‘Fizik’ Kategorisi için Arşiv

Isınan Maddelerde Genleşme

Salı, 06 Kasım 2007

Genleşme genişleme anlamından gelir. Sıcaklığı artırılan bir cismin uzunluk ya da hacminin değişmesi olayıdır. Katıları, sıvıları ya da gazları oluşturan

tanecikler, ortalama konumları çevresinde sürekli çalkalanma halindedirler. Bu cisimlerden birine ısı biçiminde enerji verilirse, bu enerji kinetik enerji ye dönüşür; dolayısıyla, kinetik enerjisi artan tanecikler daha şiddetle çalkalanır ve daha geniş alana yayılmaya çalışırlar; yani sıcaklığı yükselen cisim (katı,sıvı, gaz) aynı zamanda genleşir.

KATILARDA GENLEŞME

Dışarıdan ısı alan maddenin taneciklerinin kinetik enerjisi, dolayısıyla taneciklerin titreşim hızı artar. Tanecikler birbirinden uzaklaşmaya başlar. Bu olay genleşme adı ile anılır. Tersine olarak madde dışarıya ısı verdiğinde (madde soğutulduğunda) maddenin taneciklerinin kinetik enerjisi, dolayısıyla taneciklerin titreşim hızı azalır ve maddenin hacmi küçülür.

Maddelerin genleşmesi ya da tersine büzülmesi sırasında büyük kuvvetlerin ortaya çıkması, tren raylarında, köprü gibi yapılarda hasarlara neden olmaktadır. Bu yüzden tren yaylarının eklenti yerlerinde boşluklar bırakılır, köprüler demir makaralar üzerine oturtulur. Çevremizdeki bu tür yapıları gözlemleyerek genleşme ile ilgili bir çok örnekler bulabiliriz.

BOYCA UZAMA Bir m e t al çubuğun ısıtılmadan önceki ilk boyu, l0 olsun. Bu me ta l çubuğu ısıttığımızda boyu uzayarak son boyu l olur. Boyca uzama miktarı (Δl);

ΔL =l-l0 = L0.λ.Δt bağıntısıyla bulunur.

Burada, l0 ::-):-):-):-)lin ilk boyu.

λ::-):-):-):-)lin boyca genleşme katsayısı.

Δt = tson-tilk::-):-):-):-)lin ısıtılmadan önceki sıcaklığı ile ısıtıldıktan sonraki sıcaklığının farkıdır.

YÜZEYCE GENLEŞME Bir :-):-):-):-)l levhanın ısıtılmadan önceki ilk yüzeyi S0 olsun. Bu :-):-):-):-)l levhayı ısıttığımızda, yüzey artarak son yüzeyi S olur.

ΔS = S-S0.2 λ.Δt bağıntısıyla hesap edilir.

Burada;

S0::-):-):-):-)lin ilk yüzü.

2λ:Yüzeyce genleşme katsayısı (Boyca genleşmenin iki katıdır.)

Δt = tson-tilk :Sıcaklık farkıdır

HACİMCE GENLEŞME :-):-):-):-)l bir kürenin ısıtılmadan önceki ilk hacmi V0 olsun.Bu :-):-):-):-)l küreyi ısıttığımızda son hacmi V olur. Hacimce genleşme miktarı ΔV,

ΔV = V-V0 =V0.3λ.Δt bağıntısıyla hesap edilir.Burada;

V0::-):-):-):-)l kürenin ilk hacmi.

3λ:Hacimce genleşme katsayısı (Dikkat edilirse boyca genleşme katsayısının üç katıdır.)

Δt = tson-tilk : Sıcaklık farkıdır.

SIVILARDA GENLEŞME

Katı maddelerin genleşmelerini gördük, benim aklıma şu soru geldi, peki sıvı maddelerde de genleşme olur mu? Tabi ki olur şimdi birlikte bu konuyu işleyelim. Öncelikle şu sorulara cevap bulmaya çalışalım.

Ağzına kadar dolu bir çaydanlık ısıtıldıkça neden taşar?

Termometrelerde cıva veya alkol seviyesi sıcaklık değişmelerinde neden yükselip alçalır?

Bu ve bunun gibi sorulara, bilimsel alarak daha iyi cevaplar verebilmemiz için, sıvıların davranışlarını incelememiz gerekir. Ama bir sorunumuz var. Sıvıların ısıtılmadaki davranışlarını, katılarda olduğu gibi inceleyemeyiz. Çünkü, sıvıları katılar gibi şekillendirmek, örneğin boru haline getirmek imkansızdır. Bu yüzden, sıvıların, bir kap içinde incelenmeleri gerekir.

Sıvıların genleşmesinden sıvılı termometrelerde, sıcak su kazanlarında, termosifonlarda ve kalorifer sistemlerinde yararlanılır. Sıvıların genleşme miktarı aşağıdaki bağıntı ile hesaplanır.

ΔV = V. a. Δt

Bağıntıda ΔV sıvının hacimce genleşme miktarı, V sıvının ilk hacmi, a sıvının hacimce genleşme katsayısıdır.

GAZLARDA GENLEŞME

Şimdi de gazların ısı etkisiyle genleşmelerini ele alalım. Şu soruları cevaplamaya çalışalım. Soba üzerinde tutulan şişirilmiş bir balon niçin büyür ve hatta patlar? 1783 yılında Montgolfier kardeşler, balonlarını uçurabilmek için, balonun açık alt kısmında ateş yakmışlardır. Niçin? Bu sorulara bulacağımız cevaplar bize, gazlarda da hacmin, katı ve sıvılarda olduğu gibi sıcaklıkla arttığı kanısını vermekte.

Sıcaklıkla genleşme, gazdan gaza değişmemektedir.

:-):-):-):-)L ÇİFTİ

Farklı :-):-):-):-)llerden yapılmış eşit uzunluktaki iki çubuk bir birine perçinlenerek :-):-):-):-)l çifti yapılabilir. Bu iki çubuk, perçinli oldukları için ısıtıldıklarında bağımsız olarak hareket edemezler. Fakat uzama katsayıları bir birinden farklı oldukları için biri diğeri üzerine bükülür.

M e t al çiftlerinin birçok kullanım alanları vardır. Bunların en önemlisi elektrik termostatlarıdır. Termostat sıcaklığı kontrol altına alarak sabit bir değerde tutmaya yarayan bir alettir. Elektrikli şofben, elektrikli ütü, evlerdeki radyatör türü ısıtıcılar termostatlı aletlerdir.

Bu aletlerde sıcaklık arttığında :-):-):-):-)l çifti bükülür ve devreyi keser. Bir süre soğuyunca m e t al çifti soğuyarak eski durumuna gelir ve devreyi tamamlar. Isıtıcı çalışmaya başlar. Böylece aletin sabit sıcaklıkta çalışması sağlanır.

Yangın alarmlarında sıcaklık arttığında :-):-):-):-)l çifti yukarı bükülerek elektrik devresini kapatır ve zil çalar. Aynı zamanda m e t al termometrelerde ve flaşörlerde m e t al çiftleri kullanılarak yapılan araçlardır.

Zaman Birimleri

Salı, 06 Kasım 2007

Saniye: Yaklaşık olarak iki kalp atışı arasındaki süre.

Salise: 10 üzeri -2 saniye, yani saniyenin 100′de biri.

Milisaniye: 10 üzeri -3 saniye, yani saniyenin binde biri.

Mikrosaniye: 10 üzeri -6 saniye, yani saniyenin milyonda biri.

Nanosaniye: 10 üzeri -9 saniye, yani saniyenin milyarda biri.

Pikosaniye: 10 üzeri -12 saniye, yani saniyenin trilyonda biri.

Femtosaniye: 10 üzeri -15 saniye, yani saniyenin katrilyonda biri.

Attosaniye: 10 üzeri -18 saniye, yani saniyenin kentrilyonda biri.

Planck zamanı: 10 üzeri-49 saniye. Büyük Patlamadan sonra, kütle çekiminin diğer güçlerden ayrıldığı en kısa zaman süresi

Elektrik Akımı

Salı, 06 Kasım 2007

Bir yerde bir olay olması için o anda yada daha önceden orada o olayın sonucunu sağlayacak ana koşulların hazır olası gerekmektedir.

Örneğin bir arabanın hareket etmesi için mutlaka benzininin olması gerekmektedir. Bir lambanın yanması için mutlaka elektrik gerekmektedir. Elektrik devrelerinde akım akması için mutlaka voltaj gerekmektedir. Türkçe de gerilim ve voltaj aynı anlamda kullanılmaktadır. Bir gerilim kaynağı elektrik devrelerinde akım akmasını sağlar.

Gerilim kaynağını bir barajın arkasındaki su kütlesi olarak düşünülebilir. Gerilimin bir de yönü vardır. Buradaki yön sağ, sol aşağı yukarı olmayıp zamana göre (burada çok kısa zaman aralıkları düşünülmelidir)

voltaj değerinin artması, azalması, eksi olması, artı olmasıdır. Yani zamana göre değişken olmasıdır. Bir gerilim kaynağının ürettiği gerilim böyle değişkense ona (AC) alternatif gerilim kaynağı denir.

Örneğin evlerimizdeki prizlerden sağladığımız elektrik alternatif elektriktir.

Bir gerilim kaynağının ürettiği gerilim zamana göre değişmiyorsa buna da

(DC) doğru gerilim kaynağı denir.

Örnek olarak pilleri, aküleri düşünebilirsiniz.

Akım, adından da anlaşılacağı gibi bir hareket bildirir. Bunu sosyal hayatta da kullanırız. Efendim trafik akmıyor. Cereyanda kaldım boynum tutuldu. Yanlış cereyandaki gençlerimizi kurtaralım! Görüldüğü gibi akım, bir harekettir. Elektrikteki hareket, elektronların bir yerden başka bir yere gitmeleri ile olur. Aynı gerilim anlatımında olduğu gibi akımında değişken olanı (AC) ve doğru olanı (DC) vardır.

Elektrik akımı olabilmesi için yani elektronların harekete geçebilmesi için yukarıda da söylediğim gibi mutlaka bir gerilim şarttır.

Gerilim, bir barajın arkasındaki su ise akımda baraj çıkışındaki borulardan akan su gibidir. Akımın yönü aslında elektronların yönü olarak bilinmesine karşın, yani elektronca zengin olan eksi uçtan artı uca akmasına karşın pratikte artı uçtan eksi uca doğru olarak aktığı kabul edilir. Bunun sebebi formüllerde bolca eksi işareti yazmaktan kaçınmaktan başka bir şey değildir.

Bilindiği gibi matematikte, eğer bir sayının ya da bir değişkenin önünde işaret yoksa o artı değer taşır.

Aşağıdaki şekilde her iki akım yönü de gösterilmiştir.

Gerilim, akım ve direnç elektrikte sembollerle tanımlanmaktadır.

Gerilim için V, Akım için I ve Direnç içinde R kullanılmaktadır.

Birimleri ise Gerilim için (V) Volt, Akım için (A) Amper ve Direnç için

ise ohm yada W sembolü kullanılmaktadır.

Bir elektrik devresinin bir noktasında, giren akım çıkan akıma eşittir.

Newton’ Un Hareket Kanunları

Salı, 06 Kasım 2007

Devinime neden olan neden olan etkiler insanları uzun süre ilgilendirmiş ve bu konuda Galileo ve Newton zamana dek pek başarılı sonuçlar elde edilmemişti. Galileo’dan önce filozoflar, bir cismi devindirebilmek için kesinlikle bir etkinin, yani bir kuvvetin gerektiğini ileri sürmemişler ve <<olağan>> halde bir cismin durması gerektiğine inanmamışlardı.

Gerçekten bir düzlem üzerinde bir cisim kaydırılmak istenirse, cismin kısa bir süre gittikten sonra yavaşlayıp durduğu gözlenir. Bu gözlem dış bir kuvvet olamadığı sürece kaymanın olmadığı düşüncesini destekler. Galileo yaptığı deneylerde bu inancın gerçek olmadığını gösterdi. Eğer cisim ve onun üzerinde durduğu düzlen pürüzsüz hale getirilirse ve cisim yağlanırsa, cismin hızının daha yavaş azaldığı ve cismin daha ileride durduğu gözlenir. Buna göre, cismin kayması yavaşlatıcı, yani bütün sürtünmeler, ortadan kaldırılırsa, cismin değişmez bir hızla yoluna bir doğru boyunca sonsuza değin devam sonucu çıkar. Galileo’nun vardığı sonuç bu idi. Ona göre, bu cismin hızını değiştirmek için bir dış kuvvet gerekir; ama belli bir hızda giden cismin hızını koruyabilmesi için bir kuvvete gerek yoktur. Mesela bir sandığı bir düzlemde ittiğimiz durum için, ellimizin verdiği itme sandığa bir hız kazandırır, fakat düzlem sandığa bir kuvvet uygulayarak onu yavaşlatır ve durdurur. Her iki kuvvette hızda bir değişim, yani bir ivme oluşturur. İşte Galileo’nun bulduğu bu gerçeği, Galileo’nun öldüğü gün doğan Isaac Newton bir evrensel yasa olarak 1686 da yazdığı Princiria Matematika Philosoph Naturalis adlı kitabında ortaya koydu.

NEWTON’UN BİRİNCİ HAREKET KANUNU (EYLEMSİZLİK PRENSİBİ)

Herhangi bir cisim üzerine bir kuvvet etki etmiyorsa, yada etki eden kuvvetlerin bileşkesi sıfırsa, cisim durumunu değiştirmez; yani duruyorsa durur, deviniyorsa yani hareket ediyorsa, devinimini bir doğru boyun devam ettirir.

a) Duran bir cisme bir kuvvet etki etmedikçe cisim yine hareketsiz kalır. Bir cisme etki eden kuvvetlerin bileşkesi sıfır (R=0) ise, cisim o anki durumunu korur.

Bir cisim için net kuvvet 0 ise a = 0 olur.

b) Hareketli bir cisme bir kuvvet etki etmezse, cismin hızı ve yönü değişmez. Cisim hareket ediyorsa düzgün doğrusal yani sabit hızlı olarak hareketine devam eder.

Dışarıdan uygulanan bir kuvvetin etkisinde olmayan bir cismin durgun halde kalır yani hareketsiz olur yada sabit bir hızla hareket eder. Hızın sabit olması doğal olarak ivmenin sıfır olmasını gerektirir.

Newton’un bu birinci yasası gözlem çerçevelerini de tanımlar. Çünkü genel olarak bir cismin ivmesi, yani hızındaki değişim belli bir gözlem çerçevesine göre ölçülür. Birinci yasaya göre cismin çevresinde başka bir cisim yoksa, yani bir cisme belli bir kuvvet etki etmiyorsa, öyle gözlem çevreleri bulabiliriz ki, cismin bu çerçevelerde ivmesi olmasın. Cisimlerin üzerine etki eden kuvvetlerin olmaması durumunda cimlerin durumlarını koruması maddenin bir özelliği olarak alınır ve buna eylemsizlik denir. Newton’un birinci yasasına da çoğu kez eylemsizlik yasası denir ve bunun geçerli olduğu gözlem çerçevelerine eylemsizlik gözlem çerçeveleri denir. Bu çerçeveler durağan yıldızlara göre duran yada düzgün değişmez bir hızla giden gözlem çerçeveleridir.

Newton’un birinci yasasında görüldüğü gibi, bir cismin durması veya değişmez bir hızla gitmesi arasında fark yoktur. Buna göre, bir eylemsiz çerçevede durduğu gözlenen bir cisim, başka bir çerçeveden bakılınca değişmez bir hızla gider görünür. Her iki çerçeveye göre de cismin bir hızı yoktur. Her iki çerçeveye göre de hız değişmez. Buna göre her iki çerçevedeki gözleyici de cismin üzerine bir kuvvet etkidiği yada, etki eden kuvvetlerin bileşkesinin sıfır olduğu bulunur.

NEWTON’UN İKİNCİ HAREKET KANUNU

Birinci yasadan biliyoruz ki, kuvvet olmadığında cismin hızında bir değişim, yani ivme söz konusu değildir. O halde kuvvet olduğunda, bir ivme yani bir hız değişimi olmalıdır. Kuvvet ile ivme arasındaki bağlantıyı bulabilmek için, önce aynı bir cisme değişik şiddet ve doğrultuda kuvvet uygulanıp F ve a ölçülürse, sonrada farklı cisimlerle aynı ölçmeler yapılırsa şu sonuçlar elde edilir:

1) Bütün durumlarda ivmenin doğrultusu kuvvetin doğrultusu yönünle aynıdır.Bu sonuç, cisim başlangıçta durgunda olsa, herhangi bir hızla belli doğrultuda gitse de doğrudur.

2) Belli bir cisim için kuvvetin şiddetinin, ivmenin oranı değişmez kalmaktadır.

F/a=sabit

F = m . a eşitliğinde görüldüğü gibi kütle, uygulanan kuvvete karşı cismin kazanacağı ivmeye karşı koyan bir nicelik olarak ortaya çıkmaktadır. Yani, aynı bir kuvvetle kütlesi küçük olan bir cisim daha büyük bir ivme, kütlesi büyük olan bir cisim ise daha küçük bir ivme kazanır. Sözgelimi duran yada hiç değişmeyen bir hızla giden otomobilin (~ 1500 kg) hızında, saniyede 5 m/s lik bir hız değişimi sağlayabilmek için 7500 N luk bir kuvvet gerekirken, aynı hız değişimini bir kamyonda (~2000 kg) sağlayabilmek için 2500 N luk bir kuvvet gerekir. Bu yönüyle kütle, devinime karşı koyan bir niceliktir; başka bir deyimle, ötelenme devinimindeki değişime karşı koyar.Bu açıdan kütleye, öteleme eylemsizliği de denir.

Newton’un ikinci yasası olarak bilinen F = m . a eşitliği vektörel bir eşitliktir. Bir cisme aynı anda çeşitli doğrultularda, çeşitli büyüklüklerde bir çok kuvvet etki ettiğinden, cisim bunların bileşkesi yönünde bir ivme kazanır.

Devinim tek boyutta ise bu durumda kuvvetler de tek doğrultuda olacağından, kuvvetlerin büyüklüklerinin cebirsel toplamının kütleye oranı, ivmenin değerini verir. Devini iki boyutta ise bu durumda kuvvetler x,y bileşenleri bulunur., bunların cebirsel toplamının kütleye bölümü o yöndeki ivme bileşenini büyüklüğünü verir.İvme uygulanan kuvvetle doğru orantılıdır ve kuvvet yönündedir.Cismin momentumunda zamana göre değişiminin oranı, cisme etkiyen kuvvetle doğru orantılıdır.NEWTON’UN ÜÇÜNCÜ HAREKET KANUNU (ETKİ-TEPKİ PRENSİBİ)

Günlük yaşantımızda bir cisme bir kuvvet uygulanması söz konusu olduğunda, onun herhangi bir yolla itilmesi yada çekilmesi aklımıza gelir.

Sözgelimi asılı bir mıknatıs çubuğunu yaklaştırdığımızda aynı adlı kutuplar karşı karşıya geldiğinde, asılı mıknatısın bizde uzaklaşacak yönde gittiğini; ters adlı kutupların karşı karşıya gelmesi durumunda asılı olan mıknatısın bize doğru geldiğini görürüz.

Her iki durum için elimizdeki mıknatısın, asılı olan mıknatısa bir kuvvet uyguladığını ve bunun sonucu olarak asılı mıknatısın devinime başladığı söyleriz. Bunun yanında, elimizde tuttuğumuz mıknatısın da, diğer mıknatısa yaklaştırılırken çekilip ittiğini hissederiz.

Doğadaki bütün gerçek kuvvetler çevreyle etkileşme sonucu çıkarlar. Bir cisim diğer bir cisme bir kuvvet etki ettirdiğinde, diğer cisim de bu cisme bir kuvvet etkiler. Buna ek olarak bu kuvvetlerin değerleri eş kuvvetleri zıttır. Bu durumda, yalıtılmış tek bir kuvvetten söz edilemez. İki cisim arasındaki etkileşime de bu kuvvetlerden birine «etki» diğerine «tepki» kuvveti denir. Başka bir deyimle,kuvvetlerden birisi «etki» olarak alınırsa, diğeri birinciye karşı «tepki» olarak alınır.Herhangi bir etkiye karşı her zaman bir tepki vardır; yada iki cismin karşılıklı etkisi daima eşit fakat zıt özelliklidir.İki cisim arasında oluşan etkileşmede F kuvveti, ikincinin birinciye etkidiği F kuvvetine eşit fakat zıt yönlüdür.

Alternatif Akım Devreleri

Salı, 06 Kasım 2007

Belli zaman dilimleri içinde belirli bir hareketin tekrarlanması olayına salınım adı verilir.hepimizin bildiği salıncak bunun en çok rastlanan örneğidir. Masanın kenarına sıkıştırdığımız jiletin titreşmesi veya bir keman telinin titreşimi benzer salınım örnekleridir.

Daha bilimsel bir örnek bir basit sarkacın salınımıdır. Sarkacın salınımları, denge konumundan sağa ve sola doğru belli uzaklıktadır. Eğer sürtünme kuvvetleri olmasaydı bu şekilde salınan sarkaç genliğini hiç bozmadan aynı hareketi devamlı olarak sürdürürdü.Sarkacın denge konumundan sağa veya sola sapması yani yön değiştirmesi,salınım hareketinin en önemli özelliğidir, buna genlik denir. Sarkacın denge konumundan ayrılıp tekrar denge konumuna gelmesi hareketin yarısını oluşturur. Tam bir salınım hareketi, sarkacın denge konumundan ayrılıp bir yöne gittikten sonra, diğer yönde maksimum noktaya ulaşıp tekrar denge konumuna gelmesidir, buna hareketin ‘Peryot’u adı verilir. Saniyedeki peryot sayısı ise ‘Frekans’

olarak adlandırılır.

Sarkacın bu hareketini dairesel bir hareket kabul edersek,bir peryotluk bir hareket sırasında bir çember etrafı dönülmüş olur ve bu ‘2pr’ kadar bir yol demektir. Bu şekilde ki salınım hareketleri kartezyen koordinat sisteminde ‘x = a sin q’ fonksiyonu şeklinde gösterililr.

Bir çember etrafında hareket eden bir noktanın bir turda aldığı yol 2pr ve gördüğü açı 2p radyan olur.Birim zamanda görülen açıya açısal hız ( w )adı verilir.t saniyede taranan açıdır. w = 2 p / t olur.

T yani peryot ‘ un 1/f olduğunu biliyoruz; çünkü peryot bir hareketin süresi, frekans ise bir saniyedeki hareket sayısıdır.

f x T = 1 dir.

bir no’lu formülde ki ‘t’ zamanı içinde bir hareket olduğu için,bir hareketin zamanı olan peryot T yi bu eşitliğe koyabiliriz veya T yerine 1/f ‘i koyabiliriz . O halde;

w = 2 p f olur.

X = a sin q da q açısının yerine wt yazabiliriz.

X = a sin w t

X = a sin 2 p f t dir.

Elektriğin bu şekilde salınan şekline Alternatif akım adı verilir.

Alternatif akım alternatör denilen cihazlarla elde edilir.

Alternatif akımın ve gerilimin formülü

U = Umax. Sin w. t

U = Umax. Sin 2p f t

I = I max .Sin w.t

I = I max .Sin 2p f t

Şeklinde yazılır.Akım ve gerilim aynı fazdadır. Bir bobin den geçerken akım 90 derece yani p/2 kadar geri kalır.

Bir kondansatör de ise bu sefer gerilim 90 derece yani p / 2 kadar geridedir.

Alternatörler de manyetik alanda indüklenen bir bobin mevcuttur. Farklı kutuplarda bobinin üzerinde oluşan akım yön değiştirir ve değişken bir elektrik akımı ortaya çıkar. Bu şekilde ortaya çıkan elektrik A.C. olarak yazılan ‘Alternatif Current’dır.

Bu çeşit elektrik, yön değiştirme özelliği nedeni ile voltajı transformatörlerde yükseltilip düşürülebilir. Bu sayede yüksek voltajların daha az kayıpla nakledilmeleri sebebi ile A.C. uzak

mesafelere daha az kayıpla nakledilebilir. Bugün evlerde ve sanayide kullandığımız hep bu çeşit elektriktir.

Faz ve faz farkı

Evlerde 220 volt olarak kullandığımız A.C. etkin değer veya RMS değer dediğimiz değerde bir alternatif akımdır.RMS (root-mean-square) değer A.C. nin, bir resistor üzerinde tükettiği enerjiye eşit enerji tüketen D.C. karşılığıdır.

Teorik olarak etkin değer’e eşit olan RMS değeri, Alternatif akım maximum değer veya tepe değerinin karekökü alınarak bulunur.

Genelde bir A.C. den bahsedilirken hep etkin değerden bahsedilir. Ölçü aletleri de bu değeri ölçerler.

A.C. ın bir de ortalama değeri vardır. Ortalama değer pozitif veya negatif saykıldaki ani değerlerinin toplamının ortalamasıdır.

Maximum değer 1 ise RMS 0.707 Ortalama değer ise 0.636′dır

FAZ : Bir Alternatif akımı veya gerilimi, koordinat sisteminde gösterebileceğimizi ve bir hareketin yani peryodun 2p olduğunu söylemiştik. Buradaki 2p bir haraket süresince taranan açıdır.İkinci bir peryotta bir 2p kadar daha açı taranır.Şimdi bir başka alternatif gerilim veya akımın bu koordinat sisteminde 0 noktasından değil de p/2 kadar ileriden harekete başladığını varsayalım işte iki hareket arasında mevcut mesafe olan p/2 kadar farka faz farkı adı verilir.

Direnç, Kondansatör ve Bobin karşısında Alternatif akımın

davranışı nasıldır ?

Resistansın ( direncin ) Alternatif akıma karşı davranışı D.C. gibidir.Uçlarına A.C. uygulanmış Bir Resistor’ün gösterdiği direnç aynıdır.Ohm yasası kullanılır.

Uçlarına A.C. uygulanmış bir bobinde “Endüktif devre “ durum değişiktir. Bu bobin uclarında bir zıt E.M.K oluşur. Bobinin indüktansı yanında bir de resistansı söz konusudur eğer bu

resistans sıfır değerde ise bu bobin devresi saf indüktif devre olarak adlandırılır. Bobinin gösterdiği dirence ise "İndüktif Reaktans" adı verilir.

{Endüktif Reaktans } X L = wL = 2 p f L dir.

Seri ve paralel bağlamalarda dirençler gibi aynı formüller kullanılır.

Bir bobine tatbik edilen A.C. da akım engelle karşılaşır ve geri kalır. Bu nedenle bobinde akımla gerilim arasında 90 derece faz farkı vardır.

Uclarına bir A.C. tatbik edilmiş kondansatörde, yani kapasitif bir devrede ki dirence "Kapasitif Reaktans" adı verilir.

{ Kapasitif Reaktans } Xc = 1/ w. C dir.

Xc = 1/ 2p f C dir.

Burada değerler Ohm, Farad, Henry’dir. Bir kapasitif devrede gerilime zorluk vardır ve gerilim 90 derece geri kalır.

Paralel kondansatörler de toplam kapasitif reaktans;

1/Xc= 1/ Xc1 +1/Xc2+1/Xc3 +..1/Xcn dir.

Seri bağlı kondansatörlerde ise toplam kapasitif reaktans her kondansatörün kapasitif reaktansları toplamıdır.

Xc = Xc1+Xc2+Xc3+….Xcn dir.

Buraya kadar yalnız başına olan bobin, kondansatör ve direncin alternatif akıma karşı olan davranışını ve gösterdiği direnci gördük, ama elektronik devrelerde çoğu zaman bobin, kondansatör ve dirençler birlikte kullanılırlar.İşte böyle hallerde yani; bobin, kondansatör, direnç gibi elemanların, çeşitli şekilde bağlantılarında A.C. ye karşı gösterilen eşdeğer dirence

‘EMPEDANS’’ adı verilir. Z ile gösterilir.Klasik Ohm kanununda ki R direnci yerine Z empedans değeri konarak, Alternatif akım devrelerinde Ohm kanunu kullanılabilir.

V = I . Z dir.

Seri Devrede Empedans

Seri devrelerde,devreden geçen akım sabittir. Gerilim ise her devre elemanı uçlarında farklıdır. Bu nedenle seri devrelere ‘Akım devresi’ adı verilir ve referans olarak akım alınır. Akım Koordinat sistemi üzerinde X ekseninde gösterilir.

Direnç Bobin seri devresi

Burada direnç uçlarındaki gerilim VR = İ.R’dir

Bobin ucundaki gerilim;

VL = İ .XL’dir

Burada XL kullanılması nın nedeni, alternatif akım da bobinin direncinin indüktans olarak karşımıza çıkmasıdır ve indüktans formülü kullanılır. Devrenin uçlarındaki gerilim ise,

bunların vektörel toplamıdır.

_____________

V = V VR2 + VL2 olur.

Devrenin uçlarındaki gerilim

V = İ . Z dir. O halde tüm V lerin yerine karşılıklarını yazarsak

_______________

İ.Z = V(İ.R)2 +(İ.XL)2 olur.

_______________

Z = V R2 + XL2 olur.

Yukarıda seri bir direnç, bobin devresinde empedansı gördük,

burada bobinin gerilimi 90 derece ileri fazdadır. Direncin

akımı ve gerilimi arasında bir faz farkı yoktur. Her iki gerilimin

vektörel toplamları bu devrede gerilimin akıma göre j açısı

kadar ileride olduğunu gösterir. Bu açı:

Cos j = R / Z dir.

Direnç Kondansatör seri devresi

Bir direnç ve bir kondansatörden oluşan seri bir devrede durum nasıldır ?

Bu devrede kondansatör gerilimi, akıma göre 90 derece geridedir.Burada da önceki devrede olduğu gibi aynı yöntemle

Cos j = R / Z ve

_____________

Z = V R2 + XC2 bulunur.

Direnç Bobin Kondansatör Devresi

Direnç üzerinde gerilim akıma göre değişmez demiştik.

Bobinin gerilimi 90 derecede ileride, Kondansatörün gerilimi

ise 90 derece geridedir. Bu devrenin diyagramı şu şekilde gösterilir.

Bobin ve kondansatörün Reaktansları görüldüğü gibi birbirlerinezıt yöndedir, bu nedenle bu iki reaktansın farkı ile rezistansın vektörel toplamları bize devrenin empedansını verir.

Burada

XL > XC den büyük ise devre indüktif tir.

XC > XL den büyük ise devre kapasitiftir.

Eğer XL = XC ise rezonans durumu söz konusudur. Yani devre alternatif akımın salınımına en az direnci gösterir.Burada empedans yanlızca rezistansa eşit olur.

Cos j = R / Z dir.

İndüktans ile Kapasitans arasındaki fark D X ise Empedans:

________________

Z= V R2 + D X2 olur.

Paralel Bağlı Devreler

Bobin ve Kondansatörün paralel olduğu devrelerde, referans gerilimdir; çünkü gerilim paralel devre elemanlarının uçlarında aynıdır, değişmez. Bu devrelere gerilim devreleri denir.

Direnç Bobin Paralel devresi

Bir direnç ve bir bobin paralel bağlı ise, direnç üzerinde akım ve gerilim arasında faz farkı yoktur.Bobin üzerinde ise akım gerilimegöre 90 derece geridedir.

Devrenin toplam akımı akımların vektörel toplamlarına eşittir.

Direnç Kondansatör Paralel Devresi

Bir direnç ile bir kondansatör paralel bağlı olduğunda kondansatörde akım 90 derece ileridedir ve 8 nolu formülde XL yerine XC konur.

Direnç Bobin ve kondansatör birlikte ise Empedans

Seri devrelerde rezonans halinde XL = XC olduğu için bu devrelerde empedans minimumdur,empedans minimum olduğunda akım maksimum olur

Paralel rezonans devrelerinde ise rezonans halinde durum tam tersidir ve akım minimum, empedans maximumdur.

Rezonans halinde, maksimum akımın 0.7’si kadar akım değerlerine denk gelen D f aralığına da ‘Bant genişliği’ adı verilir.

Bant genişliğinin az olması devrenin ‘Q’ kalite faktörünün yüksekliği anlamına gelir.

Q = XL / R

İş Ve Enerji

Salı, 06 Kasım 2007

İş</B> kuvvet vektörü ile konum vektörünün skaler çarpımına eşittir ve de skaler bır niceliktir. (W=f.x)

(sabit bir kuvvetin yapmış olduğu iş kuvvetin yer değiştirme doğrultusundaki bileşeni ile yer değiştirmenin büyüklüğünün çarpımına eşittir.)

Boyut analizi yaptığımızda ışın biriminin newton.metre olduğunu görüyoruz. SI birim siteminde bu joule olarak adlandırılıyor.

Cisme etkiyen kuvvetin hareket doğrultusunda olan bileşeni iş yapmaktadır.

Birim zamanda yapılan işe (iş yapma hızı) güç denmektedir. İş/zaman bağıntısıyla güç bulunabilir. (P=W/t)

Barajdaki suyun, masa üzerindeki bir kitabın, gerilmiş bir yayın, hareket halindeki bir cismin enerjisi vardır. Enerji iş yapabilme yeteneğidir.

Enerjisi olan sistemler iş yapabilme yetisine sahiptirler.

ENERJİ KAYNAKLARI

Birincil enerji kaynakları çekirdek kaynaşması, çekirdek bölünmesi, radyoaktiflik ve yer ile ay’ın devinimidir. Tüm enerji biçimlerinin kökenleri bunlardır.

Güneş’teki enerji, hidrojeni ve öteki hafif elementleri daha ağır elementlerle kaynaştıran termonükleer tepkimelerle açığa çıkar. Yer’i aydınlatan, yer’e ve uzaya tükenmez bir enerji sağlayan ışınım enerjisinin kaynağı budur. Yer atmosferindeki rüzgarlar güneş enerjisinin ısıl etkileri sonucunda oluşur. Hatta akarsuların taşıdığı enerji de, Güneş ışınımının dolaylı bir sonucudur. Öte yandan bölünebilir çekirdek yakıtlar da önemli bir strateji kaynağıdır. Örneğin bir uranyum atomunun çekirdeğinin bölünmesi sonucunda açığa çıkan enerji, bir benzin molekülünün yakılmasıyla elde edilen enerjinin milyonlarca katı kadardır.

Başta ağır elementlerinki olmak üzere çoğu radyoaktif izotop kararsızdır ve bozunum sürecinde enerji salar. Bu tür bir enerji salımı doğada toryum ve uranyum elementlerinin etkinliği sonucunda gelişir; öte yandan aynı olgu, çekirdek kaynaşması ve öteki nükleer yöntemlerle yapay olarak elde edilebilir. Bu nedenle, bozunma hızı ve enerji üretimi özellikleri değişik çok sayıda doğal ya da yapay radyoaktif izotop vardır. Doğal radyoaktif izotoplar yerin çok küçük bir bölümünü oluşturur ama açığa çıkarttıkları enerji yerin iç bölümünün yüksek sıcaklığını koruyacak yeterliktedir. Yerdeki jeotermal buhar kuyularından elde edilen enerjinin kaynağı bu radyoaktif etkinliktir.

Birincil kaynaklardan sürekli olarak yeniden yaratılan enerjiye, yenilenebilir enerji denir. Bunlar,Güneş enerjisi, rüzgarların ve akarsuların içerdiği enerji, jeotermal enerji, gelgit enerjisi, ağaçlardan ve öteki bitkilerden sağlanan yakıtlar ile denizlerdeki ısıl gradyanların içerdiği olanaklı enerji kaynaklarıdır. Bu yenilenebilir kaynakların içerdiği toplam enerji miktarı, dünya enerji gereksiniminin çok üstünde olmasına karşın, bunun ancak çok küçük bir bölümü uygun maliyetlerle elde edilebilmektedir. Bu nedenle de bu kaynaklar, dünya enerji talebinin ancak küçük bir kesimini karşılayabilmektedir.

Enerjinin ısı, elektrik, nükleer olmak üzere bir çok çeşidi vardır. Burada mekanik enerji üzerinde duralım.

Mekanik enerji kinetik ve potansiyel enerji olmak üzere iki çeşittir.

1. Kinetik Enerji

Cismin hareketinden dolayı sahip olduğu enerjiye denir. Enerjiyi iş yapabilme yeteneği olarak tanımlamıştık. İş bağıntısından yola çıkarsak;

W=F.x ve F=m.a olduğuna göre;

W=m.a.x ifadesinde a=(v2-v1)/t x=(v1+v2).t/2 bağıntıları yerine konulursa W=(1/2).m.v22-(1/2).m.v12 ifadesi elde edilir.

Buradaki (1/2).m.v2 bağıntısı kinetik enerji bağıntısıdır. Birimi joule dür.

W=ΔK olarak ifade edilir (iş enerji prensibi). Buradan yapılan işin kinetik enerji değişimine eşit olduğunu görürüz.

2. Potansiyel Enerji

Potansiyel enerjiyi her an iş yapabilecek (iş yapabilme potansiyeline sahip) sistemlerde depolanan enerji olarak tarif edebiliriz. Burada potansiyel enerjinin iki çeşidinden bahsedeceğiz.

Yükseklik Potansiyel Enerjisi: Cismin konumundan dolayı sahip olduğu enerji olarak tanımlanır.

W=F.Δx

W=m.g.(h2-h1) h1>h2

W= -m.g. Δh W= -ΔU

Yükseklik potansiyel enerjisi bağıl bir kavramadır. Cismin belli bir noktaya göre potansiyel enerjisi düşünülür. Koordinat sistemine göre değişir.

Esneklik Potansiyel Enerjisi: Esnek cisimlerin gergin veya sıkışık konumda iken depoladıkları enerjidir. Bir yayın x kadar sıkıştırıldığını düşünelim. Bu durumda yayda depolanan enerji W=1/2 k.x2 dir. Mekanik Enerjinin Korunumu

Dış kuvvetler etkisi ile mekanik enerji kaybının olmadığı sitemlerde mekanik enerji toplamı sabittir. Cismin kinetik enerjisindeki artma potansiyel enerjisindeki azalmaya veya tam tersi potansiyel enerjisindeki artma kinetik enerjisindeki azalmaya eşittir.

Toplam enerji değişimi = Kinetik enerji değişimi + Potansiyel enerji değişimi = 0

ΔK+ΔU=0

Hal Değiştirme

Salı, 06 Kasım 2007

Bir maddenin katı, sıvı ve gaz halleri arasında geçişler yapmasına hal değiştirme denir.

Erime: Bir maddenin katı halden sıvı hale geçmesine erime, erimenin meydana geldiği sıcaklığa erime sıcaklığı denir.

Donma: Bir maddenin sıvı halden katı hale geçmesine donma, donmanın meydana geldiği sıcaklığa donma sıcaklığı denir.

Kaynama: Bir maddenin sıvı halden gaz hale geçmesine kaynama, kaynamanın meydana geldiği sıcaklığa kaynama sıcaklığı denir. Kaynama ile buharlaşma aynı şey değildir. Buharlaşma her sıcaklıkta olurken kaynama belirli bir sıcaklıkta olur. Kaynama buharlaşmanın en yoğun olduğu andır.

Yoğunlaşma: Bir maddenin gaz halden sıvı hale geçmesine yoğunlaşma, yoğunlaşmanın meydana geldiği sıcaklığa yoğunlaşma sıcaklığı denir.

Süblimleşme: bir katının sıvı hale geçmeden gaz hale geçmesine süblimleşme denir. Naftalin ve tuvaletlerde kullanılan katı koku gidericiler buna örnektir.

Hal değiştirme ısısı(L): 1gram maddeyi bir halden başka bir hale geçirmek için ona verilmesi veya ondan alınması gereken ısıdır.

Eğer madde eriyorsa erime ısısı(Le), kaynıyorsa kaynama ısısı(Lk) adını alır.

Özısı(c): 1 maddenin 1gramının sıcaklığını 1°C değiştirmek için ona verilmesi veya ondan alınması gereken ısıdır.

Hal değişimi sırasında erime ve kaynama noktalarında bir süre sıcaklık değişmez alınan ısı moleküllerin arasındaki bağları çözmek için harcanır. Bu noktalarda harcanan enerji aşağıdaki gibi hesaplanır.

Q = m.L

Q = ısı

m = kütle

L = Bu harlaşma yada erime erime ısı.

Hal değişiminde yukarıda anlatılan süre dışında harcanan ısı enerjisi miktarı aşağıdaki formül ile hesaplanır.

Q=m.c.Δt

Q = ısı

m = kütle

c = öz ısı

Δt= sıcaklık değişimi

Hal Değiştirme İle İlgili Özellikler:

1. Hal değiştirme süresince sıcaklık sabit kalır.

2. Bir madde için ;

erime sıcaklığı=donma sıcaklığı

kaynama sıcaklığı=yoğunlaşma sıcaklığı

erime ısısı=donma ısısı

kaynama ısısı=yoğunlaşma ısısı’dır.

3. Her maddenin belirli bir basınç altında belirli bir erime noktası vardır. Erime sırasında hacmi artan maddeler de donma noktası basıncın artmasıyla artar. Erime sırasında hacmi azalan maddelerin donma noktası basıncın artmasıyla azalır, yani daha düşük sıcaklıklarda donar. Buzun üzerine basıldığında 0°C den daha düşük sıcaklıklarda da erimesi buna örnektir.

4. Her sıvının belirli bir basınç altında belirli bir kaynama noktası vardır. Basınç azaldıkça kaynama noktası düşer. Çünkü kaynama buhar basıncı ile dış ortam basıncın eşitlendiği anda başlar. Yükseklere çıkıldıkça atmosfer basıncı azaldığından kaynama noktası düşer.

5. Isı çoğaldıkça buharlaşma kolaylaşır.

6. Hava akımı buharlaşmayı kolaylaştırır.

7. Sıvı yüzeyi genişledikçe buharlaşma kolaylaşır.

8. Basınç azaldıkça buharlaşma kolaylaşır.

9. Erime, donma, kaynama, yoğunlaşma sıcaklıkları, özısı, hal değiştirme ısıları maddenin ayırt edici özelliklerindendir.

Basınç…

Salı, 06 Kasım 2007

Katı sıvı ve gazlar ağırlıkları nedeniyle bulundukları yüzeye bir kuvvet uygularlar. Kuvvetin kaynağı ne olursa olsun birim yüzeye dik olarak etki eden kuvvete basınç(P), bütün yüzeye dik olarak etki eden kuvvete de basınç kuvveti(F) denir.

Basınç ile basınç kuvveti arasında; P=F/S bağıntısı vardır.

KATILARDA BASINÇ:

Katı cisimler ağırlıkları nedeniyle bulundukları yüzeye basınç yaparlar. Taban alanı S, ağırlığı G olan katı bir cisim, bulunduğu yüzeye; P=h.d kadar bir basınç uygularlar.

1. Katılarda basınç kuvveti daima katının ağırlığı kadardır. Dolayısıyla katı cismi hangi yüzeyi üzerine koyarsak koyalım basınç kuvveti değişmez.

2. Düzgün katıların (küp, dikdörtgenler prizması, silindir) zemine yaptıkları basınç P=h.d ile de hesaplanabilir. Burada h cismin yüksekliği, d ise özkütlesidir.

3. Katılar uygulanan kuvveti kendi doğrultusunda aynen iletirken, basıncı aynen iletmezler. Katılarda basınç genel olarak yüzeyle ters orantılıdır. Bundan yararlanarak kesici ve delici aletler yapılır.

Birimi N/m2=Pascal, dyn/cm2=Bar

SIVILARDA BASINÇ:

Bir kaptaki sıvı ağırlığı nedeniyle bulunduğu kabın her noktasına basınç uygular. Sıvı içindeki herhangi bir noktadaki sıvı basıncı;

1. Sıvının yoğunluğu ile doğru orantılıdır.

2. Sıvının üst yüzeyine olan uzaklıkla doğru orantılıdır.

3. Sıvının derinliği aynı kalmak şartıyla kabın şekline ve içindeki sıvı miktarına bağlı değildir.

Sıvı basınç kuvveti (F): Bir sıvının ağırlığı nedeniyle içinde bulunduğu kabın herhangi bir yüzeyinin tamamına uyguladığı dik kuvvete sıvı basınç kuvveti denir. Bu kuvvet;

F=h.d.S

bağıntısı ile bulunur. Burada;

h: ilgili yüzeyin orta noktasının sıvının üst yüzeyine uzaklığı

d: sıvının özkütlesi

S: ilgili yüzeyin alanıdır.

Şekildeki gibi bir kap içinde h yüksekliğinde d özkütleli sıvı varsa S1, S2, S3 yüzeylerine etkiyen sıvı basınç kuvvetleri;

F1=h×d×S1

F2=h2×d×S2=h/2×d×S2

F3=h2×d×S3=h/2×d×S3 olur

Pascal Prensibi: Sıvılar basıncı aynen her doğrultuda iletirler. Sadece doğrultu ve yönünü değiştirirler. Bundan yararlanarak su cenderesi, hidrolik fren… gibi sistemler yapılabilir.

Şekildeki su cenderesinde basıncın etki yüzeyi değiştirilerek istenilen büyüklükte basınç elde edilebilir.

’dir. F kuvvetinin yaptığı basınç her noktaya aynen iletileceğinden, P1=P2 den F1/S1=F2/S2 olur.

GAZLARDA BASINÇ:

Açık hava basıncı (P0): Atmosfer adını verdiğimiz ve kalınlığı kilometreleri bulan hava yerküreyi kuşatmaktadır. Açık hava hem yeryüzüne hem de içerisinde bulunan bütün yüzeylere ağırlığı nedeniyle bir kuvvet uygular. Bu kuvvetin yüzeyin birim alanına düşen kısmına açık hava basıncı yada atmosfer basıncı denir.

Toriçelli deneyi:

Toriçelli 80-90cm uzunluğunda bir cam boru alarak tamamen civa ile doldurmuştur. Daha sonra civa dolu cam boruyu ters çevirerek, içerisinde civa bulunan civa kabına koyduktan sonra burudaki civanın bir kısmının civa kabına boşaldığını ve 76cm yüksekliğini alacak şekilde dengede kaldığını gözlemiştir. Civanın tamamen boşalmamasının sebebi, açık hava basıncının borudaki civa basıncını dengelemesidir. Yani borudaki civa(sıvı) basıncı kaptaki civanın üst yüzeyine etkiyen açık hava basıncına eşittir. Toriçelli bu deneyi değişik kesitteki borularla denemiş ve sonucun değişmediğini gözlemiştir. O halde civa yüksekliği borunun kesitine bağlı değildir. Toriçelli bu deneyi deniz kıyısında ve sıcaklığın 0°C olduğu bir günde yapmıştır.

Civanın özağırlığı 13.6 olduğundan borudaki sıvı basıncı(ki bu basınç açık hava basıncına eşittir);

P0=h×d=1Atm olur.

Açık hava basıncını ölçen aletlere barometre denir. Barometredeki civa seviyesi her 10.5m yüksekliğe çıkıldıkça 1mm düşer. Bundan yararlanarak rakım ölçülür.

Kapalı Kaplardaki Gazların Basıncı: Sıvılar gibi gazlarda içinde bulundukları kabın çeperlerine basınç uygularlar. Bu basınç gaz moleküllerinin hareketinden ileri gelir. Kapalı bir kapta bulunan gaz basıncı;

1. Hacimle ters orantılıdır. Sıcaklık sabit kalmak şartıyla hacim azaldıkça basınç artar.

2. Hacim sabit kalmak şartıyla, sıcaklık arttıkça basınç artar.

3. Molekül sayısı ile doğru orantılıdır. Hacim sabit iken molekül sayısı arttıkça basınç artar.

Bu üç madde ideal gaz denklemi ile ifade edilir;

P.V=n.R.T

P: basınç V: hacim

n: molekül sayısı R: genel gaz sabiti

T: sıcaklık(T=273+t°C)

Bilim Adamlarına Göre Evren Elips

Salı, 06 Kasım 2007

ilim adamları, evrenin mükemmel bir küre değil köşeleri bastırılmış elips şeklinde olduğunu düşünüyor.

Bilim adamları, evrenin atom altı bir parçacıktan genişlediğini düşünüyor.

İtalyan bilim adamlarının bu düşüncesi, Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) Big Bang’den geriye kalan ısı dalgasını ölçen Wilkinson Microwave Anisotropy Probe (WMAP) aracının son ölçümlerine dayanıyor.

İtalyan bilim adamları, evrenin elips şekline, bir manyetik alanın tüm kozmosa yayılması veya uzay ve zamanın dokusunu etkilemesinin yol açmış olabileceğini belirtiyor.

WAMP’nin sağladığı veriler evren hakkında çok önemli ayrıntıların elde

edilmesine olanak tanıyor.

Bilim adamları, Big Bang’den bu yana evrenin 13.7 milyar yaşında olduğunu, ilk atomların Big Bang’den 380 bin yıl sonra oluştuğunu ve evrenin yüzde 5′inin gerçek maddeden, yüzde 25′inin kara maddeden ve yüzde 70′inin de kara enerjiden oluştuğunu tahmin ediyor.

Bilim adamları, daha önce evrenin saniyenin trilyonda biri zarfındaki ilk

halini ve sonraki genişlemesinin haritasını oluşturmuş, oransız genişleyen

bölgelerin galaksileri oluşturduğu tezini ortaya atmışlardı.

Evrenin atom altı bir parçacıktan genişlediğini düşünen bilim adamları, WMAP

aracından gelen veriler ışığında, evrenin ilk yıldızların doğumuna izin verecek

soğukluğa 400 milyon yılda ulaştığı tahminini yürütüyor. Bu sürenin daha önce 200 milyon yıl olduğu tahmin ediliyordu.

WMAP’nin ölçümlerini yaptığı ‘Kozmik Mikrodalga Fon Işınımı’ olarak bilinen

bu ısı dalgası evrenin en eski ışık kaynağı.

118. Element Nihayet Oluşturuldu…

Salı, 06 Kasım 2007

118. Element Rus bilim adamları tarafından ortaya çıkarıldı. Teorik olarak element tablosuna eklenmiş olan 118. element, laboratuvar ortamında ilk kez yaratılmış oldu.

Glenn T. Seaborg tarafından 1969 yılında teorik olarak keşfedilen ancak laboratuar ortamında bugüne dek elde edilemeyen 118. Element Rusya’da oluşturuldu. Söz konusu başarı, 9 Ekim tarihinde Uluslararası Fizik Günlüğünde yayınlanarak bilim dünyasına duyuruldu.

Bilinen en ağır element olan Element 118, Dubna’da Russia Rusya Ortak Nükleer Araştırmalar Enstitüsü (Russia’s Joint Institute for Nuclear Researchby) ve Amerikan LL Ulusal Laboratuvarının ( Lawrence Livermore National Laboratory in the US) ortak çalışması ile yapıldı.

Physical Review on Nuclear Physics sitesinde yer alan habere göre yaratılan yeni element Californium (Element 98) ve Calcium atomlarının füzyonu ile elde edildi.

Bu büyük başarı beş yıl önceki bir skandalı akla getirdi. Califıornia’daki Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuarı 5 yıl önce bu elementi oluşturduğunu iddia etmiş ama yapılan denetimler sonucu bu bulgunun yalan olduğu belirlenmişti.