Felsefe Sözlüğü..e…
Salı, 06 Kasım 2007EKLEKTİSİZM (Seçmecilik): Farklı düşünce sistemlerinden seçilen öğretilerin ayrı bir sistem içinde birleştirilmesi. Eklektizm, öğretilerin alındığı sistemlerin bütününü benimsemediği gibi, aralarındaki çözümleme amacını da gütmez. Dolayısıyla, düşünce sistemlerini birleştirme ya da uzlaştırma yöntemi olan sinkretizmden farklıdır.
Fransız düşünürü Victor Cousin, eklektizm yönteminden bir felsefe okulu kurmuÅŸtur. Cousin’in eklektizm öğretisi Platon’u, Kant’ı ve İskoçyalıları kaynaÅŸtırır.
Soyut düşünce düzeyinde her sistemin öğretileriyle ayrılmaz bir bütün oluşturduğu kabul edilirse , eklektizm, farklı sistemlerden keyfi olarak seçilen öğretilerin bir araya getirilmesinden doğacak tutarsızlıklar yüzünden eleştirilebilir. Ama uygulamada eklektik bakış açısı birçok bakımdan yararlı olabilir.
Bir devlet adamı kadar bir felsefeci de, ilkesel olarak değil, karşıt tarafların öne sürdüğü görüşlerin gerçek değerlerini gördüğü için eklektik olabilir. Bu tür bir eğilim, sistemler yeniliklerini yitirdiğinde ya da tarihsel koşulların ve bilginin değişmesiyle sistemlerin yetersizlikleri ortaya çıktığında görülür.
ELEACILIK: Alm. Eleatismus, Fr. eleatisme, İng. Eleatism, es. t. felsefe-i Elyaviye
1. Salt düşünme ile var olanın niteliklerini türetmeye çalışan Elealıların kurduğu öğreti. // Bu öğretide yalnızca saltık olanın, değişmez olanın, yalnız düşünceyle kavrananın var olduğu öne sürülür; oluş, çokluk, görünebilir olan yadsınır ya da görüntü olarak açıklanır.
2. Temelini Elealılarda bulan, oluşa karşıt olarak varlığın değişmez, bölünmez bir durağanlık olduğunu ileri süren, gerçekliğin özünü değişmeyen varlıklarda gören görüş.
ELEA OKULU: AntikçaÄŸ Yunan düşüncesinde Ksenofanes ve onu izleyenlerce geliÅŸtirilen öğreti… Kloplon’lu Ksenofanes, Hellen kentlerinde yetmiÅŸ yıl süren bir geziden sonra Napoli’nin güneyindeki Elea’ya yerleÅŸmiÅŸtir. çok tanrıcılığa karşı tek tanrı polemiÄŸini orada yapmış, Homeros’la Hesiodos’a karşı çıkarak Tanrı’nın birliÄŸini ve deÄŸiÅŸmezliÄŸini savunmuÅŸtur. Birlik ve deÄŸiÅŸmezlik düşünceleri üstüne kurulan Elea öğretisi, Ksenofanes’in öğrencisi Parmenides’le gerçekleÅŸmiÅŸtir. Melissos, Zenon, Gorgias gibi düşünürlerin sürdürdükleri bu öğreti, antikçaÄŸ Yunan felsefesinin genel diyalektik yapısı içinde olumsuz yanı tutar. Deney dışı usçuluÄŸu, deÄŸiÅŸmezliÄŸi, saltıklığı savunur. Elea’lı Zeon’un devimi çürütmek için ileri sürdüğü çıkmazlar da ünlüdür, bunlara Zenon çıkmazları denir. Bu çıkmazlar gerçekte kolaylıkla çözülebilecek yanıltmacalardır. Felsefe tarihinde :-):-):-):-)fizik, Elalılarla baÅŸlamıştır. Elealılar bilginin kaynağını, duyguda ve deneyde deÄŸil, düşüncede bulurlar. Onlar için varlık birdir ve saltıktır, hiç deÄŸiÅŸmemiÅŸtir ve deÄŸiÅŸmeyecektir. Bununla beraber kavramsal diyalektiÄŸi, daha açık bir deyiÅŸle mantıksal kavramların diyalektik hareketini ilk kez ortaya atmakla Elealılar Hegel’in öncüleridir. Platon idealizminin gerçek temeli de Elealılardır. Ksenofanes’in, kendisi devimsiz olan tanrının sadece düşünmekle dünyayı kımıldattığı yolundaki :-):-):-):-)fizik varsayımı da Aristoteles :-):-):-):-)fiziÄŸinin gerçek kaynağıdır. Elealı Parmenides’e göre sadece varlık vardır, dahası varlıkla düşünme aynı ÅŸeydir. Parmenides’e göre varolma ve yok olma duyuların hokkabazlığıdır, duyularsa bir düşten daha gerçek deÄŸildirler. Yer deÄŸiÅŸtirme, renk deÄŸiÅŸtirme vb. gibi insanların sözünü ettikleri ÅŸeyler sadece birer addırlar.Parmenides’e göre varlık ülkesinde sadece ÅŸu nitelikler geçerlidir: meydana gelmemiÅŸ, geçip gitmez, bölünmez, sürekli devimsiz, deÄŸiÅŸmez, aynı ÅŸeyde aynı ÅŸey, kendinde, toplu, bir, bütün…
ELEŞTİRİCİLİK: Alm:Kritizismus, Fr:Critisizm, İng: Critisizm, Es: Tenkidiye
1-İnsan bilgisinin sınırı üzerine felsefe bilinci ve bu bilincin uyanık tutulması.
2-Kant’ın us ve bilginin sınırını ve olanaklarını saptamak üzere, özellikle doÄŸmacılığın ve kuÅŸkuculuÄŸun karşısına koyduÄŸu felsefe yöntemi.
ENDETERMİNİZM: Hadiselerin sebepsiz meydana gelemeyeceğini, dünyada mutlak bir başlangıcı, hür bir iradenin yeri olamayacağını kabul eden determinizmin karşıtı olan görüş.
Ahlakta endeterminizm, insan iradesinin hiçbir şarta bağlı olmadığını, içinde bulunduğu şartlarla belirlenmediğini, insanın hür iradesinin sebeplilik kanununa bağlı olmadığını ileri sürer.
ENDİVİDÜALİZM: Bireyin özgürlüğüne büyük ağırlık veren ve genellikle kedine yeterli, kendi kendini yönlendiren, görece özgür bireyi yada benliği vurgulayan siyaset ve toplum felsefesi. terimi ilk kez kullanan Fransız siyaset yorumcusu Alexis de Tacquille, bireyciliği insanın yalnızca kendi ailesi ile arkadaşlarına öngören ölçülü bir bencilik olarak tanımlanmıştır.
Endividualizm, bütün ortaçağı kapsayan Hristiyan dünya görüşüne bir tepki olarak Rönesans’ta ortaya çıkan bir dünya görüşüdür. gerçekte tarihi çok daha eskidir. Özel mülkiyetle güçlenmiÅŸ ve toplum içinde seçkinleÅŸmiÅŸ olan birey topluma üstün tutan bu çok eski eÄŸilim Rönesans ta biçimlenmiÅŸ ve bir dünya görüşü olarak :-):-):-):-)fizikten ekonomiye kadar çeÅŸitli alanlarda etkinleÅŸmiÅŸtir. :-):-):-):-)fiziksel açıdan bireycilik, tanrılık baÅŸ gerçeÄŸi yerine bireyi koyar. Bireyin usu onu bireyselliÄŸi içinde evrenselliÄŸe baÄŸlamaktadır. Demek ki birey, bireysel olandan evrensel olanı tek yapıda birleÅŸtiren varlıktır. öyleyse baÅŸ gerçek olarak ele alınmalı ve baÅŸta din kurumu olmak üzere bütün kurumlar onun çıkarlarına uygun düzenlenmelidir.
Bireycilik, bir değerler sistemi olduğu kadar, insan yapısıyla ilgili bir kuram, genel bir davranış biçimi ve belirli siyasal ekonomik, toplumsal ve dinsel düzenlemelere yönelik bir inanç anlamına gelir. Bireyciliğin değerler sistemi üç önermeyle açıklanabilir:
1)bütün değerler insan merkezlidir: insanlarca yaratılmış olmasalar bile, onlar tarafından yaşanır.
2) Birey kendi başına bir amaç ve yüce bir değerdir, toplum bireyin amaçları için sadece bir araçtır.
3) Bütün bireyler, bir anlamda ahlakça eşittir. Hiç kimse hiç bir zaman yalnızca bir başka bireyin iyiliği için araç olarak görülemez.Bireyciliğin insan yapısına ilişkin kuramına göre normal ve yetişkin bir insanın çıkarlarını korumanın en iyi yolu kendi amaçlarını ve bu amaçlara ulaştıracak araları seçmekte ve o yönde davranmakta en büyük özgürlüğü ve sorumluluğu bireye tanıtmaktır. bu görüş bireyin kendi çıkarlarını en iyi kendisinin bildiği ve eğitim olanağı verildiğinde, bu çıkarları nasıl geliştirebileceğini de gene onun bulabileceği inancından kaynaklanır. Ayrıca bireyin bu seçimleri yapmasının, hem onun gelişmesine, hem de toplumsal refaha katkıda bulunacağı varsayılır, çünkü bireycilik üretken çabayı özendiren en etkili yoldur bu açıdan bakıldığında toplum kendine yeterli bireyin toplamıdır..
Genel bir davranış biçimi olarak bireycilik, özgüvene, gizliliğe ve başka bireylere saygı göstermeye büyük önem verir. Otoriteye ve birey üzerindeki özellikle devlet tarafından uygulanan her türlü denetime karşı çıkar. Ayrıca "ilerleme"ye inanır, ilerlemenin bir aracı olarak da bireye farklı olma, başkalarıyla yarışma ve başkalarının önüne geçme (ya da gerisinde kalma) hakkını tanır. Bireyciliğin kurumsal sonuçları da bu ilkelere dayanır.Yalnızca en aşırı bireyciler anarşi yanlısıdır. Ama hepsi devletin bireylerin yaşamına en az karışması gerektiğine, bireylerin birbirleriyle çatışmasını önlemek ve gönüllü olarak varılmış anlaşmaların uygulanabilmesi için yasaları ve düzeni koruma görevini üstlenmek zorunda olduğuna inanır. Bireycilik, devleti zorunlu bir olumsuzluk olarak görme eğilimindedir ve "en iyi yönetim, en az yönetimdir" sloganını benimser.
Bireycilik, her bireyin (ya da ailenin) mülk edinmek için en çok olanaktan yararlanabileceği bir mülkiyet sistemi önerir. Birlik kurma özgürlüğü, her türlü örgüte girme (ya da girmeyi reddetme) hakkını kapsar.
ENSTRÜMANTALİZM: Amerikan düşünürü pragmacı John Dewey’in kuramları alet sayan öğretisi… Amerikan düşünürü William James’in uygulayıcılığından yola çıkan Amerikan düşünür Dewey; bilimsel yasa, kuram ve kavramları birer “alet” saymaktadır. BaÅŸarılı olurlarsa iyi ve gerçektirler, baÅŸarılı olmazlarsa kötüdürler ve gerçek deÄŸildirler. Deneysel mantık adıyla adlandırılan aletçilik, nesnel bilimciliÄŸi yadsır. Ona göre bilimin, belli bir durumda en elveriÅŸli davranışın araÅŸtırılmasını saÄŸlamaktan baÅŸka hiçbir nesnel gerçekçiliÄŸi yoktur. Aletçilik nesnelliÄŸi öznelliÄŸe indirgediÄŸinden ötürü de öznel düşünceci bir anlayıştır
ENTELLEKTÜALİZM: Bütün varlıkları anlıksal temele indirgeyen öğretilerin genel adı…İradecilik karşıtı ve özellikle bilgibilimde usçulukla anlamdaÅŸ olarak kullanılmıştır. Törebilimsel anlam, ahlaksal davranışların anlıkla belirlendiÄŸi anlayışını dile getirir; eÅŸ deyiÅŸle ahlaksal davranışlar bir bilgi ve uslamlama iÅŸidir. Genellikle anlığın baÅŸatlığında birleÅŸen Platon, Descartes, Spinoza, Leibniz, Wolf, Kant, Hegel gibi birbirlerinden az ya da çok farklı bir çok düşünürlerin öğretileri anlıkçılık genel adı altında toplanırlar. Genellikle küçümseyici anlamda kullanılan terimin ayırıcı niteliÄŸi, varlıkları anlıksal temele indirgemektir. Anlıkçılar içinde Platon gibi nesnel gerçekçiliÄŸi anlıksal gerçekçiliÄŸin bir kopyası sayan, Kant gibi nesnel gerçekliÄŸin var olduÄŸunu, ama asla bilinemeyeceÄŸini ileri süren, Berkeley gibi nesnel gerçekliÄŸi tümüyle yadsıyan düşünürler vardır.
ENTÜİSYONİZM: Bilginin sezgiyle elde edilebileceÄŸini savunan öğretilerin genel adı, özel olarak Bergsonculuk… Entüisyonizm , tümü idealist yapıda olarak, dört bilgi alanında gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir: felsefe, ruhbilim, törebilim ve matematik.
1) felsefesel entüisyonizm: Fransız idealisti Henri Bergson’un öğretisi olarak Bergsonculuk adıyla da anılır. Bergson’a göre gerçeÄŸi saltık ya da saltığı gerçek olarak kavramaya sezgi denir. GerçeÄŸi doÄŸrudan doÄŸruya kavratacak sezgiden baÅŸka hiçbir yol yoktur. Çünkü gerçek, özdeksel doÄŸa deÄŸil, ruhsal doÄŸa, eÅŸ deyiÅŸle ruhsal yaÅŸam ve tek sözle yaÅŸamdır. YaÅŸam evrenin kurtuluÅŸuyla baÅŸlamıştır ve özdeÄŸin tüm engellerine karşın yolunu açarak, onun durgunluÄŸunu alt edip kimi yerde onu kımıldatarak akıp gitmektedir. Bu kesintisiz, bölümsüz ve sürekli akışa Bergson süre demektedir. İşte bu sürenin bilgisini kavramak için bu süreyle birlikte yaÅŸamak, onun içinde olmak ve onunla birlikte akmak gerekir ki bunu ne us ne de bilim gerçekleÅŸtirebilir. Çünkü us ve bilim sinematografik olarak çalışırlar. Bergson’a göre ussal ve bilimsel bilgi sinematografiktir. Bir film, ard arda dizilmiÅŸ durgun ve bölümsel resimlerden oluÅŸur. Us ve bilim, filmin akışını durdurarak bu resimleri tek tek incelerler ve birtakım bilgiler saptarlar. Ne var ki akışın bizzat kendisini, eÅŸ deyiÅŸle yaÅŸamı hiçbir zaman kavrayamazlar. Demek ki us ve bilim, sadece durgun ve bölünebilir olan özdek üstünde bilgi edinebilirler. Bergson’a göre zaman, uzay gibi özdeksel deÄŸildir. Uzay özdekseldir, çünkü özdeksiz uzay ve uzaysız özdek (eÅŸ deyiÅŸle yer kaplamayan özdek) yoktur. Oysa zamanı bölen, parçalayan, onu aylara ve yıllara ayıran us ve bilimdir. Us ve bilim, zamanı uzaya baÄŸlamakla ( örneÄŸin ay ayın, yıl dünyanın uzayda yer deÄŸiÅŸtirmesidir.) onu özdekleÅŸtirmektedir. Demek ki us ve bilim, hiçbir ÅŸeyi özdekleÅŸtirmeden inceleyemiyor. YaÅŸamsal akışın eÅŸ deyiÅŸle sürenin kavranmasıysa özdekleÅŸtirilmeden gerçekleÅŸtirilmelidir, çünkü “gerçek süre, daima zaman adı verilmiÅŸ olan ÅŸeydir”. Bunu kavrayabilecek olansa sadece sezgidir. Bergson’a göre sezgi , kendi bilincine varmış içgüdüdür. Şöyle der: “ içgüdüyü söyletebilseydik, yaÅŸamın bütün sırlarını çözerdik”. Bilinç içgüdüde içkindir ve ruhsaldır. Bundan ötürü de ruhsal yaÅŸam akışını sadece o kavrayabilir.
2) Ruhbilimsel entüisyonizm: William Hamilton ve İskoçyalılar tarafından geliÅŸtirilmiÅŸtir. Hamilton’a göre bilinç, dış dünyayı, olduÄŸu gibi ve araçsız olarak ( eÅŸ deyiÅŸle sezgiyle) kavrar ve us deneyüstü hakikatleri bize sezgi yoluyla tanıtır. Hamilton’un sezgi deyiminden anladığı bir çeÅŸit dinsel vahiydir.
3) Törebilimsel Entüisyonizm: George Moore, David Ross, Charlie Broad, Alfred Ewing vb. düşünürler tarafından geliştirilmiştir. Bunlara göre iyilik, ödev vb. gibi törebilimsel kavramlar apaçık, araçsız elde edilen ve ancak sezgiyle bilinebilen kavramlardır. Ne toplumsal ne de doğasal yaşamdan çıkarsanamazlar. Törebilimsel sezgiciliğin amacı, burjuva ahlâkının değişmezliğini savunmaktır.
4) Matematiksel Entüisyonizm: Brower, Weyl, Heyting vb. gibi düşünürlerce geliştirilmiştir. Bunlara matematik, mantık, tanıtlama, mantıksal kesinlikle değil, doğrunun sezgisel olarak kavranmasıyla gerçekleştirilir. Sezgi, bunların dilinde, düşüncelerdeki ayrılıkları saptama yeteneğidir. Düşünmek demek sezmek demektir. Mantık kurallarının uygulanabilir olup olmadıkları da sezgiyle saptanır.
EPİKUROSÇULUK: Alm. Epikureismus, Fr. epicurisme, İng. Epicurism, es, t. Epikuriye
1. Yunan filozofu Epikuros’un öğretisi.
2. Epikuros’un düşüncelerinin (çoÄŸunlukla kaba bir biçimde) yaÅŸama ilkesi yapılması. Hazlara, sevinçlere yönelik bir yaÅŸamın erek edinilmesi. // Oysa Epikuros yalnızca hazzı deÄŸil, mutluluÄŸu ve sevinç dolu, acıdan kurtulmuÅŸ bir ruh dinginliÄŸini aramaktadır. Bu çabası duygusal hazzı arama sanılıp yanlış anlaşılmıştır. Gerçekte Epikuros’un kendisi( günlük dilde kullanılan anlamda) Epikurosçu deÄŸildir.
EPİSTEMOLOJİ: İnsan bilgisinin yapısını ve geçerliliğini inceleyen felsefe dalı.
Bilgi felsefesi ile mantık arasında temel bir ayrım vardır. Mantık, geçerli usavurmanın biçimsel yapısını inceler ve geçerli çıkarımın ilkelerini ortaya koyar. Epistemoloji ise her türlü bilme ediminin yapısıyla ilgilenir. Epistemoloji, etik, toplumbilim ve din felsefesi gibi disiplinlerle sürekli iletişim halindedir.
Genellikle bilen bir özne ile, bilinen bir özne arasındaki ilişki olarak incelenen bilgi sürecinin bu iki öğesine farklı anlam ve ağırlıkların verilmesi tarih boyunca farklı bilgi felsefesi anlayışlarını doğurmuştur. Daha çok nesneye ağırlık veren anlayışlar gerçekçi (realist) özneye ağırlık verenler ise idealist olarak nitelenir. Gerçekçi yaklaşım bilginin, nesnesinin dış dünyada gerçekten var olduğunu, idealist yaklaşım ise bilginin, ağırlıklı olarak öznenin kurduğu ve gerçekte var olmayan nesnelere yöneldiğini savunur. Bilgi felsefesinin, bu karşıtlık içinde, ortaya çıkan temel sorunu, dış dünyanın gerçekliğidir; bu çerçevede bilgi felsefesi :-):-):-):-)fizikle yakın ilişki içindedir. Bilginin nesnesinin, gerçek olup olmadığı, bilgi içeriğinin dış gerçeklikte bir karşılığının bulunup bulunmadığı, bilmen dünya ile kendi başına, bilgiden bağımsız var olan dünyanın birbirlerine ne, ölçüde uyduğu, aynı temel sorun çerçevesinde irdelenen öteki sorunlardır.
Epistemoloji:Felsefenin bilişsel süreçlerin oluşumundan ziyade,bilgiyi genel olarak ele alan,bilgiyle ilgili problemleri araştıran,bilginin kaynağını doğasını doğruluğunu,sınırlarını inceleyen bilim dalıdır.
Epistemoloji,bilginin doğasını temel özelliklerini,bilginin temel olarak neden meydana geldiğini,bilgi iddialarının nasıl haklandırılacağını,bilginin kuşkuculuk karşısında nasıl temellendirileceğini bilginin kaynağı ve sınırlarını üzerinde yoğunlaşır Epistemolojinin dört temel sorunu vardır.
_Bilgi’nin kaynağı
_Bilgi’nin doÄŸruluÄŸu
_Bilgi’nin imkanı
_Bilgi’nin sınırları
EREKBİLİM: Olayların ve ilişkilerin bir amaca ya da sona yönelik olduğu görüşü. Olguların yalnızca hareket ettirici nedenlerle değil, ereksel nedene bağlı olarak açıklanması biçiminde de tanımlanır. İnsan düşüncesi doğadaki başka şeylerin davranışını da benzer biçiminde açıklama eğilimindedir; buna göre nesneler ya kendileri belli bir amaca yöneliktir ya da doğayı aşan bir zihin tarafından yönlendirilir. Aristoteles herhangi bir şeyin tam olarak açıklanabilmesi için maddi, biçimsel ve hareket ettirici neden ile birlikte ereksel nedenin de dikkate alınması gerektiğini ileri sürerek erekbilimin ilk kapsamlı tanımını yapmıştır.
Terimin Aristoteles’ten gelen :-):-):-):-)fizik anlamı, erek sözcüğünün bütün anlamlarında ereklik’in incelenmesini dile getirir. Nesnelerin neden meydana geldiklerini açıklayan nedensellik yasasına karşı, nesnelerin hangi erek için meydana geldiklerini araÅŸtıran ereksellik anlayışı, evrende böylesine bir erek güdebilecek üstün bir gücün varlığı inancına dayanır. Oysa bu öznel :-):-):-):-)fizik erekselliÄŸin karşısında, nesnel ve bilimsel bir ereksellik de vardır. :-):-):-):-)fizik ereksellik tanrılık planının sonucu, bilimsel ereksellikse özdeksel ve nesnel nedenselliÄŸin sonucudur.
Erekbilimin törebilimsel anlamı, insan yaşamındaki törebilimsel erekleri saptamaya çalışır. :-):-):-):-)fizik erekbilim, evreni, ereklerle araçlara arasındaki ilişkilerin bir toplamı sayar. :-):-):-):-)fizikçiler bilimsel nedenselliğin karşısına, ruhsal erekselliği çıkarırlar. Bu anlayışa göre herhangi bir varlığın yapısını ve gelişmesini belirleyen onun nedeni değil, ereğidir. Bu ereği de ruhsal bir ilke, üstün bir us ya da açıkça tanrı koymuştur. Örneğin buğdayı buğday eden, buğday tohumu nedeni değil, tanrıca saptanmış olan buğdaylaşma ereğidir.
16. ve 17. yüzyıllarda modern bilimin doğuşuyla doğal olguların yalnızca hareket ettirici nedenlerle gereksinim duyulan mekanik açıklamaları öne çıktı. Erekbilimsel açıklamalarda ise Aristotelesçi teleolojide olduğu gibi şeylerin kendi doğalarında bulunan amaçlara doğru geliştikleri değil, biyolojik organizmalar dahil bütün nesnelerin ussal bir varlık tarafından yönlendirilen makineler olduğu kabul edildi.
Kant Kritik Der Urteilskraft’ta insan bilgisi açısından ele aldığı erekbilimin gerçekliÄŸin doÄŸası deÄŸil, soruÅŸturmanın ilerleyiÅŸ biçimi açısından bir yol gösterici olduÄŸunu, yani yapıcı bir ilke deÄŸil, düzenleyici bir ilke olduÄŸunu ileri sürdü.
ESTETİK: Güzeli ve güzel sanatların doÄŸasını inceleyen felsefe dalı. EstetiÄŸi bağımsız bir bilim olarak ilk ileri süren ve adlandıran Alman düşünürü Alexander Baumgarten’dir. Baumgarten’in verdiÄŸi anlamda estetik, duyusal bilginin bilimidir, konusu duyusal yetkinliktir. GerçekleÅŸtirmek istediÄŸi de güzel üstünde düşünme sanatıdır. Bununla beraber estetik bir felsefe kolu olarak Alman düşünürü Kant ile önem kazanmıştır.
Estetik, insanın dış dünyaya gösterdiÄŸi, “güzel” ve “çirkin” sözcükleriyle dile gelen tepkileriyle ilgilidir. Ama “güzel” ve “çirkin” terimlerinin kapsamları belirsiz, anlamları da öznel ve görelidir. Üstelik, etkileyici bir doÄŸa görünümüyle ilgili gözlemlerde ya da sanat eleÅŸtirilerinde kullanılan nitelemeler yalnızca güzel ve çirkinle sınırlı deÄŸildir; anlamlı, dengeli, uyumlu, ürpertici, yüce gibi bir dizi baÅŸka kavram da deÄŸerlendirmeye girer.estetik kuramı, bir yandan güzelin yalnızca öznel olmayan, nesnel bir içerik de taşıyan bir tanımını yapmaya, bir yandan da bu deÄŸiÅŸik terimler arasındaki bağıntıları belirlemeye çalışır. Temel sorunları ise estetiÄŸin öznesine, estetiÄŸin nesnesine ve estetik yaÅŸantıya iliÅŸkindir.
Estetik alımlayıcı(özne): estetik alımlayıcı sanat yapıtından ya da bir doğa görünümünden haz duyan, estetik tat alan bir varlıktır. Estetik tat almak, sanat yapıtı üretmek ve değerlendirmek, güzel ve çirkin gibi yargılarda bulunmak ancak belirli varlıklara özgü bir yetidir.
ESTETİK NESNE: Estetik nesne terimine iki farklı anlam verilebilir: maddi nesne ve ereksel nesne. Ereksel nesne, nesneye insanın yüklediği anlamdır; zihin içindedir. Oysa maddi nesne öznenin zihninden bağımsızdır. Estetik nesne, ereksel anlamıyla tanımlanırsa, estetik kuramının asıl konusu da estetik yaşantı olur. Oysa Kant felsefesinin öznelliğine karşı çıkanların amacı, estetiğin duygular ve öznel yaşantılar alanından çıkararak estetik nesnenin kendi özellikleri üzerinde temellendirmektir.
ESTETİK YAŞANTI: Estetik yaşantı birbirini tamamlayan iki önermeyle tanımlanabilir:1) estetik nesne duyusaldır; görülür, işitilir ya da duyusal biçimiyle zihinde canlandırılır; insana bu duyusal özellikleri nedeniyle haz verir. 2) estetik nesne aynı zamanda düşünülen, seyrine dalınan bir nesnedir; yalnızca duyulara hoş geldiği için değil, bir anlam içerdiği, bir değer taşıdığı için de ilgilendirir.
Bu önermelerden ilki, estetik sözcüğünün kaynağına (duyum) işaret eder. İkinci önerme ise beğeni yargılarının temelini oluşturur. Seyretmeye değer bulunan nesnelerin değersiz bulunanlardan ussal olarak ayırt edildiğini gösterir.
Kant’a göre estetik yaÅŸantının ayırt edici özelliÄŸi “çıkarsız” oluÅŸudur.çaÄŸdaÅŸ estetiÄŸin çıkış noktası olan bu önerme, estetiÄŸi ahlaktan da bilimden de ayırır. Ahlaki davranışlarda bir “çıkar” öğesi vardır; evrensel sayılan bir davranış ölçüsü bütün insanlara benimsetilmek istenir. Bilimde nesnelerin iç yapılarını, iÅŸleyiÅŸlerini ve neden-sonuç iliÅŸkilerini araÅŸtırır; nesneleri denetim altına almak, insanın hizmetine koÅŸmak ister. Oysa estetik yaÅŸantının öznesi, estetik nesneyle bir merakını gidermek için ilgilenmez; estetik nesneyi baÅŸka bir amaca hizmet eden bir araç olarak da görmez. Estetik yaÅŸantı da insan, karşısındaki nesneyi hep belli bir uzaklıktan seyreder: estetik yaÅŸantı kullanma, sahip olma, tüketme ve ahlaki açıdan yargılama gibi davranışları dışarıda bırakır.
Kant’a göre estetik us, kuramsal us’la uygulayıcı us arasında bir köprüdür ve kuramın uygu alanındaki denetçisidir. Estetik us, bir yargı gücüdür ve doÄŸru düşüncenin iyi uygulandığını güzel yargısıyla yargılar. Kant’a göre güzel olan, doÄŸrunun iyilikte gerçekleÅŸtirilmesidir. Kant’ın bu düşüncesinde Yunan felsefesinde olduÄŸu gibi güzel’i iyi ile birleÅŸik kılan bir ereklilik belirse de, Kant bunu biçimsel bir ereklilik “ereÄŸi olmayan ereklilik” olarak tanımlar. Daha açık bir deyiÅŸ ile güzel’in ereÄŸi kendisidir; güzel, güzel olduÄŸu için istenilir. Güzel’in ereÄŸi baÅŸkaca hiçbir erek gözetilmeksizin, gene kendisinden doÄŸan estetik hazdır. Güzel, burada bir ereÄŸe koÅŸulmuÅŸ olduÄŸundan deÄŸil, sadece bir ereÄŸin biçimi olduÄŸundan güzeldir. Buysa, hiçbir karşılığı gerektirmeksizin, salt bir hazdır. Kant’a göre estetik yargı, bir beÄŸeni yargısıdır. Güzel bir yargının nesnesidir. Kant bu yargıyı genellikle geçerli kılmak ister ve ortak estetik bir duygunun varlığını ileri sürer. Ona göre bu yargı, herkeste ortak olan ideal bir ölçüyü yansıtır. Bu yüzdendir ki Kant “ beÄŸeniler tartışılamaz” anlayışına karşı çıkmakta ve beÄŸenilerin tümel geçerli olmasını savunmaktadır.
EXİSTENTİALİZM (Varoluşçuluk): İnsanın dünyadaki varoluşunun somutluğuna ve sorunsallığına ağırlık vererek yorumlayan felsefi yaklaşımların ortak adı. İnsanın kendi kendini yarattığını söyler.
Varoluşçu düşünceye göre:
1) Varoluş her zaman tek ve bireyseldir. Bu yaklaşımıyla varoluşçuluk bilinç, tin, us ve düşünceye öncelik veren idealizm biçimlerinin karşıtıdır.
2) Varoluş öncelikle varoluş sorununu içinde taşır ve dolayısıyla varlığın anlamının araştırılmasını da içerir. Bu yaklaşımıyla insanı verili, eksiksiz bir gerçeklik olarak gören ve anlaşılabilmesi için parçalarına ayrılması gereken, bir birim olarak algılayan nesnelcilik biçimlerinin ve bilimselciliğin karşıtıdır.
3) Varoluş insanın içlerinden herhangi birini seçebileceği bir olanaklar bütünüdür. Bu yaklaşımıyla her türlü belirlenimciliğin karşıtıdır.
4) İnsanın önündeki olanaklar bütünü öteki insanlarla ve nesnelerle iliÅŸkilerinden oluÅŸtuÄŸundan varoluÅŸ her zaman bir “dünyada var olma”dır. Bir baÅŸka deyiÅŸle insan her zaman seçimini sınırlayan ve koÅŸullandıran somut tarifsel bir durum içindedir. Bu yönüyle de varoluşçuluk yalnızca tek bir “ben” in varlığını vurgulayan tek benciliÄŸin ve bilgi nesnelerinin zihnin içeriklerinden ibaret olduÄŸunu vurgulayan epistemolojik idealizmin karşıtıdır.
Varoluşçuluk 2. Dünya Savaşı’nın yarattığı maddi ve manevi çöküntünün içinden yeni bir anlayış biçimi olarak ortaya çıkmıştır. İnsan varlığının büyük bir tehlike içinde olduÄŸunu, insanın istikrarsız bir dünyada yaÅŸamak zorunda bırakıldığını “ dünyaya atılmış” olduÄŸunu vurgulamıştır.
ETİK (Ahlak Felsefesi): İnsan eylem ve davranışlarını, ahlaki olanın özünü araştıran felsefe dalı.
PRAGMATİZM: Ahlakın hedefi, insan gereksinim ve isteklerinin karşılanması, insanların ahlaksal duyarlıkta sürekli olarak gelişmesi ve daha iyi bir toplumun oluşmasıdır. Saltık iyi ve saltık kötü yoktur. Önceden ahlaksal yasalar belirlenim, bunlara ulaşmak için çalışılmalıdır. Ahlaksal yasalar fiziksel yasalara benzetilebilir, çünkü formüller olarak hizmet ederek verili koşullar altında, belli karşılıkları vermede bize yol gösterirler. "Tüm ahlak toplumsaldır" İnsan ahlaksal yükümlülükler üstlenmeksizin bir toplumda yaşayamaz.
İDEALİZM & BRADLEY: Törel hedef "kendi"nin, yüksek ya da evrensel "kendi"ye ulaşılmasıdır. İnsan kendini sonsuz bir bütünün öz-bilinçli bir üyesi olarak, o bütünü kendi içinde olgusallaştırarak olgusallaştırır.
YENİ TOMİSTİZM & MARİTAİN: İnsan doğal olarak arama eğiliminde olduğu iyi bir ereğe yönelir ve insan çabasının hedefi iyilik ve kötülükten bütünüyle arı olan Tanrıyı sevmektir İnsan ahlaksal edimlerini akılla kontrol etmeli ve sağgörü ile yönlendirmelidir. İnsan bu yolla Tanrıya ulaşabilir ve buda son hedeftir çünkü Tanrı yalnızca iyilik taşır.
EVRİMCİLİK: Alm. Evolutionismus, Fr. evolutionisme, İng. evolutionism, Es. t. tekâmüliye
Evrim öğretisi. Her şeyi evrim açısından değerlendiren dünya görüşü.
1- Üst biçimlerin alt biçimlerden bir evrimle oluştuğunu dile getiren bilim ve felsefe öğretisi. Dönüşüm öğretisi ile eşanlamlı: Lamarck, Darwin vb. nın, türlerin doğal bir dönüşümle birbirinden türediğini ileri süren öğretileri.
2- Spencer’in ileri sürdüğü dirimbilimsel evrim öğretisinin geniÅŸletilmiÅŸ biçimi: Bu öğretiye göre, evrim yasası cansızlar dünyasından düşünceye, insanın kurduÄŸu kurumlara deÄŸin her gerçek olana egemendir. İnsan anlağının hayvanlarınkine üstünlüğü evrimsel bir dönüşümün sonucudur; ahlak bilinci de bir evrim ürünüdür.
EYLEM: İnsanın yaptığı istençli hareket. İnsanın bir dış nedenle değil de, doğrudan doğruya kendisinin gerçekleştirdiği davranışları.
