‘Gemi’ Kategorisi için ArÅŸiv

Yakıt Sistemi

Salı, 06 Kasım 2007

YAKIT SİSTEMİ

Dizel motorlarda yanma odası ,sıkıştırma ,sıkışan ,sıcaklığı ve basıncı artan hava içine yakıtı basınçlı olarak püskürtmekle sağlan maktadır. Bunu sağlamak için de sağlam ve çok hassas olarak çalışan bir çok parçaların toplandığı bir sisteme gerek vardır ki ,buda dizel yakıt sistemidir.

Dizel motorlarını, benzin motorlarından ayıran en farklı sistem yakıt sistemi olduğu burada gösterilecektir

Yakıt sisteminin parçaları:

-Yakıt sisteminin tanımı ve sistemdeki ana parçaları:

dizel motorlarında motora gerekli olan yakıtı depolayan ,temizleyen ve silindire yeterli miktarda yakıt püskürten sisteme Yakıt sistemi denir.

Yakıt sisteminin parçaları

üYakıt deposu

üBesleme pompası

üFiltre veya filtreler

üGeri dönüş ve sızıntı boruları

üEnjektörler

üYüksek basınç boruları

üYakıt pompasıdır

Dizel motorlarının yakıt sistemini şekilden takip ederek basit bir şekilde sistemin çalışmasını kısaca açıklayalım

Besleme pompasını depodan emdiği yakıt,basınçlı bir şekilde filtreye gönderilir,bu basınç yaklaşık olarak 0,5 ila1,5 kg/cm arasındadır.Filtrede süzülen ve pisliklerden arınan yakıt,yakıt pompasına gelir.Yakıt pompası basıncı yükseltildiği ve miktarını ölçtüğü yakıtı yüksek basınç boruları ile enjektöre gönderilir. Enjektörler de bu basınçlı yakıtı yanma odasına püskürtürler. Enjektörden sızan ve pompanın gereksinimden fazla olan bir kısım yakıt geri dönüş ve sızıntı boruları ile depoya geri gönderilir.

vYAKIT DEPOSU

Yakıt depoları ,motorun depoları günlük gereksinmesinden biraz fazla yakıtı temiz ve emniyetli bir şekilde depolayacak kapasitede çelik saçtan yapılır.Paslanmasını önlemek için kurşun-kalay alaşımıyla kaplanır

Yakıt deposunda,yakıt doldurula bilmesi için bir kapak ve bu kapağın hemen altında süzgeç bulunur. Depodaki yakıt seviyesi, şamandıralı bir göstergeyle

Kontrol edilir. Deponun dibinde su ve tortuların birikmesi için bir tortu çukuru ve boşaltma musluğu vardır. Ortalama beş yüz saatlik çalışmadan sonra bu musluk açılarak su ve tortu boşaltılır. Ayrıca depoda, depo dibinde ki su tortu ve pisliklerin sisteme gitmesini önlemek için dipten 3,5-5cm kadar yukarıda olan bir çıkış borusu ve birde geri dönüş borusu vardır.ağır taşıt depolarında , yakıtın çalkalanmasını önlemek için üzerinde delikler olan tampon plakalar (bölmeler )vardır.

Depolama Åžekilleri:

Dizel motorlarında yakıtın depodan sisteme gönderilmesi iki şekilde olur. Bunlar;

a)Yükseklik farkı ile

b)Beslenme pompası

a)Yükseklik farkı ile depolama:

Bu tiplerde depo,motor seviyesinden yukarıya yerleştirilir ve yakıtın depodan sisteme gitmesi yükseklik farkı ile temin edilir.

Daha çok sabit tesislerde, bazı traktörlerde ve küçük motorlarda bu sisteme rastlanmaktadır.

b)besleme pompası ile depolama:

genellikle hareketli araçlarda görülen bu sistemde depo, motordan daha düşük bir seviyededir.yakıt depodan besleme pompası ile emilir filtre yoluyla yakıt pompasına basınçlı olarak gönderilir. Ancak bu sistemlerde yakıt deposu

ile besleme pompası arasında en fazla 2 metre yükseklik farkı olmalıdır. Bundan fazla fark olması durumunda boruda oluşacak yakıt buharları, yakıtın akışını engeller.

vALÇAK BASINÇ BORULARI

Yakıtın depodan alınıp,besleme pompası ve filtre yoluyla yakıt pompasına kadar temiz ve emniyetli bir şekilde taşınmasını temin eden borulardır.

Kültürün Doğası

Salı, 06 Kasım 2007

KÜLTÜRÜN DOĞASI

Dünya kültürü tarım ve ibadet ile ilişkili olarak Latin kültüründen gelmiştir. Geniş anlamda kültür insanların birbiri ile etkileşmesi anlamına gelmektedir. Uluslar arası yönetim çalışma amaçları için kültür, insanların kullandıkları deneyimlerin yorumlanması ve sosyal davranışların üretilmesi ile edinilen bilgi birikimidir. Bu bilgi değerleri oluşturur, tutum ve davranışları yaratır ve davranışları etkiler. Kültür ile ilgilenen bir çok bilim adamı aşağıdaki kültürün özelliklerinde ortak bir karara varmışlardır.

ÖĞRENİLEN. Kültür kalıtsal veya biyolojik temeli yoktur. Öğrenilen ve deneyimlerden elde edilir.

PAYLAŞILAN. Bir grubun, organizasyonun veya bir toplumun üyesi olan insanlarca kültür paylaşılır. Tek bireylere göre değildir.

NESİLDEN NESİLLE GEÇER. Kültür kümulatiftir. Bir kuşaktan diğerine geçer.

sembolik. Kültür bir şeyin diğerini temsil etmesini sembolize eden insan kapasitesini temel almıştır.

ÖRNEKLENMİŞTİR. Kültür yapısal ve tamamlayıcıdır, bir parçasındaki değişim diğer parçasını da değiştirecektir.

UYARLANMIŞTIR. Kültür değişimi ve adaptasyonu temel alır.

Çünkü dünyada deÄŸiÅŸik kültürler vardır ve kültürün davranışlar üzerindeki etkisinin anlaşılması uluslar arası yönetim bakımından kritiktir. EÄŸer uluslararası yöneticiler ilgilendikleri ülkelerin kültürü hakkında bir ÅŸey bilmiyorlarsa sonuçlar felaket olabilir. ÖrneÄŸin Newyork’taki özel bir bankanın hissedarının anlattığı hikayeye bakalım.

Bir müşteri ile buluÅŸmak için 9000 mil yolculuk yaptım. Yapılacak iÅŸleri doÄŸru belirlemek lazım. Singapur’daki görüşeceÄŸim anahtar insanların isimlerini ezberlemeliydim. İsimler üç oluÅŸtuÄŸundan kolay iÅŸ deÄŸil. Dolayısıyla tabi ki ödevimi yaptığım için gurur duyuyorum. Buna en tepedeki adam Lo Win Pao ve diÄŸer isimler Mr.Chee ve Mr.Woon. MuhteÅŸem ÅŸov. Ta ki Newyork’ta tanıştığım bir adamdan bana bir not gelene kadar. Kötü haberler.”Çok yakında çok arkadaşça” Mr.Long diyordu. Daha sonra vip salonundan çaÄŸrılıyordum. Arka efektte Mr.Ed ve Mr. Charlie diyordu. Herkesin ismini hatırlamıştım. Fakat Çin’de soyadı ilk önce isimin sonradan yazıldığını unutmuÅŸtum.

KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİK

Uluslar arası yönetimde kültürel farklılıkları ve onların etkilerini kontrol etmenini bir çok yolu vardır. Kültür,teknoloji transferine yönetsel davranışlara yönetsel ideolojilere ve işletme ile devlet arasındaki ilişkilere etki eder. Belki de en önemlisi kültür insanların nasıl düşüneceğini ve nasıl davranacağına etki eder. Bir örnek olarak el sıkışmayı verebiliriz. Şimdi birkaç karşılaştırmalı örnek verelim.

KÜLTÜR EL SIKIŞMA TİPİ

Amerika Sert

Asya Nazikçe(Kore hariç onlar sıkı şekilde

El sıkışırlar)

İngilizler Yumuşak

Fransızlar Hafif ve hızlı

Almanlar Kaba ve sert

Latin Amerika Sıkıca kavrayarak sert bir şekilde

Orta Doğu Nazikçe,tekrarlanarak

Kültürün uluslar arası yönetim üzerindeki etkisi temel davranışlar ve inançlar üzerine yansımıştır. Şimdi yönetim yaklaşımları bakımından birkaç spesifik örnek verelim.

Merkezi veya merkezi olmayan yönetim

Güvenlik veya risk

Bireysel veya grup ödülleri

İnformal veya formal prosedürler

Yüksek veya düşük organizasyon sadakati

Ortak iş yapma veya yarış ortamı

Kısa dönem veya uzun dönem ileri görüşlülük

İstikrar veya yenilikçi

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

Bu kültürel deÄŸiÅŸiklikler uluslararası yönetimde nasıl davranacağımızı etkiler. Kültürel çeÅŸitliliÄŸi betimlemenin bir diÄŸer yolu eÅŸ merkezli dairelerdir. Tablo 2 ‘deki örnekte , en dıştaki tabaka kültürün açık bir ürününü içermektedir. Bu bölüm gözlemlenebilir ve dil,yiyecek,binalar ve sanat gibi ÅŸeyleri içermektedir. Orta katman toplumun normlarını ve deÄŸerlerini içermektedir. Bunlar formal veya informal olabilir ve insanların nasıl davranacağının anlaşılmasına yardım etmek için dizayn edilmiÅŸtir. En içteki katman davranışları yöneten temel ve saklı varsayımları içermektedir. Bu varsayımları anlaşılması ile o kültürün üyeleri kendilerini organize ederek problem çözmedeki etkinliÄŸi arttırılmasına ve birbirleri arasında iyi iletiÅŸim kurulmasına yardım edecektir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.jpg[/IMG]

JAPONYADAKİ İŞ GELENEĞİ

Japonya da iş yaparken,yabancı iş adamları olabildiğince etkin iş yapmak için aşağıdaki kesin olan gelenekleri takip etmelilerdir. Eksperler tarafından bu gelenekler aşağıda sıralanmıştır.İş yapmak istediğiniz kişilerle veya işletmelerle her zaman resmi bir tanışma ayarlamaya çalışın. Sizin pozisyonunuz bu tanışmayı ayarladığınız insandan minimum daha yüksek olmalı veya o insan sevilen ve saygı duyulan biri olmalı. Konuşulacak konuları siz belirleyin. Sadece 2, dünya savaşından konuşmak yasaktır.Gerekiyorsa yanınızda bir tercüman getirin. Fakat yanınızda avukatınızı getirmeyin. Çünkü güvenmediğiniz izle mini yaratır.Bütün iş ilişkilerinde tam bir kişiselleştirme sağlamaya çalışın. Japonlar bu tip ilişkileri olan insanlara güvenir. Uzun davetleri kabul et. Bununla birlikte şehirde neşeli bir gece ister istemez ertesi sabah kontratı imzalarken size bir avantaj sağlayacaktır.Kötü haberleri diğerlerinin önünde almayın. Hiçbir zaman Japon yöneticileri başarısızlıklarını itiraf etmeleri için zorlamayın veya bilmek zorunda oldukları bir şeyi bilmediklerini söylemeyin.İşin nasıl yapıldığı sonucu kadar önemlidir. Geleneklerle ilgilenin örneğin bazen kardan bile önemlidir. Karşıdakinin mantığına çok güvenmeyin. Çünkü genelde davranışsal saygı gerçeklerden çok daha önemlidir.Japonlar kendilerini belli etmezler. Çok spesifik olan Japonlar riskin peşinde koşarlar. Japonlar bağımsızlıktan ve bireysel hareketten kaçınırlar. Grup halinde karar vermek isterler. Japonlar bir toplum içinde hayır demezler bundan dolayı yabancı iş adamları yanlış intibaha kapılırlar. KÜLTÜRDEKİ DEĞERLER

Kültür çalışmasındaki an boyut değerlerdir. Değerler insanlara neyin doğru ve yanlış olduğunu,güzel ve çirkin olduğunu, önemli veya önemsiz olduğunu anlatan asıl kanaatleridir. Bu değerler bireysel davranmayı arttıran ve onların insanlara yön vermesine yardımcı olan kültür yardımıyla öğrenilir. Kültürel değerlerdeki farklılıklar genelde çeşitli yönetim çalışmalarının sonucunda ortaya çıkmıştır.

Kültürel değerlerin farklılıkları ve benzerlikleri: Kültürel değerler uluslar arası pek çok çalışmada odaklanmıştır. Genelde bulgular farklı kültürel gruplarda iş ve yönetsel değerler arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri ortaya koymaktadır. Örneğin bir çalışma Afrika da ki batı orijinli ve kabile orijinli siyah çalışanlar arasındaki iş değerlerindeki farklılıkları bulmuştur. Batı orijinli grup Protestanların çoğu iş prensiplerini kabullenmişlerdir fakat diğer grup kabullenmemiştir. Sonuçlar iki grubun kültürel altyapısındaki farklılıklar olarak açıklanabilir.

İş değerlerindeki farklılıklar kültür ve endüstrileşmenin yansımasında da bulunmuştur. Araştırmacılar beş ülkedeki 2000 yöneticiye kişisel değerler anketi (PVQ) yaptırmışlar. Avustralya dan 281, Hindistan dan 485, Japonya dan 301, Güney Kore den 161, Amerika dan 833 kişi katılmış. PVQ iş hedefleri, kişisel hedefler, insanlar hakkındaki görüşleri ve genel konular hakkındaki düşünceleri ile ilgili 66 kavramı içermektedir. İdeolojik ve felsefi kavramlar bütün grupların asıl değer sistemlerini temsil etmesi için konulmuştur. Sonuçlar her bir grup içindeki yöneticiler arasındaki önemli farklılıkları göstermiştir. Amerikalı yöneticiler başkalarını etkilemek ve onların saygısını kazanma yüksek değerlerine sahipler. Japon yöneticiler üstlerine karşı meydan okuma, işletme vaatleri, ve kullanılan kontrolün ve agresifliğin ihtiyatlılığı yüksek değerlerine sahiptirler. Koreli yöneticiler kişisel zorlamalar agresiflikler ve başkaları tarafından küçük görülme yüksek değerlerine sahiptir. Hindistanlı yöneticiler agresif olmadan hedeflerin peşinde koşma yüksek değerliliğini göstermiştir. Avustralyalı yöneticiler yönetime az diğer konulara çok yansıyan konulara asıl önemi vermişlerdir. Kısaca ülkeler arası değer sistemleri genelde değişiktir.

Aynı zamanda kültürler arasında değer benzerlikleri de bulunmaktadır. Gerçekte araştırmalar genelde başarı için farklı ülkelerdeki yöneticilerin benzer kişisel değerlere sahip olduklarını göstermiştir. Bu araştırmada Amerika dan 878, Japonya dan 312 Avustralya dan 301 ve Hindistan dan 500 yönetici ile anket yapılmış ve şu sonuçlar çıkmış.Benzerliklerin nedeni kişisel değerler ile başarı seviyesinin arasındaki güçlü ilişkilerdir.Değer konularının yönetim başarılarını tahmin etmesi ve düşüncelerin ortaya konması da ve düşüncelerin seleksi yonun da kullanılması açıktır.Değerler ve başarı arasında ülkesel farklılıklar olmasına rağmen, bu dört ülke arsındaki bulgular birbirine benzerdir.Genel konular başarılı yöneticilerin pragma tik, dinamik, başarı orijinli değerlere itibar ettiğini, başarısız yöneticilerin statik ve pasif değerleri tercih ettiklerini ortaya koymuştur. Başarılı yöneticilerin organizasyon hedeflerini başarmak isteyen kişilerle iletişimde daha aktif bir role aldığını ve başarı orijinli olduğunu göstermiştir. Daha az başarılı yöneticilerin ise statik ve çevrenin korunmasında pasif rol oynayan insanlarla iletişim kurdukları anlaşılmıştır.Şimdiki örnekle bu bulgular daha derinlemesine tartışılmıştır.

ORTAK KİŞİSEL DEĞERLER

Dünya çapındaki başarılı yöneticiler hakkındaki en ilginç bulgulardan birisi hepsinin farklı ülkelerden olması ve aynı kişisel değerlere sahip olmalarıdır. Tabi ki aralarında ulusal değerler açısından büyük farklılıklar vardır. Örneğin çalışma şekilleri bakımından bazıları çok pragma tik ve peşin hükümlü, diğerleri motivasyona önem veren ve ön yargısız ve de bazıları duygusal orijinlidir. Bazıları organizasyona önem verir, bazıları kişisel değerlere. Yani bir çok değer konuları vardır. İşte bunlardan bir kaçı.

Amerikalı yöneticiler;Çok pragma tikYüksek başarı ve yarışmacı orijinliKar maksimizasyonu, organizasyonel verimlilik, ve yüksek prodüktivite amaçlarıdır.Japon yöneticiler;Çok pragma tikNicelik ve büyümeye çok önem verirlerBaşarı ve yarışta yüksek değerlere sahiptirler.Koreli yöneticiler;Çok pragma tikBireyselciGüçlü başarı ve yarış orijinliAvustralyalı yöneticiler;Motivasyona önem verenHümanisttikBaşarı, yarış ve risk bakımından düşük değerlere sahiptirlerListelenen bu bulgular önemli benzerlikler ve farklılıklar göstermektedir.

Değerlerin değişimi: Zaman geçtikçe değerler değişir mi ? George England kişisel değer sistemlerinin stabl olduğunu ve düzenli olarak değişmeyeceğini belirtmiştir. Fakat Kültürün ve teknolojinin sonucu olarak yönetsel değerler değişmektedir. Güzel bir örnek Japonya dır. Reichel ve Flynn Amerika da ki Japon şirketleri için çalışan Japonların kültürel değerlerine amerikanın etkisini araştırmışlardır. Onlar organizasyonel değerlere, hayat boyu istihdama, formsal otoriteye, grup çalışmasına, kıdeme ve paternalizm gibi konulara odaklanmışlardır. İşte onların buldukları.Hayat boyu istihdam Japon kültüründe geniş bir şekilde kabul görmüştür. Fakat Amerika da ki Japon yöneticiler bir organizasyonda iyi şartlarda olmayan memuriyet süresine inanmamaktadırlar.Japonya da resmi otorite ,itaat etmek ve hiyerarşiye uymak çok önemlidir. Fakat Amerika da ki Japon yöneticiler itaat etmenin ve uyum sağlamanın ne kadar önemli olduğunu algılamamaktadırlar ve bunu ret etmektedirler. Fakat resmi otoriteyi kabul etmektedirler.Japonya için grup çalışması, beraber iş yapmak, uyum ve uzlaşma önemli organizasyon el değerlerdir. Amerika da ki Japon yöneticilerde bu değerlere inanmaktadırlar fakat bunun yanında bireyselcilik de onlar için çok önemlidir. Grup ve bireysel çalışma arasında bir denge kurulması gerektiğine inanmaktadırlar.Japonya da organizasyonlardaki personel kabiliyete ve fazilete göre değil yaş temel alınarak ödüllendirilirler. Japon yöneticiler ne kadar fazla Amerika da yaşamışlarsa, o kadar az bu değere inanıyorlar.Paternalizm Japonya da ki yöneticiler için çok önemlidir ancak Amerika da yaşayan Japon yöneticiler için bu değer kaybolmaktadır.KÜLTÜRÜN BOYUTLARI

Bazı araÅŸtırmacılar kültürün karma bir fotoÄŸrafını onun alt birimlerini ve boyutlarını inceleyerek saÄŸlamayı denemiÅŸlerdir. Özellikle Hollandalı araÅŸtırmacı Geert Hofstede çeÅŸitli kültürlerden gelen insanların nasıl ve niye bu ÅŸekilde davrandıklarını açıklamaya yardım etmek için kültürün 4 boyutunu bulmuÅŸtur. Onun ilk verisi dünyanın 70 ülkesinden 116000 ‘i aÅŸkın cevaplı iki anketten oluÅŸan cevaplardı. Bu da çalışmayı en büyük tabanlı çalışma yapmıştır. Bu çalışmadaki bireylerin hepsi İBM ‘de çalışan yerel çalışanlardır. Hofstede’nin ÅŸu an çok iyi bilinen 4 boyut (1) Güç aralığı, (2) belirsizlikten kaçınma, (3) Bireycilik ve (4) Erkekliktir.

GÜÇ ARALIĞI

Organizasyonlarda az güce sahip üyelerin gücün eşit dağılmadığını düşünmeleri güç aralığıdır. Üstlerine körü körüne uyan insanların bulunduğu ülkelerde yüksek güç aralığı vardır. Bir çok toplumda alt kademelerde çalışanlar prosedürlerin gereği olarak emirleri takip etme eğilimindedirler. Yüksek güç aralığı bulunan toplumlarda,bununla birlikte, kesin itaat yüksek üst kademelerde de bulunabilir. Örneğin Meksika, Güney Kore ve Hindistan. Bu boyutun etkisini birkaç şekilde ölçebiliriz. Örneğin güç aralığı az bulunan ülkelerdeki organizasyonlar genelde yönetim şekli merkezi değildir ve organizasyon yapıları yataydır. Bu organizasyonlar aynı zamanda düşük oranlı yönetici personeline sahiptirler ve orta tabaka iş gücü için yüksek kalifiyeli elemanları içermektedirler. Tam tersi yüksek güç aralığı bulunan ülkelerdeki organizasyonların yönetim şekli merkezidir ve organizasyon yapıları uzundur (tall) dur. Yüksek oranlı yönetici kadrosuna sahiptirler ve alt kademedeki çalışanlar kalifiye değildir. Bu ikinci yapı değişik kademelerdeki insanlar arasında eşitsizliği cesaretlendirir ve ilerletir.

BİREYCİLİK

Bireycilik insanların sadece kendilerini ve yakın akrabalarını önemseme eÄŸilimidir. Hofstede bu kültürel farklılığı iki farklı görüş olan bireycilik ve kolektivizm ’i kullanarak ölçmüştür. Kolektivizm insanların bir gruba üye olma eÄŸilimi ve grup üyelerinin birbirlerine sadakatle baÄŸlı olmaları ÅŸeklinde tanımlanır.

Diğer kültürel boyutlarda olduğu gibi bireycilik ve kolektivcilik birkaç yolla ölçüle bilinir. Hofstede zengin ülkelerin yüksek bireyciliğe sahip olduğunu, fakir ülkelerin ise yüksek kolektivizme sahip olduğunu bulmuştur. Yüksek bireyciliğe sahip ülkelerin eğilimi yüksek bireysel inisiyatif, yüksek gayri safi milli hasıla ve piyasa değerini temel alan terfidir. Düşük bireyciliğe sahip ülkelerin eğilimi ise düşük bireysel inisiyatif, düşük gayri safi milli hasıla ve yaşı temel alan terfidir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.jpg[/IMG]

BELİRSİZLİKTEN KAÇINMA

Belirsizlikten kaçınma, insanların belirsiz konuların kendilerini tehdit ettiği hissine kapılmaları ve bunlardan kaçınmak için çeşitli inançlar ve düşünceler yaratılması boyutudur. Belirsizliği sevmeyen insanlar tarafından oluşan ülkelerin eğilimi yüksek güvenlik ihtiyacı ve uzmanlara olan güçlü inançtır. Örneğin Almanya,Japonya,İspanya. Düşük belirsizlikten kaçınmaya sahip ülkelerde insanlar risk almak isterler ve hayat buna rağmen devam etmelidir. Örneğin Danimarka ve Büyük Britanya.

Belirsizlikten kaçınmanın yüksek olduğu kültürlerde organizasyon el aktivitelerin düzenlenmesine büyük bir ilgi , daha fazla yazılı kurallar, az risk alan yöneticiler ve heyecanı olmayan çalışanlar vardır.

Belirsizlikten kaçınmanın düşük olduğu kültürlerde daha az oganizasyonel aktiviteler düzenlenir, daha az yazılı kurallar, riski seven yöneticiler ve heyecanlı çalışanlar vardır.

ERKEKLİK(MASCULİNİTY) Hofstede ‘ye göre masculinity baÅŸarı,para ve diÄŸer ÅŸeyler gibi baskın deÄŸerlerin toplumda var olmasıdır. Hofstede bu boyutu erkeklik ve kadınlık(feminity)’i kullanarak ölçmüştür. Feminity(kadınlık) diÄŸer insanlara saygı göstermek ve hayat kalitesine önem vermek gibi deÄŸerlerin baskın olduÄŸu toplumlar için geçerlidir. Japonya gibi yüksek masculinity indeksine sahip ülkeler para kazanmaya, kabul görmeye, ilerlemeye ve meydan okumaya yüksek önem veririler. Çalışma ortamı genellikle yüksek iÅŸ stresi ve yöneticilerin inancı işçilerin çalışmayı sevmediÄŸi ve onları çalıştırmak için zorlamak gerektiÄŸi olarak karakterize edilir.

Norveç gibi düşük muculinity indeksine sahip ülkelerin eğilimi birlikte çalışma, arkadaş atmosferi ve iş güvenliğidir. Çalışma ortamı genelde düşük stres ve yöneticiler çalışanlarına daha fazla özgürlük ve daha fazla sorumluluk vermeleri olarak karakterize edilir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.jpg[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.jpg[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image012.jpg[/IMG]

KÜLTÜRÜN DAVRANIŞSAL BOYUTU On yıla aşkın araştırmacılar ülkeleri benzerliklerini ve farklarını çalışmak amacıyla benzer kültürel gruplara ayırmayı denemişlerdir.Böyle bir araştırma aynı zamanda kültürel farklılıkların nedenini öğrenmemize yardım eder.

Bu alanda bir çok araştırmanın ilki Çalışanların iş değerleri ve davranışlarını temel alan ülkelerin benzerliklerini incelemektir.

İŞ DEĞERLERİ VE DAVRANIŞLARINDAKİ BENZERLİKLER

GeniÅŸ araÅŸtırmasında Hofstede benzer ülkeleri derlemek için dört kültürel boyutu kullanmıştır. Onun çalışması ön hazırlıktı. Fakat diÄŸer kompleks çalışmalara zemin oluÅŸturmuÅŸtur. ÖrneÄŸin Ronen ve Krout ‘un yaptığı ilk çalışmalarda “ ülkeleri, her ülke için ölçülen liderlik, rol tanımları ve motivasyondan derlenen standart deÄŸerlerin korelasyonunu temel alan birçok veya az homojen gruplara ayırmıştır. Daha sonra araÅŸtırmacılar matematik tekniklerini kullanarak ülkeleri gruplara ayırmışlardır. Bu tekniklere de en küçük boÅŸluk analizleri adını vermiÅŸlerdir. Bu yaklaşım haritaları ülkelerin kültürel boyutları arasındaki iliÅŸkileri ortaya koymuÅŸtur. İki boyutsal haritanın sonuçlarına bakarsak, birincisinde bu ülkelerin birbirleri arasında benzer olduÄŸunu, diÄŸerinde ise olmadığını anlatır.

Bu araştırma 15 ülkede 4000 teknik eleman arasında yapılmıştır. Bu araştırma 5 tane benzer ülke grubu ortaya koymuştur.

ÜLKE GRUPLARI

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image014.jpg[/IMG]Ülkeleri gruplara ayırmada en geniş çalışmayı Ronen ve Shenkar yapmıştır. Ronen ve Shenkar çakışmalarında 8 farklı ülke grubu ve 4 bağımsız ülke bulmuşlardır.

TROMPENAAR’IN KÜLTÜREL BOYUTLARI

Hofstede , Ronen ve Shenkar gibi Trompenaar da geniş araştırmalar yapmıştır. 10 yıllık bir periyot içinde 28 ülkeden 15000 yöneticiye anket yapmıştır.

EVRENSELCİLİK VE PARTİKULARİZM

Düşüncelerin ve uygulamaların herhangi bir modifikasyona uğramadan her yerde uygulanabilmesi inancı evrenselcilik tir. Düşüncelerin ve uygulamaların nasıl uygulanabileceği şartlarının araştırılması gerektiği inancına da partikularizm denir. Yüksek evrenselcilik ruhuna sahip ülkeler ilişkilere göre resmi kurallara daha çok odaklanırlar ve is akitleri hep gizlidir. Yüksek partikularizm ruhuna sahip ülkeler resmi kurallara göre ilişkilere daha çok odaklanırlar ve insanlar birbirlerini daha çok tanımak zorundadırlar.

BİREYCİLİK VE KOMUNİTARİZM

Bireycilik ve komunitarizm Hofstede ‘inin ilk çalışmalarında anahtar boyutlardı. Trompenaars bu iki iliÅŸkiyi Hofstede’den farklı algılamasına raÄŸmen hala aynı temel anlama gelmektedirler. Trompenaar kolektivizm yerine komunitarizmi daha çok kullanmıştır. Ona göre bireycilik insanların kendilerini daha çok birey olarak ifade etmesidir. Komunitarizm ise insanların kendilerini bir grubun parçası olarak görmeleri olarak ifade edilir.

TARAFSIZLIK VE DUYGUSALIK Tarafsız kültürlerde davranışlar kontrol altındadır. Bu ülkelerdeki insanlar duygularını belli etmemeye çalışırlar ve soğukkanlılık rolü yaparlar. Duygusal kültürler ise duygularını açıkça ve olduğu gibi ifade ederler. Duygusal kültürdeki insanlar genelde gülümserler ve heyecanlandıklarında yüksek sesle konuşurlar.

SPESİFİK VE BELİRSİZ

Spesifik kültürdeki bireylerin özel olmayan hayatları çok geniştir ve diğer insanların bu özel olmayan hayata girmesine ve paylaşmasına izin veririler. Özel hayatları ise çok azdır ve sadece çok yakın dostları ile paylaşırlar. Belirsiz kültürdeki bireylerin özel ve özel olmayan hayatları aynı seviyededirler. Özel olmayan hayatlarına diğer bireylerin girmesine temkinli davranırlar çünkü özel olmayan hayatlarına girmesi aynı zamanda özel hayatlarına girmesi anlamına da gelir.

BAŞARI VE OLDUĞU GİBİ KABUL ETME

Başarı kültürlerindeki insanlar görevlerini ne kadar iyi yapıp yapmadıklarına göre statüye sahip olurlar. Olduğu gibi kabul etme kültüründe ise bir insan neyse odur. Başarı veya başarısızlık diğer insanlar için önemli değildir. başarı kültürü çok başarılılara yüksek statü verir. Olduğu gibi kabul etme kültüründe ise statü yaş,cinsiyet ve sosyal bağlantılar sonucudur.

ZAMAN Diğer ana kültürel farklılık ise zamanın konseptidir. Trompenaar iki farklı yaklaşımı belirlemiştir, sıralı ve senkronize. Sıralı yaklaşıma sahip kültürler yaygındır.insanlar belli bir zamanda sadece bir aktiviteyi yapmaya çalışırlar, randevularına uyarlar ve planlarını takip etmede yüksek performans sergilerler. Senkronize yaklaşımına sahip kültürlerde ise belirli zamanda birden çok aktiviteyi yapmaya çalışırlar, randevular yaklaşıktır ve anında değişebilir.

Bir başka zamanla ilgili ilginç kontrast kültürlerin eski veya yeni orijinli olmasıdır. Amerika İtalya ve Almanya gibi ülkeler için gelecek geçmişten veya şu andan daha önemlidir. Fransa ve Belçika gibi ülkeler üç periyoda da eşit önem veririler.

ÇEVRE

Önsöz

Salı, 06 Kasım 2007

Port And Marıne Transport

Salı, 06 Kasım 2007

PORT AND MARINE TRANSPORT

1- INTRODUCTION

Those who have ruled over seas also ruled over the world for centuries. Seas connecting continents to oceans have transformed into small lakes as a result of developping technology when entered in the 20’th century, and people have come close to each other so much that the old world has had global structure.

Technology has enabled shipping sector become the most rantable and the most economic transportation way in the transportation industry by bringing importance of shipping to a level higher than it had in the past. Due to this superiority of seas, countries using seas in a rantable way are able to control the world trade.

An important part of export is made by means of the sea. There are very close connection of the amount of export cargo and variation of export goods with economic level and development of the country. Thus the amount of export and the increase in it shows how much a country is economically grown.

Nowadays 80 % of the world trade and 70-90 % of Turkish import and export transportation is performed by means of the sea.

Marine transportation is advantageous when compared to other types of transport. For instance the first advantage of the marine transportation is that it is 3.5 times cheaper than railway transportation and 7 times cheaper than the highway transportation. Another advantage is that heavy loads such as industrial raw materials may be transported from one destination to the other in ones.

A new transportation model is entered in the transportation world which is called multi-modal transport which connects the highway, railway, air and marine transportation together. The marine transportation must be given emphasize since highway, railway and air transportation improve more quickly than it.

Currently there is more than 38,500 ships of 300 GRT and above which weight as tonnage about 778,7 million DWT that shows how important the marine transportation is in the world we are living on.

2- World marıne transportatıon and world Trade Fleet

The countries and the international foundations makes policies on the marine transportation in order to gain a better place in the world marine trade. The marine transportation is the most prefered means of external trade means especially in EU, consequently, the one who will be poverfull in this area will be powerful in the economic sense. Thus all of the world countries try to improve their marine transportation potentials.

In the European countries transportation scope, the marine transportation is tried to integrate with the land transportation in order to build a “Road to Sea” transportation. Another study made in the field of transportation about to shift the priority of transportation from highway to marine.

When a classification of the worldwide fleets is made in terms of the nationalites of the owners, the first place will be taken by our neighbour Greece that posses 16.5 % of the world fleet. The second place is occupied by Japonese firm with 12.1 % and the third place by U.S.A. with 5.8%. The table below shows the owners of the ships carying a flag of open registered countries. (1998)

Nationality of the ship owner

Panama

Liberia

Bahamas

Malta

Cyprus

Marshall Islands

St. Vincent

Bermuda

Antigua& Barbuda

Vanuatu

Others

Million DWT

1-Greece

18.1 14.8 8.4 23.3 28.9 1.8 3.1 - - 0.1 1.4 82.9 2-Japan

73.8 8.7 1.4 - 0.4 0.1 - - - 0.7 14.9 71.5 3-USA

8.4 35.9 17.1 0.9 0.8 22.3 1.2 2.5 - 0.5 10.3 33.3 4-Hong Kong

55.7 23.5 1.7 0.5 0.5 1.7 1.3 0.6 - 0.6 13.9 29.0 5-Norway

5.7 30.5 31.6 17.2 0.7 - 1.1 3.9 - - 9.2 24.0 6-Sweden

1.0 40.1 13.1 0.5 0.2 - 0.1 5.3 - - 40.1 17.4 7-South Korea

88.6 8.6 - 0.3 0.2 - 0.7 0.0 - - 1.6 17.0 8-China

45.6 35.7 - 2.7 1.9 0.5 4.5 0.0 - - 9.2 16.1 9-Germany

7.9 39.9 0.4 3.3 18.9 0.3 1.2 0.3 16.6 - 11.2 15.7 10-England

7.7 17.7 13.2 2.2 1.4 1.3 27.6 - - - 29.1 15.3 Others

20.0 25.4 11.8 10.3 4.9 0.3 4.3 1.0 0.3 0.5 21.2 88.2 World Total

31.7 22.4 8.9 8.4 7.8 2.4 2.0 1.9 0.7 0.3 13.4 415.7 OECD

30.1 19.3 10.4 9.2 9.3 3.0 1.5 2.4 0.9 0.4 13.6 312.2 AB

12.6 20.4 11.2 14.3 17.7 1.0 2.2 3.3 1.7 0.2 15.3 156.6

When another classification is carried out, in terms of flags; Panama takes the first place with it’s 145.1 million DWT ability. Panama is followed by Liberia with 95.1 million DWT and Greece with 43.8 million DWT.

The world marine trade grow every year about 3.9 %, and it is though that it will reach about 5.67 billion tone in 2006. The dry load request is though to increse every year with 4.9 % and reach 1.95 billion ton, petrolium tanker load request to increase with a yearly increase of 1.6 % and reach 2.08 billion ton and container and the other loads request with a yearly 6.6% increase reaching 1.6 billion ton.

According to the report of UNCTAD (1997), in 2006 the world trade fleet will become 880 million DWT with a yearly increse of 3.2 %. The dry load ships and petrolium tankers will have a yearly increase of 4.6 % and 1.0 %, that will reach at an amount of 335.3 million DWT and 313.9 million DWT. The total tonnage of containers and the other loading ships will have a yearly increase of 5.6 % and will reach 230.9 million DWT.

3- TURKEY’S MARINE TRANSPORTATION

It is known that the world nations prefer the marine and railway transportation cosidering that is much more rantable than the other means of transportation. On the contrary, in Turkey highway transportation is unique with no rival. In Turkey’s internal transportation the highway transport takes 72%, marine transport 15% and railway transport 10%. But in the international platform 90% of the import material and 70 % of the export material is transported by the marine transport.

Especially after 1990, in the new world order, because of the geological condition of Turkey, the transportation sector and the marine transportation and its related branches had become important to develop.

Turkey is geographically at an important place to become a transportation corridor among the east-west and north-south axes. Thus marine transportation should be one the first priority that Turkey should give importance.

The tonnage of the Turkish merchant fleet had been 9.552 thousand DWT for vessels over 300 GRT in 1995, reached 12 million DWT in 1997. By November 2001, there is 3180 ships with 9,548,381 DWT capacity in which 86 ships below 16 GRT with 50,734 DWT capacity belonging to public and 3094 ships with 9,497,647 DWT capacity belonging to private sector. Today Turkish transportation fleet is the world 20’th. The Table below shows the fleet proportions of some world countries (2001).

Countries Fleet Capacity (million ton) The Proportion in Total Greece

143.1 19.9 Japan

98.7 13.2 Norway

60.1 8.01 USA

44.7 5.97 China

40.7 5.43 Singapur

20.6 2.75 Germany

32.9 4.39 Denmark

18.1 2.42 Taiwan

18.8 2.4 TURKEY

9.5 1.2 However the tendancy towards specialised vessels, such as RO-ROs, vessels for chemical materials and containers, the Turkish fleet coul not be able to achieve the renewal and rejuvenation convenient to international technical developments.

Turkey has almost 85.8 milion tons of foreign trade cargo. Out of this amount 54.7 million ton has been imported and 31.2 ton exported. Up to 1999 the companies prefered foreign flagged ships since the cost of Turkish flagged ships was too high. The high price of the Turkish flagged ships reduced after the declaration of the Turkish International Shipping Register which brought new energy into the sector but not succes to rescue it.

Turkey is a country that is surrounded by three parts with the sea which has 8333 km of coastal land. On this coastal line, there is about 300 coastal facilities.

From these;

-12 harbor and quay are operated by TDİ

-7 harbor by TCDD

-2 harbor by Tüpraş

-2 harbor by TDÇİ

-2 harbor by TKK

-20 harbor and quay by the firm owners

-50 harbor and quays by the municipalities and privite institutions

-59 harbor and quays by private sector

-13 marinas by Bank of Turism abd municipalities

-128 fisher shelters by privite institutions, municipalities, cooperatives.

In year 2000 in our ports and harbors, it had been piled up 186.3 million ton of load and 195,728 ships and 9534 passengers had arrived.

The loading and unloading capacity of the ports operated by TDİ is 148,879,000 ton/year without adding the petrolium and the petrolium products. As we come to the capacity of these, it is 160 million ton/year.

Marine transportation may be classified into two major groups which are cabotage transportation and external transportation.

4- Coastal Trade (Cabotage-Internal Transportation)

Turkey, like some other mediterranian countries such as Greece and Italy, carry all its internal transportation by the Turkish Fleet.

Cabotage transportation consist of the transportation of petrol and petrolium products, mine ore, mine coal, cereal grains and mixed materials. Crude petrolium, petrolium products and spill liquids transportation takes the first place as the internal transportation. The second place is taken is taken by mixed material loads and other loads.

