‘Halkla İliÅŸkiler’ Kategorisi için ArÅŸiv

Yeni Medya Ne Demek?

Salı, 06 Kasım 2007

Yeni Medya Ne Demek?

Yeni Medya, ev ve iş kullanıcıları tarafından Çok Yönlü Dijital Kanallar üzerinden etkileşimli olarak tüketilebilecek hizmet ve ürünlerin yaratılması ve bunların etkin bir şekilde pazarlanması için Bilgisayar Teknolojisi, Telekomünikasyon ve İçeriğin, yaratıcı bir şekilde birleştirilmesidir..

Sadece birkaç yıl önce interaktif tek bir kanalı; Internet’i ve buna eriÅŸen tek bir PC kullanıcısı hedefleyen Yeni Medya, bugün artık hedef kitleyi birden fazla temas noktasından, Bilgisayar, Cep Telefonu, PDA ve Interaktif TV’den vurmakla görevlendirilmiÅŸ durumdadır. Çok Yönlü Dijital Kanallar bunların hepsidir. Yakın gelecek kuÅŸkusuz daha çok iletiÅŸim kanalını önümüze serecektir.

Yeni Medyaların Özellikleri

iletiÅŸim teknolojilerinin geliÅŸmesi ile birlikte gündelik hayatımıza giren yeni medyaların üç temel özelliÄŸine dikkat çekilir. EtkileÅŸim, kitlesizleÅŸtirme ve eÅŸzamansız olabilme olarak tanımlanan bu özellikler, tek tek baÅŸka iletiÅŸim araçlarında da bulunmakla birlikte, yeni medyalarda hep birlikte gözlemlenirler. Bu üç özelliÄŸi de taşıyor olmak yeni medyaları, diÄŸer geleneksel iletiÅŸim biçimlerinin birbirine dönüştüğü ve aralarındaki farkların ortadan kalktığı platformlar haline getirmiÅŸtir. Yakınsama ya da yöndeÅŸme olarak tanımlanan bu sürecin tipik örneklerinden birisi sayısal televizyon yayıncılığı, hem geleneksel radyo ve televizyon yayınlarını, hem ödemeli yayınları, hem de elektronik posta, bilgi bankacılığı hizmetleri, elektronik bankacılık iÅŸlemleri ve uzaktan alışveriÅŸ olanağını tek bir altyapı üzerinden sunmaktadır. Teknolojik geliÅŸmenin yarattığı tüm bu deÄŸiÅŸimler, yeniden yapılanma sürecinin bir yanını oluÅŸtursa da, diÄŸer yanda ekonomik sistemin iÅŸleyiÅŸi vardır. “Yeniden Yapılanmanın Kökenleri” baÅŸlığı altında, bu diÄŸer yan ortaya koyulmaktadır.

Kapitalist sistem, sermaye birikiminin sürekli olarak geniÅŸlemesi amacını taşır. Bu amaç, toplumun tüm kurumsal yapılarına egemendir ve o*nları ÅŸekillendirir. Kapitalist sistemde istikrara, sermaye birikiminin düzeni ile o*nun toplumsal kurumları arasında uyum saÄŸlandığında ulaşılır. Ancak bu uyum süreklilik arzetmez. Aşırı üretim ya da sermaye birikiminin yavaÅŸlaması koÅŸullarında, sistem bunalıma girer ve kriz baÅŸgösterir.Krizin çözümü, sermaye birikiminin deÄŸiÅŸen koÅŸulları ve gerekliliklerine uygun olarak toplumsal kurumların yeniden yapılandırılmasıdır. Geray, tüketim, üretim, taşımacılık, dağıtım gibi alanlarda ortaya çıkan krizlerin tamamını, Beniger’in “kapitalizmin kontrol krizleri” kavramı çerçevesinde ele almakta ve kontrol krizlerinin aşılamayan boyutunun sistemin deÄŸiÅŸim deÄŸerini temel alması olduÄŸunu belirtmektedir. Kapitalizmin kontrol krizleri, üretim, dağıtım, talep ve tüketimin kontrol altına alınması için sürekli yeni mekanizmaların yaratılmasını beraberinde getirmiÅŸtir. İletiÅŸim altyapıları da, üretim ve dağıtım denli, talep ve tüketimin kontrolü ile iliÅŸkilidir. Bunun en açık örneÄŸi, talep ve tüketimi kontrol altına alma çabasının ürünü olan ve bu doÄŸrultuda sürekli bir geliÅŸim gösteren reklam olgusunun, kitle iletiÅŸimi alanındaki yeniliklerle paralel ilerleyiÅŸidir.

Kapitalist sistemin temel amacı sermaye birikimini en çoklaştırmak olarak tanımlandığı ve sermaye birikiminin tüm toplumsal yapı ve kurumlara egemen olduğu önermesi, devletin rolünün de, sermaye birikimi sürecini sürdürme ve yeniden üretmenin gereklilikleri temelinde kavranmasını getirir. Bu kavrayışta, devletin rolü özünde bütün farklı gelişme aşamalarında aynıdır: sermaye birikimine dayalı sistemin yeniden üretilmesi. Devlet her aşamada egemen birikim düzeninin gerekliliklerini yansıtan politikalar izleyerek sınıf egemenliğinin yeniden üretilmesine nesnel olarak hizmet eder. Devlet ile egemen sınıflar arasındaki ilişki egemen birikim düzeni ve bunun gereklilikleri aracılığı ile kurulan nesnel bir ilişkidir. Bu gereklilikler iktidarda hangi hükümet olursa olsun yerine getirilir. Ekonomik politika ya da rejim değişikliklerinde ise temel olan sermaye birikiminin yeni gerekliliklerine uyum sağlanması, yeni birikim düzenini gerçekleştirmeye dönük politikaların devreye girmesidir. Yeniden yapılandırmalar öncesinde egemen olan Refah Devleti anlayışı da bu çerçevede ele alınabilir. Esas olarak talebin ve tüketimin güçlendirilmesi politikalarının izlenmesine dayanan refah devletinde, ücretlerin yüksekliği ile üretim ve kitlesel tüketimin eklemlenmesi sağlanmıştır. Sağlık, eğitim, sosyal güvenlik gibi hizmetler devlet tarafından üstlenilmiş ve devletin ekonomiye müdahalesi süreci başlamıştır. Devletin ekonomik alana müdahalesi, dolaylı olarak üretim sürecinin koruyuculuğunu yapmak, alt yapı yatırımlarını oluşturmak, gümrük politikaları aracılığı ile dış ticareti düzenlemek, idari mekanizmanın yönetimi ve işlemesi için zorunlu harcamalarda bulunmak, ekonomik yeniden üretimin gereksindiği becerili işgücünü sağlamak ve benzeri yollarla gerçekleşmiştir. Doğrudan müdahale ise devlet işletmeciliği şeklinde biçimlenmiştir. Bir başka deyişle, iletişim alanında da karşımıza çıkan devlet işletmeciliği modeline, kapitalist gelişmenin belirli bir aşamasında gereksinme duyulmuştur, bu anlamıyla devlet işletmeciliği bir sonuçtur. Ancak savaş sonrası dönemde ekonomik genişlemeyi mümkün kılan bu politikalardan ziyade askeri-endüstriyel ittifaktır. Savunma endüstrisi yatırımları dolaylı veya doğrudan, tüm endüstri alanlarının, özellikle de elektronik endüstrisinin üretim yapabilmesini ve gelişmesini sağlamıştır.

Yeni Medya Geleceğimizi Nasıl Şekillendiriyor?

***1970′li yılların başında keÅŸfedilen mikroçip, milyonlarca transistörü parmak ucu kadar bir bünyede biraraya getiriyordu. Malzeme Bilimi ve ElektroniÄŸin bu baÅŸarısı, bilgi çağının baÅŸlangıç taÅŸlarından birini oluÅŸturdu. Mikroçip, baÅŸdöndüren bir deÄŸiÅŸimin ilk ayağı oldu ve 20 yıl içinde bir tsunami oluÅŸturdu. Bu Tsunaminin adı, internet. Ya da bilgi çağının son dev dalgası. Dünyaya kılcal damarlarını hızla ileten dev bir aÄŸ.

***İnternet sadece yaşam biçimimizi değiştirmekle kalmayacak, aynı zamanda birbirimizle olan iletişim biçimini de değiştirecek.

YENİ BİR MEDYA OLARAK İNTERNET

***Görsel yayıncılığın basılı yayıncılıktan önemli bir pay aldığı günümüzde, internet, yayıncılığın yeni şekli olarak karşımıza çıkıyor ve kısa zamanda diğer yayıncılık biçimleri arasında iyi bir konuma geleceğinin işaretlerini veriyor.

***Bu konuda yapılan araştırmalar ve tahminler, online yayıncılık sektörünün 2005 yılına kadar olan zaman diliminde yerel TVílere, gazetelere ve sarı sayfalara karşı önemli ölçüde pazar kazanacağını göstermekte.

***Myers Mediaenomicsíe göre 2005 yılına kadar geleneksel yayıncılık sektöründe dünya çapında %2.8′lik bir gerileme bekleniyor. Bu düşüş doÄŸrudan İnternetíin otomotif, emlak ve reklamcılık sektörlerinde kazandığı baÅŸarımlara baÄŸlanmakta.

Peki yeni medyada YENİ olan ne?

Birebir İletişim: Bir web sayfasına giren Müşteri ile birebir ilişki kurulabilmesi ve müşteriden anında geri besleme alabilmesi.

Ölçülebilir: Milyonlarca bilgisayarlık altyapısı ile internet, diğer medyaların arasında en fazla ölçülebilir olanıdır. Site sahibi, web raporlarından, günde kaç kişinin siteyi ziyaret ettiğini, hangi sayfaların gezildiğini, aynı müşterinin kaç kere geri geldiğini düzenli öğrenebilir, sitede oluşturduğu aktiviteler ve atraktiviteler vasıtası ile müşterinin ayrıntılı bilgisini bırakmasını sağlayabilir. Toplanan müşteri bilgilerine herhangi bir hammadde maliyeti ve uğraşı olmaksızın tek bir tuşla aynı anda binlerce postalamayı yapabilir.

İnternet çağında müşteri kayıt bilgilerine ulaşmak, şirketlerin başlıca hedefi: CBSíin bir şirketi olan iwon.com trafik çekmek için milyonlarca dolar dağıtıyor. Siteye giren ve üyelik bilgileri bırakan herkesin katılabileceği çekilişlerde her gün 10.000.-USD, her ay 1 milyon dolar ve yılda 10 milyon dolar dağıtılıyor.

Güncellenebilir: İnternet medyası, en kolay ve masrafsız güncellenebilen ve bu özelliği dolayısı ile de canlı bir medyadır. Farkettiğiniz bir imla hatasını anında düzeltebilirsiniz, bunun için tonlarca kağıdı çöpe atmanıza gerek yoktur. Canlı medyadır, çünkü web sitenizi dilediğiniz anda dilediğiniz şekilde yenileyebilir, hatta içeriğini ve grafiklerini otomatiğe bile bağlayabilirsiniz. Bir veri tabanı ile ilişkilendirebilir, ve bu veri tabanındaki değişiklikleri anında sayfalara yansıtabilirsiniz.

24 saat açık: Web sitenizi barındıran sunucu çalışır konumda olduğu sürece webídeki dükkanınız açıktır. Ziyaretçiler gece-gündüz her zaman sitenize gelebilir, hatta alışveriş edebilirler.

Ekonomik: Yeni medya ucuzdur, kağıt, film, cd gibi bir hammaddesi yoktur. Yapılan hatalar neticesinde ağır hammadde kayıplarına uğrama riski bulunmaz, hatalar masrafsız düzeltilir. Tasarımcı hammadde giderleri ve finansman hesaplarına boğulmadan kendini sanatsal yöne verebilir.

İmaj: Web siteleri firmaların imajlarına ve kurumsal kimliklerine katkıda bulunurlar. Artık dinamik web sitesi olmayan kurumlar, "büyüklük" kavramı içerisine girmezler. Eskiden faksı olmayan firmaya hangi göz ile bakılıyorsa, şimdi dinamik web sayfası olmayan firmaya aynı gözle bakılır oldu.

Erişim Kolaylığı: Ziyaretçiler tanımak istedikleri firma ve ürünle ilgili web sitesine girerek, kimseyi rahatsız etmeden kendileri de rahatsız olmadan istedikleri bilgiyi toplama imkanına sahiptirler. Site sayfalarında ve sanal market reyonlarında gezen müşteriler, adeta şirketi ziyaret etmişcesine kurum kimliği ile aşina olurlar, firma hakkında gerekli intibayı edinirler, firmanın pazardaki konumu, hedefleri ve yaklaşımı hakkında fikir sahibi olurlar.

YAKIN GELECEK

***Yakın geleceğimizi şekillendiren internet, önümüzdeki yıllarda nasıl bir gelişme gösterecek?

Daha Basit İnternet teknolojisi hızla yaygınlaşmasına rağmen yine de sokaktaki adam için oldukça karmaşıktır. Bugün internete bağlanmak için bir PC, birkaç program ve en önemlisi bunların nasıl kullanılacağına dair iyi bir eğitim gerekmektedir. Halbuki internet teknolojisinin bir TV kullanmak kadar basit olması hedeflenmektedir. Bu basitleştirme yolunda adımlar atılmakta ve bu şekilde internetin herkes tarafından bir tv, buzdolabı, çamaşır makinesi kolaylığında kullanılmasına çalışılmaktadır.

Daha Fazla

***Dünya üzerinde şu andaki rakamlara göre 200 milyon internet abonesi ve 2 milyon site bulunmaktadır. Bu rakam ev pazarının gelişimi doğrultusunda hızla artmakta, teknoloji basitleşip ucuzladıkça da patlama noktasına ulaşması beklenmektedir.

Daha Kaliteli

***İnternet teknolojisinin gelişimi devletleri ve kurumları bu teknolojiye dev yatırımlar yapmasını getirmiştir. Bu olgu, teknolojiyi üreten şirketleri cesaretlendirmekte, her geçen zaman devreye veri aktarımını gerçekleştiren kapasiteli hatlar (daha geniş bant genişliği) girmektedir. Bu da internet bağlantısındaki hız darboğazlarının ortadan kalkmasına yardım etmekte, aboneler gün geçtikçe webíin sayfaları karşısında uzun süre bekleme kten kurtulmaktadırlar.

Daha Ucuz

***Artan veri aktarım kapasiteleri ve kazanılan yaygınlık, bu teknolojinin aynı zamanda ucuzlamasını da getirmektedir. örneğin ülkemizde aylık 50.-USDíların üzerinde başlayan abonelik fiyatları, şu anda 20.-USDíın altına inmiştir, yeni devreye girecek ttnet aboneliği sistemi ise bu fiyatları hem muhtemelen 10.-USDíın altına çekecek hem de yüksek hız kapasitesi ile bağlantı darboğazlarını rahatlatacaktır.

***Bunun yanında internete bağlantı araçlarında da ucuzlama gerçekleşmektedir. PCíler giderek ucuzlamakta, browserílar ve gerekli plug-iníler ücretsiz verilmektedir. Bir adım ötesi bu teknolojinin tüketici seviyesine indirilmesidir. İnternet teknolojisi şu anda palmtoplara kadar indirilmekte ve yakın bir gelecekte çamaşır makinesinin bile internete bağlanabilmesi gündeme gelebilmektedir.

***TCP/IP standartını geliştiren Vint Cerf, şunları söylemektedir: ìYakın gelecekte insanlar ağı farkında olmadan kullanıyor olacaklar. Arabaları ya da elektrikli ev aletleri internetíte sörf yapacaklar ve onlar bunun farkında bile olmayacaklarî

***Bilgisayar teknolojisinin 2000 yılı hedefi, bir internet PCínin fiyatını 200 USDía çekmektir. Tatung firmasının bu yönde bir çalışması açıklanmıştır.

Daha Görsel

***Veri aktarım hızlarının artması ve tasarım araçlarının webíe göre giderek daha optimize edilebilir hal alması web tasarımcılarına daha görsel içerik sunma avantajını sağlamış, durağan ve statik web sayfaları üç boyutlu animasyonlar, sesler ve etkileşim öğelerinin eklenmesi ile ziyaretçilerin bir türlü ayrılamadıkları ilgi odakları haline dönüşmüştür.

***Aslında bugünkü birlikteliğimizin ana konusunu da bu görsellik oluşturmaktadır. Macromedia araçları web tasarımı ve görsellik konusunda dünya standartlarını oluşturmuştur.

***Bu konudaki gelişmelere iyi bir örnek, Flash Playerídır. Web tasarım araçlarının önde gelen üreticilerinden Macromedia Webíte kendi araçları ile üretilen görsel tasarımların görüntülenebilmesi için sitesinde Flash Player plug-iníinin ücretsiz sunmaktadır. İlkbahar 99 Rakamları: Flash Player son üç ayda 44 milyon kişi tarafından Macromedia sitesinden indirilmiştir. Bu rakamın 17 milyonu son bir ayı yansıtmaktadır. Bu da ziyaretçilerin görsel içeriğe ilgi duyduklarını ve bu talebin giderek arttığını ortaya koymaktadır.

NE DEĞİŞİYOR?

Yeni bir İletişim Biçimi

***Yeni bir iletişim biçimi olarak sanal uygulamalar, neleri değiştirecek? Konuşmanın başında belirttiğimiz gibi, sadece yaşamımız değişmiyor, birbirimizle olan iletişim biçimimiz değişiyor. Değişen iletişim biçimi, interneti karşımıza yeni bir pazarlama iletişim aracı olarak çıkarıyor.

***Artık alışverişi webíte yapabiliyoruz, belki yakında büyük ölçüde webíte yapacağız. Dostluk ve arkadaşlık toplantılarının bir kısmının yerini sanal sohbet odaları, online haberleşme gurupları ve forumlar aldı. Kurum kimliğimizi seçerken logo renklerimizin webíe uygun olmasına dikkat etmeliyiz. Şirketimizde gerçekleştirdiğimiz eğitim faaliyetlerini webíe aktardığımızda ne kadar tasarrruf edebileceğimiz bazılarımızın kafasını kurcalamaya başladı. Sanayi çağının kavramları bilgi çağı ile değişmişti, şimdi bilgi çağının ileri aşaması olan internet bu kavramları bir daha sorguluyor.

Küçük Güzel midir?

***"Küçük Güzeldir" kitabının yazarı Schumacher, bilgi çağının sosyal eleştirisini yaparken, yeni dönem ile birlikte insanların birbirlerine yabancılaşacağını, ev-ofislerin, bilgisayarın başından kalkmayan insanların dünyasında sohbet ve muhabbet kavramlarının erozyona uğrayacağını, sosyal yaşantının zarar göreceğini ileri sürüyordu."Future Schock" ve "Third Wave" kitaplarının yazarı Alwin Toffler buna karşı çıkıyor ve ev-ofislerinde günlük işlerini yapan insanların akşam dışarı çıkma imkanını daha rahat bulacağını ve bunun sosyal yaşantıya olumlu katkıda bulunacağını söylüyordu.

***Sanal sohbetlerin gündeme geldiği bugünün internet ortamında oldukça çağdaş olmalarına rağmen bu iki yaklaşımın bile kullandığı argümanların son birkaç yıl içerisinde değiştiğini görüyoruz. Schumacher vefat etti ama Alwin Toffler, hala yaşıyor. Belki de bugünlerde Dördüncü Dalgaî adında bir kitap hazırlıyor olabilir.

İŞ DÜNYASINI SARSAN YENİLİKLER

Elektronik Ticaret

***Amerikaída yapılan istatistikler, şu ana kadar 17 milyonun üzerinde Amerikaílının şu ya da bu şekilde en az bir defa online alışveriş yaptığını gösteriyor. Tabii bu rakam giderek artmakta. Online alışveriş, bazı firmaların tek işi. örneğin tüm gelirlerini internetten elde eden amazon.com bunlardan bir tanesi. Müşterilerin kitapçi rafları arasında gezinmek yerine webíde sörf etmeyi tercih ettiklerini keşfeden amazon.com, kısa sürede satışlarında patlama yaptı.

***Amazon.com, geçtiğimiz günlerde bir adım daha attı ve online oyuncak mağazasını da açtı. Bir yenilik daha: "Amazon Anywhere" - " Heryerden alışveriş" adı ile lanse edilen yeni sistem 3Comíun avuçiçi bilgisayarı Palm VII ile birlikte size heryerde araştırma ve alışveriş imkanı sağlıyor.

***Başka bir örnek, Macromedia. Macromedia geliştirdiği yazılımların bir demo sitesi işlevini gören shockrave.comu ticarileştiriyor. Shockwave.com adlı yeni bir şirket kuran Macromedia, bu sitede belli başlı oyunları doğrudan kullanıcıya web üzerinden lisanslayacak. Shockmachine adlı Sanal bir Cihaz vasıtası ile oyunlar web üzerinden hard diske indirilerek, buradan off-line oynanabilecek.

***Bu ve benzeri örnekler yakın gelecekte hızla artacak. Doğrudan Pazarlamaya yönelik bu uygulamalar, aslında aracılar vasıtası ile yapılan dağıtım sisteminde radikal değişikliklerin işaretini vermekte. Önümüzdeki yıllar da dağıtım sistemi önemini yitirmeyecek, bilakis önemi artacak, ancak aracıların doğası ve kimliği büyük değişime uğrayacak, yahoo, alta vista gibi arama motorları, haberleşme forumları, sivil toplum web siteleri önem kazanacak.

***Arama motorlarının en bilinenlerinden olan Yahooídaki gelişmelere bir göz atalım. Yahoo 3. çeyreği yine tahminlerin üzerinde bir karlılıkla kapattı. Gelirleri büyük ölçüde aldığı reklamlara bağlı olan Yahoo, geçtiğimiz çeyrekte tam 49.4 milyon dolar kar etti. Bu rakam bir yıl önceki çeyrekte sadece 6.9 milyondu. Firmanın şu anda bir dolar borcu bulunmuyor ve kasasında tam 791 milyon dolar parası var.

Yeni Pazarlama İletişim Aracı

***Web teknolojisi dev bir ağ olmasının yanısıra yeni bir medya, yeni bir pazarlama iletişim aracı olarak ta karşımıza çıkıyor.

***Evet, yeni medya daha rekabetçi. çünkü herkes web üzerinden rakibinin ne yaptığını tüm açıklığı ile görüyor. Gizli saklı yok.

***Yeni medyada halkla ilişkiler kabuk değiştiriyor. Halkla İlişkiler kavramı da değişime uğruyor ve yerini etkileşimli halkla ilişkilere, Haberleşme Gruplarına, Postalama Listelerine, Forumlara, Sanal Panolara ve Sanal Topluluklara bırakıyor.

***Rekabet halinde olan birçok seçeneğe kolaylıkla ulaşabilen müşteri için müşteri hizmeti ve marka bağımlılığı giderek ön plana çıkıyor. Bu noktada interneti iş yaklaşımlarının ortasına oturtan firmalar, birebir pazarlamayı ya da bir başka deyişle birey merkezli pazarlamayı tercih ediyorlar. Web sitelerinde müşteri ile yakın temas kurarak, ondan edindikleri geri beslemeyi iyi bir şekilde değerlendirmeye çalışıyorlar. özgünleştirme ile müşteri memnuniyetini ve marka bağımlılığını sağlıyorlar. Levis ve Disneyíin Webíde gerçekleştirdikleri uygulamalar buna örnektir.

***Levi-Strauss & Coínun online mağazasında bulunan bir Style Finder, ziyaretçinin müzik, eğlence ve moda zevklerini belirleyerek kendi kişiliğine ve zevkine uygun ürünler önermektedir. ìMy Collectionî bölümünde ziyaretçiler kendi zevklerine uygun olarak oluşturdukları kişisel koleksiyonlarını ailelerine ve arkadaşlarına postalayabilmektedirler. Dockersíın online mağazasında ise alışveriş için siteye uğrayanlar sanal bir soyunma odasında farklı gömlek ve pantalon kombinasyonlarını deneyerek en iyi hangisinin uyduğunu denemek fırsatını bulmaktadırlar. Müşteriler kendi ölçülerini vererek, kendilerine tam uyan ürünleri bulabilmektedirler.

***Yine Disney Generator kullanarak gerçekleştirdiği sitesinde animasyonları ve post kartları ziyaretçinin girdiği bilgiler çerçevesinde özgünleştiriyor ve bu çalışmalar daha sonra istenilen adrese postalanabilmektedir.

IDC’den bir alıntı:

***"Bugün siz müşterilere doğrudan satmak, tedarikçileriniz ile ilişkilerinizi sıkılaştırmak, iş ortaklarınızla işbirliğini artırmak veya çalışanlarınızı günlük iş hayatı ile ilgili daha iyi bilgilendirmek için interneti kullanmak isteyebilir, hatta bununla ilgili bir karar aşamasında olabilirsiniz. Bunlar günümüzde, elektronik ticaret, intranet, extranet veya elektronik işyeri olarak adlandırılmaktadır.

Belki de sizi tedirgin eden, sektörünüze giren ve sonu ".com" ile biten bir rakip olabilir. Belki de işyeriniz, internetin sağlayabileceği potansiyelin farkına varmıştır. Sizi internete çeken neden ne olursa olsun, oyunun sonu için mutlaka bir planınız olmalı. IDC, internet projelerinin bugün sadece başlangıç aşamasında olduğunu düşünmektedir. Bu projeler, işinizi online dünyasına açacak ve tedarikçilerinize, iş ortaklarınıza ve müşterilerinize daha iyi bağlanmanızı sağlayacaktır. Ancak işinizin gelecekte daha rekabetçi olmasını istiyorsanız, firmanızı tümü ile farklı sektörlerdeki firmalarla ilişkilendirecek internet inisiyatifleri geliştirmeli ve bu şekilde müşterileriniz için daha büyük değerler oluşturmalısınız. "

Örnek: CocaCola sitesine giren ziyaretçilerin genelde gençler olduğu düşünülerek gerekli yerlere Leviís linkleri konulabilir.

***Yeni medya, Pazarlama ve Satış işlemlerinde kırtasiyenin ortadan kalkmasına yol açmıştır. Satıştan Pazarlamaya, Bayiler ve Satış noktaları arasında kurulan extranetílerden şubeler ve departmanlar arasında kurulan intranetlere ve bunlarda gerçekleştirilen kurumsal eğitim aktivitelerine kadar herşey web üzerinden sunulmakta ve güncellenmektedir.

***Webíde hammadde maliyeti olmadığı için, yanlış baskı gibi hatalardan doğabilecek ağır maddi maliyetler riskini de taşımamaktadır.

***Yeni Medya tasarıma da yeni bir yaklaşım getirmektedir. ölçülebilir bir kitleye tasarım yapmak hem keyif vericidir, hem de itina gerektirir. Müşteri site ve ürünler ile ilgili tepkisini anında ortaya koyacaktır. Web tasarımcısı webíin çok boyutluluk ve hyperlinkílerin sağladığı avantajları yaratıcılığına katarak tahayyülünü genişletmek zorundadır.

***Web teknolojileri bilginin yerelleştirilmesi ve decentralizasyonuna da büyük katkı sağlamaktadır. Her ne kadar posta ve bilgi trafiği merkezi sunuculardan geçmekte ise de, kurulan güvenlik sistemleri sayesinde mahrem bilgilerin korunmasında önemli aşamalar kaydedilmektedir.

***Kuruluş maliyetinin az olması ve ham madde maliyeti gerektirmemesi, web sitelerinin birçok sosyal platform ve sivil toplum örgütü, hatta mesajlarını yaymak isteyen bireyler tarafından açılmasına imkan tanımaktadır.

***Uygun yerlere yerleştirilebilen linkler ve arama motorlarına konulan anahtar kelimeler vasıtası ile hesaplı bir şekilde tanıtım imkanı da bulunabilen bu siteler, aynı zamanda daha demokratik bir topluma katkı sağlayabilir, özgürlüğün sınırlarını genişletebilir.

DALGANIN ALTINDA DEĞİL ÜZERİNDE KALMAK

***İnternet, yeni yüzyılda bizlere yepyeni fırsatlar sunuyor. Ancak, bu fırsatı değerlendirmeyenler ve yeni medyaya uyum sağlayamayanlar, rekabetin dışında kalacağı için bu aynı zamanda bir tehdit. Bu fırsat ve tehdit, tüm sektörler için geçerli. çok boyutlu tasarıma yatkın hale gelemeyen ve müşterilerini new media imkanlarından faydalandıramayan reklam ajansları, webíle eğitim konusunda geciken eğitim kurumları, mallarını hala sadece klasik kanalları ile satmaya gayret eden ve böylece son kullanıcının nabzını tutmaktan uzak kalan üretici şirketler ve dağıtımcılar, işlerini riske ediyorlar.

***Bunun yanında webídeki ışığı fark eden küçük müteşebbisler, hızla büyüyorlar. Büyük şirketler, devleşiyorlar ve üzerinde durdukları platformu sağlamlaştırıyorlar.

***Macromedia ve Appleíın reklam ajansı CKS, yeni medyada yaptığı hamleler nedeni ile reklam ajansları sıralamasında hızla yükselmeye devam ediyor. Son yıl yeni medya gelirlerini %25íe ulaştırmayı başaran CKS Bir hamle daha yaparak ünlü web tasarım şirketi USWeb ile birleşti. USWeb/CKS, Advertising Age Dergisinin ilk 100 İnteraktif Ajans sıralamasında 1. Sırayı aldı.

***USWeb/CKS, bir adım daha atarak, Mitchell Madison Group adlı stratejik yönetim danışmanlığı firmasını satın aldı.

***USWeb/CKS/Mitchell Madison birleşimi digital çağın ajanslarına bir örnek olacak. Tasarım-Teknoloji-Yönetim Danışmanlığı bir araya geldi. Yeni çağın reklamcılık müşterileri, Procter and Gambleíın İnteraktif Pazarlama Direktörü Vivienne Bechtoldíun ifadesi ile ìdinozorî ajansları değil, digital ajansları seçecekler.

***Digital ajanslar, geleneksel yayıncılık ile web yayıncılığı arasında en iyi köprüyü kuranlar ve en iyi medya mixi yapanlar olacak. Geleneksel ajanslar bu dönüşümü yakalamak için çalışanlarını tüm reklamcılık disiplinlerinde yetiştirmek, bütünleştirmek ve reklamcılık birimlerini standardize etmek için daha iyi yöntemler geliştirmek zorundalar. Çünkü online reklam pastası hızla büyüyor. Jüpiteríin araştırmasına göre 2003íte online reklam gelirleri 11.5 milyar dolara, 2005 yılında 32.5 milyar dolara ulaşacak. Bu büyüme, geleneksel yayıncılık anlayışının değişiminde bir katalizör görevi üstlenecek. Reklamcılar artık, online reklamcılığı, geleneksel ya da off-line reklamcılıktan ayrı düşünmemeliler ve bu medyaların bütünleştirilmesi üzerine kafa yormalılar.

***Yahoo Başkanı Tim Koogleíin dediği gibi, "geniş medyaínın getireceği sinerji reklamcılar için vazgeçilmezdir, ya benimsenecek ve çağı yakalayacaksınız, ya da evde kalacaksınız."

***Müşterileriniz sizden artık hepsini istiyor. Ya onların isteklerini karşılayacaksınız, ya da Basılı Medyadan Görsel Medyaya geçişte yaşanan doğal seleksiyon bir daha yaşanacak. Görsel medya TVíyi anlayan ve ilk kullanmaya başlayan ajanslar, büyüyerek yaşamlarını sürdürdüler, ancak sadece basılı yayıncılıkta ısrar eden ajanslar silindiler. Aynı durum, şimdi webíte olacak.

***Genelde radikal değişimlere sahne olmayan Amerikaínın en büyük 100 Reklam ajansı sıralaması, yeni medyada atak üzerine atak yapan ajanslar sayesinde son yıllarda önemli sıçramalar ve düşmeler yaşıyor.

***Yeni medyanın ışığını farkeden büyük ajansların harekete geçtiğini görüyoruz. Grey Advertising, geçtiğimiz günlerde bir online reklam ajansı olan Beyond Interactiveíi satın alarak bünyesine kattı.

***Yeni medya eğitim ve eğlence dünyasına da önemli değişiklikler getirecek. Eğitimin bir bölümü hızla Webíe kayacak. Sanal üniversiteler artacak. Açık üniversite tarzı eğitimler belki tümü ile webíe dönüşecek. çünkü Web daha etkileşimli bir eğitim sağlayacak.

***Özetle, web sitesine giderek artan sayıda ziyaretçi çekmek, sitede onları olabildiğince uzun süre tutmak, ve tekrar tekrar gelmelerini sağlamak internetíte ticari başarının sırrıdır. Ancak bu başarıyı yakalamanın temel şartı, genel iş stratejilerimizi, internet pazarlama stratejileri ile bütünleştirmektir.

***Bu bütünleştirme, web savy logo tasarımından başlar, şirketin tüm birikiminin internete yansıtılmasına kadar ulaşır.

***İnternetli yaşama geçiş için işbirliği yapabileceğiniz stratejik teknoloji ortağınızı iyi seçmelisiniz. Macromedia araçları, yeni yaşamınızda sizin yardımcınız olacak. Geleneksel Yayıncılığın vazgeçilmez tasarım yazılımı Freehandíin üreticisi Macromediaínın Türkiye temsilcisi olarak biz Medyasoft ekibi, bu değişim araçlarının ülkemiz pazarına en hızlı bir şekilde uyum sağlaması için üzerimize düşeni yapmayı kendimize misyon edindik.

İletişim ve Teknoloji: Uluslararası Birikim Düzeninde Yeni İl

İletişim ve Teknoloji: Uluslararası Birikim Düzeninde Yeni Medya Politikaları

*

Enformasyon toplumu kavramı, iletişim ağlarını bir yandan yaşanan ve yaşanacak tüm değişimlerin odağına yerleştirdi, diğer yandan da iletişim politikaları alanında önemli değişimler yaşanmasına neden oldu. Yakın zamana kadar ulusal devletler düzeyinde düzenlenen iletişim ağları, enformasyon toplumu kavramı dolayımı ile uluslararası düzeyde oluşturulan bir dizi politikanın konusu haline geldiler. Teknolojinin bağımsız bir hareket tarzı olduğu ve bunun da teknolojiye bütün toplumsal etkinlikleri belirleme gücünü verdiği görüşünden hareket eden enformasyon toplumu kavramı dolayımı ile yaşanan değişim sadece iletişim ağlarına ilişkin politikaların belirlenme biçimiyle sınırlı kalmadı. Teknolojik gelişmenin, ekonomiden, politikaya, devletten gündelik yaşama dek tüm ilişki ve kurumları belirleme gücü olduğu düşüncesi ile, bütün bir toplumsal yaşam yeniden yapılandırılmaya başlandı.

Enformasyon toplumu düşüncesinin sorunların çözümüne dair teknolojinin belirleyiciliÄŸi ve teknolojik geliÅŸmeye uyum önerisi, dünya çapında kabul edilmiÅŸ görünüyor. Bu sürece uyum saÄŸlamak için gereken politik araçları oluÅŸturmak, öncelikle merkez ülkeler, ardından da çevre ülkelerin politik gündemlerinin en başına oturmuÅŸ durumda, Tüm dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de de son dönemde düzenlemeler yapılmakta ve politika oluÅŸturma çabaları sürmekte. Önceki dönemde, modernleÅŸme sürecinin bir bileÅŸeni olarak sadece varlığı ya da yokluÄŸu üzerinden tartışılan iletiÅŸim aÄŸları, bugün iÅŸletilmesi, geliÅŸtirilmesi, üzerinden sunulan ve sunulacak hizmetler, diÄŸer alanlarda yaratacağı etkiler gibi pek çok tartışmanın konusu haline geldi.. Ancak bu tartışmalar, “Neden? Kim Kazanıyor? Kim kaybediyor? Kim kararları veriyor?” sorularını sormadığı ve daha önceki dönemin iletiÅŸim politikalarının oluÅŸturulmasında rol oynadığı varsayılan toplumsal eÅŸitlik, sosyal adalet, kamu çıkarı gibi deÄŸer yargılarını dışarıda bıraktığı sürece, geliÅŸen teknolojiye güvenme ve o*na uyum saÄŸlamaya çalışma dışında bir sonuç üretemeyecek gibi görünüyorlar.

Günümüzde, teknolojik geliÅŸmeleri ve bu geliÅŸmelerin yarattığı/yaratacağı dönüşümleri reddetmek olanaksız hale gelmiÅŸtir. Ancak bu reddedilemez dönüşümlerin yaÅŸandığı süreçte, merkez ülkelerde üretilen teknolojiyi satın almak ve iyi bir kullanıcı olarak o*na uyum saÄŸlamak olarak özetlenebilecek politika oluÅŸturma pratiÄŸinin niteliÄŸinin sorgulanması, ekonomi-politik baÄŸlamının anlaşılması, alternatif politikalar oluÅŸturmak açısından önem taşımaktadır. Ankara Üniversitesi İletiÅŸim Fakültesi öğretim üyesi olan Doç Dr. Haluk Geray’ın Ütopya Yayınevinden çıkan “İletiÅŸim ve Teknoloji: Uluslararası Birikim Düzeninde Yeni Medya Politikaları” isimli kitabı tam da bu noktada, yeni iletiÅŸim politikalarına dair “Neden?” sorusunu soruyor. “Neden?” sorusunun yanıtını ararken, iletiÅŸim aÄŸlarında politika oluÅŸturma süreçlerini hem Türkiye, hem de uluslararası düzeyde deÄŸerlendiren ve ortaya koyan Geray, tüm bunların ekonomideki yeniden yapılandırma süreci ile iliÅŸkisini kuruyor. Bu politikaların sonuçları üzerinde dururken de, sayısal uçurum, yeni iletiÅŸim teknolojilerinin Türkiye’deki yaygınlığı ve Türk Telekom’un özelleÅŸtirilmesine iliÅŸkin süreçleri ele alıyor.

Kitabın giriş bölümünde, enformasyonun üretilmesi, sınıflandırılması, saklanması ve yayılması için geliştirilen en etkin sistem olan yazı dili ve yazı ortamlarının tarihi incelenmektedir. Yazının saklanma ve taşınma ortamları olarak kil tabletler, papirüs, parşömen ve kağıdın tarihine ekonomi politik yaklaşımla bakmak, enformasyon sistemi kavramıyla ilgili iki sonuca varmamızı sağlamaktadır. Birincisi, enformasyon sistemlerinin tarihsel bir analiz aracı olduğu ve her bir sistemin karakteristik özelliklerinin kullanıldıkları çağı betimlediğidir. İkincisi ise, enformasyon sistemlerinin kullanıldıkları dönemin ekonomik, politik ve kültürel süreçleri ile karşılıklı bir belirlenim ilişkisi içinde olduklarıdır. Giriş bölümünde, enformasyon sistemleri tarihine ek olarak, eleştirel ekonomi politik yaklaşım üzerinde durulmaktadır. İletişime ekonomi politik yaklaşımın genel özellikleri şunlardır:

Yaklaşım bütüncüldür. Ekonomik örgütlenme yapısını, toplumun siyasal ve kültürel yaşamı ile etkileşim içinde ele alır. Mülkiyetin ve sembolik kaynakların eşitsiz dağılımının iletişimsel eylemleri nasıl etkilediği üstünde durur. Toplumdaki ekonomik örgütlenmeyle üstyapı arasındaki ilişkide önceliği ekonomik örgütlenmeye verir.

Yaklaşım tarihseldir. Ekonomik örgütlenmenin ve egemenlik ilişkilerinin ve bunarın iletişimsel boyutlarının tarihsel süreçteki değişiminin izlenmesiyle ilgilenir. İletişim araçları/teknolojilerinin ortaya çıkışı ve gelişimlerine önem verilir.

Ticari ve ticari olmayan iletişim kurumlarının davranışları inceleme alanına girmektedir. Kamu organlarının ve devletin iletişim alanına müdahalesini incelemeyi hedefler. Değişim doğrultusunda önerilerde bulunur.

İletişime eleştirel ekonomi politik yaklaşımın bu genel özellikleri dışında, Geray iletişim ağlarında politika oluşturma sürecine ilişkin yaklaşımları da idealist ve stratejik olarak sınıflandırmaktadır. İdealist yaklaşım, günümüzün egemen yaklaşım biçimidir ve piyasaların ve teknolojinin mistifiye edilmesi üzerinde temellenir. Ekonomik alanda uygulanan neo-liberalizmle paralellik içinde, iletişim alanını piyasa mekanizmasına terk etmeyi önerir. Kuralların gevşetilmesi, şirketleşme, ticarileşme, piyasanın serbestleştirilmesi başlıca politika önerileridir ve toplumsal eşitlik, sosyal adalet, kamu çıkarı gibi değerleri dışarıda bırakır. Stratejik yaklaşım ise, kuramsal olarak eksik rekabet, tekelci rekabet ve tekelleşmeyleilgili yaklaşımlar üzerine kurulur. Bu yakaşımda, pazar, ulusaşırı firmaların uzun dönemli karlar ve yabancı ya da yerli ulusal pazarlarda tekel konumunu oluşturmak için kısa dönemli fiyatlandırma stratejileri uyguladıkları, düzenli olmayan bir oligopol yapısına sahip varsayılır. Bu anlamıyla stratejik yaklaşım, çok uluslu firmaların stratejik ve taktik manevralarını, politika oluşturma ve düzenleme rejimlerinin ekonomik ve politik belirleyenlerini hesaba katan daha gerçek bir analiz öngörür. Stratejik yaklaşımda az sayıda firma arasında sürekli bir yarış vardır. Rekabet, tekelleşme ve endüstriyel yeniden yapılanma tüm pazar katılımcılarına eşit olarak yarar sağlamaz, tam tersine az sayıda firmanın varlığı tercih edilebilecek mal ve hizmetlerin göreceli olarak azalmasına neden olur. Geray, idealist/stratejik yaklaşım ayrımını tanımlayarak, iletişim alanında oluşturulan politikaların niteliği yanında bütün bir süreci analiz etmek için anlamlı bir model sunmaktadır.

Refah Toplumu ve İletişim

Refah devleti anlayışının hüküm sürdüğü dönemde, iletiÅŸim alanı da bu sürece uygun bir biçimde yapılanmıştır. 2. Dünya Savaşı sonrası döneminin birikim düzeni gereÄŸi, altyapı ve çeÅŸitli kamu hizmetlerini üstlenen devlet, iletiÅŸim alanında da gerek radyo/TV yayıncılığı, gerekse iletiÅŸim altyapısı/telefon hizmetlerini kamu hizmeti olarak vermeyi üstlenmiÅŸtir. DoÄŸrudan hükümetlere baÄŸlı ya da devletin oluÅŸturduÄŸu düzenleyici kurumlar tarafından kontrol edilen Radyo/TV yayınları, devletin sıkı düzenleyiciliÄŸinde özel sektör tarafından tekel olarak verilen ya da doÄŸrudan kamu tekeli olarak yapılanmış PTT’lerin sunduÄŸu telekomünikasyon hizmetleri, evrensel hizmet ya da kamu hizmeti adı altında yürürlüğe konan yaygınlaÅŸtırma politikaları bu sürecin iletiÅŸim alanında ortaya çıkan baÅŸlıca görünümleridir. Geray, tüm bu süreci, uygulanan politikalar, oluÅŸturulan düzenleyici kurumlar, yaÅŸanan geliÅŸmeler baÄŸlamında, hem merkez ülkeler, hem de çevre ülkeler için “Refah Toplumu ve İletiÅŸim” baÅŸlığı altında ele almaktadır.1970’lerin ikinci yarısından itibaren refah devleti anlayışı ve bu anlayış çerçevesinde oluÅŸturulan ekonomik politikalar krize girmiÅŸtir. Yeniden yapılanma süreci, yeni bir birikim düzeninin oluÅŸturulması ve bu birikim düzenine uygun olarak toplumsal kurumların yeniden yapılandırılmasını içermektedir. Refah devleti düzeninin belirleyici özelliklerinin tasfiyesi, yeni birikim düzeninin oluÅŸturulması sürecinin temel görünümüdür.

Ekonominin yeniden yapılanması olarak adlandırılan bu sürecin önemli görünümleri kitabın 4. bölümü olan “Ekonomide Yeniden Yapılanma” baÅŸlığı altında hem güncel geliÅŸmeler, hem kuramsal yaklaşımlar, hem de amprik verilerle ele alınmaktadır . Refah devleti döneminde kamu hizmeti olarak algılanan alanların, bugün birikimin yeni alanları olarak ele alınması; uluslararası toplantılar ve oluÅŸturulan ya da yeni iÅŸlevler kazandırılan uluslararası örgütler aracılığı ile bu yeni birikim alanlarının uluslararası ticarete dahil edilmesi; talebin kontrolü için gerekli mekanizmaların yetkinleÅŸtirilmesi ya da yeni mekanizmalar üretilmesi; ve üretim örgütlenmesinde mikroelektronik uygulamalarına dayalı yeni üretim metodları ve esnek iÅŸ süreçlerinin kullanılmaya baÅŸlanması, küresel çapta tüm toplumsal yaÅŸam alanlarının yeni birikim düzeni öngörülerine uygun hale getirilmesi için yeniden yapılanma kavramı dolayımı ile karşımıza çıkmaktadır. İletiÅŸim alanında karşımıza çıkan özelleÅŸtirme, serbestleÅŸtirme ve kuralsızlaÅŸtırma uygulamaları da yeniden yapılandırma sürecinin yani iletiÅŸim alanına sermaye birikim düzeninin yeni gerekliliklerine uygun hale getirmenin parçalarıdır.

İletişimde Serbestleştirme Politikaları

Kitabın “İletiÅŸimde SerbestleÅŸtirme Politikaları” baÅŸlıklı 5. bölümünde, iletiÅŸim alanının yeniden yapılandırılması süreci, hem iletiÅŸimin birikim düzeni açısından hangi anlama geldiÄŸi düzeyinde sorgulanarak, hem de bu dönemin uygulamaları ele alınarak ortaya konulmaktadır . Yayıncılık alanında gündeme gelen devlet kuruluÅŸlarının özel sektöre satılması, ticari özel yayıncılara izin verilmesi, farklı sermaye kesimlerinin yayıncılık alanında yatırım yapmalarını engelleyen kuralların ortadan kaldırılması gibi uygulamalarla süren yeniden yapılandırma yanında, kamu yayıncılığı döneminde de görülen yayıncılık alanındaki düzenleyici kurumların, yeni süreçte nasıl ele alındığı ve yapılandırıldığı ülkeler bazında ele alınmaktadır. GeçmiÅŸte daha çok standartlar oluÅŸması, kamu elinde bulunan yayın kuruluÅŸlarının izlenmesi ve yayın kurumları arasındaki iÅŸbirliÄŸinin saÄŸlanması ile iÅŸlevlendirilmiÅŸ olan yayıncılık alanının düzenleyici kuruluÅŸlarının, yeni dönemde güçlenmeleri ve kuralları koymak uygulamak, içerik denetimleri gibi iÅŸlevler yanında asıl olarak pazarı ve pazardaki rekabeti yönlendirmek iÅŸlevi ile donatılmaları, geçmiÅŸle bugün arasındaki en önemli farklardan birisinin de tüm sürecin sermayenin karşısına çıkacak olası sorunları çözme amacı ile ÅŸekillenmesi olduÄŸunu ortaya koymaktadır. Telekomünikasyon ve yeni medyalar alanında gerçekleÅŸtirilen düzenlemelerle bu sermaye-yanlılık daha açık hale gelmektedir. Telekomünikasyon ve yeni medyalar alanında gerçekleÅŸtirilen yeniden yapılanma, sermaye-yanlı görünümüne ek olarak, iletiÅŸim sürecinin yüzyüze iletiÅŸimden, teknolojik araçların aracılığında iletiÅŸime evrilmesi, iletiÅŸimin bu biçiminin yaygınlaÅŸma politikaları aracılığı ile toplumun tüm kesimleri tarafından kullanılır hale getirilmesi, zorunlu bir gereksinime dönüşmesi ve ardından da metalaÅŸtırılarak ticaretin konusu haline gelmesi evrelerini, bu evrelerin her birinde uygulanan politikaların ise toplumsal amaçlardan ziyade sermaye birikiminin o evredeki koÅŸullarına uyum saÄŸlamak amacını taşıdığını gözler önüne sermektedir.

Küresel düzeyde yerleÅŸtirilmek istenen telekomünikasyon ve medya rejimi, “rekabet yoluyla fiyatların ucuzlaması, hizmet kalitesinin artması” argümanlarıyla meÅŸrulaÅŸtırılmaya çalışılmaktadır. Rekabetin gerçekleÅŸebilmesi için, devletlerin piyasayı, kendi ulusal firmalarını koruyan kurallardan arındırmaları ise küresel rejimin temel önermesidir. Bu önermeden yola çıkarak Geray, kitabın “Yeni Korumacılık” baÅŸlıklı 6. bölümünde ÅŸu soruları sormakta ve cevaplamaktadır: “ABD pazarı yabancı yatırımcılara açılmış mıdır?” “ABD ve AB’de durum nasıldır?”.İlk sorunun yanıtı, olumsuzdur. Telekomünikasyon alanını 1996’da çıkardığı bir yasayla yeniden yapılandıran ABD, bu alandaki düzenleyici kuruluÅŸ olan FCC’nin düzenlemeleri sonucunda, rekabetçi bir yapı yaratmamış, tam tersine serbest ticaret ve rekabetin güçlendirilmesi yerine, “yeni korumacılık” olarak adlandırılan uygulamayı sektörde temel politika yapmıştır. İkinci sorunun yanıtı ise bu bölümde, stratejik ticaret, stratejik koruma, seçilmiÅŸ sanayilerin teÅŸviki gibi politikaların, Bilgi ve İletiÅŸim Teknolojileri alanındaki uygulamalarının ülkeler bazında incelenmesi yoluyla verilmektedir. Bu inceleme, Bilgi ve İletiÅŸim Teknolojileri pazarında üretici olarak yeralmak ve bu teknolojilerin ülke ekonomilerine olan katkısını arttırmak için, her ülkenin kendi özgün durumunda anlam kazanan bir dizi politika aracını ortaya koymaktadır. Bölümün sonunda yeralan Türkiye’de bu politikaların oluÅŸturulması ve hayata geçirilmesi için gösterilen çabalar ile bu baÄŸlamda deÄŸerlendirilebilecek politika araçlarına iliÅŸkin kısa deÄŸerlendirme ise, Türkiye’de bu konudaki yetersizlik ve eksiklikleri ortaya koymaktadır.

İletişim ve Bilgiye Ulaşmada Eşitsizlik

Günümüzde, küresel iletiÅŸim politikaları ile eklemlenen ve endüstri sonrası süreci tanımlamak için kullanılagelen enformasyon ya da bilgi toplumu kavramının ortaya çıkış sürecinin de anlatıldığı 7. bölüm, “Bilgi Toplumunda Sayısal Uçurum” baÅŸlığını taşımaktadır. Bilgi toplumu kavramının ortaya çıkış süreci ve bu kavram dolayımı ile süren tartışmalar iki düzeyde incelenmektedir. İlki, kuramsal düzeydir. İkincisi ise, gerek ABD, gerekse de Avrupa BirliÄŸi’nde 1990’dan sonra bilgi otoyolları, ulusal bilgi altyapıları, “bilgi toplumu politikaları” oluÅŸturulmaya baÅŸlanması ile geliÅŸen politik düzeydir. Bu konuda oluÅŸturulan politika belgeleri, birinci kuÅŸak enformasyon toplumu kuramları ile oluÅŸturulan politikalar arasında bazı farklılıklar olduÄŸunu ortaya koymaktadır. Bu fark, enformasyon toplumu düşünürlerinin kapitalizmin aşılması ya da düzelmesi öncülüne yaslanmalarına raÄŸmen, Avrupa BirliÄŸi ve ABD bilgi toplumu politikalarının yeni birikim düzeninin temel unsurlarını oluÅŸturmaya çalışmalarıdır.

Avrupa BirliÄŸi’nin oluÅŸturduÄŸu e-Avrupa ve aday ülkelerin de katılımı ile geniÅŸletilen Türkiye’nin de içinde olduÄŸu e-Avrupa+ projeleri, bu bilgi toplumu politikaları ve projelerinin biraraya getirilmesi ve yeni uygulamaların AB çapında yaygınlaÅŸtırılmaya çalışılmasıdır. Ancak bu bilgi toplumu kuramsal tartışmaları ve bilgi toplumu politikaları tartışmalarında temel baÅŸlıklardan birisi, geliÅŸmiÅŸ ülkeler ile geliÅŸmekte olan ülkeler arasındaki eÅŸitsizliklerdir. Bir diÄŸer eÅŸitsizlik de, aynı toplumun farklı kesimlerinin aÄŸa eriÅŸimi noktasında ortaya çıkmaktadır. Bu eÅŸitsizlikler, sayısal uçurum ya da sayısal eÅŸitsizlik kavramı ile G-8’lerin bilgi toplumu politikalarının en önemli gündem maddelerinden birisidir. Ancak G-8’lerin sayısal eÅŸitsizliÄŸi giderme önerileri, iletiÅŸim aÄŸlarının, oluÅŸturulmaya çalışılan yeni birikim düzenine uyumunu saÄŸlamaktan öteye gitmemektedir. Bu doÄŸrultuda, iletiÅŸim aÄŸlarının yeniden yapılanması sürecinde toplumsal hedeflerin saptanmasının gözardı edilmesi, G-8’lerin politika oluÅŸturma süreçlerinin geliÅŸmekte olan ülkelerin hükümet ve hükümet dışı kurumlarına açık olmaması, geliÅŸmekte olan ülkelere önerilenin bilgi, iletiÅŸim ve telekomünikasyon sektörlerinin sonuna kadar açılması önerisi karşılığında kendi ulusal sektörlerinde sınırlamalara devam etmeleri gibi sorunlar, eÅŸitsizliklerin giderilmesi noktasında uluslararası politikaların umut vermiyor olduÄŸu biçiminde yorumlanabilir. Bu durumda, geliÅŸmekte olan ülkelerin yapmaları gerekenin ise, kendi ulusal politikalarını bu teknolojileri insani sürdürülebilir kalkınma ve sosyo-ekonomik geliÅŸme hedeflerini güçlendirecek bir biçimde kullanabilmek için kendi ulusal politikalarını ÅŸekillendirmek olduÄŸu açıktır.

Türkiye’nin Durumu

Kitabın ilk 7 bölümünde, telekomünikasyon ve yeni medyalara iliÅŸkin uluslararası dinamikler incelendikten sonra, 8. bölümden itibaren Türkiye’ye dönülmekte ve bilgi ve iletiÅŸim altyapıları, politika oluÅŸturma süreçleri, bilgi ve iletiÅŸim teknolojilerinin yaygınlığı konuları derinlemesine tartışılmaktadır. 8. bölümde, politika oluÅŸturma süreçlerinin, idealist/stratejik politika oluÅŸturma modelleri ayrımın incelenmesi sonucunda, 1990’lara kadarki sürede politika oluÅŸturma modelinin stratejik olduÄŸu, politika oluÅŸturma sürecine katılanların askeri ve güvenlik kuruluÅŸları, DPT ve hükümet ile sınırlı olduÄŸu ve politikaların yukarıdan aÅŸağı oluÅŸturulduÄŸu sonuçlarına varılmaktadır. 1990’lardan itibaren ise,Türkiye’de iletiÅŸim politikalarının oluÅŸturulmasında idealist modelin ağırlık kazandığı belirtilmektedir. Ayrıca, stratejik politika oluÅŸturma modelinden, idealist politika oluÅŸturma sürecine geçiÅŸte uluslararası faktörlerin etkileri ve ulusal dinamikler bu bölümde irdelenmektedir. Ortaya çıkan görüntü, hükümetin idealist politika oluÅŸturma süreçlerine büyük ölçüde uyum saÄŸladığı, stratejik politikalar üretmek için bir dizi çaba olduÄŸu, ancak bu çabaların sonucunda oluÅŸturulan politika önerilerinin stratejik boyutlarının hayata geçmesinin siyasi irade eksikliÄŸi nedeniyle mümkün olamadığı yönündedir. Geray, son yıllarda Türkiye’de stratejik iletiÅŸim politikaları oluÅŸturulması ile ilgili olarak, özellikle TUENA’yı ele almakta, TUENA projesinin politika oluÅŸturma yaklaşımını ve toplumsal hedefleri de gözönünde bulundurarak önerdiÄŸi politikaları derinlemesine tartışmaktadır. TUENA ile Dünya Bankası tarafından Türkiye için hazırlanan ve 1992’detamamlanan raporun karşılaÅŸtırılması, geliÅŸmekte olan ülkelerin kendi ulusal politikalarını, stratejik modeli esas alarak yapılandırması gereÄŸini açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye’deki politika oluÅŸturma süreçleri doÄŸrultusunda e-Türkiye ve BiliÅŸim Åžurası gibi çalışmaların da ele alındığı 8. bölümde, gerçekleÅŸtirilen düzenlemeler ve iletiÅŸim alanında oluÅŸturulan düzenleyici kuruluÅŸlara iliÅŸkin kapsamlı bir analiz ile yeni medya düzenlemesinin temel baÅŸlıkları da yeralmaktadır. Piyasaya giriÅŸin düzenlenmesi, yabancıların sahipliÄŸi, arabaÄŸlantı düzenlemesi, tarifelerin saptanması, yaygın/adil hizmet, içerik düzenlemesigibi, dünya çapında yeniden yapılandırılan telekomünikasyon rejiminin düzenleme ilkeleri, hem genel olarak ele alınmakta, hem de Türkiye’de yasa ve düzenleyici kuruluÅŸlar tarafından nasıl ele alındıkları ortaya koyulmaktadır.

Kitabın 9. bölümü, TÜBİTAK Bilgi Teknolojileri ve Elektronik AraÅŸtırma Enstitüsü bünyesinde 1997 ve 2000 yıllarında gerçekleÅŸtirilmiÅŸ olan iki hane halkı-saha anketinin verileri üzerinden Türkiye’de iletiÅŸim teknolojilerinin yaygınlık düzeyi ve iletiÅŸim teknolojilerinin kullanımı konusundaki isteklilik konusunda ayrıntılı çözümlemeler sunulmaktadır. İletiÅŸim teknolojilerinin yaygınlığının gelir dağılımı ve yaÅŸanılan bölgeye göre analizinin ortaya koyduÄŸu tablo, sayısal uçurum ya da sayısal eÅŸitsizlik olarak tanımlanan durumun Türkiye’deki boyutlarını ortaya çıkartmaktadır. Özellikle bilgisayar ve internet sahipliÄŸinin, bölgesel ve gelir dağılımı açısından gösterdiÄŸi büyük farklılık, bu teknolojilerin seçkinciliÄŸini ortaya koymaya yetmektedir. Öte yandan, iletiÅŸim teknolojilerinin kullanımı konusundaki istekliliÄŸin analizi, cinsiyet, yaÅŸ, eÄŸitim ve gelir durumuna göre bazı farklılıklar olmasına raÄŸmen, genel olarak bakıldığında tüm kesimlerin istekliliÄŸini ortaya koymaktadır. Sonuç bölümünde Geray’ın da ortaya koyduÄŸu gibi bu isteklilik oranının yüksekliÄŸi, küresel politika önerilerine eleÅŸtirisiz uyum saÄŸlandığı ve ulusal stratejik politikalar oluÅŸturulmadığı takdirde, Türkiye’nin geliÅŸmiÅŸ ülkelere, bilgi ve iletiÅŸim teknoloji ve hizmetleri açısından büyük bir kullanıcı/tüketici pazarı sunacağı anlamına gelmektedir.

9. Bölümde, Türk Telekom’un küresel politikalara uygun biçimde özelleÅŸtirilmesi süreci ve bu sürecin tamamlanamama nedenleri ele alınmaktadır. ÖzelleÅŸtirmenin rekabet yaratarak fiyatların düşmesi ve verimliliÄŸin artmasını saÄŸlayacağı tezi çerçevesinde, OECD ülkeleri ile karşılaÅŸtırmalı olarak telekomünikasyon hizmetlerinin ücretlerini ve emek verimliliÄŸini analiz eden Geray, Türkiye’de telekomünikasyon hizmetlerinin ücretlerinin, farklı firmaların rekabet ettiÄŸi baÅŸka ülkelere göre daha ucuz olduÄŸunu, öte yandan Türk Telekom’un emek verimliliÄŸi konusunda OECD ortalamasının altında kalınmış olmasına raÄŸmen, Telekom alanını rekabete açmış olan baÅŸka geliÅŸmekte olan ülkelere göre daha iyi durumda olduÄŸunu ortaya koymaktadır. ÖzelleÅŸtirme sürecine, IMF ve Dünya Bankası’nın müdahaleleri de, 9. bölümün önemli bir kısmını kapsamaktadır.

Piyasa mı, Kamu Yararı mı?

Geray, bilgi toplumu politikaları üst baÅŸlığı ile karşımıza çıkan bilgi ve iletiÅŸim alanının yeniden yapılandırılması sürecinin tarihsel analizini yaptıktan sonra, bu sürecin henüz tamamlanmamış bir süreç olduÄŸunun ve sorduÄŸu soruların, verdiÄŸi yanıtların bir sonuca ulaÅŸmaktan ziyade, toplumun tüm kesimlerinin katkısına açık, sürdürülebilir insani kalkınma ve sosyo-ekonomik geliÅŸmeyi saÄŸlamayı amaçlayan, toplumsal deÄŸerlerle uyumlu, ulusal stratejik bilgi ve iletiÅŸim politikalarının oluÅŸturulması mücadelesinin baÅŸlangıcını çaÄŸrıladığının bilinciyle, “Sonuç Yerine Yeniden GiriÅŸ” baÅŸlığı altında bir dizi önermeyi sunmaktadır. Bunlardan en önemlisi kuÅŸkusuz “yeni iletiÅŸim düzeninin statejik unsurlarla güçlendirilerek toplumsal hedeflere yönlendirilecek biçimde” gözden geçirilmesi önerisidir. Burada düzenleyici kuruluÅŸların sadece “piyasaya” karşı sorumlu hale getirilmesi ile devletten ve hükümetten ve dolayısıyla da yurttaÅŸtan kopartılması ele alınmakta ve düzenleyici kuruluÅŸların, düzenleme süreciyle toplumsal politikalar arasında bağın yeniden kurulacağı biçimde ele alınması önerisinde bulunulmaktadır. Bir diÄŸer bununla baÄŸlantılı öneri, bilgi ve iletiÅŸim teknolojileri alanında üretici konumuna gelinmesi; bunu saÄŸlayabilmek için sübvansiyon ve teÅŸvikler de dahil bazı önlemler alınması ve bu konunun düzenleyici kuruluÅŸların sorumluluk alanında olmasıdır. Geray son olarak, insanlığın binlerce yıllık tarihini belirleyenin teknolojik geliÅŸmeler deÄŸil, toplumsal hareketler olduÄŸunu belirtmektedir.

Küresel düzeyde yeni bir telekomünikasyon rejiminin oturtulmaya çalışıldığı günümüzde, bilgi ve iletiÅŸim teknolojileri alanında hüküm süren kargaÅŸa, bize, küresel iletiÅŸim politikaları ile uzlaÅŸmamızı, yeni düzene uyum saÄŸlamamızı öneriyor. YaÅŸanan sürecin kaçınılmaz olduÄŸunu, enformasyon toplumu treninin kaçmakta olduÄŸunu, bu alandaki teknolojik geliÅŸmeye vurgu yaparak tekrar tekrar söylüyorlar. Oysa, bu sürecin önemli politik ifadeleri, ciddi sonuçları var. Ayrıca, enformasyon toplumu politikalarını reddetmeksizin, yapılabilecekler de var. Geray tarihsel bir analizle enformasyon toplumu politikalarına neden ihtiyaç duyulduÄŸunu ortaya koyarak ve Türkiye’nin bu deÄŸiÅŸim içerisinde hangi fırsatlara sahip olduÄŸunu, ama diÄŸer taraftan hangi tehditlerle karşı karşıya olduÄŸunu göstererek, e-Türkiye projesinden, Türk Telekom’un özelleÅŸtirilmesi çabalarına kadar pek çok alanda toplumun çıkarlarını koruyarak,toplumsal deÄŸerlerle ters düşmeden neler yapılabileceÄŸinin altını çiziyor ve politika oluÅŸturma pratiÄŸine toplumun müdahale etmesi için çaÄŸrıda bulunuyor. Sadece durumu betimlemek ve kuramsal açıklamalar yapmakla yetinmeyip, yeni iletiÅŸim teknolojilerinin, daha yaÅŸanılabilir bir dünyanın yaratılması için nasıl ele alınması gerektiÄŸine iliÅŸkin önerileri ile “dünyayı çözümlediÄŸi ölçüde o*nu deÄŸiÅŸtirmekle de” ilgilendiÄŸini ortaya koymaktadır.

TÜRKİYE’DE İNTERNET *

AraÅŸtırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından desteklenmiÅŸtir. Bu proje kapsamındaki çabalar sonucunda bazı yeni aÄŸ teknolojilerinin kullanımı öngörülmüş ve 1992 yılından baÅŸlayarak Türkiye’de genel amaçlı geniÅŸ alan bilgisayar aÄŸları ilk olarak 1986 yılında üniversitelerin önderliÄŸinde kurulmuÅŸ ve geliÅŸtirilmiÅŸtir. (TÜVAKA - Türkiye Üniversiteler ve AraÅŸtırma Kurumları Ağı), kurulduÄŸu günlerdeki gereksinimler sonucu sadece üniversiteler ve araÅŸtırma kurumları tarafından kullanılmış ve finanse edilmiÅŸ ancak teknolojik geliÅŸmeler karşısında yetersiz kalmıştır.

1990′lı yılların başında, Orta DoÄŸu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) tarafından önerilen bir proje Türkiye Bilimsel ve Teknik önemli bir aÅŸama kaydedilerek Türkiye’nin internet baÄŸlantısı saÄŸlanmıştır. Türkiye’deki bu giriÅŸimlerle eÅŸzamanlı olarak dünyada internet aÄŸlarının hızla yaygınlaÅŸtığını, akademik ve araÅŸtırma dünyasının dışında devlet kuruluÅŸları, uluslararası örgütler, ticari ve askeri kuruluÅŸlarca da yoÄŸun biçimde kullanılmaya baÅŸladığını görüyoruz. Benzer geliÅŸmeler birkaç yıl içinde ülkemizde de yaÅŸanmıştır. BaÅŸlangıçta akademik ağırlıklı olarak kurulan internet, kısa zamanda diÄŸer sektörlere de yaygınlaÅŸtırılmıştır.

12 Nisan 1993′de uluslararası internet baÄŸlantısının saÄŸlanması ile birlikte ODTÜ ve TÜBİTAK gerekli örgütlenme çalışmalarını baÅŸlatarak kendi personel öz kaynaklarından TR-NET olarak adlandırılan organizasyonun çekirdeÄŸini oluÅŸturmuÅŸlardır. TR-NET’in 1993-96 yılları arasında yaklaşık 3 yıl boyunca yaptığı çalışmalar sonucunda, üniversite öğrencileri ve öğretim üyelerinin yanısıra Türkiye’de 500′den fazla kurum ve kuruluÅŸ internet olanaklarından yararlandırılmıştır. Yapılan tahminler 1996 yılında Türkiye’deki kullanıcı sayısının en az 100,000 civarında olduÄŸunu göstermektedir .

1994 sonunda TR-NET ekibi Türk Telekom ile daha gelişmiş bir internet için görüşmelere başladı. TR-NET ile görüşmelerde ortaya çıkan Ulusal Omurga fikrini sahiplendi. Türk Telekom A.Ş. internet hizmetlerinden yararlanma olanaklarını genişletmek ve yaşanan bir takım kapasite sorunlarını çözmek iddiası ile 1995 yılında yeni bir girişim başlattı. Türk Telekom A.Ş. 28 Eylül 1995 tarihinde TURNET adı verilen Ulusal internet Ağı projesini gerçekleştirmek üzere bir ihale açtı.

TURNET ihalesine IBM, MCI-Nurol Likom konsorsiyumu, Laserex ve Sprint-Satko-ODTÜ konsorsiyumu katıldı. İhale 16 Kasım 1995 tarihinde tamamlandı ve ihaleyi Sprint-Satko-ODTÜ konsorsiyumu kazandı. Türk Telekom ile Satko-Sprint 1 Mart 1996 tarihinde TURNET sözleÅŸmesini imzaladılar. Türk Telekom’da 1987 yılından itibaren paket anahtarlamalı veri iletiÅŸiminde, uydu yer istasyonu hizmetlerinde ve cep telefonlarında da uygulanan bir özelleÅŸtirme yöntemi olan gelir paylaşımı, TURNET sözleÅŸmesinde de uygulanmıştır. Yedi yıl için düzenlenen sözleÅŸmeye göre birinci yıl Türk Telekom payı %70.2 olmak üzere her yıl artarak yedinci yıl sonunda %79.6 paylaşım oranları taraflarca kabul edilmiÅŸtir. İmzalanan sözleÅŸmeye göre, konsorsiyum, Türk Telekom tesislerine kurulacak TURNET omurgasının tüm yatırımlarını karşılayacak ve yedinci yıl sonunda mülkiyet tamamen Türk Telekom’a geçecektir .

İnternet kullanıcıları TURNET omurgasından ya doÄŸrudan ya da internet servis saÄŸlayıcı (İSS) ÅŸirketler aracılığı ile yararlanabileceklerdir. Türk Telekom ile servis saÄŸlayıcılık sözleÅŸmesi yapan İSS’ler kendi kurdukları düğüm noktaları ve Türk Telekom’dan kiralayacakları hatlar ile TURNET ana omurgasına baÄŸlanacaklardır. TURNET ihalesini kazanan Satko-Sprint-ODTÜ konsorsiyumundan sözleÅŸme imzalanmadan hemen önce ODTÜ, 1997 yılı ortasında ise Satko ayrılmıştır. Bu tarihten itibaren TURNET’te Türk Telekom ile internet gelirini paylaÅŸan Amerikan haberleÅŸme ÅŸirketi Sprint kalmıştır. Sprint’in dünya genelinde haberleÅŸme kuruluÅŸlarını özelleÅŸtirmiÅŸ birçok ülkede baÅŸrol oynayan bir ÅŸirket olması ve TURNET’te sadece bir yıl içinde tek başına kalması ÅŸirketin tekel olma yeteneÄŸini ve gücünü ortaya koymaktadır. Amerikan ÅŸirketi Sprint, Fransız ve Alman ulusal Telekom kuruluÅŸları ile birleÅŸerek Global-One isimli yeni bir organizasyon oluÅŸturdular.

Ancak gerek TURNET ortaklarının tutumu gerekse teknik işletme yetersizlikleri ile TURNET omurgası yerine yeni bir omurga arayışına gidildi. Bu arayışın sonucu olarak Türk Telekom TTNET omurgası doğdu.

TTNET

TURNET ile verilen hizmetin hızla gelişen Türkiye İnternet kullanımı karşısında yetersiz kalması, yeni arayışlara yönelinmesine neden oldu. TURNET yerine yeni bir omurganın TTNET adı ile 1998 yılında kurulması çalışmaları başlatıldı.

TTNET ile ilgili çalışmaları yürüten dönemin Türk Telekom BiliÅŸim AÄŸları Dairesi BaÅŸkanı Dicle EroÄŸul, TTNET’in amacını Türkiye interneti için gerekli olan veri iletiÅŸim altyapısının oluÅŸturulması çerçevesinde belirtiyor. TTNET ile internet eriÅŸiminin tüm ülke geneline yaygınlaÅŸtırılarak eriÅŸimin yerel seviyeye indirilmesi ve ucuzlatılması; iletiÅŸim olanaklarının verimli kullanımı ve uçtan uca servis kalitesi saÄŸlanması; evrensel eriÅŸimin, ya da bulunulan yerden bağımsız olarak tüm kullanıcılara aynı ücretle ve eÅŸit olanaklarla internet eriÅŸimi saÄŸlanması; Milli EÄŸitim gibi kamu projelerinin desteklenmesi, altyapı saÄŸlayarak bilginin sübvanse edilmesi hedefleri belirlenmiÅŸtir .

·1 Ankara, İstanbul ve İzmir’den olmak üzere toplam 3 adet 34 Mbps’lık yurtdışı baÄŸlantısı planlanmıştır. Yurtdışı hatlarının farklı iletim ortamlarından taşınması ve farklı taşıyıcılarda sonlanması amaçlanmıştır.

·2 Ankara, İstanbul (Avrupa ve Anadolu Yakaları) ve İzmir’de çekirdek düğüm noktaları kurularak, bu noktaların 155 Mbps hızında Asenkron İletim Mod (ATM) protokolü ile birbirine baÄŸlanması planlanmıştır.

·3 Adana, Afyon, Antalya, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, İçel, Kayseri, Kocaeli, Konya, Kütahya, Samsun, Trabzon ve Van illeri ile büyük illerde birçok merkezde kurulacak düğüm noktalarının 34 Mbps hızında ATM protokolü ile çekirdek düğüm noktalarına bağlanması planlanmıştır.

·4 Tüm il merkezlerinde ve büyük illerde birçok merkezde kurulacak erişim noktalarının ise 2 Mbps hızında düğüm noktalarına bağlanması öngörülmektedir.

·5 Toplam 139 adet bölgesel eriÅŸim noktası kurulması planlanmıştır. Daha sonra bu sayı 141′e çıkarılmıştır.

Yaklaşık 35 milyon ABD doları bütçeli TTNET ihalesi 1998 Temmuz ayında sonuçlanmış ve ihaleyi kazanan çokuluslu telekomünikasyon şirketi Alcatel ile sözleşme kısa süre içinde imzalanmıştır. Sözleşmeye göre 1999 yılı başında TTNET altyapısı kurularak işletilmeye başlanmıştır.

TTNET ve Bugün

TTNET bugün Türkiye’nin tüm illerindeki 141 teknik merkezden hizmet vermektedir. Tüm Türkiye’yi kapsayan omurganın yurt dışı baÄŸlantıları ise aÅŸağıdaki gibidir.

(ABD) TeleGlobe 34/34 Mbps New York - İstanbul (Fiber Optik)

(Avrupa) IsdNET 34/8 Mbps Paris - İstanbul (Uydu)

(ABD) TeleGlobe 45/45 Mbps Miami - İstanbul (Fiber Optik)

Toplam olarak 113/87 Mbps bağlantıları mevcuttur. Ayrıca, uydu üzerinden 155/34 Mbps Avrupa bağlantısı devreye alma çalışmaları devam etmektedir. (Bu durumda toplam 268/121 Mbps olacaktır.

TTNET omurgasından 63 Internet Servis SaÄŸlayıcı (ISS) ÅŸirket yararlanmaktadır. Ancak tüm Internet Servis SaÄŸlayıcılar son 6 aydır TTNET omurgasında ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalındığında hem fikirler. Yani TTNET’in baÅŸlangıçta çizdiÄŸi pembe tablo yerine kötü iÅŸletilen, sorunları hiç tükenmeyen bir imajla kamuoyunda yer almıştır.

Bu sorunların başında TTNET omurgası için seçilen teknik teçhizatların kapasitesi ve yetersizlikler gelmektedir. Türk Telekom 2000 yılı ortasında Alcatel firmasının kurduğu TTNET omurgasını resmi olarak teslim alma girişimini başlattı. Ancak kabul için yapılan tüm teknik desteklerin sonucunda TTNET sınıfta kaldı. TTNET omurgası için seçilen ATM switchler (anahtarlar) ve Router (yönlendiriciler) teknik testleri geçemediler.

Türk Telekom’un Alcatel firmasına 6 Milyon dolar ceza kestiÄŸi söylentileri var ama doÄŸruluÄŸunu ispat etmek oldukça zor. Ancak gayri resmi olarak Türk Telekom’dan alınan ve diÄŸer kuruluÅŸlardan da doÄŸrulattığımız bilgiye göre Alcatel firması Türkiye’nin her yerine kurduÄŸu tüm cihazları sökecek, yerine daha güçlü olanları kuracakmış. Yani çalışan sistemlerin yenilenmesi kararı ile sistemin problemleri hem Türk Telekom hem de Alcatel firması tarafından resmi olarak kabül edilmiÅŸ oldu.

Peki, ciddi sorunları olduğu hem TTNET hem de Alcatel firması tarafından kabul edilen TTNET omurgasından hizmet veren ISS şirketler bu arada ne yaptı?

TTNET ilk kurulduÄŸunda Türkiye’nin ulusal omurga altyapısını iÅŸletecek ve "perakende" Internet hizmeti satan Internet Servis SaÄŸlayıcılara "toptancı" gibi hizmet verecekti. Ancak TTNET’in teknik altyapı ve iÅŸletme olarak "iflasından" sonra yukarıdaki görevi yerine getirmek bir yana Türkiye’deki İnternetin geliÅŸmesinin önünde engel oluÅŸturmaya baÅŸladı.

TTNET’in geldiÄŸi nokta ile birlikte büyük ISS ÅŸirketler kendi omurgalarını TTNET yokmuÅŸ gibi kurdu ve yüksek kapasiteli uydu hatları üzerinden internet hizmeti verdiler. Öyle ki büyük bir ISS’den baÄŸlı bir internet kullanıcısı Türkiye deki bir web sitesini ziyaret etmek için uydu baÄŸlantısı ile ABD üzerinden baÄŸlantı kurmuÅŸ oldular.. Uydu hattı alamayacak durumda olan küçük ISS’ler ise sadece TTNET’e mecbur kaldıkları için müşteri kaybettiler ve eridiler. Sonuçta büyük Servis SaÄŸlayıcı ÅŸirketler bu iÅŸten karlı çıkmış oldu.

Alcatel firmasının kurduÄŸu ürünlerdeki aksaklıklar nedeni ile TTNET omurgasına alternatif oluÅŸturacak NORTEL firması cihazlarından oluÅŸan ikinci bir TTNET omurgası kuruluÅŸ çalışmaları Aralık ayı içinde tamamlanmış olacak. Böylece TTNET çatısı altında hem Alcatel’in hem de Nortel firmasının cihazlarından oluÅŸan iki ayrı omurga oluÅŸacak ve bu omurgalar paralel iÅŸletilecek. 2001 yılının ilk aylarında iyice belirginleÅŸecek olan TTNET’in yeni yüzü merak konusu…

Tabii TTNET omurgasını iÅŸleten, siyasi tayinlerle oluÅŸturulmuÅŸ, deneyimsiz kadroların yarattığı tahribatı tartışmak ise baÅŸlı başına bir yazı konusu…

Medya ve teknolojinin "zaman çizgisi"

Poynter.org kendini geliÅŸtirmek isteyen gazeteciler için verimli bir kaynak site. Medya ve teknolojinin 1969′dan itibaren geliÅŸimini kronolojik olarak göstermek ve 1970′ler, 80′ler ve 90′lardaki belli baÅŸlı olaylar, kurumlar ve teknolojiler hakkında bilgi sunabilmek için baÅŸlatılan "New Media Timeline" projesi sayesinde, online yayıncılığın geçmiÅŸi unutmadan geleceÄŸi düşünülebilir.

Yeni medya ve teknolojinin yanyana iki ayrı sütunda anlatıldığı sayfalar boyunca BBC’nin videotext’i test ediÅŸinden, Drudge Report’un alanındaki ilk online haber sitesi olarak ortaya çıkışına kadar birçok geliÅŸme hakkında detaylı bilgiye ulaÅŸmak mümkün.

Tarihlere göre bir-iki önemli başlık verebiliriz:

1969: Internet’in atası ARPANET’in temelleri atılır. Bu proje 70′lerde geliÅŸerek Internet denilen bilgisayarlararası ağı oluÅŸturacaktır. Aynı sene New York Times makalelerinin ve haberlerinin özetlerini Infobank adlı elektronik bilgi servisinden sunmaya baÅŸlar.

1970: Alohanet adlı ilk kablosuz bilgisayar ağı sistemi Norm Abramson tarafından University of Hawaii’de geliÅŸtirilir. Aynı sene Columbia’daki Associated Press bürosu ile, Atlanta’daki bir bilgisayar arasında ilk haber aktarımı gerçekleÅŸir. Bu, tarihte ilk kez bilgisayarların haber yazımı, denetimi ve aktarımında kullanıldığı andır.

1972: E-posta icat edilir. Haber veri tabanları oluşturulmaya başlanır.

1975: Microsoft adını ilk kez duyurur. Reuters videotex hizmeti vermeye başlar.

1980: Dünya "dizüstü bilgisayar" kavramıyla tanışıyor. Dow-Jones bilgi sistemi devreye giriyor.

1990: WWW prototipi ve TCP-IP. "Bilgi süper otoyolu" (The Information Superhighway) projesi.

1998: AOL, Netscape’i satın alır. Haber arama motorları.

Medya’nın geleceÄŸi

"Şimdiye kadar gördüklerimiz bizim için teknoloji uzmanlarının hazırladıklarının yanında gerçekten sönük kalıyor." bir belgeselde veya yeni teknolojilerden bahseden bir programda duyulabilecek sözler bunlar. Ama gazeteciliğin yöneldiği ufuk sadece bu sözlerle bu kadar kolay anlatılabilir.

Mobil cihazların yayıncılık ve bilgiye eriÅŸim amaçlı kullanımı, Internet’in aynı amaçlarla kullanımından daha önemli deÄŸiÅŸiklikler ortaya çıkardı. Konunun uzmanları bu ÅŸekilde düşünüyor. Aslında mobil Internet, sabit Internet’in kullanımını tamamladı demek daha doÄŸru. Çünkü cihazların sabit olması, klasik medyada bulunan mobil olarak bilgiye eriÅŸme özelliÄŸinin Internet’e de aktarılmasını gerektirdi; kullanıcının bu noktadaki gizli talebi karşılandı. Şöyle demek daha uygun: Bu gerek okur (dinleyici, izleyici ve kullanıcıyı kastediyorum), gerekse içeriÄŸi hazırlayan kiÅŸiler için yeni bir tecrübe ufku.

Mediamorphos’da yazacağım yazılar da bu çerçevede olacak. Acaba gerçekten eriÅŸebildiÄŸimiz bilgiler arttıkça ve bu bilgilere ulaÅŸmak için daha fazla yeni ortama/medyaya sahip oldukça özgürleÅŸiyor muyuz? Yoksa herÅŸeyi daha derinlemesine bildiÄŸimizi sanarak kararlarımımızı bu zan üzerine mi bina ediyoruz? Entropiyle ilgili bir özellik de, ortamdaki bilgi ile entropinin/belirsizliÄŸin ters orantılı olmasıdır. Acaba "bilgi okyanusu" Internet, insanların "özgürce fikirlerini ifade edebildikleri" sanal ortam entropide ne kadarlık ve ne yönde bir deÄŸiÅŸim saÄŸladı? BT geliÅŸtikçe, kullanıcılar uzmanlaÅŸtıkça, daha farklı uygulamaları daha kısa sürede ortaya koyabilen uzmanlar arttıkça ve bu uzmanlıkların elde edilmesi için gereken bilgilere eriÅŸim herkes için çok daha kolaylaÅŸtıkça, bu yanılgılarımız nasıl etkilenecek?

Elektronik içerikle birlikte kiÅŸiselleÅŸtirilmiÅŸ, -her ne kadar unique olmasa da- özelleÅŸtirilmiÅŸ bir ‘ortam’dan söz ediliyorsa artık iletiÅŸim fakülteleri müfredatındaki "Kitle İletiÅŸimine GiriÅŸ" dersleri deÄŸiÅŸmeli, yerine "Bireylere Yönelik İletiÅŸim" dersi konulmalı. "Hedef kitle" tabiri yerine "hedeflenen birey"den bahsedilmeli.

Belki de ters taraft

İşletmelerde Kalite Kavramı Ve Faktörünün Gelişimi

Salı, 06 Kasım 2007

İŞLETMELERDE KALİTE KAVRAMI VE FAKTÖRÜNÜN GELİŞİMİ

1-Kalitenin Tarihsel GeliÅŸimi:

A) MUAYENE: Sanayide ilk defa muayenecilik mesleği ortaya çıkmış ve bu işi yapanlar sadece yapılan işleri kontrol edip hataları tespit etme görevini üslenmişlerdir.

Muayene üretimin her aşamasında vardır. Muayene işlemini yapan MUAYENECİdir. Bunalr konusunda uzman kişilerdir.Çünki bir ürüne ait standart özelliklerin neler olabileceğini bu konuda uzman kişiler daha iyi bilir.

“ Bir ürünü veya ürünü oluÅŸturan parçalar için tasarım aÅŸamasında belirlenen kalite spesifikasyonlarının (ÅŸartname) fiilen gerçekleÅŸme derecesini tespit etmek amacıyla uygulanan iÅŸlemlere muayene denir.” ( 1 ) Burada muayene için bir ürünü üretirken istenilen niteliklere uygun olabilmesi için uygulanan iÅŸlemlerdir diyebiliriz.

Kalite kontrolün bir fonksiyonu olan muayenenin amaçları;

1- Ürünlerin spesifikasyonları sağlayıp sağlamadıklarının belirlenmesi ; daha önce belirlenen spesifikasyon değerlerinin yeni üretilen mallar tarafından sağlanıp sağlanmadığının belirlenmesi. Örneğin bir tekstil fabrikasında üretilen örneğin bir gömleğin daha önceden belirlenmiş üretim kıstaslarına uygun olup olmadığının araştırılması.Bu kıstaslar eğer gömlek çizgili bir gömlekse, çizgilerin birbirilerine göre farklarının belirlenmesi, ya da kumaş üzerinde bir delik ve ya iplik kayması gibi üretimde karşılaşılan sorunların araştırılmasıdır.Daha çok gözle görünen farkların belirlenmesidir.

2- Spesifikasyonları sağlamayan birimlerin tanımlanması ve ayıklanması: Bu ürünler tespit edilip ,üretilen diğer ürünler arasından ayrılıyor. Daha önceden kusurlu olduğu belirlenen ürünlerin, sağlam ürünlerden ayrılıp farklı bir şekilde değerlendirilmek üzere ayrılmasıdır.

3- Sapmaların Yorumlanması: Ürünlerde spesifikasyonların dışında çıkmasının sebeplerinin araştırılması.Hata kaynağının belirlenmesi

Muayene Tipleri:

Muayene işlemlerini, muayeneye tabii tutulmak üzere ana kütleden alınan parça miktarı ve sonuçların kullanış amaçlarına göre sınıflandırmak mümkündür.

1-% 100 Muayene: Üretilen veya belirli bir işlemden geçen tüm parçalar muayeneye tabii tutulur. Ama %100 muayene zaman ve maliyet açısından çoğu durumda mümkün olmaz.

Ancak , evrenin kabul edilmez nitelikte olduğunu gösteren güçlü kanıtların bulunması ,insan hayatının önemli olduğu durumlarda ,bozuk malların yüksek maliyetlere yol açması durumlarında %100 muayene sözkonusu olabilir.Örnek olarak, %100 muayenenin tıbbi cihaz üretimi ve bilgisayar işlemcisi üretiminde uygulandığı bilinmektedir. %100 muayene iki amaca yönelik olabilir.

i) İşlemsel Ayıklama: İşlemsel ayıklamada amaç iyi-kötü veya sağlam-bozuk ayrımı yapmaktan ibarettir. İmalat teknolojisi , malzeme ve tezgah yetersizliğinden kaynaklanan hatalar sonucu ortaya çıkan bozuk parçalar ayıklanarak sonraki aşamalarda maliyetlerin yükselmesi önlenir.

ii) Düzeltici Ayıklama : Düzeltici ayıklamada ayrılan kusurlu mallar kullanılarak,oluşan hataya neden olan üretim elemanlarının belirlenmesi, hata kaynağının düzeltilmesidir.Burada hatalı mal üzerinden hata kaynağı belirleniyor.

2- Örnekleme Muayenesi: Seri üretimle üretim yapıldığında,üretimin çok hızlı olduğu,muayene işleminin parçanın tahribine yol açması,%100 muayenenin olanaksız, çok pahalı veya çok zaman aldığı durumlarda uygulanır. N adet eleman içeren bir anakütleden belirli istatistiksel yöntemlere göre tespit edilen ve rastgele seçilen n tane örneklemin muayene tabi tutulmasıdır. İki tip örnekleme muayenesi kullanılır.

i) Kabul Örneklemesi : Örneklemin muayenesi yapıldıktan sonra , anakütlenin kabul veya reddine karar verilir. Kabul örneklemesi genellikle , işletme içinde üretilmeyip dışarıdan alınan ürünlerin girişinde ,parçaların bir departmandan diğer departmana geçişinde kullanılır.

ii) Kontrol Örneklemesi : Üretimde aşırı değişmelere yol açan hata kaynaklarını tespit edip , düzeltilmesinin sağlanmasıdır.Hatanın kaynağına göre; malzeme,tezgah,operatör,ölçme aleti hakkında düzeltici önlem alınmasıdır.

Üretim Sürecinde Muayene:

Muayene ,üretimin her aşamasında yer alan bir faaliyettir.Muayene işleminin kullanıldığı üretim aşamalarına göre tanıtılması.

1) Gelen Malzeme Muayenesi:Üretimde kullanılan hammadde , parça ,alt montaj- yani bir çamaşır makinesı üretilirken parçalarının birleştirilmesi- ve yardımcı malzeme gibi fiziksel girdilerin daha önceden saptanmış spesifikasyonlara uygunluğunu kontrol amacı ile yapılır.

2) Başlangıç Muayenesi : Üretilecek olan ürünün tasarlanması aşamasında yapılan muayenedir.Ürününün dizaynında ,kalite spesifikasyonlarında , malzeme ve tezgah ayarlarında değişiklik söz konusu olduğunda uygulanır.

3) Süreç Muayenesi : Üretim süreci aşamalarında muayeneler ürün , imalat yönetimi,tezgah gibi faktörlere bağlı olarak farklılık gösterirler. Süreç muayenesi ara muyeneden farklı olarak düşünülürse,üretim aşamasının bir birleşimi olarak düşünüldüğünde yapılan muayenelerdir.

4) Devriye Muayenesi : Sipariş üretiminde muayeneci ,belirli bir plana göre önceden saptanan herhangi bir zamanda üretim istasyonuna uğrar ve işlenen parçalar üzerinde uygunluk kontrolü yapar.

5) Ara Muayeneler : Ara muayene, bir parçanın bir departmandan diğerine geçerken uygulanarak , sonraki aşamalarda daha az bozuk mal sorunu ile karşılaşma amacı için uygulanır.Departmanlar arası geçiş hatalı mallar sırayla ayıklanır ve sonunda

istenen hatasız ürün ortaya çıkar.

6) Son Muayene : Ürünün ambara girişinde veya doğrudan tüketiciye tesliminde tasarlanan kalite düzeyine uygunluğunun kontrolü amacını taşır.Son muayenelerde daha çok kritik kalite karakteristikleri ile montaj ve performans özellikleri üzerinde durulur. Eğer gelen malzemeden itibaren tüm üretim aşamalarında muayene işlemleri gereği gibi uygulanırsa , üretim sonunda son muayeneye gerek kalmaz

Muayenede Standartlaştırma :

Muayene işlemlerinin çeşitli kuruluş ve departmanlarda değişik şekilde uygulanması ciddi sorunlara yol açar.Örneğin birbirlerinden alış-veriş yapan alıcı ile üretici belirli standartlara uymazsa, birinin kabul ettiği partiyi diğeri red edebilir. Bu gibi anlaşmazlıkların olmaması için muayene işlemleri iki faktöre bağlı olarak standartlaştırılır

1) Tüm imalatçı firmalarda aynı standartlara uygun olması gereken teknik resim, spesifikasyon ölçme aleti ve test cihazı faktörleri.

2) Yoruma bağlı olan , daha çok insan faktörünü ilgilendiren değişken sonuçlar, yani ölçme aletinde okunan değer ile spesifikayon değeri arasındaki farkı belirleyip sonucunun doğru sonucunun doğru yorumlanmasını sağlamak.

B) KALİTE KONTROL :

Kalite anlayışının temelini, kalite felsefesinin düşünce ustalarından W. Edwards, Deming, Josep Juran, Kaouru İshikawa kurmuşlar.

Kalite kavramının doğuş yeri ABD olmasına rağmen, ilk uygulayan ülke Japonya olmuştur. Japonlar, kalite kavramını benimsemişler ve uygulamışlardır.

1920’li yıllara rastlayan dönemde muayene iÅŸlemi son kontrolden ara kontrole ve giriÅŸ kontrolüne doÄŸru geniÅŸletilmiÅŸtir.Western Electric firmasında Shewart çeÅŸitli veriler toplanmış ve bunları analiz etmiÅŸtir.Bu aÅŸama istatistiki kalite kontrol olarak da adlandırılmaktadır.Bu dönemde standartlar geliÅŸtirilmeye baÅŸlanmış ve tüketiciyi koruma yolunda ilk adımlar atılmıştır.

1970’li yıllara kadar ucuz ve düşük kaliteli mal üreten ve satan Japonlar daha sonra kalite düşüncesi deÄŸiÅŸmiÅŸ, süper kaliteli mal üretmeye baÅŸlamışlardır. Dünyadaki rekabet koÅŸulları içerisinde Japonların ortaya koyduÄŸu bu hızlı deÄŸiÅŸim rüzgarları W. Edwards,

Deming, Masaki İmai ve Kaouru İshikawa gibi ustaların eser ve uygulamaları sayesinde başlamıştır.

Japonlar kalite ile ilgili uygulamalarında, istatistiği kalite kontrolü, kalite teşhisi, kalite eğitim programları, sıfır hata felsefesi gibi konulara önem vermişlerdir. Bunları geliştirerek yasal düzenleme ve uygulamalarla kalite kontrolü ve toplam kalite yönetimi kavramlarına ulaşmışlardır

Kalite kontrol tanımını açıklamadan önce kalite ve kontrol tanımlarının bilinmesinde yarar vardır.

Kalite: Sözlük anlamına göre; bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği ( 2 ), bir şeyi diğerinden ayıran özellik , derece ,cins, mükemmellik veya uygunluk standardı veya ölçüsü ( 3 ) olarak tanımlanmaktadır. İbrahim Kavrakoğlu kaliteyi;istenilen özelliklere uygunluk .Kalitenin öncülerinden Juran ise; Kalite, bir ürünün kulanım uygunluğunu belirleyen özelliklerinin tümüdür olarak tanımlamaktadır.

Buna göre kaliteyi ,bir ürünü satın alan kişinin ihtiyaçlarını en ekonomik düzeyde karşılayabilmesinin yanı sıra ,isteklerini de tatmin edebilmesi olarak tanımlayabiliriz.

n

Kalite = WiCi = Kullanıma Uygunluktur.

i=1

n = Ürün veya hizmetin ilgili karakteristiklerinin sayısı

i = Sayma sayıları

W = Ağırlık veya Önem

C = Kullanıcının ilgilendiği özel bir karakteristik

Kalitenin Matematiksel Formülü

Kontrol ise; herhangi bir faaliyetin önceden belirlenen kurallar içerisinde belirli amaçları gerçekleÅŸtirecek biçimde yürütülmesini saÄŸlama fonksiyonu olarak tanımlayabiliriz.Feigenboum kontrolü;” yönetsel bir faaliyet için yetki ve sorumluluÄŸun delege edilmesi sürecidir.” Åžeklinde tanımlamaktadır.

Kalite Kontrolu, kalite ile ilgili olarak belirlenmiş bir hedef, amaç veya standarda ulaşmak için uygulanan teknikler ve yapılan faaliyetlerdir.

Bu faaliyetler-kontrol- istatistik tutulması, -hatanın tespit edilmesi- hatanın kaynağının nedeninin bulunması ve - nasıl düzeltilmesi gerektiğini içeren bir sistem içinde yer almaktadır. *

Gelen malzemeye uygulanan örnekleme,laboratuar testi,sağlam-arızalı ayıklanması,montaj bandı sonunda yapılan hata tespiti gibi faaliyetler kalite kontrolü olarak nitelendirilir. Ancak yapılan büyük bir hata muayene işleminin kalite kontrol sanılmasıdır.Muayene kalite kontrolun çok önemli bir faliyeti olmakla beraber sadece bir kısmını oluşturur.

Kalite kontrol fonksiyonu 4 ana aÅŸamadan oluÅŸur:

1)Standartların Kurulması: Tüketici memnuniyet ve teknolojik olanaklar gözönüne alınarak ürün kalitesini ilgilendiren maliyet , güvenilirlik ve performans standardı hesaplanır.

2)Uygunluk Sağlanması: Üretilen ürünün kalite özelliklerinin önceden saptanan standartlara uygunluğunun sağlanması.

3)Düzeltici Kararlar Alınması: Standartlardan tolerans limitleri dışına taşan sapmalar meydana geldiğinde önlemlerin ve düzeltici kararların alınması.

4)Geliştirme Çalışmaları: Kalite için uygulanan standartların geliştirilmesi,yeni yöntemlerin ve teknolojik olanakların araştırılması.

Kalite Kontrolün Amaçları:

Kalite kontrolün temel amacı;tüketici isteklerini mümkün en ekonomik düzeyde karşılaşılan ürünün üretimi şeklinde tanımlanır.

İşbölümünde görev ve sorumluluk dağıtımını belirgin hale getirmek ve temel amacın gerçekleşmesi kolaylaştırmak için ayrı ayrı hedef olarak seçilen alt amaçlar aşağıdaki gibi sıralanır.

1. Ürün kalite düzeyinin yükseltilmesi

2. Ürün dizaynın geliştirilmesi

3. Daha ucuz ve kolay işlenebilir malzeme araştırılması

4. İşletme maliyetlerinin azaltılması

5. Iskarta,işçilik ve malzeme kayıplarının azaltılması

6. Üretim hattındaki problemlerin giderilmesi

7. Personel moralinin yükseltilmesi

8. Müşteri şikayetlerinin azaltılması

9. Rakiplere karşı firma prestijinin arttırılması

10. İşçi-işveren ilişkilerinde olumlu gelişme sağlanması

Kalite Kontrolunu Etkileyen Faktörler :

Kalite kontrolünü etkileyen faktörlerin başında üretim araçları ve yöntemleri gelir. Teknolojinin çok hızlı ilerlemesi üretim sürecinde insan gücünü gün geçtikçe azalmasını sağlamıştır. Üretimde makinaların kullanılası kalite kontrol çalışmalarını da çok etkilemektedir.Bunun en belirgin sonucu üretim sonunda yapılan çalışmalarda makina üretiminin,insan gücüne göre daha hatasız olduğunu göstermektedir.Ancak şu unutulmamalıdır ki az da olsa insan gücüne ihtiyaç vardır.İnsansız bir üretim düşünülemez.

Kalite kontrolü , bir işletmede geniş kapsamlı faaliyetlerden oluşan bir fonksiyon olduğuna göre ,işletmede bütün departmanların kararları ve tutumları tarafından etkilenir.

“Kalite kontrolünü etkileyen faktörleri sıralayacak olursak;

1. Pazar ve tüketici özellikleri

2. Finansal olanaklar

3. İnsangücü

4. Malzeme

5. Üretim yöntemleri

6. Teknolojik gelişme düzeyi

7. Eğitim düzeyi

8. Ülkenin yasaları ve inançları.”(4)

Son maddeyi biraz açıklayacak olursak örneÄŸin ülkemizde üretilen gıda ürünlerinin çoÄŸunda,ürünü tanıtan kısmında “ Ürünlerilerimizin hiçbirinde domuz yağı ve katkı maddesi yoktur.” İbaresi bulunmaktadır.Buda ülkemizde kalite faktörü olarak kullanılabilir.

C) KALİTE GÜVENCESİ :

Kalite güvencesi ,bir mal yada hizmetin müşteri ihtiyaçlarını tam ve doğru bir şekilde karşılamasını sağlamak için bütün işletme fonksiyon,birim ve kaynaklarının aynı amaç doğrultusunda bir araya getirilmesidir. Kalite güvencesi iyi bir yönetim ve planlamadır. İşletmedeki herkesin işidir. Kalite güvencesinin doğru bir şekilde sağlanabilmesi için müşteri ihtiyaçalrının önceden tam ve doğru bir biçimde belirlenmesi gerekir.

Kalite güvencesi;bütün işlerin ilk seferinde ve her zaman doğru olarak yapılmasının aracıdır.

Kalite güvence sisteminin temelinde ürün yada hizmetin geçtiği tüm aşamalardaki talimatlar , görev ve sorumluluk tanımları ile bunların belgelendirilmesi , çalışanların eğitilmesi ve kalite konusunda bilinçlendirilmesi ile kalitenin planlanan düzeyde en az kaynak kullanımıyla korunması yatmaktadır.

ISO 9000 , işletmenin olanaklarına uygun bir Kalite Güvence Sistemi geliştirilmesinde kullanılabilecek bir modeldir.ISO 9000 işletmelerin Kalite Güvence Sistemlerini oluşturmaları için genel prensipleri tanımlayan bir standartlar serisidir. Ayrıca ISO 9000 Kalite Güvence Sistemi üretim kuruluşlarının yanı sıra finans , sigortacılık ,sağlık gibi diğer hizmet sektörlerinde de uygulanabilecek bir standarttır.

ISO 9000 bir işletme için bir çok gelişmiş ülkede kabul edilmiş olan uluslararası bir standarda uygun bir kalite güvence sistemine sahip olmak anlamına gelecektir.

Kalite Güvence Sistemi uygulana işletmede;

- Maliyetler azalır,

- Daha iyi ürün ve hizmet tasarımı yapılır ,

- Verimlilik artar,

- Müşterilere karşı işletmenin güveni artar.

D)TOPLAM KALİTE:

Kalite, üretim sürecinde çalışmanın yoÄŸunlaÅŸmasının , tüketim sürecinde tüketicinin tercihinin yönlendirilmesinin bir aracıdır. Bunun yaygın olarak örgütlenmesi de Toplam Kalite Yönetimi (TKY)’ dir. Toplam kalite tanımını kalite tanımını göz önünde tutarak tanımlayacak olursak ; toplam kalite , müşterilerin veya tüketicilerin ihtiyaçlarını en iyi ÅŸekilde karşılayan bir yaklaşım olduÄŸunu kadar maliyetleri de azaltan bir yönetim tarzıdır.”baÅŸka bir tanımla ,toplam kalite hataları önlemeyi hedefler;böylece bir taraftan tüketici hatasız ürünleri kullanırken ,diÄŸer taraftan üretici maliyetleri düşürür.” ( 5 )

Bir işletmede toplam kalitenin bilinçli ve sistematik bir biçimde sağlanmasının iki temel şartı vardır:

1) Bilimsel ve objektif analizlerle hatalara neden olan faktörlerin bulunması ve ayıklanması.

2) Bu hataların meydana gelmesine neden olan sistemi geliştirmeye dönük bir yönetim anlayışı.

Bir yönetim tarzı olarak toplam kaliteyi açıklayacak olursak,

Toplam kalite felsefesi güçlü bir yönetim paketi olup ,sadece sözde kalan bir felsefe değildir.Pratikte de uygulanmaktadır.Bu yönetim üç unsurdan oluşmaktadır:

Birincisi;işe ilişkin olarak mantıksal bir düşünce biçimi geliştirmek,ikincisi kaliteyi geliştirmek için çalışanları motive etmek, son olarak ta pazarlama şansını artırıcı bir şirket kültürü meydana getirmektir

Gelişme ve yeni buluşlar için tüm çalışanların katkısına,analiz,problem çözme ve karar verme tekniklerinin sistematik bir biçimde kullanılmasına dayanmaktadır.

Toplam Kalite Yönetimin Nedir?:

Toplam Kalite Yönetimi her şeyden önce bir yönetim felsefesidir. Bu felsefe, insanın mutluluğunu esas alır. İnsan çalışanlardır, insan müşterilerdir, insan ortaklardır, insan bayilerdir, insan tedarikçilerdir, insan toplumdur. Şu anda insanlarla çalışıyoruz, yarın da insanlarla çalışacak isek, temelinde insan yatan bu felsefenin modası hiçbir zaman geçmeyecektir. Toplam Kalite Yönetimi, bir şemsiyedir ve esnek bir kavramdır; insanın mutluluğunu esas alan her türlü yönetim aracı bu şemsiyenin altına girer.

Herkes fikrini serbestçe söyleyebilmeli ve herkes yönetime ve kararlara bir şekilde katılabilmelidir. Çalışanların önerilerini dinleme, onlara değer vermek ve ödüllendirmek gerekir.

Toplam Kalite Yönetiminde iletişim çok önemlidir. Tüm çalışanlarla çift yönlü ve sağlıklı iletişim kurmak gerekir. Özellikle kurumun vizyon ve misyonunu tüm çalışanların bilmesi, hedefe ulaşmada sinerjiyi sağlar. Bu iletişimi hızlandırmak için yalın organizasyona geçilmeli, hiyerarşi yok edilmeli ve açık kapı politikaları uygulanmalıdır.

Toplam Kalite Yönetimi “devamlı iyileÅŸtirme”yi esas alır. Tüm süreçleri yeniden gözden geçirip nasıl daha iyi olabilir, nasıl daha hızlı olabilir diye sorgulamak ve devamlı iyileÅŸtirme yapmak gerekir. Bunun için ekip çalışmalarına, çalışanların önerilerine gereksinim vardır.

Kıyaslama ve ölçümler gereklidir. Tüm süreçlerde metrikler belirlemeli ve bunlardaki iyileÅŸmeyi “dünyada en iyiler” ve “sektöründe en iyiler” ile kıyaslanmalıdır.

Toplam Kalite Yönetiminde iç ve dış müşteriler belirlenmeli, onların beklentileri karşılanmalıdır.

Müşterilerin seçenek olanakları ve teknolojik beklentileri artmakta, hatalara karşı hoşgörüsü giderek azalmaktadır.

Müşterilerin bu davranış biçimi, ister istemez Toplam Kalite Yönetimi felsefesini getirmektedir ve getirmeye devam edecektir.

“TKY’nin en temel unsurları Fiegenbaum ve Ishikawa gibi çeÅŸitli kalite yönetcileri tarafından aÅŸağıdaki gibi sıralanmıştır.

· “Kalite odaklı olmak,

· Müşteri odaklı olmak,

· Süreç odaklı olmalık,

· Kalite maliyetlerini hesaplamak,

· Deming döngüsünü bir yönetim modeli olarak kullanma,

· Gerçekler ve istatistikleri kullanarak karar vermek,

· Devamlı gelişme(Kaizen),

· Hedeflerle yönetim(Hoshin Kanri),

· Günlük yönetime (Nichijo Kanri) ağırlık vermek,

· Katılımcı yönetim ve grup çalışması ,

· Her girdi ve kaynağın kontrolü,

· İç müşteri kavramı

· Önlemeye dönük yaklaşım.

Bu çalışmalarla iÅŸletme devamlı kendini geliÅŸtirerek daha iyi rekabet edebileceÄŸi bir konuma gelecektir.”( 6 )

Bütün bu sayılanları gerçekleştirmek ise temelde yönetimin sorumluluğundadır.Her şeyden önce ana gayenin müşteriye hizmet olduğu yönetim tarafından benimsenmeli ve çalışanların tümüne benimsetilmelidir.

İşletmelerde yönetim kademesindeki her ferdin iki temel görevi vardır:

1-Kuruluşun performansını yükseltmeye imkan veren sistemleri kurma ve geliştirmek

2-Mevcut sistemi belirlenen hedefler doğrultusunda çalıştırmak.

Kalite programının başarılı olabilmesi için herkesin katılımın sağlanması esastır. Toplam Kalite entegre bir sistemdir.Yönetimde bölümler arası iletişimin kopuk olması gelişmeleri önler.

Klasik anlayışta yönetim mantığı belirli bir standarda göre üretimi gerçekleÅŸtirmek ve denetim altına almaktır.Toplam kalite hiçbir standardı yeterli kabul etmeyen bir sistemdir.”

Eğer kısaca klasik yöntem anlayışı ile toplam kalite yönetimi anlayışı karşılaştırılacak olursa aşağıda belirgin farklılıkları göze çarpan bir sonuç çıkar.

Klasik Yönetim Anlayışı Toplam Kalite Anlayışı

1 “Muayeneye” dayalı kalite, 1 “Önlemeye” dayalı kalite,

2 Yüksek kaliteyle artan maliyet, 2 Yüksek kaliteyle düşen maliyet,

3 Optimum tok, 3 Sıfır stok ,

4 Spesifikasyon limitleri arası üretim, 4 Hedeflere uygun üretim,

5 Azami uzmanlaşma ile sistem geliştirme 5 İşbirliği ile sistem geliştirme

yaklaşımı,

6 Kabul edilebilir hata 6 Sıfır hata,

7 Ödül ve cezaya dayalı motivasyon 7 Takdir ve teşvik ile motivasyon,

8 Rekabete dayalı tedarik sistemi, 8 Karşılıklı güvene dayalı tedarik sistemi

9 Belirli kriterlere göre kaliteli üretim 9 Müşteri memnuniyeti hedefli kalite,

10 Kalite fonksiyonu sorumluluğunda 10 Tüm çalışanların ve yönetimin sorum-

kalite güvencesi luluğunda kalite güvencesi,

11 Hatalı uygulamaları önlemek ve 11 Çalışanların fikirlerinden yararlana-

prosedürler geliştiren yönetim, rak hataları önleyen yönetim,

12 Tecrübe ve insiyatife dayalı yönetim 12 İstatistik ve analizlere dayalı yönetim

kararları kararları,

Bunlar gibi bir çok farklılık sayılabilir. Sonuç olarak Toplam Kalite bir “kalite kontrol “ kavramı deÄŸildir.bunun çok ötesinde ,bir yönetim felsefesi ,düşünce ve yaÅŸam tarzıdır.

2-Farklı Kalite Yaklaşımları :

A) İSTATİSTİKİ KALiTE :

“Bu yöntem istatistiki kalite kontrol olarak adlandırılmakta olup istatistik sayesinde üretim sırasında ortaya çıkabilecek bozukluklar önceden tahmin edilmeye ve düzeltici önlemler buna göre alınmaya baÅŸlanmıştır” (7 )

İstatistiğin buradaki önemi üretimin her aşamasında karşımıza çıkmaktadır. Üretimin kontrol altında olup olmadığı istatistiksel tekniklerle belirlenmesi ve kontrol edilmesi; olağan dışı bir durum varsa bunun fark edilmesi ve sebeplerinin belirlenmesinde rol oynar.

B) TİCARİ KALİTE:

“Ticari kalite ile ilgili olarak temelde üç kavram üzerinde durulmaktadır.Bunlardan birincisi tasarım kalitesi ,ikincisi üretim kalitesi ve üçüncüsü kullanım kalitesidir.

Üretim kalitesi ile ,tasarım kalitesinin ürüne yansıtılması çabalarının bir göstergesidir.Bir ürün tasarım aşamasında ne kadar üretim ve olanaklara uygun olarak tasarlanırsa üretimde kalite o derece artacaktır. Uyum kalitesi olarak ta adlandırılır.

Kullanım kalitesi ise ,kullanım süresi içinde ,bakım ve servis imkanları , yedek parça bulunabilmesi gibi etmenleri içerir.” ( 7 )

C) EKONOMİK KALİTE :

“ Ürünün saÄŸladığı ek karın aşıldığı kalite seviyesidir.Üretici malının belirli bir karla satmak tüketici ise malı en ekonomik ÅŸekilde almak ister.İşte bu iki tarafında ekonomik beklentilerinin üstüne çıkıldığı anda ekonomik kalite yakalanmış olunur.BaÅŸka bir deyiÅŸle gelir ve kazanç azaltma kavramını irdeleme yöntemlerinden biridir. Aynı zamanda ekonomik kalite yöneticilere , müşterilerin harcama-kar iliÅŸkisine bakarak kaliteyi ne ÅŸekilde açıkladıklarını da hatırlatır.” ( 8 )

D) SOSYO – ORGANİZASYONEL KALİTE :

“ Sosyo – organizel kalite boyutu iÅŸletmede bulunan insan kaynakları ile ilgilidir.

Sosyo-organizel iÅŸletmedeki çalışanların bir amaç çevresinde yoÄŸunlaÅŸması, motive edilmesi,çalışma planının yapılması ve bunun sonucunda istenen kalite ortamında kaliteli üretim. Bu konuda en somut örnek Kalite Kontrol Çemberleridir. Üretim veya hizmet iÅŸletmesinde çalışan kiÅŸilerin oluÅŸturduÄŸu ekip ,maliyet, verimlilik ,çalışma koÅŸullarının düzenlenmesi ve iÅŸ güvenliÄŸi gibi konular yanında doÄŸrudan kaliteye yönelik çalışmaktadırlar.” ( 7 )

E) STRATEJİK KALİTE :

İşletmeler varlıklarını sürdürebilmek için değişiklikleri önceden tahmin etmek ve rekabet ortamında üstünlük sağlamak zorundadırlar.İşletme ile çevresi arasındaki ilişkileri analiz ederek , işletmenin hedef ve amaçlarının belirlenmesi ve bunları gerçekleştirecek faaliyetlerin tespiti ve bunları gerçekleştirecek kaynakların sağlanması işletmenin stratejisi olarak tanımlanır.

Stratejik yönetim ise ,işletmenin dış çevreyle olan ilişkilerinin düzenlenmesi ve yönünün belirlenmesi için yapılacak faaliyetlerin planlanması, örgütlenmesi,uygulanması,koordinasyonu ve kontrol edilmesi süreci olarak tanımlanabilir.

Şirketlerin rekabet ortamında varlıklarını devam ettirmeleri ve kar etmeleri, ürünlerinin ve kalitelerinin iyi stratejik yöntemlerle kullanılmasına bağlıdır. Satış , pazarlama, reklam , hizmet stratejilerinin planlaması ve bunların şirketin amacına yönelik kullanılması devamlılık için gereklidir.

KAYNAKLAR:

1) Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu,1998 syf. 769

2) Ekonomik Terimler Ansiklopedisi- Halil SeydioÄŸlu 1992 syf.433

3) Toplam Kalite Yönetimi- Rıdvan Bozkurt syf.4-5

4) Endüstriyel Kalite Kontrolu-Bülent Kobu syf.265-270

5) Bankalarda Toplam Kalite Yönetimi-Mehmet Takan syf. 18-19

6) Toplam KaliteYönetiminin Doğuşu ve Temel Esasları syf.4-7

7) Toplam Kalite Yönetimi-İsmail Efil syf.15-18

8) İnternet siteleri:

· www.kalite.net

· www.kalitesitesi.8m.com

· www.kageme.itu.edu.tr (kalite geliştirme merkezi)

· www.siteky.com

· www.tanjuargun.com

· http://www.tusside.gov.tr/tr/faaliyet/kalitey.htm

İŞLETMELERDE KALİTE FAKTÖRÜNÜN GELİŞİMİ

1.KALİTENİN TARİHSEL GELİŞİMİ

a)Muayene

b)Kalite Kontrol

c)Kalite Güvencesi

d)Toplam Kalite

2.FARKLI KALİTE YAKLAŞIMLARI

a)İstatistiki Kalite

b)Ticari Kalite

c) Ekonomik Kalite

d)Sosyo-Organizel Kalite

e)Stratejik Kalite

121419991016 GÖKHAN DAVRANLI

Örgüt İletişimi

Salı, 06 Kasım 2007

Örgüt iletişimi

İnsan örgütlü yaşamın yaratıcısı ve yürütücüsüdür; örgütlü yaşamı oluşturan, tutan ve değiştirendir. Örgüt insanla oluşur. Örgütsel iletişim ve örgütsel baskı, özgürlük söylemi ve arayışı, insanın insanlığını örgütsel yapılar ve ilişkiler içinde kazanması ve kaybetmesi, köle ve efendi olması, palyaçoluk ve krallık yapması, inanması ve savunması gerektiğine değil de inanmaması gerkene inanması ve savunmaması gerekeni savunması, kendisi için sanıp başkaları için ölmesi ve öldürmesi, kendinin olmayana hayali sahipliklerle sahiplik taslayıp hayallerle kendinin olmayan materyalliklere ve ideolojilere umutsuz umutlarla sarılması, ben ve benim dediğinde bile kendinin parçası olan ve/veya kendini sömüren bizliklerle dolu olması, insanın örgütlülüğünün bir belirlemesi ve sonucudur. Aile dahil bütün örgütsel yapılar ve bu yapılardaki ve yapılar arası ilişkiler kendi başlarına*kendileri için özgün bir karakter taşımazlar; genel egemen bir* yapının ve ilişkiler bütününün çeşitli ölçüde destekleyicileri veya alternatif\karşıtlarıdır. Mikro yapılar aslında hem egemen* makroları hem de mücadeleleri çeşitli* biçimler ve ölçülerde yansıtırlar. Böylece aynı anda hem kendi oluşum ve gelişme hem de genel yapının koşullarına çeşitli ölçüde ve biçımlerde katkılarda bulunurlar.

Örgütler en geniÅŸ anlamıyla insanların birlikte yaÅŸadığı kurulu yapılardır ve sadece firma veya ÅŸirketler deÄŸildir. Fakat örgüt ve örgüt iletiÅŸimiyle ilgili ürünler ve sunumlar örgüt konusunu sadece egemen firma yapıları içine çökertmekte ve ilgi ÅŸirketlerin sorunlarını çözme noktasında toplanmaktadır. Bilkent Üniversitesinde, Orta DoÄŸu Üniversitesinde, Ankara Üniversitesi İletiÅŸim Fakültesi kütüphanesinde, internet yoluyla örgüt iletiÅŸimi konusunda basılı akademik dergilrin, kitapların ve derslerin içeriklerinin incelenmesi sonucunda elde edilen bulgu örgüt iletiÅŸimi konusunda tek yönlü ve taraflı bir yaklaşımın olduÄŸuna iÅŸaret etmektedir: Örgüt ve örgüt iletiÅŸimi tümüyle firma\ÅŸirket ve ÅŸirket iletiÅŸimine indirgenmektedir. Toplumun diÄŸer örgütsel yapıları ya tümüyle ihmal edilmiÅŸ ya da birkaç cümleyle geçiÅŸtirilmiÅŸ. Firma\ÅŸirket iletiÅŸimine indirgenen örgütsel iletiÅŸimle ilgili kitaplar ve derslerin içeriÄŸi büyük çoÄŸunlukla iki alana eÄŸilmektedir. Birincisi akademik bir karakter taşımaktadır; ikincisi ise akademik karakterden yoksun ve sadece “nasıl olmalı” ile ilgilenmekte ve yönetimde mekaniksel ve idealleÅŸtirilmiÅŸ çözümler sunmaktadır. Birincisinin ilgilendiÄŸi alanlar firma ve firma iletiÅŸimindeki geliÅŸmeler ve teoriler etrafinda dönmektedir. İkincisinin ilgilendiÄŸi alan büyük çoÄŸunlukla yönetim, mesaj ve etkiden hareket ederek firma için görevsel bir yönetim biçiminin ve iletiÅŸim ağının üzerinde toplanmaktadir.

Bu kitapta sunulan niteliksel-eleştirel sunum, alışılagelmiş örgüt ve iş (business) iletişimi dergi ve kitaplarından, özellikle örgüttsel iletişimi mesaj alışverişine, * mesaji anlama, yanlış anlama, doğru anlamayı sağlama gibi insanlar arası ilişkilerde ve iletişimde egemen yapıların işlerini kolaylaştırmayı amaçlayan ve örgütte ve iletişimde temeli örgütsel amaçların gerçekleşmesi olarak alan yaklaşımlardan farklı olarak hazırlanmıştıştır. Örgüt ve örgüt iletişimi firmaya indirgenmedi; onun yerine örgütlerin çokluğu ve farklılığı belirtildi, ağırlık endüstriyel örgütlenmelere, firma\şirket yapıları ve iletişimine ağırlık verildi, çünkü amaç egemen örgüt anlamlandırmasını ve iletişimini sunarken, aynı zamanda farklı yaklaşımları da sunmaktı. Gerektiginde toplumdaki diğer orgüt biçimleri ele alındı ve karşılaştırmalar yapıldı. Dolayısıyla, bu incelemede sadece egemen yaklaşımlar ve yorumlamalar değil, aynı zamanda ve daha önemli olarak eleştirel yaklaşım ve yorumları sunmak amaçlandı. Bu temel amaçtan hareket ederek, bu yapıt hem* öğrenciler, hem örgüt ve örgüt iletişimi ile ilgenen akademisyenler için en azından aşağıdaki amaçları gerçekleştirmeye çalışacaktır:

Örgüt denince sadece firma\şirket akla gelmemesi gerektiğini vurgulamak;

insanın örgütlü yaşamının sadece firma\şirket yaşamı olmadığı; diğer sosyal, kültürel ve siyasal amaçlı, toplumun temelini oluşturan aile, okul, yardımlaşma ve dayanışma kurumları, egemenliği koruma ve perçinleştirme için kurulmuş siyasal kurumlar, partiler, ordu, polis, gibi önemli örgütler ve bu örgütlerde iletişimler olduğunu açıklamak;

günümüzde firmaların\şirketlerin ekonomiye egemen olduğu ve firmaların\şirketlerin kültürlerinin günlük yaşamda yaratılan popülerlikle baskınlık kazandıkları, fakat bunun toplumun diğer örgütlenmelerinin ihmal edilmesi ve sadece firma\şirket hayatına ve kültürüne eğilme zorunluluğu olmadığını; bu zorunluluğu sadece firma\şirket iletişimine ağırlık vererek şirketlere iş yapan veya her hangi bir nedenle şirket ideolojisini benimsemiş akademislerlerin duyduğu gerçeğini belirtmek;

örgüt türlerinin ve yapılarının sadece firma\şirket türleri ve yapıları olmadığı ve toplumda firma\şirket türleri ve yapılarından farklı daha bir çok örgütsel türler ve yapılar olduğunu; firma\şirket türü yapılandırmaların ticari çıkar temelli kendine-hizmet amacından öte ne firma içinde çalışanlara hizmet ne de halka\tüketiciye hizmet gibi bir amacı olduğu; bu tür ikincil amacın hizmet değil ekonomik çıkar gerçekleştiren bir etkinlik olduğu ve bunun hizmet kılıfıyla süslendiğini ortaya koymak;

egemen örgüt ve örgüt iletişimi yaklaşımlarının, emek ve fiat politikalarından geçerek sermaye birikimini artırmak isteyen şirketlere bu amaçlarını gerçekleştirmede en etken ve etkili bir şekilde yardım etme olduğunu incelemek;

Egemen yaklaşımların insan ilişkileri, insan kaynakları, katılımcı yönetim, yukarı doğru iletişim, demokratik yönetim, toplam kalite yönetimi gibi söylemlerinde aslında insancıllıkla, insanın insanca yaşamasıyla ilgili hiçbir önemli unsur olmadığı; aksine insanın emeğinin ve psikolojisinin kurnazca sömürülmesiyle ilgili olduğunu açıklığa kavuşturmak.

Örgütü anlama ve anlamlandırma ile ilgili yaklaşımlara bakıldığında, amacın bilimsel ilgi ve amaçtan saptığı, onun yerine şirketlerin yönetimi için çeşitli kontrol mekanizmalarının kurulması ve geliştirilmesi ve uygulanması yönünde olduğu görülmektedir.

Benzer ÅŸekilde örgüt iletiÅŸimi alanında amaç gene çalışanların ve çevrenin yönetiminde iletiÅŸimin en etken ve verimli bir ÅŸekilde kullanılması olmaktadır. Örgütsel iletiÅŸim dergilerine, kitapları ve derslerine baktığımızda, amacın öncelikle bilimsel anlamda anlama, anlamlandırma ve kuramsal bir bütünle birleÅŸtirerek genel bir teori kurma veya teori test etme olmadığını, onun yerine örgütsel davranışları incelemelerle anlayarak, firma\ÅŸirket sorunlarını daha iyi diagnose etme, bu diagnosdan hareket ederek sorunları çözme ve sorun çıkmasını engelleme olmaktadır. Elbette, bu ÅŸirketler için ve ÅŸirketlere iÅŸ yapan araÅŸtırma ve geliÅŸtirme firmaları ve akademisyenler için önemlidir. Fakat, insan örgütleri sadece firmalar\ÅŸirketler deÄŸildir. Aile’den baÅŸlayarak ticari çıkar ve sömürü üzerine kurulmamış toplumsal örgütleri neden ihmal ediyoruz? Aileye, yardımlaÅŸma ve dayanışma kurumlarına, ticari olmayan kültürel örgütlü yapılara eÄŸilme, bu yapıların bilinçlenmeleri ticari çıkarların amaçladığı davranış etkilemelerine ve yönlendirmelerine direnebileceÄŸi için mi ihmal edilmektedir? Bu alana eÄŸilme, büro açmış ve kapitalizmin yarattığı psikolojik arazları sömüren bazı psikologlar ve psikiyatristler dışında, bazı sosyologlar ve kültürel antropologlar ötesinde, akademisyenlere para getirmediÄŸi, potansiyel ekonomik çıkar kaynağı olmadığı, popülerlik taşımadığı için mi çekici olmamaktadır? Bu nedenle mi örgüt teorileri ve örgütsel iletiÅŸim yaklaşımları örgütle ilgili örgüt içi ve dışı davranışlarla yakından ilgilenmektedir?

Örgütsel iletiÅŸim nasıl ki ÅŸirket iletiÅŸiminde etkili yönetime indirgenmiÅŸse, örgütsel iletiÅŸim davranışları da kaçınılmaz olarak ÅŸirket içi ve ÅŸirket dışı davranışlara –yönetici ve çalışanların, müşteriye ve müşteri davranışına – indirgenmiÅŸtir. Daha kötüsü, iletiÅŸim mesaj alışveriÅŸine, mesaj göndermeye, bu alışveriÅŸteki yanlış anlamalara, iletiÅŸimsizlik ve\veya iletiÅŸim çökmesine indirgenmiÅŸ; çözümler iyi mesaj hazırlamaya, etkili sunuma, vücut diline, etkili konuÅŸmaya, katılımcı yönetim iletiÅŸimine, ve sahte imajlarla bizlik bilinci yaratarak katılma yaratma çerçevesi içıne sıkıştırılmıştır. Bu tür yaklaşım, iletiÅŸimi yetersiz ve yanlış tanımlamaktadır; iletiÅŸim sorunlarını yanlış belirlemekte ve sunmaktadır; çözümlerde ÅŸirket yapısının gerçeÄŸiyle uyuÅŸmamaktadır; en büyük faydası, belirlediÄŸi sorunlar ve sunduÄŸu çözumlerle örgüt ve örgut iletişımi konusunda akadamik gündemi belirleme ve ideolojik meÅŸrulaÅŸtırmayı saÄŸlama yönünde olmaktadır. Elbette, bu sırada, örgütle ve iletiÅŸimle ilgili kitapları satan firmalar, bu kitapları yazan ve okutan ögretim üyeleri tarafından zenginleÅŸtirilmektedir. Elbette, bu sırada, bu dergileri ve kitapları okuyanlar firma gerçeÄŸinin böyle olduÄŸunu sanma olasılığıyla yüzyüze gelmektedir.

Örgütsel iletiÅŸim firma\ÅŸirket iletiÅŸimine indirgendiÄŸinde, iletiÅŸimi anlama ve maniple yoluyla örgüt üyelerini ve bireyi “deÄŸerli bir örgüt üyesi yapma” çabaları bilinç yönetimi alanı içine girer. Bir taraftan örgüt içi halkla iliÅŸkiler etkinlikleriyle çalışanlara bizlik ve aitlik yoluyla gönüllü katılma duygusu verilme istenmektedir. Bu bilinç yönetimi biçiminin 1990’lardaki popüler anlamlandirması önüne çeÅŸitli takılar konarak sunulan “kimlik” kavramıyla yapılmaktadır. Firma bizliÄŸiyle kazanılan kimlikler günümüzde sadece firmada çalışanlar ile sınırlı kalmamaktadır. Firma ürününü kullanarak kazanılan kimlikler ve kimlikler arası rekabetler özellikle gençler arasında oldukça yaygın hale gelmiÅŸtir. New York’un meÅŸhur Plaza Otelinin işçilerinin girdiÄŸi kapıda “bu kapıdan dünyanın en kaliteli işçileri girer” yazmaktadır. Bu yazılar ve baÅŸarılar akademisyenlerin ve firmada çalışan eÄŸitilmiÅŸ uzman ve yöneticilerin bu alanda çaba göstermelerinin sonuçlarıdır. Bir yandan metinsel ve sözsel discourse ile, yani günlük deyimle “lafla peynir gemisi” yürütmeye çalışılırken, diÄŸer yandan çok önemli bir yan tümüyle söylem ve metin dışı bırakılarak yok sayılmaktadır: Ücret\maaÅŸ politikaları. Bu politikalarla insanlar ekmek derdine düşürülmekte, tedirgin edilmekte, baskı altında tutulmakta, psikolojik dengesizliklere düşürülmekte, iÅŸten atılma ve ekmeÄŸinden edilme tehditiyle stress altında yaÅŸatılmaktadır. Hangi örgüt iletiÅŸimi uzmanı, akademisyeni ve araÅŸtırmacısı, en insancıl, en verimli ve gerçekçi bir bizlik duygusunu yaratacak bir iletiÅŸim politikasının ücret politikalarında degiÅŸmeler gerektirdiÄŸini söylemiÅŸ ve bu yönde kuram geliÅŸtirmiÅŸ ve ÅŸirketlere önerilerde bulunmuÅŸtur? İncelenen örgüt iletiÅŸimi ders içeriklerinde, akademik derggilerde ve kitaplarda böyle bir yaklaşım görülmez. Gorülmeme nedeni oldukça açıktır; çünkü egemen örgüt yonetimi ve iletiÅŸimindeki egemen amaç, var olandan fazla hiçbir ÅŸey vermeksizin, daha fazla almaktır: Özlüce, posasını çıkartmak! Bu baÄŸlamda elbette örgüt ve iletiÅŸimle ilgili yaklaşımlarda egemen yönelim örgütsel davranıştan beklenenlerin ne olduÄŸu üzerinde durma ve davranış modifikasyonuna ve kontroluna yönelik kontrol önerilerine odaklanma olacaktır.

Akademik dünya, içinde bulunduÄŸu örgütlü dünyanın bütünleÅŸik bir parçası olarak daima bir mücadele alanı olmuÅŸtur. Örgüt ve örgüt iletiÅŸimiyle ilgili egemen sunumlardan farklı yaklaşımlar mücadele ürünleri olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle 1980’lere kadar siyasal ekonomi ağırlıklı marksist yaklaşımlar bu karşıt anlamlandırmayı yapmıştır. Kültürel incelemelerin 1980’lerde popülerleÅŸmesiyle birlikte, artan bir ÅŸekilde, Marksist siyasal ekonomiye saldırgan olarak gelen veya bir kenarda bırakan “anlam verme” merkezli yaklaşımlar çıktı. Örgütü ve örgüt iletiÅŸimini eleÅŸtirel olarak ele alan yaklaşımlar, egemen yaklaşımların ya hiç ele almadığı ya da sadece bireysel seviyeye indirgediÄŸi discourse, ideoloji, iktidar\güç, kimlik, cinsiyet, ırk\azınlık, temsil, yorum gibi öğeler üzerinde dururlar. Bu alternatif yaklaşımlar çoÄŸunlukla materyal üretim biçiminin ve iliÅŸkilerin sosyal gerçeÄŸin egemen belirleyicisi olduÄŸunu kenara iterek, mental süreçlerden geçerek sosyal gerçeÄŸin yaratılması üzerinde durmaya baÅŸladılar. Böylece, örgüt ve iletiÅŸim alanıda da, gerçeÄŸi belirleyen ve tanımlayan materyal yapıları ve iliÅŸkileri anlamlandıran (construe, reconsture, deconstrue, decode) ÅŸey, dili kullanan ve semiotik çözümlemelerle egemenliÄŸe ve mücadeleye katılan “düşünce” yapıldı. Günlük insan pratiklerini ve iliÅŸkilerini örgütleyen belirleyici öğe iletiÅŸim süreci oldu. Örgüt yapıları, örgütsel baskılar, ücret\maaÅŸ politikalarıyla gelen terör, iÅŸ bulma ve iÅŸini kaybetmeme için uÄŸraÅŸ, kendi ücretinin\maaşının artırılmasında en küçük bir etkiye sahip olamama, diyalogun güç\iktidar iliÅŸkileri içinde kayboluÅŸu ve egemen discourse ve anlamlandırmanın meÅŸrulaÅŸtırılması ve alternatiflerin gayri-meÅŸru veya marjinalleÅŸtirilmesi, semantik çözümleme ve yeniden-anlamlandırmanın devlet ve özel teÅŸebbüş terörünün egemenliÄŸindeki yaÅŸam koÅŸulllarında aldığı egemen ve kölece ÅŸekillnmelere baktığımızda, “yeniden anlam verme” ile televizyon önünde bile mücadelenin kaybedildiÄŸini görürüz. Elbette kültürel analizler, özellikle egemenlik, mücadele, iktidar ve ideolojik yapılar ve çözümlemeler üzerinde inceleme yapan yaklaşımlar deÄŸerlidir. Fakat insan gerçeÄŸini örgütlü materyallikten ve bu materyallikteki mülkiyet yapısı ve iliÅŸkilerinden soyutlayarak, bu materyalliÄŸin ortaya çıkardığı belirtileri ve sonuçları inceleyerek anlamaya çalışmak ve bunu da materyalligi anlamlandıran dille açıklamaya çalışmak oldukça yetersizdir ve yanlış yönlendirici olabilir. Canlı insanın yaÅŸanan gerçeÄŸi canlı yaÅŸamın kendisini gözlemleyerek en iyi ÅŸekilde anlaşılabilir. Dil ve anlam üzerinde mücadele ideolojik ve siyasal bir mücadeledir ve sosyal üretim biçimi ve üretim iliÅŸkileri dışında deÄŸildir.

Bu kitabın temel amacı piyasada ve okullarda egemen olan örgüt ve örgüt iletişimi yaklaşımlarını eleştirel bir biçimde sunmak, bu sunumla, dünyanın sermayenin ekseninde dönmediğini, dönüyorsa, bunun örgütlü zaman ve yerlerdeki egemenliklerin bir ifadesi olduğunu ve evrensel bir gerçek olmadığını anlatmaktır.

Bilimin amaci aciklamak, açikliga kavuÅŸturmak, anlamak ve anlaşılirligi saglamaktir. Bu nedenle, gunumuzün iletiÅŸimde egemenlik kurmuÅŸ olan kulturel icelemelerde yapılanin aksine, kitapta anlaşılir olmak icin mumkun oldugu kadar gunluk dil kullanildi. Yer yer “akademik sogukluk ve sahte nesnellikten uzaklaÅŸan” bazı “duygusal dil” kullandığim için hiç kimseden özür dilemiyorum, çünkü hiç degilse bu ifadelerle kendime –ve okuyucuya—bilimin uretim biçımi ve iliÅŸkilerinden bağımsiz bir karakteresahip olmadığını hatirlatiyorum.

Küreselleşme-yeni Dünya Düzeni

Salı, 06 Kasım 2007

Küreselleşme-Yeni Dünya Düzeni

Feza ÖZTÜRK (1)

Berlin Duvarı’nın 1989 yılında çöküşünün ardından, 1990’lı yıllardan itibaren hemen her alanda sıkça

karşılaştığımız küreselleşme sözcüğü, günümüzde sadece ekonomik bir kavram olarak değil, içinde

bulunduğumuz uluslararası sistemi tanımlamak için de kullanılmaktadır.

Gerçek anlamı tamamıyla anlaşılmadan ve tartışılmadan, bütün dünyada olumlu veya olumsuz tepkilere yol

açan bir sözcük olan küreselleÅŸmenin bir ÅŸanssızlığı da, SoÄŸuk SavaÅŸ’ın sona ermesinin ardından, dünyada

bu kelimeyi sıkça kullanmaya başlayan siyasetçilerin izledikleri politikalarla özdeşleştirilmiş olmasıdır. Bu

yaklaşımın doğal sonucu olarak, küreselleşmenin ne anlam ifade ettiği tam anlaşılmadan, hakkında olumlu

veya olumsuz değer yargıları oluşmuştur.

Hangi Küreselleşme?

Küreselleşmeyi savunanlar da, eleştirenler de kendi görüşlerinin haklılığını ortaya koyacak gelişmeleri ve

istatistik bilgileri sıkça kullanmaktalar. Küreselleşmenin faydaları konusunda bir görüş birliği olduğunu

söylemek mümkündür. Sürdürülebilir ekonomik kalkınma, yükselen yaşam standartları, teknolojik ilerleme

ve bilginin daha hızlı yayılması, küreselleşmenin en belirgin faydaları arasında sayılmaktadır.

Öte yandan, küreselleşmeyi sadece ekonomik alandaki faaliyetleri etkileyen bir unsur olarak görmek de

sınırlı bir bakış açısını yansıtmaktadır. Bu çerçevede, malların ve sermayenin serbestçe dolaşımının yanısıra,

insanların daha sık seyahat etmeleri, bilgi-iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler ve internet kullanımının

giderek yaygınlaşması, küreselleşmenin önde gelen itici güçleri arasında bulunmaktadır. Saydamlık da,

küreselleşmenin ön plana çıkardığı kavramlar arasında yer almaktadır. Gelir dağılımının daha hakça olması,

yolsuzlukların azalması, hatta siyasi özgürlüklerin ve insan haklarına saygının artması, küreselleşmeyle doğru

orantılı gelişen unsurlar arasında sayılmaktadır.

Diğer taraftan, günümüzde küreselleşme içinde daha fazla yer alan ülkelerin hemen tamamı gelişmiş

ülkelerdir. Bu unsur, esasen küreselleşmeye karşı yöneltilen eleştirilerin de odak noktasını oluşturmaktadır.

Nitekim, küreselleşmeye karşı yöneltilen eleştirilerin başında, bu ilişkiler sisteminin, zengini daha zengin,

yoksulu daha yoksul kıldığı gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin marjinalizasyonuna (dışlanmasına) yol

açtığı, faydalarının hem ülkeler hem de bölgeler arasında eşit olarak dağılmadığı, eşitsizlikleri giderici değil

artırıcı bir rol oynadığı, küreselleşmeye yöneltilen diğer bellibaşlı eleştirilerdir.

Küreselleşmenin, sermayenin serbestçe dolaşımını kolaylaştırma ve yabancı yatırımları artırma yoluyla

ekonomik gelişmeye olumlu katkıda bulunduğu herkesçe teslim edilmektedir. Ancak, küreselleşmenin kriz

zamanlarında sermayenin daha çabuk yurtdışına kaçmasına ve krizlerin diğer ülkelere daha hızla yayılmasına

neden olduÄŸu da bilinen bir gerçektir. Tayland’da 1997 yılı Aralık ayında baÅŸlayan Asya krizi ve Rusya’da

1998 yılı AÄŸustos ayında meydana gelen mali kriz, kısa süre içerisinde ekonomisi çok güçlü olan ABD’de

bile etkisini hissettirmiÅŸtir. Türkiye’de 2001 yılı Åžubat ayında yaÅŸanan mali krizin etkisinin Rusya’dan

Brezilya’ya kadar birçok ülkede hissedilmesinde kuÅŸkusuz yeni küresel dinamiklerin de rolü bulunmaktadır.

KüreselleÅŸme ve „Dijital Bölünme“

Günümüzde küreselleşmenin ivme kazandırdığı bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, uluslararası

ticaret ve kalkınmanın canlanması konusunda çok önemli bir rol oynamaktadır. Yine de, bilgi ve iletişim

teknolojilerinin sunduğu olanaklardan yeterince faydalanıldığını söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Bilgi

ve teknolojiye ulaşım konusunda hem ülkeler hem de bölgeler arasında belirgin bir eşitsizlik bulunmaktadır.

Bilgi iletişim teknolojileri ve internet kullanımında gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olanlar arasındaki mevcut

farklılığı vurgulamak üzere kullanılan „dijital bölünme“ (digital divide) kavramının, küreselleÅŸmeyle birlikte

giderek „dijital uçurum“ (digital abyss) haline dönüştüğü eleÅŸtirileri son yıllarda sıkça yankı bulmaktadır.

Gerçekten, günümüzde dünya nüfusunun yüzde 80’inin en temel haberleÅŸme olanaklarından yoksun olduÄŸu

ve Afrika kıtasında yaşayanların sadece yüzde ikisinin telefon hattına sahip bulundukları unutulmamalı. Başta

Afrika ülkeleri olmak üzere, az gelişmiş ülkelerde internet kullanımı henüz marjinal bir konumdadır.

Yeni Düzen-Yeni Aktörler

Her ne olursa olsun, günümüzde küreselleşme, ekonomiden uluslararası ilişkilere kadar çeşitli alanlarda

dünyayı etkileyen, uluslararası toplumun dokusunu ve yapısını eskiye oranla tanınmayacak ölçüde değiştiren

bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler 1945 yılında kurulduğunda, uluslararası ilişkileri

belirleyen temel aktörlerin devletler olduğu konusunda herhangi bir kuşku yoktu. Sadece devletler,

uluslararası ilişkileri etkileyebilecek kaynaklara sahipti. Oysa günümüzde, uluslararası ilişkileri ve dünya

ekonomisini zaman zaman devletlerden çok daha fazla etkileyen yeni aktörler ortaya çıkmıştır. Çokuluslu

şirketler, hükümetdışı örgütler, medya kartelleri, araştırma ve düşünce (think-tank) kuruluşları, hatta bazı

devletlerin yıllık GSMH’sından daha fazla ÅŸahsi serveti bulunan bireyler ve yatırımcı konsorsiyumlar son 10

yıl içerisinde oluşan uluslararası sistemin yeni aktörleri olarak ön plana çıkmışlardır.

Çokuluslu şirketler, dünya sahnesinde ulus devletlerden çok daha sonra görünmekle birlikte, günümüz

uluslararası sistemini etkileyen ve yönlendiren aktörlerin başında gelmektedir. BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in son

verilerine göre, dünyanın en büyük 200 çokuluslu şirketinin toplam kaynakları 7.1 trilyon ABD Doları

tutarındadır. Dünyadaki ekonomik faaliyetlerin yaklaşık dörtte biri dolayında olan bu rakam, Birleşmiş

Milletler üyesi 189 ülkeden 182’sinin toplam ekonomik büyüklüklerinden fazladır. Çokuluslu ÅŸirketlerin

ihtiyaçlarını, çıkarlarını ve hedeflerini gözetmeyen bir uluslararası ekonomik sistemden söz etmek mümkün

değildir. Çokuluslu şirketler, olağanüstü ekonomik güçlerinin bir yansıması olarak, uluslararası ilişkilerde de

etkili olabilmektedir.

Küreselleşen dünyanın yeni ekonomik sorunlarıyla başedebilmek ve kaynaklarını artırabilmek amacıyla ürün

pazarlarını dünya geneline yaymak isteyen çokuluslu şirketler, şirket birleşmeleri ve satın almalar yoluyla

dünya ekonomisindeki etkinliklerini artırarak sürdürmektedir. BM tarafından yayınlanan 2001 yılı Dünya

Ekonomik Durum Raporu’na göre, ÅŸirket birleÅŸmeleri ve satın almaları ile özelleÅŸtirmenin önemli bir

bölümünü oluşturduğu Doğrudan Yabancı Yatırımlar (Foreign Direct Investments), 2000 yılında 1.1 trilyon

ABD Doları’na ulaÅŸmış bulunmaktadır. DoÄŸrudan Yabancı Yatırımların 10 yıl önce 200 milyar ABD Doları

olduğu gözönüne alındığında, sözkonusu yatırımların küreselleşme süreciyle birlikte ne büyük bir artış

gösterdiği de ortaya çıkmaktadır. Yine Dünya Ekonomik Durum Raporu rakamlarına göre, 2000 yılında

600 milyar ABD Doları tutarında doğrudan yabancı yatırım yapılırken, bu rakam bütün gelişmekte olan

ülkeler için sadece 190 milyar ABD Doları’nda kalmıştır. Esasen bu farklılık da, küreselleÅŸme sürecinin

zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yaptığını savunanların tezlerini güçlendirmek amacıyla sıkça

vurguladıkları unsurlardan birisini teşkil etmektedir.

Hükümetdışı örgütler de günümüz uluslararası sisteminin önemli aktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Kimi

büyük hükümetdışı örgütlerin bütçelerinin ve kaynaklarının da çok sayıda gelişmekte olan ülkenin

bütçesinden daha fazla olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Uluslararası Af Örgütü, Yeşilbarış,

Sınır Tanımayan Doktorlar gibi alanlarında önde gelen hükümetdışı örgütlerin, çok sayıda ülkenin bütçesini

aşan maddi kaynaklarının yanısıra, uluslararası kuruluşların ve ülkelerin karar alma mekanizmalarını

doğrudan etkileyecek güçleri de bulunmaktadır.

Araştırma ve düşünce kuruluşları ve medya kartelleri de, küreselleşmeyle birlikte rolleri artan ve uluslararası

ilişkilere yön veren aktörler olarak dünya sahnesindeki yerlerini almışlardır. Önde gelen araştırma ve

düşünce kuruluÅŸlarından biri olan Davos Dünya Ekonomik Forumu’nun veya büyük bir „medya

imparatorluÄŸu“ olan CNN-Time Warner’ın uluslararası sistem üzerindeki etkilerini yadsımak mümkün

deÄŸildir.

Küreselleşmenin, ulus devletin uluslararası alandaki gücünü sınırlayan ve çokuluslu şirketlerin, hükümetdışı

örgütlerin, araştırma ve düşünce kuruluşlarının ve medya kartellerinin uluslararası alandaki güçlerini artıran

etkisi sonucunda, sivil toplum kuruluşlarının, bilim adamlarının, yazarların, akademisyenlerin, başka bir

deyiÅŸle „bireylerin“ uluslararası iliÅŸkileri etkileme ve yönlendirme olanağı da eskiye oranla artmıştır.

Elde ettikleri büyük servetin bir bölümünü, geçmişte ülkelerindeki eğitim, sağlık gibi alanlara harcayan,

„klasik“ olarak adlandırabileceÄŸimiz yardımseverlerin yanı sıra, küreselleÅŸmenin etkisini iyice hissettirdiÄŸi son

yıllarda, çevrenin korunması, yoksulluk ve hastalıklarla uluslararası alanda mücadele gibi küresel planda

faaliyet gösteren yeni kuruluşlar da ortaya çıkmıştır. Dünyanın piyasa değeri açısından en büyük

ÅŸirketlerinden biri olan Microsoft’un hisselerinin büyük bölümünü elinde bulunduran Bill Gates’in kurduÄŸu

„Bill ve Melinda Gates Vakfı„nın mal varlığı 21 milyar ABD Doları’nı aÅŸmış bulunmaktadır. Vakıf,

yoksullukla mücadele, saÄŸlık ve eÄŸitim alanlarında kullanılmak üzere BirleÅŸmiÅŸ Milletler’e 1 milyar ABD

Doları’ndan fazla yardımda bulunacağını açıklayarak küreselleÅŸme çağında yardımseverliÄŸin de sınır

tanımadığını gösteren bir yaklaşımın öncüsü olmuştur.

Aynı şekilde, CNN-Time Warner medya devinin kurucusu ve en büyük ortağı Ted Turner de uluslararası

alandaki bağışları nedeniyle küresel „philantropistler“ arasındaki yerini almıştır. ABD’nin BirleÅŸmiÅŸ

Milletler’e olan zorunlu katkı payı ödemesinin yüzde 25’ten yüzde 22’ye indirilmesini öngören ve bu

yapılmadıkça ABD katkı payının bütünüyle ödenmesini engelleyen Senato kararı nedeniyle bu ülkenin katkı

payının büyük bölümünü ödememesi, BirleÅŸmiÅŸ Milletler’i ciddi bir mali krizin eÅŸiÄŸine getirmiÅŸti. ABD

Yönetiminin dış politika öncelikleri arasında belirlediği bu konu üzerinde BM üyesi 189 ülke arasında

yapılan görüşmelerin tıkandığı bir noktada, ABD Dışişleri Bakanlığının isteği üzerine devreye giren Ted

Turner’ın yaptığı, 34 milyon ABD Doları tutarındaki bağış BM üyesi ülkelerin 2000 yılı Aralık ayında katkı

payları konusunda görüş birliğine varmalarını sağlayan unsurlardan biri oldu.

Bill Gates ve Ted Turner’ın büyük servetlerinin sadece küçük bir bölümünü oluÅŸturan bu bağışlar,

gelişmekte olan birçok ülkenin eğitim, sağlık ve çevrenin korunması alanlarında ayırdıkları bütçelerin çok

üstünde bulunmaktadır. Burada gözden kaçırılmaması gereken husus, BM sisteminin, uluslararası

kuruluşların, hatta ülkelerin, uluslararası yardım faaliyetleri için küresel yardımseverlerin vicdanlarına sıklıkla

seslenir hale gelmiş olmalarıdır. Küresel ekonominin doğal sonucu olarak, Microsof ve CNN-Time

Warner’ın servetlerine servet kattıkları ve karlarının kaydadeÄŸer bölümünü ABD dışındaki pazarlardan elde

ettikleri ve bu nedenle yardımseverliklerinin de ABD’yle sınırlı kalmaması gerektiÄŸi görüşü öne sürülebilecek

olsa da, bu husus küresel „philantropistlerin“ uluslararası alandaki rollerini kuÅŸkusuz azaltmamaktadır.

Yeni Bir Yönetici Sınıf-Kozmokratlar

Küreselleşme son yıllarda üzerinde en fazla tartışılan ve hakkında en çok kitap yayınlanan konuların başında

geliyor. Küreselleşmenin zararlarına dikkat çeken ve gerek ülkeler gerek bölgeler arasındaki esasen mevcut

olan dengesizlikleri daha da artıran etkilerini vurgulayan yayınların yanısıra, özellikle son yıllarda,

küreselleÅŸmenin olumlu yönlerine dikkat çekilen eserler de yayınlanmış bulunuyor. Thomas Friedman’ın

„The Lexus and the Olive Tree“, John Micklethwait ve Adrian Wooldridge’in „A Future Perfect“ ve Pascal

Zachary’nin „The Global Me“ adlı kitapları, artık herkes tarafından teslim edilen olumsuz yönlerine

değinmekle birlikte, esas itibariyle küreselleşmenin savunmasını yapan ve olumlu yönlerini vurgulayan eserler

olarak dikkat çekiyor. Bütün bu eserlerdeki ortak nokta, küreselleşmenin sanayi devriminden bu yana

dünyayı değiştiren en büyük güç olduğu ve yeni bir uluslararası sistem olarak kendisini kabul ettirdiğidir.

John Micklethwaitt ve Adrian Wooldridge „A Future Perfect“ adlı kitaplarında, küreselleÅŸmenin yeni bir

uluslararası sistem olduğuna işaret ederek, bu yeni dünya düzeninin yeni yönetici sınıfı için de bir terim

ortaya attılar: „Kozmokratlar“. Küresel ekonomiye siyasetçiler, iÅŸ adamları, akademisyenler ve

diplomatlardan oluşan yeni bir elit sınıfın yön verdiğini savunan Micklethwait ve Wooldridge, çok seyahat

eden ve başta internet olmak üzere bilgi iletişim teknolojilerini sıkça kullanan kozmokratların sayısının bütün

dünyada 20 milyon civarında olduğunu öne sürüyorlar. Bu iki yazarın, bilgi iletişim teknolojilerindeki

başdöndürücü ilerlemelerin, serbest ticaretin, verimliliğin ve saydamlığın belirleyici özellikler olarak ortaya

çıktığı, küreselleşme olarak adlandırılan yeni uluslararası ilişkiler düzeninin yaratacıları ve yönlendiricileri

olarak tanımladığı kozmotratların, küreselleşmenin olumsuz etkilerini giderme ve olumlu etkilerini artırma

yönünde ne ölçüde başarılı olacaklarını kuşkusuz zaman gösterecek.

Gelişmiş Ülkeler

Salı, 06 Kasım 2007

GİRİŞ

Bir ülkenin tanıtılması, dünya ulusları arasında saygınlık kazanma, yani sözü geçen devletler arasında yer alabilme amacına yöneliktir. Bugünkü büyük devletlerin bu açıdan tanıtıma ihtiyaçları yoktur. Fakat daha bağımsızlığını on yıl önce ilan etmiş, tekbaşına ayakta durmaya ve sesini neredeyse tüm dünyaya duyurmaya çalışan Azerbaycan gibi bir devletin tanıtılması, dünya devletleri arasında belki de ileride yer alabilmesi açısından çok önemlidir.

Türk Müslümanlarının oluÅŸturduÄŸu bir ülke olan Azerbaycan, 1806 yılında Ruslar tarafından iÅŸgal edildi. 1918 yılında büyük önder Mehmet Emin Resulzade tarafından bağımsızlığını kazanmaya muvaffak oldu, fakat bu bağımsızlık uzun sürmedi. 1920 yılında Azerbaycan tekrar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler BirliÄŸine (SSCB) girdi. 1991 yılında SSCB’nin dağılmasıyla tekrar özgür Azerbaycan Cumhuriyeti oldu.

Son 10 yıldan beri Ermenistan’la Azerbaycan arasında çıkan DaÄŸlık KarabaÄŸ çatışması ÅŸu an durmuÅŸ gibi görünse de hala bir sonuca ulaÅŸamamış bir ÅŸekilde devam etmektedir. SavaÅŸ döneminde, tüm Azerbaycan arazisinin %20-sini kapsayan ve yaklaşık 750 000 Azeri mültecisine koynunda yer açan DaÄŸlık KarabaÄŸ, ÅŸu anda Azerbaycan’ın birçok diÄŸer en verimli ve en güzel arazileri ile birlikte Ermenistan tarafından iÅŸgal edilmiÅŸ ve rakiplerce Azerbaycan haritasından çıkarılıp Ermenistan topraklarına birleÅŸtirilmesi için uÄŸraşılmaktadır.

Bu ödev kapsamında Azerbaycan’ın kimlik bilgileri verildikten sonra, Türkiye ve diÄŸer ülkelerle olan iliÅŸkileri ve dışarıda oluÅŸturduÄŸu imajı incelenmiÅŸtir.

ÜLKE HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Azerbaycan Cumhuriyeti Kafkaslarda, Büyük Kafkaslar ile Küçük Kafkaslar arasında yer almaktadır. Ülke sınırları, Kuzeyde Rusya Federasyonu (390 km), Kuzey Batıda Gürcistan (480 km), Batıda Ermenistan (1007 km), Güneyde İran (756 km) ve Güney Batıda Türkiye (13 km) ile çevrilidir. Ülkenin DoÄŸu sınırını ise 713 km’lik bir kıyı ÅŸeridi ile Hazar Denizi oluÅŸturmaktadır. Sınırlarının toplam uzunluÄŸu 3600 km’dir.

Kilometre kare başına 92 kiÅŸilik bir nüfus yoÄŸunluÄŸu olan bu ülkenin yüzölçümü 86 600 km2’dir. Bunun 86 100 km2’si toprak ve 500 km2’si suyla kaplıdır. Azerbaycan’ın yaklaşık %40’ı ova (deniz seviyesinden yüksekliÄŸi 500 metre), %25’i yayla ve %35’i de daÄŸlık alanlardan oluÅŸmaktadır. Bu alanlardaki en büyük doÄŸal afetler kuraklık, susuzluk veya Hazar Denizi’nin taÅŸmasından dolayı oluÅŸabilir. DoÄŸal madenleri olarak petrol, doÄŸal gaz, demir veya metal, alüminyum ve diÄŸerleri gösterilebilir. Azerbaycan’ın diÄŸer kimlik bilgileri aÅŸağıdaki ÅŸekilde verilmiÅŸtir :

Resmi adı : Azerbaycan Cumhuriyeti

Yönetim Biçimi : Cumhuriyet

Bağımsızlık Tarihi : 30 ağustos, 1991

Resmi Dil : Azeri Dili

Başkenti : Bakü (Nüfus: 2 100 000)

Yüzölçümü : 86 600 km2

Para Birimi : Manat

Önemli Şehirleri : Gence, Sumgayıt, Mingeçevir, Alibayramlı,

Åžeki, Lenkeran

Coğrafi Koordinatları : Ülke 44° ve 52° Doğu boylamında, 38° ve 42°

Kuzey enleminde yer almaktadır. Bakü 40°

paralelin üzerindedir. Bakü’den Kuzey Kutbuna

olan mesafe 5 550 km ve Ekvatora olan mesafe 4 440 km’dir.

Önemli Nehirleri : Kür, Aras, Alazani, Samur, Terter, Kanık,

Genceçay ve Beylegan

Önemli Gölleri : Dünyanın en büyük gölü Hazar Denizi

(Yüzölçümü 400 000 km2, derinliği 1025 m),

Sarısu, Ağgol, Agzıbirçala, Mehman, Büyükşor, Hacıkabul

İklimi : Kuru ve subtropikal karakterdedir. Kuzey

bölgesinde kuru karasal iklim hakimdir.

Yeraltı Kaynakları : Petrol, doğalgaz, kurşun, çinko, bakır, demir

cevheri, barut, alüminyum, kobalt, arsenik, mermer, kireç taşı, siyenit, maden tuzu ve kaya tuzu.

Temel Tarımsal Ürünleri : Üzüm, pamuk, tütün, çay, sebze ve meyve.

Temel Sanayi Dalları : Petrol araştırma, sondaj makinaları üretimi,

petro-kimyasallar, yiyecek ve içecek, tekstil, elektronik ve metal işleme.

Nüfus (1999) : 8 016 200

Kadınlar : 4 080 200

Erkekler : 3 936 000

Kent nüfusu (%) : 52

Kırsal kesim nüfusu (%) : 48

Nüfus Artış Hızı (1999, %) : 0,8

Nüfus Yoğunluğu (1999, kişi/km2) : 92

Nüfusun Kompozisyonu (%)

Azeri : 90

DiÄŸer : 10

Ortalama Yaşam Süresi (1999, yıl) : 71,3

Erkeklerde : 67,5

Kadınlarda : 74,6

Bebek Ölüm Oranı (1000 doğumda): 19,6

Okur –Yazarlık Oranı (1999) : %97,3

Ülkenin coÄŸrafi yapısı engebeli olduÄŸundan çok önemli ısı ve iklim farklılıkları ortaya çıkmaktadır. Dünyadaki mevcut 11 iklim tipinden 9’una Azerbaycan’da rastlamak mümkündür. Buradaki iklim baÅŸlıca 3 faktörün etkisi altındadır. Bunlardan biri Büyük Kafkas daÄŸlarının Kuzeyden gelen soÄŸuk hava kitleleri, diÄŸeri Küçük* Kafkas daÄŸlarının Güneyden gelen sıcak hava akımları ve 713 km’lik sahil ÅŸeridiyle bölgenin yanı başında bulunan Hazar Denizi’nin etkisidir. Bölgenin en rutubetli ve en fazla yaÄŸmur alan alanı Talış daÄŸları ile Lenkeran ovalığı* (1600-1800 mm), en kurak bölgesi ise ApÅŸeron yarım adasının Güney Batı kısmıdır.

Orta yükseklikte bir ülke olan Azerbaycan’ın ortalama yüksekliÄŸi 657 m’dir. Ülkelerin en yüksek daÄŸları olan Bazardüzü ve TufandaÄŸ’ın zirveleri 4197-4489 metreye ulaÅŸmaktadır.

371 000 km²’lik bir alanı kapsayan ve 75 000 m³’lük bir hacme sahip olan Hazar Denizi, ülkenin direkt sınırlarının bulunduÄŸu tek denizdir. Volga, Ural, Kür, Aras, Terek, Samur, Sulak gibi birçok nehrin sularını döktüğü yer olan bu göle, hacmi büyük olduÄŸu için Deniz de denilmektedir. Hazar’ın Kuzeyden Güneye ortalama uzunluÄŸu 1200 km, eni ise ortalama 300 km’dir. Denizin ortalama derinliÄŸi 180 m, en derin yeri 1025 m, en sığ yeri ise 5 m. civarındadır.

Volga nehri ile Don nehri arasında yapılan kanal baÄŸlantısıyla, Hazar Denizi’nin dünya denizleriyle olan baÄŸlantısı saÄŸlanmıştır. Çok zengin petrol yataklarına sahip olan Hazar Denizi’nden Azerbaycan’ın toplam petrol hasılatının 2/3’ü saÄŸlanmaktadır. Hazar Denizi, petrolün yanı sıra oldukça zengin balık ve hayvan çeÅŸidine de sahiptir. Ülke topraklarında 8359’dan çok akarsu ve 250 kadar da göl mevcuttur.

Azerbaycan’ın açık denizlere ulaÅŸan üç karayolu baÄŸlantısı vardır. Bunlar: Gürcistan üzerinden Karadeniz’e, Rusya üzerinden Karadeniz’e ve İran üzerinden Basra körfezine ulaÅŸan yollardır. Azerbaycan ve Hazar’a kıyı devletler arasında doÄŸrudan ve düzenli deniz seferleri yapılmaktadır. Ülkenin en büyük limanı Bakü Limanıdır. Eski Sovyet Cumhuriyetleri ve dünyanın bir çok ülkesine uçak seferleri yapılmaktadır. Azerbaycan’ın en büyük havaalanı Binegedi Havaalanından Azerbaycan Hava Yolları ve diÄŸer ülkelerin hava yollarına ait birçok uçak seferleri yapılmaktadır.

Türkiye gibi genç nüfus ağırlıklı bir nüfus yapısı olan Azerbaycan’ın toplam nüfusu 1999 istatistiklerine göre 8 016 200 kiÅŸidir. Ülke nüfusunun % 90’ı Azeri Türklerinden oluÅŸmaktadır. Azerbaycan’da en büyük etnik gurubu (%3,9) Ruslar oluÅŸturmaktadır. Ruslardan sonra ikinci etnik gurubu %1,1 ile Ermeniler teÅŸkil etmektedir. Ancak ÅŸu an sıcak bir çatışmaya dönen Ermeni tecavüzkarlığı* sonucu bu nüfusun daha da azaldığını, hatta bu ülkede hiç Ermeni kalmadığını söyleyebiliriz. Bundan baÅŸka %3 oranında Lezgi ve Avarlar ile Dağıstan etnik gurubu da Azerbaycan nüfusu içerisinde yer almaktadır. Yahudiler, Ukraynalılar ve Gürcüler ile diÄŸer azınlıklar da nüfusun toplam %1’ini oluÅŸturmaktadır. Yine son zamanlarda Rusların Rusya Federasyonuna, Yahudilerin de İsrail’e ve Avrupa’ya göç etmeye baÅŸlamasıyla bu azınlığın giderek azaldığını tahmin edebiliriz.

Azerbaycan Cumhuriyeti 12 Kasım 1995 tarihinde referandum yoluyla kabul edilmiÅŸ olan Anayasa ile idare edilmektedir. Anayasaya göre, Azerbaycan Devleti demokratik, laik ve üniter bir cumhuriyettir. Yasama yetkisi Milli Meclise, icra yetkisi ise CumhurbaÅŸkanına, yargı yetkisi de mahkemelere aittir. Milli Meclis,100’ü tek adaylı bölgelerden seçilen, 25’i ise parti listesinden gelen 125 millet vekilinden oluÅŸmaktadır. Bu ülkenin cumhurbaÅŸkanı olarak 1998 yılı seçimlerinden sonra beÅŸ yıllık bir süre için Haydar Aliyev seçilmiÅŸtir. CumhurbaÅŸkanı hem devletin, hem icranın başıdır ve “Ferman” adı verilen hukuki kararlar verme yetkisine sahiptir.

DÜNDEN BUGÜNE AZERBAYCAN

Bir ülkeyi daha iyi tanımak için öncelikle onun tarihinin incelenmesi gerekmektedir. 16 ve 17. yüzyıllarda Türk topraklarını iÅŸgale baÅŸlayan Rusya, 17. yüzyıla gelince Kafkasya üzerine seferlere baÅŸlamıştır. Tek baÅŸlarına Ruslara karşı mücadele etmenin zor olduÄŸunu anlayan Azerbaycan hanlıkları, Ruslara karşı birlikte hareket etmeyi denemiÅŸler, ancak 1801’de Gürcistan, 1804’de Gence Rusların eline geçmiÅŸ ve Ruslar 1813’ten itibaren de KarabaÄŸ’da da yerleÅŸmeye çalışmışlardır. 1828’e kadar KarabaÄŸ Rusya ile İran arasında çekiÅŸme konusu olmuÅŸtur. 1828’de Rusya ile İran arasında imzalanan Türkmençay AntlaÅŸmasıyla, KarabaÄŸ’ın da içinde olduÄŸu Aras’ın Kuzeyinde kalan Revan, Nahçivan Özerk Cumhuriyeti ve diÄŸer Azeri hanlıkları da Rusların eline geçmiÅŸtir. Böylece Aras nehrinin Güneyinde kalan ve Azerbaycan topraklarının 2/3’sini oluÅŸturan kısım da İran’a bırakılmıştır.

Azerbaycan toprakları Rusların egemenliÄŸi altına girdikten hemen sonra Revan ve KarabaÄŸ’a Ermeniler yerleÅŸtirilmeye çalışılmıştır. BilindiÄŸi gibi bu bölgelerde Ermeni nüfus azınlıkta iken 1828’de Güney Azerbaycan’dan – Tebriz ve çevresinden, 1829-1830’da Erzurum ve çevresinden Ermeniler taşınarak Revan (Erivan) ve çevresine yerleÅŸtirilmiÅŸtir. Ermeni tarihçilere göre de Revan ve çevresinde Ermeniler çoÄŸunlukta deÄŸildi. 1905’ten itibaren Türklerle Ermeniler arasında çatışmalar baÅŸlamıştır. 1917 ihtilali sırasında Ermeniler KarabaÄŸ’ın Ermeni toprağı olduÄŸunu ileri sürerek çatışmalara baÅŸlamak istemiÅŸlerse de, 1918’de Osmanlı Ordusu tarafından burada düzen saÄŸlanmıştır.

Azerbaycan’ın ilk bağımsızlık çabaları bundan tam 170 yıl önceki hanlıklar döneminde, hanlıkların birer ikiÅŸer Rus istilasına uÄŸradığı günden itibaren baÅŸlamıştır. Bu uzun süre boyunca Azerbaycan’da çok kanlar akıtılmış, acı günler yaÅŸanmıştır.

1912 Rusya ihtilalini istiklal ilanı için elveriÅŸli bir fırsat sayan Azerbaycan düşünür ve aydınları, baÅŸlangıçta bağımsızlığı öteki Kafkasya halkları ile birlikte alınmasını uygun görerek, 28 Kasım 1917’de yayınlanan ortak bir bildiriyle Mavera-yi Kafkasya KomiserliÄŸi kurmuÅŸlardır.

Bu birliÄŸin kısa sürede çeÅŸitli nedenlerle dağılmasından sonra Türk dünyası ve İslam aleminde ilk defa Mehmet Emin Resulzade önderliÄŸinde, Gence baÅŸkent olmak üzere 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kurulmuÅŸtur. Bu sırada BolÅŸeviklerin denetimindeki Bakü, Osmanlı Ordusunun da yardımı ile ele geçirilerek baÅŸkent ilan edilmiÅŸtir.

23 ay hür ve bağımsız bir devlet olarak dünya devletleri arasında tarihi yerini alan Azerbaycan Cumhuriyeti, bu süreç içerisinde devrin büyük devletleri olan Osmanlı İmparatorluÄŸu, İran, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Almanya tarafından resmen tanındı. Böylece de Azerbaycan Cumhuriyetinin sınırları büyük devletler tarafından onaylanmış oldu. Dünyanın birçok devletinin tanıdığı Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetini, Sovyet Rusya’sı tanımaya yanaÅŸmadı. 1920 yılının Mart ayının 17’sinde V. İ. Lenin, Kafkas cephesi komutanları Smigla ve Orçonikidze’ye şöyle yazıyordu: “Bakü’yü almak bizim için son derece önemlidir. Bütün dikkatinizi buna verin”. Azerbaycan Cumhuriyeti döneminde ülkenin toprakları 114 000 km² idi. Kızıl Ordu Anadolu’ya yardıma gidecektir bahanesiyle 27 Nisanı 28 Nisana baÄŸlayan gece (1920) Azerbaycan’a giren Rus birlikleri* (11.Kızıl Ordu)** bir daha da buradan çıkmadı. Aynı ay içinde kurulan BolÅŸevik yöntemiyle 1922 yılının Mayıs ayının 19’unda Azerbaycan’ın Sovyetler Kurultayında Azerbaycan SSC’nin ilk anayasası kabul edildi .

Bugün 86 600 km²’lik bir yüzölçümüne sahip olan Azerbaycan SSCB’ye katıldıktan sonra 27 400 km²’lik toprak arazisini Ermenistan lehine kaybetmiÅŸtir. Önce Kuzey ve Güney olarak bölünen Azerbaycan’a bir bölünme daha getirilmiÅŸ ve Türkiye ile arasındaki baÄŸlar da kopartılmaya çalışılmıştır .

1985 yılında Sovyetler BirliÄŸi’nin başına geçen Michael Gorbaçev’in baÅŸlattığı “açıklık ve yeniden yapılanma” siyaseti, diÄŸer cumhuriyetlerde olduÄŸu gibi, Azerbaycan’da da uÄŸranılan haksızlıkların en çarpıcı bir biçimde dile getirilmesine olanak saÄŸladı. Bu dönemde Azerbaycan’da ekonomik ve kültürel sorunları dile getirmek ve Azerbaycan halkının haklarını korumak amacıyla çok sayıda teÅŸkilatlar kuruldu. Fakat Azerbaycan’ın haksızlıklara karşı takındığı kesin tavır Moskova’yı rahatsız etti. Bundan istifade eden Ermeniler, Moskova yönetiminin desteÄŸiyle yeniden Azerbaycan’a karşı saldırılara baÅŸladı. Yüz binlerce Azeri Ermenistan’dan sürgün edildi.

1988 yılının sonbaharında artan Ermeni saldırıları, Azerbaycan’da altyapısı zaten hazır olan bir halk harekatının baÅŸlamasına sebep oldu. KarabaÄŸ’da Azeri Türkleri için çok önemli ve deÄŸerli kültür abidelerinin bulunduÄŸu ve çok zengin ve dünyada türü sayılı olan bitki ve hayvanları içinde barındıran “Tophana” ormanının tahrip edilmesi, Bakü’de çok büyük bir yankı uyandırdı ve o dönemki teÅŸkilatlardan biri olan “Yurt BirliÄŸi” üyelerinin Azatlık meydanında büyük bir miting yapmalarına sebep oldu.

Ermenistan’dan sürülen yüz binlerce Azeri’nin Bakü’ye gelmesi ve KarabaÄŸ’da resmen bir savaşın baÅŸlaması, Azerbaycan’daki milli heyecanı doruÄŸa çıkarmıştı. Bu yüzden uzun süredir yapılan hazırlıklar tamamlandı ve 1989 sonlarında Azerbaycan’ın ilk bağımsız halk teÅŸkilatı olan Halk Cephesi kuruldu. Bu partinin başına ise Azerbaycan aydınlarından biri olan Ebülfez Elçibey geçti.

Azerbaycan’da tek bir cephenin etrafında organize bir milli harekatın üzerine zaten tedirgin olan Moskova yönetimi, Kızıl Orduyu harekata geçirdi. 1990 yılının Ocak ayının 19’dan 20’sine geçen gece gizlice Bakü’ye giren Kızıl Ordu, Bakü sokaklarında terör estirmeye baÅŸladı. Caddelerde, sokaklarda görülen, hatta gürültüye balkonlara çıkan herkes kurÅŸunlar yaÄŸmuruna tutuldu. Binlerce kiÅŸinin feci ÅŸekilde öldürüldüğü 20 Ocak ÅŸimdi her yıl, Azerbaycan’ın bağımsızlık uÄŸruna verdiÄŸi ilk ÅŸehitlerini anma günü olarak kutlanmaktadır.

Bu olaylardan sonra bağımsızlık harekatı daha da güçlendirildi ve ülke nihayet 1991 yılının 30 AÄŸustos tarihinde bağımsızlığını ilan etmeyi baÅŸardı. 1992 tarihinde ise ilk defa yapılan demokratik halk seçimlerinde cumhurbaÅŸkanlığı görevine Halk Cephesi Lideri Elçibey geldi. Bu yıllar boyunca Azerbaycan’da her yönden büyük geliÅŸmeler görüldü. Ermenilerle yapılan savaÅŸta inisiyatif ele geçirildi, Azerbaycan’ın Milli Ordusu güçlendirildi. Ülkedeki seksen binden fazla Rus askerinin ülkeyi terk etmesi saÄŸlandı, dış iliÅŸkiler güçlendirildi, diÄŸer ülkelerle anlaÅŸmalar imzalandı. Azerbaycan ekonomisi içinde bulunduÄŸu dar boÄŸazdan kurtuldu, ülkenin milli parası “manat” tedavüle sokuldu. Bunların dışında Elçibey siyasi ve kültürel alanda da birçok baÅŸarıya imza attı. Kısaca Elçibey’in cumhurbaÅŸkanlığında geçirilen bir yıl Azerbaycan tarihine “düşlerin gerçeÄŸe dönüştüğü yıl” olarak geçti .

Fakat bu kadar fazla ve hızlı geliÅŸme rakipleri rahatsız etmeye baÅŸladı ve bu yıllarda Elçibey’in çalışmalarına engel olundu. Milli Ordu ve Yönetimdeki ihanetlerden dolayı devlet içinde devlete karşı isyanlar ve ayaklanmalar baÅŸladı. Üç kez suikasttan kıl payı kurtulan Elçibey bir iç çatışmanın olmaması için 1993 yılının 9 Haziranında Haydar Aliyev’i Bakü’ye çağırdı ve kendisi doÄŸup büyüdüğü Nahçivan’a gitti. Bu ÅŸekilde kendisine karşı planlanan dördüncü suikasttan da kurtulmuÅŸ oldu. Daha sonra Aliyev onun cumhurbaÅŸkanlığı görev ve yetkilerini üzerine aldığını ilan etti. 24 Haziranda toplanan Milli Meclis üyeleri de bu durumu hukuki yönden onayladı.

Bugün Azerbaycan’da varolan çok sayıdaki siyasi partinin büyük bir kısmı Azerbaycan Halk Cephesi bünyesinden çıkmıştır. Azerbaycan’ın bağımsızlığa kavuÅŸmasında önemli rol oynayan Halk Cephesi, Ermenistan’ın Azerbaycan’a karşı baÅŸlattığı savaÅŸta on binlerce ÅŸehit vermiÅŸtir. Gördüğümüz gibi, bir devlet olarak Azerbaycan’ın kendini tanıtması ve dünya ülkelerine varlığını kabul ettirmesi hiç de kolay olmamıştır. Fakat bugün bu yolda geçirdiÄŸi zorluklarını unutmadan, ilerlemeye ve uluslar arası çapta tanınan bir devlet olarak kendini kanıtlamaya çalışmaktadır.

TÜRKİYE İLE OLAN İLİŞKİLER

Bağımsızlığını ilan ettiÄŸi günden bu yana Azerbaycan, kardeÅŸ ve dost Türkiye Cumhuriyeti ile ekonomik, sosyal, kültürel ve diÄŸer alanlarda iyi iliÅŸiler içinde olmuÅŸ ve birçok anlaÅŸmaya imza atmıştır. Azerbaycan, kültürel ve tarihsel yönlerden kendine yakın hissettiÄŸi Türkiye ile her zaman iyi iliÅŸkiler içerisinde olmak istemiÅŸtir. Bu iliÅŸkiler Sovyet Rusya’sı döneminde koparılmaya çalışılsa da, çok kısa sürede yeniden düzeltilmiÅŸ ve bu dostluÄŸu hiçbir ÅŸeyin bozamayacağı anlaşılmıştır. Türkiye’nin, diÄŸer devletlerin saldırıları sırasında her zaman Azerbaycan’ın yanında tavır alması da bunun bir kanıtı olarak gösterilebilir.

2001’in AÄŸustosunda Hazar Denizi statüsünden kaynaklanan İran – Azerbaycan gerginliÄŸi sırasında Türkiye bu görüşü bir daha ispatladı ve Azerbaycan’ın yanında olduÄŸunu İran’a bir nota göndererek gösterdi. Hatta bu tarihlerde Bakü’ye giden Genelkurmay BaÅŸkanı Orgeneral Hüseyin KıvrıkoÄŸlu orada yaptığı konuÅŸmalar ve Türk Hava Kuvvetlerinin (Türk Yıldızlarının) Bakü semalarında yaptığı gösteriler ile de İran’a, Azerbaycan’ın yalnız olmadığını ve ona dokunanın aslında Türkiye’ye de dokunmuÅŸ sayıldığını hatırlattı.

Azerbaycan ekonomisinin günümüzde ulaÅŸtığı noktada Türk giriÅŸimcilerinin payı da inkar edilemez boyutlardadır. Azerbaycan’ın çok eskiden beri sıkı Türkiye ile ekonomik iliÅŸkiler içerisinde olduÄŸu söylenemez. Zaten biraz önce de söylendiÄŸi gibi, Sovyet hakimiyeti yıllarında Azerbaycan’ın Türkiye ile olan her türlü diyalogu bilinçli olarak kesilmiÅŸti. Azerbaycan 1984 yılında Fransa, İtalya, Almanya ve İngiltere gibi Batılı devletlerle dış iliÅŸkileri güçlendirirken, yanı başındaki Türkiye’ye insanların gitmesi bile yasaklanmıştı.

Azerbaycan’ın çok büyük önem verdiÄŸi Türkiye – Azerbaycan ticari iliÅŸkilerini sadece ekonomik bazda ele almak bence yanlış olur. Bu iliÅŸkiyi daha geniÅŸ perspektifte deÄŸerlendirip, bölgenin stratejik konumunu, olası güç dengelerini ve siyasi geliÅŸmeleri de hesaba katmak gerekmektedir.

Azerbaycan, Türk iÅŸ adamları tarafından gerek yatırım, gerekse de ticari faaliyet bakımından tercih edilen bir ülkedir. Bu yüzdendir ki, 1992 yılından itibaren birçok Türk ÅŸirketi Azerbaycan’da müşterek ÅŸirketler kurmuÅŸ, ÅŸube ve temsilcilikler açmışlar. Türkiye ve Türk iÅŸ adamlarının ağırlığı bugün nereyse her sektörde hissedilmektedir. 1999 istatistiklerine göre, Azerbaycan’da petrol sanayiinde 3, telekomünikasyonda 3, inÅŸaat sektöründe 18, bankacılıkta 5, taşımacılık alanında 10, yayın ve matbaacılık konusunda 5 ve imalat sektöründe ise 70’e yakın Türk firması bulunmaktadır. Ayrıca, hizmet ve ticaret sektöründe faaliyet gösteren 100’ün üzerinde Türk firması vardır. Yani bugün Azerbaycan’da 700’den fazla Türk firması ürün ve hizmetleriyle faaliyet göstermektedirler .

Tüm bunların yanı sıra, son günlerde çok fazla konuÅŸulan Bakü – Tiflis – Ceyhan petrol boru hattı projesinin desteklenmesi, çeÅŸitli spor karşılaÅŸmalarının yapılması, Azerbaycan gençlerinin Türkiye’de ve Türk gençlerinin de Azerbaycan’da eÄŸitimlerini devam etmelerine olanak saÄŸlanması, Türk televizyon kanallarının Azerbaycan’da kablosuz olarak yayınlanması ve bu gibi pekçok örnek de, bu iki ülke arasında sıcak dost iliÅŸkilerinin olduÄŸunu göstermektedir.

KÜRESELLEŞME VE AZERBAYCAN

Küreselleşme, ülkeler arasındaki iktisadi, siyasi ve sosyal ilişkilerin yaygınlaşma ve gelişmesi, ideolojik ayrımlara dayalı kutupların çözülmesi, farklı toplumsal kültürlerin inanç ve beklentilerinin daha iyi tanınması, ülkeler arasındaki ilişkilerin yoğunlaşması gibi farklı görünen, ancak birbiriyle bağlantılı olgular içermektedir. Küreselleşme, maddi ve manevi değerlerin ve bu değerler çerçevesinde oluşmuş birikimlerin ulusal sınırları aşarak dünya çapında yayılması anlamına gelmektedir. Bu değerler iktisadi nitellikte olabileceği gibi siyasi, sosyal ve kültürel özelikte de olabilmektedir.

Bugün neredeyse tüm dünyada yaşanmakta olan küreselleşeme sürecinin temelleri esasen II Dünya Savaşı sonrasından itibaren atılmaya başlanmıştır. ABD etrafına aldığı Batılı ülkelerle birlikte dünya ekonomisini bütünleştirmek ve yönlendirmek için Uluslararası Para Fonu (İMF), Dünya Bankası, Uluslar arası Eximbank, Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (OECD) ve GATT gibi kurumları oluşturmuştur.

1990’lü yıllarda dünyanın birçok ülkesinde olduÄŸu gibi, Orta Asya ve Kafkaslarda da çok büyük deÄŸiÅŸiklikler yaÅŸandı. Sovyetler BirliÄŸi’nin dağılmasıyla, o kudretli ve dünyanın ikinci güçlü devletinin yerini on beÅŸ küçük bağımsız cumhuriyet almıştır. Bugün kendini dünyaya kabul ettirmeye çalışan bu bağımsız Türk cumhuriyetlerinden biri de Azerbaycan’dır.

Yeni bir dünya düzeni kurulurken bu düzen içerisinde “kendisi olarak” kalabilmeyi baÅŸarmaya çalışan Azerbaycan Cumhuriyeti gerçekten de çok geniÅŸ imkanlara sahiptir. 70 yıllık bir aradan sonra 30 AÄŸustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiÅŸ Azerbaycan, birçok dünya devletleri tarafından hemen tanınmıştır. Bugün de Azerbaycan bu iktisadi kaynaklarını kullanmaya ve halkını refah düzeyine ulaÅŸtırmaya çalışmaktadır. Bu amaçla da Azerbaycan, pazar ekonomisine geçiÅŸ kararı almış ve topraklarını yabancı yatırımcılara açmıştır.

1918-20 yılında Azerbaycan’ın Kuzeyi, 1945-46 yıllarında da Güneyi bağımsızlığı tatmış, hatta 28 Mayıs 1918 yılında M.E.Resulzade’nin baÅŸkanlığında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kurulmuÅŸtur. Fakat bu cumhuriyet sadece 23 ay ayakta kalabilmeyi baÅŸarmıştı. 28 Nisan 1920 senesinde ise Sovyetler Azerbaycan’ı iÅŸgal etmiÅŸ ve Azerbaycan tekrar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler BirliÄŸine baÄŸlı on beÅŸ cumhuriyetten biri olmuÅŸtur.

Sovyet hakimiyetine kadar Azerbaycan’ın doÄŸal servetleri ve bölgelerin üretim güçleri hakkında pek fazla bilgi mevcut deÄŸildi. Çok zengin yer altı ve yerüstü doÄŸal servetlere sahip olan Azerbaycan’da, Milli Cumhuriyet yıkılıp yerine kurulan sosyalist rejim ilk olarak Azerbaycan’ı iktisadi bölgelere ayırdı. Tarihi sınırlar, coÄŸrafi yapı, iktisadi potansiyel ve ulaşım özellikleri de göz önüne alınarak hazırlanan bu bölgeleÅŸme Azerbaycan’ın sömürülmesini daha da kolaylaÅŸtıracaktı.

Stratejik bakımdan oldukça önemli bir bölgede bulunan Azerbaycan Orta Asya, Yakın DoÄŸu ve Kafkasya’ya hakim bir arazide yerleÅŸmiÅŸtir. Sahip olduÄŸu muazzam doÄŸal zenginlikleri bir tarafa bırakılacak olsa bile Azerbaycan, Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri arasında köprü vazifesi görmesi açısından oldukça önemli bir konuma sahiptir. DiÄŸer cumhuriyetlere nazaran gerek dil, gerek tarih, gerekse de coÄŸrafi devamlılık açısından Türkiye’ye daha yakın olan Azerbaycan, ileride kurulabilecek bir Türk Ortak pazarının temel taşı olabilecek konuma ve imkanlara sahiptir.

Dünyadaki çoÄŸu ülkenin küreselleÅŸme, daha doÄŸrusu “dışa açılma” ile yaÅŸadığı sorunları Azerbaycan da yaÅŸamıştır. Azerbaycan’da yaÅŸanan bu sorunların temelinde komünizmden kapitalizme bir gecede geçilmesi yatmaktadır. Bu temel sorun etrafında tabi ki esas itibariyle insan kaynakları, kültür, teknoloji, iletiÅŸim, ulaşım, finans gibi çeÅŸitli alanlarda altyapı yetersizliklerinin ortaya çıkması da kaçınılmazdır. 70 yılı aÅŸkın bir süre komünizm felsefesi ile eÄŸitilen insanların birden bire yeni sisteme uyum saÄŸlamalarını beklemek mümkün deÄŸildir. Yıllar boyu iÅŸleri belirli bir düzen içerisinde yapan insanların ticari ve sanayi faaliyetler çeÅŸitlendikçe iÅŸ görebilme, inisiyatif kullanabilme yetkilerinde de sorunların yaÅŸanması gayet doÄŸaldır.

Azerbaycan, küreselleşmeye ilk adımı birtakım uluslar arası kuruluşlara üye olmakla atmıştır. Bu kuruluşlar ve üyelik tarihleri aşağıdaki şekilde verilmiştir :

İMF : 30.01.1992

IBRD : 30.01.1992

EBRD : 30.01.1992

BM : 02.03.1992

AGİK : 30.01.1992

İslam Kalkınma Teşkilatı : Aralık, 1991

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı : 25.06.1992

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı : 29.11.1992

Bağımsız Devletler Topluluğu : 24.09.1993

AB ile Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması : Aralık, 1995

GATT’a Gözlemci Statüsü ile Katılışı : Nisan, 1993

Avrupa Konseyi : 25.01.2001

Bu kuruluÅŸlara katılarak aslında Azerbaycan kendini dışa tanıtmak ve diÄŸer Orta Asya Türk Cumhuriyetleri gibi önemli yere sahip olduÄŸunu kanıtlamak istemiÅŸtir. Bu baÄŸlamda Azerbaycan dış ticari iliÅŸkilerinde de birtakım geliÅŸme ve deÄŸiÅŸmeler göstermiÅŸtir. Şöyle ki, 1999 yılına kadar 121 yabancı ülkeyle ticari iliÅŸkiler kurulmuÅŸtur. Bunların içerisinde dış ticaret hacmine göre Türkiye %14,8’lik oranla ikinci sırada yer almaktadır.

Azerbaycan, çok ihraç eden, az ithal eden cumhuriyetlerden biridir. Bugüne kadar dış ticarete konu olan ürünleri petrol, pamuk, alüminiyim, metal, klima cihazları, elektrik motorları, meyve konserveleri, türün, halı, şarap, deri ve bu gibi ürünlerdir.

Ülkenin ihraç ettiÄŸi ürünlerin %74’ü petrol ve petrol ürünlerinden oluÅŸmaktadır. Petrol, Azerbaycan’ın en büyük yeraltı zenginliÄŸi olup ekonomik hayata 19. yüzyılla birlikte girmiÅŸtir. Sovyetler zamanında kısmen gizli tutulan ve 1990’ların baÅŸlarından beri Hazar Denizi altında keÅŸfedilen yeni petrol yatakları hem tüm dünya devletlerinin, hem de uluslararası büyük ÅŸirketlerin gözlerini Azerbaycan’a çevirmiÅŸtir. Görüldüğü gibi, Azerbaycan yeraltı zenginliklerinden dolayı, dünya ülkeleri ve uluslararası büyük ÅŸirketlerin odak noktası haline gelmiÅŸtir.

SSCB döneminde Azerbaycan’da “Azer – Petrol” ÅŸirketi kurulmuÅŸtur. Bu ÅŸirket aracılığıyla Azerbaycan’da üretilen petrol ve petrol ürünlerinin pazarlanması amaçlanmıştır. Son on yıl içerisinde derin petrol ve doÄŸalgaz madenleri ile zengin olan “Azeri”, GüneÅŸli”, “Çırak”, “Kepez” ve “Åžahdeniz” yatakları tespit edilmiÅŸtir. Eylül 1992’de Azerineft ve Azneftkimya adlı iki devlet ÅŸirketinin birleÅŸmesiyle ortaya çıkan Azerbaycan Devlet Petrol Åžirketi (SOCAR), bu yatakların kullanılması için Batı ülkelerinin firmaları ile iÅŸbirliÄŸi yapılmasına karar vermiÅŸtir. Bu firmalar aÅŸağıdakilerdir :

1. BP (İngiltere)

2. AMOKO (ABD)

3. YUNOKOL (ABD)

4. LUKOYL (Rusya)

5. STATOİL (Norveç)

6. EKSON (ABD)

7. TPAO (Türkiye)

8. BENZOİL (ABD)

9.İTOCY (Japonya)

10.REMKO (İngiltere)

11.DELTA NİMİR (Suudi Arabistan)

1999 yıl sonuna kadar Azerbaycan’ın ekonomik yapısı için son derece önem taşıyan petrol kaynaklarının ortak iÅŸletilmesi amacıyla 19 petrol anlaÅŸması imzalanmıştır. Bu 19 anlaÅŸmada 15 farklı ülkeye ait 34 büyük petrol ÅŸirketinin ortaklığı bulunmaktadır. Günümüzde bu anlaÅŸmaların sayısı giderek artmakta ve Azerbaycan petrolü tüm dünyada kendini kanıtlamaya devam etmektedir.

Azerbaycan ekonomisinin uzun yıllar süren küçülmenin ardından, ilk kez 1996 yılında büyümesi, enflasyon ve döviz kurlarının kontrol altına alınması kısa sürede sağlanan büyük adımlardır. Ülkenin sahip olduğu eşsiz doğal kaynaklar sayesinde yapmış olduğu anlaşmalar, bu ülkeye kaynak girişini hızlandırmış, uluslararası topluluğun ve şirketlerin baskısı ile mevzuatlarda uluslararası standartların oluşturulması için çaba gösterilmiştir.

Son olarak küreselleÅŸme ile birçok ülke gibi, Azerbaycan’ın da bir deÄŸiÅŸim süreci içerisine girdiÄŸini söyleyebiliriz. Çünkü Azerbaycan da diÄŸer devletler gibi kendine küresel bir vizyon oluÅŸturmak istemektedir. Ülkenin devlet yapısı ve yönetim anlayışında ortaya çıkan birtakım hızlı geliÅŸme ve deÄŸiÅŸmeler de bunu açıkça göstermektedir.

Åžu an Azerbaycan’da cumhurbaÅŸkanı görevini yürütmekte olan Haydar Aliyev’in, diÄŸer liderlerden farkı da bu noktada göze çarpmaktadır. Azerbaycan’ın diÄŸer ülkeler arasında tutulması için, onu çevreleyen Türk devletler ile iyi iliÅŸkiler içinde olmak durumundadır. DiÄŸer Türk cumhuriyetlerindeki liderlerin çoÄŸu, eskiden komünizm düzenindeki Politbüro üyeleridir. Aliyev de hem onlara, hem de diÄŸer yabancı ülkelerle nasıl anlaÅŸacağını çok iyi bilen bir politika (siyaset) adamıdır. Bu da Azerbaycan’ın dünya ülkeleri tarafından tanınması ve iyi bir yere sahip olabilmesi açısından önemli bir noktadır. KüreselleÅŸme sürecinde ekonomik düzenin hedefi, dünya ekonomisi içinde rekabet ÅŸartlarında bütünleÅŸerek “Küresel Ekonomik Düzen”i inÅŸa edebilmektir. Aliyev’in de ÅŸu anda yapmak istediÄŸi, Azerbaycan’ın inÅŸa edilen bu küresel ekonomik düzen içerisinde yer alabilmesini saÄŸlamaktır.

DIÅžARIDAN AZERBAYCAN

Bir ülkenin dışarıda tanınması, o ülkenin sahip olduğu imajı ile ilgili bir olaydır. Yani, bir ülkenin dışarıdan görüntüsü, aslında onun imajıdır. İmaj oluştururken temel hedeflerden biri, konuyu bilen insanların sayısını artırmak ve olumlu bilgileri yayan görüş önderlerini kazanmaktır. Bu bağlamda Azerbaycan da kendi imajını oluşturmak için onunla ilgili bilgilere sahip devletlerle ilişkilerini daha iyi bir düzeyde geliştirmeye, hiç bilgisi olmayan devletlerde ise kendini tanıtmaya çalışmaktadır.

Azerbaycan’ın bayrağı ve arması, onun dışarıdaki imajını etkileyen unsurlardandır. Bayrakta ve armada kullanılan renkler ve semboller aslında Azerbaycan’ın mevcut kimliÄŸini yansıtan imajıdır, yani onun dışarıdan nasıl bir ülke olarak tanınmak istediÄŸini açıkça ortaya koymaktadır.

Azerbaycan’ın üç renkli bayrağı 1918 yılında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetinin kararı ile kabul edilmiÅŸtir. Fakat Rus hakimiyeti altına girdikten sonra ortadan kaldırılsa da, 1991 yılında tekrar Azerbaycan göklerinde dalgalanması saÄŸlanmıştır. Bayraktaki renkler “Türklük, ÇaÄŸdaÅŸlık ve İslam”ı simgelemektedir. Bu da Azerbaycan’ın Türkçülüğü, çaÄŸdaÅŸlığı ve İslam dinini her zaman ön planda tutan bir ülke olduÄŸunu göstermektedir.

Armasına baktığımızda onun bir siper ÅŸeklinde olduÄŸunu görürüz. Bu simge ile Azerbaycan bir DoÄŸu ülkesi olarak kendini her türlü durumda savunabileceÄŸini göstermektedir. Ortadaki yıldız sonsuzluÄŸu simgelemektedir. Yani Azerbaycan kendini sürekli var olmaya çalışacak bir devlet, hiç batmayacak bir güneÅŸ olarak görmek istemektedir. Yıldızın içinin beyaz olması barışı, sekiz köşesinin olması ise Azerbaycan’daki sekiz hanlığı simgelemektedir. Aynı ÅŸekilde siperdeki sekiz nokta da sekiz hanlığa iÅŸaret etmektedir. Armanın altında yer alan baÅŸaklar bolluk, bereket, ekmeÄŸe saygı anlamını taşımaktadır. Koza aÄŸacı yaprakları ise Azerbaycan’ın askeri gücünün simgesidir. Son olarak da armanın içindeki ateÅŸ, Azerbaycan’ın “odlar yurdu” anlamını simgelemektedir.

Türklük dünyası içerisinde etnografya ve folklor zenginliÄŸi bakımından da Azerbaycan’ın özel bir yeri vardır. Azerbaycan halkının kültürü bir bakıma Türk kültürünü yansıtmaktadır. CoÄŸrafi yapısı açısından kültürlerle etkileÅŸme olmuÅŸsa da, gelenekleri açısından Anadolu halkından ayrılan bir yanı yoktur.

Kültür, aslında insanlar arasındaki ortak inançlar, değerler, hareket ve davranış tarzlarıdır. Bir toplumun dansları, şarkıları, aile ve eğitim biçimleri, sosyal kuralları ve dili o toplumun kültürünün öğeleridir. Bu açıdan bakacak olursak, Azerbaycan da folkloru, dansları, hikayeleri, efsaneleri, eğitim şekil, hatta mutfağı ve tababeti bakımından zengin bir ülkedir.

Uzun tarihi boyunca seçkin düşünür, ÅŸair ve bilginler yetiÅŸtirmiÅŸ olan Azerbaycan’ın köklü bir kültür birikimi vardır. OrtaçaÄŸ Azeri bilginlerinin en ünlüleri matematik ve felsefe üzerine sayısız yapıtlar yazan Ebü’l Hasan Bahmanyar (11.yüzyıl) ve astronomiyle ilgili bir kitabı bulunan Ebü’l Hasan Åžirvani’dir (11.-12.yüzyıl). OrtaçaÄŸ ÅŸairlerinden Nizami Gencevi, Mahzenü’l Esrar, Husrev’ü Åžirin ve Leyla vü Mecnun’un yer aldığı Hamse’siyle tanınmaktadır.

Azerbaycan’da II Dünya Savaşından sonra çeÅŸitli tiyatrolar, kültürel etkinlik gösteren kulüpler, müze ve kütüphaneler kurulmuÅŸtur. Opera ve bale de yaygın ilgi görmektedir. Üzeyir Hacıbeyov ve Kara Karayev gibi Azeri bestecileri uluslararası ün kazanmışlardır.

Azerbaycan, bir “odlar diyarı” olarak tanınmaktadır. Bunun da “Azerbaycan” kelimesinin anlamı olduÄŸu söylendiÄŸi gibi, (eskiden Azerbaycan “od sahiplerinin ülkesi, odlar yurdu” anlamına gelen “Antropatena” adlandırılıyordu) farklı rivayetlerden de ortaya çıktığını savunanlar da vardır. Bu rivayete göre, burada yaÅŸayan iki kabilenin savaşı sırasında düşman taraf hücuma geçmek isterken yerden odlar çıkar ve karşılarını keser. Tabi ki bu rivayette bir gerçeklik payı mevcuttur. Çünkü Azerbaycan topraklarının %60’ında petrol ve doÄŸalgaz kaynakları bulunmaktadır. Hatta Azerbaycan’ın Guba bölgesindeki bir tepede sürekli yanan bir ateÅŸ vardır. Bu ateÅŸ hiçbir zaman sönmez.

Azerbaycan denince akla gelen bir baÅŸka ÅŸey de Nevruzdur. Nevruz, Azeri Türklerinin eski geleneklerinden biridir. Bu, yalnız Azerbaycan’da deÄŸil, diÄŸer Türk cumhuriyetlerinde de kutlanan bir bayram günüdür. Farsça’dan anlamı “yeni gün” olarak bilinene Nevruz, Miladi takvimle Mart ayının 21’ne tesadüf eder. Azerbaycan Türkleri ve diÄŸer birçok doÄŸu halkı Nevruzu yeni yılın baÅŸlangıcı, bolluk, bereket, mutluluk remzi olarak kabul etmiÅŸlerdir.

Nevruz, insana hayat veren dört unsurun – su, ateÅŸ, hava, toprak – ısınması, dirilmesi ile ilgili olarak ortaya çıkmıştır. İnsanlar toprağın uyanması arzusuna iliÅŸkin kendi geleneklerini, itikat ve ayinlerini dile getirmiÅŸlerdir. Yeni yılın baÅŸlamasına dört hafta kala bu ayin ve itikatlar icra edilmeye baÅŸlar. Her hafta bu ayin haftanın Salı gününe denk gelir ki, buna Azerice’de “ÇarÅŸamba akÅŸamı” denir. Her salı ise doÄŸanın bir unsuruna iÅŸarettir.

Geleneklere göre dördüncü salı son Çarşamba Akşamı olarak kabul edilir. Bu gün Nevruza kadar olan son çarşambadır. Bu güne kadar tüm evlerde temizlik yapılır, küs olanlar barışır, borçlular borcunu öder. Son Çarşamba Akşamı gece sabaha kadar yatılmaz, bahar güneşini herkes gözler, sevinç ve türkülerle karşılar. Herkes yılın ağırlığından, kötülüğünden arınmak için akar bir suyun veya mahallelerde yakılan ateşlerin üstünden atlar. İnsanlar birbiri ile bayramlaşır, büyükler ziyaret edilir, ölenlerin mezarları ziyaret edilir, çocuklara yeni elbiseler dikilir. Şenlik ve eğlenceler birkaç gün devam eder.

Bayram günü her evde tatlılar yapılır, leziz yemekler, kuruyemişler hazırlanır, pilav yapılır. Sofralara göğertinmiş semeni konur. Evlerde ıslatılmış buğday taneleri ile bir tabakta yapılan ve yeşil otlar haline geldikten sonra hepsi kırmızı kurdele ile bağlanarak sofraya konulan semeni, Nevruzun en güzel sembolüdür.

Nevruzun son salısı yapılan etkinliklerden biri de “kapı pusma”, “kulaÄŸa dayanma” adlandırılan kulak falıdır. O gün kapı arkasından iÅŸitilecek güzel bir söz uÄŸur, kötü bir söz ise uÄŸursuzluk alameti sayılır. Bunların yanı sıra Nevruzda her evde baklavalar, ÅŸekerburalar (cevizli çörek) ve bu gibi tatlılar yapılır. Bunlar da aslında Nevruzu simgeleyen diÄŸer unsurlar olarak ele alınabilir.

Bir ülkenin geliÅŸmiÅŸliÄŸi, o ülke insanlarının eÄŸitim düzeyine de baÄŸlıdır. Azerbaycan %97’ilik oranla okuma yazma bilen bir nüfusa sahiptir. Bu açıdan bakacak olursak, Azerbaycan’ın uzun seneler boyunca Sovyetler BirliÄŸi içinde olması onu avantajlı duruma düşürmüştür. Sovyetler BirliÄŸi eÄŸitime çok önem vermekteydi. DiÄŸer Türk Cumhuriyetleri gibi, Azerbaycan da komünizm rejiminin bu özelliÄŸi dolayısıyla okuma – yazma sorunlarını çözmüş bulunmaktadır. O dönemlerde Azerbaycan’da 8 yıllık eÄŸitim zorunlu olmuÅŸtur. Fakat yine komünizm rejiminin bir baÅŸka özelliÄŸi dolayısıyla, bu ülkeler dünya medeniyetine kapatıldığı için uzun seneler boyunca çaÄŸdaÅŸ eÄŸitim ve medeniyet araçlarından uzakta kalmışlardır.

8 yıllık zorunlu eÄŸitim sistemi hala aynı ÅŸekilde devam etmektedir. 8 yıllık eÄŸitimini tamamladıktan sonra ise mesleki veya teknik yüksekokullarında eÄŸitime devam edilmektedir. Arzu edilirse, baÅŸarı puanlarına göre meslek liseleri, teknik lise veya normal düz liselere devam edilir. Çünkü, üniversite sınavlarına katılabilmek için 10 yıllık eÄŸitimi tamamlamak ÅŸarttır. Yani bir bakıma bunlar da zorunlu hale gelmiÅŸtir. Lisansüstü eÄŸitim ÅŸekli Türkiye’de olduÄŸu gibidir.

Kadın erkek ayrımı yapılmaksızın herkes, üniversite veya mesleki-teknik yüksekokullarda eÄŸitimini sürdürebilme ÅŸansına sahiptir. Bu yüzdendir ki, Azerbaycan’da erkeklerin yanı sıra çeÅŸitli üniversite veya yüksekokulları bitiren kadınlar da iÅŸ hayatında aktif rol almaktadır.

Bu eÄŸitim sisteminde Azerice’nin yanı sıra, Rusça da zorunlu ikinci Ana dil olarak verilmekteydi. Fakat son zamanlarda bir “Ana Dil” olarak deÄŸil de, bir yabancı dil olarak verilmeye devam etmektedir. Ayrıca, dördüncü sınıftan baÅŸlayarak lise sona kadar üçüncü bir yabancı dil tercihi de öğrenciye bırakılmaktadır.

Azerbaycan’ın Sovyet yönetimine girmesiyle, Arap alfabesinden uzaklaÅŸtırma, Latin alfabesini kabul ettirmeye çabaları içine girdiÄŸi görülmektedir. Gerçekten de Azerbaycan 1 Mayıs 1925’de bir kararname ile, Latin alfabesini Azeri Türk Dilinin resmi yazısı olarak ilan etmiÅŸtir. Ardından diÄŸer Türk Cumhuriyetlerinde de çeÅŸitli Latin yazılarının kabul edildiÄŸi, fakat hepsinin birbirinden farklı olduÄŸu görülmektedir. Ne var ki, 1928’de Türkiye’de Latin alfabesi kabul edilince, Rusların bu kez Latin alfabesini kaldırarak yerine Rus kiril alfabesini koymaları, Sovyet Türkleri ile Türkiye arasındaki kültürel – ekonomik iliÅŸkileri kesmek yolunu tercih ettiklerini açıkça ortaya koymaktadır. Azerbaycan’da bu dönemde yeniden alfabeyi deÄŸiÅŸtirme ve Latin alfabesinin kabul edilmesi görüşü giderek ağırlık kazanmaya baÅŸladı ve 1991 yılının son aylarında toplanan Azerbaycan Parlamentosu yeniden Latin harflerine geçme kararı aldı. Böyle bir görüş gerçekleÅŸtiÄŸinde, hiç kuÅŸkusuz Türkiye – Azerbaycan iliÅŸkileri de iyi yönde geliÅŸme gösterebilecekti . Gerçekten de günümüze baktığımızda bu iliÅŸkilerin gerçekleÅŸtiÄŸini görmekteyiz.

Bugün Azerbaycan’da çaÄŸdaÅŸ teknolojilerle donatılmış, yüksek kaliteli öğrenciler yetiÅŸtiren yeni eÄŸitim kurumları açılmaktadır. Özellikle Türk iÅŸ adamları tarafından açılan bu okullar bilgisayarlarla donatılmış, yabancı dil eÄŸitimi veren kolejlerdir. Bunun yanı sıra üniversiteye kabul sistemindeki reformlar da eÄŸitim kalitesini artırmıştır.

Tüm bunların yanında aileler genellikle çocuklarının küçüklükten beri birtakım sosyal aktivitelere katılmaları için teÅŸvik etmekteler. Azerbaycan’da açılan müzik, spor, tiyatro ve sanat okulları bu amaca hizmet etmektedir. Azerbaycan’da oÄŸlunu Uzak DoÄŸu sporlarından birine veya kızını piyano kurslarına yazdırmayan aileler çok nadirdir.

Sosyal aktivitelere verilen önem, Azeri gençlerinin birtakım yarışmalara katılmalarını da beraberinde getirmektedir. Bazıları çocukluktan baÅŸladıkları bir sosyal aktiviteyi uzun seneler boyunca profesyonel bir ÅŸekilde devam ettirmektedir. Bu kiÅŸiler sadece Azerbaycan içinde deÄŸil de birçok farklı ülkelerdeki yarışmalara da katılmakta ve bazıları uluslararası düzeyde baÅŸarılar elde etmektedir. Tabi ki, bu baÅŸarılar Azerbaycan’a olumlu bir imaj olarak geri dönmektedir.

Bunun yanı sıra Azerbaycan, 1990’lı yıllardan sonra eÄŸitimi devam ettirebilmek için yurtdışına daha fazla sayıda öğrenci göndermeye baÅŸladı. Buradaki asıl amaç, öğrencilerin deÄŸiÅŸik sistemlerde eÄŸitim görmelerini saÄŸlamak, daha sonra bu öğrencilerin edindikleri bilgi ve deneyim birikimlerini bu ülkenin kalkınması için kullanmalarını saÄŸlamaktır. Amerika’ya, Mısır’a, Türkiye ve diÄŸer ülkelere gönderilen öğrenciler aslında bir bakıma Azerbaycan’ı orada temsil etmekte ve Azerbaycan’ın oluÅŸacak imajına katkıda bulunmaktadırlar.

Okur yazar oranının yüksek oluÅŸunun arkasında yatan sebeplerden biri de gazete ve dergi bolluÄŸudur. 1991 yılının ilk aylarındaki bilgilere göre, Azerbaycan’da 78 adet çeÅŸitli içerikli (spor, güncel, kültür gibi) gazete ve 63 dergi yayınlanmaktaydı. Bu yılı takip eden aylar içerisinde 32 yeni gazete ve 8 yeni dergi yayın izni almıştır ve bu sayı her geçen gün daha da artmaktadır. Bu gazete ve dergi bolluÄŸunda gazete tirajı 950 000, dergi ise 139 000’dır .

70 yılı aÅŸkın bir süre Rus egemenliÄŸi altında kalmasına raÄŸmen, Azerbaycan kendi dinini ve birtakım kültürel deÄŸerlerini koruyup saklayabilmiÅŸtir. Sovyetler BirliÄŸi Azerbaycan’da İslam dinini uzun seneler boyunca yasaklamıştır. Hatta Azerbaycan’da bulunan camilere gitmek, namaz kılmak, Ramazan veya Kurban bayramını kutlamak yasaktı. Bunu yapanlar gizli yapıyorlardı. Fakat Rus sisteminin çökmesiyle Azerbaycan yeniden dinini ve kaybettiÄŸi deÄŸerlerini elde etmeyi baÅŸardı.

Bir ülkenin imajını o ülke insanlarının yaÅŸam tarzı, giyim-kuÅŸamı da etkilemektedir. Bu çalışmayı yaparken çevremdeki insanlarla küçük bir araÅŸtırma yaptım ve “Azerbaycan” ve “Azerbaycanlı” kelimelerinin onlara neleri çaÄŸrıştırdığını söylemelerini istedim. Alınan cevaplar doÄŸrultusunda ÅŸu sonuçları çıkardım.

“Azerbaycan” deyince kardeÅŸ ve dost bir ülke, petrol, doÄŸalgaz, Kafkas Dansları, Nevruz, Azeri Pilavı ilk akla gelenlerdir. Azerbaycanlı kadının burada güzel, saygılı, her zaman şıklığı ile dikkat çeken, ailesine ve evine baÄŸlı, iÅŸ hayatında aktif rol alan, sigara içmeyen ve araba kullanmakla pek arası olmayan, giyiminde genellikle eteÄŸi tercih eden bir kadın imajını çizdiÄŸini görmekteyiz. Azeri erkeÄŸi ise bazı özellikleriyle tam Türk erkeÄŸi imajıyla aynı çerçevede bilinmektedir – esmer, bıyıklı, ailesine karşı sorumluluk duyan, deri ceketli, altın diÅŸli ve baÅŸka.

Genellikle Azerbaycanlı ailesi geleneklere baÄŸlılığı, misafirperverliÄŸi ve konukseverliÄŸi ile de bilinmektedir. Bir Azerbaycanlı ailesine misafir gider ve geceyi otelde geçirmek isterseniz, o aileye hakaret olmuÅŸ sayılırsınız. Ayrıca, Azerbaycanlılar yemek sofralarında içkiyi eksik etmeyen bir millet olarak da tanınmaktadır. Bu da bence Rusya’nın hakimiyeti altında kalma ve neredeyse onların da kültürlerini benimseme ile ilgilidir.

Azerbaycan denince akla gelen bir baÅŸka ÅŸey de Azeri pilavıdır. Çok geniÅŸ ve çeÅŸitli yiyeceklerle dolu ve genellikle etle beslenmeye ağırlık veren mutfağı olan Azerbaycan’da, uzun ve zahmetli bir çaba gerektirdiÄŸinden dolayı, bu pilav sadece özel günlerde veya düğünlerde yapılır.

Bir ülkeyle ilgili olumsuzluklar küçük olsa bile, o ülkenin imajının sarsmaya yetecek niteliktedir. Azerbaycan’la ilgili olumsuzluklardan biri de bazı iÅŸadamlarının “Azerbaycan’da iÅŸ yapılamaz” önyargısına sahip oluÅŸudur. Aslında bu yanlış bir düşüncedir. Çünkü Azerbaycan daha yeni kalkınmaya ve adını duyurmaya doÄŸru ilerlemektedir. Bu durum da bugün ülkede küçük ÅŸirketlerin pek fazla iÅŸ yapamamasına sebep olmaktadır. Fakat Azerbaycan iÅŸ adamları çeÅŸitli büyük firmalarla anlaÅŸarak onları kendi ülkelerine çekmeye ve bu ÅŸekilde onların tecrübelerinden, çalışma stillerinden yararlanmaya çalışmaktadırlar. Bugün Azerbaycan’da yüzlerce Türk, Amerikan, İtalyan, İsveç ve bu gibi ülkelerin çeÅŸitli firmaları faaliyet göstermekte, ürünlerini halkın hizmetine sunmaktadırlar.

SONUÇ

Dünya toplumundaki saygın ülkeler ya askeri, ya ekonomik, ya da kültürel zenginliÄŸe sahip ülkelerdir. Bazı ülkeler hatta bu özelliklerden birkaçına sahiptir. Henüz bu saygın ülkelerden biri olabilme çabası içinde olan Azerbaycan, eskiden kültürü ile kendini tanıtabilecek bir durumundaydı. Fakat Sovyetlerin iÅŸgali altına geçmesi Azerbaycan kültürünün, çoÄŸu tarihi anıtları ve kültür abidelerinin yok olmasına sebep olmuÅŸtur. Günümüzde Azerbaycan eski durumunu geri getirmeye çalışsa da bence buna henüz tam olarak muvaffak olduÄŸu söylenemez. Bu yüzden “Azerbaycan kültürel yönden çok zengin bir ülkedir” diyemeyiz. Fakat sanayi yönünden bakacak olursak Azerbaycan, zengin yeraltı kaynaklarından dolayı ekonomik alanda ilerleme kaydetmektedir. Bağımsızlığını ilan ettikten sonra Azerbaycan, her alanda olduÄŸu gibi, iktisadi alanda da yeni yatırımlar yapmaya baÅŸlamış, fakat eskiden merkezi yönetim sistemine baÄŸlı olarak çalıştığından ve birtakım hukuki faaliyetlerinin eksikliÄŸinden yapılan birçok yeni atılımlar sonuçlandırılamamıştı. Bugün Azerbaycan’ın ekonomi alanında hızla ilerlemekte ve bu ilerlemelerde diÄŸer ülkelerle kurduÄŸu dış iliÅŸiler de çok fazla etkili olmaktadır.

Dünyada yaÅŸanan küreselleÅŸme süreci ile birlikte Azerbaycan’da da birtakım deÄŸiÅŸmeler ve geliÅŸmeler yaÅŸanmaktadır. Tam anlamıyla “bugün Azerbaycan’da bir küreselleÅŸme süreci yaÅŸanıyor” diyemesek de, elindeki zengin kaynak ve olanaklarıyla Azerbaycan, belki de ileride dünyanın sayın devletleri listesine girmeyi baÅŸarabilecektir. Tabi ki bunu baÅŸarması için de öncelikle dışarıda olumlu bir imaja sahip olması gerekmektedir. Çünkü, ne olursa olsun, her zaman dışarıda olumlu bir imaja sahip olmak her ülke için çok önemlidir.

Bence Azerbaycan’ın dışarıda daha fazla tanınmasını ve onunla ilgili olumsuz düşünceleri yok etmek için daha fazla ve güçlü çabalara ihtiyaç vardır. Çünkü olumsuzu yaratmak kolay, yok etmek ise zordur. Olumlu imaja sahip olması, yani dışarıda olumlu ÅŸekilde tanınmasının ise Azerbaycan’ın geleceÄŸinin anahtarı olacağına inanıyorum.

KAYNAKÇA

Abdullayev, E. ve Muradov, F. Azerbaycan Beynelhalk Alemde, Bakü: Göytürk Neşriyatı,

1997.

Adıgözelov, Azer. “Tarihsel GeliÅŸim İçinde Azerbaycan Basını ve İlk Basılı Ürünler”,

Marmara Üniversitesi İletişim Dergisi, İstanbul: Marmara Üniversitesi İletişim Yayınları, 1999, Sayı 10, s:257-266.

Alıyev, İ.H. ve İbadov, C.A. Azerbaycan İktisadiyatı, Bakü: Ağrıdağ Neşriyatı, 1999.

Aliyev, Haydar. Değişmeyen Mevki, Bakü: Azerbaycan Neşriyatı, 1994.

Allahverdiyev,N., Göyçaylı, Ş., Demiralıyev, Ş. ve Eyyubov, N. Azerbaycan

Respublikasının İktisadi ve Sosyal Coğrafyası, Bakü: Maarif Neşriyetı, 1996.

GezenferoÄŸlu, Fazıl. Ebülfez Elçibey – Tarihten GeleceÄŸe, İstanbul: Prestij Matbaacılık,

1995.

Elçibey, Ebülfez. Bütöv Azerbaycan Yolunda, Ankara: Ecdad Yayınları, 1998.

Ersun, Cengiz ve Palacıoğlu, Tezer. Azerbaycan Ülke Profili, Mevzuat ve Türk

Girişimcileri, İstanbul: İstanbul Ticaret Odası Yayınları No:1997-34, 1997.

Hacıyeva, M., Köktürk, Ş. ve Paşayeva, M. Azerbaycan Folklor ve Etnografya Sözlüğü,

Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları No:2298, 1999.

Oğan, Sinan. Azerbaycan, İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1992.

Saray, Mehmet. Azerbaycan Türkleri Tarihi, İstanbul: Yeni Türk Cumhuriyetleri Serisi

No:1, 1993.

Ülkü İrfan. Kızıl Yıldızdan Hilale, İstanbul: Kamer Yayınları, 1996.

——— Dünya Azerbaycanlılarına, Bakü: Azerbaycan NeÅŸriyatı, 1998.

——— Anabritanica – Genel Kültür Ansiklopedisi, İstanbul: Ana Yayıncılık A.Åž., 1987,

Cilt 3, s:113-115.

——— Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, İstanbul: Interpress Basın ve Yayıncılık

A.Åž., 1986, Cilt 3, s:1135-1137.

Diğer Yayınlar

Genç Aydın Dergisi, Yıl 1, Sayı 9-10, 1995.

Büyük Gelecek Dergisi, Yıl 1, Sayı 3, 1996.

Hürriyet Gazetesi, 13 Ağustos, 2001, s:19.

Hürriyet Gazetesi, 24 Ağustos, 2001, s:16.

Hürriyet Gazetesi, 25 Ağustos, 2001, s:15.

İnternet Siteleri

http://www.aygazete.com/turk/cumhuri…zerbaycan2.htm

http://www.aygazete.com/turk_dunyasi.php?tur=0

http://www.bozkurt.net/html/turkdun03.html

http://www.erhankarakaya.com/azerbaycan.htm

http://www.turkiye.net/mbinay/news/analiz15htm.

http://www.tusiab.com.az/ekodurum.htm

http://www.tusiab.com.az/azerekonomi.htm

http://www.tusiab.com.az/azersosyal.htm

http://www.tusiab.com.az/azercograf.htm

http://www.tusiab.com.az/siyasi.htm

http://www.tusiab.com.az/foreigntrade.htm

http://www.tusiab.com.az/azerbaycan.htm

http://www.tusiab.com.az/azertarih.htm

http://www.foreigntrade.gov.tr/anl/r…DT/AZERBAYCAN/

azerbaycan.htm

Iq

Salı, 06 Kasım 2007

GİRİŞ

Kitabın yazarları; bugüne kadar iÅŸ yaÅŸamında duyguların yok sayılarak, IQ ‘ya yani zihinsel süreçlere baÅŸarının en önemli koÅŸulu olarak bakıldığını oysa son bulgulara göre IQ ‘nun gerçek dünyadaki baÅŸarının ancak %4 ‘ü kadarı ile baÄŸlantılı olduÄŸunu, yaÅŸamda elde edilen baÅŸarıların % 90′ından fazlasının muhtemelen zekanın diÄŸer biçimleri ile baÄŸlantılı olduÄŸunu belirtmektedirler.

Pek çok lider ve yönetici çalışanlarıyla iliÅŸkilerine duygularını kattıkları takdirde etkinlik ve otoritelerinin sarsılacağını düşünürler. Copper ve Sawaf’a göre duygular güven, bütünlük, empati, esneklik, güvenilirlik, yaratıcılık, iÅŸbirliÄŸi ve insiyatifi harekete geçirir. Duygular motive edicidir; duygular gidilecek yönü tayin eder; duygular insanı iÅŸ gören makineler olmaktan çıkarıp insan yapar, yapılan iÅŸe amaç ve anlam katar; duyguyla inÅŸa edilen her ÅŸey kalıcıdır. Yeni IQ baÅŸarının bir ayağıysa, EQ onu dengeye getiren saÄŸlamlık ve kalıcılık katan diÄŸer ayaktır.

Duygusal zeka: duyguların gücünü ve hızlı algılayışını, insan enerjisi bilgisini, ilişkilerini ve etkisinin bir kaynağı olarak duyumsama, anlama ve etkin bir biçimde kullanma yeteneğidir.Kendisiyle barışık, kendisini iyi tanıyan, kendisinin ve başkalarının duygularını anlayabilen, duygularını kontrol edebilen insanlar duygusal zekası yüksek olan insanlardır. Bu insanlar çevreleriyle sağlıklı ilişkiler kurabilirler, iyi arkadaş, iyi patron-eleman, iyi anne-baba olurlar, daha az sağlık problemi yaşarlar, kısaca mutludurlar ve yaşamdan zevk alırlar.Duygusal zeka, kendimizin ve başkalarının duygularını tanımayı ve değerlendirmeyi, öğrenmemizin yanı sıra duygulara ilişkin bilgileri ve duyguların enerjisini günlük yaşamımıza ve işimize etkin bir biçimde yansıtarak onlara uygun tepkiler vermemizi sağlar.

Duygular düşünce ve eylemin güçlü bir örgütleyicisidirler. Onlar çeliÅŸkili görünmekle birlikte, muhakeme yapmak ve makul olabilmek için de ÅŸarttır. EQ, ayrıca önemli sorunları çözmek ya da önemli bir karar vermek gerektiÄŸi zaman, IQ ‘nun yardımına koÅŸar ve bunları daha nitelikli biçimde ve çok daha kısa bir sürede yapılmasını saÄŸlar.

İş hayatındaki konumumuz ya da ünvanımız ne olursa olsun, her birimiz kendi yaşamımız ve işimizin esas yöneticisi olmaktan sorumluyuz. Bu amaçla, her gün, sonuçları hemen yada uzun vadede ortaya çıkabilen kararlar alırız ya da bu kararları almakta başarısız oluruz. Giderek daha çoğumuzdan, işyerlerinde şu ya da bu biçimde bir lider olarak görev yapmamız ve sürekli büyüyen beklentileri karşılamamız istenmektedir.

Yöneticiler yazma, konuşma, dinleme, müzakere etme, strateji oluşturma ve etkileme konusunda da yeterli bir düzeyi yakalamak zorundadırlar. Bunun dışında onlardan, dürüstlük, enerji, güvenilirlik, bütünsellik, sezgi, hayal gücü, esneklik, amaca bağlılık, kararlılık, nüfuz, motivasyon, duyarlılık, anlayış, neşe, cesaret, vicdan ve alçak gönüllülük dahil, liderliğin bilinen ya da olması gerektiği düşünülen hemen her özelliğini göstermeleri de beklenir. Ayrıca, bir organizasyonun bütün kademelerindeki liderlerden, danışman, akıl hocası, müttefik, koruyucu ve arkadaş olmaları ve organizasyonun ihtiyaçlarını ve çalışanların kişisel çıkarlarının her zaman farkında olmaları istenir. Ne yazık ki, sıra bunun nasıl yapılacağına; yani istisnai yöneticiler ve liderler olunması gerektiğine gerektiğinde, ortada hala büyük bir belirsizliğin olduğu görülür. İşte, bu bilmecenin eksik ve en önemli parçalarından biri duygusal zekadır.

Cooper ve Sawaf, kitaplarında işte ve yaşamda duygusal zeka üzerinde yoğunlaşmak ve onu geliştirmeye başlamak için dört köşe taşlı bir model önermektedirler. Birinci köşe taşı, duygusal dürüstlük, enerji, farkında olma, geri bildirim, sezgi, sorumluluk ve ilişki aracılığıyla bir kişisel etkinlik ve güven mekanı inşa eden duyguları öğrenmek. İkinci köşe taşı; içtenlik inanılırlık ve esenliği inşa ederek güven çemberini genişleten, çatışmaları dinlemek ve yönetme yeteneğini artıran duygusal zindelik. Üçüncü köşe taşı; gündelik yaşamevi işi, sahip olunan potansiyel ve amaçlarla uyumlu hale getirmek ve bunu doğruluk, adanmışlık ve sorumlulukla destekleyen duygusal derinlik. Ve dördüncü köşe taşı; sorun ve baskılarla birlikte yaşamak, fırsatları yakalamak, önceden görülemeyen çözüm yöntemlerini ortaya çıkarmak ve yetenekleri kullanmak suretiyle gelecek için rekabet etme gücünü artıran, yaratıcı güdüleri geliştiren duygusal simyadır.

1.DUYGULARI ÖĞRENMEK

Modern iş kültürümüze en çok zarar veren davranışlarından biri kendi sezgilerimize veya iç sesimize hiçbir koşulda güven duymamızdan kaynaklanır.Yapılan araştırmalar başarılı liderlerin ve girişimcilerin başarılarının temelinin, tüm önemli karar ve iletişimlerde gösterdikleri cesarette dayandığını göstermektedir.

a-Duygusal Dürüstlük:

Dürüst olma kalbinizin doÄŸru olduÄŸunu söylediÄŸi ÅŸeylere dikkat etmekle ilgilidir.Duygusal dürüstlüğün yanında birde nezaketten dürüstlük vardır.Nezaketten dürüstlükse ,içimizde hissettiÄŸimiz dürüstlüğün aksine ,genel geçerli ve toplumsal bir kanı olan dürüstlüktür.Yane müşterilerinize daha iyi bir hizmet verebileceÄŸinizi düşünür ama nezaketten dürüstlükten dolayı hiçbir ÅŸey söyleyemezsiniz.Duygu ve düşüncelerinize dinleyin ve kendinize karşı dürüst olup olmadığınızı, dürüstlüğünüzün derinliÄŸini, kafanızdaki nezaketten dürüstlüğün mü yoksa kalbinizdeki duygusal dürüstlüğün mü daha baskın olduÄŸunu anlamaya çalışın.İngiltere’nin büyük bankalarından olan Natwest grup baÅŸkanı Wanless zamanının byük çoÄŸunluÄŸunu ÅŸirketin bütün çalışanlarıyla yüz yüze toplantılar yaparak ve onların duygusal açıdan dürüst seslerini duymakla geçirmiÅŸtir.Wanless duygusal fikirlerin ifadesi ve takdim edilmesinin ÅŸirketleri iyileÅŸtirdiÄŸini ve yapılacak atılımlarda cesareti ateÅŸlediÄŸine inanmıştır.Duygularınızın sesine kulak vererek hem kendinizin daha çok farkında olur ,hem de kendinize olan güveni arttırarak cesaret kazanırsınız.

b-Duygusal Enerji:

İçimizdeki enerji ve gerilimin farkına varıp,ikisini birden etkin bir şekilde yönlendirmemiz;dikkatimizi toplamamıza ,hem entelektüel zekamızın hem de duygusal zekamızın gelişmesine önemli ölçüde katkıda bulunur.Kendimizi yorgun hissettiğimiz günlerde genelde konuşmalarımızda bir uyumsuzluk,açık sözlülüğü reddeden güven eksikliği içeren bir ses tonu olur.Bu da duygusal zekamız ile yaratıcılığımızın arasındaki bağın kopmuş olduğunu gösterir.Albert Einstein yaratıcı zekanın bir şeylerle meşgul olurken yani enerjimizin yuğun olduğu zamanlarda çıktığını savunmuştur.Ayrıca araştırmalar heyecan verici bir tartışmanın veya bir işe yaratıcı bir şekilde katılmanın ,duygusal enerjiyi arttırdığı ve olaylara motivasyonu da doruğa çıkardığını ortaya koymuştur.Buna karşın rutin veya sıkıcı bir görev ise dikkati azaltır ve sizi artan hatalar ,azalmış yaratıcılık ve başarısızlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilir.

c-Duygusal Geribildirim:

Her duygu bir işarettir ve duyguların sizi hareketlendiren, soru soran ,kapasitenizi arttıran, öğreten ve pratiğe geçiren özellikleri olduğu düşünülür.Öfkenin de bir duygu olduğu düşünülürse, öfke için yakıt benzetmesini yapmamız hiç de yanlış olmaz.Yane öfkelendiğimizde bir şeyler yapmak isteriz.Genelde çoğumuz öfkeyi boğar ,inkar eder veya göz ardı eder; ona değer vermek ve dinlemek dışında her şeyi yaparız.Aslında öfke ne iyi ne de kötüdür;öfkenin mesajına verdiğimiz karşılık onun etkisini belirler.Burada yapılması gereken öfkeyi hiddete çevirmemek; onu hissetmeyi ve başkalarını suçlamak yerine onu anlayışla karşılayabilmektir.Genelde hiddetin kaynağı endişeden geçer.Yani endişe duygusu zamanla kronikleşir,kabul edilmez ve göz ardı edilirse artar sıkışır ve öfkeye dönüşebilir.Bunun neticesinde öfkede önemsenmezse veya dikkate alınmazsa şiddetli öfkeye dönüşebilir.

d- Pratik Sezgi:

Sezgi,fiziksel duygular dışında gerçekleşen ,duygusal zekayla yakından ilişkisi olan ve zekanın özelliklerini taşıyan; yaratıcılığı ve esinlenmeyi desteklediği gibi içimizdeki empatiyi de geliştiren bir algıdır.Son 16 yıl içinde Nobel ödülünü kazananların büyük bir çoğunluğu sezginin yaratıcı ve bilimsel keşiflerde rol oynadığını kabul etmiştir.Buda sezginin ,bir işin veya fikrin analatik olarak tahmin edilemeyecek yönlerinin gizli olasılıklarını çıkarabileceğini ,onun yaratıcılık unsurunu desteklediğini göstermektedir.Sezgilerimizi dinlemek özellikle önemli kararlar almaya gelince değer kazanır.Bunun yanında empatiyle de karşımızdakini anlayabilir,onun hissettiklerini paylaşabilir ve bunun sonucunda kişiye nasıl bir yaklaşımda bulunucağımızı belirleyebiliriz.

2.DUYGUSAL ZİNDELİK

Duygusal zindelik güven ve inanırlığı geliştirerek duyguları tanıma becerisini pratiğe dönüştürmemize olanak sağlar.Bir hata yağıldığında hem kendinizi hem de başkalarını daha kolay bağışlamamızı mümkün kılan da duygusal zindeliktir.Bu sayede temel kişisel değerlerimizi ve karakterlerimizi ve onları yönlendiren duygularımızı anlamaya başlayabiliriz.

a-Öz Varlık:

Öz varlık , karşımızdakini ve kendimizi anlayabilmektir.İçinizde var olan bu gücü anlamanız ve geliştirmeniz kendinizi dinlemenize ve diyaloğa daha fazla değer vermenize ;değişime ve yaratıcı riske karşı güven ve açıklık yaratabileceğiniz bir ortam oluşturmanıza yardım eden duygusal zindeliğe giden ilk önemli adımdır.Sahici olmak, soru sormak,anlaşabilirlik ve gerçek bir diyalog öz varlığa giden temel adımlardır.Gerçek diyalog ise boş konuşmalar değil, birbirimize değer verdiğimiz noktada başlar ve iş hayatında acilen ve daha fazla sahip olunması gereken unsurdur.

b-Güven Çemberi:

Güven kendine deÄŸer verme duygusu ile baÅŸlayan ve zaman içinde tıpkı bir dairenin yarıçapı gibi dışarı doÄŸru uzanarak ÅŸirket, bölüm, ve ekip içinde bulunan herkesle temas eden bir duygudur. Güven kelimesi sözlükte ‘kendi yada baÅŸkası üzerinde mutlak güvenilirlik saÄŸlanması hali’ olarak da tanımlanır. Bu bölümde vurgulanmak istenen önemli nokta güven duygusunun iyi bir fikir yada tavırdan daha önemli olduÄŸudur. Bu duygu, duygusal bir özellik, hissetmemiz ve ona dayanarak hareket etmemiz gereken bir ÅŸeydir. Kendimize güvenip bunu baÅŸkalarına yansıttığımız ve karşılığını aldığımızda, iliÅŸkileri kuvvetlendiren ve gerçek anlamda diyaloÄŸu elde etmiÅŸ oluruz. Buna karşı güven eksikliÄŸi koruma ,şüphelenme, kontrol etme ve tutma gibi eylemlerle, yaratmak, baÅŸkaları ile birlikte çalışmak ve yaptığımız iÅŸe deÄŸer katmak için kullanabileceÄŸimiz zamanı kaybettirir. Güven insan çeÅŸitliliÄŸinin ve çatışmalarının yaratıcı olasılıklarına daha kapsamlı deÄŸer verme ye baÅŸlamamız için temel oluÅŸturur. Güven çemberiniz ne kadar geniÅŸ olursa, modern iÅŸ hayatını kargaÅŸası içinde baÅŸarılı olma ÅŸansınız o kadar yüksek olur. Duygusal zindeliÄŸin bu yönünü geliÅŸtirerek günlük anlaÅŸmazlıklar ve çatışmalara raÄŸmen ve bazen de bunlardan dolayı, geliÅŸme ve baÅŸkalarıyla iyi geçinme fırsatını yakalarız.

c-Yapıcı Hoşnutsuzluk:

Memnun olmama hali anlamına gelen hoşnutsuzluk burada farklı görüşlerin ortaya çıkıp çatışması durumu olarak kullanılmıştır. Bozucu bir etkisi olmasına karşın hoşnutsuzluğun, derin bir güven yaratmak ve iletişim kurmak için gereken yaratıcı fikirlerin ve imkanların kaynağı olduğu rahatlıkla görülebilir. Çatışma iyi ekiplerde yaratıcıdır. Birbiriyle çelişen düşünce ve duyguların serbest akışı, kimsenin tek başına yaratamayacağı eleştirel düşünme biçimi ve yeni çözümler açısından önemlidir. Yüksek işbirliği seviyesi ancak merkezi otoritenin olmadığı ve bağımsız düşünebilen pek çok insanın yer aldığı ekip veya firmalar arasındaki işbirliğinden doğar. Hoşnutsuzluğu kötülemek yerine onun değerini anlayarak, kariyeriniz, müşterileriniz ve şirketiniz için pek çok özel yol bulunabilir Çatışmayla baş etmek için pek çok özel mekanizmalar kullanmak mümkündür. Bir organizasyonda ise çatışmanın yaratıcı gücünü kabul eden ve bunu güçlendiren bir kültür yaratılması daha iyidir.

d-Esneklik ve Yenilenme:

Hayatımızda engellerin ortaya çıktığı zamanları hepimiz yaşamışızdır. Böyle zamanlarda derin ve açık duygusal adaptasyon ve esnekliğe ihtiyaç duyarız. Pek çoğumuz şu veya bu şekilde benzer şeylerin daha iyisini yapmamızı gerektiren durumlarla karşılaşmışızdır.Böyle durumlarda ruhumuzu zayıflamış hissederiz. İşte o anlarda duygusal yenilenmeye ihtiyaç duyarız. Gerçekleşmesi kesinlikle kontrolümüz dışında olan durumlarda bakış açımızı yenileriz. İşte bu uyumluluktur; uyumluluğun sonucunda da esneklik oluşur. Duygusal uyumluluk çeşitli şekillerde fiziksel ve zihinsel uyumluluğu harekete geçirir ve genişletir. Başımıza gelebilecek kötü olayları olgunlukla karşılamalı sakin davranıp bu olaylardan ders çıkarmalı ve bir daha başımıza gelmesini engellemenin yollarını düşünüp kendimize yeni yol ve yöntemler belirlemeliyiz. İşte esneklik ve yenilenme budur.

3. DUYGUSAL DERİNLİK

İş ve özel hayatımızda duygusal açıdan yüzeyde yaÅŸadığımız zaman her ÅŸey görece kolay ve rahat gitmektedir, ancak bu yaÅŸamın hiçbir esas ve dayanağı yoktur. Bu yüzden kendimizi ÅŸu veya bu biçimde sığ ve kaybolmuÅŸ hissederiz. Duygusal zeka, EQ’nun üçüncü köşe taşı olan duygusal derinlik olmadan geliÅŸemez ve güçlenemez. Kalbinizin derinliklerinde yaşıyorsanız nasıl konuÅŸuyorsanız öyle ilerleyin, vicdanınızın sesine kulak verin ve bir duruÅŸa sahip olmaktan çekinmeyin.Sesiniz doruÄŸa çıkar ve duyulur. Gerekli adımları duygusal derinlik aracılığıyla yaÅŸamınızı belirleyen tek potansiyeli keÅŸfederek ve bunun sorumluluÄŸunu üstlenerek çok daha büyük bir amacı uygulamak için adım atmalıyız.Bu 3. Köşe taşı kim olduÄŸumuz ve ne olacağınız konusunda bizi yüzeyin altına götürüyor

a-Özgün Potansiyel ve Amaç:

Hepimizin içinde, kendimizi ve amacımızı ve derinlerde bizim için önemli olan şeyleri bulmamızı ve onlarla hareket etmemizi isteyen bir özlem vardır. Bu öncelikle yeteneklerimizi bilmemizi ve bunları hayatımızın çağrısına adamamızı gerektirir.Bu özgün potansiyelimiz olarak adlandırılır. Graham Bell, Wright kardeşler yada Bill Gates gibi insanlar kendi içlerinden gelen sesi dinlemiş, eşsiz potansiyellerini tanımlamış, kendilerini amaçlarına adamış ve başarılı bir şeyin oluşması yolunu açmışlardır.Yapılan bir araştırmaya göre insanlar hoşgörü gösterdikleri veya hoşlandıkları bir işten çok, sevdikleri bir işi çok daha yaratıcı ve etkili biçimde yapıyorlar. Çoğunlukla izlediğimiz yol en fazla istediğimiz değil, insanların bizden beklediği şey olmaktadır.Böyle bir yolda ilerlerken etkili ve iyi bir iş çıkarabiliriz, fakat bu büyük ve yaratıcı bir iş olmaz .İş ve özel yaşamınızdaki en derin potansiyeli ve yönü belirledikten sonra yapmanız gereken şey tüm bunları gerçekleştirmek ve günlük ihtiyaçlarınızdan daha çoğunu iç pusulanızın iğnesini kullanarak düzenlemektir.

b-Adanmışlık:

Alman filozof G.W.F. Hegel’in yazdığı gibi ‘Dünyada hiçbir ÅŸey tutku olmadan baÅŸarılamaz’ ne kadar çabalarsanız çabalayın ve ne tür bir yeteneÄŸiniz veya amacınız olursa olsun , bunları kullanacak içgüdüsel motivasyonunuz yani duygusal adanmışlık olmadan büyük olasılıkla fazla ilerleyemezsiniz. Pek çok yönetici ve lider motivasyonun zekadan ve teknik beceriden daha etkili olduÄŸunun farkındadırlar.Sonuç olarak bizi yönlendiren kafamız deÄŸil kalbimizdir.Duygular yükselir ve bizi motive ederler ve kendimiz adanmış hissetmemizi saÄŸlarlar. Bu içten gelen dürtü , herhangi bir zekanın yada stratejinin baÅŸarılı bir uygulaması konusunda her zaman esastır.ÖrneÄŸin bazı insanlar iÅŸ ve özel yaÅŸamlarındaki problemlere çözüm bulma konusunda becerikli olmalarına karşın bunları uygulamada ve pratik ve etkin bir harekete dönüştürmede baÅŸarısız kalırlar. Öncelikle baÅŸarmak istemeliyiz ve daha sonra bu isteÄŸimizi mümkünse baÅŸkalarının yardımıyla veya gerekiyorsa yalnız başımıza baÅŸarma konusunda duygusal açıdan adanmışlık göstermeliyiz.

c-Dürüstlüğü Yaşamak:

Dürüstlük tanımımız ‘doÄŸruluk ve ahlaki deÄŸerlere sıkı sıkıya baÄŸlılık; karakterimizdeki doÄŸruluÄŸun saÄŸlam olması ve samimiyettir. Hemen hemen tüm yöneticiler dürüstçe davrandıklarına inanırlar ama uygulamada birçoÄŸumuz hareketlerimizde ve konuÅŸmalarımızda dürüstlük ilkesini etkili bir ÅŸekilde nasıl uygulayacağımız konusunda yetersizdir. Özünde hayattaki dürüstlük, bütün sorumluluÄŸu kabul etmek açık ve net bir ÅŸekilde iletiÅŸim kurmak, sözlerini tutmak, gizli ÅŸeylerden kaçınmak ve sadece aklınızda deÄŸil kalbinizde de tutarlı bir ÅŸekilde kendinizle dürüst olmayı bilmeyi de içeren, kendinizi, ekibinizi veya kuruluÅŸunuzu ÅŸerefli bir ÅŸekilde yönetme cesaretine sahip olmaktır.

d-Yetki Olmadan Etki:

İnsanlar yetkilerinden önce çevresinde uyandırdığı etkileriyle ön plandadır. Siz etki alanınız orantısınca çevreyi etkilersiniz. Ve sahip olduğunuz güç motive edicidir. Duyguları ifade edebilmek, başkalarının duygularının farkında olmak, esneklik, kişiler arası bağlantılar, yapıcı hoşnutsuzluk, sevecenlik, önsezi ve güven çemberi sizin etki alanınızı belirleyen faktörlerdir.

4.DUYGUSAL SİMYA

Değerinin az olduğu düşünülen basit bir maddeyi daha değerli bir şey haline dönüştürme gücü duygusal simyadır.Duygusal simya ile bir fikri düşünmeden ,otomatikman reddetmektense,kendi içimizde ve başkalarında hissettiğimiz çeşitli duygusal frekansları ve yankılanmalarını hissetmenin ve ayarlamanın yollarını öğreniriz.

a-Sezgisel Akış:

Liderler ve profesyoneller standart yönetim yöntemlerinin uygulanamayacağı devamlı değişen koşullarda çalışma konusunda uzmanlaşabildiği sürece, şirketleri başarılı olur. Bu durumlar teknik analizden fazlasını; duygusal zekayı ve özellikle önsezisel akışı gerektirir.

b-Düşünsel Zaman Değişimi:

Önsezisel duygusal zekanızı zaman ufkunuzun herhangi bir yerinde genişletme yeteneğinizi arttırdıkça, farkına varmaya başlayacağınız ilk ödüllerden birisi yüksek olasılıkla artık ulaşabileceğiniz bir yerde bulunan çok sayıda gizli ve yeni fırsatları daha iyi hissedebilmeniz olacaktır.Bir endişenin oluşmaya başladığı veya bir fırsatın ortaya çıktığını hissettiğiniz anda duraksayın . belli bir süre içinde ilginizi nereye yönlendireceğiniz konusunda bir önsezisel seçim yapın bu sizi önsezilerinizi zaman değişimiyle beraber kullanmayı öğretir.

c-Fırsatı Sezinlemek:

Benim tecrübelerime göre insanlara, olaÄŸandan yaratıcıya kadar tüm görevler için gösterebilecekleri çabanın en iyisini gösterirken nasıl hissettikleri konusunda en fazla ilgili ve heyecanlıdan en az ilgili ve heyecanlıya kadar olanlara dair bir derecelendirme yapmaları istendiÄŸinde, en fazla puan toplayan cevap, “Yeni bir ÅŸey keÅŸfederken veya tasalarken” olmuÅŸtur. Cevap, istatistiki iÅŸlem kontrolü, rapor yazmak veya eskileri elden geçirmek olmamıştır. ÇoÄŸumuz elimize fırsat geçtiÄŸinde geleceÄŸi etkilemeye çalışırız.

d-GeleceÄŸi Yaratmak:

Duygusal zeka yaÅŸamlarımızdaki ana amaçların temel kaynağıdır ve bizi uyandıran büyük bilinmeyene doÄŸur ilerlememiz için bize ilham veren bir türün kaynağıdır. ÇoÄŸumuz baÅŸkalarının baÅŸa geçmesini sorumluluÄŸu almasını ve geleceÄŸi yaratmasını bekleriz. Tanrının önünde diz çöken bir adamla ilgili harika bir hikaye vardır. Adam Sevgili Tanrım der dünyadaki ıstırap keder ve acıya bak niçin yardım göndermiyorsun. Tanrı cevap verir: Yardım gönderdim, seni gönderdim.Mahatma Gandhi’nin söylediÄŸi gibi: Dünyada görmek istediÄŸiniz deÄŸiÅŸim siz olmalısınız. Åžimdi deÄŸilse ne zaman.

Perakendecilik

Salı, 06 Kasım 2007

A. PERAKENDECİLİK

A.1. PERAKENDECİLİĞİN TANIMI

Tüketim mallarının dağıtımı, dağıtım kanallarının ilk üyesi olan üretici ile baÅŸlar nihai tüketici ile sona erer; ama çoÄŸu zaman arada en az bir aracı vardır ki, o da perakendecidir. Hemen hemen tüm iÅŸletmeler –üreticiler, toptancılar ve perakendeciler- nihai tüketiciye mal satarlarsa da, perakende ticaret en çok perakendeciler tarafından yapılır; zira bu onların esas iÅŸidir.

Perakendecilik, “mal ve hizmetlerin kiÅŸisel veya ailevi kullanımı için satışı ve bununla doÄŸrudan iliÅŸkili tüm faaliyetlerdir” veya “mal ve hizmetlerin kiÅŸisel kullanım için doÄŸrudan doÄŸruya nihai tüketicilere satışıyla ilgili tüm faaliyetlerdir” ÅŸeklinde tanımlanabilir. Perakendecilik veya perakende ticaret çok büyük oranda dükkan ve maÄŸazalarda yapılır, ama kozmetik ürünleri gibi kapıdan kapıya, çiftlik ürünleri ve meyve sebzede olduÄŸu gibi yol kenarlarında, otomatik makinelerle, postayla ya da telefonla yapılan dükkansız perakendecilik de giderek artmaktadır.

A.2. PERAKENDECİLİĞİN FONKSİYONLARI

Perakendeciliğin veya perakendecinin fonksiyonları, hem tüketiciler hem de üretici ve toptancılar için önemlidir. Perakendeci aşağıdaki hizmetlerin bazılarını veya hepsini müşterilerine sağlayabilir:

Uygun yer,

Belli piyasalara tahsis edilen mal çeşitlerinin seçimi,

Toptan malda bölme ve böylece küçük miktarlarda malın satılabilmesi,

Ticari malı daha kabul görür hale getirme,

Malları gelecek için stokta tutma,

Malların sistem boyunca ilerlemesinin sağlanması, (ambardan perakendeciye, müşteriye )

Yalnızca tüketiciye değil, tedarik eden firmaya da bilgi sağlanması,

Üretim garantisi sağlanması,

Satış sonrası hizmet,

Tüketici şikayetleri ile ilgilenilmesi,

Kredi ve düşük satın alma olanağı sağlanması,

Sosyal görüşme olanağı sağlaması gibi.

Perakendeciler, müşterileri için satın alma ( acentesi ) uzmanı, kendilerine mal tedarik edenler için de satış ( acentesi ) uzmanı gibi görev yaparlar; bu rollerini yerine getirirken de tüketicinin ihtiyaçlarını tatmin etme, mamul çeşitlerini oluşturma, pazar bilgisi toplama ve müşterilerine kredi tanıma gibi çeşitli pazarlama faaliyetlerinde bulunurlar. Aynı zamanda, üretici veya toptancının tüketicilerle bağlantılarını sağlarlar.

Dağıtım kanalının sondan ikinci halkası, aracıların da sonuncusu olarak perakendeciler tüketicilerden topladıkları birinci elden pazar bilgisini üreticilere doğru aktarırlar ve tutundurmada yardımcı olurlar. Üreticiler de, kendilerine önemli yararlar sağlayan perakendeci işletmelere çeşitli şekillerde destek olurlar: yüksek kar marjı verme, kendilerine doğrudan ( aracısız ) mal satma, ulusal düzeyde reklamlarla müşterileri arttırma gibi.

Tüketicilere uygun malı uygun yerde ve uygun zamanda hazır bulundurarak sunma ve satışı gerçekleÅŸtirip mülkiyeti devretme iÅŸlemi ile perakendeci; yer, zaman ve mülkiyet faydalarının hepsini yaratır. Perakendecilerin bu çalışmalardaki baÅŸarısı, sadece onların deÄŸil, baÅŸta üretici - ki, baÅŸarıdan en fazla yararlanan odur– olmak üzere, dağıtım kanalı halkasının üyeleri olan tüm diÄŸer iÅŸletmeleri de olumlu yönde etkiler; böylece zincirleme mal akışı gerçekleÅŸir.

A.3. PERAKENDECİ KURUMLARIN SINIFLANDIRILMASI

Perakende ticaret, dolayısıyla perakendeciler, çeşitli kriterlere göre sınıflandırılabilirler:

İşleyiş Yöntemleri Açısından:

1) Mağazasız Perakendecilik

Posta İle Satış Mağazaları

Otomatik Satış

Doğrudan Satış ( Kapıdan Kapıya )

Elektronik Alışveriş

2) Mağazalı Perakendecilik

Servis ( Hizmet ) Mağazaları

Self – Servis MaÄŸazaları

İndirimli Mağazalar

Süper Market ve Hiper Marketler

Satılan Mal Türüne Göre:

Genel MaÄŸazalar

Sınırlı Türde Mal Satan Mağazalar

Özel Mağazalar

Departmanlı Mağazalar

Sahiplik Açısından:

Bağımsız Mağazalar

İmalatçının Kendi Perakende Satış Mağazası

Zincir MaÄŸazalar

Perakendeci Kooperatifleri

Tüketici Kooperatifleri

Yerleşme Yerine Göre:

Mahalleler

İkincil Ticaret Merkezleri

Ticaret Merkezlerindeki MaÄŸazalar

Alışveriş Merkezlerindeki Mağazalar

Kent Ana Ticaret Merkezlerindeki MaÄŸazalar

Semt Pazarlarındaki Tezgahlı Satıcılar

Karayolu Kenarlarındaki Satıcılar

Köy Ve Kasabalardaki Dükkanlar

Seyyar Satıcılar

10) Kamyonlu Satıcılar

B. HALKLA İLİŞKİLER

B.1. HALKLA İLİŞKİLERİN TANIMI

İşletme açık bir sistemdir. Bu nedenle halka açılmak zorundadır. İşletmeler sadece üretim ve satış yapan klasik kuruluşlar değil, halka karşı sosyal sorumluluğu olan çağdaş kuruluşlardır.

Halkla İliÅŸkilerde temel hedef dar yada geniÅŸ anlamda kamu oyudur. Bu kavram ise deÄŸiÅŸik biçimde yorumlanabilir. Davson’a göre kamuoyu toplumdaki gruplar ve kiÅŸiler arasında bir deÄŸerleme, ortak geliÅŸen bir tutum ve tavır oluÅŸumu olarak tanımlanabilir.

Geniş anlamda halkla ilişkiler, bir kurum toplumla bütünleşme yönünde harcadığı çabaların tümü olarak tanımlanabilir. Ancak her kurumun ilişkiler içinde bulunduğu halk kesimi farklılıklar sunar. Örneğin, bir hükümet için halk ülkede yaşayan tüm insanlar, bir gazete için kendi okuyucuları, bir dernek için kendi üyeleri, bir spor kulübü için kendi taraftarları ve bir işletme içinse halk, örgüt içinde çalışanlar ile örgüt dışında yer alan ve firmayla ilişkisi bulunan tüm kişi ve kuruluşları kapsamına alır.

Bu açıdan bakıldığına işletmenin halkın çeşitli kesitleriyle olumlu veya uyumlu ilişkiler kurarak işletmeyi halka tanıtmak ve halkı tanıma sanatı akla gelmelidir. Örneğin içinde bulunduğu toplumun ve özellikle hedef kitlenin özlem ve özelliklerini tanımak ve bu arada firmanın izlediği politika ve uygulamaları halka çok yönlü olarak çeşitli iletişim araçları kullanarak yansıtmayı işletme yönetiminin başta gelen görevleri arasında saymak gerekir.

Firma içi ve firma dışı bağları ifade eden halkla ilişkiler olgusunu bir tablo haline getirerek inceleyebiliriz :

Kim Üstleniyor ? Örgüt içinde bir ünite.

Ne yapılıyor ? İletişim politikası. ( bilgi, diyalog, değişim)

Kimden başlıyor ? Geniş anlamda bir gruptan. (işletmeden)

Kime yönelik ? Topluma. (işletme içi ve dışı)

Ne zaman uygulanır? İlişkiler kurmak için her zaman.

Nasıl uygulanır ? Güven stratejisine göre değişir.

Kimin yararına ? İşletmenin ekonomik ve sosyal çıkarına.

Ne gibi amaçlar? İşletme açısından: Yaratıcılık, düzeltmek, imaj.

Toplum açısından: Anlayış, sempati ve kalıtım

saÄŸlamak.

B.2. HALKLA İLİŞKİLERİN ÖNEMİ

Her işletmenin çevresiyle iyi kötü, az veya çok ilişkileri vardır. Önemli olan bu ilişkilerin planlı, düzenli ve sürekli olmasıdır

Gelişmiş yada gelişmekte olan bir ekonomide işletmeler büyürken çalıştırdıkları iş gören sayısı artmakta, daha geniş bir tüketici kitlesine hizmet etmekte, bağlı olduğu satıcı işletmeler çoğalmakta, sayıları gittikçe artan ortaklarla daha çok kar payı ödeme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu durum işletme yönetiminde iş görenler, müşteriler, ortaklar, aracılar, yörenin komşuları ve kamu görevlileri ile ilişkilerin kurulması gerektiği sonucunu doğurmuştur.

Şunu kabul etmek gerekir ki Amerika ve Almanya gibi tüketim ekonomilerinin gelişmesindeki en büyük faktör işletme ile toplum ilişkilerinin çok iyi düzeyde tutulması ve işletme imajının yaratılmış olmasıdır. Halkla İlişkiler işletmenin diğer fonksiyonları ile eşdeğer kabul edilmekte ve giderek özel bir yer almaktadır. Öyle ki bir işletmede karlılık oranı yüksekse o işletmede halkla ilişkiler mutlaka çok iyidir.

Kamu oyunda belirli bir üne sahip olan firmanın kredi kuruluşlarından daha kolaylıkla finansal destek sağlayacağı bir gerçektir. Firma güç günler geçirse ve finansal darboğazlarla karşılaşsa bile bankalar daha önceleri kendileri ile iyi ilişkiler kurmuş olan firmaya yardımcı olmaya çalışır.

Bu örnekten de anlaşılacağı gibi bir firma için kamuoyunda iyi bir üne sahip olmanın çok önemli bir olduğu bir gerçektir. Bu konuda yapılan bir araştırmanın sonuçları şöyledir:

İyi ünü olan firma kötü mal satmaz. % 65

Eski yerleşmiş firmalar en iyi malı yapar. % 51

Tanımadığım firmanın malını almam . % 39

Piyasadaki yeni mallar eskilerin taklididir. % 24

Kuruluşlar kamu oyunda saygın bir şekilde kendilerinden bahsedilmesini istiyorlarsa ve tüketici kitleleri ile ekonomik çıkarları karşılıklı olarak geliştirme uğraşı veriyorlarsa, güçleri oranında halkla ilişkiler çalışmalarına girmek durumundadırlar.

B.3. SOSYAL SORUMLULUK ANLAYIŞI İÇİNDE HALKLA İLİŞKİLER

B.3.1 AÇIK SİSTEM VE HALKLA İLİŞKİLER

1950’li yıllarda sistem kavramı sosyal bilim alanında kullanılmaya baÅŸlamıştır. Bu kavram bir bütünü anlatır. Bütünün parçaları alt sistemleri oluÅŸturur, bunlar arasında dinamik iliÅŸkiler kurulur. Alt sistemlerin analizi karmaşık üst sistemin anlaşılmasına ve karşılaşılan sorunların çözümlenmesine yardımcı olur.

Bir kavram olarak sistem , öncelikle bir yönetim felsefesi, yönetimle ilgili bir düşünüş şeklidir. İşletme bir canlı varlık gibi çevresi ile etkileşim içindedir çevreye açık olmak zorundadır. Tüketiciler, diğer işletmeler, satıcılar, sendikalar gibi çeşitli kişi ve kuruluşlarla işletmelerin sürekli ve düzenli ilişkileri vardır ve bu olay halkla ilişkilerden başka bir şey değildir.

Her işletme açık bir sistemi oluşturur. Dış çevreyle karşılıklı bağlar kurar, ondan etkilenir ve bir ölçüde dış çevreyi etkiler. İşletme girdilerini çevreden sağlar ve çıktılarını çevreye sunar. İşletme açık bir sistem olarak çevrenin vazgeçilmez bir parçasıdır. İşletmelerin başarısı sadece kendi içinde alt sistemlerde uyumlu ilişkilerin kurulmasıyla sağlanmaz. Aynı zamanda dış çevreyi oluşturan diğer sistemlerle işletme sistemi arasında uyumlu ,sürekli ve düzenli ilişkilerin kurulması gerekir.

B.3.2. İŞLETMELERİN SOSYAL SORUMLULUĞU İÇİNDE HALKLA İLİŞKİLER

Toplumun işletmelerden beklentileri yeni bir boyut kazandıkça işletmelerde topluma karşı tutum ve davranışlarını değiştirerek üstlerine düşünen sosyal sorumlulukları yüklenmek yada yeniden gözden geçirmek zorunda kalmışlardır.

Çağdaş işletme sadece mal üreten, pazarlayan ve sonuçta kar eden bir işletme olmaktan çıkmakta, topluma karşı belirli sorumluluklar taşıyan kuruluş haline dönüşmektedir.

Sosyal sorumluluk, işletmelerin birlikte yaşadığı çevreye karşı sorumlu olmalarıdır. Bu doğrultuda işletmelerin politikalarını değişimlere uyarlaması gerekir.

Sosyal sorumluluk kavramı içinde işletmelerin yeni yükümlülükleri şöyle sıralanabilir.

Ürünlerin yeterli miktarda, kalitede, ve fiyatta sunulması gerekir. Ayrıca gerçek bilgiler sunan bir reklamcılık uygulanmalı ve tüketici dost görülmelidir.

Temiz ve sağlıklı bir çevre toplumun ödün vermeyeceği bir konudur. Havası denizi gölü toprağı, yolu hor kullanılan bir çevrede toplumun sağlıklı ve mutlu olması beklenemez.

İşletmede iş görenlerin kişiliğine ve önerilerine saygılı davranmalıdır.

İşletmelerin endüstriyel politikasına yeni bir yön çizmesi gerekir.

Devlete karşı yükümlülükler yerine getirilmelidir. İşletmelerin ülke kalkınmasına ve adil gelir dağılımına ilgi göstermesi gerekir.

Toplumun eğitsel, sanatsal ve kültürel gelişimine işletmeler ilgisiz kalmamalıdır.

Sonuç olarak denebilir ki, işletmeler birer açık sistem olarak çevreye açılmak, çevreye girdi ve çıktı ilişkine girişmek zorunda olan kuruluşlardır. Toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel yapısından soyutlanamayan işletmeler yaşamlarını sürdürebilmek için içinde bulundukları değişen koşullara uymak ve bulundukları toplumla iki yönlü bir ve anlamlı bir ilişki kurmak zorundadırlar.

B.4. PAZARLAMA VE REKLAMCILIĞIN HALKLA İLİŞKİLERE YAKINLIĞI

B.4.1. PAZARLAMA VE HALKLA İLİŞKİLER

Halkla iliÅŸkiler ile pazarlama arsındaki yakın iliÅŸki her ikisinin de dışa dönük olmasından kaynaklanır. Pazarlama biliminin önde gelen teorisyenlerinden P. Kotter 1986 yılında yazdığı bir makalede halkla iliÅŸkiler pazarlamanın beÅŸinci ‘P’ si olması gerektiÄŸini savunmuÅŸtur

Halka ilişkiler ve pazarlama teknik olarak birbirlerine çok benzeyen unsurlar taşımaları nedeni ile zaman zaman halkla ilişkilerin pazarlamayı kendi şemsiyesi altında görmek, istemesi yada bunun tersinin düşünülmesi sonuçlarını ortaya koymaktadır. Teknik açıdan benzerlikler özellikle şunlardır:

Araştırma

Bilgi Toplama

Plan Program Yapma

Bütçe

Hedef Kitle

Mesaj Ve Medyaların Hazırlanması

Değerlendirme Yöntemleri

B.4.2. HALKLA İLİŞKİLER VE REKLAMCILIK

Halkla ilişkiler araziye girer tarlayı tayınlardan temizler. Reklamcı gelir tarlaya tohum eker. Pazarlamacı ekini toplar ve satar. Bu üç meslek aynı ailenin fertleri gibidirler.

Halkla ilişkiler ve reklamcılığın ortak noktaları şunlardır:

Aynı kitle iletişim araçlarını kullanırlar.

Araştırma her iki teknikte de kullanılan çok önemli bir faktördür.

Plan ve programlama her ikisi içinde geçerlidir.

Bu benzerliklere karşın her iki kavramı birbirinden ayıran önemli özellikler vardır.

İletilen mesajlar açısından: Kuşkusuz reklam yalan söylemez ancak gerçekleri hoşa gidecek biçime dönüştürür veya gerçekleri örterek çekici kılabilir. Oysa halkla ilişkilerin ilettiği mesajlar mutlaka doğru olmalıdır. Bir bakıma işletmelerin gerçek yüzünü yansıtır.

Kullanılan araçlar açısından: Reklamcılık tanıtımla ilgili olarak basın araçlarından yer, yayın araçlarından ise zaman satın alır. Üstelik bu iş için yüklü paralar öder. Halkla ilişkiler uzmanı ise, hazırladığı mesajı ücretsiz olarak basın yayın organına iletir. Bir bakıma haber üretimi yapar. Ancak basın yayın organları bu haberi yayınlamak zorunda değildir.

İzlenen amaç açısından: Reklamcılıkta izlenen amaç açıkça üretimi yapılan mal yada hizmetin tanıtılmasıdır. Burda kamu oyuna bir ‘marka imajı’ verilmek istenir. Oysa halkla iliÅŸkiler ürünü deÄŸil daha çok firmayı tanıtmayı amaçlar ve kamu oyunda ‘firma imajı’ yaratmaya çalışır.

Hedef kitle açısından: Reklamcılık alanında hedef kitle sadece mevcut ve potansiyel tüketici kitlesidir. Halkla ilişkilerde ise tüketici dahil tüm kamuoyu hedef kitle olarak alınır.

Finansman açısından: Reklamcılık firmanın bizzat kendisi yada reklam ajansları aracılığı ile yapılır. Basın ve yayın organlarına verilen reklam giderleri çok fazladır. Oysa halkla ilişkiler bir bakıma reklamın ücretsiz yapılan türü olarak sayılır. Çoğu zaman ücret ödemeksizin basın ve yayın organlarında bir haber niteliğinde firmanın tanıtımı yapılabilirse bu halkla ilişkilerin bir başarısıdır. Örneğin, firmanın kuruluş yıldönümü açılış törenleri ve düzenlenen bir festival gibi.

PERAKENDECİLİKTE HALKLA İLİŞKİLERİN ÖNEMİNİ VURGULAYAN BİR ÖRNEK:

İsviçre’de bir sigara fabrikası satışlarının önemli ölçüde düştüğünü görür. İmal ettikleri sigara halkın tuttuÄŸu bir markadır.

İmalat, kalite, ambalaj, fiyat, dağıtım, satış, reklam yönlerinden yapılan araştırmalar sonucu değiştirmez. Araştırmalar derinleştirilince halka yanlış olarak firmada çalışanlara kötü davranıldığı, haklarının verilmediği, onların sömürülmekte olduğu kanısının yer ettiği anlaşılır.

Bu durumda reklam sorunu çözmeye yetmiyordu. Kuruluş halkla ilişkiler yönetimine uygun basit bir fakat etkili bir yol izledi. Önce bir grup gazeteci fabrikayı ziyaret için davet edildi. Bu o zaman alışılagelmiş ve yapılmakta olan bir şey değildi. Gazetecilere çalışanlara sağlanmış olan sosyal hakları gösteren belgeler dağıtıldı, ancak gazetecilerdeki kanı o kadar sağlamdı ki bu birinci girişim üzerine kuruluş lehine çok az yazı yazıldı.

Bunun üzerine ikinci bir girişimde bulunundu. Her sigara paketinin içine küçük resimler konmaya başlandı. Bunlar bir seri oluşturuyordu . Resimlerden biri örneğin; çalışanların çocukları için yaptırılmış olan tatil evini bir diğeri sağlık servisini, başkası emekliler evini gösteriyordu ve resimlerin arkasında gerekli açıklama yazılıydı.

Kampanya istenen sonucu verdi. Ortaklığın sigarası eski rağbetine kavuştu. Kuşkusuz aylarca reklam yapılsa bile bu sonuca ulaşılamazdı.

B.5. PERAKENDECİLİĞİ HAREKETLENDİRMEDE TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ ve HALKLA İLİŞKİLER

Çağımıza damgasını vuran toplam kalite yönetimi ile çağımızın altın çocuğu halka ilişkiler arasında amaçlar ve hedef kitle açısından çok büyük benzerlikler dikkat çekicidir.

Globalleşmenin en bariz sonucu rekabetin sertleşmesidir. Ekonomik sınırların ortadan kalkması ile birçok kuruluş öteden beri sahip oldukları pazarlarda yeni ve güçlü rakipleri karşılarında bulmuşladır. Kolaycılık yerini mücadeleye bırakmıştır. Artık şirketler kendi evlerinde de vurulmaya başlamıştır.

İşletmeler arası bu acımasız ve inatçı rekabetin en güçlü silahı olarak kalite olgusu ön plana çıkmıştır.

Genel anlamda kalite; bir ürünün öngörülen kullanma şartlarına bildirilen ihtiyaçlara ne derece elverişli olduğunu gösteren bir kavramdır. Daha kısa tanımıyla; istenen özelliklere uygunluktur.

Toplam kalite yöntemi ise, bir kuruluşta üretilen mal ve hizmetlerin işletme süreçleri ve personelin sürekli iyileştirilmesi ve geliştirilmesi yolu ile en düşük maliyet düzeyinde önceden belirlenmiş müşteri ihtiyaç ve beklentilerinin tatmin edilerek işletme performansının iyileştirilmesi stratejisi olarak tanımlanabilir. Bu strateji içinde, dikkat çekici nokta sürekli iyileşme, müşteri odaklılık, katılımcılık, düşük maliyet ve toplumsal sorumluluk anlayışının getirilmiş olmasıdır.

Toplam kalite yönetimi ve halkla ilişkiler herkesin işidir. İşletmede, tasarımdan satışa ve satış sonrası hizmete kadar bütün çalışanlar ve bölümler kaliteden sorumludur.

B.6. HALKLA İLİŞKİLERDE İŞLETME AÇISINDAN İZLENEN AMAÇLAR.

Çağdaş işletmeler kamu oyunun önemini göz önünde bulundurarak halkla ilişkiler politikalarını belirlerler. Bunun edeni öncelikle kendi çıkarlarını gözetmektir. Günümüzde artık halka açılmayan ve onunla bütünleşmeyen işletmelerin uzun ömürlü olma şansı yoktur.

İşletmelerin kendi bünyelerinde oluşturdukları halkla ilişkiler politika ve uygulamalarından başta ekonomik olmak üzere birçok beklentileri vardır. Bu beklentiler özet olarak şöyle sıralanır:

Özel girişimciliği aşılama: Halkla ilişkiler özel kesimle ilgili ekonomik, siyasal ve sosyal düşüncelerin açıklanması biçiminde ortaya çıkar. Özel işletmelerin yöneticileri eylemlerinin yerindeliği ve düşüncelerindeki haklılığı gerçekçi biçimde topluma açıklar ve onun desteğini kazanırlar.

İşletmeyi koruma: karmaşık ve dinamik bir çevrede yaşamını sürdüren örgütün varlığını koruyup değişime ayak uydurması halkla ilişkilerin bir sonucudur.

Finansal güçlenme: Ticari örgütlerin yönetimleri, gerçekleştirdikleri eylemleri anlatma, açıklama ve kanıtlama yoluyla toplumda olumlu bir görüntü (imaj) yaratarak ortak sayısını arttırırlar. Örgüt ülkedeki finansal kurumlar katında kendini güçlendirir.

Saygınlık sağlama: Örgüt eylemleri ile yurt dışında ve yurt içinde saygınlıklarını koruyarak tanınmış bir işletme özelliği taşırlar.

Satış arttırma: Örgütlerin verimli çalışmalarının bir sonucudur. Bu işletmelerin müşterilerini satış sonrası yanlız bırakmayıp onların satın aldığı ürün ve hizmetle ilgili yakınmalarına çözüm aramaları biçimiyle oluşur.

İş gören bulma: Halkla ilişkilerin sonuçlarından biride örgütlerin, nitelikli iş görenler bulmasıdır. İş görenler çalıştıkları şirketten övgü dolu sözlerle çevrelerine anlattıklarında iş arayanlar üzerinde etkili olurlar ve bu kişilerin işyerine başvurmasını sağlarlar.

Endüstri ilişkilerini geliştirme: İşyeri yönetimlerince uygulanan halkla ilişkilerin sonuçları, çalışma ilişkilerinin düzenlenmesinde de kendini gösterir. Ülkedeki işçi ve iş veren sendikaları arasındaki uzlaşma kolaylaşır.

B.7. HALKLA İLİŞKİLERDE TOPLUMSAL AÇIDAN İZLENEN AMAÇLAR

Toplumsal açıdan olaylara bakıldığında ise halkla ilişkilerin amaçları şöyle özetlenebilir:

Halkı aydınlatmak.

Halkın yönetimle olan ilişkilerinde işleri kolaylaştırmak.

Halkla işbirliği sağlayarak hizmetlerin daha çok çabuk ve kolay görülmesini sağlamak.

Halkın dilek, istek, tavsiye, telkin ve şikayetlerini dinlemek, aksaklıkların giderilmesi için çalışmalar yapmak.

İşletmenin halka açılması ve halkın sorularına sahip çıkması toplum tarafından çok iyi karşılanır. Toplum kendisine sadece tüketici gözüyle bakılmasını istemez. Toplum firmaların ürettiklerini ve kendisinin tükettiklerinin dışında bu hizmeti sunan kuruluşları daha yakından tanımak ve haklı olarak firmaların üretim ve satış dışında topluma ne gibi katkılarda bulunduğunu ve sosyal sorumluluk yüklendiğini öğrenmek isterler.

Bu durumda varlığını borçlu olduğu topluma işletmenin sosyal içerikli hizmetler sunması ( okul, sağlık ocağı, kütüphane gibi) bir bağış değil işletmenin sosyal sorumluluğudur.

C. PERAKENDECİ MAĞAZALARDA HALKLA İLİŞKİLER UYGULAMALARI

C.1. UYGULAMALARDA BAZ ALINAN SORULAR

Halkla ilişkilerden ne anlıyorsunuz?, ve faydaları nelerdir?

Halkla ilişkiler çalışmalarınızda hangi aşamalardan geçiyorsunuz?

Halkla ilişkiler çalışmalarınızda hedef kitleyi kimler oluşturuyor?

Halkla ilişkiler çalışmalarınızda hangi iletişim araçlarından yararlanıyorsunuz?

Halkla ilişkiler çalışmalarınızın satışlara katkısı nedir? Sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Müşterilere yönelik halkla ilişkiler çalışmalarınız nelerdir?

Kriz durumunda yaptığınız halkla ilişkiler çalışmalarınız hakkında bilgi veriniz.

Halkla ilişkiler çalışmalarınızın kurum kimliğinize katkıları nelerdir?

Gelecekte uygulamayı düşündüğünüz halkla ilişkiler çalışmalarınız nelerdir?

Toplumdan beklentileriniz ve toplumun sizden beklentileri nelerdir?

C.2. UYGULAMALAR

C.2.1. RENAULT MAİS HALKLA İLİŞKİLER UYGULAMALARI

Renault’nun halkla iliÅŸkiler uygulamaları hakkında bilgi almak üzere Reklam ve Halkla İliÅŸkiler Uzmanı Sayın Melda Onat ÅžEKERCİ ile görüştük.

Türkiye’de “YaÅŸanacak Otomobiller” sunan Renault, felsefe olarak insan yaÅŸamını her alanda geliÅŸtirmeyi, insanlara yaÅŸamaktan keyif duyacakları güzel bir dünya sunmayı benimsemiÅŸ ve bu felsefesi doÄŸrultusunda halkla iliÅŸkiler çabalarını yürütmektedir.

Bu anlamda sanatı desteklemeyi, sanata ve sanatçıya saygı duymayı, onlara onurlu çabalarında yeni ufuklar açacak olanaklar vermeyi gerekli bulmakta, daha güzel bir dünya için sanatla dost olmayı vazgeçilmez bir görev saymaktadır.

Türkiye’nin ve otomotiv sektörünün öncü kuruluÅŸlarından biri olarak Renault sanata destek vermeyi toplumsal bir sorumluluk olarak kabul etmektedir. Renault gibi büyük kuruluÅŸların amacının yalnızca ürün satmak deÄŸil, toplumsal sorumluluk duygusuyla sanat gibi toplumun kültürel geliÅŸiminde en büyük katkıyı yapan faaliyetlere de destek vererek halkla iliÅŸkiler çalışmalarını sürdürmektir. Renault da bu desteÄŸi uzun yıllardan beri çeÅŸitli aktivitelerle vermeye çalışmaktadır. Bu destek halkla iliÅŸkiler felsefesinin özünü oluÅŸturmaktadır.

Renault’nun sanatla ilgili halkla iliÅŸkiler çalışmaları ilk olarak 80’li yıllarda “Renault Sanatın Dostu” ÅŸemsiyesi altında gerçekleÅŸtirilen sanat aktiviteleri ile baÅŸlamış ve günümüze kadar gelmiÅŸ. Renault’nun kurumsal alanda destek verdiÄŸi en önemli sanat aktivitelerinden biri İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Kurumsal SponsorluÄŸu olmuÅŸ. Renault, bu felsefe doÄŸrultusunda 1997 yılında İstanbul Festivalleri’nin “Resmi Sponsoru” olmuÅŸ.

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın yıl içinde düzenleyeceÄŸi tüm etkinliklere destek vererek bütün Türkiye’nin kültür yaÅŸamına, tanıtımına, sanatsal geliÅŸimine katkı saÄŸlıyor. Böylelikle, halkın gözünde sanat dostu olarak imajını kuvvetlendiriyor. Faaliyetlerinde hedef aldığı kesim genellikle genç yaÅŸ grubu “YaÅŸanacak Otomobiller”’in muhtemel alıcılarına sesleniyor. Uzun vadede bu çalışmalar satışlara yansıyor.

Aynı düşünce çerçevesinde Renault 10 yıldan beri gelenek haline gelen “Rumelihisarı Konserleri” ni destekleyerek sanata ve sanatçıya olan desteÄŸini sürdürmüştür. 1990 yılından beri devam eden konserlerin, Renault son beÅŸ yıldır sponsorluÄŸunu üstlenmiÅŸtir. Sponsorluk faaliyetlerini Rumelihisarı’nın ardından Açık Hava Tiyatrosu’nda daha sonra ise Bostancı Gösteri Merkezi’nde devam etmiÅŸtir. Bu yıl, ilk defa, bu konserlere katılan sanatseverler arasında bir çekiliÅŸ yaparak Renault Clio hediye edilmiÅŸ, aynı zamanda Renault Clio’nun tanıtımına da katkıda bulunulmuÅŸtur.

Sanatın ve sanatçının yanında olma felsefesinin sonucu olarak zaman zaman Ankara Film Festivali gibi sanatsal etkinliklere destek vermeyi sürdürmektedir.

Renault aynı zamanda “YaÅŸasın Spor” sloganı altında 9 yıldır “Åžeref Kürsüsü Yarışması”’ nı düzenlemekte. Bu yarışma ile sporun tüm dallarını desteklemeyi sürdürmektedir. Bütün spor dallarına mensup sporcular ve takımlar arasından, spor otoritelerinden oluÅŸan 60 kiÅŸilik jürinin deÄŸerlendirmesiyle ayın sporcusu veya takımları seçiliyor. Yıl sonunda ise ayın sporcuları arasından aynı jüri yılın sporcularını belirliyor.

Renault spora ve sanata verdiği destekle tüketici hedef kitle nezdinde doyurucu kurum kültürünün, kurum kimliğinin bilinirliğini sağlıyor.

Yazılı ve görsel basın, Renault’nun destek vermiÅŸ olduÄŸu bu faaliyetlere geniÅŸ ÅŸekilde yer vermesiyle Renault’nun hem tanıtımı yapılmış oluyor hem de halkın gözündeki imajı ve hedef kitlenin firmaya ve markaya olan güveni artıyor. Bu da uzun vadede satış rakamlarına yansıyor.

Halkla ilişkiler uygulamalarının sonucunda beklentileri hedef kitle ile daha fazla yakınlaşma, daha iyi toplum ilişkileri, ürünlere ve firmaya güven sağlanması ve kurum imajını geliştirme olarak sayılabilir.

C.2.2. D&R’IN HALKLA İLİŞKİLER UYGULAMALARI

D&R’ın halkla iliÅŸkiler uygulamaları hakkında bilgi almak üzere Halkla İliÅŸkiler Müdürü Sayın Nalan DEMİRCİOÄžLU ile görüştük.

D&R’ın hedef kitlesi: Hedef kitlemiz, herkes ve her kesim çünkü müzik, kitap, dergi gibi ÅŸeyler her yaÅŸa her kesime, her mesleÄŸe ve her sınıfa ve siyasi fikre, inanca mensup insanların talep edecekleri ürünlerdir. Bunun sonu yok. Durumumuz diÄŸer sektörlerden farklı bir otomobil firması gibi belirli gelir düzeyine mamul satmıyoruz.

D&R’ın kullandığı PR araçları: Önce ÅŸunu belirtmeliyiz, PR planlaması yaparken hangi araçlardan yararlanacağımızı önceden saptarız. En kısa zamanda en az maliyetle hangisini kullanarak mesaj aktarabileceÄŸimizi saptarız. Her aracın olumlu ve olumsuz yönleri puantaj olarak deÄŸerlendirilir uygun olan seçilir.

Şimdi gelelim D&R tercihlerine tabi ki elektronik ve yazılı basın çok etkili özellikle televizyon. Sonra bizim kitlemizle buluştuğumuz, ürünlerini, eserlerini, sattığımız insanları kendi okurları, kendi dinleyicileri ve kendi izleyicileri ile buluşturduğumuz imza günleri düzenliyoruz. Bunun sıcaklığını anlatmak gerçekten çok zor çünkü bir sanatçının hayranı ile buluşması ve bunu bizim sağlamamız bence Halkla İlişkilerin özünü vermesi açısından güzel bir örnek.

Halkla ilişkiler çalışmalarınızın perakendecilik ve direk satışa etkileri : Özellikle imza günleri kitap ve albüm satışlarına büyük hareketlilik getirir. Bir sonraki tanıtım için yararlıdır. Satışa yönelik kampanyalarda, örneğin 10 milyonluk alışverişe karşılık bir hediye gibi. Bir noktaya değinmek istiyorum, kampanya satış için müşteriyi hareketlendiriyor çünkü müşteri çelişkili ve ön koşullu alışverişi pek sevmiyor.

Gelecekte halkla ilişkiler çalışmaları : Kısa bir süre sonra bir gala projemiz var. Örneğin video, müzik videoları ve film videolarını önce sadece D&R müşterilerinin izlemesini sağlayacağız. Amacımız D&R müşterisinin ayrıcalıklı olduğunu hissettirmek. Bir dizi konserler düzenlemeyi amaçlıyoruz. Kısacası kitlemiz ile beraber hareket etmeyi planlıyoruz. Sanal market ortamı yaratılma planlarımızda var.

Kriz Ortamı: Özel bir kriz yaşamadık. İmajımızı ve kitlemiz ile bağlarımızı koparıcı bir krizle karşılaşmadık. Ama depremden etkilendik sonuçta eğlence merkezi olmamız satışları düşürdü.

C.2.3. PAPETLAND’IN HALKLA İLİŞKİLER UYGULAMALARI

Papetland’ın halkla iliÅŸkiler uygulamaları hakkında bilgi almak üzere Müşteri Temsilcisi Sayın AyÅŸe Aslı BİNAT ile görüştük.

Faaliyetlerin satışlara etkisi: Bizim gibi perakendeci mağazalarda müşterilerimizin bizden beklentileri bizim için çok önemlidir. Her mağazanın kendine göre bir müşteri kesimi vardır. Bizim müşteri kesimimiz orta ve üst gelir grubun bağlı oldukları için onların beklentileri de özelliklerine göredir.

Pabetland’ta her yerde kolaylıkla bulamayacakları ürünleri bulmak isterler. AlışveriÅŸ ortamının düzenli ve çeÅŸitli olmasını, elemanlarımızın ilgili ve bilgili olmasını beklerler. Bu diÄŸer tüm perakendeci maÄŸazalar için geçerlidir ama müşteri tercih sıralamasında fark ortaya çıkar.

Pabetland, satışlara yönelik PR faaliyetlerini önce müşteri mutluluğu ve güvene sonra satışa dayandırır. Güven ve mutluluk zaten beraberinde yüksek satış hareketliliği yaşatacaktır.

Pabetland müşterileri ayrıcalıklı olduklarını bizim için özel olduklarını bilirler. Bunu onlara hissettirmek bizim pazarlama ve tanıtım ünitesinin bir görevi buna paralel olarak bu görev bütün çalışanlarımızın sorumluluğu altında.

Bir işletme veya kurum mevcut ve potansiyel kesim tarafından iyi ve güvenli tanınıyorsa rakiplerine oranla pahalı satsa bile her zaman satış yapacaktır. Hepimiz ister satıcı olsun ister müşteri alışkanlıklarımızdan çok zor vazgeçeriz. Böyle bir ortamda çizgisini değiştirmemiş güvenini kaybettirmemiş bir işletmenin sadık müşterileri olacaktır.

Halkla ilişkiler uygulamaları: Faaliyet olarak müşteri günleri düzenliyoruz, kampanyalardan, indirimlerden, promosyonlardan, onları haberdar etme gibi sorumluluklarımız var. Bizim halkla ilişkiler görüşümüz pazarlama ile bire bir görüş.

Pabetland card sahibi olanlar otomatik olarak bizim üyemiz ve üyelerimize yönelik geziler düzenliyoruz ve onlara yönelik yayınlarımız oluyor. Biz müşterimizi tanıyoruz. Onlar, bizim onları tanıdığımızı biliyorlar ve büyük bir ihtimalle bu yüzden bize güveniyorlar 15 senedir çizgimiz ve müşterilerimiz değişmedi.

Faaliyetlerimiz güven ve beklentiye verilen doğru cevaba göre ayarlanır. Müşteriler müşterileri değişimden haberdar etmek ve onlara ayrıcalıklı olduklarını hissettirmek pazarlama ve tanıtımın görevleri arasındadır.

Müşteri güven duymadığı bir yerden asla alışveriş yapmaz.

C.2.4. MİGROS’UN HALKLA İLİŞKİLER UYGULAMALARI

Migros’ta halkla iliÅŸkiler departmanı müşteri hizmetleri olarak görev yapıyor. Müşteri ÅŸikayetlerinin karşılanması ve isteklerinin yerine getirilmesi yada önerilerinin yönetime bildirilmesi görevlerini bu departman üstleniyor. Ayrıca düzenlediÄŸi anketlerle de müşterinin görüşlerini alarak yapılacak olan deÄŸiÅŸiklikleri saptayabiliyoruz.

“Migros Clup Kartı” uygulaması ile birlikte açılan Migros Clup Departmanı merkezden telefon vasıtasıyla müşterilerle birebir ilgileniyor ve yönetime bilgi veriyor. Migros Clup Departmanı ayrıca promosyon çalışmalarını da üstlenmiÅŸ durumda.

Migros Clup Kartı mevcut müşteri kitlesinin tanınması ve sadık bir müşteri kitlesinin oturtulması için çıkartıldı. Bu kartı alırken doldurulan form sayesinde müşterilerin eğitim düzeyleri, gelirleri ve alışveriş alışkanlıkları gibi konular öğrenilebiliyor ve bu doğrultuda strateji oluşturabiliyoruz.

Son olarak yapılan Migros Clup Kartı ile yapılan alışverişlerde verilen hisse senetleri ve hediye çekleri gibi promosyonlarla sadık bir müşteri kitlesi oluşturmayı hedefliyoruz.

Ayrıca Migros mağazalarındaki personel müşteri davranışlarını izleyerek önerilerde bulunabilir yada oluşturduğumuz bir birimle mağaza içinde müşteri davranışlarını izlemek üzere olaşan personellerimiz de mevcut. Örnek olarak küçük ebatlardaki ürünlerin olduğu bir reyonda mallar çok çabuk dağılıyor hem düzenleme hem de görüntü açısından sorun oluşturuyormuş. Yapılan gözlemlerle bu malların bir sepet içersinde dağınık bir şekilde kolay ulaşılır olarak sergilenmesine karar verilmiş ve bu yöntem müşteriler tarafından da hoş karşılanmış.

Ayrıca Migros yöneticilerine her yıl en az 3 tane olmak koşuluyla kısa süreli eğitim programları uygulanmakta ve bu programların asıl amacı müşteri memnuniyetini sağlayabilmek.

Halkla iliÅŸkilere yönelik diÄŸer çalışmalarımızdan biri de geleceÄŸin Migros müşterisi olan çocuklara yönelik. Her yıl Migros çocuk ÅŸenliÄŸi adıyla düzenlenen etkinliklere Migros’tan yapılan alışveriÅŸler sonucu verilen biletlerle çocukların katılması ve Migros’a alışması saÄŸlıyoruz.

Migros olarak Fenerbahçe stadının yeni açık tribününün yapımını üstlendik. Bitiğinde tribünün altında bir Migros Mağazası açılacak.

Geçen sene Migros Basketbol Takımı kuruldu ve şu an amatör ligde mücadele etmekte. Ayrıca bir buçuk senedir açık olan web sitemiz sayesinde hem tanıtım hem de sanal market çalışmalarımızı yürütebiliyoruz.

Bunun dışında işletme içindeki yenilik ve diğer olayları toplantılar yada yazılı dokümanlarla personele duyurmak ve bilgilendirmek şeklinde firma çalışanlarını da kapsayan halkla ilişkiler çalışmaları yürütüyoruz. Firma dışına da yazılı olarak gerekli olan açıklamalar yapılarak iletişimi sağlıyoruz.

Migros olarak süper market piyasasında oluşan rekabet yüzenden yeni politikalar oluşurduk ama henüz bir kriz masasına gerek duyulmuyor. Ancak bundan yıllar sonra oluşabilecek bir krizden etkilenmemek için uzun vadeli ve pahalı yatırımlar yapmaktayız.

C.2.5. BEÄžENDİK MAÄžAZASI’NIN HALKLA İLİŞKİLER UYGULAMALARI

BeÄŸendik MaÄŸazası’nın halkla iliÅŸkiler uygulamaları hakkında bilgi almak üzere Halkla İliÅŸkiler Sorumlusu Sayın ÇiÄŸdem COÅžKAN ile görüştük.

Beğendik mağazası olarak halkla ilişkiler konusunda yaptığımız çalışmalar müşteri hizmetleri şeklinde. Her mağazada bulunan Halkla ilişkiler departmanları müşterilerle birebir ilişki içersinde çalışarak sorunlarını karşılar istek ve düşünceleriyle ilgilenir ve bunları yöneticilere sunar.

Firma olarak halkla iliÅŸkiler çalışmaları esnasında kitle ulaşım araçlarını fazla kullanmamaktayız; hatta bu konuda bazen müşterilerimizden eleÅŸtiriler alabiliyoruz: “neden televizyonda yada diÄŸer yazılı ve sözlü yayınlarda tanıtımınız yok?” diye soranlar oluyor. Ama buna ÅŸu an ihtiyaç duyulmadığı için bu tür uygulamalara da bulunmuyoruz.

Bunun yerine açmış olduğumuz ücretsiz telefon hattımızla müşterilerimizin halkla ilişkiler departmanındaki çalışanlarımıza ulaşmasını ve birebir görüşme yapabilmesini sağlıyoruz.

Firma içinde ise halkla ilişkiler departmanı yaptığı toplantılarla personelle iletişimi sağlayarak değişiklikler ve alınan kararlardan haberdar olmalarını sağlayarak bir iç halkla ilişkiler çalışması yürütmektedir.

Beğendik Firması olarak halkla ilişkilerdeki amacımız müşteri memnuniyetini sağlamaktır.

C.2.6. DOĞUŞMOTOR AUDİ HALKLA İLİŞKİLER UYGULAMALARI

Audi’nin halkla iliÅŸkiler uygulamaları hakkında bilgi almak üzere Pazarlama Elemanı Sayın Sinan KIRSAÇ ile görüştük.

C.2.6.a. DOĞUŞMOTOR-AUDİ HAKKINDA BİLGİ

Bugün; otomotiv sektöründe lüks segmentte yer alan Audi; ‘teknoloji’ ve ‘performans’ı ‘güvenlik’ ve ‘şık tasarım’ ile birleÅŸtirmiÅŸtir. Audi’nin felsefesi; insan ve doÄŸa kavramını ön plana çıkarmaktır. Audi, doÄŸaya ve yaÅŸayan her varlığa ‘saygılı’; topluma, aileye ve bireye ‘sorumlu’ olmakla övünüyor…. Teknolojisini bu bakışla geliÅŸtiren Audi; modellerini, minimum düzeyde atık ve maksimum düzeyde tasarruf yapacak ÅŸekilde tasarlamaktadır.

Audi getirdiÄŸi yenilikler ve ilgi çekici tasarımları ile,’farklılığın’ tercihidir… GeleceÄŸi bugünden görmeyi ve geleceÄŸe yönelik çözümler getirmeyi amaçlayan Audi markasının, çevrecilik, güvenlik, teknoloji, konfor ve hizmet kalitesi öncelikli kavramlardır. Audi bugün ‘saygın zenginliÄŸin markası’dır.

Türkiye’de Audi marksının genel distribütörlüğünü, 1998 yılının Ocak ayında bu amaç için kurulmuÅŸ olan DoÄŸuÅŸmotor tarafından yürütülmektedir. 2000’li yıllarda lüks segmentte Audi markasının liderliÄŸini hedefleyen DoÄŸuÅŸmotor, 1999’un yükselen ismi olmuÅŸ ve yılın ilk 9 ayında lüks segment-pazar payını bir önceki yılın aynı dönemine oranla iki katına çıkartmıştır. DoÄŸuÅŸmotor-Audi; Türkiye çapında 16 yetkili satış ve servis noktası ve merkez servisiyle, Audiseverlere en iyi ÅŸekilde hizmet vermeyi sürdürmektedir.

C.2.6.b. HALKLA İLİŞKİLER UYGULAMALARI

Audi’nin imajı farklı olmak. Audi imajını çeÅŸitli sponsorluklar ve aktivitelerle pekiÅŸtiriyor. Yüksek gelir seviyesine hitap ediyor. Faaliyetlerini bu kitleyi hedef alacak ÅŸekilde düzenliyor. Yeni modeller geldiÄŸinde kokteyller ve brunchlar organize ediyor. TV programlarına sponsor olmayı bugüne kadar hiç düşünmemiÅŸ.

Reklam ajansı olarak Marka ile halkla ilişkilerle ilgili olarak da Bersay Stratejik İletişim Danışmanlığı ile çalışıyor. Daha çok imaja yönelik reklam kampanyalarında bulunuyor. Sürücülere yönelik reklam kampanyaları da yapmışlar.

Karşılaşmaları muhtemel krizleri önceden görebilmeyi hedef almışlar. Yabancı otomotiv dergilerinde Audi hakkında çıkan yazıları dikkatle takip ediyorlar. Olası muhtemel krizleri basın bültenleri ile önlüyorlar.

Yapmış oldukları halkla ilişkiler çalışmalarından birkaçı şöyle özetlenebilir:

BoÄŸaziçi Üniversitesi Kayak Takımı SponsorluÄŸu: DoÄŸuÅŸmotor 1999 yılı boyunca, Türkiye’yi Milli Takım düzeyinde temsil eden BoÄŸaziçi Kayak Takımının sponsorluÄŸunu üstlenmiÅŸtir. Yapılan müsabakalarda Audi ismini baÅŸarı ile temsil etmektedir. Snowfest 99’un katılımcı ve izleyicilerinin konakladığı üç büyük otelde odalara Audi Magazin ve Car Magazin dergileri dağıtılmıştır.

Audi A4 GP’nin Türk basınına tanıtımı amacı ilebeÅŸ kiÅŸilik bir gazeteci grubu,İspanya’nın Malaga kentinde ağırlanmıştır. Bu program Audi A4 GP’nin basına tanıtımını, test sürüşünü ve Audi yöneticileri ile öğle yemeÄŸini kapsıyordu. Gene benzer uygulama Audi A6 V8 ve Audi S3 tanıtımı için uygulanmış. Bu kez Münih kenti seçilmiÅŸ. Audi TT Roadstar Test Sürüşü EtkinliÄŸi’ne Türkiye’nin önde gelen basın organlarından gazeteciler İtalya’nın Gubio kentine götürülmüş. Burada basın mensupları TT Roadstar’ı test etme olanağı da bulmuÅŸlar.

Beylikdüzü Tüyap Fuar Merkezi’nde düzenlenen Alüminyum’99 Fuarı’ında Alüminyum DerneÄŸini desteklemek ve tanıtım amacı ile DoÄŸuÅŸmotor tarafından bir Audi A8 otomobili sergilenmiÅŸ.

İzmir Yetkili Satıcısı A4 GP nin tanıtımı için show roomunda bir tanıtım kokteyli düzenlemiÅŸtir. Gaziantep Yetkili Satıcısı’nda TT tanıtımı gerçekleÅŸtirilmiÅŸ.

Bozcaada’da düzenlenen ‘Audi 2. Yaz Oyunları’nda TT’nin tanıtımı gerçekleÅŸtirildi.28 basın mensubunun katıldığı ‘Audi 2. Yaz Oyunları / Kayıp TT’ organizasyonunda Bozcaada’nın çeÅŸitli yerlerine saklanan 3 adet TT Coupé’yi 9 etaptan oluÅŸan bir yarış sonrasında topladıkları ipuçlarından yararlanarak buldular. Organizasyonun sonucunda basın mensupları ile iliÅŸkiler pekiÅŸtirilmiÅŸ ve TT Coupé farklı bir etkinlikle tanıtılmış.

Antalya’da düzenlenen Üroonkoloji ve Jinekoloji Kongrelerine sponsor olunmuÅŸ. VIP doktorların havaalanı transferleri yapılmış; test sürüşleri gerçekleÅŸtirilmiÅŸ; toplam 1200 doktora Audi Magazin dergisi dağıtılmış; TT dahil olmak üzere 5 adet 0 km Audi kongrelerin düzenlendiÄŸi otelde sergilenmiÅŸ ve açılan 3 Audi standında Audi Danışmanları Audi’yi otomobileri tanıtmışlar.

D. SONUÇ

Satışçılık ve Perakendecilik dersi içinde ele aldığımız Perakendeci Mağazalarda Halkla İlişkiler konusu ayrıntılı olarak incelenmiş ve konu Renault Audi Migros Beğendik Ppaetland ve D&R yetkilileriyle yapılan görüşmeler sonucunda pekiştirilmiştir.

Yapılan incelemeler ve uygulamalar sonucu ülkemizde yürütülen halkla iliÅŸkiler çalışmaları büyük kuruluÅŸların haricinde tam kapsamlı olarak yürütülmemekte; hatta müşteri hizmetleri birimi içinde ele alınmaktadır. Uygulamaların neticesinde Renault, Audi, Migros ve D&R’da halkla iliÅŸkilerin önemi kavranmış ve çalışmalarını bu doÄŸrultuda götürmektedirler.

Halkla İlişkiler son dönemin en popüler mesleklerinin başında geliyor. Kendilerinin halkla ilişkiler yaptığını iddia eden ve kartvizitlerinde halkla ilişkiler uzmanı yazan binlerce insan var. Bilinçsizce yapılan halkla ilişkiler uygulamaları bu mesleği amacından uzaklaştırıyor. Umuyoruz ki, bir gün halkla ilişkiler tüm kuruluşlar tarafından hakkettiği yere getirtilecek.

E.REFERANSLAR

ASNA, Aleddin, Entellektüel Bakış ‘BaÅŸarılı PR’cının Bedeli Ülser’, Milliyet, 8.9.1997

AÅžKUN, İnal Cem, ‘İşletmelerde Halkla İliÅŸkiler’ ESADER, Cilt 9, Sayı 2, EskiÅŸehir

ATAOL, Alpay, ‘Halkla İliÅŸkiler Örgütlerinin Temsil Edilmesinde Kavramsal Bir Model’ İzmir, 1991

CHAUMELY, Jean, HUİSMAN, Dennis, Les Relations Publiques Presses Universitaires de France, Que sais-je ? Paris, 1967

HORTAÇSU, Ayfer, ‘Halkla İliÅŸkilerin Tanımı, Pazarlama Kavramı İçindeki Yeri’ TÜSSİDE, Reklam ve Halkla İliÅŸkiler Semineri, Gebze , Åžubat 1988

EFİL, İsmail, ‘Toplam kalite Yönetimi ve Toplam Kaliteye UlaÅŸmada Önemli Bir Araç Olarak ISO 9000 Kalite Güvencesi Sistemi’, UludaÄŸ Üniversitesi Basımevi, Bursa, 1995

FERGAN, Oktay, ‘İşletme Yönetiminde Sistem’, İ.Ü İşletme Fakültesi, İşletme İktisadi Enstitüsü Yayını, No 22, İstanbul, 1974

HUISMAN, Constantin LOUGOVOY, Traire’de Relations Publiques, Presses Universitiaires de France, 1981

KAVRAKOÄžLU, İbrahim, ‘Toplam Kalite Yönetimi’ Kal Der Yayınları , No: 1, İstanbul, 1992

MUCUK, İsmet, Pazarlama İlkeleri, Türkmen Kitabevi, İstanbul 1998, 9. Basım

PEÅžKİRCİOÄžLU, Nurettin, ‘Toplam Kalite’, Toplam Kalite Yönetimi ve Katılımcılık, Verimlilik Dergisi, MPM, 1996

TORTOP, Nuri, ‘Kamu Yönetiminde Halkla İliÅŸkiler’, Halkla İliÅŸkiler Seçme Yazılar , Derleyen: Fermani MAVİŞ, Anadolu Üniversitesi Yayını , EskiÅŸehir 1986

YALÇIN, F.Asuman, SEZER, İ.Fusün, Pazarlama Bilgileri, Bilim Teknik Y.,İstanbul 1995

İşletmelerin Amacı

Salı, 06 Kasım 2007

GİRİŞ

İşletmelerin; kendine özgü, özel nitelikli amaçları bir kenara bırakılacak olursa, çağımız işletmelerini nitelendiren veya nitelendirmesi gereken genel amaçları, birbiri ile çok sıkı bağlantılı üç kısımda toplanmaktadır. Bunlar; kâr sağlamak, toplumsal fayda sağlamak ve sürekliliktir. (Can, Tuncer ve Ayhan, 1991:22)

Günümüzde işletmelerin, toplumsal fayda sağlamak amacı çerçevesinde sadece; tüketici kesimlerinin taleplerine uygun nitelik ve miktarda mal ve hizmet üretmeleri; söz konusu bu mal ve hizmetleri tüketicilerin isteklerine uygun miktar ve yerlerde; onların ödeme güçlerine uygun fiyat ve zamanda sunmaları sonucu oluşacak tüketim ve sağlanacak fayda algılanmamaktadır. (Can, Tuncer ve Ayhan, 1991:26)

Uzun vadeli, tüketici ve toplum refahını temel alan bu görüş "işletmenin sosyal sorumluluğu" anlayışına dayanmaktadır. Uzun dönemde, firmalar dahil tüm ilgililerin çıkarına olan bu anlayışta firmalar, bir yandan tüketicileri bir yandan da toplumsal öncelikleri tatmin etmek durumundadırlar . (Baybars, 1991:16)

Sosyal Sorumluluk Kavramının Tanımı ve Önemi

Örgütsel sosyal sorumluluk, örgütlerin kendi faaliyet ve ilgi alanları çerçevesinde sosyal refahın korunması ve geliştirilmesi için yapmakla zorunlu oldukları faaliyetlerin araştırılmasına işaret eder.

Örgütsel sosyal sorumluluk genellikle şirket (işletme) sosyal sorumluluğu olarak ifade edilmektedir. Çünkü, sosyal sorumluluk kavramı genellikle işletmelere atfedilmektedir. Buna, işletmelerin ve diğer örgütlerin sosyal sorumluluklarını, eylemlerinde göz önünde tutma zorunluluğundaki farklılıklar sebep olmaktadır. (Bartol ve Martin, 1994:103)

Sosyal sorumluluklar genel olarak bir işletmenin ekonomik ve yasal koşullara, iş ahlâkına, işletme içindeki ve çevresindeki kişi ve kurumların beklentilerine uygun bir çalışma stratejisi ve politikası gütmesine, insanları mutlu ve memnun etmesine yöneliktir. (Eren, 2002:104)

İş ahlakı kavramı ile “sosyal sorumluluk” kavramı arasında da yakın iliÅŸki bulunmaktadır. Sosyal sorumluluk, esasen iÅŸ ahlakının gereÄŸidir. Yani iÅŸ ahlakı, sosyal sorumluluÄŸu da içeren bir anlam taşır.

Dolayısıyla, sosyal sorumluluk, karar verici durumda olanların yani işletme yöneticilerinin, kendi çıkarlarını olduğu kadar toplumun genel çıkarlarını da geliştirecek ve koruyacak eylemleri yapmasındaki zorunluluktur.

Avrupa BirliÄŸi Komisyonu tarafından yayınlanan “İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu konusunda Avrupa Çerçevesinin GeliÅŸtirilmesi” hakkındaki Green Paper’da İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu konusunda tanımlamalara da yer verilmiÅŸtir. Rapora göre; sosyal yönden sorumluluk taşımak sadece yasal beklentileri tamamen karşılamayı deÄŸil fakat daha da ileri giderek, insan sermayesine, çevreye ve hissedarlara iliÅŸkilere çok daha fazla yatırım yapmayı ifade etmektedir. Çevreye duyarlı teknolojiler ve sorumluluk sahibi bir bilinçle yatırımları yönlendirmek, iÅŸletmelerin rekabet güçlerini arttıracaktır. Ayrıca eÄŸitim, çalışma koÅŸulları, yönetim – iÅŸgören iliÅŸkileri gibi sosyal alanlarda yasal zorunlulukların ötesine geçen uygulamalar verimliliÄŸi de olumlu etkileyecektir. Bu, yönetsel bir deÄŸiÅŸimin önünü açmakta ve sosyal kalkınmayı geliÅŸmiÅŸ bir rekabetçi güçle saÄŸlamaktadır. (İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu Konusunda Avrupa Çerçevesinin GeliÅŸtirilmesi Hakkındaki Green Paper, www.unice.org)

Sosyal Sorumluluklarla İlgili Görüşler

Tarihsel gelişim sürecinde akademik ve genel politik yapı, sosyal sorumluluğun iki ters görüşünü ortaya koymaktadır. Bunlar; klasik ve sosyo-ekonomik görüştür. Klasik görüş, işletmelerin sadece kârlarını maksimize etme sorumluluğunu ifade eder. Sosyo-ekonomik görüş ise, işletmelerin sadece işletme kârları ile değil sosyal refahın artması ile de ilgili olmaları gerektiğini açıklamaktadır.

A. Klasik görüş

Sosyal sorumluluğun aleyhinde olan görüşlerdir. Bu dar "hissedarlar" modeli, Friedman tarafından ortaya atılmıştır. Bu görüşe göre sosyal sorumluluklar;

İşletme kârının düşüşüne,

İşletme maliyetlerinin çoğalmasına,

İşletme amaçlarının saptırılmasına,

İşletme için haddinden fazla sosyal güce,

Toplumda işletme sorumluluğunun eksilmesine neden olacaktır.

B. Sosyo-ekonomik görüş

Klasik görüşlere karşı olarak, sosyal sorumluluğun lehinde olan fikirleri ortaya koyan bu görüşe, Elton Mayo, Peter Drucker, Adolp Berle, J.M.Keynes gibi düşünürlerin çalışmalarında rastlanmaktadır. Bu kişilerin ileri sürdükleri farklı düşünceleri Thomas Petit iki grupta toplamıştır:

Büyük işletmelerin sayısal olarak artması ve büyüklüklerinin genişlemesi, endüstriyel toplumda ciddi beşeri ve sosyal sorunları beraberinde getirmektedir.

Sorunlara sebep olan bu kuruluşların yöneticilerinin gerekli tedbir ve çareleri almaları da zorunludur. Böylece işletme ya bu sorunları çözecek biçimde faaliyetlerini değiştirmek ve yönlendirmek zorundadır ya da bu sorunları en azından iyileştirecek ve zararlı etkilerini azaltacak şekilde hareket etmelidir.

Bu görüşe göre, sosyal sorumluluklar:

İşletmenin uzun dönem kârları,

İşletmenin sosyal sorumluluğunu destekleyen kamuoyu beklentileri,

İşletmenin geliştireceği imajı,

Herkes için daha iyi bir çevre için önemlidir.

İşletmelerin elinde teknik, parasal ve yönetsel kaynakları vardır. Bu nedenle zamanımızın karmaşık sosyal sorunlarının üstesinden gelebilirler ve gelmelidirler.

İşletmelerin etiksel zorunlulukları vardır.

Günümüzde artık sosyo-ekonomik görüş giderek daha fazla etkin olmaya başlamıştır.

AB Komisyonunun yayınladığı raporda da bu konuya dikkat çekilmiştir.

Bugünün İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu anlayışını ortaya çıkaran ve güçlendiren bir çok faktör bulunmaktadır;

Küreselleşme ve büyük ölçeklerdeki endüstriyel değişimler dahilinde vatandaşlar, tüketiciler, kamu otoritesi ve yatırımcıların yeni ilgi alanları ve beklentileri ortaya çıkmaktadır.

Sosyal kriterler artık hem tüketici hem de yatırımcı olarak bireylerin ve kuruluşların yatırım kriterlerini etkilemektedir.

Ekonomik faaliyetlerin çevreye verdiği zararlar konusundaki ilgi giderek artmaktadır.

Medya, modern enformasyon ve iletişim teknolojileri işletme faaliyetlerine daha çok şeffaflık getirmiştir.

KüreselleÅŸme sürecinde ve özellikle iç pazarda deÄŸiÅŸen çevrenin sorunlarıyla bizzat yüzleÅŸen iÅŸletmeler giderek artan bir ÅŸekilde İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu’nun doÄŸrudan bir ekonomik deÄŸer olduÄŸunun bilincine varmaya baÅŸlamışlardır. İşletmenin temel sorumluluÄŸu kar yaratmak olduÄŸu halde, İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu’nun stratejik bir yatırım olarak temel iÅŸletme stratejilerine, yönetim elemanları arasına ve iÅŸlemlerine yerleÅŸtirerek iÅŸletmeler sosyal ve çevresel amaçlara da ulaÅŸabilmektedirler.

İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu, iÅŸletmelerin kendi faaliyetleri üstünde doÄŸrudan etkileri olabilecek çeÅŸitli hissedarlarla iliÅŸkilerini yönettiÄŸi bir süreçtir. Dolayısıyla İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu’na bir maliyet olarak deÄŸil kalite yönetimi gibi bir yatırım olarak bakılmalıdır. Böylece, belirsizlikle ilgili riskleri minimize eden uzun dönemli bir finansal, ticari ve sosyal bakış açısı kazanabilir. İşletmeler İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu’nu bütün tedarik zincirlerini de kapsayacak ÅŸekilde uluslararası düzeyde algılamalıdır.

İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu aslında bazı büyük veya uluslararası iÅŸletmeler tarafından geliÅŸtirilmiÅŸtir ancak her türde ve her sektörde faaliyet gösteren tüm iÅŸletmeleri, KOBİ’lerden uluslararası iÅŸletmelere kadar, kapsayan bir anlayıştır.

Sosyal alanda ve çevre alanında daha önceden olumlu tecrübeler yaşayan işletmeler bu tür faaliyetlerin daha yüksek performansla sonuçlanabildiğini ve daha fazla kar ve büyüme yaratabildiğini görmüşlerdir.

İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu’nun ekonomik etkisi doÄŸrudan ve dolaylı ÅŸekillerde ortaya çıkabilir. ÖrneÄŸin, doÄŸal kaynakların etkin kullanımı veya verimli kullanılan iÅŸgücü gibi nedenlerle daha olumlu hale gelen çalışma ortamından saÄŸlanan faydalar doÄŸrudan etkiler arasındadır. Ayrıca, pazarda iÅŸletmenin fırsatlarını arttıracak, tüketici ve yatırımcıların iÅŸletmeye olan ilgisinin artması da dolaylı etkilerden sayılabilir. Bu gibi etkiler iÅŸletmenin marka ve imajı gibi temel varlıklarını etkileyecektir.

Finansal kuruluÅŸlar iÅŸletmelere borç verirken ya da yatırım yaparken artık giderek artan bir ÅŸekilde sosyal ve çevresel konulara önem vermektedir. Benzer bir biçimde sosyal sorumluluk taşıyan bir iÅŸletme olarak tanınmak iÅŸletmenin kredibilitesini arttırırken ona finansal avantajlar da saÄŸlamaktadır. (İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu Konusunda Avrupa Çerçevesinin GeliÅŸtirilmesi Hakkındaki Green Paper, www.unice.org)

Sosyal Sorumluluk Düzeyleri

Sosyal sorumluluk düzeyleri, sosyal sorumluluk kavramlarının tanımları ışığında şekilde görüldüğü gibi ekonomik, yasal, etiksel ve sağduyu sorumluluklarını içermektedir.

Şekil: Sosyal Sorumluluk Düzeyleri

*

SAÄžDUYU SORUMLULUKLAR

*

*

ETİK SORUMLULUKLAR

*

*

YASAL SORUMLULUKLAR

*

*

EKONOMİK SORUMLULUKLAR

*

*

Ekonomik ve yasal sorumluluklar düzeyleri, hisse sahiplerine ve sermayedarlarına karşı, ortaya koydukları sermayenin karşılığı olan kârı elde etme gibi ekonomik yükümlülükleri ve faaliyetlerini sürdürürken uyması gereken kanunlar, örf ve adetler gibi yasal yükümlülükleri ifade etmektedir. Etik sorumluluklar, toplum bireylerinin iÅŸletmeden umduÄŸu ya da beklediÄŸi davranış ve faaliyetleri içerir. ÖrneÄŸin, 1980′li yıllar boyunca, yasal hiçbir zorunluluk olmadığı halde, iÅŸletmeler, Güney Afrika’ya yardım etmek için birçok organizasyon gerçekleÅŸtirmiÅŸlerdir. SaÄŸduyu sorumluluklar ise, toplum bireylerinin beklemedikleri, iÅŸletmelerin gönüllü olarak yürüttüğü faaliyetleri içermektedir. SaÄŸduyu sorumluluÄŸuna örnek olarak ise, AIDS için klinik sponsorluklarının yapılması, halka ya da iÅŸ görenlere yönelik eÄŸitimler verilebilir. (Bartol ve Martin, 1994: 104-105)

Sosyal Sorumlulukların Yerine Getirilmesinde Yöneticinin Rolü

Bir yönetici insanlar için, diğer insanları da etkileyecek planları uygulamaktadır. Karar almada ve bunların uygulamasında yöneticiye rehberlik edecek etkenlerden biri de, onun ahlâki değerleridir.

Yönetici sürekli olarak kamuoyunun değer yargısında bulunmaktadır. Kamuoyu ya da toplum, işletme yöneticilerini genel sosyal refahın sorumluluğunu taşıyan kişiler olarak görmek istemektedirler. Bu sorumluluk istesinler ya da istemesinler yöneticilere verilmektedir.

İşletme faaliyetlerinde yer alan kişilerin veya karar alma sorumluluğundaki yöneticilerin kararlarında ticari ve etik değerlerin en iyi denk düştüğü noktayı dikkate almaları gerekmektedir. Örgütü oluşturan insanlar, onun işleyişinden de sorumludurlar. Örgütün standartlarını belirleyen, bu insanların kolektif faaliyetleridir. Esas sorun, birey olarak yöneticinin karar almada etik ve ticari değerlerin kombinasyonunu nasıl oluşturacağıdır. Bunun yolu ise, geçmişteki kararlara bakmak ve gerçek kuralları ona göre belirlemektir. Yönetici kendi etiğini kendi davranışlarından ortaya çıkarmalıdır. Tabii ki söylemek ya da niyetlenmek etik bir karar değildir. Asıl olan, bunun eyleme yansımasıdır.

Yönetici kendi gerçek değerlerini, kişisel olarak nerede olduğunu belirledikten sonra, alınacak kararlardan kimlerin etkileneceğini ve bunların çıkarlarının, kararlara nasıl yansıtılacağını belirlemelidir. Dolayısıyla, yönetici örgütlenmiş çıkar gruplarını kararlarında dikkate almak zorundadır.

Yönetici de öncelikle bir insandır ve evrensel özelliği gereği yaşamına bir anlam ve bir gaye aramaktadır. Fakat rolü gereği (yöneticilik) daima farklılaşan değer öncüllerinde çelişkiyi yaşamaktadır. Doğru şeyi yapmak istemekte ama her zaman doğru olan şeyin ne olduğunu bulmak kolay olmamaktadır.

Her insanın değer ölçüleri, manevi düzeyi farklı olacağı için, etiği bir amaç olmaktan çıkarıp, işletme başarısının bir aracı olarak görmek gerekmektedir.

Sosyal Sorumluluk Alanları

İşletmeler ya da yöneticileri sosyal sorumluluklar üzerinde durduklarında, önemli bir konu ortaya çıkmaktadır. Kime karşı sorumlu olunacaktır? Bu konuda altı büyük gruba işaret etmek mümkündür:

Hisse sahipleri ya da sermayedarlar,

İşgörenler,

Müşteriler (tüketiciler),

Yerel halk,

Ulusal toplum,

Uluslararası toplum.

1. Hisse sahipleri ya da sermayedarlar

Sosyal sorumluluk kapsamına giren ilk konu, işletmenin ve onun yöneticilerinin hissedarlara veya sermaye sahiplerine karşı olan yükümlülükleridir. İşletmenin en önemli kaynağı sermayesidir. Sermaye sağlayan hissedarlar bunun karşılığı belirli bir kâr temin etmek isteyeceklerdir. (Eren, 2002: 108)

İşletmelerin öncelikli rollerinin kâr elde etmek ve bunları pay sahiplerine dağıtmak olduğu konusunda da hala bir fikir birliği vardır. Bu işletmelerin yaşamlarını geliştirmeleri ve büyümeleri için gerekli kapitali pay sahiplerine sağlayacaktır. Bunun sonucu olarak, pay sahipleri yönetimden, kâr dağıtım ya da varlık değer artışı şeklinde yatırımlarına mümkün olan en yüksek dönüşün sağlanmasını isteyeceklerdir. (Bartol ve Martin 1994: 106)

Çağdaş işletmecilik ve sosyal devlet anlayışına göre; bir bireyin elinde bulunan tasarruf ve ana mal, sadece o bireyin değil toplumun malıdır. Öyleyse, birey bunu kendi yararına olduğu kadar toplumun yararına da kullanmak yükümlülüğündedir; onu harcayamaz, toplumun genel çıkarına aykırı amaçlar için kullanamaz. Böylece işletme yöneticileri sermayenin kullanımında birer emanetçi sıfatıyla ve sosyal sorumluluk bilinciyle hareket etme durumundadırlar.

2. İşgörenler

Çok az sayıda firma, işgörene saygılı özel anlaşmalara ve işveren-işgören ilişkilerini düzenleyen yasalara ihtiyaç duymaktadırlar. Kanunlar ve hükümetler, istihdam şekilleri, ödeme, sağlık, güvenlik konularında olduğu gibi, işgörenle ilgili özel sorumlulukları düzenlemektedirler. Bu düzenlemelerin sayılarının artması da bazı işgörenlerin durumunun toplumu rahatsız etmesinin doğurduğu tepkiden kaynaklanmaktadır. (Bartol ve Martin, 1994: 106-107)

İş ahlâkı kapsamında değerlendirilmesi gereken bu konu, kanunen yasak olduğu veya toplumsal değerlere aykırı bulunduğu halde, çocuk denecek yaşta işçileri çalıştırmak, kadın ve çocuklara düşük ücret politikası uygulamak, ücret, terfi ve teşvik politikasında adil davranmamak, anne olan işçilerin emzirme saatlerinde hassas olmamak ve adam kayırmak gibi konuları kapsar.

İşgörenler başlığı sadece işletme içi kapsamında düşünülmemelidir. İşletmelerin personel temin ederken uyması gereken sorumlulukları da vardır. Özellikle otomasyonun ve nüfusun artması işsizlik oranlarının yükselmesine neden olmaktadır. Öncelikle bu konu bir sosyal sorun olarak tehlike arz etmektedir. Ayrıca işe almada; cinsiyet, ırk, özürlülük, mahkumiyet veya sosyal sınıf farkı gözetme sosyal sorumluluğun diğer boyutlarını ifade etmektedir. (Eren, 2002: 109)

3. Müşteriler

Sosyal kapsamlı iki alan tüketicilerin dikkatini çekmektedir; sağlıklı, güvenli ürünler ve kalite. Ürün güvenliği ve sağlığa uygunluğu; ürünü tanıtmak, onun hakkında tüketiciyi bilgilendirmek, ürünlerin hangi hammaddelerden yapıldığı, herhangi bir tehlike arz edip etmediği, nasıl kullanılacağı hakkında prospektüsler, kullanma kılavuzları ve etiketler hazırlamak, ürünün üzerine tutturmak veya ambalajının içine yerleştirmek gerekmektedir. (Eren, 2002:109)

Kalite konusunun gelişimi her geçen gün hız kazanmaktadır. Özellikle, alıcı kendine sunulan mal veya hizmetten memnun olmadığı takdirde nasıl bir mekanizma ile işletmeye şikayetlerini bildirecektir? Ne tür ve ne kadar süreli garantiler verilecektir? Satış sonrası hizmetten nasıl yararlanacaklardır ve bu tür bilgiler tüketicilere nasıl ulaşacaktır? Tabii ki, bu tür çalışmalar, satış artırma çabalarına destek olacak bir sorumluluk konusu da sayılabilir. (Eren, 2002:109)

4. * Toplum

Toplum düzeyinde sosyal sorumluluklar iki seviyede düşünülebilir. Birincisi bölgesel, ikincisi ise, ulusal seviyedir.

Toplumun, eldeki mevcut kaynakların etkin kullanımının ötesine yayılan birçok sosyal ihtiyaçları vardır. Bunun bir sonucu olarak, toplumun işletmelerden bir takım istekleri vardır. Son yıllarda, hava ve su kirliliğinin kontrol altına alınması, kültürel aktiviteler, şehir gelişim planları, yerel sağlık programları, eğitim etkinlikleri gibi birçok istekler büyük fabrikatörlerden ilgililerce talep edilmektedir. (Bartol ve Martin, 1994: 106-108)

Toplum sık sık işletmelerden isteklerde bulunduğu zaman, işletmeler de toplumdan değişik ihtiyaçlarının karşılanmasını istemektedirler. Bu ihtiyaçlar; rahat taşıma (ulaşım) olanakları, eşit vergiler, polis, itfaiye, su, gaz, kanalizasyon, elektrik gibi devlet hizmetleri olarak görülmektedir. (Bartol ve Martin, 1994:108)

Ulusal seviyede sosyal sorumluluk anlayışına birçok örnek verilebilir. Özellikle birçok işletme, eğitim reformu için laboratuar ve okul yapımı konusunda hassas davranmaktadır. Hükümetin eli yaklaşımı ile bahsedilen yasal düzenlemeler yüksek harcamaların vergi düzenlemelerinde bazı istisnalara yol açabileceğini de ifade etmektedir. (Bartol ve Martin, 1994:109)

6. Uluslararası toplum

Sosyal sorumluluk, giderek artan bir şekilde uluslararası konular içinde yer almaya başlamıştır. Özellikle uluslararası işletmeleri ilgilendiren bir yaklaşımdır. Dolayısıyla çokuluslu işletmeler bu konuda çok daha fazla duyarlı olmaktadır.

Uluslararası işletmeler, bilinmeyen, az tanınan, karışık ve hızlı değişen bir çevrede çalışmaktadırlar. Bu olaylar altında sosyal çatışma sonuçları daha çok olumsuz etkiler yaratmaktadır. Dolayısıyla çok uluslu işletmeler bu konuda çok daha fazla duyarlı olmaktadır.

Dünya’da ve Türkiye’de İşletmelerin İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu Konusunda Yürüttüğü Çalışmalar

Dünya’da sosyal sorumluluk konusunda yapılan çeÅŸitli araÅŸtırmalar konunun, üreticiler, tüketiciler ve sosyal ortaklar nezdinde de son derece önemli olduÄŸunu göstermektedir. Walker Research’ın 1997 yılında yaptığı bir araÅŸtırmada tüketicilerin %76’sının fiyat ve kalite aynı olsa bile “hayırseverlik” söz konusu olduÄŸunda marka deÄŸiÅŸtirecekleri ortaya çıkmıştır. Yine Fortune Dergisi’nin her yıl yaptığı en beÄŸenilen ÅŸirketler araÅŸtırmasında da “sosyal sorumluluk” ana kriterlerden biri olarak belirlenmiÅŸtir. (www.bnet.net.tr)

Dünya’da sosyal sorumluluk konusunda birçok ÅŸirketin çeÅŸitli çalışmalar yaptığı görülmektedir. Bu ÅŸirketler arasında IBM, Coca Cola, Colgate Palmolive, Unilever, Nestle gibi firmalar sık sık gündeme gelmektedir. ÖrneÄŸin Nestle Güney Afrika gibi ülkelerde beslenme konusunda çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar kapsamında Nestle firması çocuklara yönelik mama üretimini 7 yıl gibi uzun bir süre geliÅŸmekte olan ülkelerde boykot etmiÅŸtir.

Doktorlar, tropikal bölgelerde çalışmışlar, bölgede buzdolabı eksikliği ve sağlıksız sulardan dolayı çocukların şişe ile beslenmesinin hastalıklara neden olabileceğini tespit etmişlerdir.

Gelişmemiş ülkelerin fakirliği mama formülünün istenenden daha fazla sulandırılmasına neden olduğu ve sonuçta çocuk beslenmesinin istenen seviyeye çıkmamasına neden olduğunu tespit etmişlerdir.Ayrıca insanlar çok fakirdirler ve bu ürüne ödeme yapacak güçleri yoktur. Nestle tarafından kullanılan reklamlar ve promosyon teknikleri yanlış ürün kullanımlarına neden olacaktır.

Çocuk maması üretimi sadece profesyoneller, hükümet, kilise temsilcileri tarafını deÄŸil WHO’nunu da (Dünya SaÄŸlık Örgütü) ilgilendirmektedir. Boykot 7 yıl sonra WHO’nun yapmış olduÄŸu adaptasyon ve uygulamalardan sonra mamanın anne sütünden sonra saÄŸlıklı ikame edilebileceÄŸinin anlaşılmasıyla ile sona ermiÅŸtir. Gazetelerde çıkan haberlerde Nestle’nin bu davranışının iÅŸletmelerin genel anlamda bir sosyal sorumluluÄŸunu gösterdiÄŸini vurgulamaktadır. (www.bsdglobal.com)

Türkiye’de faaliyet gösteren uluslararası ÅŸirketlerin de İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu konusunda çalışmaları bulunmaktadır. ÖrneÄŸin Colgate Palmolive her yıl “Türk DiÅŸ Hekimleri BirliÄŸi” ile birlikte “DiÅŸ Koruma Günleri” düzenlemektedir. Bu yıl dördüncüsü gerçekleÅŸtirilecek organizasyon yüz binlerce kiÅŸiye ücretsiz diÅŸ muayenesi olanağı saÄŸlayarak Türkiye’de koruyucu diÅŸ hekimliÄŸi alanının geliÅŸmesine katkıda bulunmuÅŸtur.

Türkiye’nin iletiÅŸim devlerinden Turkcell ise bu konuda Türkiye adına en büyük ve anlamlı organizasyonlarından birine imza atmaktadır. “ÇaÄŸdaÅŸ Türkiye’nin ÇaÄŸdaÅŸ Kızları” adı altında yürütülen proje kapsamında ÇaÄŸdaÅŸ YaÅŸamı Destekleme DerneÄŸi (ÇYDD) ile birlikte Turkcell, kalkınmada öncelikli yörelerdeki 27 ilin kırsal kesiminde yaÅŸayan 5000 kız öğrenciyi okutmak yer almaktadır. (www.turkcell.com.tr)

Kırsal kesimde maddi olanakların öncelikli erkek çocuklar için kullanıldığı, kız çocukların eÄŸitimlerini sürdüremediÄŸi gerçeÄŸinden hareket edilen proje ile, kız öğrencilere eÄŸitimde fırsat eÅŸitliÄŸi saÄŸlanması, meslek sahibi, ufku açık “birey”ler haline getirilmesi amaçlanmaktadır. Böylece küçük yaÅŸta evlendirilmek ve anne olmak yerine, eÄŸitimlerini tamamlayarak liseye, hatta üniversiteye gitmeleri hedeflenmektedir.

Turkcell’in yürüttüğü bu proje ile insan kaynağının geliÅŸtirilmesi yönünde topluma saÄŸladığı fayda, iÅŸletmeye prestij unsuru olarak geri dönmektedir. Türkiye’de yürütülen İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu kapsamındaki diÄŸer projelere örnek olarak, Cif’in Topkapı Sarayı’nı temizlemesi, Borusan’ın Borusan İstanbul Flarmoni Orkestrası aracılığıyla GüneydoÄŸu Anadolu’da klasik müziÄŸin tanıtılması projesi, Eczacıbaşı’nın ortaya çıkardığı “İstanbul Kültür ve Sanat Festivali”, TofaÅŸ’ın Zeugma’ya destek vermesi ve Becel’in “Kalp Haftası” etkinlikleri örnek verilebilir.

SONUÇ

İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu kavramının günümüzde önemini gittikçe artmaktadır ve tüm dünyadaki iÅŸletmeler artık bu konudaki çalışmaların toplumsal fayda yaratmakla birlikte kendi karlılıklarını ve verimliliklerini de arttırdığının bilincine ulaÅŸmaktadır.

Bu anlayış, bu tür çalışmaları yürüten iÅŸletmelerin diÄŸer iÅŸletmelerce örnek alınmasıyla geliÅŸmekte ve bu ÅŸekilde toplumsal ve hatta küresel kalkınmayı desteklemektedir. İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu anlayışı zamanla iÅŸletmelerin katkıda bulunmaları zorunlu olan bir tutuma dönüşecek gibi görünmektedir.

KAYNAKÇA

1-Can Halil, Tuncer Doğan, Ayhan Doğan, İşletmecilik Bilgisi, 4.baskı, Adım Yayıncılık, Ankara, 1991

2-Eren Erol, Stratejik Yönetim ve İşletme Politikası, Beta Yayını, 6.Baskı, Eylül 2002

3-Tek Ömer Baybays, Pazarlama İlkeleri ve Uygulamalar, Memleket Mat., İzmir, 1991

4-www.bnet.net.tr

5-www.turkcell.com.tr

6-www.bsdglobal.com

7-www.unice.org

8-İşletme’nin Sosyal SorumluluÄŸu Konusunda Avrupa Çerçevesinin GeliÅŸtirilmesi Hakkındaki Green Paper

9-Bartol, K.M. ve D.C. Martin, Management, Mc Graw Hill, New York, 2nd. Edition 1994

Reklama Genel Bir Bakış

Salı, 06 Kasım 2007

REKLAMA GENEL BİR BAKIŞ

*

*

Bana bir ülkenin televizyon reklamını gösterin,

o ülkenin motoronu neyin çalıştırdığını söyleyeyim.

Paul Knox

*

REKLAM KAVRAMI ve ÖZELLİKLERİ

Pazarlama iletişimi öğeleri içinde üzerinde en çok konuşulan ve belkide kendisinden en çok şey beklenen reklamdır. Reklam gerek üreticiler gerekse de tüketiciler için önemli bir unsur haline gelmiştir.

*

Reklamın bu kadar önem kazanması ve günlük hayatın içine bu kadar girmesi farklı açılardan bir çok tanımının yapılmasına imkan sağlamıştır.

*

İletiÅŸim açısından reklam: “Bir iÅŸin, bir fikrin, bir ürün veya hizmetin para karşılığında, kitle iletiÅŸim araçlarının denetiminin kullanılmasıyla, önceden belirlenen hedef kitlede istenen yönde tutum ve davranış saÄŸlama faaliyetleridir.”*

Tüketici merkezli yaklaşımlar açısından reklam: “Tüketiciye, üretilen ürün ve hizmetler hakkında yeterli ve doÄŸru bilgiyi çeÅŸitli kitle iletiÅŸim araçlarıyla iletmektir.”*

Mehmet Oluç’a göre reklam: “Bir ürünün veya hizmetin, bir kurumun, bir kiÅŸinin veya fikrin kimliÄŸi belli sorumlusunca tarifesi önceden belirlenmiÅŸ bir bedel ödenerek, kitle iletiÅŸim araçları ile kamuoyuna olumlu bir biçimde tanıtıp, benimsetilmesidir”.*

Amerika Pazarlama birliÄŸine göre reklam: “Bir malın, bir hizmetin, veya bir fikrin bedeli verilerek ve bedelinin kimin tarafından ödendiÄŸi anlaşılacak biçimde yapılan ve yüz yüze satış (kiÅŸisel satış) dışında kalan tanıtım etkinlikleridir.”*

Reklam, iletişim amacını gerçekleştirmeye yönelik bir araçtır. Bu doğrultuda reklam; üretici firmaların tüketici ya da aracı kuruluşlara ürünleri, hizmetleri, hizmetlere, ilişkin bilgi vermesini sağlayan ve güdüleyerek ürünün tüketicisi veya satıcısı olmaların sağlayan bir süreçtir.*

Reklam, bir işletmenin ürün ve hizmetleri hakkında hedef kitleleri satın alma eylemine yöneltmek ve işletme imajını bu kitleler üzerinde oluşturabilmek için medyada yer ve zaman satın alma yoluyla gerçekleştirdiği enformasyon ve ikna etme faaliyetleridir.*

Reklam ele aldığı mal ve hizmetleri hoşa giden tarafları ile tanıtarak kişilerde yeni ihtiyaçlar yaratmayı amaçlar. Ancak bu talep yaratılırken yüzyüze iletişim yerine büyük kitlelere aynı anda ulaşabilmek için kitle iletişim araçlarını kullanmaktadır.*

Tüm bu tanımlardan hareketle reklamcılığı şöyle tanımlayabiliriz; bir mal veya hizmetin sürüleceği piyasası ve bu mal veya hizmetin alıcısı olacakları tarafından tanınması için yapılacak araştırmalar, reklam amacının, reklam giderlerinin ve mesaj türlerinin tasarlanması, reklam bütçesi, reklamın ne zaman yapılacağı, hangi iletişim araçlarının kullanılacağı konusundaki kararlar ve reklam içeriğinin hazırlanması gibi faaliyetlerin bütünüdür.*

Özetle yukarıdaki bilgilerden yararlanararak reklamın özelliklerini şöyle sıralayabiliriz.

·******** Reklam, pazarlam iletişimi içersinde yer alan bir öğedir.

·******** Reklam, belirli bir ücret karşılığında yapılır.

·******** Reklam, reklam verenden tüketiciye (hedef kitleye) doğru akan bir iletiler bütünüdür.

·******** Reklam, bir kitle iletişimidir.

·******** Reklamı yapan kişi, kurum ve kuruluş bellidir.

·******** Reklam ile tüketici bilgilendirilmeye ve ikna edilmeye çalışılır.

·******** Reklam mesajlarında mallar, hizmetler, vaatler, ödüller ve sorunlara çözümler vardır.

·******** Reklam, diğer pazarlama iletişimi öğeleri ile işletmenin belirlediği pazarlama stratejisi doğrultusunda saptanan pazarlama hedeflerine ulaşmak için koordineli olarak çalışır.

*

REKLAMIN AMACI

*

Reklamın genel amacı; hedef tüketicilere bir ürün veya bir hizmeti duyurmak, ürüne, markaya, işletmeye karşı tüketicilerde olumlu bir eğilim oluşturmayı sağlamaktır.

*

Diğer bir deyişle reklam, doğrudan satış ya da kar sağlamayı kolaylaştırmaya yönelik iletişim kurmaktır. Buna göre reklam; hedef tüketiciyi, reklamı yapılan ürünün ya da hizmete ilişkin farkında olmamaktan olmaya, reklam mesajını anlamaya, önerilen satış vaadini kabul ile satın alma arzusu yaratarak hedef tüketicileri satın alma davranışına yöneltmeyi amaçlar.

*

Reklamın beklenen, gerçekleşmesi istenen ana amacı; üreticinin pazara sunduğu ürünün satılmasını sağlamak ya da satışı devam eden bir ürünün pazar tarafından varolan talebini artırmaktır.

*

Reklamın satış amacı kısa vadede ve uzun vadede olmak üzere iki biçimde görülür. Kısa vadede reklam, tüketicileri motive ederek kısa bir zaman dilimi içinde o mal yada hizmeti satın almaya ikna etmeye çalışır. Uzun vadede ise firmalar reklam sayesinde ürettikleri mal yada hizmetleri tanıtarak, tüketiciye getireceği yararları göstererek o mal ve hizmete karşı talep yaratmayı amaçlar.

*

Reklamın, ister uzun vadede isterse kısa vadede satış amacını taşısın aşağıdaki ortak amaçları içermektedir.

·******** Tüketiciyi ya da aracıya bilgi vermek, ürün ya da hizmeti hatırlatmak ve satışa ikna etmek,

·******** Mal ya da hizmetin satışını sağlamak,

·******** Toptan ve perakendeci satıcıya yardımcı olmak,

·******** Mal ya da hizmete karşı talebi artırmak,

·******** Talebin yaratacağı fiyat esnekliğini en aza indirmek.

*

Satış ve iletişim reklamın ana amaçlarıdır. Ancak bu amaçlardan başka üreticilerin reklam yaparken elde etmek istedikleri özel amaçlar da vardır. Bu özel amaçlar aşağıda belirtilmiştir.

·******** İşletmenin saygınlığını sağlamak,

·******** Kişisel satış programın desteklemek,

·******** Dağıtım kanallarıyla ilişkileri geliştirmek,

·******** O sektördeki genel talebi artırmak,

·******** Malı denemeye ikna etmek,

·******** Malın kullanımını yoğunlaştırmak,

·******** Malın tercihini devam ettirmek,

·******** İmajı doğrulamak ya da değiştirmek,

·******** Alışkanlıkları değiştirmek,

·******** İyi hizmeti vurgulamak,

·******** Tüketiciyi eğitmek,

·******** Önyargı, yanlış ve olumsuz izlenimleri düzeltmek,

·******** Piyasaya egemen olmak ve monopol yapıya geçmek,

·******** İşletmenin prestijini artırmak.

*

REKLAMIN SINIFLANDIRILMASI

Reklamı pek çok değişik bakış açılarına ve değişik ölçütlere göre sınıflandırmak mümkündür. Genel kabul görmüş ölçütlere göre reklamlan şöyle sınıflandırılabilir:

1.**** Yapanlara göre;

a.**** Üretici reklamı,

b.**** Aracı reklamı,

c.**** Hizmet işletmesi reklamı.

2.**** Amacına göre;

a.**** Birincil talep yaratmayı amaçlayan reklamlar,

b.**** Seçici talep yaratmayı amaçlayan reklamlar.

3.**** Hedef kitlesine göre;

a.**** Tüketicilere yönelik reklamlar,

b.**** Dağıtım kanallarına yönelik reklamlar,

c.**** Endüstriyel reklamlar.

4.**** Taşıdığı mesaja göre;

a.**** Mal reklamı,

b.**** Kurumsal reklam.

5.**** Zaman kriterine göre;

a.**** Hemen satın aldırmaya yönelik reklamlar (Doğrudan reklamlar),

b.**** Uzun dönemde aldırmaya yönelik reklamlar (Dolaylı reklamlar).

6.**** Coğrafi kritere göre;

a.**** Bölgesel reklam,

b.**** Ulusal reklam,

c.**** Uluslararası reklam,

d.**** Global reklam.

*

REKLAM ORTAMLARI

Reklam ya da reklam kampanyalarının en önemli aşamalarındanbiri reklam ortamının seçimidir. Reklam ortamları mesaj ile hedef kitlenin buluştuğu yerdir. Bu noktada yapılacak yanlış bir seçim mesajın hedef kitle dışındaki kişilere ulaşması anlamına gelmektedir. Bu da reklam için yapılan bütün çalışmaların ve harcamaların boşa gitmesi anlamına gelmektedir.*

Genel olarak reklam ortamları aşağıda sınıflandırılmıştır:

1.**** Basılı reklam ortamları

a.***** Gazete,

b.***** Dergi,

c.***** El ilanı,

d.***** Katalog,

e.***** Broşür.

2.**** Yayın yapan reklam ortamları

a.***** Radyo,

b.***** Televizyon.

3.**** DiÄŸer ortamlar

a.***** Elektronik ortamlar (CD-rom, multimedya, internetvb.)

b.***** Fuarlar,

c.***** Açık hava reklam araçları;

************************************************** *********************** i.***** Yol panoları (Billboard),

************************************************** ********************** ii.***** Duvar ve çatı reklamları,

************************************************** ******************** iii.***** Otobüs, tren, vapur, taksi gibi toplu taşıma araçlarının içi ve dışına konan reklamlar,

************************************************** ******************* iv.***** Standlarda, duraklarda, iskele, istasyon, havaalanı vb. Mekanlarda yer alan reklamalar,

************************************************** ********************* v.***** AfiÅŸler,

************************************************** ******************* vi.***** Eskavizyon.

d.***** DoÄŸrudan postalama,

e.***** Sinema,

f.****** Satış yeri reklam malzemeleri.

*

SONUÇ

Hedef tüketici üzerinde öncelikle belli bir etki yaratıp onu satışa teşvik etmeyi amaçlayan reklam, gerek üretici firmalar gerekse de biz tüketiciler açısından oldukça önemli bir olgu olarak hayatımızın içine girmiştir. Hayatımızın içinde yer alan bu kavrama daha doğru ve daha dikkatli bir gözle bakmakta yarar var.

*

Toplam Kalite Yönetimi

Salı, 06 Kasım 2007

Toplam Kalite Yönetimi

insankaynaklari.com içerik ekibi

TKY (Toplam Kalite Yönetimi) İnsan Kaynakları Yönetiminde 1980′li yıllarda baÅŸlayıp 1990 ‘lı yıllarda yaygınlık kazanmış bir kavramdır. Aslında Toplam Kalite Yönetimi kavramı yönetim uygulamalarında yeni bir anlayış deÄŸildir. 1950 ve 1960 ‘lı yıllarda Philip Crosby, Edward Deming, Armond Feigenbaum, Joseph Duran ve Kaon Ishiwaka baÅŸta olmak üzere çeÅŸitli kiÅŸiler tarafından öne sürülen fikirler globalleÅŸme kavramı ile güçlenip iÅŸletme yönetimine yön veren temel kavramlardan birisi olmuÅŸtur. Bu anlayışla iÅŸletme yönetimi uygulamalarında kalite temel bir felsefe haline gelmiÅŸtir. BaÅŸka bir deyiÅŸle kalite istatistiksel tekniklerin kullanıldığı ve belirli kiÅŸiler tarafından yapılan bir faaliyet olmaktan çıkmış, teknik bir uygulama olmasının ötesinde temel bir iÅŸletme anlayışı haline gelmiÅŸtir.

Öncüler

Toplam Kalite kavramının öncüleri arasında Japonlara TKY felsefesini ve tekniklerini öğreten Amerikalı W. Edwards Deming, toplam kalitenin bütün şirkette sistematik olarak yayılması düşüncesini ortaya koyan Joseph Juran ve kalite kontrol tekniklerinin genişletilerek Japon endüstrisinde kullanılmasını sağlayan Kaoru Ishikawa bulunmaktadır.

Ödüller

Toplam Kalite ile ilgili Japonya’da Deming Ödülü, Amerika’da Malcolm Baldridge Ödülü, Avrupa’da da EFQM tarafından Avrupa Kalite Ödülü verilmektedir. 1993 yılından itibaren de Türkiye’de Kalder ve TÜSİAD iÅŸbirliÄŸi ile her yıl TÜSİAD - Kalder Kalite Ödülü verilmektedir.

Araçlar

TKY’de kullanılan araçlar arasında sebep sonuç diagramı, pareto grafiÄŸi, histogram, kalite kontrol grafikleri ve beyin fırtınası tekniÄŸi bulunmaktadır

Toplam Kalite Yönetimi anlayışı ile İnsan Kaynakları Yönetimi aslında yakından ilişkili iki kavramdır. Çünkü firmaların kalite hedeflerine ulaşmaları için şirkete bağlı, iyi eğitilmiş ve şirketin kendisini geliştirme faaliyetlerine motive olmuş iş gücüne ihtiyacı vardır. Şirketin kendini geliştirme hedeflerine katılımı artırmak için yöneticilerin gerekli ödüllendirme ve teşvik etme sistemlerini geliştirmeleri gerekir. Çünkü mutsuz, motivasyonu düşük, şirkete bağlılığı olmayan ve kendi işleri ile ilgilenmeyen çalışanların müşterilerine de kaliteli bir hizmet sunmaları beklenemez.

Toplam Kalite Yönetiminin Öğeleri

1. Liderlik

2. Müşteri Odaklılık

3. Çalışanların Eğitimi

4. Takım Çalışması

5. Sürekli Geliştirme ve İyileştirme

W. Edward Deming kalite konusunda en çok tanınan ve saygı duyulan yazarlardan birisidir ve hatta Japonya’da Deming adını taşıyan bir kalite ödülü de bulunmaktadır. Deming çalışanların içsel ve dışşsal motivasyonlarını genellikle yönetim uygulamalarının bozduÄŸuna inanmaktadır. Deming’e göre, mevcut yönetim biçimleri çalışanların potensiyellerini geliÅŸtirmelerine yardım etmek yerine, motivasyonları için duydukları özgüveni yıkmakta ve kontrolleri dışında geliÅŸen sorunlardan onları sorumlu tutmaktadır. Yine bu düşünüre göre, bir iÅŸletmenin temel felsefesi olan kalitenin yönetilmesi için 14 ilkenin uygulanması gerekmektedir ve kalite ile ilgili sunulan bu 14 ilkenin çoÄŸunda iÅŸgücünün önemi vurgulanmaktadır;

Yönetim sürekli olarak gelişmeyi hedeflemeli ve bunu gerçekleştirecek ortamı yaratmalıdır.

TKY felsefesi en üst kademeden en alta kadar bir işletmenin tüm çalışanları tarafından benimsenmelidir.

Kalite analizlerinden istatiksel teknikler kullanılmalıdır.

İşletme faaliyetleri sadece fiyat boyutuna göre değerlendirilmemelidir.

Üretim ve hizmetlerle ilgili sürekli olarak eksiklikler aranmalı ve iyileştirme çalışmaları yapılmalıdır.

İşletme çalışanlarına iş başı eğitimleri sağlanmalıdır.

Liderlik anlayışı işletme içinde pekiştirilmelidir.

Korku yerine güven esas alınmalı ve yaratıcılık teşvik edilmelidir.

Bölümler ve gruplar arasındaki sınırlar kalkmalıdır.

Verimlilik artışı yöntemler geliştirilerek artırılmalıdır.

Rakamsal hedefler koyan uygulamalardan vazgeçilmelidir.

Çalışanlara yaptıkları ile övünmeleri sağlayacak fırsatlar tanınmalıdır.

Tüm işletme çalışanlarının kendisini geliştirmesi teşvik edilmelidir.

Yönetim yukarıdaki değişiklikleri yapacak önlemleri almalıdır.

Beni dinler ve söylediklerimi uygularsanız, siz Japonlar beş yıl içerisinde Amerikalıların düzeyine ulaşırsınız. Beş yıl daha uygulamaya devam ederseniz, Amerikalılar size yetişmeye çabalar. Edward Deming

Kalite hareketi iÅŸgücünün önemini vurgular, insan davranışı ve motivasyonu konusunda yapıcı bir görüş sunar ve aynı zamanda yanlış yönetim uygulamalarından dolayı rekabette üstünlüğe ulaşılmasını engelleyen mali/ekonomik eÄŸilimleri açıkca eleÅŸtirir. Çünkü Deming’e göre geleneksel mali zihniyet kalite yönetiminin karşısına çıkan en büyük engeldir. Çünkü firmaların mali endiÅŸeleri firmanın uzun vadeli planları ile açmaza düşer ve geleneksel mali ölçümler yönetime gelecek için vizyonlar geliÅŸtirirken saÄŸduyu saÄŸlamaz. Toplam Kalite Yönetiminin savunduÄŸu yönetim anlayışı ise, eÄŸitime, merkeziyetçilikten uzaklaÅŸmaya, eleman katılımına önem veren ve genellikle iÅŸgücünü takımlar halinde düzenleyip çatışmaya dayanan iliÅŸkiler kurmaktan kaçınan bir anlayıştır ve bu anlayış ile klasik yönetim kuramlarından olan "Taylorist" yaklaşımla taban taban zıt bir görüntü çizer.

Deming’in kalite anlayışındaki temel prensip "Kaliteyi müşteri belirler" felsefesidir. Yine amaçlara göre yönetim (MBO) anlayışının kurucusu Peter Drucker’a göre bir iÅŸletmenin amacı müşteri yaratmak ve onu tatmin etmektir. Müşteriler üzerinde odaklaÅŸmak aynı zamanda firmaların kısa ve dar görüşlü mali vizyonlarının yıkılmasını da saÄŸlar. Aslında günümüzde ivme kazanan Müşteri İliÅŸkileri Yönetimi (CRM) kavramı Toplam Kalite Yönetiminin bir uzantısı olarak da görülebilir.

Ishiwaka tarafından geliştirilen "Kalite Çemberleri" (Quality Circles) kavramı kalite olayının tüm çalışanlara yayılmasını sağladığı gibi, bu çemberlerin çalışmalarında kullanmayı önerdiği Pareto analizi, histogram, dağılım diyagramları gibi teknikler kalite olayının sistematik bir şekilde incelenmesini sağlamıştır. Duran ise yazılı prosedürler yerine "takım ilişkilerine" ağırlık vermiş ve kalitenin gelişmesini proje bazında yapmayı hedeflemiştir. Crosby bu anlayış içinde "sıfır hata" kavramını kullanmış ve kalitenin bir önleme olayından çok mükemmelleştirme olayı olduğunu vurgulamıştır. Feigenbaum ise kaliteyi üretim sonundaki çıktıları kontrol etmekten çok hammadde alınma aşamasında başlayan bir süreç olarak görmüştür. Bu anlayışla müşteri memnuniyeti bir işletmenin hedefleri arasında ilk sırada yer almış ve "müşteri odaklı olmak", "koşulsuz müşteri memnuniyeti", "değer yaratma" ve "zaman bazında rekabet" gibi kavramlar İnsan Kaynakları Yönetimi literatüründe yer almaya başlamıştır. Müşteriye daha ucuz, daha kaliteli ve daha çabuk mal sunmak işletmelerin temel hedefleri olmuştur. Sonuç olarak istatiksel bir teknik olarak görülen kalite zaman içinde tüm gelişmeler sonucunda işletme yönetim kavramları arasında en önemli yere gelmiştir.

TKY’nin diÄŸer iÅŸletme yönetimi anlayışlarından en önemli farkı yöneticilere düşen görevdir. Bu anlayışda yöneticilerin karar verme ve kontrol etme yetkileri sınırlı iken coaching ve personel güçlendirme yetkileri artmıştır. HiyerarÅŸi yerine yatay organizasyonlara bırakmış ve "iÅŸ yapan" çalışanın yerini "düşünen ve karar veren" çalışan almıştır. TKY ‘nin diÄŸer iÅŸletme yönetimi anlayışlarından farklılığı kalite felsefesinin akademisyenler tarafından deÄŸil ÅŸirket yöneticileri tarafından geliÅŸtirilmiÅŸ olmasıdır.

Kaizen nedir?

Günümüzde iÅŸletmelerin rekabet yetenekleri, "Sürekli GeliÅŸme" ile doÄŸru orantılıdır. Yapılan araÅŸtırmalarda müşteri memnuniyetinin sürekli iyileÅŸtirme sonunda arttığı görülmektedir. Sürekli iyileÅŸtirmeyi uygulayabilmek amacıyla süreç yönetimi uygulanır. Süreç yönetimi kapsamında 3 evre / 10 adımdan oluÅŸan bir metodoloji kullanılır. Bütün bu çalışmaların amacı müşteri memnuniyetini artırmak olduÄŸundan memnuniyet düzeyi sürekli ölçülerek izlenmeli ve elde edilen bulgular, sürekli iyileÅŸtirme saÄŸlanacak ÅŸekilde geri beslenmelidir. Toplam Kalite Yönetiminin felsefesi amaçlara göre yönetim anlayışına dayanır. Anlayış ilk kez W. A. Shewhart tarafından ortaya atılmış, E. Deming tarafından özümsenerek 1950 yılında Japonlara aktarılmıştır. Sürekli geliÅŸme kavramının Japonya’da yerleÅŸmesiyle her faaliyet için Kaizen grupları kurulmuÅŸtur. GeliÅŸtirme, iyileÅŸtirme ve özellikle sürekli olarak bu iÅŸlemlerin yapılması anlamında kullanılan Kaizen kelimesi Japonca’da deÄŸiÅŸim anlamını taşıyan "Kai" ve iyi anlamını taşıyan "Zen" kelimelerinin birleÅŸiminden oluÅŸmuÅŸtur ve kelimenin tam Türkçesi "Daha İyi" dir. Kaizen Japon halkının tarzına yerleÅŸmiÅŸ bir felsefedir.

İşletmenin ve çalışanların geliÅŸmesi temel olarak alınsa da TKY anlayışı yine de eleÅŸtirilere maruz kalmıştır. Bu eleÅŸtirilerin başında TKY’nin iddia edildiÄŸi gibi iÅŸletmelerde dramatik deÄŸiÅŸimlere yol açmadığıdır. TKY ‘nin temel prensiplerinin yeni bir kavram olmadığı zaten saÄŸduyu sahibi her yönetici tarafından uygulanması gereken kavramlar olduÄŸu diÄŸer eleÅŸtiridir. TKY anlayışı ne kadar benimsense de iÅŸletme kültürü, yapısı ve tepe yöneticilerin zihniyeti deÄŸiÅŸmediÄŸi müddetçe pratikte uygulanamaz olduÄŸu eleÅŸtirileri de mevcuttur. Tüm bu olumsuz görüşlere raÄŸmen TKY felsefesi globalleÅŸmekte olan iÅŸletmeler tarafından hemen benimsenmiÅŸ, uygulanmış ve baÅŸarılı sonuçlar elde edilmiÅŸtir.

Türkiye’de klasik yönetim anlayışının toplum yapısına daha uygun olduÄŸuna dair genel bir kanı olsa da Toplam Kalite Yönetimi anlayışı Türk firmalarınca benimsenmiÅŸ ve çalışmalara oldukça fazla konu olmuÅŸtur. "Toplam Kalite Yönetimi" dergileri, "Toplam Kalite Konferansları", "Toplam Kalite Yönetimi" eÄŸitim programları, iÅŸletmelerde "Toplam Kalite Yönetimi" adlı birimlerin varlığı Türkiye’de TKY anlayışının yaygınlığını göstermektedir.

Netaş TKY felsefesini baş harfleri kullanarak şöyle açıklıyor:

TKY’ nin T’ si, toplamı: tüm çalışanların katılımını, yapılan iÅŸlerin tüm yönlerini, müşterilerin tümünü ve üretilen ürün ve hizmetlerin tümünü kapsar.

K’ si, kaliteyi, yani müşterilerin bugünkü beklenti ve ihtiyaçlarını tam ve zamanında karşılayıp, onlara gelecekteki beklentilerini aÅŸan ürün ve servisler sunmayı içerir.

Y’ si ise, yönetimin her konuda çalışanlara liderlik yapması, çalışanlara örnek model oluÅŸturması ve ÅŸirket çapında katılımcı yönetimin saÄŸlanmasıdır. Katılımcı yönetim, her seviyedeki çalışanların önerilerini rahatça sunma imkanının olması ve ÅŸirket içinde verilecek kararlarda söz söyleme hakkının bulunmasıdır.

Türkiye’de Kurumsal Mükemmellik anlayışının yaygınlaÅŸtırılması ve bu alanda baÅŸarılı örneklerin ortaya çıkarılarak kazanılan deneyimin paylaşılması amacıyla 1993 yılından bu yana Ulusal Kalite Ödül süreci yürütülmektedir. Ulusal Kalite Ödülü deÄŸerlendirmeleri, Avrupa Kalite Ödülü’ nde de kullanılan "EFQM Mükemmellik Modeli" esas alınarak ve bu konuda özel yetiÅŸtirilmiÅŸ deÄŸerlendiricilerden oluÅŸan ekipler tarafından yapılmaktadır.

Ulusal Kalite Ödülü’nü Alan KuruluÅŸlar

1993 Brisa A.Åž.

1994 TusaÅŸ Motor San. A.Åž.

1995 NetaÅŸ A.Åž.

1996 Kordsa A.Åž.

1997 Arçelik A.Ş. (Büyük Ödül)

İpek Kağıt San. Ve Tic. A.Ş. (Başarı Ödülü)

1998 Büyük Ölçekli İşletmeler Kategorisi

*Eczacıbaşı Yapı Gereçleri A.Ş. Vitra Seramik Grubu (Büyük Ödül)

Dusa End. İplik San. ve Tic. A.Ş. (Başarı Ödülü)

Erciyas Biracılık ve Malt. San. A.Ş. (Başarı Ödülü)

Türk Elektrik End. A.Ş. (Başarı Ödülü)

KOBİ Kategorisi

Beko Ticaret A.Ş. (Büyük Ödül)

1999 Büyük Ölçekli İşletmeler Kategorisi

Beko Elektronik (Başarı Ödülü)

Türk Elektrik End. A.Ş. (Başarı Ödülü)

KOBİ Kategorisi

Kaynak Tekniği San. A.Ş. (büyük Ödül)

2000 *Büyük Ölçekli İşletmeler Kategorisi

*************

Eczacıbaşı Yapı Gereçleri A.Ş. Arteme Armatür Grubu (Başarı Ödülü)

KOBİ Kategorisi

Ata Yatırım Menkul Kıymetler A.Ş. (Başarı Ödülü)

2001 Kamu Sektörü Kategorisi

T.C. Sağlık Bakanlığı Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitimi ve Araştırma Hastahanesi (Başarı Ödülü)

Büyük Ölçekli İşletmeler Kategorisi

Aygaz A.Åž

Borçelik Çelik San. A.Ş.

Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları A.Ş.

Teklas Kauçuk San. ve Tic. A.Ş.

KOBİ Kategorisi

EBS Eczacıbaşı Banyo Küvetleri

Emar Satış Sonrası Müşt. Hizm. A.Ş.

*

2002 Kamu Sektörü Kategoris

********* T.C. Kocaeli Sanayi Odası (Büyük Ödül)

********* T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Araştırma ve Geliştirme Dairesi (EARGED) (Jüri Teşvik Ödülü)

********* T.C.Milli Eğitim Bakanlığı Kadıköy Anadolu Lisesi (Jüri Teşvik Ödülü)

KOBİ Kategorisi

SKF TÜRK LTD.ŞTİ. (Büyük Ödül)

Genpar Otomotiv A.Ş. (Başarı Ödülü)

Özen Mensucat Boya Terbiye İşletmeleri A.Ş. (Başarı Ödülü)

Bir Örnek Olay

Redstone Otelleri baÅŸkan yardımcısı Greg Clark, akÅŸamın sekizinde Hyatt Regency Austin’in temizlik ve düzen departmanının kapı aralığından içeriye baktığında gözlerine inanamadı: Fazla mesaiye kalan temizlik görevlileri, önceki gün yapılan müşteri memnuniyet anketlerinin sonuçlarını inceliyor ve kendilerine bakan yönüyle yorumluyorlardı. İşçilerden birisi son durumu tahtada özetlerken herkesin gözleri faltaşı gibi açılmıştı ve salonda bir heyecan dalgası esiyordu. İşçi ÅŸu sözleri söylüyordu:

‘ArkadaÅŸlar, hepimizin görevinin ve sorumluluÄŸunun ne kadar hayati olduÄŸunu görüyorsunuz. Hepimiz yaptığımız iÅŸi en kaliteli nasıl yapabileceÄŸimiz ile ilgili projeler ve fikirler üretmeliyiz. Biz öyle bir takım olacağız ki yaptığımız hizmetler müşterilerimiz için sürpriz olacak, öyle ki ayrılırken kalplerinde sıcak bir takdir duygusu uyanacak. Biz bu eyalette baÅŸarı öyküleri anlatılacak olan temizlik ekibi olacağız.’

Çalışanlar her PerÅŸembe akÅŸamı ‘Mükemmellik Toplantıları’ düzenlemeye devam ettiler. İnanılması güç bir takım ruhu hakimdi, hatta parolaları bile vardı: ‘Together Everyone Achieves More’ (Herkes beraber daha çok baÅŸarır). BaÅŸ harfler ‘TEAM’ (Takım) kelimesini oluÅŸturuyordu. Müşterilere sabah kendilerine hangi gazetelerin onlar için ücretsiz olarak odalarına bırakılmasını tercih ettikleri sorulunca hoÅŸ bir sürpriz olmuÅŸtu doÄŸrusu. Odalara çocuklar için hediye ve çikolatalar, bayanlar için kozmetik ürünler yerleÅŸtirdiler. Gülümsemeleri içten ve karşılıksız idi. Sürekli müşterilerin ilgi alanları, doÄŸum günleri dahi biliniyordu. Bu otel ‘İkinci Evinize HoÅŸgeldiniz!’ sloganıyla ÅŸehrin en samimi ortamı olarak tanınır oldu.


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -