‘Halkla İlişkiler’ Kategorisi için Arşiv

İsntabul Avrasya Maratonu Tarihi

Salı, 06 Kasım 2007

İsntabul Avrasya Maratonu Tarihi

Bir umudun ve atletizme dair bir heyecanın ürünü olarak çıkmıştı Avrasya… Henüz böyle bir maratona dair belirli bir fikir yoktu ancak yarışın ilk organizatörleri dünyada ilk ve tek olabilecek bir atletizm olayı tasarlıyorlardı. Dünyanın gerek tarihi ve gerekse tabii özellikleri, coğrafyası ve turizmi ile eşsiz şehri İstanbul’da yapılacak bir maratona da ilk ve tek olmak yakışırdı… Tüm maddi sıkıntı ve imkansızlıklara rağmen Atletizme gönül vermiş birkaç genç Avrasya’nın tarihe geçecek temellerini atmışlardı. Yıl: 1979… 1978 yılında bana gelen bir haber, 1979 yılında İstanbul’u ziyaret edecek bir grup Alman turisti haber veriyordu. Türkiye’ye gelecek bu turistlerin bir özelliği de gittikleri ülkelerde maraton koşuyor olmalarıydı. Son kez Mısır’da Nil Maratonu’nu koşan bu turistler için derhal hayata geçirilmesi gereken Avrasya maratonu fikrinin pratik çalışmaları başlatıldı. Türkiye’nin ünlü atletleri de davet edilerek, organizasyonun daha renkli geçmesi sağlanacaktı. Maratonun düzenlenip düzenlenemeyeceği konusunda bir ara endişeye düşülmesine rağmen pürüzler ortadan kaldırılarak yarışın koşulmasına karar verildi. Karayolları hususunda çıkan pürüzlerin de halledilmesi üzerine 1979 yılında sözü edilen Alman kafilesi Türkiye’ye gelmişlerdi. Ani olmasına rağmen gerekli tüm hazırlıklar tamamlanmaya çalışılmıştı. 74 kişilik turist kafilesinde bulunan 34 maratoncu saat 09.00′da İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nün 700 metre gerisine toplanarak start için hazır olmuşlardı. Avrasya Maratonu’na anlamını kazandıran Boğaziçi Köprüsü ilk olarak bu yılda yerli ve yabancı maratoncuların adımlarına şahit olmuş ve yarışmacılar Asya’dan Avrupa’ya geçmişlerdi. Herkes için son derece büyük anlam taşıyan bu an, aynı zamanda Türk atletizmine damgasını vuracak bir büyük organizasyonun da ilk kıpırdanması oluyordu. İlk olarak 1979 yılında Asya’dan Avrupa’ya koşulan bu yarışın galibi 2.35.39′luk derecesiyle Zonguldak Bölgesi’nden Hasan Saylan olmuştu. 20 yıldır aralıksız süren Avrasya Maratonu’nun en büyük özelliklerinden biri de ilk organizasyonunda olduğu gibi bu gün de "Sevgiye, dostluğa ve barışa" koşması oldu…

Avrasya Maratonu’na en çok katılan sporcularımızdan

Mehmet Yurdadön (solda),

ülkemizi uluslararası yarışmalarda birçok defa temsil eden

Ahmet Altun (sağda)…

________________________________________

Kıtalararası Avrasya Maratonu başladığı günden bu yana tam üç defa güzergah değiştirdi. Bu sebeple dereceler arasında farklılıklar oldu. Avrasya Maratonu’na Ion Thompson, Terry Mitchel gibi ünlü atletler katılırken Türkiye’den de iyi maratoncuların çıkmasına vesile oldu. Avrasya Maratonu’da dereceye giren atletlerimiz dünyanın diğer büyük maratonlarında da çok iyi koştular…

İstanbul Avrasya Maratonunda üç kategoride yarış düzenlenmektedir.Bunlar

• Maraton

• 15 km’lik parkur

• Halk koşusudur.

“ Maraton ” ve “ 15 km’lik Parkur ” yarışları için 18 yaşını doldurmuş herkes katılabilir. “ Halk koşusunda ” ise yaş sınırlaması yoktur.

Parkur Rekoru

________________________________________

Erkekler : 2.13.37 Taye Moges 1997

Bayanlar : 2.34.39 Adriana Barbu 1997

Ne için Koşuyoruz

Son yıllarda düzenlenen yarışmalar, bazı konulara dikkat çekmek için farklı adlarla anılmışlardır. Aşağıda bununla ilgili örnekler bulunmaktadır.

________________________________________

1995

1996

1997

1998

1999

2000

Ödüller (2002 yılına ait)

________________________________________

MARATON

ERKEK BAYAN

1 20.000 $ 1 20.000 $

2 10.000 $ 2 10.000 $

3 5.000 $ 3 5.000 $

4 2.500 $ 4 2.000 $

5 1.500 $ 5 1.000 $

6 1.000 $ 6 500 $

7 900 $ 7 400 $

8 800 $ 8 300 $

9 600 $ 9 200 $

10 500 $ 10 200 $

11 300 $

12 300 $

13 300 $

14 300 $

15 300 $

16 200 $

17 200 $

18 200 $

19 200 $

20 200 $

TÜRKLER TASNİFİ

ERKEK BAYAN

1 1.500 $ 1 1.500 $

2 1.000 $ 2 1.000 $

3 500 $ 3 500 $

BALKAN TASNİFİ

ERKEK BAYAN

1 1.500 $ 1 1.500 $

2 1.000 $ 2 1.000 $

3 500 $ 3 500 $

TEKERLEKLİ İSKEMLE TASNİFİ

ERKEK BAYAN

1 1.500 $ 1 1.500 $

2 1.000 $ 2 1.000 $

3 500 $ 3 500 $

15 KM YOL KOŞUSU

ERKEK BAYAN

1 1.200 $ 1 1.200 $

2 700 $ 2 700 $

3 600 $ 3 600 $

4 400 $ 4 400 $

5 300 $ 5 300 $

6 200 $ 6 200 $

7 100 $

8 100 $

9 100 $

10 100 $

TIME BONUS

ERKEK BAYAN

1 2.13.00 500 $ 1 2.33.00 500 $

2 2.11.00 1.500 $ 2 2.29.00 1.000 $

3 2.10.00 2.500 $ 3 2.27.00 3.000 $

4 2.09.00 6.000 $ 4 2.26.00 5.000 $

5 2.08.00 15.000 $ 5 2.24.00 12.000 $

6 2.07.00 25.000 $ 6 2.22.00 25.000 $

7 2.05.38 100.000 $ 7 2.17.18 100.000 $

PARKUR REKORU

ERKEK 5.000 $ BAYAN 5.000 $

TÜRKİYE REKORU

ERKEK 3.000 $ BAYAN 3.000 $

________________________________________

Maraton ve 15 Km Yarış Kuralları

Maraton ve 15 km yarış kuralları :

• Göğüs numarası, kayıt sırasında verilen 4 adet çengelli iğne ile göğse tutturulacak, göğüs numarası olmayan hiçbir atlet maratona katılamayacaktır.

• Maratona katılacak sporcular, eşyalarını, kendilerine tahsis edilen belediye otobüslerine bırakabilecektir.

• Başlangıç noktasında maratoncular denetlenerek kendilerine özel bir işaret (stiker) verilecektir. Bu işareti taşımayanlar tasnife alınmayacaktır. Dönüş noktasında ise videolu denetimin yanında atletlere görevli hakemlerce değişik renklerde bu işaretlerden yapıştırılacaktır. Koşu bitiminde eksik işareti olan atletler diskalifiye olacaktır.

• Katılımcılara madalya ve tişörtleri yarıştan sonra verilecektir.

İpi Göğüsleyenler

İstanbul Avrasya Maratonu 1981- 2002

1981

1) Süleyman Sılacı 2.31.40

2) Veli Ballı 2.36.53

3) Cemal Polat 2.41.50

1982

1) İsmail Karagöz 2.41.13.0

2) Abdülkadir Moralı 2.45.15.0

3) İbrahim Şimşek 2.51.02.0

1983

1) İon Thompson (İngiltere) 2.32.35

2) Nick Agrapopulas (Yun.) 2.25.00

3) Gerry Staunton (İrlanda) 2.25.20

1984

1) Mehmet Yurdadön 2.22.30

2) Sefa Het 2.24.01

3) Sadık Salman 2.25.40

1985

1) Mehmet Terzi 2,12,50

2) Ahmet Altun 2.17.30

3) Mihlat Şahin 2.26.28

1986

1) Hanefi Atmaca 2.23.20

2) İbrahim Atıcı 2.26.49

3) Mehmet Kuş 2.26.53

1987

1) Jeus Worsner (Danimarka) 2.l6.08

2) Kristov Niedzionka (Polonya) 2.l6.42

3) Sefa Het 2.l7.l8

1988

1) Ahmet Altun 2.15.06

2) Mithat Şahin 2.15.20

3) İbaiyoviç (Yugoslav) 2.15.47

1989

1) Aydın Çeken 2.27.41

2) İbrahim Atıcı 2.39.08

3) İsmet Dönmez 2.30.09

1990

1) Gazi Aşıkoğlu 2.23.09

2) Mehmet Bayram 2.24.53

3) Aydın Çeken 2.25.35

1991

1) Terry Mitchell (İngiltere) 2.22.09.32

2) Mehmet Bayram 2.23.08.67

3) Cihangir Demirel 2.24.08.l7

Bayanlar / Women:

1) Jackie Davis (İngiltere) 2.49.24

2) Magarederova Amina (Rusya) 2.50.25

3) Loguna Raymonde (Fransa) 2.5l.56

1992

1) Cihangir Demirel (2.23.28.0)

2) Adri Hartvel (Hollanda) 2.23.5l.0

3) Terry Mitchall (İngiltere) 2.24.l4.0

Bayanlar / Women:

1)Buia Aurica (Romanya) 2.26.29.0

2)Canuta Anuta (Romanya) 2.46.36.0

3)Galina Goranova (Bulgaristan) 2.47.32.0

1993

1) Jacop Ngunzu (Kenya) 2.20.43.0

2) İgor Braslavski (Ukrayna) 2.21.32.0

3) Cihangir Demirel 2.23.23.0

Bayanlar / Women:

1) Elena Spetova (Rusya) 2.48.10.0

2) Simon Lidia (Romanya) 2.52.03.0

3) Galina Goronova (Bulgaristan) 2.52.50. 1994

1) Bigboy Goromonzi

(Zimbabve) 2.24.58

2) Julius Sumave (Tanzanya) 2.25.07

3) Haydar Doğan (Türkiye) 2.25.14

Bayanlar / Women:

1) Serap Aktaş (Türkiye) 2.46.42

2) Nina Kovrizkena (Ukrayna) 2.46.45

3) Marina İvanova (Rusya) 2.49.10.

1995

1) Stephen Langat (Kenya) 2.17.26

2) Zeki Öztürk (Türkiye) 2.18.34

3) Lemmi Cengere (Etopya) 2.19.46

Bayanlar / Women:

1) Firaya Sultanova (Rus) 2.34.44

2) Galina Goronova (Bul) 2.35.05

3) İrina Yagodina (Ukr) 2.37.07

1996

1) Stephen Langat (Kenya) 2.18.51

2) jacob Ngunzu (Kenya) 2.19.40

3) Anatoly Archakov (Rusya) 2.19.58

Bayanlar / Women:

1) Plastinina Elena (Ukrayna ) 2.37.38

2) Linda Milo (Belçika) 2.40.38

3) Lale Öztürk (Türkiye) 2.41.39

1997

1) Taye Moges (Etiyopya) 2.13.37

2) Stephen Langat (Kenya) 2.14.48

3) Adam Szanowicz (Polonya) 2.18.09

Bayanlar / Women:

1) Adriana Barbu (Romanya) 2.34.39

2) Natalia Galushko (Beyaz Rusya) 2.35.58

3) Ilyina Nadeshda (Rusya) 2.36.15

1998

1) Taye Moges (Etiyopya) 2.15.28

2) Stephen Langat (Kenya) 2.16.13

3) Sambu Andrea (Tanzanya) 2.16.55

Bayanlar / Women:

1) Natalia Galushko (Beyaz Rusya) 2.38.10

2) Adriana Barbu (Romanya) 2.40.14

3) Serap Aktaş (Türkiye) 2.41.00

1999

1) Taye Moges (Etiyopya) 2.13.55

2) Stephen Langat (Kenya) 2.14.21

3) William Koech (Kenya) 2.14.34

Bayanlar / Women:

1) Floria Pano (ROM) 2.35.54 (Derecesi iptal)

2) Adriana Barbu (ROM) 2.35.57

3) Natalia Galushka (Beyaz Rusya) 2.36.13

4) İrina Permitina (Rus) 2.38.12

2000

1) Rop Josephat (Kenya) 2.17.03

2) Tay Moges (Etiyopya) 2.18.21

3) Frans Chauke (G.A.F.) 2.18.43

Bayanlar / Women:

1) Rodica Chirata (Romanya) 2.37.39

2) Dita Costantina (Romanya) 2.37.57

3) Natalia Galushko (B.R.) 2.38.17

2001

1) Turbe Bedaso (Etiyopya) 2.18.21

2) Sreten Ninkovic (YUG) 2.18.22

3) M. Erraoui (Fas) 2.18.35

Bayanlar / Women:

1) Ludmila Puskina (Ukrayna) 2.38.21

2) Mehtap Sızmaz (Türkiye) 2.39.13

3) Milka Mihailova (Bulgaristan) 2.40.39

Yerleşme

Salı, 06 Kasım 2007

YERLEŞME

________________________________________

Konut Tipinde Etkili Faktörler

İklim ve bitki örtüsü: Nemli iklim bölgelerinde genellikle ahşap evler, kurak iklim

bölgelerinde ise toprak ve kerpiç evler vardır.örnek ; Karadeniz Bölgesinde ahşap ,

İç Anadolu, Doğu Anadolu ve G.Doğu Anadolu Bölgelerinde kerpiç evler hakimdir.

Doğal çevrede en fazla bulunan yapı malzemesi

Ekonomik ve sosyal yapı: Göçebe hayatı sürdürenlerde konut genelde çadırdır.

Ekonomik olarak gelişmişlik arttıkça betonarme yapılar artmaktadır.

Deprem bölgeleri

Yerleşme Tipleri

A-Kırsal Yerleşme

Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. İş bölümü , alt yapı hizmetleri, eğitim –sağlık hizmetleri gelişmemiştir. Kırsal yerleşmelerde en büyük yerleşim birimi köydür.

Köyden daha küçük olan yerleşim birimleri (köy altı yerleşmeleri) : Çiftlik , mezra. Kom , divan , yayla, oba gibi adlarla adlandırılır.

KIRSAL YERLEŞME

1.Toplu Yerleşme: Yağışın ve suyun az olduğu alanlarda görülür. İnsanlar su başlarında toplanmıştır. Yurdumuzun büyük bir kesiminde toplu yerleşme hakimdir.

2.Dağınık Yerleşme: Yağışın bol olduğu , su sıkıntısının olmadığı nemli iklim bölgelerinde eğimli arazilerde görülür. Evler arasında tarla , bağ ve bahçeler vardır. Yurdumuzda en fazla Doğu Karadeniz Bölümünde görülür.

Not: Dağınık ve toplu yerleşme üzerinde etkili olan faktörler: Yağış ve yer şekilleridir.

B-KENTSEL YERLEŞME

Sanayi, ticaret, eğitim ve yönetim alanlarında çalışan insanların yaşadığı büyük yerleşim birimleridir.

Türkiye’de kentsel nüfus sürekli olarak artmaktadır. Sebebi ; köyden kente olan göçlerdir.

Türkiye’de kentleşme hızı , sanayileşme hızından daha yüksektir. Bu durum gecekondulaşmayı (Çarpık kentleşme) beraberinde getirmiştir. Ayrıca trafik, eğitim-sağlık problemleri , hava kirliliği ve fabrikaların kent içinde kalması gibi durumları oluşturmaktadır.

Kentleşme hızının en fazla olduğu bölgemiz Marmara iken, en düşük olduğu bölgemiz Karadeniz Bölgesidir.

Şehirler Fonksiyonlarına Göre Şu Gruplara Ayrılır:

1.Tarım şehirleri: Ege Bölgesinde; Akhisar, Turgutlu, Salihli, Alaşehir, Ödemiş, Tire gibi.

Marmara Bölgesinde ; Kırklareli, İnegöl, Lüleburgaz gibi. Karadeniz Bölgesinde; Bafra, Çarşamba, Giresun ,Rize, Düzce, Niksar gibi.

İç Anadolu Bölgesinde; Karaman ,Aksaray, Akşehir, Kırşehir, Nevşehir, Niğde gibi:

2. Ticaret Şehirleri: İstanbul, İzmir, Denizli, Manisa, Aydın, Ankara, Konya, Bursa, Kayseri, Eskişehir, Afyon, Malatya, Van ,Elazığ, Ş.Urfa, G.Antep gibi.

3. Sanayi Şehirleri: İstanbul, İzmit, Adapazarı, Bursa, İzmir. Adana, Batman, Karabük Ereğli, Kırıkkale, Seydişehir, İskenderun gibi.

4. Liman Şehirleri: İstanbul, İzmir, Mersin, Antalya, Samsun, Trabzon, İskenderun, Zonguldak gibi

5. Turizm Şehirleri: İstanbul, İzmir,Çeşme, Antalya, Bodrum; Marmaris,Fethiye, Kuşadası Alanya, Mersin, Bursa, Bolu, Nevşehir (Ürgüp-Göreme) gibi.

6. İdari Şehirler: Ankara (başkent), İstanbul, Bursa, Konya, Edirne (geçmişte başkent olmaları)

7. Askeri Şehirler: Sarıkamış, Çorlu, Erzurum, Konya, Malatya , Kırkağaç, Manisa gibi.

8. Kültürel Şehirler: İstanbul, İzmir, Ankara başta olmak üzere bazı yerleşim merkezlerimizin gelişmesinde o merkezlerde bulunan üniversiteler de etkili olmuştur.

GÖÇLER

İÇ GÖÇLER

İç göçler 1950 ‘den sonra Ulaşımın gelişmesi ve sanayileşme ile artış göstermiştir.

İç Göçün (Köyden Kente) Sebepleri:

1. Hızlı nüfus artışı,

2. Tarım alanlarının miras yoluyla küçük parçalara ayrılması,

3. Tarımda makinalaşma ile işsizliğin oluşması (bu genelleme Karadeniz bölgesi için geçerliliğini yitirir.).

4. Eğitim hizmetleri, alt yapı hizmetlerinin yetersizliği,

5. Kan davaları ve terör.

6. İklim ve yer şekillerinin olumsuz etkileri.

7. Sağlık hizmetlerinin yetersizliği (en az etkili).

8. İş imkanlarının sınırlı olması.

9. Kentlerde sanayinin gelişmiş olması.

Köyden Kente Göçün Sonuçları:

1. Nüfusun dağılışında dengesizlik olur.

2. Yatırımların dağılışında dengesizlik olur.

3. İşsizlik ortaya çıkar.

4. Konut sıkıntısı olur. Sonuçta gecekondulaşma olur.

5. Sanayi tesisleri (fabrikalar) kent içinde kalır.

6. Çevre sorunları artar.

7. Trafik, eğitim-sağlık problemleri olur.

8. Alt yapı hizmetlerinin götürülmesi zorlaşır.

9. Kültür çatışması olur.

10. Kırsal kesimdeki yatırımlarda verimsizlik olur.

Köyden Kente Göçü Önlemek İçin;

1. Sulamalı tarım yaygınlaştırılmalı,

2. Modern tarım yöntemleri yaygınlaştırılmalı.

3. Besi ve ahır hayvancılığı geliştirilmeli.

4. Eğitim –sağlık hizmetleri geliştirilmeli.

5. Tarıma dayalı sanayi kolları kırsal kesime kaydırılmalı

6. Alt yapı hizmetleri geliştirilmeli (yol ,su, elektrik, haberleşme).

DIŞ GÖÇLER

Ülkeler arası yapılan göçlerdir.

Dış Göçlerin Nedenleri

Savaşlar, baskı, zulüm, tehdit.

Tabii afetler (Depremler, salgın hastalıklar, kıtlık gibi)

Geçim sıkıntısı

Sınırların değişmesi

Uluslar arası antlaşmalarla sağlanan nüfus değişimi.

Dış Göçlerin Sonuçları

1.Ülkeler arası ekonomik ilişkiler gelişir.

2.Kültür alışverişi olur.

3.Turizmin gelişmesine katkı sağlar.

4.Döviz girdisi artar.

5.İşsizlik kısmen azalır.

6.Aileler bölünür.

7.Göç alan ülkede nüfus artar.

Avrupada Yönetici Eğitimi

Salı, 06 Kasım 2007

AVRUPADA YÖNETİCİ EĞİTİMİ

ALISON ALSBURY

Rekabetin giderek kızgınlaştığı bir piyasada, şirketler konumlarını sürsürebilmek için artık eğitime yeterli, tutarlı ve uzun vadeli yatırım yapma gereğini kavramaktadırlar. Bu yüzden dünya üzerindeki tüm büyük şirketlerde eğitime çok büyük önem vermektedirler.

Eğitim uygulamalarına ve değrlendirmesine ilişkin geniş bitr literatür bulunmakla birlikte, üst düzey yöneticilerine sunulan kısa kurslara ilişkin bir rehber bulunmamaktadır. Bu elkitabı, Avrupadaki kısa yönetici programlarına ilişkin ilk özet rehberdir.

Bu alanın genişliği dikkate alındığında, bu elkitabının seçici olması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Okurlara belli bir yerde nelerin bulunduğunu değil, neyin iyi olduğunu söylemektedir. Maddelerin tümü, doğrudan ilgili eğitim kurumu tarafından sağlanan malzemeye veya kurumun personeli tarafından sağlanan bilgiye dayanmaktadır.

İş dünyası her zamankinden daha hızlı değişmektedir. Son radikal siyasal değişimler iş dünyası üzerinde doğrudan bir etki yapmıştır: Yeni Avrupa pazarı, Doğu Avrupa ve APS’nin hepsi etkili olmuştur. Çevreye ilişkin kaygılar siyasal alan kadar iş dünyasında da giderek daha fazla hesaba katılmaktadır. Üst düzey yöneticiler, bugün artık sürekli olarak değişen kale direklerinin olduğu bir sahada oynamaktadırlar. Yeni teknoloji, yeni bilgi sistemleri, yeni yönetim teknikleri, yeni yasalar hep becerileri güncelleştirmek için sürekli bir ihtiyacı ortaya çıkarmaktadırlar.

Yeni onyıl işletmenin ve yönetimin önceliklerinde önemli değişiklikleri başlatmıştır. Şirketler değişim yönetiminin en önemli önceliğe sahip olduğunu kavramakta ve bütçelerinin giderek artan bir bölümünü eğitime harcamaktadır. Eğitim kurumları da bu gelişmelerin kendi programlarına yansıması gerektiğinin farkındadırlar; çoğu eğitim gereksinimlerini belirlemek için önemli boyuta piyasa araştırması yapmaktadırlar.

• EL KİTABININ KULLANILMASI: Kitabın her bölümü yönetimim farklı bir yönünü ve fonsiyonel alanını ele almaktadır. Her bölümün başında, her programın hitap ettiği yönetim düzeyini özetleyen ve böylece bir yöneticinin kullanabileceği kursları belirlemesini kolaylaştıran bir tablo yer almaktadır. Daha sonra programlar, bunları sunan kurumlara göre alfabetik olarak sıralanmıştır.

2. bölüm genel yönetim programlarını ele almaktadır. Bu bölüm üç kesime ayrılmıştır:Birinci kesim genel olarak üst düzey yöneticileri için ileri yönetim eğitimi sağlayan genel yönetim programlarını ele almaktadır. Diğer iki kesim genel yönetimin daha spesifik alanlarını ele almaktadır: Strateji oluşturma ve proje yönetimi.

3. bölümde fonksiyonel programlar incelenmiştir. Burada beş ana kesim bulunmaktadır: İnsan kaynakları yönetimi, üretim ve teknoloji, finansman ve muhasebe, pazarlama ve satış yönetimi ve çevre yönetimi.

4. Bölüm Euro-yöneticiler için bir bölüm olarak tanımlanabilir. Bu bölüm yöneticileri bir uluslararası perspektifle donatan programları bir araya getirmektedir. Üç kesim farklı konuları ele almaktadır. Birinci kesim uluslararası yönetim eğitimini ele almakta, ikincisi iş ittifaklarını ve ortaklaklıkları kapsamakta ve son kesim kültür eğitimi ve yabancı dil programlarını anlatmaktadır.

Soru kağıtları aracılığıyla ortaya çıkan, işletme içi eğitime doğru büyük hareket, 5. 6. bölümlere yer verilmesini teşvik etmiştir. Bu iki bölüm, eğitimcilerin kendi programlarını tasarlamaları için gerekli olan kaynakları sağlamakta ve bu amacı gerçekleştirmek için mümkün eğitim ortaklıklarını belirtmektedir. 5. bölüm eğitimciler için eğitim programlarını ve kendini geliştirmeyi ve kendi kendine öğrenmeyi teşvik eden programlarını vermektedir. 6. bölüm iki amaca hizmet etmektedir. 2., 3. ve 4. bölümler, tüm kısa kursları veren eğitim kurumkarına ilişkin bilgi vermekte ve şirkete özel eğitim için bir rehber sunmaktadır.

Her bölümün başındaki tabloda belirtilen yönetim düzeylerine ilşkin genel bilgi verilmektedir. Bunlardan ilk dört tanesi yönetim düzeylerini tanımlamakta ve sonuncusu yöneticileri beceri ve fonksiyon açısından pruplandırmaktadır.

• Yönetim Kurulu Üyesi: En yüksek yönetim düzeyini belirmektedir. Genel müdürler, müdürler, diğerlerini yöneten ve işletmenin geleceğine ilişkin önemli kararları alan yöneticiler.

• Üst Düzey Yönetici: Birkaç departmanı yönetir, fonksiyonel olmayan, koordine edici bir rolü vardır.

• Departman Yöneticisi: Bir departmanı ve daha az sayıda üst düzey yöneticiyi yönetir yine de şirkete ilişkin stratejik kararlarda bir ölçüde etkisi ve bilgisi vardır.

• Kısım Yöneticisi: Bir departman yöneticisinden daha az kıdemlidir, bir özel departmanı veya kısmı yönetir.

• Fonksiyon Yöneticisi: Yöneticinin düzeyi veya kıdemi, beceri ve fonksiyonu kadar önemli değildir ve bu yüzden diğer herhangi bir düzeyde olabilir veya o düzeydeki birine bağlı olabilir.

3. bölümde bir programın bir fonksiyonel yönetici için uygun olduğu söylendiğinde, yöneticinin fonksiyonu, fonksiyonel programla aynı olmayabilir. Örneğin, finansal programlar ve muhasebe programları bölümünde, muhasebe dışındaki diğer tüm fonksiyonel yöneticilere özel bazı programlar bulunmaktadır.

• GENEL YÖNETİCİ EĞİTİMİ

Bu bölüm genel nitelikte ola, genel yönetim becerilerini öğrete, ortak yönetim sorunlarını paylaşan ve her düzeydeki yöneticiler karşılaşabilecekleri sorunları ele alan programları incelemektedir. bununla birlikte uluslararası boyutu veya Avrupa boyutu üzerinde duran programları dışta tutmaktadır. Bölümlemeler bir ölçüde yapay olmakla birlikte, bu bölüm üç kesime ayrılmıştır: Genel yönetim programları: strateji yönetimi ve proje yönetimi, bazı programlar her üçünüde kapsamaktadır. Bölümleme programın içeriğinin bütününe değil, esas vurgusuna dayalıdır. Temel örgütsel değişim genellikle stratejik amaçlardaki önemli bir değişikliğin bir sonucu olduğundan, stratejiye ilşkin kesim, örgütsel değişim ve bunun sonuçlarına ilişkin programları da içermektedir.

• GENEL YÖNETİM: Genel yönetim gereksinimleri, ideal olarak, bunun içinde yer alan yöneticiler kadar çeşitli olmalıdır. Meslek yaşamlarının farklı aşamalrında bulunan yöneticiler ve farklı örgütsel kültürlerden gelen yöneticilerin gereksinimleri farklı olacaktır. En üst düzey yöneticiler, belki de büyük örgütlerin genel müdürleri, kendilerini daha fazla geliştirebilmek için deneyimleri bir araya getirmeye ve entellektüel bir meydan okuma ile karşı karşıya kalmaya gereksinim duyabilirler. Genel müdürler, genel yönetim tekniklerin ilişkin deneyime sahip oldukları ve fonksiyonel yöneticilerin becerileri çok özel olabileceği için, genel müdürlerin gereksinimleri fonksiyonel yöneticilerden farklı olacaktır. Bu çeşitlilik tavsiye edilen programlara yansımıştır. Bunlar fonksiyonel yöneticilere genel yönetim becerilerini geliştirmede yardımcı olan programlardan hızla ilerlemek isteyen yöneticiler için hızlandırılmış geliştirme programlarına ve herhangi bir yönetim düzeyi için uygun olan liderlik becerilerine ilişkin kurslara kadar uzanmaktadır. Kursların biçimide önemli farklılıklar göstermektedir. Bazıları, esas olarak deneyimlerin paylaşılması için bir forum niteliğindedir, bazıları önemli öiçüde pratik beceri eğitimi vermektedir ve bazıları spesifik bir rolü ele almakta ve o rolün yönetimini incelemektedir. Genel yönetime ilişkin kesimde, politikanın çerçevesini çizme rollerinden ve kamusal sorumluluklarından dolayı farklı sorunlarla karşı karşıya kalan devlet yöneticileri ve kamu sektörü yöneticileri için iki program da yer almaktadır.

• Ashridge 1: Yönetim Kurulu Üyeleri Programı

Katılımcı Profili: Borsaya kote edilmiş ve veya aile şirketlerinin ve bağlı şirketlerin yönetim kurulu üyeleri

• Programın Yararları: Katılımcılar yönetim kurulu üyesi rollerine ilişkin bütünleşmiş ve yüksek derecede odaklaşmış bir bakış açısı kazanmış olarak geri döneceklerdir.

• İçerik: Program yönetmekten yöneltmeye dönüşümü gerçekleştirme üzerinde odaklaşmaktadır. Bu, programın çekirdeğini oluşturan üç önemli bakışı içermektedir:

• Örgütün tek bir fonksiyonu veya faaliyet altbirimi yerine genel performansının sorumluluğunu yüklenmek,

• Stratejik yönetim sorumluluğunu üzrine almak, bunun sonucunda kararların hem kapsam hem de zaman ufkunun genişlemesini sağlamak,

• Stratejik sürecin gerçekleştiği dış çevrenin daha iyi kavranması gerektiğini anlamak.

• Süre: Beş gün Ücret: 2.400 sterlin konaklama dahil Sıklık: Yılda beş kez

• FONKSİYONEL YÖNETİCİ EĞİTİMİ

Bu bölüm beş kesime ayrılmıştır. Yönetimin tüm fonksiyonel alanları: imalat ve teknoloji, finasman ve muhasebe, pazarlama, satış ve çevresel yönetim. Her kesim kendi içinde açıklayıcıdır, fakat kısa bir özet, sunulan programların çok fazla olan çeşitlerine ilişkin bir bilgi vermektedir.

İnsan Kaynakları: Soru kağıtları insan kaynakları yönetiminde, yönetimin diğer herhangi bir alanına göre, hem içerik hem de biçim açısından çok daha fazla çeşitliliği ortaya koymuştur. Burada çoklu beceriye dayalı programlar tavsiye edilmiştir: Danışmanlık, pazarlık ve etkileme becerilerini, işe alma ve seçme stratejilerini, haberleşme ve sunuşu öğreten kursların tümü popüler kurslar olarak belirlenmiştir. Bir diğer program kategorisi insan kaynakları yönetiminin günlük işleyişinde söz konusu olan sorunları ve bir insan kaynakları politikasının geliştirilmesini incelemeştir.

İmalat ve Teknoloji Yönetimi: Genellikle imalat sürecinin etkin yönetimi, Ar-Ge’ den bilgi teknolojisine kadar tüm teknoloji yönetimini içerdiğinden bu iki alan aynı grupta toplanmıştır. Bu kesimde, üretim sürecinin yönetimini ele alan programların yanı sıra, toplam kalite yönetimi, Ar-Ge yönetimi, bilgi teknolojisi stratejisi ve yönetimi ve lojistiğe ilişkin programlar yer almaktadır.

Finansman ve Muhasebe: Bu programların düzeyi oldukça farklılık göstermektedir. Tavsiye edilen çok çeşitli kurslar finansman yöneticilerinin ihtiyaç duyduğu becerileri ve bir stratejik perspektif geliştirmeye duydukları ihtiyacı ele almaktadır. Bazı kurslar finansal perfonmansın iyileştirilmesini incelemektedir. Ancak insan kaynakları müdürleri, finansmancı olmayan müdürler için finansmna ve muhasebe becerileri sağlayan programları da tavsiye etmiştir; bunlardan bazıları karmaşık finansal karar vermeyi ele alan programlara gerek olduğunu da belirtmiştir. bu kesim, tüm bu programların iyi bir bileşimini vermeye çalışmaktadır.

Pazarlama ve Satış Yönetimi: Bir işletmeden diğerine pazarlama, pazarlama yönetimi ve stratejisi, satış gücünün yönetimi dahil, bu iki alanın üm boyutları bu kesimde saptanmıştır. Teknolojik ürün ve sanayi ürünü pazarlamasıve profesyonel hizmetler dahil, hizmet işleteleri için pazarlama.

Çevre: Çevreye ilişkin olarakyönetimin tavırları hızla değişmektedir. Çevre bilinci ve çevreye ilişkin olarak duyulan sorumluluk, bugün bir şirketin halkla ilişkilerinde önemlidir ve genellikle pazarlama stratejisinin bir parçasıdır. Birkaç eğitim kurumu çevresel yönetim konusunda pratik eğitim kurslarının gereğini kavramaya başlamıştır. Çevreye ilişkin konuların halledilmesi az sayıdaki genel yönetim programında yer almakla birlikte, işletmecilik okullarının çoğu henüz çevresel yönetim programları geliştirmemeiştir. Burada yer alan programlar yalnızca tavsiye edilenlerden oluşmaktadır.

INSEAD 1: İnsanların Yönetimi

Katılımcı Profili: İnsan kaynakları politikalarında daha etkin olma gereğini kavrayan genel müdürler diğer kıdemli yöneticiler, örgütlerinin politika ve uygulamalarını formüle teme sorumluluğunu üstlenmiş personel ve insan kaynakları yöneticileri. Bu program uluslararası örgütlerde çalışanların ilgi alanlarına özel bir dikkat göstermektedir.

Prıgramın Yararları: Bu program katılımcılara, işletme ve örgüt stratejisinin insan kaynakları yönetimi üzerideki etkilerini gözden geçirmek için bir olanak sağlamaktadır. İnsan kaynaklarını planlama ve geliştirmenin, stratejik ve örgütsel ihtiyaçlarla, bireyin kişisel ve mesleki gelişmeye duyduğu ihtiyacı nasıl bağdaştırdığını görmelerini sağlar. Kurs, ortaya çıkmakta olan insan kaynakları sorunlarının yanı sıra bunların temelinde yatan değişim ve uygulama görevlerinin üstesinden gelmek için bir fırsat oluşturmayı hedeflemektir.

İçerik: Program iki bölüme ayrılmıştır. İlk dört gün, seminerin seminrin temelini oluşturan dört modüle ayrılmıştır. Stratejik ve örgütsel sorunlar, insan kaynakları yönetiminin çokuluslu koşulları, insan kaynakalrı yönetimi yoluyla rekabet avantajı, insan kaynakları planlaması ve uygulaması

Süre: Dokuz gün Sıklık: Yılda birkez Ücret:37.000 FF Konaklama için haftada 3500 FF

• ULUSLARARSI PERSPEKTİF

Görüş ufku ulusal düzeyden Avrupa sınırlarına kaydıkça ve siyasal gruplamalar değiştikçe, yöneticilerin içinde faaliyet gösterdikleri uluslararası çevre de aynı biçimde değişmektedir. Bir çok kıdemli yönetici, ya uzun süre yurt dışında çalışarak veya çok uluslu bir örgütün çeşitli ulusal bölümlerinde çalışarak çok uluslu bir perspektif edinmiş durumdadır.

Yanlızca ulusal perspektife sahib olan fakat şimdi ufuklarını genişletmelerini gerektiğini kavrayan yöneticiler için çeşitli programlar mevcuttur. Bunlardan bazıları uluslar arası yönetim sorunlarını ele almaktadırlar: bunlar arasında, artık genellikle uluısal sınırların ötesine giden şirket birleşmeleri ve şirket satın alınması ile ilgil olanlar vardır. Bu bölümün ilk iki kesimi bu programları anlatmaktadır. Önce uluslararası yönetim programları daha sonra da şirket ittifakları ve satın almalarına ilişkin bir kesim bulunmaktadır. Bazı programlar çok uluslu şirketlerdeki yöneticilerin karşı karşıya kaldıkları sorunlar üzerinde odaklaşmaktadır. Programların hepsi, Avrupa’lı yöneticileri yeni piyasa güçlüklerine karşı koyabilmek için donatma çabasıyla faaliyet alınını ulusaldan uluslararası alana genişletmektedir.

Yönetimin tüm düzeyleri için, doğası gereği, hem kültürel eğitim, hem de dil eğitimi aynı biçimde geçerli olduğundan, ilgili yönetim düzeylerin belirten tablolar verilmemiştir. Bilgi verilen dil kursları, kurslarını iş adamlarının ihtiyaçlarına göre düzenlemiş olanlarla sınırlı tutulmuştur: Birçok şirket, sayıı sıralanamayacak kadar fazla olan yerel dil okullarından yararlanmıştır. Yurt dışındaki yöneticilere ingilizce öğreten iki kurs hakkında da bilgi verilmiştir.

Irish Management Institute(IMI):

Fransızca, Almanca, İtalyanca ve İspanyolcaya

Başlangıç Programları: Katılımcı Profili: Tümüyle yeni başlayanlar için

Programın Yararları: Kurs, dört adet üçer günlük bloklar biçiminde dört aya yayılmıştır ve yalnızca 12 gün sürmektedir. Uzaktan öğrenim malzemesini sağladığı motivasyon ve izleme sayesinde, katılımcıların bu 12 gün içinde çok daha uzun düzenli bir kursdaki kadar öğrenmeleri mümkündür. Bu da programa katılan örgüt için açık bir tasarruf sağlamaktadır.

İçerik: Eğitim yöntemleri çeşitlidir: Rol oynama, iki kişinin karşılıklı konuşması, eğitimci ile bire bir eğitim seansları, audio bantlar. Eğitimciler tüm kurs malzemelrini ve kelimeleri, özellikle işin ihtiyaçlarıyla uyumlu olacak biçimde tasarlamışladır.

Kurs katılımcılara şunları öğretecektir.

• Tüm temel yapıların kullanılması,

• İş koşullarında ve sosyal ortamlarda dilin kendine güvenle konuşulması,

• Kendi dilini ortalama bir hızla konuşan yabancıların söylediklerinin anlaşılması,

• Mektup ve telekslerin tercümesi,

• Alışveriş, gezi, misafir karşılama, toplantı düzenleme, basit telefon konuşmaları yapılması,

• Katılımcının hizmet veya ürünün basit biçimde sunulması.

Süre: Ayda bir kez, 4 ay süren, 4 tane üçer günlüjk modüller biçiminde 12 gün

Sıklık: Her dil kursu yılda iki kez Ücret: 965 Sterlin

EĞİTİMDEKİ GELİŞMELER

Eğitim Becerilerinin Geliştirilmesi: Eğitime ilişkin perspektifler bir defalık kurlardan her bireyin ve grubun ihtiyaçlarına göre planlanmış eğitim programlarına doğru değişmektedir. Eğitimcinin rolü artık daha geniş bir çerçevede görülmektedir: Sorunları teşhis eden, kara vermeyi etkileyen ve yöneticilere, eğitim ihtiyaçlarına ilişkin bir analizde belirlenen tüm konularda danışmanlık yapan uzmanlarla kıdemli yöneticiler arasında daha yakın bir ilişki mevcuttur. Eğitimcilerin iş perfonmansını artıran eğitim faaliyetlerini gerçekleştirebilmeleri ve değişimin etkin biçimde yönetiminin gerçekleştirilebilmesi için eğitimcilerin eğitilmesi yaşamsal önemde bir görev durumuna gelmektedir. Eğitim ihtiyaçlarının belirlnmesi, bir eğiim programının tasarlanması, eğitimin değerlendirilmesi, açık öğretimin yönetimi, eğitimcinin eğitilmesi gereken konulardır.

Eğitimciler giderek, yöneticilere zor ve değişen koşullar için eğitim sağlama durumunda kaldıklarından, ihtiyaçların analizi, program tasarıımı, sunuş ve analiz konusundaki temel uzmanlıklarının ötesine giderek kişisel gelişme ve bireysel gelişme alanlarına yönelmeleri gerekmektedir. Bunu kolaylaştıran kurslar, diğerlerini bir derin öğrenme sürecinden geçirebilmek için, eğitimcileri kendi tavırları, değerleri ve inançları ile karşı karşıya kalmalarını sağlamaktadır. Bu gelişme, bundan sonraki kesimde ele alınacak olan kendini geliştirme ile paralel gitmektedir.

Kendi kendine eğitim, eğitim alnındaki bir diğer ilginç gelişmedir. Bu yolu seçen eğitimciler, kendi yönetim deneyimlerine öğrenme ihtiaçlarına ve örgütlerinin kültürüne uygun olacak biçimde kendi eğitimlerini tasarlamak ve denetlemek isteyen yöneticileri geliştirmeyi umut etmektedirler. Roffey Park, yeni "uluslararsı kendi kendine eğitim merkezi" ile bu yaklaşımda öncü olmuştur. Bu kurum kişinin kendisi tarafından yönetilen bir eğitim programının planlanması, bunun bir örgütün yuapısı ve yönetim geliştirme faaliyeti ile bütünleştirmesi konusunda pratik kurslar vermektedir.

Roffey Park Management College 4:

Kişilerarası İlişki Becerisi Eğitimi Yöntemleri:

Katılımcı Profili: Eğitimciler, yönetim geliştirme uzmanlrı, personel uzmanları ve eğitim yöneticileri.

Programın yararları: Bu program kişilerarası ilişki becerisi eğitimine ilişkin bir dizi yaklaşımı sunmayı amaçlamaktadır. Bu yaklaşımların avantaj, dezanantaj ve uygunluklarını inceleyecektir. Eğitimcinin kişiler arası ilişki becerileri, eğitime ilişkin çeşitli rolleri ve sorumluluklarını inceleyerek bu tür bit eğitimi daha etkin biçime getirecek ve kişinin bilgisini artıracaktır.

İçerik: Program, kişilerarası ilşki becerileri eğitimine bir genel bakışın yanı sıra aşağıdaki çeşitli yaklaşımları ele alacaktır.

• Davranış analizi,

• Faaliyetsel analiz,

• Takım geliştirme modelleri,

• Farklılıkların yönetimi,

• Gestalt: Kökeni ve IST’de kullanımı,

• Nöro dilci programlama.

Kişiler arası ilişki becerisi uygulamasında eğitimcinin rolü, geri besleme yönetimi ve bu rolün ortaya çıkardığı mesleki sorunlar ele alınmaktadır.

Süre: 5 gün Sıklık: Yılda 3 kez Ücret: 1650 Sterlin+KDV Konaklama dahil

EĞİTİM KURUMLARI VE SUNDUKLARI ŞİRKETE ÖZEL EĞİTİM OLANAKLARI

Yaptığımız anket, olayı tam olarak veriyorsa, büyük şirketlerin hepsinin şirket içi eğitimlerinin en azından bir bölümüünü ya kendi olanaklarını kullanarak, ya da bir eğitim kurumu ilr birlikte şirkete özel programlar düzenleyerek örgütledikleri belirtilebilir. Bunun iki açık nedeni vardır: Genellikle şirket tarafından dışarıdan uzman konuşmacılar getirilerek düzenlenen bir kurs çok daka ucuza mal olacağı için birinci neden maliyettir. Görüştüğüm bazı şirketler bu yolu seçmektedir. Çoğu kez gerekli dış girdiyi sağlamak için işletmecilik okullarından profesörleri veya sektörden uzmanları getirerek kendi kurs ve seminer dizilerini oluşturmaktadırlar.

İkinci ve belki de daha önemli neden, konunun ilgisidir: Şirkete özel spesifik bir kurs şirketin içinde yer aldığı sektöre özel bir eğitimi verir ve bu sektöre uygun eğitim malzemelerini kullanır. Şirket içi eğitim ayrıca şirketim kültür, örgütsel yapı ve stratejik amaçlarını da yansıtabilir. Büyük şirketlerde genellikle bölümler arası iletişimin artması biçiminde ek bir yarar daha sağlar.

Londra İşletmecilik Okulu(LBS)

Londra işletmecilik okulu, Londrada Regents Parkın kenarında yer almaktadır. Tesisleri büyüleyicidir ve bigi teknolojisinden sağlık merkezlerine kadar çok çeşitlidir. LBS Avrupadaki en büyük işletmecilik kütphanesini geliştirmiştir ve bu kütüphane 20′den fazla On-Line servisi bulunan hayli itibarlı bir bilgi servisine sahiptir. LBS yöneticilere kendilerine daha fazla güven duyan daha etkin ve rekabetçi duruma gelebilmeleri için kariyerlerinin her aşamasında onlara yardımcı olmak için bir yönetici programları portföyü sunmakatadır. Hızlandırılmış geliştirme programı belki de yüksek potansiyelli yöneticiler için dünya üzerindeki etkin kurstur.

Görev Süresi

Salı, 06 Kasım 2007

GÖREV SÜRESİ

11 KASIM 1938

22 MAYIS 1950

1884 yilinda Izmir’de dogdu. Ilk ve orta ögrenimini Sivas’ ta tamamladiktan sonra Mühendishane Idadisini (Askerî Lise) bitirdi.

1903 yilinda Kara Harp Okulu’ndan, 1906 yilinda Harp Akademisi’ nden mezun olarak, ordunun çesitli kademelerinde görev yapti.

1910-1913 yillari arasinda Yemen Isyani’nin bastirilmasi harekâtina katildi. Bu ve bundan önceki görevlerinde hudut problemleri ve asilerle yapilan anlasmalarda basarili hizmetleri ve meslekî özellikleriyle dikkati çekti. Birinci Dünya Savasi sirasinda Kafkas Cephesi’nde Kolordu Komutani olarak Atatürk’ün emrinde çalisti ve ögrencilik yillarindan beri devam eden dostluklari ile devletin gelecegi hakkinda ortak fikirleri gelisti. Suriye Cephesi’nde savasti; Millî Mücadele sirasinda Atatürk’ün en yakin silâh arkadasi olarak çalisti. Edirne milletvekilligi ve bakanlik yapti. Albay Ismet Bey, mebusluk ve bakanlik da uhdesinde kalarak Garp Cephesi Komutanligi’na getirildi. 25 Ekim 1920′den sonra Bati Cephesi Komutani olarak Çerkez Ethem isyanini bastirdi. Birinci ve Ikinci Inönü Savaslarini yönetti. Tuggeneral rütbesine yükseldi.

Sakarya Meydan Savasi ve Büyük Taarruz’dan sonra kazanilan zafer üzerine Mudanya Mütarekesi’nde Büyük Millet Meclisi’ni temsil etti. Lozan Baris Konferansi’na Disisleri Bakani ve Türk heyeti baskani olarak katildi. 24 Temmuz 1923′te Lozan Andlasmasi’ni imzaladi.

Cumhuriyetin ilânindan sonra 1923-1924 yillarinda ilk hükûmette Basbakan olarak görev aldi, 1924-1937 yillari arasinda bu görevini sürdürdü.

Inönü, Atatürk Inkilâplarinin gerçeklesmesinde ve Türkiye Cumhuriyeti’nin saglam temeller üzerine oturtulmasinda Atatürk’ün en yakin mesai arkadasiydi.

Atatürk’ün ölümünden sonra, 1938 yilinda, TBMM tarafindan Türkiye’nin ikinci Cumhurbaskani olarak seçildi. Ikinci Dünya Savasi sirasinda Türkiye’yi savas felâketinin disinda tutmayi basardi. Savastan sonra çok partili siyasî rejime geçilmesinde en büyük destek oldu. 1950 yilinda, yapilan seçimleri kaybettikten sonra, 1960 yilina kadar Ana Muhalefet Partisi Baskani olarak siyasî yasamini sürdürdü. 27 Mayis harekâtindan sonra Kurucu Meclis üyeligine seçildi ve 10 Kasim 1961 tarihinde Basbakanliga atandi.

1965 yilinda bu görevden ayrildiktan sonra milletvekili olarak siyasî yasamina devam etti, 1972′de Parti Genel Baskanligi ve milletvekilliginden istifa ederek; ölünceye kadar (25 Aralik 1973) Anayasa geregince Cumhuriyet Senatosu tabiî üyeligi görevinde bulundu.

İş Analizi

Salı, 06 Kasım 2007

İş ANALİZİ

Bölüm 4

________________________________________

4.1. İŞ ANALİZİ VE İŞ ANALİZİNİN İÇERDİĞİ BAŞLICA UNSURLAR

İşletmelerde önceden belirlenen amaçların gerçekleşebilmesi için çalışanlar ve yaptıkları işler, bölüm, birim, departman gibi çeşitli adlarla anılan gruplara ayrılmışlardır. İşletme faaliyetlerinin etkinliği açısından bu grupların sınırlarının belirlenmesi, özelliklerinin bilinmesi ve görevlerinin tanımlanması gerekmektedir. Bunun için de her birimde gerçekleştirilen faaliyetleri oluşturan işler ve birbirleri ile ilişkileri saptanmalıdır. İşletmelerde işlere ilişkin çeşitli ayrıntıları ve özellikleri saptamak amacıyla yapılan iş analizi çalışmalarına bu nedenle gerek duyulmaktadır. [1]

Yeterli bilgi olmadan, uygun yönetsel kararların alınamayacağı açıktır. Organizasyondaki işlere eleman seçmek ve istihdam etmek, onları gerektiği gibi eğitmek, ücretlerini belirlemek, performanslarını değerlendirmek için yöneticinin her işin gereklerini ve bu işlerin iyi yapılıp yapılmadığı konusunda karar verirken kullanılacak ölçütleri bilmesi gerekir. Her işin bir amacı olmalı ve her iş organizasyonun amaçlarına uzanan bir zincirin halkası gibi görülmelidir. İşin yerine getirilmesinin neleri gerektirdiği bilinmezse, elemanın kapasite ve ilgilerinin o işe uygun olup olmadığı yeterince anlaşılmaz. [2]

İş analizi, bir işin en önemli yönlerini ortaya çıkararak o işi tanımlama ve çözümleme sürecidir. İş analizi faaliyetleri işletmelerdeki, işlerin içerdiği görev, sorumluluk ve çalışma koşullarını belirlemeye yönelik çabalardan oluşur. Bu çalışmalarda ayrıca işleri yapacak olan kişilerde bulunması gereken bilgi, beceri ve yetenekler de belirlenmeye çalışılır. İş analizi sürecinde işlere ilişkin veriler çeşitli yöntemlerle sağlanır. Bu veriler genel olarak işlerin içerdiği görevlerin nasıl yapıldığını, kullanılan araç, gereç, malzeme ve teçhizatı, çalışma koşullarının özellilerini ve işlerin diğer işlerle olan ilişkilerini kapsar. [3] Çalışma biriminin ya da bölümünün analizi tamamlandıktan sonra, işleri birbirinden ayıran sınırları ve onları meydana getiren özgül görevlerin ayrıntılarını ortaya koyan iş tarifinin temeli, iş analizi olur. İş analizinden ve iş tarifinden yola çıkılarak, bir elemanın o işi iyi yapabilmek için sahip olması gereken asgari nitelikler saptanır. Bu tekniklerin ( birim analizi, iş analizi, iş tarifi ve iş nitelikleri ) dördü bir arada kullanılarak, çalışanların performanslarının değerlendirilebileceği bir dizi standart saptanabilir. [4]

Genel olarak iş analizleri iki yaklaşımla incelenebilir. Bunlardan birincisi iş analizlerini personel yönetimi açısından ele alır. Bu tür iş analizleri işletmelerde personel planlama, ücret-maaş yönetimi, eğitim v.b. konulardaki personel programlarına veri sağlayacak nitelikte hazırlanmıştır. İkinci yaklaşım ise, iş analizi kavramını daha geniş olarak tanımlar ve bu kavramın kapsamına ayrıca sanayi mühendisleri tarafından işlere ilişkin yapılan birtakım kantitatif çalışmaları da ekler. Bu yaklaşıma örnek olarak iş basitleştirme, zaman-hareket etütleri, yöntem geliştirme, iş ölçümü gibi faaliyetleri belirtebiliriz.

İş analizleri ilk kez 1900’lerin başında bir yönetim tekniği olarak geliştirilmiş ve Bilimsel Yönetim Hareketinin etkinlik sağlayıcı programlarının birçoğunda temel araç olarak kullanılmıştır. Sanayileşme sürecinde işletmelerin karşılaştıkları çeşitli belirsizliklere çözüm arayan F. Taylor, verimliliği artırmak için iş ve yöntem araştırmalarından hareket ederek, parça başı ücret sistemi, iş değerlendirme, seçim ve yerleştirme teknikleri, çalışmaların yakından ve ayrıntılı olarak kontrolü konularını bilimsel olarak ele alırken, bu çalışmaların başlangıç aşamasını ve temelini iş analizleri oluşturmuştur.

Beşeri ilişkiler hareketi sırasında iş analizlerine ilgi göreceli olarak azalmış ve 1960’lı yıllarda psikolog ve davranış bilimcilerinin örgütsel araştırmalarda iş değişkenine dikkatlerini yoğunlaştırmaları ile konuya ilgi yeniden doğmuştur. Özellikle iş dizaynı ya da işin yeniden dizaynı konusundaki kuramsal ve uygulamalı çalışmalar, iş unsurunun örgütsel yaşamdaki önemini ortaya koymuştur. Bu nedenle 1980’li yıllar iş analizinin de daha geniş bir perspektif içinde ele alınma gereğinin hissedildiği ve bu doğrultuda çalışmaların yapıldığı yıllar olmuştur. [5]

İş analizinin tarihsel gelişiminden bahsettikten sonra genel olarak iş analizi; bir örgütte yerine getirilen her işin niteliğini, işin görüldüğü çevreyi ve koşulları gözlem ve inceleme yoluyla belirleyerek, bu bilgileri yazılı hale getirme işlemidir. Böylelikle “ personele verilen görev, yetki ve sorumluluklar bütünü ” olarak tanımlayabileceğimiz işi oluşturan çalışmalar ve ödevler saptanır. İşin başarılı biçimde yerine getirilebilmesi için gereken uzmanlık, bilgi yetenek ve sorumluluk belirlenir. İşin ne tür bir ortamda ve hangi koşullar altında yapıldığı ortaya konur. [6]

İş analizini herhangi bir işe ilişkin gerekli bilgilerin toplanması çalışması olarak tanımladığımızda, bu tanım bize iş görenin neyi, nasıl, neden ve hangi bilgi ve becerilerle yaptığını araştırmamız gerektiğini bildirmektedir. Ancak daha derinliğine yapılacak çalışmalarda “ gerekli bilgiler ” deyimini de tanımlamamız ve sınırlarını belirlememiz gerekir. Bu konuda geliştirilmiş çeşitli modeller mevcuttur. U.S. Departman of Labor tarafından 1972 yılında geliştirilmiş bir model, E.J. McCormıck tarafından iş

analizi çalışmalarını sınıflandıran model örnek gösterilebilir. [1] İş analizinin içerdiği başlıca unsurlar aşağıdadır:

Unvan ve bağlı olunan birim : Görevin adı ve örgütte hangi birimde yer aldığı gösterilir. Unvan stadardizasyonu olması istenir.

İşin özeti : İş tanımında bir iki cümleyle açıklama yapılır.

Görevler : Her bir iş görev sayılır. Harcanan süre belirtilir. İşin nasıl yerine getirileceğini de içerir.

Makine araç-gereç, donanım : İşte kullanılan araçlar sıralanır.

Malzeme, ürün, hizmet : Kullanılan hammadde, üretilen ürün, sunulan hizmetler yer alır.

Yöneticilik : Emir ve gözetim altında bulunanların sayısı ve unvanı gösterilir.

Diğer görevlerle ilişkisi : Bu göreve yükselebilecek görevler ve bu görevden yükselenebilecek görevler gösterilir.

Zihinsel çaba : Karmaşık veriler ve görüşlerin yorumlanması, değişik durumlarla uğraşılması, başkalarını ikna yeteneği gibi zihinsel becerileri içerir.

Fiziksel çaba : Fiziksel çalışmanın türü ve süresi, oturarak ya da ayakta çalışma pozisyonu.

Fiziksel beceri : Örneğin ustalık, göz-el-ayakla uyumlu çalışma.

Sorumluluk : Örneğin, üründen, donanımdan sorumluluk ve mali sorumluluk

Çalışma koşulları : Soğukta, sıcakta, gürültülü ortamda vb. koşullarda çalışma.

İş riski : İşin hangi riskleri olduğu, iş kazası olma olasılığı gibi konular.

Öğrenim düzeyi : Mantıksal işlemlerde, yabancı dil bilgisinde, matematik işlemlerinde vb. gerekli beceriyi kazanabilmek için şart koşulan öğrenim süresi.

Mesleki hazırlık : Mesleki eğitim, çıraklık eğitimi, iş öncesi deneyim, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim konularını kapsar. [2]

4.2. İŞ ANALİZLERİNİN AMAÇLARI

İş analizlerinin işletmelerdeki amaç ve kullanım alanlarını belirlemek için öncelikle çeşitli örgütsel faaliyetlerle, söz konusu çalışmanın ilişkisini belirlemek yararlı olacaktır. Özellikle günümüzde personel programlarının çoğu için iş analizleri önemli bir veri kaynağı oluşturmaktadır. Ancak iş analizlerindeki çeşitli nedenlerden kaynaklanan aksaklıklar, yetersizlikler ve sorunlar ilişkili olduğu personel programına da yansımakta ve bu programların başarısını da olumsuz olarak etkilemektedir. Aşağıda iş analizlerinin çeşitli personel faaliyetleri ve diğer bazı örgütsel unsurlarla olan ilişkisi ele alınarak, bu tür çalışmaların işletmelerdeki başlıca kullanım alanları belirlenecektir:

İş Dizaynı: Şekil 4.1 ’den de anlaşılacağı gibi, iş analizlerinin özellikle hazırlık aşamasında personel yönetiminin çalışma yaşamının kalitesini geliştirici doğrultudaki programları etkili olmaktadır. Bu tür programların en önemlisi olan iş dizaynı çalışmaları ile işletmelerdeki işlerin yapıları, çalışanlar için daha çok iş tatmini yaratacak şekle dönüştürülmeye çalışılır. İşlerin yapılarının monotonluk ve rutinlikten uzak, kişiye daha fazla sorumluluk ve kendini geliştirme imkanı sağlayacak şekilde değiştirilmesinden sonra yapılacak iş analizlerinde, işlerin bu tür programlarla kazandığı yeni özellikleri içerecektir.

Tepe Yönetiminin Amaçları: İş dizaynı programları ile olan ilişkisinden başka, iş analizleri örgütün tepe yönetimin amaçları doğrultusunda yaratılırlar. Bu amaçlar aynı zamanda performans standartlarını da belirleyici unsurlardır. Bu nedenle belirli bir işi söz konusu standarda göre yapmak için gereken bireysel özellikler de tepe yönetimin amaçları ile şekillenir. Tepe yönetimin amaçlarının iş analizi çalışmalarını şekillendiren özelliğinin yanı sıra, tepe yönetiminin desteği de bu konuda çok önemlidir. Çalışmaların çeşitli aşamalarında ortaya çıkacak, örneğin işlerin yeniden dizaynı, bazı işlerin eliminasyonu, işlerin sınıflandırılması gibi faaliyetlerin birer maliyet unsuru olduğunu tepe yönetim bilmeli ve bu doğrultuda programa destek vermelidir.

Teknoloji: Örgütlerde kullanılan teknoloji işlerin yapısını doğrudan etkileyen faktörlerin en önemlisidir. Genel olarak çalışma yaşamındaki teknolojik gelişmeler, işlerin çalışanlar için olumsuz hale dönüşmesine neden olmuştur. Mekanizasyon ya da otomasyon gibi uygulamalar kişinin işi başında duyduğu tatmin duygusunu azaltmış, işlerin rutin, tekrarlı, monoton ve basit hale dönüşmesi iş görenlerin giderek işlerine yabancılaşmalarına neden olmuştur. Çalışma yaşamında ki bu olumsuz gelişmelere işletme yönetimleri kayıtsız kalmamış ve işlerin yapısından kaynaklanan bu tür sorunlara çözüm getirmek amacıyla işlerin yapılarının kişi için daha tatmin edici bir biçimde değiştirilmesi yönünde programlar uygulamaya başlamışlardır. Bu çalışmalarda da doğal olarak işlerin o anki özellikleri hakkındaki bilgileri iş analizleri yolu ile elde etmeleri gerekmiştir.

Örgüt Yapısının Oluşturulması ve İnsan Gücü Planlama: Tepe yönetimin belirlediği amaçların gerçekleştirilmesi için gereken faaliyetler saptandıktan sonra, bunlar belirli işler halinde örgüt yapısındaki çeşitli pozisyonlarda yerlerini alırlar. Bu da bize örgüt yapısının oluşturulması ile iş analizi sürecinin esaslı bir biçimde gerçekleştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu durumda iş analizleri ve örgüt şemaları söz konusu süreçlerin karşılıklı etkileşimi ve bilgi alışverişi sonucunda ortaya çıkacaktır. Yapı oluşturulup, işler tanımlandıktan sonra, o işleri yapacak kişilerde bulunması gereken özellikler belirlenir. Daha sonra hazırlanan bu iş gereklerine göre işletmenin insan gücü ihtiyacının nitelik ve nicelik olarak saptanmasına yani insan gücü planlama faaliyetlerine sıra gelir.

Personelin Sağlanması, Seçimi ve İşe Yerleştirilmesi: Personelin işe alınmasında en önemli husus kuşkusuz işin gerekleri ile iş görenin nitelikleri arasındaki uygunluğun sağlanmasıdır. İşetmelerde bu amaçla çeşitli testler, görüşmeler vb. programlar uygulanır. Ancak bu programların etkililiğinin temelinde iyi hazırlanmış iş tanımı ve iş gereklerinin varlığı söz konusudur. İşe alma sürecinde kullanılan testlerin geçerliliği de, zaten söz konusu iş tanımlarında belirtilen görevler için gerekli için gerekli kişisel özellikleri ölçebildiği ölçüde artacaktır. Bu nedenle işletmeler personel seçimi ve yerleştirme faaliyetlerinde iş analizlerinin önemini hiçbir zaman gözden uzak tutmamalıdır.

Eğitim Faaliyetleri: İşletmelerde eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi konusunda iş tanım ve gerekleri görevliler için oldukça önemli birer araçtır. Hazırlanacak eğitim programlarının içeriği bu yoldan belirlenebileceği gibi, eğitime katılması gerekli kişilerin seçimi de böylece daha kolaylaşacaktır. İşletmeler işe yeni başlayan elemanlarına iş tanımlarını vermeyi ihmal etmemelidirler. Çünkü kişi kendinden neler beklendiğini ve geliştirmesi gereken özellik ve bilgilerini de böylece daha kolay anlayacaktır.

Ücret ve Maaş Yönetimi: Ücret ve maaş yönetiminde işleri, önem güçlük derecelerini dikkate alarak, nispi olarak değerlemeye yönelik yapılan iş değerleme çalışmalarında, iş analizleri sistemi gerekli ve önemli bilgilerle besler. İş değerleme sisteminde kullanılan ücret belirleyici nitelikteki değerleme faktörleri iş analizi ve iş gereklerine dayanarak oluşturulurken, işlerin çeşitli sınıflara ayrılmasında da gene iş gereklerinden yararlanılmaktadır. Ayrıca işletme içi ücretlerin adil olup olmadığını anlamak için benzer işlere diğer işletmelerin verdikleri ücretleri belirlemek amacı ile yapılan piyasa ücret araştırmalarında da iş analizi verileri ve iş tanımları kullanılmaktadır. Bu çalışmalarda iş analizi ve iş tanımlarından yararlanarak diğer işletmelerde ki işler ile kendi işletmemizdeki işlerin ne oranda benzer olduğunu ve ortak özelliklerini saptamış oluruz.

Performans Değerlendirme: İşletmelerde yürütülen performans değerlendirme çalışmalarının etkinliği, önemli ölçüde önceden belirlenen performans standartlarına bağlıdır. Performans standartlarının genellikle sayısal olması arzulanırsa da, birçok işte sayısal standartların saptanması oldukça güçtür. Ancak, standartların gerçekçi, anlaşılabilir, kesin, spesifik, yapılan işle ilgili olması gibi özellikleri de sayısal olmaları kadar önemlidir. Bu özelliklere sahip standartları belirlerken en güçlü bilgi kaynağımız iş analizleri/iş tanımlarıdır. Bu nedenle, bir performans değerleme çalışmasına başlarken öncelikle iş tanımlarımızın yeterli olup olmadığını araştırmak olacaktır. Eğer elimizdeki iş tanımlarımız yeterince güvenilir değilse, söz konusu programa başlamadan bu eksiğimizi tamamlamamız gerekecektir.

İş güvenliği ve İş Gören Sağlığı: Ayrıntılı olarak hazırlanmış iş analizleri, işletmedeki tehlikeli ve sağlığa zararlı olan koşulların belirlenmesinde ilgililere yardımcı olurlar. İşletmelerdeki belirli işlerin sağlığa zararlı ve tehlikeli koşullarda gerçekleştiriliyor olması kaçınılmazdır. Ancak bu koşulların önceden ayrıntılı olarak incelenip, tanımlanması, bu doğrultuda önleyici önlemlerin alınmasını sağlar. Ayrıca iş analizlerinden elde edilen bilgiler tehlikenin işin kendisinden mi, yoksa çevresinden mi kaynaklandığını anlamamızı ve yerinde önlemler almamızı kolaylaştırır. [1]

4.3. İŞ ANALİZLERİNDE BİLGİ TOPLAMA YÖNTEMLERİ

İyi yönetim, iyi bilgi almaya bağlıdır. Etkili bir iş analizi sistemi, organizasyon ve o organizasyondaki işlerle elemanlar hakkında güvenilir bilgi sağlar. İyi bir iş analizi, işlerin incelenmesiyle başlamaz. Analiz organizasyonun kendisinin, felsefesinin, görev ve amaçlarının ve her birimin organizasyon içindeki stratejik rolünün iyice anlaşılmasıyla başlamalı ve bu doğrultuda sürdürülmelidir. İş analizi tek başına hiçbir anlam ifade etmez; organizasyonun amaçlarına ulaşmasına katkıda bulunduğu ölçüde bir anlamı vardır. Dolayısıyla, iş analizi programının doğasını ve sınırlarını, bu analizden elde edilecek bilginin kullanım amacı belirler. İnsan kaynakları fonksiyonunun etkisini en üst düzeye çıkarması, bu bilgilerin zamanında elde edilmesine ve doğruluğuna bağlıdır. [2]

İşletmeler klasik veri toplama yöntemlerinin bir veya birkaçını birlikte kullanarak, iş analizlerinin içermesi gereken bilgileri kendilerine özgü prosedürlerle sağlayabilecekleri gibi, önceden geliştirilmiş bazı standart tekniklerin yardımı ile de iş analizi çalışmalarını sürdürebilirler. Bu tür standart prosedürlerin kullanılması durumunda, aynı prosedürleri izleyen işletmeler arasında özellikle ücret/maaş yönetimi konusundaki bilgi alışverişi daha kolay olacaktır. Özellikle piyasa ücret araştırması yapan işletmeler birbirlerinden elde ettikleri bilgilerden daha rahat yararlanabileceklerdir. Genellikle belirli bir standart yapı ve formatı olan tekniklere Fonksiyonel İş analizi, Yönetici Pozisyon Tanımı Anketi, Hay Planı, Metot Analizi, Pozisyon Analizi Anketi gibi örnekler verilebilir.

Aşağıda iş analizi sürecinde yararlanılan başlıca veri toplama yöntemleri kısaca ele alınacaktır.

4.3.1. GÖZLEM: Analizi yapan kişinin işe ilişkin genel bir izlenim edinmesini sağlarsa da, bu yöntem tek başına her tür işin analizinde yeterli olmayabilir. Gözlem yolu ile analist işin yapıldığı ortam ve koşulları, tehlikeleri, kullanılan araç ve teçhizatı tanıyabilir. Ancak söz konusu işin kişide ne tür bilgi ve beceriler gerektirdiğinin gözlem yolu ile anlaşılması her zaman için kolay değildir. Bu nedenle, ele alınacak diğer bilgi toplama yöntemlerinden bir veya birkaçı ile birlikte uygulanması halinde daha etkin sonuçlar alınacaktır.

Gözlem yöntemi basit, tekrarlardan oluşan ve tamamlama süresi kısa olan işlerin incelenmesinde, özellikle zaman ve hareket etütlerinin yapılışında tek başına yararlanılan bir yöntemdir.

4.3.2. ANKET: Özellikle iş değerlemesi amacı ile yapılan iş analizlerinde bu yönteme başvurulduğu görülmektedir. Ayrıntılı olarak hazırlanan formlar iş görene dağıtılır. Bazı durumlarda iş görenler formları doldurduktan sonra, formlar üstleri tarafından da kontrol edilir ve daha sonra personel departmanına iade edilir. Eğitim yetersizliği nedeni ile bazı iş görenlerin fikirlerini ifade edememeleri, eksik ya da yoruma açık bilgiler vermeleri bu yöntemin sakıncaları arasında belirtilebilir.

4.3.3. MÜLAKAT: En çok kullanılan iş analizi yöntemidir. Daha sonra iş tanımı hazırlayacak olan analist, burada gerek duyacağı bilgileri sağlamak için uygun sorular sorabilir, bunları yorumlayabilir. Toplanan bilgilerin fazla ve gereksiz olanları daha sonra analist tarafından ayıklanabilir. Bu yöntem anketle birlikte kullanıldığında, daha etkin sonuçlar alınacaktır.

4.3.4. DİĞER YÖNTEMLER: İş analizi çalışmalarında yukarıda belirtilen üç temel yöntemin bazen tek başına, bazen de birkaçının birlikte kullanıldığı görülmektedir. Bu yöntemlerden başka uzmanların bilgisine başvurma, günlük kayıtlardan yararlanma, işaretleme listesi vb. yöntemler de çok yaygın olmamakla birlikte iş analizlerinde bilgi toplamak amacı ile kullanılmaktadır. [3]

4.4. İŞ TANIMLARI VE İŞ GEREKLERİ

İşe ilişkin verilerin toplandığı ve incelendiği bir süreç olan iş analizinde, sağlanan bu veriler daha sonra düzenlenerek iş tanımları ve iş gerekleri haline dönüştürülür.

İŞ TANIMLARI: İş analizi sürecinde toplanan bilgilerin özetlenerek formüle edildiği belgelere iş tanımları denir. İş tanımlarında işlerin aşağıdaki belirtilen özelliklerine ilişkin bilgiler mevcuttur:

a. İş tanımlarının içerdiği bilgiler:

- İşin tanıtılması: İşin ünvanı, varsa kod numarası, ait olduğu bölüm ve işin özeti bu bölümde ele alınır. Bu bölüme kısa bir özet ilave edilmesinin nedeni, bazen işin adı ve ünvanının işin tanıtılmasında yeterli olmamasıdır.

- İşin içerdiği görevler: Bu bölüm iş tanımının yazılması en güç bölümüdür. Hangi görevlerin nasıl yapıldığının çok ayrıntısına girilmeden anlatıldığı bu bölümde, görevlerin yapılış amaçları da kısaca belirtilmelidir. Görevler yapılış sırasına ya da kronolojik esasa göre (günlük, haftalık, aylık) ele alınmalı ayrıca söz konusu görevin işin bütünü içinde ne süre gerektirdiği de tahmin edilmelidir.İşlerin yapılışına ilişkin bu bölümde, belirli bir dil kullanılır. Bu dil genellikle üçüncü tekil şahıs olup, geniş zamanlıdır. Bu üslubun amacı ifadeye açıklık ve kesinlik kazandırarak haberleşmeyi kolaylaştırmaktır.

- İşin ilişkili olduğu diğer işler ve işin gerektirdiği gözetim: Bu bölümde işin yatay ve dikey olarak diğer işlerle olan ilişkisi belirlenir. Dikey ilişkiler gerektirdiğinde terfilerle ilgili kararlara yardımcı olacaktır. Yatay ilişkilerle de iş akışı ve işin prosedürleri belirlenecektir.

İş tanımının bu bölümüne ayrıca gözetimle ilgili hususlar da eklenir. Örneğin, işin kendisinin gerektirdiği gözetim ve işin hangi işlerin gözetiminden sorumlu olduğu gibi. Bu arada gözetimin türü de anında, yakından ya da genel gözetim gibi belirtilir.

İş tanımları yukarıda belirtilenlerden başka işin yapıldığı koşulları (nemli, sıcak, soğuk, gürültülü vb.) ve işlerin yapılışında kullanılan malzeme, araç, gereç ve teçhizatı da içerir. Bu bölümde ayrıca çalışma koşullarındaki tehlikeli durumlar ve tehlike yaratacak faktörler de ayrıca belirtilmelidir.

İşin yapılışına ilişkin bilgiler bölümünde teknik ya da anlaşılmayan sözcük ya da terimler, herkes tarafından anlaşılacak şekilde yeniden tanımlanmalı ve açıklanmalıdır.

Yöneticilerin iş tanımları ise diğer bazı özel farklılıklar içerir. Yöneticilerin görevlerini kesin sınırları ile tanımlamak güç olduğundan, amaçlar ve durumsal faktörler, bu tür iş tanımlarında önem kazanır. Bazı iş tanımlarında söz konusu amaçlar fiziksel kaynaklar, sorumlu olunan süreç, program ve sistemler, beşeri kaynaklar gibi boşluklar altında diğer ikincil amaçlara ayrılarak tanımlanmaya çalışılır.

b. İş tanımlarının hazırlanmasında dikkat edilecek hususlar:

Yukarıda hangi tür bilgiler içereceği açıklanan iş tanımları, işi yapan kişiyi değil, işin kendisini tanımlamalıdır. İş yerine, kişinin tanımlandığı durumlarda, bu kişinin işten ayrılması, terfi etmesi ya da başka bir işe nakli iş tanımında bir istikrarsızlık yaratacaktır. Ancak bu konuda bazı istisnalar olabilir. Örneğin, işletmenin genel müdürü ya da yeni bir uzmanlık dalında görev alacak bir elemanı için, söz konusu kişilerde bulunan bilgi, beceri ve yetenekleri tanımlayan, kişiye özgü iş tanımları hazırlanabilir.

İş gücü piyasasının durumu bazen iş tanımlarını etkileyebilir. Eğer işletmeler belirli işler için eleman bulmakta güçlük çekiyorlarsa, işe alma politikalarını iş gücü piyasasında ki değişiklik ve sınırlamalara göre yeniden belirleyeceklerdir. Bu durumda iş tanımlarının da koşullara uygun şekilde yeniden değerlendirilmesi ve düzenlenmesi gerekecektir.Bazı yöneticiler iş tanımlarının kullanım alanlarını iyi bilmediklerinden, esneklik ve yaratıcılıklarının engelleneceği düşüncesi ile iş tanımlarını kullanmak istemezler ancak iyi hazırlanmış iş tanımları işin gerektirdiği esneklik ve yaratıcılık özelliklerini de yansıtabilecektir.Diğer bazı yöneticiler ise iş tanımlarını gerçekçi olamayan bir biçimde aşırı ayrıntı ile doldururlar. Bu gibi durumlarda da iş tanımları asıl amacından uzaklaşır ve kullanım kolaylığını kaybeder.

Özetlenecek olursa, iş tanımlarından işletmelerde etkin bir biçimde yararlanabilmek için aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır: [1]

- Kişilerin sorumlulukları açık seçik ve anlaşılır bir biçimde ifade edilmelidir. Sorumlulukların iyi ifade edilmesi hem performansı geliştirir, hem de iş tatminini artırır.

- İşler arasındaki ilişkiler açıkça belirlenmelidir. İşletmelerde bir işin gerçekleştirilebilmesi için bu işin yatay, dikey ve diagonal olarak diğer bazı işlerle etkileşim ve bağımlılığı söz konusudur. Bu tür ilişkiler ne denli, belirgin olarak ortaya konursa, sistemin amaçları doğrultusunda faaliyet göstermesi de, o denli kolaylaşacaktır.

-İş tanımlarının, düzenlendikten sonra ilgili gözetimci ve personel departmanı tarafından kontrol edilmesinde yarar vardır. Gözetimcinin iş tanımını kontrolü, bir açıdan iş gören ile gözetimcinin söz konusu işin amacına ilişkin ortak bir fikirde birleşmelerini sağlayacaktır.

-Personel departmanının özellikle yapısı ve diğer özellikleri değişen işlere ait tanımları sık sık gözden geçirmesi gerekir. Çünkü bir iş tanımında yapılan değişiklik, diğer bazı tanımların da değiştirilmesini gerektirecektir.

İŞ GEREKLERİ: İş gerekleri herhangi bir işi uygun bir biçimde yapabilmek için kişide bulunması gereken özellikleri içerir. İş gerekleri, belirli bir işi yerine getirmek için gerekli yetenek ve becerileri tanımladığından gerçekte bir eleman tarif namesidir. Böyle bir tarif namenin hazırlanması, büyük bir duyarlılık ve politik beceri gerektirir. İş gerekleri, iş analizi sürecinde toplanan bilgilerle ve genellikle de iş tanımlarının hazırlanmasından sonra, iş tanımlarındaki belirli görev ve sorumlulukları temel alarak hazırlanır. İş gerekleri işin yapılması için gerekli becerileri, fiziksel ve zihinsel çabayı bazen de alınacak sorumluluklara ilişkin birkaç değinmeyi içerir. “ Zihinsel çaba ” sözünden, normal olarak, işin doğurduğu stres ya da gerektirdiği yoğun konsantrasyon anlaşılır. “ Fiziksel çaba ” ise, kaldırılacak ağırlık, ayakta durma, yürüme gibi fiziksel gerekleri anlatır. İşin gerektirdiği beceriler bazen eğitim ve deneyim açısından da tarif edilir. Eğitimle ilgili beklentiler, elemanın sahip olması gereken diploma, sertifika gibi belgelerle ifade edilebilir. Deneyimle ilgili beklentiler ise, elemanın benzeri bir işte kaç yıl çalışmış olması gerektiğini anlatır.

İş gereklerinde belirtilen deneyim ve becerilerin gerçekçi bir değerlendirmeyle saptanmış olması çok önemlidir. Listeye işin yapılması için gerçekten gerekli olmayan maddelerin dahil edilmesi, iş yasalarını ihlal edebilir. İşveren, çalışanlardan beklenen her özelliğin iş için gerçekten gerekli olduğunu ispatlayabilmelidir. Bir organizasyon, iyi bir performans için gerekli olduğunu kanıtlayamadığı diplomaları elemanlardan talep edemez.

Titizlikle hazırlanmamış iş nitelikleri uygun bir eğitime sahip olmayan elemanların işe alınmasına yol açabilir. Bu konuda dikkatsizlik gösterilmesi, organizasyona karşı ayrımcılık suçlamasıyla dava açılmasına da neden olabilir. Ayrıca bu durumda iş doğru değerlendirilmeyebilir; bu da ücret ve ikramiye konularında adaletsiz kararlar alınmasına yol açar. İş gerekleri organizasyonun kabul edilebilir gördüğü performans düzeyine ve nihai amaca ulaşmak için ikame edilebilecek becerileri de göz önünde bulundurur. Bedensel bir sakatlığı olan birinin işe gerektiği gibi yapamayacağı varsayılmamalıdır; böyle bir elemanın aynı işi farklı ya da alışılmadık bir yoldan iyi bir şekilde yerine getirmesi mümkündür. Dolayısıyla iş gereklerinde işin asgari gerekleri yer almalıdır. [2]

İş gereklerinin hazırlanmasında ilgili gözetimci ya da amirin yardımına ihtiyaç duyulur. Bazı işlerde, o işleri tanıyan bir kaç kişi daha, personel uzmanı ve gözetimci ile işbirliği içinde çalışabilir.

4.5. İŞ ANALİZİ PROGRAMLARININ YÜRÜTÜLMESİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

İş analizleri çeşitli personel fonksiyonlarının gerçekleştirilmesinde gerekli olan bilgilere kaynak oluşturduğundan, işletmelerde genellikle bu programların yürütülme sorumluluğu personel bölümüne verilmiştir. Ancak çalışmalar sırasında tepe yönetimin, diğer yöneticilerin ve özellikle de işleri en yakından tanıyan kişiler olarak gözetimcilerin personel uzmanı ya da görevlilerine yardım ve destekleri gerekecektir.

İş tanım ve gerekleri nihai halini almadan önce, bir kez de işi yapan kişiye gösterilip, onunda görüşleri alınmalıdır. Özellikle yönetsel pozisyonlardaki işler için bu yolun izlenmesi daha önemlidir.

4.5.1. İŞ ANALİZİ PROGRAMLARINDA GÖREV ALACAK KİŞİLER

Küçük işletmelerde iş analizi programının tüm sorumluluğunu personel yöneticisi üstlenebilir ve iş analizlerinin kullanım amaç ya da amaçlarına göre, işletmede söz konusu faaliyetlerle ilgili olan kişilerde bu programlarda personel yöneticisi ile birlikte çalışırlar. Örneğin, ücret-maaş konusu ile ilgili kişinin, iş değerlemesi amacı ile gerçekleştirilen iş analizi programında görev alması gibi.

Daha büyük işletmelerde, özellikle iş analizleri çok amaçlı kullanılmak istendiğinde, bu kez işin genişleyen kapsamına göre çeşitli sayıda analistin görevlendirilmesi gerekecektir.

Bazı işletmeler bu konuda ek personel görevlendirmeden ya da işletme dışı bir kuruluştan yardım almadan bu çalışmaları yürütmek isteyebilirler. Ancak bu gibi durumlarda, işletme içinde söz konusu çalışmada deneyimli kişi ya da kişilere mutlaka gerek duyulacaktır. Bu kişiler de ayrıca birlikte çalışacakları kişilere programın ruhunu ve felsefesini açıklayacak bilgiyi ve gerekli eğitimi vermeyi ihmal etmemelidirler.

4.5.2. İŞ ANALİSTLERİNİN SEÇİMİ

İş analistlerinin seçiminde en önemli husus kişinin inceleyeceği tüm işlere ilişkin bilgi sahibi olması değil, olaylara ve işlere ilişkin verileri toplayıp, bunları değerlendirebilme ve düzenleyebilme yeteneğine sahip olmasıdır. Bu nedenle analistin incelenecek tüm işler hakkında önceden ayrıntılı bilgi sahibi olması gerekmeyebilir, ancak işler hakkında bilgisi olan analistler doğal olarak yaptıkları mülakatlarda işin sahibine daha isabetli sorular sorabilecekler, gözlemlerinde önemli ve kritik hususları gözden kaçırmayacaklardır.

Tecrübesiz analistlerin de belirli bir eğitimden geçmesi mutlaka yararlı olacaktır. Bu tür bir eğitimde işletmenin yapısı, işlerin bu yapı içindeki konumu, işletmenin iş analizlerini kullanım amaçları, veri toplama yöntemleri konularının ele alınması uygun olacaktır. Yeni analistlere tecrübe kazandırmanın diğer bir yolu da ilk birkaç analizin tecrübeli bir analist eşliğinde yapılmasıdır.

4.5.3. İŞ ANALİZLERİNİN GEÇERLİLİK VE GÜVENİLİRLİLİĞİ

Geleneksel olarak sayısal veriler olmadığından, iş analizlerinin geçerlilik ve güvenilirliğini ölçmek oldukça zordur. Ancak belirli hususları dikkate alarak yürütülen iş analizi çalışmalarının sonuçları daha geçerli ve güvenilir olacaktır. Örneğin, özellikle geçerlilik ve güvenilirliğinden kuşku duyulan işleri birden fazla analistin birbirlerinden bağımsız olarak incelemeleri ve sonuçları daha sonra karşılaştırmaları bu konuda yararlı olacaktır. Ya da, iş analizi verileri ile düzenlenen iş tanım ve gerekleri kesin hale dönüştürülmeden, iş gören ve ilk üstünün onayının ya da görüşlerinin alınması geçerlilik ve güvenirliğini doğal olarak etkileyecektir.

Çeşitli yönetim hareketleri içinde zaman zaman abartılarak ele alınmış, bazen de ihmal edilmiş bir örgüt öğesi olan iş, günümüzde iş analizi adı verilen çalışmalarla işletmelerdeki önemini somut olarak kabul ettirmiş durumdadır. İş analizleri çeşitli örgütsel süreçlerin etkinlikle işleyebilmesi için temel bir araç niteliğinde olup, özellikle de personel yönetimi fonksiyon ve programları açısından oldukça yararlı ve vazgeçilmez bilgiler içermektedir. Bu bilgiler çoğunlukla söz konusu programların başarısında etkili olduğundan, işletmelerde iş analizlerinin kavramsal ve uygulamalı niteliklerinin gayet iyi anlaşılmasından ve söz konusu çalışmalara iş görenleri de bu konuda eğittikten sonra başlanması çok daha akılcı olacaktır. [3]

Tablo 4.1 İş Analizi soru formu örneği

İŞYERİNİN ADI : …………………………….. İŞ KOLU : …………………………

DEPARTMAN : ….. ………………………… İŞİN ADI : …………………………

BÖLÜM : ……………………………… TARİH : …………………………

Cevap vermeden önce soruları dikkatle okuyunuz. Kısa ve özlü cevaplar veriniz.

Görevlerin Tanımı : Yaptığınız işin genel amacı nedir ?

1. İşinizi, yapış biçimini ve işlerinizin türünü açıklayınız. (Kimden veya nereden iş alırsınız, aldığınız iş üzerinde ne gibi değişiklikler yaparsınız ve yaptığınız işi kime veya nereye verirsiniz. Bu soruyu cevaplarken günlük işlerinizi göz önüne getiriniz.)

2. Haftalık, aylık gibi dönemsel görevleriniz varsa nelerdir, açıklayınız.

3. Belirsiz zaman aralıkları ile yaptığınız işler varsa açıklayınız.

4. Emrinizde çalışanlar varsa, nezaret ettiğiniz işlerin adını ve her işte çalışanlar sayısını belirtiniz.

5. Kime karşı sorumlusunuz ve işin yapımı ile ilgili olarak kimden talimat alırsınız ?

Görevlerin Yapımı :

A. Düşünsel Gerekler

7. Yapmakta olduğunuz işin iyi bir biçimde yapılabilmesi için gerekli örgütün eğitim düzeyi nedir ?

8. İşinizin yapımı ile ilgili gerekli yaygın eğitim kapsamını süre ve konu yönünden açıklayınız.

B. İş Tecrübesi ve Beceriler

9. Yapmakta olduğunuz iş için gerekli iş tecrübesi ve becerinin kazanılabilmesi için gerekli süre nedir ve söz konusu beceri ve iş tecrübesinin nitelikleri nelerdir ?

10. Hangi görev kademelerinde çalışanlar, eğitim yoluyla yapmakta olduğunuz işi yapabilir duruma getirilebilir.

11. Yapmakta olduğunuz işten sonra göreceğiniz ilave eğitimle hangi üst görevlere geçebilirsiniz

12. Yapmakta olduğunuz işin güç yönleri nelerdir ve bu güçlüklerin nedenlerini açıklayınız

C. Bedeni Gayret :

13. Çalışma sürenizin; ayakta, oturarak, hareket ederek ve başka bir biçimde geçen sürelerini yüzde olarak belirtiniz.

Ayakta % , Oturarak % , Hareket ederek % , Diğer %

14. Yapmakta olduğunuz işle ilgili bedeni gerekler nelerdir ?

Sorumluluk:

15. Yapmakta olduğunuz işin parasal, nezaret ve başkaca değer taşıyan sorumlulukları nelerdir açıklayınız

Çalışma Şartları :

16. Çalışma saatleriniz nelerdir ?

17. Yapmakta olduğunuz işin hoş olmayan yönleri nelerdir ?

Not : İşinizle ilgili gerekli gördüğünüz başkaca açıklamalar varsa belirtiniz

Adınız Soyadınız :

Yapmakta olduğunuz görevde kıdeminiz :

Tablo 4.2. İş Tarifi Formu Örneği,

İŞYERİNİN ADI : ………………………………… İŞ KODU :

DEPARTMAN : ………………………………… İŞİN ADI :

BÖLÜM : ………………………………… TARİH :

1.İŞİNÖZETİ : ………………………………………….. ………………………………………….. ……..

………………………………………….. ………………………………………….. ……….

2.GÖREVLER : ( Belirli görevlerin tanımlanması, her görev için tüm çalışma zamanına oranla yüzde kaç zaman ayrıldığının yazılması )

Temel Görevler :

% 1) ………………………………………….. ………………………………………….. ………………

% 2 ) ………………………………………….. ………………………………………….. ………………

% 3 ) ………………………………………….. ………………………………………….. ………………

Periyodik Görevler :

% 1 ) ………………………………………….. ………………………………………….. ……………..

% 2 ) ………………………………………….. ………………………………………….. ……………..

Arızi Görevler :

% 1 ) ………………………………………….. ………………………………………….. …………….

% 2 ) ………………………………………….. ………………………………………….. ……………

3.ORGANİZASYONEL İLİŞKİLER VE NEZARET :

Çalışmalarını Nezaret Ettiği Kişiler ………………………………………….. …………………….

Çalışmasına Nezaret Eden Kişi ………………………………………….. ……………………..

İşbirliği Yaptığı Birimler ve Görevler ………………………………………….. ………………..

4.İŞİN YAPIMI İÇİN GEREKLİ ASGARİ NİTELİKLER

Eğitim : ………………………………………….. …………………. CİNSİYET

İş Tecrübesi : ………………………………………….. …………………. Kadın Erkek

Beceri : ………………………………………….. ………………….

Sorumluluk : ………………………………………….. ………………….. Ya ş

İş Bilgisi : ………………………………………….. …………………..

ÇALIŞMA ŞARTLARI : ………………………………………….. …………………………………..

Kaynak Ferhat Şenatalar , Personel Yönetimi ve Beşeri İlişkileri,İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1978, s.81

ANA SAYFAYA DÖNÜŞ BİTİRME ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

undefined

undefined

More…

[Close]

[Close]

Click Here

İnkılapçılık

Salı, 06 Kasım 2007

İNKILAPÇILIK

Türk Yenini,İyinin,Güzelin ve Doğrunun Arayıcısı :

ATATÜRK ilkelerinin özünü, iyiye, güzele ve doğruya gitmek oluşturur.İnsa-

na yakışan, insanca olan her şey bu özde yerini bulur.İnsanı öteki yaratıklar-

dan ayıran nitelik akıl olduğu gibi, yaşamındaki sürekli gelişimdir de… Bu sü-

rekli gelişim hareketi gerektirir.Duran şey gelişmez.İçinde bulunduğu dururmu

kabulemek de bir duruştur. İnsan tabiatta her geçen gün bir başka yeninin

ardındadır.Elindekiyle yetinmez.Bir başka yeniyi, bir başka güzeli ve bir baş-

ka doğruyu arar durur.Ona yakışan da budur.Yoksa, en basit deyim ile, öteki

yaratıklardan ne ayrılığı olurdu?

İnsanların oluşturduğu toplumlar da böyledir.Milletler hep aynı çağın Koşulları içinde yaşamaya razı olsalar, yaşama güçlerini yitirirler.Nitekim

tarih bu gibi milletlerin örnekleriyle doludur.Uygarlığın geliştirdiği çağ koşul-

larına uymayan ya da uymuyan milletler tarihin karanlıkları içinde yok olup

gitmişlerdir.

Genel tarih bize gösteriyor ki Türk milleti, en eski çağlardan beri, yep iyinin,güzelin,doğrunun ve yeninin arayıcısı olmuştur.Bu nedenlerledir ki,

Türk milleti yaşamını sürekli olarak sürdürmüştür.Öncelikle şunu belirtelim ki

Türk’ün ruhunda ”aramak” hep bir ateş gibi yanıp durmuştur.Bu ateş onu Asya’nın doğusundan Avrupa’nın batı ucuna, Afrika’nın ortasına kadar koş-

turmuştur.O, bu ateşle birbiri ardı sıra gelen devletleri tarihe armağan etmiş, her çağda yeninin habercisi, müjdecisi olmuştur.

Bütün bu hareketleri yaparken içinde bulunduğu koşullardan sıyrılıp çağdaş uygarlık düzeyindeki yerini almıştır.Kendisine engel olan durumları ortadan kaldırmasını bilmiştir.Ancak, ne zaman bunu yapmamışsa, kısa ya da uzun süreli bunalımların içinde kalmıştır.Bu nedenledir ki Türk’e durmak hiçbir zaman yaraşmamıştır.

Bütün bunalrdan şuraya varırız ki ”yenileşmek için hareket” demek olan inkılap, Türk’ün yabancı olmadığı bir kavramdır.İnkilapçılık Türk’ün ruhun-

da vardır.Türk yaradılıştan inkilapçıdır.

Öyleyse şimdi ATATÜRK ilkelerinden biri olan inkılapçılık ilkesini an-

atmakta zorluk çekmeyiz.

Tez Özeti

Salı, 06 Kasım 2007

TEZ ÖZETİ

Rekabetin hızla arttığı, teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde, herşey süratle değişmektedir. Bu değişim içinde yer alabilmek ancak nitelikli işgücüne sahip olmakla mümkün görülmektedir. Bu ise ancak insana yapılacak yatırımla ve onu verimlilik eksenli geliştirmekle gerçekleştirilebilecektir.

Yönetici geliştirmenin verimlilik üzerindeki etkisini konu alan bu araştırmanın birinci bölümünde, genel olarak kavram ve kapsamı açıklanmıştır.

Ikinci bölümde ise verimlilik ve verimliliği etkileyen unsurlar ele alınmıştır.

Üçüncü bölümde ise yönetici ve verimlilik geliştirme sürecine değinilmişir. Daha sonra yönetici geliştirmenin ne olduğu, ilkeler, yönetici geliştirmenin amaçları açıklanmıştır.

Dördüncü böülümde ise yönetici geliştirme ve verimliliği artırma çabaları, yönetici eğitim yöntemlerine değinilmiştir.

Yönetici geliştirmenin verimlilik üzerindeki etkisinin yadsınamaz bir gerçek olduğu, gelişen insanın geliştiren insan olacağı düşüncesinde hareketle, yönetici geliştirmenin verimlilik üzerindeki etkisini konu edinmiş olan bu araştırma, verimliliği artırmak için insan kaynağına daha fazla yatırım yapmanın gereğini ortaya koymakta ve bunun özel bir faaliyet olarak değil değişimi de dile getirmektedir.

İÇİNDEKİLER SAYFA

1.BÖLÜM: GİRİŞ……………………………………………………………………………..1

1.1.GENEL TANIMLAR.………..…………..…………….………………………………….1

1.2.YÖNETİMİN KAVRAMI.…………..…………………………………………………….1

1.2.1.Yöneticinin Özellikleri….…….……….………………….…..………………..1

1.2.2.Yönetici Kavramı.…………….………………………………….………………2

1.2.3.Yönetici Özellikleri………….…………………………………..………………2

1.2.4.Yöneticinin Görevi Nedir……..……………………………….….……………3

1.2.5. Yöneticide Bulunması Gereken Beceriler………… ………….….…………..3

1.2.6. Günümüz Yöneticisinde Bulunması Gereken Özellikler…….…….…………3

1.3.ORGANİZASYON……………………………..…………………………………………..4

1.3.1. Organizasyon –Yönetici -Davranış……….…………………………………4-5

2.BÖLÜM………………………………………………………………………………………6

2.1.VERİMLİLİK……….…………………………………….……………………………….6

2.1.1.Verimlilik Kavramı………….…….………………….…………………………6

2.1.2.Verimliliğin Önemi……….……….…………….………………………………7

2.1.3.İşletme Açısından Önemi…..…..……….…..……………………………….7-8

2.1.4.Verimliliği Etkileyen Faktörler…….………….………………….………….8-9

3.BÖLÜM:…………………………………………..………………………………………..10

3.1.YÖNETİCİ VE VERİMLİLİK GELİŞTİRME……….………………………………….10

3.2.GELİŞTİRME KAVRAMI VE SÜRECİ………………….……………………………..10

3.3.GELİŞME KAVRAMI…………………………………………..………….…………10-11

3.3.1.Yönetici Eğitimi……………….………………………………….…………..11

3.3.2.Yönetici Yetiştirme……………………………………………….……………11

3.3.3.Örgüt Geliştirme……………..…………………….………………..…….11-12

3.3.4.Yönetici Geliştirme…………..…………………….………………………….12

3.4.VERİMLİLİK GELİŞTİRME…………………………………..……………………….12

3.4.1. İşletmelerde Verimliliği Sağlayacak Ortam Nasıl Yaratılır……………..…12

3.4.2.Verimli Olan Bir İşletmede Gereken Üç Öğe..………….……………….…. 13

3.4.3.Verimliliğin İnsani Koşulu…….…………………………….………….……14

3.4.4.Değişen Koşullar ve Verimlilik..…………………………….……………….14

3.4.5.Organizasyonları Verimli Kılan Nedir……………………….…………..14-15

3.4.6.Verimliliğe Etkisi Olan Organizasyonun Özellikleri………..……………15-16

3.4.7.Verimlilik İçin Gereken İş Yapısı………………………….…………………16

3.4.8.Verimliliği Artırma Çabaları ve İnsan Unsurları………….…………….16-17

4.BÖLÜM……………………………………………………………………………………..18

4.1.YÖNETİCİ GELİŞTİRME VE VERİMLİLİĞİ ARTIRMA ÇABALARI……………..18

4.1.1.Yöneticilerin Geliştirilmesi………………………………………………..….18

4.1.2.Yönetici Geliştirmenin Nedenleri…………………………………………18-19

4.1.3.Yönetici Geliştirmenin İlkeleri………………………………………….……19

4.1.4.Yönetici Nasıl Geliştirilir……..……..………………………………….…19-20

4.1.5Geliştirme Davranışında Göz Önünde Bulundurulması Gerekenler……..…20

4.1.6Geliştirme Nedeni Olarak Yönetici Değerleme ve Yöntemleri……..…………20

4.2.VERİMLİLİĞİ ARTIRMA ÇABALARI……………………………………………..….20

4.2.1.Yönetimin Rolü……………………………………………….…………..…..21

4.2.2.Örgüt Yapısı ve Kültürü……………………………………….…………..….21

4.2.3.Yöntem Biçimleri…………………………………………….…………..……21

4.2.4.İşğücünün Güdülenmesi……………………………………..……………21-22

4.2.5.İş Örgütleme………………………………………………………………22-23

4.2.6.Verimlilik Eğitimi………………………………………….……………..…..23

4.2.7.Verimlilik ve İnsan…………………………………………………………24-25

5.BÖLÜM:SONUÇ……….…………………………………………………………….…26

ŞEKİL LİSTELERİ

Şekil 1. İşletmelerde Genel Verimlilik Modeli……………………………………………6

Şekil 2. Düşük Verimlilik Tuzağı…………………………………………………………7

Şekil 3. İşin Yeniden Yapılandırma Biçimi………………………………………………23

Şekil 4. İhsan Kaynağı Gelişmenin Üç Boyutlu Matriksi………………………………..24

1.GİRİŞ

1.1.GENEL TANIMLAR

1.2.YÖNETİMİN KAVRAMI

Yönetimin ne olduğu ile ilgili birçok tanımlar yapılmasına karşın yönetimin üzerinde az çok görüş birliğine varılan tanımı,”işletmeciliğin ilk ve genel işlevinin adı yönetimdir.””Yönetim,başkaları vasıtasıyla iş görmektedir” şeklinde yapılan tanımı olmuştur.Böylece yönetim ancak bir den çok kişinin varlığı ile ortaya çıkan ve bu yönü ile ekonomik faaliyetten ayrılan,bir grup faaliyeti (sosyal faaliyet) oldugu genel kabul görmüş bulunmaktadır.

Başka bir tanımlamaya göre,belli amaçlara ulaşmak için başta insanlar olmak üzere maddi kaynakları ve uygulatma süreçlerinin toplamıdır şeklinde tanımlanmaktadır.

1.2.1.Yönetimin Özellikleri

Bir faaliyet veya şüreç olarak yönetimin başlıca özelliklerine kısaca değinecek

olursak;

Amaç Özelliği:Yönetim bir veya birden fazla amaçları gerçekleştirmeye yöneliktir.

İşbölümü ve Uzmanlaşma:Yönetim grup ekonomisinden en iyi şekilde yararlanmayı ,diğer bir deyimle herkesin herşeyi yapması yerine her insanın bilgi,yetenek ve tecrübesi doğrultusunda en iyi yapacağı şeyleri yapmasını ve bu işbölümü çerçevesinde belirli işleri ekonomik şekilde yapacak biçimde uzmanlaşmasını sağlar.

Yaratıcılık Özelliği:Yönetimde etkililiği ve verimliliği sürekli yükseltmek mümkün olduğuna göre yöneticilerin yaratıcılığı motive etmeleri gerekir.

Grup Niteliği:Yönetimde birden çok kişiye ihtiyaç vardır.Bir kişinin olduğu yerde yönetimden söz edilemez.

Bilim ve Sanat Olma Özelliği:Yönetim kendineözgü teori,yaklaşım,model ve kavramları olduğu için bilimdir.tüm ilke teorilerinin,yaklaşımların uygulamaya maharetle götürülmesi için sanattır.

İletişim Özelliği:Yönetim,yönetici ve yönetilenler arasında ahenk ve uyumu,kurulan düzenin işleyişini sağlamak için haberleşme kanallarının kurulmasını öngören temel bir faktördür.

1.2.2 Yönetici kavramı

Yönetici kavramının çeşitli tanımları yapılmıştır.bir tanıma göre yönetici,bir zaman dilimi içinde bir takım amaçlara ulaşmak için insan, para, hammadde, malzeme, makine, demirbaş vb. Üretim araçlarını bir araya getiren, onlar arasında uygun bir bileşim,uyumlaşma ve ahenkleşmeyi sağlayan bir kimsedir.

Farklı bir tanımlama daise yönetici birey olarak,örgütlerde tek veya daha fazla kişinin iş performansından sorumlu olan birey olarak, örgütlerde tek veya daha fazla kişinin iş performansından sorumlu olan birey olarak tanımlanmaktadır.

Yönetici mesleğinin içerdigi tek bir evrensel olgu vardır.Örgütlerde insan ve materyal kaynaklarını yüksek performansta kullanarak örgüt amaçlarına ulaşmasına yardımcı olmaktır.

1.2.3. Yöneticinin Özellikleri

Yönetici yüklendiği görev ve taşıdığı sorumluluklar gereği bir takım niteliklere ve özelliklere sahip olmalıdır.Bu özellikle yoğun rekabet ortamında faaliyet gösteren işletmelerin daha verimli ve etkin yönetilebilmesi için gerekli koşul olmaktan ziyade bir zorunluluk olarak da belirmektedir.

Buradan hareketle günümüz yöneticisinin sahip olması gereken özellikler üç grupta incelenebilir.

Yöneticinin Entellektüel Özellikleri

• Genel Kültür

• Mantıklılık

• Analiz Ruhu

• Sentez Ruhu

• Sezgi Gücü

• Hayal Gücü

• Düşünceleri açık ve seçik ifade edebilme yeteneği.

Bu nitelik ve özellikler yöneticiyi çevresindeki insanları etlileme, onlara yol

gösterme, düşünce ve kararlarını kabul ettirerek yönlendirme becerisini sağlayacaktır.

Yöneticinin Karakterine İlişkin Özellikleri

• Akıl ile duygu arası denge

• Dikkatlilik

• Girişkenlik

• Hafıza gücü

• Dinamiklik

• Azim ve sebatkarlık

• Tertiplilik ve düzenlilik

• Yöntemlilik

• Süratlilik

• Ciddilik

Yöneticinin Sosyal Özellikleri

• Dış görünüşünü, giyim kuşamı ile çevresinden kabul görmelidir.

• Gruba hitap edebilecek nitelikte olmalıdır.

• İş yaparken uyulması gereken iyi alışkanlıkların yerleşmesine çalışmalı, kötü alışkanlıklarla mücadele edebilmelidir.

• Kendisi ile beraber çalışacak her insandan yararlanmayı bilmeli ve onlarla işbirliği edebilmelidir.

• Bilgi tecrübe, adalet, güven, özel hayatındaki dikkatlilik ile çevresinde etkili otorite sahibi ve ikna gücü olan birkimse olarak tanınmalıdır.

1.2.4.Yöneticinin Görevi Nedir?

Bir yöneticinin işi, kuruluşun karşı karşıya olduğu sorunlara karşı çözüm üretmekle başlamalı ve geleceği yönetebilecek şekilde devam etmelidir. Yönetici eylemlerin sonuçlarından da sorumlu olan ve onlara katkısı olan kişidir.Bu nedenle yöneticinin yetkisi geniş olmalıdır. Yönetici, organizasyonun ne olduğunu ve bu yapıda yer alan her üyenin açıkça tanımlanmış bir rolü olduğunu bilmesi gerekir.

1.2.5.Yöneticide Bulunması Gereken Beceriler

Yüklendikleri sorumlulukları en iyi şekilde yerine getirebilmek için yöneticilerin genel anlamda bir takım becerilere sahip olması gerekmektedir.

• Teknik Beceri

• Beşeri Beceri

• Mental Beceri

1.2.6.Günümüz Yöneticisinde Bulunması Gereken Özellikler

• Global Ölçekte Düşünme

• Global Stratejist Olma

• Vizyon Kazandırma

• Global Ölçekte Yaratıcı Olma

• Global Çevrede Değişimi Belirleme ve Gerçekleştirme

• Problem Çözme ve Hızlı Karar Verme

• Self ve Örgütsel Motivasyon

• Zamanı Etkin Kullanma ve Yönetme

• Rekabete Açık Olma ve Engelleyici Olmama

1.3.ORGANİZASYON

Organizasyonun çeşitli tanımlamaları yapılmıştır. Organizasyon;İnsanların beraberce iş görme ve verimli şekilde çalışmasını sağlayan bir yapı oluşturma olarak kısaca tanımlanacağı gibi, organizasyonu;işletmenin amaçlarına erişebilmesi için bir örgüt oluşturma veya örgütün etkili olarak çalışabilmesi için seçilen işler, kişiler ve işyerleri arasında yetkili ilişkilerinin kurulması faaliyetlerinin tümü olarak da tanımlanmaktadır.

Organizasyon kavramı bir yapı, iskelet, önceden planlanmış ilişkiler topluluğu anlamına gelmektedir.Bunun dışında organizasyon kavramı bir yapının oluşturulması sürecini, bir seri faaliyeti, organize etme faaliyetlerini de ifade eder.

Organizasyon, toplumdaki diğer varlıklar arasında bir sosyal sistem olarak da tanımlanmaktadır.

1.3.1. Organizasyon - Yönetici - Davranış

İşletme yönetiminin başında bulunan yönetici, organizasyonda yer alan diğer kişileri çalışmasını sağlayarak, yönlendirerek, işletmeyi amacına ulaştıracağına göre, kendisiyle birlikte çalışan kişilerin tutumlarını, davranışlarını, isteklerini ve bunlar üzerinde ki işletme içi ve işletme dişı etkileri göz önünde bulundurmak zorundadır.

Organizasyonda görev almış kişilerin beklentileri üzerinde, herşeyden önce o insanların bağlı bulunduğu kültürel çevrenin ve ortamın önemli etkisi vardır. Bu nedenle yönetici, buyruğu altında çalıştırdığı insanların davranışlarını, tutumlarını ve güdülerini anlamaya çalışmalı ve çalıştırdığı insanların davranışlarınınaynı yolda olması gerektiği ön yargısınada kendisini kurtarmalıdır. Çünkü her insanın düşüncesi ve bakış açısı farklı olacağına göre katılımcılığın esasını oluşturan demokratik ortam sayesinde organizasyonda görev almış kişilere, davranışsal açıdan bir serbesti tanınarak organızasyonla daha iyi bütünleşmeleri sağlanabilecektir.

İnsanları etki altında bulunduran, maddi olmayan çeşitli faktörler vardır. İnsan geniş ölçüde, sosyal alışkanlıklarının, ailesinin ve sosyal çevresinin etkisi altındadır. Aynı zamanda kendine göre bir doğru ve onur anlayışı, adelet anlayışı vardır. Bunlar göz önünde tutulmadan yalnız dolgun bir ücret verilmesi veya iyi iş koşullarının sağlanması, kişilerin organizasyonla bütünleşmeleri için yeterli olmayacağı yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur. Her insan kendisine davranış şekline göre belirli bir tepki gösterir.

İnsanlar akılları kadar duygularınında etkisi altındadır. İşletme içi ve işletme dışı sosyal grupların, bu duygular üzerinde çeşitli etkileri olur. Sözün kısası çalışanları en verimli bir biçimde çalıştırabilmek için akıl kadar duygularıda göz önünde bulundurmak gerekir. Bütün bunlar, insancıl ilişkilerin geliştirilmesinde önemlidir. İnsancıl ilişkilerin iyi bir biçimde düzenlenmemesi, verimliliğin ve işin kalitesinin düşmesi, işçi değişimi çabukluğunun artması, işletme içi disiplinin bozulması, işçilerin dirlik ve düzenliğinin yitirilmesi, işe düzenli bir biçimde gelmemelerin çoğalması iş kazalarının artması sonucunu verir.Bu bakımdan gerek işletme içinde gerek toplunsal düzende rahatlığın sağlanması için insancıl ilişkilerin önemi kendiliğinden anlaşılır. Aksi durumda, işletme içinde düzensizlikler artar bu öteki işletmelere de yayılır ve sonuçta toplumda hastalık belirtileri görülür.

Bu bakımdan işçilerin özel dertleriyle uğraşarak sır saklamasını bilen uzman dert dinleyicilerin işletmede bulundurulması yoluna gidilmelidir.

2.BÖLÜM

2.1.VERİMLİLİK

2.1.1.VERİMLİLİK KAVRAMI

Verimliliğin kalkınma ve gelişme üzerindeki rölü bugün herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu nedenle gelişmiş yada gelişmekte olan ülkeler iki soruya yanıt bulmak zorundadırlar. ” Hem insan hem de sermaye kaynaklarını daha etkili kullanmak.” Her ülke için önemli sorun, ekonomik gelişmenin yaygın ve yoğun yöntemleri arasında optimal bir denge kurmaktır. Modern donanımın ve insan kaynaklarının gelişmesi birlikte yürümektedir. Bu nedenle verimlilik artışı ya da var olan kaynakların etkili kullanımının, herhangi bir toplumun gelişebilmesinin en iyi, hatta tek yolu olduğunun bilinmesi gerekir.

Verimlilik aynı zamanda sonuçlarla, bu sonucu elde etmek için harcanan zaman arasındaki ilişki olarak da tanımlanabilir. Başka bir verimlilik tanımıysa;aynı miktar kaynakla daha çok üretmek ya da aynı girdiyle daha çok çıktı elde etmektir. Bu ilişkiyi şöyle ifade ebiliriz:

Görülüyor ki, literatürde verimlilikle ilgili çeşitli tanımlamalara rastlamak mümkündür. Ancak bu tanımlam aların çoğunun ortak yönü, verimliliğin belirli bir zaman parçası içerisinde üretimden elde edilenlerin aynı zaman parçası içerisinde üretimde harcanan üretim faktörlerinin oranı şeklinde ifade edilmesidir. Verimlilik modelini bir şemada gösterecek olursak:

Şekil 1. İşletmelerde Genel Verimlilik Modeli

2.1.2. Verimliliğin Önemi

Sosyal ve ekonomik gelişme sırasında, çok az şey verimliliğin arttırılmasından daha önemlidir. Çünkü verimlilik artışından yararlanmayan hiçbir insan etkinliği yoktur ve işletmecilikte başarılı olmanın, başarı değerlemenin çeşitli kriterlerinden biride verimliliktir.

Verimliliği etkileyen çeşitli değişkenler ve etmenler arasındaki ilişki basitçe Şekil 2’ de görülebilir.

Şekil 2. Düşük Verimlilik Tuzağı Modeli

Verimlilik artışı, yaşam standartlarında doğrudan artış sağlar. Bu nedenle günümüzde verimliliğin, gerçek ekonomik kalkınmanın, sosyal ilerlemenin ve hayat standardı artışının, tüm dünyadaki tek kaynağı olduğu söylenebilir.

Verimliliği önemli hale getiren nedenler kişiler, işletmeler ve ülkeler açısından ele alınabilir.

2.1.3.İşletme Açısından Önemi

Verimlilik konusuna işletme açısından bakılacak olursa, denilebilir ki verimlilik çok daha fazla önem arzetmektedir.

İşletmenin amacı kar elde etmek olduğuna göre, karında işletmenin verimliliğine bağlı olması bu önemi ortaya koymaktadır. Tüketici için önemli olan tükettiği maldan elde ettiği faydadır. Üretimde ise fayda yerine verimlilikten söz edilmektedir. Üretimde önemli olan üretim faktörlerinin verimliliğidir.

Verimlilik bir sektörün veya bir işletmenin ekonomik anlamda büyüme ve gelişme düzeyinin tespitinde en nesnel ölçütlerden birisi olarak kullanılmaktadır. Çünkü serbest rekabete dayanan bir ekonomik düzende, işletmelerin hayatiyetini sürgit kılmak bir nevi verimliliği artırma yarışında derece almaya bağlıdır. Modern toplumların ekonomik etkinlikleri kitle halinde üretim ve tüketime yönelmiştir. Böyle bir ortamdaki endüstriler için verimlilik ile ilgili tedbirlerin alınmasında zorunluluk vardır.

İşletmelerde büyüme ve gelişmenin en önemli göstergelerinden biri olan verimlilik, çıktı değerinin girdi değerinden daha yüksek kılınması olarak tanımlandığından, daha bilinçli kullanma yoluyla daha az girdi ile aynı miktarda veya daha çok çıktının elde edilmesi üretim maliyetinin etkili bir kontrolünü de gerçekleştirir. Böylece tüketiciler de aynı para ile çok mal ve hizmet sağlama imkanına kavuşur ve paranın değeri korunmuş olur. Şu halde maliyet giderlerinin düşük olabilmesi için verimliliğin yüksek olması gerekir.

2.1.4.VERİMLİLİĞİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Verimlilik, genel olarak bir üretim yada hizmet sisteminin ürettiği çıktı ile bu çıktıyı yaratmak için kullanılan girdi arasındaki ilişkidir. Bu nedenle verimlilik olgusunda, çeşitli mal ve hizmetlerin, üretimdeki kaynakların emek, sermaye, malzeme, enerji, bilginin etkin kullanımı söz konusudur.

Bütün ekonomik ve sosyal sistemlerde yaygın evrensel bir kavram olan verimlilik her bir üretim unsurunun etkili kullanım derecesidir. Üretim unsurları hiç israf edilmeden ne derece etkili kullanılırsa, verimlilik o derece yüksek olacaktır.

İşletmeler ve birey açısından verimlilik nasıl başarıya ulaşmanın bir aracıyla ülkeler açısından da verimlilik siyasal ve sosyal yönden bir saygınlık ve prestij sayılmaktadır. Hatta verimlilik yalnız ülkeler arasında değil aynı ülkedeki işletmeler arasında da bir yarışa sebeptir.

Verimlilik artışında üretime katılan ve üretim aşamasından sonra ortaya çıkan unsurlara bağlı olarak şu unsurlar etkilidir.

• Emek unsuru

• Makine ve teçhizatın randımanı

• Örgüt ve yönetim unsuru

• İşletmenin büyüklüğü ve kuruluş yeri

• İşletmenin çalışma kapasitesi

• Pazarlama imkanları

• Ekonomik şartlar ve enflasyon

• Diğer unsurlar

3. BÖLÜM

3.1. YÖNETİCİ VE VERİMLİLİK GELİŞTİRME

3.2.GELİŞME KAVRAMI VE SÜRECİ

Çağımız her şeyi ile bir yönetim çağıdır. Modern düşünceye sahip yeni önderler kuşağının yetişmesini sağlayacak ortamın oluşturulması ancak insana ve onun gelişmesine yapılacak yatırımlarla mümkün olacaktır. Bugün, günümüzün sorunlarının çoğunun nedeni araştırıldığında, altında yönetim sorununun olduğu açıkça görülmektedir.

Öyleyse yapılacak iş, bu sorunları en aza indirerek, ortadan kalkmasını sağlayacak modern ve çağdaş düşünceye sahip yeni bir yönetici kadrosunun yetiştirilmesinin (geliştirilmesinin) sağlanması olacaktır. Bu da ancak çok çeşitli program ve eğitim sayesinde, böylesi bir hedefe ulaşmak amacıyla, sürekli gelişimci ve yenilikçi bir model anlayışıyla gerçekleştirilebilir.

3.3.GELİŞME KAVRAMI

Geliştirme kavramı geleceğe yönelik bir kavram olarak, literatürde çoğu zaman eğitim ve yetiştirme kavramlarıyla aynı anlamda kullanılmakla birlikte, bazen farklı anlamlarda kullanılmakta bazen de belirli ölçülerde ortak anlama sahip bulunmaktadır.

Gelişme kavramı; belirli bir amacı gerçekleştirmek ve kısa vadeli olmak yerine, yöneticiyi organizasyonda değişim yapacak (change agent) bir eleman olarak ele alarak, onun organizasyonun iç yapı ve işleyişini, toplum içindeki yerini, kendi rolünü daha iyi görebilme ve yapabilmesi için yetiştirilme ve eğitilmesini ifade etmektedir. Bu nedenle geliştirme, yöneticinin "doğru işler yapması” olarak değiştirilmesidir.

Geliştirmenin genel amacı; yönetici durumunda olan veya olacak kişilere planlama, örgütleme, yöneltme, düzenleştirme, denetim ve yönetimini temel işlevleri hakkında gerekli bilgi ve becerilerin kazandırılması olduğu söylenebilir.

Teknik yetenek (beceri);belirli bir alan ile ilgili uzmanlık bilgisini ve analiz yeteneğini ve bu alana ilişkin analız araç ve tekniklerini kullanabilme becerisini kapsamaktadır. Organizasyonun alt kademelerinde önemli olan bu beceridir, fakat kademeler yükseldikçe teknik becerinin oransal (nisbi) önemi azalmaktadır.

Beşeri maharet (insancıl beceri); insanlarla çalışabilmeyi ifade etmektedir. Teknik becerinin süreçler ve maddesel varlıklarla ilgisi olmasına karşılık, insancıl beceri, kişilerle ilgilidir. Bu becerisi gelişmiş bir yönetici, kendisinin, başka kişiler hakkındaki tutum, varsayım ve inançlarının farkındadır.

Kavramsal yetenek işletmeyi bir bütün olarak görülebilmeyi, organizasyonun çeşitli fonksiyonları arasındaki karşılıklı bağlılığı ve birisindeki bir değişmenin diğerlerini nasıl etkilediğini görebilmeyi, tek tek işletme birimleri ile endüstri kolu ve toplum ile siyasal, sosyal ve ekonomik güçler arasındaki ilişkileri görebilmeyi ifade eder. Bu yönü ile kavramsal beceri, bir “genelci yönetim görüş açısı”dır. Birbirine zıt amaç ve yollar arasındaki belirsiz (tam görülmeyen) ilişkileri ve genel gidiş yollarını görebilmek ile ilgilidir. Üst yönetim kademelerinde asıl olan beceri ve kavramsal yetenektir ve işletmenin geleceği yöneticilerinin kavramsal yetenekleri ile yakından ilgilidir.

Geliştirme kavramıyla ilgili bu açıklamadan sonra geliştirme ve geliştirme ile ilgili olan dört temel noktadan söz etmek gerekmektedir. Bunlar yönetici yetiştirme, eğitme, örgüt geliştirme ve yönetici geliştirmedir.

3.3.1.Yönetici Eğitimi

Eğitim bireyin davranışta kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme süreci olarak tanımlanmaktadır. Yönetici eğitimi ise, işletme içinde veya dışında, formal programlar yolu ile veya kendi kendine yada tecrübe kazanma yolu ile bir kişinin bilgi yetenek ve becerilerinde değişiklik yapma faaliyeti, eğitim faaliyeti olarak tanımlanmaktadır. Bu anlamda eğitim bir değişim süreci olarak karşımıza çıkmaktadır ki bu da hem yöneticiler hem de toplum olarak gelişme ve ilerlemenin yoludur denilebilir.

3.3.2.Yönetici Yetiştirme

Yönetici yetiştirme olarak adlandırılan faaliyetler bir organizasyondaki işleri yapabilecek personeli temin etmeyi amaçlar. Organizasyonun büyüme ve gelişmesine paralel olarak ihtiyaç duyulacak nitelikteki personeli yetiştirmeyi amaçlar. Esasen alınan kademe ve işe göre programların süresi kısa veya uzun olabilir. Yöneticilerin işlerinin daha etkin yapabilmeleri için yeni araç, teknik ve kavramlarla donatılmaları, karar verme ve problem çözme yeteneklerinin geliştirilmesi, davranış ve tutumlarının değiştirilmesi yetiştirme programlarının başlıca amaçları arasındadır. Bazen yukarıda açıkladığımız “geliştirme” kavramının özelliklerini de içeren bu programlarının geliştirilmesi başlıca geniş ve uzmanlık isteyen bir konudur.

3.3.3.Örgüt Geliştirme

Örgüt geliştirme bir bütün olarak organizasyonun performansını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bunun için organizasyon mensuplarının inanç, tutum ve davranışlarını değiştirmek, birbirleri ile daha etkin haberleşmelerini sağlamak, sorunlarını açık bir şekilde tartışabilecekleri ortamı yaratmak, amaçlarını açık hale getirmek, birbirlerine yardımcı olmalarını sağlamak, düşünce, arzu ve önerilerini birbirleri ile paylaşmalarını sağlayacakları bir ortamı geliştirmek örgüt geliştirme programlarının temel amaçlarındandır.

Tipik bir örgüt geliştirme programı genellikle aşağıdaki safhaları içerir:

• Sorunların belirlenmesi,

• Önceliklerin belirlenmesi,

• Bu sorunlarla ilgili bilgi ve veri toplanması ve paylaşılması,

• Ortak planlama yapılması,

• Alternatiflerin uygulanması,

• Sonuçların izlenmesi,

Örgüt geliştirme programları genellikle organizasyon içinden veya dışından gelen ve değişimin ortaya çıkmasını sağlayacak bir kimseye (lidere) ihtiyaç gösterirler.

Örgüt geliştirme programları başarısız işletmelerde olduğu kadar başarılı işletmelerde de uygulanmaktadır. Bu uygulama da çok çeşitli teknikler kullanılmaktadır. Bu tekniklerden bazıları şunlardır:

• Durumsallık anlayışına dayanan organizasyon dizaynı,

• Duyarlılık eğitimi (sensitivity training)

• Kişisel danışmanlık,

• İş zenginleştirme,

• Amaçlara göre yönetim,

• Sosyo - teknik anlayışa dayanan karar merkezleri oluşturma,

• Ekip oluşturma (team building),

• Departmanlararası (bölümler arası)ilişkileri geliştirme.

3.3.4.Yönetici Geliştirme

Yönetici geliştirme olarak adlandırılan faaliyet, kapsam itibariyle yönetici yetiştirmeden farklıdır. Yönetici geliştirmenin amacı profesyonel bir yöneticiye (yani yönetim bilgisini uygulayan)başarısını etkileyen unsurları belirleyebilme, onları görebilme, değerleyebilme ve gerekli davranışı gösterebilme yeteneğini kazandırmaktır. Burada dikkat, yöneticinin, yöneticilik yapacağı her organizasyonun özelliklerini anlaması ve bu faaliyetlerin organizasyon tarafından düzenlenmesi beklenemez. Her yönetici sürekli olarak kendini bu konularda geliştirmek zorundadır.

Yönetici geliştirme, yöneticiyi yönetmek durumunda olduğu sosyal sistemin özellikleri, sorunları, baskı kaynakları vb. hakkında duyarlı hale getirmektir. Bu konulara karşı duyarlı olmayan bir yönetici geliştirme, bazen yönetici yetiştirme görünümünde olsa bile amaç itibariyle ondan farklıdır.

3.4.VERİMLİLİK GELİŞTİRME

3.4.1.İşletmelerde Verimliliği Sağlayacak Ortam Nasıl Yaratılır:

W.R. Grace and Company adlı kimyasal maddeler, doğal kaynaklar ve diğer konularda faaliyet gösteren uluslar arası bir holdingin yönetim kurulu başkanı Felix E. Larkin, yönetimin verimlilik konusundaki rolü hakkında önemli çalışmalar yapmıştır. Ona göre “verimliliği sağlamak için kişilerin (yöneticilerin) bu konuda kilit noktası olduğunu kabul etmek ve verimlilikle ilgili sözde bir şeyler yapmak gerekir. Zaten yöneticiliğin anlamı da verimliliği artırmak için uygun ortamı yaratmaktır.

Lakin, verimlilikteki artışın otomasyon, ekip ruhu, işin zenginleştirilmesi, ve amaçlara göre yönetim gibi önem verilen kavramlara göre değiştiğini kabıl etmektedir.

3.4.2.Verimli Olan Bir İşletmede Gerekli Üç Öğe

Her işletme ve yönetici, kendi alanında verimliliği nasıl artırabileceği konusunda bir karar verebilmelidir. Bunun için gerekli olan atmosferi üst kademe yöneticileri yaratır. Bu noktada yine Larkin, W.R. Grace Company’nin üç ana fikre önem vererek bunu nasıl gerçekleştirdiğini anlatmaktadır.

İyi elemanlar almak ve gelişme ortamı yaratmak: Larkin’e göre hiçbir kuruluş, elemanlarında kendilerini geliştirme gayreti yoksa, verimli biçimde çalışamaz demektir.

Verimliliği ölçmek: Yönetim verimlilikle ilgili etkin ölçekler geliştirmekte yavaş hareket eder. Çünkü bu konuda ölçüt bulmak güçtür. Yeni ölçeklerin etkinliği konusunda yönetim ve yöneticilerin sorumluluklarındadır. Bu da ancak insanların eğitilmesiyle (geliştirilmesi) mümkündür.

Ücretlerin tatmin edici olması: Larkin, ücret konusunu tüm sistem için olmasa bile, verimlilik için temel bir etken olarak görmektedir. Çalışanlar yeterli ücret almalıdır. Fakat ücretin bir süre sonra motive edici özelliği kaybolacağı için, ücretin yanı sıra manevi unsurlara da önem verilmesinin gerektiğini vurgulamaktadır.

Kaynak:İjlal Tekçe, İş etütünün verimlilik artışına etkileri ve bir uygulama, Yüksek lisans tezi.

3.4.3.Verimliliğin İnsani Koşulu

Verimliliğin “saat başına harcanan emek karşılığı elde edilen çıktı” şeklindeki yaygın tanımı da dahil olmak üzere, her türlü tanım, insan etkeninin önemi vurgulanmaktadır. Buna rağmen yöneticiler, bu konuda uzun süre insan potansiyelini yanlış veya yetersiz oranda kullanmışlardır, verimlilik artışının en önemli kaynağı olan insanı arka planlara itmişlerdir.

Bu Elton Mayo ve arkadaşları tarafından Western Electric Firmasında gerçekleştirilen deneyler sonucu, iş görenler arası ilişkilerin derecesi, moral düzeyi, ortak amaçlar yada çıkarlar yönünde bir işletme veya gruba bağlı olmak gibi faktörlerin çalışanların verimliliğini artırmada, yani insanın sosyal bir varlık olarak tüm yönleri ile ele alınmasıyla birlikte değişmeye başlamıştır.

Gerçekten insan davranışlarını kökenine indikçe, onu işe yöneltmeye, çalışmaya, özendirmeye ve verimlilik sağlamaya olanak vardır. Bu açıdan bir değerlendirme yapıldığındaartık yönetimde insan ilişkilerine yönelik olma gereği ortaya çıkmıştır.

3.4.4.Değişen Koşullar ve Verimlilik

Endüstride gelişmiş uluslar da verimliliğin artırabilmenin giderek zor olduğunu kabul etmektedir. Eski sistemler, bir zamanlar olduğu kadar iyi işleyememekte, yeni teknolojideki büyük yatırımlar beklenilen karşılığı vermemekte, enerji ve hammaddeler giderek daha pahalıya mal olmakta, teknolojik gelişim ile yakından ilgili olan kapital yatırımı, araştırma ve geliştirme için gerekli parayı sağlamak giderek zorlaşmaktadır.

Verimlilikteki durgunluk ile işgörenlerin tatminsizliğinin birbiriyle ilgili olduğu açıktır. Larkin, insan kaynaklarının duraklama ve gelişim arasındaki farkı açıklayan en önemli etken olduğuna inanmaktadır. İnsan kaynakları kavramı, verimliliği artırabilmek için en uygun zemini hazırlar. Bu yüzden, yöneticilerin yeni yaklaşımlarıdenemek konusunda eğitimlerini belirtmektedir.

3.4.5.Organizasyonları Verimli Kılan Nedir?

Organizasyonları verimli kılan bir ortam yaratabilmek için neler yapılabileceğine geçmeden önce, verimli organizasyonların özelliklerini tanımlamak gerekmektedir. Bu özellikle şirketin yerine getirdikleri işlevlerin yapısında görülür.

Profesör Walton, bu çalışmalardan yararlanarak verimli bir çalışma ortamı yaratan özellikleri aşağıdaki biçimde sıralanmıştır.

• Ücret yeterli ve adildir.

• Çalışma ortamı güvenli ve sağlıklıdır.

• Çalışanların öz becerilerini kullanma, işlerinde yararlanmak için yeni bilgi ve beceriler edinme olanağı sağlar ve ilerleyebilme fırsatları verir.

• Çalışanlara sorunlarını çözümleme ve plan yapma suretiyle öz geliştirme olanağı sağlar.

• Organizasyon, çalışanların özel yaşantılarına saygı gösterir, işiyle ilgili sorunlarını duyurabilme imkanı sağlar ve ödüllendirmeyi adil olarak gerçekleştirir.

• İş, çalışanların fazla zamanını almaz ve ya yaşantısının diğer yönünde kendisine gerekli olan enerjiyi kullanmaz. Programlar, eğitim çalışmaları, seyahat ihtiyaçları ve tayin işgörenin aile yaşantısını bozmayacak biçimde düzenlenir.

• Kuruluş, örneğin atık maddelerin akıtılmasında, istihdam ve gelişme politikasında ve ürünlerin güvenirliğinde topluma karşı sorumluluk taşıyarak davranır.

3.4.6.Verimliliğe Etkisi Olan Organizasyonun Özellikleri

Organizasyonun verimliliğe katkısı genellikle şu yollarla sağlan maya çalışılmaktadır.

Birleştirilmiş destekleme fonksiyonları ve bağımsız iş grupları: İş, bir oparatör ve grup liderinden oluşmuş gruplar tarafından yapılmaktadır. Büyüklüğü 7 ile 14 kişi arasında değişen gruplar, değişik işleri yönetecek kadar büyük, yüz yüze çalışacak kadar küçüktürler.

Grup üyeleri, görev değiştirmeyi ve paylaşmayı kendi arasındaki bir anlaşmaya göre istedikleri gibi yapmaktadırlar.

Teşvik edici iş dağılımı: Görevlerin çeşitliliği her çalışanın işini genişletir, hiçbir işgören belirli bir görevi sürekli yapmak veya sıradan görevleryapmak biçiminde sınıflandırılmamıştır. Her işçi aynı zamanda planlama, kontrol ve üretim sırasında oluşan sorunları çözümlemek gibi işin diğer yönleriyle de uğraşabilmektedir.

İş hareketliliği ve yönetim için ödüllendirme : Bütün işler ( farklı beceriler gerektirdiği halde ) eşit biçimde teşvik edici olarak düzenlendiğinden, sadece tek bir iş sınıflandırması vardır. Yeni becerileri edinilmesiyle ücretlerde artış yapılmaktadır. Daha fazla kazanmak isteyen işgören, önce kendi grubu için gerekli olan becerileri, ondan sonra da tüm işletmede yararlı becerileri öğrenmeye yöneltilmektedir.

Yardımcı liderlik: Klasik anlamda şefler yoktur. Grup liderleri, üst düzeyde tecrübeli kişiler arasından seçilmektedir. Bunlar, grubun kendi kendini geliştirmesi ve karar vermesi konularında önderlik etmektedir.

Grupta karar verme bilgisi: Yönetim için gerekli olan verilen genellikle sadece şeflere ve üst yöneticilere verilir. Bu yapıda ise bilgiler çalışanlara verilmektedir. Çalışanlar işlerin yürütülmesiyle ilgili bilgiler almakta ve bu bilgilere dayanarak maliyeti etkileyici kararlar verebilmektedir.

Kendi kendini yönetim: Bu, işyerinde işgörenlerin yönetim kurallarını, yönetim kademesinde yer alarak belirlemeleri sonucu oluşmakta ve belirlenmesine dayanmaktadır. Böylece alınan kararlar çalışanların kendi kararlarını oluşturmaktadır. Böylece kendi kendini yönetim ortaya çıkmaktadır.

Uygun fiziksel yerleşim: İşletmenin planında yöneticilere ayrılmış otopark, ayrı girişler ve bürolar vb. Gibi geleneksel mevki simgelerinden kaçınılmıştır. Merkezi kontrol odası olarak adlandırılan bir bölüm, çalışanların bir başka yerde görevde olmadığı zaman bir araya gelmelerini özendirmek için geniş ve rahat biçimde yapılmıştır. Bu düzenleme sosyal tartışmalar için güzel bir ortamda yaratmaktadır.

Katılımın var olduğu bir yönetim: İşin kalitesi ve verimlilik konusundaki sosyoteknik yaklaşım işgörenlerin işe ait sorunları çözümleme ve karar verme konularında katılımına önem verir. Katılım, çalışmaların kişisel başarı ihtiyacına cevap verdiği için iş hayatının kalitesini artırır. Ayrıca, çalışanların işini gidişatı hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamak suretiyle organizasyonunu randımanını artırır, çalışanlarda bağlılık duygusu yaratır.

3.4.7.Verimlilik İçin Gereken İş Yapısı

Çalışanların, sorun çözümleme ve karar verme konularına katılımları ve dolayısıyla yönetimde yer almaları büyük ölçüde organizasyonun yapısına dayanır. Bir şirketin yapısı, şirket içindeki birey ile iş, birey ile birey ast ile üst ve hepsinin tüm organizasyonla olan ilişkileri gibi bir ilişkiler ağından oluşmaktadır. Bu yapı için, işin düzenleniş biçiminden daha önemli bir etken yoktur.

İş zenginleşmesi, yöneticilerin randımanlarının işgörenlerin işlerinde duydukları tatmin ile bağlantılı olduğu fikrine dayanmaktadır. Yani önemli olan işleri, çalışanları tatmin edici bir şekilde düzenlemektir

Yale Üniversitesi’nden J.R Hackman ve Roj W. Walters and Associates adındaki danışma şirketi, ortak çalışma sonunda tatmin edici bir iş düzeninin özelliklerini gösteren bir teori ve strateji ile bunları uygulamak için yöntemler geliştirmişlerdir. Birkaç kavram bu stratejinin temelini oluşturmaktadır.

Yaşanmış psikolojik olgular: İş tatminine ve yöneticilerin randımanlarına yönelik olgulardır. Çalışanlar işi anlamlı ve kendisini de bunun bir parçası olarak sorumlu hisseder, sonuç hakkında bilgi sahibidir. Belli bir zaman diliminde gerçekleşir.

Temel boyutlar: Çalışanların psikolojik olguları yaşamasına yol açacak özelliklerdir.

Tamamlayıcı kavramlar: İşin temel boyutları gerçekleştirebilmek için gereken hareket basamaklarıdır.

Tüm stratejinin aşamaları arasındaki ilişkinin bir görünümünü aşağıdaki tablo 1’de ayrıntılı olarak görülebilir.

3.4.8.Verimliliği Artırma Çabaları ve İnsan Unsurları

İnsan, verimliliği artırmanın en önemli aracıdır. Bu, onun, yeni fikirler ortaya atması ve yaratıcı olabilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle insan faktörünü daha yakından araştırmak ve onun verimliliğini artırmaktaki katkısını dikkate almak bir gereksinimdir. Çıktı, girdi, emek, sermaye, teknoloji ve yönetsel girdi gibi temel verimlilik faktörlerinin biçimsel analizi, bu faktörlerin yarısından fazlasını işgücü kalitesi ile ilgili olduğunu hemen ortaya koymaktadır. Diğer teknik faktörlere daha yakından bakıldığında, onların kalitesinin de insan girdisi kalitesinin ayrılmaz bir parçası olduğu görülür.

Kaynak: Alan C. Greene, Verimlilik Nasıl Artırılır, Çev. Yakut Güneri,İst İlgi Yay,1988,s.47.

Yüksek kaliteli insan gücünün özelliklerini tanımlamak için birçok girişimde bulunulmuştur. En sık söz edilenler şunlardır: Kuruma bağlılık, kendini adama, sadakat duygusu, başarının yönlendirilmesi, iyi iletişim kurma becerisi, katılım yeteneği, sosyal uyumluluk, profesyonel becerileri ve değişime uyum sağlama olarak belirtilmektedir.

Yüksek kaliteli işgücü de kendini üretken davranışla gösterirki bu üretken davranış karmaşık fakat yeterince ayırt edilebilen aşağıdaki kişisel ve örgütsel özelliklerin bileşimlerinin bir sonucudur.

-İş tutumları

-Bilgi ve beceriler

-Fırsatlar

İşgününü daha verimli yapabilmek için bu üç özelliği uyumlu ve dengeli bir biçimde etkilemek gerekmektedir.

İnsan kaynaklarının üç ana bileşeninin gelişmesinden ve gerçekleşmesinden sorumlu olan iyi bir yönetim, mevcut insan gücünün etkili bir şekilde kullanımında bir dönüm noktasıdır. Bu nedenle, bu bağlamdaki “yönetim” terimi profesyonel yöneticilerle sınırlandırılmıştır. Bu bağlamda verimliliği geliştirmenin anahtarı olarak insan gücünün etkili gelişim ve kullanımda aşağıdaki faktörleri göz önünde bulundurmak gerekir.

• Yönetimin rolü

• Güdüleme

• Katılım

• Eğitim

• İş örgütleme, çalışma koşulları ve atölye düzeyinde verimlilik artırma teknikleri.

4.BÖLÜM

4.1.YÖNETİCİ GELİŞTİRME VE VERİMLİLİĞİ ARTIRMA ÇABALARI

4.1.1.Yöneticilerin Geliştirilmesi

Yöneticilerin geliştirilmesi Drucker’a göre: “Sadece” terfi edebilecek kişiler’le kısıtlı üst yönetimde açılabilecek yerlere “hazır yedek” bulma amaçlı bir terfi planlaması olamaz. Hazır yedek terimi bile hem şirket organizasyon yapısının hem de yöneticinin işinin değişmeyeceğini, yapılacak şeyin sadece bu şirketlerin koltuklarına oturabilecek kişiler bulmak olacağını ima eder. Ama kesin olan bir şey varsa, hem organizasyon yapısının hemde işin gereklerinin,geçmişte olduğu gibi gelecekte de değişeceğidir. Gereken şey, geçmişin değil geleceğin işlerini görebilecek yöneticilerin geliştirilmesidir. Büyük gelecek vaat eden terfi edilebilecek adam kavramı temelden yanlıştır. Bir kişinin gelişmesini, önümüzdeki çok kısa bir süreden öte, tahmin edebilen bir metodu henüz görülmemiştir. Hepsinden öte, terfi edebilen adam kavramı dikkati on kişide bir bilemediniz beş kişide bir – kişi üstüne yoğunlaştırır; geri kalanları boşlukta bırakır. Ancak geliştirilmeye en çok ihtiyacı olanlar “ateş gibi” hazır yedek ve terfi edilebilir anlamlar değil, terfi edemeyecek kadar iyi ama atılamayacak kadar da kötü olmayan yöneticilerdir. Bunlar büyük çoğunluğu oluştururlar ve kuruluşun işlerinin önemli bir bölümünü yürütürler. On yıl sonra çoğu hala bugünkü işlerinde olacaklardır. Eğer yarınkı işin gereklerini yapacak kadar gelişmişlerse, terfiedebilir kişiler ne kadar iyi, ne kadar dikkatle seçilmiş ve yetiştirilmiş olursa olsun, bütün yönetim grubu yetersiz kalacaktır. Seçkin bir kaç kişiyi geliştirerek kazandıklarımızı, bırakılanların güdüklüğü, çarpıklığı ve kızgınlığı fazlası ile götürecektir. Terfi edebilecekler ne kadar dikkatle seçilirse seçilsin, seçilmiş olmaları bütün sistemi yöneticilerin gözünde keyfi olarak damgalayacak ve onların kayırıldıklarına inandıracaktır.

4.1.2.Yönetici Geliştirmenin Nedenleri

İşletmeler yegane yaratıcı kaynak olan beşeri güç gereksinmelerini karşılamak amacıyla düzenli olarak yönetici eğitim ve geliştirme faaliyetlerinde bulunmak durumundadırlar. Bu bir noktada gereksinmelerin karşılanması amacıyla ve türlü nedenlerle ayrılanların yerine, eğitilmiş ve yetişmiş yöneticilerin getirilmesi için de gereklidir.

İnsanların yönetrilmesi çok yönlü, zor bir iş olup geniş çapta yetenek ister, yeteneksiz bir kişinin iyi bir yönetici olabilmsi bir nokyada olanaksızdır. İnsanları etkileyebilmek, onlarla iyi geçinip isteyerek iş yaptırabilmek kişinin doğuştan sahip olduğu niteliklerdir. Kuşkusuz kendi kendini yetiştirmiş yöneticilerin sayısı az değildir. Ancak günümüzde özellikle teknolojinin baş döndürücü bir hızla gelişmesi ve yönetim işlevinin çok karmaşık bir şekil alması, yöneticilerin biçimsel eğitim ve öğretimden geçerek bu konuda bilgi sahibi olmaları gerçeğini ortaya çıkarmıştır.

Geliştirme veya yetiştirmenin genel amacının, yönetici durumunda olan veya olacak kişilere, planlama, örgütleme, yöneltme, düzenleştirme ve denetleme vb. Yönetimin temel işlevleri hakkında gerekli bilgi ve becerilerin kazandırılması olduğu söylenebilir.

Çoğu kez yöneticiler işletme amaçlarına göre bir program içeriğinde yerleştirildiklerinde işletmenin verimli bir biçimde çalışıp ,gelişmesine katkıları büyük olacaktır.Kuşkusuz işletme amaçlarına uygun bir yetiştirme de,en iyi şekilde ancak işletmelerde uygulanacak yetiştirme programlarıyla gerçekleştirilebilir.

Buna göre işletmelerde yönetici yetiştirilmesinin başlıca amaçlarının şunlar olduğunu söyeyebiliriz.

-İşletmelerde artan yönetici gereksinmesinin karşılanması

-Yöneticilerin şimdiki ve gelecekteki işlerinde başarılı olabilmeleri

-Verimlilik artışına katkı

4.1.3Yönetici Geliştirmenin İlkeleri

Yönetici geliştirmenin birçok yol ve yönetimi olmakla birlikte yönetici geliştirmenin ilkelerinden birinci ilkesi bütün grubun geliştirilmesi,ikincş ise dinamikliktir.Bu ilkeler şöyle açıklanabilir.

Bütün grubun geliştirilmesi

Geliştirme kuruluştaki bütün yöneticileri ve yönetici adaylarını kapsamalıdır.Böylece hepsini ilerlemeye ve kendilerini geliştirmeye yöneltmelidir.

Dinamiklik

Yöneticilerin geliştirilmesi mekanik değişmeye bağlı statik (durağan)bir eylem olarak kalmamak,dinamik ve niteliksel olmalıdır.Dinamiklilik aynı zamanda yönetici eğitiminde sürekliliğide ifade etmektedir.Yarının sevk ve idarecilerini yetiştirmek demek,gerçekden bugünün sevk ve idarecilerini (hepsini geliştirip) daha büyük insan daha iyi sevk ve idareci yapmak demektir.Geliştirme davranışında bulunurken vaatleri değil sonuçları ,bugünün gereklerinin değil yarınınkileri gözönüne almalıdır.

4.1.4.Yönetici Nasıl Geliştirilir?

Yarının sevk ve idarecilerini yetiştirip – geliştirmek, özel bir faaliyet sayılmayacak kadar büyük ve önemlidir. Başarısı sevk ve idarecilerin sevk ve idaresindeki etkenlerin hepsine bağlıdır: Bir kişinin, işinin organizasyonu, amiri ve astları ile olan ilişkilerinin düzenlenmesi, kuruluşun ruhu ve organizasyon yapısı vb. gibi.

Yinede yarının sevk ve idarecilerinin geliştirilmesi bir yan ürün olarak bakılamayacak kadar önemlidir. Özel sevk ve idaecigeliştirme bir ek faaliyettir. Ama büyük bir organizasyonlarda kesinliklegerekli bir ek görevdir. Hiç olmazsa şirketin probleme verdiği önemi vurgulayarak sevk ve idarecileri astların kendilerine geliştirme çabalarına yardıncı olmaya özendirir.

İş hayatındaki her sevk ve idarecinin öz geliştirmeyi doğru ya da yanlış yönlendirme, ilerletme ya da boğma fırsatları vardır. Kendisi emrinde çalışan herkesin öz geliştirme çabalarını verimlilikle yönlendirme ve uygulamaların yardıncısı olmakla doğrudan sorumlu tutulur. Her şirket sevk ve idarecilere sistamatik gelişme fırsatları verebilir.

İlk görev kişisel oyutludur. Her sevk ve idareciemrindekilerin her birinin ne yapabileceğini iyiden iyiye düşünmelidir. Bu analiz bizi iki soruya götürür. Bu kişi kuruluşa en fazla katkıyı yapabileceği işte midir? Kuvvetli taraflarını ve kapasitesini bütünüyle kullanabilmesi için neler öğrenmeli, hangi eksikliklerini gidermelidir? Öğrenenin onu öğretmek zorunda kalan kişi olduğu gibi, en iyi gelişen de başkalarını kendilerini geliştirmeye yardımcı olmaya çalışan kişidir. Doğrusu kimse başkalarını geliştirme işinde çalışmadan kendisini geliştiremez. Başkalarını geliştirme çabaları nedeniyle sevk ve idareciler kendi kendilerinden istediklerini de arttırırlar. Her işteki en başarılı kişiler, kendi eğitip geliştirdikleri adamlara arkalarından gururla bırakabilecekleri en büyük anıt olarak bakarlar.

4.1.5.Geliştirme Davranışında Göz Önünde Bulundurulması Gerekenler

İnsanlar içinde yer aldıkları organizasyonda mutlu olmak isterler. Bu nedenle kendilerine mutsuz gelen ortamlardan kaçmaya çalışırlar. Bunu bazen işe gelmeme, bazen işte işini ağırdan alma ve çoğu zamanda işlerini terk etme şeklinde ortaya koyarlar.

Bu nedenle geliştirme davranışında önemli bir unsur olarak insanları neyin motive ettiğini anlamak ve onları mutlu kılacak unsurlara önem vermek gerekmektedir. Geliştirme davranışında bulunurken göz önünde tutulması gereken unsurlar şöyle sıralanabilir:

• Özendirici olmak ve başarıları ödüllendirmek

• Bilgiyi paylaşmak

• Yöneticilerin kendi kendilerini yetiştirme ve geliştirmelerine önem vermek

• Geliştirme davranışında bulunurken tek bir yöntem üzerinde ısrarcı olmamak

• İşle kaynaştırılmış yöntemlere ağırlık vermek

• Çalışma zamanlarında esneklik sağlayabilmek, işletme dışındaki geliştirme programlarına katılma fırsatı verme

4.1.6.Geliştirme Nedeni Olarak Yönetici Değerleme ve Yöntemleri

İşletmeler hayatta kalabilmenin yanı sıra ilerlemek, gelişmek ve dinamizmlerini korumak için çeşitli faaliyetlerde bulunurlar. Bunlardan biride personelin değerlendirilmesidir. İşletmeler personelinin çalışmasını ve başarısını genellikle şu amaçlar çerçevesinde değerlendirmektedir:

• Eğitim ihtiyaçlarının saptanması ve bu doğrultuda eğitim programlarının uygulanması

• Personele kendini geliştirme ve yetiştirme olanağı sağlama

• Terfi ettirme

• Her yardıncıya üstünün kendisi hakkına ne düşündüğünü öğrenmesini sağlar.

• Üslerin yardımcılarını daha iyi tanımalarını ve iş ilişkilerini geliştirmelerini sağlar.

• Üstlerin yardıncılarını nasıl değerlendirdiği hakkında (ciddi – hoşgörülü) genel müdürlüğü bilgi sağlar.

4.2.VERİMLİLİĞİ ARTTIRMA ÇABALARI

Verimliliği arttırma çabalarında içinde birçok unsurun önemli bir yeri vardır. Bunları şöyle açıklayabiliriz.

4.2.1.Yönetimin Rolü

Örgütsel verimliliği arttırmak öncelikle yöneticilerin sorumluluğunda olduğundan bu çalışma yönetim düzeyinde başlar. Yöneticilerin tutumlarına, stratejiye, politikaya ve en önemli uygulamalı çalışmaya bağlı olarak verimlilik programları başarılı olur veya olmaz. Verimlilik için iki ayrı strateji vardır. Birincisi, çok yüksek maliyet ve uzun zamanda sonuç veren emek yatırımlarınınarttırılmasına dayanır. Yönetim uygulamasının geliştirilmesi, genellikleucuzdur ve bir çok durumda harcanandan çok fazla ekonomik fayda sağlar. Şirket planlama ve amaçlarına göre yönetim gibi yönetim tekniklerinin uygulanmaya başlanması ve kompütürize yönetim bilgi sistemlerine, yeni makine ve teknolojiye yatırım yapmak kuşkusuz çok önemlidir. Bununla beraber, yöneticiler astlarının ne ölçüde iyi yönetebildiklerine göre de değerlendirilmelidir.

Yöneticinin rolü iki alanı içerir:

İş ve bu işin örgütleme ve uygulama biçimi

İşçiler ve çalıştıkları ortam ve diğer bir deyişle, üretken bir çalışma için fırsatların sağlanması.

4.2.2.Örgüt Yapısı ve Kültürü

Bir örgütün yapısı onun performansına olumlu katkıda bulunur. Bu örgüt ve kültür arasındaki karşılıklı bir bağlılıktan kaynaklanmaktadır. Çünkü, kültür örgüte toplumun üyesi olan bireylercetanışmak ve bireysel olarak örgüt üyelerinin hareket ve tutumlarının, mevcut kültürü açıklamada söz sahibi olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle örgütte yer alan kişilerin kendilerini rahat hissettikleri ortamlarda (fikirlerini açıklayabilme,yönetime katılma gibi.) Daha etkin çalışma gayretini gösterdikleri ve böylece verimliliklerinin arttığı yapılan araştırmalarla tespit edilmiştir.

4.2.3.Yönetim Biçimleri

Yönetim biçimleri üzerinde son yapılan çalışmaların çoğu katılımcı, çalışanlara odaklı yöntemlerin verimliliği arttırmada etkili olduğunu ve bu demokratik yönetim biçiminin, otoriter yönetim biçimine göre daha yüksek verimlilik sağladığını saptamıştır.

Çalışma koşulları ve ortamla beraber işçilerin güdülenmesini sağlayacak eğitim ve gelişme yolu ile verimli işçi çabalarını maksimize etmek için yönetimin yeterli olanağı vardır ve aynı zamanda bunlar yönetsel sorumluluklardır.

4.2.4.İşgücünün Güdülenmesi

İşletme düzeyinde bir güdüleme sistemi genelolarak bazı önemli ilkelere dayandırılmalıdır.

Bir güven ortamı yaratılmalı, yönetim ve çalışanlar arasında iki tarafında kaygı ve düşüncelerini özgürce açıklayabileceği iki yönlü bir iletişimi sağlamalı, çalışanların önerilerine ve sorunlarına olumlu yanıt vermelidir.

Verimliliği arttırma planları adı altında bütün işçilere güven vermelidir.

Performansı temel ölçüt olarak alıp, ayrım yapmaksızın çalışanları terfi ettirecek isdihdam ve ilerle sağlayacak eşit fırsatlar yaratmalıdır.

Güvenli çalışma koşulları ve uygun mesleki hizmetleri sağlayarak, tüm çalışanların güvenlik ve refahlarını korumalıdır.

İş başı eğitim olanakları ve mesleki gelişme programları sağlayarak, çalışanların beceri ve yeteneklerini artırmalıdır.

4.2.5.İş Örgütleme

İş örgütleme, işletme düzeyinde verimliliği artırmak için çok güçlü bir yöntemdir. Hemen her türlü verimlilik arttırma programında her düzeyde, firma, bölüm, atölye ve işçi düzeyinde kesinlikle kullanılmalıdır. Değişik türde iş örgütleme yöntemleri, Avrupa ülkelerinde başarılı bir şekilde uygulanmıştır.

Genel olarak iş örgütleme yaklaşımlarının ve yöntemlerinin tümü iki ana grupta sınıflandırılabilir.

-Çalışma zamanının yeniden yapılandırılması

-İşin kendisinin yeniden yapılandırılması

Çalışma Zamanı

Çalışma zamanını içeren iş örgütleme yöntemleri, esnek zamanlı sistemlerde olduğu gibi , çalışma koşulları ve çalışma yaşam kalitesinden günlük çalışma zamanına kadar değişen göndermeleri içerir. Bu yöntemler sadece emek verimliliğini artırmak için değil, aynı zamanda çalışmayı sürdürerek daha yüksek ulusal ve sektörel verimlilikten elde edilen kazançları düzenli bir biçimde dağıtmak için kullanılır.

Yarı Zamanlı Çalışma:Gelişmekte olan ve endüstrileşmiş bazı ülkelerde hem işçilere hem işverenlere fayda sağlayan en uygun çalışma biçimi olduğundan, yarı zamanlı çalışma bir çok işletme tarafından tercih edilmektedir. Yarı zamanlı çalışmanın belirgin yararları şunlardır:

• Devamsızlıkları, en yoğun ticari saatleri tatil dönemlerini, iş kalıplarında değişimleri dengelemesi,

• Bölünmüş vardiyalardan ve aykırı saatlerden kaynaklanan karşılıkların en aza indirilmesi,

• Tam gün çalışan yerler için bir işgücü kaynağının sağlanması,

• Yeni mezunların iş yaşamıyla tanışması,

• Gelecekteki terfiler için eğitilmiş ve kararlı bir işçiler havuzunun oluşturulması.

İş Paylaşımı : Tam günlük işin iki veyadaha fazla kişi arasında bölüşülmesidir ve büyük bir yaygınlık kazanmıştır. Genellikle ilk kez işe giren gençlere yönelik bir uygulamadır. “Sosyalverimlilik” diye adlandırılan şeyin artırılması için iyi bir yöntemdir.

Daha Kısa Haftalık Çalışma Süresi: Tüm dünyada, birçok sendika tarafından uğruna mücadele yürütülan bir korkudur.

Daha Uzun Tatil Süresi: İş örgütlemede başka bir stratejidirve işçiler tarafından kabul edilenidir.

Esnek Zaman : Birçok durumlarda yalnızca verimliliği artırmada değil çalışma ortamı üzerinde olumlu bir etki yaratır. Bu beyaz yakalılırda, hizmet işlerinde daha yaygındır.

Şekil3: İşin Yeniden Yapılandırılması

İşin yeniden yapılandırılması, hem verimliliği hem de iş doyumunu arttırmaya yönelik iş örgütleme metotlarının bir diğer önemli grubunu oluşturur. Artan iş doyumu, tek başına daha yüksek verimliliğe ve daha iyi güdülemeye neden olabilir. Bir çok yönetici ve işçi, iş doyumunun artırılması için ümit verici bir strateji olduğunu düşünmektedir.

İşin Yeniden Yapılandırma Biçimi

İşin Yeniden Yapılandırılması

İş genişletme (yatay değişimleri) İş zenginleştirme (dikey değişimleri)

Görev süresinin İş rotasyonu veya Görev çeşidinin ve Bölüm ve fabrika

artırılması. diğer tekniklerle karmaşıklığının iş etkinliklerine daha

Benzer başka ürün çeşitlerinin sorumluluklarının fazla katılma

görevlerin eklenmesi artırılması. artırılması.

Kaynak: Joseph Prokopenko, Vermlilik Yönetimi Ankara ILO MPM Yay.1995 s.275

4.2.6.Verimlilik Eğitimi

İnsan ancak yeterli bir eğitim,öğretim ve gelişmeden sonra deeğerli bir kaynak ve en önemli verimlilik etmeni olur. Bundan dolayı verimlilik programlarının etkililiği, işgücünün ve yöneticilerin kalitesine ve verimliliği artırmaya katkıda bulunma istekliliklerine dayanır.

Verimliliği artırma programlarının tasarımı aşamasında göz önünde bulundurulması gereken bazı kilit noktaları belirlemek yararlıdır.

Bu bağlamda üç önemli soru göz önünde bulundurulmalıdır:

• Hangi insanların geliştirileceği: Yöneticiler, teknik elemenlar, işgörenler

• Gelişimin ne biçimde olacağı: Eğitim ve öğretim

• Ne öğretileceği: Verimlilik bilinci, anlayışı ve becerileri

İnsan gücü eğitim düzeyinin yükselmesi ve bileşimindeki değişmeler sonucu, daha dinamik, etkin ve verimli olacaktır.

Şekil 4: İnsan Kaynağının Gelişiminin Üç Boyutlu Matriksi

Kaynak:Joseph Prokopenko. Verimlilik Yönetimi Ankara MPM Yay 1995 s.267

4.2.7.Verimlilik ve İnsan

Bütün yukarıda anılanlar verimliliği artırma potansiyeline sahip olduğu halde, uygulamalarda çeşitli ve önemli problemlerle karşılaşılmaktadır. Bu problemlerin çok azı ekonomik veya teknolojik niteliktedir . Bunlar çoğunlukla insan kaynaklarıyla ve onların yönetimiyle ilgili problemlerdir. Buda gösteriyor ki işletmelerde insane faktörü işletmeler için hayati bir önem ifade etmektedir.

İnsan faktörünün önem kazanmasına neden olan gelişme 1924 – 1927 yılları arasında Şikago’da Western Electrik Company’de Elton Mayo’nun sorumluluğu altında yapılan Hawthorne araştırmalarıdır. Bu araştırmalar daha once beklenilmeyen bazı sonuçları ortaya koymuştur. Bu denemeler fiziki çalışma koşullarının yanında işçilerin ruhsal durumunun da önemli olduğunu göstermiştir. Çalışanların, çalışma arkadaşları ve üstleriyle ilişkilerinin verimi büyük ölçüde etkilediği ortaya çıkmıştır. Hatta yöneticilerinde bundan etkilendiği belirlenmiştir.

İnsan unsuru öteki üretim faktörlerinden çok farklıdır. İnsanını psikolojik, sosyolajik veya bir moral yapısının bulunması üretim faktörleri içindeki insan unsuruna ötekilerden farklı bir yönetim yaklaşımını gerekli ve zorunlu kılar. İnsan bir örgütün esas girdisini, iş yapma gücü ve yeteneğini oluşturur. Bu açıdan emek üretimin en önemli unsurudur. Fiziksel ve bedensel açıdan üretim kaynaklarını kullanacak ve işleyecek odur. Konuya bir başka açıdan bakılacak olursa, daha öncede belirtildiği gibi verimlilik kelimesi aksi belirtilmediği taktirde emek

Türkiye-ab İlişkileri

Salı, 06 Kasım 2007

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ

KRONOLOJİ 3

GİRİŞ 4

ANKARA ANLAŞMASI 4

Ankara Anlaşması’nın Amacı ve Hukuki Özellikleri 4

Ankara Anlaşmasının Kapsamı 5

Ortaklık Organları 6

1. Ortaklık Konseyi 6

2. Ortaklık Komitesi 7

3. Karma Parlamento Komisyonu (KPK) 7

4. Gümrük İşbirliği Komitesi (GİK) 7

5. Gümrük Birliği Ortak Komitesi 7

Ankara Anlaşması’nın Dönemleri 8

-Hazırlık Dönemi 8

-Geçiş Dönemi 8

-Son Dönem 9

KATMA PROTOKOL 9

Katma Protokol’ ün Kapsamı 10

Niteliği 10

Yürürlüğe Girmesi 10

Tarafların Katma Protokol’den Kaynaklanan Yükümlülükleri 10

Malların Serbest Dolaşımına İlişkin Yükümlülükler 11

Sanayi Mamulleri 11

Tarım Ürünleri 12

Kişilerin Serbest Dolaşımı 12

Sermayenin Serbest Dolaşımı 12

Hizmetlerin Serbest Dolaşımı 12

GÜMRÜK BİRLİĞİ 13

Türkiye-AB Gümrük Birliğine Geçiş Süreci Ve Bu Sürecin İşleyişi 13

1/95 sayılı Türkiye- AB Ortaklık Konseyi Kararı 14

Gümrük Birliğinin Kapsamı 14

Gümrük Birliğinin Sonuçları 17

AVRUPA BİRLİĞİ’NDE GENİŞLEME SÜRECİ VE TÜRKİYE 18

Kopenhag Kriterleri 18

Gündem 2000 19

Lüksemburg Zirvesi 19

Cardiff Ve Viyana Zirveleri 20

Köln Zirvesi 21

AB Helsinki Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi 21

KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ 22

Genel Olarak 22

Kısa Vadeli Öncelikler ve Yapılması Gerekenler (2001 Yılı sonuna Kadar) 23

Orta Vadeli Öncelikler 25

ULUSAL PROGRAM 30

Siyasi Kriterler 30

Ekonomik Kriterler 30

Üyelik Yükümlülüklerini Üstlenebilme Kapasitesi 31

İLERLEME RAPORU 2001 37

I.Siyasi Kriterler 37

II. Ekonomik Kriterler 38

III. AB Müktesebatını Üstlenme Yeterliliği 38

IV. Katılım Ortaklığı Belgesi Ve Ulusal Program’ın Genel Değerlendirmesi 39

SONUÇ 41

KRONOLOJİ

1959

• 31 Temmuz: Türkiye, AET’ye ortaklık için başvurdu.

• 11 Eylül: Ankara ve Atina’nın Ortaklık başvurularını kabulü

1963

• 12 Eylül: Ankara Anlaşması

1970

• 23 Kasım: Katma Protokol

1978

• 4-11 Ekim: Yükümlülükler donduruldu.

1982

• 22 Ocak: Türkiye ile ilişkiler donduruldu.

1986

• 16 Eylül: Türkiye - AET Ortaklık Konseyi toplandı.

1987

• 14 Nisan: Tam üyelik müracaatı

1995

• 30 Ekim: Gümrük Birliği

1997

• 12-13 Aralık: Lüksemburg Zirvesi

1999

• 11-12 Aralık: Helsinki Zirvesi

2000

• 4 Aralık: Katılım Ortaklığı Belgesi

2001

• 19 Mart: Türkiye Ulusal Programı

• 13 Kasım: IV. İlerleme Raporu.

GİRİŞ

Altı Batı Avrupa ülkesinin aralarında imzaladıkları Roma Antlaşması’nın 1958 yılında yürürlüğe girmesinin ardından, 15 Temmuz 1959 tarihinde Yunanistan, 31 Temmuz 1959 tarihinde de Türkiye Topluluğa katılmak için müracaat etmiştir.

Türkiye’nin ivedilikle AET’ye bağlanma isteğinin iki önemli nedeni bulunduğu, zamanın Türk yetkililerince aşağıdaki şekilde açıklanmıştır:

"Türkiye, uzun dönemde, Batı Avrupa’da kurulabilecek siyasal bir birliğin dışında kalmak istememektedir. Öte yandan, Türkiye, gümrük birliği içinde Yunanistan’a verilecek ticari tavizlerden de yoksun kalmamak amacındadır".

Türkiye’nin AET’ye başvuran Yunanistan’ın hemen ardından başvurmasının ekonomik nedenlerinin başında, Yunanistan’ın çeşitli tarım ve sanayi ürünleri itibariyle Topluluk pazarında kazanacağı sürüm kolaylıkları karşısında Türk ürünlerinin, bu pazarlardaki rekabet edilebilirliğinin ve Pazar payının korunması endişesi yatmaktadır.

Türkiye ile AT ( AET) arasındaki “Ortaklık İlişkisi”, Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran Roma Anlaşmasının 238. maddesine dayanılarak Türkiye’nin 31 Temmuz 1959’daki müracaatı üzerine, 4 yıl süren görüşmelerden sonra 12 eylül 1963 tarihinde imzalanarak 1 Aralık 1964 tarihi itibariyle yürürlüğe giren Ankara Anlaşması ile kurulmuştur.

ANKARA ANLAŞMASI

Ankara Anlaşması’nın Amacı ve Hukuki Özellikleri

Ankara Anlaşması, 12 Şubat 1964 tarihinde GATT’ın onayına sunulmuş; Topluluk üyesi ülkeler ile Türkiye’nin Parlamentolarında da onaylandıktan sonra, 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye-AET Ortaklık Anlaşması, bugün yürürlükten kalkmış bulunan AET-Yunanistan Ortaklık Anlaşması gibi ve diğer Ortaklık Anlaşmalarından farklı olarak Topluluğa tam üyeliği öngörmektedir.

Ankara Anlaşmasının giriş bölümünde “Türk halkının yaşama seviyesini iyileştirme çabasına Avrupa Ekonomik Topluluğun getireceği desteğin, ileride Türkiye’nin Topluluğa katılmasını kabul ederek..” cümlesi yer almaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin AET’ye tam üye olmasının düşünüldüğünün diğer kanıtı da, Ankara Anlaşmasının 28’inci maddesinde dile getirilmektedir. “Anlaşmanın işleyişi, Topluluğu kuran Antlaşmadan doğan yükümlerin tümünün Türkiye tarafından üstlenebileceğini gösterdiğinde, Âkit taraflar, Türkiye’nin Topluluğa katılması olanağını inceler”.

Anlaşmanın 2nci maddesinde ortaya konan genel ilkeye göre; Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasındaki ortaklık ilişkisinin amacı, Türk ekonomisinin hızlı bir şekilde kalkındırılması ve Türk halkının istihdam seviyesinin ve yaşam standartlarının yükseltilmesi hususlarını gözönünde bulundurarak, taraflar arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri güçlendirmeyi teşvik etmektedir. Bunun için de bir gümrük birliğinin tedrici olarak kurulması sağlanacaktır. Bu genel ilke hem ekonomik, hem de siyasal amaç taşımaktadır. Ekonomik amaç, Türk halkı ile AET içindeki halklar arasında daha yakın ilişkiler kurmak ve Türk ekonomisi ile Topluluk üyesi devlet ekonomileri arasındaki farkın kapatılmasıdır. Farkın kapatılması için Türkiye’ye ekonomik yardımda bulunma zorunluluğu kabul edilmiştir. Siyasal amaç ise Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran Roma Anlaşmasının temelindeki ülküyü diğer üye devletlerle birlikte izlemek, barış ve özgürlüğü korumak ve korumada kararlılık göstermek iradesinin sağlanmasıdır. Türk halkının yaşam seviyesinin yükseltilmesi çabasına destek vermek suretiyle nihai hedef, Topluluğa tam üye olmayı kolaylaştırmaktır.

Ankara Anlaşması, Türkiye’nin Topluluğa tam üye sıfatıyla katılabilmesi yolunu açık tutmakta ve yürürlük süresine ilişkin bir hüküm de taşımamaktadır. Bir diğer deyişle, Anlaşma’nın fesih hükmü yoktur. Bu nedenle, Anlaşma, amaçları gerçekleşene kadar yürürlükte kalacaktır.

Anlaşmanın temel özellikleri; genel hükümleri içeren çerçeve bir anlaşma niteliğine haiz olması, kapsamının ek protokoller ve Ortaklık Konseyi Kararları ile geliştirilmesi, Anlaşmanın kurduğu ortaklık kurumlarının ikili ve eşitliğe dayalı olması, kararların oybirliği ile alınması, Anlaşmanın evrimsel yani aşamalı bir yapıya sahip bulunması ve bir aşamadan diğer aşamaya geçişin otomatik olmamasıdır.

Ankara Anlaşmasının Kapsamı

Anlaşma 33 maddeden oluşan esas Anlaşma, 11 maddeden oluşan Geçici protokol, 9 maddeden oluşan mali protokol, son senet ve işgücü konusunda taraflar arasında teati edilen mektuplardan oluşmaktadır. Ayrıca bir adet niyet bildirisi, iki adet yazım bildirisi ve Federal Alman Hükümetine ait iki bildiri de Esas Anlaşmaya eklenmiştir.

Esas Anlaşma’yı oluşturan maddelerde; ortaklık ilişkisinin amacı, gümrük birliğinin esasları, tanımı, malların kişilerin sermayenin ve hizmetlerin serbest dolaşımı, ulaştırma, rekabet, mevzuat ile ekonomik ve ticari politikaların uyumlaştırılması, ortaklık organları, Türkiye’nin tam üyelik imkanları, ortaklık ilişkisinde çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümü gibi konular düzenlenmiştir.

Geçici protokol (protokol no1): Türkiye için önem taşıyan dört ana ihraç malı (tütün, kuru üzüm, kuru incir, fındık) ile ilgili olarak AT’nun tanıdığı ayrıcalıklar ile hazırlık döneminden geçiş dönemine intikali sağlayacak koşul ve süreleri belirlemektedir.

Hukuki açıdan Ankara Anlaşması, ortaklık ilişkisinin temel ilkelerini belirlemektedir. Ayrıntılar ise daha sonra imzalanacak protokollerle tespit edilecektir. Anlaşmanın 30. Maddesine göre bu protokoller anlaşmanın ayrılmaz parçalarıdır.

TÜRKİYE-AT ORTAKLIK ORGANLARI

A. TOPLULUK İLE ARAMIZDAKİ ORTAKLIK İLİŞKİSİNDE SÜREKLİLİĞİ SAĞLAMAK VE SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNE UYGUN ZEMİNLERİN YARATILABİLMESİ İÇİN:

• DANIŞMA ORGANI OLARAK TÜRKİYE-AB KARMA PARLAMENTO KOMİSYONU,

• KARAR ALMA ORGANI OLARAK ORTAKLIK KONSEYİ,

• TEKNİK DÜZEYDE ORTAKLIK KOMİTESİ VE

• GÜMRÜK İŞBİRLİĞİ KOMİTESİ,

OLUŞTURULMUŞTUR.

B. 1/95 SAYILI TÜRKİYE-AB ORTAKLIK KONSEYİ KARAR METNİNİN 50-51 INCİ MADDELERİ UYARINCA BİLGİ VE GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ SAĞLAMAK, ORTAKLIK KONSEYİ’NE TAVSİYELERDE BULUNMAK VE GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN DÜZGÜN İŞLEYİŞİNİ TEMİNEN GÖRÜŞ BİLDİRMEKLE GÖREVLİ BİR TÜRKİYE-AB GÜMRÜK BİRLİĞİ ORTAK KOMİTESİ TESİS EDİLMESİ KARARLAŞTIRILMIŞTIR.

Ortaklık Organları

Ankara Anlaşması’nın 6 ncı maddesi, ortaklık rejiminin uygulanmasını ve gittikçe gelişmesini sağlamak için Akit Tarafların bir "Ortaklık Konseyi" teşkil etmelerini; 24 üncü maddesi de, Ortaklık Konseyi’nin "görevlerinde kendisine yardımcı olabilecek her komiteyi" kurabileceğini öngörmektedir. Bu çerçevede kurulmuş Türkiye-AET ortaklık organları aşağıda sıralanmaktadır.

1. Ortaklık Konseyi

Ortaklık Anlaşması’nın 6 ncı maddesi, akit tarafların, ortaklık rejiminin uygulanmasını ve gittikçe gelişmesini sağlamak için Anlaşma ile verilen görevlerin sınırları içinde eylemde bulunacak Ortaklık Konseyi çerçevesinde toplanmalarını hükme bağlamaktadır.

Ortaklık Konseyi, gümrük birliğinin gelişen şekilde yerleşmesi ve ortaklığın iyi işlemesi hedefiyle Türkiye’nin ekonomi politikalarının Topluluğunkine yakınlaştırılmasını ve gerekli ortak eylemlerin geliştirilmesini sağlamak için, Anlaşma kapsamına giren alanlara ilişkin hükümlerin uygulama koşul, usul, sıra ve sürelerini ve yararlı görülecek her türlü korunma kurallarını tesbit etmek üzere kurulmuştur.

Ortaklık Konseyi, bir yandan Türk Hükümeti temsilcilerinden, öte yandan, AET Konseyi ile Komisyonu ve üye ülke hükümetlerinin temsilcilerinden oluşmaktadır. Ortaklık Konseyi Başkanlığı, altışar aylık süreler için Türkiye ile Topluluk temsilcilerinden biri tarafından, sıra ile yürütülür.

Konsey, kararlarını oybirliği ile alır. Türkiye’nin ve Topluluk tarafının birer oyları vardır.

Ortaklık Konseyi, iç tüzüğü gereğince, en az altı ayda bir defa Bakanlar düzeyinde toplanır. Bu oturumlar dışında Konsey, anılan Konsey üyelerinin temsilcileri düzeyinde biraraya gelir.

Türkiye-AET Ortaklığı’nın en önemli organı olan Ortaklık Konseyi’ne, Anlaşma ile belirtilen amaçların gerçekleştirilmesi için "karar alma yetkisi" verilmiştir. Taraflar, bu kararların yerine getirilmesinin gerektirdiği tedbirleri almakla yükümlüdür. Konsey ayrıca tavsiyelerde de bulunabilir (Ankara Anlaşması Madde 22/1).

Ortaklık Konseyi Anlaşma’nın hedeflerini gözönünde tutarak, ortaklık rejiminin sonuçlarını belirli aralıklarla inceler. Bu incelemenin, hazırlık dönemi boyunca bir görüş teatisi sınırları içinde kalması öngörülmüştür (Ankara Anlaşması Madde 22/2).

Ankara Anlaşması’nın 25 inci maddesi gereğince, akit taraflar, Anlaşma’nın uygulama ve yorumu ile ilgili olarak Türkiye’yi, Topluluğu, veya Topluluk üyesi bir devleti ilgilendiren her anlaşmazlığı Ortaklık Konseyi’ne getirebilir. Konsey, anlaşmazlığı, karar yolu ile çözebileceği gibi, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’na veya mevcut herhangi bir başka yargı merciine götürmeyi kararlaştırabilir. Taraflardan herbiri, kararın veya hükmün yerine getirilmesinin gerektirdiği tedbirleri almakla yükümlüdür.

Ortaklık Konseyi, görevlerinde kendisine yardım edebilecek ve özellikle Anlaşma’nın iyi yürütülmesi için gerekli işbirliğini sağlayacak bir Komiteyi kurma yetkisini haizdir. Nitekim, 1964 yılında yapılan Ortaklık Konseyi toplantısı ile Ortaklık Komitesi, 1965 tarihli bir toplantı ile de Karma Parlamento Komisyonu kurulmuştur.

Ortaklık Konseyi, yukarıda açıklanmış bulunan yapısı ve yetkileri çerçevesinde, Türkiye-AET ilişkilerinin şekillendirilmesi ve yönlendirilmesi bakımından en etkin kuruluş olarak, siyasi konularda olduğu kadar, ekonomik ve ticari ilişkilerde de önem arz etmektedir.

2. Ortaklık Komitesi

Ortaklık Konseyi’nin 3/64 sayılı Kararı ile kurulmuş bir "yardımcı organ"dır. Yapısı Ortaklık Konseyi’ne benzeyen Komite’nin görevi, Ortaklık Konseyi’nin gündemini hazırlamak ve Ortaklık Konseyi’nin vereceği talimatlara uygun olarak, Ortaklık ilişkisiyle ilgili teknik sorunlar üzerinde incelemeler yapmaktır.

Ortaklık Komitesi teknisyenlerden oluşan bir organdır. Komite’nin hazırladığı raporlar oylama yapılmaksızın doğrudan Ortaklık Konseyi’ne sunulur.

3. Karma Parlamento Komisyonu (KPK)

Ortaklığın "demokratik" denetim organıdır. KPK, TBMM ve Avrupa Parlamentosu’ndan 18’er üye olmak üzere toplam 36 üyeden oluşur ve yılda 2 kez toplanır.

KPK’nun görevi, Ortaklık Konseyi tarafından hazırlanan yıllık faaliyet raporlarını incelemek ve ortaklığa ilişkin konularda fikir teatisinde ve tavsiyelerde bulunmaktır.

4. Gümrük İşbirliği Komitesi (GİK)

Gümrük İşbirliği Komitesi, Ortaklık Konseyi Kararı ile tesis edilmiştir. Üye devletler gümrük uzmanları ve Komisyon servislerinin gümrük sorunları ile ilgili memurları ile Türk gümrük uzmanlarından oluşur.

İlk toplantısını 28.10.1979 tarihinde gerçekleştiren ve 12.11.1982 tarihinde yaptığı 9 uncu toplantısından sonra 10 yıl süre ile toplanamayan Komite, 3 Aralık 1992 tarihinde gerçekleştirdiği 10 uncu toplantısından itibaren düzenli işleyen ve gümrük birliğinin tamamlanması sürecinde gümrüklerle ilgili teknik hususları ele alarak Ortaklık Konseyi’ne önemli ölçüde yardım sağlayan bir platform haline gelmiştir. Gümrük Birliği’nin tamamlanmasından sonra ise Komite, görev alanı çerçevesinde karşılaşılan teknik sorunların ele alınıp çözümler arandığı aktif bir zemin halini almıştır.

Görevi, Ortaklık Anlaşması’nın gümrükle ilgili hükümlerinin doğru ve yeknesak bir şekilde uygulanması amacıyla akit taraflar arasında idari işbirliğini sağlamak ve Ortaklık Komitesi’nin gümrük alanında kendisine tevdi edebileceği her türlü diğer görevi yürütmektir. 1/95 sayılı Türkiye-AB Ortaklık Konseyi Kararı, Topluluk Gümrük Kodu ile Uygulama Yönetmeliği ile düzenlenen bazı alanlarda (ürünlerin menşei, gümrük değeri, gümrük beyanları, serbest dolaşıma giriş, askıya alma düzenlemeleri, gümrük borcu, başvuru hakkı, vb) mevzuat uyumunun sağlanması ve ilgili hükümlerin uygulanması için gerekli tedbirlerin alınması sorumluluğunu Gümrük İşbirliği Komitesi’ne vermiştir.

5. Gümrük Birliği Ortak Komitesi

Ortaklık Konseyi, gümrük birliğinin işleyişiyle doğrudan ilgili alanlarda (ortak ticaret politikası, ortak rekabet politikası, gümrük mevzuatı vb.), Türk mevzuatının Topluluk mevzuatıyla sürekli uyumu ilkesini getirmiş ve bu ilkeyi hayata geçirmek için de "Gümrük Birliği Ortak Komitesi" adı altında yeni bir organ tesis etmiştir.

Akit tarafların temsilcilerinden oluşan Gümrük Birliği Ortak Komitesi’nin başlıca ilgi alanı teknik konulardır. Ortaklık Anlaşmasıyla oluşturulan diğer kurumlar varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Gümrük Birliği Ortak Komitesi, bilgi ve görüş alışverişini yönlendirir, Ortaklık Konseyi’ne tavsiyelerde bulunur ve gümrük birliğinin doğru işleyişini sağlamak amacıyla görüş bildirir. Komite bazı konularla sınırlı olmak üzere, yeni bir mevzuat yaratmayacak ve Topluluk mevzuatında değişiklik oluşturmayacak teknik nitelikli kararlar alabilir.

Gümrük Birliği Ortak Komitesi’nin temel fonksiyonu, Türkiye’nin gümrük birliğinin işleyişiyle doğrudan ilgili alanlarda öngörülen mevzuat uyumu ilkesine bağlı kalmasına yönelik bir danışma prosedürünün oluşturulmasıdır. Amaç, mevzuat ve uygulamalar arasındaki farklılık ve çelişkilerin, malların serbest dolaşımı ilkesini etkilemesini, ticarette sapma meydana getirmesini ve ekonomik sorunlara yol açmasını engellemektir.

Gümrük Birliği Kararı’nda ayda bir düzenli olarak toplanması öngörülmekle birlikte, Gümrük Birliği Ortak Komitesi bugüne kadar 9 toplantı gerçekleştirmiştir. Komite’nin etkin ve sürekli olarak işletilmesi, gerek gümrük birliğinin işleyişiyle ilgili sorunların aşılması, gerekse gümrük birliğini doğrudan ilgilendiren alanlardaki mevzuat hazırlık çalışmalarında Türkiye’nin başlangıç aşamasından itibaren yer alması açısından son derece önem taşımaktadır.

Ankara Anlaşması’nın Dönemleri

Anlaşma, hazırlık, geçiş ve son dönem olarak adlandırılan üç kademeden oluşan ve kademeler arasındaki geçişin otomatik olmadığı bir ortaklık ilişkisi kurmaktadır

-Hazırlık Dönemi

Türkiye açısından 1 Aralık 1964’te başlamıştır ve kapsamı geçici protokol ile mali protokolde belirlenmiştir. Bu dönemin en az 5 yıl, en fazla 10 yıl sürmesi planlanmıştır.

Hazırlık döneminde Türkiye-AET ilişkilerinin geliştirilmesi bakımından, Türkiye herhangi bir yükümlülük üstlenmemekte olup, geçiş dönemi ve son dönem boyunca üstleneceği yükümlülükleri yerine getirebilmesi için Topluluğun yardımı ile ekonomisini güçlendirmesi öngörülmüştür.

Bu dönemde tek taraflı olarak Türkiye’ye kota avantajları (tütün, kuru üzüm, kuru incir, fındık) tanınmıştır. Bu dönem içinde kullanılmak üzere, Türkiye’ye 175 milyon ECU tutarında kredi de sağlanmıştır (I. Mali Protokol).

-Geçiş Dönemi

Hazırlık döneminin uzatılmış süresi içinde, Türkiye’nin isteği üzerine bir sonraki dönemin (geçiş dönemi) koşullarını, süre ve sıralarını belirlemek üzere Topluluk ile yeniden müzakerelere başlanmış ve 23 Kasım 1970 tarihinde Katma Protokol imzalanmıştır. Üye ülkelerin Parlamentoları tarafından onaylanması gereken Katma Protokol’ün ticari hükümleri, onay işlemlerinin zaman alabileceği düşüncesiyle, ayrıca aktedilen Geçici Anlaşma ile 1.9.1971 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Anlaşmayla hazırlık dönemi sona ermiş ve geçiş dönemi fiilen başlamıştır.

Ancak, geçiş döneminin hukuken başlaması, Katma Protokol’ün 1 Ocak 1973 günü yürürlüğe girmesiyle olmuştur. Bir diğer ifadeyle, gümrük indirimlerinin gerçekleştirilme amacına yönelik Topluluk yükümlülükleri 1971’de, Türkiye’nin bu alandaki yükümlülükleri ise, 1973’te başlamıştır.

İngiltere, İrlanda ve Danimarka’nın AET’ye 1973 yılında "tam üye" olarak katılmaları üzerine, Katma Protokol rejimi bir Tamamlayıcı Protokol’la (30 Haziran 1973) bu üç ülkeye de genişletilmiş (uyum sağlanmış) ve Tamamlayıcı Protokol’ün ticari hükümleri bir diğer geçici anlaşmayla, 1 Ocak 1974 tarihinde yürürlüğe konulmuştur.

Katma Protokol bir “Uygulama Antlaşması”dır. Zira Ankara Anlaşması’nın belirlediği genel çerçeve, Katma Protokol ile doldurulmuş ve uygulamaya geçirilmiştir. Geçiş döneminde hazırlık döneminin aksine Türkiye de sorumluluklar üstlenmiş, Topluluk ile arasındaki gümrükleri azaltma ve ortak dış tarifeye uyum sağlama gibi sorumluluklarla karşı karşıya gelmiştir.

Geçiş döneminin amacı, karşılıklı ve dengeli yükümlülükler esası temelinde gümrük birliğinin, gelişen bir şekilde yerleşmesini sağlamak ve Türkiye’nin ekonomi politikalarını Topluluğun ekonomi politikalarına yaklaştırmaktır (Madde 4/1).

Ayrıca, Türkiye’nin kalkındırılmasını hızlandırmak amacıyla, Katma Protokol ile birlikte imzalanan İkinci Mali Protokol, Türkiye’ye 195 milyon ECU’lük bir kredi açmaktadır ve bu kredinin tamamı Aralık 1982 itibariyle kullanılmıştır. (2. Mali Protokol)

-Son Dönem

Ankara Anlaşması’nın Katma Protokol ile düzenlenen Geçiş Dönemi’nin tamamlanmasını izleyen dönemde ise, "Son Dönem" başlamaktadır. Bu dönem Türkiye ile AET arasındaki Gümrük Birliğine dayanır. Bu dönemde, tarafların ekonomi politikaları arasındaki eşgüdümün güçlendirilmesi sağlanacaktır. Ankara Anlaşması, son dönem için bir süre saptamamış, bunu Madde 28 ile taraflara bırakmıştır:

KATMA PROTOKOL

Katma Protokol, Geçiş Dönemi’nin uygulanmasına ilişkin şartları, usulleri, sıra ve süreleri belirlemektedir.

Protokol’ ün "dibacesi" nde yer alan ilkeler,

• Akit taraflar arasında "karşılıklı ve dengeli yükümlülükler"in esas olması;

• Türkiye ile Topluluk arasında bir gümrük birliğinin giderek yerleştirilmesi;

• Ortaklığın iyi işlemesi amacıyla tarafların ekonomi politikalarının yakınlaştırılması ve ortak faaliyetlerin geliştirilmesinin sağlanması.

olarak sıralanmaktadır.

KATMA PROTOKOL’UN KAPSAMI

A. MALLARIN SERBEST DOLAŞIMI

• GÜMRÜK BİRLİĞİ

• TÜRKİYE VE TOPLULUK ARASINDA GÜMRÜK VERGİLERİNİN KALDIRILMASI

• ORTAK GÜMRÜK TARİFESİNİN TÜRKİYE TARAFINDAN KABULÜ

• AKİT TARAFLAR ARASINDA MİKTAR KISITLAMALARININ KALDIRILMASI

• ORTAK TARIM POLİTİKASININ UYGULAMA ALANINA KONULMASI

B. KİŞİLERİN VE HİZMETLERİN SERBEST DOLAŞIMI

• İŞÇİLER

• YERLEŞME HAKKI, HİZMETLER VE ULAŞTIRMA

C. EKONOMİ POLİTİKALARININ YAKLAŞTIRILMASI

• REKABET, VERGİLEME VE MEVZUAT YAKLAŞTIRILMASI

• EKONOMİ POLİTİKASI

Katma Protokol’ ün Kapsamı

Gümrük Birliği esasına dayandırılmış bulunan ve 64 maddeden meydana gelen Katma Protokol, malların serbest dolaşımını gerçekleştirecek usul, sıra ve süreler de dahil olmak üzere,

• kişilerin, hizmetlerin, sermayenin serbest dolaşımı;

• ulaştırma, rekabet, vergileme ve mevzuatın yakınlaştırılması;

• ekonomi ve ticaret politikalarının uyumlu hale getirilmesi

konularını hükme bağlamaktadır.

Niteliği

Katma Protokol’ ün ekonomik, sosyal ve siyasi niteliği Ankara Anlaşması ile paralellik göstermekte ve Protokol, Ankara Anlaşması’nın ekini oluşturmaktadır.

Katma Protokol, bir "Uygulama Anlaşması" dır. Zira, Ankara Anlaşması’nın belirlediği genel çerçeve, Katma Protokol ile doldurulmuş ve uygulamaya geçilmiştir.

Katma Protokol, doktrinde "Geçici Anlaşma" (interim agreement) olarak ifade edilmektedir. Bu çerçevede, sözkonusu Protokol’ ün tam üyelik öncesi dönemi düzenleyen bir anlaşma olduğu kabul edilmektedir.

Ankara Anlaşması’nın 30 uncu maddesine göre Katma Protokol Ankara Anlaşması’nın "ayrılmaz parçasıdır" ve aynı hukuki değere sahiptir.

Yürürlüğe Girmesi

Katma Protokol, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5 Temmuz 1971, T.C. Senatosu’nda da, 22 Temmuz 1971 tarihinde onaylandıktan sonra, 1 Eylül 1971 tarihinde kanunlaştırılmış ve Ankara Anlaşması’nda olduğu gibi, 30 Eylül 1971’de GATT ’a sunulmuştur. Sözü edilen Protokol üye ülke parlamentolarında da onaylandıktan sonra,1 Ocak 1973’te yürürlüğe girmiştir (Ancak, Katma Protokol’ ün ticari hükümleri "geçici anlaşma" ile 1.9.1971 tarihinde yürürlüğe konmuş ve AT’ nun yükümlülükleri bu tarih itibariyle başlatılmıştır).

Bu tarihten sonra Topluluğa katılan ülkeler ile ekonomi politikalarının uyumlaştırılması amacıyla “Uyumlaştırma Protokolleri” imzalanmıştır.

Tarafların Katma Protokol’den Kaynaklanan Yükümlülükleri

Katma Protokol, ekonomik ve sosyal hayatın her alanına ilişkin hükümler içermekle birlikte, Gümrük Birliği’nin gerçekleştirilmesine yönelik bölümlere ağırlık verilmiştir.

Katma Protokol, AKÇT ve EURATOM ürünlerine ilişkin hüküm ihtiva etmemekte, yalnızca AET’nin yetki alanına giren ürünlere ilişkin düzenlemeler içermektedir.

Malların Serbest Dolaşımına İlişkin Yükümlülükler

Sanayi Mamulleri

i. Türkiye ve Topluluk arasında gümrük vergileri ile eş etkili vergi ve resimlerin kaldırılması ve Türkiye’nin OGT’ne uyumu

Protokole göre, Topluluğun Türkiye’den ithal edilen sanayi mamullerine uyguladığı gümrük vergileri ve miktar kısıtlamalarını Protokol’ün yürürlüğe girdiği tarihte sıfıra indirmesi öngörülmektedir. Katma Protokol, Topluluk açısından gümrük vergilerinin kaldırılması konusunda 4 istisna getirilmiştir. Bunlar, bazı petrol ürünleri, perakende satışa arzedilmeyen pamuk ipliği, diğer işlenmiş pamuklu dokumalar, yün ya da ince hayvan kılından yapılma makina halılarıdır.

Türkiye ise, Topluluk çıkışlı sanayi mallarına (AKÇT ve EURATOM hariç) karşı uyguladığı gümrükleri, 1973 yılından başlamak üzere, geçiş döneminde dış rekabet gücü kazanacağı düşünülen üretim dallarında 12 yıl, daha uzun bir süre sonunda dış rekabete açılabilecek sektörlerde ise, 22 yıl sonunda Topluluğun Ortak Gümrük Tarifesi ile aynı düzeye indirmekle yükümlüdür. Bu kapsamda iki liste hazırlanmış ve bu listeler 12 ve 22 yıllık listelerde yer alan ürünler olarak tanımlanmıştır. Türkiye bu yükümlülükler çerçevesinde, 1 Ocak 1973 ve 1 Ocak 1976’da, 12 yıllık listede %10’arlık, 22 yıllık listede %5 ’erlik indirim yapmıştır. Ocak 1978’de yapılması gereken indirimler ise, Katma Protokolün 60’ıncı hükmünden yararlanılarak ertelenmiştir. Bu tarihten sonra 1989 yılında kadar indirim yapılmamıştır.

ii. Miktar kısıtlamalarının kaldırılması

Protokol uyarınca, Topluluğun geçiş döneminin ilk gününden itibaren Türk sanayi ürünlerine karşı uyguladığı bütün miktar kısıtlamalarını ve eş etkili tedbirleri kaldırması gerekmektedir.

Taraflar arasındaki miktar kısıtlamalarının kaldırılması bakımından, Topluluk ipek böceği kozası ve ham ipekte yeni miktar kısıtlamaları koyma hakkını saklı tutarak, bu iki ürün dışındaki ürünler itibariyle yükümlülüğünü 1 Eylül 1971’de yerine getirmiştir.

Ancak, Topluluğa 1973 yılında katılan İngiltere , Katma protokol hükümlerine aykırı olarak, 2 Mart 1975 tarihinde Türkiye’den yapılan pamuk ipliği ithalatına tek yanlı kısıtlama getirmiştir. İngiltere’nin pamuk ipliği ihracatımıza uyguladığı kotaya rağmen, bu mamulde topluluk Pazarındaki payımızın giderek büyümesi karşısında ürünümüze anti-damping vergi uygulanmaya başlamış, vergi 30 Temmuz 1982’de imzalanan İradi İhraç Kısıtlaması Anlaşması ile kaldırılmıştır. Benzer şekilde, konfeksiyon ürünlerinde 27 Temmuz 1982’de tişört ithalatımızdaki tek yanlı miktar kısıtlaması ile başlayan kota uygulaması, tekstil ve konfeksiyon kategorileri bazında artarak Gümrük Birliğinin tamamlanmasına kadar devam etmiştir.

Türkiye, Topluluk çıkışlı özel ithalatının 1967 yılında gerçekleşen miktar kadarlık bölümünü kademeli olarak, libere ederek bunu Topluluğa konsolide etmekle, başka deyişle, bir daha sınırlamaya tabi tutmamakla yükümlüdür.

Türkiye üçüncü ülkelere uyguladığı gümrük tarifelerini de Topluluk Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) ile uyumlaştıracaktır. AET’nin OGT ortalaması yaklaşık %7, Türkiye’nin Gümrük vergileri ortalaması %40-50 civarında olduğundan bu uyum oldukça zor bir yükümlülüktür. Bu nedenle, uyum takvimi 1989 yılında işletilmeye başlanmıştır.

Tarım Ürünleri

Katma Protokol’ün 33/2 ve 3 üncü maddeleri Topluluğun genel mükellefiyeti olarak Türkiye’nin Topluluk Ortak Tarım Politikası’na uyum sürecinde, Türk tarımının çıkarlarını gözönünde tutacağını, Ortak Tarım Politikası’nda meydana gelecek gelişme ve değişiklikleri Türk tarafına bildireceğini hükme bağlamaktadır.

Protokol’ün 33/1 nci maddesinde ise, "22 yıllık bir dönem içinde Türkiye, tarım ürünlerinin Türkiye ve Topluluk arasında serbest dolaşımı için Türkiye’de uygulanması gerekli Ortak Tarım Politikası tedbirlerini bu dönemin sonunda alabilmek amacıyla, kendi tarım politikasının uyumu yoluna gider" şeklindeki hükümle tarım alanındaki serbest dolaşımın gerçekleştirilebilmesi için, Türk tarım politikasının OTP’na uyumu zorunlu kılınmaktadır.

Öte yandan, Protokol’ün 35nci maddesi uyarınca taraflar, birbirlerine, tarım ürünleri alışverişleri için kapsamı ve usulleri Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilecek olan tercihli bir rejim tanıyacaklardır.

Kişilerin Serbest Dolaşımı

Katma Protokol, Topluluk ile Türkiye arasında, gümrük birliğini aşan bir ekonomik bütünleşme öngörmüştür. Bu nedenle, malların serbest dolaşımına ilişkin hükümlerle yetinmeyip, aynı serbestiyi sermaye, işgücü ve hizmetler açısından da öngörmüştür. Ancak, bu konulara ilişkin hükümler, çoğunlukla bağlayıcı olmamış ve geleceğe yönelik dilekler olarak ifade edilmiştir.

Protokol’ün 36ncı maddesine göre, Türkiye ile Topluluk arasında işçilerin serbest dolaşımı, Ankara Anlaşması’nın yürürlüğe girişinden sonraki 12 nci ve 22 nci yıl arasında kademeli olarak gerçekleşecek, buna ilişkin usuller ise, Ortaklık Konseyi tarafından kararlaştırılacaktır. Yine aynı madde uyarınca, bu konuda izlenecek yöntemler, Ankara Anlaşması’nın 12 nci maddesi çerçevesinde Konsey tarafından saptanacaktır.,

20 Aralık 1976 tarihinde alınan 2/76 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı ile işçilerin serbest dolaşımlarına ilişkin ilk kademe düzenlemeler getirilmiştir. Bundan sonra, 1 Aralık 1980 ile 1 Aralık 1983 tarihleri arasını kapsayan ikici kademenin düzenlemesi beklenirken bu yapılmamıştır. Böylece, kademeli geçişte son tarih olan 1 Aralık 1986’da yürürlüğe girmesi gereken işçilerin serbest dolaşımı gerçekleşememiştir.

Sermayenin Serbest Dolaşımı

Katma Protokol’ün 50/2nci maddesi uyarınca, mal ve hizmet alışverişleriyle sermaye hareketlerine ait ödemelerin serbestleştirilmesi, miktar kısıtlaması, hizmet edinimi ve sermaye hareketleriyle ilgili serbesti prensipleri dahilinde gerçekleştirilir.

Protokol’ün 50/3ncü maddesine göre, taraflar, Roma Antlaşması’nın III sayılı ekinde yer alan görünmeyen işlemlere ait transferlerde uyguladıkları rejimi daha kısıtlayıcı hale getiremezler. Ancak, Ortaklık Konseyi’nin bu konuda istisnai karar alma yetkisi bulunmaktadır.

Türkiye, Topluluk kaynaklı yabancı sermayeye tanıdığı rejimi kolaylaştırmakla yükümlüdür. Taraflar, aralarındaki sermaye hareketleri ve buna ilişkin ödemelere zarar verecek yeni kısıtlama koymaktan, eskilerini arttırmaktan sakınırlar.

Hizmetlerin Serbest Dolaşımı

Protokol’ün 41/1nci maddesi uyarınca, taraflar, karşılıklı olarak yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest dolaşımına yeni kısıtlamalar getirmemekle yükümlüdürler. Yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest dolaşımına ilişkin mevcut kısıtlamalar ise, tedricen kaldırılacaktır. Bu kısıtlamaların kaldırılması için uygulanacak yöntem, sıra ve süreler Ortaklık Konseyince saptanacaktır. Protokol’ün 42nci maddesinde ise, ulaştırma sektörü ile ilgili Türk mevzuatının Topluluk kurallarına uyumu düzenlenmektedir. Buna göre, Roma Antlaşması ile tesis edilmiş Topluluk ortak ulaştırma kurallarının Türkiye’ye teşmil edilmesine dair usuller Ortaklık Konseyi tarafından saptanacaktır.

GÜMRÜK BİRLİĞİ

1983 yılında Türkiye’de sivil idarenin yeniden kurulması ve 1984 yılından itibaren ülkemizin ithal ikamesi politikalarını hızla terk ederek dışa açılma sürecini başlatması ilişkilerimizi yeniden canlandırmıştır. Türkiye bir taraftan 14 Nisan 1987′de AB’ne tam üyelik müracaatında bulunmuş, diğer taraftan ertelenmiş bulunan gümrük vergileri uyum ve indirim takvimini 1988 yılından itibaren hızlandırılmış bir şekilde yeniden yürürlüğe koymuştur.

Türkiye, ortaklık ilişkisinden bağımsız olarak, AET’yi kuran Roma Anlaşması’nın 237nci maddesine istinaden 14 Nisan 1987’de tam üyelik müracaatında bulunmuştur. Bu 237. madde “Her Avrupa Devleti” dediğinden Konsey Türkiye’nin başvurusunu Fas’ınkini reddettiği gibi değerlendirmeye dahi almadan reddedememiştir. AB Komisyonu tam üyelik müracaatımıza 1989 yılında verdiği yanıtta, Türkiye’nin AB’ne üyelik konusundaki ehliyetini kabul etmekle birlikte, Topluluğun kendi içindeki derinleşme sürecini tamamlanmasına ve gelecek genişlemesine kadar beklenmesini ve bu arada Türkiye ile gümrük birliği sürecinin tamamlanmasını önermiştir.

Ayrıca, Türkiye ekonomisindeki gelişmeler olumlu karşılanmakla birlikte;

• Kişi başına düşen milli gelirin Topluluktaki ortalamanın 1/3’ü düzeyinde bulunması

• Hızlı bir nüfus artışı ve işgücünün %50’den fazlasının tarımda istihdam edilmesi ve sosyal güvenlik alanındaki normların yetersizliği

• Yüksek enflasyon oranının varlığı

• Sanayide yüksek korunma oranları ile, yeni bir tür vergi olarak nitelenen fonların varlığı

gibi hususların, Türkiye’nin Topluluğa katılması halinde yükümlülüklerini üstlenebilmesini güçleştireceği belirtilmektedir.

Bu öneri tarafımızdan da olumlu değerlendirilmiş ve gümrük birliğinin Katma Protokolde öngörüldüğü şekilde 1995 yılında tamamlanması için gerekli hazırlıklara başlanmıştır. İki yıl süren müzakereler sonunda 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye-AB Gümrük Birliğine Geçiş Süreci Ve Bu Sürecin İşleyişi

Türkiye, tam üyelik hedefi için gerekli bir araç olan gümrük birliğinin geçiş döneminin sona ereceği 1996 yılı başı itibariyle tamamlanmasını teminen, 9 Kasım 1992 tarihli Ortaklık Konseyi toplantısında, gümrük birliğinin 1995 yılı itibariyle gerçekleştirilmesinin hedeflendiğini, bunun için gerekli yükümlülüklerinin yerine getirileceğini ve bu arada nihai hedefinin Topluluğa katılmak olduğunu teyiden açıklamıştır.

Türkiye-AET Ortaklık Konseyi’nin 6 Mart 1995 tarihli toplantısında, Gümrük Birliği’nin tamamlanması ve sürdürülmesi için gerekli koşulları ve süreleri belirleyen bir Gümrük Birliği Kararı kabul edilmiştir.

1/95 sayılı Türkiye- AB Ortaklık Konseyi Kararı

Bu karar, 22 yıl sürmesi öngörülen geçiş dönemini sona erdirerek son döneme geçişi sağlaması açısından önemlidir.

6 Mart 1995 tarihinde Brüksel’de gerçekleştirilen 36ıncı dönem Ortaklık Konseyi toplantısında, Ortaklığın geçiş dönemini sona erdirerek, son döneme geçişi sağlayan ve gümrük birliğine varılmasında ve bu birliğin işlerliğinin sağlanmasında gereken yöntem ve süreleri tespit eden Ortaklık Konseyi Kararı imzalanmıştır.

Temelinde taraflar arasında malların serbest dolaşımını ve üçüncü ülkelere karşı ortak gümrük tarifelerinin uygulanmasını öngören bir entegrasyon olan Türkiye-AB Gümrük Birliği, AB’de ticaret ve rekabet politikalarında kaydedilen gelişmeler doğrultusunda, Türkiye’nin bu politikalara da uyumunu öngören bir nitelik kazanmıştır.

1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararı, 66 madde bazı maddelere ilişkin ortak ya da tek taraflı 17 Bildirim ve 10 ekten oluşmaktadır. Şu konularda düzenlemeler yapılmıştır:

 Malların Serbest dolaşımı

 Topluluk Ortak Tarım Politikalarına Uyum

 Topluluk Ortak Gümrük Koduna Uyum

 Mevzuat Uyumu

 Fikri sınai ve ticari mülkiyetin korunması

 Rekabet kuralları

 Devlet yardımları

 Ticari Korunma Araçları

 Kamu Alımları

 Vergilendirme

 Kurumsal Hükümler

 Uyuşmazlıkların Çözümü

Gümrük Birliğinin Kapsamı

Gümrük vergileri, Miktar kısıtlamaları (Madde 4-7)

İthalatta ve ihracatta uygulanan gümrük vergileri, eş etkili vergiler, miktar kısıtlamaları ve eş etkili tedbirler, Karar’ın yürürlüğe girdiği tarihte kaldırılacaktır.

Bakanlar Kurulu Kararı ile 1 Ocak 1996 tarihi itibarıyla, 12 yıllık ve 22 yıllık listelerde yer alan ürünlerde, Topluluğa karşı gümrük vergileri kaldırılmıştır.

Türkiye, tekstil ve konfeksiyon dışında kalan sektörlerdeki devlet yardımını 1995 yılında yürürlüğe konan İhracata Yönelik Devlet Yardımları Kararı ile düzenlemiştir. Karara göre; araştırma-geliştirme, çevre maliyetleri, yurt dışında düzenlenen fuar ve sergilere katılım, Pazar araştırması, tanıtım faaliyetleri devlet tarafından desteklenebilecektir.

Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) ve Ticaret Politikası (Madde 12-14)

Türkiye Karar’ın yükümlülüğe girmesi ile birlikte OGT’yi uygulamaya başlayacaktır. Türkiye tek taraflı olarak, OGT’ini geçici süre ile askıya alma ve değiştirme hakkında haizdir.

Bu çerçevede bugüne kadar İsrail, Macaristan, Romanya, Litvanya, letonya, Estonya, Çek/Slovak Cumhuriyetleri, Slovenya, Bulgaristan, Polonya, Makedonya ile serbest ticaret anlaşmaları imzalanmıştır.

Bu çerçevede, gümrük vergileri, 1997 ve 1998 yıllarında yüzde 10’ar, 1999 ve 2000 yıllarında da yüzde 15’er oranında indirilmiş. 31 Aralık 2000 tarihinde yapılan yüzde 50 oranında gümrük vergisi indirimiyle de OGT’ye uyum sağlanmıştır. (31 Aralık 2000 tarih ve 24274 sayılı Resmi Gazete)

2/95 sayılı Karar kapsamında, ağırlıklı olarak, otomotiv sanayi ürünleri, deri ve köseleden bazı eşyalar, ayakkabı ve aksanı, porselen ve seramikten bazı mutfak eşyası ve mobilya için Türkiye’nin, 1.1.2001. tarihine kadar Topluluk Ortak Gümrük Tarifesi üzerinde vergi uygulayabilmesine imkan tanınmaktadır.

Ticarette teknik Engeller (Madde 8-11)

Türkiye teknik engellerin kaldırılması konusundaki Topluluk araçlarını, diğer bir ifade ile standardizasyon, ölçüm, kalibrasyon, kalite, akreditasyon, test ve sertifikalandırma konusundaki topluluk mevzuatını, Karar’ın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 yıl içinde benimseyecektir. Türkiye, Topluluk mevzuatına uygun belgelendirilmiş Topluluk ürünlerinin ithalatını engellemeyecektir.

Türk Akreditasyon Kurumu 1999 yılında kurulmuştur, fakat hala teknik donanım yetersizliğinden dolayı faaliyete geçememiştir.

İşlenmiş tarım ürünleri İthalatı (Madde 17-21)

Topluluk mevzuatına uygun olarak, işlenmiş tarım ürünlerindeki sanayi ve tarım payları tespit edilmiş ve toplam korumanın sanayi payına tekabül eden kısmının Topluluğa karşı sıfırlanması öngörülmüştür.

Bu madde kapsamında bulunan ürünler Roma Anlaşması’nın tarım ekinde yer almayan, bünyesinde temel tarım ürünlerini (hububat, şeker ve süt) bulunduran ürünlerdir. (çikolata, ve şekerlemeler, çocuk mamaları, bisküvi ve pastacılık ürünleri, makarna, dondurma, hazır gıdalar, margarin gibi)

Türkiye’nin Topluluk Gümrük Kodu’na uyumu (Madde 26-28)

Menşe, Gümrük değerleri, beyan, ürünlerin gümrük birliği alanına girişi, serbest dolaşım, ekonomik etkisi olan gümrük birliği işlemleri, gümrük borcu ve başvuru hakkı gibi hükümlerini Topluluk mevzuatına uyumlaştıracaktır.

Fikri ve sınai mülkiyetin korunması (Madde 31)

Taraflar, ancak fikri mülkiyet haklarına Gümrük Birliği’ni oluşturan iki tarafta da eş düzeyde etkili koruma sağlanması halinde Gümrük Birliği’nin gereğince işleyebileceğini kabul ederler.

Türk Patent Enstitüsü kurulmuş olup 1995 yılından bu yana çalışmalarını sürdürmektedir.

Gümrük Birliği’nin rekabet kuralları ve mevzuat yakınlaştırılması (madde 32,37,38)

Taraflar arasındaki ticareti etkilediği ölçüde, teşebbüsler arasında, rekabeti bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamalar ile hakim durumun kötüye kullanılması, Gümrük Birliği’nin düzgün işleyişi ile uyumlu olmadıkları gerekçesi ile yasaklanmıştır.

Aralık 1994’te “4054 sayılı rekabetin korunması hakkında kanun” yürürlüğe girmiştir. Rekabet kurulu kurulmuş ve 1997 yılında faaliyete geçmiştir.

Devlet yardımları (madde 35,36,37,38)

Tarafların belli kuruluşları veya belli ürünlerin üretimini özendirmek amacıyla yapılan her türlü devlet yardımı Gümrük Birliği’nin düzgün işleyişi ile uyumlu değildir.

İstisnaları;

 Doğal afetlerin veya olağandışı olayların neden olduğu zararı giderme amacını güden yardımlar,

 Topluluk ile Türkiye arasındaki ticaret koşullarını ortak çıkara ters düşecek ölçüde olumsuz etkilememek kaydıyla, bu Karar’ın yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıl süreyle Türkiye’nin göreli azgelişmiş bölgelerinin ekonomik gelişmesini desteklemek üzere verilen yardımlar,

 Topluluk ile Türkiye arasındaki ticaret koşularını ortak çıkara ters düşecek ölçüde olumsuz etkilememek kaydıyla, belli ekonomik faaliyetlerin veya belli yörelerin ekonomisinin gelişmesini kolaylaştırmaya yönelik yardımlar,

Ülkemizde devlet yardımlarının AB’nin yardım programları ile uyumlu hale getirilmesi için, ülkemizde uygulanacak yardım programlarının AB’nin bölgesel gelişmişlik kriterleri ile uyumlu hale getirilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Sözkonusu değerlendirme, Türkiye’de mevcut coğrafi bölgeler baz alınarak Komisyon belgelerinde yer alan yöntemler ve Komisyonun 12.8.1988 tarihli OJ C 212 nolu bildirimi ile belirlenen kriterler göz önüne alınarak hesaplanmış, ortaya çıkan veriler ışığında, Türkiye’nin bütün bölgeleri itibari ile Topluluk ortalamasının altında bulunduğu ve bu bölgelere yapılacak yardımların Roma Anlaşmasının 92(3) (a) maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak sözkonusu girişimlere bu güne kadar Komisyon tarafından herhangi bir yanıt verilmemiştir.

Tekeller (madde 39-40)

Her türlü ticari nitelikteki tekeller, Karar’ın yürürlüğe girmesinden itibaren AB ve Türkiye vatandaşları arasında ayırım yapılmayacak şekilde uyumlaştırılacaktır.

Kamu Alımları (madde 48)

Bu kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mümkün olan en kısa süre içinde, Ortaklık Konseyi Tarafların kamu alımları piyasalarını birbirlerine açmalarına yönelik görüşmelerin başlatılması için bir tarih belirler.

Uyuşmazlıkların Çözümü (Madde 59-60)

Ankara Anlaşması’nın 25nci maddesinde yer alan sürece ilave olarak, korunma hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olarak sınırlı bir hakemlik müessesi getirilmiştir.

Tarım

Tarım ürünlerinde karşılıklı tavizlerin sağlanmasına yönelik müzakerelerin 1995 yılında tamamlanarak gümrük birliğinin yürürlüğe girmesinden önce sonuca bağlanması kararlaştırılmıştır.

Sosyal Konular

AB ülkelerinde yasal olarak ikamet eden Türk işçileri konusunda sürekli bir diyalogun tesisi ve söz konusu işçilerin daha iyi entegrasyonları yönünde her türlü tedbirin araştırılması öngörülmüştür.

Gümrük Birliğinin Sonuçları

Gümrük Birliğinin ilk uygulama yılında (1996) AB’den ithalatımız, beklendiği üzere, %37.2 oranında, AB’ye ihracatımız ise sadece %4.2 oranında artmıştır.

Gümrük birliğinin en belirgin etkisi, pazarın genişlemesi ve dış ticaretin artmasıdır. Bunun yanında sektörel bazda farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Tarım, tekstil, giyim eşyası, deri ve mineral ürünler sektörleri kısa vadede olumlu etkilenirken makine, motorlu taşıtlar ve elektronik sanayi ürünleri olumsuz yönde etkilenmektedir. (Bayar,2000 )

Gümrük Birliği çerçevesinde teknik mevzuat uyumunun henüz sağlanmamış olması AB ülkelerine ihraç edilen ürünlerde CE markasının aranıyor olması tüm sektörlerin AB ülkelerine ihracatlarında önlerine çıkan bir engeldir.

Türkiye’de ulaşımın genel olarak karayolu ile yapılması, deniz ve demiryolları taşımacılığının yetersiz kalması, gerek iç pazarda gerek ihracatta taşımacılığı zorlaştırmakta ve taşımacılık maliyetlerini arttırmaktadır. Enerji maliyetleri de gelişmiş batı ülkeleri ile karşılaştırıldığında çok fazladır. Bütün bu engeller Türk şirketlerinin AB de rekabet potansiyelini azaltmaktadır.

Gümrük Birliğinin tamamlanmasıyla ülkemiz AB ülkeleriyle entegrasyon istikametinde çok önemli bir yol katetmiştir. En azından, Türk ekonomisi ve sanayii gümrük birliğini tamamlayarak altından kalkılamayacak bir yük üstlenmediğini ispatlamış, dolayısıyla tam üyeliğin gerektireceği yükümlülükleri de zaman içinde üstlenebileceğini göstermiştir. Bir yerde Gümrük Birliği ülkemiz için bir test olarak görülebilir. Türkiye, AB ile Gümrük Birliğine girebilmiş tek üçüncü ülkedir. Ticaret açığının önemli ölçüde büyümesine rağmen ekonomi, Gümrük Birliğinden kaynaklanan yükü rahatlıkla kaldırabileceğini göstermiştir. Ancak, Gümrük Birliğinin sorunsuz yürüdüğü de söylenemez. Bir kere, AB Gümrük Birliği ile birlikte ülkemize karşı üstlendiği bazı yükümlülükleri yerine getirmemiştir. AB, Gümrük Birliği kararının kabul edildiği Ortaklık Konseyi toplantısında üstlendiği ve ülkemize 4-5 yıllık bir dönem içinde 2,5 milyar EURO’ya varan mali yardım yapma yükümlülüğünü yerine getirememiş, aynı şekilde kurumsal alanda entegrasyonu kolaylaştırmak amacıyla öngörülen bazı tedbirleri alamamıştır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilememiş olmasının başlıca iki nedeni vardır. Birisi Yunanistan’ın, diğeri Avrupa Parlamentosunun muhalefetidir. Türkiye tabiatıyla bu taahhütlerin yerine getirilmesi üzerinde ısrar etmeye devam etmektedir. Zira bunlar Gümrük Birliği anlaşması paketinin bir parçasını teşkil etmekte olup, yerine getirilmemeleri ilişkimizin dengesini bozma sonucunu doğurmaktadır.

AVRUPA BİRLİĞİ’NDE GENİŞLEME SÜRECİ VE TÜRKİYE

Kopenhag Kriterleri

22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi’nde, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği’nin genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa Ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri de belirtmiştir. Bu kriterler siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olmak üzere üç grupta toplanmıştır.

SİYASİ KRİTER

Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlık haklarını güvence altına alan kurumların varlığı.

EKONOMİK KRİTER

İşleyen ve aynı zamanda Birlik içinde rekabetçi baskılara ve diğer serbest piyasa güçlerine dayanabilecek bir serbest piyasa ekonomisinin varlığı.

TOPLULUK MEVZUATININ BENİMSENMESİ:

Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine bağlı kalmak üzere üyelik için gerekli yükümlülükleri yerine getirebilme kapasitesine sahip olmak.

Aday ülkeler:

 Demokrasiyi,

 Hukukun üstünlüğünü,

 İnsan Haklarını,

 Azınlıklara saygı gösterilmesi ve korunmasını,

 İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığını,

 Birlik içinde piyasa güçleri ve rekabetçi baskı ile başedebilecek kapasiteyi garanti eden kurumların istikrarını sağlamış olmalıdır.

Üyelik, aday ülkenin siyasal, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine katılma da dahil olmak üzere üyelik yükümlülüğünü üstlenme yeteneğine sahip olmasını da öngörür.

Birliğin, Avrupa’nın entegrasyonu momentumunu muhafaza ederken, yeni üyeleri özümseme kapasitesi de Birlik ve aday ülkeler için önemlidir.

Gündem 2000

Avrupa Birliği 1993 Kopenhag Zirve Toplantısında aldığı kararlar uyarınca eski Varşova Paktı ülkeleri olan Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerini kapsayan bir genişleme süreci başlatmıştır. AB Komisyonunun genişlemeye ilişkin stratejisine esas teşkil etmek üzere hazırladığı öneriler 16 Temmuz 1997 tarihinde "Gündem 2000" başlıklı bir raporda açıklanmıştır. Raporda MDAÜ ve GKRY’nin iki dalga şeklinde 2000′li yıllarda AB’ne tam üye olmaları öngörülmüştür. İlk dalgada Kopenhag kriterleri dediğimiz kriterlere - demokrasi, insan hakları, ekonomik gelişme, Topluluk müktesebatını benimseme- en fazla uyum gösterebilme yeteneğine sahip olduğu değerlendirilen, Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya ve Estonya, sözkonusu kriterlere göre daha geri bir durumda bulunan ikinci dalgada ise Slovak Cumhuriyeti, Litvanya, Letonya, Bulgaristan ve Romanya yer almıştır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de daha önce alınan bir kararla sözkonusu genişlemenin içine dahil edilmiştir. Türkiye ise genişlemenin kapsamına alınmamıştır. Gündem 2000 raporunda ülkemiz ile ilgili olarak, Gümrük Birliğinin tatminkar bir biçimde işlediği ve AB ile ülkemiz arasında ilişkilerin geliştirilmesi için sağlam bir dayanak teşkil ettiği, ancak siyasi durumun, mali işbirliği ile siyasi diyalogun 6 Mart 1995 tarihinde kararlaştırıldığı şekilde sürdürülmesine imkan vermediği, Gümrük Birliğinin uygulamasının ülkemizin bir çok alanda AB müktesebatını başarıyla üstlenebileceğini gösterdiğini, buna karşılık ekonomimizin makro ekonomik istikrarsızlık kıskacını kıramadığı ifade edilmiştir. Siyasi konularda ise insan hakları ve Güney Doğu sorunu ile ilgili bilinen görüşler tekrar edilmiş ve bu soruna askeri değil, siyasi bir çözüm bulunması gerektiği ifade edilmiştir.

Gündem 2000 raporunun açıklanmasını izleyen dönemde Türkiye AB üyesi ülkeler ve AB Komisyonu düzeyinde yoğun ikili temaslar gerçekleştirmiştir. Bütün bu görüşmelerde Türkiye, Komisyonun kendisini AB’nin halihazır genişleme sürecinden dışlayan Gündem 2000′deki önerileri hakkında olumsuz görüşlerini ortaya koyarak, AB’nin bu yönde bir tutum almasının Türkiye-AB ilişkilerinin müktesebatıyla ciddi biçimde çelişeceğini vurgulamış ve Lüksemburg Zirve Toplantısından beklentilerini aşağıdaki biçimde ortaya koymuştur:

-Türkiye’nin AB’nin genişleme sürecine dahil olduğunun resmen ilanı.

-Türkiye’nin uygun bir katılma öncesi stratejisi ile desteklenmesi.

-Türkiye’nin Avrupa Daimi Konferansına diğer adaylarla eşit statüde katılması.

Lüksemburg Zirvesi

12-13 Aralìk 1997 tarihlerinde Lüksemburg’da yapılan Avrupa Birliği Zirvesinde kabul edilen Sonuç Bildirisinin en önemli bölümü genişleme konusuna ayrılmıştır. Bu bildiri, genelde Komisyonun Gündem 2000 raporunda yaptığı önerileri benimsemekle birlikte, ülkemiz için bunun ötesine giden bir içerik taşımıştır.

Lüksemburg Zirvesi sonrasında varılmış bulunan noktaya bakıldığında Türkiye açısından şu unsurlar göze çarpmaktadır:

- Türkiye’nin tam üyeliğe ehliyeti bir kez daha teyit edilmiştir.

- Avrupa Birliği, Türkiye’yi tam üyeliğe hazırlamak için bir strateji tespitini kararlaştırmıştır. Bu stratejide, Ankara Anlaşmasında öngörülmüş bulunan imkanların geliştirilmesi, Gümrük Birliği’nin güçlendirilmesi, mali işbirliği ve mevzuat uyumu gibi unsurlara yer verilmesi ve gelişmelerin düzenli olarak Ankara Anlaşmasì’nìn 28. maddesi Kopenhag kriterleri ve AB’nin 29 Nisan 1997 tarihli deklarasyonu çerçevesinde gözden geçirilmesi öngörülmüştür.

-Bunlara karşılık, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin aynı zamanda ülkemizdeki siyasi ve ekonomik reformların sürmesine, Yunanistan ile iyi ve istikrarlı ilişkilere sahip olunmasına ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla BM gözetimindeki müzakerelerin desteklenmesine bağlı olduğu vurgulanmıştır.

Hükümetimiz Lüksemburg Zirvesinin ertesi günü 14 Aralık 1997 tarihinde yaptığı açıklamada, AB’nin Türkiye yönelik yanlı ve ayırımcı tutumunu kınamış, bununla birlikte ülkemizin tam üyelik hedefini muhafaza ettiğini ve AB ile var olan ortaklık ilişkilerinin sürdürüleceğini, ancak bu ilişkilerin geliştirilmesinin AB’nin yükümlülüklerini yerine getirmesine bağlı olacağını, AB’nin mevcut zihniyet ve yaklaşımı değişmedikçe ilişkilerimizin ahdi çerçevesi dışındaki konuları AB ile ele almayacağımızı belirtmiştir. Müteakiben yapılan açıklamalarda, AB ile siyasi diyaloğun, ilişkilerimizin gelişmesine engel oldukları iddia edilen, Kıbrıs sorunu, Türk-Yunan ilişkileri ve insan haklarì dahil olmak üzere Türkiye’nin iç meselelerini bundan böyle kapsamayacağı belirtilmiştir. Ayrıca, ilk oturumunu 12 Mart 1998 tarihinde Londra’da yapan Avrupa Konferansı’na ülkemizin katılmayacağı, bu arada gümrük birliğinin Ortaklık Anlaşmalarımızda öngörüldüğü şekilde sürdürüleceği, AB tarafìnìn Lüksembourg Zirvesinin sonuç bildirisinde yapmayı üstlendiği, gümrük birliğinin derinleştirilmesine ve Ankara Anlaşmasının sağladığı imkanların kullanılmasına yönelik tekliflerin beklendiği ifade edilmiştir. Bu suretle ilişkilerimizin içinde bulunduğu durumdan çıkış yolunun AB’nin göstereceği siyasi iradeye bağlı olduğu karşı tarafa ifade edilmiştir.

Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz Lüksemburg Zirvesinden sonraki dönemde yukarıda belirtilen Hükümet açıklaması çerçevesinde yürütülmüştür. Bu dönemde Komisyon Lüksemburg Zirvesinde kendisine verilen yönerge gereğince 4 Mart 1998 tarihinde Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesini konu alan bir strateji belgesini açıklamıştır. Sözkonusu raporun giriş bölümünde, bu stratejinin uygulanmasıyla Türkiye’nin AB’nin genişleme sürecinde yer alacağı bildirilmiştir. Aynı bölümde, tarafımızdan eleştiri konusu yapılan, mali işbirliği alanındaki AB taahhütlerine de değinilmiş ve stratejide yer alan unsurların gerçekleşmesinin AB’nin Türkiye’ye taahhüt ettiği mali yardımların yürürlüğe konulması ile mümkün olabileceğine dikkat çekilerek, bu konuda yetkili bulunan Konseyin sözkonusu yardımları gecikmeksizin kullanılabilir hale getirecek düzenlemeyi yapması istenmiştir.

Cardiff Ve Viyana Zirveleri

15-16 Haziran 1998 tarihinde gerçekleşen AB Cardiff Zirvesi sonunda yayınlanan Başkanlık Sonuç Belgesinin genişleme ile ilgili bölümünde, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin genişleme sürecindeki konumunu nisbi şekilde iyileştiren bir üsluba yer verildiği görülmüştür. Belgede, bu kere Türkiye’nin "üyelik için ehil" olduğu ifadesinden vazgeçildiği, bunun yerine zìmni bir şekilde "üyelik adayı" tanımlanmasının getirildiği gözlenmektedir. Bu çerçevede, adaylarìn tam üyeliğe hazırlanma durumunu incelemek üzere kurulmuş bulunan ve AB Komisyonunun her aday için 1998 yılı sonunda bir rapor sunmasını öngören devreyi gözden geçirme mekanizmasına Türkiye de dahil edilmiş ve Türkiye için hazırlanacak raporun 1963 Ankara Ortaklık Anlaşmasının tam üyeliğimizi öngören 28. maddesi ve Lüksemburg Başkanlık Kararlarını temel alması öngörülmüştür. Belgede ayrıca, Komisyon tarafından Türkiye’yi tam üyeliğe hazırlamak için sunulan "Avrupa Stratejisi" onaylanmış, bu stratejinin Türkiye’nin önerileriyle de zenginleştirilebileceği vurgulanarak, hayata geçirilmesi için Komisyondan, gerekli mali desteğin sağlanması amacıyla çözüm yolları bulunması istenmiştir.

Belgede yer alan bu olumlu unsurların genişleme sürecindeki konumumuzda nisbi nitelikte bir iyileştirme yaptığı, ancak bunun Lüksemburg’da Türkiye’ye karşı yapılan ayırımcı muameleyi izale edecek bir düzeyde olmadığı ve ülkemizin adaylığının kabul edilmesinin ilave siyasi koşullara bağlanmasını kabul edemeyeceğimiz 17 Haziran 1998 tarihinde yapılan Bakanlık açıklamasında dile getirilmiştir. Açıklamamızda ayrıca, 14 Aralık 1997 tarihli Hükümet Açıklamasında ortaya konulan parametrelerin halen geçerli olduğu da vurgulanmıştır.

Öte yandan AB Komisyonu, Cardiff kararları doğrultusunda, diğer aday ülkelerle birlikte Türkiye için de hazırladığı ilerleme raporunu 4 Kasım 1998 tarihinde Türkiye’ye tevdi etmiştir. Rapor bazı önyargılı ifade ve tespitler içermekle birlikte, Komisyon tarafından Türkiye’nin aday ülke olarak algılandığının bir göstergesi sayılabilir. Ancak bu konuda 11-12 Aralık 1998 tarihlerinde yapılan Viyana Zirvesi’nde de önemli bir gelişme kaydedilmemiştir.

Köln Zirvesi

Almanya’da Ekim 1998′de işbaşına gelen Sosyal Demokrat-Yeşiller Koalisyonu’nun, Türkiye-AB ilişkileri konusunda bir önceki hükümete kıyasla daha olumlu ve görüşlerimize müzahir bir yaklaşım benimsediği görülmüştür. Bu husus, Köln Zirvesi öncesinde, İngiltere ve Avusturya Dönem Başkanlıkları sırasında uygulanandan farklı olarak, Alman Dönem Başkanlığı ile daha yakın temaslar kurulmasını sağlamıştır. Bu çerçevede, Başbakan Bülent Ecevit ile Almanya Başbakanı Schroeder arasında Köln Zirvesinde Türkiye’nin adaylığının tescili konusunda bir mektup teatisinde bulunulmuş ve AB’den beklentilerimiz ayrıntıları ve gerekçeleriyle ortaya konulmuştur.

Bununla birlikte, 3-4 Haziran 1999 tarihlerinde Köln’de yapìlan AB Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinde Almanya tarafından hazırlanan ve Türkiye’nin beklentilerini karşılayabilecek nitelikteki taslak metin, İngiltere ve Fransa’nın desteğine rağmen, Yunanistan’ın ve diğer bazı üye ülkelerin olumsuz tutumları neticesinde kabul edilmemiştir.

Bu gelişme üzerine Dìşişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı tarafından 4 Haziran 1999 günü yapılan açıklamada, Alman Dönem Başkanlığının gayretlerinin memnuniyetle karşılandığı, ancak AB’nin Türkiye’ye yönelik ayrımcı politikasında herhangi bir değişiklik meydana gelmemesi sebebiyle, Türkiye’nin de AB ile ilişkilerinde, Hükümet tarafìndan 14 Aralık 1997 tarihinde yapılan açıklama ile belirlenen yaklaşımın değişmeyeceği bildirilmiştir.

AB Helsinki Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi

Türkiye, 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde oybirliği ile Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak kabul ve ilan edilmiş, diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir.

Helsinki Zirvesi kararlarına göre, Türkiye, diğer aday ülkeler gibi bir Katılım Öncesi Stratejisinden yararlanacaktır. Böylece, Türkiye topluluk programları ve ajansları ile, aday ülkeler ile Birlik arasında, katılım süreci çerçevesinde yapılan toplantılara katılma imkanına sahip olacaktır. Zirve Sonuç Bildirisi ayrıca, önceki AB Konseyi kararları çerçevesinde bir katılım ortaklığı hazırlanmasını öngörmektedir. Bu ortaklığın aynı zamanda, siyasi ve ekonomik kriterleri ile, üye ülke olmanın gerektirdiği yükümlülükler ışığında ve AB müktesebatının üstlenilmesine ilişkin Ulusal Program ile bir arada, katılım hazırlıkları üzerinde yoğunlaşacağı belirtilmiştir. Komisyon ayrıca, Türk mevzuatının Topluluk müktesebatıyla uyumlaştırılması amacıyla, müktesebatın analitik incelenmesi sürecini hazırlamakla görevlendirilmiş, öte yandan, katılım öncesine yönelik mali kaynakların eşgüdümü için tek bir çerçeve sunmaya çağrılmıştır.

KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ

Bilindiği üzere, 1963 yılında Ankara Antlaşması ile başlayan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, 8 Kasım 2000 tarihinde Brüksel’de Avrupa Birliği Komisyonu tarafından açıklanan ve Türkiye’nin tam üyelik sürecinde yapması gerekenlerin özet olarak yer aldığı “Katılım Ortaklığı Belgesi” ile yeni bir döneme girmiş bulunmaktadır. Avrupa Konseyi tarafından onaylanması halinde tam resmi bir döküman haline gelecek olan bu belgeyle Avrupa Birliği, tam üyelik müzakerelerine başlamadan önce Türkiye’nin yapması gerektiği düzenlemeleri kısa ve orta vadeli olarak açıklamıştır.

Bundan önceki gelişmelere genel olarak bakıldığında ise; 10-11 Aralık 1999 tarihinde Helsinki’de toplanan AB Konseyi yayınladığı sonuç bildirgesiyle, Komisyonun Türkiye ile ilgili raporu çerçevesinde Türkiye’de son yıllarda Avrupa Birliği ölçütlerine paralel olarak yaşanan olumlu gelişmelerin varlığı ve Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerine uyum sağlamadaki istekliliğini olumlu karşılamıştır. Konsey, Helsinki toplantısı sonucunda Türkiye’yi de diğer aday ülkelerin tabi olduğu ölçütlerin aynılarına tabi tutarak Birliğe katılma konusunda ilerleme kaydeden bir aday olarak açıklamıştır. Helsinki’de alınan kararlarla Türkiye, Birliğe aday olma konusunda önemli bir gelişme kaydetmekle birlikte, adaylık sürecinde yapması gerekenlere bakıldığında Türkiye’nin çok zor bir döneme girdiği kabul edilmektedir.

Önümüzdeki dönemde Türkiye, Katılım Ortaklığı Belgesinde kendisinden istenenleri belirlenen sürelerde yapmak zorunda kalacaktır. Aksi taktirde adaylık süreci tehlikeye girecek veya çok uzun bir zaman alabilecektir.

Genel Olarak

Adaylık süreci içinde Avrupa Birliğinin Türkiye’den hemen her konuda yapmasını istediği düzenlemeleri kapsayan Katılım Ortaklığı Belgesi, Avrupa Birliğinin tek taraflı olarak Türkiye’den olan taleplerini içermektedir. Adaylık sürecinde “Yol Haritası” olarak da adlandırılan bu belge, AB için üye ülkelerin tam üyelikleri için gerekli görülen ekonomik, siyasi ve kurumsal konularda yapmaları gereken düzenlemelerin belirlendiği ve aday ülkelerden kısa ve orta vadede neleri yapmaları gerektiğinin açıklandığı resmi bir belgedir.

Belgenin yayınlanmasına paralel olarak Türkiye, 2000 yılının sonuna kadar bu belge çerçevesinde kendisinden istenen konuları dikkate alarak adaylık süreci için yapacaklarını gösteren bir “Yapısal Uyum Programı” açıklayacaktır.

Katılım Ortaklığı Belgesiyle, Avrupa Birliği aşağıdaki temel konulara ilişkin olarak Türkiye’den istediklerini açıklamıştır.

Buna göre Türkiye en geç dört yıl içinde;

 İdam cezasının kaldırılmasını gerçekleştirecek,

 Türkçe dışında, ülkede yaşayan herkesin kendi dilinde eğitim, televizyon ve radyo yayını yapmasını sağlayacak düzenlemeleri yapacak,

 Olağanüstü hal uygulamasına son verecek,

 İşkencenin önlenmesine yönelik her türlü sosyal, hukuki ve kurumsal tedbirleri alacak,

 Avrupa insan hakları sözleşmesinde imzalamadığı bölümlere imza atacak,

 Milli Güvenlik Kurulunu, AB ülkelerindeki aynı düzeydeki kurumlar düzeyine çekecek,

 Kıbrıs’ta Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde taraflar arası çözüme destek olacak.

Katılım Ortaklığı Belgesinde AB, Türkiye’den öncelikle Kopenhag Kriterlerini tamamlamasını istemektedir. Belgenin başlangıç bölümünde Helsinki Zirvesine bağlantı yapılarak, Türkiye’nin de üyelik sürecinde diğer adaylarla eşit hak ve yükümlülüklere tabi olduğu hatırlatılmakta ve Türkiye’nin 2000 yılının sonuna kadar Katılım Ortaklığı Belgesini dikkate alarak Ulusal Uyum programını açıklaması istenmektedir.

Katılım Ortaklığı Belgesinin en önemli bölümü kısa ve orta vadeli olarak Türkiye’nin değişik alanlarda yapması gereken düzenlemelerin, alması gereken tedbirlerin ve göstermesi gereken hassasiyetlerin başlıklar halinde açıklandığı bölümdür.

Kısa Vadeli Öncelikler ve Yapılması Gerekenler (2001 Yılı sonuna Kadar)

1- Ekonomik Kriterler

 2000 yılı başında uygulamaya konulan istikrar programı devam ettirilmeli ve kamu harcamalarının denetim altına alınmasına ilişkin olarak IMF ve Dünya Bankasının önerilerine uyularak, yapısal reform programına hız verilmelidir.

 Saydamlık ve şeffaflığın tam olarak sağlanması amacıyla mali sektör reform çalışmalarına başlanmalıdır.

 Tarımsal reformların devam ettirilmesi sağlanmalıdır.

 Özelleştirmeye sosyal unsurlar dikkate alınarak devam edilmelidir.

2- Vergilendirme

 Özellikle oranlar, işlem muafiyeti, vergilendirmenin kapsamı ve vergi yapısı olmak üzere, tüketim vergileri ve KDV konularında uyumlaştırma çalışmaları başlatılmalı ve yeni vergi düzenlemeleri yapılırken kurumlar vergisi öncelikli olarak dikkate alınmalı ve ayrımcı vergi uygulamalarına son verilmelidir.

3- Siyasi Ölçütler

 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi çerçevesinde, ifade özgürlüğü hakkı için yasal ve anayasal güvenceleri güçlendirmek gerekmektedir.

 Dernek kurma özgürlüğü ve toplantı yapma hakkı ile sivil toplum örgütlerinin gelişimini tam olarak sağlayan düzenlemeler yapılmalıdır.

 Her türlü insan hakları ihlallerine karşı gerekli hukuki tedbirler alınmalıdır.

 Uluslararası örgütlerle işbirliği içinde kamu görevlilerinin insan hakları konusunda eğitilmeleri sağlanmalıdır.

 Devlet Güvenlik Mahkemeleri de dahil olmak üzere yargının işleyiş ve etkinliği, uluslararası standartlara uygun olarak iyileştirilmelidir.

 Ölüm cezası ile ilgili mevcut moratoryum devam ettirilmelidir.

 Türk vatandaşlarının kendi ana dillerinde her türlü televizyon ve radyo yayımı yapmaları serbest bırakılmalıdır.

 Ülkedeki bölgesel dengesizliklerin kaldırılması ve özellikle güneydoğudaki durumun iyileştirilmesine yönelik kapsamlı bir plan hazırlanmalıdır.

 Kıbrıs sorunun çözümüyle ilgili daha yapıcı adımlar atmalıdır.

4- İç pazar

 Fikri haklarla ilgili uyum çalışmaları devam etmeli ve korsanlıkla ilgili mücadele güçlendirilmelidir.

 Avrupa Birliği ve Dünya’ daki çağdaş uygulamalar çerçevesinde belgelendirme, uygunluk değerlendirmesi ve markalama konularında uyumun hızlandırılması, mevcut piyasa izleme ve değerlendirme yapıları teçhizat ve eğitim ile desteklenerek güçlendirilmelidir.

 Rekabet kurallarının ve haksız rekabe

Globalleşme

Salı, 06 Kasım 2007

1. GİRİŞ

Globalleşmeyle beraber ülkeler arasındaki sınırların ortadan kalkması, teknolojide meydana gelen gelişmeler, iletişimdeki kolaylıklar ve her gün ortaya çıkan yeni bir değişim, üretim ile hizmet işletmeleri çalışanlarını sürekli kendini geliştirme ve öğrenmeye zorlamaktadır. Bununla birlikte bu işletmelerin ayakta kalabilmesi için kar oranının dengede tutulması gerekmektedir. Dolaysıyla işletmelerin verimli çalışması, üretilen ürünün yada verilen hizmetin kaliteli fakat ucuz olması gerekmektedir.

Eğer bir işletme pazardaki rakipleriyle yarışmak istiyorsa çalışanlarının performanslarını yüksek tutmalıdır. Performansı iyi olan çalışan, işletmesinin başarılı olabilmesi için sürekli verimle çalışır. Performans değerlendirilmesini yapabilmek için işletmede İnsan Kaynakları Yönetimi departmanının yöneticiler öncülüğünde değerlemelere başlaması gerekmektedir.

Doğru seçilmiş işgücü işletmede sürekli ve verimli bir çalışma ortamı sağlar. Bu iş gücünün sürekliliği için işletmede düzenli ve sitemli olarak performans değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Performans değerlendirme, başka bir anlamıyla başarı değerleme işletme çalışanlarının belirli bir zaman dilimindeki performanslarının, başarılarının, yeteneklerinin, kişisel davranışlarının sistemli ve düzenli olarak incelenip değerlendirilmesidir. Yapmış olduğumuz çalışmalarımızda, ana hatlarıyla performans değerlendirmenin tanıtımından başlayıp, amaçlarını, işletme için önemini, kullanıldığı yerleri, değişik işletmeler için farklı değerlendirme yöntemlerini, değerlendirmede yapılan hataları ve değerlendirmenin bizim için avantajları incelenmiştir.

2. PERFORMANSIN TANIMI VE PERFORMANSI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

2.1. Performansın Tanımı

Performans ve performans değerlendirme kavram olarak çeşitli kaynaklarda başarı ve başarı değerleme şeklinde kullanılmaktadır. Performans, insan yaşamında yer alan, ölçülmesi ve karşılaştırılması zor bir kavram olup literatürde konuyla ilgili bir çok tanımlamaya rastlanmaktadır.

Performans, günlük yaşamda kullandığımız anlamıyla, bir hedefe ulaşmada harcanan çaba olarak ifade edilmektedir. Harcanan çaba denildiğinde karşımıza bir süreç çıkmaktadır. Bu süreç, işe başlamayla bitiş arasındaki işin gerçekleşme süresidir.

Performans , örgüt bazında ele alındığında örgütün belirlenen amaçları ile işletme başarı ölçütlerinin karşılaştırılmasıdır. Bir başka performans tanımı ise, bireyin nitelik ve yeteneklerinin, işine ilişkin olarak düzenlenmiş işletme başarı ölçütleri ile karşılaştırması şeklindedir (Ataay, 1985).

İşletmede bireysel başarıyı, kişinin kendisi için tanımlanan, özellik ve yeteneklerini uygun olan işi, kabul edilebilir sınırlar içinde gerçekleştirmesi olarak tanımlamak mümkündür (Erdoğan, 1999).

2.2. Performansı Etkileyen Faktörler

Yapılan araştırmalar, genel olarak çalışanların işteki performanslarının da zaman içerisinde farklılık gösterdiğini ve bu değişimlerin çeşitli faktörlerde kaynaklandığını belirtmektedir. Bu faktörler; kişisel, örgütsel ve çevresel faktörler olarak ele alınabilir.

Bireysel performansı doğrudan etkileyen temel faktör kişisel faktörlerdir. Kötü yada iyi performansa neyin neden olduğunu bilmek önemlidir. Çünkü nedenler kişiden kişiye değişecektir. Eğer nedenleri anlamazsak çözümler için yanlış politikalar izleyebiliriz. Bu da bizi yanlış sonuçlara götürmeye ve zaman kaybına neden olur.

Kişisel nitelikler beş ana başlıkta toplanılabilir.

• Zeka ve ilişkili yetenekler.

• Stres ve duygusal sorunlar.

• Motivasyonun neden olduğu etkiler.

• Sağlık durumu.

• Bireysel gereksinimler.

Performansı etkileyen faktörlerden ikincisi ise örgütsel faktörlerdir. Örgütsel faktörler başlığı altında; yönetim politikaları, iş tasarım ve örgüt yapısı, çalışma koşulları ve örgüt içi insan ilişkileri bulunmaktadır.

Performansı etkileyen diğer faktör ise çevresel faktörlerdir. Çalışanın performansı üzerinde; aile arkadaş ve toplum gibi örgüt dışı faktörler olumlu olumsuz etkiler yaratmaktadır (Başaran, 1985). Belirli bir çevrede yaşayan örgütler, çevreleri ile yakın ilişkiler kurmak, çevrelerinden bir takım girdiler almak ve çevrelerine bir takım çıktılar vermek zorundadır.bir sistem olarak örgüt ve örgütü oluşturan çalışanların başarıları, genellikle çevre ile kurulan ilişkilerin niteliğine bağlı olacaktır.

3. PERFORMANS DEĞERLENDİRME TANIMI, ÖNEMİ VE AMAÇLARI

3.1. Performans Değerlendirme Tanımı

Performans değerlendirmesi, çalışanın sadece işteki verimliliğini ölçmek değil bir bütün olarak önemli noktalarda işgörenin başarısını ölçmektedir (Sabuncuoğlu, 2000).

Performans değerlendirme kurumda görevi ne olursa olsun bireylerin çalışmalarını, etkinliklerini, eksiklerini, fazlalıklarını, yetersizliklerini kısacası bir bütün olarak tüm yönleri ile gözden geçirilmesidir. Bu gözden geçirmeye neden ihtiyaç duyulduğu sorusu, performans değerlendirmenin önemini ve gereğini ortaya koymaktadır.

Daha yalın bir anlatımla performans değerleme, belirli bir iş ve görev tanımı çerçevesinde çalışan bireyin bu iş ve görev tanımını ne düzeyde gerçekleştirdiğinin belirlenmesi aşamasıdır (Fındıkçı, 2001).

En genel hatlarıyla performans değerlendirme, kişinin yapacağı işe ve bu iş için sahip olduğu potansiyel özelliklere göre bireysel olarak analiz edilmesi ve onun işini başarma derecesinin belirlenmesidir. Her işletmede yöneticiler elemanlarını yeterli-yetersiz, davranışsal açıdan uyumlu-uyumsuz gibi gruplara ayırır. İşletmede çalışan her bir kişinin kendisinden beklenen sonuçlara ulaşabilmesi açısından, yöneticisine göre bir değeri vardır. İşletme çalışan her bir işgörenin belirli dönemlerde elde ettiği sonuçlar onun başarısı, bu sonuçların yöneticiler tarafından analiz edilmesi de onun başarısının değerlemesidir (Erdoğan, 1999).

Şekil-3.1 dikkatli bir biçimde incelenirse, işletmede işgörenin bireysel amaçları ile organizasyonel amaçların uyumlu olması gerektiği, başarı değerlemenin öncelikle bu iki amaç grubunu dengeleyici bir sistem olduğu görülecektir. İşletmenin başarısı ve işgörenin bireysel tatminini için gerekli olan bu temel sonuç veri kabul edilirse başarı değerlemenin başarı standartlarının belirlenmesi, başarı değerleme safhasının gerçekleştirilmesi ve elde edilen bulguların kullanılması olarak üç safhası vardır.

Şekil-3.1: Başarı Değerleme Süreci

3.2. Performans Değerlendirme Önemi ve Amaçları

Artık günümüzde işletmeler performans değerlendirmenin ne kadar önemli olduğunu biliyorlar. Temelde çalışanla çalışmayanı, çok çalışanla daha az çalışanı ayırt edip, bu kişilere ilişkin İnsan Kaynakları yönetimi kararlarını adil bir biçimde almak için gerekli bir sistem olarak tanımlıyorlar. Ancak bu tanımdaki amaç ne kadar gerçekleşiyor, onu irdelemek daha önemli.

İşletmeleri böyle bir değerlendirmeye zorlayan nedenler ya da değerlemeden beklenen amaçlar özet olarak şöyle sıralanabilir:

• İnsan gücü planlaması için personel envanteri hazırlamak,

• İşgörenin eğitim gereksinimini saptamak,

• Terfi ve nakillerde nesnel ölçülere göre seçim yapmak,

• Yeterliliği baz alan ücret artışları konusunda yönetici kararlarına yardımcı olmak,

• Organizasyonun ödül ve ceza sistemine anahtar girdi olarak hizmet vermek,

• Çalışan-yönetim ilişkilerini geliştirmek,

• Bireylerin yetersiz yönlerini kendilerine ileterek gelişmelerine ve motivasyona olanak sağlamak,

• İşte başarısız olan işgörenleri işten uzaklaştırmak.

Gerçekten insanlar yapıcı ve özverili çalışmalar sonucu geri bildirim almaktan hoşlanır ve performans değerlendirmesine bağlı olarak organizasyon içindeki kariyerlerinin ne yönde ilerlediğini görme fırsatı bulurlar (Sabuncuoğlu, 2000).

Diğer bir ifade ile başarı değerlendirmenin amacını iki grupta toplamak gerekir. İşletmede başarı değerlendirme yapmanın birinci amacı, işgörenin iş davranışlarının saptanması, ikincisi ise, işgörenin bir nevi başarı derecesinin saptanması ve bu alınacak önlemlere, gerçekleştirilecek çalışmalara kaynak oluşturacaktır (Erdoğan, 1999).

4. PERFORMANS DEĞERLEME AŞAMALARI

Performans değerleme sürecini kurmak ve özellikle kurulan sistemi işletmek kolay değildir. Firmanın yapısına ve kültürüne en uygun sistemi seçmek, kurmak ve işletmek bir uzmanlık işidir. Rasgele bir performans sistemi kurmak yerine hiç bu işe girişmemek belki de daha doğru olur. Performans değerleme sisteminin kurulabilmesi için öncelikle belirli bir sürecin başlatılması ve ön çalışmaların yapılması gerekir. Burada değerlemenin kimlere uygulanacağı, kimler tarafından uygulanacağı, değerleme periyotlarının ne olacağı, ne zaman gerçekleştirileceği, hangi değerleme yönteminin seçileceği gibi konuların açık ve anlaşılır biçimde belirlenmesi söz konusudur.

4.1. Kriterlerin Belirlenmesi

Performans değerleme sisteminin başarıya ulaşabilmesi için öncelikle görev ve iş analizlerinin yapılmış iş ve görevlerin tanımlanmış olması şarttır. Kriterlerin seçiminde göz önünde bulundurulması gereken noktalar şöyle sıralanabilir:

• Kriter işin özelliğine ve sorumluluk düzeyine uygun olarak seçilmelidir.

• Kriter seçiminde sadece iş verimi değil, aynı zamanda iş gören davranışları da göz önüne alınmalıdır.

• Kriter açık ve anlaşılır olmalıdır.

• Kriter sayısı sınıflandırmalı ve 10’ u geçmemelidir.

4.2. Değerleme Standartlarının Belirlenmesi

Performans standartları hem üsler hem de aslar için iki tür bilgi içerir. Bunlardan birincisi “neyin yapılaması gerektiğidir”. Bu da kişinin yapmakla sorumlu olduğu görevleri yani görev tanımlarını içerir. İkincisi ise “nasıl yapılması gerektiğidir”. Performans standartları ikinci sorunun cevabını vermeyi amaçlar.

Standartlar çalışanın ne kadar başarılı olduğunu belirlemeye yönelik ölçütlerdir. Örneğin, satış kriterine göre değerlenen bir çalışan için aylık 250 ünitelik bir satış standart kabul edilebilirken, 400 ünitelik bir satış bu standartlar doğrultusunda üstün bir performans olarak kabul edilir (Sabuncuoğlu, 2000).

4.3. Değerleme Periyotlarının Belirlenmesi

Çağdaş organizasyonları yönetenlerin zamanı sınırlıdır ve değerlidir. Performans değerlemesi ise çoğu kez zaman alıcı ve zor bir görevdir. Bu nedenle değerleme çalışmalarını çok sık yapmak anlamlı ve verimli olmaz.

Ayrıca sık yapılan değerlemeler çalışan üzerinde baskı yaratabilir. Bu nedenle, genellikle uygun görülen ve uygulamada kabul gören dönem bir yıllık uygulamadır. Her yılın belirli bir zamanında örneğin takvim yılı sonunda çalışanın bir yıllık performansı, başarı yada başarısızlığı, davranışları, yaşadığı sorunlar sağladığı değişiklikler gözden geçirilir ve değerlendirme formuna eklenir. Yaygın görülen ve performans geliştirme amacı için uygun bulunan diğer bir uygulama da performans değerleme görüşmelerini her altı ayda bir yapmaktır (Barutçugil, 2002).

4.4. Değerlemecilerin Saptanması

Önemli bir konu da, değerlemeyi kimlerin gerçekleştireceğidir. En uygun uygulama, her çalışanın bağlı bulunduğu yönetici tarafından değerlenmesidir. Bu uygulama, çalışanı ve onun başarısını en yakından tanıyan kişi ilk basamak yöneticisi olduğu gerçeğine dayanır. Böyle bir değerleme sistem olarak hiyerarşik yapıta uygun biçimde gelişir. Ancak, böyle bir değerlemenin tarafsız ve güvenilir olacağı kuşkuludur.

Uygulamada en çok görülen çalışanların doğrudan doğruya yöneticileri tarafından değerlendirilmesidir. İşin gerekleri ile çalışan yetenekleri arasındaki uyumu en yakından izleme olayına sahip olması nedeniyle yönetici değerlemesi en iyi ve gerçekçi biçimde yapan kişi olarak kabul edilmektedir. Ancak, bir yöneticinin en fazla 20 kadar çalışanı etkili biçimde değerlendirebileceği unutulmamalıdır.

Değerlendirmenin daha anlamlı ve gerçekten yararlı olması için değerlemeci doğrudan değerlenen çalışan ile ilişki kurar ve görüşme yapılabilir. Bu amaçla yapılan bir görüşmenin taşıdığı yararlar şunlar olabilir.

• Çalışana içinde bulunduğu ortamı tanıma olanağı verir.

• Yaptığı işin niteliğini tanıtır.

• Gelişmesine yön verici bilgiler iletilir.

• Yaptığı iş üzerinde yetişme olanağı yaratır.

• Organizasyonda yükselme yolları gösterir.

• Bazı çalışanlara uyarılarda bulunarak, onların davranışlarında iyileşme sağlar.

4.5. Değerlemecilerin Eğitimi

Bu aşamada değerlemeyi yapacak grubun yetiştirilmesine ağırlık verilir. Kullanılacak değerleme kriterlerine ilişkin kriterler, dereceler tanıtılır, kullanılan kavramlar açıklanır, değerleme formlarının doldurulması öğretilir ve bir takım yararlı öğütler verilir. Bu amaçla eğitici toplantılar düzenlenir ve özellikle değerleme sırsında objektif davranmaları, bazı peşin yargılara ve duygusal nedenlerle haksız değerlemelere gitmemeleri önlenir. Yapılan değerlemenin bir yandan işgörenin denetimini sağlarken, öte yandan kendileri için özdenetim niteliği taşıdığı belirtilir. Değerlemecilerin eğitiminde insancıl ilişkilere özel bir yer verilebilir. Değerlemelere tabi tutulacak işgörenlere karşı iyi davranmanın, onların güven ve anlayışını sağlamanın önemi ve yöntemleri öğretilmeye çalışılır.

4.6. Yönetici ve İşgörenlere Bilgi Verilmesi

Performans değerlendirmesinde başarı kazanmak için alt ve orta basamakta yer alan yöneticiler ile üst düzeydeki yöneticiler arasında yeterli bir bilgi alış-verişi bulunmaktadır. Bu amaçla zaman zaman toplantılar düzenlenir, güdülen amaçlar belirlenir, performans değerlendirmesinin gereğine inanç aşılanır. Toplantılarda işletmede yer alan işler, bunların gerektirdiği ustalıklar ve iş görenlerin değerlendirilmesinde kullanılacak değerleme yöntemleri tanıtılmaya çalışılır.

Hangi konuda olursa olsun başarı sağlamanın ön koşulu ilgili işgörenlere yapılan uygulamaya ilişkin sürekli bilgi vermektir. Bazı biçimsel olmayan haberleşme kanallarından gerçeği yansıtmayan haberlerin iş görenlere verilmesi her zaman olmasa bile çoğu kez zararlı sonuçlar doğurur. Oysa yetkili kişilerden çıkan biçimsel bilgilerle iş görenlerin kuşku, ön yargı ve gereksiz yorumlarına gerek kalmaksızın konular ve sorunlar aydınlığa kavuşur. Bu genel kural işgören değerlendirilmesinde önemli bir rol oynar (Sabuncuoğlu, 2000).

4.7. Değerlemede Açık Görüşme

Değerleme için seçilen yöntem uygulandıktan sonra değerlemeyi yapan yönetici ile değerlenen kişi arasında bir açık görüşme yapılmalıdır. Bu yönden yapılacak bir görüşme bir geri bildirim süreci şeklinde işler ve çok büyük yararlar getirir. Örneğin değerlenen kişi başarılı ve başarısız olduğu yönleri öğrenir, gelişim ihtiyacı duyulan konuların altı çizilir, işletmede yükselme ve kariyer geliştirme yolları gösterilir, eksik kalan niteliklerin nasıl geliştirilebileceği belirtilir.

5. PERFORMANS DEĞERLENDİRMEDE SIKLIKLA KARŞILAŞILAN SORUNLAR

5.1. Halo ve Horn Etkisi

Çalışanın, belirli bir özelliği ve/veya belirli bir konudaki başarısı nedeniyle, genel olarak ‘olumlu’ değerlendirilmesi veya tersi bir şekilde, belirli bir özelliği ve/veya belirli bir konudaki başarısızlığı nedeniyle, genel olarak ‘olumsuz’ değerlendirilmesidir. Örneğin, bir çalışanın çok iyi planlama yaptığını ancak iletişim becerisinin düşük olduğunu varsayalım. Bu çalışanın yöneticisinin, kişinin sadece planlama becerisini dikkate alarak bu başarıyı genele mal etmesi ve kişiyi ‘olumlu’ değerlendirmesi, halo (hale) etkisi olarak adlandırılmaktadır. Tersi bir şekilde, çalışanın belirli bir alandaki başarısızlığının genele mal edilerek, ‘olumsuz’ değerlendirilmesi ise horn etkisi olarak adlandırılır. Bu tür değerlendirme hatalarından kaçınmak için, değerlendirme yaparken somut örneklerin üzerinden gitmek faydalı olacaktır. Değerlendirmeler, kanıtlarla desteklenebildikleri sürece objektif olurlar.

5.2. Yüksek Değerlendirme

Değerlendiricinin, tartışma ortamından kaçındığı için, bir çalışanı veya bir grup çalışanı olduğundan daha yüksek değerlendirme eğiliminde olmasıdır. Bu durum değerlendiricinin, çalışanları tarafından sevilmek istenmesi, kendisine bağlı çalışanları daha başarılı göstermek ve korumak istemesi, çalışanlarını motive etmek istemesi ve genel olarak şirketteki standartların çok düşük olmasından kaynaklanabilir.

5.3. Düşük Değerlendirme

Değerlendiricinin, gerçek başarı seviyesini dikkate almaksızın, bir çalışanı veya bir grup çalışanı olduğundan daha düşük değerlendirmesidir. Genellikle, deneyimsiz olan ve performansı etkileyen faktörlerin tam olarak farkında olmayan, kendine güveni düşük olan ve kendisi de düşük değerlendirmeler alan değerlendiricilerde bu eğilim görülür. Bunun yanı sıra, kendisini mükemmeliyetçi ve zor beğenen bir yönetici olarak gösterme arzusu ve şirketteki standartların çok yüksek olması da, bu tarz değerlendirmelerde rol oynar.

5.4. Ortalama Değerlendirme

Bazı değerlendiricilerin, bütün çalışanları ortalamada değerlendirme eğiliminde olması; gerçekte performans farklılaşsa dahi, uçlarda (çok düşük veya çok yüksek) değerlendirmeler yapmaktan kaçınmasıdır. Genellikle, kendisine bağlı çalışan sayısı yüksek olan ve çalışanlarının performansını yakından gözlemleme fırsatı bulamayan yöneticiler, bu tarz değerlendirmeler yapma eğilimindedir.

5.5. Geçmişte Meydana Gelen Olaydan Etkilenme

Değerlendiricinin, performans değerlendirme döneminin başlarında veya sonlarında olmuş olumlu veya olumsuz bir olayı dikkate alarak, çalışanın performansını genel performansını da bu olay doğrultusunda değerlendirmesidir.

5.6. Kontrast Etkisi

Kullanılan değerlendirme kriterlerinin net olmadığı veya sıralama yönteminin (ranking method) kullanıldığı durumlarda kontrast hataları ortaya çıkar. Örneğin, performansı düşük bir çalışanla kıyaslanan, ortalama performansa sahip bir çalışan ‘çok başarılı’ algılanırken, performansı yüksek bir çalışanla kıyaslanan, ortalama performansa sahip bir çalışan ‘çok başarısız’ algılanır. Bu durumda yapılması gereken, spesifik değerlendirme kriterleri tanımlamak ve çalışanlarının performanslarını birbirleriyle kıyaslamaksızın, tanımlanan kriterler doğrultusunda değerlendirmektir.

5.7. Pozisyondan Etkilenme

Bazı değerlendiricilerin, değerlendikleri kişinin pozisyonundan etkilenerek, organizasyonda çok önemli görülen bir iş ve pozisyonlardaki çalışanları yüksek, görece önemsiz kabul edilen iş ve pozisyonlardaki çalışanları düşük değerlendirme eğilimde olmasıdır. Değerlendirme sisteminde, her işten beklenenlerin, değerlendirme kriterlerinin net olarak tanımlanması, bu tür değerlendirme hatalarını engellemeye yardımcı olacaktır.

Mükemmel bir performans değerlendirme sistemi kurulmuş olsa dahi, performans değerlendirmelerinde yukarıda sıralanan hatalar sıklıkla yapılabilmektedir. Bu durumda insan kaynakları departmanlarına düşen sorumluluk, bu hataların oluşmasını engelleyecek önemler almak, stratejiler geliştirmektir. Aşağıda, izlenebilecek stratejiler ve uygulanabilecek bazı hareket adımları yer almaktadır:

6. PERFORMANS DEĞERLENDİRME YÖNTEMLERİ

Performans Değerlendirme uygulamasına yönelik bir çok yöntemden söz edilebilir. Bu yöntemlerden pek çoğu, başka bir yöntemdeki, belirli bir problemi yada eksikliği gidermek için geliştirilmiştir. Her yöntemin avantajları ve dezavantajları vardır. Bunları yöntemleri anlattıktan sonra tablo şeklinde verilecektir.

6.1. Grafiksel Değerleme Ölçeği Yöntemi

En eski yöntemlerden biridir. İşletmelerde performans değerlendirmede kullanılacak en basit tekniklerden birisidir. Teknik bir iş grubunu oluşturan personeli genel olarak analiz etmede kullanılabileceği gibi, her çalışanın belirli performans ölçütlerine göre incelenmesine olanak verecek şekilde düzenlenebilir.

Genel değerlendirmede bir ölçüt esas alınır ve değerlendirilecek personel bu ölçüte göre “çok iyi”, “yeterli”, “normal”, “yetersiz” ve “çok yetersiz” kademelerini gösteren bir ölçek üzerinde işaret konarak değerlendirilir.

Bireysel değerlendirmede ise personel, tüm ölçütlere düzenlenmiş benzer ölçek üzerinde değerlendirilir. Grafik değerleme tekniğinde kullanılan ölçeği basit bir kontrol listesi olarak görmek doğru değildir. İyi bir düzenleme ile çok yönlü analizlerin yapılması da bu yöntemle olanaklıdır. Yöntemin uygulanması çok kolay ve esnektir.

Tablo 6.1.a. Grafik Değerleme Ölçeği Tablosu ( GENEL )

PERFORMANS DEĞERLENDİRME FORMU

Bölüm: Değerlendirme Dönemi:

Bölüm Yöneticisi: Değerlendirilenin Ünvanı:

Değerlendirmeyi Yapan: Değerlendirilen:

Değerlendirme Tarihi: Toplam Puan:

İmza:

İş Bilgisi

İş Görenin Adı Soyadı Çok Yetersiz

( 1 ) Yetersiz

( 2 ) Normal

( 3) Yeterli

(4) Çok Yeterli

( 5)

1. İş Gören A

2. İş Gören B

3. İş Gören C

4. İş Gören D

5. İş Gören E

Not: Her iş göreni ayrı ayrı düşününüz ve işaretleyiniz.

Tablo 6.1.b. Grafik Değerleme Ölçeği Tablosu ( BİREYSEL )

PERFORMANS DEĞERLENDİRME FORMU

Bölüm: Değerlendirme Dönemi:

Bölüm Yöneticisi: Değerlendirilenin Ünvanı:

Değerlendirmeyi Yapan: Değerlendirilen:

Değerlendirme Tarihi: Toplam Puan:

İmza:

Faktörler

Performans Ölçütleri Çok Yetersiz

( 1 ) Yetersiz

( 2 ) Normal

( 3) Yeterli

(4) Çok Yeterli

( 5)

1. İş Bilgisi

2. Karar Verme

3. Plânlama-Organizasyon

4. Kaynak Kullanımı

5. Liderlik

6. Sözel Haberleşme

7. Yazılı Haberleşme

8. Meslekî Özellikler

9. Beşerî İlişkiler

6.2. Derecelendirme Yöntemi

Tablo 6.2. Derecelendirme Yöntemi Tablosu

PERFORMANS DEĞERLENDİRME FORMU

Bölüm : Değerlendirme Dönemi :

Bölüm Yöneticisi : Değerlendirilenin Unvanı :

Değerlendirmeyi Yapan : Değerlendirilen:

Değerlendirme Tarihi : Toplam Puan :

İmza :

FAKTÖRLER 0 5 10 15 20

1.İş Bilgisi İşe ilişkin bilgilerinde yetersizlikte İşin rutin yönüyle ilgili olarak bilgisi yeterli İşi çok tekrarlayan yönüne ilişkin bilgisi var İşin her yönü ile bilgisi yeterli Çok bilgili, işi her yönüyle anlar

2. Yargılama Kararları çok yanlış ve etkin değil Kararları doğruya yakın, ara sıra hatalıdır İyi karar verir, rutin işler iyi Kararları akılcı Kesinlikle iyi, karmaşık olaylarda yeterli

3. Tutum İşle ilgilenmez sürekli şikayet eder Kurallara farklı uyar, Dikkatsiz İşle ilgilenir Değişik fikirleri önemser İşine ve işletme-

sine bağlı Öneri getirir Başkalarının gelişimine katkıda bulunur

4. Sözlü Haberleşme

Sözlü haberleşme yetersiz Haberleşme kısmen yeterli Yeterli derecede

haberleşme İyi sözlü haberleşme kurar Sözlü haberleşme çok iyi

5. Yazılı Haberleşme Bilgi sahibi

değil Yetersiz bilgi sahibi Yeterli derecede bilgisi var İyi

derecede yazışıyor Kesinlikle iyi

TOPLAM (100 puan)

Performans değerlemede çok kullanılan ve en eski ölçüm yöntemlerinden birisi de derecelendirme ölçeğidir. Ölçekte kullanılan değer hangi esasa dayalı olursa olsun yukarıda görüldüğü gibi bir sıra izlemektedir. Derecelendirme ölçekleri daha ziyade ilk yöneticiler tarafından kolaylıkla uygulanır. Ölçek üzerinde işgörenin değerini belirlemede kullanılacak seçenek noktaları ölçeği hazırlayan uzmanın eğilimine veya faktörlerin derecelendirme zorluğuna göre çok yetersizden çok iyiye kadar 5 veya 7 basamak altında toplanabilir. Bu derecelendirme çok yetersizden çok yeterliğe kadar değişen seçeneklere göre yapılabileceği gibi puanlı da olabilir. (Erdoğan, 1991)

6.3. İş Boyutu Ölçeği

Grafik değerleme ve derecelendirme tekniklerinin bileşimi olan İş Boyutu Ölçeği, işgören doğrudan işine göre değerlendirilmek istendiğinde kullanılan bir analiz tekniğidir. İşin boyutunu oluşturan işin yapılması için gereken ölçütler; kişiliği içermemekte olup doğrudan işin dilimleri ve kişinin üstlenebileceği sorumluluklardır.

İş boyutu ölçeği puanlı olarak uygulanıp, kişilerin birbirlerine göre değerlendirilmesine de olanak verir. Puanlar çok iyi için 5, çok zayıf için 1 düşünülerek verilmektedir. Bu yolun seçilmesi durumunda işin çok iyi analiz edilmesi ve her iş grubuna göre iş boyutlarının ağırlığının toplam 100 üzerinden dengeli bir biçimde çıkarılması gerekmektedir.Ölçeğin gücü, iş açısından performansı belirleyen ölçütlerin doğruluğuna, tamlığına ve değerlendirmeyi yapan yöneticinin analiz sırasındaki dikkatine bağlıdır. İş boyutu ölçeği, her bir iş grubuna göre kolaylıkla ayrı ayrı düzenlenebilir. Kişilerin birbirlerine göre derecelendirilmesine de olanak verir. Ancak performansı belirleyen ölçütlerin tam olarak saptanmasının zorluğu ve değerlendirenin değerlendireni analizinin çok önem taşıması ölçeğin kullanımını zorlaştırır.

Tablo 6.3. İş Boyutu Ölçeği

PERFORMANS DEĞERLENDİRME FORMU

Bölüm: Değerlendirme Dönemi:

Bölüm Yöneticisi: Değerlendirilenin Ünvanı:

Değerlendirmeyi Yapan: Değerlendirilen:

Değerlendirme Tarihi: Toplam Puan:

İmza:

Performans Analizi İçin İş Boyutları A

(Çok

İyi=5) B

(İyi=4) C

(Tatminkâr=3) D

(Yetersiz=2) E

(Çok

Zayıf=1)

1. Sayılarla çalışmaya ilgi duyma

2. Sayıları kolay anımsama

3. Malî mevzuata hakim olma

4. Malî alanlardaki değişiklikleri bilme

5. Mevzuat, yönetmelik ve yasaları tam anımsama

6. Sağlıklı yorumlar yapabilme

7. Elemanlarının yetişmesine katkıda bulunma

8. Bilgisini başkalarına kolay aktarma

9. Gelişmeleri izleme

10. Sır saklama

11. Çalışma ortamını düzenli tutma

12. Sorun giderici davranış içinde bulunma

13. İşletmeyi temsil edebilecek yapıda olma

14. Dosya ve evrak düzenleme bilgisinin olması

15. Yazısının okunur ve düzenli olması

6.4. İkili Karşılaştırma Yöntemi

Derleyici, çalışanları ikili olarak karşılaştırır ve içlerinden birini, o çalışanın iş ile ilgili bütün performansını dikkate alarak üstün performans göstermiş olarak seçer.

Karşılaştırmalar her çalışanın toplam pozitif değerleme sayısını ortaya çıkartır. Bu sayının, toplam değerleme sayısına bölünüp, 100 ile çarpımından, çalışanın toplam pozitif değerleme yüzdesi elde edilir. Yöntemde, değerlemeci halo etkisi ve son izlenim hatalarına düşebilir. Ancak diğer değerleme hataları elimine edilir. Değerlenen sayının çok olması durumunda yöntemin avantajlarından biri olan çabukluk özelliği ortadan kalkar.

Tablo 6.4.a.İkili Karşılaştırma Yöntemi Örneği

1 2 3 4 5 6 7 8

1 + - - - - + +

2 - - - - - - -

3 + + + + - - -

4 + + - + + + +

5 + + - - - - -

6 + + + - + + +

7 - + + - + - +

8 - + - - + - -

Toplam 4 7 2 1 5 1 3 5

Tablo 6.4.b.İkili Karşılaştırma Yöntemi Sonucu

Sıralama No

7 2 1

5 5 2

5 8 3

4 1 4

3 7 5

2 3 6

1 4 7

1 6 8

6.5. Sıralama Yöntemi

Sıralama yöntemi, çalışanın başka bir çalışanla karşılaştırması esasına dayanır. Genellikle bölümlere göre ayrı ayrı yapılan bu sıralamada, değerleyici, bir bütün olarak, bölümdeki tüm çalışanları işerinde gösterdikleri toplam performanslarını göz önüne alarak, en iyiden en kötüye değerlendirir.

Tablo 6.5. Sıralama Yöntemi Örneği

SATIŞ OFİS AMBAR TESLİMAT

1-Osman

2-Kadir

3-Ahmet

4-Ümit

5-Cemil

6-Kenan 1-Eyüp

2-Zeynep

3-Halil

4-Hasan

5-Burcu 1-İbrahim

2-Murat

3-Şafak

4-Mesut

5-Ali

6-Sadık 1-Sebahattin

2-Yusuf

3-Zafer

4-Volkan

5-Müjde

6-Özlem

7-Selçuk

Sıralama yönteminin avantajı, hızlı ve tamamlanması kolay bir yöntem oluşudur. Ayrıca merkezi eğilim ve merhametli davranma hatalarını tamamen önler. Yöntemin ciddi dezavantajlarından biri, çalışanların geleceğe yönelik kendilerini yetiştirmek için gereksinim duydukları, kuvvetli ve zayıf yönleri hakkında bir geri bildirim alamamalarıdır. Bunun yanında yöntem, işletmelerdeki her bölümün, en iyiden en kötüye sıralanan bir çalışan sayısının olduğunu varsayar. Subjektif ve çalışanların sadece kendi bölümleri içinde karşılaştırılabilmesine izin veren bir yöntemdir.

6.6. Zorunlu Dağıtım Yöntemi

Sıralama yöntemine benzer. Değerleyicilerin çalışanların performans düzeylerini, önceden belirtilmiş bir dağılım içinde yaymaları ile uygulanır. Yöntemin amacı, çalışanları belirli sayıdaki performans kategorilerine ayırmaktır. Bu dağılım, normal frekans dağılımına göre, zayıftan çok iyiye doğru bir alan içinde yapılır.

Merkezi eğilim ve merhametli davranma hatalarını elimine eden bir yöntemdir. Çok sayıda çalışan birden fazla değerleyici tarafından değerlendirilirse yöntem yararlı olur. Yöntem, genelde farklı bölümlerdeki çalışanlarını karşılaştırmak için kullanılır. Ancak uygulandığı grupta, belirlenen yüzdeler oranında bir dağılım olacağı varsayıldığından, örneğin ortalamanın üzerinde %20’den fazla çalışanın olabilmesi gibi durumlar göz ardı eder.

Tablo 6.6. Zorunlu Dağıtım Yöntemi

ZAYIF %10 ORTALMANIN ALTI %20 ORTALAMA %40 ORTALAMANIN ÜSTÜ %20 ÇOK İYİ %10

Hakan

Hasan

Yunus Timur

Serkan

Harun Lokman

Hekim

Hikmet

Yılmaz

Selman

Sebahattin

Sabahat

Murat

Burak

Yeliz Dilara

Etem

Mustafa

Gülcan Ersin

Sevilay

6.7. Kritik Olay Yöntemi

En iyi performans değerlendirme yöntemlerinden biri de davranışın önemli yanları üzerinde yoğunlaşan kritik olaylar yöntemidir. Değerleyici, çalışanın işteki etkili veya etkisiz performansının, önemli örneklerini kaydeder. Bu tür davranışlar kritik olaylar olarak tanımlanır.

Derleyici, aylık, 3 aylık yada yıllık olarak yaptığı değerlemede, önceden not aldığı kritik olaylardan yararlanır. Ancak, çoğu değerlemeci, som izlenim hatasını yaparak aklında kalan son olaylara göre kayıt tutar ve değerleme yapar.

Yönetimin avantajı, zamanında objektif tutulan kayıtlar yardımıyla, çalışanın kendini geliştirmesine yardımcı olacak, kuvvetli ve zayıf yönlerinin ortaya çıkarılmasıdır. Yöntem genelde karşılaştırma yapmaya uygun değildir. Bu durumda grafiksel dereceleme yönteminden yararlanılabilir.

Tablo 6.7. Kritik Olaylar Tekniği

Çalışanın Adı: Fatih Şahin Bölüm: Satış

Çalışanın Görevi: Satış Temsilcisi Performans Dönemi:

1.1.2004-31.12.2004

Yöneticisinin Adı: A

Tarih Çalışanın Olumlu Davranışları Tarih Çalışanın Olumsuz Davranışları

12.10.2004 Teşhir salonuna gelen müşteriyi hemen karşıladı ve ilgilendi. 3.3.2004 Diğer satış temsilcisinin çalmakta olan telefonunu yanıtlamadı.

18.10.2004 Tüm satış temsilcilerinin meşgul olduğu dönemde gelen müşteriyi karşıladı, içecek ikrâmı yaptı, incelemesi için broşür verdi. 8.6.2004 Gelen müşteriye deneme sürüşü önermedi.

11.7.2004 Günlük piyasada oluşan fiyatları izlemedi.

6.8. Kontrol Listesi Yöntemi

Bu yöntemde derleyici, çalışanın performansını ve niteliklerini tanımlayan ifade ve kelimeleri seçerek Şekil 5. deki gibi form üzerinde işaretler. Bu tür değerleme formlarında, belirli bir iş için tanımlanan 20 yada 30 madde bulunur. Personel bölümü, her maddeye önemine göre belirli aralıkta puanlar verir. Buna “ağırlıklı kontrol” adı verilir. Bu ağırlıklı puanlar yöntemin kantitatif bir sonuç taşımasını sağlar. Böylece çalışanlar arasında bir karşılaştırma yapmak mümkün olabilir. Başta halo etkisi olmak üzere değerleme hatalarına açık bir yöntemdir. Kişisel kriterler, performans kriterlerinden daha ön plandadır. Bunun yanında, kontrol listesi yöntemi, ekonomik, standart, kolay yönetilebilir, az eğitim gerektiren bir yöntemdir.

PERFORMANS DEĞERLENDİRME FORMU

Bölüm: Değerlendirme Dönemi:

Bölüm Yöneticisi: Değerlendirilenin Ünvanı:

Değerlendirmeyi Yapan: Değerlendirilen:

Değerlendirme Tarihi: Toplam Puan:

İmza:

Özellikler Verilen Değerler

1. Elemanınız işine zamanında geliyor mu ?

2. Elemanınız işini bitirmek için çalışma gününü plânlıyor mu ?

3. Size vermesi gereken raporları zamanında veriyor mu ?

4. Elemanınız masasını düzenli tutuyor mu ?

5. Dosyaları ve evrakları düzenli mi ? Aradığını buluyor mu ?

6. Elemanınız gerektiğinde diğer arkadaşlarına yardım ediyor mu ?

7. İş arkadaşlarının sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyorlar mı ?

8. Bilmediği bir konuyu araştırıyor, size soruyor mu ?

9. Tâlimatı tam anlıyor mu ?

10. İşin kalitesini artırmak için özen gösteriyor mu ?

Tablo 6.8. Kontrol Listesi Yöntemi

6.9. Davranışa Dayalı Puanlandırma Sistemi

Standart cetvelden daha ayrıntılı ve gelişmiş olduğunda, yöneticilerin değerlendirmeden önce daha çok araştırma yapmalarını gerektirir. Dikkatle yapılmış bir değerlendirme, personelin performansını gerçeğe yakın bir biçimde yansıtabilir. Davranışa dayalı puanlandırma cetveli tek tek iş alanlarının özelliklerine değinir.

Tablo 6.9. Davranışa Dayalı Puanlandırma Cetveli

PERFORMANS DEĞERLENDİRME FORMU

Bölüm: Değerlendirme Dönemi:

Bölüm Yöneticisi: Değerlendirilenin Ünvanı :

Değerlendirmeyi Yapan: Değerlendirilen Kişi:

Değerlendirme Tarihi: Toplam Puan:

İmza:

Cetvelde her konuya özgü davranış tanımları bulunur. Temel görev ve sorumluluklar listelenmiş ve puan kategorileri gösterilmiştir. Genel davranış kategorileri yerine özel davranışları tanımlar. Bu durum, performansın daha nesnel bir biçimde tanımlanmasını sağlar. İşe ilişkin davranışlar üzerine odaklandığı için, kişilik ve tutum gibi etmenlerin tartışma konusu yapılmasını önler. Her derecesi ayrıntılı bir şekilde tanımlanan ölçütler değerlendirmeyi açık ve net kılar.

7. PERFORMANS DEĞERLENDİRMENİN KULLANILDIĞI ALANLAR

İnsanın, bir şirketin sahip olduğu en önemli değer olarak görüldüğü günümüz dünyasında bireyin etkinlik düzeyini ve başarısını ölçmek de o derece önem kazanmaktadır.

Performans değerlendirmeleri, insan kaynakları yönetiminin en önemli fonksiyonlarından biridir. Performans değerlendirmelerinde; bireyin çalışmaları, eksiklikleri, yeterlilikleri, fazlalıkları, yetersizlikleri tüm yönleriyle ele alınır. Böylece, bireyin işgal ettikleri rollerin gereklerini ne düzeyde yerine getirdikleri tespit edilmiş olur. Bu değerlendirmeler, bireyler için psikolojik bir ihtiyaç, kurumlar için ise daha sonraki çalışmaların düzenlenmesinde bir kaynak oluşturur.

Performans değerlendirmelerinin kullanıldığı alanlar bir çok kategoriye ayrılabilir:

7.1. Ücret Yönetimi

Çalışanların en çok önemsedikleri konu geçinmelerinin kaynağı olan ücrettir. Emeğini satan birey, bunun karşılığını almak ister. Bunu performans ile ilişkilendirecek olursak; çalışanlar performanslarıyla eş değer bir maddi kazanç beklerler. Yüksek performans, yüksek ücret; düşük performans düşük ücret demektir. Kurumlar da performans değerlendirmelerini ücret belirlemede esas alır. Yalnız bu, düşük performans gösterenlere düşük ücret verilmesi anlamına gelmez. Bu şekilde bir yaklaşım, çalışanların motivasyonunu azaltır. Önemli olan, çalışanlara başarıyı hedef göstermektir. Örneğin, performansı yeterli düzeyde olmayanlara ortalama bir ücret artışı sağlanırken, çok iyi performans gösterenlere daha yüksek ücret artışı sağlanmalıdır ki kurum çalışanlarının motivasyonu düşmesin. Çünkü ücret, kişiyi motive etmede birinci faktördür.

7.2. Teknik becerilerin geliştirilmesi

Her geçen gün ilerleyen teknoloji, bireylere kendilerini sürekli geliştirmeleri zorunluluğunu getirir. Bu becerilerin yeterliliği yada yetersizliği performans değerlendirmeleri sonucunda belirlenir ve bu değerlendirmeler becerilere ne yönde rehberlik edileceği konusunda bireye ve kuruma yardımcı olur.

7.3. Eğitim ihtiyacının belirlenmesi

Performans değerlendirmeleri ile elde edilen veriler çalışanların başarılı olduğu alanları belirlediği gibi eksik oldukları alanları da ortaya çıkarır. Belirlenen yetersizlikler eğitim ihtiyacını doğurur. Böylece eksiklikleri giderici eğitim programları düzenlenir.

7.4. Mesleki Gelişim

Performans değerlendirmelerinde çalışanlar görüşlerini, ihtiyaçlarını ve amaçlarını dile getirme fırsatı bulur. Yöneticiler de çalışanlara amaçlarını gerçekleştirmeleri için yapmaları gerekenler konusunda fikir verir. Böylece çalışanlar, yöneticilerin kendi görev tanımları çerçevesindeki beklentilerini öğrenirler. Birey, bu değerlendirmelerde kendini tanımlama fırsatı bulur, kendini yeni atılımlar ve yeni arayışlar içine hazırlar. Diğer yandan mevcut eksikliklerini görüp düzenlemeler yapar. Bireylerde iş başarılarını görme ve iş tatminine ulaşma sağlanmış olur.

Yöneticiler ise çalışan ile yapılan iş anlaşmasının koşullarının ne oranda gerçekleştiğini, çalışanın ilgi ve yeteneklerinin işe ne düzeyde yansıdığını, kişinin iş başarısını, görev

standartlarına ulaşıp ulaşmadığını, kariyer planlamasının ne düzeyde olacağını performans değerlendirme ile belirlemiş olacaktır.

7.5. Kariyer Yönetimi

Performans değerlendirmeleri yöneticilerin, çalıştırdıkları personelin değerini anlamalarına yardımcı olur. Çalışanın o güne kadar gösterdiği performans hakkında bilgi sahibi olan yönetici, bu değerlendirmeleri kişinin gelecekteki performansını belirleyici bir tahmin aracı olarak da kullanabilir. İşte bu nokta, kariyer geliştirme programlarının başlangıç noktasını oluşturur. Elde edilen sonuçlar beklentilerin ne oranda gerçekleştiğine yönelik ipuçları verir. Bu bilgiler ışığında kişinin daha büyük başarılara ulaşabilmesi için terfi etmesine, benimseyemediği ya da başarılı olamadığı görevinin değiştirilmesine, verim sağlayamayanların işten çıkarılmasına, yeterli performansa ulaşanların işlerinin zenginleştirilmesine ve benzeri kararlara ulaşılabilir.

7.6. Kişisel Gelişim

Yöneticiler ve çalışanlar arasında performans değerlendirmeleri sonucu doğan bu yakınlaşma, çalışanlara kişisel gelişmelerini sağlayacak fırsatlar da sunar. Performans değerlendirme çalışanlar için psikolojik bir ihtiyaçtır. Çünkü bireylerin iş başarıları ya da başarısızlıkları konusunda bilgilendirilmeye, geriye dönüşler almaya ihtiyaçları vardır. Bir çok insan bu türden yapıcı ve özgüveni artırıcı geri besleme almaktan hoşlanır. Alınan bu geri besleme çalışanları kendilerini geliştirmek için teşvik eder. Bu geri besleme çalışanlara olumlu bir yaklaşımla verildiği sürece kişisel gelişmelere de büyük katkıda bulunur. Özgüveni artırma, stresle başa çıkma, boş zamanları yaratıcı ve faydalı biçimde kullanma, becerilerin yoğunlaştığı alanlara yönelme, yöneticileri kendine örnek alma kişisel gelişimi sağlayan alanlardan sadece birkaçıdır.

7.7. Organizasyonun Etkinliğini Artırma

Organizasyon etkinliği yöneticiler ve çalışanlar için farklı anlamlar ifade eder. Önemli olan bu farklı anlamların organizasyon yararına kullanılmasıdır. Bir yönetici için asıl hedef büyüme, karlılığı artırma gibi mali konularda yoğunlaşırken, çalışan için doyurucu çalışma koşullarıdır. Performans değerlendirmeleri sonucu ortaya çıkan sonuçları değerlendiren yöneticiler ve çalışanlar eksiklikleri görerek bu iki farklı hedefe ulaşmaya çalışırlar. Her iki hedef de organizasyonun etkinliğini artırmaya katkıda bulunur. Diğer yandan, tek tek çalışanların performanslarının belirlenmesi kurumun performansını da belirlemiş olur. Kurumun etkinliği ortaya çıkar. Kurumun etkinliğini düşüren faaliyetler varsa bunlardan vazgeçilir. Çalışan bazında bir verimsizlik ile karşılaşılır ise işten çıkarma kararı alınır.

7.8. Sözleşme Yenileme veya İşten Çıkarma

Düşük performans gösteren kişiler ile çalışılmaması her kurum tarafından alınması gereken, doğal bir karardır. Sadece performans değerlendirmelerine dayanan işten çıkarmalar sağlıklı olmasa da değerlendirme sonuçları dikkate alınmalıdır.

Performans değerlendirmeleri, işten çıkarmalarda önemli bir etken olduğu gibi sözleşme yenilemede de belirleyici olabilir. Bu, performans değerlendirmeleriyle başarısı kanıtlanan bireyin, kariyerinin geliştirilmesine doğru atılmış ilk adımdır.

7.9. Stratejik Planlama

Uygulanan performans değerlendirmeleri, her kurum için farklılık gösterir. Bu, kurumların bünyelerinin farklı olmalarından kaynaklanır. Kurumların kendileri için özel olarak geliştirdikleri değerlendirme yöntemleri, bunların uygulama esasları, soru formları vb. çalışanlara kurum hakkında bilgi verir. Çünkü bunlar stratejik planlama dediğimiz ileriye yönelik planların birer uzantısıdır. Böylece çalışanlar, kurumun belirlediği stratejiler ve önem verdiği noktalar hakkında bilgi sahibi olur.

7.10. Rotasyon, İş Geliştirme, İş Zenginleştirme

Performans değerlendirmeleri ile elde edilen veriler, bulunduğu pozisyonda başarı gösteremeyen fakat başka bir pozisyonda başarılı olacağına inanılan çalışanın rotasyonunda da kullanılabilir. Böylece birey yetenekli olduğu alana yönlendirilmiş ve kazanılmış olur.Aynı şekilde yetenekleri yaptığı işin çok üstünde olan bireylerin işleri zenginleştirilir, daha çok görev ve sorumluluk verilir.

Performans değerlendirmeleri sadece sonuçlarıyla değil, değerlendirme sırasında not edilen görüşlerin insan kaynakları bölümü tarafından incelenmesi ile de faydalı olabilir. Çalışanların kurum hakkındaki düşünceleri, memnuniyetleri, rahatsızlıkları, belirlenen hedeflere ulaşıp ulaşmadıkları gibi konular uygulamaların satır aralarından elde edilen bilgilerle ışığa çıkar.

Görüldüğü gibi, performans değerlendirmeleri, hangi konumda olursa olsun herkesin kendini gözden geçirmesini sağlayarak hem yöneticilere hem çalışanlara etkinliği ve verimliliği artırmada önemli bir rehber olur. Önemli bir nokta gözden kaçmamalıdır ki, performans değerlendirme sonuçları yeniden kişiye ulaştırıldığı sürece verimli olur. Diğer bir nokta, elde edilen bu sonuçların insan kaynakları ile ilgili her alana mutlaka yansıtılması değil, uygun alanlarda kullanılmasıdır.

Bireyin tüm yönleriyle ele alınmasıyla başlayan, başarıyı ödüllendiren fakat başarısızlığı cezalandırmayıp eksiklikleri giderme yolunu seçen bir performans değerlendirme sistemi, kurumun bütününe yarar sağlayarak toplam kalite anlayışına hizmet edecek kadar uzun vadeli sonuçlar doğurur. Çalışanlara başarıyı hedef gösteren bir performans değerlendirme sistemi, zamanla meyvelerini mutlaka verecektir.

8. SONUÇ

Yaptığımız çalışmada insan kaynakları yönetiminde önemli bir yere sahip olan performans değerlendirme sistemini bütün yönleriyle analiz ettik.

Geçmişten günümüze kadar ilerleyen zaman sürecinde performans değerlendirme giderek önem kazanmıştır. Büyük çapta olan gelişmiş işletmelerde insan kaynaklarının vazgeçilmez bir parçası olan performans değerlendirmenin kullanımı son yıllarda ülkemizde de giderek artış göstermektedir. Geçmiş yıllarda performans değerlemeye pek fazla önem verilmemesine rağmen çalışanların performansları klasik yöntemlerle yapılmaktaydı. Günümüzde ise çok yeni yöntemler geliştirilmiş olup bu yöntemler sayesinde sorunlara daha objektif yaklaşan, analiz oranı modern performans yöntemleri kullanılmaktadır.

Performans değerlendirme yöntemi ile çalışanların eksiklikleri, yeterlilikleri, verimlilikleri, işe bağımlılıkları, diğer çalışanlarla uyumu değerlendirmektedir. Bu sayede işletmedeki işgücünün verimine bakılarak bazı planlamalar yapılabilir, işgücü değişimi, transferi, işten kovma ve ücretlerin belirlenmesi gibi değişik konularda bilgi sahibi olunmaktadır.

Performans değerlendirme her yıl belirli aralıklarla, işletmenin türüne göre uygun yöntemle, doğru gözlem yapabilecek değerleyicilerle yapılmalıdır. Böylece çalışanlarınızın bilgili ve nitelikli olanlarını işte tutulabilir, performansı yetersiz çalışanlara ise gerekli eğitim verilerek performansı yükseltilebilir, çok düşük performanslı çalışanlar ise işten çıkarılabilir, yüksek performanslı çalışanlara prim yada kıdem verilmesi sağlanabilir.

KAYNAKLAR

ATAAY, İ. D., İş Değerleme ve Başarı Değerleme Yöntemleri, i. Ü. İşletme Fakültesi Yayını, İstanbul,1990.

BARUTÇUGİL, İ., Performans Yönetimi, Kariyer Yayını, İstanbul, 2002

ERDOĞAN, İ., İşletmelerde Personel Seçimi ve Başarı Değerleme Teknikleri,Küre Yayını,İstanbul,1991

FINDIKÇI, İ., İnsan Kaynakları Yönetimi, Alfa Yayını, Bursa, 2001

GEYLAN, R., Personel Yönetimi, Met Yayınları, Eskişehir, 1992

PALMER, M.J., Performans Değerlendirmesi, Rota Yayını, İstanbul, 2000

SABUNCUOĞLU, Z., İnsan Kaynakları Yönetimi, Ezgi Yayını, Bursa, 2000

UYARGİL, C., İşletmelerde Performans Yönetim Sistemi.: İ.Ü İşletme Fakültesi İşletme İktisadı Enstitüsü Yayınları, İstanbul, 1994

ÜNAL, A., Performansa Dayalı Ücret, Kamu-İş Sendikası Yayını, Ankara, 1998

www.insankaynaklari.com (9 Kasım 2004)

www.isguc.org (5 Aralık 2004)

www.minerva.com (18 Kasım 2004)

www.ceterisparibus.com (30 Kasım 2004)

Müşteri Seçimi

Salı, 06 Kasım 2007

1. GİRİŞ 2

2. CRM KAVRAMI 3

2.1 CRM’İN TANIMI 3

2.2 CRM NE DEĞİLDİR 5

2.3 CRM’İN ORTAYA ÇIKIŞI 7

2.4 CRM İLE İLGİLİ BAZI KAVRAMLAR 12

2.4.1 CRM VE MÜŞTERİ DEĞERİ YARATMAK 12

2.4.2 CRM VE MÜŞTERİ SADAKATİ 14

3. CRM PROSESLERİ 16

3.1 MÜŞTERİ SEÇİMİ 16

4. CRM SİSTEMİ 18

4.1 CRM’İ UYGULAMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE 18

4.1.2 BAŞLAMALI MI ? 18

4.1.3 CRM’İ BAŞLATAN ÜST YÖNETİCİ 19

4.2 CRM’İ PLANLAMA 24

4.3 CRM UYGULANMASI 25

4.3.1 CRM BİLEŞENLERİ 25

4.3.1.1 İNSAN BİLEŞENİ 25

4.3.1.2 SÜREÇ BİLEŞENİ 26

4.3.1.3 TEKNOLOJİ BİLEŞENİ 27

4.3.2 CRM MİMARİSİ 29

4.3.3 CRM METRİKLERİ 31

4.4 VERİ MADENCİLİĞİ 32

4.4.1 VERİ MADENCİLİĞİNİN TANIMI 32

4.4.2 VERİ MADENCİLİĞİ İLE YAPILABİLECEKLER 33

4.4.3 VERİ MADENCİLİĞİ TEKNİKLERİ 35

4.5 MÜŞTERİ SEGMENTASYONU 37

4.5.1 MÜŞTERİ SEGMENTASYONU ÖRNEĞİ 38

6. CRM’İN PAZARLAMA FAALİYETLERİNE KATKILARI 46

7.TÜRKİYE DE CRM 47

8. CRM ÖRNEKLERİ 53

1. GİRİŞ

Son zamanların popüler kavramı CRM hakkında birçok şey yazılıp söylenmekte, bütün firmalar bir şekilde CRM’i uyguladıklarını iddia etmekteler. Peki kişilere doğumgünlerinde tebrik kartı göndermenin CRM olduğunu iddia etmek CRM’i hafife almak olmuyor mu? Bütün bunları önüne alıp, düşünen firmalar,CRM’İN sadece bundan ibaret olmadığını anladılar. Bu yüzden CRM’e daha fazla bütçe ayırıp, daha çok zaman ayırmaya başlıyorlar. Peki ne oldu da CRM birdenbire bu kadar önemli hale geldi ?

Artık hepimizin bildiği gibi, pazarlama tanımlarına “müşteri” eklenmeye başlandı. Ürün odaklı tanımlamalar yerini, müşteri odaklı tanımlamalara bırakmaya başladı. Firmalar, üründe ya da fiyatta rekabet üstünlüğü sağlamanın uzun vadede yararsız olacağını farkettiler. Bu konuda da birşeyler yapılması gerekliydi.

Bütün bu konuşulanlar, CRM in yepyeni bir kavram olduğu gibi bir yanılgıya sebep olmamalıdır.“Müşteri velinimetimizdir” sözünde CRM pırıltıları gözükmüyor mu? Bu kavramı yepyeni bir kavram gibi göstermek, daha önceden olan ilişkilere haksızlık olmuyor mu ? Eskiden de müşterilerimizle ilişki de bulunmuyor muyduk ? Bence, CRM de teknoloji kullanımıyla daha da gelişti, teknolojiyle ortaya çıkmadı. Ve CRM aslında bir strateji olarak yerini almaya başladı. Ama CRM hep bir şekilde hep vardı. Biz aslında, onu olduğu yerden bulduk ve çıkardık.

Kısacası, CRM bugün artık firmaların dikkate alması ve strateji olarak benimsemesi gereken bir kavram haline gelmiştir. Zor kazanılan, kolay kaybedilen müşterileri ancak onları tanıyarak, isteklerine, onlar istemeden cevap vererek sadık müşteri haline getirebiliriz. Uzun dönemli ortaklıklar kurabiliriz.

2. CRM KAVRAMI

2.1 CRM’İN TANIMI

CRM, yani müşteri ilişkileri yönetimi, müşteri merkezli bir yönetim stratejisidir.

Başarılı olabilmenin farklı olabilmekten geçtiği, 21. yüzyılın yeni ekonomisinde, firmalar farklı müşterilerine farklı davranmak zorundadırlar. Ancak bu şekilde müşteri sadakati dediğimiz kavram geliştirilip, firmanın uzun dönemde karlılığı arttırılabilir.

CRM, müşteri esaslı bilgilerin toplanmasını ve bunların firmanın stratejik amaçlarıyla ilintili olarak kullanılmasını sağlar. Burada CRM, teknolojiden faydalanır, ama bu CRM’in teknolojiden ibaret olduğu gibi yanılgılara sebep olmamalıdır.

CRM’in ne olduğuna dair, birçok kaynak ve birçok tanım olmakla birlikte, bunlar yanlış olmamalarına rağmen, genelde bir alana yöneldiklerinden eksik kalmaktadırlar. Genel olarak, tanımlamalar da firmalar, CRM’i teknoloji ağırlıklı teknik tanımlamalarla, ya da firma ve müşterili ilişkileri ağırlıklı sosyal tanımlamalarla değerlendiriyorlar. Genel olarak, CRM tanımları şu şekilde;

• CRM, bir dizi teknik sürecin sonucunda müşterilerle başarılı bir ilişki ve iletişim kurarak küresel rekabet ortamında başarı sağlayabilmektir.

• CRM, müşterilerle iş yapmamızı uzun vadede optimize eden bir yaklaşımdır.

• CRM, müşteri ilişkilerini yönetmek için kullanılan metodoloji ve ürünlerin genelidir.

• CRM, müşteriyi tanımak, müşteri ihtiyaçlarını anlamak,ona ugun hizmetler ve ürünler geliştirmektir.

• CRM, kurumdaki müşteri ile ilgili her türlü bilgiye tek enformasyon sistemine bağlamak ve bunu müşteri temas noktasına odaklamaktır.

Tanımlar, daha da arttırılabilir. Yine, ünlü CRM danışmanları ve uygulayacılarının yaptığı CRM tanımlarını da vermek istiyorum:

CRM müşteriyi ve müşteri ilişkilerini yönetmekle ilgili geliştirilen tüm stratejilerin toplamından oluşur.

ERNST&YOUNG

Şirketin en değerli müşterilerinin belirlenmesi, çekilmesi ve saklanması için varolan bütünleşik tüm yetenekleri CRM’in altyapısını oluşturur.

ACCENTURE

Müşterilerin daha karlı ve uzun dönemli bir ilişki için belirlenip, etkileşim kurulması.

MARKETING WEEK

Bir satış ve hizmet stratejisi. Bu şekilde firmalar müşterinin etrafına dolanmış bir durumda. Dolayısıyla her etkileşimin olduğu noktada verilen mesajlar o müşteri için uygun olan mesaj. İşte bu işlem son zamanların satış ve hizmet stratejisi olan CRM.

TOWER GROUP

Şirketin potansiyel ve varolan müşterileri ile uzun dönemli ilişkiler kurmasını sağlayan bir yönetim yaklaşımı

McKINSEY & CO.

Daha önce de belirttiğim gibi, CRM tanımları arttırılabilir. Bütün bunlar arasında, yaptığım araştırma sonucunda en kapsamlı olanın, Arman Kırım’ın yaptığı tanımı olduğunu söyleyebilirim: “CRM, müşteri merkezli stratejiler ile bu stratejileri destekleyebilecek; satış ve pazarlamayla beraber, müşteri hizmetleri, muhasebe, üretim ve lojistik gibi yeni fonksiyonları kapsayan ve bu yeni fonksiyonlardan etkilenecek herkes için tüm iş süreçlerinin yeni baştan düzenlenmesini içeren ve bunları gerçekleştirirken de teknolojiden yararlanan bir yönetim stratejidir” Arman Kırım’ın da belittiği gibi; CRM herşeyden önce bir stratejidir.

2.2 CRM NE DEĞİLDİR

CRM üzerine herkesin birşeyler söylediği, popülaritesi artan bir kavram olarak bugün karşımıza çıkmaktadır. Her yerde, işletmesinde CRM uyguladığını söyleyen firmalar var. Ancak, CRM’i sadece doğumgünü mesajı göndermek, sadece bayram tebriği yollamak olarak görmek, CRM’i biraz hafife almak oluyor. CRM uyguladığını söyleyen birçok firma, CRM’i başka kavramlarla bir tutuyor. Bu yüzden de, CRM’in ne olmadığına da kısaca değinmek istiyorum.

CRM,

• Belli bir yazılım şirketinin “kampanya yönetimi” veya “müşteri takip” ürünüyle,

• Dev bir veri ambarı projesiyle,

• Müşteri memnuniyeti ve benzeri deyimlerle sınırlı tutulmamalıdır. Aksine, esas itibariyle “Müşteri ilişkileri Yönetimi” ile ilgili herşeyi kapsayan bir şemsiye olarak adlandırılması gerekiyor.

CRM, istatistiki bir model de değildir. CRM, istatistiki modelleri kullanır. Ama bu CRM’i istatiski modellerle aynı şey yapmaya yetmez. Burada istatistiğin, pazarlama araştırmasıyla aynı şey olmadığını söylemeyi de gerekli buluyorum.

CRM, veri tabanı uygulaması da değildir. CRM’i sadece veri tabanı olarak görenlere sorulması gereken bir soru var: Veri tabanı uygulamalarından önce de müşteri ilişkileri yok muydu ? Veri tabanı uygulamaları CRM’i daha etkin yönetmemizi sağlar, ama yine de bu veri tabanı uygulamalarını tek başına ,CRM haline getiremez.

Kısaca toparlamak gerekirse;

• CRM, bir satış otomasyon tekniği değildir.

• CRM, sadece teknolojiye dayalı bir uygulama değildir.

• Tanımlanmış bazı belirli süreçler olsa da, standart ve basmakalıp değildir.

• Taklit edilebilecek bir uygulama değildir.

2.3 CRM’İN ORTAYA ÇIKIŞI

CRM’in genelde iki boyutundan söz edildiğini, CRM Tanımı bölümünde belirtmiştim. CRM’in teknoloji boyutunun ortaya çıkışı çok da fazla geçmişe dayanmamaktadır. Özellikle, internet kullanımının artmasıyla, müşteriyle iletişimin artması konuya hızlılık sağlamıştır.

CRM’in sosyal boyutunun ise, çok daha geçmişe, insanların ticarete başladıkları döneme rastladığını söylemek zannederse yanlış olmaz. “müşteri velinimetimdir” sözünde CRM pırıltıları olduğu gerçeği yadsınamaz.

Firmaların, başarılı olabilmek için farklı olmaları gerektiğinden daha önceden bahsetmiştik. Rekabet kulvarları olarak bölümlendireceğimiz bu zaman, 3 ana aşamadan oluşmaktadır:

Birinci aşamada,ürün liderliği kavramı vardı. 1900 lü yıllardan 1970 li yıllara kadar firmalar, rekabet unsuru olarak ürünü kullanmaktaydılar. Bu süre zarfında, ürün liderliğini kullanarak, farklı olmayı başarabiliyorlardı. Ama, teknolojinin ilerlemesiyle, ürünleri taklit etmek daha da kolaylaşınca, üründe lider olmak işe yaramamaya başladı.

İkinci aşamada ise, firmalar ürün kulvarında rakiplerinin çoğalmasıyla, fiyatlarıyla yarışa girmeye başladılar. İlk zamanlarda, fiyat lideri olan firmalar rakiplerini elemeyi başarsalar da zaman içinde bu firmalara yarar sağlamayıp aksine zarar vermeye başladı.

Üçüncü aşamada ise, müşteri ilişkileri yeni rekabet kulvarı olarak ortaya çıkmaya başladı. Müşteri şirketlerin, misyonunda yer almaya başladı, müşteri odaklılık rekabet kulvarında yerini aldı.

Firmalar, müşteri odaklılık kavramını rekabet unsuru olarak benimsemeye başladıktan sonra, CRM kavramı da gittikçe önem kazanmaya başladı. Müşteri odaklılık kavramı, CRM ile birlikte, zamanla daha geniş bir kavram olan “müşteri merkezlilik” olarak değişmiştir.

Prof Kotler’in "Principles of Marketing" kitabının içindekiler bölümünün başlıkları şöyle:

Part I Understanding Marketing and and the Marketing Process

Part II Analyzing Marketing Opportunities

Part III Selecting Target Markets

Part IV Developping Marketing Mix: Product, Price, Place, Promotion

Part V Managing the Marketing Efforts

1996 baskısı bu kitabın başlıkları içerisinde hiç müşteri geçmiyor. Bu noktada, 6 yıl sonra Prof. Kotler’in önem sırası nasıl değişmiş.

Kotler’ın "Marketing Moves" adlı kitabı çıktı. Kitabın önsözünden birkaç cümle aktarmak istiyorum.

"The bottom line is that markets are changing faster than our marketing. The classic marketing models needs to be future-fitted. Marketing must be deconstructed, redefined, and stretched. Today’s marketing is increasingly about CRM "

Özetle artık market / pazar kelimesi, customer / müşteri ile yer değiştirmekte. Günümüzde, pazarlama karması bileşenlerini bozyap misali çeşitli kombinasyonlarla kullanmak yeterli bir çözüm değil

Kısaca; CRM in ortaya çıkış nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz :

• Kitlesel pazarlamanın gittikce pahalı bir müşteri kazanma yolu olması.

• Pazar payının değil müşteri payının önemli hale gelmesi.

• Müşteri memnuniyeti ve müşteri sadakati kavramlarının önem kazanması.

• Varolan müşterinin değerinin anlaşılması ve bu müşteriyi elde tutma çabalarına gerek duyulması.

• Bire-bir pazarlamanın önem kazanmasıyla beraber her müşteriye özel ihtiyaçlarına göre davranma strateijlerinin gerekliliği.

• Yoğun rekabet ortamı.

• İletişim teknolojileri (web, e-mail…) ve veri tabanı yönetim sistemlerinde yaşanan gelişmeler olarak sıralayabiliriz.

Mayıs 2002′de Reveries.com tarafından ABD’li 197 pazarlama yöneticisi arasında yapılan araştırmanın sonuçları Research World Magazine Temmuz 2002 sayısında yayınlandı.

ABD’li işadamlarına eğer bütçeniz sınırsız olsaydı paranızı nereye harcardınız diye sorulduğunda %28′i müşteri ilişkileri yönetimi (MİY) şeklinde yanıt verdi.

Eğer bütçe sınırlaması söz konusu olmasaydı paranızı hangi pazarlama aktivitelerine harcardınız?

Müşteri ilişkileri yönetimi

% 28

Kitlesel iletişim % 22

Satış promosyon % 12

Halkla ilişkiler % 12

Geleneksel doğrudan pazarlama

(MİY olmayan)

% 7

Perakende ticaret aktiviteleri

% 6

Internet/medya promosyon

% 3

Diğer

% 13

Müşteri ilişkileri yönetimini tercih etmenizdeki en büyük neden nedir diye sorulduğunda %32’si pazarlama stratejisi şeklinde yanıt verdi.

Pazarlama stratejisi % 32

İdari/yönetimsel bağlılık % 26

Gerçekçi beklentiler % 12

Doğru ölçümler % 12

Kurumsal yapı gereği % 8

Teknolojik mükemmellik

% 7

Internet/medya promosyon % 4

Diğer % 12

Bütün bu gelişmeler, müşteri kavramını dolayısıyla Müşteri ilişkileri Yönetimi kavramını daha da önemli hale getirdi. Aslında bu durum aynı zamanda neden Crm sorusunun da yanıtını oluşturmaktadır. Küreselleşen dünyada, müşterilerin önündeki seçenekler artmaya başladıkça, müşterilerin ne istediğini öğrenip ona göre üretim yapmak esas olmaya başlayınca, firmalar gözlerini müşterinin üzerinden alamamaya başladılar. Değerli öğretim görevlimiz Yrd. Doç. Dr. Serdar Pirtini’nin bize derslerinde hep tekrarladığı sözü burada tekrar hatırlatmak istiyorum: “21. yüzyılın küreselleşen dünyasında müşterilerinizi bir radar gibi izlemek zorundasınız.”

2.4 CRM İLE İLGİLİ BAZI KAVRAMLAR

2.4.1 CRM VE MÜŞTERİ DEĞERİ YARATMAK

Sürekli olarak belirttiğimiz gibi artık pazarlama anlayışı ve müşteriye bakış açısı tamamen değişmiş durumdadır. Sadece kaliteli ürün üretmek, müşteri değeri yaratmak için yeterli olmamaktadır. Bu yüzden, bu yeni döneme uygun yeni stratejiler de geliştirmek gereklidir.

Burada, yine Marmara Üniversitesi öğretim görevlisi Yrd. Doç Dr. Serdar Pirtini’nin bize derslerimizde verdiği bir formüle yer vermek istiyorum:

Müşteri Değeri = Ürün kalitesi+Hizmet Kalitesi+Müşteri İlişkileri Kalitesi

Maliyetler

Müşteri değerini arttırabilmek için neler yapılabilir ? Basit bir matematik sorusu öyle değil mi ? Kesirin üzerindekileri arttırıp, altındakileri azaltmalıyız. Yani, müşteri değerini arttırabilmek için maliyetleri azaltalım. Bu yöntem, daha önceden de belirttiğim üzere, 21. yüzyılın rekabet koşullarında firmaya fayda sağlayamayacaktır. Fiyat liderliği artık, rekabet unsuru olarak görülmemelidir. Oldukça hızlı taklit edilebilecek bir unsur haline gelmiştir.

O zaman, kesirin üzerindekileri arttırma yoluna gitmeliyiz. Ürün kalitesini arttıralım: Üründe rekabet yaratmak, üründe liderliği sağlamak fiyat liderliğinden daha da eski bir kavram olarak önümüze çıkmaktadır. Gelişen teknoloji sayesinde, firmalar, ürettiğiniz ürünleri oldukça kısa bir sürede, ve ar-ge, marka lisansı vb. Gibi maliyetleri olmadığından, sizin ürettiğinizden daha doğrusu sizin sunabileceğinizden çok daha ucuz fiyatlara sunmaktadırlar. O zaman farklılığı, rekabet unsurunu üründe aramak oldukça komik olacaktır.

Kesirin üzerinde, hizmet kalitesi ve müşteri ilişkileri kalitesi yatmaktadır. Bugün, kesirin üzerine deneyim kalitesini de eklesek yanlış olmaz zannedersem.Müşterilerimize verdiğimiz hizmetin, onlarla kurduğumuz ilişkilerin ve onlara yaşattığımız deneyimlerin kalitesi bizi farklı, dolayısıyla rakiplerimizden üstün yapacaktır. Burada, Yine Serdar Bey’le yaptığımız derste verilen bir örneğe atıfta bulunmak istiyorum. Nescafe’yi ham olarak alsak maliyeti belki 100.000 TL ama biz gidip marketten 1 milyon TL ye Nescafe alıyoruz. Burada verdiğimiz fiyat farklılığı, ticari bir ürün olmasından kaynaklanıyor. Gidip bir Cafe de içtiğimizde bir bardak Nescafe’ye 3 milyon veriyoruz. Burada ödediğimiz fiyat hizmete oluyor. Ama gidip The Marmara’nın cafesinde ya da roof unda Nescafe içtiğiniz zaman 10 milyon ödüyorsunuz. Burada ödediğiniz bu para, yaşadığınız deneyim yüzünden ödediğiniz para haline dönüşüyor.

Bütün bunlar göz önüne alındığında, firmalar artık çok daha zalim bir pazar içerisindeler. Rekabette üstünlük sağlayabilmek için firmalar müşteri değerini arttırabilmek için hizmet kalitesini, müşteri ilişkileri kalitesini yükseltmekle yükümlüler. Çünkü gerçekten, bu kıyasıya rekabette, başka şansları yok.

2.4.2 CRM VE MÜŞTERİ SADAKATİ

Müşteri sadakatinin en basit tanımı, eğer bir ürünü bir mağazada bulamıyorsanız, o ürün için başka mağazalara gitmek olarak tanımlanabilir.

Günümüz müşteri yapısı oldukça dinamiktir. Daha önceden de belirttiğimiz gibi, gelişen teknoloji sayesinde, müşteriler daha ucuz ve daha cazip ürünlere kolaylıkla ulaşabilmektedirler. Bu durum, müşterilen sadık kalmasını daha da zor hale getirmiştir.

Firmalar içinse, müşterilerin sadakati gittikçe önem kazanmaktadır. Çünkü; müşteri kazanmanın maliyeti, müşteriyi elde etme maliyetinden çok daha fazladır. Yeni müşteri kazanmanın maliyeti mevcut müşteriyi memnun etmenin maliyetinin 5 katıdır. Bu yüzden, firmalar eldeki müşterilerini kaybetmemek için, sadık müşterilere ihtiyaç duymaktadır.

Peki müşteri sadakatini arttırmak için neler yapılmalıdır ? Müşteri sadakatini arttırmak için önerilen bir yaklaşım; müşterileri karlılıklarına göre farklılaştırmaya tabi tutmaktır. Müşterileri sadık bir yapıya kavuşturabilmek için firmalar, müşteri davranışlarını etkili bir biçimde analiz etmelidirler. Bunun için de, ham verilerin anlamlı bilgilere dönüştürülebilmesi gerekmektedir.

Müşteri sadakati sağlamak, tek yönlü bir düşünce olarak düşünülmemelidir. Yani; sadakati arttırmak için yapılacak her çalışma, müşteri karlılığını %100 arttırır diye birşey söylemek yanlış olacaktır. Bu yüzden, müşteri sadakatine yapılan harcamalar, elde edilen gelirlerden daha fazla olmamalıdır. Reinartz ve Kumar’ın tespitini burada yazmak istiyorum:“ Karlılık ve sadakat arasındaki ilişkiyi güçlendirebilmek için iki değeri firma içerisinde aynı anda yönetmek en doğru yaklaşım olacaktır.”

3. CRM PROSESLERİ

CRM de 4 ana evreden bahsedilebilir :

3.1 MÜŞTERİ SEÇİMİ

Müşteri seçimi başlığı altına giren prosesler “en karlı müşterimiz hangisidir ?” sorusuna cevap oluşturuyorlar.

• Hedef Kitlenin Belirlenmesi

• Segmentasyon

• Konumlandırma

• Kampanya Planları

• Marka ve Müşteri Planlamaları

• Yeni Ürün Lansmanları

3.2 MÜŞTERİ EDİNME

Müşteri edinme başlığı altına giren prosesler “belirli bir müşteriye en etkili yoldan satışı nasıl gerçekleştirebiliriz ?” sorusunu cevaplıyorlar.

• “Lead” Yönetimi

• İhtiyaç Analizleri

• Teklif Oluşturma

• Kapanış adımları

3.3 MÜŞTERİ KORUMA

Müşteri Koruma batlığı altında da “bu müşteriyi ne kadar süreyle elimizde tutabiliriz?” sorusunun cevabı yatıyor.

• Sipariş Yönetimi

• Teslim

• Taleplerin Organizasyonu

• Problem Yönetimi, Refleks Sistemi

3.4 MÜŞTERİ DERİNLEŞTİRME

Müşteri derinleştirme, kazanılmış bir müşterinin sadakat ve karlılığının uzun süre korunması ve müşteri harcamalarındaki payın yükseltilmesi için gereken adımları içeriyor.

• Müşteri İhtiyaç Analizleri

• Çapraz Satış kampanyaları

4. CRM SİSTEMİ

4.1 CRM’İ UYGULAMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE

Oğuz Gel’in CRM’den Önce adlı makalesinde belirttiği bir konuyu burada size aktarmak istiyorum: CRM uygulamalarına başlamadan önce ilk olarak, şirketin en üst düzey yöneticisinden en alt düzeydeki çalışanına kadar “Operasyonel Yönetimde Finansal Farkındalık” kültürünü yerleştirmektir. Bu da her bölümün, birer “Profesyonel Hizmet Şirketi” olarak çalışmasına bağlıdır. Çalışanlar ve departmanlar birbirlerini dürüst ve tarafsız bir şekilde değerlendirmelidirler. Burada, sadece finansal farkındalık kavramına değinilmiş olsa da, önemli olan, CRM konusunda yatırım yapmadan önce bazı temel kararların verilmiş olmasının gerektiğidir.

4.1.2 BAŞLAMALI MI ?

Şirketlerde yaygınlaşmaya başlayan CRM eğitimlerinde CRM’in potansiyel yararları konusunda tam bir fikirbirliği görmek mümkün. Ancak sıra bunların belirli bir şirket bünyesinde nasıl hayata geçirileceği ve hayata geçirilince ne olacağı gibi somut aşamalara gelince beklentiler ve ajandalar aniden farklılaşmaya başlamaktadır.

Belki de bu nedenle, yakın dönemde sayıları artmaya başlayan CRM proje değerlendirme araştırmalarının sonuçları çok teşvikkar çıkmıyor. Çoğunlukla; yöneticiler CRM için bu kadar kaynak ayırdıktan sonra, istedikleri sonucu alamamaktan şikayetçi oluyorlar. Konunun, “Crm Tanımı” bölümünde de belirttiğimiz gibi, bunun en önemli sebeplerinden biri, şirketlerin CRM i eksik yorumlamasından kaynaklanıyor. CRM uygulamalarına geçmeden önce, ilk olarak gerçekten firma buna hazır mı? Diye değerlendirme yapılması gerekiyor.

CRM hangi boyutta uygulanacaktır:

Fala inanmayan ama falsız kalmayanlar: Popüler olduğu için konu ile ilgili gözüken grup.

Umutsuzlar: CRM’i yalnız teknoloji yatırımı (yazılım vb) olarak gören, bence başarı şansı olmayan grup.

Tasarrufçular: CRM’i giderlerini düşürme, verimi arttırma aracı olarak gören grup.

Stratejik düşünenler: CRM’i rekabet gücünü arttırma amacı ile yeniden yapılanma aracı gören grup.

Başlarken cevaplanması gereken bir diğer soru da; üst düzey yöneticilerinin CRM’e yaklaşımının ne olacağıdır. Üst yönetim tarafından desteklenmeyen bir CRM uygulamasının başarılı olma şansı yoktur. Bu yüzden, üst düzey yöneticilerini neler beklediğini ayrı bir başlık altında incelemek istiyorum:

4.1.3 CRM’İ BAŞLATAN ÜST YÖNETİCİ

CRM’i başlatacak olan bir firmanın yöneticisi nelere dikkat etmeli, nelere hazırlıklı olmalıdır ? İlk olarak, konunun daha kolay anlaşılabilmesi için, işletmeleri bölümlendirmek daha kolay olacaktır.

İşletmelerin yeniliğe açıklıkları: (Çünkü CRM projeleri danışmanlar, yazılımlar ile değil o işletmenin insanı, işletme kültürü ile yapılırlar)

A tipi işletmeler: Tamamen yeniliğe ve değişime açık yüksek motivasyolu işletmelerdir.

B tipi işletmeler: Yeniliklere kısmen açıktırlar, tutucu unsurları da barındırırlar.

C tipi işletmeler: Yeniliklere tamamen kapalı tutucu işletmeler

İşletme / rekabet ortamı: (Çünkü şartlarınız uygunsa, bugün olduğu gibi hedeflerinize gelecek yıllarda da rahatlıkla erişeceğinize inanıyorsanız değişime ihtiyaç duymazsınız)

X tipi işletmeler: Rekabeti ağır şartlarda yaşayan sürekli kan kaybeden işletmeler

Y tipi işletmeler: Rekabet ortamında çalışan, iş yapış biçimini değiştirerek rekabet gücünü arttırma ihtiyacı duyan işletmeler

Z tipi işletmeler : Müşteri tarafında rekabet ortamında olmayan işletmeler. Bu işletmeler korunuyor olabilirler, yüksek hacim ve yüksek operasyonel verimlilikte çalışıyor olabilirler, rakiplerin sahip olmadığı ürün ve hizmetlerin sunucusu olabilirler

İşletme / CRM kapsamı

i. CRM’i müşteri odaklı yeniden yapılanma stratejik değişim aracı olarak gören işletmeler

ii. CRM operasyonel verimlerini arttırma, giderlerini düşürme aracı gören işletmeler

iii. CRM’i yalnız teknoloji yatırımı olarak gören işletmeler

A + X + i tipi işletmeler CRM yolculuğunda bence en şanslı şirketler.

CRM yolculuğunda genelde rastladığımız kategori ise B + Y + ii tipi işletmelerdir.

C veya Z tipi işletmelerin yöneticileri ise, CRM uygulayabilmek için en şanssız gruba girmekteler.

Öneriler:

1.Öncelikle Müşteri İlişkileri Yönetimi tanımınızı yapmanız gerekiyor. CRM’i rekabet güçünüzü arttırmak için müşteri odaklı yeniden yapılanma olarak mı, yoksa özellikle müşteri temas noktalarında operasyonel giderlerinizi düşürme aracı olarak mı görüyorsunuz.

2. CRM’i rekabet gücünüzü arttırmak için müşteri odaklı yeniden yapılanma olarak kabul ediyorsanız, CRM ile gelecek değişim aklınıza yatıyor mu? İşletmeniz için yararına inanıyor musunuz ? Önce bu soruyu kendi içinizde cevaplayın. Asla bir başlayalım da görelim demeyin. Değişim bir kere start aldıktan sonra durmak / vazgeçmek çok zarar verici olacaktır. Bunun dışında kerhen desteklenen CRM projesinin başarıya ulaşma şansı yoktur. Mali kayıplarınız yanısıra işletmenizin değerli personeli sizleri terk edebilir. Yalnış anlaşılmasın değişim yolculuğunda çeşitli aşamalarda alınan kararlar revize edilebilir, vurgulamak istediğim değişimi/projeyi tamamen durdurmak zorunda kalmak.

3. Müşteri İlişkileri Yönetimi projenizde özellikle ilk adım olan stratejilerin belirlenmesi aşamasında çok çok dikkatli olmalısınız İlk adımı hatalı atarsanız projeniz daha başlamadan biter. Bu adımda yetkin kurum, kişilerden danışmanlık alın. Yalnız dikkat herkes bugünlerde CRM’ci, danışman şirketlerin isimleri değil tecrübeleri sizin için belirleyici olsun.

4. CRM çok geniş yelpazede yer almaktadır.İhtiyaçlarınızı doğru belirleyin, önceliklendirmeyi buna göre yapın, olsa iyi olurlar ile ilk aşamada uğraşmayın.

5. Somut hedefler ve hedeflere erişimi izlemek için ölçüm mekanizması en hayati konudur. CRM projesi ile erişilecek somut hedefler koyamıyorsanız veya bunları ölçecek sistemi kuramayacaksanız işe başlamayın. CRM değişim programı hedeflerine erişim, personelinizin performans ölçüm kriterlerinin başında gelsin ve bunu çalışanlarınıza açıklayın.

6.Değişim

A tipi işletmeler: Bu işletmeler, evet rüya gibi bir ortamı sağlamışlar. Yaratıcı, değişime açık kadroları barındırıyorlar, kadroları işletme ile barışık, bütünleşmiş. A tipi işletme olmak ise çok zor yılların emeği, birikimi, vizyonu. Öyle hemen erişilecek, hele yalnız para harcayarak tüm işletmenizi eğitimlerden geçirerek ulaşılacak bir seviye hiç değil.

B tipi işletmeler: Bu işletmelerde değişimin tetiklendiği nokta farklı olabilir. Tetikleme, yeniliklere açık üst yönetim veya firma içi bir grup tarafından yapılabilir. Tutucu kesim ve yenilikçi kesim kesinlikle karşı karşıya geleceklerdir. Tutucu kesim temel operasyonları yürüten birimler ise, işte başınız ağrıyacak. Bir ipucu ister misiniz: Değişime direnenleri " Biz zaten müşteri odaklı çalışıyoruz, bunları zaten yapıyoruz " sözü ele verecektir..

CRM çalışmalarında işletmenizin birçok kirli çamaşırı ortaya serilecek. Sakın ortaya çıkan hatalı işleyişler ile ilgili tepki göstermeyin. İnsanlar aksaklıkları daha çok saklamaya başlarlar. Ortaya çıkartılan her hatalı işleyişi başarı, para kaybının sonu olarak görün.

7.İşletme/rekabet

X tipi işletmeyseniz çok dikkat edin. Kesinlikle " i " grubunda yer almalısınız. CRM projesine başlama kararı aldıysanız çıkışınızı burada görüyorsunuz demektir, bu sizin son şansınız olabilir. Proje zamanlamaları hayati önem taşır. Hedeflere zamanında erişmeye maksimum özen gösterin. Hızlı geri dönüşü olmayacak / hayata geçirilemeyecek teknoloji yatırımlarını ikinci plana bırakın.

CRM yolculuğunda genelde rastladığımız kategori ise B + Y tipi işletmelerdir. Kısmen yeniliğe açık, rekabet içerisinde yaşıyan işletmeler yine genelde CRM’i yeniden yapılanma amaçlı (i grubu) değil operasyonlarının iyileştirme amaçlı (ii grubu) görürler. Call center, e-business, satış gücü otomasyonu, aktivite, fırsat yönetimi… vb alanlarda iyileştirme planlarlar.

Y tipi işletmeler X tipine göre daha şanslı gibi gözükseler de bence biraz dezavantajlılar. En büyük sorun bu tip işletmelerin, vizyonlarını genişletmek, ileri görüşlü olmak …vb açıkçası ihtiyaç duydukları için değil zorunluluk hissettikleri için CRM çalışmalarına başlayabilmeleri hele bir de adı büyük bir yazılım satın alınırsa.

8. CRM projenizi başka projelere özellikle insan kaynakları projesine genişletmeyin. İşletme kültürünüz ne seviyede ise onunla başlayın, çalışmalarınızı buna göre yapılandırın. Önce A tipi işletme olalım sonra CRM çalışmalarına başlayalım derseniz sonuçları görmeye ömrünüz yetmeyebilir.

9. Yalnızca, karlı işletmenizin gelirinden büyükçe bir payı CRM projesi / yatırımına ayırarak başarılı olacağınızı düşünmeyin. CRM macerasında cebinize koyacağınız $’lar ile gelecekteki yaşama biçiminizi: yaşamınızı birleştireceğiniz hayat arkadaşınızı bulamazsınız. İşin kötüsü hoş vakit bile geçiremezsiniz.

10. Geleneksel pazarlama ile CRM’in değişik yaklaşımlar olduğunu unutmayın.

Sonuç olarak:

• Müşteri İlişkileri Yönetimi değişim projesinin işletmeniz için şart olduğunu düşünmüyorsanız adım atmayın, olsa iyi olur ile başlamayın.

• Bu değişim projesinin sancılı olacağını baştan kabul edin. Eğer hiç problem çıkmadan işler yürüyorsa bilin ki işletmeniz değişmiyor, kandırılıyorsunuz demektir.

• CRM çalışmalarının müşteri odaklılıktan uzaklaşmamasına dikkat edin. Unutmayın CRM için CRM değil müşterileriniz için CRM projesi yürüteceksiniz.

• Tüm bunların dışında CRM’i kapsamlı bir yeniden yapılanma değil yalnız operasyonların verimini arttırıcı maliyetleri düşürücü (ii grubu) bir çalışma olarak görüyorsanız rekabet gücünüzde ciddi artış yaratmayı umut etmeyin.

CRM her ne kadar, çeşitli ortam / çevrelerde soyut bir kavram olarak tanıtılmaya çalışılsa da, somut adımları, somut hedefleri olan somut bir yaklaşımdır. Elbette uygulama her işletme için değişiklik gösterir. CRM ana yemeğinizden sonra yiyeceğiniz tatlınız değil ana yemeğinizin kendisidir; CRM çalışmaları esnasında somut yararını ikna olmadığınız hiçbir adımı atmayınız.

4.2 CRM’İ PLANLAMA

Müşteri ilişkileri yönetimine başlarken sorulması gereken bazı sorular vardır, bunlar aynı zamanda planlama bölümünün de temelini oluştururlar:

1. Müşterilerimiz kimlerdir ? Başka kimlerin müşterim olmasını isterim ?

2. Onlar bizden şimdi ve gelecekte ne beklemektedirler ?

3. Müşteri desteği ve hizmet kalitesi bakımından şu anda bizden ne alıyorlar?

4. Beklentileri ve bizim sunduklarımız arasında ne gibi açıklar var ve bu açıkların en önemlisi hangisidir ?

5. Bu açıkların oluşmasına hangi süreçler neden olmaktadır ?

6. Müşterilerimiz tarafından görülen bu açıklar hangi iç faktörlerdir ?

7. Müşterilerimizden aldığımız feedback nedir?

8. Hangi bilgi ve beklentilerimizi müşterilerimizle paylaşabiliriz ?

9. Müşterilerimiz hakkındaki hangi bilgiler çeşitli bölümler tarafından paylaşılmaktadır?

4.3 CRM UYGULANMASI

Bu aşamada, müşteri merkezli sistemle mevcutun farklarının, giderilmesi için değişiklikler yapılmaya başlanır. Kısacası, bu aşamada sistem hayata geçirilir diyebiliriz. Peki değişiklikler neler üzerinde yapılacaktır: Bunu iki başlık altında inceleyebiliriz: CRM Bileşenleri ve CRM Mimarisi. Bunlardan sonra da CRM in performans ölçümlerinin yapılması gerekmektedir. Kısaca; bu başlıklara, değinmek istiyorum:

4.3.1 CRM BİLEŞENLERİ

4.3.1.1 İNSAN BİLEŞENİ

CRM, herşeyden önce çok büyük bir değişim sürecidir. Değişimin önüne birçok engel çıkması doğaldır. İnsanlar, özellikle kısa vadeli düşünen insanlar, değişimin önünde bulunacak, değişime direnç göstereceklerdir. Bunun en basit örneği, bazı çalışanların, teknoloji kullanımına şiddetle karşı çıkmasıdır. Böyle kişiler, teknoloji kullanımıyla, işlerinden olacaklarını düşünür ve değişime ve gelişime direnç gösterirler. Oysa ki, o teknolojiyi kullanabilir hale gelicek şekilde kendilerini geliştirmeleri, kendileri için çok daha uzun vadeli bir yatırım değil midir?

Dolayısıyla, insan bileşenin CRM’in en temel bileşeni olduğunu söylemek zannedersem yanlış olmaz. Değişime girecek olan işletmenin kültürü oldukça belirleyici bir role sahip olacaktır.

Değişim kültürel ve organizasyonel olarak iki başlıkta toplanabilir. Kültürel boyuta bakarsak bireylerin yeni düşünce iş yapış biçimini anlamaları ve benimsemeleri gerekmektedir. Çalışanların - ki işletmenin en değerli varlıklarıdırlar - değişmeleri hiç kolay bir süreç değildir. İnsanoğlu değişime zaten bir miktar direnç gösterir; bir de işletme kültürü yaratıcı (yenilikçi) kadroları bünyesinde tutamıyorsa işi hakikaten zordur.

Değişimin üst yönetim tarafından desteklenmesi de çok önemlidir. Daha önceki bölümde, üst yöneticilerin karar verme mekanizmasındaki önemine değinmiştik.

CRM, herşeyden önce, insan kaynağı ile gerçekleştirilir.

4.3.1.2 SÜREÇ BİLEŞENİ

CRM’i uygularken süreçlerde iyileştirme yapacağımız kesin. Bu durumda, direkt olarak süreçleri iyileştirme yoluna mı gitmeliyiz ? Bu konuda kendimize doğru soruları sormak zorundayız. Hangi iş süreçlerinden başlamalıyız? Hangisi bir diğerine nazaran daha stratejik, buna karar verilmelidir ?

Bu konuda sorulması gereken sorular aşağıda özetlenmiştir:

1. Öncelikle müşterilerinize sorun. En fazla zorluğu hangi süreçlerinizde yaşıyorlar. İyileştirme önerileri neler. Burada dikkat müşterilerin belirttiği zorluk çektikleri süreçler % 100 doğrudur, bunları iyileştirmeniz gerekir. Önerilerini ise analiz etmeden hayata geçirmeyin. Bir müşterinin talebi diğeri için istenmeyen bir uygulama olabilir.

2. Çalışanlarınıza sorun

3. Belirlenen iş süreçlerini bir katalogta toplayın ve bunları; basit (tek birimi ilgilendiren/içeren), bileşik (birden çok birimi ilgilendiren/içeren), kompleks (prosesin değişimi kesinlikle üst yönetim onayı gerektirir) prosesler olarak sınıflandırın. Çalışma grupları / ekipler oluşturun.

4.3.1.3 TEKNOLOJİ BİLEŞENİ

Burada, CRM ve teknoloji arasındaki ilişkiyi aşağıdaki tablo yardımıyla açıklamak istiyorum :

NE OLMUŞ NEDEN OLMUŞ NE OLABİLİR NE OLUYOR

 En karlı müşterilerimiz kimlerdir?

 Müşterilerimin yaş, cinsiyet, eğitim dağılımı nasıldır?

 Geçmişte benden ne gibi hizmetler almıştır?

 Nerede yaşar?

 Ekonomik durumu nedir?  Niçin daha fazla ürün satamıyoruz?

 Hangi müşterilerimize çapraz satışlar yapabiliriz?

 Müşterilerimiz neden bu hizmeti/ürünü satın almıyor?

 Kampanyalarımız niçin planlandığı gibi olmadı?  Ürünlerimi hangi müşteriler satın alabilir?

 Hangi müşterilerim tüketim ya da ihtiyaçlarına göre aynı gruplarda yer alır?

 Ürünlerime ait fiyatları değiştirdiğimde hangi müşterilerim buna duyarlı hale gelecektir?  Müşteri kendisine ait bilgileri değiştirdiğinde yeniden segmentasyona tabi tutulması

 Müşterilerim şikayette bulunursa hemen duruma müdahale edilmesi

CRM teknolojisi seçerken aşağıdaki sorulara cevap vermeliyiz :

• Müşteri ilişkileri stratejimizi nasıl tanımlarız ?

• Teknoloji bizi rakiplerimizden nasıl ayırır ?

• Teknolojiyle mevcut müşterileri tatminini nasıl arttırır ve yeni müşterileri nasıl çekeriz ?

• Süreçlerimiz ne olacaktır ve teknoloji değişimi amaçlarımızı başarmamıza nasıl destek olacaktır ?

4.3.2 CRM MİMARİSİ

4.3.2.1 Operasyonel CRM:

İşletmenin operasyonel işleyişini içerir. Şipariş yönetimi , tedarik zinciri yönetimi, servis, satış otomasyonu, pazarlama otomasyonu, sahada servis, mobil satış.

Tanımı biraz açarsak pazarlama, satış faaliyetleri ile başlayan süreçte, siparişlerin alınması ve yerine getirilmesi, satış sonrası destek hizmeti kapsam içerisindedir.

4.3.2.2 Analitik CRM:

İşletme performans yönetimi: Veri ambarı uygulamaları. Operasyonel kısım ve temas noktalarında oluşan tüm bilginin derlenmesi ve analiz edilmesidir.

4.3.2.3 İşbirlikçi (Collaborative) CRM:

Müşteri temas noktaları yönetimi: Telefon/ses, internet, faks/mektup, yüzyüze/doğrudan temas.

İnsan, iş süreçleri, teknoloji bileşenlerinin tek tek her bir unsur için düşününüz. Aslında bu CRM bileşenlerine bir başka açıdan bakılmasıdır.

İnsan Operasyonel CRM, İşbirlikçi CRM

İş Süreçleri Operasyonel CRM, İşbirlikçi CRM

Teknoloji Operasyonel CRM, Analitik CRM, İşbirlikçi CRM

Özetle CRM kavramı bileşenler ve mimari tanımlamaları bütünleşik olarak incelenebilir. Bileşen ve mimarı yaklaşımları ile CRM çalışmaları bir bütün içerisinde yürütülebilir. CRM mimarisini aşağıdaki şekilden de inceleyebiliriz:

4.3.3 CRM METRİKLERİ

CRM metrikleri, CRM projelerininin hedeflerine ne kadar ulaştığının izlenmesi yanı sıra sürekli iyileştirmeler için geri besleme / bilgi akışını da sağlar. Performans ölçümleme, nerede hata yapıldığının gözlenip düzeltilmesini, aynı zamanda da çalışanların projeyi sahiplenmesini sağlayacağından çok önemlidir.

Bu konuda genelde, balanced score card yöntemi ile performans izleme yaygın olarak kullanılmaktadır.

4.4 VERİ MADENCİLİĞİ

4.4.1 VERİ MADENCİLİĞİNİN TANIMI

Veri madenciliği, büyük miktarlarda verinin olduğu her alanda gereklidir. Peki, veri madenciliğini uygulamak için, her türlü yatırım yapılmalı mıdır ? Aslında bu konuda, puma yaklaşımının kullanılabileciğini söyleyebilirim. Pumalar, avlarını yakalamak için koşmaya başladıklarında, eğer avlarını yediklerinde elde edecekleri enerji, onu yakalayana kadar harcadıkları enerjiden fazla olursa, kovalamayı bırakırlarmış. Burada da , ortaya çıkan bilginin değerli olabilmesi ona harcanan paradan daha yüksek getiri sağlamasıyla ölçülebilir. Buna şu şekilde de daha doğru olarak açıklanabilir: öğrenmek için yapılan yatırımın geri dönüşü, başka bir alana yapılacak olan yatırımın getirisinden daha yüksek ise, bu bilgi öğrenilmeye değerdir.

Veri madenciliği ; anlamlı modeller ve kurallar ortaya çıkarmak amacıyla, otomatik veya yarı otomatik yöntemler kullanarak verileri analiz etme ve inceleme süreci olarak tanımlanabilir. Burada, ortaya çıkarılması gereken model ya da kuralların “anlamlı” olmaları gerektiği unutulmaması gereken bir ayrıntıdır.

4.4.2 VERİ MADENCİLİĞİ İLE YAPILABİLECEKLER

6 ana başlık altında incelenebilir:

1. Sınıflandırma

Sınıflandırma, yeni bir nesnenin niteliklerini inceleme ve bu nesneyi önceden tanımlanmış bir sınıfa atamaktır. Burada önemli olan, her bir sınıfın özelliklerinin önceden net bir şekilde belirlenmiş olmasıdır. Sınıflandırmaya örnek, olarak kredi kartı başvurularını düşük, orta ve yüksek risk grubu olarak ayırmak veya segmentasyon yapmak gösterilebilir.

2. Değer biçme

Sınıflandırmanın aksine değer biçme yöntemi kredi kartı bakiyesi ve gelir düzeyi gibi sürekli değişkenlik gösteren sonuçlar ile ilgilidir. Aslında değer biçme yöntemi sınıflandırma yapmada bir araç olarak kullanılır. Örneğin müşterilerine bir teklif götürmek isteyen firmalar, daha önceki tekliflerine müşteriler tarafından verilen yanıtları puanlayarak, 0 ile 1 arasında müşterilerini derecelendirir ve olumlu yanıt vermesi en olası müşterilere teklifini sunar.

Bir diğer örnek, müşteri olmayı bırakma olasılığı yüksek olan müşterilere değer biçmektir (churn modelling). Daha önce firmayı terketmiş müşterilerin ortak özelliklerini belirleyerek, bu özelliklere sahip olan mevcut müşterilere yeni teklifler ve özel kampanyalar sunarak bu müşterilerin rakip firmalara yönelmeleri önlenebilir.

3. Tahmin etme

Esasen, tahmin etme yöntemi, sınıflama ve değer biçme yöntemlerinden ayrı tutulamaz. Çünkü bu yöntemler elde bulunan verilerle yapılan tahminlere dayanır. Bu tahminlerin gerçekleşip gerçekleşmediği ise ancak bekleyerek görülebilir. Örneğin geçmiş verilere dayanılarak 6 ay içinde firmayı terk edeceğini düşündüğümüz bir müşteri bunun aksi yönde hareket edebilir. Bu veri de gelecekte yapılacak olan tahminler için kullanılacaktır.

4. Yakınlık veya birlik kuralları

Burada amaç, beraber giden şeyleri belirlemektir. Klasik bir örnek olarak, bir süpermarkette beraber satılan ürünleri düşünebiliriz. Perakendeciler bu bilgiyi raf düzenlemeleri, katalog tasarlaması ve çapraz-satış fırsatları yaratmak için kullanmaktadır.

5. Kümeleme

Kümeleme, değişik özellikler gösteren insanları, kendi içinde benzerlik gösteren altgruplara ve kümelere ayırma işlemidir. Sınıflamadan farkı ise, kümelemede özellikleri önceden belirlenmiş sınıfların varolmayışıdır. Ortaya çıkan kümelere eğer varsa, bir anlam yüklemek analizi yapan kişiye bağlıdır. Örneğin birbirinden farklı müzik tarzlarını beğenen kişiler kümesi aynı zamanda farklı altkültür gruplarını da gösteriyor olabilir.

6. Tanımlama ve görselleştirme

Veri madenciliğinin bazen amacı, sadece karmaşık bir veritabanında neler olup bittiğini anlaşılır kılmaktır. İyi bir tanımlama en azından, nereden başlamak gerektiği konusunda yol gösterici olabilir. Bulunan tanımlamaları göze hitap edecek bir şekilde anlamlandırabilmek de binlerce ilişki bulmaktan çok daha doğru bir resim ortaya koyabilir.

4.4.3 VERİ MADENCİLİĞİ TEKNİKLERİ

Veri Madenciliği Teknikleri :

• Karar Ağaçları : Görsel olarak birtakım kurallar,şartlar tanımlayarak,kararın verilmesine imkan sağlamaktadır.Perakende analizlerinde kullanılır.Çoğunlukla sinir ağları (neural networks) ile birlikte kullanılır.

• Genetik Algoritmalar : Diğer veri madenciliği algoritmalarını geliştirmek için kullanılan optimizasyon teknikleridir. Sonuç model veriye uygulanarak gizli kalmış kalıpları ortaya çıkarılmakta ve bu sayede tahminler yapılabilmektedir. Doğrudan postalama,risk analizi ve perakende analizlerinde kullanılabilir.

• Sinir Ağları : Bu yöntem,belirli bir profile uyuşması için kalıp düzenlerini kontrol etmektedir ve bu süreç içerisinde belli bir öğrenme faaliyeti gerçekleştirerek sistemi geliştirmektedir.Doğrudan postalama,risk ve perakende analizleri kullanılırlar. Kümeleme,sıralama,tahmin yapma problemler için uygun bulunmaktadır.

• Tahmin Modeli : Geleceğe dair tahminler yapmak üzere kullanıan kalıpları ve şekil düzenlerini tanımlamak için kullanılan çeşitli teknikleri ifade eder.Doğrudan pazarlama ve perakende analizi konularında uygulanabilir.

• Kural Modeli : İstatiksel önemine göre veri üzerinden “eğer…öyleyse” kurallarını oluşturmakta faydalıdır.Doğrudan postalama risk analizi ve risk yönetimi alanlarında kullanılır.

• Bulanık Mantı : Muğlak kavramları içerir.(büyük,küçük,yaşlı,genç) Diğer tekniklerden daha esnektir. Doğrudan postalama da kullanılabilir.

• k-NN (k-en yakın komşu değer – k – nearest neighbour) : Bir objeyi niteliklerini inceleyerek bir sınıf veya gruba yerleştirir.

• Kural Dönüştürme : Veri madenciliğinin OLAP ve diğer veri analiz uygulamaları ile entegrasyonu için oldukça önemlidir. Ayıklanmış kuralları SQL sorgusu ve 3GL koduna dönüştürme becerisindedir.

• Anahtar Sanallaştırma : Veri madenlemenin sanallaştırma parçasının etkisi esas iştir ve önemlidir.

4.5 MÜŞTERİ SEGMENTASYONU

Segmentasyon bize müşterilerimizi farklı kriterlere göre gruplandırarak bu grupların davranışlarını daha yakından izleme ve anlama olanağı sağlar.

Müşterilerimizi tek bir kritere göre ayrıştırmak bizim için yeterliyse bunu sağlamak için gelişmiş bir yazılıma ihtiyacımız olmayacaktır.

Ancak pratikte bize önemli ipuçları sağlayabilmesi için segmentasyonun çok kriterli olması gerekir: Bölgesi, mesleği, ünvanı, araba markası, eğitim düzeyi gibi. Ayrıca her bir kritere ilişkin açılımlarda (boyutlarda) kullanmak isteyeceğimiz alt kriterler de farklılaşabilecektir. Örneğin, bölge bazında yapacağımız bir ilk guruplama sonrasında her bölgede farklı kriterlere göre ayrıştırma yapmak oluşturmak isteyebiliriz.

CRM projelerinde önemli risk konularından birisi de segmentasyon konusudur. Çok ayrıntılı segmentasyon yapabilme talepleri genellikle projeyi verilerin zenginleştirilmesi yüküyle karşı karşıya getirir. Çünkü verilerin toplanması ya da zenginleştirilmesi hemen her zaman ciddi bir maliyet kalemi oluşturarak projeyi çıkmaza sokabilecektir. CRM analiz çalışması ile istatiksel analizin farklı şeyler olduğunu unutmamamız gerekir. CRM açısından önemli olan, mevcut bütçe dahilinde, müşteri verisinden en etkin şekilde yararlanılmasını sağlamaktır.

4.5.1 MÜŞTERİ SEGMENTASYONU ÖRNEĞİ

Bu bölümde, müşteri segmentasyonu hakkında bir örnek incelenecektir. Örnek alınan firma bir bankadır. Bankanın, müşterilerini segmente edişi aşağıdaki şekille incelenmektedir. Daha sonra da, bu müşteri grupalarına giren, müşterilerinini özelliklerine değinilecektir.

ELMAS

• Hedef kitlemizi oluşturan grupların en üst düzey olanı

• Kredi kartı limiti > 25 mia

• Yatırım+kredi hacmi > 100mia

• Yaşam standardı yüksek,

• Yüksek gelir ya da birikim sahibi

Bu segmentte;

Bülent Eczacıbaşı , Vitali Hakko , Sertab Erener

İNCİ

• 55 üstü yaş grubu

• Yüksek gelirli/birikimli ortayaş üstü grup

• Kredi kartı limiti 2 mia - 25 mia

• Yatırım+kredi hacmi 10 mia - 100 mia

• Finansal aktivitesini azaltmakta olan

• Üst düzey yöneticilikten emekli olanlar, sanatçılar, ortayaş üzeri şirket sahipleri, eşleri, kira vb. gelirleri olanlar, evhanımları …

Bu segmentte;

Hıncal Uluç, Güneri Civaoğlu, Duygu Asena.

ZÜMRÜT

• 40 – 54 yaş grubu

• Başarılı, üst düzey yönetici,

• Aylık geliri > 2.9 mia

• Kredi kartı limiti 4 mia - 25 mia

• Yatırım+kredi hacmi 10 mia - 100 mia

• Büyük şirket sahibi, yüksek gelir ve birikim sahibi kişiler, kabul görmüş sanatçılar, ve eşleri

• Birikimlerinin bir kısmını gayrimenkule dönüştürmekte

• Finansal ihtiyaç ve aktivitesi halen yüksek

Bu segmentte;

Hüsnü Erel, Nur Akgerman, Adnan Memiş, İsmet Özhan, Mehmet Aslantuğ.

YAKUT

• 30 - 39 yaş grubu

• Parlayan Yıldızlar

• Aylık geliri >2.5 mia

• Kredi kartı limiti 2 mia - 25 mia

• Yatırım+kredi hacmi 5 mia - 100 mia

• Profesyonel hayatta tecrübe kazanıp başarıya ulaşmış ya da gelir düzeyini yükseltebilmiş kişiler

• Geleceğin üst düzey yöneticisi ya da büyük şirket sahipleri ve eşleri

• Finansal ihtiyaç ve aktivitesi çok yüksek, dinamik

Bu segmentte;

Harun Erdenay, Beyazıt Öztürk, Orhun Ene, Murat Birsel…

SAFİR

• 20-29 yaş grubu

• Yeni Nesil

• Aylık geliri > 750 mio

• Kredi kartı limiti > 750 mio

• Yatırım+kredi hacmi > 1 mia

• İş hayatına yeni atılmış Potansiyel sahibiİyi eğitimli, meslek sahibi, gelir sahibi gençler, iş hayatına erken başlamanın avantajına sahip ya da genç yaşta düzenli gelir sahibi olmuş yeni profesyoneller, genç girişimciler

• ADK kullanma eğilimi yüksek

• Finansal aktivite ve ihtiyacı yüksek

Ör : Şubelerimizdeki bir çok portföy yöneticisi

BONCUK

• 20 yaş altı genç grup

• Geleceğin Müşterileri

• Öğrenciler, henüz hayata aktif olarak atılmamış olanlar…

• ATM kullanıcılarıdır

MERCAN

• 20-55 yaş grubu

• Genelde Beyaz yakalılar

• Orta düzey gelir sahibi

• Yatırım+kredi hacmi <10 mia

• Kıdemli memur, kalifiye işçi, küçük hacimli yatırımcılar, orta düzey gelir sahipleri, ev hanımları..

TURKUAZ

• 20-55 yaş grubu

• genelde Mavi yakalılar

• Düşük gelir ve birikim sahibi

• Yatırım+kredi hacmi < 2 mia

• Finansal aktivitesi için gişeleri sıkça kullananlar

• İşçiler, memurlar, evhanımları, çalışmayanlar

OPAL

• 55 yaş üstü grup

• Standart emekliler

• Düşük gelirliler,birikimi düşük grup

• Yatırım+kredi hacmi <10 mia

• Finansal aktivite sıklığını azaltmakta olan

• Emekliler,eşleri, düşük düzeyde kira vb. gelirleri olanlar,ev hanımları

5. CRM ORGANİZASYON YAPISI

Bu bölümde, CRM in organizasyon içindekiğ yeri incelenecektir. Crm için ayrı bir proje ekibi kurulmalı mıdır ? yoksa mesela pzarlama bölümünün yöneticisi bu işle mi ilgilenmelidir ? bu konuda firmalar, farklı uygulamalar olmasına karşın, kesinlikle Kabul edilmesi gereken birşey vardır. Bu bölümü, bilgi işlem IT bölümü yönetmemelidir.

Kurulacak bölümde kimler görevlendirilmelidir. Aşağıda, kurulmuş bir bölümünün çalışanları ve görev dağılımları hakkında bilgi verilmektedir.

Ekip Üyesi Ekip içindeki

Rolü Bağlı Olduğu Yönetici Birlikte çalıştığı diğer departmanlar

Segment Yöneticisi (Segment Manager)  Müşterinin sahibidir

 Müşteriler ile şirket arasındaki dialoğun yönetiminden sorumludur

 Müşteriler ile nasıl, ne zaman, hangi sıklıkla ve ne amaçla temas kurulması ile ilgili kuralları belirler

 Müşteri bilgisinin gizliliğinden sorumludur

 Müşteri ile ilgili yapılan faaliyetlerin koordinasyonu için diğer ekip üyeleri ile sürekli temas halindedir CRM Yöneticisi Segment Sorumluları (Junior Segment Managers),

Güvenlik Müdürü

(Privacy Manager),

Kampanya Yöneticisi,

Kanal Yöneticisi,

Pazarlama Analisti

(Marketing Analyst)

Kanal Yöneticisi (Channel Manager)  Müşteri ile olan iletişimin tüm temas kanallarındaki koordinasyonunu yapar

 Şirketin tüm temas kanallarında tek bir yüz olarak görünmesini sağlar

 Müşteriye verilecek mesajın zamanında tüm temas kanallarından aktarılmasını sağlar CRM Yöneticisi Çağrı Merkezi,

Internet Bölümü,

Satış Müdürleri (Account Managers),

Müşteri Hizmetleri,

Bayi Satış Kanalları (Reseller Channel),

Reklam, PR

Pazarlama Analisti (Marketing Analyst)  Müşteri segmentasyonu

 Şirket için gerekli müşteri datasının toplanması için IT ile koordinasyon

 Müşteri datasının taktiksel ve/veya stratejik amaçla kullanımını sağlamak

 Yapılacak pazarlama faaliyetleri için doğru müşterinin seçilmesini sağlamak

 Analiz ve raporlama

 Tahminsel modelleme CRM Yöneticisi Data Mining Danışmanları,

MIS bölümü,

Veritabanı Yöneticisi (Database Admin)

Kampanya Yöneticisi (Campaign Manager)  Kampanya stratejisini oluşturmak

 Doğru teklifin hazırlanmasını sağlamak

 Farklı kampanyaların koordinasyon ve planlamasını yapmak

 Kampanya geri dönüşlerini takip etmek CRM Yöneticisi Pazarlama Analisti,

Reklam, PR, Ürün Müdürü, IT Bölümü

6. CRM’İN PAZARLAMA FAALİYETLERİNE KATKILARI

CRM’in şirketin pazarlama faaliyetlerine olan katkısı 4 ana çerçevede toplanmaktadır.

• Terk etmiş müşterinin yeniden kazanılması: Yapılan bir araştırmaya göre CRM’in terk eden müşterilerin geri kazanılmasında %10 ila %20 arasında katkı sağladığı belirlenmiştir.

• Müşteri sadakati yaratma: CRM’in en temel amacının müşteriyi yaşam boyu elde tutmak olduğu düşünüldüğünde, müşteri sadakatini artırmaya olan katkısı oldukça önemlidir. Yapılan araştırmalara göre CRM’in müşteri sadakati yaratmaktaki etkisi %15 ila %20 arasında değişmektedir.

• Yeni müşteri bulma: CRM’in yeni müşteri bulmaya katkısı %3 ila %4 arasında değişmektedir.

• Çapraz satış yapma: CRM’in çapraz satış yapmaya katkısı %2 ila %3 arasında değişmektedir.

CRM’in pazarlama faaliyetlerine baktığımızda müşteri sadakati yaratma ve terk etmiş müşteriyi geri kazanma konusunda önemli katkısı olduğu görülmektedir. Günümüz pazarlama stratejilerinin öncelikle mevcut müşteriyi elde tutmak, kaçan müşteriyi geri kazanmak ve son olarakta yeni müşteri kazanmak üzerine kurulduğu düşünüldüğünde CRM’in pazarlama açısından önemi daha iyi anlaşılacaktır.

7.TÜRKİYE DE CRM

Daha önceki konumuzda, CRM proseslerinde değinmiştik.bu prosesler, Müşteri Seçme, Müşteri Edinme, Müşteri Koruma ve Müşteri Derinleştirme idi. Şimdi, Türkiye’de bu proseslere ne kadar öenm verildiği konusu üzerinde durulacaktır.

Türkiye’nin CRM ibreleri neler gösterdi

• Türk şirketlerinin daha çok “Müşteri Edinme” gayretlerine önem verdiğini gösterdi. Dağılım şöyle çıktı :

• Bu dağılım şirketlerin daha çok, satış kaygılarında olduğunu gösteriyor. “Müşteri Seçim” ekseninin rağbet görmemesi de şirketlerin ürünlerini konumlandırmada ve temel pazarlama ilkelerinde işi şansa bıraktıklarını gösteriyor. Dağılımda “Müşteri Koruma”yı önemseyenlerin oranı %35 çıkmış olmasına rağmen pratikte yaşananlar bu rakamla hiç de paralel değil. Şirketlerin “yüksek satış” kaygıları zaman zaman “müşteri koruma” anlayışlarını yıpratacak davranışlara prim verebiliyor.

1. Müşteri Edinmeyi önemseyenler % 35

2. Müşteri Korumayı önemseyenler % 31

3. Müşteri Derinleştirme’yi önemseyenler % 20

4. Müşteri Seçimi’ni önemseyenler % 14

Diğer Ülkelerde İbreler

Amerika’da şirketlerin çoğu müşterilerini koruma ve derinleştirme derdinde. Müşteri Seçimi ve Müşteri Edinme adımları oturmuş pazarlarda giderek daha az önemseniyor, çünkü pazar paylaşılmış ve hareket imkanı kalmamış durumda. Şirketler pazar paylarını değiştirme maliyetlerine katlanmak yerine sadık müşteriler yaratıp müşterilerindeki cüzdan paylarını derinleştirmeyi daha ekonomik buluyorlar. Bu noktadan bakınca Türk şirketleri daha şanslı, ancak önlerinde daha uzun bir yol var.

Türkiye için Tetikleyici CRM Faktörler :

CRM modelleri 4 ana fayda sağlıyor. Bilgi, metot, karlılık ve etkileşim. Biz şirketlere bunların hangisi için yola çıkarsınız diye sorduk. Karlılık modeline yatırım isteği ön planda çıktı. Sonuçlar şöyle :

Bu dağılımın iki tatsız sonucu var. Şirketler hala çalışmalarının altına metodolojiler yerleştirmeye, bir anlamda kurumsallaşmaya yeterli önemi vermiyorlar. Ve müşterileri ile konuşmayı önemsemiyorlar. Sıhhatli bir model için bu dağılımın eşit çıkması lazım. Yine Amerika’daki rakamlara bakınca yatırımların önemli bir kısmı etkileşim (interaction) kanadına yapılıyor. Tüm şirketler müşteri ile haberleşme kanallarını arttırma peşinde. Türkiye’de de buna yatırım yapanlar rekabette hızla öne geçecekler.

1. Karlılık Modeli’ne yatırımı seçenler % 48

2. Müşteri Bilgilerine yatırımı seçenler % 23

3. Müşteri Etkileşimini yükseltme yatırımlarını seçenler % 19

4. Metot geliştirme ve kurum sallatma yatırımını seçenler % 10

CRM Kompozisyonu

Müşteri odaklı bir şirket haline gelecekseniz kullanabileceğiniz 3 malzeme var. İnsan, proses ve teknoloji. Harcın içine hangi zamanda hangisinden ne kadar koyacağınıza dikkatli karar vermezseniz mayayı tutturabilmeniz çok zor. CRM projelerindeki en önemli başarı anahtarı bu olarak kabul ediliyor. Buna oyundaki rol dağılımı olarak da bakabilirsiniz. Bu unsurların her birinin ayrı ayrı derinlikleri var. 28 Şubat konferansımızda da bu incelenecek. Dünyadaki başarılı projelere baktığınız zaman başarı her zaman bu unsurların doğru birleştirilmiş olması ile ortaya çıkmış. 28 Şubatta dünyadaki önemli projelerin çoğundan bahsedilecek ve Türkiye’ye izdüşümleri tartışılacak.

Türkiye’de Hedeflenen Rol Dağılımı:

Şüphesiz bu oylanırken en herkes en önemli oyuncunun insan olduğunda hem fikir. Bakın dağılım şöyle çıktı :

Bu oranlar dünyada da buna yakın. Sadece Türkiye’nin rakamlarında “Proses”le “Teknoloji”nin yerleri dünyadakinin tersi. Bu yine yukarıda bahsettiğimiz zaafın göstergesi. Prosesler önemsenmiyor.

1. İnsan katkısı % 45

2. Teknoloji katkısı % 31

3. Proses katkısı % 24

Pratik Gerçekler

Pratikte yaşananlar günlük kaygıların törpülemesi ile son derece farklı resimler ortaya çıkarıyor. Biz ulus olarak teknolojiyi seviyoruz. Teknolojiye yatırımı kolay yapıyoruz ancak onu ehil ellere teslim etmiyoruz. Pratik çözümlerde çok yaratıcıyız ancak metot geliştirmek hiç işimize gelmiyor. Bu yüzden yatırımların çoğu ölü doğuyor. Teknolojinin çevresinde ışıltı bir çekim var ama buna kapılıp da ehliyet almadan araba alan ülke durumuna düşmemek lazım. İnsana yatırım yapmayı ihmal ederseniz teknolojiye yaptığınız yatırım kötü bir anı olarak kalır.

İş dünyası ötesinde CRM felsefeleri

“İlişki yönetimi”, en az iş dünyası kadar politikaya da sonuç getirir. En büyük müşteri tabanına siyasi partiler sahip. Üstelik onların müşterileri de çoğunlukla duygusal kararlar veriyorlar. Siyasette akıl almaz bir rekabet boşluğu var. Seçmen ilişkilerini bu felsefelere oturtacak ilk parti diğerlerini yok edebilir. Bunun kolay değil ama neler yapılması gerektiği de çok açık. Yukarıdaki unsurlara bakın. Bilgi, metot, karlılık, etkileşim. Müşteri Bilgisi ve etkileşim unsurları siyasi partilerde sıfıra yakın. İpucu da burada.

Kamunun da müşteri odaklı felsefelere çok ihtiyacı var. Müşterisi ile en az konuşan kurumlar kamu kurumları. Ellerinde inanılmaz bilgi var ama altında ezilmiş durumdalar. Kar kaygılarının izafi oluşu kamu şirketlerini yarışlarda hep geri bırakıyor. Ellerindeki metotlar kuruluş yıllarından kalma, o dönemler için çok doğru belki de çok başarılı metotlar ancak yenilenmeleri lazım. Kamuda bunu başarabilsek kalkınmada vites değiştiririz.

İlişki yönetimi sporda da var, üstelik spor klüpleri etkileşime en açık ve müşterileri en yüksek ifade gücüne sahip olan kurumlar. Hiçbir şirket binlerce müşterisini bir araya toplayıp da yüksek sesle bağırtamıyor. Spor klüplerinde bu kadar büyük bir etkileşim gücü var ama bunu kullanmak ve ürünlerinin parçası haline getirmek yerine korkup uzak duruyorlar.

Müşteri’nin bu resimdeki yeri

Müşteri krallığını ilan etmek üzere. Ancak beklentileri de dikkatli koymak lazım. Şirketler de hızla “koşulsuz” müşteri memnuniyeti yerine “seçilmiş müşterilerin memnuniyeti” modellerine kayacaklar. Müşteri ile şirketler arasındaki haberleşme kanallarının yani etkileşimin arttırılmasında müşterilerin de katılımı önemli. Biz ya “sessiz müşteri” ya da “bağıran müşteri” olabiliyoruz. Yeni ekonomide ikisinin de hayatı zor, artık herkesin “değerli müşteri” olmanın kurallarını benimsemesi lazım. Müşterilerin de araştırmayı, satın almayı, şikayet etmeyi ve kendi avantajlarını izlemeyi daha az duygusal daha çok akılcı yapacağı bir çağa girdik.

Bilginin Etkin Kullanımı ve Veri Bileşenleri

1. Veriler eCRM yeteneklerinin devreye girmesi ile daha kolay toplanabilir hale gelecek.

2. Bir kurumun farklı birimleri arasında veri paylaşımı kolaylaşacak.

3. Farklı fonksiyonları yürüten departmanlar ortak Müşteri verilerini daha kolay paylatabilir hale gelecek.

4. Müşteri perspektiflerinde kişisellikten çok kurumsallık ön plana çıkacak.

5. Veri toplamanın kolaylaşması verileri daha güncel hale getirecek. "Real-time" şirket modellerine ilk adımlar, eCRM ile başlayacak.

6. Müşteri segmentasyonları dinamizm kazanacak. Müşteri segmentleri üzerindeki uygulamalar, WEB teknolojilerini kullanmak zorunda kalacaklar.

7. "Information Based Marketing" kavramları firma politikalarında önemli sıralara yükselecek.

Metotların Devreye Girmesi ve Otomasyon Bileşenleri

1. Uzak noktalarda çalışan satıcıların sistemle entegrasyonu kolaylaşacak. "Palm-top" bilgisayarlar ve WAP kullanımı yaygınlaşacak.

2. Kampanya yönetiminde Müşterilerle bilgi alışverişi hızlanacak. "Tele marketing"in ağırlığı azalacak. İstatistik imkanları genişleyecek.

3. Servis talepleri kolaylatacak.

4. Online cevap kitapçıkları, servis birimlerinin yükünü azaltacak.

5. Ürün geliştirme birimleri, WEB gelişmelerinde en az nasibini alacak bölümlerden biri. Rekabet unsurlarının ürün odaklı olmaktan çok müşteri odaklı olmaya kayması, birkaç sektör dışında, yeni ürün geliştirmeye yönelik ilgiyi azaltacak.

Karlılık Modelleri Seçilmesi ve Kavramsal Bileşenler

1. Müşteri odaklı yönetim anlayışlarını benimseyen şirketler One-To-One marketing gibi stratejileri uygulayacaklar.

2. “Müşteri Sadakati "ne yapılan yatırımlar artacak.

3. "Ciro" , müşteri değerlendirme ölçüsü olmaktan çıkacak. Yerini, karlılık, it genişletme yeteneği, maliyet sponsorlukları gibi kriterler alacak.

4. Karma kanal yapısı gelişecek. Katma değerleri birbirlerinin üzerine inşa edilen kanallar, ortak eCRM sistemleri kullanmaya başlayacaklar.

Etkileşim Performansının Yükseltilmesi ve Komünikasyon Bileşenleri

1. eCRM, etki ve tepki sürelerini düşürecek. Şirketlerin, servis talepleri, satış fırsatları gibi tetikleyici "event" lere tepki süratleri artacak.

2. "Call Center"lar hayatımızda daha fazla yer alacak. Haberleşme kanallarının genişlemesi "CallCenter"ların yapılarını değiştirecek ve telefona bağımlı olmaktan çıkaracak

3. eTicaret’in devreye girmesi müşteri "transaction"larını "interaction"larla zenginleştirecek. Her alışverişle birlikte müşteri veri tabanını genişletecek etkileşim verileri de kaydedilmeye ve işlenmeye başlayacak.

4. Cevap sürelerini azaltmak ve cevap maliyetlerini düşürmek için proaktif modeller geliştirilecek. eCRM sistemleri katılım yetenekleri artan self-servis unsurları ile donatılacak.

8. CRM ÖRNEKLERİ

Bu bölümde, CRM örneklerini inceleyeceğiz. İlk olarak bir yatırım şirketinin, pazarlama ve CRM yöneticisinin, kendi ağzından bir uygulamasını aktaracağım:

Bir yatırım firmasında pazarlama ve CRM’den sorumlu olarak çalışıyorum. Bildiğiniz gibi işimiz, ağırlıklı olarak hisse senedi ve fon araçlarını kullanarak müşterilerimizin yatırımlarını yönlendirmelerinde yardımcı olmak.

Bu sektörde çalışmanın özellikle son zamanlarda ilginç bir macera, bambaşka bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Bir şampuan markasının rekabet ettiği pazardaki müşterilerin saçlarının yarısının bir günde döküldüğünü düşünün ve bu durumun şampuan sektörüne etkilerini hayal edin; işte Şubat krizi ve arkasından yaşanan 11 Eylül olayları aracı kurumlarda benzer bir etki yarattı. Müşterilerimizin yıllar yılı biriktirdikleri para, belkide çocuklarının geleceği olarak düşündükleri birikimleri, bir anda yarıya indi. Bu kadarla da kalmayıp, krizi takip eden günlerde en ufak bir açıklamada ya da olayda borsanın inanılmaz tepkiler vermesi müşterilerimizin hem ekonomik hem de psikolojik yönden çöküntü yaşamalarına neden oldu. Müşterilerimizin yatırımlarını yönlendirmek görevini edinmiş bizleri zorlu bir dönem bekliyordu. Belki makro ekonomik koşulları düzeltecek gücümüz yoktu, ancak bu zor dönemi uzun vadede avantaja döndürebilmemiz için birşeyler yapmamız gerekliydi.

Çalışmamızın temel amacı müşteri-kanal ilişkisini daha sağlıklı bir hale getirmekti. Özetle yapmayı planladığımız şirkete daha az değer kazandıran müşterilerimizi ucuz kanallara yani internet ve call center’a yönlendirmek, değeri yüksek olan müşteriler ile ise, uzun soluklu sadakate dayalı müşteri-kurum ilişkisini güçlendirmekti. Dealerlar, alternatif kanallara yönlendirmek istediğimiz müşterilerini tek tek arayıp aktif pazarlama yapacak, dealerlarıyla çalışmaya devam edecek müşterilerden ise "en değerli müşteri" grubuna direk satış amacı güdülmeyen, işlem yapmadıkları kötü dönemlerde de yanlarında olduğumuzu hissettirten aramalar yapılacaktı. Kriz sonrası durgunlaşan tempo bize zaman gerektiren bu işleri yapmamız için güzel bir fırsat doğurmuştu.

Başarıya ulaşmak için 2 temel noktanın bizim için hayati önem taşıdığını farkındaydık.

1. Çalışmalarımızı müşterilerimiz hakkındaki varsayımlarımız değil, bildiklerimiz ışığında yapmalıydık.

2. Müşteriyle bire bir ilişki içinde olan satış departmanımızın yani dealerların işi sahiplenmelerini sağlamalıydık. Zor dönemlerde yatırım danışmanlığının ötesinde, müşterilerimizin psikolog’u ve en yakın dostu da olmak rolünü üstlenmiş dealerlarımızın çalışmanın her aşamasında aktif olmaları ve herbir müşteriye uygulanacak strateji konusunda ikna edilmeleri gerekiyordu.

Bu iki noktadan ilkini başarmak çok zor değildi, yapmamız gerekenler özetle aşağı