In Turkey, recently some 10 million tons of cabotage transportation is made.

5- Passenger Transportation

The internal and international passenger transportation is carried out by the Turkish Maritime Administration. The Turkish Maritime Administration continue its service with 4 passenger ships and 8 ferry boats.

The internal lines that are present for a passenger are as fallows;

ØIstanbul-Izmir

ØIstanbul-Avşa

ØÇanakkale-Gökçeada

ØIstanbul-Trabzon

Table Showing The Internal Passenger Transportation Made by TMA Years Passanger Carried Million passanger x km 1990 874,336 127,429,000 1991 616,614 91,548,100 1992 454,595 58,413,469 1993 437,822 53,974,900 1994 384,444 44,892,480 1995 394,187 60,919,200 1996 397,595 57,754,000 1997 357,114 53,121,450 1998 376,526 53,121,250 1999 225,000 36,559,250

The international transportation lines of the Turkish Maritime Administration are;

ØIzmir-Venice

ØÇeşme-Birindisi

ØMersin-Gazimağusa

Table Showing The International Passenger Transportation Made by TMA

Years Passanger Carried Million passanger x km 1990 342,094 97,415,400 1991 217,053 108,666,750 1992 176,475 108,764,950 1993 183,693 134,619,100 1994 168,122 124,415,400 1995 161,055 99,873,100 1996 163,605 120,067,150 1997 168,042 107,498,350 1998 122,712 88,434,650 1999 145,000 105,514,400

6- The Development in The Turkish International Transport

Turkish marine transportation, as parallel to the world behaviour has had an important development in the 10 years.

The development of external trade can be seen in the table below.

Improvement of marine transport in Turkey (1987-1998) (*1000 ton) Years Total Export Import Turkish Flagged Ships Trans. Amount %Proportion 1987 45,528.7 12,941.1 35,587.6 21,018.5 43.3 1988 52,517.8 19,707.5 32,810.2 19,704.9 37.5 1989 55,200.9 21,531.0 33,669.9 20,590.6 37.3 1990 59,117.1 15,238.6 43,878.5 22,307.3 37.7 1991 70,235.1 20,343.5 49,891.7 22,710.3 33.3 1992 72,419.1 21,915.1 50,504.0 29,539.3 40.8 1993 82,977.5 18,102.3 64,875.2 33,487.5 40.4 1994 74,743.6 22,112.8 52,630.8 36,986.6 49.5 1995 84,181.1 20,174.6 64,006.5 35,157.2 41.8 1996 91,680.3 18,846.2 72,834.1 36,057.9 41.8 1997 112,373.4 37,009.7 75,363.8 32,835.9 29.2 1998 104,076.2 24,773.3 79,303.0 33,856.8 32.5 1999 110,901.4 32,923.3 77,978.2 31,792.4 28.7 2000 118,248.1 32,291.1 85,956.9 36,082.4 30.5 2001 113,414.4 40,633.8 72,780.6 35,196.8 31.0 From the table, it may be seen that the proportion of the Turkish flagged ships transport increase with a lower acceleration than the overall sea transportation amount, thus the transportation ratio decreases. But after the put on of the shipping flag register, the Turkish flagged ships ratio has become to grow. It may be seen that the import volume of the external trade is much more than the volume of export trade.

Nowadays 24.3% of 31.2 million tons export transportation and 35.3% of 54.6 tons import transportation is made by the Turkish flagged ships

a) Export from the Turkish Ports

From the report of the Government Statistics Institude (DİE) between the years 1993-1997, the Turkish ports import animals, timbers, coals, ores , construction materials, foods and trade products as shown in the Table.

1993 1997 Harbor and Proportion % Ore (ton)

3467627 3924107 Bandırma 31 İskenderun 12 İzmir 4 Animal (head)

748689 315163 Mersin 85 İskenderun 14 Çeşme 0.7 Timber (m³)

173404 37770 Kocaeli 25 İskenderun 22 Aiağa 16 Cons. Mat. (ton)

789817 8999485 İskenderun 41 Tekirdağ 25 Mersin 22 Cereal grains (ton)

1320038 1003945 Mersin 46 Samsun 14 İskenderun 13 Fruits and

Vegetables (ton)

192763 120048 Mersin 46 Samsun 14 İskenderun 13 Trade materials

(ton)

6989685 7632029 İzmir 36 Mersin 29 Aliağa 8

a.1) The Proportion of Marine Transport With Other Transportation Means

It may be seen in the table about 73%-84% of the export transportation of Turkey is made by marine transportation.

Year Maritime Highway Railway Air Amount%

Value%

Amount%

Value%

Amount%

Value%

Amount%

Value%

1992

80.39

40.22

18.23

52.57

1.16

0.22

0.22

6.22

1993

79.9

41.9

19.3

51.5

0.6

0.2

0.2

5.9

1994

84.2

44.4

14.8

47.1

0.4

0.6

0.6

7.9

1995

82.6

41.5

16.7

51.0

0.4

0.5

0.3

7.0

1996

76.5

42.4

22

48.5

0.5

0.6

1.0

8.5

1997

73

39.2

26.2

53.1

0.4

0.6

0.4

7.1

The point that should be taken into consideration is that the amount as weight of the products are heavy but the price is cheap.

a.2) The Proportion of The Countries That We Make Export and Import

The most important countries that we make export are the European countries which takes about the half of the portion.

At the tables below, it is seen the export portion made by means of the sea to the European and other countries.

Countries

1992

1993

1994

1995

1996

1997

France

81.89

87.5

87.7

87.8

84.3

69.1

Belgium/

Luxemburg

84.78

79.7

77.5

91.9

89.1

82.3

Holland

77.93

78.7

87.8

87

84.2

78.3

Germany

48.02

45

54.9

57

54.2

49.6

Italy

88.18

89

94.6

95.6

90.2

82.3

England

86.69

84.2

89.9

91.3

89.6

83.1

Ireland

92.6

90.9

94.4

96

96.9

90

Denmark

68.2

68.7

68

71

72.9

69.7

Greece

66.62

77

86

84.6

81.6

80.4

Portugal

89.36

95.9

96.7

98.7

96.6

83.6

Spain

92.52

91.9

98.7

98.4

91.9

88.9

Iceland

91.7

98

97.8

99.2

58.4

82.7

Norway

97.62

86.4

95.2

96.5

81.6

77.1

Sweden

77.06

49.8

91

88.2

77.1

68.3

Finland

82.15

79.8

97.2

83.7

97

74.9

Helvetia

65.3

79.3

77.9

83.3

79.6

61

Austria

62.59

59.2

64.3

65.4

50.8

48.9

Poland

49.36

26.9

23.8

30.1

42.8

33.4

Hungary

13.28

2.9

9.4

17.3

27.3

24.2

Rumania

72.46

67.6

59

26.5

29.2

24.4

Bulgary

39.99

46

26.9

18.8

26.7

23.9

Albania

51.94

41.2

47.2

9.3

34.6

69.3

Russia

92.74

70.5

52

46.9

55.5

57.1

Belarus

4.33

60.3

55

9.5

38.7

30.3

Ukranie

91

91.7

76.3

83.7

83.1

84.6

Estonia

41.86

0-

78.1

61

-

-

Lithuiania

90.45

23.7

13.9

17.6

-

-

Azerbeycan

93.62

62.2

57.1

0.2

6.5

47.6

Georgia

83.95

78.6

48.3

15.6

12

36.6

Kazakistan

52.59

48.6

44.5

5.9

-

19.5

Kirkizistan

2.35

64.4

20.5

0.8

-

Ozbekistan

92.96

96.2

70.6

4.8

-

-

Tacikistan

65.7

97.9

96.9

25.9

-

-

Turkmenistan

92.56

79.1

48.7

0.3

-

-

Maroc

93.75

92.4

98.9

99.9

-

-

Algery

96.42

85.8

98.7

97.9

-

-

Tunisie

99.1

99

98.9

99.2

-

-

Libia

95.16

92.7

95.8

98.2

-

-

Egypt

94.13

94.3

-

-

-

-

Sudan

59.33

98.3

-

-

-

-

The next Table shows the Turkish marine transport with the country Groups.

EXPORT IMPORT Country Groups 1995 % 1996 % 1997 % 1995 % 1996 % 1997 % 1-OECD Countries 8,624.3 42.7 9,024.57 48.9 24,032.8 64.9 19,511.51 30.5 30,279.4 27.8 19,891.2 26.4 A. EU Countries 7,489.3 37.2 7,831.6 41.6 21,364.9 57.7 9,211.9 14.4 10,204.4 14.0 10,256.7 13.6 Germany

82.6 0.4 85.1 0.5 123.3 0.3 1,621.4 2.5 1,348.9 1.9 979.6 1.3 Belgium

462.9 2.3 277.5 1.5 368.0 0.9 1,369.1 2.1 1,217.4 1.7 1,217.5 1.6 France

462.7 2.3 501.0 2.6 3,954.1 10.7 658.2 1.0 1,054.0 1.4 654.5 0.8 Holland

461.5 2.3 429.2 2.3 3,379.4 9.1 2,188.2 3.4 2,470.1 3.4 1,707.4 2.2 England

377.7 1.9 298.0 1.6 383.1 1.0 755.4 1.2 779.5 1.1 698.7 0.9 Spain

1,444.1 7.2 2,060.8 10.9 4,443.0 12.0 359.3 0.6 754.7 1.0 920.2 1.2 Italy

3,371.19 16.7 3,380.2 17.9 6,274.6 16.9 1,291.7 2.0 1,544.5 2.1 2,212.6 2.9 Greece

667.7 3.3 732.2 3.9 1,900.2 5.1 762.4 1.2 863.4 1.2 1,288.4 1.7 Others

166.8 0.8 67.6 0.4 539.2 1.5 205.8 0.3 172.0 0.2 577.8 0.7 B. Others OECD C. 1,125.9 5.6 1,192.9 6.3 2,667.9 7.2 10,299.5 16.1 10,075.0 13.8 9,634.4 12.8 ABD

714.8 3.5 671.3 3.0 1,880.7 5.0 6,418.1 10.0 5,632.1 7.7 5,181.3 6.9 Canada

37.0 0.2 40.3 0.2 381.4 1.0 858.6 1.3 662.0 0.9 923,9 1.2 Others

374.0 1.9 481.6 2.5 405.8 1.1 3.022,7 4.7 3,780.9 5.2 3,529.2 4.7 2-Islamic Countr. 5,810.4 28.8 4,488.3 23.8 - - 24,664.8 38.5 26,670.1 36.6 - - Basra Gulf Countr. 1,446.6 7.2 777.2 4.0 - - 7,878.6 12.3 3,263.0 4.5 - - Other Is. Countr. 436.7 21.6 3,711.1 19.7 - - 16,786.1 26.2 23,407.7 32.1 - - 3-Other Countries 5,737.7 28.5 5,333.4 28.3 12,976.9 35.1 19,830.2 31.0 25,884.5 35.6 55,472.5 73.6 TOTAL 20,174.5 100.0 18,846.2 100.0 37,009.7 100.0 64,006.5 100.0 72,934.0 100.0 75,363.7 100.0 Turkish Marine Transport with the country Groups (1995-1997) (*1000 ton)

a.3) Export Transport From The Flag Point of View

The proportion that Turkish flagged ships transport export materails changes over the years. The reason of this is that there are foreign countries which take place in the market. These countries such as Panama, Greece, Malta carry the export materials from Turkish coasts.

The related Table shows Turkey and the first 3 countries which carry the export materials from Turkey.

Load Type Turkish Flagged % Foreign Flagged % Construction Materials

66.12 Panama 6.49 Greece 4.02 Malta 3.87 Mine ores

29.49 Panama 7.80 Malta 6.58 Russia 5.65 Mine coals

45.11 Panama 10.49 Russia 7.71 Honduras 6.65 Fuel Oil

15.90 Panama 29.77 Greece 13.59 Italy 9.59 Cereal Grains

31.30 KKTC 17.79 Syria 6.04 Malta 5.09 Timbers

35.10 KKTC 28.21 Malta 11.49 Russia 4.46 Animals

16.76 Syria 29.17 Lebenon 23.15 Honduras 9.43

When taking a look to the datas of the years 2000, it may be seen that Turkish flagged ships has the biggest portion in the export of liquid gas. However Turkish flagged ships proportion for industrial material export is 33.8%, mine ore 23.6 %, cereal grains 15%, petrolium products 11.6%, coal 5.2% and agriculture materials 3.3%. From the Table below it may be seen that the export transport from our harbors made by foreign countries continue to preserve its place.

Load Type Turkish Flagged Foreign Flagged Total (ton) Ratio % Amount (ton) Ratio % Amount (ton) Ratio % Cereal Grains

338,197 15 1,912,937 85.0 2,252,146 11.2 Mine Ore

769,181 23.60 2,493,395 76.4 3,262,593 16.30 Coal

1,800 5.20 32,772 94.8 34,572 0.17 Crude Oil

54,627 50 54,500 50 109,128 0.54 Petrolium Products

352,341 11.6 2,673,983 88.4 3,026,304 15.17 Liquid Gas

11,950 90.6 1,235 9.4 13,185 0.06 Liquids

24,305 5.7 399,834 94.3 424,141 2.12 Industrial Products

3,178,653 33.8 6,224,108 94.366.2 9,402,810 47.14 Agricultural Products

3,283 3.3 94,819 96.7 98,103 0.49 Other Loads

73,943 10.7 616,132 89.3 690,079 3.45 Timber

623,975 10.9 9,406 89.1 633,381 3.17

It may be concluded that there hadn’t been a big increase in the external trade transport as the ships are not suitable for that purpose and the tariff transport is not really performed in Turkey

b) Liquid Bulk Transportation

Liquid bulk transportation consists of crude oil, petroleum products, liquefied gases and other liquids.

As the crude oil taken out from Turkey is very insufficient, 90% of Turkey’s crude oil need which has approximately a yearly amount of 27 million is imported. Thus, it is very important for Turkey to posses enough tanker to continue the import with his own means.

The chart below shows the fuel oil transport rate imported from Turkey.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

The proportion of the Turkish flagged ships in these transports was as follows.

Turkish Flagged

Foreign

1990 47,7 52,3 1994 56,1 43,9 1997 25,30 74,7 1998 27,4 72,6 1999 29,9 70,1

It may be seen that there is an decrease in the transport by the Turkish flagged ship, this is because the ships are getting older. The tanker fleet by its ages can be seen in the table below. The number of ships below 5 years of age is quite insufficient.

Type of The Ship Under 5 years

5-10 years

11-20 years

Below 20 years

Public

Private

Public

Private

Public

Private

Public

Private

Petroleum

- 24 - 20 3 45 6 121 Chemical Material

- 2 - 1 - 8 - 32 LPG

- 2 - 1 - 1 1 6 Asfalt

- - - - - - - 2 TOTAL

- 28 - 22 3 54 7 161 ALL

Public: 10 Private: 265

c) Dry Cast Load Transportation

The mine ore takes the first place in the dry cast load transportation which is pursued by cereal grains in the second position and coal in the third.

The import and export rate of the cast load thus the transportation rate depends on the annual productivity of Turkey. When the product is excess the needed values, there will be export, where it is less than the needed value or the quality is not good, there will be import.

The Chart belows shows the ratio of the marine dry cast load transport over the total marine transport (Export and import) and the Tables shows the Turkish flagged ship proportion over the total transport.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG] [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG] Export Turkish Flagged

Foreign

1990 27,65 72,35 1994 33,88 66,12 1998 25,32 74,68 1999 23,38 76,62 Import Turkish Flagged

Foreign

1990 48,31 51,69 1994 45,84 54,16 1998 39,67 60,33 1999 39,33 60,67 d) Container Transportation

Container transportation consist of the transportation of the coastly materials and brittle materials which should be carried with care and wich may damage easily and of carried frozen loads.

As the materials carried by the containers are importants, special care should be taken for loading, unloading and pile uping. Thus modern harbor facilities is needed.

Turkey ports is very pour in the world scale for the container transportation. Beside, between the Mediterranean countries Turkey coulnd’t compete against Greece and Cyprus and took the fourth place in the mediterranean rank.

In order to take a place in the world container transportation, the Turkish ports should be made adequate for storage, loading, unloading and pile uping.

Despite Turkey has a big amount of container line (25% of the world container traffic) passing from it and going to the world outside, most of the transport is being made by foreign flagged countries as may be seen in the Tables below.

Import Turkish Flagged

Foreign

Export Turkish Flagged

Foreign

1997 4,51 95,49

1997 8,19 91,81 1998 6,61 93,39

1998 9,57 90,43 1999 9,37 90,63

1999 13,33 86,67

e) International Vehicle (RO-RO) Transportation

This transportation consist of the transport of railway cars, locomotives, all sort of vehicle having its own well, or pulled vehicles and machines. Turkey, with a good management process has grown its Ro-Ro transportation and nowadays is one of the leader country in the Meditteranean and the Black Sea. Contrary, the Turkish Ro-Ro fleet is below the world average and there is no enough Ro-Ro quays which sometimes cause for the Ro-Ro ships to draw near the conventional quays.

f) Transit Transportation

The primary ports used for transit transportation are, in the Meditteranean; Mersin and Iskenderun, and the Black Sea; Samsun and Trabzon.

In order to the Turkish transportation grows, Turkey ports should be connected with the highway and railway transportations. With a n embracing transportation network the transit transportation will be sure to grown.

As may be seen below the most important part of the Turkish import and export transportation was made by foreign flagged ships up to the flag register has been put into effect in 1999. From that time the Turkish flagged ships become increasing in the Turkish seas while the operation costs of the Turkish flagged ships decrease to that of the foreign flagged ships operational costs.

The Proportion of the turkish Transportation between the years 1994-1998 on Eagean, Medcoast, Marmara and Black Sea for Loaded (Export) and Unloaded (Import) materials may be seen from the graphs below. From these graphs the yearly changes of export and import transportation ratios between 1994-1998 may be seen.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image012.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image014.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image016.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image018.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image020.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image022.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image024.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image026.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image028.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image030.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image032.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image034.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image036.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image038.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image040.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image042.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image044.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image046.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image048.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image050.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image052.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image054.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image056.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image058.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image060.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image062.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image064.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image066.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image068.gif[/IMG]

7- 8’th fıve year development plan, marıtıme transport

The Maritime Transport section in the Five Year Development Plan edited by Government Plannign Organisation consisting the years 2000-2005 is as fallow.

a)Present Situation

By the year 1995, the total freight, handled in our ports had been 119 million tonnes, number of container whereas, 765 thousand TEU (Twenty Feet Equivalent Unit). By the year 1999, on the other hand, these figures were 155,5 million tonnes and 1.400.000 TEU respectively. To ensure that port development decisions be based on sound information and data, Nationwide Port Development Master Plan that was initiated in 1999 shall be completed within the 7th Plan period.Within this period, the operation rights of seven public ports, operated by the General Directorate of the Turkish Maritime Administration, have been transferred to the private sector. However, no progress has been achieved in the field of administration of the ports by autonomous port administrations that will provide an efficient and productive management considering the implementations throughout the world.The tonnage of the Turkish merchant fleet had been 9.552 thousand DWT for vessels over 300 GRT in 1995, reached 12 million DWT in 1997, but retracted to 10.444 thousand DWT in 1999. Although there had been an orientation towards specialised vessels, such as RO-ROs, vessels for chemical materials and containers, the renewal and rejuvenation of the fleet with vessels convenient to international technical developments could not be achieved.The share of the Turkish merchant fleet within external commercial maritime transport had been 42 percent in 1995, but dropped to 30 percent in 1999. This figure is expected to be 32 percent in 2000. International RO-RO transportation is carried on by 22 vessels.The Law on Turkish International Flag Registration has been put into effect in the year 1999. Legal arrangements for the implementation are expected to be accomplished by the year 2000.

b)Objectives Principles and Policies

·Combined transportation, which is on the way to become the transport type of the 21st Century will also have impact on Turkey, which is a transit country as regards ports and other transport infrastructure within the 8th Plan period. It is aimed to improve, modernise and increase the capacity of our ports, considering the results of the Nationwide Port Development Master Plan to be accomplished by the year 2000, so that they will be convenient as regards quality and quantity to handle import and export freight and so that they will be the passage corridors regarding transit transportation traffic. Our ports shall be restructured regarding criteria such as dimension, administration style, and service approach so as to constitute a focal point/artery within the world transportation network.

·Within this restructuring, which is aiming at converting Turkey into a transportation corridor and transit resort on the east-west, north-south axes, importance shall be given on providing the Turkish Maritime Fleet with a structure that is in harmony with transportation demands from quantitative and qualitative point of view and that is in congruence with world standards and technological developments.

·In our maritime merchant fleet, there is a lack of vessels for scheduled transportation services. Utmost benefit shall be taken from supporting facilities by also utilising inter-sectoral opportunities in order to purchase, renew or get built by local shipbuilders of commercial vessels in the type of RO-RO, container, combined liner, ferry, cruiser, passenger vessel, petroleum tanker and LPG/LNG vessels within the 8th Plan period. At the end of the period, the tonnage of the merchant fleet is expected to reach 13 million DWT, including 2,5 million DWT renewals. The share of vessels under Turkish flag within international maritime transport shall be increased and reach the level of 40 percent.

In case of membership to the EU, Turkey will have to terminate the monopoly of cabotage. With the required steering as regards cabotage the period of candidacy, necessary measures shall be taken to support freight and passenger vessels which are engaged in cabotage, in terms of port services and fuel in order to encourage the shift from highway transport to maritime transport. The coaster fleet, on the other hand, shall be strengthened in order to be ready for a probable EC competition.Our ports shall be operated according to modern management principles which are fitting to developments in the field of legislation and technology and which are based on competition with regional ports by pursuing a management policy in harmony with EU and other international port management strategies.By the end of the period, the handling of container in our ports is expected to reach 1.900.000 TEU. In line with the increase in the container traffic, the Marmara Port Project and the Project on Skimming and Enlargement of the Izmir Port shall be realised, the construction of the Derince Container Port shall be launched and studies on the North Aegian Port shall be concluded within the BOT model.The maritime legislation shall be made in harmony with the international legislation. Importance shall be given to sign bilateral agreements with EU countries as well as with other countries in order to reduce operation cost of the Turkish Maritime Merchant Fleet and to create new working areas. Regarding all bilateral maritime agreements and international conventions, relevant public and private institutions shall be consulted, to ensure participation.In the field of maritime and shipmen training, which has gained a universal dimension, importance shall be given on the training of seamen as envisaged in the STCW (Shipmen Training Certification and Watching) Convention.

c) Legal and Institutional Arrangements

In addition to conventions on controls of port state we are a party of, the ratification of amendments and protocols to be furnished later on in due time shall be provided. Thus an efficient control and supervision instrument shall be established.By following up the arrangements of international conventions and by an effective participation to them, national benefits will be reflected on these arrangements. To realise this, the way of representation of standing groups, which will ensure a smooth, efficient and necessary coordination among international institutions such as IMO, ILO, UNCTAD will be defined and the translation of necessary international documents into Turkish in due time shall be provided.Amendments will be made in the maritime legislation, especially in the financial leasing legislation with a view to facilitate ship ownership and management of entrepreneurs.Necessary amendments shall be made in the legislation in order to implement indirect supports, which are being practised throughout the international arena in the field of new shipbuilding.The port management shall be made ready for international competition giving an autonomous structure.

Katodik Koruma

Salı, 06 Kasım 2007

KATODİK KORUMA

GiriÅŸ:

Katodik koruma, korozyona uÄŸrayan (anot olarak davranan) bir metalin potansiyelini deÄŸiÅŸtirerek, onu katod olarak davranmaya zorlamaktır. Çözünmeyen bir soy, anot yardımıyla korunacak bir yapı devrenin negatif kutbunu oluÅŸturacak ÅŸekilde doÄŸru akım devresine baÄŸlanır. Bu tip korumaya “dış akım kaynaklı katodik koruma” denir.

Korunacak yapı elektrik devresinin negatif kutbunu oluşturduğu için doğru akım kaynağından buraya sürekli bir elektron beslenmesi söz konusudur. Bu ise sürekli bir elektron çıkışı ile (M Û M+2 + 2e- ) çözünmesi söz konusu olan metalin korozyonunun durmasına neden olur. Çünkü çözünme anında salınan ve korozyon hücresinin katoduna akan elektronlar doğru akım kaynağından fazlasıyla geri beslenecektir.

Katodik koruma bir baÅŸka ÅŸekli ise korunacak metalden daha aktif bir metali anot olarak kullanarak suni bir pil devresi oluÅŸturup, aktif metalin korozyonu ile korozyona karşı korunacak yapıya elektron transferi saÄŸlayarak yapıyı katod haline getirerek korumaktır. Bu tip korumaya “Galvanik anotlu katodik koruma” denir.

Katodik korumanın amacı, belirli bir ortamda her metal için sabit bir potansiyel eşiğinin altında metali toprağa göre negatif olarak kutuplaştırarak her tür korozyondan korumaktır.

Sonuçta hattın her noktasında birim alana devamlı olarak akım gelmektedir. Bu akımın yoÄŸunluÄŸu kaplamanın yalıtım direncine ve o bölgedeki potansiyel farkına baÄŸlıdır. Dolayısıyla, koruma için seçilen kriter, metalin toprak ile bağının kuracağı minimum potansiyeldir. Ölçümler, genellikle bakır\bakır sülfat elektrodu referans alınarak yapılır. Bu ÅŸartlar altında toprak ile temas halindeki çelik borunun her noktasında –850mV veya altı bir potansiyele eriÅŸilmiÅŸ olması gerekir.

Minimum Potansiyel Yaklaşımı

Uygulanan yöntem ne olursa olsun koruma için temel ÅŸart, korozyona uÄŸrayan metali polorize ederek potansiyelini (EM) anodik çevrelerin açık devre potansiyeli (EA) hizasına kaydırmaktır. Bu potansiyel minimum potansiyel (Emin) olarak adlandırılır. Åžekil 1 ‘deki gibi polarizasyon diyagramından görüleceÄŸi üzere minimum potansiyel katodik koruma yönteminin akım ihtiyacını (Igerek) belirler. Korunan metal ve galvanik anot çifti tarafından üretilen veya uygun bir dış kaynaktan çekilerek koruma devresine verilen akım (Iuyg) bu akım ihtiyacını karşılar büyüklükte olmalıdır. Tam koruma ancak bu ÅŸartla (Iuyg = Igerek ve EM = Emin) saÄŸlanır.

Galvanik Anotlu Katodik Koruma Sistemi

Korunması düşünülen boru hattına elektrod potansiyeli çelikten daha negatif olan Zn, Al, Mg veya bunların alaşımlarından oluşan yeterli sayıda galvanik anot bağlanarak oluşturulan pilde boru hattı katod durumuna getirilerek korozyondan önlenmesi esasına dayanır.

TopraÄŸa çelik bir boru döşendiÄŸinde, bu borunun sistemin katodu olması gereklidir. Dolayısıyla daha elektronegatif bir metal anot olarak kullanılır. Nerst skalasına bakılırsa, sınıflandırmada demirden daha aktif metaller, Mg, Al, ve Zn’dir. Aluminyum oksit yalıtkan olduÄŸundan, Al kullanılmaz. Reaktif anotlar Mg veya Zn ’den yapılır. Genellikle daha büyük çıkış verdiÄŸinden ve potansiyeli –1150 mV olduÄŸundan Mg tercih edilir.

Anot içinde galvanik çiftlerin oluÅŸmasını engellemek için %99,997 saflıkta Zn kullanılmalıdır. Zn anodun iyonlaÅŸma potansiyeli –1,1 Volt’tur. Teorik olarak 1A.h, 1,22 gr. Çinkoyu serbest hale geçirir.

Galvanik anot yerleÅŸtirlimesi için gerekli baÅŸlıca ÅŸart, hattın etki gücü düşük dirençli (R<50 ohm.cm) topraktan geçmemesidir. Bir boru hattının korunması için gerekli anot sayısı N’i belirten baÄŸlantı aÅŸağıda verilmiÅŸtir.

N=S.i / I

Burada; S=boru yüzeyi alanı, i= koruma için gerekli akım yoğunluğu, I=anottan geçen akım miktarı.

Anotlar korunacak metalin 3-5 m ilersine dikey yerleştirlirler. Anotlar anot dolgusu denilen ve anot ile toprak arasında sabit temas direncini sağlayan bölmelere konurlar. Düzenliyici ortam bentonit ve jipsden oluşur. Anot (Zn) ile katod (boru)nun oluşturduğu hücrenin iyi çalışabilmesi için anot/toprak direncinin çok düşük yani 0-1 ohm arasında olması gerekir.

Galvanik anot yönteminin teknik açıdan en büyük avantajı, akımın boru hattı boyunca üniform bir şekilde dağıtılmasına imkan vermesidir. En büyük dezavantajı ise, zemin rezistivitesinin yüksek olduğu bölgelerde etkili olmayışıdır.

Galvanik anotlu katodik koruma sistemi başlıca aşağıdaki hallerde tercih edilir.

·Dış akım kaynağının mevcut olmadığı bölgelerde,

·Çevre metalik yapılar üzerinde interferans etkisini önlemek üzere,

·Kaplama bozukluğu, kaçak akım etkisi gibi yerel korozyon etkilerinin önlenmesinde,

·Akım ihtiyacının çok düşük olduğu durumlarda.

Dış Akım Kaynaklı Katodik Koruma Sistemi

Korunacak malzemenin enerji kaybını bir başka metalden vermek yolu ile enerjinin dışarıdan sağlanılması esasına dayanır.

Şebekeden alınan alternatif akım önce bir transformatörden geçirilerek potansiyeli istenilen seviyeye düşürülür. İstenilen seviyeye düşürülen bu akım bir redresörden geçirilerek doğru akım haline dönüştürülür. Doğru akım (+) ucu anot yatağına, (-) ucu korunacak olan boruya bağlanır. Yardımcı anot olarak çeşitli metaller kullanılabilir. Hatta eski borular, raylar, travers gibi hurda demir ve çelik malzemelerde yardımcı anot olarak kullanılabilir. Yardımcı anotta aranacak başlıca özellikler, yüksek bir potansiyele gerek duyulmadan istenilen akımı verebilmesi ve diğer taraftan yeterli süre parçalanmadan dayanabilmesidir. Anotlar kendini yok ettiğinden ve elektrik akımı yüksek olduğundan, 20 yıla uygun bir kullanım süresi için gerekli malzeme öngörülmelidir.

Zemin içinde kullanılan başlıca yardımcı anotlar şunlardır:

oGrafit anotlar

oFe-Si anotlar

oPb-Sb-Ag anotlar

oAl anotlar

oPt-Ti anotlar

oMetal oksit kaplı Ti anotlar .

Dış akım kaynaklı katodik koruma sistemi, galvanik anotlu katodik koruma sisteminden daha güçlüdür ve potansiyel ayarlaması mümkündür. Ancak çevredeki şebekeleri etkileme gibi bir mahsuru vardır.

Maksimum difüzyon ve korumanın etkisi için, anodu korunacak hatta dik olarak ve 50-100 m bazen de daha fazla uzaklığa yerleştirlmesi gerekir. Koruma akımını T/R ayarı, boru üzerindeki her noktada katodik koruma eşiğinden düşük bir potansiyeli elde edecek şekilde yapılmalıdır.

Bu koruma tipi büyük şebekelerde tavsiye edilir. Potansiyel uygulamaları ile adaptasyonda elastikiyet sağlar; fakat dağıtım şebekelerinde diğer şebekelere etkinin engellenmesine dikkat edilmelidir.

Dış akım kaynaklı katodik koruma sisteminde anot yatağının yeri çok önemlidir. Maksimum verim için koruma istasyonunun yerleştirileceği en iyi yer korunacak kısmın tam ortasıdır. Pratikte aşağıdaki diğer faktörler de önem kazanır.

·Şebeke tasarımı (dal yada Ağ şebeke),

·Boru çapları (boru direnci yan yüzeylere bağıntılıdır),

·Düşük voltaj kaynağının yakınlığı (istasyona akım verebilmek için),

·Diğer yeraltı şebekelerinin yoğunluğu.

Katodik Koruma Projesi İçin Ön Etüdler

Katodik koruma projesi yapılmadan önce, boru hattı yeraltına konulmuş durumda olsun veya olmasın zemin, boru ve çevre koşulları ile ilgili bazı bilgilerin toplanması ve bazı deneylerin yapılması gerekir. Yapılacak olan ön etüdler aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir.

Zemin ile ilgili etüdler

·Zemin rezistivitesi ve redoks potansiyeli ölçümleri,

·Zemin tuzluluğu, rutubeti, asitliği, havalanabilme ve sıkışma özellikleri ve yeraltı su seviyesine ait bilgiler.

Boru ile ilgili etüdler

·Boru cinsi, çapı, et kalınlığı ve uzunluğu,

·Boru kaplama cinsi ve kaplama direnci veya attenuation sabiti,

·Boru yeraltına konulmuş ise boru zemin potansiyelinin ölçülmesi,

·Boru yeraltına konulmuş ise akım ihtiyacının deneysel olarak belirlenmesi.

Çevre ile ilgili etüdler

·Boru hattı boyunca elektrik akımı kaynağının bulunduğu bölgeler,

·Boru hattı boyunca yol, köprü, dere, bataklık ve çöl gibi özel geçitlerin belirlenmesi,

·Boru hattı ile kesişen veya yakınında geçen yabancı metalik yapıların belirlenmesi,

·Anot yatağı için uygun bölgelerin belirlenmesi,

·Boru hattı çevresinde zemin içine kaçak akım yayabilen doğru akım kaynaklarının belirlenmesi,

·Boru hattı yakınında yabancı bir anot yatağının bulunup bulunmadığının belirlenmesi,

·Bütün bunlara ek olarak çevrede meskün mahal veya sulanan tarım arazisi bulunup bulunmadığı tespit edilir.

Katodik Koruma Sisteminin Projelendirilmesi

Katodik korumanın amacı korozyonu en ekonomik şekilde önlemektir. Projelendirmede bu amaca bağlı kalınarak, boru hattı en ucuz ve en emin şekilde korunmaya çalışılmalıdır. Bunu sağlamak için, proje seçenekleri yalnız teknik açıdan değil ekonomik açıdan da analiz edilmelidir.

Bir katodik koruma sisteminin toplam maliyeti, ilk tesis masrafları ile işletme ve bakım masraflarının toplamından oluşur. Değişik katodik koruma sistemlerini ekonomik açıdan birbiri ile kıyaslayabilmek için, yıllık koruma maliyetleri esas alınır. Yıllık koruma maliyeti söz konusu boru hattını bir yıl koruyabilmek için yapılan tüm harcamalrın toplamıdır. Bu değer ilk tesis maliyetlerinin toplamından oluşur.

Projelendirme sırasında yalnız sistem seçimi değil, T/R ünitesi sayısı, kapasitesi ve anot cinsi, sayısı ve boyutlarının belirlenmesinde de teknik özelliklerin yanında ekonomik faktörler göz önünde bulundurulmalıdır.

Katodik Koruma Kriterleri

Katodik korumanın boru hattını korozyondan tam olarak koruyabilmesi için aşağıdaki kriterlerden en az birinin gerçekleşmesi zorunludur.

·Boru hattının her noktasında Cu/CuSO4 referans elektroduna göre boru akım altında iken ölçülen boru/ zemin potansiyeli en az –850 mV’luk, en fazla –2000 mV’luk bir potansiyele ulaÅŸmalıdır.

·Katodik koruma için her noktada akım kesildikten 15sn sonra ölçülen Eoff boru/zemin potansiyeli ile daha önce hiç akım uygulanmadan ölçülen Eoff doÄŸal boru/ zemin potansiyeli arasındaki fark (potansiyel kayması) en az –300mV olmalıdır.

·Katodik koruma için her noktada akım altında ölçülen boru/zemin potansiyeli Eon ile, akım kesildikten hemen sonra 15sn içinde ölçülen potansiyel Eoff deÄŸerleri arasındaki fark (polorizasyon kayması) en az –100mV olmalıdır.

·Elektrolitten, metal malzeme yüzeyine akan net koruyucu elektrik akımı, metal malzemenin önceden belirlenen çıkış (anodik) noktasına topraklama akımı tekniğinin uygulanmasıyla ölçülmelidir.

Boru hattına yeterli miktarda akım uygulanarak bu kriterlerden herahngi birinin saÄŸlanması ile boru etkili ÅŸekilde korunmuÅŸ olur. Ancak boruya gereÄŸinden fazla akım uygulayarak boru zemin potansiyelinin –1,2 Volt deÄŸerinden daha negatif hale getirlimesi de sakıncalıdır. Bu durumda hidrojen çıkışı nedeniyle boru kaplaması parçalanabilir.

Dış Akım Kaynaklı Katodik Koruma sistemlerinin Projelendirilmesi

Boru hattı ve çevresi üzerinde yukarda belirtilen etüdler tamamlandıktan sonra ekonomik ve teknik kriterler göz önüne alınarak aşağıdaki hususlar belirlenir:

Önce toplam akım ihtiyacı ve katodik koruma ömrü göz önüne alınarak galvanik anot veya dış akım kaynaklı katodik koruma sistemlerinden hangisinin ekonomik olacağı belirlenir.

1. Tesisi 1 yıl korumak için minimum masrafı gerektiren katodik koruma sistemi en ekonomik sistemdir. Her projede bu seçimin özel olarak yapılması gerekir. Bu konuda aşağıdaki genel ilkelere dayanarak doğrudan sistem seçimi de yapılabilir.

·Akım ihtiyacı 0,5 amperden küçük olduğu zaman genellikle galvanik anotlu katodik koruma tesisleri daha ekonomiktir.

·Elektrik akımını mevcut olmadığı yerlerde zorunlu olarak galvanik anotlu katodik koruma sistemi kullanılır.

·Zemin elektrik özgül direncinin yüksek olduğu bölgelerde zorunlu olarak dış akım kaynaklı katodik koruma sistemi uygulanır.

·Katodik koruma ömrü 1-2 yıl gibi çok kısa ise, bu durumda galvanik anotta katodik koruma daha ekonomiktir.

2. Dış akım kaynaklı katodik koruma sisteminin uygulanması halinde, boru hattında bir noktadan korunabilecek maksimum mesafe belirlenir. Buna göre katodik koruma için gerekli olan minimum T/R sayısı bulunur.

3. Tesis için gerekli toplam akım miktarı göz önüne alınarak her bir anot yatağından çekilecek akım miktarı hesaplanır. Ekonomik açıdan T/R ünitesi çıkış voltajının 0-60 volt arasında bulunması uygundur. Bu durumda D.C çıkış voltajı maksimum 50 Volt alınabilir. Bu değerler yardımı ile katodik koruma sistemi için müsaade edilebilen maksimum direnç belirlenmiş olur.

Katodik koruma sistemlerinin toplam direnci,

Rt=Ranot+Rboru+Rkablo

Bağıntısı ile bulunabilir. Borunun ve kablonun direnci bilindiğine göre anot yatağı direnci belirlenir.

1. GiriÅŸ

Salı, 06 Kasım 2007

1. GİRİŞ

İnsanlar gemilerden yararlanmaya tarih öncesi dönemlerde başlamışlardır. Yüzen ağaç parçalarından ilham alınarak içi oyulmuş ağaç kütüklerinden ilk gemiler meydana getirildi.

Zamanla gemi inşaatı yeni buluşlara tanıklık etti. Kalaslardan gemi tekneleri yapıldı ek yerleri muhtelif maddelerle takviye edilerek su geçmez hale getirildi. Bu gemilerin baş ve kıç kısımları gergi halatları vasıtasıyla birbirlerine bağlanırdı.

Eski mısırlıların milattan 3000 yıl kadar önce bu ÅŸekildeki ilkel gemileri kullandıkları bilinen bier gerçektir. Akdeniz’de finikeliler, eski yunanlılar,eski romalılar,kuzeyde iskandinavyalılar gemi inÅŸaatında büyük bir mesafe katederek omurga ve postaları olan gemiler meydana getirdiler.

Bu gemilerin hareket ettirilmesinde rüzgar ve insan gücü kullandılar. Bu gemiler arasında 50 kürekli 60 metre boyuna kadar olanları vardır.

Medeniyetin ilerlemesiyle teknik imkanlar arttı, ihtiyaçlar büyüdü. Kürek ve yelken kuvveti ile gemilerin istenilen sürate eriÅŸmesi güçleÅŸti. Bunun neticesi olarakta makine gücü ile hareket eden gemiler yapılmaya baÅŸlandı. 1788 yılında İngiltere’de ilk buharlı gemi yapıldı . Ardından Amerika’da bu geliÅŸmeyi takip ettti ve clermont adında 42 metre boyundaki yandan çarklı buharlı geminin inÅŸaasını tamamladı.

Svannah adındaki bier diğer amerikan gemiside 1829 yılında atlantik okyanusunu aşarak bir ilki gerçekleştirdi.

Makine gücünün gemilerde kullanılması sonucunda daha büyük gemilerin yapılması mümkün oldu. Ancak ağaç mukavemet bakımından büyük gemilerin yapımına olanak sağlamadığından dolayı 19. Yüzyılda demir ve günümüzün en önemli gemi inşaa malzemesi olan celik gemilerin yapımına başlandı. Önceleri demir ve agaç karışık olarak kullanılır, gemilerin omurga ve postaları demirden dış kaplama ve güverteleri agaçtan yapılırdı.

Demirden yapılmış ilk gemiler arasında en bilindik olanları ÅŸunlardır, 1843’de İngiltere’de yapılan boyu 87,23 metre, geniÅŸliÄŸi 15,56 metre,yüksekliÄŸi 9,91 metre ve deplasmanı 3000 ton olan ‘great britain’ ile yine İngiltere’de yapılan 207 metre boy, 25 metre geniÅŸlik, 17 metre yükseklik ve 2700 ton ağırlığındaki ‘great eastern’ …

Bu gemilerin pervaneleri ve bunun yanında yandan iki adet çarkı mevcuttu.

19.yüzyılın ikinci yarısında daha süratli gemiler iki ve daha çok pervaneli olarak yapıldı. 20.yüzyılda gemi inÅŸaatında daha büyük hamleler yapıldı. Büyük süratli ve komforlu gemilerin inÅŸaası birbirini takip etti. 291 metre boyundaki ‘bismark’ dünyanın en büyük gemisiydi. Ardından 1929da yapılan ‘Europa’,’Bremen’ ve ’Quen Elisabeth’ .o dönemdeki en muhteÅŸem gemiler olarak tarihe geçtiler.

20.yüzyılda gemilerde motor kuvvetinden istifade edilmeye başlandı ve buna bağlı olarakta gemi inşaa sektörü hızla gelişti.

Gemi inşaatı tekniği günümüze gelene kadar oldukça hızlı ve başarılı bir şekilde gelişti. Günümüzde gemi inşaasında elektrik kaynağı geniş ölcüde kullanılmakta ve çelik,alüminyum,ve suni malzemelerden yararlanılmaktadır. Model tecrübeleri sayesinde gemilere en elverişli şekil verilerek ekonomi ve mükemmellik sağlanmaktadır.

2.GEMİ İNŞAASINDA KULLANILAN BAŞLICA MALZEMELER.

Gemilerin yapıldığı ve tamir edildiği tersanelerde başlıca şu malzemeler kullanılır,

1. Madenler.(Çelikler, dökme demir ve diğer malzemeler)

2. Agaç (Keresteler)

3.Suni maddeler ve yardımcı malzemeler.

2.1. Çelik

Bu bölümde çelik yapımı, çentik duyarlılığı , çelik ve kaynak kullanılmasındaki spesifikasyonlardan bahsedilecektir.

Günümüzde gemi inşaatında kullanılan en önemli malzeme çeliktir. Çelik bilindiği gibi terkibinde %1,7 ye kadar karbon bulunan demir ve karbon alaşımıdır.

Ancak çelik içeriğinde nispeten düşük yüzdelerde başka madenlerde bulunabilir. Çelik yardımcı bier muameley tabi tutulmadan doğrudan doğruya dövülerek işlenebilir. Çelikten dökümde yapılabilir.

Terkibinde %2,5-3,5 karbon bulunan demir ve karbon alaşımlarına dökme demir adı verilir. Döküme elverişlidir ancak dövülerek işlenemez.

Gemi inşaatında çelik, dökme çelik ve hadde çeliği ( levha ve profil olarak) en çok kullanılan yapı malzemeleridir.

Dökme çelik kullanılmak istendiği taktirde uygun büyüklükteki bier çelik parçası derim hanelerde şahmerdan ve çekiçlerle dövülerek istenilen şekil verilir veya dökümhaneler-de modele göre kalıplanarak dökülür. Hadde çeliği veya hadde mamülleri ise çelik haddehanelerinde muhtelif ölçü ve kalınlıklarda levha ve profil şeklinde imal edilerek piyasaya sunulur.

Çelik saçlar düz, bier yüzü baklavalı veya kabartmalı olarak imal edilirler. Baklavalı ve kabartmalı saçlar üzerinde yürürken ayak kaymaması için bazı döşemelerde kullanılırlar.

Düz saçlar 0,5-50 mm kalınlıklarda yapılırlar. Ancak gerekli hallerde daha kalın çelik saçlarda imal edilebilir. 5 mm az kalınlıktaki levhalara ince saç adı verilir. Bunların enleri 1 m boyları ise 4 m kadardır. 5 mm den daha kalın levhalar için aşağıdaki tablo yardımıyla bier fikir sahibi olunabilir.

2.1.1. Çelik türleri

Euronorm 20-74 e göre çelikler kimyasal bileşimlerine veya kullanım yerinde istenen özelliklere göre sınıflandırılır. Kimyasal bileşim açısından alaşımlı ve alaşımsız olarak iki gruba ayrılır.

Kullanım amaçlarını dikkate alan temel ayırım ise şöyledir; kütle çelikleri ( alaşımsız) kaliteli çelikler( alaşımsız, alaşımlı), asal çelikler ( alaşımsız ,alaşımlı).

Kütle çelikleri dayanım ve süneklik değerleri dışında her hangi bir özellik gözetilmeden, genel amaçlarla kullanılırlar. Kaliteli çelikler ise yeriine göre kaynağa uygunluk, gevrek kırılmaya duyarsızlık, derin çekilebilme, otomat tezgahlarında işlenebilme gibi bazı niteliklerede sahip olacak şekilde özenle üretilen çeliklerdir. Asal çelikler özel üretim koşullarından dolayı kaliteli çeliklerden daha az katışkı içerirler. Yüksek alaşımlı çeliklerin asal olması zorunludur. Öte yandan kullanım alanları bakımından konstrüksiyon vetakım çelikleri olarakta bir sınıflandırma yapılabilir.

2.1.1.1. Yapı çelikleri

Kimyasal etkilere dayanıklılık ve imalat sırasında sertleştirme işlemi öngörülmeyen konstrüksiyon çelikleridir. Kullanım yerine göre seçilmelerinde, öncelikle akma sınırının yüksek olması göz önünde bulundurulur. Bunun yanında yeterli süneklik ve gerekli hallerde tokluk da aranan özelliklerdir. Bu arada söz konusu çeliklerin en basşta kaynak olmak üzere, soğuk şekil verme gibi bazı imal usülleriyle ilgili teknolojik özellikleride büyük önem taşımaktadır. Çoğu kez malzeme niteliği olarak kabul edilmesine karşın gerçekte yöntem ve konstruksiyon öğelerini de içerenkaynak kabiliyeti aşağıda belirtilen üç alt kavrama ayrılarak açıklanabilir.

·Kaynağa elverişlilik ; kaynak bağlantısının uygulanan bir yöntemle gerçekleştiril-

mesin de , seçilen malzemenin metalurjik, kimyasal ve fiziksel özellikler açısından her hangi bir olumsuzluk yaratmamasıdır.

Dönüşüm gösteren çeliklerin kaynak işleminde ısıdan etkilenen bölge yeterli sünekliğe sahipse, kaynağa uygunluğun var olduğu genellikle söylenebilir. Bunun için genellikle alınacak önlemlerle martenzit oluşumu engellenmeli veya meydana gelebilecek martenzitin bir ölçüde tok olmasını sağlamak için çeliğin karbon miktarı sınırlanmalıdır.

·Kaynak güvenliği; öncelikle malzemeye bağlı olan kaynağa uygunluk konstrüksiyonun gevrek kırılmaya karşı güvenli olması için yeterli değildir. Yani konstrüksiyonun öngörülen işletme koşulları altında gevrekleşme ve çatlama tehlikesinden uzak kalması, çelik özellikleri yanında başka bazı özelliklerinde imalatçı tarafından dikkate alınmasını gerektirir. Söz konusu etkenler tasarım( saç kalınlığı, dikiş türü, çentik etkisi) ve zorlama durumu olarak iki gruba ayrılır.

·Kaynağın yapılabilirliği ; belirli bir konstrüksiyonun seçilen kaynak yöntemiyle gerçekleştirilebilmesidir.

4.1.1.2. Genel yapı çelikleri

Alaşımsız ve çoğunlukla kütle çeliği olarak sıcal şekillendirmeden sonra normalleştirilmiş veya bazende soğuk şekil verilmiş olarak kullanılırlar. Bu çeliklerden özellikle çekme ve akma dayanımları göz önünde tutularak yer altı ve yer üstü inşaatları, köprü depolama kabı, taşıt ve makine yapımı gibi çeşitli mühendislik alanlarında yararlanılır.

Tablo.1. EURONORM 27-74 ‘ e göre çelik iÅŸaretleri

Bu çeliklerin iç yapıları ferritik ve perlitiktir. Dayanım değerleri şu faktörler sayesinde artar; katı çözelti sertleşmesi, tane sınırları, perlit oranı. Kaynağa uygunluk bakımından karbon mitarı, gevrek kırılmaya duyarsızlık için ise geçiş sıcaklığı veya çentik vurma tokluğu bir ölçü olarak alınabilir. Sonuç olarak kaynak işlemi söz konusu ise çelikler sadece dayanımlarına göre tokluk özelliklerine göre de seçilmelidir. Diğer bağlantılarda ise malzemenin tok olması bağlantının dayanımını etkilemez.

Tablo. 2. DİN 17100’ e göre çeliklerin mekanik özellikleri

4.1.1.3.İnce saçlar

Genellikle alaşımsız çeliklerden soÄŸuk ÅŸekil verilme sonrası yumuÅŸatılmış, kalınlıkları 3mm ‘nin altında olan saçlardır. Åžekil verme ve yüzey kaplama iÅŸlemlerine uygun çeliklerdir. İnce saçlarda dayanım deÄŸerleri çoÄŸu kez ikinci planda kalır. Öncelikle derin çekme ve benzeri ÅŸekil verme yöntemlerinin uygulanması için süneklik aranır. İç yapının ince taneli olması ve saç yüzeyinin belirli bir duruma getirilmesi de önemlidir. Yüksek dayanım istenen bazı uygulamalarda saçın ÅŸekil deÄŸiÅŸtirme kabiliyetinin azalması pahasına da olsa karbon miktarını artırmak veya baÅŸta mangan olmak üzere alaşım elementi katmak yoluna gidilebilir.

Az karbonlu yumuşak çeliklere özgü belirgin akmadan dolayı ince saçlardan parça yapımında yüzey görünümünü bozan bantlar oluşabilir. Bu olay başta azot olmak üzere çözünmüş atomların dislokasyonlarla etkileşiminden ileri gelir.

İnce saçlar genellikle eritme ve direnç kaynağına uygundurlar.ancak kalınlığı 1 mm ‘ nin altında olan saçlara oksi-asetilen kaynağı gibi ilave malzeme gerektirmeyen uygulamalarda çelikteki kalıntıların miktar ve türü özenle kontrol edilmelidir. Kalıntılar eriyik içinde viskozite artışı ve köpürme meydana getirerek kaynak metalinin

gözenekli olmasına yol açarlar.

4.1.1.4. Yüksek dayanımlı yapı çelikleri

çeliklerde dayanım artırma yöntemleri iç yapıya bağlıdır. İç yapıları bakımından çelikler ferritik, ferritik-perlitik, martenzitik ve östenitik olmak üzere dört gruba ayrılır.

Konstruksiyonlarda yüksek dayanımlı öeliklerin kullanılması aşağıdaki noktaların göz önünde tutulmasını gerektirir.

·Boyutların sadece çekme gerilmelerine göre seçilmesi yeterli olabilmelidir.

·Yüksek dayanımlı malzeme seçerek et kalınlığının azaltılmasında paslanmadan gelebilecek bir sınırlama vardır. Bu bakımdan atmosfer etkisine dayanıklı yapı çeliklerinin kullanılması önem kazanır.

·Statik dayanımın yükselmesi yorulma dayanımını da belli oranda artırmakla birlikte , çentik duyarlılığınıda fazlalaştırır.

·Yüksek dayanımlı çeliklerde süneklik genellikle düşer yani gevrek kırılma eğilimi artar. Konstrüksiyon ne kadar özenli yapılsada meydana gelebilecek hata olasılığıda gözden kaçırılmamalıdır.

4.1.1.5. Paslanmaz ve aside dayanıklı çelikler

Normal alaşımsız ve az alaşımlı çelikler korozif etkilere dayanıklı değillerdir. Bileşimlerinde en az %12 Cr bulunanlar ise yüzeylerine kuvvetle bağlanan yoğun, tok ve çok ince bir oksit tabakasından ötütü pasifleşir, yani indirgeyici olmayan ortamlarda korozyona karşı direnç kazanırlar. Ancak bu çeliklerde krom karbür oluşursa krom miktarı %12 lik değerin altına düşebilir. Böylece korozyona dayanıklılık özelliği kaybolur. Dolayısıyla çelik bileşimindeki karbon derişikliği yükseltildikçe karbon miktarı artırılmalı veya karbür yapma eğilimi kromdan fazla olan belirli elementler katılarak krom karbür oluşumu engellenmelidir.

Paslanmaz çeliklerde alaşım elementleri önem sırasına göre krom, nikel, molibden ve mangandır. Bunlardan krom ve nikel iç yapının ferritik veya östenitik olmasını sağlarlar.

4.1.1.5.1. Ferritik Cr çelikleri

İç yapıları ve mekanik özellikleri mekanik işlemlerle değişmez. Ancak kuvvetli östenit yapıcı olan karbon belirli bir miktara ulaşınca kromun ferrit yapıcı etkisi prtadan kalkar. Böylece yüksek sıcaklıkta oluşan östenitin soğuma hızına bağlı dönüşüm ürününe göre perlitik veya genellikle havada su alan martenzitik paslanmaz krom çelikleri elde edilir. Ferritik çeliklerin taneler arası gerilme korozyonuna duyarşlılıkları azdır. Östenitik krom-nikel çeliklerine göre kükürtlü gazlara karşı daha dirençlidirler. Temelde amonyak ve temel genel korozyona dayanımlı olan bu çelikler noktasal taneler içi ve taneler arası korozyona uğrayabilir. Bu durum da öncelikle iç yapıdaki heterojenliklerden kaynaklanır. Dolayısıyla korozyon dayanımı uygun ısıl işlemler yardımıyla iyileştirilebilir.

Geçiş sıcaklığının yüksekliğinden dolayı çentik vurma toklukları oda sıcaklığında düşük olan bu çeliklerde üst sıcaklıklara doğru gidildikçe tutma süresine bağlı olarak aşağıda açıklanan 3 gevrekleşme bölgesi görünür.

·400-500 derece arasında fazla kalmış ve yavaş soğutulmuş % 15 den fazla krom içeren çeliklerde çökelmelerin neden olduğu 475 derece gevrekleşmesi görülür.

·600-800 derece arası fazla tutma sonucu yüksek kromlu ferritik ve bazı östenitik çeliklere %50 Cr-%50 Fe den oluşan sigma fazı oluşur.

·950 derece üzerinde ise tane irileşmesine ek olarak tane sınırlarında krom karbür çökeltileri oluşur.

Bu çeliklerde kaynak işleminden önce tokluğu artırmak için 150-200 derece arasında ön ısıtma ve kaynak sonrası tavı yapılmalıdır. Tane irileşmesi ve karbür çökelmelerine karşı kaynak sırasında ısı girişi düşük tutulmalıdır. Tokluğu yükselten östenitik türdeki ilave malzemesi kullanılarak kaynak dikişinin çatlama eğilimi azaltılmalıdır.

4.1.1.5.2. Östenitik Cr-Ni çelikleri

Korozyona dayanıklı çeliklerin en önemli bölümünü oluştururlar. Manyetik olmayan bu çeliklere östenitik iç yapıları dönüşüm göstermediği için normalleştirme ve sertleştirme ısıl işlemleri uygulanmaz. Korozyonu önlemek için gerekli olan kromun ferrit yapıcı etkisini, östenit yapıcı alaşım elementi kullanarak ortadan kaldırmak mümkündür. Ancak bu amaçlai kuvvetli östenit yapıcı olamasına karşın karbür meydana getirerek korozyon davranışını zayıflatan karbonun oranını yükseltmek yerine aynı zamanda oksitleyici redükleyici asitlere de dayanıklı olan nikelden yararlanılır.

Kükürtsüz korozif ortamlarda östenitik çelikler ferritiklerden genellikle daha iyi sonuç verirler. Molibden katılmasıyla organik ve çeşitli mineral asitlere, tuzlara karşı daha fazla direnç kazanırlar. Bu çeliklerin dezavantajlarından biri sıcak çatlama eğilimi göstermeleridir. Ayrıca bu çeliklerdeki en büyük sorun krom-karbür çökelmesidir. Bu karbürler taneler arası korozyona ve tane ayrılmasına neden olurlar. Bu olayda krom miktarının korozyona dayanıklılık sınırının altına düşmesi büyük rol oynar. Östenitik çelikler kaynağa çok elverişlidirler. Gemi inşaa sektöründe bu özelliklerinden dolayı oldukça yoğun kullanım alanları vardır. Bu çeliklerde sünekliğin yanında tokluk değeride oldıkça yüksek bir değerdedir. Kaynak esnasında ısıdan etkilenen bölgelerde herhangi bir sertleşme görülmez. Sadece kaynak dikişi yanında kritik sıcaklığa ısınan ve yavaş soğuyan dar bir şerit boyunca karbürler ayrışabilir. Bu nedenle kaynak edilecek çelikler gerektiğinde stabilize türden seçilmelidir. Ayrıca östenitik çeliklerin isi iletim katsayısı küçük , ısıl genleşme katsayısı büyük olduğundan çarpılma tehlikesine karşı kaynak sırasındaki ısı girdisinin düşük tutulması yararlıdır. Taneler arası korozyonu önlemek için çeliğe stablizatör (karbona ilgisikromdan daha fazla olan elementler) maddeler katılabilir.

Bazı fabrikalar dahada büyük ölçülerde saç levhalar üretebilmektedirler. Saç levhaların ölçüleri şu şekilde gösterilir.

ÖrneÄŸin: 500×1500x7 ( 5000 sayısı levhanın uzunluÄŸunu , 1500 sayısı levhanın geniÅŸligini , 7 sayısıda levhanın kalınlığını mm cinsinden gösterir)

2.1.1. Çelik yapımı

Gemilerde kullanılan çelikler başlıca şu üç yöntemden biri ile yapılmaktadır. Gemi çeliklerinde yüksek mukavemet ve korozyona karşı dayanım aranan en büyük özelliklerdendir.

a) Siemens-Martin

b) Thomas yöntemi

c) Bazik oksijen veya oksijen üfleme yöntemi

d) Elektrik ark yöntemi.

2.1.1.1. Siemens-Martin

Siemen-Martin yöntemi gemilerde kullanılan çeliklerin yapımında senelerce kullanılmıştır..

Oksitleme ve gerekebilecek olan eritme siemens-martin ocağının tekne şeklindeki haznesinde gerçekleştirilir. Rejeneratif yakma sistemiyle çok yüksek sıcaklıklara ulaşılabilir. Bu sistemde baca gazları ısısından faydalanılarak ön ısıtılan hava ve yanıcı gaz ayrı kanallardan üflenerek ocak şarjı üzerinde alev oluştururlar. Oksitleme süresi diğer yöntemlerden oldukça uzundur. En önemli olay karbonun , CO gazına dönüşme-

sidir. Yükselen gaz kabarcıkları yani kaynama olayı sayesinde banyo iyice karışır. Tüm eriyik içinde oksitleme reaksyonu homojen bier hal alır.

Hammadde olarak katı veya sıvı pik demir ile hurda kullanılır. Pik demir içindeki karbon hurdada bulunan demir oksitleri (pas,tufal) indirger. Isı dıştan verildiği için karışımdaki hurda miktarı yüksek tutulabilir. Çeliğin kaliteside eritilen hurda miktarına doğrudan bağlıdır. Bu nedenle yüksek kaliteli çelik imalatında haddehane artıkları veya yüksek kaliteli diğer hurdalardan yararlanılabilir.

Üstten ısıtılan ve sıcak olan cürufun reaksiyon kabiliyeti çok yüksektir. Bu yüzden bazik karakterli ocaklarda çok düşük fosfor (%0,02), kükürt (%0,03) ve azot oranları elde edilebilir. Hurdadaki alaşım elementleri sıvı metalde kolaylıkla çözülebilir. Uzun oksitleme süresi bileşimin cok hassas saglanmasına olanak tanır. Dış kaynaklı ısıtmadan dolayı eriyiğin donması söz konusu degildir. Alaşım elementleri oksitlenmeden sonrada katılabilir.

2.1.1.2. Thomas yöntemi

Siemens-Martin yöntemine göre daha yeni olan bu yöntemde reaksiyon hızının artırılmasında oksijen kullanılır.

Oksitleme bazik astarlı konvertörlerde yapılır. Bu yuzden fosforca zengin olan pik demirden çelik üretilmesi mümkün olur. Gereken hava konverterin çok sayıda kanal içeren tabanından sıvı pik üzerine üflenir. Bu yöntemde sadece silisyum ve mangan degil karbonda fosfordan önce yandığından istenen karbon miktarı oksıtlenmeden sonra ferromangan veya spiegel katılarak sağlanabilir.

Thomas çeliğinde gosfor ve azot miktarları oldukça yüksektir. Fosfor ve azot gevrekleşmeye neden oldukları için thomas çeliğinin üretimi almanyada büyük ölçüde durdurulmuştur. Thomas çeliğinini kullanıldığı sistemlere uygulanacak değişiklik veya tamir işlemlerinde çok dikkatli davranılmalıdır. Thomas çeliğinde mekanik özelliklerle bağlantılı olarak kaynak kabiliyetide oldukça kötüdür.

2.1.1.3. Oksijen üfleme yöntemi

Avusturya’da ilk kez 1949’da endüstriyel ölçekte uygulanmıştır. Elde edilen çelikteki azot miktarının çok az olmasını saÄŸlayan saf oksijen su ile soÄŸutulan bir borudan pik üzerine üflenir. Oksijenin metale ilk rastladığı yerdeki büyük sıcaklık etkisiyle astarın tahrip olmaması için üfleme Thomas konverterindek, gibi tabandan yapılmaz. Hava yerine oksijen kullanımından gelen sıcaklık artışı thomas yöntemindeki yanma sırasınıda deÄŸiÅŸtirir. Fosfor karbondan önce yanar ,böylece fosfor miktarı cok azalır. Banyoya % 25 ‘e kadar hurda katılabilir. Bir diÄŸer ekonomik üstünlükte pik türünün seçimindeki serbestliktir.

Oksijen üfleme yöntemiyle kaliteli,düşük katışkılı,kaynağa elverişli çelikler ekonomik olarak üretililir. Bu yöntem günümüzde siemens-martin yönteminin yerini almaktadır.

2.1.1.4. Elektrikli yöntemler

bu yöntemde gereken enerji ark veya indüksiyon ile sağlanır. Yüksek alaşımlı çeliklerin üretilmesi için;

·Ocaktaki oksijen aktivitesi mümkün olduğu kadar düşük tutulmalıdır. Aksi halde alaşım elementide yanar.

·Yüksek ocak sıcaklıklarına erişilebilmelidir. Böylece alaşım elemntleri banyoya daha kolay girer.

Bu koşullar ancak elektrikli eritme yöntemiyle sağlanabilir. Yakıttan dolayı katışkıların artması sorunu yoktur. Gereken oksitleme işlemi demir cevheri veya oksijenle yapılır. Yüksek dayanımlı ve yüksek alasşımlı çeliklerde özellikle yeterlitoklukbakımından çözünmüş gaz miktarı çok az olmalıdır. Bu amaçla hidrojen ve azotun giderilmesi oksijene göre çok daha zordur.

Eriyen elektrotlu ark yönteminde;sürekli biçimde metal banyosuna doğru hareket ettirilen çelik elektrot oluşturduğu elektrik arkıyla vakum altında eritilir. Gaz veya sıvı haldeki reaksiyon ürünleri bu ortamda çeliği daha kolay terkeder. Kükürt ve fosfor ise kimyasal olarak giderilir. Bu yöntemle elde edilen çeliklerin dinamik zorlamalara karşı dayanımları ve çentik vurma toklukları oldukça iyidir.

2.1.1.5. Oksijeni alma iÅŸlemleri

Çelik yapımında metalurjik durumları göz önüne alan birinci derecede reaksiyon karbon ve oksijen karışımının bier gaz ortamı oluşturmasıdır.Çelik yapımında kullanılan yöntem ve oksijeni alma işlemi elde edilen çeliğin türünü oluşturur. Oksit giderme işleminde oksijene karşı kimyasal ilgileri demirden daha fazla olan aşağıdaki elementlerden yararlanılır.

Mn-V-C-Si-Ti-B-Zr-Al

2.1.2. Kaynar çelikler (U)

Bu tür çeliklerin oksijeni az miktarda alınmış olup genel olarak 12,5 mm kalılığa kadar olan levhaların yapımında kullanılırlar. Bu nedenle bu çeliğin kullanım alanı daha az önemli elemanların imalatıyla sınırlı tutulmuştur. Gözeneksiz , karbon ve katışkıları çok az olan demir tabakası kaynar çelikler için karekteristiktir. .

2.1.3. Durgun çelikler (R)

Tamamen oksijeni alınmıştır olup en önemli tekne bünyesel elemanları için önerilmektedir. Eş dagılmış yani homojen olan iç yapısı bu tür çelikleri bilhassa kalın levhalar için çok uygun kılar. Oksit giderme işlemi silisyum ve alüminyumun yardımıyla gerçekleştirilir. Durgun çelik imali için silisyum katkısının %0,10 dan daha fazla olması gerekir. Durgun çelik katılaşmaya başladığında elde edilen ingotun üst bölümlerinde belirli büzülme oyukları veya boru şeklindek, gaz boşlukları meydana gelir. İngotun bu kısmı (lunker) kesilerek atılır. Kafa lunkeri blok haddesinde kesilir. Dolayısıyla durgunlaştırılmış çelikte üretim verimi durgunlaştırılmamış celiklerden biraz daha düşüktür. Makrosegragasyonlar kaynar çeliğe göre yok denecek kadar azdır.

Kaynar çelik ingotlarındaki gibi demir tabakası bulunmadığından durgun çeliklerde haddelenen yarı mamüllerin yüzey kalitesi iyi değildir. Derin çekme saçları bu nedenle çoğunlukla kaynar veya şekil değiştirme kabiliyetine büyük önem veriliyorsa düşük karbonlı özel durgun çeliklerden imal edilirler.

Aşağıdaki hallerde çelik durgun dökülmek zorundandır.

·Dökme çelikler ; gemi inşaatında en çok kullanılan materyaldir. Dökülen parçalara daha sonra haddeleme veya dövme gibi şekil verme işlemleri uygulanamayacağı için gözeneksiz yapıda olmaları istenir.

·Sert çelikler ; %0,25 den fazla karbon içeren çeliklerde oksijen miktarı düşük olduğundan katılaşma sırasında ortaya çıkan CO gazı ingotu terkedemeyecek kadar azdır. Kalite açısından sakınca yaratan bu durumu önlemek için çelik durgunlaştırılır.

2.1.4. Yarı durgun çelikler

Durgun çeliğe oranla daha az oksijeni alınmıştır. Daha az oksijeni alınmış olmasına karşın kaynar çeliğe oranla daha çok kullanılır. Yapımı durgun çelikten daha ucuz ve içinde boru şeklindeki gaz boşlukları daha az bulunduğu için kaynak edilen çeliklerde daha çok kullanılır. Yani kaynak kabiliyetleri yeterli düzeydedir. Bu yüzden levha ve profil olarak gemilerde kullanılan çeliklerin büyük çoğunluğu yarı durgun çelikten yapılır.

.2.1.5. Özel durgun çelikler (RR)

Sıvı çeliÄŸe mangan ve silisyuma ek olarak alüminyum katılıp kalan oksijen aliminyum oksit ‘e azot ise AlN ‘e dönüştürülür. Böylece oksijenin yanında ÅŸekil deÄŸiÅŸtirme yaÅŸlanmasına neden olan azotun gevrekleÅŸtirici etkiside ortadan kaldırılmış olur. AlN parçacıkların katılaÅŸmada çekirdek rolünü oynaması ve iç yapının ince taneli olmasını saÄŸlar. Sonuç olarak dayanım tokluk deÄŸerleri önemli ölçüde ve olumlu yönde deÄŸiÅŸir. Akma sınırı ve çentik vurma tokluÄŸu artar, geçiÅŸ sıcaklığı düşer.

2.1.6. Isıl işlem

Gemi yapımında kullanılan çeliğin büyük bır bölümü haddelenmiş olarak piyasaya sunulur. Bununla beraber geminin kritik bölgeleri için çentik mukavemeti yüksek olan malzeme veya yüksek mukavemetli çelikler istendiğinde normalizasyon ısıl işlemi istenir. İç yapının inceltilmesi çelik ölçülü oranlarda alüminyum veya diğer yapı inceltici elemanların katkısıyla elde edilir. Tamamen öldürülmüs, ince taneli normalize edilmiş karbon çeliği kontrollü bır kimyasal birleşme uygun olarak istenirse çentik darbe dayanımı yüksek olan çelikler elde edilebilir. Su verme ve temperleme işlemleri ile daha sert ve yüksek mukavemetli çelikler elde edilebilir. Fakat bu işlemler düşük alaşımlı veya alaşımsız çelikler için kullanılır.

2.1.7. Levhalar

Levhalar üç tür işlemle elde edilmekte olup bunlar ;kenar kesmeli levhalar, düz haddelenen levhalar, veya devamlı şerit hadde levhalarıdır.

Kenar kesmeli levhalar her iki yönde haddeleme özelliği taşımaktadır. Her iki yönde haddeleme işlemine cross rolling adı verilir. Bitirme işlemleri arasında soğutma, düzeltme, serme, damgalama, kesme ve kontrol bulunmaktadır. Bu türde yapılan çeliklerin genellikle boyuna ve enine doğrultularda çok iyi çentik mukavemetleri vardır.

Düz haddelenen levhaların, her iki yönde haddeleme işleminden geçirilmedikle-ri için enine doğrultuda düşük uzama özelliği vardır. Bu tür çelik üreten fabrikalarda biri yatay diğeri düşey doğrultuda iki adet hadde vardır. Düşey hadde silindiri yan kesme olmadan levhanın enine boyutunu elde eder.

Devamlı şerit haddeleme işlemi daha çok ince ve geniş levhaların yapımında kullanılır. Ara sıra kütükler devamlı şerit haddelemeye girmeden önce belirli bır derecede her iki yönde haddeleme işleminden geçerler. Bu durumda levhaların her iiki doğrultudaki nitelikleri kenar kesmeli ve devamlı şerit hadde işlemleri ile yapılan çeliklerinkinin arasındadır.

2.1.8. Yüksek mukavemetli çelikler

istenilen mekanik özellikler ve kaynağa elverişlilik bakımından yüksek mukavemetli çeliklerin seçimi büyük bır özenle yapılmalıdır. Yüksek mukavemetli çelik saçların gemilerde kullanılması iki gruba ayrılabilir.

a)Akma sınırı 345 MPA =50.000 psi= 3502 kg/mm² olan yüksek mukavemetli karbon çelikleri.

b)Akma sınırı 690 MPA =100.000 psi =70,4 kg/mm²’ye kadar çıkan düşük alaşımlı sulama yoluyla hızlı soÄŸutulmuÅŸ ve temperlenmiÅŸ çelikler.

Yüksek mukavemetli çelikler genelde şu durumlarda kullanılırlar.

·Geminin çelik tekne ağırlığını azaltmak

·Yüksek gerilmelerin oluÅŸtuÄŸu bölgelerde çok kalın levhaların kullanılmasını önlemek için. Düşük alaşımlı nikel çelikleri alçak, bilhassa –57 derecenin altında sıcaklık isteyen yerlerde üstün çentik mukavemetli oldukları için yüksek gerilmelerin olduÄŸu yerlerde kullanılırlar.

2.1.9. Çeliğin çentik sertliği özellikleri ve levha kalınlığının çentik dayanımına etkisi

Malzemenin çentik sertliği veya çarpmalara dayanıklılığı, yük altındaki plastik şekil değiştirmesinde yuttuğu enerji olarak tanımlanır. Malzemenin bu özelliği metalürjik veya mekanik çatlamalar yada çentiklerin oluşması esnasında ansızın çatlamaya karşın dayanıklılığını artırır. Çatlamadan önce çok az veya hiç enerji plastik olarak yutulmamışsa ve kopma yarık tipinde ise malzeme gevrek olarak tanımlanır. Çeliğin bu özelliği büyük ölçüde sıcaklığa bağlı olduğundan dönüşüm sıcaklığı çentik sertliği için bır kriter olmuştur. Gerçekte dönüşüm dar bir sıcaklık bölgesinde oluşur.

Çentik sertliğinin veya dayanımının ölçülmesi için çentik darbe parçaya çentik darbe deneyi uygulanır.

Metalurjik bakımdan aynı gruptan veya dökümden bir çelik için daha kalın levhalar ince levhalara göre çentik etkisine daha fazla duyarlıdırlar. Bu durum daha fazla çelik fabrikasında haddeleme sırasındaki bitirme sıcaklıklıklarındaki değişikliklere bağlıdır. Levha kalınlığını 12.5 mm den 38 mm ye artırmak bazı durumlarda çarpma dönüşüm sıcaklığını 10 ila 20 derece arasında yükseltir.

Belirli yerlerde,daha kalın levhalar için daha büyük çentik sertliği olan çelik kullanma yoluyla bu kalınlık etkisi ortadan kaldırılabilir. Herşeye rağmen kalın levhaların kullanılmasında yerleri neresi olursa olsun çok dikkatli davranmak gerekir.

Åžekil.1. ABS’in D türü çeliÄŸi için tipik V-çentiÄŸi dönüşüm sıcaklığı egrisi.

2.1.10. Haddelenmiş levhaların yönsel özellikleri,soğuk şekillendirmenin malzemeye etkisi ve yorulma

Levhalar haddelenirken iç yapı haddeleme yönünde uzar. Sonuç olarak boyuna alınan deney parçalarının çentik vurma değerleri enine alınan deney parçalarınınkinden daha yüksek olarak bulunur. Bu nedenden dolayı gemilerin kaplama saçlarının sarılmasında levhaların baş ve kıç yönlerinde boyuna olarak bulunmasına dikkat edilmelidir. Böylece haddelemenin boyuna olduğu yönde gelecek olan gerilmelere uygun hareket edilmiş olur.

Kalınlık boyunca yani levha yüzeyine dik yönde levhaların çentik sertliği daha azdır. Buna ek olarak kalınlık yönünde levhanın kopma mukavemeti ve esnekliği azalmaktadır. Bu nedenden levhaların kalınlığı yönünde yüksek yüksek kopma gerilmelerinin taşınmasını istemeyen dizaynlar kullanılmalıdır.

Soğuk şekil verme ; malzemede değişik hasarlar oluşturur. Birinci olarak flençleme veya fazla şekil verme sonucu malzeme yüzeyinde çatlaklar v.b kusurlar oluşar. İkinci olarak aşırı derecede soğuk şekil verilmiş parçalarda çentik dayanımında ve sertlikte düşme gözlemlenir. Bazı çeliklerde gerilmelerin sürekliliği sonucunda ters bier etki oluşabilirki bunuda orta dereceli bır ısıtma hızlandırır.

SoÄŸuk ÅŸekillendirmede çentik sertliÄŸindeki azalma çelik yaklaşık olarak %3 ‘den fazla gerildiÄŸi zaman ortaya çıkar. Karine döküm saçların veya ÅŸiyer-stringer döküm saçların haddelenmesi sorun yaratmaz. Bununla beraber kalın saçların ufak yarı çaplara haddelenmeleri çentik sertliÄŸini etkiler.

Tekne çeliğinin zorlanma yaşlanması genellikle az görülen bır olay olmakla birlikte buna karşın gerekli önlemler ; Bessemer çeliği zorlanma sonucu yaşlanmada esnekliğinden çok kaybettiği için bu tür çeliğin soğuk şekil verilmesi gerekli herhangi bır yapısal eleman için kullanılmaması şeklinde algılanmalıdır.

Bilhassa kalın levhalarda makasta kesilmiş kenarların düzeltilmesi buralardan herhangi bier çatlamanın başlaması olasılığını ortadan kaldırır.

Geminin yapısında yorulmanın önemli bir unsur olduğuna dair pek az kanıt vardır. Yüksek mukavemetli çeliklerin yorulma özelliklerinin normal mukavemetli çeliklerinkinden daha fazla olmadığı bilinmektedir. Bu sebepten dolayı akma mukavemetinin artışından dolayı yorulma mukavemetinde belirgin bier artış olmaz. Yüksek mukavemetli çelikleri kullanan bazı dizaynlar akma noktaları karşılaştırılınca bazen pek ileri sayılmaya bilir. Bundan dolayı,yüksek mukavemetli çelikler kullanıldığında bazı kritik ayrıntıların dizaynına gerekli önem verilmelidir.

3. ÇELİK SPESİFİKASYONLARI

3.1. Normal ve yüksek mukavemetli çelikler

American bureau of shipping (ABS) VE American society for testing and materials (ASTM) tekne çelikleri için benzer kurallar çıkarmışlardır. Tablo1 ve Tablo 2 ‘de teknelerin yapımında kullanılacak normal mukavemetli ve yüksek mukavemetli çelikler için ABS ‘ in kurallar kitabındaki istekleri gösterilmiÅŸtir. Ülkemizde bu standartlar Türk loydu tarafından belirlenmektedirler. Aynı zamanda ASTM spesifikasyonunun A-131 bölümüde bu çelikleri kapsar.

Aksi istenmedikçe profiller ve lamalar A türü veya AH türü isteklerine uyan çeliklerden yapılmalıdır.

Yüksek gerilim ve alçak sıcaklıktaki servis gibi özel uygulamada kullanılan çeliğin ticari türleri şunlardır ;

ASTM A 537 sınıf 1, A 537 sınıf 2, A 514, A 518 ve A 517 .

3.2. Levha kalınlık sınırlamaları.

Tekne yapısındaki yerine göre çeliÄŸin deÄŸiÅŸik türlerinin kalınlık sınırlamaları Tablo 3’ de verilmiÅŸtir.

3.3. Amerikan donanması

Amerikan donanmasının yumuşak çelik, yüksek kopma ve düşük alaşımlı yüksek mukavemet çelikleri için spesifikasyonları vardır.

MIL-S-22698 spesifikasyonu gemilerde kullanılan yapısal karbon çeliklerini içine almakta olup ABS’in normal mukavemetteki tekne çeliklerine ait spesifikasyonu ile tam bır uyuÅŸma halindedir. Kalın levhalar için, her iki spesifikasyonda çentik sertliÄŸini elde edebilmel amacıyla normalizasyon ister. Yüksek kopma mukavemetli çelik için amerikan donanması spesifikasyonu MIL-S-16113,HT türüdür. Bu bır karbon manganez çeliÄŸi olup akma sınırı kalınlığa baÄŸlı olarak en az 290-245 MPA arasında deÄŸiÅŸmektedir.

Akma sınırları 345-690 arasında olan sulama yoluyla hızlı sogutulmus ve temperlenmiş çelikler amerikan deniz kuvvetleri malzeme satın alma spesifikasyonlarıyla belirlenmiştir.

Yeni araştırmalar sonucunda yüksek sertlik isteyen kaynaklı konstrüksiyonlar için akma sınırı 860-1035 MPA arasında çeliklerin yapımına başlanmıştır.

Amerikan donanması MIL-S-24113 (gemiler) spesifikasyonu sulama yoluyla hızlı soğutulmuş vede temperlenmiş karbon- manganez çeliklerini kapsar.

.

Tablo.3. Normal mukavemetli tekne çelikleri için ABS istekleri

Tablo.4. Yüksek mukavemetli AH32, DH32 ve EH32 türü çelikler için ABS istekleri

Tablo.5. ABS çelik türleri için kalınlık sınırları

Not : 1) 51 mm’ den kalın olan saçlar özel olarak onaylanmış spesifikasyonlara göre yapılmalıdır. 2)Sintine dönümü, ÅŸiyer sacı, mukavemet güvertesi, ambar agzı kenar saçı, stringer levhası gibi yerlerde kurallarca özel malzemelerin kullanılması gerekli haller olabilir. 3) Gemi yarı boyunda tekne alt saçı (karine), ÅŸiyer sacı ve mukavemet güvertesi sacı dışında 51 mm kalınlığa kadar kabul edilebilir. 4) Kurallara uygun bır dabıl batım uygulanmışsa sintine dönüm saçı için en fazla 19 mm kabul edılebilir. Akma sınırı345-485 arasında olup çentik istekleride belirlenmiÅŸtir. Bu spesifikasyonda aynı zamanda ASTM A537 ‘ye benzer normalize edilmiÅŸ çelik türünü kapsar.Düşük alaşımlı sulama yoluyla hızlı soÄŸutulmuÅŸ ve meneviÅŸlenmiÅŸ HY80 ve HY100 çelikleri MIL-S-16216 da verilmiÅŸtir. ABS ve amerikan kıyı koruma örgütü (U.S.Coast guard) sıvılaÅŸtırılmış petrol gazı (LPG) ve sıvılaÅŸtırılmış doÄŸal gaz (LNG) gibi sıvı gazların düşük sıcaklıklarda taşınmaları için kurallar çıkarmıştır. Genel olarak birinci derecede yük tanklarında kullanılacak olan çelik saçlar için 4 türlü servis sıcaklığı aralığı vardır. 1)0 ºC üzerindeki servis sıcaklıkları için ABS’in B ve D türü normal mukavemetli saçlar haddlendiÄŸi gibi kullanılabilir.

2)0 ºC ve -18 ºC arasındaki servis sıcaklıkları için ABS’ in E ve CS türü çelik saçlar kullanılabilir.

3)-18 ºC ve -57 ºC arasındaki servis sıcaklıkları için kullanılacak çelik 5,5 ºC çentik darbe deneyi isteklerine çalışma sıcaklığının altındaki derecelerde uygun olmalıdır.

4)-57 ºC ve -196 ºC arasındaki sıcaklıklar için östenitik paslanmaz çelikler, nikel alaşımlı çelikler veya alüminyum alaşımlı çeliklerin kullanılması istenir. Çalışma sıcaklıklarına baÄŸlı olarak nikel alasımlı çeliklerde nikel oranı % 2,25-9,0 arasında deÄŸiÅŸebilir. ASTM ‘in nikel yüzdesi 2,25 olan A203 türleri –62 ºC ‘a kadar kullanılabilir. Nikel yüzdesi 9,0 olan A353 ve A553 türleri -196 ºC’ ye kadar kullanılabilir. Ana malzemenin kaynak metalinin ve ısı geçiÅŸ bölgesinin çentik özellikleri belirlenen isteklere uygun olmalıdır.

-18 ºC den düşük servis sıcaklıklarında her kaynak yönteminde kaynak metali, ergime hattı, ısı geciş bölgesi için darbe çentik deneylerinin yapılması istenir. Tekne yapısından ayrı olarak yapılan ikinci derecedeki tanklarda bu tankların yakınlarındaki bölgelerde ve tekne yapısında olan birinci derecedeki tanklarda daha düşük servis sıcaklıkları olduğu için kullanılan tekne çeliğinin normal tekne çeliğine göre daha üstün çentik sertliği olan türdeki çeliğin kullanılması istenir.

4. GEMİ İNŞAASINDA MALZEMELERİN SEÇİLMESİ VE UYGULANAN ISIL İŞLEMLER

4.1. Malzemelerin seçimi

Dizayner, normal servis koşullarında çatlamaya dayanacak malzemeleri seçmelidir. Örneğin : Değişik devamsızlıkların olduğu ve yüksek gerilimlere maruz kalan yerlerde daha büyük çentik sertlikliğine sahip çelikleri kullanmalıdır. Aynı şekildenormalden daha düşük sıcaklıklara maruz kalan yerlerde çalışacak malzemelerinde çentik sertlikleri oldukça yüksek olmalıdır.

Her nekadar malzemelerin seçilmesi büyük ölçüde klaslama kuruluşlarının (ülkemizde TURK LOYDU klaslama kuralları geçerlidir) kurallarınca sınırlandırılmış olsada yapısal iş için kullanılacak çeliğin çok değişik türlerinin bulunabileceği düsünülmelidir. Bazı türler kontrollü sıcaklık haddelemesi, yapı inceltmesi veya normalizasyon gibi yöntemlerin kullanılması sonucu daha da belirginleştirir.

Gün geçtikçe artan bir oranda ticaret gemilerinin dış kaplamasında, güvertelerinde, baş ve kıç direklerinde vede yük donanımı direklerinde yüksek mukavemetli çelikler kullanılmaktadır. Bu çeliklerin bir sürü değişik tipleri çok bir geniş alanda özellikleri değişen bir şekilde haddelendikleri gibi normalize edilmiş olarak veya sulama yolula hızlı soğutılmuş ve temperlenmiş durumlarda sunulmaktadır.

Şekil.2. Dış kaplama

Kopma mukavemeti özelliklerine ek olarak çentik sertliği, yorulma ve kaynatılabilme özellikleri çeliğin seçiminde belirli bir uygulama için önceden belirlenmelidir. Şüphesiz en son onay klaslama kuruluşlarından alınmalıdır. Bazen bu kuruluşlar kullanılması düşünülen çelik türünün kimyasal analizini, dizayn ve malzeme nin (kaynak metalinide kapsayacak şekilde) uygunluğunu gösterecek deneyleri veya her ikisinide isteyebilir.

Bazı durumlarda malzemelerin seçilmesi bilhassa özel kaynak yöntemlerinin, ve kaliteli kaynakçıların bulunabilmesine bağlıdır. Yüksek mukavemetli çeliklerinveya normal mukavemetli çeliklerin kullanılması geniş ölçüde araçların elde edilebilmesine, malzemelere ve işçiliğe bağlıdır. Herhangi br hasar olduğunda çıkabilecek onarımların yapılabilmesi için,tekne üzerinde nerelerde yüksek mukavemetli çeliklerin,sulama yoluyla hızlı soğutulmuş ve temperlenmiş çeliklerin kulllanıldığını gösteren resimlerin bulunması istenir. Bu resimlerle birlikte malzemenin yapımında kullanılan yöntemler ve önerilen onarım yöntemleri de verilmelidir.

Gemi inşaası için kullanılan çelik parçaların dayanım, tokluk özellikleri ve tane büyüklüklerini ayarlamak için şu yöntemler uygulanır.

4.2. Uygulanan ısıl işlemler

4.2.1. Normalizasyon

Normalizasyon işleminde amaç küçük ve eş eksenli tanelerde oluşan ferritik-perlitik bir iç yapıya ulaşmaktır. Normalizasyon tavlaması soğuk şekil verme , döküm, sıcak haddeleme, kaynak, yayınma tavı gibi işlemlerden sonra tane yapısını inceltmek için uygulanır. Elde edilen normal içyapı mekanik özelliklerde tokluğu artıtıcı yönde iyileşme sağlar.

Ötektoid altı çeliklerde verilen ısı parçanın şekline uygun olarak auyarlanmalıdır. İşlemde başarı sağlanması için aşırı ısıtma

aşırı tutma (belirlenen uygun sürenin aşılması ) önlenmelidir. Her iki durumdada tane irileşmesi tehlikesi vardır. İri taneli östenitten oluşan ferritik-perlitik iç yapıda iri taneli olur. Pahalı ,tufal oluşturucu ve ince etli büyük parçaların fırın içinde desteklenmesini gerektiren normalleştirme tavı, bu nedenlerle sadece konstrüksiyonun güvenliği açısından zorunlu ise yapılır.

Ancak çelik döküm parçalarda gevrek olan (WİDMANNSTAETTEN) içyapıyı yok etmek için bu işleme sıklıkla baş vurulur.ısıl işlem sonucu oluşan yapının vurma tokluğu oldukça iyidir. Büyük dövme parçaların ve hadde üürnlerinin yavaş soğumaları nedeniyle ortaya çıkan iri taneli iç yapısını inceltmek için bu yöntem sıklıkla kullanılır.

Perçinli ‘çatlak durdurucusu armuzların yerini günümüzde özel çentik sertliÄŸi olan malzemeler almıştır..

4.2.2. Sulama

4.2.2.1. Basit sulama

Su veya yağ gibi tek bir ortamda sürekli soğutma yöntemidir. Sertleşme derinliği az olan alaşımsız çeliklerde iç ve dış yüzeyler arası sıcaklık farkından dolayı çatlamalar oluşabileceğinden karmaşık parçalara uygulanmalıdır. Bu bu parçalar yağdada soğutula bilen alaşımlı çeliklerden yapılmalıdır.

4.2.2.2. Kesikli sulama

Östenitlenen parça 300 ile 400 derece arası sıcaklığa kadar suda daha sonra iç ve dış yüzeylerdeki sıcaklık farkı dengelenmeden yavaş olarak yağda soğutulur. Bu yöntem gemi imalatında kullanılan çelikler için pek tercih edilmeyen bir yöntemdir.

4.2.2.3. Martemperleme

Östenitlenen çeliğin belirli bir sıcaklıkta sabit tutulan tuz eriyiğiyle banyo edilmesidir. İç ve dış sıcaklık dengesi sağlanana kadar çelik bu banyoda tutulur.

Daha sonra beynit dönüşümü başlamadan buradan alınır ve yağda su verilerek işlem tamamlanır. Bu yöntem geneşlde alaşımlı çeliklee uygulanır. Ancak ince kesitli alaşımsız çelikler içinde uygulanabilen bir yöntemdir.

5. PASLANMA VE KOROZYONDAN KORUMA.

Malzeme yüzeleri dış etkenler nedeniyle oldukça zarar görürler. Havanın oksijeni malzemeyi teşkil eden elemanlarla reaksiyona girerek pas oluşturur. Bir diğer etkide malzemenin elektrolitik etkilerle aşınıp incelmesidir.

Gemileri teşkil eden çelik malzemeler bilhassa deniz suyunun etkisiyle okside olur. Dış yüzeyler sürekli paslanır. Du içinde kalan bölümlerde bilhassa galvanik tesirlerle aşınırlar. Bu galvanik tesirler iki ayrı cins madenin ( çelik ve bakır bronzu). Deniz suyu içinde birlikte bulunmasıyla ortaya çıkar. İki maden arasında tuzlu su içerisinde bir akım meydana gelir. Bu akım madenlerden birini tahrip eder. Mesela bronz pervaneli bir geminin pervanesi ile çelik tekne arasında meydana gelen elektrik akımı çelik aksamı tahrip eder. Bundan başka haddede çekilerek elde edilen çelik saçların üst yüzeyinde hadde kabuğu adı verilen bir oksit tabakası bulunur. Bu hadde kabuğuda deniz suyu içinde farklı bir maden gibi tesir ederek çelik aksamı tahrip eder.

Gemi çeliklerinin yukarıdaki etkilerden korunması gerekir. Bunun içim ilk yapılacak iş çelik malzemenin hadde kabuğunun temizlenmesidir. İnşaattan evvel malzeme paslanmaya terk edilerek paslanan hadde kabuğu tel fırça ile temizlenebilir. Bu işin daha çabuk yapılması istenirse kum püskürtme raspası yapmalı veya asitlerle hadde kabuğunu ortadan kaldırmalıdır. 8 mm den kalın saç levhalarda bu işlem alev temizleme cihazlarıyla gerçekleştirilebilir.

Bu şekilde kir ve pas tabakalarının temizlenmesinin ardından muhtelif koruyucu boyalar sürülerek gemi teknesini teşkil eden çelik malzemeler korunur. Teknenin su altında kalan kısmının boyanması, paslanma ve aşınmaya karşı olduğu gibi denizde yaşayan canlıların (midye istiridye) yapışarak geminin süratini kesmelerinide önler. Su üstü boyalarda koruyucudur.

Çeliklere astar olarak paslanmayı önleyici boya sürülür. Bu boya genellikle çinkokromattan yapılmıştır. Ancak su altındaki kısımlara klor kauçuklu sülyen sürülür.

Son zamanlarda gemi yapımında kullanılan alüminyumda çelik malzemeye aşındırıcı etki yapar. Bunu önlemek için araya izolasyon malzemesi konulmalıdır. Gemide kullanılan çelik aksamların büyük bir bölümü boya yerine galvanizleme yöntemiyle korunur. Galvaniz kaplama boyadan daha uzun ömürlüdür. Buna katodik korunma adı verilir.

Şekil.3. Bronz pervane ve bodoslama üzerinde katodik korunma yolları

6. ÇELİK GEMİ TEKNESİNİN BÖLÜMLERİ VE KULLANILAN ÇELİK SAÇLAR

Gemi teknesi omurga, dış kaplama, güverte, perde, posta, bodoslama, kemere, stringer, dikme gibi pek çok sayıda elemanın birleşmesinden meydana gelir. Bu elemanlar teknenin emniyetini, dayanıklılığını, su geçirmezliğini sağlar.

6.1. Omurga.

Orta ve büyük boy gemilerin yapımında levha omurga kullanılır. Levha omurga taban saçlarının orta kısmını teşkil eder. Omurga saçları taban saçlarından daha kalın ve daha dayanıklıdır.

Şekil.4. Levha omurganın konumu

6.2. Baş ve kıç bodoslama.

Gemi teknesin baş ve uç kısımlarını teşkil eder. Baş bodoslama omurganın baş taradan başlar ve güverteye kadar devam eder. Eskiden dik olarak yapılan baş bodoslama son zamanlarda meyilli olarak yapılmaktadır. Baş bodoslama lama demirden dikdörtgen kesitli olarak, veya dökme çelikten imal edilir. Ayrıca saç levhaların elektrik kaynağı ile birleştirilmeleri sonucuda oluşturulabilirler.

Aşağıda saç levhaların elektrik kaynagıyla birleştirilmesiyle meydana gelen baş bodoslamanın resmi görülmektedir.

Şekil.5. Kızakta bir geminin saçlardan kaynakla yapılmış baş bodoslaması.

Kıç bodoslama ise gemi teknesinin kıç taraf ucunu meydana getirir. Yan duvar ve taban kaplamaları kıç bodoslamada birleşirler. Kıç bodoslamada dökme çelikten vede kıvrılmış saçların elektrik kaynagıyla birleştirilmesinden meydana gelir.

6.3. Gemilerde taban kısmı

Kızakta veya havuzda bulunan veya bir kazada oturan gemide dış kaplamanın taban kısmı en çok zorlamaya maruz kalır. Suda yüzen bir gemide, en büyük su basıncını taban kısmı karşılar. Bu sebepten dolayı gemilerin taban kısımlarının kuvvetli malzemeden yapılması gerekir. Bu bölgelerin imalatında yüksek mukavemetli darbe dayanımı iyi olan çelik malzemeler kullanılır. Saçlardan yapılmış döşekler gemi tabanını takviye ederler. Umumiyetle döşekler enine olarak, gemi boyunca muntazam aralıklarla sıralanan saç malzemelerden yapılırlar. Küçük gemilerde taban tek kat saç (singlbotum) olarak yapılır. Orta büyüklükte ve büyük gemilerde taban çift kat yapılır (dabılbotum).

Şekil. 6. Dabılbotum atölyede yapılırken

Şekil.7. Dabılbatum kızakta Şekil .7 de kızakta bir dabılbotum parçası görülüyor. Geminin taban kısmını oluşturan dabılbotumun üzerinde yan duvarlar ve çelik perdeler konularak inşaata devam edilecektir. Dabılbotum döşeklerinin hepsi saçlardan yapılabileceği gibi kısmen köşebent ve bayraklardan da yapılan açık döşek şeklinde de olabilir.

6.4. Postalar

Postalar geminin kaburgalarını teÅŸkil eder. Tekneye ÅŸekil verir ve su basıncına karşı dış kaplama saçlarına mukavemet saÄŸlar. Postaların ÅŸekilleri ve kesitleri gemi tipine ve büyüklüğüne göre deÄŸiÅŸir. Postalar eÅŸit aralıklarla gemi boyunca sıralanır. Uç kısımlarda daha sıktır. Åžekil.8 ‘de saç kaplamaları henüz konmamış inÅŸaat halindeki bir geminin postaları görünmektedir.

Şekil.8. Kaplama saçları konulmadan önce postaların görünüşü 6.5. Güverte

Bir geminin en üstte bulunan devamlı güvertesi mukavemet güvertesi veya ana bağ güvertesidir. Bu güverte dış kaplama ile, sağlam bir tarzda, stringer köşebenti vasıtasıyla, perçinle veya köşebentsiz olarak kaynakla birleştirilir. Günümüzde çoğunlukla kaynaklı birleştirme kullanılmaktadır. Dış kaplamaya bağlanan kenar saçına stringer saçı denir. Stringer saçı diğer güverte kaplama saçlarından daha kalın yapılır.

Şekil.9. Güverte saçları.

Stringer saçını dış kaplamaya stringer köşebentiyle bağlanır. Güverte kaplamaları ambar ağızları kadar ince yapılır. Ambar ağzı köşelerine cift kat saç koyulur veya köşelere kalın saç parçalar alıştırılarak kaynak edilir.

Küçük gemilerin güvertelerinin tamamen saç kaplanması lüzumsuzdur. Bu gemielrin ambar ağızı kenarlarına dar levhalar ve çapraz saç şeritler bağlandıktan sonra güverte tamamen ağaç kaplanır.

Şekil.10. Alt güverte

6.6. Dış kaplama

Dış kaplama gemi teknesinin su geçmez ve basınçlara dayanıklı kabuğunu teşkil eder. Dış kaplama 2,5 metreye kadar genişlikte ve 10-12 metreye kadar uzunlukta kalın dayanımı yüksek olan saç malzemelerden yapılır.

Şekil.11. Bir yük gemisinin orta kesiti.

Åžekildeki orta kesit resminde omurga levhasından itibaren A, B, C, D … harfleri ile iÅŸaretlenen dış kaplama saç sıraları görünmektedir. Bunlar sırasıyla omurga levhası, taban saçları, sintine dönümü sırası, yan duvar saçı ve ÅŸiyer saçı olarak adlandırılır.

Şekil.12. Omurga, taban ve sintine dönüm saçları Şekik.12 de kızakta yapılmakta olan bir geminin omurga levhaları, taban saçları ve kısmen yerine konulmuş fazla eğimli sintine dönümü saçları görülmektedir.

İki sıralı saçın birbirlerine bağlantılarına armuz, aynı sırada uc uca eklenen iki levhanın ekine sokra denir. Sokralar kaynakla birleştirilirler ancak armuzların birleştirilmesinde perçinde kullanılabiilir. Dış kaplama saçları düz bir satıh teşkil ederler. Sintine dönüm saçı yuvarlak eğimli olmakla birlikte bazen köşeli olarakta yapılabilir.

6.7. Perde ve tanklar

gemi teknesini bölümlere ayıran enine ve boyuna duvarlara perde adı verilir. Bu perdeler gemi teknesine mukavemet verirler ve batma tehlikesine karşı emniyet sağlarlar. Bütün çelik gemilerde baş bodoslamanın arkasından gemi boyunun 1/20 mesafesinde su geçmez bir müsademe perdesi bulunur. Makine ve kazan daireleri ambarlarda su geçmez perdelerle ayrılırlar. Yolcu gemilerindede batma tehlikesine karşı kanun ve tüzüklere uygun olarak perdeler yapılır. Perdeler umumiyetle yatay olarak sıralanmış yüksek mukavemetteki çelik saçların birbirlerine eklenmeleri sonucunda yapılmışlardır. Bu perdelerin üzerine ise dikey olarak çelik profiller bağlanır.

Åžekil.13. Bir tankerde enine ve boyuna perdeler.

Åžekil.14. Yolcu gemisinde perdeler. Åžekil.15. Bir tankerde perdeler

Perdeler su ve toz geçmez veya yangın perdesi gibi muhtelif maksatlardan birini veya bir kaçını karşılamak üzere yapılırlar. Bunun yanında sadece tankların çalkalanmasını önlemek için yarım perdelerde yapılır.

6.9. Ambar ağızları ve şaft yolu

Ambar ağızları ambarlara yük konulup çıkartılmasına yarayan güverte açıklıklarıdır. Yükleme ve boşaltmayı kolaylaştırmak için ambar ağızları büyük yapılırlar. Ambar ağızlarının etrafına mezarna denilen geniş çerçeveler yerleştirilir.

Şaft yolu makine dairesinden kıç pike kadar devam eden bir tüneldir. Makine dairesi ortada olan gemilerde şaft yolu kıç ambarların alt tarafından geçer. Aynı zamanda her hangi bir kaza anında şaft yolundan gemiye su geçmesini önlemek amacıyla şaft yolu su geçirmez çelik saçlarla kaplanır.

Perdeler gibi şaft yolu da saç levhaların birbirine kaynakla veya perçinle birleştirilmesiyle imal edilirler.

Şekil.16. Yapılmakta olan bir gemide şaft yolu

7. SAÇ VE PROFİLLERİN İŞLENMESİ

7.1. Çelik saçların düzeltilmesi

Saç ve profil imal eden tesislerden alınan saçlar haddeden geçtikten sonra düzgün olmayan soğumalar nedeniyle çoğu kez dalgalı, kenarları kıvrık veya kısmen eğrilmiş halde bulunabilirler.

Dalgalı saç ve profillerin işlenmesi ve markalanması oldukça güçtür. Kaynak veya perçinle birleştirmeler sonucunda ilave gerilmeler oluşur. Bu nedenle kaynak çekmeleri daha da artmış olur. Bu dalgalanmayı veya çökmeyi giderme işlem,ne düzeltme adı verilir. Düzeltme soğuk olarak saç düzeltme silindirleri kullanılarak veya özel hallerde el ile örs üzerinde dövülerek yapılır.

Gemi inşaasında iki düzeltme işlemi vardır, ön düzeltme ve ön işleme sonrası düzeltme.

Ön düzeltme istif sonrasında yapılır ve saç profillerin gördüğü ilk işlemdir. Bu işlemden sonra saçlar markalama ve diğer işlemler için atölyeye sevk edilir.

Saçların saç düzeltme silindirleriyle düzeltilme işlemi şu şekildedir, dalgalı veya çökmüş formda bulunan saç levhalar iki sıralı dönel silindirler arasına konveyör yardımıyla sevk edilir. Ana silindirlerin sağladığı basınç ile saçlar yavaş yavaş düzeltilirler. Düzeltme işlemi sırasında cökmelerimn fazla olduğu bölgelerde destekleme görevini görmek ve işlemi kolaylaştırmak amacıyla destek silindirleri kullanılır. Çökmeler önemli ölçüde sıçratma etkisi gösterdiklerinden daha zor düzeltilir.

Bu nedenle ince saçların düzeltilmesinde çok sayıda silindir kullanılır. Kalın saçlar beşli veya yedili silindirlerle düzeltilirle. Düzeltme silindirlerinden önce ve sonra düzenlenen makaralı konveyörler vasıtasıyla saçların sevki ve silindire girmesi kolaylaştırılır.

Şekil.17. 5 ana silindirli saç düzeltme silindirinde saçların düzeltilme işlemi. 1-Altsilindirler,2- Üst silindirler,3- Destek silindirler, 4-yardımcı silindirler, 5-Konveyör Ancak saç düzeltildikten sonra kalıcı bir düzlük meydana geleceği için bu işlemdeki sertleşme metalin mekanik özelliklerinde de bir miktar değişiklik meydana getirir. Çok fazla çökmüş saçlar birkaç kere silindirlerden geçirilecekleri için işleme sertleşmesi oldukça büyük değerlerde olacaktır.

7.2. Alevle ve mekanik olarak saçların kesilmesi.

Alevle kesme işlemi gemi inşaasında oldukça kullanılan bir yöntemdir. Alevle kesmenin temel prensibi metal elemanın saf oksijen hüzmesiyle yakılmasına dayanır. Makinayla alevle kesme işlemi elle kesme işlemine göre daha üstündür. Makinelerle her büyüklükte saçın kesilmesi mümkündür ayrıca düz kesme işleminin yanında eğrisel yönde kesme işlemi de kolaylıkla yapılabilir. Kesme işlemi sırasında aynı zamanda kaynak ağızlarıda hazırlanabilir.

Saçların mekanik olarak kesilmesi ; saç işleme atölyesindeki çeşitli tiplerdeki makinelerle yapılır. Düz kenarlı saçlar giyotin makas veya universal makaslarla , eğrisel kenarlı saçlar eğrilik yarıçapları büyükse universal makasla küçük ise dönel bıçaklı makas ile kesilirler.

Giyotin makaslarda kesme işlemi makas boyunca bıçağın tek hareketiyle sağlanır. Bu makaslarla 20-50 mm ye kadar olan saçlar kesilebilir. Makasın alt tarafındaki bıçak makas gövdesine sabit olarak bağlanmıştır. Makas çalışmaya başlayınca üst bıçak alta doğru hareket eder. Saçlar giyotin makas bıçakları arasına konveyörler veya makaralı sehpalar aracılığıyla sevk edilir. Sevk edilen saçın uygun pozisyonda yerleştirildiği kontrol edildikten sonra makas çalıştırılabilir. Önce makine şaftına monte ediliş ekzantriklere bağlı stopller saç üzerine bastırılır sonra bıçaklar harekete geçirilir. Kabza formundaki özel aparatlar, kesme işlemi bittikten sonra bıçağı ayırır ve bıçak üst konuma yükselir. Bir çok makas tipinde tutucular (stoperler) bir elektirik motoru ile hareket ettirilirler. Bu suretle saçın uygun konumda olup olmadığını kontrolü sağlanmış olur.

·Üniversal makaslar: Üniversal makaslar giyotin makaslar gibi metal malzemelerin kesilmesi için kullanılır. Ancak üniversal makaslarla doğrusal ve eğrisel kesimler yapıla bilir. Tek taraflı, çift taraflı ve kombine üniversal makaslar kullanılmaktadır. En çok kulanılan tip kombine olan makaslardır. Bu tiplerde gövdenin bir tarafında saç kesmek için bıçaklar diğer tarafında delgi orta kısmında ise malzemenin kesilmesi için ayrı bıçaklar bulunur. Kesileçek saç kalınlığı 20-32 mm kadardır. Makas iki üç kişi tarafında çalıştırıla bilir. En büyük dezavantajı saç kesmede kesme hareketinin defalarca tekrarlanması zorunludur. Her defada saçın konumu değiştirilir, kesim hattı hassas değildir hatta saçın kesilen kısmı eğilir, daha sonra bir düzeltme işlemi gerektirir.

·Dönel bıçaklı makaslar: Disk makaslar, giyotin makaslar kadar düzgün kesim yapan, yüksek verimli makaslardır. Eğrisel ve düzgün olmayan saç kesimlerinde kullanılırlar bu bıçaklar iki döner bıçağa sahiptirler.

Dönel bıçaklar zıt yönde dönerler

ve aralarındaki açı ayarlanabilir.

Bu suretle düz ve açılı kesme

yapıla bilir. Disk makası çalıştıran

elamanın kalifiye olma zorunlulu-

ğu ve kesilen parçanın bükülmesi,

disk makasın gemi inşaatında kulla-

nılmasını oldukça sınırlamıştır.

Bazı tiplerinde alt bıçak düşeydir ve

sabittir .

Şekil.18. Dönel bıçaklı makaslar.

·İnce saç kesme makasları: 3 mm kalınlığa kadar olan ince saçlar, sabit veya seyyar titreşimli makaslar ile kesilirler. Titreşimli makaslar esas olarak malzemenin eğrisel ve düzgün olmayan kesimlerinde kullanılır. Elektrikli ve havalı seyyar makaslar özellikle gemideki çalışmalar için uygundur.

7.3. SoÄŸuk ÅŸekil verme

Saçlara silindirik ve konik sekil vermek için soğuk şekil verme presleri kullanılır. Bunlar hidrolik presler, giyotin tipindeki presler ve saç bükme silindirleridir. Çok karmaşık eğimli saçlara sıcak şekil vermek oldukça zor bir işçiliği gerektirir . Bu işlemlerin soğuk olarak yapılması ile işçilikten %60-70 tasarruf sağlanır. Ayrıca soğuk şekil vermenin bir çok üstünlüğü de vardır; masrafların azalması daha az zamanda eğme yapıla bilmesi, fırına gerek kalmaması, tamir ve bakımın kolaylaşmasın ve daha az sahaya gerek duyulması gibi.

7.3.1. Saç bükme silindirlerinde şekil verme:

Saçlara soğuk şekil verme işinde üçlü ve dörtlü saç bükme silindirle

Kimdir ?

Salı, 06 Kasım 2007

KİMDİR ?

Çizdiği haritalarla tanınmış büyük bir Türk denizcisi, amirali ve coğrafya bilginidir.

HAYATI

Piri Reis 1465’te Gelibolu’da doÄŸdu.1554’te Kahire’de öldü. Karamanlı Hacı Mehmed’in oÄŸludur.

Amcası olan Kemal Reis’in yanında denizciliÄŸe baÅŸladı. Onunla birlikte Endülüs Müslümanlarının İspanyollardan kurtarılmasına (1486); Sicilya, Korsika, Sardunya ve Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldı (1490-1491). Kemal Reis’in vefatından sonra Barbaros’un maiyetinde çalıştı. Mısır’ın fethinde donanmadaydı. Orada Nil Nehrinin ayaklarının haritasını yaptı.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında Hint Kaptan-ı Derya’lığına getirildi (1547). AmiralliÄŸe eÅŸ olan bu makam, Umman Denizi ve Kızıldeniz’deki Türk Donanmasının en büyük makamıydı. Bu görevdeyken Aden’i fethetti (1551). Maskat Kalesini aldı ve Hürmüz Kalesini kuÅŸattı. Daha sonra Portekizlilerle anlaÅŸarak haraç ve hediyeler aldı, kuÅŸatmayı terkederek Basra’ya döndü. Orada bir müddet kaldı. Portekiz donanmasının Basra’ya geleceÄŸi haberi yayılınca, körfezde dolaÅŸan gemilerin hepsini çağırma imkanı olmadığı için emrindeki 3 kadırga ile Mısır’a döndü.

İLME HİZMETİ

Piri Reis, büyük bir deniz komutanı olduÄŸu kadar büyük bir haritacı ve denizci müellifti. Açık fükürlüydü. Öğrenme arzusuyla dop doluydu. Daha korsanlık devresinden itibaren gördüklerini yazmaya baÅŸladı. CoÄŸrafya ve haritacılık hakkında el geçirdiÄŸi eserleri tetkik etti. Bu surele topladığı bilgilerle ilim tarihinde, bilhassa ülkemzde büyük yeri olan iki harita ve Kitab-ı Bahriye’yi vücuda getirdi. İlim tarihi araÅŸtırıcıları Piri Reis’İ Osmanlılarda haritacılığın öncüsü olarak gösterirler. Haritacılık onunla baÅŸlamıştır.

Yetiştiği yıllar Osmanlının altın yıllarıydı.sadece fetihlerde değil, ilimde, fende, kültürde, kısacası medeniyette doruğa çıkılmıştı. Üç kıtada at oynatan Osmanlı, denizler yoluyla da bir çok ülkeye münasebet halindeydi.İşte böyle bir dönemin büyük denizcilerinden biri olan Piri Reis, meslektaşlarına faydalı olmak maksadıyla bilgi ve tecrübelerini bir araya getirip iki haritasıyla denizcilik kitabını kaleme aldı.

Bu iki harita hakkında, bilhassa içinde bulunduÄŸumuz yüzyılda pek çok inceleme yapıldı. Yabancı araÅŸtırmacıların oy birliÄŸiyle vardıkları hüküm ÅŸuydu: “Bunlar ÅŸimdiye kadar bir Türk tarafından yapılan en mükemmel bir coÄŸrafya belgesidir.” Prof. Dr. Afet İnan ise haritaların kartografya tekniÄŸi bakımından en ileri seviyede olduÄŸunu söylüyordu. Tamamen modern teknik, ilmi metod ve zihniyet içerisinde hzırlanmıştı. Birbirinin tamamlar mahiyette olan bu haritalar zamanları içinde birinci derece kaynak niteliÄŸini korumaktaydı. Piri Reis ilim ve kültür tarihine bıraktığı hazine deÄŸerindeki eser ve haritalarıyla iftihar edebileceÄŸimiz bir deÄŸerimizdir.

Onlar bu hükmü vermede hiç de haksız deÄŸillerdi. Haritalar üzerinde deÄŸerlendirmelere geçmeden önce Piri Reis’in haritacılıktaki kriteri ve haritaların özelliklerini tanımamıda fayda var.

PİRİ REİS VE HARİTACILIK

Piri Reis denizci olduÄŸu kadar büyük bir haritacıydı da. Ona göre haritacılık bilgi ve tecrübeyi geretirmektedir. İhtisas iÅŸidir. Büyük bir titizlik ister. “Dime göre bu, deÄŸme kiÅŸi iÅŸidir, kılca farketmez bile kim iÅŸan” sözleriyle bu gerçeÄŸi ifade eden Piri Reis, ÅŸu sözleriyle de haritada yapılacak kılca bir hatanın onu kullanılmaz hale getireceÄŸini belirtmektedir:

“Kılca noksan andeÄŸer oldu ise, hiç amel olmaz o hartı bil tamam. Kılca yanılsa bunu ehli fünun, şöyle bir yanlış olur burun. Gelmez o pergele hem dahi mile, yanlış olur kim alır onu ele.”

Piri Reis daha önce yazılmış olan denizcilik kitaplarını ve haritaları gözden geçirdi. AraÅŸtırmalar yaptı. Ünlü haritalarını hazırlayabilmek için tam 34 haritadan faydalandı. Bunlar arasında Tunuslu İbrahim Efendi’den tut, ta Cristoffer Colomb2un haritalarına varıncaya kadar bir çok harita vardı. Piri Reis, haritalarını bütün dünyayı içine alacak ÅŸekilde hazırlamıştı. Ne var ki, tamamı elimize geçirilememiÅŸ, ancak iki parçası günümüze kadar gelebilmiÅŸtir.

Piri Reis haritalarının, o zamanlar kimsede bulunmadığını, tek olduÄŸnu belirtir. Denizcilerin haritaları ne derece doÄŸru ise, yaptığı yedi denizle ilgili haritasaının da en az o kadar doÄŸru olduÄŸunu söyler. O daima kaynaklara sadık kalmış, Türk denizcilerinin tecrübelerinden olduÄŸu kadar, yabancı kaynaklardan da faydalanmıştır. Haritalar, Amerika’nın keÅŸif tarihi bakımından büyük bir deÄŸere sahiptirler. Bunlar, zamanı için olduÄŸu gibi, haritacılık tarihi bakımından da büyük önem taşırlar. O yeni keÅŸiflere dikkatle eÄŸilmiÅŸ, birinci haritasında Colomb’a dayandığı için düştüğü hatalara ikincisinde düşmemiÅŸtir. İlmi metodları ihmal etmemiÅŸtir.

Piri Reis, haritalarda herÅŸeyi göstermenin imkansızlığını belirtirken ayrıca bir kılavuza da ihtiyaç duyulacağını anlatmıştır. Bunun içi haritasında notlara da yer vermiÅŸtir. Şüphesiz Piri Reis’in haritaları ilk haritalar deÄŸildi. Portulan denilen deniz kılavuzu niteliÄŸindeki bu tip haritaların çizimlerine, ta 11. yüzyıldan itibaren baÅŸlanmıştı. Piri Reis ise çizdiÄŸi bu haritalarla mükemmellikte hepsini geride bırakmıştır.

Piri Reis’in haritalarını çizerken Cristoffer Colomb’un haritasından da faydalandığı belirtilir. Anlatıldığına göre Colomb da bu haritasını Teskanelli’den almıştı. Aslında harita, deÄŸil harita niteliÄŸinde olabilmek, bir kroki doÄŸruluÄŸunda bile deÄŸildi. Amerika’ya yaptığı içinci seferde elinde bulunan haritanın ise, birincisine göre çok daha doÄŸru ve mükemmel olduÄŸu görülür. Colomb’un bu haritasını Kemal Reis’in yakın arkadaşı Rodrigo’dan faydalanarak çizdiÄŸi tahmin edilmektedir. Colomb!a Amerika seyahatinde kılavuzluk eden bu büyük Türk denizcisi, Amerika’yla ilgili gerekli döküman ve bilgiler bilahare Kemal Reis’e aktarmış, Piri Reis de ondan almıştır.

1513 TARİHLİ HARİTA

Harita, 90×65 cm ebadındadır. Deriye çizilmiÅŸtir. Piri Reis’İn imzasını taşımaktadır. İspanya, Atlas Okyanusu, DoÄŸu Afrika ve Amerika’nın bilinen kısımlarını içine almaktadır. Bir dünya haritasının parçası olduÄŸu tahmin edilmektedir. Kuzey Amerika haritası dışında diÄŸerleri bulunamamamıştır. Harita, Amerika’nın en eski haritasını bize doÄŸru olarak nakletmektedir. Haritada Kanarya, Azor ve Madera adalarına doÄŸru olarak yer verilmiÅŸtir. Venezuala’da bir nehrin çıkış noktaları günümüzdekne uygun olarak gösterilmiÅŸtir. Oysa bu nehir haritadan seksen sene sonra keÅŸfedilmiÅŸtir.

Haritanın Amerika ile ilgili bölümünde bir kısım notlar bulunmaktadır. Bu notlar bizzat Piri Reis tarafından yazılmıştır. Amerika’nın keÅŸfiyle ilgili olan beÅŸinci not büyük önem taşımaktadır. Piri Reis bu haritasında Antartika’yı, hatta daÄŸlarını bile göstermiÅŸtir. Oysa bu kıt’anın kısmi ilk keÅŸifleri 18. yüzyılları bulur. DaÄŸların varlığı ise ancak 1954’te sonar aletlerinin keÅŸfiyle tesbit edilebilmiÅŸtir. Bir kilometre kalınlıkta buzullarla kaplı bu kara parçası beÅŸ-on bin yıldan beridir bilinmemekteydi. Piri Reis’in haritasında buna yer vermiÅŸ olması hayret uyandırıcıdır.

Renkli resimlerle süslü haritada bir çok gemi, Güney Amerika’da lama ve puma resimleri bulunmaktaydı. Bu hayvan türlerinin oralarda yaÅŸadığının gösterilmesi de dikkat çekicidir. Ayrıca haritada Gine ve Mer’akeÅŸ’te birer kral resimlerine rastlanmatadır. Haritada biri kuzey, biri de güneyde iki rüzgar gülü yer almaktadır. Otuz ikili bu rÄŸzgar gülleri yönleri göstermektedir. Piri Reis bu haritası hakkında ÅŸu bilgiyi vermektedir: “Hind ve Çin denizlerinin (Atlas ve Büyük Okyanus) haritaları hakkında Osmanlı ülkesinde hiç kimse bu zamana kadar bilgi edinememiÅŸtir.”

Piri Reis haritasını, 1517’de Mısır’da, Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiÅŸtir. Bu harita, bugün Topkapı Sarayı Müzesi, Yeni Kütüphanede, 1633 no’da kayıtlıdır. Harita 1935’te Yusuf Akçura’nın bir açıklamasıyla birlikte Türk Tarih Kurumu tarafından bastırılmıştır.

KUZEY AMERİKA’NIN HARİTASI

1528 yılında çizilmiÅŸtir.68×69 cm ebadındadır. Harita, Atlas Okyanusunun Kuzey sahilleriyle Grönland’dan Florida’ya kadar uzanan sahilleri içine almaktadır. Yani 25 – 90 batı boylamıyla 10 – 90 kuzey enlemi arasındaki bölgeleri, daha doÄŸrusu dünyanın kuzeybatı kesimlerini göstermektedir. Deve derisi üzerine çizilen haritada sekiz renk kullanılmıştır. Rüzgar güllerine yer verilmiÅŸ, yönler belirtilmiÅŸtir. Dört rüzgar gülü mükemmel birer pusula kadranları görevini üstlenmektedir.

Sabit ÅŸekiller günümüz tekniÄŸine son derece uygundur. Sahillerdeki çizim bilhassa dikkat çekicidir. Kayalıklar tek tek gösterilmiÅŸ, öbür haritada bulunmayan yengece yer verilmiÅŸtir. Harita araları elli mil olan yirmi ölçüye ayrılmıştır. Haritada bazı ada ve sahiller birinci haritaya daha doÄŸru olarak gösterilmiÅŸtir. Avrupalı Glole Dore’nin haritasıyla karşılaÅŸtırıldığı zaman çok daha kusursuz olduÄŸu görülmektedir.

Haritada 1517 ve 1519’da fethedilen Honduras ve Yukatan yarımadalarına yer verilmiÅŸtir. Küba ve Haiti adalarıyla Bahama ve Antiller önceki haritalarda görülemeyecek ÅŸekilde doÄŸru ve mükemmel olarak çizilmiÅŸ, günümüz ölçülerine tamamen uygundur. Harita o gün için olduÄŸu kadar bugün de haritacılık tarihi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Kıyılar öncekine göre daha güzel çizilmiÅŸtir. Ne varki haritada 10 – 13 arasında kayma hatası bulunmaktadır. Aslında bu o zamanın bütün haritaları için söz konusuydu.

HARİTALAR NASIL GÜN IŞIĞINA ÇIKARILDI ?

Piri Reis’in haritaları 9 Kasım 1929’da su yüzüne çıkarıldı. Topkapı Sarayında yapılan genel bir düzenlemede farkına varılmıştı. Piri Reis’in haritacılıkta uzman olduÄŸu o zamana kadar biliniyorduysa da, haritaların ortaya çıkışı onun deÄŸerini bir kez daha arttırdı.

Gerçi daha önce de Piri Reis’in haritalarından söz edilmiÅŸti. Mesela tarihçi Hammer ÅŸu sözleri söylemiÅŸt: “Piri Reis’in bıraktıkları arasında ‘Bahriye’ adını taşıyan iki deniz atlası çok deÄŸerlidir. Piri Reis, bu atlaslardan birini Adalar denizi, ötekini Akdeniz için hazırlamıştır. Bu eserler yüzeyde ve deniz altındaki akıntıların durumunu belirttiÄŸi gibi, demir atılacak yerlerin, koy ve körfezlerin, boÄŸazların, limanların hepsini içine almaktadır.”

NE DEDİLER ?

Piri Reis’in haritalarıyla ilgili ilk incelemeyi Alman Prof. Paul Kahle yaptı ve bu incelemelerini 1931 yılının Eylül ayında Leiden’de toplanan 18. Åžarkıyatçılar Kongresinde sundu. TebliÄŸ, dünya ilim çerçevesince ilgiyle karşılandı. Aynı yılın Aralık ayında Viyana Akademisi haritayla ilgili bÅŸr açıklama yaptı. Bunu 23 Temmuz 1932’de Türk Tarih Kurumunun The Illustrated London News dergisinde yayınladığı bir yazı takip etti. Bundan bir sene sonra da Prof. Paul Kahle bunula ilgili küçük bir ktap yayınladı. Ayrıca harita 1932’de en eski Amerikan haritası adıyla 325 sayılı Deniz Mecmuası’nda yayınlandı.

Dikkatlerin Piri Reis’in haritalarının üzerine çevriliÅŸi ise 1935’te baÅŸladı. Türk Tarih Kurumu önce haritalardan birini tanıtıcı bir broşürle birlikte yayınladı. O yıllarda Cenevre’de bulunan Prof. Dr. Afet İnan, Cenevre CoÄŸrafya Kurumuna haritanın bir kopyasını verdi. Harita büyük bir ilgiyle karşılandı. 1937’de ise deÄŸiÅŸik ülkelerin gazetelerinde yayınlandı.

Ellili yıllar haritalara gösterilen alakanın yoÄŸunlaÅŸtığı yıllar oldu. Merak uyandırdı. Sorular soruldu. Çok sorulan sorular arasında ÅŸunlar vardı: “Piri Reis, uydu ve uçakların bulunmadığı bir dönemde böylesine doÄŸru haritaları nasıl çizdi ? Oysa biz uydu ve uçaklarla fotoÄŸraflar çekerek aynı sonuca ulaÅŸabildik. Piri Reis bunu nasıl baÅŸardı ?”

Haritalar üzerinde ilk incelemeleri yuapanlardan biri Amerikalı haritacılık uzmanı H. Mallery idi. H. Mallery önce Kitab-ı Bahriye’deki Akdeniz haritasını tetkik etti. Bütün ayrıntıların eksiksiz olarak çizildiÄŸini gördü. “Sanki, Piri Reis dünyanın yuvarlak oluÅŸundan haberdardı.” Çünkü harita bütünüyle bu esasa göre çizilmiÅŸti. Hayretini gizleyemeyen Mallery, durumu ABD Deniz Kuvvetleri hidrografya bölümünde çalışan melektaşı Walters’a anlattı. Bu defa haritalar çaÄŸdaÅŸ bir küreye uygulandı. KarşılaÅŸtırma sonunda bütün yönleriyle doÄŸru olduÄŸu anlaşıldı. Sadece Akdeniz deÄŸil, Kuzey ve Güney Amerika için de aynı durum söz konusuydu.

Üç yıl çalışma sonunda bir rapor düzenlendi ve Weston Linehan’a gönderildi. Linehan gördükleri karşısında ÅŸaşırdı. Sadece kıtalar ve kıyıları deÄŸil, ada, nehir, ova, daÄŸ sıraları ve diÄŸer unsurlar haritalarda bütün ayrıntılarıyla gösterilmiÅŸti. O kadar ki, Kanada’daki bir daÄŸ ve göl bile detaylarıyla ve gerçeÄŸe uygun olarak çizilmiÅŸti.

Daha sonra 26 AÄŸustos 1956’da Georgeon Üniversitesi, radyoda bir açık oturum düzenledi. Oturumda konuÅŸma yapan bütün haritacılık uzmanları, haritaların olaÄŸanüstü bir keÅŸif yaptığı konusunda birleÅŸiler. Bunlar Piri Reis’İn ilmi metodlara ne derece baplı olduÄŸunun ap açık bir belgesiydi. Teknik yönden mükemmel, üstelik herÅŸey yerli yerÅŸne oturtulmuÅŸtu. Daha önceki haritalarda görülemeyen mükemmelliklere sahiplerdi. Öncekilerin kusur ve eksikliklerinden uzaklardı. Haritaların en dikkat çekici yönlerinden birisi de bilinmeyen yerlerin boÅŸ bırakılmasıydı. Bilhassa Piri Reis’in bu bu noktada “Bunlar ötesi malum olmadığından çizilememiÅŸtir.” diye not kyması modern anlayışı sergilemekteydi.

Hele binlerce yıldır buzullarla kaplı olan Antartika kıt’asının, hatta daÄŸlarının bile gösterilmesi, daha da hayret uyandırıcıydı. Çağımızda ancak ses yansıtıcı aletlerle varlığı tesbit edilebilen daÄŸlar haritada, hem de doÄŸru olarak gösterilmiÅŸti. İş bunlarla da bitmiyordu. Piri Reis, haritasında Amerika’nın güney ucunu bile göstermiÅŸti. Oysa buraya Macellan ancak altı sene sonra gidebilmiÅŸti (1519). Ya, La Plate Nehri için ne denmeliydi ? O günkü ÅŸartlarda bu nehrin bilinmesi mümkün deÄŸildi. Ancak haritanın yapımından iki sene sonra keÅŸfedilebilmiÅŸti. Haritalar hakkında bir deÄŸerlendirme yapan Jane Laroche de ÅŸu hükmü veriyordu: “Haritalar, hayret verici doÄŸrulukta olup, çağının coÄŸrafya ilminin ve Batılıların coÄŸrafya bilgisinin çok çok üzerindedir.”

Bundan sonra daha ÅŸaşırtıcı gelimeler oldu. New Hampshire Keene State Koleji Öğretim üyesi Prof. Charles H.Haapgood’la matematikçi W.Strachan da bu araÅŸtırmalara katıldılar. İki bilginin de elde ettiÄŸi sonuçlar ÅŸaşırtıcıydı. Piri Reis’in haritası uzayda uydu ve uçaklar vasıtasıyla çekilen fotoÄŸraflarla karşılaÅŸtırılmış, tıpa tıp denecek derecede birbirlerine uydukları görülmüştü. İnanılmayacak derecedeki bu benzerlik, çeÅŸitli milletlere ait ilim adamı ve arÅŸtırmacıları da hayrete düşürmüş; bazıları “Bu haritalar uzaydan çekilen fotoÄŸraflara göre çizilmiÅŸ” ditecek kadar ileri gitmiÅŸlerdi.

1960’ta Science et Vie isimli derginin Eylül sayısında çıkan George Katmann imzalı yazıda ise ÅŸu satırlara yer veriliyordu: “Piri Reis’İn çizdiÄŸi iki harita üzerinde Amerikan Hidrografi Dairesince yapılan inceleme ve araÅŸtırmada, bu haritaların günümüzdeki deniz haritalarıyla aynı olduÄŸu büyük bir hayretle tesbit edilmiÅŸtir.” Uzayadan uydular vasıtasıyla çekilen fotoÄŸraflar Grönland’ın üç ayrı adadan ibaret olduÄŸunu göstermektedir. Piri Reis de haritasında Grönland’ı üç ada olarak göstermekteydi. Oysa bu, ancak yüzyıllar sonra Fransız Paul-Emile Victor’ca açıklanacaktı.

Dünyamız yuvarlak olduÄŸu için uzaydan bakıldığında kıtaların aÅŸağıya doÄŸru uzanan kısımlarında bir büzülme görülecektir. Uzaydan çekilen fotoÄŸraflar da bundan farklı deÄŸildir. Piri Reis’in yüzyıllar önce çizdiÄŸi haritasında bu büzülmelere yer vermesi hayret ve takdirleri daha fazla arttırmakta, haritaların deÄŸerini yükseltmektedir. Piri Reis’in haritaları üzerinde yapılan incelemeler arttıkça hayret verici yeni noktalar tesbit ediliyordu. Bunlardan birini de Avusturyalı araÅŸtırmacı Robyu Collins ortaya koydu. Haritada Brezilya ile Afrika adasında Daitya denilen bir adaya yer verilmekteydi. Ona göre bu, kaypı kıta Atlantis’ten geriye kalan bir adadan baÅŸka birÅŸey deÄŸildi. Piri Reis’in haritasında Atlantis bulunmamaktaydı. Demek onun kaynaklarında da yoktu. Bu Atlantis’in azar azar battığının bir delili olabilirdi.

Fransız yazar Jauques Bergier ise haritanın deÄŸiÅŸik bir yönüne dikkatleri çekiyordu. Haritada Antartika’nın bulunduÄŸu kısımda Queen Maund Land denilen bölgede bir yılan resmi bulunmaktaydı. Kutupta yılan yaÅŸamayacağına göre bunun manası ne olabilirdi ? Bergier bunu, 70 ve 72. enlemlerin bulunduÄŸu bu bölgeden yılan takım yıldızının görülebileceÄŸi ÅŸeklinde yorumluyordu. Brezilya’nın ortasında da aynı ÅŸekilde boÄŸaya yer verilmiÅŸti. Bu bölgeden de Argo Takım Yıldızını görmek mümkündü.

Günümüzde çizilen modern haritalarda National Geographie Society’in özel projelsiyon “trimetrik” sistemi kullanılmaktadır. Bu sistem büyük bir incelik ve titizliÄŸi gerektirir. Çizimde oldukça hassas aletler kullanılır. Müdakkik mütehassısların hesaplarıyla ancak iÅŸin üzesinden gelinebilir. Oysa Piri Reis’in zamanında günümüzün modern aletleri yoktu. Elinde trimetrik sistem gibi bir sistem de yoktu. Halbuki o, bugün için henüz bilemediÄŸimiz ap ayrı bir projeksiyon sistemi uygulayabilmiÅŸ, bilgisini haritasına aktarmayı baÅŸarabilmiÅŸti. Yoksa kroki mahiyetindeki haritalarda böylesine mükemmel sonuçlar çıkarabilmek mümkün deÄŸildi.

Walters ve Mallery isimli bilginlere göre ise harita ÅŸifreliydi. EÄŸer bu iÅŸfreler çözülebilse haritaların daha mükemmel ve son derece modern ve çağımız anlayışına uygun olarak çizilmiÅŸ oldupu anlaşılacaktı. Hairtaların, beÅŸyüz sene kadar öncesinde günümüz haritalarına böylesine uygun olarak çizilmiÅŸ olması, hala hayret edilen hususlar arasındadır. Tanrıların Arabaları adıyla dilimize çevrilen garip eserin yazarı Erich von Daeniken’in ise bu meseleye bir türlü aklı ermemiÅŸ, izahını yapamamış, ÅŸaÅŸkınlığını ÅŸu ifadelerle dile getirmiÅŸtir: “Haritaların çizildiÄŸi çaÄŸlarda ve dönemlerde, uzay gemileri ve uydular olmadığından, haritaların hangi metodlarla ve nasıl bu kadar doÄŸru olarak çizildiÄŸini açıklayamamaktayız. Düşünce boyutlarımızı aÅŸtığı ve mantık kurallarına uymadığı için (!) belki de bir cevap veremeyeceÄŸiz. Veya bütün cesaretimizi toplayarak haritaların bir uzay gemisinden çekilen fotoÄŸrafların aracılığıyla çizildiÄŸini ileri süreceÄŸiz.”

“Piri Reis’in haritalarını çizerken nelerden ve ne gibi araçlardan faydalandığını ve ne gibi ÅŸartlar içinde çizdiÄŸini bilemiyoruz. Bu haritalar 16. yüzyılın ilk yarısından önce çizildiÄŸine göre, günümüzde bile bu kadar doÄŸru çizimin, ancak uydular aracılığıyla yapılabilmesi, bizi böyle bir meseleye cevap verememe gibi bir durumla karşı karşıya bırakmaktadır…Çünkü bu haritaları bu kadar doÄŸru bir ÅŸekilde çizebilmenin mümkün olabilmesi için, ya Piri Reis’in veya yardımcılarının uçabilmeleri ve fotoÄŸraf çekebilme imkan ve kabiliyetlerinin olabilmesi gerekmektedir. Ancak Piri Reis’in kalyonlarından ve çektirmelerinden baÅŸka bir aracı olmadığına göre…”

bunlar açıkça göstermektedir ki, Daeniken gibi yirminci asırda yaşayan bir insanın anlamakta güçlük çektiği haritaları çizen Piri Reis, çağını beş asır ilerden takip edebilecek kadar büyük, Allah vergisi dehaya sahip bir denizci ve haritacıdır.

PİRİ REİS VE AMERİKA

Piri Reis, Amerika’nın varlığını daha Amerika kıtası keÅŸfedilmeden önce biliyordu. DiÄŸer Türk denizcilerinin de haberi vardı. Beyruni gibi bir İslam alimi, daha 1000 yıllarındayken Amerika’nın varlığından söz etmiÅŸti. Son araÅŸtırmalar ve ele geçirilen belgeler Amerika’nın keÅŸfi ÅŸerefinin C.Colomb’a verilemeyeceÄŸini ortaya çıkarmıştır. Onun bu konudaki bilgileri müslüman denizcilere kadar dayanmaktadır. Tarihin ender yetiÅŸtirdiÄŸi büyük denizcilerden birisi olan Kaptan-ı Derya Piri Reis, Kitab-ı Bahriye’sinde (sf 77-85) Amerika kıtasını şöyle anlatır: “Bahr-ı MaÄŸrip (Büyük Okyanus) Septe BoÄŸazından batıya 4000 mil eninde ulu bir denizdir. Bu denizin bir ucunda da Antilya kıtası bulunmaktadır.”

Kitabın 78. sayfasında bu bilgilere ÅŸu mısralar eklenmektedir: “Kangı tarihte bulundu iÅŸ bu yer, ÅŸerhedeyiim ehli tarih gör nedir. Tarihi hicret buydu ol zaman, ta sekiz yüz dahi yetmiÅŸti ol an. İş bu tarihte bulundu ol zemin, ismiyle Antilya dediler hemin.” Piri Reis yeni dünyaya Antilaya denildiÄŸini ve 870 H. (1465 M.) yılında keÅŸfedildiÄŸini Kitab-ı Bahriye’sinin altı çizili satırlarında söylemektedir ki, bu tarih Colomb’un Amerika’yı keÅŸfinden tam 27 sene öncesine tesadüf etmektedir. Bu demektir ki, Amerika kıtasının varlığı keÅŸfedilmeden önce de Müslümanlarca bilinmekteydi.

DENİZCİLİK REHBERİ ÜNLÜ ESER: KİTABÜ’L-BAHRİYE

Piri Reis’in bu haritaları yanında bir de Kitabü’l Bahriye adlı kitabı vardır. Oldukça deÄŸerli olan bu muhteÅŸem kitap 1521 yılında yazılmış, 1525 yılında da geniÅŸletilerek Sadrazam İbrahim PaÅŸa vasıtasıyla Kanuni Sultan Süleyman’a takdim edilmiÅŸtir. (Eser 1835 yılında Haydar Alpagut ve Fevzi KurtoÄŸlu’nun uzun bir önsözü ile Türk Tarih Kurumu tarafından faksimile halde basılmıştır.) Tarihçi Yılmaz Öztuna eseri “Devrini aşılmaz bir abidesi” olarak deÄŸerlendirir.

Piri Reis, giriÅŸ kısmında eserini kaleme alış sebebi üzerinde durur. Amcası Kemal Reis’le yaptığı deniz yolculuklarına temas eder, denizlerdeki gözlem ve tecrübelerin önemini anlatır, bu eksikliÄŸin amcasını hayatına mal olduÄŸunu söyler. Eserin ilk kısımlarındaki denizciliÄŸin zor bir meslek olduÄŸunu göstermek için, med ve cezir (gel-git) ile denizlerin sığ ve demir atmaya müsait yerlerini bilmek gerektiÄŸi bildirilir. Daha sonra fırtınanın tarifi yapılır, rüzgar çeÅŸitleri anlatılır. Pusula ve haritanın tarifinden sonra denizlerin durumları izah edilir. Bu arada Piri Reis dünyanın küre biçiminde olduÄŸunu söyler ve portekizli bir papaz tarafından yapılmış olan mücessem bir küreyi de gördüğünü anlatır.

Önsözde Amerika’nın keÅŸfinden de bahsedilir. Diyebiliriz ki, Amerika kıtasının varlığından ilk bahseden eser Kitabü’l Bahriye’dir. Kitabü’l Bahriye bir deniz klavuzudur. Piri Reis eserinde, eski bilgileri deÄŸerlendirmekle kalmamış, tecrübelerini de eklemiÅŸtir. Kendisi bizzat takip ettiÄŸi kıyıları, sahil kıvrımlarını haritalarda belirtti. Gemiciler için gerekli bilgileri notlar halinde anlattı. Genel olarak bu eser gemiciler için yazılmış bir portulan durumundadır. Yani sahilleri, adaları, limanları, tahlikeli ve kayalık yerleri anlatan bir eserdir.

Piri Reis’in eserini hazırlarken daha önceki portulanlardan faydalandığı iddia edilmiÅŸ ise de,bunu kesinlikle ispat eden bir delil ortaya konulamamıştır. Kitab-ı Bahriye 1756 yılında D.D. Cardomne tarafından Le Flanbeau de la Mediterranee adıyla Fransızcaya tercüme edilmiÅŸtir. Bugün hala yazma halinde bulunmaktadır. (Paris Biblioteque Nationale, Fransızca yazmalar, nr. F.F. 22279)

Kitab-ı Bahriye’nin ilmi deÄŸerini anlayabilmek için onu aynı sınıftan bir eserle karşılaÅŸtırmanız gerekir. Oysa Kitab-ı Bahriye’nin yazıldığı o yıllarda Avrupa’da böylesine bir eser yazılmış deÄŸildi. Denilebilir ki, Kitab-ı Bahriye bu alanda yazılan kitapların ilkidir. Ne var ki bu önemli eser, zamanında deÄŸeri ölçüsünde yayılamamıştır. Çünkü o yüzyılda basılamamış, ilim dünyasına ve gemicilere ulaÅŸtırılamamıştır. Onun için de uzun müddet istifadeden uzak kalmıştır. Ancak onun denizcilik sahasında koyduÄŸu usuller ve kaydettiÄŸi bilgiler yavaÅŸ yavaÅŸ diÄŸer denizci milletler arasında yayılmış ve böylece İtalyanca, İspanyolca, Hollandaca, Fransızca ve İngilizce deniz klavuzları ortaya konulabilmiÅŸtir.

Kitab-ı Bahriye deniz klavuzluÄŸu alanında yazılan ilk eser olmakla kalmaz, bilgi yönünden de birinciliÄŸi alır. Öyle ki, çağımızda yazılan eserlerle bile karşılaÅŸtırılabilecek durumdadır. İngiliz Denizcilik Bakanlığının 1908’de neirettiÄŸi Sailing Direction kolleksiyonuyla yapılan karşılaÅŸtırma, Kitab-ı Bahriye’nin ne kadar doÄŸru ve saÄŸlam bilgilerle dolu olduÄŸunu göstermiÅŸtir. Kitabın asıl metni haritalarıyla birlikte 743 sayfadır. İlk 84 sayfayı denilzer hakkında bilgi alır.

Kitab-ı Bahriye o gün için olduÄŸu kadar bugün için de doÄŸruluÄŸunu koruyan bilgilerle doludur. Kıbrıs ve Girit’le ilgili verdiÄŸi bilgiler bugünkülerle karşılaÅŸtırıldığında bunu açıkça göremek mümkündür. Kısaca söylemek gerekirse Piri Reis, gerek bu eseri ve gerekse haritalarıyla denizcilik alanında silinmez izler bırakmış büyük bir denizci yazarımızdır.

1.türk Denizcilik Sektörünün Tarihçesi

Salı, 06 Kasım 2007

1.TÜRK DENİZCİLİK SEKTÖRÜNÜN TARİHÇESİ

1.1. GİRİŞ

Denizyolu ulaÅŸtırmasının, tarihin çok eski devirlerine kadar uzandığı bilinmektedir. M.Ö.IV.yüzyılın öncesinden kalan, denizciliÄŸin var olduÄŸunu kanıtlayan eserler vardır. Bu devirlerde denizcilik, doÄŸal olarak iç denizlerde yapılabiliyordu. Nitekim ilk çaÄŸlarda denizcilik, ticaretin beÅŸiÄŸi olarak gösterilen ve çevresi karalarla çevrili olan Akdeniz’de baÅŸlayıp geliÅŸmiÅŸtir.

Dicle ve Fırat nehirleri ile zenginleÅŸen Mezopotamya ile Nil sayesinde hayat kazanan Mısır, ilk tarımın yapıldığı ve ilk ÅŸehirleÅŸme olayına rastlandığı yöredir. Denizde seyredebilen gemi ÅŸeklindeki ilk aracın M.Ö. yaklaşık 3000 yıllarında Mısırlılar tarafından yapıldığı söylenir. Bununla birlikte bazı yazarlar, ilk denizyolu araçlarına Çin medeniyetlerinde rastlanıldığını ve Asya’nın güneydoÄŸu sahillerinin veya Pasifik kıyılarının ilk denizcilik olaylarına, sahne olduÄŸunu savunurlar. Ancak, büyük bir olasılıkla Nil, Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde suların akışı ve sırıklarla hareket ettirilen veya karadan çekilen saz veya bambudan yapılmış sallar, kütükten oyma kürekli kayıklarla ulaşıma baÅŸlandığı, bu akarsular aracılığı ile denize ulaşılınca, yol alabilmek için yelken gereksiniminin doÄŸmasıyla papirüs elyafından yelken yapılarak, o zamanki denizcilikte büyük bir aÅŸama olan yelken kullanımının yayılmaya baÅŸladığı anlaşılmaktadır. Bu ÅŸekilde deniz ulaşımı hızlanmış, denizlerde balıkçılık yapma imkanı da ortaya çıkmıştır.

Günümüzde Denizcilik ve denizlerimiz ülkemiz ve halkımız için olanaklar ile doludur.Kimbilir belki bunun içindir ki Mustafa Kemal Atatürk TBMM’ nin 1937 tarihindeki açılışına gönderdiÄŸi konuÅŸmasında yer verdiÄŸi ‘ DenizciliÄŸi Türk’ün Büyük Milli Ülkesi Olarak Düşünmeli ve Onu Az zamanda BaÅŸarmalıyız’ özdeyiÅŸi ile bu alanda ülkemiz açısından ifade ettiÄŸi genel kapsamlı büyük önemi ‘Milli’ sözcüğünü kullanarak ortaya koymuÅŸtur.

Dünya denizciliği kararlı bir bir değişim içindedir.Can ve mal emniyeti ve çevrenin korunması alanlarında her geçen gün daha da etkili ve ayrıntılı standartlara ulaşan sektörde teknik ve bilgi gereksinimi gitgide ağırlık kazanmaktadır.Öte yandan, bu gelişmelere koşut olarak, ticari alanda rekabet, daha doğrusu ekonomisi güçlü ülkelerin ortaya koymaya çalıştığı gizli kormacılık, bu alandaki uluslararadı mücadeleyi her geçen gün zorlaştırmaktadır.

Şurası bir gerçektir ki, ülkemizde denizcilik alanında önemli birikimler vardır ve bir sektör olarak gelenekler ve kurumsallaşmalar belirginleşmeye başlamıştır.Ancak alınması gereken ciddi mesafeler olduğu gereklilliği de bir gerçek olarak ortadadır.Ekonomik gelişmişlik ve kalkınma gayretleri içinde olan ülkemiz açısından denizcilik alanında da kapsamlı ve orta vadeli planların ve politikaların yapılmasının ve bunları uygulamaya almanın zamanı çoktan gelmiştir. Örneğin son yıllarda önemli gerilemelere tanık olunan tankercilik için hangi destek politikaları uygulanmalıdır? Türkiye kendi ihtiyaçları ve uluslararası taşımalar için filosuna bir profil ve hedef belirlemelidir.Sektörde finans hareketinin canlandırılması için finans modelleri geliştirilmeli, örneğin denizcilik şirketlerinin halka açılmaları sağlanmalıdır.Gemi İnşaatı sektörünün daha çok ihraç amaçlı ve yüksek kapasite kullanımı ile üretim yapabilmesi için modeller geliştirilebilir.Limancılık politikası ve işletmeciliğinin, ekonominin kurallarına uygun bir yapılanma ve işletmeciliğe kavuşturulması mümkündür. Köklü bir denizcilik tarihi ve kültürü olan ulusumuzun, yeni bin yılda gerek coğrafi konumu, gerekse büyüyen ekonomisiyle bu alanda üst sıralara oynaması, imkansız değildir.

1.2. SELÇUKLU DEVLETİ DÖNEMİ

Türklerin, Anadolu’ya gelinceye kadar denizlerle fazla bir ilgisi olmamış, daha çok karalarda göç etmiÅŸ ve yayılmışlardır. Anadolu topraklarının kesin olarak TürkleÅŸmeye baÅŸlaması ile beraber Türklerin hakimiyet stratejisi deÄŸiÅŸmiÅŸ ve üç tarafı denizlerle çevrili bu ülkenin fatihleri, denizlere yönelmenin devletin geleceÄŸi için en uygun yöntem olacağını anlamakta gecikmemiÅŸlerdir. Süleyman ÅŸah’ın İznik ÅŸehrini Anadolu Selçuklu Devletine baÅŸkent olarak seçmesi, Türklerin bundan böyle denizlere açık bir politika izleyeceÄŸini göstermesi bakımından önem taşır. Ayrıca Süleyman ÅŸah, bununla da kalmayarak, BoÄŸaziçi’nin Anadolu sahiline kurduÄŸu ve bugünkü anlamda Gümrük Dairesi karşılığı olan bir teÅŸkilat ile boÄŸazdan gelip geçen gemilerden vergi almaya baÅŸlamıştır.

I.Gıyasettin Keyhüsrev, 1207 senesinde Antalya’yı fethederek, Selçuklulara denize açılma yollarını tekrar açmış, oÄŸlu I. İzzettin Keykavus, 1214 yılında Sinop’u alarak, Trabzon Rum İmparatorluÄŸu’na ait Sinop deniz üssünü zaptederek Karadeniz’de bir Türk filosunun kurulmasına imkan hazırlamıştır.

Nitekim, Sinop zaptedilince, derhal tersanesi de faaliyete geçirilerek, gemilerin inÅŸasına baÅŸlanmıştır. 1263 yılında, Saltuk Dede’ye tabi onbini aÅŸkın bir Türkmen kafilesi, Sinop tersanesinde inÅŸa edilen gemilerle Dobrice’ye geçmiÅŸlerdir. Bu kadar büyük bir kafilenin Karadeniz’i geçmesi için gerekli olan teknelerin boyutları, o zamanki Sinop tersanesinin büyüklüğünü ve gücünü de göstermektedir.

Selçuklular döneminde yapılan denizcilik ile ilgili en önemli tesis Alaiyye Tersanesi’dir. Alanya’da 1227 yılında inÅŸa edilmiÅŸ olan tersane, limanın iç kısmında, cephesi doÄŸuya bakan beÅŸ gözü olup, 10×45 zirai mi’mari (kalfa ve dülgerlerin kullandıkları 24 parmaktan ibaret uzunluk ölçüsü) ebadındadır. Tersaneye, saÄŸ taraftaki gözün kuzeye bakan cephesinde bulunan kapıdan girilir ki, bu kapının iki tarafında odalar vardır. Bunlardan saÄŸdaki, tersane memur ve muhafızlarına ait, soldaki ise tersanenin camiidir. İnÅŸa tarihinden itibaren, sekiz yüzyıla yakın süre geçmesine raÄŸmen tersane ayakta dimdik durmaktadır. Selçuklular devrinden kalma diri ve zinde tek tersane olan Alaiyye Tersanesi, vaktiyle Akdeniz’in egemenliÄŸini elde tutan kadırgaların inÅŸası için kurulmuÅŸ ve tersanede 80-100 tonluk tekneler yapılmıştır.

1.3. OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ

1.3.1.Osmanlı İmparatorluğunda Denizcilik

Daha çok bir kara devleti görünümünde olan Osmanlı Devleti, Marmara Denizi ile olan ilgisi, Rumeli kıyısında bazı yerleri işgal etmesi ve oralara yerleşmesi ile kendini denize dönük bir politika izlemek konusunda zorunlu hissetmiştir. Nitekim, Ege Denizi ve Karadeniz kıyıları ile Akdeniz sahillerindeki ülkeler, Osmanlı topraklarına katıldıkça, donanmaya ve deniz gücüne duyulan gereksinim artmaya başlamıştır. Bu cümleden olarak, Gazi Orhan Bey zamanında (1326-1360) Osmanlı donanması Karasi Beyliği donanmasına dayanarak tedrici surette artmıştır.

Osman ve Orhan Gaziler devrinde, Marmara Denizi’nin Anadolu sahillerinde Osmanlıların Karamürsel, İzmit, Gemlik vs. gibi yerlerde iki deniz üssü bulunduÄŸu kesindir. Kaldı ki eskiden "Prenetos" denilen Karamürsel kasabasıyla civarının fethinden itibaren, İzmit körfezinin güney sahillerinde Selçuklular devrinde "Emaret’üs Sevahil" tarzında bir Amiral sancağı kurulmuÅŸ, hatta bu sancağın ilk beyi olan Kara Mürsel Bey burada kendi ismini taşıyan bir gemi tipi yaptırarak hızlı bir ince donanma vücuda getirmiÅŸtir. Hammer tarihinde (Cilt I-Fasıl II) bu gemilerin savaÅŸ gemileri olduÄŸundan ve kendi zamanına kadar bu tipe "Karamürsel gemisi" denildiÄŸinden söz edilmektedir. Kara Mürsel’in oluÅŸturduÄŸu bu donanma, Marmara yöresinde egemen bir durum saÄŸlamış olup, Osmanlı denizciliÄŸinin ilk devri olarak önemlidir.

Süleyman PaÅŸa’nın 1354 yılında Rumeli’ye geçip Çanakkale BoÄŸazı sahillerinde kesin olarak yerleÅŸmesinden bir süre sonra, Osmanlı Bahriyesi merkezinin İzmit Körfezi’nden Gelibolu’ya geçtiÄŸi ve Selçuklulardan sahil beylerine geçen an’ane gereÄŸince de İzmit Körfezi’nden sonra Gelibolu sancak beyliÄŸinin ittihaz edildiÄŸi anlaşılmaktadır. Bununla birlikte İzmit Körfezi’nin eski önemini birdenbire yitirmediÄŸini, daha sonraları da burada gemiler yapıldığını ve tersane bulunduÄŸunu gösteren çeÅŸitli kayıtlar vardır.

Osmanlılar ilk zamanlarında Karamürsel’de ve Karasi BeyliÄŸi’nin Osmanlı topraklarına katılmasından sonra Aydıncık (Edincik) yöresinde de bir tersane kurmuÅŸlardır. Daha sonra İzmit’in Bizans’tan alınması ile de İzmit (Kocaeli) Tersanesi oluÅŸturulmuÅŸtur.

Osmanlı donanmasının akın faaliyetinden çıkıp yavaÅŸ yavaÅŸ deniz aşırı fetihlerde önemli rol oynamaya baÅŸladığı devir, Fatih Sultan Mehmet devridir. (1451-1481) Nitekim Fatih, donanmanın önemini takdir ederek fetihten sonra tersaneyi önce Kadırga Limanı’na, daha sonra da Haliç’e naklettirerek, kurduÄŸu ilave göz’ler (gemi yapım tezgahları) ile yeni bir donanma inÅŸasına önem vermiÅŸtir.

Osmanlı Devleti’nin YakındoÄŸu ve DoÄŸu Akdeniz’de yükseliÅŸi ve Türk denizciliÄŸinin dünya çapında bir geliÅŸme göstermeye baÅŸlaması, II. Bayezid devrinde (1481-1512) olmuÅŸtur. II. Bayezid, babası II. Mehmet (Fatih), oÄŸlu I. Selim ve torunu Kanuni Sultan Süleyman arasında oldukça renksiz bir yer almasına karşılık Osmanlı Devleti’nin bir deniz politikası olması gerektiÄŸini anlayan ilk Osmanlı sultanıdır. Zira II. Bayezid, açık denize elveriÅŸli bir denizciliÄŸe sahip olunmadığı sürece, Venedik Cumhuriyeti ile açık denizde baÅŸ edilemeyeceÄŸini ve dolayısıyla devletin geleceÄŸi için çok önemli olan DoÄŸu Akdeniz hakimiyetinin saÄŸlanamayacağını gayet iyi anladığı gibi, ekonomik faktörler de devleti böyle bir politikaya, ister istemez, götürüyordu.

Türk denizciliÄŸinin parlak devrini yaÅŸatan Barbaros Hayrettin PaÅŸa, 1534 yılında fiilen baÅŸladığı "Kaptan Paıalık" görevinde, 12 yıl süreyle pek büyük ve önemli seferler, birçok zaferler kazanmıştır. Bunlar : Tunus seferi, Mayorka seferi, Apulya seferi, Venedik seferi, Adalar Denizi ve Akdeniz seferi, özellikle 1538 yılında 122 gemi ile Andrea Dorya’nın 600′den fazla gemiden oluÅŸan Haçlı donanmasına (302 adet savaÅŸ gemisine) karşı Turgut Reis ve diÄŸer reislerle beraber kazandığı zafer ve Fransa Kralı’nı korumak için yaptığı Nis seferidir.

Barbaros Hayrettin PaÅŸa, Preveze’de Haçlı donanmasını bozguna uÄŸrattığı bir sırada, baÅŸka bir Osmanlı filosu, Hadım Süleyman PaÅŸa kumandasında Hindistan’da Diyu kalesini kuÅŸatmaktaydı. Birbirinden çok uzak mesafelerde bulunan iki Türk filosunun aynı anda zafer kazanması, tarihte ender rastlanan bir olay olup, bu da Türk deniz gücünün XVI.yüzyılda ne kadar büyük olduÄŸunu gösterir. Hadım Süleyman PaÅŸa’nın Hint Okyanusu’ndaki bu giriÅŸimini Piri Reis, Murad Reis ve Seydi Ali Reis sürdürmüşlerse de, Portekizlilerden çok, doÄŸa olaylarının deniz gücünü engellemesi yüzünden, esas hedefleri olan Hindistan topraklarını Osmanlı egemenliÄŸine sokamamışlardır.

Üstün yetenekli Türk denizcilerinin Hint Okyanusu’nun hırçın ve sert dalgalarına yenik düşmelerinin en önemli nedeni, Akdeniz gibi nisbeten sakin ve kapalı bir deniz için yapılmış olan Osmanlı kadırgalarının, okyanusun hırçın doÄŸasını yenmek imkanını bulamamış olmasıdır.

Osmanlı ülkesinde deniz coÄŸrafyacılığı da önemli bir atılım yapmıştır. O zamanlar Osmanlı donanmasının Hint sularına ve Atlas Okyanusu’na ulaÅŸmaları dolayısıyla Hint Seferleri sonucunda iki Türk amirali çok ilginç deniz coÄŸrafyası eserleri vermiÅŸlerdir. Bunlar Piri Reis (vefatı 1554) ve Seydi Ali Reis (vefatı 1562) dir.

BilindiÄŸi üzere Piri Reis’in "Kitab-ı Bahriyye" adlı eserinde bütün denizlerin sathı akıntıları, koyları, körfezleri, boÄŸazları, limanları birer birer ve bütün bilimsel nitelikleri ile belirtilmektedir. Ayrıca Amerika’nın o çaÄŸa kadar belli olmayan kısımları ile Atlas Okyanusu’nu gösteren ceylan derisi üzerine yaptığı iki haritası da mevcuttur.

Sultan Abdülmecid’in saltanatı devrinde (1839-1861), 1842′de tersanede ilk buharlı gemi olarak Seyr-i Bahri yapılmış, 1843′de ileride Seyr-i Sefain’i oluÅŸturacak olan Fevaid-i Osmaniye, 1851′de Åžirket-i Hayriye, 1859′da Haliç Vapurları ÅŸirketi kurulmuÅŸtur. 1829′da Uzun Mehmet tarafından EreÄŸli’de bulunan kömür madenleri, ilk defa tersane tarafından iÅŸletilmeye baÅŸlanmıştır.

1.3.2. Osmanlı Deniz Ticareti

Türklerde deniz taşımacılığının geliÅŸmesi, Anadolu’ya girilmesinden sonra baÅŸlar. İpek yolunu ellerinde bulunduran Türkler, az zamanda kendi denizlerine egemen olarak, deniz ticaret ve nakliyatına baılamışlardır.

Osmanlı deniz ticaretindeki bu başlangıç döneminden sonraki gelişmeleri, aşağıdaki aşamalarda incelemek yararlı olacaktır :

- Yabancı gemilerin taşıma yaptıkları devir,

- Yabancı gemilerin ve Türk gemilerin birlikte taşıma yaptıkları devir,

- Sadece Türk gemilerin taşıma yaptıkları devir.

Birinci Devir: 16.yüzyıl ile baÅŸlayan birinci devirde, Türk sularında yabancı gemilerin çalıştıklarını görüyoruz. Yukarıda ayrıntılarını açıkladığımız gibi, Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa Kralı I. François ile imzaladığı ticaret sözleÅŸmesinde Avrupa ile olan Türk ticareti Fransız bayrağını taşıyan gemilere verilmiÅŸti. Bizim için kapitülasyon sözleÅŸmesi olan, ancak Avrupa’da yayınlanan kitaplarda "modern anlamda ilk ticaret muahedesi" olarak geçen bu imtiyazdan yararlanılarak, Türk limanları arasında da Fransız gemileri iÅŸletiliyordu. DiÄŸer ülkeler de Türkiye ile yaptıkları ticarette Fransız bayrağı taşıyan gemileri kullanmak zorunda idiler. 17.yy.da bu ülkelere ek olarak Avusturya, Rusya, İsveç, İspanya ve sonraları Prusya da, Babıali’den Türkiye’ye ait olan ticaretlerini kendi gemileriyle yapma iznini almışlardır.

İkinci devri, 19.yüzyıldan baÅŸlatmak mümkündür. Bu devirde, yabancı gemiler yanında Türklerin de gemi iÅŸletmeye baÅŸladığını görüyoruz. Bu ÅŸekilde Türkiye kıyılarında ilk buharlı gemi 1828 senesinde görülmüş olup, Tanzimat’tan bir kaç sene sonra 1844′de Bahriye Nezareti tarafından İngiltere’den getirilen bir gemi ile (Seyr-i Bahri), İstanbul-Gemlik-İzmit ve TekirdaÄŸ hattı açılmış bulunuyordu. Aynı sene içinde bir gemi daha getirtilerek (Eser-i Hayr) BoÄŸaziçi’nde çalıştırılmaya baÅŸlanmıştır. "Hazine-i Hassa Müzesi" adı verilen bu iÅŸletme; iÅŸletmecilikte özerk bir yönetimin kurulmasını gerektirdiÄŸinden, bunun için yine Bahriye Nezaretine baÄŸlı olmak üzere 1843 Fevaid-i Osmaniye adı altında bir yönetim kurulmasını saÄŸlamıştır. Fakat, çürük bir kaç gemi ile iÅŸe baÅŸlayan ve önemli baÅŸarı gösteremeyen, özellikle yabancı rekabetine dayanamayan bu yönetim, bir kaç sene sonra ayrıcalığı ile bir Fransız ÅŸirketine devretmeye mecbur kalmış ancak Fransız ÅŸirketi de bu iÅŸin üstesinden gelememiÅŸ ve iÅŸletme yine Türk yönetimine geri verilmiÅŸtir. Sultan Aziz devrinde, 1871′de İdare-i Aziziye ismini alan bu teÅŸebbüsün adı 1878′de İdare-i Mahsusa olmuÅŸ, nihayet 1910 yılında Ticaret Nezareti’ne baÄŸlı Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi’ne dönüşmüştür. Yine aynı dönemlerde, 1851 senesinde İstanbul ile BoÄŸaziçi ve Kadıköy arasında gemi iÅŸletmek üzere Åžirket-i Hayriye adında bir özel teÅŸebbüs kurularak, baÅŸarılı çok önemli hizmetler vermiÅŸtir.

Üçüncü devir, sadece Türk gemilerinin taşıma yaptıkları dönem olup bu aÅŸamayı I.Dünya Savaşı (1914) ile baÅŸlatmak mümkündür. Gerçi savaÅŸta kapitülasyonlar kaldırılmış ve denizciliÄŸimiz de serbest alan bulmuÅŸtu. Fakat savaÅŸ senelerinde mevcut gemilerinde bir çoÄŸu düşman tarafından batırılmış olduÄŸundan, ticaret filomuz daha da küçülmüştür. I.Dünya Savaşı’ndan önce, yaklaşık 110.000 tona ulaÅŸan gemilerimizden, toplam tonajı 83.600 olan 63 Türk gemisi savaÅŸta batırılmıştır. Mütareke senelerindeki istikrarsız durum, gemilerimizin daha da fazla eksilmesine neden olmuÅŸ ve 1922′de ticaret filomuz 16.582 safi rüsum tonalitosuna düşmüştür. Cumhuriyet dönemi de, özellikle kabotaj hakkının elde edilmesiyle, bu üçüncü devir içinde deÄŸerlendirilir.

1.3.3. Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda Denizcilikle İlgili Önemli KuruluÅŸlar

Fevaid-i Osmaniye ÅŸirketi (1843-1870): Osmanlı İmparatorluÄŸu, 1839′da Mekteb-i Fünun-i Bahriye’yi kurdu. Yine İstanbul-İzmir hattında görevli ve ara iskelelere de uÄŸratılan "Peyk-i ÅŸevket" adlı gemiye yeterli miktarda yolcu ve yük verilmeden, yabancı gemilere yolcu ve yük verilmemesi kararını alarak uygulatmış ve böylece bayrak himayesini baÅŸlatmış oluyordu. Tarifeli seferlerin aksamadan ve eksiksiz uygulanabilmesi için deniz taşımacılığının ÅŸirketler eliyle daha saÄŸlıklı yapılabileceÄŸine inanan devlet, Hazine-i Hassa’nın da katılımıyla "Åžirket-i Osmaniye"yi kurdu. Bir süre sonra Hazine-i Hassa bu ÅŸirketten ayrılmış ve "Hazine-i Hassa Kumpanyası" adı altında kendi gemilerini çalıştırmaya baÅŸlamıştır.

Bu kuruluş daha sonra "Mecidiye Şirketi" ve 1843 yılında da "Fevaid-i Osmaniye Şirketi" adını almıştır.

BoÄŸaziçi’nde ilk olarak Üsküdar hattı açılmıştır. Daha sonra, BoÄŸaziçi’nin öteki iskelelerine yabancılara tanınan imtiyazdan yararlanan biri İngiliz diÄŸeri Rus olmak üzere iki yabancı bandıralı geminin 1849 yılında yolcu taşımaya baÅŸlaması üzerine, Fevaid-i Osmaniye İdaresi’nin "Hümapervaz" vapuru ile yabancı bandıralı gemiler arasında bir rekabet baÅŸlamıştır. Bu rekabet 1851 yılına kadar sürmüş ve Åžirket-i Hayriye İdaresi’nin kurulmasıyla ortadan kalkmıştır.

Åžirket-i Hayriye (1851-1944): Yüz yıla yakın bir süre İstanbul’un günlük yaÅŸamında vazgeçilmez bir yeri olan Åžirket-i Hayriye; önceleri yandan çarklıları, 1903′den itibaren de pervaneli gemileriyle ÅŸehir ulaşımında büyük hizmetler görmüştür. Bu ÅŸirketin bir baÅŸka önemi de, ülkemizde kurulan ilk halka açık ulusal anonim ÅŸirket olmasıdır.

"Swift" adlı ilk buharlı gemi II. Mahmut zamanında, 1828 yılında İstanbul sularına gelmesiyle Osmanlı Devleti’nin deniz ticaretinde ve deniz taşımacılığında yepyeni bir dönem açılmışsa da, denizlerde yolcu taşımacılığının ciddi olarak baÅŸlaması 1843′de kurulan Fevaid-i Osmaniye ve 1851 yılında kurulan Åžirket-i Hayriye ile gerçekleÅŸebilmiÅŸtir.

Åžirket-i Hayriye, 93 yıl boyunca verdiÄŸi hizmetlerle örnek bir iÅŸletme olarak tarihe geçmiÅŸtir. BoÄŸaziçi’nin geliÅŸmesini Åžirket-i Hayriye teÅŸvik etmiÅŸ, BoÄŸaziçi’nin mimarı olmuÅŸtur. Åžirkete ait yolcu gemilerinin çalışmaya baÅŸlamasından sonra BoÄŸaziçi köyleri büyümüş, giderek sayfiye merkezleri haline gelmiÅŸ, hatta zamanla ÅŸehre baÄŸlanarak İstanbul’un yayılıp büyümesine yol açmıştır.

Åžirketin kuruluÅŸundaki amaç, BoÄŸaziçi’ni İstanbul’a baÄŸlamak, gemiciliÄŸe ve deniz ticaretine halkı özendirerek baÅŸka bir takım denizcilik ÅŸirketlerinin kurulmasına önayak olmak, Türk denizciliÄŸinin geliÅŸmesine katkıda bulunmaktadır.

PadiÅŸah Abdülmecid’in emirleriyle kurulan Åžirket-i Hayriye, Osmanlı İmparatorluÄŸu döneminde denizcilikle ilgili ilk anonim ÅŸirkettir. Bu ÅŸirketin hem hayırlı iÅŸler arz etmesi hem de istihdam politikası yönünden önemli bir yeri vardır.

İstanbul sularında (özellikle BoÄŸaz Tafeyninde) tarifeli vapur seferleri Sadrazam ReÅŸit PaÅŸa’nın desteÄŸi, Keçecizade Fuat PaÅŸa ve tarihçi Ahmet Cevdet PaÅŸa’nın gayretleri ile 1851 yılında kurulan Åžirket-i Hayriye’ye ait vapurlarla baÅŸlar. 1867-1872 yılında Üsküdar-KabataÅŸ arasında sefere konulan "Suhulet" ve "Sahilbent" arabalı vapurları dünyada sefer yapan ilk arabalı vapurlardır.

Åžirket-i Hayriye. kurulduÄŸu günden itibaren fabrika ve gemilerinde kullandığı malzemenin çoÄŸunu doÄŸrudan doÄŸruya Avrupa piyasalarından ve bilhassa İngiltere’den satın almayı tercih etmiÅŸtir.

I. Dünya Savaşı’ndan önce ÅŸirketin vapur sayısı 39′a yükselmiÅŸ olup iki araba vapuru 26 (SUHULET), 27 (SAHİLBEND), ondördü yandan çarklı, üçü istimbot 35 (İŞGÜZAR), 55 (BEBEK), 56 (GÖKSU) ve geriye kalanı uskurlu vapurlardır. I. Dünya Savaşı sırasında, çift uskurlu vapurlardan 61 (SULTANİYE), 62 (HÜNKAR İSKELESİ) dahil olmak üzere onbir vapur batmış ve 49 (HALE), 50 (SEYYALE) nin güverteleri sökülerek, cephane ve silah taşımasında kullanılmak üzere Harbiye Nezaretince satın alınmıştır. Åžirketce BoÄŸaziçi ulaşımını saÄŸlamak amacıyla üç vapur kömür gemisi haline getirilerek, mevcut vapurların kömür gereksiniminin karşılanması yoluna gidilmiÅŸtir. Buna göre, araba vapurları ve romörkörlerin haricinde ÅŸirketin elinde büyük küçük onsekiz vapuru kalmıştır.

Åžirket-i Hayriye’nin yurt dışında gemi inÅŸa ettirmesi 1929 yılına kadar devam etmiÅŸtir. Bu tarihlerde, yurda gelen Üsküdar, Anadolu Kavağı ve Altınkum adlarındaki üç vapurdan sonra ÅŸirket kendi vapurlarını KasımpaÅŸa’daki kendi tersanesinde Türkiye Seyri Sefain İdaresi’ne ait tezgahlarda inÅŸa ettirmiÅŸtir. 1944 yılında Devlet Deniz Yollarına baÄŸlanan ÅŸirket-i Hayriye daha sonraki yıllarda yapılan çeÅŸitli kuruluÅŸ deÄŸiÅŸiklikleri ile halen Türkiye Denizcilik İşletmeleri bünyesinde, Åžehir Hatları İşletmesi olarak faaliyet göstermektedir.

İdare-i Aziziye (1870-1878): 1870 yılında İrade-i Åžahane (padiÅŸah buyruÄŸu) ile Fevaid-i Osmaniye İdaresi dönemin padiÅŸahı Sultan Abdülaziz’in adına izafeten İdare-i Aziziye adını almış ve yönetim kuruluna Bahriye Nezaretinden üyeler alınmıştır. 1872 yılında da idarenin adı İdare-i Mahsusa-i Aziziye’ye çevrildi. Asur, Canik, Kemal, Marmara, Musul ve Åžems yolcu vapurları filoya katılmışlardır.

İdare-i Mahsusa (1878-1909): İdare-i Mahsusa-i Aziziye, 1878 yılında sadece İdare-i Mahsusa adını almıştır. Sultan II.Abdülhamit’in saltanatı dönemine rastlayan bu dönemde Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun muhtelif limanlarına kayıtlı büyük küçük 176 adet vapur bulunuyordu. Bu vapurların 90 adedi İdare-i Mahsusa, 40 adedi Åžirket-i Hayriye, 46 adedi de özel ÅŸirket ve kiÅŸilere aitti. Bunlardan baÅŸka İstanbul limanına kayıtlı 912 adet yelken gemisi vardı. İdare-i Mahsusa gemileri Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz limanlarına seferler yapmakta iken, kapitülasyonların verdiÄŸi haklardan yararlanan, İstanbul limanında yabancı vapur kumpanyalarını temsil eden yabancı uyruklu ve levantenlerden oluÅŸan acentalar da vardı: Van der Zee, Hayri AraboÄŸlu, P.M. Kurtgis Ege Buharlı Vapur ÅŸirketi, Rus Buharlı Gemi ve Ticaret Kumpanyası, Navgazione Generale Italiana Filorio Rubattino, Papayini Line, Mesagerie Maritime, Pake, Fraissinet ve Ortakları Marsilya, Regular-Batum, Hıdiviyal Mail Stim Ship.

Bu acentalar devlet katında yaptıkları giriÅŸimler sonucu, temsil ettikleri Avrupalı vapur kumpanyalarının sahip oldukları modern ve konforlu vapurlarla bütün Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun kıyı ve limanlarına düzenli seferler yapma olanağı elde etmiÅŸlerdir. İdare-i Mahsusa vapurları da bu vapurlara nazaran kifayetsiz ve eski olduklarından ancak yurt içinde yakın seferler yapabilmiÅŸlerdir. Daha çok da ülkenin muhtelif bölgelerine asker taşımışlardır.

Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi (1910-1923): Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi elinde mevcut çoÄŸu eski adet gemi ile Trablusgarp (1910), Balkan (1912) ve Birinci Dünya (1914) savaÅŸlarını geçirmiÅŸtir. Gemilerin büyük bir kısmı bu savaÅŸlarda batırılmış ve düşman tarafından bir kısmına el konmuÅŸtur. 1908 İkinci MeÅŸrutiyet’ten sonra kurulan ÅŸirketlerin vapurlarının pek çoÄŸu savaÅŸ sırasında düşman gemileri tarafından batırılmıştır. Bu ÅŸirketler ÅŸunlardır:

Hilal ÅŸirketi (1910-1928): BeÅŸ gemiye sahip olan bu ÅŸirketin dört gemisi Birinci Cihan Savaşı’nda düşman donanması tarafından batırılmış, ÅŸirket son gemisi olan 1500 tonluk yolcu gemisi Hilal vapuru ile Cumhuriyet dönemine girmiÅŸtir.

İttihat ÅŸirketi (1913-1918): Bu ÅŸirketin biri yolcu, diÄŸeri yük gemisi olmak üzere iki vapuru vardı. Yolcu gemisi I.Dünya Savaşı’nda Ruslar tarafından Karadeniz’de batırılmıştır.

Türkiye Seyr-i Sefain İdaresi (1923-1933): 1923 yılında Cumhuriyet’in ilanı ile ve 1 Temmuz 1926 tarihinde Lozan’da elde edilen kabotaj hakları ile denizciliÄŸimiz geliÅŸme dönemine girmiÅŸtir.

En son vapur işletmesi olan Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi yerine 1923 tarih ve 597 sayılı kanun ile Türkiye Seyr-i Sefin İdaresi kurulmuş ve idarenin başına Binbaşı Sadullah Bey getirilmiştir. Sadullah Bey (Güney) ilk iş olarak elde mevcut olan eski idareden devir alınan gemileri esaslı şekilde tamir ettirmiştir. Bu gemilere ek olarak da 1905 yılı Hollanda yapımı her biri 4800 tonluk "Karadeniz", "Ege", "Ankara" ve "İzmir" vapurlarını satın almıştır.

Cumhuriyet’in ilanını müteakip 29 Temmuz 1925 tarih ve 2256 sayılı kanun ile İstanbul Liman İşleri İnhisarı T.A.ı. kurulmuÅŸtur. Bu kuruluÅŸun ortakları; Sanayi ve Maadin Bankası, Türkiye İş Bankası, Türkiye Seyr-i Sefain İdaresi, Bahri Muamelat T.A.Åž., İstanbul Mavna ve Salapuryacılar Tahmil ve Tahliye T.A.Åž.dir. Türkiye Cumhuriyeti’nin millileÅŸtirme politikasına paralel olarak 23 Kasım 1934 tarihinde 2265 sayılı yasa ile İstanbul Liman İşleri Umum Müdürlüğü kurulmuÅŸtur. 1935 yılında Fransız ÅŸirketinin bütün hisseleri 162 milyon Fransız frangına satın alınarak liman, millileÅŸtirilmiÅŸtir.

İstanbul sınırları içinde bulunan HaydarpaÅŸa Limanı da 1903′de İstanbul-BaÄŸdat demiryolunu inÅŸa eden Almanya tarafından yapılmıştır. Bu liman da 31.01.1928 yılında demiryolu hattı ile birlikte millileÅŸtirilmiÅŸ olup halen TCDD’na baÄŸlıdır.

1.4. CUMHURİYET DÖNEMİ

1.4.1. Planlı Dönem Öncesi Gelişmeler

Gemi İnşa Sanayii : 1927 yılına gelindiğinde Cumhuriyet kayık, sandal , gemi yapım ve onarım sanayiinde 1356,7 beygir gücü kullanan 18 motorlu işletmeye ve 92 motorsuz işletmeye sahip olmuştur. Motorlu işletmelerde 149 motor bulunmakta ve tüm kesimde 1613 işçi çalışmaktaydı.

1935 yılına gelindiğinde ise, Cumhuriyetin askeri tersaneleri denizaltı yapabilecek duruma gelmiştir. 1938 yılında 5000 tonalitoya kadar gemi yapacak bir tersane ayrıca 1000 tonalitoya kadar gemi yapabilecek ve 4 gemiyi aynı anda inşa edecek iki tersane inşası planlanmıştır.

1950’li yıllardan önce özel sektöre ait gemiler ve Devletin iÅŸlettiÄŸi deniz yolları iÅŸletmelerinin bünyesindeki gemiler teknolojik olarak son derece elveriÅŸsizdi. Deniz iÅŸletmelerinin bünyesindeki gemilerden bazıları buharla çalışıyordu. Güneysu, Tarı, Cumhuriyet, Aksu, KadeÅŸ, Sus ve Marakaz gibi iptidai gemiler o günün koÅŸullarında yük ve yolcu taşımacılığını birlikte yapıyorlardı. Karadeniz sahillerinde yaÅŸayan halk İstanbul’a, deniz yollarının gemileriyle gelirdi. Bu gemilerin lüks, birinci ve ikinci sınıf kamaraları yolcu tarifelerinin yanında, güvertede ve ambarlarda seyahat eden yolcuları olurdu ve birçok insan İstanbul’a bu ÅŸartlar altında taşınırdı.

Bizler bu olumsuzlukları yaÅŸarken, komÅŸumuz Yunanistan, çok uzun seneler öncesine dayanan denizcilik yönlerini iyi kullanarak, bugünlerin temellerini atmaya baÅŸlamıştı. İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkan diÄŸer devletler de, savaşın kötü yüzünü unutma, yaraları sarma uÄŸraşındaydılar. Bu dönem içerisinde Amerikalılar, savaÅŸ esnasında donanmaya ve deniz aşırı ülkelerde savaÅŸan silahlı kuvvetlere yardımcı olması için yaptıkları gemileri, o günün ÅŸartlarında bütçeye yük olduÄŸu gerekçesiyle hibe yoluyla ya da ucuz fiyat ve uzun vade avantajlarıyla diÄŸer devletlere satmaya baÅŸladılar. Gemiler için Türkiye’ye de teklif verildi, ancak ülkemizde bu gemileri iÅŸletecek ya da yürütecek teknik adam ve müteÅŸebbis olmadığı için Türkiye bu gemileri almaya cesaret edemedi. Fakat Yunanistan, teklif edilen gemilerin çok büyük bir bölümünü gerek hibe, gerekse uzun vadeli satış ÅŸartları üzerinden aldı. Aslında bizim gibi Yunanistan’da bu iÅŸe hazır deÄŸildi, ancak onlar daha akıllıca davranıp bu iÅŸe soyundular. Yunan halkının büyük bir bölümü bir araya gelerek, ortak ÅŸirketler kurdu veya mevcut denizcilik firmalarına ortak olarak denizciliÄŸe soyundular. Ardından imkanlarını zorlayarak denizciliÄŸin geliÅŸimi için meslek okulları kurdular.

İngiltere ise, Amerika’nın gemilerini satmasıyla baÅŸlayan bu süreçte denizciliÄŸin herkesin yaptığı ve ayrıcalığını yitiren bir meslek halini aldığını düşünerek, yıllar içinde kademeli olarak küçülme sistemi ile deniz taşımacılığından adeta çekildi.Önemli gördüğü tip gemileri muhafaza ile yetindi. Almanya’da bir dönem denizciliÄŸe önem verilirken,daha sonra İngiltere gibi denizcilikten büyük ölçüde kısıntıya gidilerek baÅŸka alanlara yönelmeye baÅŸladılar. Bu dönemde denizciliÄŸe devam ederek, büyük paralar kazanan en önemli ülkeler ise Norveç ve Japonya oldu. Sovyetler BirliÄŸi kendi kabuÄŸu içinde ve teknolojik olarak eski ancak ihtiyacı görebilen bir filo ile uzun yıllar piyasada bulunabildi.

Avrupa ülkelerinde bu geliÅŸmeler yaÅŸanırken biz, eÄŸitimli personel yokluÄŸundan dolayı, bu ÅŸansı deÄŸerlendiremedik. Çünkü o günkü ülke ÅŸartları bunu gerektiriyordu ve bireylerin yapacakları fazla bir ÅŸey yoktu. 1950’li yıllar dünya denizciliÄŸinde büyük deÄŸiÅŸimlere sahne oldu. O yıllara kadar hiçbir geliÅŸim kaydedememiÅŸ olan Türk gemiciliÄŸi, eline geçen bu fırsatı da ÅŸartların elveriÅŸsizliÄŸi nedeniyle deÄŸerlendiremedi.

Zaman içinde Türkiye’de hafif kıpırdanmalar yaÅŸandı ve örneÄŸin 1950’li yıllarda Trabzon, Ordu ve Giresun isimlerinde 3 yolcu gemisi alınarak, ağırlıklı olarak Karadeniz’e, seferler düzenlenmeye baÅŸlandı. Deniz taşımacılığının devletin elinde olduÄŸu 1950 öncesi dönemlerde, bazı Türk iÅŸletmecileri özel müsadeler alıp, gemilerde tadilat yaparak, yolcu taşımacılığı yaptılar.

1962 yılında askeri amaçlı olmayan Türk tersanelerinin gemi yapım kapasitesi yılda 10.200 DWT’a ulaÅŸmıştır. TaÅŸkızak ve Gölcük askeri tersanelerinin ticari gemi yapım kapasitesi 23.600 DWT dolaylarında olmuÅŸtur. Özel kesim tersanelerinin yıllık gemi üretim kapasitesi 1.300 DWT’dan ibaret ve ulusal gemi üretim kapasitesi içinde yüzde 5,5 oranında bir yer edinebilmiÅŸtir. Bu kapasite, ticaret filosunun yaÅŸlanmış ve servisten çekilmesi gereken 445.000 DWT’luk kısmını yaklaşık yirmi yılda ancak yenileyebilirdi. Bu nedenle, planlı kalkınma döneminde ivme kazandırılan sanayii dallarından biri de gemi yapım ve onarım sanayii olmuÅŸtur.

Deniz Taşımacılığı: 1913 yılında limanlarımızdan 500.000 ton eşya yüklenmiş ve indirilmiş iken 1960 yılında limanlarımızdan 2,2 milyon ton eşya yüklenmiş ve 3,3 milyon ton eşya indirilmiş, toplam eşya boşaltma ve yükleme kapasitesi 5,5 milyon tona yükselmiştir. Bu miktar, 1961 yılında 6,2 ve 1962 yılında 7,8 milyon tona ulaşmış, limanların araç ve gereçleri de bu ölçüde gelişmiştir.

1961′de limanlarımızdan yüklenen eÅŸyanın yüzde 29′u, boÅŸaltılan eÅŸyanın yüzde 30,6’sı, Türk bayraklı gemilerle taşınmıştır. Ticaret filosunun büyütülmesi 1921-1962 döneminde daha hızlı olmuÅŸ, devlet deniz taşımacılığı büyük bir ivme ile geliÅŸmiÅŸtir.

1945 yılında UlaÅŸtırma Bakanlığı bünyesinde Liman ve Deniz İşleri Daire BaÅŸkanlığı’nın yanısıra, İstanbul ÅŸehir hatları iÅŸletmesi ve Devlet Demiryolları ve Limanlar İşletme Müdürlüğü kurulmuÅŸtur.

1950′li yıllara ulaşıldığında özel kesim deniz taşımacılığı kamu taşımacılığını kapasite yönünden geçmiÅŸtir. 18 grostondan büyük deniz ticaret filosu ise 605.789 grostona yükselmiÅŸtir. 1942, 1943, 1944, 1945 yılları deniz ticaret filomuzun en çok büyüdüğü yıllar olmuÅŸtur. Bu yıllarda 231.068 groston taşıma kapasitesine sahip 380 gemi filoya katılmıştır.

1951-1960 döneminde ise 213.381 groston taşıma kapasitesinde 928 gemi daha filoya katılmış, 1960 yılı sonuna gelindiğinde deniz ticaret filosu 819.170 groston taşıma kapasitesine ulaşmıştı. 1961 yılında katılan 59.448 ve 1962 yılında katılan 47.228 grostonluk gemilerle 18 ve daha büyük grostonlardaki Türk deniz ticaret filosu 925.906 grostona erişmiştir (Tablo:5). Ticaret filosu 2803 gemiden oluşmaktaydı.

1961 yılına kadar deniz ticaret filosu içindeki kamu kesimi payı büyürken, özel kesimin payı küçülmüştür. 1962 yılında tersi bir durum başlamış, özel kesimin payı artarken, kamu kesiminin payı azalmıştır.

1962 deniz ticaret filosunun belirgin özelliği yaşlılıktır. Bu özellik, daha önce de değinildiği gibi, Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planında ve daha sonrakinde ilkelere bağlandığı gibi, deniz ticaret filosunun gençleştirilmesini kaçınılmaz kılmıştır. Deniz ticaret filosunun;

20.919 grostonu 60 yaşından büyük,

45.024 " 50-60 yaşlarında,

73.721 " 40-50 yaşlarında,

72.000 " 30-40 yaşlarında,

145.943 " 20-30 yaşlarında,

166.982 " 15-20 yaşlarındaydılar.

Filonun yüzde 17.3 oranındaki bölümü (160.887 grostonluk kısmı) yerli yapım ve yüzde 82.7 oranındaki (765.019 grostonluk kısmı) yabancı yapım, ithal gemilerden oluşmuştur.

1958 yılında Uluslararası Denizcilik TeÅŸkilatı’na (IMO) üye olan Türkiye, UlaÅŸtırma Bakanlığı’nın koordinatörlüğünde, denizciliÄŸin hukuki, ekonomik ve teknik geliÅŸimine entegre olmak için uluslararası kuruluÅŸlar (IMO, OECD, UNCTAD) bünyesinde yapılan çalışmalara katılmıştır.

1.4.2. Planlı Dönemdeki Gelişmeler

Birinci BeÅŸ Yıllık Kalkınma Planı yürürlüğe girerken, 1962 yılında denizciliÄŸimiz 798.300 DWT yolcu ve yük taşıma kapasitesine ulaÅŸmıştır. Deniz taşımacılığı kapasitesinin yüzde 40′ı kamu kesimine, yüzde 60′ı özel kesime aitken, yüzde 71′i kuru yük gemilerinden, yüzde 21′i tankerlerden ve yüzde 8′i yolcu gemilerinden oluÅŸmuÅŸtur. Ancak deniz taşıma kapasitesinin 445.000 DWT’luk bölümü 20-25 yaşından büyük gemilere aitti ve bu gemilerin 1962-1970 yıllarında servisten çekilmeleri gerekiyordu. Ticaret filosunun gençleÅŸtirilme ihtiyacı vardı.

1962 yılına gelindiÄŸinde, askeri amaçlar dışında, yılda 23.600 DWT’luk yük ve yolcu gemisi yapmaya yeterli tersane kapasitesine sahip olunmuÅŸtur. Tersane kapasitelerinin yüzde 95′i kamuya, yüzde 5′i özel kesime aittir. Ülkenin ihtiyaç duyduÄŸu gemilerin yapımına teknik yönden yeterlilik taşıyan tersaneler, eksiklerinin tamamlanması halinde, yaÅŸlılıkları nedeniyle servisten çıkartılacak gemilerin yerlerine yenilerini yapmaya, ticaret filomuzu gençleÅŸtirmeye elveriÅŸlilik göstermekteydi.

Haydarpaşa dışında, önemli 11 limanımız 1963 sonuna gelindiğinde 6.4 milyon ton yükleme ve boşaltma yapmışlardır.

1967′ye gelindiÄŸinde, yolcu dahil kamu kesimi taşıma kapasitesi 287.518 DWT iken, özel kesim taşıma kapasitesi 553.304 DWT’a ulaÅŸmıştır. BaÅŸka bir deyimle taşıma kapasitesinde ağırlık özel kesimdeydi.

Birinci plan döneminde gemi inÅŸa sanayii ile ilgili, özellikle 1000 DWT’nun altında gemi üretimindeki hedeflere ulaşılmıştır. Fakat gemi üretiminde 3000 DWT’nin üzerine çıkılamaması, taleplerin ithalatla giderilmesine yol açmıştır. Kullanılmış gemi fiyatlarının düşük oluÅŸu yanında, yurt dışında gemi inÅŸa süresinin kısalığı, ithalatın kullanılmış gemilere yönelmesine neden olmuÅŸtur.

1965 yılında Camialtı Tersanesi’nin kapasitesi 15.000-18.000 DWT’luk gemilerin yapılmasına elveriÅŸli konuma kavuÅŸturulmuÅŸ, 1966 yılında Gölcük Deniz Kuvvetleri Tersanesi’nin artan kapasitesinin ticari gemi inÅŸasına ayrılması saÄŸlanmış, böylece büyük gemi yapımı olanakları hazırlanmıştır. Fakat mevcut kapasiteler yeterince kullanılamamıştır. Bununla birlikte 1965 sabit fiyatlarıyla Birinci BeÅŸ Yıllık Kalkınma Planı döneminde gemi üretimi yıllık ortalama yüzde 27.2 artış kaydetmiÅŸtir.

İkinci Plan döneminde, 1967 sonlarında gemi üretiminin yıllık ortalama yüzde 24.5 artması sonucunda, gemi üretiminin dış ticaret bilançosuna ithalat nedeniyle olumsuz etki yaptığı görülmüştür.

Üçüncü Plan dönemi baÅŸlarken, Türkiye’nin aldığı gemi sipariÅŸleri, gemi inÅŸa sanayiine bizim gibi yeni girmiÅŸ olan Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve BirleÅŸik Arap Devletleri’nin aldığı sipariÅŸlere göre oldukça düşük düzeyde bulunmaktaydı. 1962-1972 döneminde;

Yunanistan 24 adet, toplam 484.000 DWT

Bulgaristan 15 adet, toplam 114.650 DWT

Romanya 61 adet, toplam 378.700 DWT

B.Arap Dev. 16 adet, toplam 361.600 DWT

sipariÅŸ almış iken, Denizcilik Bankası T.A.O’nun aldığı sipariÅŸler 12 adet ve 15.500 DWT ile sınırlı kalmıştır.

Birinci plan dönemine girerken 798.330 DWT olan deniz taşıtları kapasitesi, ikinci plan dönemi baÅŸlarında 773.262 DWT’a inmiÅŸtir. Bu düşme, kapasite fazlalığı ve yaÅŸlılık nedeniyle önceden planlanmıştır. İkinci plan dönemi sonlarında ise deniz taşıtları taşıma kapasitesinin yıllık yüzde 7.1 artışla 1.191.452 DWT’a çıkması gözlenmiÅŸtir. Plan dönemi sonunda 1972 yılında taşıma kapasitesi 1.015.419 DWT’a yükselmiÅŸtir.

Üçüncü Plan Dönemi’nde gemi dizel motorları fabrikasının kuruluÅŸ çalışmaları son aÅŸamasına gelmiÅŸ, özel kesim Tuzla Tersanelerinin alt yapı çalışmalarına, Pendik Tersanesi’nin yapımına ve Alaybey Tersanesi’nin "Türkiye’nin en büyük bakım - onarım tersanesi konumuna ulaÅŸması için" gerekli düzenlemelere baÅŸlanmıştır. Yine bu dönemde, Denizcilik Bankası’nın bazı tersaneleri ile Deniz Kuvvetleri tersanelerinden ticari gemi yapımına ayrılan süreler büyük ölçüde kullanılabilmiÅŸtir. Kazanılan deneyimler, elde edilen bilgi birikimi, iÅŸ gücü ve ucuzluÄŸu, kurulu ve kurulmak üzere olan kapasiteler, gemi yapımında Türkiye’nin önemli bir potansiyele kavuÅŸtuÄŸunu ortaya koymaktadır.

Üçüncü plan dönemi sonunda Türk deniz ticaret filosunun 18 grostonunun üzerindeki kesiminin taşıma kapasitesi 1.550.993 grostona, 1.800.000 DWT’a ulaÅŸmış ve 2753 gemiden oluÅŸmuÅŸtur.

Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde, gelişen sanayinin yarattığı ulaşım talebi taşıma kapasitesinin arttırılmasını gerekli kılıyordu. Şehirler arası yolcu taşımada yılda yüzde 9,9 ve yük taşımada (plan hedeflerinin altında kalmakla birlikte) yıllık yüzde 12 gelişme sağlanmıştır. Dış hatlarda taşımada yıllık yüzde 17,4 artış öngörülmüşken, yüzde 24,6 dolayında bir artış gerçekleşmiştir. Bunun yanında, Türkiye beklenmeyen bir transit deniz trafiğiyle karşılaşmış, bu da limanlarda darboğaz yaratmış, yeni alt yapılar ile düzenlemeleri zorunlu kılmıştır.

1981 yılında denizciliÄŸimize dinamizm kazandırabilmek için İstanbul Deniz Ticaret Odası kurulmuÅŸtur. Bunu izleyen yıllarda açılan ÅŸubelerle DTO’nun faaliyet alanı tüm kıyılarımızı kapsayacak biçimde geniÅŸletilmiÅŸtir. Bilahare Mersin Åžubesi’nin DTO’dan ayrılması üzerine 1989 yılında Mersin Deniz Ticaret Odası kurulmuÅŸtur.

Dördüncü BeÅŸ Yıllık Kalkınma Planı dönemine girerken 300 grostondan yüksek deniz ticaret filomuz 1.669.910 DWT taşıma kapasitesine sahiptir ve 1983 yılına gelindiÄŸinde 2.600.000 DWT’a ulaÅŸtırılması planlanmıştır. Oysa teÅŸvikler, kredilemeler ve ithalatın kolaylaÅŸtırılması sonunda, 1983 yılına gelindiÄŸinde Türk ticaret filosunun taşıma kapasitesi 4.448.439 DWT’a ulaÅŸmış, planlanan yüzde 50 oranındaki artış yerine yüzde 180 dolaylarında büyüme saÄŸlanmıştır. Dünya ihracatı 1973-1988 yılları arasında yüzde 85,7 artarken, dünya deniz taşımacılığı ancak yüzde 17,5 dolaylarında çoÄŸalma gösterebilmiÅŸ, dünya genelinde taşıma diÄŸer kesimlere kaymıştır. Bu konum 1980′den sonra dünya gemi üretiminin azalmasına, dünya ticaret filosunun küçülmesine ve gemi fiyatlarının düımesine yol açmıştır. Türk deniz ticaret filosunun büyümesi böyle bir döneme rastlamış ve 1988 yılı için filonun 6.222.250 DWT’luk taşıma kapasitesine kavuÅŸması planlanmıştır.

1983 yılına gelindiÄŸinde, deniz ticaret filomuz, dış ticaret mallarımızın ancak yüzde 47,4′ünü taşıyabilmektedir.

Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma planından başlayarak, ticaret filosunun yaş ortalamasının küçültülmesi, yaşlı gemilerin servisten çıkartılması politikası da son bulmuştur.

Limanların iyileÅŸtirilmesine, araç ve gereç eksiklerinin giderilmesine, modernizasyonuna yönelik birinci proje BeÅŸinci plan döneminin ilk yılında tamamlanmış bulunmaktadır. Bu nedenle limanların yükleme ve boÅŸaltma kapasiteleri arttırılmış; eÅŸya boÅŸaltma iÅŸlemleri 1977′de 9,7 milyon ton iken 1982 sonunda 15,2 milyon tona, yüklemeler de 1977 yılında 12 milyon ton iken 1982 yılında 15 milyon tona yükselmiÅŸtir.

Gemi üretimi 1983 yılında 80.500 DWT dolayında olabilmiÅŸ, üretim kapasitesinin altında kalmış, filoya aynı yıl içinde katılanların yüzde 14,1′ini karşılayabilmiÅŸtir. Filoya katılan gemilerin yüzde 85,9′u ithalatla saÄŸlanmıştır.

1982 yılında Türk dış ticaret mallarının yüzde 47,8′ini taşıyan Türk deniz ticaret filosu, 1989 yılına gelindiÄŸinde 5.123.888 DWT taşıma kapasitesine raÄŸmen yüzde 35,8′ini ancak taşıyabilmektedir.

Beşinci plan döneminde şehirlerarası taşımacılıkta plan hedefleri de aşılarak yıllık ortalama yüzde 26,1 yurt dışı taşımacılıkta da plana uygun olarak yüzde 10,7 artış sağlanmıştır.

BeÅŸinci BeÅŸ Yıllık Kalkınma Planı dönemi sonuna ulaşıldığında kamu tersanelerinin kapasitesi 99.600 DWT’a, özel kesim tersanelerininki ise 218.000 DWT’a yükseltilmiÅŸ bulunmaktadır. Toplam 317.660 DWT taşıma gücüne sahip gemi üretilebilecek Türk tersaneleri 93.235 ton çelik iÅŸleyecek bir konum içine girmiÅŸtir. Tersanelerin kapasitelerini artırmaya, alt yapılarını tamamlamaya yönelik çalışmalar sürmektedir. Bu durumda, dönemin özel tersanelerinin kapasite kullanımı yüzde 5-15, kamu tersanelerinin kapasite kullanımları da yüzde 16-65 olmuÅŸtur.

Limanlara yapılan yatırımlar sonunda, eşya yükleme ve boşaltma kapasiteleri artırılmış, 1983 yılında 52,8 milyon ton olan yükleme ve boşaltma işlemleri, dönem sonunda 1988 yılında 81,6 milyon tona ulaşmış bulunmaktadır.

Altıncı Plan döneminde 1992 yılına kadar sağlanan teşviklerle ihraç edilen gemi tonajı artmış, ancak 1993 yılından itibaren bu teşviklerin hazır gemi ithaline kaydırılması neticesi hem iç piyasaya inşa edilen hem de ihraç edilen gemi tonajı düşmüştür.

1988 yılında sektördeki gemi inÅŸa kapasitesi kamuda 5 tersanede 160.560 DWT ve özel sektörde 17 tersanede 205.500 DWT olmak üzere toplam 366.060 DWT iken, 1995 yılı sonu itibariyle kamuda 4 tersanede 177.900 DWT ve özel sektörde 25 tersanede 310.500 DWT olmak üzere toplam 488.400 DWT’a çıkmıştır.

1984 yılından itibaren devam eden Pendik Tersanesi II. Kademe yatırımı tamamlanma aşamasına gelmiş, yatırımın ana elemanlarından 300 x 700 m. boyutlarındaki kuru havuzun inşaatı 1991 yılında, 450 tonluk gentry kreynin montajı ise 1992 yılında tamamlanmıştır.

Türk deniz ticaret filosu tonajı 300 grostonun üzerindeki gemilerde 1995 yılı sonunda 9,6 milyon DWT’a ulaÅŸmış ve Türk bayraklı gemilerin dış ticaret taşımalarından aldığı pay yüzde 41,8 olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir.

Denizcilik sistem ve hizmetlerini, ülkenin çıkarlarına ve ihtiyaçlarına uygun olarak tahsisi ve geliÅŸtirilmesi amacıyla 19.08.1993 tarih ve 491 sayılı kanun hükmünde kararname ile BaÅŸbakanlığa baÄŸlı Denizcilik MüsteÅŸarlığı kurulmuÅŸtur. 1998 yılında limanlarımızdaki yükleme-boÅŸaltma faaliyetleri 155,8 milyon tona, konteyner trafiÄŸi de 1.042 bin TEU’ya ulaÅŸmıştır.

Türk Deniz Ticaret Filosu tonajı 300 GRT’nun üzerindeki gemilerde 1998 yılı sonunda 10,4 milyon DWT’a ulaÅŸmış ve Türk bayraklı gemilerin dış ticaret taşımalarından aldığı pay, yıl içinde uygulamaya konulan 98/T-17 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararındaki tedbirlerin de etkisiyle 1997 yılındaki yüzde 28 seviyesinden yüzde 32,5’e yükselmiÅŸtir.

1.5. SONUÇ:

Gerçekten, Cumhuriyetten bu yana gemi yapım ve onarım sanayii, Türk deniz ticaret filosu, limankarımız, deniz yoluyla taşınan ticaret mallarımız baş döndürücü oranlarla büyüdüler. Bu büyümenin sağlanabilmesi için Cumhuriyet Hükümetleri ve ilgili devlet kuruluşları değerli çabalar harcadılar, politikalar belirleyip uyguladılar. Gemi ithalatı yasağı ya da sınırlaması, ucuz kredi, vergi muafiyeti, vergi iadesi, prim, fon ve kamu yatırımları ile diğer özendirmeler Hükümet poltikalarının araçları olarak kullanıldılar.Tüm bu çabalara ve gelişmelere rağmen, denizciliğimiz ivedilikle çözüm bulunması gereken sorunlar içine düşmüş bulunuyor:

Deniz ticaret filomuzun büyütülmesi gemi ithali yoluyla gerçekleştirildi. Büyük ölçüde döviz kullanımını gerektiren ve ödemeler dengesini kemiren bu konum ağırlaşarak sürmektedir. Deniz ticaret filomuz çok yaşlı ve gençleştirmeyi zorunlu kılıyor. Çünkü yaşlılık can ve mal güvenliğini sarsacak, filonun atıl kapasiteler, yüksek maliyetler içinde çalışmasına neden olacak boyutlardır. Deniz ticaret filomuzun taşıma kapasitesi ticaret mallarımızı taşımaya yetmiyor ve büyütülmeyi gerektiriyor. Yabancı gemilere her yıl büyük tutarlarda döviz ödenmesini zorunlu kılıyor.

Deniz ticaret filomuzun oluşumunu sağlayan gemi türlerinin zenginleştirilmesi ve her türde ticari mal taşıyacak güce kavuşturulması kaçınılmaz bir zorunluluktur.Deniz ticaret filomuzun gençleştirilerek büyütülmesi, tür yönünden zenginleştirilmesi, ticaret mallarımızı taşımaya yetersizliğinin giderilmesine karşın; büyük çabalarla ve yatırımlarla oluşturulan tersanelerimiz atıl kapasitelerle çalışıyor. Türk armatörlerin gemi talepleri yaşlı yabancı gemilere yöneliyor.

Tersanelerin alt yapı noksanlarının tamamlanması, çağdaş teknolojiyle donatılması, Ege, Akdeniz ve Karadeniz kıyılarına da yayılması; uygulama aşamasında bulunan tersane yatırım projelerinin hızla tamamlanması icabetmektedir.Gemi yapım sanayiindeki atıl kapasiteler, gemi yan sanayilerinin türlenerek büyüyüp yayılmalarına engel oluyor. Tersane üretimlerindeki dengesizlik, yan sanayileri olumsuz etkiliyor. Gemi söküm sanayiinin yeniden özenle ele alınması kaçınılmaz bir konum içine girmiş bulunmaktadır.Limanlar yerleşimlerinden donanımlarına varıncaya kadar noksanlık içindedirler. Limanların yeniden ele alınmaları, yeni limanlar yapılması kaçınılmazlık gösteriyor.Ucuz ve hızlı mal akışının sağlanması yönünden, limanların kara içlerindeki pazarlara demiryollarıyla bağlanması gerekmektedir.

Denizcilikle ilgili yasalar, tüzükler, yönetmelikler eskimiş bulunuyor. Bunların çağın koşullarına, atılım içindeki bir ekonominin ve deniz ticaretinin dinamiğine göre yenilenmeleri gerekiyor.Denizciliğimizin yönetilmesinde ve yönlendirilmesinde dünya ve ülke gerçeklerine uygun düşen, çağdaş yönetimlerin belirlenip uygulamaya konulması kaçınılmazlık göstermektedir.

“DenizciliÄŸi Türk’ün büyük ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda baÅŸarmalıyız”

M.K. ATATÜRK

Kaynakça:

http://www.denizcilik.gov.tr/mustgir.htm

http://ekutup.dpt.gov.tr/destek/1999/gelisme.html

Türkiye’nin Deniz ve Denizcilik Sorunları—İ.ReÅŸat.Özkan—Deniz Ticaret Odası Yayın No:49

SEVİMAY, Hayri R., Osmanlıdan Günümüze Türk Denizciliği 1992

DENİZ TİCARETİ DERGİSİ, Ocak2000

İstanbul Teknik Üniversitesi

Salı, 06 Kasım 2007

İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

KİMYA-METALURJİ FAKÜLTESİ

GIDA MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ GIDA MİKROBİYOLOJİSİ 1 DERSİ ÖDEVİ “Taze Tüketilen Sebze ve Meyvelerde Ürün GüvenliÄŸi ve Kalite Korunumunun Mikrobiyolojik Açıdan İrdelenmesi”

Ödev Teslim Tarihi : 19.12.2001

Grup No : 8

Grup Üyeleri :

506001402 Aysel KÖKSOY

506001409 Özge ÖZGEN

506011283 Yasemin DERMANLI

506011290 AyÅŸe KARADAÄž

506011265 Ahmet SÖKMEN

97546 Serpil İLHAN

İstanbul, 2001

Taze Sebzeler

Sebze ve sebze tabanlı yiyecekler, insan beslenmesinin normal parçasıdır ve çoğu medeniyette büyük miktarlarda tüketilir. Sebze sap, kök, yumru kök, çiçek soğanı, çiçek ve tohumları içeren bitkinin yenilebilir bileşenidir. Bitki dokusu protein açısından düşüktür. Su, nişasta, belirli bazı vitaminler, mineraller, yağlar, lifler sebze dokusunun başlıca bileşenleridir. Genelde sebze dokusunun pH değeri 5-7 aralığındadır. Sebzenin sahip olduğu bu bileşimden ve pH değerinden dolayı pekçok mikrobiyal türün gelişebileceği düşünülür. Hemen hemen bütün sebzeler mikroorganizmalar tarafından bozulmaya karşı dirençsizdir. Bitki maddelerinin korunması kurutma, tuzlama, dondurma, konserveleme, fermentasyon, ışınlama ve vakum ya da modifiye atmosfer altında paketleme işlemleri ile yapılır. Bazı durumlarda iki ya da daha fazla proses birleştirilir (Lund, B.M ve arkadaşları 2000; Roberts, T.A ve arkadaşları 1998 ).

Genelde uygun koşullarda, çiğ sebzeler gıda zehirlenmesine sebep olan mikroorganizmaların gelişimini hayvansal ürünlere göre daha az destekleyicidir. Sebzelerde patojenik mikroorganizmaların taşınmasından kaynaklanan hastalıkların ortaya çıkması, lağım suyu ya da gübre kullanımı, yıkama esnasında kirli suların kullanılması, sebzelerin prosese tabi tutulması sırasında hijyenik olmayan koşullarda çalışmalardan kaynaklanmaktadır. Patojenik mikroorganizmalar, virüsler ve parazitler aylarca lağım sularında, toprakta ya da sebzelerde yaşayabilirler. Salmonella gibi bazı patojenler bazı sebzelerde çoğalabilirler ( Lund, B.M ve arkadaşları 2000 ; Roberts, T.Ave arkadaşları 1998).

Sebzelerin mikroflorasını toprak, hava, su, böcekler ve hayvanlar etkiler. Fakat bunların mikrofloraya etkisi bitkinin yapısı ile farklılaşır, mesela kök daha fazla toprağa maruz kalırken, yapraklar daha fazla havaya maruz kalır. Pseudomonas, Erwinia, Xanthomonas, Flovabacterium Alcaligenes, Acinetobacter, Leuconostoc, Lactobacillus Enterobacter, Micrococcus, Serratia ve Streptococcus doğal mikroflorayı oluşturan bakterilerdir. Cryptococcus, Candida, Rhodotorula ve Sporobolomyces sebzelerde tanımlanan maya cinlerini ve Cladosporium, Aureobasidium, Aspergillus, Penicillium, Phoma, Botrytis, fusarium, Epicoccum ve Geotrichum mikrofolaradaki küfleri oluşturur (Lund, B.M ve ark. 2000 ; Roberts, T.Ave ark. 1998).

Taze Meyveler

Meyve, çiçekli bitkilerin (ağaç, çalı ya da ot) tohum taşıyan ürünü olarak tanımlanır ve yumurtalığın ya da ilişkili dokunun iletilmesinden elde edilir. Meyveler genelikle ılıman kuşak, astropikal ve tropikal ürünler olarak sınıflandırılırlar. Ilıman kuşak meyveleri elma, armut gibi kayısı, kiraz, vişne, tüysüz şeftali, şeftali ve erik gibi etli çekirdekli meyveleri ve üzüm, çilek ahududu gibi yumuşak meyveleri içerir. Astropikal meyveler limon, portakala gibi turunçgil meyveler ve avocado, incir ve kiwi gibi turunçgil olmayan meyveleri içerir. Tropik meyveler de kavunağacı, ananas gibi meyveleri içerir. Bu bitkilerin kaynağı büyüme esnasında ve hasat sonrasında bozulmaya sebep olan patojen tipleri belirler. Bitkilerin gelişim koşulları da üründeki mikrobiyal florayı etkiler (Lund, B.M ve ark. 2000; Roberts, T.Ave ark. 1998).

Meyvelerin çoÄŸunluÄŸu %10-25 arasında karbonhidrat %1’den daha az protein ve %0.5’den daha az yaÄŸ içerir. Avocado (%3 ile %30 arasında) ve zeytin (%20’nin üstünde) daha fazla yaÄŸ içerir. ÇoÄŸu meyve organik asitler bakımından yüksektir. Bundan dolayı düşük pH’lıdırlar. Turunçgillerde ve çilek gibi etli zarlı kabuksuz meyvelerde bulunan baÅŸlıca asit sitrik asit, kabuklu çekirdekli meyvelerde malik asit ve üzümlerde tartaric asit ve malik asittir (Lund, B.M ve ark. 2000 ; Roberts, T.Ave ark.1998 )

Meyvedeki asit konsantrasyonu ve pH toprak koşulları ve meyvenin olgunluğu tarafından etkilenir. Taze meyveler başlıca C vitamini kaynağı olarak önemli besin değerindedirler. Ayrıca A vitamini, magnezyum, kalsiyum, potasyumun önemli miktarlarını içerir (Lund, B.M ve ark. 2000; Roberts, T.A ve ark. 1998).

Meyveler climacteric ve nonclimacteric olarak iki gruba ayrılırlar. Bu gruplar hasat sonrası solunum biçimlerinde ve olgunlaşma kabiliyetlerinde farklılıklar gösterirler. Climacteric meyveler hasat sonrası olgunlaşmaları ile ilişkili, solunum hızında ani bir yükselmeye maruz kalırlar. Bu artan solunum meyvenin kendisinin ürettiği etilen tarafından başlatılır. Climacteric meyveler, etilene karşı olan bu tepkiden dolayı ergin olduğu zaman hasat edilebilirler. Climacteric meyveler domates, muz, elma, armut, şeftali, avocado, kiwi ve eriği içerir (Lund, B.M ve ark. 2000).

Nonclimacteric meyveler çok az etilen üretirler. Solunum hızları belli bir sıcaklıkta sabit kalır ve hasat edildikten sonra düşebilir. Bu meyveler etilen ile muameledeki tepkide olgunlaşmazlar ve bitkiden kaldırıldıktan sonra olgunlaşma prosesine devam etmezler. Bundan dolayı hasat edilmeden önce bitkide olgunlaştırılmalıdırlar. Bu meyveler turunçgilleri, üzüm, kiraz, vişne, çilek, zeytin, salatalık, ananas ve biberi içerir (Lund, B.M ve ark. 2000).

Olgunlaşma sırasında oluşan bileşimsel değişiklikler mikrobiyal bozulmaya ve fiziksel hasarlara karşı meyvelerin direncinin olmamasında belirgin bir etkiye sahiptir. Olgunlaşma sırasında nişasta şekerlere dönüşür, dokunun yumuşaması sonucu selüloz, hemiselüloz, pectin gibi polisakkaritler daha düşük molekül ağırlıklı çözünen bileşiklere parçalanır. Solunum ya da nişastanın şekerlere dönüşümü esnasında organik asitlerin kullanımı yüzünden, olgunlaşma sırasında meyvelerin asit bileşimi azalır. Meyveler olgunlaştıkları için kabuk rengi, tadı ve aroması gelişir ve en iyi yenme kalitesine ya da olgunluğa ulaşır (Lund, B.M ve ark. 2000).

Taze meyvelerin mikroflorasını etkileyen faktörler toprak, hava, böcekler, hasat işlemi ve taşıma için kullanılan aletlerdir. Hasat edilmiş taze meyvelerde bulunan mikroorganizmaların sayısı ve tipi hava koşullarına, mevsime, mevsim içindeki hasat zamanına, meyvenin tipine, meyvenin toprağa yakınlığına, sulamaya ve hasat öncesi kimyasallar ile muamelesine bağlıdır (Lund, B.M ve ark. 2000 ; Roberts, T.Ave ark. 1998 ).

Taze Meyvelerin pH değerinden dolayı, mikrobiyolojik bozulmaya çoğunlukla mayalar ve küfler neden olur. Bakteriler genellikle düşük sayılarda var olur (Lund, B.M ve ark. 2000).

Meyve ve Sebzelerde Mikrobiyolojik Bozulmalar

Bozulma değişik kişiler tarafından değişik olarak tanımlanmaktadır . Genel olarak insan tüketimi için uygun olmayan gıdalarda meydana gelen değişiklik olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım kaliteyi tanımladığı gibi gıda güvenliğini de içermektedir. Mikrobiyal bozulmalar gıdalarda renk, tat, yapı ve aromada bozulmalara neden olmaktadır (Doyle ve ark., 1997).

Bozulma Tipleri

Genelde üç tip bozulma vardır.

1)Aktif bozulma : Bitkilerde patojen mikroorganizmalar tarafından meydana getirilen bozulmadır.

2)Pasif bozulma : Konakçı mikroorganizmaların üst deriden giriş yolu bularak iç hücrelerde hasara neden olduğu bozulma tipidir.

3)Üçüncü tip bozulma pasif bozulmaya benzemektedir. Burada patojen mikroorganizmaların neden olduğu lezyonlardan geçerek mikroorganizmalar iç dokulara girerek bozulma etkeni olabilmektedir (Doyle ve ark., 1997).

Sağlıklı bitki dokularının mikrobiyal etkilere karşı dayanma mekanizmaları mevcuttur. Mikrobiyal bozulma meydana gelmeden önce bu defans mekanizmaları yok edilmelidir. Sebze ve meyveler üst deriye sahip olmasından dolayı mikroorganizmalara karşı bariyer oluşturmaktadırlar. Üst deri hücrelerinin bileşimi çeşitlilik göstermesine karşın genellikle selüloz ve pektik materyallerden oluşmaktadır. Yağlardan oluşan kutin tabakasıda mikroorganizma hücre içine geçişini önlemektedir. Bu dış bariyerler çeşitli kaynaklarla zedelenebilmektedir. Bunlar böcek enfeksiyonu, çevre yüzeylerle sürtünme gibi kontrol edilemeyen faktörlerdir. Ayrıca hasattan sonra ürün hasat veya proses ekipmanı ile zede alabilmektedir. İlave olarak bazı mikroorganizmalar ve bitki patojeni mikroorganizmalar bitkinin dış dokularından içeriye girme yeteneğindedir. Bir kez bu bariyer kırıldığında sadece bu mikroorganizmalar değil diğer konakçı mikroorganizmalar da gelişebilmektedirler (Doyle ve ark., 1997).

Sebzelerdeki Bozulma Etkeni Mikroorganizmalar: (Başlık konulacak)

Tablo1: Taze sebze ve meyvelerle bağlantılı patojenlere örnekler (Beuchat, L.R. 1998).

Etken patojen Şüpheli gıda Bacillus cereus Fililzler Campylobacter Salatalık Campylobacter jejuni Marul Clostridium botulinum Sebze salatası Cyclospora Elma suyu E.coli 0157 Kırmızı turp E.coli 0157 Elma suyu E.coli 0157 Marul Giardia Havuç Hepatit A virüsü Marul Hepatit A virüsü Ahududu Hepatit A virüsü Çilek Norwalk virüsü Salata Salmonella Agona Soğan Salmonella Miami Karpuz Salmonella Poona Küçük kavun Salmonella Stanley Yonca filizleri Shigella flexneri Karışık salata Shigella sonnei Marul Vibrio cholerae Sebzeler & Salata ürünleri

Salmonella

Antijenik ÅŸemada salmonella’nin 2300 den fazla serotipi tanımlanmıştır ve bunların hepsi insanlar için patojen kabul edilmelerine raÄŸmen sadece 200 tanesi insan hastalıklarıyla ilgilidir. Kümes hayvancılığında, et ve balık endüstrilerinde kullanılan uygulamalar, sakatat ve iÅŸlenmeyen ham maddelerin hayvan yemi olarak geri dönüşümü; Salmonella’nın dünya gıda zincirindeki önemli yükseliÅŸini desteklemiÅŸtir. Birçok ülkede ham sebze ve meyvelerin üretimi, hasatı, nakliyatı, dağıtımı sırasında minimum hijyenik koÅŸulların saÄŸlanamaması sonucu kotaminasyonun diÄŸer ülkelere yayılması kolaylaÅŸmış olmaktadır. Gece toprağı (night soil), muamele edilmemiÅŸ lağım veya fabrika atığı, arsa ve bahçelerin muamele edilmemiÅŸ lağım içeren sulama suları ile sulanması Salmonella ve diÄŸer patojen kontaminasyonlarının meyve ve sebzelerin kolaylıkla kontaminasyon oluÅŸturmasına sebep olmuÅŸlardır. Sebzelerin ve meyvelerin kontamine su ile yıkanması ve ürün iÅŸleme sırasında çalışanlardan kontaminasyon bulaÅŸması, pazar yerindeki satıcı ve tüketici etkenleri Salmonella’nın da dahil olduÄŸu patojenik bakterilerinin yayılmasında önemli bir etkendir (Beuchat, L.R. 1998).

Salmonellosis salgınları bir çok değişik meyve ve sebzelerlede görülmüştür. Bunlara domates, fasulye tohumları, karpuz, pastörize edilmemiş portakal ve elma suyu dahildir. Patojen alfalfa filizlerinin domatesin yüzeyinde ve belki bir çok olgun ham meyve sebzelerin üzerinde gelişebilmektedir, bu yüzden hijenik uygulamalar kullanmak zorunludur. (Beuchat, L.R. 1998).

Shigella

Shigella türleri Salmonella ve diÄŸer patojenler gibi kanalizasyon sularında ve insan bağırsağında bulunmaktadır ve fekal maddelerle kontamine olmuÅŸ yeÅŸil sebze ve meyvelerin tüketilmesiyle Shigellosis (basilli dizanteri) denilen bağırsak enfeksiyonuna neden olmaktadır. S. dysenteriae, S. flexneri, S. boydii ve S. sonnei olmak üzere dört türü bulunmaktadır. Shigella’nın bulaÅŸması, insandan insana direkt temas, fekal-oral kontaminasyon veya fekal kontaminasyona maruz kalmış yeÅŸil salata, su ve gıdalar aracılığıyla olmaktadır. BaÅŸlıca taşıma aracı sebze ve meyvelere örnek olarak yeÅŸil marul, sebze salataları ve kavun örnek olarak gösterilebilir. Kavun Shigella türlerinin geliÅŸimini destekleyen bileÅŸime sahiptir. S. sonnei sayısında azalma olmaksızın üç gün boyunca dilimlenmiÅŸ yeÅŸil salatada buzdolabı sıcaklığında canlılığını sürdürebilmekte ve 22 0C ‘de geliÅŸme gösterek sayılarında artış olabilmektedir. S. sonnei ayrıca dilimlenmiÅŸ lahana da aerobik koÅŸullarda olduÄŸu gibi modifiye ve vakum kontrollü atmosfer altında da geliÅŸme gösterebilmektedir (Beuchat, 1998; Roberts ve ark., 1998).

Escherichia coli:

Escherichia coli, insan ve diğer sıcak kanlı hayvanların normal florasına dahildir. Meyve ve sebzeler bağırsak hastalıklarına sebep olan E.coli türlerinin bir veya ikisi ile tarlada veya hasat sonrası işlemlerde kontamine olabilirler. Kontaminasyon kaynakları ve mekanizması Salmonella ve Shigella ya benzemektedir. Enterotoksik E.coli ülkeden ülkeye gıda ve suyun hijyen standartları değiştiğinden dolayı seyehat edenlerin sıkça yakalandığı bağırsak hastalıklarının sebebidir. Kontamine olmuş çiğ sebzelerin (salataların ve havuçların) bu tür hastalıklara sebep olduğu düşünülür (Beuchat, L.R. 1998).

E.coli O157: H7 de gıda kaynaklı patojendir. İnek, sığır gibi hayvanlar patojenlerin doÄŸal kaynakları olduÄŸundan hastalığın yayılması daha çok kontamine olan az piÅŸmiÅŸ et ve günlük ürünlerin tüketimi ile alakalıdır. Bununla beraber bu yayılmaların marul, kırmızı turp ve yonca filizlerine etten çapraz kontaminasyon sonucu bulaÅŸtığı farz edilir. 1995 ‘te Montana’da 100 den fazla insanın karıştığı E.coli O157:H7 salgını kaynağının marul olduÄŸu bilinmektedir. KesilmiÅŸ marullardaki bu mikroorganizmanın varlığı modifiye atmosferde paketlemeden etkilenmemektedir( Roberts, T.Ave arkadaÅŸları 1998).

E.coli O157:H7 enfeksiyon yayılmaları aynı zamanda küçük kavun ve karpuzlarda da görülebilir. E.coli O157:H7 nin asidik koÅŸullardaki varlığı organik asit ve sıcaklığa baÄŸlıdır. 40C’de 100C den daha fazla organizma mevcuttur. 100C’de sitrik, malik asit ile asetik, laktik veya tartarik asitten daha hızlı inaktive olurlar ( Roberts, T.Ave arkadaÅŸları 1998 ).

Çiğ sebze ve meyvelerin E.coli O157:H7 ile kontaminasyonları, inek,sığır gibi bir hayvan tarlaya girdiğinde veya gübre olarak uygun olmayan bir karışım uygulandığında oluşabilir. Bu kontaminasyon riski, meyve ve sebzeler ağaçtan toprağa düştüklerinde ve daha sonra işlem zincirine katıldıklarında artacaktır. Aynı zamanda ağaçlardaki ve asmalardaki meyveler için kontamine gübrenin toz parçaları hava kaynaklı risk oluşturabilir. Tarlada veya paketleme ünitelerinde çalışan işçilerde E.coli O157:H7 kaynağı olabilir. Bu kontaminasyon riskleri her an için mevcuttur ve riski azaltmak için uygun müdahale işleminden önce araştırılmaları gerekir (Beuchat, 1998).

Yersinia enterocolitica

Yersinia enterocolitica toprak, bitki örtüsü, göl suları, nehir, su kuyuları gibi bir çok deÄŸiÅŸik kara ve tatlı su ekosistemlerinde bulunmaktadır, fakat bunların çoÄŸu insanlara karşı patojenik deÄŸildirler. Fakat domuzlar insanlar için hastalıklara sebep olabilecek serotipler taşımaktadırlar. Y. enterocolitica buzdolabı sıcaklığında geliÅŸebilmektedir ve insan yersinosisine sebep olarak ham ürünlerde salata sebzelerinde görülmektedir. Fransa’daki beslenme kuruluÅŸlarından alınan havuç örneklerinde %7 oranında insanlar için patojenik olabilecek serotiple karşılaşılmıştır (Catteau et al., 1985). DiÄŸer bir araÅŸtırmada ise analiz edilen ham sebzelerde %50 oranında patojenik olamayan yersinia tipi bulunmuÅŸtur. Bu oran köklü ve lifli sebzelerde, domates ve salatalığa göre çok daha fazladır. Domuz gübrelerinin çürümüş organik içeren gübrelerle karıştırılması ve bu ÅŸekilde kullanılması sonucu patojen olan bir çok yersinia tipini önelemek mümkün olucaktır.

Listeria monocytogenes

Listeria monocytogenes, insan ve hayvan bağırsaklarında bulunan düşük sıcaklıkta ve oksijen mevcudiyetinde gelişme gösteren patojen bakterilerdendir, nispeten düşük su aktivitelerinde de gelişme gösterebilmektedir ve listeriosis enfeksiyonuna neden olmaktadır. Listeria türleri toprakta, bitkilerde, kanalizasyon sularında, hayvan yemlerinde, gübrelerde ve taşıyıcı hayvan ve insanlarda bulunabilmektedır. Tarımsal faaliyetler sonucu bitkilere geçmekte ve böylece taze kesilmiş sebzelerde bulunma ihtimali artmaktadır (Beuchat, 1998.; Rodriguez ve ark., 2000).

L. monocytogenes 2 0C gibi düşük sıcaklıklarda ve ıslak proses araçlarında geliÅŸme gösterdiÄŸi saptanmıştır. Yaygın olarak geliÅŸme gösterdiÄŸi sebzeler arasında yeÅŸil salata, domates, kuÅŸkonmaz, brokoli, karnabahar ve lahana verilebilmektedir. Havuç bileÅŸiminde bulunan inhibitör bileÅŸikler sayesinde geliÅŸimi inhibe edilmektedir. EÄŸer havuç piÅŸirilirse bu etki kaybolmaktadır. % 1’lik çiÄŸ havuç suyu besiyeri kültür ortamında L. monocytogenes geliÅŸimini inhibe etmektedir. Kontrollü atmosfer paketlenmesi kullanılarak bu mikroorganizmanın geliÅŸimi inhibe edilerek brokoli ve kuÅŸkonmazın raf ömrü uzatılabilmektedir. EÄŸer tüketim öncesinde sebzeler uzun süre bekletilirse bu mikroorganizmaların geliÅŸmesi ile listeorisis riski artmaktadır (Beuchat, 1998; Roberts ve ark., 1998).

L. monocytogenes’in çeÅŸitli gıdalarda geliÅŸimini önleyebilmek amacıyla iki yol kullanılmaktadır. Bunlardan birincisi klor gibi kimyasal dezenfektanlar kullanımıdır. İkinci yol ise starter kültür ve bakteriyosinlerin kullanıldığı biyolojik metottur. Esas olarak birinci yol tercih edilmektedir. Kullanılan kimyasal maddeler klor baÅŸta olmak üzere hidrojen peroksit, iodofor ve iyot bileÅŸikleri, kuarter amonyum bileÅŸikleri, fenolik bileÅŸikler, alkoller, anyonik ve noniyonik yüzey aktif maddeler, aldehitler, klor bileÅŸikleri, asidik anyonik bileÅŸikler ve fosforik asittir (Zhang ve Farber, 1996).

Taze kesilmiş sebzelerde L. monocytogenes gelişimi üzerine sodyum hipokloridin etkisi incelenmiş ve bu bileşiğin çok etkili olduğu görülmüştür. Hipoklorit düşük konsantrasyonlarda kullanıldığında insana toksik etkisi olmayan çok geniş spektrumlu bakteri öldürücü güçlü bir dezenfektandır. Bakteri öldürücü etkisi ile klor dioksit içme sularında yaygın olarak kullanılmaktadır, bu bileşiğin taze kesilmiş sebzelerde etkisi üzerine çok fazla çalışma yapılmamıştır. Organik ve inorganik asitlerin kullanımı ile yeşil salatada bakteriler öldürülebilmektedir. Trisodyum fosfat antimikrobiyel etkiye sahip olmakla birlikte L. monocytogenes gelişimi üzerine çok etkili değildir (Zhang ve Farber 1996).

İkinci yolda ise bakteriyosin olarak nisin kullanılmaktadır. Nisin gram (+) bakterilere karşı etkilidir. Bu etkisi antimikrobiyel etkiye sahip sarımsak ekstratları kullanılarak artırılabilmektedir. Sarımsağın antimikrobiyel etkisi içerdiği uçucu bileşik olan allisinden meydana gelmektedir ve L. monocytogenes gelişimi önlenebilmektedir (Singh ve ark. 2001)

Staphylococcus aureus:

Staphylococcus aureus’un, insanların ağız ve burunlarında taşındıkları bilinmektedir. S. aureus varlığıçiÄŸ ürünlerde, yemeye hazır sebze salatalarında izlenmektedir. Bununla beraber enterotoksigenik S. aureus normalde sebze ve meyvelerde bulunan diÄŸer mikroorganizmalar kadar aktif deÄŸildirler. Bundan dolayı patojen olmayan mikrofloranın sebep olduÄŸu bozulma büyük ihtimalle bu patojenin yüksek populasyonunun geliÅŸmesinden daha önce gerçekleÅŸir. En önemli kontaminasyon kaynağı, hijyen ve sanitasyon önlemlerine uymayan gıda işçileridir (Beuchat, 1998).

Taze sebzelerle yapılan bir çalışmada çok geniÅŸ miktarda aerobik mezofilik populasyon varlığının 70 mikroorganizma/g soyulmuÅŸ patates, havuç, kereviz, hindiba ile 3x 108 mikroorganizma/g buÄŸday filizi arasında deÄŸiÅŸtiÄŸi; S. aureusun mevcut olmadığı ve Enterobacteriaceae, mayalar ve küflerin kontaminasyon seviyesinin düşük olduÄŸu görülmüştür. 4 ve 20°C de 6 gün depolamadan sonra, sırasıyla karışık salatadaki aerobik koloni sayısının 3×106 ve 3×108 e ulaşırken koliform sayısı < 100 ve 1x 106 a ulaÅŸmıştır(Roberts, T.Ave ark. 1998).

Bacillus cereus

Çoğu toprak tipinde enterotoksijenik Bacillus sporları bulunmaktadır. Bazı Bacillus tipleri buzdolabı sıcaklığında gelişebilmektedirler. B. cereus soya fasulyesi ve tere filizlerinde görülmüştür. Bu şekilde hastalanan insanlarda sadece kusma (emetik toksin) ve ishal hali (enterotoksin) olarak kendi göstermektedir. Fakat emetik toksin üreten soylar karaciğer yetersizliğine ve gıda yoluyla ölüme sebebiyet verirler(Beuchat, 1998).

Vibriotürleri

Vibrio türleri haliç sularında yaygın olarak bulunmaktadır. Bu yüzden balık ve deniz ürünlerinde çok miktarda vibrio türleri mevcuttur. Vibrio cholerae, V. parahaemolyticus ve V. vulnificus en önemlileri olmak üzere 12 tane insan patojeni olan türü vardır. Vibrio cholerae koleranın asıl nedenidir. Salgının en önemli taşınma yolu enfekte insanlardır. Gübre tarafından kontamine olan sular ve bu sularla yıkanan ve dezenfekte edilmeyen sebzeler koleranın bir diğer taşınma yoludur. V. parahaemolyticus gıda hastalıklarına neden olan patojendir. Gelişimi mevsimsel olarak değişiklik göstermekle birlikte kontamine sularda yazın en yüksek populasyona ulaşmaktadır. Çapraz kontaminasyon ile çiğ sebzelerden işlenmiş ürüne geçebilme ihtimali vardır (Beuchat, 1998).

Virüsler:

Virüsler enfeksiyon kapmış hastaların vücutlarından salgılanırlar. Bundan dolayı proseste çalışan işçilerde kontaminasyon kaynağıdırlar. Her ne kadar virüsler gıdalarda yetişmeslerde çiğ sebze ve meyveler enfeksiyon için bir araç olabilirler. Enterik virüsler hasattan önce veya sonra fekal kontaminasyonun sonucu olarak sebze ve meyvelerde bulunurlar. Bir çok gıda bağlantılı hepatit A salgını kayıtları bulunmaktadır. Bir çok durumda salgınlar gıdadaki virüsün stabilitesine bağlı değildir. Hepatit A enfeksiyonu marul, küp halinde doğranmış domates, ahududu ve çilek tüketimi ile bağlantılıdır. Kanalizasyon suyu ile kontamine olmuş marul, hepatit A veya rotavirüs için bir araç olacaktır. Hepatit A ya benzeyen bulaşma modeline sahip Norwalk virüsü veya benzeri gastroenteritis virüslerin sebep olduğu hastalıkların miktarında son yıllarda artış gözlenmiştir (Beuchat, 1998).

Poliovirüsler tarafından temsil edilen enterik virüsler taze sebze ve meyvelerde varlıklarını buzdolabı sıcaklıklarında günlerce koruyabilmektedir. Bundan dolayı eğer kontaminasyon satın almadan önce gerçekleşmişse tüketici açısından herzaman gıdadan enfeksiyon alma riski mevcuttur. 2 saat atıksu karışmış su ile sulandıktan hemen sonra hasat edilen kereviz ve ıspanak (0,5-3 kg) 4°C de nemli bir atmosferde depolandığında kerevizdeki virüs varlığının 76 gün, ıspanakta ise 55 gün boyunca sürdüğü görülmüştür (A.S.,Kurdziel ve ark. 2000)

Parazitler:

Protozoa yayılmasının asıl modeli, yüzey sularının,kirlenmiş suların tüketimini, hayvan-insan, insan-insan temasını kapsar. İnsanlardaki protozoan enfeksiyonlarının salgını çiğ sebze ve meyve tüketimi ile bağlantılıdır. Asymptomaticbir gıda işleyicisi muhtemel bir Giardia lamblia kaynağıdır ve çiğ olarak dilimlenmiş sebzeler giardiasis salgınının yayılması için bir araçtır. Ahududu, marul ve fesleğen Cyclospora cayatanensis enfeksiyonu salgınının aracıdır. Sebzelerle yapılan bir çalışma marulda, kırmızı turpta, domateste, salatalıkta ve havuçta Cryptosporidium varlığını açığa çıkarmıştır. Bu protozoa varlığı hayvan veya insan dışkısı, kanalizasyon suyu karışmış su ile temasın sonucudur. Sudaki Cryptosporidium, Giardia ve diğer parazitler klor ve diğer deenfektanlara karşı oldukça dayanıklıdır.(Beuchat, 1998).

(AŞAĞIDAKİ BİLGİLER MEYVELER İÇİN BAŞLIĞINI KİTAPTAN KOYARSIN BENİM ELİMDE O KISIMLARIN FOTOKOPİSİ YOK)

Bakteriyel patojenler

Patojenik bakteriler normal olarak meyvelerle iliÅŸki kurmamakla birlikte fekal kontaminasyon nedeniyle meyvelerde bulunma ihtimali vardır. Meyve, meyve suyu ve konsantresindeki enterik patojenlerin canlı kalma süresi pH ve sıcaklığa baÄŸlıdır. İstisnalar olmakla birlikte patojen bakteriler oda sıcaklığında (20-30 0C)’de buzdolabı sıcaklığından daha uzun süre canlı kalabilmektedirler. Limon gibi yüksek asitli gıdalarda canlı kalma süreleri domates gibi orta veya daha düşük asitli gıdalardan daha azdır. Yüksek asitli gıdalarda baÅŸlangıç mikroflorası yüksek olmasına raÄŸmen canlı kalma süresi 5 gündür. Düşük asitli gıdalarda meyvenin kesik yüzeyinde enterik patojenlerin geliÅŸimleri baÅŸlamaktadır (Roberts ve ark., 1998).

Düşük asitli gıdalarda en önemli mikroorganizmalar düşük sıcaklıkta gelişen, sporlu bakterilerdir. Bunlara örnek olarak Bacillus cereus verilebilir. Sebzelerden yapılmış hazır yemeklerde yaygın olarak görülmektedir. B. cereus emetik enterotoksin ve diyarejenik enterotoksin olmak üzere iki farklı tip enterotoksin oluşmakta ve gıda zehirlenmesine sebep olmaktadır (Valero ve ark. 2000).

Salmonellosis çiÄŸ domates, önceden kesilmiÅŸ kavun, fermente edilmemiÅŸ elma suyu ve portakal suyu gibi meyvelerde meydana gelmektedir. E. coli O157 enfeksiyonu meyve ürünlerinde fermente olmayan elma içeceklerinde görülmektedir. Fermente elma sularında E. coli O157 ‘nin canlı kalma olasılığı taze elmaya göre daha düşüktür (Roberts ve ark.,1998).

Eğer depolanmış domateslerde küf gelişimi meydana gelmişse Clostridium botulinum ve toksini domateslerde oluşabilmektedir. Bir çalışmada C. botulinum sporları ve Alternaria küfü ile inoküle edilmiş domateslerde botulinum toksininin gelişmesi kontrol edilmiş, modifiye ve kontrollü atmosfer altında depolanmış domateslerde botulinum toksininin domates küfle kaplanıp yenilemeyecek duruma gelinceye kadar gelişmediği belirlenmiştir (Roberts ve ark., 1998).

Mikotoksinler:

Taze meyvelerde iki önemli mikotoksin oluşumu görülmektedir. Bunlardan biri Penicillium expansum küfü tarafından elmalarda oluşan patulinumdur. Diğeri ise incirlerde Aspergilus flavus küfü tarafından oluşan aflatoksindir. Taze elma tüketiminde bu tür küf gelişimi gözle görülmekte tüketiciler tarafından bu kısımlar temizlenerek tüketilmektedir. Patulin meyve suyu üretiminde sorun teşkil etmektedir. Bir çok incir kurutularak tüketildiğinden aflatoksin sorun teşkil etmektedir. İncirden şarap üretiminde kontamine olmuş incirler kullanıldığında şarabada afaltoksin geçebilmektedir(Roberts ve ark., 1998).

Camplyobacter

Camplyobacter jejuni bir çok ülkede bakteriyel enteritis hastalığın sebebidir. Bu potejenin kaynağı kümes hayvanları, inek, domuz ve ev hayvanlarıdır. DoÄŸrudan çiÄŸ sebze ve meyvelerin tüketimiyle iliÅŸkilidir. 300C’nin altındaki sıcaklıklarda ve düşük pH’larda geliÅŸmemesine raÄŸmen, kesilmiÅŸ meyveler üzerinde etkin ÅŸekilde canlılığını sürdürerek, tüketici için risk oluÅŸturur (Beuchat, 1998).

Clostridium türleri

Clostridium botulinum ve Clostridium perfringens hem toprakta hem de taze sebze ve meyvelerin üzerinde bulunurlar. Sebzelerin yüksek hızda solunum yapmalarından dolayı, paketlenmiÅŸ sebze ortamlarında anaerobik ortam oluÅŸur. Bu da C.botulinum ve botulinal toksin üretimine neden olur. Botulizm özellikle dilimlenip paketlenmiÅŸ lahana salatasında oluÅŸur. Çalışmalar, C.botulinum’un, polivinille ve vakumlanarak paketlenmiÅŸ mantarlarda toksin oluÅŸturduÄŸunu göstermiÅŸtir. Meyve ve sebzelerin yüksek O2 ve CO2 geçirgenliÄŸine sahip filmle kaplanması ve ayrıca 30C’den düşük sıcaklıklarda depolanması sonucunda Clostridium sporlarının geliÅŸmesi önlenir. Meyveler mantarlara karşı etkin savunma mekanizmalarına sahiptirler. Çürümeye neden olan mantarlar meyve türüne göre deÄŸiÅŸir. Patojen türleri mevcuttur. Bozulmaya neden olan mantar türleri Tablo 2’dedir (Beuchat, 1998).

Tablo 2. Sebzelerde bozulmaya neden olan mantar türleri (Roberts ve ark., 1998).

Sebze Tür Çürük tipi

Havuç Alternaria Siyah çürük

Sclerotinia Sulu yumuÅŸak

Bremia, Phytophthora İnce tüylü küf

Soğan Aspergillus Siyah küf

Colletotrichum Antraknoz

Yeşil fasulye Rhizopus Rhizopus yumuşak çürük

Pythium Solgun

Patates Fusarium Kabarcık

Lahana Botrytis Gri küf çürüğü

Ispanak Phytophthora Siyah

Meyvelerde oluşan en önemli mantar hastalıklarından aşağıda söz edilmiştir.

Penicillium italicum ve Penicillium digitatum turunçgillerde yeşil mavi çürümeye neden olurlar. Enfeksiyon hasattan sonra herhangi bir aşamada oluşur. Modern toplama sistemiyle dokuda oluşan hasarlar, enfeksiyonun başlamasına neden olur ve meyveden meyveye temasla geçer (Doyle ve ark. 1997 ; Lund ve ark. 2000).

Geotrichum candidum limonlarda ilk önce yüzeyde kremsilik daha sonra acı, ekşi ve yumuşak çürük oluşturur. Enfeksiyon daha çok olgunlaşmış meyvelerin yüksek sıcaklıklarda depolanmalarıyla meydana gelir. Alternaria citri ile portakallarda dışta siyah merkezli çürükler, sonra içte siyahlaşma gözlenir. Penicillium ulaiense, turunçgil patojeni olarak tanımlanır (Doyle ve ark. 1997 ; Lund ve ark. 2000).

Ciddi turunçgil bozulmalarına neden olan mantarlar Tablo 3, Tablo 4 ve Tablo 5’de mevcuttur .

Tablo 3. Taze meyve bozulmalarına neden olan mantarlar(Roberts ve ark., 1998).

Meyve Mantarlar Çürük çeşidi

Turunçgiller Penicillium digitatum Yeşil çürük

Portakal ve limonlar Penicillium italicum Mavi

Alternaria citri Sap sonunda siyahlaÅŸma

Geotrichum candidum EkÅŸi

Penicillium ulaiense Tüyümsü küf

Aspergillus niger Siyah çürük

Botrytis cinerea Gri küf çürüğü

Diaporthe sp. Sap sonu çürüğü

Selerotinia spp. Yünümsü

Septoria sp. Septoria

Trichoderma sp. Kahverngi

Fusarium sp. Kahverengi

Phytophtora sp.

Diplodia sp. Sap sonu

Pomopsis sp. Sap sonu

Pome meyveleri

Elma,armut Penicilluim expansum Mavi

Penicillium solitum Mavi

Phlyctema vagabanda Bull’s eye çürüğü

Çekirdekli meyveler

Şeftali,kayısı,kiraz, Alternaria sp. Siyahtan kahverengiye leke

Erik,nektari Monilinia fructicola Kahverengi

Rhizopus stolonifer Transit

Lasiodiplodia theobromae Yastık

Colletotrichum sp. Taç çürüğü

Nigrospora oryzae Fışkıran

Fusacium sensitectum YumuÅŸak

Tablo 4. Taze meyve bozulmalarına neden olan mantarlar (Roberts ve ark., 1998).

Meyve Mantarlar Çürük çeşidi

Erik,nektari

Cladosporium herbarum Gri- siyah

Diplodia sp. Sulu

Geotrichum candidum EkÅŸi

Aspergillus niger Siyah

Botrytis cinerea Gri

Penicillium expansum Mavi

İncir Aspergillus nigar Siyah

Fusarium spp. YumuÅŸak

Hanseniaspora uvarum EkÅŸime

Alternaria spp. Kahverengi-siyah

Botrytis cinerea Gri küf çürüğü

Penicillium spp. Mavi küf

Tropik meyveler Lasiodiplodia theobromae Sap sonu çürüğü

Avakado Colletotrichum spp. Antraknoz

Mango Phomopsis spp. Sap sonu çürüğü

Papaya Diplodia sp. Sapsonu çürüğü

Taneli meyveler Botrytis cinerea Gri çürük

Cladosporium spp. Siyah

Çilek,böğürtlen Rhizopus stolonifer Transit

Phytophthora sp. Sızıntı çürüğü

Sclerotinia spp. Sulu,beyaz

Üzüm Botrytis cinerea Gri

Cladosporium spp. Siyah

Penicillium spp. Mavi küf

Rhizopus stolonifer Sulu, yumuÅŸak

Tablo 5. Taze meyve bozulmalarına neden olan mantarlar (Roberts ve ark., 1998).

Meyve Mantarlar Çürük çeşidi

Ananas Fusarium sp. Kahverengi

Penicillium sp. Kahverengi

Domates Alternaria alternata Siyah

Rhizopus stolonifer Sulu

Geotrichum candidum EkÅŸi

Cladosporium herbarum Gri-siyah

Botytis cinerea Gri küf

Rhizoctonia solani YumuÅŸak

Limon Colletotrichum lagenarium Antraknoz

Alternaria alternata Siyah

Cladosporium spp. Siyah

Fusarium spp. Pembe

Penicillium spp. Mavi küf

Pome meyveler

Penicillium expansum elma ve armutlarda mavi çürükler oluÅŸturur. Düşük sıcaklıklarda geliÅŸir. Çok düşük sıcaklıklarda depolamak sadece çürümeyi geciktirir, engellemez.. Penicillium expansum ve Penicillium solitum varlığı elmalarda ciddi problemler yaratır. Botrytis cinerca, soÄŸukta depolanmış armutlarda ve daha az sıklıkta elmalarda gri çürüklüğe neden olur. Pome meyvelerinde çürüklüğe neden olan diÄŸer mantarlar Tablo 4’dedir. Çekirdekli meyvelerde (ÅŸeftali, erik, kayısı, nektari, kiraz…) kahverengi çürüklere neden olan küf Monilia fructicola’dır. Kahverengi leke 24 saat içinde hızla büyür, meyve içine yayılır ve tüm meyve 3-4 gün içinde çürür. Rhizopus stolonifer özellikle kutulanmış meyvelerin taşınması sırasında, yüksek nem varlığında meyveyi yumuÅŸatarak 2-3 gün içinde tamamen çürütür. Penicillium expansum, çilek ve eriklerde mavi küf çürümelerine neden olur (Doyle ve ark. 1997 ; Lund ve ark. 2000).

Üzüm

Botrytis cinerea üzümde gri çürümeye neden olur. Şarap yapımında bu küf starter kültür olarak kullanılırken, taze tüketilecek üzümde varlığı istenmez. Üzüme ağaç gövdesinden geçer ve nemin yüksek olduğu sıkı salkımlarda hızla çoğalırlar Penicillium türleri depolama esnasında bozulma etkenidirler, hasattan önce ürüne etkimezler (Doyle ve ark. 1997 ; Lund ve ark. 2000).

Taneli meyveler

Daha çok Botrytis cinerea ve Rhizopus stolonifer türleri tarafından bozulmalar olur. Botrytis böğürtlen ve yarı böğürtlen, yarı aÄŸaç çileÄŸi (lagenberry) olan meyvede yumuÅŸak uzun süreli, çileklerde de kuru çürüklere neden olur. Taneler gri küfle çevrilirler. Rhizopus stolonifer, tüm taneli meyvelerde büyük kayıplara neden olur. 200C’nin üzerinde hızla yayılırlar, meyve sızıntı yaparak tamamen çürür (Doyle ve ark. 1997 ; Lund ve ark. 2000).

İncir

Yabanarısı, polenleme devresinde incire maya (Candida guilliermondii) ve bakteri (Serratia türleri) taşır. Bu mikroorganizmalar incirde bozulmaya neden olmaz, fakat olgun incirlerin bozulmasına neden olan mayaları (Hansseniaspora avarum, Kloekera apiculata ve asit üretimiyle acılaşmaya neden olan Torulopsis stellata) taşıyan Drosophila sineklerinin incir üzerine çağrılmasında etkilidirler. Ayrıca son zamanlarda, incirde Aspergillus flavus ve aflatoksin gelişimi ciddi bir problem olarak kabul edilmektedir (Doyle ve ark. 1997 ; Lund ve ark. 2000).

Domates

Alternaria alternata küfü ile oluşan Alternaria çürüğü koyu kahverengiden siyaha doğru çökmüş bölgeler halinde, çeşitli cm çaplarında kararlı halde gözlenir. Botrytis cierea yeşil meyveleri etkiler, ortalarında koyu bölgeli beyazımsı halkalar oluşturur. Çürük yüksek sıcaklıklarda paketleme ve taşıma esnasında hızla büyür. Rhizopus türleri domatesin dışında yaklaşık her çeşit meyve ve sebzede gelişir.

Rhizopus çürüğü olan meyve kırmızı su dolu, balona benzer. Meyvede gri misel, fermente koku ve beyazdan siyaha doğru spor kitleleri görünür (Doyle ve ark. 1997 ; Lund ve ark. 2000).

Domateste acı çürükler Geotrichum candidum ile oluşur. Çürük bölgeler açık yeşil gri renklidir. İlk başta dokular sağlam gözükürler, sonra zayıflarlar ve acı koku yayarlar. Zarar görmüş ve çatlamış meyvelerde görülür. Drosophila sinekleriyle yayılırlar. Limonlarda Colletotrichum lagenarium ile yüzeyde koyu yeşil sonra kahverengi renk oluşarak çirkin bir görüntü meydana gelir. Yüksek nem varlığında pembe Colletotrichum conidia gözlenir. Kavunlarda Alternaria alternata, alternaria çürüğüne neden olular. Daha çok meyvenin etli ve yapışkan kısmında gelişirler (Doyle ve ark. 1997 ; Lund ve ark. 2000).

Tropik meyveler

Uluslararası ticaretle önemli yeri olan muzlarda hasat sonrası hastalıklar daha çok sap ve baş kısmında oluşmaktadır. Baş kısmı 20 değişik mantar etkiler. En önemlileri Coll. musae (=Glocosporium musarum), Fusarium semitectum ve diğer Fusarium türleridir. Diğer tropik meyvelerde en çok görülen çürükler kahverengi ve kara renkli antraknozlardır ve ürün kalitesini düşürürler, sonunda meyveyi parçalarlar. Buna daha çok Colle. totrichum türleri neden olur. Las theobromae (=Botryodiplodia theobronae) küfü bütün tropik çay meyvelerinde çürüklere neden olur (Doyle ve ark. 1997 ; Lund ve ark. 2000).

(AŞAĞIDAKİLER SERPİLİN GÖNDERDİKLERİ)

SUYUN DEZENFEKSİYONU

Su gıda tesislerinin sürekli olarak kullandığı temel maddelerden birisidir. Buhar üretiminde, ısıtma ve soğutma işlemlerinde, hammaddelerin yıkanmasında, gıdaya ilave etmek amacıyla ve nihayet her türlü temizlikte devamlı ve bol miktarda su kullanılır.

Gıda endüstrisinde kullanılacak olan suların öncelikle mikrobiyolojik açıdan temiz olması gerekir. 100 ml’de bir adetten fazla koliform bakteri içeren sular gıda endüstrisinde kullanılmaz. Şüphesiz suda hiçbir patojen bakteri bulunmamalıdır. Patojen olmayan mikroorganizmalarda mümkün olduÄŸunca az olmalıdır. Çünkü bunlar iÅŸlenen gıdanın koku ve lezzetini etkilediÄŸi gibi, su boruları ve çeÅŸitli cihazlarda kaygan maddeler oluÅŸmasına ve hatta su borularının biyolojik yolla tıkanmasına neden olur.

Meyve sebze iÅŸletme endüstrisi, en fazla su gereksiniminin duyulduÄŸu bir üretim koludur. Meyve sebzelerin iÅŸlenmesinde kullanılan suyun yaklaşık %50’si hammaddenin yıkanması, haÅŸlanması, soÄŸutulması ve fabrika temizliÄŸinde kullanılır. Geri kalan kısmı ise diÄŸer iÅŸlemlerde kullanılır.

Suyun klor gazı, alkali hipoklorit (sodyum hipoklorit), katı hipokloritler (kalsiyum hipoklorit), organik klor bileşikleri (kloramin), klordioksit veya ozon ile muamelesinde prensip, bakterilerin ve organik maddelerin kuvvetli oksidasyon maddeleri ile yaş yakılması gerçeğine dayanır.

Klorla Dezenfektasyon: Halen en yaygın olarak kullanılan dezenfektan klordur. Son yıllarda klorun sudaki bazı organik maddelerle birleşerek kanserojen nitelikteki organoklorlu bileşikler oluşturduğu belirlenmiş ve bu bakımdan kullanım alanları sınırlandırılmaya başlamıştır. Bununla birlikte gıda endüstrisinde kullanılmakta olan her türlü dezenfektan maddenin, gıdadaki kalıntısı nedeniyle üreticiye veya bu işleri yürüten personele belli bir riziko yüklemektedir.

Bromla Dezenfeksiyon: İçme sularının dezenfeksiyonunda sıvılaştırılmış brom, bromklorür gazı veya katı brominatlar kullanılmaktadır. Bromun etki mekanizması klora benzemektedir.

Ozonla Dezenfeksiyon: Ozon içme sularının dezenfeksiyonunda kullanılan kuvvetli bir oksitleyicidir. Buna bağlı olarak kuvvetli sterilizasyona neden olan oksijen atomuna parçalanır ve bu sırada varsa suyun fena kokusu ve rengi giderilir. Bulanıklık oluşumunun önlene bilmesi için suda demirin bulunmaması gerekir. Ayrıca su fazla miktarda organik madde içermemelidir.

Hidrojen Peroksitle Dezenfeksiyon: Kuvvetli bir oksitleyici olan hidrojen oeroksit, başka alanlarda dezenfektan olarak kullanılırsa da, suların dezenfeksiyonunda pahalı olduğu için kullanılmamaktadır.

Ultraviyole Işınlarıyla Dezenfeksiyon: 240-280 nm dalga boyundaki ışınlar sudaki mikroorganizmaları öldürmektedir. Ayrıca UV ışınları, kimyasal dezenfektanlar gibi suda kalıntı bırakmamaktadır. Saniyeden daha kısa bir süre içinde bakterilerin ve sporların protoplazması denatüre olur ve mikroorganizmalar böylece ölürler. Suda bulunan az miktardaki bulanıklık veya sertlik oluşturan bikarbonatlar, demir, mangan vb. gibi maddeler ile UV ışınlarının yarısından fazlası tutulur. Bu nedenle meyve sularının, biranın, şarap ve sütün veya diğer kolloidal ve renkli maddeler içeren sıvıların UV ışınlarıyla muamelesi söz konusu değildir.

( Buraya kadar olan yerler “ surface decontamination of fruits and vegatables eaten raw”fotokopisinden olan yerler.)

TAZE MEYVE VE SEBZELERİN MİKROBİYOLOJİSİ ve MİKROBİYEL DEĞİŞİMLER

Meyve ve sebzelerin işlenmelerinde ve depolanmalarında, yüzeydeki bu mikroflora sonradan bulaşmalarla gıdalara geçen mikroorganizmalar, bu ürünlerde bir çok değişimlere neden olurlar. Mikrobiyolojik kökenli bu değişimler meyve sebzelerde oluşan diğer bir çok kimyasal ve fiziksel değişimlerle de yakından ilgilidir. Bu değişimler sonunda kalite düşer, tat ve yapı gittikçe bozulur ve nihayet meyve ve sebzeler tüketilemeyecek bir hal alabilirler.

Meyve ve sebzelerin mikroorganizmalar etkisiyle bozulmaları, ekonomik kayıplara neden olması yanında, oluşan toksinlerin etkisiyle insanlarda akut ve kronik zehirlenmelere de yol açabilmektedirler. Ayrıca mikroorganizmalarla bulaşan bu ürünler bazı enfeksiyon hastalıklarına neden olmaktadırlar.

Meyve ve sebzelerin olgunlaşmasının ilerlemesiyle birlikte özellikle hasattan sonra kabuk ve kabuk üzerindeki balmumu tabakası gibi koruyucu sistemlerine rağmen mikroorganizmaların etkisiyle bozulma eğilimi artar. Doğal koruma tabakasının yani katikulanın zedelenmesi, mikroorganizmaların iç dokulara girmelerine ve bozulmalara yol açar. Katikula tabakasının zedelenmesine böcekler, dolu, donma, kuruma ve çarpmalar neden olur. Bu bakımdan meyve sebzelerin hast, taşıma ve depolanmasında gerekli titizlik gösterilmelidir.

Taze Meyvelerin Mikrobiyel DeÄŸiÅŸimleri

Meyvelerin bileşenleri göz önüne alındığında maya küf ve bakterilerin üremeleri için uygun ortamlar oldukları düşünülebilirse de içerdikleri çeşitli organik asitlerin etkisiyle pH değerleri genellikle bakteri üremesi için uygun değildir. Bu nedenle meyvelerdeki mikrobiyolojik bozulma etmenleri büyük bir çoğunlukla maya ve küflerdir.

Meyvelerin yüzeyinde yaygın olarak bulunan ve bozulmalara neden olan mayalar, ürüne genellikle hasattan önce bitki üzerindeyken bulaşırlar. Ancak mayaların neden oldukları bozulmalar daha sonra depolama veya pazarlama aşamasında ortaya çıkaralar.

Küflerde meyvelerdeki önemli bozulma etmenlerinden biridir. Ancak mayaların meyvelerdeki üremeleri ve ürünü bozmaları daha kısa sürede gerçekleşmektedir. Mayalar daha büyük moleküllü bileşiklerden yararlanabildikleri için öncelikle meyvelerde gelişerek alkol oluştururlar. Mayalar tarafından oluşturulan bu küçük moleküllü bileşikler küfler tarafından kullanılabilir, ayrıca küfler yapısal polisakkaritler ve kabukları da parçalarlar.

Soğuk depolarda muhafaza edilen meyvelerde görülen başlıca mikrobiyolojik bozulmalar şunlardır:

§Botrytis Çürüklüğü: Gri çürüklük etmeni Botrytis cineradır. Bunlar özellikle çile ve üzüm gibi meyvelerde bozulma etmeni olarak yaygın olarak görülmekle birlikte yumuşak ve ser çekirdekli meyvelerde de gri çürüklük olarak rol alırlar.

·Kara leke: Venturia cinsinden küfler kara leke etmeni olabilirler. Bunlar genellikle elmalarda bozulma etmenidir. Lekenin rengi koyu kahverengi veya siyahtır.

·Phytophthora – meyve çürüklüğü: Özellikle yumuÅŸak çekirdekli meyvelerde görülür. Bozulma etmeni Phytophthora cactorum’dur. Bu küf domates ve patateslerde bozulma etmenidir.

·Sclerotinia çürüklüğü: Bu tip çürüklük genellikle sert çekirdekli meyvelerde (kiraz, şeftali, erik gibi) görülmektedir. Küfler meyveler üzerinde halkalar oluşturular. Enfeksiyon genellikle hasattan önce gerçekleşir, daha sonra depo sıcaklığı yüksek olursa kolaylıkla yayılır.

·Penicillium çürüklüğü (yeşil ve mavi çürüklük): Meyve ve meyve ürünlerinde patulin adı verilen bir mikotoksin oluşturan Penicillium expansum elmalarda yeşil çürüklük etmenidir. Penicillium digitatum ve Penicillium italikum ise turunçgil meyvelerinde yeşil ve mavi çürüklük etmenidir.

·Yaş çürüklük: Bu tip bozulmanın etmeni Rhizopus nigricans ve benzeri küflerdir. Bu küfün meyve üzerinde gelişmesi sonucunda, meyveler adeta ezilmiş bir şekil alırlar.

·Kuru çürüklük: Gleopsorium ve Sclerotinia gibi farklı cinslerden küfler çürüklük etmeni olurlar. Kuru çürüklük görülen meyveler, kuru ve büzülmüş bir hal alırlar.

·Çekirdek evi çürüklüğü: Bu çürüme özellikle elma ve armutlarda görülür. Bu çürüklüğe Fusarium, Botrytis, Alternaria, Penicillium, Trichothecium, Cladosporium ve diğer bazı küfler neden olabilir.

·Acı çürüklük: Bu tip çürüklük görülen meyveler genellikle hasattan sonra acılaşır. Çürüklük yeri yumuşaktır ve kolaylıkla içeri doğru çöker. Çürüklük etmeni Gloeoosporium perennans, G. Album ve G.fructigenum olabilir. Bu meyveler zamanla kurur ve mumsu bir hal alırlar.

Taze Sebzelerin Mikrobiyel DeÄŸiÅŸimleri

Taze sebzelerin mikrobiyolojisi de genelde, taze meyvelerin mikrobiyolojisine benzer. Ancak sebzelerin pH değerleri meyvelerden daha yüksek ve nötrale yakın oldukları için,taze sebzelerin yüzey mikrofloralarını çoğunlukla bakteriler oluştururlar. Sebzeler kısa boylu ve toprağa yakın bitkiler üzerinde yetiştiklerinden, çoğu zaman toprak kökenli mikroorganizmalarla bulaşık halde bulunurlar. Bu toprak kökenli mikroorganizmalardan özellikle, Bacilus ve Clostridium türleri, sebzelerin çeşitli ürünlere işlenmelerinde bazı sorunlar oluşturur. Ayrıca şehir atık sularıyla, sulanan sebzelerin yüzeyinde Salmonella typhi de sık görülür. Diğer taraftan sebze mikroflorasında yer alan bakteriler arasında özellikle, Alcaligenes, Achromobacter, Flovobacterium, Lactobacillus, ve Micrococcus türleri çok yaygın olarak bulunur.

Bakteriyel yaş çürüklük etmeni olan Erwinia carotovora bu tip bozulmalarda önem taşır. Bu bakteri pektolitik enzimleri aracılığı ile kereviz, havuç, patetes, soğan, yeşil fasulye ve diğer benzeri sebzelerin dokusundaki pektini parçaladıklarından, doku sertliğini kaybeder ve ıslak bir hal alır. Xantomanas campestris, lahana yapraklarının damarlarının siyah renk almasına neden olur. Lahana türleri yanında, turpta da benzeri enfeksiyonlar görülür.

TAZE MEYVELERDE MİKROBİYOLOJİK BOZULMANIN KONTROL ALTINA ALINMASI 1) Hasat Öncesi: Her meyve tür ve çeşidin en uygun zamanda hasadının yapılması sonucu özellikle depolamada meydana gelen kayıplar en aza indirilmektedir. Buna göre hasat ölçütlerini şu şekilde değerlendirebiliriz:

Erken Hasadın Sakıncaları:

1-Erken toplanan meyveler henüz yeterli irilik, şekil ve ağırlığa ulaşmamışlardır. Bu

nedenle meyveler küçük ve verim düşük olur.

2-Erken toplanan meyvelerde yeteri kadar şeker birikmediği ve bazı burukluk veren

maddeler gereği kadar azalmadığı için tat ve lezzet iyi olmaz.

3-Erken toplanan meyvelerde zemin (taban) renginin yeşilden sarıya dönüşmesi iyi

olmadığı ve çeşidin kendine has üst rengini yeterince oluşturmadığı için dış görünüş

bozuk olur.

4-Zamanından önce toplanan meyvelerde kabuk yapısına bağlı olarak su kaybı hızlı olur ve bu meyveler çabuk buruşurlar.

5- Erken hasat edilen meyvelerde çeşitli fizyolojik bozukluklar meydana gelebilir.

6- Erken dönemde meyvelerin dala tutulmaları iyi olduğundan hasat zorlaşır.

Geç Hasadın Sakıncaları:

1-Geç toplanan meyvelerde olgunluk ilerlemiş olduğundan hasat sonrası dayanma süreleri

kısalır ve çabuk berelenirler.

2- Meyvede asit kaybı fazlalaştığı için tat ve lezzet bozulur, ürün yavan bir tat alır.

3- Geç hasat edilen meyvelerde de fizyolojik bozukluklar oluşabilir.

4- Hasat önü meyve dökümleri artar.

5- Geç hasatta ürün için daima bir risk vardır.

2) Hasat: Meyve sebze hasadı genellikle elle yapılmaktadır. Dondurulmuş meyve-sebzenin, hasat zamanı işleme için oldukça önemlidir. Hasat edilecek sebzelerin olgunluğunun saptanmasında önemlidir. Çünkü meyvelerin çoğu olgunlaştıkça yumuşayıp tat ve aromaları artarken sebzeler tam tersine kartlaşır, istenmeyen özellikler kazanır. Olgunluğu ve hasat tarihini mümkün olduğu kadar doğru belirlemek amacıyla çeşitli aletli yöntemler kullanılmaktadır.

3) Hasat Sonrası:

KAYNAKLAR

Roberts, T.A., Pitt, J.I., Farkas, J. and Graw, F.H. 1998. “Microorganisms in food. Microbial ecology of food commodities.” Blackie Academic & Professional, UK.

Doyle, M.P., Beuchart, L.R. and Montwille, T.J. 1997. “ Food Microbiology Fundamentals And Frontiers.” American society of for Microbiology, USA.

Lund, B.M., Baird-Parker, T.C. and Gould, G.W. 2000. “The Microbiological Safety And Quality of Food.”Volume I. An Aspen Publictions, Maryland.

Zhang, S. and Farber, J.M. 1996. “The effects of various disinfectants aganist Listeria monocytogenes on fresh cut vegetables.” Food Microbiology. Vol. 13. p .311-321.

Rodriguez, A.M., Alcala, E.B., Gimeno, R.M.G. and Cosano, G.Z. 2000. “Growth modelling of Listeria monocytogenes in packaged fresh green asparagus.” Food Microbiology. Vol. 17. p. 421-427.

Singh, B., Falahee, M.B. and Adams M.R. 2001. “Synergistic inhibition of Listeria monocytogenes by nisin and garlic extract.” Food Microbiology. Vol. 18. p.133-139.

Valero, M., Leontidis, S., Fernandez, P.S., Martinez, A. and Salmeron, M.C. 2000. “ Growth of Bacillus cereus in natural and acidified carrot substrates over the temperaturerange 5-30 0C ” Food Microbiology. Vol. 17. p.605-612.

Beuchat, L.R. 1998.“Surface decontamination of fruits and vegetables eaten

raw:a review.” Food Safety Unit World Health Organization.

WHO/FSF/FOS/98.2,42pages

A.S., Kurdziel., N.,Wılkınson, S., Langton, and N., Cook 2000 “Survival of Poliovirus on Soft Fruit and Vegetables ” Journal of Food Protection, Vol.64 . p.706-709

Piri Reis

Salı, 06 Kasım 2007

Büyük Türk denizcisi ve amirali ve coÄŸrafya bilgini olan Piri Reis’ in 1513 yılında çizdiÄŸi dünya haritasıyla ilgili tartışmalar halen bitmiÅŸ deÄŸil. Günümüzde dünya haritaları uydu fotografları yardımıyla yapılırken bu teknolojiye sahip olmayan Piri Reis’ in söz konusu haritayı nasıl çizdiÄŸi halen gizemini koruyor. Bilim adamları, bu haritanın ne ÅŸekilde çizildiÄŸine dair bir hüküm veremezken, Piri

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG] Büyük Türk denizcisi ve amirali ve coÄŸrafya bilgini olan Piri Reis’ in 1513 yılında çizdiÄŸi dünya haritasıyla ilgili tartışmalar halen bitmiÅŸ deÄŸil. Günümüzde dünya haritaları uydu fotografları yardımıyla yapılırken bu teknolojiye sahip olmayan Piri Reis’ in söz konusu haritayı nasıl çizdiÄŸi halen gizemini koruyor. Bilim adamları, bu haritanın ne ÅŸekilde çizildiÄŸine dair bir hüküm veremezken, Piri

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.jpg[/IMG]

Reis’ in bu teknolojiyi nereden aldığı büyük bir merak konusu.

Haritadaki bazı detaylar ilgisini çekiyor. . Piri Reis ’in çizdiÄŸi haritanın bazı özellikleri ; *Uzaydan çekilen uydu fotograflarıyla karşılaÅŸtırıldığında Afrika’nın doÄŸruluÄŸu anlaşılıyor.

*ÇaÄŸlar boyunca buzlarla kaplı olan Antartika DaÄŸları’nın haritada doÄŸru bir ÅŸekilde gösterilmesi haritanın harika yönlerinden birisidir. Çünkü bu daÄŸların varlığı ancak 1952 yılında ses yansıtıcı aletlerle keÅŸfedilmiÅŸtir.

*Uydu fotograflarında Grönland’ın bir adadan deÄŸil, üç ayrı adadan meydana geldiÄŸi görülür. Piri Reis de haritasında Grönland’ı üç ayrı ada olarak göstermiÅŸtir.

Gerek haritanın özellikleri gerekse Kitab-ı Bahriye’deki su dizeler küçük araÅŸtırmacıda gerekli olan azmi ve isteÄŸi doÄŸurur. Haritanın çizilmesine dair yaygın olan iki görüş vardır;gemiyle dolaÅŸarak yada uzaydan çizilmesi. Haritanın ortasında "Rüzgar Gülü" diye nitelendirilen dairesel bir sekil bulunmaktadır. Bu Rüzgar Gülü"nün içinde de içi çizgili , içi çizgisiz, ve siyah üçgen bulunmaktadır. Ayrıca iki siyah üçgen arasında 7 tane çizgili ve çizgisiz üçgen vardır. Çizgili ve çizgisiz üçgen sayıları çarpıldığında . çıkar. iki siyah üçgen arasındaki çizgili ve çizgisiz üçgen sayısı 7 burada kullanırsak 224,7 yi buluruz ki bu da bize Venüs gezegeninin NASA tarafından hesaplanmış dolanma ve dönme süresi olan 224,7 günü verir. Ringer Gölü üzerinde daha bunun gibi bir dizi matematiksel iÅŸlemler yapıldığında Venüs gezegenine ait astronomik deÄŸerler bulunmaktadır.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image007.gif[/IMG]

(Bu yazılar Piri Reisin ünlü haritasının üzerine aldığı notlar olup her biri maddelenerek sıralanmıştır.) 1- ilk bakışta kırmızının çeÅŸitli tonlarında vakamı diye adlandırılan uçsuz bucaksız daÄŸ sıraları oldukça zengin maden cevherleriyle dopdolu…..ipek ve yün yüklü gemiler kıyıda seyretmekte ..

2- Bu ülkenin insanlarının hepsi çıplak veya yari çıplak bir vaziyette yaşıyorlar.

3- Burası Antillia’nın bir vilayeti gibi ve buralar günesin battığı topraklar.

İnsanların söylediklerine göre burada 4 ayrı renkte papağan yasamakta (beyaz,kırmızı,yeşil, ve

siyah) Yerli halk bu papağanların etlerini yemekte ve tüylerinden kafalarına çeşit çeşit başlıklar

yapmakta. Burada ilginç bir taş var kutsal bir taş olmalı bizim Hacer-ül Esved taşı gibi siyah

kutsal saydıkları bir taş.

NOT: Piri Reis yazdığı Kitab-i Bahriye ’sinde Akidenizde esir aldığı bazı gemilerden elde ettiÄŸi

ganimetler arasında buradakine benzer tüyden başlıklar ve kutsal siyah taslara rastladıklarını

belirtiyor.

4- Bu harita Gelibolu’da Kemal Reis adıyla bilinen Piri İbni Hacı Mehmet tarafından

çizilmiÅŸtir.(Hicri; Muharrem 919) , ( 9 Mart – 7 Nisan 1513)

5- Bu kısıda ise kıyıların ve adalar dan bahsediyor;

Bu sahiller Antilya kıyıları olarak adlandırılır. Hicri 896 yılında keşfedilmiştir. Fakat

buraların Cenovalı Kolomb adlı bir Hiristiyan tarafından yazılan bir kitapta benzer özelliklerden

bahsettiği kıyıların ve adaların zengin madenler ve değerli taşlarla dolu topraklar olduğunu Bati Atlantik, Dünyanın batisi diye adlandırıldığı belirtilmiş.

Sözü edilen kitapta Kolomb Cenovalılara demiş ki :

‘’Bana 2 gemi verin gidip dünyanın batisini keÅŸfedeyim’’. Bunu duyanlar ‘’Sen delirdin mi ,bu denizin bati ucunu bulabileceÄŸini mi sanıyorsun? Bu denizin sonu puslu ve bilinmez derin bir karanlık oraya gidip yok olmak mi istiyorsun ?” Bu söylenenlerden Kolomb Cenovalılardan bir destek gelmeyeceÄŸini anlayınca gidip tüm hikayeyi detaylarıyla İspanya Kralına anlattı. Ancak oradan da aldığı tepki Cenovalılardan farksızdı.

Fakat Kral yinede yardım edeceÄŸini söyledi. Sonuçta Kolomb Cenovalılardan uzunca bir mühlet istedi İspanya Kralıda ona çok iyi donatılmış 2 gemi vererek Kolomb’a‘’ Sana çok iyi 2 gemimi veriyorum git ve dediklerini ispatla bana eÄŸer baÅŸarırsan seni İspanya Krallığının Deniz Filosuna Amiralyapacağım.

Piri Reisin İspanyol bir kölesi vardı. Colomba ile oralara 3 defa gittiğini birincisinde

Cebelitarik boğazından çıkıp binlerce mil hiçbir sapma yapmadan dümdüz batıya yol aldıklarını denizin son derece sakin ve havanın rüzgarsız olduğu bir yerde bir adaya rastladıklarını . Burada pusulaların kuzey diye gösterdiği yönde o bildikleri kutup yıldızının görünmediği ve yıldızların bile dizilisinin farklı olduğunu. Bu adanın yakınına demir atmışlar ve bir süre sonra ada da yasayan yari çıplak insanlar gelmişler onlara balık kemiklerinden yaptıkları oklarıyla saldırmışlar ve adada ilerlemelerine izin vermemişler. Bunun üzerine onlarda koşarak adanın diğer tarafına kadar gitmişler ve orada bir filikaya rastlamışlar. Hemen içine binip kıyıdan tekrar uzaklaşmışlar.

İlerlerken botun içine baktıklarında içinde insan kemikleri ve artıkları olduğunu görmüşler ve

anlaşılan o ki buradaki adalarda yaşayan bu insanlar birbirlerine saldırarak yakaladığı insanları yiyorlar. Filikayla diğer adaya kadar ilerlediler burada en çok büyük yılanlara rastlamışlar bu adanın yakınlarında 17 gün kadar kadar kalmışlar ve bunlardan bir zarar gelmeyeceğini anlayan ada halkı onlara balık yakalayıp küçük filikalarıyla getirip ikram etmişler İspanyollarda onlara cam eşya ve renkli tespih taneleri hediye etmişler.

Hediye edilen cam eşya ve boncuklar yerliler için çok değerliydi ve İspanyolları0 memnun

etmek için daha fazla misafirperver davrandılar. Bir gün terli bir kadının kolunda bir sürü altın takı gördüler ve bundan sonra altınlarla boncukları değiştirmeye başladılar. İspanyolları verdikleri her boncuğa bir sürü altın verdiler.

Anlaşılan çevredeki dağlar altın deposu gibiydi. Bir gün birinin kolunda inciler gördüler.

Bunun üzerine yerlilere daha fazla boncuk vererek incilerin yerlerini göstermelerini istediler.

İncileri kıyıda birkaç kulaç derinliklerden çıkarıyorlardı. Bunlardan başka İspanyol kralına

götürmek için değerli keresteler alıp gemilere yüklediler.

Bütün bunlardan sonra Kolomb dedi ki: ”Biz dillerini bile bilmediÄŸimiz bu insanlara

ticareti,okuma-yazmayı ve din ögretmeliyiz. Bu insanlar çıplak ve adeta hayvanlar gibi yaşam

sürüyorlar.” Böylece bir süre sonra İspanya kralının gönderdiÄŸi papazlar ve diÄŸer eÄŸiticilerle

eğitildiler. Hayatta yeni dinlerine oldukça çabuk uyum sağladılar. Çevredeki irili ufaklı ada ve

adacıklar da Kolomb tarafından isimlendirilerek haritaları çizildi. Kolamb ayni zamanda iyi bir

gökbilimci idi. Ben kemal Reis bu adaları da kolombun bu yaptığı çalışmalardan yararlanarak

haritama ekledim.

Yukarıda haritamı çizim safalarını anlattığım bu haritanın bir benzeri daha yoktur. Bu tarzda çizilen dünya üzerinde 20 kadar harita var. Haritamı Arap, Çinli ,Hintli ve Alman kartografların çizdikleri bu haritalarla da karşılaştırarak yorumladım. Bu yüzden harita bu yüzyılın en güvenilir haritasıdır. Haritamın gösterdiği ülkelerin denizcileri de haritama bakarak ve kendi görüşlerini kullanarak ülkelerinin ve yakın çevrelerinin haritalarını çizerse böylece ortaya çok objektif bir dünya haritası çıkacaktır.

7- Burada Portekize göre gündüzler 2 saat daha kısa ancak gündüz hava son derece sıcak ve güneşli geceleri ise hava serin ve nemli.

8- Dönüş yolunda portekiz gemileri zaman zaman kıyı dan seyretmelerine rağmen sert ve

karadan esen ters rüzgarlarla karşılaştılar. Bu rüzgarlar güneye inildikçe daha da sertleşti. Bu

kıyılarda da denizcileri balık kemiği oklar la çıplak insanlar karşıladılar. Kıta üzerinde ilerledikçe

yeni yeni topluluklara rastlanıyordu. Bu kıyıları hepsi adeta doğal birer liman gibi girintili ve

çıkıntılı idiler. Portekizliler buralarda da işaretle alışverişler yaptılar.

9- Bu ülkede rastlanılan ilginç şeylerden biride beyaz tüylü canavarlar , 6 boynuzlu öküze

benzer hayvanlar ve dev yılanlardı. Bu yüzden dolayida denizciler kara içerisine giremediler ayrıca aşırı sıcaktan da bitkin düştüler.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.gif[/IMG]


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -