşlarla çalışıyor.

- Dünyadaki enerjinin % 80 fosil kaynaklı, yılda 6.01 giga ton CO oluşuyor.

- İnsanın kütlece % 65 oksijen,:19 karbon, % 9 hidrojen % 3 azot, % 2 kalsiyum, % 1 fosfor.

- Dünyanın kütlece % 39 demir, % 29 oksijen, % 14 silisyum,% 11 magnezyum

- Dünyanın yoğunluğu 5.5 gr/cm3 kutup ekvator arası 21 km yarıçap fark var.

- Bir ışık yılı 1016 m.

- En küçük virüs 10(- 21) kg, Boeing 747 ise 160 ton.

- Ölçülmüş en yüksek sıcaklık 58 c Libya’da ve en alçağı - 89 C Antartika’da, Sibiryanın bazı illerinde 91 C yıllık sıcaklık farkı olabiliyor.

- Döllenmesi olabilmesi için 120- 500 milyon sperm gerekir.

- 16- 20000 hertz frekans arası duyulabilir. Gürültüde ise 40- 60 db rahatsız edici 90db üzeri ise dayanılmaz. Atış esnasında 170 db bir mili saniyelik ulaşılıyor.

- Türkiye’de her yıl 1.4 milyon ton toprak erozyonu ile dökülebiliyor.

- 350 sayfalık yüz kitap bir ağaçtan üretilir.

- Marsa adama gönderme en az 100 milyar $’a patlar.

- Monalisa’nın deÄŸeri 100 milyon $ olduÄŸu tahmin ediliyor.

- En pahalı elmas 4.6 milyon $.

- Euro Disney Land 5 milyar $’a mal oldu.

- En pahalı satılan araba 9.8 milyon $.

- Mike Tyson 96 yılında 3 maçta toplam 850 dakikada 740 milyon $ kazandı. Michael Jordan ise 460 milyon $ kazandı.

- Ford’un ekonomik gücü Norvec ve S. Arabistandan fazla.

- En ağır insan 635kg.

- En fazla çocuğu olan kadın 69 çocuğa sahip.

- Bir hindli ¹ sayısının 31.811 hanesini 3 saat 50 dakikada söyledi. 157 hane/dakika hıza sahipti.

- Su altında kalma rekoru 14 dakika.

- Bir Japon mahkum protesto olarak 132 saat ayakta desteksiz durmuÅŸ.

- Yanlışlıkla polis tarafından 18 gün hücrede unutulan biri komalıkken çıkarıldı.

- Bir İspanyol 200 saat şarkı söylemiş.

- Dünyadaki tatlı su rezervlerinin 3/4′u Antartikada buz daÄŸlarında

- Farelerin % 70 oranında kısılan beslenmeleri hayatlarını % 50 arttırıyor.

- Dünyada 20 milyon mayın var. Önümüzdeki 3 yılda 100 bin insanın mayından ölmesi bekleniyor.

- Günde 40.000 kişi açlıktan ölüyor.

- Son 10 yılda 2 milyon çocuk savaşlarda öldü. 4.5 milyon ise yaralandı.

- GeliÅŸmiÅŸ ülkelerdeki çöplerdeki yiyecekler bütün dünyada açlıktan ölenlerin 15 katını besleyebilir. İstanbul’un çöpteki ekmekleri ile Norveç’i doyurabilir.

- 73- 74 yılı kitle ölümlerinde dünya tahıl üretiminin, 1/3 ü hayvanları veriliyordu.

- İncil 286 dile direk 1522 dile parçasını da sayarsak çevrilmiş, 1815- 1975 2.5 arası milyar basılmış.

- 16 yaşında bir İngiliz ortalama 5000 kelime kullanır.

- Dünyada 5000 dil var, 854I Hindistan’da.

- İngilizce’de en çok kullanılan harfler e, t, i, n, s, r’dir.

- Dünyada matbaa bulunuÅŸundan itibaren II. Dünya Savaşı’na kadar basılan kelime sayısından daha fazlası ÅŸimdi bir günde basılıyor.

- 90′da en çok satan 10 çocuk kitabından 8 Ninja turtles kitabı var.

- Dakikada 10 damla su kaçıran musluk ayda 170 lt, su israf yapar.

- 90′da Dünya nüfusunun % 8′lik kısmı baÅŸka bir ülkeyi ziyaret etti.

- Bir dilim ekmek bir mil koÅŸmaya yeter.

- Ağır egzersizlerle oksijen tüketimi 8 katına kadar çıkar.

- 10 seviyeleri 0- 25 idiot, 25- 50 embesil, 50- 70 debil, 70- 90 geri zekalı, 90- 110 normal.

- Öğrendiklerimizin % 83′ü görme % 11 iÅŸitme, % 3.5 koklama, % 1.5 dokunma ve % 1′de tatma ile olur.

DÜNYADAN…

- İngilizlerin % 40.2’si gözlük kullanıyor. Dünyadaki oran ise % 6.

- Ukrayna’daki Dinamo Kiev’in nükleer füze parçaları, yılda iki ton altın, aralarında platinde bulunan bir çok madeni ihraç etmesinden devlet ekonomisi çok zarar gördü, tam bir mafya takımı.

- Futbolda dört hakim yaklaşım var. İngiliz uzun paslı, Hollanda’dan bir çok takıma yayılan komple, Brezilya ile baÅŸlayıp en saf G. Afrika’da oynanan serbest ve İtalyan kilit savunma futbolu.

- En çok borcu olan ülke Brezilya.

- Teknoloji, bütçenin Amerika ve Japonya’da % 25- 30, Fransa ve Almanya’da % 20- 25, Türkiye’de ise % 3.8.

- Fransa’da 3 kiÅŸiye 2 köpek düşüyor. (Besleniyor)

yılı ABD- Avrupa ihracatı 124 milyar $, Avrupa- ABD 132 milyar $.

- Çinliler aldığı kalorinin % 98′ini bitkilerden alıyorlar.

- Evlilik dışı çocuk Danimarka’da % 48, ABD’de % 35, İngiltere’de %30, Almanya’da % 18, Fransa’da % 14.

- İngiltere’de gelinlerin % 3′ü bakire.

- BoÅŸanma oranı Rusya’da % 33, İngiltere’de: 32, Fransa’da % 19.

- Amerika’da eÅŸcinsel oranı % 10, Yunanistan’da % 17.

- 1989 yılında Dallas Üniversitesi anketinde öğrencilerin % 40 kadarı ABD Güneyindeki devleti bilememiş.

- Amerika’da suçların % 10′u çözülebiliyor. Yılda 35 milyon suç iÅŸleniyor. 3.2 milyonu tutuklanıyor veya göz altına alınıyor. Bir mahkum devlete yılda 35 bin $’a patlıyor. Devlet yılda 750 milyar $’ını suçla mücadele için harcıyor. toplumsal suç zararı 900 milyar $.

- Amerika’da zencilerin % 70, G. Amerikalıların % 80 kadarı evlilik dışı doÄŸmuÅŸ.

- Amerika’da 40- 50 milyon zenci var.

- George Dergisi verilere göre ABD’de % 86 Allah’a ve Cennete, % 77 cehenneme, % 75 ölüm sonrası diriliÅŸe, % 78 meleklere, % 49 evrime, % 48 haftada bir kiliseye gitmek gerektiÄŸine inanıyor. % 67 kısmı ise diÄŸer dinlerin meÅŸruluÄŸuna inanıyor.

- Çin 1.19 milyar, Hindistan 910 milyon, ABD 260 milyon, Endonezya 130 milyon, Brezilya 160 milyon, Rusya 150 milyon, Pakistan 130 milyon, Japonya 130 milyon, Bangladeş 120 milyon, Nijerya 110 milyon, Türkiye 70 milyon nüfusa sahip.

- Amerikan enerji kullanımı % 40 petrol, % 24 doğal gaz, % 23 kömür, % 8 nükleer, % 4 hidroelektrik. Toplam yıllık enerji tüketimi ise 8x 1019

- Uganda ordusunun % 40′ı AIDS virüsü taşıyor. En fazla hiv virüsü Hintlilerde bulunuyor.

- Türkiye silah ithalatı 96 yılında 250 milyon$.

- İtalya’da eÅŸlerin birbirini aldatma oranı % 98.

- İran her yıl 200 talebeyi ayda 2000 $ burs vererek ABD’ye yolluyor.

- ABD 10.395, Rusya 12.722, Fransa 450, Çin 400, İngiltere 260, İsrail 100- 150 nükleer silaha sahip. son 50 yılda Dünyada 50 deneme yapıldı.

- Afrika’da bir kabilede ölüm yaşı ortalaması 43, Türkiye’de 70, İsviçre’de 80.

- G. Kore 4. büyük elektronik araç gereç ve 3. büyük yarı iletken üreticisi.

- Almanya’da satılan müziÄŸin % 80′i İngilizce, Portekizce konuÅŸulan Brezilya’da radyo parçalarının % 70′i İngilizce. Japonya’da ise satılan müziÄŸin 3/4′ü kendi sanatçılarının.

- Amerikalıların % 13′ü kitap alır. 19838′de ise % 21 idi.

- ABD mafyası dünyanın 20. büyük mali örgütü.

- ABD’nin kültür programlarından 89′da 8 milyar dolar karı var. Bu sektör gıda ve uzay havacılıktan sonra üçüncü.

Esir Arslan

Salı, 06 Kasım 2007

ESİR ARSLAN

Güneşin altın ışıkları zaman zaman bulutlar arasından süzülüp yerde siyah beyaz motifler oluşturuyordu. Ara sıra esen rüzgar zaten serin olan havayı daha da soğutuyordu. Esirler duvarın kenarına oturmuşlar o kaybolup görünen ışık parçalarından nasibine ne düşerse onunla ısınmaya çalışıyorlardı.

İşte bir subay hasret gözyaÅŸlarını içine akıtan bu esirlerin önünden geçiyordu. Esirler onu gördü ve hepsi ayaÄŸa kalktı birden. Rus Çarının dayısı Nikolo Nikoloviç’ti geçen…Zoraki de olsa bir saygı göstergesi için ayaÄŸa kalkmışlardı. Fakat esirlerden biri buÄŸulu gözleriyle ufukları seyrediyordu. İhtiyar subayın bütün esirler içinde bu umursamadan oturan adam dikkatini çekti. Geriye dönüp bir daha geçti esirler önünden. Fakat büyük bir derdi ruhunda taşıdığı her halinden belli olan esirde hiçbir kımıldanma yoktu. O hâlâ ufukları seyrediyordu. Esirdeki umursamazlığa ÅŸaşıran Nikoloviç tam onun hizasına gelince durdu ve tercüman vasıtasıyla sordu : “ Niçin ayaÄŸa kalkmıyor , yoksa beni tanımıyor mu? “ esir gayet sakin cevap verdi : “ Hayır tanıyorum. Ben bir islam alimiyim. Bir müslüman ise kâfirin karşısında hürmet için ayaÄŸa kalkmaz . onun için kalkmadım .” Nikoloviç öfkeden kıpkırmızı olmuÅŸtu. Ve hiddetle yanındakilere emretti : “ Derhal divan-ı harbe verilsin. “ DiÄŸer esirler koÅŸarak bu yiÄŸit kiÅŸinin yanına geldiler ve hemen özür dilemezse bu iÅŸin sonunun idam olduÄŸunu söylediler. Hatta birkaçı yalvardı Nikoloviç ‘ten özür dilemesi için. O ise zalimin zulmüne korkusuzca eÄŸilmeyeceÄŸini söyledi ve bu özür dileme tekliflerini reddetti. “ Bana ahirete gitmek için pasaport gerekiyordu. EÄŸer öldürülürsem cana minnet. İdamım ahirette ki dostlarıma kavuÅŸmak için bir vesilem olur “ dedi. Esirler ne kadar uÄŸraÅŸsalar da ikna edemediler onu. Esir yerinden kalktı ve yanındaki arkadaÅŸları ile beraber koÄŸuÅŸa doÄŸru yürüyüp gözden kayboldu. Fakat giderken içinde hiçbir korku belirtisi yoktu. Sadece daha da heybet almış çehresinde ayaÄŸa kalkması için yapılan cüretli teklife karşı beliren öfke çizgileri tam silinmemiÅŸti.

DiÄŸer gün divan-ı harbe çıkartılan esir bir celsede idama mahkum edildi. Öbür gün kararın infaz edilmesi kararlaÅŸtırıldı. Esir sanık sandalyesinde alınan karar için sanki seviniyomuÅŸ gibiydi. Dudaklarında tatlı bir tebessüm vardı. Belli ki terhis tezkeresini eline geçiren bir askerin sevinciydi bu. Esirler yine onun etrafını sarıp özür dilemesi için defalarca dil döktüler. Hatta biraz dini bilgisi olan bir ikisi ikna için bunun bir intihar olduÄŸunu , Ammar bin Yasir’ in başından geçen olayları hatırlattı ama hiçbiri fayda vermedi . O Rus emperyasına karşı tek başına çekilmiÅŸ bir kılıcı simgeliyordu ÅŸimdi.

Geceyi tek başına bir hücrede geçirmişti.Bir müddet sonra ayak sesleri duyuldu. Sesler yaklaştı yaklaştı ve tam kapının önünde durdu. Sonra büyük bir hışımla kapı açıldı. Askerler onu birazda itekleyerek hücreden dışarıya çıkardılar. Sabahın erken saatinde infazın olacağını bilen esirler hepside dışarıdaydı.

Askerler yerlerini aldılar . Esire son arzusu soruldu. “ İki rekat namaz “ dedi esir. Serbest bıraktılar onu. Dostlarından biri eski bir seccadeyi getirdi ve serdi yere. Esir ÅŸimdi bir arslanı hatırlatıyordu. Namazdaki duruÅŸu sonsuzluÄŸa arzu ve iÅŸtiyakla yanıp kavrulduÄŸunun en belirgin ifadesi idi. Namazını fazla uzatmadı. En son ellerini yücelere açıp dua etti. Kusurlarının, günahlarının bağışlanması için ALLAH (c.c) ‘a yalvardı. “ Sana geliyorum Rabbim “ diye noktalandı , yakarış.

Rus subayı namaz bitince tercüman vasıtası ile sordu. “ Niçin ibadetini uzatmadın? ” Esirin cevabı gayet sert ve netti : “ Ölümden korktu namazını uzattı dersiniz diye. “ Yeniden ellerini baÄŸladılar. Yaftayı astılar boynuna . Duvar kenarına götürdüler. Gözlerini baÄŸlamak istediler. “ Hayır! dedi, ben dostlarıma baka baka ölmek istiyorum. “

Askerler “ NiÅŸan vaziyeti al! “ komutuyla tüfekleri omuzlarına yerleÅŸtirip namlularını hedefteki nur abidesine çevirdiler . Manga subayı elindeki kırbacı kaldırıp tam havaya kaldırıp ateÅŸ emri verecekti ki birden bir ses duyuldu. “ Durun durun …“ Askeri binadan koÅŸa koÅŸa gelen bir taraftan “ Durun “ diye bağıran bir kiÅŸi Çarın dayısı Nikolo Nikoloviç’ten baÅŸkası deÄŸildi. Nikoloviç’in sesini duyan manga subayı hemen askerlere “Dikkat! “ komutu vererek selama durdu. Nikoloviç infaz yerine gelince tekrar “ durun “ dedi heyecanla. Sonra duvar kenarında ölüm anını sabırsızlıkla bekleyen korkusuz , cesaret abidesi zata doÄŸru yaklaÅŸtı . “ Fazilet odur ki düşmanlar dahi onu takdir etsin “ ata sözünün bir yansıması ÅŸeklinde şöyle dedi : “ siz dininizin hatırı ve inandığınız deÄŸerler için bana tazimde bulunmadınız. Ben sizin bu asilce hareketinizden dolayı çok duygulandım . Sizi dava etmekten vazgeçiyorum. Beni affediniz ,efendim !” Esirler arasında bir sevinç tufanı oluÅŸtu. Hatta Rus askerlerinin bile infazın durdurulmasından mutlu oldukları yüzlerinden okunuyordu. Fakat bir kiÅŸi vardı ölüm tezkeresini kader kuÅŸuna bir kez daha kaptırmış ve elinden kaçırmış biri… “ Esir arslan ! “

Gelecek nesiller o arslanı cesaret yelelerinden ışık , korkusuz kükreyiÅŸinden ümit , yüreÄŸindeki ideal ateÅŸinden âti meÅŸalesini tutuÅŸturacak kıvılcımlar devÅŸirecekti….

Etkili Aile İletişimi

Salı, 06 Kasım 2007

ETKİLİ AİLE İLETİŞİMİ

Psg.MİNE ÖZKAMALI

DeÄŸerli anne babalar,

Her zaman bilinen bir söz vardır:” EÄŸitim ailede baÅŸlar” Gerçekten de çocuÄŸa aile içinde gereken becerileri kazandırmaya çalışıyoruz. Ama ne kadarını ve nasıl. Zaten önemli olanda “Nasıl” sorusunun cevabı.

Her aile başarılı çocuklar yetiştirmek ister. Bunun için çocuklarına mümkün olduğunca iyi bir gelecek sağlamaya çalışırlar. Onları iyi okullarda okutmak ister. Bunun için aile varını yoğunu ortaya koyar tüm özverisini çocuğuna verir. Ancak yadsınan bir konu vardır ki oda çocuğun sağlıklı bir kişilik nasıl geliştireceği. Aslında hayatta her şey başarı değildir. Önemli olan çocuğun içinde bulunduğu dönemi nasıl atlattığı, nasıl bir kimlik oluşturduğudur.

Çocuk aileyi yansıtır. Aile içindeki bireylerin kişilik yapısı çocuğun kişiliğini şekillendirir. Yani aile iletişim becerilerini kullanmazsa çocukta iletişim becerilerini kullanamaz. Dolayısıyla çocuk hem ailede hem de sosyal çevrede sürekli çatışma içine girer.

O halde “aile çocuÄŸa nasıl eÄŸitim verecek, çocukta nasıl saÄŸlıklı bir kiÅŸilik oluÅŸturacak?”.

Elbette ki her anne baba çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek ister. Çocuğuna iyi niyetle yaklaşmaya çalışır. Ama anne baba iyi niyetleri kullanmasına rağmen yanlış yöntemleri kullanabiliyor. Burada ailenin vereceği iyi bir eğitim çocuğuyla kurduğu sağlıklı iletişim becerilerini kullanmasına bağlıdır. Bu sağlıklı iletişimi çocukla kurabilmek için önce onu tanımak ve onun temel gereksinimlerine saygı duymak gerekir.

İşte ben de bunu düşünerek etkili iletişim kurma yollarını basit olarak size anlatmaya çalıştım . Bu kitapçıkta çocuğunuzun temel gelişimsel özelliklerini görecek, onu daha iyi tanıyacak ve daha iyi anlayacaksınız. Ayrıca sorun çözme, ben dilini kullanabilme, etkin dinleme gibi temel iletişim becerileri ile çocuğunuza daha olumlu yaklaşabileceksiniz

Her şeyden önemlisi çocuklarınızı ayrı birer kişi olarak görüp onların kişiliklerine, bağımsızlıklarına saygı duymaktır. Çocukları tanımada ve anlamada en büyük yardım aslında kitaplar değil çocuğunuz ve sizlerin arasındaki o köprüdür. Yani ETKİLİ İLETİŞİM.

Etkili iletiÅŸim çocuÄŸunuzla aranızdaki o köprüyü kurup ona ulaÅŸmanızı kolaylaÅŸtıracaktır…

ÇOCUĞUNUZU TANIYOR MUSUNUZ?

Ergenlik hızlı büyüme ve gelişmenin olduğu kız erkek cinsel özelliklerinin belirdiği ilk gençlik dönemini kapsar. Ergenlik dönemi kızlarda 13-14, erkeklerde 14-15 arasında değişir.

Erinlik (buluğ) ERGENLİK

(13-14, 15 )

Hem bedensel hem de ruhsal yönden hızlı bir değişim içindedir. Bedensel görünüm sonucu kızlar kadınsı, erkekler erkeksi görünüme girerler. Çocuğun büluğ çağına girdiğini anlamak için:

•Kızlarda adet görmesi •Erkeklerde gece boÅŸalması •Sabahın ilk idrarının alınmasında CEREATINE maddesinin ortadan kalkması •ÇocuÄŸun kemik geliÅŸimi (el, diz, eklem)

Çocuğu buluğ çağına hazırlayan şey: GONODOTROPİK HORMON à Hipofiz bezi salgılar. Ergenlik döneminde bu hormon önce kadınlarda yumurtalıkları, erkeklerde de testisleri geliştirir.

*İkinci derecede bedensel özellikler görülür

•Erkeklerde sakal, bıyığın çıkması •Kızlarda göğüslerin büyümesi, kalçaların geniÅŸlemesi •ÇocuÄŸun ÅŸeffaf derisinin ergenlik dönemi ile deÄŸiÅŸmesi •YaÄŸ dokusunun artması •Ter salgısının artması ve kokması •El ve ayaklarda hızlı büyüme (Bu durumda çocuk vücudunu tam olarak kontrol edemez. Böylece bu durum çocuÄŸun davranışlarına yansır. ÖrneÄŸin sakarlık olayı.)

Çocukta yeni bir tip meydana geliyor. Ancak çocuktaki bu durum onda hayal kırıklığına neden olabilir. Bedensel deÄŸiÅŸimin artması çocuklarda bir takım fizyolojik rahatsızlıklara neden olabiliyor.(bel aÄŸrıları, bacak aÄŸrıları….)*Ayrıca cinsiyet özelliklerini erken kazanmak kızlarda ve erkeklerde kaygı durumlarını oluÅŸturabiliyor.*İşte ergenlerdeki bu fizyolojik deÄŸiÅŸimler davranışlara yansıyor.

DAVRANIŞLARDAKİ DEĞİŞİMLER:

Yalnızlık isteği:

Her genç yalnızlığını paylaşacağı ayrı bir odasının olmasını ister. Odasında saatlerce kalabilir. Küçük nedenlere kızabilir, kırılabilir. Gencin bu isteğinin doğal karşılanması gerekir.

İsteksizlik oluşabilir:

Hızlı bir bedensel gelişme içinde oldukları için bu durum enerjilerini tam olarak kullanamamalarına neden oluyor. Tüm enerji bedene yansıyor. Sonuçta isteksizlik oluşabiliyor. Bir takım ağrılar, sızılar oluşabiliyor. İşte tüm bu durumlar derslere de yansıyabiliyor. İlkokulda elde edilen başarıda düşüş görülebiliyor. Bununla başa çıkmak çok önemli. Bu başarısızlık durumunda kaygı duymamak gerekir. Bunun geçici olduğunu düşünmek en doğru çözüm olur.

Bu dönemde isteksizliğe bağlı olarak can sıkıntısı da oluşabiliyor ve can sıkıntısı uzun sürebiliyor. Ayrıca huzursuzluk oluşabiliyor. Bunun nedeni ise bedendeki değişimlerdir. Sürekli bir şeylerle ilgilenme, meşgul olma isteği var. Ergen hareketli, kıpır kıpırdır. Bu durum okul için de söz konusudur.

Toplumsal zıtlık durumu:

Sürekli içinde bulunduğu ortama karşı çıkar. Bu nedenle çevresi ile olan ilişkilerinde zaman zaman geçimsizlik oluşabilir.(gerek aile, gerek okul, gerek arkadaş ilişkilerinde)

Otoriteye karşı direniş eğilimleri:

Ev ortamında mutlaka otoriteyi temsil eden birisi vardır. Ya anne ya baba ya da ağabey, abla. Gelişmekte olan ergenin karşı çıkacağı ilk kişi otoriteyi temsil eden kişidir. Eğer otoriteye karşı çıkamıyorsa bu istek ergende daha da alevlenecektir. Özellikle 13 yaş kişinin en huzursuz olduğu en geçimsiz olduğu, her şeye karşı çıktığı bir dönemdir. Otoriteye karşı gelemeyen bireylerde bavı davranış bozuklukları oluşuyor:

•Olay yaratmak •İnsanları kızdırmak •Yerli yersiz ıslık çalmak •Dikkatsizlik •Kabalık •Sabırsızlık •Dalgınlık, aldırmazlık •İnatçılık •Kafa tutma •Şüphecilik

Bu bozukluklar cinsel olgunlukla birlikte düzelme gösterir.

Karşı cinse olan zıtlık:

Genellikle bu dönemde kızlar ve erkekler birbirlerini sevmezler. Ancak birbirleri olmadan da yapamazlar. Sürekli karşı cinsten olanları küçük düşürme eğilimime girebiliyorlar.

Duygululuğun artması:

Bu dönemde ergenler çok fazla duygusal olabiliyorlar. Ancak bu durum biçim değiştirerek kendisini gösterir:

•Karamsarlık oluÅŸur. •Kendilerine söylenen ÅŸeyleri ters anlarlar. •Çabuk sinirlenirler. •Hiçbir ÅŸeyden memnun olmama. •Küçük ÅŸeylerden dolayı hemen aÄŸlama görülebilir.

Kendilerine olan güven duygusu azalabiliyor:

Çocukların kendilerine olan güvenlerinin azalmasının nedeni onlardan beklenen rollerin yoğunluğudur.

İyi bir öğrenci……….

İyi bir evlat…………

İyi bir abla ya da aÄŸabey……….

İşte çocuklardan beklenen mükemmeliyetçi özellikler özgüveni sarsıyor.

Ayrıca bu dönemde çekingenlik oluşabiliyor ve kendilerini bu yönde gizleme eğilimi görülebiliyor.

Hayalcilik oluşabiliyor. Genç nelerden yoksunsa nelere arzu duyuyorsa o şeylerin hayalini kurar.

ERGENLERİN KAYGILARI

Bedeninin fiziksel özelliklerinin normal olup olmadığı durumu kaygı yaratabiliyor. Cinsiyetinin normal gelişip gelişmediği ve cinsiyetinin bir takım özellikler kaygı durumlarını yansıtabiliyor. Örneğin: ayaklarının büyük olduğunu düşünen genç daha küçük ayakkabı isteyebilir. Ellerini saklar. Sivilceli yüzlerine, düzensiz dişlerine karşı kaygı duyabilir.

Acaba ben tam bir kadınsı özelliklere sahip miyim?

Acaba ben tam bir erkeksi özelliklere sahip miyim? düşüncesi sürekli zihinlerini meşgul eder.

Cinsellikle ilgili konuları genellikle aileleri ile paylaşmazlar. Arkadaşları ile paylaşırlar, çeşitli yayınlar takip ederler.

Cinselliğin dışında din ahlak, felsefe, siyasal konuları da yoğun olarak arkadaş aralarında konuşurlar.

Bakın anne ve babalar bu yaşlardaki çocuklarının hangi davranışlarından yakınıyorlar:

•HırçınlaÅŸtı, ders çalışmıyor. Sorumluluk duygusu yok. Canım sıkılıyor diyor. En küçük isteklerini sert bir dille ifade ediyor. KardeÅŸlerini kızdırmaktan zevk alıyor. •OkuduÄŸunu anlamıyor gibi, durgunlaÅŸtı, dalgınlaÅŸtı. Çabuk karamsarlığa kapılıyor. Ara sıra hiç yoktan huzursuzlaşıyor, sert karşılık veriyor. •İleri derecede alıngan. Derslerinde yine baÅŸarılı ama oyuna, eÄŸlenceye daha da düştü. Olur olmaz ÅŸeye aÄŸlıyor. Evde huysuz, dışarıda ise çok sıkılgan. •Her istediÄŸini yaptırmak istiyor. Aşırı süsleniyor. “Siz bana karışamazsınız.” diyor. •Derslerinde baÅŸarılı hiç sorun çıkarmayan bir çocuktu iki kez okula gitmemiÅŸ, arkadaÅŸları ile gezmiÅŸ. Sorunca yalan söyledi. Bu davranışı bizi çok ÅŸaşırttı. •Çok harçlık istiyor, çok geziyor; eve girmek istemiyor. Spora çok düştü. Dersleri ile ilgilenmiyor. Banyoya sokamıyoruz, ellerini bile yıkatamıyoruz. Saçını kestiremiyoruz. •Son derece asi ve hırçın olmaya baÅŸladı. Başına buyruk olmak istiyor. Dayak, kötü söz, tatlı söz hiçbiri sonuç vermiyor. Bir ruh hekimine götüreyim mi?… gibi yakınmalar sürüp gidiyor.

Ergenlik dönemi bireyin kendisi ile ilgilendiği dönemdir. Bu ergenlerin kaygılarının sıkıntılarının çeşitliliğinden kolaylıkla anlaşılır. Ergenlerde gözlenen kaygı alanları çok çeşitlidir. Yapılan araştırmalarla da bu net olarak ortaya çıkmıştır. O halde kaygı konularını şöyle sıralamak mümkün:

Sağlıkla ilgili kaygılar:

Yeterli uyuyamamak, gevÅŸeyip rahatlayamamak, sakarlık, bedensel görünüm, gerginlik, güzel ya da yakışıklı olamadığını düşünmek, kısa boylu olmak…

Kişilik ile ilgili kaygılar:

Kendini aÅŸağı görme, kendisine güveni olmamak, kendisini yetersiz görmek, sık sık öfkeye kapılmak, küçük ÅŸeylere üzülmek, olayları çok ciddiye almak….

Aile ve ev yaşamına ilişkin kaygılar:

Kendisine ait bir odasının olmaması, cinsel sorunlarını ailesi ile paylaÅŸamaması, arkadaÅŸları ile dışarı çıkamaması, çocuk yerine konmak, ailesinin arkadaÅŸ çevresine,tercihlerine, isteklerine karışması, özgürlüğünün kısıtlanması….

Sosyal ilişkilerine yönelik kaygılar:

Yeni tanıştığı insanlarla nasıl konuÅŸacağını bilememe, yeterince arkadaÅŸ edinememek….

Din ahlak konularındaki kaygıları:

Ölüm korkusu, din konusunda daha fazla bilgi istemek, neyin doÄŸru neyin yanlış olduÄŸunu bilememek…

Okulla ilgili kaygıları:

Dikkâtini toplayamama, çalışma yöntemini bilememe, çalışırken hayal kurma, derse kendisini verememe, çalışmak isteyip de çalışamama, kendisini derste ifade edememe, etkili bir programının olmaması, not kaygısı, sınav kaygısı, uzun bir süre kendisini TV’den alamama, zaman kaybı….

Meslek seçimi ile ilgili kaygılar:

Hangi mesleÄŸi seçeceÄŸini bilememek, yeteneklerinin ilgilerinin ne olduÄŸunu bilememek, ailesinin meslek seçimine karışması….

ERGENLERİN ÇELİŞKİLERİ

(Ergenleri çelişkili ruhsal durumları)

•Gençler aşırı derecede bencildirler. Bunun tam karşıtı fedakar davranışlarda bulunabiliyorlar. Bu durum sonuçta bir çeliÅŸki oluÅŸturuyor. •Otoriteye karşı direndikleri halde kiÅŸiler baÄŸlandıkları kiÅŸiye sonuna kadar baÄŸlanabiliyorlar. Bu durumda çeliÅŸki yaratıyor. •Genç kendisine karşı çok nazik ve samimi , saygılı davranılmasını ister. Ancak genç baÅŸkasına karşı kaba ve sert davranabiliyor. •Çok iyimser, herÅŸeye dört elle sarılan yorulmaz olmasına karşın; kötümser, içe kapanık, uyumsuz olabiliyor.

*KİMLİK VE ARKADAŞLIK

Bu dönemin temel gelişimsel özelliği kimlik oluşturmaktır. Eğer birey daha önceki gelişimsel dönemlerini sağlıklı bir biçimde atlattıysa ya da gerek ailevi gerekse sosyal ilişkilerindeki çatışmaları çözebildiyse sağlıklı bir kimlik oluşturur. Daha sonraki genç yetişkinlik, onu takiben yetişkinlik ve diğer gelişimsel dönemlere sağlıklı bir biçimde girer ve bu dönemleri sağlıklı bir biçimde sürdürür.

Kimlik oluşumu özdeşleşme ile başlar. Yani genç çevresinde gördüğü, beğendiği, etkilendiği, değerli saydığı kişileri kendisine mal eder, onlarla özdeşleşir. Bu kişiler gencin öğretmeni, arkadaşı, kardeşi,sevdiği sanatçıya da bir roman kahramanı olabiliyor. İşte genç bu kişilerin giyim tarzlarını, konuşmalarını, tavır ve davranışlarını taklit eder, onlarla bu anlamda özdeşleşir. Bu aşırıya kaçmadıkça doğal bir süreçtir. Ergende böyle davranışlar görüldüğünde ergen küçük düşürülmemeli, onunla alay edilmemelidir. Çünkü bu doğal bir gereksinimdir ve sonuçta ergen özdeşleşme yoluyla kimliğini bulacaktır.

Bir de ergenlik döneminde morotoryum denilen bir duraklama sözkonusudur. Bu çocuk rollerini bırakıp yeni bir rol edinme yani genç rollerini üstlenmedeki durumdan kaynaklanır.

En hassas, en stresli bir dönemin bir başlangıcıdır. Özellikle 13 yaş üzerinde durulması gereken bir yaştır. Bu dönemde ergen daha huzursuz, daha gergin ve uyumsuz bir yapı içindedir. Çocuğun kolaylıkla dışarıya kapılabileceği, olumlu, olumsuz faaliyetlere yönelebileceği bir dönemdir. Bu nedenle özellikle bu dönemde ergenin sosyal ilişkilerinin,arkadaş çevresinin bilinmesi ve çocuğa farkettirilmeden kontrol altına alınması gerekiyor.

Ergenlikte grup kimliği önemlidir. Bu nedenle ergenin arkadaşları ve arkadaşları ile yaptığı şeyler önemlidir. Ergenin arkadaşlarını gözleyerek onun ruhsal problemlerinin farkına varabiliriz. Kısaca arkadaşlık ruh sağlığının belirleyicisidir. Örneğin bir genç arkadaşlarına aşırı derecede bağlılık duyuyorsa aile içinde çözemediği çatışmalar olabilir, sevgi ya da ilgi ihtiyacı tam olarak karşılanamıyor olabilir. Başka bir örnekse genç ya yaşından küçüklerle oynuyorsa ya da sürekli karşıt cinslerle oynuyorsa cinsel kimlik problemleri olabilir. Örnekleri bu anlamda çoğaltmak mümkün.

Bu dönemde olumsuz arkadaÅŸ gruplarından en çarpıcı örnekse çete gruplarıdır. Çete gruplarında bulunan gençlerin %90’ının aile içinde problemleri var demektir. Yapılan araÅŸtırmalarda da bu kanıtlanmıştır. Bu çocuklar ailelerinde bulamadıkları ilgi ve sevgi ihtiyacını grup içinde telafi ediyorlar. Ailelerinden yeterince ilgi görememeleri dolayısıyla olumsuz bir takım faaliyetlere girip ( alkol kullanımı, ÅŸiddet olaylarına katılma, bir ideolojiye sımsıkı baÄŸlanıp olumsuz etkinliklere girme, uyuÅŸturucu kullanımı, cinsel taciz olayları, hırsızlık gibi yasa dışı faaliyetler….)çevrenin ilgisini çekme niyetine girebiliyorlar.

Çetelerin kurulmasındaki en ciddi yaş 11-13 yaşları arasıdır. Önce oyun grupları şeklinde kuruluyor, daha sonra bu gruplar suç alt kültürüne yani çetelere dönüşüyor.

Çetelerin oluşmasındaki belli başlı faktörler:

•Dil güçlükleri: KonuÅŸulan dili anlamama ya da çocuÄŸun konuÅŸtuÄŸu dilin baÅŸkaları tarafından anlaşılmaması. •Okulda karşılaşılan güçlükler: BaÅŸarısızlık, okula devamsızlık, okulda iyi bir arkadaÅŸ çevresinin oluÅŸmaması… •Her türlü ayrımcılık: Din, mezhep, dil, ırk ayrımı •Düşük ekonomik durum: •Aile ocağındaki yıkıntı: Üvey anne baba tutumları, ailenin ilgisizliÄŸi… •ÇocuÄŸun içinde bulunduÄŸu gruptan dışlanması: Çocuk çeteyi prestij saÄŸlamak,bir mevkii saÄŸlamak açısından bir araç kabul etmekte ve çeteye katılmaktadır. Çeteye katılan kiÅŸinin bazı kiÅŸilik sorunları çözümlenememiÅŸtir. Özellikle güvensizlik duygusu çete içinde kaybolur.

Çetelerde aşırı bir dayanışma söz konusudur. Çeteye girmek isteyen kişiler önce sadece heyecan duymak için birlikte küçük suçlar işlerler. Eğer işlenen suçlar cezasız kalırsa bu sefer daha büyük suçlar işlemede adım atarlar. Çete içinde suçlar bir adet-gelenek halini alır ve yeni üyelere suç tekniği öğretilir, birey işlediği suçlardan dolayı suçluluk duygularına kapılmaz. Çünkü bunu bireysel olarak işlenmiş bir suç değil; grubun suçu olarak algılar.

Bu dönemde ergenlerin yalnızlık ihtiyacı çete içinde engellenerek ortadan kalkar ve kişi daha doyumlu olur, kendisine benzeyen insanların da olduğunun farkına varır. Başka insanların da kendisi gibi yalnız,başarısız olduğunu bildiği zaman rahat ederler.

Ayrıca sigara, alkol gibi madde kullanımları da bu dönemde başlıyor. Önce özenti olarak kullanılıyor. Daha sonra birey bu maddelere sorunları oldu zaman yaklaşıyor ve bunları sorunlardan kaçma yolu olarak algılıyor. En son aşama da ise alışkanlık halini alıyor.

İLGİLERİNİN ÖZELLİKLERİ

•Ergenlerin ilgilerinde bir ölçüsüzlük vardır. •Duygu, düşünce ve davranışlarında bir aşırılılık sözkonusudur. •Ergenlikte ilgiler çabuk söner ve yeni ilgiler ortaya çıkar. •İlgilerde artış görülür ve deÄŸiÅŸik ilgilere verdiÄŸi deÄŸer de deÄŸiÅŸir. •Ergenlik döneminin başında ilgilerde bir dengesizlik görülür. Ergenlik yılları ilerledikçe bu dengesizliklerde de azalmalar görülür.

ERGENLİKTE İNTİHAR

Ergenlik döneminde yoğun olarak görülen bir durumdur. Nedeni moda ya da paylaşılan bir duygu gibi görülmesidir. intihar nedeni olarak kişi kendisi ile ilgili değil ailesi ile ilgili şeyleri ortaya atıyor özellikle intihar örnekleri ve görüntüsü insanları çok etkiliyor ve ümitsizlik duygularını oluşturuyor.

Eğer kişilerin çocukluk yaşantılarında, ailesinde intihar geçmişi varsa bu çocukların ya da kişilerin intihar etme olasılıkları fazladır.

İntiharın önemli nedenlerinden birisi de depresyondur. Depresif kiÅŸiler olayları hep kendilerine mal ederler, olayların tek sorumlusunun kendileri olduÄŸunu düşünürler. Ailevi problemler,çözülmemiÅŸ hastalıklar… depresyona neden olur ve depresyonun son noktası da intihardır.

*

“ÇocuÄŸunuzu tanıyarak eÄŸitime baÅŸlayınız”

J.J.Rousseau

AİLE

Aile bir ilişkiler sistemidir. Aile demekle neyi kastediyoruz? Soyut anlamda kişiler arası ilişkileri içeren belli kuralları olan bir düzendir.

Aile sistemi dediğimiz zaman aile içindeki bireylerin birbirleriyle nasıl etkileşimde bulunduklarını düzenleyen kuralların tümünü kastederiz.

Birey Davranışları İle Tüm Aileyi Yansıtır:

Her birey kendi benlik tanımlaması içinde ailenin tüm düzenini yansıtır;koşullar olanak verildiğinde, kendi bildiği türden bir aile ortamı yaratmaya girişir. Daha doğrusu koşul ve olanakları kendi bildiği aile türünden bir aile yaratacak biçimde kullanır. Bu nedenle babası alkolik olan bir kız alkolik bir adamla evlenir; annesi tarafından ilgi, sevgi görmemiş, yalıtılmış bir erkek ise anneleri gibi duygusal yönden soğuk kadınlarla evlenirler. Aile içindeki roller böylece kuşaktan kuşağa kendi kendini böylesine yineler

*

AİLENİN TEMEL GEREKSİNİMLERİ

1.DeÄŸerli olma duygusu: Aile içindeki etkileÅŸim çocukları ya “ben deÄŸerliyim” ya da “deÄŸersizim” duygusuna götürür. Bu gereksinim aile içinde yerine getirilmezse çocuk her türlü davranışla bu duyguyu elde etmeye çalışır. Ergenlik çağındaki erkek çocukların çete(gang) kurarak çoÄŸu kez ölümle sonuçlanan çatışmaları da, kendilerini önemli görmeyen aile ortamlarına bir tepki olarak yorumlanır.”Ben deÄŸerliyim” duygusunu aile içinde elde eden birey kendisini kanıtlamak için aşırı davranışlarda bulunmaya gerek duymaz.

2.Güven ortamı: Aile içindeki bireylerin emniyette olduğu, dışarıdaki tehlikeli olayların aile içine girmeyeceği duygusu, bu gereksinmenin temel nedenidir. Eğer çocuk ev içinde kendisini güven içinde bulmuyorsa çocuk ailenin dışında bir yere yönelir. Aile ile olan bağlarını koparır.

3.Yakınlık ve dayanışma duygusu: Aile içinde temel güven ve dayanışma varsa aile dışında bireyin karşılaştığı stres getirici olumsuz olaylar yıkıcı etkisini pek göstermez. Güven duygusunun baskın olduğu aile dış dünyanın yaratmış olduğu sıkıntı ve kaygılarından kendisini kurtarır. Bu tür aile içinde olan kimseler kendilerine olduğu gibi çevresine de güvenirler. Eğer aile içinde güven ve dayanışma sağlanmamışsa bu insanlar yoğun stres ve gerginlik yaşarlar. Bu kişiler kendilerine dahi güvenemezler. Dolayısıyla çevresinde yakın ilişkiler kuramazlar.

4.Sorumluluk duygusu: Aile sistemi içindeki anne ve babalar davranış ve sözleri ile sorumluluk duygusunu ifade ederler. Aile içinde sadece anne baba değil herkes sorumluluk duygusunu paylaşır. Elbette ki çocuklara yaşları oranında sorumluluk yüklenmelidir. Tüm sorumluluğu kendi üzerine alan, çocuğunu sorumluluktan kurtaran anne ve babalar kendi yaşamını biçimlendirmekten aciz sürekli başkalarının yönetiminde olmaya yönelik bireyler yetiştirirler Bu tür tutumlar sonucunda yetişmiş bireyler yaşamlarında yer alan olaylardan sürekli başkalarını sorumlu tutarlar. Gelişimsel dönemi göz önüne alınarak çocuğun odasını toparlaması, ev işlerine yardım etmesi gibi konularda sorumluluğu sağlanabilir. Bunu yaparken kız ve erkek işleri kesin çizgilerle ayrılmamalıdır.

5.Zorluklarla mücadele ederek onların üstesinden gelmeyi öğrenme: Çocuğa her şey hazır verilmemelidir. Sorumluluk duygusunun gelişimi ile ilgili anlatılanlar zorluklarla mücadele etme ile ilgilidir. Çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel dönem göz önünde bulundurularak çocuk kendi sorunları ile başbaşa bırakılmalıdır. Bu durum onların zor sorunları ile mücadele ederek, uğraşmasına olanak vermek, kendisine güvenli sorun çözme becerileri gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için gereklidir. Karşılaştığı her zorluğa aşırı yardım eden ana babaların çocukları sürekli başkalarına muhtaç, kendilerine güvensiz olur. Böyle kişiler yetenek becerilerini keşfedemezler.

6.Mutluluk ve kendisini gerçekleştirme ortamı: Aile ortamı bir mutluluk ortamıdır. Şimdiye kadar anlatılan gereksinimlerin karşılanması mutlu olmayı getirir. Evde değerli olduğu duygusunu tadan birey mutlu olur ve yaptığı şeylerden doyum alır, kendini gerçekleştirme olanağı bulur.

7.Sağlıklı manevi yaşamın temellerini oluşturma ortamı: Katı din kuralları altında yetiştirilmiş çocuk sürekli yargılanacağı, cezalandırılacağı korkusunu yaşar. Kendi yaşantı ve deneyimlerini zenginleştirecek iç ve dış dünyasını araştırıp keşfedeceği yerine körü körüne itaati, kendi düşünce ve duygularından utanmayı öğrenir. Sağlıklı manevi yaşam ailenin çocuğuna verebileceği en önemli süreçtir. Sağlıklı bir manevi temeli olan insanlar kendisi ile barışık, insan ilişkileri olumlu ve kuvvetli saygılı bireyler olarak yetişirler.

*KORUNMASI GEREKEN BEŞ TEMEL ÖZGÜRLÜK*

1.Şimdi ve burada olanı duyma ve görme (algılama) özgürlüğü

2.Kendi düşündüğünü olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü

3.Kendi duygularını olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü

4.Kendi arzularına göre bir şeyi isteme ya da reddetme özgürlüğü

5.Olmak istediği yönde gelişerek kendi özünü gerçekleştirme özgürlüğü**

Tanrım bana

Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için

SÜKÛNET

Değiştirebileceklerimi değiştirmek için

CESARET

İkisini birbirinden ayırabilmek için de

AKIL VER

*

*AİLE İÇİ İLETİŞİM

* Etkili iletişimin temelinde bireyin kendisini tanıması, kendi değerlerinin ve tutumlarının farkında olması ve kendine güven yatar. İyi bir iletişimci ipuçlarını anında görür (jestler, mimikler, beden duruşu) ve onları gerçekçi olarak değerlendirir.

*İLETİŞİM ENGELLERİ

1.Emir vermek, Yönlendirmek: Bu iletiler kişinin duygularının önemsiz olduğu mesajını verir. Kişi diğer kişinin istediğini yapma zorunluluğunu hisseder.

2.Uyarmak, Gözdağı vermek: Bu iletiler de emir verme ve yönlendirmeye benzer; ancak kişinin vereceği yanıtın karşılığı olacak tümceleri de içerir. Kişinin isteklerine saygı duyulmadığı mesajını verir. Bu durum kişide öfke ve düşmanlık yaratır.

3.Ahlak dersi vermek: Bu tür iliÅŸkilerde otoritenin ve zorunlulukların gücü kiÅŸiye karşı kullanılır. “yapmalısın, etmelisin” mesajlarını iletir ve bireyi karşı koymaya zorlar.

4.Öğüt vermek ve çözüm önerileri getirmek: Kişinin sorunlarını kendi kendisine çözeceği yeteneğinin olmadığına inanıldığını gösterir.

5.Öğretme, nutuk çekme, mantıklı düşünceler önerme: Bu durum aile içinde o anda herhangi bir sorun yokken çocuklar tarafından kabul edilebiliyor; ancak, sorun anında bu durum kabul edilmiyor ve daha fazla çatışmalara neden oluyor. Mantıklı düşünceler önerme çocuğun mantıksız ve bilgisiz olduğuna dair mesaj iletir.

6.Yargılamak, eleştirmek, suçlamak,aynı düşüncede olmamak: Bu iletiler çocuk üzerinde diğerlerinden daha fazla olumsuz etki yapar. Bu değerlendirmeler çocuğun benlik saygısını düşürür. Çocuklar hakkında yapılan olumsuz değerlendirmeler çocuğun kendisini değersiz, yetersiz görmesine neden olur.

7.Övmek, aynı düşüncede olmak, olumlu deÄŸerlendirmeler yapmak: Genel inanç olarak bu durumun çocuÄŸa zarar vereceÄŸi hiç düşünülmez. ÇocuÄŸun öz imgesine uymayan deÄŸerlendirmelerin yapılması çocukta kızgınlık yaratır. Çocuklar bu iletileri anne babanın kendilerini yönlendirme ve isteÄŸini yaptırma giriÅŸimi için kurnazlık olarak yorumlarlar. “Siz böyle söyleyince sanki ben daha çok mu çalışacağım?” gibi düşünürler. Övgü ise baÅŸkalarının yanında yapılıyorsa çocuÄŸu utandırır. Aşırı övgü sonucunda çocuk buna alışır ve övülmeye gereksinim duymaya baÅŸlar.

8.Ad takmak, alay etmek: Çocuğun benlik saygısı üzerinde olumsuz etki yapar. 9.Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak: Bu durum çocuğun konuşmasını, kendi duygularını ifade etmesini engeller.

10.Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaÅŸmak: Anne babalar çocuklarının duygularını tam olarak anlamadıklarında ortaya çıkar. Böyle bir durumda sorun hiç yokmuÅŸ gibi algılanıp avutma eÄŸilimine gidilir.” Üzülme yarın her ÅŸey düzelecek, kendini daha iyi hissedeceksin” gibi mesajların verilmesi çocuÄŸun önemsenmediÄŸi hissini verir.

11.Soru sormak, sınamak, sorgulamak: Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında bu durum onda güvensizlik, kuşku oluşturur.

12.Sözünden dönmek, oyalamak, alay etmek, şakacı davranmak, konuyu saptırmak: Böyle iletiler yüzünden çocuk anne babasının onunla ilgilenmediğini, duygularına saygı göstermediğini belki de onu dışladığını, dikkâte almadığını düşünür. Çocuklar sorunlarını dile getirdiklerinde çok ciddidir. Şaka ve espriyle karşılık vermek onları incitebilir ve itilmişlik kenara atılmışlık duygusunu verir.

ANA BABALAR ON İKİ İLETİŞİM ENGELİNİ KULLANINCA…

*

YANIT

İLETİŞİM ENGELİ

“Benim oÄŸlum okulu bırakamaz. Buna izin vermem.”

EMİR VERME

YÖNLENDİRME

“Okulu bırakırsan benden para mara bekleme.”

UYARMA

GÖZDAĞI VERME

“Okumak herkese nasip olmayan ödüllendirici bir deneyimdir.”

AHLAK DERSİ VERME

“Ödevini yapmak için neden bir program yapmıyorsun?”

ÖĞÜT VERME

ÇÖZÜM GETİRME

“Üniversite mezunu lise mezunundan yüzde elli fazla kazanır.”

NUTUK ÇEKME

ÖĞRETME

“Uzak görüşlü deÄŸilsin. Düşüncelerin henüz yeterince olgunlaÅŸmamış.”

YARGILAMA

ELEŞTİRME

SUÇLAMA

“Her zaman gelecek için umut veren iyi bir öğrenci oldun.”

ÖVME

“Hippi gibi konuÅŸuyorsun.”

AD TAKMA

ALAY ETME

“Çaba göstermediÄŸin için okuldan hoÅŸlanmıyorsun.”

YORUMLAMA

ANALİZ ETME

“Duygularını anlıyorum, ama son sınıfta daha iyi olacak.”

GÜVEN VERME

DUYGULARINI PAYLAÅžMA

“EÄŸitimsiz ne yapacaksın? Nasıl geçineceksin?”

SINAMA

SORU SORMA

SORGULAMA

“Yemekte sorun istemiyorum.”

KONUYU SAPTIRMA

*

Bu alıştırma çocukta sorun olduğunda ana babanın tipik tavrının iletişim engelli sözler söylemek olduğunu göstermiştir. Ana babalar bu tür yanıtlar kullanınca aralarındaki iletişim aşağıdaki gibi gösterilir.

ÇOCUK

İLETİ

ANNE / BABA

Gönderici

"Sorunum Var"

¾ ¾ ¾ ¾ ¾ ¾ ¾ ¾ ¾ ¾ ¾ ®

Alıcı

*

ÇOCUK

ENGEL

ANNE/ BABA

Alıcı

"Yanıt"

¬ ¾ ¾ ¾ ¾ ¾ ¾ ¾ ¾ ¾ ¾ ¾

Gönderici

*Bu tür yanıtlar çocuktan gelecek bir sonraki iletişimi engeller; ana-baba çocuk ilişkisi gibi çocuğun benlik saygısını da olumsuz engeller. Çocuklar üzerinde aşağıdaki olumsuz sonuçları oluşturma tehlikesi taşır:*

•KonuÅŸmalarını engeller •Savunmaya geçirir •Kavgacı yapar, karşı saldırıya yöneltir •Yetersiz olduklarını hissettirir •Kızdırır, küstürür •Oldukları gibi kabul edilemedikleri duygusunu uyandırır •Sorunlarını çözmede kendilerine güvenilmediÄŸini hissettirir •Anlaşılmadıklarını hissettirir •Duygularının yersiz olduÄŸunu hissettirir •Kızdırır, yılgınlığa uÄŸratır •Sorgulanıyor duygusunu yaratır •Anne ve babasının kendisiyle ilgilenmediÄŸi duygusunu uyandırır.

*AİLE KURALLARI

*Her aile gerek açık gerekse kapalı olarak kurallarını belirlemiştir. Sağlıklı ailede kurallar gizli değil açık olarak belirlenmiştir. Aile içindeki bireyler birbirlerinin iyi tanırlar, duygular karşılıklı olarak hissedilir. Evde eşitlik sözkonusudur.

Mutlaka ki zaman zaman her evde küçük de olsa çatışmalar yaşanır. Hiç çatışma yaşanmayan bir evde büyük olasılıkla maskeler takılıdır. Yani sosyal maskeler iletişimde bulunuyordur.

*Çatışma uzun süreli ilişki içinde olan kişiler arasında doğal olarak ortaya çıkar. Önemli olan çatışmanın çıkmasını önlemek değil, çatışma çıktığı zaman kişilerin birbirleriyle nasıl etkileşim kuracağının bilinmesidir. Aralarında çıkan çatışmayı birbirlerini kırmadan çözebilme becerisini gösteren çiftler sağlıklı bir aile kurar.

Sağlıklı bir ailede sorunları çözmek için kullanılan yöntemler:*

•Duygu ve düşünceler olduÄŸu gibi, abartılmadan ortaya konulmalıdır (Bu tutuma kendine güvenli ve kendine saygılı tutum diyoruz. Bu tutum içinde olan kiÅŸiler hem kendilerine hem de baÅŸkalarına saygı gösterirler.) •Sorunlar ÅŸimdiki baÄŸlam içinde ele alınmalı ve eski birikimler iÅŸin içine sokulmamalıdır •Kesinlikle öğüt verme kullanılmamalı, davranışlar somut bir biçimde ayrıntılı olarak ele alınmalıdır. •Yargılamaya gidilmemeli, kiÅŸiler kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebilmelidirler. •Duygu ve düşünceler, ne az ne eksik, olduÄŸu gibi olduÄŸu gibi ifade edilmelidir; karşısındakinin ne beklediÄŸine ya da en mükemmel olması gerektiÄŸine göre ifadeler aranmamalıdır. •Konunun özü ile konuya iliÅŸkin olmayan ayrıntılar birbirinden ayırdedilmelidir. ÖrneÄŸin siz çocuÄŸunuza “iki saat geciktin” dediÄŸinizde, çocuÄŸunuz size: “hayır bir saat kırk beÅŸ dakika geciktim” dememelidir. •Sorun çözmede etkin dinleme kullanılmalıdır. (daha sonraki bölümde ayrıntılı olarak anlatılacak) •Belirli bir zaman konusu içinde ancak bir çatışma üzerinde durulmalı, baÅŸka çatışma konuları çatışmaya katılmamalı. ÖrneÄŸin: “hem geç kalıyorsun hem de bana yardım etmiyorsun”diyerek iki konuyu birden ortaya atmamak gerekir. •Birinin haklı çıkması yerine her iki tarafın da anlaÅŸabileceÄŸi bir çözüme yönelmek gerekir. “ben haklıyım, sen yanlış hareket ediyorsun” tarzında davranmamak gerekir.

*Sağlıksız ailede gizli kurallar:

Sağlıksız ailede kurallar bilinçaltındadır. Gizli ve açığa çıkmamıştır. Bu kuralları kimse tartışamaz. İşte sağlıksız ailede geçerli olan kurallar şunlardır:

1.Denetleme: çocuk duygu ve düşüncelerini ifade ederken hep korku içindedir. Ya da duygularını ifade edemez, bastırır. Söyleyeceklerini hep önceden kestirmek zorundadır. KendiliÄŸinden ortaya çıkan davranış kötüdür, affedilmez. Bu tür ailelerde saÄŸlıklı bir güven ortamı söz konusu deÄŸildir. 2.Mükemmeliyetçilik: Yapılan her iÅŸte, girilen her sınavda kiÅŸinin mükemmel olması beklenir. Her ÅŸey göstermeliktir, baÅŸkasının beÄŸenmesi için yapılır. Mükemmeliyetçilik kiÅŸinin kendi gerçeÄŸinin hiçbir deÄŸeri olmadığını kendi düşünüş ve deÄŸerlendiriliÅŸinin önemsiz olduÄŸunu ifade eder. Bu ortamda yetiÅŸen çocuÄŸun temel duygusu umutsuzluktur. Kendilerini deÄŸersiz, yetersiz bulurlar. 3.Suçlama: Suçlama olayları olduÄŸu gibi kabul etmemenin bir sonucudur. Yapılan suçlamalar her ÅŸeyin denetim altında tutulması gerektiÄŸi ve yapılan herÅŸeyin mükemmel olmasının zorunlu olması gerektiÄŸini ortaya çıkarır. Bu durum ise kiÅŸide kaygı ve utanç duygularını yaratır. 4.BeÅŸ temel özgürlüğün inkârı: SaÄŸlıksız ailede kiÅŸilerin doÄŸal olarak geliÅŸtirdikleri algılama, duygu, düşünce, davranış, arzu ve amaçları inkâr edilir. “içinden geldiÄŸi gibi deÄŸil; mükemmeliyetçi kurala uyarak, baÅŸkalarının senden beklediÄŸi biçimde algıla, duygulan, düşün,davran, arzu et, ve amaç edin.” Bu durum kiÅŸini kendi gerçeÄŸini inkâr etmesine neden olur. Böylece kiÅŸi tamamen dışa bağımlı, kendi iç dünyasıyla iliÅŸkisi kopuk, robot gibi yaÅŸar. Böyle bir kiÅŸinin mutlu olması da sözkonusu olmaz. 5.KonuÅŸmanın yasak olması: SaÄŸlıksız bir ailede özellikle çocukların duygu ve düşüncelerini ifade etmesine olanak verilmez. Bu duru çocuklarda deÄŸersizlik duygularına neden olur. 6.Küskünlük ve kırgınlıkların sürdürülmesi: Aile içindeki kırgınlık ve küskünlüklerin sürdürülmesi, kiÅŸilerin birbirlerini anlamasını ve sorunun çözülmesini engeller. 7.Kimseye güvenmeme: SaÄŸlıksız bir ailede kimse kimseye güvenmez. Aslında güven var gibi görünse de temelde güvensizlik vardır. SaÄŸlıksız ailede yetiÅŸen kiÅŸi kimseden saygı ve gerçek sevgi görmediÄŸi için kimsenin kendisine yardım edemeyeceÄŸine inanır. Yardım etmek isteyenlerin “mutlaka art düşüncesi vardır, çıkarı vardır” diye düşünür.

Sağlıksız ailede yetişen kişilerin kendilerine güveni olmaz. Bu kişiler mutlaka dıştan denetimli bireyler olurlar.

*

“Temelinde sevgi olan hiçbir eÄŸitim baÅŸarısızlığa uÄŸramaz”

Pestallozi

DİNLEME BECERİLERİ

Edilgin dinleme (sessizlik): karşısındakinin konuşmasına olanak verme. Edilgin dinleme kişiye:

•Duygularını duymak istiyorum •Duygularını kabul ediyorum •Benimle paylaÅŸmak istediÄŸin konuda vereceÄŸin karara güveniyorum •Bu senin sorunun sorumlu sensin gibi güçlü mesajları verir.

Kabul ettiÄŸini gösteren tepkiler: Sessizlik iletiÅŸimi engellemesine karşın çocuÄŸa kabul edilmediÄŸi izlenimini verir. Ona gerçekten tüm dikkâtimizi verdiÄŸimizi göstermeliyiz. Bunu yapmak içinse karşımızdakine sözlü ve sözsüz mesajlar iletmeliyiz. Hı hı, evet, seni anlıyorum…..gibi sözlü mesajlarla; baÅŸ sallama, jestler ve mimiklerle, beden duruÅŸu gibi sözsüz mesajlarla karşımızdakine onu dinliyor hissini vermemiz gerekir.

Konuşmaya açık davet: Çocuklar sorun ve duygularını dile getirmekte güçlük çekerler. Konuşmak için yüreklendirilmek isterler. Şu örnek cümlelerle konuşmaya davet sağlanabilir:

•O konuda konuÅŸmak ister misin? •Bu olay karşısında neler hissettin? •Bana örnek verir misin? •Bu konuda neler düşünüyorsun?

Etkin dinleme:Etkin dinlemede kişinin söylediklerinin gerçek anlamlarının kavranması gerekir. Etkin dinleme çocukların duygu boşalımına yardım eder. Çocukların duygularını keşfetmelerine yardımcı olur. Etkin dinleme çocukların olumsuz duygulardan korkmamalarına yardım eder, ana-baba-çocuk arasında sıcak bir dostluk geliştirir. Duyulduğunu ve anlaşıldığını bilmek öylesine hoş bir duygudur ki, konuşan dinleyene karşı bir yakınlık duyar. Çocuklar sevgiye tepki verirler. Kişi empati kurup doğru olarak dinleyince karşısındakini anlar. Bir anlamda kişi kendisini karşısındaki kişinin yerine koyar. Empati kurmayı öğrenen anne ve babalar çocuklarına daha fazla anlayış göstermiştir.

Etkin dinleme için:

•ÇocuÄŸun söylediÄŸini duymak istemelisiniz. Bu onun için zaman ayırmak anlamına gelir. Zamanınız yoksa bunu çocuÄŸunuza söylemelisiniz. •O andaki soruna yardımcı olmayı gerçekten istemelisiniz. İstemezseniz isteyinceye kadar bekleyin. •Duyguları ne olursa olsun, sizin duygularınızdan ne denli farklı olursa olsun onun duygularını gerçekten kabul etmelisiniz. •ÇocuÄŸun duygularını tanıdığına, onlarla baÅŸ edebileceÄŸine ve sorunlarına çözüm bulma yeteneÄŸine tam olarak güvenmelisiniz. Bu güveni çocuÄŸunuz sorunları kendi başına çözdüğünü gördükçe kazanacaksınız. •Duyguların sürekli deÄŸil, geçici olduÄŸunu anlamalısınız. Duygular geçicidir. •ÇocuÄŸunuzu diÄŸerlerinden farklı ayrı bir birey olarak algılamalısınız. Bu “ayrılık” çocuÄŸun kendi duygularının olmasına, nesneleri kendisine göre algılamasına “izin” vermenize destek olur. “Ayrılık” ı, yalnızca hissetseniz bile çocuÄŸa yardımcı olabilirsiniz. ÇocuÄŸun sorunları olduÄŸunda onun yanında olmalı ancak karışmamalısınız.

Etkin dinlemenin en uygun zamanı çocuğun sorunu olduğunu gösterdiği andır. Ana-babalar çocuklarının duygularını dile getireceklerini duyacakları işin çoğunlukla bu anı kolaylıkla yakalayacaklardır.

Tüm çocukların öğretmenleri, arkadaşları, ana- babalarıyla, kardeşleri hatta kendileri ile ilgili problemleri olabilir. Bu sorunlar onların stres yaşamalarına neden olabilir. Bu tür sorunların çözümü için yardım alan çocuklar daha kendine güvenli ve daha güçlü olurlar. Yardım almayanlarsa duygusal açıdan sorunlar yaşarlar.

Etkin dinlemenin uygun zamanını bilmek için ana-babaların “bir sorunum var” türünden tümceleri duymaya açık olmaları, ancak önce çok önemli olan “SORUN KİMİN?”ilkesini bilmelidirler.

Ana-baba-çocuk ilişkisinde aşağıdaki gibi üç durum vardır:

1.Çocuğun herhangi bir gereksinimi engellenmişse sorunu var demektir. Çocuğun o anki davranışı anne-babanın gereksinimini karşılamasına somut bir biçimde engel yaratmadığı için sorun ana-babanın değil, SORUN ÇOCUĞUNDUR. 2.Çocuğun gereksinimleri engellenmeyip karşılanmakta ve davranışı anne-babasının gereksinimini karşılamada somut bir engel de yaratmamaktadır. Bu nedenle İLİŞKİDE SORUN YOKTUR 3.Çocuğun gereksinimleri karşılanmakta ancak davranışı anne-babasının gereksiniminin karşılanmasını somut bir biçimde engellemektedir. Şimdi SORUN ANNE-BABADADIR.

Çocuğun sorunu olduğu zaman anne-babanın ETKİN DİNLEMESİ için en uygun zamandır. Ancak sorun anne babadayken uygun değildir. Çocuk sorun yaşıyorsa etkin dinleme ile onun kendi sorunlarına çözüm bulmasına yardım edebilirsiniz.

Etkin dinlemenin aşırı kullanılması ya da uygun zamanda ve durumda kullanılmaması işlerlik sağlamaz. Bu nedenle daha öncede belirtildiği gibi zamanlamanın ve koşulların sağlanması gerekir.

*

“Çocuk insanın babasıdır”

W. Wordsworth

*

BEN DİLİ:

Genellikle anne ve babalar iletiÅŸimde “sen dili”ni kullanıyorlar sen iletileri duygu ifade etmez . genellikle emir verme yargılama, öğüt verme gibi iletiÅŸim engellerini içerir. ÖrneÄŸin:

•KonuÅŸma artık •Yapmamalısın •Dersine çalışmazsan •Yaramazlık yapıyorsun •Bebek gibisin •Dikkât çekmek istiyorsun •Daha iyi öğrenmelisin……

Ana-baba çocuÄŸun davranışını kabul etmediÄŸi zaman o davranış nedeniyle ne hissettiÄŸini çocuÄŸa söylerse ileti “SEN İLETİSİ”nden “BEN İLETİSİ” ne dönüşür. Yani ben dilinde duygular konuÅŸur.

•Yorgun olduÄŸum zaman canım oyun oynamak istemiyor •EÄŸer bugün çok yaramazlık yaparsan ben çok üzülürüm •AkÅŸam yemeÄŸini zamanında yetiÅŸtiremeyeceÄŸim diye endiÅŸeleniyorum

Gerçekten de çocuktan beklediÄŸimiz davranışların oluÅŸmasında “ben dili”nin ne kadar etkili ve doÄŸru bir iletiÅŸim aracı olduÄŸunu göreceksiniz.

Ben dili çocuğun ana babasının kabul edemediği davranışını değiştirmesinde daha etkili olduğu gibi çocuk- ana baba ilişkisi için de daha sağlıklıdır. Ben dili çocuğu direnmeye, isyan etmeye yöneltmez. Örneğin dışarı çıkmak için direnen bir çocuğa:

“Hayır, hemen odana git, sokaÄŸa çıkamazsın” demek mi doÄŸrudur; yoksa “hava karardığı için sokaÄŸa çıkman beni endiÅŸelendiriyor. Bu yüzden gitmeni istemiyorum ama, yarın erken saatte arkadaÅŸlarınla birlikte olmana izin verebilirim.” demek mi doÄŸrudur? Tabii ki ilk cümle sen iletilerini içerdiÄŸi için çocukta bir direnme ya da isyana yol açacaktır. Ancak ikinci cümlede duyguların ifadesi söz konusu olduÄŸu için ben dilini kullanmak daha etkilidir. Çünkü ben dili davranışı deÄŸiÅŸtirme sorumluluÄŸunu çocuÄŸa devreder.

SORUN ÇÖZME BECERİSİ

Kızgınlık ve öfke duygusu, farkında olunan ya da olunmayan çatışmalardan kaynaklanır. Sadece kısa süreli duygusal gerginlikleri değil uzun süreli çatışmaları çözmek de, yaşamın önemli bir parçasını oluşturur.

Çatışma değişik nedenlerden kaynaklanabiliyor çatışmaların çözümüne iki temel tutum içinde yaklaşılabilir.

1.Ben kazanacağım, o kaybedecek. (KAZAN / KAYBET) 2.Her ikimizin de sonuçtan memnun olması gerekir. (KAZAN / KAZAN ya da KAYBEDEN YOK ) yaklaşımları.

Kazan / Kaybet Yaklaşımı:

İki kişiden biri varılan sonuçtan hoşnut kalmaz. Bu tutumda en güçlü olan, hileli davranan kazanır. Bu yöntem beraberinde karşılıklı ilişkilerde güvensizliği getirir. Karşısındakini kaybetme pahasına tartışma taraflardan birince kazanılır.

Kaybeden Yok Yaklaşımı:

Bir çatışma konusu ortaya çıktığı zaman, taraflardan her biri sadece kendi isteğinin yapılmasına olanak verecek bir çözümde ısrar edecek yerde, her ikisi de yaratıcı bir biçimde iki tarafı birden tatmin edecek bir çözüm yolu bulmaya çalışırlar. Çatışmayı çözebilecek değişik yollar düzenli bir biçimde gözden geçirilerek bu gerçekleştirilebilir.

Sorun çözebilmek için kullanılabilecek aşamalar:*

1.Birinci aÅŸama: ÇATIÅžMAYI TANIYIN: Sizce sorun nedir? Bu konuda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Burada “BEN DİLİ” kullanmayı ve her ikinizi de memnun edecek bir çözüme ulaÅŸma tutumu içinde olduÄŸunuzu belirtmeyi ihmal etmeyin. 2.İkinci aÅŸama: BİR ÇOK ÇÖZÜM YOLU ORTAYA KOYUN: beÅŸ yada on dakika gibi belirli bir zaman süresi içinde aklınıza gelen çözümleri. İyi ya da kötü, mümkün ya da deÄŸil gibi süzgeçlerden geçirmeden olduÄŸu gibi ortaya koyun. Bu aÅŸamada amaç sorunla ilgili olabildiÄŸi kadar çok sayıda çözüm yolunu bir liste halinde ifade edebilecek duruma gelmenizdir. 3.Üçüncü aÅŸama: ÇÖZÜM YOLLARINI DEÄžERLENDİRİN: Bu aÅŸamada her çözüm yolunu deÄŸerlendirerek, bu çözüm yollarının her birinizi tatmin ettiÄŸini tartışacaksınız. Bu evrede kiÅŸilerin dürüstçe düşüncelerini ifade etmeleri önemlidir. Bir çözüm tarzını istemediÄŸi halde karşısındaki memnun olsun diye kabul etmek, iki kiÅŸinin arasındaki iliÅŸkinin saÄŸlığı bakımından sakıncalıdır. 4.Dördüncü aÅŸama: EN İYİ ÇÖZÜMDE ANLAÅžIN: Åžu ana dek bütün seçenekleri gözden geçirmiÅŸ bulunuyorsunuz. Åžimdi her ikinizi de en çok tatmin edecek kararı verme durumudur bu karara ulaÅŸtıktan sonra çözümün ne anlama geldiÄŸi bir kez daha her iki kiÅŸi tarafından ifade edilir. 5.BeÅŸinci aÅŸama:ÇÖZÜMÜ UYGULAMAYA KOYUN: Bu evrede çözümün ayrıntılarını konuÅŸmaya baÅŸlarsınız. Burada ayrıntılardan kastedilen, çözüm uygulamaya konduÄŸunda her iki tarafça ne gibi uyarlamalar ve ayarlamalar yapılması gerektiÄŸinin konuÅŸulmasıdır. Çözüm bir planlamayı gerektiriyorsa hemen planlamaya baÅŸlayın. Burada üzerinde durulması gereken nokta çözümün uygulanmaya geçebilmesi için gerekli iÅŸlemlerin her iki kiÅŸi tarafından anlaşılmış olmasıdır. 6.Altıncı aÅŸama: ÇÖZÜMÜ GÖZDEN GEÇİRME: Bir çözümün gerçekten uygulanabilir ve uygulanamaz olduÄŸunu denemeden anlamak zordur. Çözümü bir süre uyguladıktan sonra gözden geçirmek üzere bir araya gelmekte büyük fayda var. Bu durumdan sonra çözüm tarzında bazı deÄŸiÅŸiklikler önerilebilir. Hatta öyle bir durum olabilir ki çözümü her iki taraf tatmin edici bulmayıp yeniden gözden geçirmek gereÄŸi duyulabilir.

*Önemli olan sorunun altında ezilmek yerine her iki tarafı da hoşnut edecek bir çözüme ulaşıncaya kadar yaratıcı bir biçimde sorunla uğraşmak yapıcı çözüm önerileri getirmektir. Zaten anlatılan tüm bu bilgiler yerine geldiğinde ilişkiler daha yapıcı olacak ve karşılıklı olarak birbirini anlama sözkonusu olacaktır.

*KAYNAKÇA

*ACAR, Nilüfer Voltan Terapötik İletişim

AKBOY, Rengin EÄŸitim Psikolojisi

ATTAR, Handan Çocuk Suçluluğu ve Eğitimi

BAŞARAN, İbrahim Ethem Görüşme İlke ve Teknikleri

CÜCELOĞLU, Doğan İçimizdeki Çocuk

CÜCELOĞLU, Doğan Yeniden İnsan İnsana

DÖKMEN, Üstün İletişim Çatışmaları ve Empati

EKŞİ, Aysel Çocuk Genç Ana Babalar

GANDER, J. Mary Çocuk ve Ergen Gelişimi

GORDON, Thomas E. A. E Aile iletiÅŸim Dili

GORDON, Thomas E. A. E Uygulamalar

YAVUZER, Haluk Çocuk Psikolojisi

YAVUZER, Haluk Çocuk ve Suç

YÖRÜKOĞLU, Atalay Çocuk Ruh Sağlığı

YÖRÜKOĞLU, Atalay Gençlik Çağı

YÖRÜKOĞLU, Atalay Değişen Toplumda Aile ve Çocuk

D.E.Ü Eğitim Bilimleri Bölüm Gelişim Psikolojisi Ders Notları

D.E.Ü Eğitim Bilimleri Bölümü Eğitim Psikolojisi Ders Notları

D.E.Ü Eğitim Bilimleri Bölümü İnsan İlişkileri Ders Notları


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -