‘Elektrik Elektronik’ Kategorisi için Arşiv

Enerji, İş Yapabilme Yeteneğidir. Enerjinin Boyutları İşin Boyutları İle Aynıdır. Kl

Salı, 06 Kasım 2007

Enerji, iş yapabilme yeteneğidir. Enerjinin boyutları işin boyutları ile aynıdır. Klasik mekanikte iş, kütle (m) ile uzunluğun (l) karesinin çarpımının, zamanın (t) karesine oranı (ml²/t²) olarak tanımlanır. Bu, kütle büyüdükçe ya da devinimin uzunluk arttıkça ya da devinimin süresi kısaldıkça, yapılan işin ya da harcanan enerjinin artacağı anlamına gelir. Enerji çoğunlukla kilogram metre, joule, erg, BTU, kilovat saat gibi iş birimleriyle ifade edilir.

Enerjinin Korunumu Yasası, doğadaki tüm olgular için geçerlidir; buna göre, doğada gerçekleşen değişimler sırasında, toplam enerji miktarı değişmez. Enerji, belirli bir sistemde, birçok değişik şekilde bulunabilir ve enerjinin korunumu yasası çerçevesinde, bir biçimden ötekine dönüştürülebilir.

Türkiye’de enerjinin durumu, ne çok iyi ne de çok kötüdür. Günümüzde bir çok Avrupa Devleti, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya geçmişken, Türkiye hala enerji elde etmek için termik ve hidroelektrik santrallerden yararlanmakta ve nükleer santrallere geçme çabası göstermektedir. Ülkemizde bulunan kömür rezervleri, Türkiye’nin ortalama 250-300 yılını garantilemiş durumdadır. Kurulan hidroelektrik santrallerinin de erozyon tehlikesi şimdilik yoktur. Ama 300 sene sonrası pek parlak değildir. Bu yüzden şimdiden yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya başlamalıyız.

Aşağıda Türkiye’nin ortalama yıllık enerji üretimi görülmektedir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.jpg[/IMG]

Elektrik Enerjisi

Mekanik ya da kimyasal enerjinin ya da ısı enerjisinin elektriğe dönüştürülmesiyle elde edilen ve tüketicilerin kullanımına sunulan enerjidir.

Elektrik enerjisinin üretiminden tüketime ulaştırılmasında başlıca üç aşama vardır: üretim, iletim ve dağıtım. Elektrik enerjisi, günümüzde, aydınlatma, makinelerin çalıştırılması, bilgisayar ve benzeri aygıtlara enerji sağlanması gibi alanlarda kullanılan başlıca enerji kaynağıdır.

Elektrik enerjisinin kullanımına yönelik ilk çalışmalar, 1878’de İngiliz mucit St.George Lane-Fox ile ABD’li mucit Thomas A. Edison’ın geliştirdikleri, aydınlatma amaçlı elektrik enerjisi dağıtım şebekesi tasarımlarıyla başladı. İlk elektrik santrali Londra’da 1882’de hizmete girdi; aynı yıl New York kentinde de bir santral açıldı. Bu santraller doğru akım üretiyordu. Doğru akımın uzaklara iletilmesinin elverişli olmadığı kısa sürede anlaşıldı. 1886’da alternatif akımlı iletim sistemi ABD’de devreye girdi.

Elektrik üretiminde, temel olarak iki enerji kaynağından yararlanılır: su enerjisi ve ısı enerjisi. Su enerjisiyle çalışan hidroelektrik santrallerin en önemli üstünlükleri yakıta ve soğutma suyuna gereksimlerinin olmaması ve çevre kirliliğine yol açmamalarıdır. Buna karşılık bu santraller yağmura ve akarsuların mevsimden mevsime 10-100 kat değişiklik gösterebilen debilerine bağımlıdır. Buna karşılık ısı santrallerinde yer seçimi, tüketim merkezlerini göz önüne alınarak yapılabileceğinde, iletim hatlarının çok uzun olmasından kaçınmak olanaklıdır.

ENERJİNİN YAŞAMIMIZDAKİ ÖNEMİ

Canlılar, hayatlarının devamı için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu enerji, besinlerin kullanılması ile sağlanır. Ayrıca; büyüme, gelişme, yaşlanan dokuların yenilenmesi ve yaraların onarılması için de bazı maddeler gereklidir. Bütün bunlar besinlerle karşılanır. Besinlerden enerji elde edilebilmesi için önce kana geçmeleri, sonra da hücrelere taşınmaları gerekir. Besinlerin hücrelere geçebilecek kadar küçük parçalara ayrılmalarına sindirim denir. Sindirimi gerçekleştiren organların oluşturduklara sisteme de sindirim sistemi denir.

Besinler sindirilerek hücrelere alınabileceği gibi, bazı büyük moleküllü besinler önce hücreye alınıp, sonra hücrenin içinde de sindirilebilirler. Bu nedenle sindirim, yapıldığı ortama göre ikiye ayrılır.

Bunlar:

-Hücre içi sindirim

-Hücre dışı sindirimdir.

Hücre içi sindirimde besinler, hücre içine alınır ve sitoplazmada enzimlerle sindirilir.

Hücre dışı sindirimde ise besin, hücre içine alınmaz. Öncelikle hücre, besini sindirebilecek enzimleri hücre dışına atar. Besin hücre dışında sindirildikten sonrada ortaya çıkan ürünleri hücre içine alır.

Aynı zamanda sindirim, uygulanma şekline göre de ikiye ayrılır:

-Fiziksel(mekanik) sindirim

-Kimyasal sindirim

Fiziksel sindirimde besinler, diş gibi yapılarla ve kaslar yardımıyla besinlerin daha küçük parçalara ayrılmasıdır. Fakat besin maddeleri bu şekilde monomerlerine ayrılamazlar. Bunu yapacak olan enzimlerin temas edebileceği yüzey artmış olur.

Kimyasal sindirimde ise besinler, enzimler ve su yardımıyla monomerlerine ayrılmasıdır. Bu tip olaylar hidroliz reaksiyonlarıdır.

Sindirim şekilleri ve sistemleri her canlıda aynı değildir. Canlı sınıflarına göre farklılık gösterir. Bu yüzden sindirim sistemleri canlı sınıflarında incelenir.

Tek hücreliler, yapılarından dolayı son derece basit sistemlere sahiptirler.

Bir tek hücreden oluştukları için sadece hücre sindirimi yaparlar.

Çoğunlukla hücre içi sindirim yaparlar. Amip, öglena, terliksi hayvan gibi bir hücreliler, büyük besinleri endositozla veya fagositozla hücre içine, oluşturdukları besin kofullarına alırlar. Bu kofulların içine sindirim organeli olan lizozom, sindirim enzimlerini aktarır. Besinler burada sindirilerek yapı taşlarına ayrılırlar. Oluşan bu yapılar sitoplazmaya geçer. Kofulda kalan artık maddeler aynı kofulla, ekzositozla hücre dışına atılır.

Bitkilerde ve mantarlarda özelleşmiş sindirim organları yoktur. Küf ve şapkalı mantar çeşitleri, çürümekte olan bitki ve hayvanların artıkları üzerine yerleşirler. Sindirim enzimlerini artıkların üzerine salgılayarak organik maddeleri sindirirler. Oluşan yapıtaşlarını difüzyon ve aktif taşımayla hücre içine alıp kullanırlar. Böylece faydasız madde ve artıklar hücre içine alınmadan dış ortamda kalır. Bu olay hücre dışı sindirimdir.

Bitkiler fotosentezle kendi besinlerini kendileri ürettikleri için sindirim yapmazlar. Topraktan aldıklarını ve fotosentez ürünlerini hücrelerde depolarlar.

Fakat böcek kapan, ibrik otu gibi bazı bitkiler hücre dışı sindirimde yaparlar.

Omurgasızlardaki sindirim sistemleri daha gelişmiştir. Bu canlılarda genelde hücre dışı sindirim görülürken, bazılarında hem hücre içi hem de hücre dışı sindirim görülmektedir.

Süngerler hariç diğer omurgasızlarda sindirim olayı, silindirik kanal şeklindeki özel organların boşluklarında gerçekleşir.

Süngerlerde özel bir sindirim sistemi yoktur. Yaşadıkları deniz veya göl suyundan mikroskobik canlıları vücutlarındaki porlardan içeri alırlar. Süngerlerin bazı hücreleri vücut içindeki bu besinleri fagositozla hücre içine alıp sindirir ve artıklar çeşitli kanallardan dışarı atılır.

Sölenterlerden hidrada, ağız ve anüs olarak görev yapan tek bir açıklık vardır. Buradan alınan besinlerin bir kısmı vücut boşluğunda sindirilir. Kısmen sindirilen besinler sindirim boşluğunu çevreleyen hücreler tarafından alınır ve hücre içinde yapıtaşlarına ayrılarak sindirim tamamlanır.

Yassı solucanlardan planaryada, hidrada olduğu gibi ağız ve anüs görevi yapan tek açıklık vardır. Ağızla alınan besin vücudun her tarafına yayılan sindirim kanalında kısmen sindirilir. Kısmen sindirilen besinler hücre içine alınarak burada sindirim tamamlanır. Yassı solucanların bazıları parazit olarak yaşarlar.

Toprak solucanı ve diğer hayvanlarda ağızla başlayan ve anüsle sonlanan bir sindirim kanalı vardır. Alınan besinler, sindirim kanalının farklı özelikteki bölümlerimden geçerken sindirilir. Yararlı maddeler bağırsak hücreleri tarafından alınıp kana verilir. Sonrada vücut hücrelerine dağıtılır. Sindirilmeyen artıklar da anüsten dışarı atılır.

Omurgasızlardan toprak solucanında bulunan taşlık içindeki küçük taşlar, mekanik sindirimle besinleri öğütmeye yarar. Salyangoz gibi hayvanlarda sindirim kanalının başlangıcında, besinlerin parçalanmasını sağlayan radula adında dişli bir dil bulunur.

Eklem bacaklılarda sindirim sistemi toprak solucanlarındakine benzer.

Omurgalı canlılar kullandıkları besin çeşitlerine göre üç grupta incelenirler.

Otçullar, etçiller, otçul ve etçiller.

Omurgalı canlıların almış oldukları besinlere uygun olarak sindirim sistemleri farklılık gösterir. Bundan dolayı otçulların sindirim kanalı uzun, etçillerinki ise kısadır.

Bu canlılarda alınan besin çeşidine bağlı olarak ağız, diş, dil ve bağırsakların yapılarında da bazı farklılıklar bulunmaktadır.

Kuşlarda sindirim sistemi ağızla başlar, kloakla sonlanır. Ağız gaga şeklinde olup, alınan besinler önce kursağa gelir. Burada bir süre depolanarak yumuşatılır. Sonra bezli mideye gider. Burada mide öz suyuyla daha da yumuşayan besinler taşlığa geçer.

Güçlü kaslardan oluşan taşlığın, kuvvetli kasılmalarıyla içindeki besinler, alınan küçük taşlar ve kumlarla iyice öğütülür. Taşlıktan sonra bağırsağa gelen besinler, enzimler yardımıyla sindirilir. Sindirimi tamamlanmış besinler emilerek kana verilir.

Kuşların sindirim kanalının bağırsak bölümüne karaciğer ve pankreas gibi bezler bağlıdır. Sindirim enzimlerini bu bezler salgılar.

Sindirilemeyen artıklar da kalın bağırsaktan kloaka geçerek dış ortama atılır.

Memelilerde ağız ve dişler çok gelişmiştir. Etçillerin hepsinde ve bazı otçul memelilerde mide tek bölmelidir. Fakat sığır ve manda gibi geviş getiren bazı otçul memelilerin mideleri dört bölmelidir. Bunlar işkembe, börkenek, kırkbayır ve şirdendir.

Ağızla alınan besinler işkembede bir süre depolanır. Selülozlu besinler burada mutualist yaşayan bir hücreli kamçılılar tarafından salgılanan enzimlerle bir miktarı sindirilir. İşkembedeki besinler börkeneğe geçerler ve buradan tekrar ağıza getirilerek yeniden çiğnenir. Geviş getirme denilen bu olaydan sonra, besinler ikinci kez yutulur. Daha sonra kırkbayır ve şirdene getirilen besinler kimyasal sindirime uğrarlar. Şirdenden ince bağırsağa geçen besinler tamamen yapıtaşlarına ayrılırlar ve ince bağırsaktan emilerek kana taşınırlar.

İnsanlarda özelleşmiş bir sistem vardır. Sindirim sistemi silindirik bir kanal şeklindedir. Bu sistemde salgı üreten sindirime yardımcı bezler olan karaciğer ve pankreas da bu kanalla bağlantılıdır. İnsanın sindirim sisteminde besinler fiziksel ve kimyasal olmak üzere iki çeşit sindirime uğrar.

Ağızla başlayıp anüsle son bulan insandaki sindirim sistemine özel salgı üreten bezler vardır. Bunlar; ağıda tükürük bezleri, midede mide bezleri, ince bağırsakla bağlantılı karaciğer ve pankreas ile ince bağırsakta bulunan bezlerdir. Ayrıca mide ve ince bağırsakta bazı bezlerin salgı yapmalarını sağlamak için hormon üreten özel hücrelerde vardır.

İnsanda sindirim sistemi ağızda başlar. Ağız; dudaklar, yanaklar, damak ve yutakla çevrilmiştir. Ağzın içi mukoza adı verilen zarla kaplıdır. Ağızda sindirimi sağlayan önemli organlar; dişler, dil ve tükürük bezleridir.

Dişler, besinleri tutma, koparma, çiğneme ve öğütme görevlerini yapar. Tüm dişlerin yapısı aynı olup birbirine benzer. Diş, diş etinin üzerinde bulunan taç kısmı ve onun üzerini kaplayan çok sert bir yapı olan mineden oluşur. Minenin altında kemik yapısında fil dişi (dentin) bulunur. En iç kısımda sinirlerin ve kan kılcallarının bulunduğu diş özü (pulpa) yer alır.

Dilin yapısında çizgili kaslar bulunur. Besini ağız içinde karıştırma ve yutmaya yardımcı olur.

Tükürük bezleri; ağız boşluğuna kanallarla bağlanan, kulak altı, çene altı ve dil altı bezleri olarak üç çift ekzokrin salgı bezidir. Tükürük içinde bol miktarda su bulunur. Sudan başka mukus, amilaz enzimi, sodyum ve kalsiyum iyonları vardır. Tükürüğün mikrop öldürücü özelliği vardır. Tükürük pH ’sı 6,8 ‘dir.

pH ’nin yükselmesiyle kalsiyum iyonları ve fosfat gibi maddeler çökerek diş taşlarını ve tükürük kanallarını kapatan taşlar oluşturur. Tükürük besinlerin ıslatılmasını, kayganlaşmasını sağlarken, amilaz enzimiyle nişastanın kimyasal sindirimini başlatır.

Yutak; ağızla yemek borusunu birbirine bağlayan bir yapıdır. Ağızdaki çiğnenmiş besinlerin yemek borusuna itilmesini sağlar. Yutkunma anında gırtlak yukarı çıkar ve gırtlak kapağı soluk borusunu kapatır. Böylece lokmaların soluk borusuna geçmesi önlenerek yemek borusuna gönderilir.

Yemek borusu, soluk borusunun arkasında, yutaktan mideye kadar uzanan bir borudur. Yapısında bağ doku, düz kaslar ve örtü epiteli bulunur. Boyu,

20-25 cm ve çapı 2cm’dir. Bazı epitel hücrelerinin salgıladığı mukus, yutulan besinlerin mideye inişini kolaylaştırır. Kaslar yukarıdan aşağıya doğru kasılıp gevşeyerek (peristaltik hareket) lokmaları mideye iter.

Mide, karın boşluğunun sol üst tarafında, yemek borusu ile onikiparmak bağırsağı (duodenum) arasında bulunur. Mide enine, boyuna ve eğik olarak üst üste dizilmiş üç katlı düz kastan yapılmıştır. Bu kaslar midenin değişik yönlerden kasılmasını sağlar. Böylece mideye girmiş besinlerin mekanik sindirimi gerçekleşir. Midenin yemek borusu ile bağlı olduğu yere mide ağzı (kardia), onikiparmak bağırsağına bağlı olduğu yere mide kapısı (pilor) denir. Mide içten dışa doğru, bağ dokusu, (periton) düz kaslar ve mukoza hücreleri ile kaplıdır. Mukoza arasında mide özsuları salgılayan tüp şeklinde bezlerle, kana hormon salgılayan hücreler vardır. Mide özsuyunda hidroklorik asit (HCL) ile pepsinojen enzimi bulunur. Mide bezleri süt çocuklarında lap (renin) enzimi salgılar. Mukozanın salgısı olan mukus sıvısı mideyi HCL etkisinden korur. Mide kaslarının kasılıp gevşemesiyle midedeki besinlerin mide özsuyuyla karışarak bulamaç (kimus) haline gelmesiyle mekanik sindirim olurken, salgılanan enzimlerin proteinlerin kimyasal sindirimleri başlatılmış olur.

İnce bağırsak mide kapısından başlayıp, kalın bağırsağa kadar uzanan organdır. Çapı 2-3 cm ve boyu 7-8 m uzunluğundadır. İnce bağırsağın mideden başlayarak ilk 20-24 cm uzunluğundaki kısmına onikiparmak bağırsağı (duodenum) denir. Karaciğer ve pankreas duodenuma bir kanalla bağlı olduğundan salgılarını bura boşaltırlar. İnce bağırsağın duodenumun devamı olan kısmına boş bağırsak (jejenum), en son kısmına ise kıvrım bağırsak (ileum) denir. İnce bağırsağın ilk kısmı olan duodenum, buraya dökülen salgılarla kimyasal sindirimi yönüyle önemlidir.

İnce bağırsak dıştan içe doğru periton (karın zarı), düz kas ve mukoza zarlarından oluşur. İnce bağırsağın iç kısmında, yüzeyi genişletmek için çok sayıda parmaksı çıkıntılara benzer villuslar (tümür) bulunur.

Bu villusların üzerinde daha küçük ve çok sayıda mikrovilluslar bulunmaktadır. Villusların içinde kan ve lenf (ak kan) kılcalları vardır. İnce bağırsağın iç epitelinde, sindirim enzimleri üreten ve mukus salgılayan goblet hücreleri vardır.

Kalın bağırsak, ince bağırsağın son kıvrımından başlayarak anüse kadar uzanır. Boyu 1,5 m ve çapı 6 cm’dir. Kalın bağırsak yapı olarak ince bağırsağa benzer. Ancak kalın bağırsakta villuslar yoktur. Kalınbağırsağın iç epitelinde çok sayıda goblet hücresi bulunur. Goblet hücrelerinin salgıladığı mukus sindirim artıklarının Hareketini kolaylaştırır.

Kalın bağırsağa kolon da denir. Sağ alt karın boşluğunda bulunan kör bağırsaktan sonra, çıkan kolon, yatay kolon, inen kolon ve rektum denilen kısımdan sonra anüsle dışarı açılır. Kalın bağırsak, barındırdığı bakterilerle K vitamininin üretimini ve suyun emilimini sağlar.

Tüm bu sindirim olaylarında kimyasal sindirimi enzimler gerçekleştirir. Bu enzimlerde çeşitli organlardan salgılanır. Sindirime yardımcı olan bu bezler; tükürük bezleri, karaciğer safra kesesi, pankreas, mide ve bağırsak bezleridir.

Karaciğer yaklaşık 1,5-2 kg ağırlığında, diyafram kasının altında, karın boşluğuna yerleştirilmiş en büyük iç organımızdır. Karaciğerin çukur olan alt yüzünün sol tarafında mide bulunur. Üst kısmı ise diyaframla temas halinde ve kubbe biçimindedir. Karaciğerin üzeri bağ dokudan yapılmış bir kapsülle örtülüdür. Karaciğer dört parçadan oluşur. Bu parçalara lop denir. Her lop çok sayıda lopçuklara ayrılır. Lopçuklar safra (öd ) salgısı üretirler. Safra, karaciğer sağ lobunun altındaki safra kesesinde depolanır.

Safranın bir miktarı da koledok kanalıyla water kabarcığından onikiparmak bağırsağına boşaltılır. Safranın içinde, kolesterol, yağ asitleri, safra tuzları ve safra pigmentleri vardır. Safrada enzim bulunmaz. Safra salgısının eksilmesi yada salgılanmasının durması safra tuzlarının salgısının ve kolesterolün çökelmesi ile safra taşları oluşumuna neden olur. Bu taşlar safra kanalını tıkar. Safra salgısı duodenuma boşalamadığından tekrar emilerek kana karışır. Sonuçta mikrobik olmayan sarılık meydana gelir. Sarılığa yakalanan insanlarda gözüm beyazı ve deride belirgin şekilde sarı renk oluşmaya başlar.

Safra, yağların fiziksel sindirimini sağlayarak, onların küçük yağ parçalarına dönüşmelerini sağlar. Yağların ince bağırsaktan emilmesine yardım eder. Bağırsakta zararlı bakterilerin çoğalmasını ve kokuşmayı önler.

Karaciğere, aorttan ayrılan karaciğer atar damarıyla kalpten; kapı toplar damarıyla da dalak ve ince bağırsaktan kan gelir. Karaciğer toplar damarıyla da karaciğerden kalbe kan gider. İnsan vücudunda en fazla kendini yenileyebilen organlardan biri karaciğerdir. Karaciğer vücutta çok çeşitli görevleri gerçekleştiren adeta vücudun sigortası durumunda olan bir organımızdır. Alındığında insan 1-2gün yaşayabilmektedir.

Karaciğer fazla glikozu glikojene dönüştürerek depolar. Açlık durumunda glikojeni glikoza parçalayarak kana verir. Böylece kan şekerini ayarlar.

Fazla proteinleri, karbonhidrat ve yağlara dönüştürür.

A, D, K vitaminlerinin, minerallerin, amino asitlerin ve yağların fazlasını depolar.

Kanın damar içinde pıhtılaşmasını önleyen heparini üretir. Aynı zamanda da kanın pıhtılaşmasını sağlayan protrombin ve fibrinojeni üretir.

Amonyağı, daha az zehirli olan üre ve ürik aside dönüştürür.

Hidrojenperoksiti ve alkolü parçalar.

Yaşlı alyuvarları parçalayarak hemoglobini tutar.

Kansızlık durumunda ve embriyo döneminde alyuvar üretir.

İlaçların ve besinlerdeki zararlı maddelerin zehirli etkilerini giderir.

Eşey hormonlarının fazlasını parçalar.

Vücut ısısının düzenlenmesine yardımcı olur.

Öncül A vitamininden A vitaminini sentezler.

Pankreas, midenin alt arka tarafına yerleşmiştir. Yaklaşık 70-80 gr ağırlığında pembe, yaprak şeklinde karma bir bezdir.Pankreasın salgıladığı pankreas öz suyunda amilaz, tripsinojen ve lipaz enzimleri vardır. Bu özsu pankreas kanalıyla water kabarcığından duodenuma dökülür. Salgılanan enzimler karbonhidratların, proteinlerin ve yağların sindirimini gerçekleştirir. Pankreas langerhans adacıklarıyla insülin ve glukagon hormonları üreterek kana verir. Bu hormonlar kan şekerini düzenler.

Fiziksel sindirimde besinler daha küçük parçalara ayrılır. Kimyasal sindirimde ise besinler, vücudun gereksinim duyduğu temel yapıtaşlarına ayrılırlar. Proteinleri, karbonhidratları ve yağları yapıtaşlarına ayırmada farklı enzimler görev yapar. Bir maddenin sindiriminde birden çok enzim ortak çalışabileceğinden anlatım bütünlüğünün sağlanması için enzim faaliyetleri besin maddelerinin sindirimi başlığı altında incelenir.

Karbonhidratların çoğu bitkiler tarafından üretilir. Vücuda beslenmeyle alınan karbonhidratlardan polisakkarit ve disakkrit çeşitleri yapıtaşları olan monosakkaritlere dönüştürülür. Karbohidratların kimyasal sindirimi ağızda ve ince bağırsakta gerçekleşir. İki değişik organda ve üç kademede sindirime uğrayarak sindirimleri tamamlanır.

Ağızda, amilaz nişastaya etki ederek maltoz ve dekstrine ayırır.

Mide ortamından çıkan besinlerin, onikiparmak bağırsağına gelmeleriyle, sekretin hormonu salgılanır. Kandaki sekretin hormonu pankreası uyararak pankreas özsuyunun salgılanmasını sağlar. Bu özsu içindeki amilaz, duodenuma gelen pişmiş ve pişmemiş nişastalı besinleri yapıtaşlarına ayırır.

Onikiparmak bağırsağından sonra sindirilmeyen veya kısmen sindirilmiş olan karbonhidratlar, incebağırsak hücreleri tarafından salgılanan maltaz, sakkaraz ve laktaz enzimleriyle sindirilerek monomerlerine ayrılırlar.

Sindirim sonucu oluşan glikoz ve diğer monosakkaritlar, ince bağırsağın villuslarından emilerek karaciğere getirilir. Karbonhidratlar bazik ortamda çalışabilen enzimlerle parçalandığından midede sindirilemezler.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.jpg[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.jpg[/IMG]

Proteinler; bitkisel besinlerden baklagillerde, hayvansal besinlerden et, süt ve yumurtada bol miktarda bulunan organik maddelerdir. Vücuda alınan proteinlerin, canlıda kullanılabilmeleri için, yapı taşları olan amino asitlere parçalanarak hücrelere alınmaları gerekir. Proteinlerin mekanik sindirimi ağızda, kimyasal sindirimi ise midede başlar ve ince bağırsakta tamamlanır. Ağızda çiğnenmiş lokma yutkunmayla yemek borusuna geçer. Buradaki peristaltik hareketlerle besinler mideye iletilince, midenin bazı hücreleri gastrin hormonu salgılar. Kandaki gastrin hormonu mide özsularını salgılayan bezleri uyarır. Uyarılan bu bezlerden hidroklorik asit (HCL), mukus salgısı, pepsinojen enzimi ile süt çocuklarında lap (renin) enzimi salgılanır. Önce hidroklorik asit pepsinojenle etkileşerek aktif bir proteinaz olan pepsine dönüştürülür.

Pepsin de proteinleri etkileyerek onları peptonlara parçalar.

Süt çocuklarında lap enzimi, sütün proteinini kazeine dönüştürerek çökeltir.

Kazeine de pepsin etki ederek onları polipeptitlerle amino asitlere parçalar.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.jpg[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.jpg[/IMG]

Midedeki besinler buradaki özsu ile karışarak bulamaç (kimus) haline getirilir. Bu haldeki besinler yaklaşık iki saat sonra, onikiparmak bağırsağına geçerler. Kimüsün onikiparmak bağırsağına gelmesiyle buradan hemen sekretin hormonu salgılanır. Kandaki sekretin, pankreası uyararak enzim taşıyan özsuyunu salgılatır. Bu enzimlerle peptonların sindirimi, ince bağırsağın onikiparmak bağırsağında ve daha sonra gelen bölümünde, iki aşamada sindirilerek tamamlanır.

Onikiparmak bağırsağında; pankreasın in aktif haldeki enzimi olan tripsinojen, bağırsaktaki bazı hücrelerden salgılanan enterokinazla aktif tripsine dönüştürülür.

Tripsin, mideden gelen peptonları etkileyerek onları peptitlere ve amino asitlere dönüştürür.

İnce bağırsak tarafından erepsin enzimi salgılanır. Erepsin, onikiparmak bağırsağından gelen peptitleri, amino asitlere dönüştürür ve proteinlerin sindirimi tamamlanmış olur. Oluşan tüm asitler, ince bağırsaktaki villuslar tarafından emilerek kanla karaciğere getirilir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image012.jpg[/IMG]

Yağlar; sıvı olan ay çiçek yağı, zeytin yağı gibi bitkisel yağlarla,katı olan tereyağı ve kuyruk yağı gibi hayvansal yağlardan oluşan organik besinlerdir. Yağların fiziksel sindirimi ağızda ve ince bağırsakta safra tuzlarıyla meydana gelir. Yağların kimyasal sindirimi ince bağırsakta başlar ve burada biter. Böylece yağlar yapıtaşları olan yağ asitleri ve gliserine (gliserol) parçalanmış olur.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image014.jpg[/IMG]

Besinler, kimüs halinde onikiparmak bağırsağına ulaşınca, buradaki bazı hücrelerden kolesistokinon hormonu salgılanır. Kandaki kolesistokinon safra kesesini uyararak, safra salgısının salınması başlatır. Kimüs içindeki yağlar safra salgısıyla etkileşerek küçük yağ damlacıkları haline getirilirler. Bu yağların fiziksel sindirimidir. Yağ damlacıkları pankreas enzimi olan lipazların yardımıyla sindirilir. Yağ asitleri ve gliserol lenf sistemiyle emilerek kan dolaşımına katılır.

Tüm bu sindirim olaylarıyla yapıtaşlarına parçalanan besinler, vücudun kullanması için emilip kana veya direkt bir organa ulaştırılırlar. Bu olay en fazla ince bağırsakta gerçekleşir. Bunun sebebi burada bulunan ve emilim yüzeyini arttıran çok sayıdaki mikrovillustur.

Bir mikrovillusun içinde lenf kılcalı ve çok miktarda kılcal kan damarı bulunur. Mikrovillus yüzeyindeki hücrelerin emdiği gliserol ve yağ asitleri lenf kılcallarına geçer. Bunlar sonra lenf damarlarıyla kan dolaşımına verilir. Diğer tüm besinler villus yüzey hücrelerince alınarak kan kılcallarına geçerler. Burada kapı toplar damarıyla karaciğere gelir.

Karaciğerde kan içindeki madde miktarında gerekli düzenlemeler yapılır. Örneğin; zehirli maddeler süzülür, glikozun fazlası glikojene çevrilerek depolanır. Bu işlemlerden sonra kan, karaciğer toplar damarıyla kalbe gelerek kan dolaşımına katılır. İnce bağırsağın peristaltik hareketleriyle kalın bağırsağa geçen sıvıda, su, emilemeyen moleküller ve besinlerin sindirilmeyen artıkları vardır. Kalın bağırsakta yaşayan bazı bakteriler K vitaminini sentezlerler. Sindirilmemiş artıklar, ölmüş epitel hücreleri, salgı artıkları ve bakteriler dışkıyı oluştururlar. Dışkı, peristaltik hareket ve mukusun oluşturduğu kayganlıkla ilerleyerek rektumda birikir. Birikmiş olan dışkı anüsten dış ortama atılır. Bu olaya dışkılama denir. Bu sindirim olaylarının sonucunda vücudun gereksinim duyduğu besin maddeleri, dolaşım sistemiyle tüm vücuda ulaştırılır ve bu sayede organizma düzenli olarak çalışır.

Kaynakça

Ana BritannicaWeb sayfaları (İnternet)www.yahoo.comEnerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Resmi Web SitesiTemiz Enerji Vakfı Resmi Web SitesiMeydan LarousseGençlik AnsiklopedisiBüyük SözlükGrolier International Americana Encyclopedia

İçindekiler

Salı, 06 Kasım 2007

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ……………………………………… ………………………………………….. …………………………1

1.İŞ GÜVENLİĞİNİN TEMEL BİLGİLERİ………………………………….. ……………….4

1.1. GENEL BİLGİLER…………………………………… ………………………………………….. ..4

1.1.1. İş Güvenliğinin Tanımı…………………………………….. ………………………………4

1.1.2. İş Güvenliğinin Önemi ve Amacı……………………………………… ……………….5

1.1.3. İş Güvenliğinin Çalışma Alanı ve Kapsamı……………………………………. …..6

1.2. İŞ KAZALARI VE MESLEK HASTALIKLARI……………………………….. ……..7

1.2.1. Genel Kaza Tanımı…………………………………….. …………………………………..7

1.2.2. İş Kazasının Yasal Tanımı…………………………………….. …………………………7

1.2.3. Kazanın Temel Nedenleri (Kaza Zinciri)…………………………………… ………8

1.2.4. Meslek Hastalığı………………………………….. …………………………………………9

1.2.5. Meslek Hastalığının Yasal Tanımı…………………………………….. …………….10

2. KİMYASAL YANMA……………………………………… ………………………………………….. 11

2.1.YANMANIN TANIMI…………………………………….. ……………………………………11

2.2. YANMANIN UNSURLARI………………………………….. ………………………………11

2.2.1. Yanıcı Maddeler…………………………………… ……………………………………….11

2.2.1.1. Katı Yanıcı Maddeler…………………………………… …………………..11

2.2.1.2. Sıvı Yanıcı Maddeler…………………………………… ……………………12

2.2.1.3. Gaz Yanıcı Maddeler…………………………………… ……………………13

2.2.2. Oksijen……………………………………. ………………………………………….. ……….14

2.2.3. Isı Kaynakları…………………………………. ………………………………………….. …14

2.2.4. Duman……………………………………… ………………………………………….. ………15

2.2.5. Hararet……………………………………. ………………………………………….. ……….15

2.2.6. Alev………………………………………. ………………………………………….. ………..15

2.3. YANGIN ÜÇGENİ…………………………………….. ………………………………………..17

2.4. YANGIN DÖRTYÜZLÜSÜ………………………………… ……………………………….18

3. YANGIN…………………………………….. ………………………………………….. …………………..19

3.1. YANGININ TANIMI VE SEBEP OLDUĞU KAYIPLAR………………………..19

3.2. YANGININ YAYILMA ŞEKİLLERİ………………………………….. …………………21

3.3. YANGIN ÇEŞİTLERİ………………………………….. ………………………………………22

3.3.1. A Sınıfı Yangınlar………………………………….. ………………………………………22

3.3.2. B Sınıfı Yangınlar………………………………….. ………………………………………23

3.3.3. C Sınıfı Yangınlar………………………………….. ………………………………………24

3.3.4. D Sınıfı Yangınlar………………………………….. ………………………………………24

3.3.5. E Sınıfı yangınlar………………………………….. ……………………………………….24

4. ENDÜSTRİYEL İŞLETMELERDE GENEL YANGIN TEHLİKELERİ………26

4.1. YANICI VE PARLAYICI SIVILAR……………………………………. ………………..26

4.1.1. Riziko Karakteristikleri…………………………… ……………………………………..27

4.1.2. Depolama…………………………………… ………………………………………….. …….29

4.1.3. Transfer ve Dağıtım……………………………………. ………………………………….30

4.1.4. Yangın Önlemleri ve Zararın Kontrol Altına Alınması………………………..33

4.2. ENDÜSTRİYEL GAZLAR…………………………………….. …………………………….35

4.2.1. Endüstriyel Gazların Çeşitleri………………………………….. ……………………..36

4.2.2. Depolama…………………………………… ………………………………………….. …….36

4.2.3. Nakliye……………………………………. ………………………………………….. ……….37

4.2.4. Dağıtım……………………………………. ………………………………………….. ………38

4.2.5. Boru Düzenlemeleri………………………………. ……………………………………….39

4.2.6. Yangınları Önleme ve Söndürme…………………………………… ………………..39

4.3. PNÖMATİK SİSTEMLER………………………………….. ………………………………..42

4.3.1. Sistem Tasarımı…………………………………… ………………………………………..42

4.3.2. Fanların Seçimi ve Düzenlenmesi……………………………….. …………………..43

4.3.3. Yangın Kaynaklarının Yok Edilmesi…………………………………… ……………44

4.4. ENDÜSTRİYEL TAŞIMA SİSTEMLERİ…………………………………. ……………45

4.4.1. Endüstriyel Taşıyıcı Arabalar…………………………………… ……………………..45

4.4.2. Konveyör Sistemleri…………………………………. ……………………………………46

4.4.3. Konveyörlerdeki Yangın Nedenleri………………………………….. ………………46

4.4.4. Yangın Önlemleri………………………………….. ………………………………………47

4.5. ENDÜSTRİYEL İŞLETMELERDE ELEKTRİKSEL SİSTEMLER…………..48

4.5.1. Yangın Rizikolarının Kapsamı……………………………………. ………………….48

4.5.2. Cihazların Seçimi…………………………………….. ……………………………………49

4.5.3. Sistem Tasarımı…………………………………… ……………………………………….49

4.6. ENDÜSTRİDE ARTIK KONTROLÜ…………………………………… ………………..50

4.6.1. Maddelerin Tehlikeleri………………………………… …………………………………50

4.6.2. Artıkları Yok Etme Yönteminin Seçilmesi………………………………….. …….50

4.6.3. Yangın Önlemleri………………………………….. ……………………………………..50

5. GÜVENLİK TEDBİRLERİ…………………………………. ………………………………………51

5.1. OTOMATİK YANGIN DEDEKTÖRLERİ VE ALARM SİSTEMLERİ……..51

5.1.1. Otomatik Yangın Dedektörleri……………………………….. ……………………….51

5.1.2. Erken Uyarı Sistemleri…………………………………. ………………………………..53

5.1.3. Dedektörlerin Yerleştirilmesi…………………………….. ……………………………54

5.2. YANGIN EMNİYETİ AÇISINDAN BİNA VE ÇEVRE PLANLAMASI…..55

5.2.1. Binalarda Yangının Yayılması………………………………….. …………………….55

5.2.2. Yangın Duvarları………………………………….. ……………………………………….56

5.2.3. Yangın Emniyeti Bakımından Havalandırma Yöntemleri……………………57

5.2.4. Yangın Çıkışları ve Düzenlenmesi……………………………….. ………………….59

5.3. SU İLE SÖNDÜRME SİSTEMLERİ…………………………………. …………………..62

5.3.1. Yangın Musluk ve Hortumları…………………………………. ………………………62

5.3.2. Hidrantlar…………………………………. ………………………………………….. ………65

5.4. OTOMATİK SPRİNKLERLER……………………………….. ……………………………67

5.4.1. Otomatik Sprinkler Sistemleri…………………………………. ………………………67

5.4.2. Otomatik Sprinkler Başlıkları (Nozullar)…………………………………. ……….70

5.5. SABİT YANGIN SÖNDÜRME TESİSLERİ………………………………….. ……….73

5.5.1. Karbondioksit ve Söndürme Tesisleri………………………………….. ……………73

5.5.2. Halojenli Maddeler ve Söndürme Sistemleri…………………………………. …..76

5.5.3. Kuru Kimyasal Maddeler ve Söndürme Sistemleri……………………………..78

5.5.4. Köpüklü Yangın Söndürme Maddeleri ve Sistemleri…………………………..79

5.5.5. Özel Sistemler………………………………….. ………………………………………….. .82

5.6. PORTATİF YANGIN SÖNDÜRME CİHAZLARI………………………………….. 83

5.6.1. Su Esaslı Yangın Söndürme Cihazları………………………………….. …………..83

5.6.2. Karbondioksitli Yangın Söndürme Cihazları………………………………….. …84

5.6.3. Halojenli Yangın Söndürme Cihazları………………………………….. ………….84

5.6.4. Kuru Kimyasal Yangın Söndürme Cihazları………………………………….. …85

5.6.5. Kuru Tozlu Yangın Söndürme Cihazları………………………………….. ……….85

5.6.6. Sıvı Tabaka Oluşturan Köpüklü Yangın Söndürme Cihazları……………….85

5.6.7. Yangın Söndürme Cihazlarının Dağıtımı…………………………………… ……..86

5.6.8. Yardımcı Portatif Yangın Söndürme Araçları…………………………………… .86

5.7. ELEKTROSTATİK TUTUŞMA VE YILDIRIM TEHLİKELERİ………………87

5.7.1. Elektrostatik Tutuşma ve Kontrolü…………………………………… ………………87

5.7.2. Yıldırıma Karşı Korunma Sistemleri…………………………………. ……………..89

5.8. PATLAMA (İNFİLAK) TEHLİKELERİ VE KONTROL SİSTEMLERİ…….90

5.8.1. Patlamanın Önlenmesi………………………………….. ………………………………..90

5.8.2. Kontrol Sistemleri…………………………………. ……………………………………….91

6. TÜRKİYE’DE YANGINLAR………………………………….. …………………………….93

KAYNAKLAR………………………………….. ………………………………………….. ………….98

ÖNSÖZ

İnsanlığı tehdit eden, zarara uğratan ve üzen bir çok olaylar, güncelliklerini ve önemini devamlı korudukları halde çoğunlukla meydana gelişinden hemen sonra konu savsaklanıp unutulmakta ve alınması gereken koruyucu önlemler, büyük bir bölümüyle ihmal edilmektedir.

Genellikle umursamadığımız, fakat bedelini büyük maddi ve manevi kayıplarla, bazen de can kaybı ile ödediğimiz felaketlerden biri de yangındır. Özellikle ülkemizde bu umursamazlık bariz bir şekilde görülmektedir.

İnsanlığın gelişimi, endüstriyel gelişim ile birlikte olmakta ve endüstriyel gelişim, daha çok enerji kullanımı ve faaliyet sahaları binalarının daha kompleks hale gelmesini gerektirmektedir. Hammadde, yarı mamul ve mamul madde stoklarının kapasiteye paralel olarak büyümesi, endüstriyel tesislerde büyük yangın yükleri oluşturmakta, güvenlik tedbirleri olarak yapısal ve yangın yüküne bağımlı bir çok önlemler alınma mecburiyetini ortaya koymaktadır.

Endüstriyel gelişimin bir sonucu olarak bir çok plastik ürünlerinin yapı bünyesine girmesi de yapılar için alınması gerekli güvenlik tedbirlerini zorunlu olarak arttırmaktadır.

Dünyadaki endüstriyel gelişim, yangın tehlikeleri ve hasarlarında artışa sebep olmaktadır.

Kişi başına düşen yıllık ortalama enerji kullanım miktarı ile yangın sonucu meydana gelen can kayıpları arasında da benzer ilişki bulunmaktadır. Örneğin, dünyada kişi başına en çok enerji kullanan ilk üç ülke ABD, Kanada ve İngiltere’de istatistiklere göre yangın nedeni ile yıllık can kaybı, diğer ülkelere göre daha fazla orandadır.

Günümüzde yangınlar artık kader değil, kendi hatalı tutum, bilgisizlik ve tedbirsizliğimizin bir sonucu olarak meydana gelmektedir.

Yangın olayıyla fonksiyonel olarak ilişkisi bulunana herkesin bilinçlenmesi ve şartlara göre gerekli tedbirlerin alınması, yegane ve kaçınılmaz çaredir.

Ancak burada savsaklama ve ihmali sağlayan en önemli etkenin ekonomik faktör, maliyet unsuru olduğu da ortadadır. Ekonomik faktör, bilgisizlik ve umursamazlık ile birleşince, acısını daima duyduğumuz ve ilerde daha çok duyabileceğimiz ihmal ortaya çıkmaktadır.

Ülkemizde bir çok bölgelerde kadercilik anlayışı hakim olduğundan, alınan yangın önlemleri çok iptidailikten, bazı yerlerde formaliteleri yerine getirmekten öteye gitmemektedir.

Modern teknolojilerle tesis edilmiş bir çok işletmede dahi, alınan önlemler yeterli görülmekte, en önemlisi, bu önlemlerin işlerliğini koruyup korumadığı geçen süre içinde kontrol edilmemektedir.

Bilinen bir gerçektir ki, bugün dünyada gelişmiş bir çok ülkede meydana gelen, büyük mal ve can kaybına sebep olmuş pek çok yangın, her bakımdan en iyi şekilde teçhiz edilmiş ve her türlü tedbir alınmış zannedilen tesis ve binalarda meydana gelmiştir.

Yangın olayı, sonuçlarına bakılarak nerede ve ne zaman meydana geleceği önceden bilinemeyen bir afettir. Bilinen tek şey,ısı, oksijen ve yanıcı maddenin olduğu her yerde yangın olayının meydana gelebileceğidir. Yangının bir kısım kötü etken ve faktörün aynı anda bir araya gelmesi ile oluşan bir olay olduğu düşünülürse, en iyi olduğu zannedilen güvenlik tedbirleri de yeterli olmamaktadır. Yeterli güvenlik tedbirlerinin yanında, insan eğitimi ve psikolojisi de yangın önleme ve söndürmede en büyük etkendir. İşlerliği ve yeterliliği periyodik olarak kontrol edilmeyen bir çok yangın önlem tesisleri, çoğunlukla hiç olmamasından daha tehlikelidir. Muhtelif yangın önlem sistemleri olmasına rağmen ya tesisin yetersizliği ya da işlersizliği sebebiyle, bir çok yangın önlenememiştir.

Yangın güvenlik sistemlerine en fazla önem verilen ABD’de dahi önlenemeyen, büyük mal ve can kayıpları veren yangınlar olmuştur ve olmaktadır. Başarılı bir yangın korunumu için daha önce meydana gelen yangınların incelenmesi ve bilimsel analizi gerekmektedir. Yaşanmış yangın tecrübe ve kayıtları;

·Yangından korunma önlem ve araçlarının cins, miktar ve mahal bakımından kullanım şartlarını,

·Muhtemel yangınlar üzerinde araştırma yapma ihtiyacını,

·Yangından korunma kurallarının esasını ve gerekçelerini verir.

Bu projede “İŞ GÜVENLİĞİ AÇISINDAN YANGIN” konusu ele alınacaktır. Bu amaçla önce iş güvenliğinin temel bilgileri ve kimyasal yanma olayı açıklanacaktır. Daha sonra yangın konusu, endüstriyel tesislerde yangın tehlikeleri ve alınması gereken güvenlik tedbirleri ele alınarak işlenecektir.

1. İŞ GÜVENLİĞİNİN TEMEL BİLGİLERİ

1.1. GENEL BİLGİLER

1.1.1. İŞ GÜVENLİĞİNİN TANIMI

İşyerlerinde işin yürütülmesi ile ilgili olarak oluşan tehlikelerden, sağlığa zarar verebilecek koşullardan korunmak ve daha iyi bir iş ortamı yaratmak için yapılan metotlu çalışmalara “ İŞ GÜVENLİĞİ” denir.

Bu tanım işyerlerindeki teknik düzenin yarattığı tehlikelerden korunmayı belirtmektedir. Bu nedenle iş güvenliği deyimi, İngilizce “safety” , Fransızca “securite de travaille” ya da Almanca “Arbeitssicherheit” kelimeleri karşılığı olarak yalnızca “teknik güvenlik” anlamına kullanılacaktır.

Ülkemizde çok defa “iş güvenliği” deyiminin sosyal güvenlik anlamında da kullanıldığı görülmektedir. Fransızca’da “securite social” , İngilizce “security” ve Almanca “Versicherung” kavramlarına eş anlamlı kelime Türkçe’ye “sosyal güvenlik” olarak geçmiştir.

Bu konuda açıklanması gereken diğer bir husus da, yukarıda yapılan tanımın çalışanların korunmasına yönelik oluşudur. Teknik iş güvenliği tanımı, genel anlamda, yalnızca çalışanların değil, tüm işletmenin ve üretimin de güvenliği düşünülerek üç ayrı alanda çalışanların bileşkesi olarak verilmektedir. Sanayimize henüz yeteri kadar girmemiş olan, ancak çalışana yönelik iş güvenliği ile de yakından ilgisi bulunan bu üç unsur:

1 - İş Güvenliği (Arbeitssicherheit)

2 - İşletme Güvenliği (Betriebssicherheit)

3 - Üretim Güvenliği (Produktionssicherheit)

olarak tanımlanır. Kelimelerin anlamından da anlaşılacağı gibi, bir işletme, ancak bu üç çeşit güvenliğin birlikte mevcut olması halinde başarıyla yürütülebilir ve çalışanların güvenliği de ancak o zaman tam olarak sağlanabilir.

Yukarıda verilen tanımda, işyerlerinin “özel tehlike “ ve “sağlığa zarar veren” koşullarından söz edilmektedir. İlk akla gelen, işyerlerinde böyle durumlar olmasa, iş güvenliği diye bir konunun da bulunmayacağıdır. Gerçekten tarih boyunca bu konuda yapılan çalışmalara göz atıldığında, özellikle endüstrideki hızlı gelişim nedeniyle kazaların aşırı derecede artmasının çalışanları ve düşünürleri, bu konu üzerinde durmaya ve insanlara zarar veren durumları kökünden ortadan kaldırmaya yönelttiği görülür.

1.1.2. İŞ GÜVENLİĞİNİN ÖNEMİ VE AMACI İş güvenliğinin ilk amacı kuşkusuz yaşamımızı tehdit eden tehlikelerden -ki bunlar genel olarak kaza ve hastalık şeklinde ortaya çıkar – tüm insanları korumak, zarar verici olayları en alt düzeye indirmek ve insanların yaşamlarında daha güvenli, dolayısıyla mutlu olmalarını gerçekleştirmektir. Her insanın çalışma koşulları, rahat ve tehlikesiz bir iş düzeni, kuşkusuz tüm hayatını, bedensel ve ruhsal sağlığını etkiler. Şu halde iş güvenliğinin sağlanması, mutlu bir toplum olmanın temel koşullarından biridir.

Bu sosyal amacın yanında, iş güvenliğinin sağlanmasındaki maddi yararı da küçümsememek gerekir. İnsanların bu konu üzerinde, ayrı bir bilim dalı geliştirecek derecede durmalarının bir diğer nedeni de, kazalar karşısında duydukları manevi ızdırabın yanında, meydana gelen milli servet kaybının büyüklüğünün de bilincine varmış olmalarıdır.

Örneğin, 1981 yılında Türkiye’de iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle 50 milyar liralık milli servet kaybının meydana geldiği ve tüm kazalar (trafik, spor, vs. kazaları) alındığında bu rakamın 150 milyarın üstüne çıktığı düşünülürse, konunun maddi yönünün önemi de kolaylıkla anlaşılabilir.

1.1.3. İŞ GÜVENLİĞİNİN ÇALIŞMA ALANI VE KAPSAMI

İş güvenliğinin sağlanması, görüldüğü gibi, sosyal düzeni etkileyen bir önem taşımaktadır. Bu nedenle toplumun çeşitli örgüt ve kesimlerini yakından ilgilendirir. İş yerlerinde, işveren-işçiler; trafikte, yollar-araçlar-sürücüler-yayalar; ev kazalarında, halk-yapımcılar iş güvenliği açısından etkileşim içindedirler. Tüm kazalarla ise devlet, çeşitli kamu kuruluşları aracılığıyla veya doğrudan doğruya ilgilenmek zorundadır.

Özellikle iş kazaları, meslek hastalıkları ve çalışma koşullarının düzeltilmesi açısından ise işveren-işçi-devlet üçlüsünün işbirliği üzerinde durmak ve gerekli ve zorunludur.

İş güvenliği ile, işverenler, manevi ve maddi çıkarları nedeniyle; işçiler doğrudan doğruya canları yanan kişiler olarak; devlet ise, vatandaşın mutlu yaşamı ve sağlığını düşünmek zorunda olduğu için yakından ilgilenmek zorundadır.

İşveren, gerekli masrafı yaparak, örgütlenmeyi gerçekleştirecek ve zorunlu olarak teknik önlemleri alacak; işçi, iş güvenliği disiplinine ve kurallarına uygun çalışma düzenini koruyacak; devlet, gerekli denetimi yapacak, gereken yasaları çıkaracak, gerekli teknik çalışmaları yapacak, müesseseleri kuracak ve bu üçlü çalışma sonucu daha mutlu, dolayısıyla verimli bir çalışma düzeni kurulmuş olacaktır.

1.2. İŞ KAZALARI VE MESLEK HASTALIKLARI

İş güvenliği bir bakıma çalışma koşullarından meydana gelen kazalar ve hastalıklardan korunma tekniği demek olduğuna göre “kaza”, “iş kazası” ve “meslek hastalığı” deyimlerinin tanımlarını yapmak gerekir.

1.2.1. GENEL KAZA TANIMI

Toplumsal bir düzenleme (oluşum) içinde;

a)Önceden planlanmayan, bilinmeyen veya kontrol dışına çıkan

b)Çevresine zarar verebilecek nitelikte bulunan olaya KAZA denir.

1.2.2. İŞ KAZASININ YASAL TANIMI

Genel hukuk ilkeleri açısından, yukarıda belirtilen kaza olayının cinsini belirlemek için meydana gelen olayla, oluş yeri arasında bir neden-sonuç ilişkisi bulunması gerekir.

Ülkemizde iş kazasının yasal tanımı, kaza sonucu meydana gelen zararın telafisinin söz konusu olması nedeniyle, sigorta açısından, Sosyal Sigortalar Kanununda yapılmıştır. Bu tanım, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 11/A maddesinde şu şekilde yer alır:

“ A) İş kazası, aşağıdaki hal ve durumlardan birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan, bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır.

a)Sigortalının iş yerinde bulunduğu sırada,

b)İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla,

c)Sigortalının, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d)Emzikli kadın sigortalının, çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e)Sigortalının işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında.”

1.2.3. KAZANIN TEMEL NEDENLERİ (KAZA ZİNCİRİ)

Bir kaza (yaralanma, zarar görme olayı), 5 adet temel nedenin arka arkaya dizilmesi sonucu meydana gelir. Bunlardan biri olmadıkça bir sonraki meydana gelmez ve dizi tamamlanmadıkça kaza ve yaralanma olmaz. Bu 5 faktöre “KAZA ZİNCİRİ” denir.

Kaza Zinciri:

1.İnsanın doğa yada sosyal evrim karşısındaki zayıflığı:

2.İnsanın doğa karşısındaki bünyevi ve sosyal yapısından meydana gelen zayıflığı, kazanın ilk nedenidir. Bunun, ancak tarih zamanları içinde değişmesi söz konusudur. Eğer insanların doğa karşısında bu zayıf durumu olmasaydı kaza olmazdı. Şu halde tüm kazaların ilk nedeni budur ve doğada kaza yapısal bir olaydır; tam bir kesinlikle önlenemez.

3.Kişisel özürler:

4.Dikkatsizlik, pervasızlık, önemsemezlik, sinirlilik, ihmal gibi kişisel özürler, kazaların ikinci nedenidir. Bu kusurlar insanın doğa karşısındaki zayıflığının kişisel yönü olup, yanlış ve gereksiz bir hareket yapmasına neden olabilir. İnsanların bu beşeri zaafları, eğitim ve disiplinle belki kısmen düzeltilebilir. İş güvenliği bilimi bu konuda faaliyet göstermekle uğraşmaz. Kişisel özürlerin ne zaman ortaya çıkacağı bilinemeyeceği için, insanı özürlü bir varlık olarak kabul eder.

5.Güvensiz hareketler ve şartlar:

6.İnsanın kişisel özürleri olması, her zaman için kazaya uğramasını gerektirmez. Bir insanın, örneğin dikkatsiz çalışma itiyadının bir kazaya neden sayılabilmesi için çalışması sırasında dikkatsiz bir hareket yapmış olması gerekir ve kazanın asıl nedeni de iş başında yaptığı bu yanlış davranışıdır. Diğer taraftan çalıştığı makinada, örneğin bir pres kalıbında gerekli koruyucu elemanların bulunmayışı iş yerindeki güvensiz bir koşuldur. Bu da kaza nedeni olabilir. İşçi yanlış bir hareket yapmasa veya iş yerinde güvensiz bir durum olmasa, çalışanın dikkatsiz tabiatta oluşu bir kazanın olması için yeterli olamaz. Şu halde kaza olayının meydana gelmesi için bu üçüncü neden de bulunmalıdır.

7.Kaza olayı:

8.Yukarıda belirtilen üç faktörün arka arkaya dizilmesi de kazanın olması için yeterli olmaz. Önceden planlanmayan ve bilinmeyen, zarar vermesi muhtemel bir olayın da meydana gelmesi gereklidir. Şu halde yaralanma veya zararın meydana gelmesi, yani kazanın bütün unsurlarıyla gerçekleşebilmesi için, bir kaza olayının da mevcut olması gerekir.

9.Yaralanma (Zarar veya Hasar):

10.Kaza zincirinin sonuncu halkasıdır. Bir kaza olayının özellikle yasal kaza tanımındaki duruma gelmesi için bu safhanın da tamamlanması gerekir.

1.2.4. MESLEK HASTALIĞI İsminden de anlaşılacağı üzere, bir insanın sağlığının yaptığı işten zarar görmesi sonucu meydana gelen hastalığa “meslek hastalığı” denir. Yani hastalık ile yapılan iş arasında bir neden-sonuç ilişkisi bulunması gerekir.

Genel anlamda bir iş kazası da yaralanma ile sonuçlandığına göre, sağlığa zarar verme biçimindeki farklılığa dikkat etmek gerekir. Kötü koşulların belirli bir süre içinde o işte çalışan kişinin sağlığını bozması, bedenen veya ruhen, sürekli veya geçici bir arızaya maruz bırakması hali meslek hastalığının en belirgin niteliğidir.

1.2.5. MESLEK HASTALIĞININ YASAL TANIMI Sosyal Sigortalar Kanununun 11/B maddesinde yapılan tanım şöyledir:

“ B) Meslek hastalığı, sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya ruhi arıza halleridir.”

“Bu kanuna göre tespit edilmiş olan hastalıklar listesi dışında herhangi bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmaması üzerinde çıkabilecek uyuşmazlıklar, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.”

2. KİMYASAL YANMA 2.1. YANMANIN TANIMI Yanma, yanıcı madde, ısı ve oksijen arasında oluşan kimyasal bir olaydır. Yanma olayının var olabilmesi için önce üç temel öğeye gereksinim vardır. Bunlar:

a)Yanıcı madde

b)Oksijen

c)Isı

Bu üçlü şart yangınla mücadelede YANGIN ÜÇGENİ adını alır. Yanmanın şartlarını sembolize eden bu üçgenin kanallarından birisinin ayrık oluşu, yani o şartın yokluğu, yanmanın da mevcut olmadığını ifade eder.

2.2. YANMANIN UNSURLARI 2.2.1. YANICI MADDELER Herhangi bir madde veya akaryakıt, yanma derecesine kadar ısıtıldığında yanmaya başlayacaktır. Bütün yanıcı maddelerin bünyesinde karbon ve hidrojen bulunur. Isı etkisiyle, bu elemanlar hava ile temaslarında havadaki oksijenle birleşerek karbonmonoksit, karbondioksit gazlarını meydana getirirler. Oksijen miktarı az olan yanmalarda korbonmonksit gazı oluşur. Bu gaz zehirlidir. Tam yanma sonucu meydana gelen karbondioksit gazı ise boğucudur.

2.2.1.1. KATI YANICI MADDELER

Katı yanıcı maddelerin, ısı tesiriyle, yanıcı buharlar veya gazlar çıkararak oksijen ile birleştiği bilinmektedir.

Her halde de oksijenle birleşen ve alevli olarak yanan bu buharlar veya gazlardır. Sıvı halden geçerek veya doğrudan doğruya buharlaşarak yanan maddeler, daima ve yalnız alevli şekilde yanmakta olup ayrıca korlaşma meydana gelmemekte ve bu sebeple alevli yanma bitince (maddenin oksijeninin bitmesi veya ısının azalması halleri) bakiye ateş bırakmamaktadır. Erimeksizin yanıcı gazlar çıkaran maddelerin yanması ise hem alevlenme, hem de korlaşma şeklinde meydana gelmekte ve alevli yanma sona erse dahi, bakiye ateşler bir müddet daha devam etmektedir. Bazıları ise sadece korlaşma halinde yanmakta ve alevlenme meydana gelmemektedir.(Kok ve mangal kömürü gibi).

2.2.1.2. SIVI YANICI MADDELER

Sıvı yanıcı maddeler, katı yanıcı maddelere nazaran daha kolay ve hızlı yanmaktadırlar. Sıvı yanıcı maddeler yalnız yüzeyde yanarlar, çünkü oksijenle temas yüzeydedir.

Kitlesi ne kadar çok olursa olsun, dar ağızlı bir kaptaki benzinin yanması yavaş ve sınırlı olur. Çünkü buharlaşma yalnız bu ağızdadır.

Bu gruptaki yanıcı maddelerin ortak vasfı da yalnız sıvılık, yani fiziki bir benzerliktir. Sıvı yanıcı maddeler genel olarak buharlaşmadıkça yanmazlar.

Sıvı yanıcı maddelerin çoğunun buharları havadan ağırdır. Bu sebeple, sıvı maddelerin üzerinde meydana gelen buharlar, yükselmeyip zemine doğru yayılır ve buharlaşma devam ediyorsa, boşluğu zeminden itibaren doldurmaya ve havayla karışmaya başlarlar.

Sıvı yanıcı maddelerin buharlarının alevlenme veya patlama şeklinde yanabilmeleri için hava ile belirli bir oranda karışmış olmaları gerekir. Hem yanıcı buharların çok, havanın az olduğu karışımlar hem de havanın çok, yanıcı buharın az olduğu karışımlar yanmamaktadırlar.

Yanıcı sıvılarla çalışılan yerlerde meydana gelebilen patlamaların sebebi, bunların buharlarının havaya karışması ve zamanla yeterli yoğunluğa ulaşıp, bir kıvılcımla (kibrit, sigara, çakmak ve hatta elektrik anahtarlarının açılıp kapanması sırasında meydana gelen küçük ark gibi) patlama şeklinde yanmasıdır.

Sıvı yanıcı maddeler, daima buharlaşma suretiyle oksijenle birleşmekte, yani yanmaları daima alevli bir şekilde meydana gelmekte ve asla korlaşma hali görülmemektedir. Zira bu maddeler zamanla tamamen buharlaşmakta olup, geriye karbon artıkları bırakmamaktadırlar.

2.2.1.3. GAZ YANICI MADDELER

Yanma hızı ve kolaylığı bakımından diğer iki grup yanıcıya nazaran çok daha kabiliyetlidirler. Yanma dereceleri de düşük olduğundan kolaylıkla ve hızla yanabilmektedirler. Yanma hızları oksijenle temasa gelen kitlenin tamamı çapında ve nispetindedir.

Gaz yanıcı maddeler çoğu zaman çeşitli gazların bir karışımı olup, bu sebeple yanma özellikleri yanında zehirleme özellikleri de bulunmaktadır. Bu ise ayrıca bir tehlike sebebidir.

Gazların basınç ve ısı faktörleri etkisinde hacim değişikliklerine diğer grup maddelere nazaran daha fazla maruz kaldıkları bilinmektedir. Isı, hacim, basınç arasındaki münasebetler bunların bazen kendi kendilerine patlamalarını ve içinde bulundukları kapları ve cidarları da patlatmalarına yol açmaktadır. Bu sebeple gazların bu münasebetlerinin iyi bilinmesinde ve bu hususlara bilhassa dikkat edilmesinde, bu olası patlamaları önlemek bakımından, fayda ve zaruret vardır.

Yanıcı maddenin sayılmayacak kadar çokluğuna karşılık, yakıcı madde olarak oksijen bilinmektedir.

2.2.2. OKSİJEN Yangını meydana getiren üçgenin ikinci elemanı oksijendir. Atmosferde hacmen %21 oksijen ve %79 azot bulunmaktadır. Bu durumda havada bulunan oksijen miktarı yangına neden olan oksijen için yeterli miktarda bulunmaktadır.

Eğer yangın kapalı bir yerde meydana gelmişse burada bulunan havanın sirkülasyonu önlenmeli ve karbondioksit gazı verilerek havadaki oksijen miktarı azaltılmalıdır. Yanan cismin hava ile teması önlenmekle de cismin oksijen alamamasından sönmesi temin edilecektir. Eğer hava içinde bulunan oksijen miktarı karbondioksit gazı vasıtasıyla %15’e düşürülürse yanan cisim için yeterli oksijen havada bulunmaz, yanma olmaz. Yalnız bazı yanıcı maddelerin kendi içinde bulunan oksijen miktarları havadaki daha düşük oksijen miktarlarına rağmen yanmayı devam ettirebilir.

2.2.3. ISI KAYNAKLARI Her maddenin yanabilmesi için ayrı bir ısı derecesi vardır. Yani o maddenin yanmaya başlayabilmesi için yeterli ısıya sıcaklığın yükselmesi gerekir. Mesela bir kağıtla bir tahtayı elimize alalım. Bir kibritle kağıt parçasını tutuşturabildiğimiz halde tahtayı aynı şekilde tutuşturamayız. Çünkü tahtanın yanma sıcaklığına ulaşması gerekmektedir. Kağıtta bu süre ve yanma sıcaklığının düşük olması, kağıdın kolayca yanmaya başlamasını temin eder.

Katı bir maddenin veya bir akaryakıtın yanması için, yanmaya başlamasına yetecek kadar ısı verilmesi gerekir. Yanma ısısı o maddenin çıkartacağı buharın yanacağı en alçak ısı derecesidir.

Isı kaynakları, yanıcı maddeyi tutuşma sıcaklığına (yanma noktasına) gelecek kadar ısıtan kaynaklardır.

Sıcak yüzeyler, sparklar, sürtünme, elektrik enerjisi, kimyasal etki, gaz basıncı, güneş ısı kaynaklarına örnek olarak verilebilir.

2.2.4. DUMAN Yeterli oksijen bulamamış yanıcı maddeden yayılan karbon zerreleri ve karbonmonoksit gibi gazlardır.

2.2.5. HARARET Cismin kimyasal reaksiyonundan dolayı ortaya çıkan sıcaklıktır.

2.2.6. ALEV Hidrojen hemen yanar. Serbest karbon akkor haline gelinceye kadar ısındıktan sonra yanmaya başlar, alevi sarı renkte olur. Sodyum sarı, potasyum mor, baryum yeşil, stronsiyum parlak kırmızı alevle yanar. Benzin gibi akaryakıtlar evvela buharlaşır, sonra yanmaya başlar. Gaz yakıtlar daima alevle yanarlar. Parafin gibi bazı katı yakıtlar önce, mumda olduğu gibi, erir. Daha sonra buharlaşarak çıkardıkları gazlar alevlenir.

Odun, taş kömürü gibi katı yakıtlar, sıcaklıkları yanma ısılarına eriştiğinde alev ile yanan uçucu kısımlara ayrılır. Kok ve odun kömürünün uçucu gazları alındığından, çok az buharlaşabilecek gazlara sahip kaldıklarından hemen hemen alevsiz yanarlar. Kızgın demir parçaları kıvılcımlar çıkartır, fakat alevlenmezler, çünkü demir buharlaşmaz.

Parlama: Yanıcı bir maddenin ısısının bir etkenle yanma noktasına yükselmesiyle, madde yanmaya başlayabileceği gibi, spark veya alevle teması o maddenin süratle tutuşup alevlenmesine neden olur. Küçük ısı derecelerinde uçucu ve yanıcı gazlar çıkartan yanıcılar çok tehlikelidir. Petrol ürünleri, ispirtolar, nitroselüloz, sodyum, potasyum, magnezyum, fosfor ve karbonsülfürüt hava sıcaklığı ile buharlaşarak hava ile karışır. Bu karışımın kapalı yerlerde parlayıcılık özelliği, patlayıcılık özelliğine dönüşür.

Patlama: Hava ile karışım halinde olan gazın parlama (tutuşma) ısısına erişmesi ile tamamının aniden yanması sonucu meydana gelen hacim genişlemesidir.

2.3. YANGIN ÜÇGENİ

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

Yaklaşık %16 gereklidir. Tutuşma sıcaklığına erişmesi Normal hava %21 oksijen içerir. için açık alev,güneş,sıcak

Bazı yanıcı malzemeler yeterli yüzeyler, kıvılcım ve arklar,

miktarda oksijen içerir. Bu da sürtünme, kimyasal etki,

yanmayı destekler. elektrik enerjisi, sıkıştırılmış gazlar, vs.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG]

GAZLAR SIVILAR KATILAR

Doğal gaz Benzin Kömür

Propan Gaz yağı Kağıt

Bütan Alkol Mum

Hidrojen Vernik Plastik

Asetilen Lak Şeker

Karbonmonoksit vs. Boya vs. Deri vs.

ŞEKİL 1

Yangının olabilmesi için gerekli olan unsurlar yangın üçgeni kullanılarak açıklanabilir.

2.4. YANGIN DÖRTYÜZLÜSÜ

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG] SICAKLIK İNDİRGEN MADDE

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image007.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.gif[/IMG]

OKSİTLEYİCİ ETKEN KİMYASAL ZİNCİR REAKSİYON

ŞEKİL 2

Yangın dörtyüzlüsü, yanma elemanı olarak “kimyasal zincir reaksiyonu” da içerir. Böylece yangın üçgeni bir piramide benzeyen dört taraflı bir şekle dönüşür.

3.YANGIN

3.1. YANGININ TANIMI VE SEBEP OLDUĞU KAYIPLAR

Yangın özellikle organik maddeler ve hava arasında kontrol dışı eksotermik kimyasal bir reaksiyondur. Dolayısıyla yangın tehlikesi, günlük hayatımızda sürekli mevcuttur ve yaşam şeklimizin gelişmesi, iyileşmesi oranında da artmaktadır. Başlangıçta tümüyle selülozik maddelerden oluşan çevremiz, bugün değişik ve karmaşık yanma karakteristikleri olan organik maddelerin kontrolüne geçmiş durumdadır.

Yangın, bir çok iş yerinde, çalışma saatleri dışında çıkar. Bu durumda kişisel yaralanma tehlikesi hemen hemen yok gibidir. Fakat çalışma hayatında olumsuz yönde etkileri nedeniyle böyle yangınlar hem ekonomik hem de sosyal yönden bir faciadır. Çalışma saatlerinde çıkan yangınlar işçiler için de gerçek bir tehlike kaynağıdır.

Yangından dolayı doğan dolaylı kayıplar şöyle özetlenebilir:

a)Yangın sonucu onarım veya ünite içerisinde yer değiştirme masrafları

b)Yangın sonucu oluşan kalıntıların temizlenmesi

c)Çalışmalar için yapılan masraflar

d)Kira gelişlerinin azalması veya yok olması

e)Bazı sözleşmeler sonucu devam etmesi gereken servislere yapılacak ödemeler

f)Bir takım kıymetli kağıt ve raporların yok olması

g)Müşterilerin karşı kuruluşlara kaptırılması

h)Tecrübeli elemanların işi bırakması, yeni elemanların eğitilmesi

i)Alıcıların itimatlarının azalması vs.

Bir işin yangından etkilenmesi, etkisinin çevresindeki topluluklarda duyulması ise şu şekilde olur:

a)İşçilerin işlerini kaybetmesi ve toplumun gelirlerinin azalması

b)O işe hizmet ve/veya malzeme sağlayanların gelirlerinin azalması

c)Harap olan, yıkılan mülkten vergi alınamaz olması sonucu, kişilere düşen vergi yükünün artma olasılığı vs.

Yangınlarda şahısların kayıpları ise:

a)Hayati tehlike

b)Zihni ve hissi stres

c)Tecrübe kazanılmış olan alandaki işi kaybetme

d)Devamlı bir gelirin kaybedilmesi veya azalması

e)İş değiştirirken kıdem kayıpları

f)Sosyal hakların kaybolması (ev, tatil vs.)

g)Yeni işe gidip gelirken ulaşım problemi vs.

Factory Mutuar Engineering Corporation’un 10 yıl çalışarak 25000’den fazla yangını incelemesi sonucu, endüstride oluşan yangının nedenleri (tutuşturma kaynakları) aşağıdaki gibi saptanmıştır:

Yangının nedenlerinin yüzde olarak dağılımı:

Elektrik kusurları %22

Sigara %17

Sürtünme %10

Aşırı ısıtılmış maddeler %8

Sıcak yüzeyler (buhar kazanları, fırınlardan gelen ısı) %7

Alevlerden yanma %7

Kıvılcımlardan yanma %7

Kendiliğinden tutuşma %4

Kesme ve kaynak %4

Maruz kalma (komşu mülkiyette olan yangının yayılması) %3

Kundaklama %3

Makinalardan çıkan kıvılcım %2

Erimiş maddelerden %2

Kimyasal reaksiyonlardan %1

Statik kıvılcım %1

Aydınlatma %1

Bilinmeyen %1

3.2. YANGININ YAYILMA ŞEKİLLERİ Yangının yayılabilmesi, yani oksijenli bir ortamda bulunan yakıtın tutuşabilmesi için, ortamda oluşan ısı enerjisinin yakıta ulaşabilmesi gerekir. Bu ısının yakıt üzerine taşınabilmesi aşağıda açıklanacak olan mekanizmaların biri veya birkaçı ile olur.

KONDÜKSİYON: Buna değerek iletme de denilebilir. Isı kattan kata veya odadan odaya (yüzeyden yüzeye) aradaki taşıyıcılar arcılığıyla iletilir. Yani maddeyi meydana getiren moleküller, yer değiştirmeksizin sadece moment değişimi yolu ile ısı geçişini sağlamakta iseler, ısının kondüksiyon yolu ile transfer olduğu söylenir. Örneğin, bir fırının tuğla duvarında veya kaynatıcının dış yüzeyinde (sadece duvar ve metalik dış yüzey göz önüne alınacak olursa) ısı, kondüksiyon yolu ile transfer olur.

Alüminyum, bakır ve demir iyi birer iletkendir. Keçe, kumaş ve kağıt gibi lifli malzemeler zayıf iletkendir. Hava, gazlar ve sıvılar da zayıf iletkendir.

KONVEKSİYON: Bir maddenin sıcak kısmının, soğuk kısmı ile karışması sonucunda ısı transferi olmakta ise, buna konveksiyon yolu ile ısı transferi adı verilir. Konveksiyonla ısı transferi, sadece akışkanlarda (gaz veya sıvı) görülür.

Örneğin, odanın kalorifer radyatörü tarafından veya suyun sıcak bir yüzey tarafından ısıtılmasında ısı transferi, çoğunlukla konveksiyon yolu ile olur.

RADYASYON: Enerjinin elektromagnetik dalgalar yolu ile transferine radyasyon adı verilir. Radyasyon, boşluktan geçtiği zaman ısı veya diğer herhangi bir cins enerjiye dönüşmez ve yolundan saptırılamaz. Radyasyonun yolu üzerinde bir cisim bulunacak olursa, radyasyon cismin içinden geçer, yüzeyinden yansıtılır veya cisim tarafından absorblanır. Radyasyonun sadece absorblanan kısmı ısı enerjisi şeklinde ortaya çıkar. Buna en iyi örnek güneş ışınları veya bir cisimden çıkan ışınların, başka bir aracı bulmadığı halde (temas, iletme, konveksiyon) bir cisme çarparak onu ısıtmasıdır.

Bunların dışında ısı transferi elektrik akımı veya akma-sıçrama yolları ile de olabilir. Kaynak veya oksijenle metal kesme işlemlerinde çıkan kıvılcım veya erimiş metal parçalarının etrafa yayılması akma-sıçrama yolu ile ısı transferine örnek olarak verilebilir.

3.3. YANGIN ÇEŞİTLERİ Türk ve dünya standartlarına göre yangınlar sınıflandırılırken yanıcı madde dikkate alınmıştır. Buna göre yangınlar 5 sınıfa ayrılırlar:

·A sınıfı yangınlar

·B sınıfı yangınlar

·C sınıfı yangınlar

·D sınıfı yangınlar

·E sınıfı yangınlar

3.3.1. A SINIFI YANGINLAR Çeşitli odun ve kereste, ham ve mamul tekstil maddeleri, kağıt ve benzeri maddeler yangınlarına A sınıfı yangınlar adı verilir. Bu maddeler tamamen katı yanıcı maddeler durumundadırlar.

Bu sınıf yangını meydana getiren maddeler tamamıyla kuru maddeler olduklarından, bu sınıfa kuru yangınlar adı da verilir.

Bu sınıf yangınlara sebep olan maddelerin yanabilmeleri için oldukça yüksek bir alevlenme ısısına ihtiyaç vardır. Bu maddeler hem alevlenme şeklinde hem de korlaşma şeklinde yanmaktadırlar.

Başlangıçta için için ve kıvılcımlar şeklinde başlayan yanma, kendi kendine ve yanan kısımlardan çıkan ısının da ilavesi ile yanıcı gazlar çıkartabilecek hale geldikten sonra alevlenmektedir. Bu devreye yangının kuluçka devresi denilir.

Bu sınıf yangında yayılma kondüksiyon yolu ile olur. Bu bakımdan yayılmanın dikine ve yangın merkezi seviyesinde yatay yönlerde olabileceği hesaba katılıp buna göre tedbirler alınmalıdır.

Bu sınıf yangınlar, yangın merkezi çevresinde alevlenme şeklinde; yangın merkezinde ve derinliklerde ise korlaşma şeklinde cereyan ettiğinden, söndürülmesinin esas prensibi, yangının merkezinin bulunması ve söndürülmesidir. Zira merkezin söndürülmesiyle yanıcı gazların çıkışı da duracağından, alevli yanma kendiliğinden sona erecektir.

3.3.2. B SINIFI YANGINLAR Benzin, yağ, gaz yağı, motorin gibi akaryakıt ürünleri ile kimyevi maddeler, boyalar, tiner gibi sıvı yanıcı maddelerden meydana gelen yangınlardır.

Sıvı yanıcı maddenin sıcaklığı, yanma ısısına eriştiğinde yüzeyinde buharlaşma başlayacak ve bu buharlaşan gaz yanmaya başlayacaktır. Yanıcı maddenin sıvı kısmı daha yanma derecesine erişmeden, buharlaşan kısım yanma ısısına eriştiğinde yanacak; sıvı kısım ise buharlaşmaya devam edecektir. Yanıcı maddenin yüzünde olan buhar alevlerinin, hava ile ilişkisinin kesilmesiyle, yani oksijenin kaldırılmasıyla, yangın sönecektir.

Bu tür yangınlara kısa sürede müdahale edilirse, yangın kolayca söndürülecektir. Yangına geç müdahale edildiğinde, yakıtın üst kısmındaki buharlaşma ve yanan gaz, yakıtın sıvı kısmında ısısını yükselttiğinden, hatta yanma derecesine ulaştığından, söndürme işlemi çok kolay olmayacak ve yanma uzun süre devam edecektir.

3.3.3. C SINIFI YANGINLAR Doğal gaz, LPG (likid propan gaz), asetilen, hava gazı gibi yanıcı gaz maddelerin sebep oldukları yangınlardır.

Bu tip yangınların söndürülmesinde özel dikkat gösterilmesi gerekir. Bu tip yangınlarda öncelikle yanan maddenin özelliklerinin çok iyi bilinmesi gerekir. Yapılan müdahale bilinçsiz olursa, patlamalar, zehirlenmeler, yaralanmalar olabilir. Hatta yanlış müdahale, yangının büyümesine bile neden olabilir.

3.3.4. D SINIFI YANGINLAR Sodyum, potasyum, alüminyum, magnezyum, radyoaktif maddeler gibi hafif ve aktif metal maddelerden kaynaklanan yangınlardır.

Bu tip yangınlarda da yanıcı maddenin kimyasal özelikleri çok iyi bilinerek, bu özelliklerine uygun yangın söndürme metotları seçilmelidir.

3.3.5. E SINIFI YANGINLAR Bir yangın sınıfı sayılmamakla beraber,günümüzde hemen hemen her yerde kullanılması ve önemli bir yangın sebebi olması dolayısıyla, elektrik ve elektrikli cihazların yol açtığı yangınlar da bazı standartlarda ayrı bir sınıf olarak gösterilmektedir. Elektrik yangınlarını, A ve B sınıfı yangınlarla birlikte mütalaa etmek gerekir.

Elektrik yangınları, devrelerin kısa devre yapması, elektrikli cihazların arıza yapması, statik elektrik veya A-B tipi yangınlar nedeniyle meydana gelir. Bu tip yangınlarda söndürücü olarak karbondioksit veya, elektriğe yalıtkan olduğundan, kimyasal kuru toz kullanılır. Eğer karbondioksit kullanılmazsa, yanan elektrik kablosu, yangın olmayan taraflarından kesilerek yangının ilerlemesi önlenir.

Elektrik yangınlarının söndürülmesinde ana prensip, söndürme vasıtalarının elektriği iletmeyen cinsten seçilmesidir. Aksi halde söndürmeyi yapan kişinin elektrik akımına yakalanacağı ve hayatının tehlikeye gireceği açıktır. Akımın kesilmesinden sonra ise ortaya çıkacak yangının sınıfına göre ( A veya B sınıfı), o sınıf yangınlar için uygun olan yöntemler uygulanmalıdır.

4. ENDÜSTRİYEL İŞLETMELERDE GENEL YANGIN TEHLİKELERİ 4.1. YANICI VE PARLAYICI SIVILAR Hemen hemen her türlü endüstriyel işletmede bazı miktarlarda yanıcı ve parlayıcı sıvılar bulunur. Bu bölümde, bunlarla ilgili çeşitli rizikolar ve alınabilecek önlemler üzerinde durulacaktır.

Parlayıcı sıvılar, parlama noktaları 37ºC’nin altında ve buhar basıncı 3 kg/cm²’den az olan sıvılardır. Yanıcı sıvılar ise, parlama derecesi 37ºC veya daha yukarı olan sıvılardır. Parlayıcı sıvılar, doğal yapıları gereği buharlaşıcı niteliktedirler ve birçoğu sürekli olarak çıplak gözle görülemeyen ve havadan ağır olan gazlar çıkarırlar. Yanıcı sıvılar ise, parlama derecelerinin üzerine kadar ısıtıldıklarında, parlayıcı sıvıların birçok özelliğini paylaşırlar ve çok buharlaşıcı maddelerle aynı ölçüde tehlikeli olurlar. Bu iki sıvı çeşidinin arasındaki önemli bir fark, çıkan buharların hareket kabiliyeti ile ilgilidir. Parlayıcı sıvılardan çıkan buharlar, havadan ağır olmak üzere kaynaklarından çok uzaklara kadar gidebilirler. Yanıcı sıvı buharları ise, çevre sıcaklığı sıvının parlama derecesinin üzerinde olmadıkça çok uzağa gidemezler.

Oldukça yüksek rizikoları ve geniş olarak kullanılmaları nedeniyle bu sıvılar, endüstride çıkan yangınların birçoğunda pay sahibidirler. Birçok durumda tehlikesiz olan bir kıvılcım ya da bir yangın kaynağı, ortamda yeterli miktarda yanıcı buharlar bulunduğunda ciddi yangınlara ya da patlamalara neden olabilir. İstatistiklere göre bu sıvıların neden olduğu kayıplar, genel toplamda %15’lik bir orandadır. Yangınlarda işin içine yanıcı ve parlayıcı sıvıların da girmesine neden olan etkenler şöyle sıralanabilir:

·Güvenli çalışma şartları altında, personelin eğitim yetersizliği,

·Diğer bölmelerden yeterince yalıtılmamış rizikolu operasyonlar,

·Makineler ve yanıcı sıvıların uygun şekilde kullanılmaması,

·Yetersiz bakım ve temizlik çalışmaları,

·Gerekli yangın kontrol sistemlerinin bulunmaması.

4.1.1. RİZİKO KARAKTERİSTİKLERİ YANICI SIVI YANGINLARI:

Bir yanıcı sıvı yangınında, yanma sıcaklığı yaklaşık 11000 kcal/kg, yani ahşap ısısının 2.5 katı kadardır.

Yanıcı ve parlayıcı sıvıların yanma hızları çevre koşullarına, yanma ısısına, buhar ısısına ve basınç koşullarına bağlıdır. Mesela benzin ve düşük parlama dereceli diğer hafif, buharlaşıcı sıvılar, büyük bir hızla yanarlar ve bir tank ya da açık varilde bulunduklarında yangın bir saatte yaklaşık 20-25 cm derinliğe kadar ulaşır. Bunun yanısıra, fueloil gibi ağır, az buharlaşan sıvılar, daha düşük bir hızla, saatte yaklaşık 12.5-17.5 cm derinliğe ulaşacak kadar bir hızla yanarlar. Kapalı bir yanıcı sıvı yangınında normal ısı üretimi yanma yüzeyine göre dakikada 28000 kcal/m² kadardır. Bir tank ya da diğer muhafaza içinde bulunmayan dökülme, sızıntı, taşma gibi nedenlerle etrafa yayılan sıvılar da yangın sırasında bu miktarda ısı bırakırlar. Yere dökülen her litre sıvı yaklaşık olarak 0.5 m² bir alana yayılır. Buharlar ise çok daha büyük bir alanı tehlike sınırları içine sokarlar.

Hidrolik yağ boruları, sıvı transfer boruları gibi basınç altında bulunan sistemlerdeki sızıntılardan püskürmelerden yangınlar meydana gelir. Bu tür püskürmeler kolaylıkla, hatta sıvının parlama derecesinin altındaki sıcaklıklarda bile alev alabilirler. Püsküren hafif, buharlaşıcı sıvılar, bu yangınlarda yaklaşık 8000 kcal/lt’lik bir ısı bırakırlar. Eğer sızıntı başlar başlamaz yanma olmazsa, düşük parlama noktalı sıvılarda patlamalar ortaya çıkabilir.

PATLAMALAR:

Endüstriyel işletmelerde, rizikolarla ilgili incelenecek üç tipte patlama vardır:

·Yangın patlamaları,

·Detonasyon patlamaları (infilak),

·Kaynayan sıvılarda buhar genleşmesi patlamaları.

Yangın patlamaları: Bu patlamalarda, yanıcı sıvı buharı ve hava hızla karışır ; ısı, ışık ve basınç artışı olur. Patlama olması için, havadaki yanıcı buhar oranının patlayıcı sınırlar içinde olması gereklidir. Yanma çok hızlıdır ve alev saniyede yaklaşık 2m’lik bir hızla ilerler. Bazı deneylerde sıvının her litresinin dakikada 650000 kcal’lik bir ısı bıraktığı gözlenmiştir. Havalandırma delikleri yoksa, patlama basınç değeri başlangıçtakinin 6-7 katına kadar çıkabilir.

Detonasyon patlamaları: Bu patlamalarla yangın patlamaları arasındaki esas fark ısı bırakma hızındadır. Bu hız detonasyon patlamalarında daha yüksektir. Detonasyonla meydana gelen şok dalgası patlayıcı karışım içinde bu karışımın fiziksel veya kimyasal özelliklerine göre 2-8 km/sn’lik bir hızla ilerler.

Kaynayan sıvılarda buhar genleşmesi patlamaları: Bu patlamalar, bir yanıcı sıvı bir ısı kaynağı ya da ateşle atmosferik kaynama noktasına kadar ısıtıldığında ortaya çıkar ve sıvının içinde bulunduğu bölmenin yüksek basınç yüzünden zarar görmesiyle serbest kalır. Aşırı ısınmış sıvının bir bölümü hızla buharlaşarak alev alır ve yangın patlamalarına göre daha az ısı bırakmakla beraber daha uzun süre yanmaya devam eder.

Patlama rizikoları özellikle küçük odalar, makinaların içi, muhafaza tankları gibi kapalı bölmelerde söz konusudur. Rizikonun varlığı için şu şartlardan biri söz konusu olmalıdır:

·Kapalı kaptaki sıvının parlama derecesi -6ºC’nin altındadır.

·Sıvının parlama derecesi 43ºC’nin altındadır ve bu derecenin en az 15ºC fazlasına kadar ısıtılmıştır.

·Sıvının parlama derecesi 150ºC ya da daha düşüktür ve kaynama noktasının üzerindeki, sıcaklıklara kadar ısıtılması söz konusudur.

-6ºC’nin altında parlama noktası olan ısıtılmamış sıvılar normalde bir patlama tehlikesi oluşturmazlar, ama bunların buharlaşma özellikleri düşük olmasına rağmen, büyük yüzeylere yayılarak kullanılmaları durumunda bir tehlike vardır.

4.1.2. DEPOLAMA Yanıcı sıvıların muhafazası ile ilgili en önemli tehlike sıvının kazara çevreye yayılmasıdır. Sık sık olan bu dökülmelerin nedenleri şunlardır:

·Açık ateşlere maruz kalan kaplarda oluşan aşırı basınç,

·Kazalar sonucu kapların zarar görmesi,

·Forkliftlerle taşınırken vs. kapların delinmesi sonucu meydana gelen sızıntılar

·Transfer borularındaki arızalar.

Bir yangın sırasında bu sıvıların çevreye yayılması yangını besler, söndürme çalışmalarını engeller ve genellikle boruların ya da başka sıvı tanklarının zarar görmesine neden olur.

Endüstriyel işletmelerde yanıcı sıvılar, normal olarak 2lt’lik variller içinde saklanır ya da paletler üzerinde küçül kutular içinde de bulundurulabilir.

Tank muhafazası: Ekonomik nedenlerle büyük miktarlardaki yanıcı sıvılar, yeraltına, yerüstüne ya da bazı özel şartlarda bina içine yerleştirilmiş tanklarda muhafaza edilir.

Uygun tasarlanmış, yerleştirilmiş ve düzenli bakımı yapılan tanklar kullanılıyorsa, rizikolar tanklardan çok, sıvı transfer sistemleriyle ilgilidir. Depolamanın rizikosu doğrudan sıvı miktarına bağlı değildir; daha çok tankın tipine, sıvının özelliklerine, havalandırma kapasitesine, ilgili boru ve bağlantılara ve çalışma şartlarına bağlıdır.

4.1.3. TRANSFER VE DAĞITIM Parlama noktalarının üzerindeki sıcaklıklara kadar ısıtılmış yanıcı ve parlayıcı sıvılarla ilgili transfer, dağıtım, taşıma gibi operasyonlar genelde yanıcı ve parlayıcı sıvılar açısından tehlikeli durumlar olarak kabul edilir. Isıtılmamış sıvılarla ilgili işlemlerse, yüksek basınçlı boru sistemlerinin dışında özel bir riziko yaratmazlar.

Herhangi bir transfer ya da dağıtım operasyonunda önemli olan, yanıcı sıvıların çalışma alanı içine dağılmasını engellemek ve bir kaçak olsa da, dağılacak sıvı miktarını minimumda tutabilmektir.

Transfer tanımı, sıvının bir kaptan diğerine aktarılması; dağıtım tanımı ise bir endüstriyel işletmede, yanıcı ve parlayıcı sıvıların kullanılacakları yerlere dağıtılması anlamındadır.

SIVILARIN TRANSFERİ:

Parlayıcı ve yanıcı sıvılar normal olarak pompalarla, yerçekimi akışı ile, hidrolik basınçla ya da sıkıştırılmış basınçla aktarılırlar. Büyük miktarların transferi için kullanılan en yaygın sistem pompalardır ve en kapalı bir boru sistemi içinden pompalama yöntemi en güvenli transfer yöntemi olarak kabul edilir.

Pompalama sistemleri: Pozitif yer değiştirme pompaları tercih edilir çünkü bunlar sıkı bir kapanma sağlarlar ve kullanılmadıkları zaman içlerinde sıvı birikmesine izin vermezler. Sistemde, aşırı basıncı önlemek için pozitif yer değiştirme pompasının boşaltma tarafına bir rahatlatma valfi takılmalıdır. Düşük parlama noktalı sıvılar söz konusu ise, bu valften çıkan sıvı borularla ya tekrar besleme kaynağına ya da pompanın emme tarafına yollanmalıdır.

Santrifüj pompaları da vardır ama bunlar sıkı bir kapanma sağlayamazlar. Ayrıca pompalar kullanılmazken de içlerinde bir miktar sıvı kalır.

Pompa yapısı paketler ve düzenleme, ilgili sıvının özelliklerine uygun olmalıdır. Pompalar, çıkacak yangınların tanklara ya da önemli makine ya da binalara zarar vermeyeceği yerlerde muhafaza edilmelidir.

Serbest akış (yerçekimi) sistemleri: Birçok endüstriyel operasyonda, özellikle pompalama sistemini tıkayabilecek yüksek oranda buharlaşıcı sıvılar söz konusu ise serbest akışla transfer yolu seçilir. Bu sistemler, büyük miktarlarda sıvı kaynakları ile kullanılmamalı, ancak operasyon gerektiriyorsa bu yönteme baş vurulmalıdır. Bu sistemler sürekli basınç altında oldukları için, bu sistemlerde sıkı kapatma pompalama sistemlerine göre daha zordur. Bu özelliğiyle yerçekimi sistemleri kazara dökülme saçılma olmasına çok uygun bir ortam yaratır.

Hidrolik sistemler: Hidrolik transferde, yanıcı sıvının kaptan dışarı atılması için su basıncı kullanılır. Bu sistemin çıkardığı sorunlar şunlardır:

·Bu sistemler, suda eriyebilen sıvıların transferi için kullanılamazlar.

·Kaplar standart basınca dayanıklı türden olmalıdır.

·Sistemde aşırı basınçların ortaya çıkmaması için karmaşık bir kontrol sistemi gereklidir.

Sıkıştırılmış gazla boşaltma sistemleri: Basınçlı gaz kullanılan transfer sistemleri, hidrolik sistemlere benzer, ama bunlarda su yerine basınçlı gaz kullanılır. Transfer ortamının (gaz) sıkışabilir karakteri ve sistemin sabit basınç altında olması nedeniyle boru çatlağı ya da valflerin yanlış kullanılması gibi durumlarda önemli bir miktarda sıvı sistemden dışarı kaçabilir.

Sıkıştırılmış gazla transfer yöntemi her türlü koşul altında kullanılamaz. Sistemdeki sabit basınç sorununun yanısıra, gaz olarak hava kullanılması, parlayıcı ve yanıcı sıvıların aktarılması durumunda buhar hava karışımının patlaması ihtimali de vardır.

DAĞITIM İŞLEMLERİ:

Bu işlemlerde sıvılar genellikle sabit boru sistemlerinden, varillerden, küçük kaplara makine depolarına nakledilirler, yangın kaynaklarının bulunabileceği alanlara taşınırlar. Doğal olarak fabrika alanı içinde parlayıcı sıvıların kullanılması, tehlike yaratabilecek bir miktar buhar çıkmasına neden olur.

Bir işletmede, parlayıcı sıvıların dağıtılması için en uygun düzenleme, bu iş için uygun şekilde korunup havalandırılan ayrı bir alan kullanılmasıdır. Boşalan kaplar bu alana getirilip doldurulmalıdır.<

Statik Arıza Giderme/bakım Yöntemleri

Salı, 06 Kasım 2007

ıÜüSTATİK ARIZA GİDERME/BAKIM YÖNTEMLERİ

Voltmetre kullanarak yaptığınız AC/DC ölçmeleri ,akım kaynağı kesildikten sonra ohm metre ile direnç ve bobinlerin sağlamlığı , kondansatörlerin kısa devre olup olmadığı tespit etmek statik ölçme yöntemlerindendir. Özellikle ohm metre ile yapılan R ve C ölçümlerinde sağlamlığı saptanacak parçaların bir uçları açığa çıkarılarak kontrol edilmelidir. Transistörlerde ise an az iki bacağı çıkarmalısınız. R ,C ve Transistör ölçerken ohm metrenin canlı uçlarını iki elimizle tutup , kendi dirençimizi ölçülecek dirence paralel olarak sokmamak gereklidir. aksi halde yüksek direnç değerlerinde yanlış ölçme yapabiliriz.

Gerilim ölçmelerinde voltmetrelerin doğru değer göstermesi için kullanılan voltmetrenin volt başına düşen direnç miktarı minumum 20000 ohm/V olmalıdır. Bir avometre ile ölçüm yaparken komütatörü ölçülecek değerinin bir üst sınırında tutmak gerekir. Alıcı sinyal girişine sinyal uygulandıktan sonra yapılan ölçme türüne de;

· DİNAMİK ARIZA BULMA YÖNTEMLERİ

Bu yöntemde iki yolla yapılabilir.

· Sinyal Enjeksiyon

· Sinyal transfer ,

ile yapılan ölçme yöntemi

Sinyal enjeksiyon yönteminde ;ilkin transistörlü bir multi vibratör çıkışından elde edilen kare dalgaya yakın bir sinyal ;alıcının çeşitli sinyal giriş yerlerine uygulanarak katlarda sinyal geçirmeyen yerler bulunur.Sinyal izleme yöntemindeyse alıcının anten girişine bir R.F. sinyal genaratöründen modüleli bir sinyal uygulanır. Sinyal traser lambalı veya transistörlü ses frekans amplifikatörü olup bu amplifikatör girişinde ise kristal diyod yardımiyle yapılmış bir dedektör bulunmaktadır. Sinyal traser yardımıyla mikser çıkışından başlamak suretiyle hoperlöre kadar sinyalin gelip gelmediği kontrol edilir. Kullanılan m.vibratörün frekansı 1.5 KHz kadar olmalı, krokodil bağlanan uç alıcının şasesine tutturulmalıdır.

· TRANSİSTÖRLÜ RADYO ARIZALARI:

Bir süperheterodoin radyo alıcısının arıza yapma oranının azaltmak için aşağıdaki belirtmeye çalıştığımız şartlara dikkat edilmesi gereklidir.

· 1. Alıcının şasesi (plaketin bulunduğu bölüm), kasasından kolaylıkla sökülüp takılabilmeli…

· 2. Bozulan direnç, kondansatör, transistör ve trafonun şase üzerinde daha önceden belli bir plan dahilinde yerleştirilmiş olması gereklidir.

· 3. Alıcıda kullanılan direnç ve kondansatörlerin toleransları %4-5 civarında olmalı, özellikle transistör elemanları arasındaki sızıntı dirençleri çok büyük olmalıdır.

· 4. Gerek radyonun montajı yapılırken, gerekse onarım esnasında 100 Watt’lık havya kullanılmamalıdır. BU güce sahip bir havya devre üzerindeki bakır plaketini bozulup iş görmemesine sebep olabilir. bakır yollar yanarak sızıntı dirençleri doğurabilirler. ( Bu öneri sadece radyo tamiri için değil bütün elektronik devrelerin tamiri için bir tavsiyedir. )

· 5. Gerçekte bir tamir esnasında en önemli husus tamir edilecek devrenin şemasının olması gerekliliğidir.

Bu bölümde temel bazı elektronik cihazların onarımı bakımı ve kullanımı belli çerçeveler içerisinde anlatılacaktır.

· 1-SÜPERHETERODİN ALMAÇLAR VE TELEVİZYON DİZGELERİ

· 1.1-Frekans Bölmeli Çoklama

İletişimde, bilgi işareti bir noktadan diğer bir noktaya bir iletim ortamı kullanılarak gönderilir. Bu iletim ortamı, telefon haberleşmesindeki gibi bir iletim hattı (kablo) olacağı gibi, radyo yada televizyon haberleşmesindeki gibi uzay da olabilir.Gönderilecek olan işaretin bant genişliği çoğunlukla iletim ortamının bant genişliğinin çok küçük bir bölümünü oluşturur.Bu nedenle iletişim ortamından tek bir işaretin gönderilmesi büyük bir savurganlık olur.

Özellikle uzay gibi tek olan bir ortamının tek bir kullanıcı tarafından kullanılması düşünülemez.Ancak, aynı frekans bantını kapsayan birden çok işaretin birbirlerine eklenerek tek bir iletim ortamından gönderilmesi olası değildir.Çünkü bu işaretlerin almaç tarafından birbirlerinden ayrılması olanaksızdır.

Bu sorun şöyle çözülebilir : Birbirleriyle aynı frekans bantını kapsayan işaretlerin frekans yörüngeleri birbirlerine göre aynı frekans bantlarına kaydırılırlar.Böylece birbirleriyle çakışmayan frekans bantlarını kapsayan işaretler elde edilmiş olur.Bu işaretler zaman bölgesinde toplanarak tek bir iletim ortamı üzerinden gönderilirler.Ayrı frekans bantlarını kapsayan bu işaretler alıcı uçta süzgeçler kullanılarak birbirlerinden ayrılırlar.Daha sonra birbirlerinden ayrılmış olan bu işaretlerin frekans görüngelerin ilk kapladıkları frekans bantına kaydırılır.Bu biçimde birden

çok işaret tek bir iletim ortamı kullanılarak gönderilir ve alıcı tarafta ayrı ayrı elde edilebilir.Değişik işaretlerin değişik frekans aralıklarını kullanması ilkesi Frekans Bölmeli Çoklama olarak adlandırılır.Frekans Bölmeli Çoklama kullanılırken işaretler zaman bölgesinde birbirleriyle karışmış durumdadır.Ancak her biri başka frekans bantını kapsadığı için frekans bölgesinde kendi özdeşliklerini korurlar ve istenince uygun süzgeçler kullanılarak birbirlerinden ayrılırlar.

Frekans bölmeli çoklama elde edebilmek için işaretlerin ayrı frekans bantlarına kaydırılmaları işaretlerin frekansları ayrı sinüsoidaller ile çarpışması ( ve gerekirse uygun süzgeçlerden geçirilmesi ) ile sağlanır .Bu ise işaretin çift yan bant genlik modulasyonuna uygulanmasından başka bi rşey değildir .İşaretler almaçta birbirlerinden ayrıldıktan sonra, ilk frekans bantlarına geri kaydırılması işide Çyb modüle edilmiş işaretin demodülasyonu demektir. Bu tür frekans kaydırmalarda işaretin frekans görüngesi değişmez,yalnızca yeri değişir Frekans kaydırma işlemi başka biçimde de yapılabilir. Örneğin,bilgi işaretiyle bir sinüsoidalin frekansını modüle ederek de işaretin görüngesi taşıyıcı frekansı Wo etrafındaki frekans bantına taşınır. Bu taşıma sırasında işaret bir dönüşüme uğrar,frekans görüngesini biçimi ve bant genişliği değişir. Bu işlem frekans modülasyonundan başka bir şey değildir. Frekansı kaydırılmış ve dönüştürülmüş işaretin yeniden ilk bantına kaydırılması ve eski biçimine dönüştürülmesi ise bu FM işaretinin demodülasyonudur.

Frekans bölmeli çoklama için gereken frekans kaydırma işlemi modülasyon işlemi yoluyla sağlanmış olur. Modülasyon işlemini gerekli kılan önemli nedenlerden biri frekans bölmeli çoklama yapabilmektir. Modülasyonu gerektiren diğer önemli bir neden de işaretin iletim ortamında iletimine uygun bir biçimde sokulmasıdır. Böylece ,modülasyon işlemi yoluyla hem frekans bölmeli çoklama hem de işaretin iletime uygun biçime sokulması gerçekleştirilmiş olur.

Frekans bölmeli çoklama konusuyla ilgili bir örnek verecek olursak ; Bir iletim ortamı (örneğin uzay) kullanarak, aynı anda n tane, her biri Wm rad/sn’ye bant sınırlı, işaret göndermek istediğimiz,modülasyon türü olarak (ÇYB yada normal) Genlik Modülasyonu kullanıldığını varsayalım. Aynı örnek diğer modülasyon türleri kullanılarak da incelenebilir. Bu n işaretin taşıyıcı frekansları W1,W2,….,Wn olan n tane sinüsoidalin genliğini modüle edilmiş her bant genişliği 2Wm olan ve merkezi W1 (yada W2, yada W3 ,….,yada Wn ) olan bir bantını kapsar. Buna göre,değişik frekans görüngelerinin birbirleriyle çakışmaması için taşıyıcı frekansları W1 ,W2 ,….,Wn’nin birbirlerinden enaz 2Wm rad/sn uzakta olması gerekir.

Bu işaretler frekans bölmeli çoklanarak tek bir göndermeç tarafından iletim ortamına verilebileceği gibi, başka göndermeçler tarafından iletim ortamına verilebileceği gibi, başka göndermeçler tarafından iletim ortamına verilmişde olabilir. Her iki durumda da iletim ortamındaki işaret aynıdır.İletim ortamındaki n işaretin tümünde tek bir almaç tarafından alınabileceği gibi her biri ayrı birer alıcı tarafından alınabilir.

işaretlerin tümünün tek bir verici tarafından gönderildiği ve tek bir almaç tarafından alındığı durum gösterilmiştir.

Her işaret göndermeçte modüle edilerek istenilen frekansa kaydırılır.Çakışmayan frekans bantlarını kapsayan modüle edilmiş işaretlerin toplamı iletim ortamına verilir.Almaçta ise belli bir işareti almak için o işaretin frekansına merkezlenmiş bir bant geçiren süzgeç konur. Bant geçiren süzgeç çıkışında yalnızca işaret vardır.Bu işaretten,demodülasyon yolu ile ,ilk bilgi işareti elde edilir.

Gerçekte uzayın bir iletim ortamı olarak kullanımı bir frekans bölmeli çoklama uygulamasından başka bir şey değildir.Tüm elektromanyetik yörünge 1 ile 100 Khz’den 100Ghz’e kadar, çok değişik iletim türleri için aynı anda kullanılmaktadır.Her kullanıcı istediği işaretin bulunduğu frekans bantına geçiren ve diğer tüm işaretleri söndüren bir bant geçiren süzgeç ile istediği işareti demodüle edebilecek bir almaç kullanılır.Bu işlem sırasında almaçlar birbirlerinden etkilenmezler.Burada önemli olan işaretlerin frekans frekans görüngelerinin çakışmamasıdır.Görüngelerin çakışmaması, uluslar arası iletişim kuruluşları tarafından değişik amaçlar için öngörülen frekans dilimlerinin kullanılması ile sağlanır. Örneğin,160 Khz - 250 Khz uzun dalga GM yayınına, 550 Khz - 1600 Khz orta dalga GM yayınına ve 6 Mhz - 26 Mhz bantı içinde bir takım frekans dilimleri kısa dalga GM yayınına ayrılmıştır.88 Mhz ile 108 Mhz arası FM (yada çok kısa dalga) yayımına ayrılmıştır ve bu bantta her radyo istasyonuna 200 Khz’lik bir bant verilmektedir.

Yönetmelikler

Salı, 06 Kasım 2007

Yönetmelikler Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumundan :

Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği BİRİNCİ KISIM Amaç, Kapsam, Hukuki Dayanak, Tanımlar ve Kısaltmalar Amaç

Madde 1 — Bu Yönetmeliğin amacı; dağıtım sistemine bağlanmak isteyen veya bağlı olan tüketiciler ile bu tüketicilere bağlantı anlaşması, perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşma kapsamında hizmet veren taraflara uygulanacak standart, usul ve esasların belirlenmesidir.

Kapsam

Madde 2 — Bu Yönetmelik; tüketicilere dağıtım seviyesindeki hizmetlerin, yeterli, kaliteli ve sürekli olarak sunulması için;

a) Verimli ve kesintisiz hizmet sağlanmasına ilişkin olarak uyulması gereken hizmet kalitesi standartlarına,

b) Elektrik enerjisi tüketiminin tespiti ve tahakkuk ettirilmesine,

c) Tüketim amaçlı olarak elektrik enerjisi ve/veya kapasitenin rekabet ortamında temin edilebilmesi için uyulması gereken esas ve usullere,

d) Müşteri şikayetlerinin alınması, değerlendirilmesi ve müşterilerin bilgilendirilmesine yönelik esas ve usullere,

e) Müşterilerin hak ve yükümlülükleri ile müşteri zararlarının tazminine,

ilişkin hükümleri kapsar.

Perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiler dışındaki üretim veya otoprodüktör veya otoprodüktör grubu veya toptan satış lisansı sahibi tüzel kişilerden elektrik enerjisi ve/veya kapasite satın alan serbest tüketicilere sağlanan perakende satış hizmetleri bu Yönetmeliğin kapsamı dışında olup, bu satış hizmetlerine ilişkin hükümler, lisans sahibi tüzel kişiler ile serbest tüketicilerin aralarında yaptıkları ikili anlaşmalar kapsamında düzenlenir.

Hukuki dayanak

Madde 3 — Bu Yönetmelik, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar ve kısaltmalar

Madde 4 — Bu Yönetmelikte geçen;

1. Kanun: 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununu,

2. Kurum: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunu,

3. Kurul: Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunu,

4. Başkan: Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanını,

5. TEDAŞ: Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketini,

6. TEİAŞ: Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketini,

7. Abone grubu: Aynı hizmet standardına tabi gerçek ve tüzel kişileri,

8. Bağlantı anlaşması: Gerçek veya tüzel kişilerin dağıtım sistemine sürekli veya geçici olarak bağlantı yapmalarına ilişkin koşul ve hükümleri kapsayan anlaşmayı,

9. Bağlantı bedeli: Gerçek veya tüzel kişilerin dağıtım sistemine bağlantı yapmalarına ilişkin olarak yapılan masrafların karşılanmasını esas alan bedeli,

10. Bağlantı gücü: Bir kullanım yerinin elektrik projesinde belirtilen kurulu gücün, kullanma faktörü ile çarpılması suretiyle hesaplanan güç miktarını,

11. Dağıtım: Elektrik enerjisinin gerilim seviyesi 36 kV ve altındaki hatlar üzerinden naklini,

12. Dağıtım bölgesi: Bir dağıtım şirketinin lisansında tanımlanan bölgeyi,

13. Dağıtım tesisi: İletim tesislerinin bittiği noktadan itibaren, müstakilen elektrik dağıtımı için tesis edilmiş tesis ve şebekeyi,

14. Dağıtım sistemi: Bir dağıtım bölgesinde yer alan elektrik dağıtım tesisleri ve şebekesini,

15. Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği: 4/8/2002 tarihli ve 24836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmeliği,

16. Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği: 11/8/2002 tarihli ve 24843 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmeliği,

17. Hizmet: Elektrik enerjisi ve/veya kapasite satışına yönelik olarak, bağlantı, sayaç okuma, ödeme bildirimleri ve müşteri hizmetlerine ilişkin diğer faaliyetleri,

18. İkili anlaşmalar: Gerçek veya tüzel kişiler ile lisans sahibi tüzel kişiler arasında ya da lisans sahibi tüzel kişilerin kendi aralarında özel hukuk hükümlerine tabi olarak, elektrik enerjisi ve/veya kapasitenin alınıp satılmasına dair yapılan ve Kurul onayına tabi olmayan ticari anlaşmaları,

19. İlgili mevzuat: Elektrik piyasasına ilişkin kanun, yönetmelik, tebliğ, genelge, Kurul kararları ile ilgili tüzel kişilerin sahip oldukları lisans veya lisansları,

20. İlgili tüzel kişi: İlgisine göre dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi ve/veya perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiyi,

21. Müşteri: Perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşmalar yoluyla hizmet alan tüketicileri,

22. Perakende satış hizmeti: Perakende satış lisansına sahip şirketler tarafından, elektrik enerjisi ve/veya kapasite satımı dışında, tüketicilere sağlanan sayaç okuma, faturalama gibi diğer hizmetleri,

23. Perakende satış sözleşmesi: Bağlantı anlaşması mevcut olan kullanım yeri için, perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi ile müşteriler arasında Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde, elektrik enerjisi ve/veya kapasite temini ile hizmet alımına yönelik olarak yapılan ticari faaliyetlere ilişkin koşul ve hükümleri kapsayan sözleşmeyi,

24. Perakende satış şirketi: Elektrik enerjisinin ve/veya kapasitenin ithalatı ve iletim sistemine doğrudan bağlı olanlar dışındaki tüketicilere perakende satışı ve/veya tüketicilere perakende satış hizmeti verilmesi ile iştigal edebilen tüzel kişiyi,

25. Serbest olmayan tüketici: Elektrik enerjisi ve/veya kapasite alımlarını sadece, bölgesinde bulunduğu perakende satış lisansı sahibi dağıtım şirketi veya perakende satış şirketlerinden yapabilen gerçek veya tüzel kişiyi,

26. Serbest tüketici: Kurul tarafından belirlenen elektrik enerjisi miktarından daha fazla tüketimde bulunması veya iletim sistemine doğrudan bağlı olması nedeniyle tedarikçisini seçme serbestisine sahip gerçek veya tüzel kişiyi,

27. Tarife: Elektrik enerjisinin ve/veya kapasitenin iletimi, dağıtımı ve satışı ile bunlara dair hizmetlere ilişkin fiyatları, hükümleri ve şartları içeren düzenlemeleri,

28. Tedarikçi: Müşterilerine elektrik enerjisi ve/veya kapasite sağlayan üretim şirketleri, otoprodüktörler, otoprodüktör grupları, toptan satış şirketleri, perakende satış şirketleri, perakende satış lisansı sahibi dağıtım şirketlerini,

29. Tüketici: Elektriği kendi ihtiyacı için alan serbest ve serbest olmayan tüketicileri,

ifade eder.

Temel Elektronik Bilgileri:

Salı, 06 Kasım 2007

Temel Elektronik Bilgileri:

Eger insan elektronik kavrami tam olarak kavrayabilirse islem basamaklarini ancak o zaman istedigi gibi geçebilir. Yapilmasi gereken her iste oldugu gibi elektronik devreler hayatimizda önemli bir yere gelmistir; kumandalar, adaptörler ve daha niceleri. Herkez bir sekilde bu devreleri sökmüs ve incelemisizdir. Ayni baska bir dili ögrenmek gibi elektronigide bilen bir sahis zorlanmadan istedigi gibi bu devreleri onarmakla kalmaz yenisini yani daha iyisini bile yapabilir.

Elektronik tanimini kisaca yapmak istersek ilk olarak eletrik akimi yani temel olaya inmemiz gerekir bu olayida anlamak için mutlak olarak atomlarla ilgili bilmemiz gereken noktalar vardir;

Atomlar dogada aktif olarak üç farkli sekilde yer alirlar; KatiSiviGazModlar arasindaki önemli farklar agirlik ve yogunluktur. Bu atomlarin hareketsel bir yapisi oldugundan enerji bakimindan ise ikiye ayrilirlar;

1.Potansiyel Enerjili : Pozistonunu koruyan enerjidir.

2.Kinetik Enerjili : Hareket enerjisidir.

Atomlar birbirlerine çok benzeselerede yapisal olarak çok küçük parçalardan olusurlar. Bu parçaciklar sayesinde atomlar 92 farkli cins olustururlar. Bu ayrimi gösteren periodik tabloda atomlarin numaralari ve agirliklari yer almaktadir. 92 olan sayi son yillarda yapilan nükleer çalisma sonuçlariyla 14 adet eklenerek 106′ya çikmistir. Yandaki linkde ayrintili bir tablo yeralmaktadir. http://www.webelements.com/

1845 yilindan sonra atomun içyapisi tam olarak açiklanabilmistir. Yapida ELEKTRON, PROTON ve NÖTRON bulunmaktadir. Elektronlar serbest yörüngede gezen negatif(-) yüklü parçaciklardir. Proton ise merkezde yer alan pozitif(+) yüklü parçaciklardir, sabit konumludur. Nötronlar ise yüksüz ve merkezde yer alan hareketsiz parçaciklardir. Yapida hareketli yapida bulunan elektronlar atomun tipini belirler. Eger elektronlar protonlara göre fazla ise atom NEGATiF, Elektronlar Portonlardan az ise POZiTiF, Elektronlar Protonlara esit ise atom NÖTR yapisindadir.

iste burada iki atom yakinlastirildiginda birinin yükü digerine göre zit yönlü ise Negatifden Pozitife geçis olacaktir, bu olaya elektrik akimi denilebilir. Elektrik akimi daha önceki yillarda Pozitifden negatife olarak bilinmekteydi fakat prensip olarak Negatiden Pozitifedir.

iste bu olgulari matematiksel olarak ifadelendirsek genel kavramlari belirlememiz gerekir;

Amper(A): Bir iletken üzerinden gecen elektrik akim miktari. (Birimleri: Amper,MiliAmper, MikroAmper)

1 Amper(A)= 1 kulomb (Q) esittir.

Volt (V): iki farkli yükle yüklenmis ortamlar arasindaki yük farki yani kisaca gerilim farki. (Birimleri: KiloVolt,Volt,miliVolt,mikroVolt)

V=W/Q W joule ile gösterilen güçsel fark, Q kulomb olarak biline