T.C.
GAZİ ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
TURİZM İŞLETMECİLİĞİ EĞİTİMİ
ANABİLİLİM DALI
DERS
KARŞILAŞTIRMALI YÖNETİM TEORİLERİ VE DAVRANIŞSAL
YAKLAÅžIMLAR
KONU
ŞİDDET, AYRIMCILIK VE CİNSEL TACİZ
HAZIRLAYAN
ELİF ÇOLAK
ÖĞRETİM ÜYESİ
YRD.DOÇ.DR.MELİH TOPALOĞLU
Ankara-2003
İÇİNDEKİLER
I.BÖLÜM
1.ÖRGÜTSEL YAŞAMDA TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ
1.1.CİNSİYET ROLLERİ
1.1.1.Psikoanalitik Kuram
1.1.2.Sosyo Öğrenme Kuramı
1.1.3.Bilişsel Gelişim Kuramı
1.1.4.Cinsiyet Şema Kuramı
1.2.TOPLUMSAL CİNSİYET
1.2.1.Geleneksel Toplumsal Cinsiyet Rollerini Oluşturan Dişil ve Eril Özellikler
1.2.2.Çağdaş Toplumsal Cinsiyet Rolleri
1.2.3.Çalışma Yaşamında Egemen Olan Eril Özellikler
II.BÖLÜM
2.ÇALIŞMA YAŞAMINDA CİNSİYETE DAYALI AYRIMCILIK
2.1.ÇALIŞMA YAŞAMINDA KADIN
2.1.1.Türkiye’de Çalışan Kadın
2.1.2.Türkiye’de Yönetici Kadın
2.2.KARİYER GELİŞİMİNDE CİNSİYET FARKLILIKLARI
2.2.1.Erkeklerin Kariyerlerini Temel Alan Kuramlar
2.2.2.Kadınların Kariyerlerini Temel Alan Kuramlar
2.2.3.Kadın ve Erkeğin Kariyerlerini Açıklayan Bir Kuram
2.3.HANGİ CİNSİYETİN İŞ BULMASI DAHA KOLAY
2.4.ÇALIŞMA YAŞAMINDA CİNSİYETE DAYALI AYRIMCILIK ALANLARI.
2.4.1.Mesleklere Yönlendirmede Ayrımcılık
2.4.2.Örgütsel Kaynak ve Olanakların Paylaştırılmasında Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık
2.5.ÇALIŞMA YAŞAMINDA CİNSİYETE DAYALI AYRIMCILIĞIN NEDENLERİ
2.6.ÖRGÜTSEL YAŞAMDA ANDROJENİ
2.7.CİNSİYET KONUSUNDA AYRIMCILIK KARŞITI YASALAR
III.BÖLÜM
3.CİNSEL TACİZ
3.1.AZINLIK KONUMU VE CİNSEL TACİZ
3.1.1.DoÄŸal-Biyolojik Model
3.1.2.Sosyo-Kültürel Model
3.1.3.Örgütsel Model
3.2.TÜRK İŞ HUKUKUNDA İŞYERİNDE CİNSEL TACİZİN TANIMI VE BİÇİMLERİ
3.3.TÜRK İŞ HUKUKUNDA İŞVERENİN İŞYERİNDE CİNSEL TACİZDEN ÖTÜRÜ SORUMLULUĞU
3.3.1.İşverenin İşçiyi Gözetme Borcu
3.3.2.İşverenin Taciz Maduru Karşısında Sorumluluğu
3.3.2.1.Cezai Sorumluluk
3.3.2.2.Hukuksal Sorumluluk
3.3.3.İşverenin İş Kazasından Ötürü Sosyal Sigortalar Kurumuna Karşı Sorumluluğu
3.3.4.İşverenin Tacizde Bulunmakla İtham Edilen İşçi Karşısındaki Sorumluluğu
3.4.CİNSEL TACİZ MADURUNUN BAŞVURABİLECEĞİ HUKUKSAL ÇARELER
3.4.1.İşçinin İşi Yapmaktan Kaçınma Hakkı
3.4.2.İşçinin Hizmet Akdini Haklı Nedenle Feshi
3.4.3.Cinsel Taciz Durumunda Açılabilecek Davalar
3.5.KADIN SUÇLULUĞU
3.6.SONUÇ
3.7.ANKET
3.7.1.Anketi 355 Kadın Yanıtladı
3.7.2.Cinsel Tacizin Sonuçları
IV. BÖLÜM
4.ŞİDDET
4.1.ŞİDDETİN KAYNAĞI
4.1.1.İçgüdüsel Bir Davranış Olarak Saldırganlık
4.1.2.Nöro Fizyolojik Hasar Olarak Saldırganlık
4.1.3.Öğrenilmiş Bir Davranış Olarak Saldırganlık
4.2.ŞİDDETİN NEDENLERİ
4.2.1.Ampirik Yaklaşımlar
4.3.ŞİDDETİN BELİRLEYİCİLERİ
4.3.1.Biyolojik-Kimyasal Belirleyicileri
4.3.2.Psikolojik Belirleyicileri
4.3.3.Toplumsal Belirleyicileri
4.3.4.Çevresel Belirleyicileri
4.3.5.Durumsal Belirleyiciler
4.4.KADINA YÖNELİK ŞİDDET
4.4.1.Kamusal Alanda
KAYNAKÇA
I. BÖLÜM
1.ÖRGÜTSEL YAŞAMDA TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ
Örgütsel yaşamın ihmale uğramış,ancak önemi gittikçe anlaşılmakta olan bir boyutu da toplumsal cinsiyet rolleridir.Örgütlerde yaşam, yıllarca erkeğin toplumsal cinsiyet rolüne uygun tasarlanmış ve yürütülmüştür.Bu çok doğaldır, çünkü örgütler büyük ölçüde erkekler tarafından kurulmuş ve onlar tarafından yönetilmiştir.Ancak, kadının toplumsal yaşamda ve dolayısıyla da örgütlerde daha fazla yer alması, erkeğin geleneksel toplumsal cinsiyet rolüne göre şekillenmiş örgütlerde sorunlar yaratmaya başlamış ve geleneksel erkek toplumsal cinsiyet rolünün örgütsel yaşamdaki iktidarı sorgulanmaya başlanmıştır.Ayrıca, erkeğin kamusal alanda kadınla artan etkileşimi erkek toplumsal cinsiyet rolünün dönüştürülmesine önemli ölçüde katkıda bulunmuştur.Dolayısıyla, katı bürokratik örgütlenme artık erkeğin çağdaş toplumsal rolüne de uyumsuzluklar göstermeye başlamıştır.(GÜNEY,2001:323)
1.1.CİNSİYET ROLLERİ
Kız ve erkek çocukların kadınsı-erkeksi davranışlar edinmeleri çok küçük yaşlarda ortaya çıkmaktadır.4-5 yaş civarında kız ve erkek çocuklar cinsiyetlerine uygun olduğu kültür tarafından belirlenen faaliyetleri tercih etmeye başlarlar, ayrıca akranlarından etkilenirler ve bu süreç psikolojide cinsiyetleri ayırma süreci olarak belirtilir.
Bu süreçleri açıklayan dört temel kuram vardır:
1.1.1.Psikoanalitik Kuram:
Freud kadın ve erkeğin nasıl kadınsı ve erkeksi özellikleri kazandığını sorguluyan ilk araştırmacıdır.
Psikoanalitik kuram çocuğun cinsel gelişimini doğumla başlayan bir süreç olarak ele alır.Bu sürecin çocuğun nesnelerle kurduğu ilişkiyi kapsadığı görüşünden hareket eder. Nesnelerle ilişki, nesnesiz nesneleri içe aktarmaya ve onları anlamlı bütünler haline getirmeye daha sonra ise karşıt amaçlar güden ilişkilere, en son aşamada da cinsel kimliğin kazanıldığı gerçek sevgiye dönüşür.
1.1.2.Sosyo Öğrenme Kuramı:
Psikoanalitik kuramın aksine kuram, çocuğun cinsiyet rolüne uygun olan veya olmayan davranışları ödüllendirme-cezalandırmayla edindiğini ayrıca gözlem ve örnek almanın da önemli olduğunu vurgular.
1.1.3.Bilişsel Gelişim Kuramı:
Kohlber konuyu farklı ele almıştır.Diğer iki kuramın cinsiyet rollerini kazanmada başlangıç noktası olduğunu vurgular.
Kuram çocukların cinsiyete dayalı kendilik kavramı ve değer sistemlerinin dış baskılar olmadığında bile gelişebileceğini ileri sürer.
1.1.4.Cinsiyet Şema Kuramı:
Kuram hem bilişsel gelişim hemde sosyal öğrenme kuramlarının cinsiyetleri ayrılmasına getirdikleri açıklamaları içerir.Kurama göre cinsiyetleri ayırma toplumun kadınsı ve erkeksi özellikleri tanımlamasına dayanmaktadır.(ALTAN ARSLAN,2000:23-28)
1.2.TOPLUMSAL CİNSİYET
Toplumsal cinsiyet, bir toplum tarafından oluşturulmuş, kadınlar ve erkekler arasında roller, davranışlar, zihinsel ve duygusal özellikler bakımından ayrışmayı ortaya koyar.Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere,toplumsal cinsiyet tamamıyle biyolojik farklılıklarla tanımlanmakta olan cinsiyet kavramından farklı olarak, kültürel bir kavramdır.
1.2.1.Geleneksel Toplumsal Cinsiyet Rollerini Oluşturan Dişil ve Eril Özellikler
Kadın veya erkek, herhangi bir insanda bulunabilen çeşitli dişil ve eril özellikler toplumsal cinsiyet rollerini oluşturmaktadır.Klasik toplumsal cinsiyet rollerinde dişil özelliklerin kadında, eril özelliklerinde erkekte bulunması beklenmektedir.Kadının geleneksel toplumsal cinsiyet rolü evin içindeki işlerle ilgilidir ve temelde insana ve ilişki kurmaya yönlenmiştir.Erkeğin geleneksel toplumsal cinsiyet rolü ise ev dışı işlerle ilgilidir ve nesneyle eyleme yönlenmiştir.
Kadının geleneksel toplumsal cinsiyet rolünü oluşturan dişil özellikleri:
Pasiflik
Bağımlılık
Åžefkat
Merhamet
Empati
Duygusallık
Besleyicilik
Duyarlılık
Yardımseverlik
Erkeğin geleneksel toplumsal cinsiyet rolünü oluşturan eril özellikler:
Aktiflik
Bağımsızlık
Akılcılık
Denetim altında bulundurma
Üstünlük kurma
Saldırganlık
Hırs
Bireycilik
Rekabet
1.2.2.Çağdaş toplumsal cinsiyet rolleri
Günümüzde bir çok sosyal kavramda olduğu gibi, toplumsal cinsiyet rolleride artık büyük ölçüde durağan değildir ve değişmektedir.Gelişmiş ülkelerden başlayarak geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri özellikleri sınıflandırılmasında esnekliğe gidilmektedir. Bazı dişil özellikler erkeklerde, bazı eril özellikler ise kadınlarda kabul görmeye başlamıştır. Toplumsal cinsiyet rolleri birbirine gittikçe daha çok yaklaşmaktadır.Böylece bu bağlamda artık bazı araştırmacılar androjeniden bahsetmeye başlamıştır.Androjeni hem dişil hemde eril özellikler barındırmak demektir.
1.2.3.Çalışma Yaşamında Egemen Olan Eril Özellikler
Eril kimlik temelde ev dışında çalışmayla hatta bir iş veya meslek sahibi olmayla, kültürel olarak kurgulanmaktadır.Çalışma, temelde erkeğe kendi kendine yetmeyi, yeterli ve güçlü olmayı içeren bir öz kavramı sağlamaktadır.
Erkeklerin birbirleriyle oluşturdukları bu eş kültürel topluluklarında bulunan yakınlık kurmanın yerine rekabettir.Erkekler diğer erkeklerden olabildiğince bişey istememeleri gerektiğini öğrenmişlerdir.Çünkü istemenin diğerlerine kendileri üzerinde güç vereceğinden korkmaktadırlar.
Çalışma ve kariyer, bir erkeğin kimliğini büyük ölçüde belirlerken, emekliliğin gerçeklerine hazırlıksız bırakmaktadır.(GÜNEY,2001:323-325)
II. BÖLÜM
2.ÇALIŞMA YAŞAMINDA CİNSİYETE DAYALI AYRIMCILIK
Cinsiyete dayalı ayrımcılık, bir kişinin bir kadına, cinsiyetine dayalı olarak, bir erkeğe davrandığı veya davranacağından daha olumsuz yada daha az olumlu ve biçimsel olarak eşitlikçi gözüken davranış veya uygulamaların sonradan kadının üzerinde ayrımcı etkiler yaratması olarak tanımlanmaktadır.
Cinsiyete dayalı ayrımcılık toplumun hemen her kesiminde yer alan kişi ve kurumların yanında temelde anne ve babaların, yakın akrabaların, komşuların kız çocuklarına küçük yaşlardan itibaren erkek çocuklarına olduğundan farklı davranmalarıyla başlamaktadır. Psikocinsel özellikler, annenin kız çocuğuyla bir birliktelik, beraberlik ruhu oluşturmaya; erkek çocuğa ise bağımsızlık kazandırmaya yönelmesiyle oluşmaktadır.Böylelikle toplum, kişilerin taşıdıkları cinsiyet itibariyle farklı roller üslenmelerini beklemektedir.
Cinsiyet rolleri, toplumda bireylerin yerine getirmeleri gereken görevlerin cinsiyetler arasında dağılımını belirlemektedir.Daha açık bir ifadeyle, bazı meslekler kadın işi olarak tanımlanırken bazıları ise erkek işi olarak tanımlanabilmektedir.Dolayısıyla, cinsiyete dayalı ayrımcılık en yaygın olarak iş ve çalışma yaşamı ile bu yaşama başlama koşullarının geliştirildiği eğitim ortamlarında tartışılmaktadır.
2.1.ÇALIŞMA YAŞAMINDA KADIN
Tarih boyunca kadının çalışma yaşamı içerisinde önemli bir yeri olmuştur. Yüzyıllar boyunca üretimin temelinde hane halkı yer almıştır.Endüstriyel devrimin tarımsal ekonomileri endüstrinin hakim olduğu ekonomilere dönüşmesi ile hane halkından gittikçe daha fazla kişi çalışmaya başlamış ancak aile bütünlüğü bozulmamıştır.
I.Dünya Savaşının başlaması ile çok sayıda kadın savaşmak üzere ayrılan erkeklerden boşalan yerleri doldurmak üzere iş gücüne katılmış ancak savaşın sona ermesiyle çoğunluğu evlerine geri dönmüştür.II.Dünya Savaşı sırasında da aynı şey yaşanmış ancak bu sefer askerler evlerine döndüklerinde bile kadınlar istihdamdaki yerlerini kurmuşlardır.
1900’lü yılların ortalarından günümüze kadınların iÅŸ gücüne katılımları dünyanın her yerinde özellikle eÄŸitimde fırsat eÅŸitliÄŸi sayesinde artmıştır.(GÜROL,2000:209-213)
Kadınların büyük bir çoğunluğunda çalışma yaşamına girme kararında mesleki tatmin yerine maddi kazanç ve aile bütçesine katkı olgusu vardır.(ANONİM d, 2000:153)
2.1.1.Türkiye’de Çalışan Kadın
Türkiye’deki geleneksel yapı, genelde kadına ikincil konumda göstermektedir.Türk Medeni Kanununda 152.Maddeye göre aile reisi erkektir ve aileyi geçindirmekle yükümlü kiÅŸidir.155.Madde ise erkeÄŸin aileyi temsil etmesi gerektiÄŸi, kadının ise ancak belirli koÅŸullarda söz sahibi olduÄŸunu vurgulamaktadır.
Kadına yönelik korumacı kanunlarda ise, çalışma hayatı ile ilgili olarak şu konulara değinilmektedir:
Doğum ve doğum sonrası izni
Süt emzirme izni
KreÅŸ ve yuva saÄŸlanabilirliÄŸi
1992 Yılında yürürlüğe giren iptal kararına kadar çalışma hayatına atılmak isteyen kadın hukuken eşinin iznine tabi idi.(ANONİM e, 2000:14)
2.1.2.Türkiye de Yönetici Kadın
Dünyadaki eğilime paralel olarak Türkiye de yönetici konumuna gelmiş kadın sayısı erkeklere kıyasla oldukça düşüktür.12 den yukarı iktisaden faal kadın nüfusu toplamının % 0,2 si yönetici konumundadır.Erkeklerde ise bu oran % 1,4 tür.
Türkiye de kadın yöneticileri genelde üniversite mezunu ve minumum 10 yıl iş deneyimine sahip oldukları görülmektedir ve daha çok üst düzey yöneticilik tekstil sektöründedir.
Türkiye de yönetici konuma gelmiş kadınların ortak özellikleri:
Kontrollü bir kadınlık içeren dış görünüm
Fazla ön plana çıkmamak
Yüksek sosyo-ekonomik geçmiş
Evli ve çocuklu olmak
Feminist olmamak
Kuvvetli ÅŸahsiyet
Başarma gereksinimlerinin ve beklentilerinin benzer konumdaki erkeklerden daha yüksek oluşu.(ANONİM e, 2000:20-22)
2.2.KARİYER GELİŞİMİNDE CİNSİYET FARKLILIKLARI
Farklı toplumsal cinsiyet rollerine bağlı olarak kadınların ve erkeklerin kariyer gelişimleri de farklı olmaktadır.Kadının ve erkeğin kariyer gelişimini açıklamaya yönelen kuramlar temelde iki başlık altında toplanabilir;erkeklerin kariyerlerini temel alan kuramlar, kadınların kariyerlerini temel alan kuramlar.
2.2.1.Erkeklerin Kariyerlerini Temel Alan Kuramlar
Kariyer gelişimi konusundaki ilk biçimsel kuramlardan birini geliştirmiş olan Super kadının ev kadını rolünü bir biyolojik ve sosyal gerek olarak görmüştür.Ginzberg de Super gibi önyargılı bir varsayılma hareket etmiş ve birçok kadının güçlü mesleki güdülerinin olduğunu inkar etmemekle beraber çoğu kadın için işin değil, evliliğin yaşamın merkezini oluşturduğunu varsaymışlardır.Ginzberg üç tane kadın kariyer kalıbı tanımlamıştır:
Çalışmaya yönelik, evliliğe yönelik ve evliliğin ön planda olduğu, çalışmaya ve işin bir birleşimi olan kariyerler.Buna karşın erkekler temelde çalışmaya yönelik bir kariyer kalıbıyla tanımlanmışlardır.
Erkek kariyerini temel alan bir baÅŸka kuramda Edgar Schein’e aittir. Schein kariyer dönemini belli yaÅŸ aralıklarıyla sunduÄŸu iç içe geçmiÅŸ devirlere bölmüştür ve kuramında her bir devirde karşılaşılan temel sorunları ve tamamlanması gereken iÅŸleri ele almıştır.
2.2.2.Kadınların Kariyerlerini Temel Alan Kuramlar
Kadınların kariyer gelişimini açıklarken karşımıza iki yaklaşım çıkmaktadır:Erkek kariyerlerini temel alan kuramları kadına uyarlama veya kadınların gelişimlerine odaklanan onlara özel kuramlar geliştirme.
İlk yaklaşımı taşıyan bir kuram Levinson’ın modelini yeniden ele alan Judith Bardwick tarafından bir kadının yaÅŸamındaki mevsimler adıyla ortaya atılmıştır. Bardwick kadınların devamlı olarak, kariyer geliÅŸimi kadar iliÅŸki kurmaya da önem verdiÄŸini belirtmiÅŸtir. Kadının temelde ailesel iliÅŸkileri ile ilgili olarak yapmış olduÄŸu fedakarlıkları, artık büyüyen çocukları ve kariyeri belirlemiÅŸ kocası yüzünden eskisi kadar gerekmemesi ile, zamanını kariyer kurmaya vakfettiÄŸini ileri sürmüştür.
Kadınların kariyerlerini onlara özel kuramlarla açıklamaya örnek Gutek ve Larwood’un kuramıdır.Kuramlarına göre kadınlar iÅŸe alınmada terfi ve performans deÄŸerlendirmesinde daha fazla kısıtlamalarla karşılaÅŸmaktadırlar. Aile yaÅŸamı erkeklerin kariyer modelini etkilemezken kadınlar için çok önemlidir.Kadınlar eÅŸlerinin kariyerlerine uyum saÄŸlamada daha isteklidir.Annelik rolü babalık rolünden daha fazla çaba göstermektedir.
2.2.3.Kadın ve Erkeğin Kariyerini Açıklayan Bir Kuram
Bu kuramda kariyerdeki hareketler, bir nehirde hareket etmeye benzetilmiÅŸtir.Nehrin bir kıyısında kariyere önem verme, diÄŸer kıyısında ise iliÅŸkilere önem verme vardır.Daha iç karaya gidildikçe baÅŸarı artmaktadır.Powell’e göre bir kiÅŸi zamanla nehir içinde akıntıyla birlikte hareket ederken kıyılardan birine yaklaşır ve hatta kıyıya çıkıp karada ilerler.Bir süre sonra tekrar nehre inip diÄŸer kıyıya yaklaşıp orada karaya çıkıp ilerleyebilir.Daha açık bir ifadeyle kariyere veya iliÅŸkilere önem vermek, kariyer veya iliÅŸkilerde baÅŸarı elde etme olasılığını arttırmakla birlikte bunu garantilememektedir. (GÜNEY, 2001:329-332)
2.3.HANGİ CİNSİYETİN İŞ BULMASI DAHA KOLAY
İşsiz kadınların % 42.5 i iş bulma şansı açısından cinsiyetler arasında bir fark olmadığını düşünmektedir.Erkeklerin daha kolay iş bulduğu görüşünde olanların oranı % 31.1, kadınlar için ise bu oran % 24.2 dir.
Ev kadınlarının konuyla ilgili görüşleri genel olarak işsiz kadınlara benzemektedir.Ev kadınlarının % 47.9 u cinsiyetler arasında bir fark olmadığını düşünmekte % 17.1 i kadınların daha kolay iş bulacağını düşünmektedir.
İşsiz kadınların eğitim düzeyi arttıkça iş bulma şansı açısından cinsiyetler arasında fark olmadığını söyleyenlerin oranı da artmıştır.(ANONİM c, 1999:188-189)
2.4.ÇALIŞMA YAŞAMINDA CİNSİYETE DAYALI AYRIMCILIK ALANLARI
Yaygın toplumsal cinsiyet rolleri beklentileri, değişmekte olan bireysel ve toplumsal gereksinimlere halen tam anlamıyla cevap vermemektedir, çünkü bu beklentiler büyük ölçüde gelenekseldir. Günümüz koşullarında halen geleneksel rol beklentileriyle hareket edilmesi, cinsiyete dayalı ayrımcılık yapılmasına yol açmaktadır.Cinsiyete dayalı ayrımcılık çalışma yaşamıyla ilintili olarak, temelde aşağıda belirtilen aşamalarda karşımıza çıkmaktadır.
2.4.1.Mesleklere Yönlendirmede Ayrımcılık
Mesleklere yönlendirilme doğal olarak çocukluk yaşlarında başlamaktadır.Eğitim görebilen kesimlerde meslek seçimi konusunda aile tarafından doğrudan bir yönlendirme olmasa da bir yandan kadının ailedeki rolünün içselleştirilmesi, öte yandan iş ortamı ve koşulları sonucu kadın ve erkek mesleklerinde bir ayrışma söz konusudur.
Alt sosyo ekonomik sınıf mensupları arasında kızlarının öğretmen olmasını isteyenler ağırlıklıdır.Genel saygınlığının ve çocukları eğitme rolünün yani ev kadınlığının uzantısı gibi görülmesi yanı sıra tatil olanakları ve mesai saatleri de bu tercihte etkilidir.(ANONİM d, 2000:111)
Çalışma hayatındaki konumlarda da durum benzerdir.Ders kitaplarında müdürlerin tümüyle erkek olarak gösterilmesi kadınların iyi yönetici olamayacağı ön yargısıyla bağlantılandırılmıştır.
Türk toplumunun geneline bakıldığın da ayrımcı değerler hakimdir, ancak kadınların ev dışında çalışmalarına yönelik yerleşik bir kabul de vardır.(ANONİM b, 1999:7-8)
2.4.2.Örgütsel Kaynak Ve Olanakların Paylaştırılmasında Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık
Kadınların örgütler içinde varlığı artmakla birlikte onlara halen büyük ölçüde erkeklerden farklı koşullar veya ortamlar sunulmaktadır.Birbirine denk veya aynı pozisyonlarda bulunan kadın ve erkek örgütsel rolleri çeşitli yönleriyle farklılaşabilmektedir.Örneğin iş seyahatleri daha çok erkeklerden beklenirken, ailesel yaşamı için sorun yaratmaması açısından kadınlardan istenmez. Ayrıca çeşitli örgütlerde kadın yöneticilere daha az özerklik, daha ufak bütçe, daha az sayıda ast, daha ziyade kadın ast verilebilmektedir.Bir çalışanın terfisi performans değerlendirilmesiyle belirlenir.Ancak özellikle erkek mesleğinde bulunan kadının objektif performans düzeyi aynı çalışma ortamındaki bir erkeğinki ile aynı olsa bile, aynı değerlendirilmemektedir.Örgütlerde kadın başarısı şans, başarısızlığı ise yeteneksizlikle açıklama eğilimi vardır.Aynı durum erkeklerde ise başarı yetenekle, başarısızlık şanssızlıkla açıklanmaktadır.Bir kadının performansı yeterli olsa bile anlık düşünülmekte ve hep aynı düzeyde kalmayacağı şeklinde davranılmaktadır.
Yöneticilik pozisyonlarında kadınların temsil ettiği yüzdeler, gelişmiş ülkelerde bile halen oldukça düşük düzeylerde olmakla birlikte, çeşitli araştırmacılar, kadınların günümüzün hiyerarşiden uzaklaşan, daha yatay örgütlerinde, sosyalleşme biçimlerinin onlara getirdiği avantajla yöneticilikte erkeklerden daha başarılı olabildikleri ileri sürülmektedir.(GÜNEY,2001:334-335)
2.5.ÇALIŞMA YAŞAMINDA CİNSİYETE DAYALI AYRIMCILIĞIN NEDENLERİ
Günümüzde iş yerlerinde cinsiyete dayalı ayrımcılık değil bunun neden olduğu tartışılmaktadır.Bu nedenler arasında kadını çevreleyen toplumsal değerlerin yanı sıra;örgüt kültürü, örgütlerdeki iktidar savaşı da ağırlıkla yer almaktadır.Ancak ayrımcılık konusunda en çok üzerinde durulan, kadınlara maledilen içsel özellikler olmuştur. Toplumun tümünde olduğu gibi örgüt yapısında da erkeklerin gerçek gücü ellerinde tuttukları bilinmektedir.Kadınlara karşı direnişin temelinde şunlar olduğu söylenebilir:Toplumsal bilimlerin pek çok alanında olduğu gibi örgüt ve yönetim bilimlerinde de konular cinsiyete karşı yansız işlenmektedir.Eğer taraflar arasında eşitlik yok ve varmış gibi davranılıyorsa, eşitsizliğin daha da derinleşmesine neden olur.
İş yerindeki ayrımcılık uygulamasında işlerin yatay ve dikey olarak ayrışması, başka bir değişle kadın işi-erkek işi ayrımı kadınların yükselmelerinde önemli bir engel oluşturmaktadır.Bunun yanında örgüt içindeki uygulamalarda,bürokrasinin işleyişinde üst yönetimde erkeklerin bulunması nedeniyle kadınların kendilerine hamilik edecek kişi bulamamalarında sistem erkek üstünlüğüne çalışmaktadır.
Cinsiyete dayalı ayrımcılığı besleyen etmenlerden biri de kadınlara maledilen olumsuzluklardır.Kadınlar erkeklerden farklı oldukları ve bu nedenle çalışma yaşamının ve özellikle de etkili yönetim gereklerini karşılamada yetersiz kaldıkları ileri sürülmektedir.
Kadın çalışanlar, kendilerini evde yapılan üretime bağlayan ve evden uzaklaşmalarını engelleyen toplumsal ve kültürel kurallar ve önyargılarla mücadele etmek durumunda kalmaktadırlar.Böylece kadın çalışma yaşamında, görevi ile aile yaşamını bağdaştırma, evdeki ve dışarıdaki rolü arasında uyum sağlama sorunuyla karşıkarşıya gelmektedir.Ancak bu noktada, iş gücü piyasasında yer alan kadın iş gücünü nitelikli ve niteliksiz olarak ikiye ayırmakta yarar vardır.
Niteliksiz kadın işgücü, çalışma yaşamında kendine ayrılan alanda ve kendisine verilenlerle yetinerek çalışmaktadır.Nesnel koşullarda belirli ölçülerde onun ikincil konumlarda razı olmasını destekler durumdadır.Niteliksiz işgücünde kadının genel ve mesleki eğitim düzeyleri düşüktür.Bu kadınların çalışma yaşamında,parasal gelir saülamadan başka bir amacıda pek olmamaktadır.İşle ilgili beklentileri düşüktür.
Nitelikli kadın işgücüne gelince,bu kadınlar toplumsallaşma süreci içinde çağdaş alt kültürle beslenmişlerdir.Aile de ve okulda aldıkları eğitim bakımından toplumca geçerli sayılan kadınlık rollerinden çok,meslek yönlerine öncelik vermişlerdir.Nitelikli kadın işgücü gerek genel,gerekse mesleki eğitim açısından donanımlır.Kendini mesleğe yönelik olarak koşullandırmış ve güdülemiştir.Mesleki yönlerine önem verirler.Doyurucu maddi olanakların yanında,kendini işinde yükselmeye güdülemiştir.Çalışma yaşamı onun için geçici bir dönemle tanımlanamaz.
Artık günümüz Türkiye’sinde, kadın çalışanın sorunu yasalarla kendisine bazı hakların tanımlanmasında deÄŸil,yasalarla kendisine tanınan haklardan ne ölçüde yararlandığındadır.Bu bakımdan kadınların toplumdaki konumlarına,mesleklerine ve çalışma yaÅŸamlarına bakış açıları önem kazanmaktadır.(ANONİM,a,2000:19-22)
2.6. ÖRGÜTSEL YAŞAMDA ANDROJENİ
Artık günümüzde gelişmiş ülkelerde gerek kadın gerekse erkeği diğer cinsiyeti taşıyan çalışanlardan daha fazla yaralayan uygulamaların azaltılarak ortadan kaldırılması yönünde çalışmalar yapılmaktadır.Böylece, cinsiyete dayalı ayrımcılığın yok edilmesi amaçlanmaktadır.Belli bir örgütsel uygulamanın,herhangi bir cinsiyeti taşıyan bir kişiyi bir diğer kişiden sırf cinsiyet farklılığından ötürü mağdur etmeyen bir uygulamanın olmasını,androjenik olarak nitelendirmek mümkündür.Yapıları ve işleyişi gelişmekte olan örgütlerde bu tür uygulamalar artmaktadır.
Androjenik örgütsel uygulamalara verilebilecek örneklerden ilki esnek saat uygulamasıdır.Öncelikle,evdeki sorumlulukların hala büyük kısmını yüklenmiş olan kadın çalışanları memnun eden esnek saat uygulamarı,zaman içerisinde erkek çalışanlarıda iş ortamında monotonluğu ve verimsizliği azalttığından dolayı memnun bırakan bir uygulama olarak görülmeye başlamıştır.
Patricia Yancey Martin yönetimdeki bazı erkek egemen değerlerin yerine kadın feminist değerlerin katılması gerekliliğine işaret etmektedir.Feminist yönetim uygulamarı başlığı altında,
Kadınların öncelikle ücretli çalışmanın ailesel sorumlulukların önünde gelmesi gereği gibi erkek normlarının doğruluğunu sorgulamaları.
Ücretli çalışma için alternatifler,fikirler,sorunlarla başa çıkmak için yeni yaklaşımlar gibi feminist mantık yürütmenin yönetim biçimine katılması.
Gruplar halinde öncelikle kadın çalışanların toplumsal cinsiyet rolleri konusunda bilinçlerini yükseltme çabalarının.
Astların kullanılmaları veya su istimal edilmelerinden çok,gelişmeleri ve en iyisini yapmaları için onlara yardımcı olma ve onlara güç kazandırma.
Çocuk bakımı ve ailesel sorumluluklarda çalışanlara daha fazla kapsayıcı yardım politikalı geliştirmek.
Birey ve grup düzeyinde sadece kadınların değil,erkekleri ve bir bütün olarak da örgütleri,özellikle feminist uygulamalar,gruplar ve örgütlere katılım aracılığıyla dönüştürme gereğinde söz etmektedir
2.7.CİNSİYET KONUSUNDA AYRIMCILIK KARŞITI YASALAR
1960 ve 1970 li yıllarda başta özellikle kadın işgörenlerin yoğunlukta olduğu endüstrileşmiş ülkeler olmak üzere bir çok ülke, özel olarak iş yerlerinde kadınlara karşı ayrımcılığı önlemeyi amaçlayan yasaları yürülüğe koymaya başlamıştır.
Bu yasalardan büyük çoğunluğu,1964 tarihli Birleşik Devletler Medeni Haklar Yasası gibi,iş verenin işe alma eğitim, terfi, yaralandırılacak haklar, ücret veya diğer çalışma koşulları konularında ayrımcılık yapmalarını yasaklamış bulunmaktadır.(GÜROL,2000:219)
III.BÖLÜM
3.CİNSEL TACİZ
Görüşülen denekler cinsel tacizi,her türlü rahatsız edici bakış,konuşma şekli,telefonla rahatsız etme,çirkin davetler,bir kişiye istemedği halde yakınlık gösterilmesi,dokunulması,yolda takip etme ve daha ileri giden fiziksel hareketler olarak tarif etmişlerdir.
Kadın da erkeği taci edebilsede, daha çok erkekler kadınları taci etmektedir.(ANONİM,e,2000:87)
Neft ve Levine,cinsel tacizi,genelde,kişiden işe alınması veya işinde yükselebilmesi için,cinsel ödün veya özverili bulunması beklenilen veya bu amaçla karşıt,korkutucu veya tehdit edici bir iş ortamı yaratılan,bir ayrımcılık türü olarak tanımlamaktadırlar.Kamuoyunun 1970 li yılların ortalarında üzerine yoğunlaşmaya başladığı bu konuya ilişkin olarak günümüzde de güvenilir çok az sayıda bilgi bulunmaktadır.
Az sayıda ülkede yapılan araÅŸtırmalar,cinsel tacizin oldukça önemli bir problem olduÄŸunu ortaya koymakyadır.Örnek olarak, Hollanda’da yapılan araÅŸtırmalar çalışan kadınların yaklaşık olarak üçte birinin bir ve öteki ÅŸekilde cinsel tacize maÄŸruz kaldıklarını ortaya koymaktadır.1995 yılında BirleÅŸik Amerika Devletlerinde üçbin kadın baz alınarak yapılan bir araÅŸtırma,bu kadınların % 76’sının en azında bir ÅŸekilde cinsel tacize uÄŸradıklarını ortaya koymuÅŸtur.Her ne kadar belli sayıda ülke (Arjantin,Avustralya,Kanada,Fransa,Almanya,İsrail, Mexika,Hollanda,BirleÅŸik Krallık ve BirleÅŸik Devletlerde dahil) özel olarak cinsel tacizi yasaklayan yasalar çıkartmışlarsada,diÄŸer pek çoÄŸu sorunu inceleme aÅŸamasında bulunmakta veya daha henüz bu konuda bir yasa taslağı içerisinde bulunmamaktadırlar.Cinsel tacizin yasa dışı olmadığı Bolivya ve benzeri ülkelerde iÅŸ görenler diÄŸer yasaların ilgili hükümlerine göre dava açabilmektedirler.Cinsel taciz olaylarının BirleÅŸik Devletlerde iÅŸletmelere faturasının,tazminat ve yasal ödentiler olarak,1994 ile 1999 yılları arasında yaklaşık $ 1 milyar olacağı tahmin edilmektedir.
Robbins,cinsel taciz ortamını çalışmayı dayanılmaz hale getirdiğini ve işlerini kaybetmek istemeyen çalışanları güçsüzleştirdiğini ileri sürmektedir.Cinsel taciz konusundaki araşatırmalarında sürekli gösterdikleri gibi,cinsel taciz,cinsellikten çok,gücün kötüye kullanımıyla ilgili bir konudur (GÜROL,2000:222-221)
3.1.AZINLIK KONUMU VE CİNSEL TACİZ
Kadınların içinde çalıştıları örgütsel alt birimde sıkça ve yakın ilişkide bulunmaları gereken kişilerle oluşturdukları gruplarda azınlık konumunda bulunmaları halinde bu konuma has bir takım durumlar ortaya çıkabilmektedir.Azınlığı oluşturan kadınların,çoğunluğu oluşturan erkeklerin veya birkaçı tarafından koruma altında tutunmaları kadar, tacize uğramaları olasılığıda yüksektir.Azınlıkta bulunan kadınların daha fazla göze çarpıcı olmaları,daha düşük bir statü taşımaları, sosyal olarak dışlanmaları erkek çoğunluğunun davranışlarından farklı bir davranış gösterdiklerinde bunun taşınan farklı cinsiyetle açıklanmaya yönelinmesi, ve kendilerinden geleneksel cinsiyet rollerine uygun bazı beklentilerle yaklaşılması söz konusudur.Ayrıca, kadının yakın çalışma grubu içinde temsil ettiği azınlık,oran olarak ne kadar küçükse,bu sorunlarda o kadar büyük ve ciddi boyutlarda yaşanmaktadır.Cinsel tacizi anlamaya yönelik olarak geliştirilen modeller vardır:
3.1.1. DoÄŸal/Biyolojik Model
Bu modele göre,cinsel dürtüleri güçlü olan kişilerin biyolojik gereksinimlerine dayalı olarak başkalarına cinsel saldırganlık göstermeleri doğaldır.Bu davranışlar,çözülecek sorun olarak değil,zararsız davranışlar olarak kabul edilmelidir.
3.1.2. Sosyo-Kültürel Model
Bu modelde cinsel taciz bir güç ve düşmanlık ifadesi olarak görülmektedir.Bu görüşe göre,toplumda daha az güce sahip olan bireyler taciz edilme olasılığı daha yüksek bireylerdir.Patriyarşik düzenin olduğu bu toplumlarda erkekler saldırganlık ve hükmetme için ödüllendirilirken,kadınlar pasiflik ve boyun eğme için ödüllendirilmektedir.Bu durumda,cinsel taciz bir erkek ayrıcalığı olarak görülmektedir.
3.1.3. Örgütsel Model
Bu model, örgütdeki hiyerarşik düzenin,bir işgören veya yöneticiye, kendi düzeyinin altında bir düzeyde bulunan kişi üzerinde biçimsel bir güç sağladığı üzerine kurulmuştur.Ayrıca, örgüt için kritik uzmanlıklar geliştirmiş veya diğer işgörenler için değer taşıyan bilgiye sahip kişiler,hiyerarşideki yerlerinden bağımsız olarak başkaları üzerinde güçe sahiptir.
Bu üç modele alternatif olarak ortaya konan bir kurama göre, ilgisiz veya uygunsuz olmakla birlikte bazı cinsiyet rolü beklentilerinin örgütsel ortamda da yansıması söz konusudur.Bu alternatif kuramsal açıklamaya göre, örgütsel yaşam açısından anlamsız olan cinsiyet rolü beklentilerinin ortaya çıkma olasılığını temelde arttıran durum,herhangi bir cinsiyeti taşıyan kişi veya kişilerin yakın çalışma grubu içerisinde çok düşük bir düzeyde temsil ediliyor olmalarıdır (GÜNEY,2001:333-334).
3.2. TÜRK İŞ HUKUKU’NDA İŞYERİNDE CİNSEL TACİZİN TANIMI VE BİÇİMLERİ
Taciz,’ACZ’ den türemiÅŸ bir sözcükdür.Sözlük anlamı, bir kimsenin canını sıkma,rahatını kaçırma,ona sıkıntı verme,aciz bırakma, tedirgin etmedir.Taciz, çok çeÅŸitli nedenlerle ırka,milliyete,deri rengine,dinsel veya politil görüşe,bir sendikaya üye olup,olmamaya,engelli olmaya,eski hükümlü olmaya,fiziksel veya dış görünüşe,AIDS’li olmaya ve benzerlerine dayalı olabilir.Farklı özelliklere sahip,azınlıkta olan ve kurumsal güce sahip olmayan kiÅŸilere yönelik taciz, iÅŸyerlerinde olduÄŸu kadar günlük yaÅŸantının diÄŸer alanlarında da sık sık rastlanır.Yukarıdaki taciz türlerinden biri olan cinsel taciz,eski bir soruna konmuÅŸ yeni bir addır.Genel olarak, cinselliÄŸe, cinsiyete veya cinsel tercihe dayalıdır.Cinsel tacize de,hemen hemen her yerde, sokakta,üniversitede, iÅŸyerinde ve farklı iliÅŸki biçimlerinde rastlamak olanaklıdır.Ancak, sokakta yapılan tacizi bir kenara bırakacak olursak, iÅŸyerinde cinsel tacizin belirli türleri, yetkinin kötüye kullanılması ve güvenin ihlalini oluÅŸturduÄŸundan, iÅŸyeri dışından gerçekleÅŸen cinsel tacizle benzerlikler göstermekle beraber, iÅŸyerinde cinsel taciz, aynı zamanda bir çalışma koÅŸulu haline gelerek maÄŸdurun çalışma hak ve özgürlüğünü ihlal ettiÄŸi ve dolayısıyla ekonomik özgürlüğünü ve özerkliÄŸini tehdit ettiÄŸi için, iÅŸyeri dışında gerçekleÅŸen cinsel tacizden ayrılmaktadır.Bu nedenle olsa gerek, iÅŸyerinde cinsel taciz bir yazar tarafından ekonomik tecavüz olarak nitelendirilmiÅŸtir.Cinsel taciz olayları,farklı biçimler ve derecelerde gerçekleÅŸebildiÄŸinden,hem öğreti hemde hukuksal metinler tarafından genel kabul gören ortak bir tanımın yapılması güçtür.Nitekim öğretide cinsel tacizin pek çok farklı tanımı yapılmış ve yapılmaktadır.İşyerinde cinsel tacizi cinsiyet ayrımcılığı olarak kabul eden hukuksal metinlerden, en azından, ABD istihdam da fırsat eÅŸitliÄŸi komisyonu rehber kuralları, UÇÖ Uzmanlar Komitesi ve AB iÅŸyerinde kadın ve erkeÄŸin onurunun korunması hakkındaki tavsiyeye ekli cinsel tacizle mücadeleye iliÅŸkin önlemler hakkında uygulama kodu ortak özellikler taşıyan tanımlar kabul etmiÅŸlerdir.Bu tanımlar incelendiÄŸinde ortaya çıkan ortak özellikler ÅŸunlardır.
Cinsel nitelikteki davranışların bazıları niteliği gereği taciz oluşturmakla beraber bazıları maruz kalan kişiye bağlı olarak farklı nitelendirilebilir.Bu nedenle istemeyen davranışlar cinsel taciz oluşturur.
Cinsel taciz oluşturan davranışın mutlaka cinsel nitelikşi olması şart değildir.Cinsel nitelikş olmasa da kadına ve erkeğe cinsiyetinden ötürü yöneltilen istemeyen davranışlarda cinsel taciz oluşturur.
İşyerinde cinsel taciz istihdam da cinsiyet ayrımcılığı olarak kabul edildiği için, bir davranışın cinsiyet ayrımcılığı anlamında cinsel taciz oluşturabilmesi için, davranışın bir istihdam koşulu haline gelmesi şarttır.
Bu üç tanımdan hereketle genel olarak cinsel taciz, işcinin istihdamının veya işle
ilgili kazanımlarının cinsiyetinden ötürü istenmeyen bir koşula bağlanması olarak tanımlanabilir.
Cinsel nitelikli fiziksel veya sözsel olmayan davranışlar TCK anlamında söz atma, sarkıntılık, hareket, sövme, edebe muhalif hareketler,çirkin ve ayıp hareketlerle halkı rahatsız etmek ve suç oluşturmamakla beraber İŞK 16. ve 17. madde uyarınca ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık oluşturan, pornografik veya müstehcen resim veya fotoğrafların veya nesne veya materyalin sergilenmesi, gözetleme, şehvetli bakışlar, ıslık çalmalar veya müstehcen işaretler yapmaya ilişin davranışlardır.Cinsel tercih temelli davranışlar:Bunlar işçiye cinsiyetinden veya cinsel tercihinden ötürü yöneltilen aşağılayıcı veya alay edici veya gözdağı verici veya fiziksel olarak istismar edici davranışlardır.Bu tür davranışlara örneğin cinsiyet veya cinsel tercihe dayalı aşağılayıcı veya küçültücü davranışlar veya sataşmalar düşmanca davranışlar ve işcinin profesyonel yeteneklerine,kapasitesine veya görünüşüne veya giyimine ilişkin rahatsız edici yorumlar dahildir.
3.3. TÜRK İŞ HUKUKUNDA İŞVERENİN İŞYERİNDE CİNSEL TACİZDEN ÖTÜRÜ SORUMLULUĞU
3.3.1. İşverenin İşçiyi Gözetme Borcu
İşyerinde cinsel tacizin kişilik hakları ve ahlak ve iyi niyet kurallarının ihlali olduğu belirtilmiştir.İşyerinde cinsel taciz, unsurları gerçekleşmişse TCK açısından suç oluştarabilirken TMK açısından ise kişilik haklarının haksız fiil tarzında ihlaline yol açabilir.Bu nedenle taciz edilenler, bu hükümler çerçevesinde faillerin bireysel sorumlulukları için dava yoluna gidebilirler.Öte yandan Türk İş Hukukunda işlerinin hizmet akdinden doğan,iş ilişkisi içinde, işçiyi gözetme borcu vardır ve dolayısıyla işveren gözetme borcu çerçevesinde işçinin yaşam, vücut bütünlüğü ve sağlık dışındaki kişilik değerlerini de korumak ve işyerinde ahlak ve iyi niyet kurallarına uygunluğu sağlamak yükümlülüğü altındadır.Anayasanın 50. maddesi uyarınca kadınlar, çalışma koşulları bakımından özel olarak korunurlar.Anayasanın 17. maddesi herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına sahip olduğunu;19. maddesi herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliğine sahip olduğunu düzenlemektedir.
3.3.2. İşverenin Taciz Mağduru Karşısındaki Sorumluluğu
3.3.2.1.Cezai Sorumluluk
İş yasalarında iÅŸcinin iÅŸyerinde cinsel tacize maruz kalması halinde uygulanabilecek herhangi bir ceza yaptırımına yer verilmemiÅŸtir.Ancak tacizde bulunan bizzat iÅŸverense ve davranışı suç oluÅŸturuyorsa TCK’nın yukarıda sözü edilen hükümleri uyarınca iÅŸveren için ceza davası açılabilir.
3.3.2.2.Hukuksal Sorumluluk
İşverenin akit görüşmelerinde kusurdan doğan sorumluluğu: Cinsel taciz bir hizmet akdinin yapılmasına ilişkin görüşmelerde de söz konusu olabilir.Cinsel taciz, doğrudan işverenin davranışlarından kaynaklanabileceği gibi, yardımcılarından birinin veya birkaçının davranışlarından da kaynaklanabilir.İşveren hizmet akdi görüşmeleri sırasında kendi fiillerinden ötürü sorumlu olduğu gibi hizmet akdi görüşlerini ifa yardımcılarına bırakmış ve görüşmeler sırasında yardımcılar cinsel tacizde bulunmuşlarsa,işveren bunların fiillerinden ötürü de sorumludur.
İşverenin akdin devamı sırasındaki sorumluluğu:İşverenin, gözetme borcu çerçevesinde işçinin kişilik haklarına saygı gösterme ve ahlaklı iyi niyet kurallarına uygun davranma yükümlülüğü vardır.Bu borca aykırı olarak işçisine tacizde bulunan işverenin sorumluluğunun, akdi nitelikte olduğu açıktır.İşveren gözetme borcu çerçevesinde işçilerini diğer işçilerin tacizinden de korumakla yükümlüdür.İşveren, işçilerini üçüncü kişilerin tacizinden de korumakla yükümlüdür.
İşverenin akdin feshindeki sorumluluğu:Cinsel taciz olaylarında işverenin mağdurun hizmet akdini feshi bazı durumlarda kötü niyetli veya haksız feshi veya her iki durumu birden oluşturabilir.Kuşkusuz ki, bu durumların tamamının eksiksiz saptanması ve incelenmesi olanaksızdır.Tarafların tazminat isteme hakları saklıdır.Bu bağlamda işverenin işçinin hizmet akdini, cinsel taleplerini reddetmesi nedeniyle feshi, iyi niyet kurallarına aykırıdır.
Haksız feshi iÅŸveren İŞK m.17’deki nedenlerin gerçekleÅŸtiÄŸi durumlarda, işçinin hizmet akdini derhal feshedebilir.Ancak cinsel taciz durumunda, bu nedenlerden bazılarına dayanarak fesih hakkı doÄŸmaz ve bu nedenlerden biriyle hizmet akdinin feshi, haksız fesih oluÅŸturur.
3.3.3. İşverenin İş Kazasından Ötürü Sosyal Sigortalar Kurumuna Karşı Sorumluluğu
Sosyal sigortalar kanununun 11/A maddesinde SSK’nun uygulanması bakımından hangi olayların iÅŸ kazası sayılabileceÄŸi belirlenmiÅŸtir.Buna göre;
Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada
İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla
Sigortalının işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda
Emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda
Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhca arızaya uğratan olaylar iş kazasıdır.
Ruhsal arıza cinsel tacizi içerdiğinden konu içine girmektedir.
3.3.4. İşverenin Tacizde Bulunmakla İtham Edilen İşçi Karşısındaki Sorumluluğu
İşverenin, kendisine iletilen bir cinsel taciz şikayeti ile ilgili tepkisinde dikkatli olması gerekmektedir.Çünkü cinsel tacizi sona erdirmek için hiçbir önlem almaması veya aldığı önlemlerin yetersiz olması, cinsel taciz mağduruna karşı sorumluluğuna yol açarken, tacizde bulunduğu iddia edilen işçiye karşı hiçbir soruşturma yapmadan yaptırım uygulamasıda bazı hallerde işverenin tacizde bulunmakla itham edilen işçiye karşı sorumluluğuna yol açabilir.
Bir cinsel taciz olayının doğrudan doğruya hedefi veya tanığı olmayan işveren veya akdi feshe yetkili kişi, kendisine yapılan şikayet üzerine derhal ciddi bir soruşturma yapılmalı, tacizde bulunduğu iddia edilen işçiyede kendine savunma olanağı sağlanmalı ve cinsel tacizin gerçekleştiğine kani olduktan sonra faili tacizin ciddiyetine uygun bir cezayla disipline etmeli veya hizmet akdine son vermelidir.
3.4.CİNSEL TACİZ MAĞDURUNUN BAŞVURABİLECEĞİ HUKUKSAL ÇARELER
Tacize uğrayan kişi, çalışmayı reddedebilir.Hizmet akdini feshedebilir.Maddi tazminat, manevi tazminat, tacavüze son verilmesi ve tespit davası açabilir.
3.4.1. İşçinin İşi Yapmaktan Kaçınma Hakkı
İşçinin işveren veya işveren vekili tarafından sürekli olarak taciz edildiği ve tacize son verilmediği hallerde veya işçinin bir başka işçi veya işvereni tarafından kontrol edilebilecek üçüncü bir kişi tarafından taciz edildiğini işverenin bilmesi veya bilmesi gerekmesine rağmen tacizi sona erdirmek için gerekli önlemleri almadığı veya aldığı önlemlerin yetersiz olduğu ve tacizin devam ettiği hallerde işçi, işi yapmaktan kaçınma hakkına sahiptir.İşin yapılmasının reddini hukuksal açıdan işverenin alacaklı sıfatıyla temerrüdüne dayandırmak olanaklıdır.Çünkü işin yapılması, işçiden katlanması beklenemeyecek koşullar altında istenmektedir.
3.4.2. İşçinin Hizmet Akdini Farklı Nedenle Feshi
İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler veya davranışlarda bulunursa işveren işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunur veya gözdağı verirse, yahut işçiyi veya ailesi üyelerinden birini kanuna karşı davranışa özendirir, kışkırtır, sürürler, yahut işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı hapsi gerektiren bir suç işlerse ya da işçi hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnat veya ihtamlarda veya ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı benzeri davranışlarda bulunursa işçi, hizmet akdini derhal feshedebilir.Cinsel taciz oluşturan tutumların bu maddelerin kapsamına girdiği kuşkusuzdur.
3.4.3. Cinsel Taciz Durumunda Açılabilecek Davalar
MK’nın 4.5.1988 tarihli 3444 sayılı kanun ile deÄŸiÅŸik 24. maddesine göre hukuka aykırı olarak ÅŸahsiyet hakkına tecavüz edilen kiÅŸi, hakimden,tecavüzde bulunanlara karşı korunmasınıı isteyebilir.MK’na 3444 sayılı kanunla eklenen M.24/A’ya göre ÅŸahsiyet hakkı hukuka aykırı olarak tecavüze uÄŸrayan veya bir tecavüz tehlikesi karşısında bulunan bir kiÅŸi, tecavüze son verilmesini veya tecavüz tehlikesinin önlenmesini talep edebileceÄŸi gibi, sona ermesine raÄŸmen etkisi devam eden tecavüzün hukuka aykırılığının tespitini ve gerekiyorsa kararın yayınlanmasını ya da üçüncü kiÅŸilere bildirilmesini talep edebilir.Maddi ve manevi tazminat davaları açma hakkı saklıdır (Internet).
3.5. KADIN SUÇLULUĞU
Cinsiyetin suçlulukla ilişkisi araştırılırken, cinsiyet değişkeninin suç olgusundaki iki boyutu dikkate alınır.Suçu işleyenin cinsiyeti ve suça maruz kalanın cinsiyeti.
Cinsiyet ile suç ilişkisi ele alındığında, bütün toplumlarda kadınların suç işleme oranlarının erkeklerden düşük olduğu görülmektedir.
Pollak’a göre, kadınların iÅŸledikleri suçlar gizlidir.Ona göre kadın, biyolojik ve kültürel özelliklerinden kaynaklanan gizli suç iÅŸleme olanağına sahiptir.Pollak, cinsler arasındaki toplumsal eÅŸitliÄŸin kadın suçluluÄŸunun niteliÄŸini deÄŸiÅŸtirmediÄŸi görüşündedir.Toplumsal deÄŸiÅŸme sonucu, kadınların edindikleri yeni roller, onlara annelik ve ev kadınlığı gibi geleneksel rollerinden koparamamıştır.
Adler’e göre ataerkil kültürün oluÅŸturduÄŸu geleneksel kadın suçları deÄŸiÅŸmektedir.Yeni toplumsal roller kadını yeni suç türlerine yöneltmektedir.
Cinsiyete göre suçluluk, işlenen suç türü ve suça yol açan nedenler açısından farklılık göstermektedir.Konuyu suç türü açısından inceleyen Klein ve Kress, şiddet öğesi içeren suçlardan ötürü tutuklanan kadın oranından yükselme görülmediğini belirtmektedir.
South ve Messner’in cinsiyet oranı ve kadının suça katılımı;ülke çapında bir analiz baÅŸlıklı çalışmaları suç kapsamı içinde kadının konumunu üç boyutta belirtmektedir.
Kadının maduriyeti (Cinsel taciz)
Adalet sistemi tarafından kadının korunması
Kadının suç niteliği taşıyan saldırıları (İÇLİ, 1995:22-26)
3.6.SONUÇ
Kişilik haklarının korunmasının, cinsiyetler arası eşitliğin sağlanmasının, kişilerin elverişli koşullarda çalışmasının hem kişiler hemde toplum açısından taşıdığı önem dikkate alındığında, işyerinde cinsel tacizi açıkca yasaklayan ve yaptırımına bağlayan, kanıt yükünü kolaylaştıran, madurlara iş güvencesi sağlayan düzenlemelere cinsel tacizi önlemeye yönelik önlemlere gereksinim olduğu ortadadır.Yasal bir düzenleme, sorunun varlığını kabul etme, toplumda bu konuya ilişkin bir duyarlılığın oluşabilmesi ve bu konudaki tabuların yıkılması, işçinin haklarını öğrenmesi, işverenin bu konudaki sorumluluklarını açıkca düzenlemesi açısından çok önemlidir.Yasal bir düzenleme, toplu iş sözleşmelerinden yararlanan çalışan sayının düşük olduğu ülkemiz için özellikle önem taşımaktadır.Bu nedenle Türk İş Hukukunda ve Türk Ceza Hukukunda işyerinde cinsel tacizi yasaklayan düzenlemelere, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu Kanunu, Radya ve Televizyonların kuruluş ve yayınları hakkında kanun ve basın kanununda yapılacak değişikliklere ve hukuk usulü muhakemeleri kanununda yapılacak düzenlemelere gereksinim vardır.Ancak vurgulamak gerekirki yasal düzenlemeler şart olmakla beraber, bu tek başına yeterli bir çözüm değildir.Asıl çözüm toplumsal zihniyet değişikliklerinin sağlanması dolayısıyla eğitimdir.Vurgulanması gereken bir diğer nokta,yapılacak bütün çalışmaların,cinsel tacizin önlenmesine yönelik olması gerekliliğidir.Çünkü taciz madurlarının bütün istedikleri,tacizin meydana gelmemesi veya meydana geldikten sonra derhal sona erdirilmesidir.Son olarak, cinsel tacizin ayrımcılık ile kökleri koparılmamalı ve cinsel tacizi önlemeye ilişkin önlemler ayrımcılığı ortadan kaldırmaya yönelik önlemlerle birlikte yürütülmelidir.Çünkü cinsel taciz ayrımcı düşüncenin bir ürünüdür (Internet).
3.7. ANKET
İşyerlerinde cinsel tacize uğrayan kadınların işe geç gelme, oyalanma gibi yöntemlerle, işten kaytardıkları ve işyerindeki verimliliğin azalmasına yol açtıkları ortaya çıktı.Araştırmayı Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr.Arzu Wasti ile öğretim görevlisi Gözden Bebekoğlu birlikte yaptı.
Yrd.Doç.Dr.Wasti ile öğretim görevlisi Gözden BebekoÄŸlu’nun iÅŸyerinde cinsiyet temelli düşmanca davranışların sebepleri ve sonuçları: Profesyonel kadın çalışanlar üzerinde bir anket çalışması konulu araÅŸtırmanın sonuçlarını deÄŸerlendiren bildiri, Antalya’da düzenlenen 10.yönetim ve organizasyon kongresinde sunuldu.
Bildiride, kadınların iş gücüne katılımlarının artmasıyla birlikte, işyerlerinde kadınlara yönelik cinsiyete dayalı ayrımcılık ve düşmanca davranışların önemli bir sorun haline geldiği belirtildi.Cinsiyete dayalı düşmanca tavırların hakaret ve kadın düşmanı tutum içeren veya kadınları aşağılayan cinsel nitelikli ima ve davranışları içerdiğini değinilen bildiride, cinsel nitelikli ve cinsiyete dayalı düşmanca davranışların, kadınlara, kadın oldukları için yaşamı çekilmez hale getirdiği belirtildi.
3.7.1. Anketi 355 Kadın Yanıtladı
Önceki yıllarda yapılan araÅŸtırmaların, Türkiye’dede kadına yönelik cinsel taciz ve cinsiyete dayalı düşmanca davranışların varolduÄŸunu ortaya koyduÄŸu anlatılan bildiride,cinsiyet temelli düşmanca davranışların iÅŸ ortamındaki sıklığını, sebep ve sonuç iliÅŸkisini ortaya çıkarmak amacıyla bir anket çalışması yapıldığı dile getirildi.Bu amaçla 5 büyük kentte, % 54’ü bekar, % 76’sı 20-34 yaÅŸları arasında, % 33’ü profesyonel meslek sahibi, % 32’si büro personeli, % 25’i amir veya müdür konumunda 355 kadınla gerçekleÅŸtirilen anket ilginç sonuçları gözler önüne serdi.
Yrd.Doç.Dr.Wasti, kongredeki sunumunda, kadınların, kadının istememesine rağmen, romantik veya cinsel yaklaşımlar, cinsel yaklaşım kurmaya yönelik teklifler gibi istenmeyen cinsel yaklaşımlar yanında,cinsel beraberlik karşılığı terfi veya teklifin kabul edilmemesi halinde işten çıkarma tehdidi gibi sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını söyledi.
Kadınlara yönelik hakaret, kadın düşmanı tutum içeren ima,aşağılama,kaba ya da çirkin sözler, hayatım,canım,tatlım gibi cinsellik çağrıştıran sözlerinde kadınları rahatsız ettiğini öne süren Wasti, şöyle devam etti:Bu konuda yapılan diğer araştırmalar ve bizim anketimiz, üst kademelerde erkeklerin bulunması veya erkek sayısının daha fazla olması gibi, kadın erkek eşitsizliğinin günlük iş akışındaki karşı cinslerin temas sıklığının ve kadının geleneksel olarak erkeğin yaptığı, pilotluk, teknisyenlik gibi bir işi icra etmesinin cinsel tacizi ve cinsiyete dayalı düşmanca ortamı körüklediğini göstermiştir.İşyerindeki yöneticilerin, cinsiyet temelli düşmanca davranışlara ne derecede müsamaha ettiği ve bu davranışlar karşısındaki gevşek tutumu ve bur tür davranışları gösteren erkeklerin cezalandırılmaması, bu tür davranışlarla karşılaşan kadınlar için etkin bir şikayet mekanizmasının bulunmaması ve şikayet ettiklerinde ciddiye alınmamaları, cinsel taciz ve cinsiyete dayalı düşmanca tavırların artmasına neden olmaktadır.Anket sonuçları, eğitimsiz,genç,bekar ve dul kadınların daha çok cinsel tacize uğradıklarını gösteriyor.
3.7.2. Cinsel Tacizin Sonuçları
Yrd.Doç.Dr.Arzu Wasti, anketin, cinsiyet temelli düşmanca davranışların kadın çalışanların işten ayrılma niyetlerini çabuklaştırmasa da, işteki verimliliklerinin azaldığını ortaya çıkardığını bildirdi.Wasti, anketi yanıtlayan ve cinsel taciz ya da ayrımcılığa maruz kalan kadın çalışanların, iş tatminlerinde çok, çalışma arkadaşları ve amirlerinden duydukları tatminin azaldığını, psikoloji ve sağlıklarınında olumsuz etkilendiğini ifade ettiklerine işaret etti.
Arzu Wasti şu bilgiyi verdi:Mağdur çalışanların, işyerinden ayrılmasalarda kaytarma ve davranışlarının ve iş arkadaşlarından memnuniyetsizliklerinin arttığı gözönünde bulundurulduğunda, işyeri verimliliğini tehdit eden, yönetsel bir durumla karşı karşıya olduğumuz açıktır.Bu durumun yöneticiler ve insan kaynakları departmanları tarafından üzerinde önemle durulması gereken bir mesele olduğu düşünülmektedir.İnsan kaynakları departmanları, cinsiyet temelli düşmanca davranışların varlığını tespit etmeye yönelik araştırmalar yapmalı, gerekli önlemleri almalıdır.Bu önlemlerin ilki çalışanların eğitimden geçirilmeleri olmalıdır (Internet).
IV.BÖLÜM
4. ŞİDDET
Şiddet fiziksel ya da fiziksel olmayan biçimlerde, fiziksel ve ruhsal acı ve zarar veren saldırgan davranıştır.
Steinmetz’e göre; Bir bireyib yaralanmasına, sindirilmesine, öfkelendirilmesine veya duygusal baskı altına alınmasına yol açan fiziki veya herhangi bir ÅŸekildeki davranış ve muamele biçimi ÅŸiddettir.
Holmes’a göre; Verimsiz bir sistemin harcanmış enerjisidir (YILDIRIM,1998:25).
Şiddet, insanların bedensel bütünlüğüne karşı dışarıdan yöneltilen sert ve acı verici bir davranışı ifade eder.
Neiburg, yaygın olarak kabul edilen tanımında mala zarar vermeyi de dikkate almış ve kişileri veya malları yaralamaya ya da yok etmeye yönelik doğrudan veya dolaylı eylemde şiddet kapsamında olduğunu belirtmiştir.
Michaud’un tanımı;Bir karşılıklı iliÅŸkiler ortamında taraflardan biri veya birkaçı doÄŸrudan veya dolaylı toplu veya dağınık olarak, diÄŸerlerinin bir veya birkaçının bedensel bütünlüğüne veya törel bütünlüğüne veya mallarına simgesel ve sembolik ve kültürel deÄŸerlerine, oranı ne olursa olsun zarar verecek ÅŸekilde davranırsa orada ÅŸiddet vardır (VATANDAÅž,2003:3).
Eril şiddetin yöntemsel olarak abartılmasının altında, bir erkeğin bir kadına yönelik tüm davranışlarının şiddet bağlamında yorumlandığı bir model yatar (FUREDİ;2001:119).
Çağdaş fransızca sözlükler;
Bir kişiye güç veya baskı uygulayarak isteği dışında birşey yapmak veya yaptırmak
Åžiddet uygulama eylemi
Duyguların kabaca ifade edilmesine doğal eğilim
Birşeyin karşı konulamaz gücü
Bir eylemin hoyrat yapısı olarak tanımlanmaktadır
Böylesi değişik anlamlar iki ana doğrultuda toparlanabilir:Şiddet terimi bir yanda olgular ve eylemleri, diğer yanda da gücün duygunun veya bir doğa unsurunun varoluşuslübunu belirlemektedir.İlk anlamıyla şiddet huzur karşıtıdır.İkinci anlamda söz konusu olan ise ölçüleri aşan ve kuralları çiğneyen kaba ya da çılgın bir güçtür.
Terimin kökenine baktığımız zaman;Åžiddet, latincede ‘violentia’’dan gelmektedir.Violentia, ÅŸiddet, sert ya da acımasız kiÅŸilik, güç demektir.Bu sözcük ‘vis’ ile baÄŸlantılıdır.Vis ise, güç,erk,yetke,ÅŸiddet, bedensel güç kullanımı demek olduÄŸu gibi nitelik bolluk, öz ya da birÅŸeyin yapısı anlamına da gelir.
Yunancaya geçersek, latincedeki ‘Vise’ karşılık olarak homeros’un ‘İs’ kullanılır ki o da kas veya bedensel güç demektir ve ‘Bia’ ile ilintilidir.Bia, yaÅŸamsal güç, bedensel güç, esenlik ve aynı zamanda güç kullanımı ÅŸiddet kullanımı, yaptırım uygulayan, ÅŸiddet kullanan anlamlarına gelir.
Sözcüğün günlük kullanımını incelersek;Çekirdek kavram güçtür.Şidddetin herşeyden önce vurma ve kötü davranma eylemidir.Halbuki gücün şiddet olarak tanımlanabilmesi için belirlenmiş olan normlar çok çeşitlidir.Bu yüzden neredeyse norm sayısı kadar şiddet biçiminin bulunduğu kabul edilebilir (MICHAUD,1991:7).
4.1. ŞİDDETİN KAYNAĞI
4.1.1. İçgüdüsel Bir Davranış Olarak Saldırganlık
Saldırganlığın iç güdüsel bir davranış olduÄŸunu ve dolayısıyla öğrenilmeden insanın doÄŸasında varolduÄŸunu savunan yaklaşımın ilk önemli temsilcisi Freud’dur.Ayrıca McDougall ve Lorenz’in isimleri de konu dahilinde ayrıcalıklı bir önem ifade eder.Bunlara göre insanlar kendilerini aç, susuz, ya da cinsel olarak uyarılmış hissedebildikleri gibi, saldırgan da hissedebilmektedirler.
4.1.2. Nöro-Fizyolojik Hasar Olarak Saldırganlık
Birçok araştırmacı tarafından, saldırgan kişilikli ve dolayısıyla sürekli denebilecek sıklıkta saldırgan davranışlar sergileyen bireylerde saldırganlığın sinir sisteminin tahrib olmasından kaynaklanan nedenleri bulunduğu savunulmuştur.Savunanların başında Egaz Moniz gelir.
4.1.3. Öğrenilmiş Bir Davranış Olarak Saldırganlık
Hayvanlar üzerinde yapılan birçok araştırma sayesinde şiddetin öğrenildiğine ilişkin önemli kanıtlara ulaşılmıştır.Çocukluk döneminde görülen her çeşit kötü davranışın, çocuklarda saldırgan davranışları arttırdığı ve bununda dış dünyaya olumsuz bakmaya ve yaklaşmaya yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bandura, insanların birbirlerine karşı saldırgan tutumlarında, yaşayıp kazandıkları deneyimlerin etkilerini taşıdıklarını savunur.
Saldırganlığın toplumsal kökeninin tespit açısından Zimbardo’nun yaptığı bir deney önemlidir:Gönüllüler arasından seçilen 24 denek iki gruba ayrılır.Denekler boÅŸ bir cezaevine yerleÅŸtirilirler ve gruplardan birisine gardiyan diÄŸerine ise tutuklu rolleri verilir.Tamamen rastgele seçilen ve yine rastgele iki gruba ayrılarak kendilerine rolleri bildirilen denekler, deneye ne kadar devam ederlerse o kadar ücret alacaklardır.Deneklere oynayacakları rollerin isimleri bildirilir ve ek olarak sadece gardiyan rolünü oynayacaklara tutuk evinin etkin biçimde iÅŸleyiÅŸi için gerekli olan akla yatkın ölçüde düzenin saÄŸlanıp, sürdürülmesi gerektiÄŸi söylenir; daha baÅŸka birÅŸey bildirilmez, davranışlara iliÅŸkin hiçbir talimat verilmez.Herkez rolünü kendi algıladığı biçimde oynayacaktır.Ancak ne var ki, 2 hafta sürmesi planlanan deney sadece 6 gün sürdürülebilir; 6.gün zorunlu olarak deneye son verilir.Çünkü, tutuklu rolünü oynayan deneklerin çoÄŸu, ÅŸiddetli akli sorunlar gösteren zavallı,ürkek,uysal bireylere dönüşürler.Aşırı duygusal çöküntü, aÄŸlama, öfke ve ÅŸiddetli kaygı tutuklularda en yoÄŸun gözlenen davranışlar olur.Tutuklularda gözlenen bu normal dışı davranışların en önemli nedeni gardiyan rolünü oynayanların kendilerini rollerine iyiden iyiye kaptırmalarıdır.Gardiyanlar kendilerini öylesine kaptırırki deneyin sona erdirilmesinden rahatsız olur ve bu kadar kısa sürede bitmesine tepki gösterirler.Gardiyanların tutuklulara yönelik davranışları genellikle sadistçedir.Deneyin saldırganlığın kökeniyle ilgili tartışmalara referans olabilecek yönüne gelince deney, toplum, içinde üstlenilen rollerin gücünü açığa vurur (VATANDAÅž,2003:5-9).
4.2. ŞİDDETİN NEDENLERİ
Åžiddetin tarihsel ve sosyolojik olarak anlaşılabilmesinin karşısındaki sorunları belirlemek gerekir.Kurumsal ve hukuksal normların çeÅŸitliliÄŸini gözönünde tutmak gerekir.ÖrneÄŸin nüfus planlamasının çocukların hayatına son vererek saÄŸlandığı eski Çin’de yeni doÄŸmuÅŸ bir bebeÄŸi öldürmek cinayet sayılmadığı için uygulamanın eriÅŸtiÄŸi boyutları kestirebilmek de olası deÄŸildir.
4.2.1. Ampirik Yaklaşımlar
1960’lı yıllarda zengin ve ayrıntılı ampirik araÅŸtırmalar nitel örnekler oluÅŸturmaya yönelerek ÅŸiddete ekonomik olanlar baÅŸta olmak üzere çeÅŸitli göstergeler arasındaki iliÅŸkileri saptamaya koyuldular.UÄŸraÅŸlarının amacı, insanların niçin ayaklandıklarını ya da ne zaman ve neden baÅŸ kaldırdıklarını saptamaktı.
Gurr siyasi ÅŸiddetin yoÄŸunluÄŸunun deÄŸiÅŸik türlerini (Gösteri,Terorizm,İç SavaÅŸ…), yaygınlığını süresini ve yoÄŸunluluÄŸunu irdeleyerek hesaplama yoluna gitmiÅŸtir.
Şiddet baskıcı gizli güçle orantılı olarak gelişir.Şiddet bu gizli gücün belli ve yüksek bir düzeye erişmesinden sonra azalma eylemine girer ve baskıcı gizli güç dayanılmaz bir hal aldığında yeniden artmaya başlar.
Modelin geliştirilmesi elde edilen sonuçların yetersizliğini gizleyememiştir.
J.C. Davies’in önerdiÄŸi kuram ise ‘J’ eÄŸrisi kuramıdır.Ekonomik ve toplumsal alanlarda uzun süreli bir geliÅŸim sürecinden sonra kısa bir bunalım ve gerileme dönemi yaÅŸanırsa devrim patlak verebilir savına dayanır.
Bu araştırmaların hiçbiri çarpıcı bir sonuca ulaşamamıştır (MICHAUD,1991:98-102).
4.3. ŞİDDETİN BELİRLEYİCİLERİ
Erich Fromm ‘The Anotomy of Human Destructivensess’ isimli ünlü eserinde insan saldırganlığının birbirinden bütünüyle farklı iki ayrı türü olduÄŸunu belirtir.Ona göre saldırganlığın birinci türünü insan ve hayvanda ortak olan savunmaya yönelik iyi saldırganlık oluÅŸturmaktadır.İkinci tür saldırganlık ise zalimlik ve yıkıcılık içeren kötü saldırganlıktır.Bu, insana özgü bir saldırganlıktır, diÄŸer memelilerde görünmez.Kötü saldırganlık biyolojik uyum saÄŸlamaya yönelik deÄŸildir; amaçsızdır ve doyumu ÅŸiddeti gerekli kılar.Saldırganlığı açığa çıkaran ve destekleyip,geliÅŸtiren belirleyicileri 5 grupta incelemek mümkündür:
4.3.1.Biyolojik/Kimyasal Belirleyiciler
Saldırganlığa ilişkin araştırmaların bir kısmı biyoloji, kimya ve hayvan davranışlarını inceleyen bilim dallarında yapılmıştır.Genetik araştırmalara bağlı olarak ileri sürülen görüşlerden birisi, saldırganlığı kadın ve erkeğin taşıdığı kromozonlarla ilgili olduğudur.Normal şartlarda kadında iki X (XX), erkekte ise bir X, bir Y (XY) kromozonu bulunur.Kromozonların sayısında ve dizilişinde bulunabilecek normal dışı bir durumun saldırganlığa zemin hazırladığına ilişkin güçlü tespitler vardır.Bazı erkeklerin bir fazla Y (XYY) kromozonuna sahip olmaları süper erkeklik olarak isimlendirilmiş ve bu durumun en önemli özelliklerinden birinin de saldırganlık olduğu ve bu kimselerin suç işlemeye daha yatkın oldukları ifade edilmiştir.
4.3.2. Psikolojik Belirleyiciler
İnsanlarda şiddete neden olan en güçlü psiklojik faktörün engeleme olduğu düşünülmektedir.
Dollard , engelleme karşısında birincil tepkinin saldırganlık olduÄŸunu, saldırganlığın ise yöneldiÄŸi kiÅŸiyi incitme amacı taşıyan tutum veya davranış olduÄŸunu ifade eder.Dollard’da engellenme saldırganlığa neden olur, ancak saldırganlık biçiminin belirlenmesinde engelleme tek belirleyici deÄŸildir demiÅŸtir.
DiÄŸer bazı araÅŸtırmacılar Dollard’ın görüşünü çok katı bulur ve her engellemenin saldırganlığa neden olmayacağını savunurlar.
4.3.3. Toplumsal Belirleyiciler
Hayvanlar üzerinde yapılan bazı araştırmalarda yeterli toplumsal deneyimi olmayan ve sevgi ilişkisi yaşamayan maymunların saldırgan davranışlar sergiledikleri tespit edilmiştir.Yine, aynı şekilde, ana sevgisine uzak kalan maymunların kendi yuvalarına da uzak kaldıkları ve onlara kötü davrandıkları; analarının saldırgan davranışlarına muhattap kalan maymunların aşırı derecede çevrelerine saldırgan tepkiler verdikleri tespit edilmiştir.
Saldırganlığın toplumsal belirleyicilerine ilişkin daha başka araştırmalarda yapılmıştır.Bu araştırmalarda ulaşılan tespitlere göre şiddete yatkın olmayan bireyler dahil şiddete yönelik bir toplumsal kesimde kolaylıkla şiddet davranışları sergileyebilmektedirler.
4.3.4. Çevresel Belirleyiciler
Modern yaşamın vazgeçilmeleri arasında yer alan kimyasal ve endüstriyel ürünler saldırganlık davranışlarının açığa çıkışına imkan sağlayabilmektedir.Bu bağlamda öncelikle belirlenebilecek olanlar hoşlanılmayan korkulardır.Ayrıca, aşırı sıcaklık, gürültü ve kalabalık ortamlarda şiddetin beslendiği, saldırganlığın kolaylıkla açığa çıkabildiği çevresel faktörleri teşkil etmektedir.
4.3.5. Durumsal Belirleyiciler
Yapılan deneylerde, hareket olanaklarından, yiyecekten veya içecekten yoksun bir şekilde kısıtlamalarla karşı karşıya bırakılan çocuklarda saldırganlık belirtileri gözlenmiştir.Aşırı veya yoğun etkiler ve ağır tahriklerde aynı şekilde sakdırganlığın açığa çıkmasını sağlamaktadır.
Saldırganlığın, bireyin herhangi bir nedenden dolayı yaşadığı ağrıdan veya alınan ilaçlardan, alkol ve uyuşturuculardan etkilenerek açığa çıktığı da düşünülmektedir (VATANDAŞ,2003:11-17.).
4.4. KADINA YÖNELİK ŞİDDET
İster özel, ister toplumsal yaşamda olsun tehdit, cebren ya da keyfi olarak özgürlükten alı koymakda dahil olmak üzere kadına fiziksel, cinsel ya da psikolojik zarar ve acı veren ya da verebilecek, cinsiyete dayalı her türlü şiddet hareketi kadına yönelik şiddet kapsamındadır.
4.4.1. Kamusal Alanda
Kadının isteği ve oluru aranmaksızın bedenine ve cinselliğine yönelen her türlü davranış şiddettir.Pornografik dille, sözle, elle sarkıntılık, laf atmak, anlamlı sözlerle yapılan şakalar, çift anlamlı sözcüklerle kadın cinselliğinden ya da cinsel ilişkiden söz etmek ısrarla komplimanlar, bakışlar, dostça görünüm altında rahatsız eden konuşma ve dokunmalar, dokunma konusunda fırsatçı tutumlar, sürtünme, ısrarlı teklifler, cinsel küfürler, tecavüz, vurmak, yaralamak, yakmak, korkutmak, zorlamak, malına zarar vermek v.b. olarak örneklenmesi olanaklıdır.
İşyerinde, eğitim kurumlarında ve başka yerlerde tecavüz, cinsel istismar, cinsel saldırı, gözdağı, tehdit de dahil olmak üzere fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet, kadın ticareti ve fahişeliği zorlama kamusal alanda kadına yönelik şiddet biçimleridir.
Uluslararası boyutta ve kitlesel nitelikle bir şiddet eylemi olan şavaşlarda, kadınların yaşadıkları tecavüz, kamusal alanda kadına uygulanan şiddet türleri içinde özel bir öneme sahirtir.II.Dünya savaşı sonrasında savaş suçları arasında yer alan kadına yönelik şiddet giderek artan bölgesel/yöresel savaşlar nedeniyle güncelliğini korumakta, üzerinde özel bir önemle durma gereğini doğurmaktadır (YILDIRIM,1998:27-28).
KAYNAKÇA
ALTAN ARSLAN,Åžengül,(2000) ‘Ders Kitaplarında Cinsiyetcilik’,Beyda Ofset,Ankara.
ANONİM a, T.C.BaÅŸbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü,(2000) ‘Bankacılık Sektöründe Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık’, Cem Web Ofset,Ankara.
ANONİM b, T.C.BaÅŸbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, (1999) ‘Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık Türkiye’de EÄŸitim Sektörü ÖrneÄŸi’, Cem Web Ofset,Ankara.
ANONİM c, T.C.Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, (1999)
‘Çalışmaya Hazır İşgücü Olarak Kentli Kadın ve DeÄŸiÅŸimi’ Cem Web Ofset,Ankara.
ANONİM d, T.C.BaÅŸbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, (2000) ‘Kentlerde Kadınların İş YaÅŸamına Katılım ve Sorunlarının Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Boyutu’, Cem Web Ofset, Ankara.
ANONİM e, T.C.Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, (2000