‘Hayat Dersleri’ Kategorisi için ArÅŸiv

Güle And İle Biad

Salı, 06 Kasım 2007

Güle and ile biad

Anlat bana güzel! Anlat bana… AÅŸkın mı hüsnünden yaman, hüsnün mü aÅŸkından aÅŸkın? Hüsn ü aÅŸkı anlat bana… Vuslatın mı hicrinde gizli, hicrin mi vuslatında? Meramı anlat bana!.. Matem mi görünen şâdî, şâdî mi görünen matem? Rüyanı anlat bana… Dürr ile mercan mı taÅŸtır, taÅŸ mı dürr ile mercan? Cevheri anlat bana… Hayretim güzelliÄŸinde bîmâr, zulmetim nurunda peydâ. Derdi de dermanı da anlat; tabibi de fermânı da…

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabîb

Kılma dermân kim helâkim zehr-i dermânındadır

Söyle bana dünya! Söyle bana…

Uyanıkken uyuyanları söyle; konuÅŸurken bir ÅŸey söylemeyenleri de… Uyurken uyanık kalmayı söyle, susarken çok ÅŸey söylemeyi de… Zincirlerle, tasmalarla bend ettiklerini söyle bana; dilberlerle, civanlarla aldattıklarını da… Alaca çakallara peÅŸkeÅŸ çektiÄŸin aynalarımızı anlat, taÅŸlara nasıl çaldığını da… Eti kemiÄŸi bürünüp başına, kalbini ve ruhunu ıskalayanları say birer ikiÅŸer, seherleri uykuya bağışlayanları da… Bir damla merhamet için gözyaşının denizinde boÄŸulanları söyle…

Hemân ağlayı geldim âleme ağlayı gittim ben

San ol nilüferim kim suda bittim suda yittim ben

Yanıtla beni vehim! Yanıtla beni…

Geçip kaybolanın peÅŸinde miyim ben, yitip solanın içinde miyim?!.. Cevheri görünce arazı neyleyeyim; ya gerçeÄŸi buldukta sûreti?!.. Gül demine erince bülbülü neyleyeyim; neyleyeyim Azrâ çağında miskin Vâmık’ı?!.. Cemâle ersem derim, cenneti neyleyeyim?!.. Åžarâbı bunda bulsam Kevser’i neyleyeyim?!..

Ne bîm-i mihnet-i dûzah, ne ârzû-yı behişt

Åžarâb-ı ÅŸu’le-i havf u recâ nedir bilmem(¹)

Sor bana hayat! Sor bana…

Denize dalınca deli damlalara hayaller güzellemesi okuyayım mı; daÄŸlarca büyürse aÅŸkım raks urup yele vereyim mi?!.. YaÅŸarsa içimde mâşûk, âşıklık iddiasında kalayım mı; ölüyken âşık ölmeden öleyim mi?!.. Can bedende yük olur muydu cânân olmasa; ya cânân cisminde can içreyken gayrı can olmasa?!.. Kar beyazı günahlara mı kapılandım ben, kara büyülerce tevbelere mi?!.. İyiden sor bana hayat, kötüden sor bana. Gül dibinde büyüyen dikenlerden, dikenin mizacına gül rengini ekenlerden sor. FeleÄŸin binbir sûretinden sor, hayâlden ve hâbdan sor. ÂteÅŸ-i aÅŸktan sor; nakıştan, nakkâştan sor. Aynalar! Kırık bakmayın öyle yüzüme…

Ne diyem tevbeler olsun bu da fi’l-i ÅŸerdir

Benim özrüm günehimden iki kat bedterdir

Oku bana tarîh!. Oku bana…

Tîn ve zeytin’i oku; emin beldelerden bahset. O beldede bir avuç arpa ekmeÄŸiyle yaÅŸayana öykünen midemin ÅŸunca doluluÄŸunu oku. Uhut’ta kutlu diÅŸi kırılanın, Tâif’te çediÄŸi kan dolanın dostlarını oku. Bir gün apansız ÅŸehre dönen Bilal’i oku, ezanı oku. Yaşıyor muyum hâlâ bu dünyada diyen Revâha’yı; tek hurma tanesini anneciÄŸine saklayan Kedilerin Efendisi’ni oku. Kusvâ-yı oku bana, Sebir’den yükselen ayı oku.

Talaa’l-bedrü aleynâ min seniyyâti’l-Vedâ(²)

Bildir bana sevgili! Bildir bana…

Kara yüzüm ve kan aÄŸlayan gözümle… Bazan durgun, bazan yorgun… Sırtımda daÄŸların çekmediÄŸi yük, günahım mecalimden de büyük… Kapından gayrı yok penahım, varsa elimde bir sermâye-i âhım… Boynu burulu, hem baÄŸrı daÄŸlı.. Kapına geldim, "Ümmetî!" dediÄŸin umuduna geldim.. Acep Efendim?!.. Acep efendim, bakar mısın defterimin karasına, yoksa itiverir misin onu elinin tersiyle. Bildir bana efendim, cennet mi yüzündür, yüzün mü cennet? Bildir bana ve bana cennetini bahÅŸ et.

UÄŸrarsa yolun bâd-ı sabâ ger Harameyn’e

Ta’zîmimi arz eyle rasûlü’s-sakaleyne(³)

(Gül yazılarının sonu)

_______________________________________

Güle Dair

Salı, 06 Kasım 2007

Güle dair

Berceste:*

Bir gül, dalında durduğu müddetçe tazedir*

Bir gül, çelenge girdiği gün bir cenazedir*

Faruk Nafiz

Görüş:

Aşk, gülü dikeniyle avuçlamak; ama elleri kana bulayan dikenlerin hesabını gülden sormamaktır.

Efsane:

Gülü yaprağıyla beraber taşımak gerekirmiş. Yapraksız gül taşımak sevgiliden ayrılmağa delalet edermiş.

Hikmet:

Allah’ın gülü dikenli yarattığından ÅŸikâyet etmek nâdanlık; dikenler arasında gül yarattığına şükretmekse teslimiyettir.

İnşâd (Hayyam’ın sesinden):

“Gül dedi ki,

– Benim yüzüm kadar güzel bir baÅŸka yüz olmadığı hâlde, gülyağı çıkaranların bana çektirdikleri azab nedendir, bir bilsem!..

Bülbül duyunca bu sitemi, dedi ki:

– Dünyada yalnızca bir gün güldüğü için bir yıl azab çekmeyen kim vardır?”

Biz olsak şöyle derdik:

– Dünyada bir gül kendisine güldüğü için bin azab çekmeyen bülbül mü vardır?!..

Nutuk:

Mazlûme!.. Şarkın ateş renkli çiçeği!

“Mazlûme”, bir güle taktığım ad.

Sen her çaÄŸda yeniden doÄŸar, her bahçede yeniden açarsın mazlûme, yanmak ve yakmak için. Yanışta mısın mazlûme ve seni yandırmak için yarışta mı sefiller? Yanmaktan yakmaÄŸa an bulunmuyor mu gülüm!.. Sen bana mı benziyorsun mazlûme?!.. Gel aÄŸlaÅŸalım…

Mazlûme!.. De bana, kim çizdi yüreğini derin acılarla?!.. Kim savurdu yapraklarını?!.. Kim düşürdü başından destârını?!..

Hayata tutunduğun narin dalına kim yükledi bunca hicranı? Ebrulî düşüncelerine kim su koydu, kim dalgalandırdı hasretini?!.. Sineni çâk çâk eyleyen de ne mazlûme?!.. Bağrına elifleri çeken kim?!..

Bir bülbül yanmasın mı? Dalına konmasın mı? Aşkına kanmasın mı Mazlûme, adını anmasın mı? Eleminle kuruyunca can evi, gazele dönmesin mi?!..

Gazel:

Ey bülbül–i nâlende, gül vaslını hâhende

Gül vaslı mukarrerdir, sa’y eyle bu gülÅŸende

Gül ismini evrâd et, var derd ile feryâd et

Feryâd ile mu’tâd et, vuslat bulasın sen de

Sabr et sitem–i hâre, gül vaslına bul çâre

Çaresini istersen kalma kafes–i tende

Gül faslı ganimettir, bülbül sana nimettir

Bil kadr–i dem–i vaslı, güller gibi ol hande

Gül vaslı Sezayî de, bulmuÅŸtur Fenâyî’de

Sen dahi bulam dersen, gel cân ile ol bende

Mânâ:

Ey inleyişlerle yaşayan bülbül! Ey güle kavuşmayı arzulayan! Bu gülistanda azimle çalışmaya devam et sen, elbet erersin vuslatına gülün.

Var git, ayrılık derdiyle feryatlara düşüp gülün adını zikir gibi evrad edin kendine. Feryâdı alışkanlık edin ki sen de eresin vuslata.

Dikenlerin sitemine (incitmelerine) sabret ve gülün vuslatında ara teselliyi. Kökten çözüm de istiyorsan eğer, takılıp kalma varlık denen ten kafesine, terk eyleyiver masivayı.

Gül mevsimi ganimettir, ey bülbül, bu mevsim bir nimettir. O halde sen de vuslat zamanının kıymetini bil ve güller gibi gül.

Gülün vuslatını Sezayî de, Fenâyî de bulmuşlardır (Veya, Sezayî, gülün vuslatını mürşidi Fenâyî vasıtasıyla bulmuştur). Mazlûme! Sen de ereyim diyorsan vuslata, gel canla başla kıl tazarru:

Tazarru:

Gel ey Gül–i Rânâ!..

Kerem kıl, tesellim ol, düş içime cemreler gibi… Bir geliÅŸle gel, bir gülüşle gel, güle düş de gel, hayalde gel, düşte gel…

Ayı ikiye bölen kutlu ellerinle gel, şirki kara yere karan tatlı dillerinle gel; saadet muştusunda bahtlı kullarınla gel; ve ıtır ıtır, tomur tomur güllerinle gel!..

Gel, Efendim, gül kokuşlum!

Yetiştir suyu çorağa, tutuştur gülü yaprağa. Gül dikilsin yeniden toprağa.

Senin bir damla kokuna, bütün aÅŸklarımı fedaya hazırım!.. Ve bir kırıntısına nazarının, bütün yüreÄŸimi kanatmaya…

Bir gülü koklamak gibi seni anmak…

Gel ey!..

Avucumda hep dikenler… Kanıyor.. kanıyor…

i.pala@zaman.com.tr

Gülümseyin

Salı, 06 Kasım 2007

GÜLÜMSEYİN

J J J

Her gün gördüğünüz dostlarınıza bugün/yarın onları gördüğünüzde bir gülümseyiverin, bakın neler değişiyor ;

"Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu.

Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı.

Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.

Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.

Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki… İki gündür boÄŸazından aÅŸağı lokma geçmemiÅŸti. Karnını doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki tek göz odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neÅŸeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu kucağına alıverdi.

Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada bir o yana bir bu yana koşturup durdu.

Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın baÅŸlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya baÅŸladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı…

Anneler babalar dumandan boÄŸulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar…

Bütün bunların hepsi, ama hepsi beş kuruşluk bir maliyeti bile olmayan bir tebessümün sonucuydu. "

Hikaye

Salı, 06 Kasım 2007

Uzak diyarlardan birinde bir ulkede, yemyesil tepelerin arasinda, kisin bembeyaz bir kar ortusu ile, baharda rengarenk kir cicekleri ile kaplanan bir vadi vardi. Ortasindan kucuk bir irmagin gectigi bu vadi "Buyulu Vadi" olarak anilirdi. Ona bu adi veren ise, vadideki ilginc bir dukkan ile, bu dukkanda yasananlardi. Unu ulkenin dort bir yanina yayilmis olan dukkanin adi "Buyu Dukkani" idi. Her yerde oldugu gibi bu dukkanda da almak istediginiz seyin bir bedeli vardi. Bu bedelin ne olacagi, dukkan sahibiyle yaptiginiz pazarlik sonucunda ortaya cikardi. Ancak, Buyu Dukkani’nda maddi bedellerin hic bir hukmu

yoktu. Bazi musteriler birseye sahip olmak icin denebilecek tek bedelin para olabilecegi dusuncesiyle, cepleri kabarik gelirlerdi. Oysa burada yapilan pazarliklar, gunluk yasamdakilerden biraz farkli olur ve pek cok musteriyi sasirtirdi.Kis mevsiminin bu soguk gununde epeyce usumus,yorgun dusmus olmaliydi. Kapinin onune gelinceye> kadar,gozlerini hic ayirmadan izledi onu. Iyice kulak kabartti. Uc basamakla cikilan, ahsap zeminli verandadaki ayak seslerini ve onlara eslik eden gicirtiyi duymaktan cok hoslanirdi. Bekledigi kisinin ayak sesleri ikinci basamakta kesildi.Musteri calmadan, kapiyi acmamayi prensip edinmisti yasli adam. Cunku, hemen herkes o kapinin onunde durup, bir kez daha dusunurdu. Kapiyi calmaktan vazgecip donenler, az da olsa olmustu. O gun de ayni seyi yapti. Sonunda kapi calindi.

*"Ununuzu duyunca cok uzaklardan kalkip geldim buraya… Istedigim seyi, bir tek sizin dukkaninizda bulabilecegimi soylediler. Karsiliginda ne isterseniz vermeye hazirim."*

"Istediginiz seyin ne oldugunu ogrenebilir miyim ?"

"Bakin, ben elli bes yasindayim. Yani yolun yarisini geceli cok oldu. Soylemeye dili varmiyor ama yolun sonuna yaklastim galiba. Bu gercege tahammulum yok. Ben bugune kadarki hayatimi geri istiyorum. Mumkun mu ?"

"Elbette mumkun. Biliyorsunuz, dukkanimda her sey mevcut. Ancak tam olarak ne istediginizi anlayabilmem icin, bana geri istediginiz hayatinizi biraz anlatabilir misiniz?" Dukkan sahibinin sordugu soru, musteriyi ic dunyasina dondurmustu. Gozunun onunden gecen sahnelerin kendi yasamina ait oldugunu kabul etmek icin kendini zorluyordu. Butun goruntuler, bir kargasa ve telas icinde birbirlerine karisarak gecip gittiler ve geride yalnizca issiz bir huzun biraktilar. Huznunun yuzune yansimasina engel olamayan musteri, yasli saticinin sorusu karsisinda ancak sunlari soyleyebildi.*

"Gecmis yasamimda bircok hata yaptim. Bunlar icin pismanlik duyuyorum… Yanlis kararlar verdim, kayiplara ugradim. Zamani hovardaca harcadim. Bir gun bir de baktim ki, hayat yanimdan gecip gidiyor. Panige kapildim ve bir care aramaya basladim. Dostlarimla konusmayi denedim. Beni teselli edip derdimi unutturmaya calisanlar da oldu, yardim etmeye calisanlar da.Ama hicbiri kar etmedi. Kendimi cok mutsuz hissediyordum.Derken,bir gun birisi bana sizden ve Buyu Dukkani’ndan soz etti. Bunu duyar duymaz sanki icimde bir isik yandi. Buyuk bir umutla hemen yollara dusup size geldim. Kendimi cok caresiz hissediyorum. Lutfen elli bes yilimi bana geri verin."

"Yani, siz pismanlik duydugunuz hayatinizi yeniden yasamak mi istiyorsunuz?">*

"Elbette hayir. Soylemek istedigim bu degil. Ben yalnizca kaybettigim yillarimi geri istiyorum. Eger bir sansim daha olursa ayni hatalari tekrarlamayacagim."

"Herhalde bunu cok istiyorsunuz."

"Evet, hem de her seyimi verecek kadar."

"Peki, benim size verecegim elli bes yilin karsiliginda siz bana ne verebilirsiniz?"

"Ne isterseniz?"

"Sanki bunun icin herseyden vazgecmeye hazir gibisiniz."

"Hic kuskunuz olmasin. Su anda sahip oldugum herseyden vazgecebilirim. Yeter ki geride biraktigim yillarimi bana geri*

verin."

Yasli adam, ellerini sakallarinda dolastirirken,kendini sallanan koltugunun devinimlerine birakmisti. Bir sure dusundu.*

Musterisinin, sabirsizlikla, pazarligin bitmesini beklediginden emindi.

Buyu dukkanina gelen kisiler, genellikle bir an once istediklerini alip gitmek icin acele ederlerdi. Bu nedenle, yasli adam,pazarligin basindaki dusunce yolculuklarinda yalniz kalirdi. Su anda da, sessizligin yalnizca kendi isine yaradigini biliyordu. Koltugu ile birlikte one dogru egilerek musterisinin gozlerinin icine bakti ve agir agir konusmaya basladi:

"Beyefendi, her ne kadar siz elli bes yil karsiliginda bana herseyinizi vermeye hazir olsaniz da, ben sizden bir tek seyisteyecegim."

"Dileyin benden ne dilerseniz."

"Belleginizi…"

"Anlamadim?"

"Belleginizi dedim…Elli bes yilin yasantisini icinde barindiran belleginizi istiyorum."

"Ah evet anladim. Ilginc bir bedel… Kabul ediyorum.Tamam alin bellegimi."

"Emin misiniz?"

"Neden olmayayim? Elli bes yil kazanacagim."*

"Belleginizi, icindeki her seyle birlikte bu dukkanda birakip gideceksiniz. Elli bes yilin tek bir anini hatirlamayacaksiniz. Buraya neden geldiginizi bile …"

"Daha iyi ya! Her seye yeniden baslayacagim. Zaten gecmisi hatirlamak istemiyorum ki!"

"O halde, korkarim elli bes yil sonra buraya tekrar gelirsiniz. Tabii o zaman benim yerime,bir baskasi size yardimci olur."

"Hayir hayir… Emin olun ki, su dakika bellegimi size birakip elli bes yilimi geri alacagim ve dukkaninizi, bir daha donmemek uzere terk edecegim. Ve yine soz veriyorum, su ana kadar yaptigim hatalarin hic birini tekrar etmeyecegim."

"Isterseniz baska sozler vermeyin. Cunku, az sonra, belleginizle birlikte butun hepsini burada birakip gideceksiniz."

Yasli adamin son sozleri, musterinin duraklamasina neden olmustu. Bu sozlerin anlamini kavrayabilmek icin birkac saniye

dusunmek zorunda kaldi.

"Nasil yani? Buradan ciktigimda hicbir sey hatirlamayacak miyim? Sizinle konustuklarimizi bile, oyle mi?"

"Yani hicbir seyi mi ? Buraya neden geldigimi, sizin kim oldugunuzu ve hatta…!"

"Ne yazik ki!" Yasli adam, su anda pazarligin sonuna geldiklerini hissediyordu. Karsisinda oturan musterinin yuzunde gordugu aydinlanma, pazarlik sahnelerinin en hoslandigi goruntusuydu. Son sozleri musterisinin soylemesini istedigi icin bir sure sessiz kaldi ve bekledi. Bu seferki sessizligin, musterisinin isine yaradigindan emindi.

Onun aydinlanan yuzunun ortasinda parlayan gozbebekleri, yasli satici icin, sessizligin icinden cikacak sesli bir coskunun habercisi gibiydi.*

Gercekten de, konusmaya baslayan musterisi onu yaniltmadi:*

"Sanirim ne demek istediginizi simdi anliyorum. Eger ellibes yilin bedeli bu ise, pes ediyorum. Bellegimden vazgecemem. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Bir kadinin, cok istedigi bir tokayi, saclari karsiliginda satin almasina… Cok ilginc bir insansiniz. Bana, Buyu Dukkani’ndan almak istedigimden cok farkli bir seyle cikacagimi soylemislerdi de inanmamistim. Ben, bugune kadar ki yasamimi almak icin gelmistim, ancak bugunden sonraki yasamimi alip gidiyorum. Size tesekkur ederim."

"Bir sey degil. Guzel bir pazarlikti. Hosca kalin. "

Yasli adam, musterisini gozden kaybolana dek gulumseyerek izlerken, aklindan Santayana’nin bir sozu geciyordu:

"Gecmisi hatirlamayanlar, onu bir kez daha yasamak zorunda kalirlar."

Alan Tanıtımı: Gelişimsel Psikopatoloji

Salı, 06 Kasım 2007

ALAN TANITIMI: GELİŞİMSEL PSİKOPATOLOJİ

Y. Doç. Dr. Sibel Kazak Berument*

GeliÅŸimsel psikopatolojinin tarihsel geliÅŸimi

Bugün ayrı bir disiplin olarak kabul edilen gelişimsel psikopatoloji alanının temelleri, deneysel psikoloji, gelişim psikolojisi, klinik psikoloji, psikiyatri, etiyoloji, embriyoloji ve sinirbilimi (neuroscience) alanlarındaki kuramcılar tarafından atılmıştır. Bu kuramcılar, gelişimin normal gelişimden sapmaları araştırarak daha iyi anlaşılabileceğini, ve normal gelişimi anlamada ilerleme sağlandıkça da patolojinin daha iyi anlaşılabileceğini savunmaktadırlar (Cicchetti & Cohen, 1995). Ayrıca bu kişiler patolojiyi normalin abartılmış veya bozulmuş hali olarak kabul edip, bu alandaki araştırmanın normal süreçlere ışık tutacağını ileri sürmüşlerdir (Cicchetti, 1984).

Gelişim psikolojisi alanındaki ilerlemeler sonucunda, gelişimsel normların belirlenmesi, normalden sapmaları değerlendirebilme olanağı sağladığı için, gelişimsel psikopatolojiye doğrudan katkıda bulunmuştur. Ayrıca psikobiyolojik, algısal, bilişsel, linguistik, sosyal, sosyal-bilişsel, duygusal ve motivasyonel süreçlerle ilgili temel bilgilerde sağlanan ilerlemeler, gelişimsel psikopatologların psikopatoloji süreçlerinde yeni keşifler yapabilmeleri için güçlü bir temel sağlamıştır (Cicchetti & Cohen, 1995).

GeliÅŸimsel psikopatolojinin ayrı bir alan olarak ortaya çıkmasında geliÅŸim psikolojisinin önemli bir rolü olmasına raÄŸmen, 1960 ve 1970’li yıllarda geliÅŸim psikologları daha çok temel teorik ve deneysel konularla ilgilenmiÅŸlerdir (Cicchetti, 1984). Aynı yıllarda bazı geliÅŸim psikologları ise sosyal politikalar konusuyla ilgilenmeye baÅŸlamışlardır. ÖrneÄŸin, yaÅŸlanma ve olumsuz koÅŸullardaki çocuklara erken yaÅŸta uygulanan destek programlarının deÄŸerlendirilmesi gibi uygulamalı alanlardaki ilk araÅŸtırmaları baÅŸlatmışlardır. GeliÅŸim psikolojisinde uygulamaya yönelim arttıkça geliÅŸim psikolojisi içinde uygulamalı geliÅŸim psikolojisi adıyla yeni bir alt alan oluÅŸmuÅŸtur. GeliÅŸim psikologları kuram ve araÅŸtırma yöntemlerindeki uzmanlıklarını; yoksulluÄŸun, boÅŸanmanın, istismar ve ihmalin çocuÄŸun geliÅŸimine etkisi, tek ebeveynle yetiÅŸen çocukların ve çalışan annelerin çocuklarının geliÅŸimi gibi sosyal problemleri çalışmaya yöneltmiÅŸlerdir (Cicchetti ve Cohen, 1995). Böylece geliÅŸimsel süreçleri anlamada birey çevre etkileÅŸimi önem kazanmış ve geliÅŸim psikolojisi geliÅŸimsel psikopatolojinin doÄŸuÅŸunu hazırlamıştır.

GeliÅŸimsel psikopatolojinin tarihsel dönüm noktaları ise Achenbach’ın 1974’te yayınladığı “Developmental Psychopathology” (GeliÅŸimsel Psikopatoloji) kitabı, Rutter ve Garmezy’ nin (1983) “Handbook of Child Psychology” (Çocuk Psikolojisi El Kitabı) kitabındaki bir bölüm, “Child Development” (Çocuk GeliÅŸimi) dergisinin 1984’te çıkan özel sayısı ile nihayet 1989 yılında yayınına baÅŸlanan tamamen bu alana ait olan “Development and Psychopathology” (GeliÅŸim ve Psikopatoloji) dergisidir (Cicchetti ve Cohen, 1995).

Gelişimsel psikopatolojinin tanımı

Achenbach 1974’te yayınladığı GeliÅŸimsel Psikopatoloji kitabında, bu kitabın hemen hemen var olmayan bir alan hakkında olduÄŸunu söylemiÅŸti (Achenbach, 1974). Daha sonra Sroufe ve Rutter (1984) geliÅŸimsel psikopatolojiyi “baÅŸlangıç yaşı ne olursa olsun, nedeni ne olursa olsun, davranışsal özelliklerde ne gibi farklılaÅŸmalar olursa olsun ve geliÅŸimsel süreci ne kadar karmaşık olursa olsun, davranışsal uyumsuzluÄŸun kökenlerinin ve sürecinin çalışılması” (s.18) olarak tanımlamışlardır. Rolf ve Read (1984) ise geliÅŸimsel psikopatolojiyi “anormal davranışın, kalıtsal, birey düzeyinde yapısal (ontogenic), biyokimyasal, biliÅŸsel, duygusal, sosyal açıdan veya herhangi bir geliÅŸimsel etkinin ölçüldüğü bir durumda incelenmesi” (s.9) olarak tanımlamışlardır. Lewis ve Miller’ın tanımında da (1989) geliÅŸimsel psikopatoloji, “uyumsuz davranışların geliÅŸimini ve süreçlerini tahmin etmenin çalışılmasıdır” (s. xiii). GeliÅŸimsel psikopatolojinin tanımlarına daha pek çok örnek verilebilir. Fakat bütün bu tanımlamalarda amaç geliÅŸimsel psikopatolojiyi ayrı bir alan yapan özellikleri vurgulamaktır.

Gelişimsel psikopatolojinin temel özellikleri

Gelişimsel psikopatolojinin en önemli özelliklerinden biri klasik gelişimsel kuramın ilkelerini, normalden sapmış durumları anlamak için kullanmasıdır. Bu sayede patolojik durumlar daha iyi anlaşılabildiği gibi normal gelişim kuramları da ilerleme göstermektedir. Diğer bir özelliği de gelişimsel, klinik yaklaşımları diğer disiplinlerin de (örn. fizyoloji, biyoloji, sinirbilimi vb.) bakış açılarıyla bir araya getirerek, bütüncül bir yaklaşım oluşturmasıdır (Luthar, Burack, Cicchetti & Weisz, 1997).

Gelişimsel psikopatolojiyi ayrı bir alan olarak belirleyen bir özelliği de çalışma konularıdır. Gelişimsel psikopatologlar gelişimsel çizgileri (developmental pathways) ve bu yolların belirlediği sonuçları ortaya çıkartmaya çalışırlar. Örneğin, hangi farklı gelişimsel çizgilerin benzer gelişimsel sonuçlara ulaştırdığını (farklı çevre koşullarının ve yaşam özelliklerinin aynı davranış problemlerine yol açması gibi), bu sonuçlardaki bireysel farklılaşmaları ve bunların nedenlerini araştırırlar (Ross & Jennings, 1995). Aynı zamanda gelişimsel psikopataloglar aynı yolların nasıl farklı sonuçlara (aynı çevresel koşullarda yetişen iki bireyin farklı davranış özellikleri göstermesi gibi) yol açtığını da anlamaya çalışırlar. Örneğin özellikle pek çok risk faktörüne maruz kalanlar arasında diğer bireylerden farklı olarak dayanıklılık gösterenlerin ortak özelliklerini araştırırlar. Bu çalışmaların sonuçları, risk faktörleriyle karşı karşıya olan bireylerin olumlu yönde gelişmeleri için geliştirilen destek programlarına çok önemli veriler üretmektedir. Gelişimsel psikopatolojinin diğer bir ilgi alanı da boylamsal çalışmalarla davranışların, özellikle patolojik durumların sürekli olup olmadığını ortaya çıkartmaktır. Örneğin, saldırgan davranış gösteren çocuğun bu davranışı gençlik yıllarına ve yetişkinliğine kadar süreklilik gösterecek midir? Bu konudaki araştırmalar eğer davranış süreklilik gösteriyorsa buna katkıda bulunan faktörleri de ortaya çıkartmaya çalışırlar. Gözden kaçırılmaması gereken bir nokta da sürekliliği değerlendirirken davranışların gelişimsel bir bakış açısıyla incelenmesidir (Achenbach, 1989). Dört yaşındaki bir çocuğun bilişsel ve sosyal gelişim düzeyi, 10 yaşındaki çocuktan, 10 yaşındakinin de bir yetişkinden farklıdır. Bu nedenle, aynı durumda ya da patolojide gözlenen davranış özellikleri yaşa göre farklılık gösterebilir.

Gelişimsel psikopatolojinin diğer alanlarla karşılaştırılması

Gelişimsel psikopatoloji, yetişkinliğe kadar gelişimsel süreçleri incelemesiyle, aynı zamanda teşhis ve tedaviye fazla odaklaşmamasıyla, klinik çocuk psikolojisinden; normal dışı gelişimin yanında normal gelişime de önem vermesiyle, anormal psikolojiden; ve normalden sapmalara daha fazla önem vermesiyle de gelişim psikolojisinden ayrılmaktadır (Ross & Jennings, 1995).

KAYNAKLAR

Achenbach, T. (1974). Developmental psychopathology. New York: Wiley.

Achenbach, T. (1989). Conceptualization of developmental psychopathology. Lewis, M. & Miller, S. M.(Eds). Handbook of developmental psychopathology. New Yok: Plenum Press.

Cicchetti, D. (1984). The emergence of developmental psychopathology. Child Development, 55, (1), 1-7.

Cicchetti, D. & Cohen, D. (1995). Perspectives on developmental psychopathology. Cicchetti, D & Cohen, D. (Eds.) Handbook of developmental psychopathology theory and methods. Vol.1. New York: Wiley & Sons, Inc.

Lewis, M. & Miller, S. M. (1989). Handbook of developmental psychopathology. New York: Plenum Press.

Luthar, S.S., Burack, J.A., Cicchetti, D. & Weisz, J.R. (Eds.) (1997). Developmental psychopathology perspectives on adjustment, risk and disorder. Cambridge: Cambridge University Press.

Rolf, J. & Read, P.B. (1984) Programs advancing developmental psychopathology. Child Development, 55, (1), 8-16.

Ross, S. & Jennings, K.D. (1995). Development and psychopathology. M. Hersen & R.T. Ammerman (Eds.). Advanced abnormal child psychology. New Jersey: Lawrence Erlbaum Ass.

Rutter, M. & Garmezy, N. (1983). Developmental psychopathology. P. H. Mussen (Series Ed.) & E. M. Hetherington (Vol. Ed.), Handbook of child psychology: Vol.4. Socialization, personality, and social development (4th ed.). New York: Wiley.

Sroufe, L. A. & Rutter, M. (1984). The domain of developmental psychopathology. Child Development, 55, (1), 17-29.

ODTÜ Psikoloji Bölümü

Türk Psikoloji Bülteni 4 (10) 93-94

Gencin Rabbinin Adıyla

Salı, 06 Kasım 2007

GENCİN RABBİNİN ADIYLA

Sizden öncekilerden bir kral vardı. Onun birde sihirbazı vardı. Sihirbaz yaÅŸlanınca Kral ’a “ Artık ben yaÅŸlandım . Bana bir genç gönderde ona sihir yapmayı öğreteyim” dedi. Kral’ da öğretmesi için ona bir delikanlı gönderdi.

Gencin geçtiği yolda bir rahip yaşıyordu. Bir gün rahibe uğrayıp onu dinledi , konuşması hoşuna gitti. Artık sihirbaza gittikçe , rahibe uğruyor, yanında bir müddet oturup onu dinliyordu.

Sihirbaz bir gün delikanlıyı yanına geldiÄŸinde dövdü. Genç de durumu rahibe ÅŸikayet etti. Rahip ona eÄŸer sihirbazdan seni dövecek diye korkarsan “ ailem beni oyaladı” de ; ailenden korkacak olursan , beni sihirbaz oyaladı de” diye tenbihte bulundu.

O bu halde devam ederken insanların yollarına engel teÅŸkil eden büyük bir canavara rastladı. Kendi halinde “sihirbaz mı daha faziletli yoksa rahip mi ; bugün anlayacağım” diye mırıldandı. Bir taÅŸ aldı ve “ ALLAH’ım ! eÄŸer rahibin yaptıkları sana sihirbazın yaptıklarından daha sevimli ise , ÅŸu hayvanı öldür de insanlar geçsinler “deyip taşı fırlattı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar yollarına devam ettiler. Delikanlı gelip durumu rahibe anlattı. Rahip ona “Evet bugün sen benden daha faziletlisin ve üstünsün . görüyorum ki yüce bir mertebedesin… sen imtihan geçireceksin . imtihana maruz kalınca sakın benden haber verme!” dedi. Genç doÄŸuÅŸtan körleri ve alaca hastalığına yakalananları tedavi eder, insanları baÅŸkaca hastalıklardan da kurtarırdı. Onu kralın kör bir arkadaşı iÅŸitti. Bir çok hediyeler alarak yanına gitti ve “ EÄŸer beni tedavi edersen , ÅŸunların hepsi senindir” dedi. O da:

“Ben kimseyi tedavi etmem , tedavi eden ALLAH’tır. EÄŸer iman edersen , sana ÅŸifa vermesi için dua edeceÄŸim . Oda ÅŸifa verecek “dedi. Adam derhal iman etti , ALLAH’ta ona ÅŸifa verdi.

Adam bundan sonra kralın yanına geldi . eskiden olduğu gibi yine kralın yanına oturdu. Kral ;

“Gözünü sana kim iade etti” diye sordu.

“Rabbim ! “dedi. Kral :

“ senin benden baÅŸka Rabbin mi var ? “ dedi. Adam:

“Benimde seninde Rabbimiz ALLAH’tır” dedi. Kral onu yakalayıp iÅŸkence ettitdi. O kadar eziyet etti ki , gözünü tedavi eden ve ALLAH’a iman etmesini saÄŸlayan gencin yerini gösterdi. Gençte oraya getirildi. Kral ona ;

“ Ey oÄŸul! Senin sihrin körlerin gözünü açacak , alaca hastalığını tedavi edecek bir dereceye ulaÅŸmış , neler neler yapıyormuÅŸsun “dedi. Delikanlı:

“ Ben kimseyi tedavi etmiyorum , ÅŸifayı veren ALLAH’tır “dedi. Kral onu da tutuklatıp iÅŸkence etmeye baÅŸladı. O kadar ki, o da rahibin yerini haber verdi. Bunun üzerine rahip getirildi. Ona:

“Dininiden dön!” denildi. O bunda direndi. Hemen bir testere getirildi. Başının ortasına konuldu. Ortdan ikiye bölündü ve iki parçası yere düştü. Sonra genç getirildi. Onada :

“Dininden dön !” denildi. Bu teklifi oda reddetti. Kral onuda adamlarından bazılarına teslim etti.

“onu filan daÄŸa götürün. Tepesine kadar çıkarın. Zirveye ulaÅŸtığınız zaman tekrar dininden dönmesini isteyin; dönerse ne ala, aksi takdirde daÄŸdan aÅŸağı atın” dedi. Gittiler ve onu daÄŸa çıkardılar .genç:

“ALLAH’ım bunlara karşı dilediÄŸin ÅŸekilde bana yardımını gönder “dedi. Bunun üzerine daÄŸ onları salladı ve kralın adamlarının adamlarının hepsi uçurumdan aÅŸağı düştü. Dalikanlı yürüyerek kralın yanına geldi. Kral “ArkadaÅŸlarıma ne oldu?” diye sordu.

Genç “ALLAH onlara karşı bana yardım etti” cevabını verdi . kral onu baÅŸka adamlarına teslim etti ve” Bunu bir gemiye götürün denizin ortasına kadar gidin. Dininden dönerse ne ala . dönmezse onu denize atın.” Diye emretti.

Adamları söylendiği şekilde onu götürdü. Genç orada :

“ALLAH’ım dilediÄŸin ÅŸekilde bunlara karşı bana yardım et” diye dua etti. Genç bu duayı eder etmez. Gemileri alabora oldu ve kralın adamları boÄŸuldu. Genç yine yürüyerek hükümdara geldi. Kral :

“ArkadaÅŸlarıma ne oldu?” diye sordu. Genç:

“ALLAH onlara karşı bana yardım etti.” Dedi. Sonra krala :

“Benim emrettiÄŸimi yapmadıkça sen beni öldüremeyeceksin” dedi.

Kral : “O nedir” diye sordu.

Genç: “ insanları geniÅŸ bir düzlükte toplarsın. Beni bir kütüğe asarsın. Sadağımdan bir ok alırsın. Sonra oku yayın ortasına yerleÅŸtirir ve “ Gencin Rabbinin adıyla” dersin. Sonra oku bana atarsın. İşte eÄŸer ancak bunu yaparsan bunu öldürürsün” dedi.

Hükümdar hemen halkı bir düzlükte topladı. Delikanlıyı bir kütüğe astı. Sadağından bir ok aldı ve oku yayın ortasına yerleştirdi. Sonra:

“Gencin Rabbinin adıyla” dedi ve oku fırlattı. Ok gencin ÅŸakağına isabet etti. Genç elini ÅŸakaüına okun isabet ettiÄŸi yere koydu ve ALLAH’ın rahmetine kavuÅŸup öldü. Halk:

“Gencin Rabbine iman ettik “dediler . halk bu sözü üç kere tekrar etti. Sonra krala gelindi ve :

“Ne emredersiniz? Vallahi korktuÄŸunuz başınıza geldi. Halk o gencin Rabbine iman etti. “denildi. Kral hemen yolların baÅŸlarına hendekler kazılmasını emretti. Derhal hendekler kazıldı. İçlerine ateÅŸler yakıldı. Hükümdar :

“Kim dininden dönmezse onu bunlara atın” diye emretti.

Bu emir derhal yerine getirildi. Birara beraberinde çocuğu olan bir kadın getirildi. Kadın oraya düşmekten çekinmişti. Bunun üzerine çocuğu annesine şöyle dedi:

“AnneciÄŸim sabret. Zira sen hak üzeresin.”

NOT: “Bu bizzat EFENDİMİZ tarafından anlatılmış tarihi bir hikayedir. ( Müslim/Zühd 73/3005; Tirmizi tefsir Bürûç / 3337

Genç Bir Sanatçı

Salı, 06 Kasım 2007

Genç Bir Sanatçı

Genç Macar Sanatçı Arpad Sebesy multimilyoner Elmer Kelen’in portresini yapmak için görevlendirilmiÅŸti.Görev özellikle zordu, çünkü Kelen sadece uç kısa poz vermeye razı olmuÅŸtu.Sonuçta, Sebesy portrenin çoÄŸunu ezberden yapmak zorunda kalmıştı. Kısıtlamalara raÄŸmen, Sebesy portrenin Kelen’e yeterince benzediÄŸi görüsündeydi.Ancak, Kelen ayni fikirde deÄŸildi.Kibirli milyoner resmin kendisine benzemediÄŸini öne sürerek portrenin parasını ödemeyi reddetti.Genç ressam resmini yapabilmek için saatlerce titizlikle çalışmıştı, ve birdenbire bunu gösterecek hiç bir ÅŸeyi olmadığını fark etti. Milyoner stüdyodan ayrılırken, sanatçı bir ricada bulundu," Portreyi size benzemediÄŸi için reddettiÄŸiniz belirten bir mektup yazabilir misiniz?" Kelen bu kadar kolay kurtulduÄŸuna sevinerek razı oldu.Aylar sonra, Macar Sanatçıları DerneÄŸi, BudapeÅŸte Güzel Sanatlar Galerisinde sergi açtı.Kelen’in telefonu çalmaya baÅŸladı.Biraz sonra galeriye geldiÄŸinde Sebesy’nin yaptığı portresinin, üzerinde "Bir Hırsızın Portresi " etiketiyle teshir edildiÄŸini gördü. MaÄŸrur milyoner resmin indirilmesini istedi.Mudur reddedince, Kelen resim kendisini topluma alay konusu edeceÄŸi için dava açmakla tehdit etti.Bunun üzerine mudur Kelen’in resmin kendisine benzemediÄŸi için almayı reddettiÄŸini belirten imzalı mektubunu çıkardı. Milyoner artık resmin parasını ödeyip almaktan baÅŸka çare kalmadığını anlamıştı.Genç sanatçı sadece son gülen olmakla kalmamış, ayni zamanda güçlüğü karlı bir alışveriÅŸe dondurmuÅŸtu.çünkü milyoner resmi almaÄŸa kalktığında fiyatın eskisinden on kat daha fazla olduÄŸunu görmüştü. Gördüğünüz gibi, güçlüklere teslim olmayı kabul etmemiÅŸti.Bunun yerine öfke ve acıya teslim olmaktansa yaratıcı ve yararlı bir kapı açacak bir yol duÅŸundu.Kısaca ressam deÄŸerli bir prensip keÅŸfetmiÅŸti

FIKRA.NET

Gerçek Fakirlik

Salı, 06 Kasım 2007

GERÇEK FAKİRLİK

Günlerden bir gün bir baba zengin ailesini ve oğlunu köye götürdü.Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gece ve gün geçirdiler.

Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu, "insanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?" "Evet!" "Ne öğrendin peki?"

Oğlu yanıt verdi, "Şunu gördüm: bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar."

Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu ekledi,

“TeÅŸekkürler, baba, ne kadar fakir olduÄŸumuzu gösterdiÄŸin için!”

www.rehberlikservisi.net

Gerçek Sevgi

Salı, 06 Kasım 2007

Gerçek Sevgi

John Blanchard oturduÄŸu banktan kalktı, üzerindeki denizci üniformasını düzeltti ve ÅŸehrin büyük tren istasyonundaki insanları incelemeye koyuldu. Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok iyi bildiÄŸi, ama yüzünü hiç görmediÄŸi, yakasında gül olan o kızı. Ona olan ilgisi bundan on üç ay önce Florida’da bir kütüphanede baÅŸlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın içindeki yazıdan çok etkilenmiÅŸti… Kitaptan deÄŸil, sayfalardan birinin kenarında kurÅŸun kalemle yazılmış minik notlardan… YumuÅŸak el yazısı düşünceli bir ruhu ve insanın içine iÅŸleyen bir karakteri yansıtıyordu. Kitabın baÅŸ sayfasında, o kitabı en son okuyan kiÅŸinin ismini gördü: Bayan Hollis Maynell. Biraz zaman ve çaba sonunda adresini buldu. Bayan Maynell New York’ta yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir mektup yazdı. Ertesi gün de İkinci Dünya Savaşı’na katılmak için Avrupa’ya doÄŸru yola çıktı. Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca birbirlerini mektuplarla tanıdılar. Her mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu sanki. Bir romantizm baÅŸlıyordu. Blanchard kızdan bir resmini istemiÅŸti, ama kız reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa nasıl göründüğünün ne önemi vardı. Sonunda Blanchard’ın Avrupa’dan dönüş günü geldi çattı. İlk buluÅŸmalarını ayarladılar… New York Tren İstasyonu’nda akÅŸam saat tam 7′de. " Beni tanıman için" diye yazmıştı kız mektubunda, " ceketimin yakasında kırmızı bir gül takılı olacak." İşte saat tam 7′ydi ve Blanchard yüzünü daha önce hiç görmediÄŸi, ama kalbini sevdiÄŸi o kırmızı güllü kızı arıyordu. Hikâyenin gerisini Bay Blanchard’dan dinleyelim: " Birden genç bir kızın bana doÄŸru yürüdüğünü farkettim. İnce ve uzun boylu, dalgalı sarı saçları o güzel kulaklarının önünden omuzlarına düşmüş… Çiçek rengi mavi gözlü. Dudaklarının ve çenesinin muntazam kıvrımları ve açık yeÅŸil giysisiyle insana sanki baharın geldiÄŸini müjdeleyen bir kızdı. Ben de ona doÄŸru yürümeye baÅŸladım. O kadar etkilenmiÅŸtim ki yakasında gül olup olmadığına bakmak aklıma bile gelmedi. Ona yaklaşınca, dudaklarında hafif ve tahrik edici bir gülümsemeyle bana ‘ Benimle ayni yöne mi gidiyorsun, denizci?’ diye fısıldadı. Neredeyse kontrolsüz bir ÅŸekilde ona doÄŸru bir adım daha attım ve o anda Hollis Maynell’i gördüm. Kızın tam arkasında duruyordu. 40′ını çoktan geçmiÅŸ, grileÅŸmeye baÅŸlamış saçlarını ÅŸapkasının altında toplamış… ÅžiÅŸmana yakın, kısa boylu, kalın bilekli ayakları topuksuz ayakkabılara gömülmüş. Kafamı çevirdim, yeÅŸil giysili kız hızla uzaklaşıyordu. Kendimi ikiye bölünmüş hissettim; arzularım kızı takip etmemi, ta içimden gelen bir istek ise ruhu bir yıldır bana eÅŸlik eden kadınla kalmamı söylüyordu. İşte orada öylece duruyordu. Solgun, kırışık suratı kibar ve duygulu, gri gözleri sıcaktı. Çekinmedim. Beni tanımasını saÄŸlayacak mavi deri ciltli kitabı ona doÄŸru tuttum. Bu aÅŸk olamazdı, ama, mutlaka deÄŸerli, belki aÅŸktan da güzel, çoktan beri minnettar olduÄŸum ve olacağım bir arkadaÅŸlık gibi bir ÅŸey olabilirdi. Kadını selâmladım, her ne kadar gizlemeye çalıştıysam da pek baÅŸaramadığım hayal kırıklığımı belli eden sesimle ‘ Ben TeÄŸmen John Blanchard, siz de Bayan Maynell olmalısınız. Sizinle buluÅŸabildiÄŸim için çok mutluyum. Sizi yemeÄŸe götürebilir miyim?’ diye sordum. Kadının yüzüne bir gülümseme yayıldı: ‘Neden bahsettiÄŸini bilmiyorum delikanlı’ dedi, ‘ ama ÅŸu az önce buradan geçen yeÅŸil elbiseli kız bu gülü yakama takmamı rica etti benden ve eÄŸer siz beni yemeÄŸe davet edecek olursanız kendisinin sizi caddenin karşısındaki büyük restoranda beklediÄŸini söylememi istedi. DediÄŸine göre bu bir çeÅŸit sınavmış."

FIKRA.NET

Fena Halde Mutsuz Adam

Salı, 06 Kasım 2007

FENA HALDE MUTSUZ ADAM

Bir zamanlar bir tepenin üzerinde villada bir oğlan çocuğu yaşarmış. İyi de yaşamış. Köpekleri ve atları, otomobilleri ve müziği severmiş. Yüzmeye gider, futbol oynar, güzel kızlara bayılırmış.

Bir gün Tanrıya:

“Büyüdüğüm zaman neler istediÄŸimi buldum, uzun uzun düşünüp.” DemiÅŸ.

“Neler”demiÅŸ Tanrı…

“Bir büyük evde yaÅŸamak isterim. Ön kapısında heykeller olsun. Arka kapıda iki St. Bernard köpeÄŸi… Uçsuz bucaksız bir bahçe içinde….Uzun, çok güzel ve çok müşfik bir kadınla evlenmek isterim. Siyah saçlı, mavi gözlü, gitar çalan ve tatlı tatlı ÅŸarkılar söyleyen.”

“Üç güçlü oÄŸlum olsun isterim ki, onlarla futbol oynayabileyim.. büyüdüklerinde birisi büyük bir bilim adamı, öteki senatör, üçüncüsü milli santrfor olsun.”

“Ben bir seyyah olayım… Okyanuslara yelken açayım. DaÄŸların zirvelerine tırmanayım, insanları kurtarayım. Bir Ferrari kullanayım yollarda…”

“Ne güzel bir hayal bu”demiÅŸ Tanrı… “Mutlu olmanı dilerim.”

Bir gün oğlan futbol oynarken ayağını incitmiş. Ondan sonra değil dağlara, ağaçlara bile tırmanamaz olmuş. Okyanuslara yelken açmak da hayal olmuş tabii. Bunun üzerine pazarlama okuyup, tıbbi malzemeler dağıtın bir şirket kurmuş.

Bir kızla evlenmiÅŸ, çok güzel ve çok müşfik. Ama uzun deÄŸil, kısaymış. Saçları siyahmış ama gözleri mavi deÄŸil, ela imiÅŸ. Gitar çalamaz, ÅŸarkı söylemezmiÅŸ ama, harika yemek piÅŸirir, olaÄŸanüstü güzel kuÅŸ resimleri yaparmış. İşi dolayısıyla, kent dışında bir villada deÄŸil, kentte bir apartman teras katında oturmak zorunda kalmış ama evinin deniz manzarası gene harika imiÅŸ. İki St. Bernard besleyecek bahçesi yokmuÅŸ ama evinde harika bir Ankara kedisi varmış. Üç kız da babalarını çok severlermiÅŸ. Onunla futbol oynayamazlarmış ama birlikte denize, parklara giderlermiÅŸ. Uçurtma uçurdukları da olurmuÅŸ. En küçükleri hariç tabii. O gölgede bir aÄŸacın altında oturur, gitarı ile ÅŸarkılar söylermiÅŸ. İyi para kazanmış ama öyle kırmızı bir Ferrari’si olmamış.

Bir sabah uykudan üzüntü içinde uyanmış ve en iyi arkadaşına koÅŸmuÅŸ…

“Ben” demiÅŸ. “Hiç mutlu deÄŸilim.”

“Neden”demiÅŸ arkadaşı.

“Çocukken siyah saçlı, uzun boylu, mavi gözlü, gitar çalıp ÅŸarkı söyleyen bir kızla evlenmek isterdim. Oysa karım uzun deÄŸil, ela gözlü, gitar çalamıyor.”

“Karın çok güzel”demiÅŸ arkadaşı…”Harika resimler yapıyor, enfes yemekler piÅŸiriyor üstelik.”

“Adam dinlememiÅŸ bile onu….

Bir gün karısına “Hiç mutlu deÄŸilim” diye dökmüş içini.

“Neden” demiÅŸ karısı.

“Çünkü büyük bir bahçe içinde bir villada yaÅŸamayı düşlerdim, oysa 47.katta bir apartman dairesine tıkıldım. İki St. Bernard’in yaÅŸayacağım bir bahçem olsun isterdim, hani nerede…”

“Konforlu bir apartmanda yaşıyoruz” demiÅŸ karısı….”OturduÄŸumuz yerden okyanusu görüyor, gülüyor, eÄŸleniyor, birbirimizi seviyoruz. Kendimizi okÅŸuyor, güzel kuÅŸların resimleri yapıyoruz. Üç de harika çocuÄŸumuz var…”

Adam dinlemiyormuÅŸ bile….

Ruh doktoruna koÅŸmuÅŸ bir gün…. “Ben mutlu” deÄŸilim diye…

“Niye “demiÅŸ doktor…

“Çünkü ben bir gezginci olmak, okyanuslara açılmak, daÄŸlara tırmanmak, insanları kurtarmak isterdim. Oysa masa başı iÅŸim ve sakat bir dizim var ÅŸimdi..”

“Ama sattığın tıbbi malzemeler yığınla hayat kurtarıyor..” demiÅŸ doktor.

Adam dinlememiş bile. Doktor da ona 100 Dolar vizite yazıp yollamış.

Bir gün muhasebecisine “Ben çok mutsuzum”demiÅŸ..

“Neden demiÅŸ muhasebecisi.

“Ben kırmızı Ferrari’m olsun isterdim hep. Ve dünya umurumda olmasın. Oysa iÅŸe metro ile gidip geliyorum. Bir yığında sorunum var.”

“İyi giyiniyor, iyi restoranlara gidiyorsun. Bütün Avrupa’yı Amerika’yı gezdin.”demiÅŸ muhasebeci.

Ama adam onu dinlemiyormuÅŸ bile. Muhasebeci adama 100 Dolar danışman ücreti fatura edip yollamış. Onun da hayalinde kırmızı Ferrari varmış çünkü…

Adam, rahibe “çok mutsuzum” demiÅŸ.

“Neden” demiÅŸ rahip.

“Üç oÄŸlum olsun isterdim. Biri bilim adamı, biri politikacı, biri sporcu. Oysa üç kızım oldu. Birisi yürüyemiyor bile.”

“Ama çok güzel ve çok zeki üç kızın var”demiÅŸ rahip. “Seni çok seviyorlar. BaÅŸarılı da oldular. Biri hemÅŸire, biri sanatçı, biri de müzik hocası..”

Ama adam dinlemiyormuş bile. Öyle mutsuzmuş ki hasta olmuş sonunda. Bir beyaz hastane odasında, etrafı beyaz giyinmiş hemşirelerle dolu yatıyormuş. Vücudunda teller, hastaneye kendi sattığı kalp cihazına gidiyor, kollarına bağlı serumlarla besleniyormuş. Fena halde mutsuzmuş adam şimdi. Ailesi, dostları ve rahibini yatağının başına toplanmışlar.

Onlar da üzüntü içindeymiş. Mutlu olanlar sadece ruh doktoru ile muhasebecisi imiş. Bir gece adam odasında Tanrı ile yalnız kaldığında

“Tanrım”demiÅŸ. “Hatırlar mısın çocukken sana yalvarmış ve istediklerimi sıralamıştım.”

“Hatırladım”demiÅŸ Tanrı.. “Güzel bir hayaldi”

“Peki niye onların hiçbirini vermedin bana” demiÅŸ adam..

“Verebilirdim” demiÅŸ Tanrı…”Ama sana istemediÄŸin ÅŸeyleri vererek bir sürpriz yapmak istedim.”

“Bak neler verdim sana. Bir güzel sevecen eÅŸ, iyi bir iÅŸ, yaÅŸanacak güzel bir ev. Üç tatlı kız evlat. Bir araya getirdiÄŸim en güzel yaÅŸam paketlerinden biriydi bu”

“Evet”demiÅŸ adam…”Ama bana benim gerçekten istediklerimi vereceksin sandım..”

“Bende senin, benim gerçekten istediklerimi vereceksin sandım.” DemiÅŸ Tanrı.

“Sen ne istedin ki?” demiÅŸ adam hayretle.

Tanrı’nın da bazı ÅŸeyler isteyeceÄŸini hiç düşünmemiÅŸ hayatında.

“Sana verdiklerimle mutlu olmanı istemiÅŸtim.”demiÅŸ Tanrı.

Adam karanlık odasında sabaha kadar düşünmüş .sonunda yeni bir hayal kurmaya karar vermiÅŸ. Yıllar önce kurduÄŸu hayalin yerine “KeÅŸke bunu hayal etseydim.” DediÄŸi bir hayal..

Bu sefer ki hayalinde zaten sahip olduÄŸu ÅŸeyler varmış hep. Adam kısa zamanda iyileÅŸmiÅŸ, 47. Kattaki dairesinde mutlu yaÅŸamış. Kızlarının ÅŸen ÅŸakrak sesleri, eÅŸinin derin ela gözleri ve harika kuÅŸ resimleri arasında mutlu olduÄŸunu hissedermiÅŸ bütün gün… geceleri de okyanusa yansıyan kentin ışıklarının dalgalar üzerinde oynaÅŸmasına bakar gülümsermiÅŸ… sınır tanımadan büyük düşünmek… hayal gücünü sonuna kadar zorlamak… ama elde ettikleri ile de mutlu olmayı bilmek… Tanrı’nın insana verebileceÄŸi en büyük iki nimet bu olmalı….

Bakın bakalım, size neler vermiş Tanrı.