‘Felsefe’ Kategorisi için ArÅŸiv

Evren

Salı, 06 Kasım 2007

Varolmuş olan, varolan ve varolacak olan her şey. Bütün bir doğal dünya. Gözlemlenen ya da varolduğuna ina:-)nılan madde ve enerjinin tümünü birden içe:-)ren fiziki sistem. Yıldızları, gezegenleri, yeryüzünü, gaz ve bulutları, vb. kapsayan, maddeyle dolu mekanın bütünü. Tikellerden tümellerden meydana gelen bütün. Kendisine aşkın olar Tanrı dışında, varolan her şeyi kapsayan sistem.

Üst Gerçeklik

Salı, 06 Kasım 2007

Fransız yazar Jean Baudrillard’la birlikte anılan bir düşünce. Baudrillard, elektronik iletiÅŸimin yaygınlaÅŸmasının bir sonucu olarak, artık televizyon programlarının ya da öteki kültürel ürünlerin göndermede bulunduÄŸu ayrı bir “gerçeklik” olmadığını ileri sürmektedir. Bunun yerine, “gerçeklik” diye gördüğümüz ÅŸey, bu tür iletiÅŸimin kendisi tarafından yapılaÅŸtırılmıştır. ÖrneÄŸin, haberlerde verilen ÅŸeyler yalnızca ayrı bir olaylar dizisi deÄŸildir; bunlar aslında, bu olayların kendilerini tanımlamakta ve oluÅŸturmaktadır.

Tanrı’nın Varlığı

Salı, 06 Kasım 2007

Tanrı’nın varlığına dair filozof, teolog ve diÄŸer düşünürler tarafından birçok argüman ortaya atılmıştır. Bu maddede yaygın argümanlardan bazılarına yer verilir.

Tanrı inancına sahip olanların önemli argümanlarından bir tanesidir her şeyin bir yaratıcıya muhtaç olması ve bu evrenin de sahipsiz olmayacağı. Bu inancın karşısındakiler de ortaya bu argümanın geçersizliğine dair her şeyin bir yaratıcının olması gerekmediği gibi kabulleri geçersizleme gerekçeleri ve diyelim ki her şeyin bir yaratıcısı var diye başlayan kendiyle çelişme gerekçeleri öne sürmekteler.

"Herşeyin bir nedeni mi vardır?", "Herşeyin bir yaratıcısı mı vardır?", "Buradaki her şeyin kapsamı nedir?" ve benzeri sorulara buradan derli toplu biçimde cevap verebilirsiniz.

Sokrates

Salı, 06 Kasım 2007

Bütün insanlık tarihinin en saygın kiÅŸilerinden birisi olarak tanınan Sokrates de aslında bir sofist*tir. Atina’da doÄŸmuÅŸ (M.Ö. 470) ve iyi bir eÄŸitim görmüştür. Babası, onu kendi mesleÄŸinde, yani bir heykeltıraÅŸ olarak yetiÅŸtirmek istediÄŸi halde, Sokrates felsefeye ilgi duymuÅŸtur. Meydanlarda, tiyatrolarda ve yollarda felsefî tartışmaların yapıldığı bir ortam içinde böyle bir istek gayet doÄŸaldı. Sokrates, aritmetik, geometri, astronomi ve politikaya iliÅŸkin yeterli düzeyde bilgiye sahipti. Çok basit bir yaÅŸam sürmüştü. Her ne kadar görüşlerinin çok etkili olduÄŸu kabul edilmiÅŸse de, hiçbir yapıt kaleme almamıştır. Onu iki öğrencisi, Platon ve Ksenofanes’in yazdıklarından tanımaktayız.

Sokrates diğer sofistlerden çok farklıydı. Düzenli bir öğretim yapmıyor ve öğrencilerinden ücret almıyordu. "Kendini bil!" ilkesi doğrultusunda, düşünürlerin bakışlarını evrenden insana çevirmişti. Evreni anlamlandırmadan önce kendimizi anlamlandıralım; "Biz kimiz?" bu sorunun yanıtını verelim diyordu. Bu nedenle, yalnızca bir tarlayı ölçebilecek düzeydeki geometri bilgisini yeterli buluyor, daha zor matematik problemleriyle uğraşmanın yararsız olduğuna işaret ediyordu. Ona göre, insanlara, pratik ahlâk kurallarını öğretmek daha isabetli olacaktı. Böylece Sokrates, kuramsal bilim ve uygulamalı bilim tartışmasını da açmış oluyordu.

Sokrates ilk anlambilimcidir; anlamları belirlenmemiş kavramların ve terimlerin kullanılmasının sakıncalarına temas etmiştir. Her çeşit bilgide, kavramların ve terimlerin açık ve seçik bir biçimde tanımlamalarının yapılması gerektiğini savunmuş olması, dolaylı yoldan da olsa, bilimin ilerlemesine küçümsenemeyecek ölçüde katkıda bulunmuştur.

*Sofistler:Yunan aydınlanmasının düşünürleri olan sofistler, inanç üzerinden yükselen geleneksel Yunan düşünüşüne karşın herÅŸeyi akıl süzgecinden geçirme yolunu tutmuÅŸlardır. "Bütün ÅŸeylerin ölçüsü insandır" diyen Protagoras, "Hiçbir ÅŸey yoktur, varsa bile kavranılamaz, kavranılır olsa da öteki insanlara bildirilemez ve anlatılamaz" diyen Georgias’ı "tabiattan hepimiz her ÅŸey’de aynı yaratılmışsızdır, Hellen olsun, barbar olsun." diyen Antiphon, "Hak kudretlinindir" diyen Thrasymakhos’tır.

Gerekircilik

Salı, 06 Kasım 2007

Gerekircilik ya da Determinizm, felsefede, dünyanın belirli bir andaki durumunun, önceki halinin sonucu ve gelecekteki durumunun sebebi olduğunu kabul eden görüş. Gerekircilik, illiyet (sebebi, sonuca bağlayan bağ; nedensellik) ilkesine dayanır.

Gerekircilik, evrendeki tüm olay ve süreçlerin nesnel gerçeklik olduÄŸunu kabul eden bir yaklaşımdır. Buradaki nesnel gerçeklik, tüm olay ve süreçlerin nesnel yasalarca belirlendiÄŸi anlamındadır. Son tahlilde nesnel gerçeklik, neden – sonuç iliÅŸkisine dayanır, her sonuç bir nedene dayanır ve her sonuç baÅŸka bir sonucun nedenidir.

Aynı neden aynı sonuca yol açtığına göre neden–sonuç baÄŸlantısı kesin ve deÄŸiÅŸmezdir. Bu anlamda evrendeki tüm olay ve oluÅŸlar, kesin, deÄŸiÅŸmez ve öngörülebilirdir. DiÄŸer bir anlatımla evren, gözlemcinin ya da deney yapanın iradesinden bağımsızdır.

Dünyaya gerekirciliÄŸin bakış açısıyla bakmak, insan iradesine çok geniÅŸ bir özgürlük alanı açmıştır. Gerekircilik insana, nesnel dünyanın bilinebilir ve olanaklar çerçevesinde deÄŸiÅŸtirilebilir olduÄŸunu göstermiÅŸtir. Herhangi bir olayda neden – sonuç iliÅŸkisi biliniyorsa, nedenin deÄŸiÅŸtirilmesiyle sonuç da deÄŸiÅŸecektir. Bilimsel geliÅŸmenin temelinde yatan en önemli öncüllerden biridir determinist bakış açısı.

İnanç determinizmi

İnanç gerekirciliğinde (ilkel şekli ihmal edilirse) dünyadaki her şeyin bir gayesi olduğuna ve ilahi bir kudret dahilinde belirlenen bir sonun mevcut olduğuna inanılır. Bu determinizmin ilkel şeklini Saint-Augustin ile Dante, çağdaş biçimini ise Hegel savunmuştur. Bu çeşit determinizm, dini konularda fikir yürüten filozofun ortaya attığı görüşleri ihtiva eder. Vahiy kavramına dayanan itikad konularını da kapsar

Çatışkı

Salı, 06 Kasım 2007

Çatışkı ya da Antinomi (Yunanca αντι-, karşı, ve νομος, yasa) sözcük anlamı olarak iki yasanın gerçekte ya da görünüşte birbirleriyle uyuÅŸmazlığıdır. Mantık ve epistemoloji’de geçen ve genel olarak bir paradoksu ya da çözümsüz bir çeliÅŸkiyi tanımlamak için kullanılan bir terimdir.Aynı anda ve ölçüde geçerli iki önermenin birbirinin yerine konulamazlığı durumunu ifade eder.

Kant’da antinomiler

Kant felsefesinde bu terim özel bir önem kazanmıştır. Kant çatışkı terimini duyusal algı evrenine ya da deneysel (fenomenal) evrene özgü aklın kategori ve kriterlerini, saf düşünce evrenine uygulamanın akla yatkın olduÄŸu kadar da çeliÅŸkili olan sonuçlarını tanımlamak için kullanır. Kant’ın epistemolojik çalışması, deneyin olanaklılık koÅŸullarının belirlenmesi üzerine kuruludur. Dolayısıyla da aklın olanaklı deney alanı ötesinde ortaya bir bilgi koymak mümkün olmadığı tezinden hareketle, Kant, bu terimi öne sürer ve bu alana iliÅŸkin önermelerin kaçınılmaz olarak aporik/çatışkılı olduÄŸunu belirtir. Çünkü bu tür önermeler eÅŸit ölçüde geçerli ya da geçersiz karşıt-önermelerle karşılaÅŸtırılabilir. Zaman, sonsuzluk, gerçek, öncesizlik-sonrasızlık gibi pek çok kavram ve kategoride çatışkılı önermeler ortaya konulabilir.

Birbiriyle bağlantılı ikisi matematiksel ikisi fiziksel olan ve saf mantığın deneysel sonuçlarla çeliştiği dört çatışkı tanımlanır:

1. Uzay ve zamanda evrenin sınırlanması, (Evren sınırlıdır- Evren sınırsızdır)

2. Bütünün bölünmez atomlardan oluÅŸtuÄŸu teorisi (Bütün bölünmez atomlardan ibarettir – Bütün sonsuza kadar bölünebilir),

3. Evrensel nedensellik ilkesi ile iliÅŸkili olan bağımsızlık sorunu (Her ÅŸey evrensellik nedensellik ilkesine gore birbiri ile bağıntılıdır – Hiç bir ÅŸey birbiri ile bağıntılı deÄŸildir),

4. Evrensel bir varlığın varoluÅŸu (Evrenin oluÅŸunda bir evrensel varlık vardır – Evrenin oluÅŸunda bir evrensel varlık yoktur).

Bu tanımlamalar Kant’ın bilimsel ve felsefi araÅŸtırmanın sınırlarını belirlemek için oluÅŸturduÄŸu eleÅŸtirel çalışmaların bir parçasıdır. Kant her ne kadar karşı-tezi savunanlar tarafından gerçek olduÄŸu tasarlansa da, ya da eleÅŸtirel bir aydınlamadan geçmeden akla gerçek gibi görünse de hiç bir durumda çeliÅŸkinin gerçek olmadığını söyleyerek bu çeliÅŸkileri çözdüğünü savunmuÅŸtur. Dolayısıyla bu gibi konularda birbiriyle çeliÅŸen ve eÅŸit düzeyde güçlü argümanlara sahip olan karşıt görüşlerin etkisiyle insan aklının kendisiyle sürekli bir savaşım içinde olduÄŸu görüşünü sıklıkla yapıldığı gibi Kant’a atfetmek yanlıştır. Kant’a göre sorun, fenomenler ve numenler dünyasının birbirleri ile karıştırılmasından ortaya çıkmaktadır.Kendinde ÅŸeyler olarak numenler akılsal kavrayışın ötesindedir ve aslında akılcı bir kozmoloji olası deÄŸildir.

Mantıkta antinomi

Çatışkıların, mantıksal akıl yürütmenin sınırlarına önem vermediği de tartışılabilir. Çünkü bir (varsayımsal) sınırlama olduğu sonucu çatışkıdan mantıksal akıl yürütme ile çıkarılır; dolayısıyla mantıksal akıl yürütmenin geçerliliği konusundaki herhangi bir sınırlama , mantıksal akıl yürütmenin sınırları olduğu konusundaki sonucun geçerliliğine de bir sınırlama getirir. Kısacası çatışkıların sonucunda ortaya çıkan mantıksal akıl yürütmenin geçerliliği konusu yalnızca o çatışkı için bağlayıcıdır ve mantık alanının genelini bağlamaz. Çatışkıları mantıksal alanın içindeki düzensizlikler olarak görebiliriz. Bu düzensizlikler kendileri içinde izole olup alanın geneli üzerinde etkisi yoktur. Dolayısıyla da çatışkıların bu süreksizlik olarak beliren konumu klasik mantığın "ex falso quodlibet" (yanlıştan ehven çıkar) yasası ile uyuşmazlık içinde olmalarına neden olur.

Matematiksel mantık içinde de çatışkılar ortaya çıktıkları formel sistemlerde rahatsız edici ve hatta yıkıcı bir unsur oluÅŸtururlar. Bertrand Russell’ın Gottlob Frege’nin çalışmalarından çıkardığı ve Russell’ın paradoksu diye bilinen durum buna bir örnektir.

Aristo Mantığı

Salı, 06 Kasım 2007

M.Ö. 4. yüzyılda yaÅŸamış olan Yunan filozofu Aristo’nun mantık bilimine ve yorumuna verilen isim. "Organon" isimli kitabı Aristo mantığı ve düşüncesi üzerinedir. Aristo’nun Organon adı altında toplanan 6 kitap vardır. Bunlar:

* Birinci Analitikler

* İkinci Analitikler

* Topikler

* Önermeler

* Kategoriler

* Sofistik Deliller

AnarÅŸizm

Salı, 06 Kasım 2007

Anarşizm, toplumsal otoritenin, tahakkümün, erkin ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir.

Bu hareketler, merkezi politik yapılar, üretim araçlarının özel mülkiyeti ve ekonomik kurumlar yerine toplumsal ilişkilere dayanan gönüllü etkileşim ve özyönetimi savunur, özgürlük ve otonomi ile karakterize edilen bir toplumu arzular. Bu felsefeler, anarşi terimiyle özgür bireylerin gönüllü etkileşimine dayanan bir toplumu, bireylerin ve toplulukların alınan kararlardan etkilendikleri ölçüde söz sahibi olması düşüncesini ifade eder.

Zorlayıcı kurumlara ve toplumsal bazlı hiyerarşilere karşı olmak anarşizmin asli ilkelerindendir ve ayrıca anarşizm gönüllülüğe dayanan bir toplumun nasıl işleyeceği konusunda olumlu bir görüşü ifade eder. Anarşist felsefeler arasında hatrı sayılır bir çeşitlilik vardır. Şiddetin anarşizmdeki yeri, ne tür bir ekonomik sistemin olması gerektiği, çevre ve endüstriyalizm hakkında sorular ve diğer hareketlerde anarşistlerin rolleri gibi farklı alanlarda çeşitli görüşler bulunmaktadır. Anarşist akımlar bu nedenlerle birbirlerinden çok farklı ve hatta karşı olabilirler. Örneğin anarşist komünizmin yanı sıra Hristiyan anarşizm ve anarko-kapitalizm gibi anarşist akımlar da mevcuttur.

"Anarşi" ve "anarşizm" kelimeleri Yunanca an ("-sız", olumsuzluk eki) archos ("yönetici") kelimesinden türemiştir. Bu yüzden anarşizm en genel anlamı ile yönetimin gereksiz olduğu ve ortadan kaldırılması gerektiği yönündeki inanç ve düşüncedir. "Anarşi" kelimesi, pek çok anarşistin kullandığı biçimiyle kaos veya anomi anlamına gelmez, gönüllü toplumsal ilişkilere dayanan bir toplumu ifade eder

Anarko-primitivizm

Salı, 06 Kasım 2007

Anarko-primitivizm veya anarko-ilkelcilik, uygarlığın kökeni ve gelişiminin anarşist bir eleştirisidir. Primitivistler avcı-toplayıcılıktan tarımsal geçime geçince sosyal sınıflaşma, baskı vb. unsurların doğduğunu öne sürmekte ve bu nedenle insanlığın uygarlık öncesi duruma geri dönmek için çalışmasını savunur. Bu deendüstrializasyon, teknolojinin terki gibi ciddi eylem ve süreçleri de içerir.

Akl-ı Küll

Salı, 06 Kasım 2007

Tasavvuf düşüncesinde, kendisini yaratanı kavramayı baÅŸarmış olan akıldır. Sufizm’de akıl üçe ayrılır: Akl-ı maaÅŸ, sadece yeme-içme aklıdır. Nefsin hüküm sürdüğü hayvani akıl ıolarak da nitelenebilir. Akl-ı maad, korku duyan ve duyduÄŸu korkunun neticesinde dinin emir ve yasaklarına boyun eÄŸmiÅŸ akıldır. İlkine yeÄŸlense de bu akıl da insanı kemale erdirmez. Akl-ı küll, kamil akıldır. Kendi yaradılış gayesini kavramış ve buna uygun hareket eden, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan kamil insanın aklıdır.


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -