‘Felsefe’ Kategorisi için ArÅŸiv

Holizm

Salı, 06 Kasım 2007

Holizm Bütüncülük. Genel olarak, canlıyla cansız, organikle inorganik faaliyet arasında gerçek, temel ve indirgenemez bir farklılık bulunduğunu; canlı organik bütünleri oluşturan parçaların bütün içinde, bütünün dışında olduğundan daha farklı bir biçimde fonksiyon gösterdiklerini; bir fenomeni anlamak için, onu bütünlüğü içinde, yani onun bir parçası olduğu bütünü anlamak gerektiğini; ve dolayısıyla bütünün her zaman öğelerinin yalın toplamından daha fazla bir şey olup, karmaşık bir fenomenin, salt onu meydana getiren öğelerin analizi yoluyla anlaşılamayacağını savunan anlayış, yaklaşım ve öğreti.

Sosyolojide, toplumsal grup ve kurumların veya bizzat toplumun kendisinin ayrı ve kendisine özgü bir bütünselliği olduğunu ve onun salt bireysel bileşenlerinin incelenmesi suretiyle anlaşılamayacağını öne süren görüş, ya da yaklaşım. Toplumsal bir araştırmanın konusunun, bireysel eylemler değil de, bütünler olması gerektiğini savunan ve Comte, Durkheim ve Lovy-Strauss gibi düşünürler tarafından benimsenen yaklaşım, toplumların bütünler olarak görünmeleri gerektiğini çünkü birer bütün olarak toplumların bireylerin özellik ya da karakteristikerinden türetilemeyen özelliklere sahip olduğunu ve dolayısıyla analizin bireylerin davranışlarından değil de büyük ölçekli kurumlarla bu kurumlar arasındaki ilişkilerden başlaması gerektiğini söyler.

Evrimci Etik

Salı, 06 Kasım 2007

Evrimci Etik Evrim temeli üzerinde yükselen, ahlaki ve ahlâki kurumları evrim idesine tabi kılan, insan varlıklarının şeylere ve kişilere hayat mücadelesinde ayakta kalma kapasitelerine ya da bu mücadeleye yaptıkları katkıya göre değer biçtiklerini öne süren etik türü.

Evrim ilkesini toplumsal alan dışında, etiğe de uygulayan, sosyolojinin toplumla, etiğin de insan ve insan davranışıyla, evrim biyolojinin organik doğanın fenomenleriyle olan ilişkisine tekabül eden aynı ilişki tarzı içinde olduğunu öne süren evrimci etik, örneğin dostluk ve diğerkamlığa, bu değerler insan türünü şiddetten koruyup, türün bekasına katkıda bulundukları için, değer verildiğini belirtir.

Evrimci etik, evrimci biyolojinin verilerine dayanırken, bireyi, evrim içinde olan doğal bir varlık olarak alır, onun gerek bireysel, gerekse toplumsal hayatını, çatışmanın hakim olduğu bir süreç olarak değerlendirir. Çatışmayı öne çıkarır, ve hayatın özde bir çatışma olduğunu söylerken, bir yandan da hem bireyin hayatının akıldışı güçler ta-rafından belirlendiğini, hem de insanın bu güçlerin bilgisi kazanmak suretiyle geleceği şekillendirebileceğini öne sürer. Evrimci görüşe göre, bu çatışmadan son çözümlemede, ilerleme idesinde tezahür eden, temel bir ahenk çıkacaktır. Görüş, ahlâklılığı işte bu ahengin bir türevi veya bir koşulu olarak görür. Örneğin, insanın ahlâki karakteri ve davranışını da evrim geçirmiş olmaya bağlayan Darwin, ahlâklılığın temelinde yer alan vicdanı da doğal ayıklanmayla açıklar.

Evrimci etik, ahlâklılığın ve ahlâki deÄŸerlerin temeline insanla ilgili doÄŸal olguları yerleÅŸtirdiÄŸi için, doÄŸalcı bir etik görüşüdür. Antropolojik bir temellendirmeyi benimseyen evrimci etik anlayışı, toplumsal ve dolayısıyla ahlâki hayatını doÄŸadaki aynı evrim yasalarına uyduÄŸunu, söz konusu evrim sürecinin mutluluk oranında büyük bir artışa yol açtığına ve açacağına inandığı, ve egoizmin yerini özgecil iÄŸe bırakacağına, “savaÅŸ halinden barış durumuna, doÄŸadan akla, içgüdüden fazilete geçileceÄŸine inandığı için, iyimser bir etik anlayışıdır. Bununla birlikte, evrimci etik birçok doÄŸalcı bilimci etik görüşü gibi, olguyla deÄŸerin iki ayrı alan meydana getirdiÄŸini göremediÄŸi, gerçekle ideal olan arasındaki farkı unuttuÄŸu olandan olması gerekene veya olgudan deÄŸere geçtiÄŸi için, doÄŸalcı yanlışa düşen bir etik görüşüdür.

Komünitaryanizm

Salı, 06 Kasım 2007

Komünitaryanizm Değer sistemimiz ve analizmin merkezinde bireyden ziyade cemaatin, toplumun, devletin, ulusun olması gerektiğini savunan görüş ya da yaklaşım. Liberal siyaset ve ekonomi görüşüyle, yararcı etik anlayışının özünde varolduğunu savunduğu bireyciliği reddeden, ve sadece bireysel özerklik ve özgürlüğü korumayı ve kollamayı gözeten bir toplumda yok olup gittiklerine inandığı, kültürel veya ulusal değerler benzeri, kollektif bir doğaya, ortak bir öze sahip değerler ve amaçların önemini büyük bir güçle vurgulayan toplum teorisi, siyaset görüşü.

Komünitaryanizm, öncelikle İnsan yaşamının ve İnsanın kimliğinin, İnsanlar arasındaki ilişkiler kurumların sosyal doğasını ön plana çıkarır. 0, buna göre, soyut ve atomize bireyi temele alan liberal düşüncenin tam tersine, bireyin cisimleşmiş ve sosyal hayatta kökleşmiş doğasının önemini vurgular. O yine, bireyin haklarını temele alıp, onu değerin nihai kaynağı ve dayanağı olarak gören liberalizmin tam tersine, kamusal ve komünal iyilerin değerini vurgularken, değerlerin cemaat hayatının veya topluluğun pratiklerinde kökleştiğini savunur. 0, tarihsel ve bireysel kişinin merkezliğini vurguladığı için, kendisiyle yalnızca yalnızca liberalizm arasına değil, fakat çeşitli Marksizmler arasına da bir mesafe koyabilmiştir.

Komünitaryanizmi ortaya çıkaran iki farklı tez vardır. Bunlardan preskriptif olan birincisine göre, İnsan hayatı cemaatin değerleri, kollektif ve kamusal değerler tarafından inşa edildiği ve yönlendirildiği zaman kesinlikle daha iyi, daha sağlam ve daha nitelikli bir hayat olur. Betimleyici bir tez olan ikincisine göre ise, komünitaryanizmin cisimleşmiş ve cemaat/gelenek içinde kökleşmiş birey anlayışı, liberal bireyciliğin atomize ve soyut birey konsepsiyonundan daha doğru ve daha sağlam bir model olup, daha iyi bir gerçeklik anlayışına tekabül eder.

Komünitaryanizm işte bu temel üzerinde, günümüz koşulları veya dünyası dikkate alındığında, belirli sosyal, politik ve normatif düzenlemelerle değerlerin kaçınılmaz olduğunu iddia eder. Bu koşullar, kendisini atomize ve özerk bireylerden meydana gelen bir yapı olarak gören ve bu tür bir özerkliğe çok yüksek bir değer biçen bir toplumun yetersiz, köksüz ve olumsuz bir toplum olduğunu göstermektedir. Komünitaryanizme göre, değerleri yukarıdan aşağı adeta silah zoruyla empoze eden veya bireyi devlete tabi kılan bir anlayışın da başarısız olacağını yaşadıklarımız fazlasıyla kanıtlamıştır.

Söz konusu toplum ve siyaset teorisinin etik görüşü, bireysel özerkliğe dayanan bireycilik ve zaman zaman da yararcılığın tersine, bir erdem etiğidir. Bununla birlikte cemaatçiliğin etik görüşü bir erdem ahlâkıyla sınırlı kalmaz; o söz konusu erdem etiğinin ancak ve ancak, bir geleneği olan, aynı inanç, değer ve davranış kalıpları-nı benimsemiş. içten, yüzyüze ilişkilerle birbirlerine bağlanan İnsanların meydana getirdikleri cemaatlerde gelişebileceği, İnsanın tam anlamıyla gerçekleşmesi için gerekli olan erdemlerin, ayırıcı bir komünal yaşam tarzına sahip toplumlarda hayata geçirilebileceği kabulüyle tamamlanır.

Liberal görüş ve bireyci etikle cemaatçi görüş ve erdem etiği arasındaki karşıtlığın kökeninde, bireysel özerkliğin ahlâkın özünü meydana getirdiğini savunan Kant ile, Sittlichkeit kavramıyla, bireyin bir cemaate aidiyetinin olmazsa olmaz olduğunu öne süren Hegel arasındaki karşıtlık bulunmaktadır.

Sokratik Alay

Salı, 06 Kasım 2007

Sokratik Alay Sokrates’in ‘bildiÄŸim bir ÅŸey var ise, o da hiçbir ÅŸey bilmediÄŸimdir’ sözüyle ve sergilediÄŸi öğrenme ve bilgiye susamışlık haliyle, karşısına aldığı tartışmacılara, gerçekte bilgisiz olduklarına iÅŸaret etmek ve ahlâk alanındaki bu bilgisizliÄŸin, yaÅŸamın akışı içindeki tehlikesini ve ağırlığını hissettirmek üzere benimsediÄŸi, kendisini olduÄŸundan farklı gösterme, bilgisini gizleme ve karşısındakine meydan okuma tavrı,

Sokrates’in alayı, onun mantıksal çürütme yönteminin tamamlayıcı bir unsuru olarak ortaya çıkar. Zira o çıkarımın mantıksal sonucunu pekiÅŸtirmek veya güçlendirmek için bilinçli olarak alaya baÅŸvurur ya da ayrıca bir varoluÅŸsal ÅŸok uygulamaya geçer. Buna göre, bilgisizlikleri gözler önüne serilen insanlar, herhangi bir konuda deÄŸil de, insan için en önemli olan konuda, yani ahlâk alanında bilgisizlik içindedirler. Bu, onların eylemlerine yön veren bir bilgiden yoksun oldukları, yaÅŸamlarının amacı üzerinde düşünmedikleri, kendilerini ve eylemlerini sorgulayamadıkları anlamına gelir. Çünkü, Sokrates’e göre, tüm insanlar iyi eÅŸdeyiÅŸle ahlâklı bir biçimde yaÅŸamak isterler ve hiçbir insan, iyi ve kötüye iliÅŸkin bilgi olmadan iyi olamaz ve iyi bir biçimde yaÅŸayamaz.

Sokrates, alayı iÅŸte duruma ve bu durumun vahametine iÅŸaret edebilmek için, kullanmıştır. Bilgi-bilgisizlik karşıtlığından doÄŸan alayın bir parçası olarak Sokrates, kendisinin hiçbir ÅŸey bilmediÄŸini söylerken karşısındaki tartışmacıyı yüceltir, onun bilgisinden yararlanmak istediÄŸini belirtir. Tartışma ilerledikçe, Sokrates’in karşısındakinin tartışılan konudaki bilgisizliÄŸi ortaya çıkarken, o sorduÄŸu sorularla, gerçekte sanki hiç de bilgisiz biri deÄŸilmiÅŸ izlenimi yaratır. O, böylelikle tartışmacının baÅŸlangıçtaki özgüvenini dağıtır ve bilgisizliÄŸin bilincinde olmanın öğrenmeye giden yolda atılması gereken ilk adım olduÄŸunu ve tartışılan konudaki bilgisizliÄŸin, insanın bütün bir yaÅŸamını sakatlayacak kadar önem taşıdığını göstererek, onu alayın da yardımıyla bilgi yoluna sokar.

Post Marksizm Ve Post-modern Marksizm

Salı, 06 Kasım 2007

Post Marksizm ve Post-Modern Marksizm Marksizimle, ya akımın bir devamı olmak ya ondan ilham alma ya da Marksizmi akıma duyulan bağlılığın ardından bir bütün olarak reddetme anlamında, çoğunluk dolayımsız bir ilişki içinde olan çağdaş akını, düşünür ve tavırlara işaret etmek üzere kullanılan genel terim.

Buradan hareket edildiğinde Post Marksizmi iki şekilde tanımlamak mümkün olur: Post Marksizm, buna göre, her şeyden önce Marksist düşünceyi, klasik Marksizmin temel kabul, kavram ve kategorilerini geçersiz kılan ya da en azından aşındıran çağdaş teorik ve sosyal gelişmeler ışığında yeni baştan inşa veya formüle etme teşebbüsü olmak durumundadır. Buna karşın, Post Marksizm ikinci bir anlam içinde, klasik Marksizmi söz konusu çağdaş teorilerden veya teorik gelişmelerden biri ya da diğeri lehine toptan reddetme tavrına işaret eder.

Terimle bu iki tanımdan veya Post Marksizmden hangisinin anlatılmak istendiÄŸi genellikle bileÅŸik terimin önekine veya gövdesine yapılacak ÅŸekilsel/anlamsal vurguyla gösterilir. İşte bu baÄŸlamda post Marksizm birincisini, yani özde Marksizme duyulan baÄŸlılığı; Marksizm içinde sadece post-yapısalcılık ve post-modemizimin düşünsel yaklaşımlarına ve saÄŸladığı teknik imkanlara deÄŸil, fakat aynı zamanda feminizm, cinsel/ulusal/etnik azınlıklar ve çevrecilik benzeri sosyal protesto hareketlerine bir yer açma tavrını ifade eder. Politikaya çoÄŸulcu bir yaklaşımın savunuculuÄŸunu yapan post-Marksizm, her ne kadar Marksizme olan baÄŸlılığını sürdürse de, sosyal deÄŸiÅŸmeyi işçi sınıfının baÅŸlatacağı teziyle, tarihsel zorunluluk fikrini reddeder. BaÅŸka bir deyiÅŸle, özde Marksist bir duruÅŸu benimsemekle birlikte, sadece Marksizme deÄŸil, fakat tarihteki deÄŸiÅŸmeleri ayrıcalıklı bir fail ya da özgül bir sınıf yoluyla açıklayan her politik harekete karşı tavır alan, sözde bilimselleÅŸtirilmiÅŸ bir öğreti olarak Marksizm indirgemeci ve antidemokratik özünü sorgulayan post-Marksizm, Marx’ın görüşlerinden ilham almakla birlikte, ekonomik determinizme ve proletaryayı evrensel özgürleÅŸtirici sınıf olarak gören yaklaşıma ÅŸiddetle karşı çıkar. Batı Marksizmi olarak da bilinen bu görüş ya da tavrın en önemli temsilcileri arasında Hannah Arendt, Theodor Adorno, Jürgen Habermas, Ernest Laclou, Alaine Touraine gibi düşünürlerin bulunduÄŸu kabul edilmektedir.

Oysa post-Marksizm, klasik Marksizmden kesin bir kopuÅŸu, onun ötesine geçmeyi ifade eder. ÖrneÄŸin, Marksist kökenleri bulunan, Marksist teoriye uzun bir süre boyunca iman etmiÅŸ olan, fakat özellikle Fransız Komünist Partisi’nin 1968 Olayları’ndaki tavrından sonra, Marksizmden kopup postmodernizme dönen Jean-François Lyotard ve Jean Baudrillard gibi Fransız düşünürlerin tavrı post-Marksist bir tavır olmak durumundadır. Post-Marksizm burada, kendi başına veya kendi içinde özgül bir düşünce akımı olmaktan ziyade, temelde Marksizm karşısında duyulan hayal kırıklığını ifade eden bir tavır olmak durumundadır.

Post-Modernist Marksizm: Avrupa’da bindokuzyüz seksenli yıllarda geliÅŸtirilen ve postmodernliÄŸi Batı toplumundaki bir evre olarak deÄŸer*lendiren Marksist anlayış.

Postmodernizmi ileri kapitalizmin kültürel mantığı olarak gören bu anlayış, kapitalizmin gelişme sürecinde, her biri belli bir teknoloji türünün hakimiyetiyle belirlenen üç evre saptar. Bu evrelerden Marks tarafından analiz edilmiş olan birinci evre, piyasa kapitalizmi olup, o buhar makinalarının belirlediği bir teknolojiye dayanır; bu evrenin kültürel karşılığı, postmodernist Marksizme göre, sanatsal realizmdir.

Kapitalizmin geliÅŸmesindeki ikinci evre, Lenin ve Luxemburg tarafından analiz edilmiÅŸ olan tekelci ya da emperyalist kapitalizmdir. Teknoloji açısından elektrik gücüyle karakterize olan bu evrenin kültürel mantığı, sanatsal modernizmdir. Kapitalizm teknolojik açıdan 1950’li, kültürel açıdan ise 1960’lı yıllarda ortaya çıkan üçüncü evresinin hakim teknolojisi, elektronikle nükleer güce dayanır. Söz konusu tüketim kapitalizminin veya çokuluslu kapitalizmin kültürel karşılığı ise, postmodernizmdir.

Postmodernist Marksizme göre, ileri kapitalizmin söz konusu kültürel mantığının iki temel yönü vardır. Buna göre, postmodernizm her şeyden önce, yüksek kültürle ticari kültür ya da pop kültürü arasındaki geleneksel sınırları ortadan kaldırır. Bu dönemin insanlarında, tarihsel bir çerçeve içinde düşünme yeteneği giderek azalır ve temel söylem ya da üstanlatılar kaybolur. İnsanlar tarihlerinden giderek soyutlanırken, tarihi, siyasi hareket ya da ideolojilerin projeleriyle değil de, televizyondaki açık oturumlarla algılarlar.

Postmodernist Marksizme göre, ileri kapitalizmin kültürel mantığının ikinci bir yönü, kültürle toplum arasındaki ilişkide ortaya çıkar. Başka bir deyişle, bu dönemde postmodern kültür toplumu istila eder. Buna göre, tüketim kültürel terimlerle tanımlanırken, kültürün kendisi de hiç olmadığı ölçüde eşyalaştırılır. Sanat eserleri piyasa güçlerine tabi olurken, meta ya da eşyaların reklamı da, onların birer sanat eseri olduğu söylenerek yapılır.

Gemeinschaft Ve Gesellschaft

Salı, 06 Kasım 2007

Gemeinschaft ve Gesellschaft Ünlü sosyolog Ferdinand Tönnies’in Almanca’da cemaat ve cemiyet anlamına gelen temel toplum birimleri için kullandığı terimler.

Doğal irade ve rasyonel irade ayırımına dayanan söz konusu cemaat cemiyet ayırımında, cemaate hakim olan unsurlar kan bağı, komşuluk, arkadaşlık, akrabalıktır. Başka bir deyişle, aile, akrabalık sistemleri, klanlar ve dini cemaatlerin kendisine örnek olarak verilebileceği Gemeinschaft ya da cemaatte, dürtüleri, bilinçdışı güdüleri, duygusal istekleri ve duyguların kendiliğinden dışavurumunu kapsamına alan doğal irade çok etkilidir. Burada ilişkiler senli benli, yüzyüze, içten ve süreklidir; cemaate hakim ola özellik birlik ve dayanışma olup, onda bireylerin siyasi, ticari amaçlara hizmet etmeye rolleri duygusal ağırlıklıdır.

Buna karşın, cemiyet, rasyonel iradenin eseri olup, kendisi için değil de, bir amaç için varolur. Kentleşme, endüstriyel hayat, toplumsal hareketlilik, ayrıcinstenlik gibi unsur ve özelliklerle karakterize olan Gesellschaft, gayrişahsi ilişkilerin, kişisel çıkarların ön planda olduğu toplumsal birimdir. Gesellschaft tipi ilişkilere örnek olarak, modern yönetimlerin bürokrasisi, ordular ve endüstri örgütleri verilebilir.

Tönnies’in Avrupa’nın modernleÅŸtirilmesiyle ilgili tezine göre, birincisinden ikincisine doÄŸru geçiÅŸ bir rasyonalizasyon süreciyle olur.

Argumentum Ad İgnorantiam

Salı, 06 Kasım 2007

Argumentum ad ignorantiam Argumentum ad ignorantiam, kalıplaşmış bir Latince mantık terimidir. (İng. argument from ignorance, burden of proof)

Bir şeyin yanlışlığının ispatlanamamış olması nedeniyle doğru olduğunu, veya doğruluğunun ispatlanamamış olması nedeniyle yanlış olduğunu ileri sürme safsatasıdır. (Logical Fallacy)

Türk yazarlardan Alev Alatlı’nın Safsata Kılavuzu’nda "ispatlama mecburiyeti safsatası" olarak tanımlanır. "Bir ÅŸey aksi ispatlanamadığı sürece doÄŸrudur" varsayımına dayanır. (Halbuki bir ÅŸeyin ispatının yokluÄŸu yokluÄŸunun ispatı olamaz.)

ÖrneklerTanrının yokluğu kimse tarafından ispatlanamamıştır. Öyleyse tanrı vardır.- Bazı insanların telepati gücüne sahip olduğunu düşünüyorum.

- Delilin var mı?

- Hiç kimse insanların telepatik gücü olmadığını ispatlayamaz.Demek uzaylıların hükümetin kontrolünü ele geçirdiğine inanmıyorsun. Bunu ispatlayabilir misin?

1-her Şey Değişiyor. 1- Hiç Bir Sey Değişmez.

Salı, 06 Kasım 2007

1-Her şey değişiyor. 1- Hiç bir sey değişmez. İki filozof Parmenides ve Herakleitos zıtlığı, felsefeyi uzunca bir süre meşgul etmiştir.

Herakleitos:

1-Her ÅŸey deÄŸiÅŸiyor.

2- Bu yüzden duyumsal algılamalara güvenilebilir demektedir….

Parmenides;

1- Hiç bir sey değişmez.

2- Bu yüzden duyumsal algılamalara güvenilemez tezini ileri sürmektedir.

Düşünürlere göre bu ikilemler kısmen doğru kısmen yanlış-siz ne düşünüyorsunuz?

Varlığın Var Olup Olmadığı Problemi

Salı, 06 Kasım 2007

Varlığın var olup olmadığı problemi Varlığın var olup olmadığı problemi eski Yunan felsefesinden beri tartışılan bir sorudur. Bu tartışmada başlıca iki anlayış karşı karşıyadır.

Bunlar;

1. Varlığın var olup olmadığı problemi,

2. Varlık varsa, bunun ne olduğu problemi

Bu problemler iki karşıt düşünce akımını oluşturmuştur. Bu karşıt akımlardan ilki "nihilizm", diğeri ise "realizm"dir.

Nihilizm Düşüncesinde Varlık Problemi:

"Nihil" Latince " hiç " anlamına gelir. Nihilizm de hiççilik öğretisi olarak anlaşılır. Nihilist anlayış ilkçaÄŸda şüpheci düşünürler tarafından geliÅŸtirilmiÅŸtir. Şüpheci düşünürlerden Gorgias’a göre hiçbir ÅŸey var deÄŸildir. Var olsaydı bile bilinemezdi. Bilinse bile, baÅŸkasına bildirilemezdi.

Bilgi kuramı bakımından nihilizm, tüm bilgisel hakikatleri ve deÄŸerleri yok sayar. Bu bakımdan nihilist düşünür Nietzsche (1844-1900) dir. Ona göre " nihilizm bizim bütün yüksek deÄŸerlerimizin sona erdiÄŸini düşünen mantıktır." Bu kökten inkarcı tavrı ile Nietzsche, kendini Avrupa’nın ilk ve en yetkin nihilisti olarak tanımlar.

İlkçaÄŸda Çin düşünürü Lao Tse (M.Ö.570- 485) Tao’culuk anlayışı ile nihilizmi temsil etmiÅŸtir. Bu felsefeye göre, insan varlığı açıklayamaz. Mutlak varlık bir ilkedir, biçimi, maddesi yoktur, görünmez, iÅŸitilmez, elle tutulmaz ve belirsizdir. DeÄŸiÅŸmez, ama, bütün deÄŸiÅŸmelerin nedenidir, her ÅŸeyin kaynağı ve ereÄŸidir. Buradan anlaşıldığı gibi, Tao varlık deÄŸil, hiçliktir.

Realizm Düşüncesinde Varlık Problemi:

Realist anlayışa göre varlık insan bilincinin dışında bir gerçekliktir. Yani varlık, nesnel gerçekliği ile kabul edilmelidir. Bu realizm içinde çocuksu realizm (nahiv realizm), algılarımızın bize bildirdiği nesnelerin varlığını doğal olarak var diye kabul eder.

Yine bir realist anlayış olan eleştirel (kritik) realizm ise, duyularımızın sübjektifliğini öne sürmesine karşılık, düşüncemiz ile objektif, kendi başına var olan bir varlığı kavrayabileceğimizi iddia eder. Bu anlayışlar günümüze kadar temsilciler bulmuşlardır

Nihilist Åžiirler

Salı, 06 Kasım 2007

Nihilist Şiirler Gönlüm rahat, çıktım dağın tepesine,

Hastane, hapisane, araf, cehennem,

Kent görünüyor tüm genişliğince,

Çiçekler gibi açar tüm aykırılıkları.

Boşuna gözyaşı dökmeye gitmezdim oraya,

Sen de bilirsin, ey Şeytan, kırık umutlarımın anası;

Kocamış bir kadının kocamış belalısı gibi

SarhoÅŸ olmak isterdim o koca fahiÅŸe,

Cehennem büyüsü gençleştirirdi beni.

Sabah yataklarında uyu daha gönlün dilerse,

Ağır, karanlık, nezleli, gönlün dilerse dolaş

Altın işlemeli akşam perdelerinde,

Seviyorum seni, rezil baÅŸkent! FahiÅŸe

Ve haydutlar, sunduÄŸunuz hazlar sonsuz,

Yazık ki anlamaz bayağı inançsızlar.

********************************

DÜŞMAN

Tükendi gençliğim karanlıklarda,

Çılgın fırtınalarda ve yağmurlarda;

Güneş bazan açtı, kapandı derhal

Bahtımın yazgısı karanlıklarda;

Öyle harap ettiler ki gönül bahçemi

Dallar hep kırıldı, yapraklar yerde

Kuytularda birkaç meyvesi kaldı…

İşte ulaştım güz aylarına

Fikirler sararmış yapraklar gibi;

Kullanmalı artık her bir aleti

Küreği, tırmığı ve ötekileri,

Düzeltip onarmak için yeniden

Bahçemdeki bütün harap yerleri

Suların basıp da oyup açtığı

Kocaman çukurları mezarlar gibi…

Hayal ettiğim yeni çiçekler,

Acaba bulurlar mı kimbilir,

Ardıç kuşlarının bulduğu gibi

Güç alabilecekleri her bir gıdayı,

Gizemli gıdayı, özlü gıdayı

Bu sulak topraklarda. Bu hoÅŸ havada.

Ey acı! Ey acı! Yiyip bitiriyor hayatı zaman,

Ve yüreğimizi kemiren düşman

Bu anlaşılmaz, bu garip düşman

Büyüyüp güçleniyor kanlarımızla

Durmadan kaybettiğimiz kanlarımızla.

*************************

Hiçbir yildiz kalmayacak gecede.

Ne de gecenin kendisi kalacak.

Ölecegim ve benimle birlikte ölecek

çekilmez, katlanilmaz evrenin tümü.

Yok edecegim piramidleri, madalyalari,

yüzleri ve anakaralari.

Yok edecegim birikimini geçmisin.

Toza dönüstürecegim tarihi

ve tozu toza.

Son kez batan günese bakiyorum.

Son kusu duyuyorum.

Kimseye kalit birakmiyorum hiçligi.

Jorge Luis Borges

*********************

Güneş vuruyor asfalta,

En aşağıdan başlıyor yanmaya tüm beden

Ve delip geçiyor beyni.

Eskiden kalan birÅŸeyler geliyor akla,

BoÅŸver unut gitsin!

Önemi yok geçmişin,

Sonrası yok bu anın…

black_noir

******************

bir her hiçliği

hep bir hep hiçlik izler

ve herÅŸeyi

hep bir hiçbirşey yokeder

herÅŸeyin hiçbirÅŸeyi yoketmesi gibi…

ve bir kimseyi her kimse dinler

her kimseyi de hiç kimse,

ve her zaman bir kimse bulunur dinleyecek

ama hiç zaman her kimse…

bir her ÅŸimdiyi

hep bir hiç şimdi izler;

ve hiç zamanı

hep bir her zaman yokeder

hiç zamanın her zamanı yoketmesi gibi…

bir hiç yaşamı

hep bir hep ölüm izler

ve her yaşamı

hep bir hiç ölüm yokeder,

hiç ölümün her yaÅŸamı yoketmesi gibi…

ve bir her hiçi

bir hep hiç izler

ve her hepi

hep bir her hiç yokeder

her hepin her hiçi yoketmesi gibi…

ve hergün her hepler hiç olur

ve her hiçler hep…

Volkan Çelebi

*****************

Yalnız / Friedrich Nietzsche

Haykıran kargalar

Darmadağın uçuşuyor kente doğru:

Neredeyse yaÄŸacak kar

Yeri yurdu olanlara ne mutlu!

Donmuş kalakaldın,

Hanidir gözlerin arkada!

Boşuna kaçışın, ey çılgın,

Kıştan uzaklara!

Dilsiz ve soğuk binlerce çöle

Açılan bir kapıdır dünya!

İnsan senin yitirdiğini yitirse

Bir yerlerde duramaz bir daha!

Sen şimdi solgun, sarı

Kış gurbetlerine lanetli,

Hep soğuk gök katlarını

Arayan bir duman gibi.

Uç git kuş, söyle ezgini

Issız çöl kuşlarının sesiyle!

Göm, gizle, ey çılgın, kanayan kalbini

Buzların, alayların içine!

Haykıran kargalar

Uçuşuyor kentten yana, dağınık:

Nerdeyse yaÄŸacak kar

Yeri yurdu olmayana çok yazık!

Çeviren: Behçet Necatigil

*****************

UNUT GİTSİN

Yas mas tutma öldüğüm zaman,

Toprakta böceklere güldüğüm zaman,

Duyurunca paslı sesiyle ölüp gittiÄŸimi bir çan…

Yas mas tutma öldüğüm zaman.

Çürüyen gövdem gibi yitip gitsin aşkın da,

Ne bir mektup kalsın bizden,ne bir söz,ne bir eşya.

Unut gitsin adımı arkamdan da ağlama,

Göz yaşlarınlla da eğlenir,onu da alıp-satar bu dünya.

WİLLİAM SHAKESPEARE


Destekliyoruz arkadas - arkadas - oyun oyna - oyun - en güzel oyunlar jinekolog - kadin dogum doktoru kadin dogum uzmani jinekolog - kadýn doðum doktoru kadýn doðum uzmaný