EYTİŞİMSEL ÖZDEKÇİŞİK: Alm. Dialektischer Materialismus, Fr. matérialisme dialectique, İng. dialectiacal materialism
Marx’ın, Engels’le birlikte geliÅŸtirdiÄŸi, Hegel’in eytiÅŸimsel geliÅŸme düşüncesini ilke olarak alıp, bunu, kendi deyiÅŸiyle, "baÅŸaÅŸağı" eden, felsefe öğretisi: Evreni devinim içindeki özdekten oluÅŸmuÅŸ bir bütün olarak göz önüne alan "evren üzerine genel kuram". Bu kuramda ÅŸu ilkeler yer alır:
a. Evrenin yapısı özdekseldir; özdek, bilincin dışında ve bilinçten bağımsız bir gerçeklik olarak vardır; evrenin varoluş biçimi de devinimdir; evren olmuş bitmiş bir şey değil, eytîşimsel biçimde ilerleyen bir süreçtir; olaylar arasındaki bağlantılar, özü devinim olan özdeğin zorunlu gelişme ya- sasını kurarlar.
b. GeliÅŸme süreci yalnızca niceliksel bir deÄŸiÅŸme olarak.deÄŸil, niceliksel deÄŸiÅŸmelerden niteliksel deÄŸiÅŸmelere geçen bir ilerleme olarak belirir. İnsanın bilinci de gerçekliÄŸin eytiÅŸimsel yapısı ile baÄŸlantı içindedir. Düşünce, geliÅŸmesinde yetkinliÄŸin en yüksek derece- sine eriÅŸmiÅŸ bir özdeÄŸin ürünüdür; baÅŸka deyiÅŸle düşünce kendisi de doÄŸanın bir ürünü olan insanın beyninin ürünüdür, beyin de düşüncenin organıdır; düşünce gerçekliÄŸi yaratmaz, tam tersine düşüncel olan insan’ kafasına aktarılmış özdekten baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.
c. Evreni ve yasalarını bilme olanağını yadsıyan idealizme karşıt olarak eytişimsel özdekçilik. evren ve yasalarının tümü ile bilinebileceği ilkesinden kalkar. Deneyle doğrulanmış bilgilerimiz nesnel bir doğruluğu gösterirler. Evreni, olayların birbirine bağlı olduğu, birbirlerini karşılıklı koşullandırdıkları birlikli bir bütün olarak ele alan bu kuramda, evrende bilinemez diye bir şey yoktur, yalnızca henüz bilinemeyen şeyler vardır, onlar da bilim ve teknik aracılığı ile bulunacak ve bilineceklerdir. bkz. eytişim, tarihsel özdekçilik, Marksçılık.
EZOTERİZM: Ezoterizm, asıl gerçeklerin yalnızca anlayabilecek yetenek ve bilgide olanlara bildirilebileceÄŸi görüşü üzerine temellenen bir öğreti sistemidir. Genel olarak, Arapça ve Eski Türkçe’ de "Batiniyye", Fransızca’ da "Esotérisme" ve İngilizce’ de "Esoterism" ya da "Esotericism" karşılığıdır. Bu sözcügün Türkçe’ de yeni kullanılan karsılığı "İçrekçilik" tir.
Ezoterizm özünde, bilgi ve görgülerin kapalı bir topluluk içinde ve aşamalı olarak verildiği bir çalışma ve öğreti sistemi olarak tanımlanabilir. Bu tanımda dikkat edilmesi gereken en önemli unsur, ezoterizmde aktarılan bilgiler ve görgülerin ister bilimsel, isterse töresel-dinsel nitelikte olabilmesidir. Ezoterizm bir öğreti sistemidir ve bu sistemle aktarılan öğreti bilimsel ve çağdaş olabileceği gibi, töresel ya da dinsel de olabilir. Ne var ki, Ezoterizmin bu özelliği çoğunlukla göz ardı edilir ve hemen her zaman Ezoterizmi, Gizemcilik (Mistisizm) ya da Gizlicilik (Okültizm) ile karıştırma yanlısına düşülür.
Ezoterizm sözcüğü, köken olarak Yunanca’ daki esoterikos sıfatından türemiÅŸtir. Ezoterik biçiminde yaygın olarak kullanılan bu sıfat, "içrek yani dışa kapalı ve kendı içine dönük ya da apaçık olmayan" anlamlarına gelir ve bir topluluk ya da bir örgütü, bir yöntem ya da sistemi, bir yazı ya da konuÅŸmayı nitelendirmek için kullanılabilir. Ezoterik sıfatı, "genel ve herkesin olabilen" anlamına gelen "eksoterik" (dışrak, İngilizcede Exoteric, Fransızcada Exotérique) teriminin karşıtıdır. ÖrneÄŸin dinler eksoterik, Gizemcilik ezoteriktir. Antikçağın gizemci düşünürü Pisagor, öğrencilerini esoterikos ve exoterikos diye ikiye ayırır, gizli öğretisini yalnızca birincilere aktarırmış.
Ezoterik sıfatının tanımı gereği, bir öğreti sistemi olarak Ezoterizmin üç temel özelliği vardır:
* Öğretiyi alacak kişilerin özenle seçilmelerinden sonra, "inisiyasyon" yöntemiyle topluluğa kabul edilip yine aynı yöntemle ilerletilmeleri;
* Öğretilerin, inisiyasyon yöntemi uyarınca bir dereceler silsilesi içinde verilmesi;
* Öğretilerin kapsamında öncelikle simgelerin, allegorilerin ve özdeyişlerin kullanılmasıyla, bireye kendi gerçeklerini bulma yolunun açılması.
Görüldüğü gibi, Ezoterizm bir sistem olarak aktarılan öğretinin özünden bağımsızdır ve temelde biçimsel bir işleyişi nitelendirmektedir.
Ezoterik öğreti sisteminin doğusu, İnsanoğlunun doğa yasaları üzerinde düşünmeye koyulması ve doğanın ve evrenin gerçeklerini arayıp bulmaya başlaması kadar eskidir. Ulaşılan gerçekleri, insanların büyük çoğunlugu ya anlayamamış, ya tepkiyle karşılamış, ya da bunları kendi çıkarları için kötüye kullanmaya kalkışmışlardır. Bu durum, gerçeklerin araştırılıp doğruların aktarılmasında, kapalılığın insanlar ve İnsanlık için daha yararlı sonuçlar sağlayacağı düşüncesini yaratmış ve böylece Ezoterizm ortaya çıkmıştır. Ezoterizmde, herkese duyurulması sakıncalı görülen bilgilerin, yalnızca belirli bir kültür düzeyine erişen kişilerce anlaşılabileceği gerekçesi kapalılığı, zorunlu kılmıştır. Bu anlamda Aristoteles öğretisi de ezoterik sayılmalıdır; Aristoteles sabahları seçkin öğrencilerine ders verirken, akşamları halka ders verirmiş ve öğrettikleri de ayrı ayrı bilgilermiş.
Ezoterizm uygulayan toplulukların büyük çoğunluğu, ulaştıkları gerçeklere ilişkin bilgi ve bulgulardan yalnızca kendi üyelerinin yararlanmalarını öngörmez; kendi dışlarındaki toplumu ve tüm İnsanlığı da gözetirler. Ne var ki, yeterince uyumlu bir ortam sağlanmadıkça, gerçeklerin gelişigüzel bir biçimde ortaya dökülmemesini ve saklı tutulmasını yararlı ve hatta gerekli bulurlar. Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak, gerçeklerin topluluk dışına yayılması, insanlığa maledilmesi geçikebilir.
Ezoterizmin kapalılık gerekçesi HermesçiliÄŸin su sözleri ile daha iyi anlaÅŸilabilir : "Her us büyük gerçekleri kavrayamaz. ÇoÄŸunluk ya aptal, ya kötüdür. Aptalsalar, gerçek karşısında akıllarını büsbütün yitirirler. Kötüyseler, bu gerçeÄŸi kötüye kullanarak, büsbütün kötülük ederler. GerçeÄŸi gizlemekten baÅŸka yol yoktur. Bulmak, bilmek, susmak gerek…". Benzer bir yaklaşımı Seyh Bedreddin’ de de bulmak olanaklıdır : "Her bilgi kendi mertebesinde haktır. Gerçekler halka daha iÅŸin başında söylenirse, ya yollarını saptırırlar, ya da gerçeÄŸi söyleyeni suçlarlar. Halk ve hak, orta bir yolla ve ayrı ayrı gözetilerek birbirine alıştırılabilir. Ama herhalde halk, hak ve hakikate alıştırılmalıdır…"
Ezoterizmin işlevi, bazılarınca bilinen bir takım gerçeklerin, bilemeyenlere aktarılmasından ibaret değildir. Ezoterizmin işlevleri arasında, topluluk üyeleri arasında uyumlu bir iletişim sağlamak olgusu da vardır. Bu iletişim sayesinde, bilgileri geliştirmek, derinleştirmek, yenilemek, genişletmek ve olgunlaştırmak için olumlu bir yapı sağlanır.
Ezoterizmin temel kuralı gereği, bilgiler yalnızca yeterli düzeyde anlayış yeteneği olan ve bu yolda ilerleme özelliği gösterebilen kişilere aktarılmalıdır. Ezoterik sistemde çalışan bir topluluğa katılan kişiye bilgilerin tümü bir anda yüklenmez, kişi belli düzeylerde sınanarak daha ileriye gitme yeteneğinin olup olmadığı anlaşılmalıdır. Özellikle dinsel ve töresel nitelikte olan bilgiler açık ve belirgin bir kesinlikle verilmemeli, böylece öğretiyi alacak kişilerin kendilerine öğretilenleri putlaştırmaları önlenmelidir. Ezoterik sistem içinde bilgileri öğrenmeye başlayan kişi, yalnızca kendisi için öğrenmekle yetinmemeli, bilgilerini birleştirip olgunlaştırarak başkalarına da yararlı olmaya çalışmalıdır.
Ezoterizmi benimseyip uygulayan kuruluşlar ve topluluklar, kendi öğretileri kapsamında çoğunlukla din, töre, bilim ve sanat gibi konuları bir bütün biçiminde işleyip, öğretilerine göre yorumlamışlardır.
Bununla birlikte, salt "bilimsel", salt "dinsel-töresel" ya da salt "sanatsal" Ezoterizmden de söz edilebilir. Salt bilimsel Ezoterizm, yalnızca doğal ve evrensel gerçeklerin, bunların yaşalarının ardına düşmüştür. Salt sanatsal Ezoterizm, bireyler arasındaki iletişimin gelişmesinde öznelliği öne alarak, duyumsal algılamayı geliştirmeyi öngörür. Salt dinsel-töresel Ezoterizm ise, dinlerin akıl ve mantiğa uymayan öğelerini ayıkladıktan sonra, Tanrı buyruklarından içsel anlamlar çıkarmak yoluyla Gizemciliğe yaklaşır; eğer akıl ve deney yoluyla ulaşılan bilgilerin ötesinde, "sezgi" yöntemi ile sağlanabilen bilgilere öncelik verilirse Gizlicilik ile bağdaşır. Genel olarak dinsel Ezoterizmde, usa aykırı dinsel dogmaların, usa uygun bir yoruma kavuşturulma çabası da bulunmaktadır. Ne var ki, kimi ezoterik yorumcular, bu yorumlarda büsbütün usaaykırılığa düşmekten kaçınamamışlardır.
Ezoterizmi benimseyen topluluklar, kendilerine özgü bir çalışma yöntemi ve öğretisi olan, üyesi olmayan kişileri çalışmalarına almadığı gibi, öğretilerini kendi üyelerinden başkasına açmayan örgütlenmelerdir. Bir ezoterik topluluğun bu özelliği, onun bir "gizli örgüt" olmasını gerektirmez. Zira ezoterik bir topluluğun ya da kurumun varlığı, amaçları, ilkeleri, üyelerinin kimler olduğu, çalışmalarının nerede yapıldığı, nasıl çalıştığı herkesçe bilinebilir. Bir ezoterik topluluğun gizli olarak nitelendirilebilecek tek yönü, üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantı ve çalışmaların içeriğidir.