‘Elektrik Elektronik’ Kategorisi için Arşiv

Enerji, İş Yapabilme Yeteneğidir. Enerjinin Boyutları İşin Boyutları İle Aynıdır. Kl

Salı, 06 Kasım 2007

Enerji, iş yapabilme yeteneğidir. Enerjinin boyutları işin boyutları ile aynıdır. Klasik mekanikte iş, kütle (m) ile uzunluğun (l) karesinin çarpımının, zamanın (t) karesine oranı (ml²/t²) olarak tanımlanır. Bu, kütle büyüdükçe ya da devinimin uzunluk arttıkça ya da devinimin süresi kısaldıkça, yapılan işin ya da harcanan enerjinin artacağı anlamına gelir. Enerji çoğunlukla kilogram metre, joule, erg, BTU, kilovat saat gibi iş birimleriyle ifade edilir.

Enerjinin Korunumu Yasası, doğadaki tüm olgular için geçerlidir; buna göre, doğada gerçekleşen değişimler sırasında, toplam enerji miktarı değişmez. Enerji, belirli bir sistemde, birçok değişik şekilde bulunabilir ve enerjinin korunumu yasası çerçevesinde, bir biçimden ötekine dönüştürülebilir.

Türkiye’de enerjinin durumu, ne çok iyi ne de çok kötüdür. Günümüzde bir çok Avrupa Devleti, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya geçmişken, Türkiye hala enerji elde etmek için termik ve hidroelektrik santrallerden yararlanmakta ve nükleer santrallere geçme çabası göstermektedir. Ülkemizde bulunan kömür rezervleri, Türkiye’nin ortalama 250-300 yılını garantilemiş durumdadır. Kurulan hidroelektrik santrallerinin de erozyon tehlikesi şimdilik yoktur. Ama 300 sene sonrası pek parlak değildir. Bu yüzden şimdiden yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya başlamalıyız.

Aşağıda Türkiye’nin ortalama yıllık enerji üretimi görülmektedir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.jpg[/IMG]

Elektrik Enerjisi

Mekanik ya da kimyasal enerjinin ya da ısı enerjisinin elektriğe dönüştürülmesiyle elde edilen ve tüketicilerin kullanımına sunulan enerjidir.

Elektrik enerjisinin üretiminden tüketime ulaştırılmasında başlıca üç aşama vardır: üretim, iletim ve dağıtım. Elektrik enerjisi, günümüzde, aydınlatma, makinelerin çalıştırılması, bilgisayar ve benzeri aygıtlara enerji sağlanması gibi alanlarda kullanılan başlıca enerji kaynağıdır.

Elektrik enerjisinin kullanımına yönelik ilk çalışmalar, 1878’de İngiliz mucit St.George Lane-Fox ile ABD’li mucit Thomas A. Edison’ın geliştirdikleri, aydınlatma amaçlı elektrik enerjisi dağıtım şebekesi tasarımlarıyla başladı. İlk elektrik santrali Londra’da 1882’de hizmete girdi; aynı yıl New York kentinde de bir santral açıldı. Bu santraller doğru akım üretiyordu. Doğru akımın uzaklara iletilmesinin elverişli olmadığı kısa sürede anlaşıldı. 1886’da alternatif akımlı iletim sistemi ABD’de devreye girdi.

Elektrik üretiminde, temel olarak iki enerji kaynağından yararlanılır: su enerjisi ve ısı enerjisi. Su enerjisiyle çalışan hidroelektrik santrallerin en önemli üstünlükleri yakıta ve soğutma suyuna gereksimlerinin olmaması ve çevre kirliliğine yol açmamalarıdır. Buna karşılık bu santraller yağmura ve akarsuların mevsimden mevsime 10-100 kat değişiklik gösterebilen debilerine bağımlıdır. Buna karşılık ısı santrallerinde yer seçimi, tüketim merkezlerini göz önüne alınarak yapılabileceğinde, iletim hatlarının çok uzun olmasından kaçınmak olanaklıdır.

ENERJİNİN YAŞAMIMIZDAKİ ÖNEMİ

Canlılar, hayatlarının devamı için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu enerji, besinlerin kullanılması ile sağlanır. Ayrıca; büyüme, gelişme, yaşlanan dokuların yenilenmesi ve yaraların onarılması için de bazı maddeler gereklidir. Bütün bunlar besinlerle karşılanır. Besinlerden enerji elde edilebilmesi için önce kana geçmeleri, sonra da hücrelere taşınmaları gerekir. Besinlerin hücrelere geçebilecek kadar küçük parçalara ayrılmalarına sindirim denir. Sindirimi gerçekleştiren organların oluşturduklara sisteme de sindirim sistemi denir.

Besinler sindirilerek hücrelere alınabileceği gibi, bazı büyük moleküllü besinler önce hücreye alınıp, sonra hücrenin içinde de sindirilebilirler. Bu nedenle sindirim, yapıldığı ortama göre ikiye ayrılır.

Bunlar:

-Hücre içi sindirim

-Hücre dışı sindirimdir.

Hücre içi sindirimde besinler, hücre içine alınır ve sitoplazmada enzimlerle sindirilir.

Hücre dışı sindirimde ise besin, hücre içine alınmaz. Öncelikle hücre, besini sindirebilecek enzimleri hücre dışına atar. Besin hücre dışında sindirildikten sonrada ortaya çıkan ürünleri hücre içine alır.

Aynı zamanda sindirim, uygulanma şekline göre de ikiye ayrılır:

-Fiziksel(mekanik) sindirim

-Kimyasal sindirim

Fiziksel sindirimde besinler, diş gibi yapılarla ve kaslar yardımıyla besinlerin daha küçük parçalara ayrılmasıdır. Fakat besin maddeleri bu şekilde monomerlerine ayrılamazlar. Bunu yapacak olan enzimlerin temas edebileceği yüzey artmış olur.

Kimyasal sindirimde ise besinler, enzimler ve su yardımıyla monomerlerine ayrılmasıdır. Bu tip olaylar hidroliz reaksiyonlarıdır.

Sindirim şekilleri ve sistemleri her canlıda aynı değildir. Canlı sınıflarına göre farklılık gösterir. Bu yüzden sindirim sistemleri canlı sınıflarında incelenir.

Tek hücreliler, yapılarından dolayı son derece basit sistemlere sahiptirler.

Bir tek hücreden oluştukları için sadece hücre sindirimi yaparlar.

Çoğunlukla hücre içi sindirim yaparlar. Amip, öglena, terliksi hayvan gibi bir hücreliler, büyük besinleri endositozla veya fagositozla hücre içine, oluşturdukları besin kofullarına alırlar. Bu kofulların içine sindirim organeli olan lizozom, sindirim enzimlerini aktarır. Besinler burada sindirilerek yapı taşlarına ayrılırlar. Oluşan bu yapılar sitoplazmaya geçer. Kofulda kalan artık maddeler aynı kofulla, ekzositozla hücre dışına atılır.

Bitkilerde ve mantarlarda özelleşmiş sindirim organları yoktur. Küf ve şapkalı mantar çeşitleri, çürümekte olan bitki ve hayvanların artıkları üzerine yerleşirler. Sindirim enzimlerini artıkların üzerine salgılayarak organik maddeleri sindirirler. Oluşan yapıtaşlarını difüzyon ve aktif taşımayla hücre içine alıp kullanırlar. Böylece faydasız madde ve artıklar hücre içine alınmadan dış ortamda kalır. Bu olay hücre dışı sindirimdir.

Bitkiler fotosentezle kendi besinlerini kendileri ürettikleri için sindirim yapmazlar. Topraktan aldıklarını ve fotosentez ürünlerini hücrelerde depolarlar.

Fakat böcek kapan, ibrik otu gibi bazı bitkiler hücre dışı sindirimde yaparlar.

Omurgasızlardaki sindirim sistemleri daha gelişmiştir. Bu canlılarda genelde hücre dışı sindirim görülürken, bazılarında hem hücre içi hem de hücre dışı sindirim görülmektedir.

Süngerler hariç diğer omurgasızlarda sindirim olayı, silindirik kanal şeklindeki özel organların boşluklarında gerçekleşir.

Süngerlerde özel bir sindirim sistemi yoktur. Yaşadıkları deniz veya göl suyundan mikroskobik canlıları vücutlarındaki porlardan içeri alırlar. Süngerlerin bazı hücreleri vücut içindeki bu besinleri fagositozla hücre içine alıp sindirir ve artıklar çeşitli kanallardan dışarı atılır.

Sölenterlerden hidrada, ağız ve anüs olarak görev yapan tek bir açıklık vardır. Buradan alınan besinlerin bir kısmı vücut boşluğunda sindirilir. Kısmen sindirilen besinler sindirim boşluğunu çevreleyen hücreler tarafından alınır ve hücre içinde yapıtaşlarına ayrılarak sindirim tamamlanır.

Yassı solucanlardan planaryada, hidrada olduğu gibi ağız ve anüs görevi yapan tek açıklık vardır. Ağızla alınan besin vücudun her tarafına yayılan sindirim kanalında kısmen sindirilir. Kısmen sindirilen besinler hücre içine alınarak burada sindirim tamamlanır. Yassı solucanların bazıları parazit olarak yaşarlar.

Toprak solucanı ve diğer hayvanlarda ağızla başlayan ve anüsle sonlanan bir sindirim kanalı vardır. Alınan besinler, sindirim kanalının farklı özelikteki bölümlerimden geçerken sindirilir. Yararlı maddeler bağırsak hücreleri tarafından alınıp kana verilir. Sonrada vücut hücrelerine dağıtılır. Sindirilmeyen artıklar da anüsten dışarı atılır.

Omurgasızlardan toprak solucanında bulunan taşlık içindeki küçük taşlar, mekanik sindirimle besinleri öğütmeye yarar. Salyangoz gibi hayvanlarda sindirim kanalının başlangıcında, besinlerin parçalanmasını sağlayan radula adında dişli bir dil bulunur.

Eklem bacaklılarda sindirim sistemi toprak solucanlarındakine benzer.

Omurgalı canlılar kullandıkları besin çeşitlerine göre üç grupta incelenirler.

Otçullar, etçiller, otçul ve etçiller.

Omurgalı canlıların almış oldukları besinlere uygun olarak sindirim sistemleri farklılık gösterir. Bundan dolayı otçulların sindirim kanalı uzun, etçillerinki ise kısadır.

Bu canlılarda alınan besin çeşidine bağlı olarak ağız, diş, dil ve bağırsakların yapılarında da bazı farklılıklar bulunmaktadır.

Kuşlarda sindirim sistemi ağızla başlar, kloakla sonlanır. Ağız gaga şeklinde olup, alınan besinler önce kursağa gelir. Burada bir süre depolanarak yumuşatılır. Sonra bezli mideye gider. Burada mide öz suyuyla daha da yumuşayan besinler taşlığa geçer.

Güçlü kaslardan oluşan taşlığın, kuvvetli kasılmalarıyla içindeki besinler, alınan küçük taşlar ve kumlarla iyice öğütülür. Taşlıktan sonra bağırsağa gelen besinler, enzimler yardımıyla sindirilir. Sindirimi tamamlanmış besinler emilerek kana verilir.

Kuşların sindirim kanalının bağırsak bölümüne karaciğer ve pankreas gibi bezler bağlıdır. Sindirim enzimlerini bu bezler salgılar.

Sindirilemeyen artıklar da kalın bağırsaktan kloaka geçerek dış ortama atılır.

Memelilerde ağız ve dişler çok gelişmiştir. Etçillerin hepsinde ve bazı otçul memelilerde mide tek bölmelidir. Fakat sığır ve manda gibi geviş getiren bazı otçul memelilerin mideleri dört bölmelidir. Bunlar işkembe, börkenek, kırkbayır ve şirdendir.

Ağızla alınan besinler işkembede bir süre depolanır. Selülozlu besinler burada mutualist yaşayan bir hücreli kamçılılar tarafından salgılanan enzimlerle bir miktarı sindirilir. İşkembedeki besinler börkeneğe geçerler ve buradan tekrar ağıza getirilerek yeniden çiğnenir. Geviş getirme denilen bu olaydan sonra, besinler ikinci kez yutulur. Daha sonra kırkbayır ve şirdene getirilen besinler kimyasal sindirime uğrarlar. Şirdenden ince bağırsağa geçen besinler tamamen yapıtaşlarına ayrılırlar ve ince bağırsaktan emilerek kana taşınırlar.

İnsanlarda özelleşmiş bir sistem vardır. Sindirim sistemi silindirik bir kanal şeklindedir. Bu sistemde salgı üreten sindirime yardımcı bezler olan karaciğer ve pankreas da bu kanalla bağlantılıdır. İnsanın sindirim sisteminde besinler fiziksel ve kimyasal olmak üzere iki çeşit sindirime uğrar.

Ağızla başlayıp anüsle son bulan insandaki sindirim sistemine özel salgı üreten bezler vardır. Bunlar; ağıda tükürük bezleri, midede mide bezleri, ince bağırsakla bağlantılı karaciğer ve pankreas ile ince bağırsakta bulunan bezlerdir. Ayrıca mide ve ince bağırsakta bazı bezlerin salgı yapmalarını sağlamak için hormon üreten özel hücrelerde vardır.

İnsanda sindirim sistemi ağızda başlar. Ağız; dudaklar, yanaklar, damak ve yutakla çevrilmiştir. Ağzın içi mukoza adı verilen zarla kaplıdır. Ağızda sindirimi sağlayan önemli organlar; dişler, dil ve tükürük bezleridir.

Dişler, besinleri tutma, koparma, çiğneme ve öğütme görevlerini yapar. Tüm dişlerin yapısı aynı olup birbirine benzer. Diş, diş etinin üzerinde bulunan taç kısmı ve onun üzerini kaplayan çok sert bir yapı olan mineden oluşur. Minenin altında kemik yapısında fil dişi (dentin) bulunur. En iç kısımda sinirlerin ve kan kılcallarının bulunduğu diş özü (pulpa) yer alır.

Dilin yapısında çizgili kaslar bulunur. Besini ağız içinde karıştırma ve yutmaya yardımcı olur.

Tükürük bezleri; ağız boşluğuna kanallarla bağlanan, kulak altı, çene altı ve dil altı bezleri olarak üç çift ekzokrin salgı bezidir. Tükürük içinde bol miktarda su bulunur. Sudan başka mukus, amilaz enzimi, sodyum ve kalsiyum iyonları vardır. Tükürüğün mikrop öldürücü özelliği vardır. Tükürük pH ’sı 6,8 ‘dir.

pH ’nin yükselmesiyle kalsiyum iyonları ve fosfat gibi maddeler çökerek diş taşlarını ve tükürük kanallarını kapatan taşlar oluşturur. Tükürük besinlerin ıslatılmasını, kayganlaşmasını sağlarken, amilaz enzimiyle nişastanın kimyasal sindirimini başlatır.

Yutak; ağızla yemek borusunu birbirine bağlayan bir yapıdır. Ağızdaki çiğnenmiş besinlerin yemek borusuna itilmesini sağlar. Yutkunma anında gırtlak yukarı çıkar ve gırtlak kapağı soluk borusunu kapatır. Böylece lokmaların soluk borusuna geçmesi önlenerek yemek borusuna gönderilir.

Yemek borusu, soluk borusunun arkasında, yutaktan mideye kadar uzanan bir borudur. Yapısında bağ doku, düz kaslar ve örtü epiteli bulunur. Boyu,

20-25 cm ve çapı 2cm’dir. Bazı epitel hücrelerinin salgıladığı mukus, yutulan besinlerin mideye inişini kolaylaştırır. Kaslar yukarıdan aşağıya doğru kasılıp gevşeyerek (peristaltik hareket) lokmaları mideye iter.

Mide, karın boşluğunun sol üst tarafında, yemek borusu ile onikiparmak bağırsağı (duodenum) arasında bulunur. Mide enine, boyuna ve eğik olarak üst üste dizilmiş üç katlı düz kastan yapılmıştır. Bu kaslar midenin değişik yönlerden kasılmasını sağlar. Böylece mideye girmiş besinlerin mekanik sindirimi gerçekleşir. Midenin yemek borusu ile bağlı olduğu yere mide ağzı (kardia), onikiparmak bağırsağına bağlı olduğu yere mide kapısı (pilor) denir. Mide içten dışa doğru, bağ dokusu, (periton) düz kaslar ve mukoza hücreleri ile kaplıdır. Mukoza arasında mide özsuları salgılayan tüp şeklinde bezlerle, kana hormon salgılayan hücreler vardır. Mide özsuyunda hidroklorik asit (HCL) ile pepsinojen enzimi bulunur. Mide bezleri süt çocuklarında lap (renin) enzimi salgılar. Mukozanın salgısı olan mukus sıvısı mideyi HCL etkisinden korur. Mide kaslarının kasılıp gevşemesiyle midedeki besinlerin mide özsuyuyla karışarak bulamaç (kimus) haline gelmesiyle mekanik sindirim olurken, salgılanan enzimlerin proteinlerin kimyasal sindirimleri başlatılmış olur.

İnce bağırsak mide kapısından başlayıp, kalın bağırsağa kadar uzanan organdır. Çapı 2-3 cm ve boyu 7-8 m uzunluğundadır. İnce bağırsağın mideden başlayarak ilk 20-24 cm uzunluğundaki kısmına onikiparmak bağırsağı (duodenum) denir. Karaciğer ve pankreas duodenuma bir kanalla bağlı olduğundan salgılarını bura boşaltırlar. İnce bağırsağın duodenumun devamı olan kısmına boş bağırsak (jejenum), en son kısmına ise kıvrım bağırsak (ileum) denir. İnce bağırsağın ilk kısmı olan duodenum, buraya dökülen salgılarla kimyasal sindirimi yönüyle önemlidir.

İnce bağırsak dıştan içe doğru periton (karın zarı), düz kas ve mukoza zarlarından oluşur. İnce bağırsağın iç kısmında, yüzeyi genişletmek için çok sayıda parmaksı çıkıntılara benzer villuslar (tümür) bulunur.

Bu villusların üzerinde daha küçük ve çok sayıda mikrovilluslar bulunmaktadır. Villusların içinde kan ve lenf (ak kan) kılcalları vardır. İnce bağırsağın iç epitelinde, sindirim enzimleri üreten ve mukus salgılayan goblet hücreleri vardır.

Kalın bağırsak, ince bağırsağın son kıvrımından başlayarak anüse kadar uzanır. Boyu 1,5 m ve çapı 6 cm’dir. Kalın bağırsak yapı olarak ince bağırsağa benzer. Ancak kalın bağırsakta villuslar yoktur. Kalınbağırsağın iç epitelinde çok sayıda goblet hücresi bulunur. Goblet hücrelerinin salgıladığı mukus sindirim artıklarının Hareketini kolaylaştırır.

Kalın bağırsağa kolon da denir. Sağ alt karın boşluğunda bulunan kör bağırsaktan sonra, çıkan kolon, yatay kolon, inen kolon ve rektum denilen kısımdan sonra anüsle dışarı açılır. Kalın bağırsak, barındırdığı bakterilerle K vitamininin üretimini ve suyun emilimini sağlar.

Tüm bu sindirim olaylarında kimyasal sindirimi enzimler gerçekleştirir. Bu enzimlerde çeşitli organlardan salgılanır. Sindirime yardımcı olan bu bezler; tükürük bezleri, karaciğer safra kesesi, pankreas, mide ve bağırsak bezleridir.

Karaciğer yaklaşık 1,5-2 kg ağırlığında, diyafram kasının altında, karın boşluğuna yerleştirilmiş en büyük iç organımızdır. Karaciğerin çukur olan alt yüzünün sol tarafında mide bulunur. Üst kısmı ise diyaframla temas halinde ve kubbe biçimindedir. Karaciğerin üzeri bağ dokudan yapılmış bir kapsülle örtülüdür. Karaciğer dört parçadan oluşur. Bu parçalara lop denir. Her lop çok sayıda lopçuklara ayrılır. Lopçuklar safra (öd ) salgısı üretirler. Safra, karaciğer sağ lobunun altındaki safra kesesinde depolanır.

Safranın bir miktarı da koledok kanalıyla water kabarcığından onikiparmak bağırsağına boşaltılır. Safranın içinde, kolesterol, yağ asitleri, safra tuzları ve safra pigmentleri vardır. Safrada enzim bulunmaz. Safra salgısının eksilmesi yada salgılanmasının durması safra tuzlarının salgısının ve kolesterolün çökelmesi ile safra taşları oluşumuna neden olur. Bu taşlar safra kanalını tıkar. Safra salgısı duodenuma boşalamadığından tekrar emilerek kana karışır. Sonuçta mikrobik olmayan sarılık meydana gelir. Sarılığa yakalanan insanlarda gözüm beyazı ve deride belirgin şekilde sarı renk oluşmaya başlar.

Safra, yağların fiziksel sindirimini sağlayarak, onların küçük yağ parçalarına dönüşmelerini sağlar. Yağların ince bağırsaktan emilmesine yardım eder. Bağırsakta zararlı bakterilerin çoğalmasını ve kokuşmayı önler.

Karaciğere, aorttan ayrılan karaciğer atar damarıyla kalpten; kapı toplar damarıyla da dalak ve ince bağırsaktan kan gelir. Karaciğer toplar damarıyla da karaciğerden kalbe kan gider. İnsan vücudunda en fazla kendini yenileyebilen organlardan biri karaciğerdir. Karaciğer vücutta çok çeşitli görevleri gerçekleştiren adeta vücudun sigortası durumunda olan bir organımızdır. Alındığında insan 1-2gün yaşayabilmektedir.

Karaciğer fazla glikozu glikojene dönüştürerek depolar. Açlık durumunda glikojeni glikoza parçalayarak kana verir. Böylece kan şekerini ayarlar.

Fazla proteinleri, karbonhidrat ve yağlara dönüştürür.

A, D, K vitaminlerinin, minerallerin, amino asitlerin ve yağların fazlasını depolar.

Kanın damar içinde pıhtılaşmasını önleyen heparini üretir. Aynı zamanda da kanın pıhtılaşmasını sağlayan protrombin ve fibrinojeni üretir.

Amonyağı, daha az zehirli olan üre ve ürik aside dönüştürür.

Hidrojenperoksiti ve alkolü parçalar.

Yaşlı alyuvarları parçalayarak hemoglobini tutar.

Kansızlık durumunda ve embriyo döneminde alyuvar üretir.

İlaçların ve besinlerdeki zararlı maddelerin zehirli etkilerini giderir.

Eşey hormonlarının fazlasını parçalar.

Vücut ısısının düzenlenmesine yardımcı olur.

Öncül A vitamininden A vitaminini sentezler.

Pankreas, midenin alt arka tarafına yerleşmiştir. Yaklaşık 70-80 gr ağırlığında pembe, yaprak şeklinde karma bir bezdir.Pankreasın salgıladığı pankreas öz suyunda amilaz, tripsinojen ve lipaz enzimleri vardır. Bu özsu pankreas kanalıyla water kabarcığından duodenuma dökülür. Salgılanan enzimler karbonhidratların, proteinlerin ve yağların sindirimini gerçekleştirir. Pankreas langerhans adacıklarıyla insülin ve glukagon hormonları üreterek kana verir. Bu hormonlar kan şekerini düzenler.

Fiziksel sindirimde besinler daha küçük parçalara ayrılır. Kimyasal sindirimde ise besinler, vücudun gereksinim duyduğu temel yapıtaşlarına ayrılırlar. Proteinleri, karbonhidratları ve yağları yapıtaşlarına ayırmada farklı enzimler görev yapar. Bir maddenin sindiriminde birden çok enzim ortak çalışabileceğinden anlatım bütünlüğünün sağlanması için enzim faaliyetleri besin maddelerinin sindirimi başlığı altında incelenir.

Karbonhidratların çoğu bitkiler tarafından üretilir. Vücuda beslenmeyle alınan karbonhidratlardan polisakkarit ve disakkrit çeşitleri yapıtaşları olan monosakkaritlere dönüştürülür. Karbohidratların kimyasal sindirimi ağızda ve ince bağırsakta gerçekleşir. İki değişik organda ve üç kademede sindirime uğrayarak sindirimleri tamamlanır.

Ağızda, amilaz nişastaya etki ederek maltoz ve dekstrine ayırır.

Mide ortamından çıkan besinlerin, onikiparmak bağırsağına gelmeleriyle, sekretin hormonu salgılanır. Kandaki sekretin hormonu pankreası uyararak pankreas özsuyunun salgılanmasını sağlar. Bu özsu içindeki amilaz, duodenuma gelen pişmiş ve pişmemiş nişastalı besinleri yapıtaşlarına ayırır.

Onikiparmak bağırsağından sonra sindirilmeyen veya kısmen sindirilmiş olan karbonhidratlar, incebağırsak hücreleri tarafından salgılanan maltaz, sakkaraz ve laktaz enzimleriyle sindirilerek monomerlerine ayrılırlar.

Sindirim sonucu oluşan glikoz ve diğer monosakkaritlar, ince bağırsağın villuslarından emilerek karaciğere getirilir. Karbonhidratlar bazik ortamda çalışabilen enzimlerle parçalandığından midede sindirilemezler.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.jpg[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.jpg[/IMG]

Proteinler; bitkisel besinlerden baklagillerde, hayvansal besinlerden et, süt ve yumurtada bol miktarda bulunan organik maddelerdir. Vücuda alınan proteinlerin, canlıda kullanılabilmeleri için, yapı taşları olan amino asitlere parçalanarak hücrelere alınmaları gerekir. Proteinlerin mekanik sindirimi ağızda, kimyasal sindirimi ise midede başlar ve ince bağırsakta tamamlanır. Ağızda çiğnenmiş lokma yutkunmayla yemek borusuna geçer. Buradaki peristaltik hareketlerle besinler mideye iletilince, midenin bazı hücreleri gastrin hormonu salgılar. Kandaki gastrin hormonu mide özsularını salgılayan bezleri uyarır. Uyarılan bu bezlerden hidroklorik asit (HCL), mukus salgısı, pepsinojen enzimi ile süt çocuklarında lap (renin) enzimi salgılanır. Önce hidroklorik asit pepsinojenle etkileşerek aktif bir proteinaz olan pepsine dönüştürülür.

Pepsin de proteinleri etkileyerek onları peptonlara parçalar.

Süt çocuklarında lap enzimi, sütün proteinini kazeine dönüştürerek çökeltir.

Kazeine de pepsin etki ederek onları polipeptitlerle amino asitlere parçalar.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.jpg[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.jpg[/IMG]

Midedeki besinler buradaki özsu ile karışarak bulamaç (kimus) haline getirilir. Bu haldeki besinler yaklaşık iki saat sonra, onikiparmak bağırsağına geçerler. Kimüsün onikiparmak bağırsağına gelmesiyle buradan hemen sekretin hormonu salgılanır. Kandaki sekretin, pankreası uyararak enzim taşıyan özsuyunu salgılatır. Bu enzimlerle peptonların sindirimi, ince bağırsağın onikiparmak bağırsağında ve daha sonra gelen bölümünde, iki aşamada sindirilerek tamamlanır.

Onikiparmak bağırsağında; pankreasın in aktif haldeki enzimi olan tripsinojen, bağırsaktaki bazı hücrelerden salgılanan enterokinazla aktif tripsine dönüştürülür.

Tripsin, mideden gelen peptonları etkileyerek onları peptitlere ve amino asitlere dönüştürür.

İnce bağırsak tarafından erepsin enzimi salgılanır. Erepsin, onikiparmak bağırsağından gelen peptitleri, amino asitlere dönüştürür ve proteinlerin sindirimi tamamlanmış olur. Oluşan tüm asitler, ince bağırsaktaki villuslar tarafından emilerek kanla karaciğere getirilir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image012.jpg[/IMG]

Yağlar; sıvı olan ay çiçek yağı, zeytin yağı gibi bitkisel yağlarla,katı olan tereyağı ve kuyruk yağı gibi hayvansal yağlardan oluşan organik besinlerdir. Yağların fiziksel sindirimi ağızda ve ince bağırsakta safra tuzlarıyla meydana gelir. Yağların kimyasal sindirimi ince bağırsakta başlar ve burada biter. Böylece yağlar yapıtaşları olan yağ asitleri ve gliserine (gliserol) parçalanmış olur.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image014.jpg[/IMG]

Besinler, kimüs halinde onikiparmak bağırsağına ulaşınca, buradaki bazı hücrelerden kolesistokinon hormonu salgılanır. Kandaki kolesistokinon safra kesesini uyararak, safra salgısının salınması başlatır. Kimüs içindeki yağlar safra salgısıyla etkileşerek küçük yağ damlacıkları haline getirilirler. Bu yağların fiziksel sindirimidir. Yağ damlacıkları pankreas enzimi olan lipazların yardımıyla sindirilir. Yağ asitleri ve gliserol lenf sistemiyle emilerek kan dolaşımına katılır.

Tüm bu sindirim olaylarıyla yapıtaşlarına parçalanan besinler, vücudun kullanması için emilip kana veya direkt bir organa ulaştırılırlar. Bu olay en fazla ince bağırsakta gerçekleşir. Bunun sebebi burada bulunan ve emilim yüzeyini arttıran çok sayıdaki mikrovillustur.

Bir mikrovillusun içinde lenf kılcalı ve çok miktarda kılcal kan damarı bulunur. Mikrovillus yüzeyindeki hücrelerin emdiği gliserol ve yağ asitleri lenf kılcallarına geçer. Bunlar sonra lenf damarlarıyla kan dolaşımına verilir. Diğer tüm besinler villus yüzey hücrelerince alınarak kan kılcallarına geçerler. Burada kapı toplar damarıyla karaciğere gelir.

Karaciğerde kan içindeki madde miktarında gerekli düzenlemeler yapılır. Örneğin; zehirli maddeler süzülür, glikozun fazlası glikojene çevrilerek depolanır. Bu işlemlerden sonra kan, karaciğer toplar damarıyla kalbe gelerek kan dolaşımına katılır. İnce bağırsağın peristaltik hareketleriyle kalın bağırsağa geçen sıvıda, su, emilemeyen moleküller ve besinlerin sindirilmeyen artıkları vardır. Kalın bağırsakta yaşayan bazı bakteriler K vitaminini sentezlerler. Sindirilmemiş artıklar, ölmüş epitel hücreleri, salgı artıkları ve bakteriler dışkıyı oluştururlar. Dışkı, peristaltik hareket ve mukusun oluşturduğu kayganlıkla ilerleyerek rektumda birikir. Birikmiş olan dışkı anüsten dış ortama atılır. Bu olaya dışkılama denir. Bu sindirim olaylarının sonucunda vücudun gereksinim duyduğu besin maddeleri, dolaşım sistemiyle tüm vücuda ulaştırılır ve bu sayede organizma düzenli olarak çalışır.

Kaynakça

Ana BritannicaWeb sayfaları (İnternet)www.yahoo.comEnerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Resmi Web SitesiTemiz Enerji Vakfı Resmi Web SitesiMeydan LarousseGençlik AnsiklopedisiBüyük SözlükGrolier International Americana Encyclopedia

İçindekiler

Salı, 06 Kasım 2007

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ……………………………………… ………………………………………….. …………………………1

1.İŞ GÜVENLİĞİNİN TEMEL BİLGİLERİ………………………………….. ……………….4

1.1. GENEL BİLGİLER…………………………………… ………………………………………….. ..4

1.1.1. İş Güvenliğinin Tanımı…………………………………….. ………………………………4

1.1.2. İş Güvenliğinin Önemi ve Amacı……………………………………… ……………….5

1.1.3. İş Güvenliğinin Çalışma Alanı ve Kapsamı……………………………………. …..6

1.2. İŞ KAZALARI VE MESLEK HASTALIKLARI……………………………….. ……..7

1.2.1. Genel Kaza Tanımı…………………………………….. …………………………………..7

1.2.2. İş Kazasının Yasal Tanımı…………………………………….. …………………………7

1.2.3. Kazanın Temel Nedenleri (Kaza Zinciri)…………………………………… ………8

1.2.4. Meslek Hastalığı………………………………….. …………………………………………9

1.2.5. Meslek Hastalığının Yasal Tanımı…………………………………….. …………….10

2. KİMYASAL YANMA……………………………………… ………………………………………….. 11

2.1.YANMANIN TANIMI…………………………………….. ……………………………………11

2.2. YANMANIN UNSURLARI………………………………….. ………………………………11

2.2.1. Yanıcı Maddeler…………………………………… ……………………………………….11

2.2.1.1. Katı Yanıcı Maddeler…………………………………… …………………..11

2.2.1.2. Sıvı Yanıcı Maddeler…………………………………… ……………………12

2.2.1.3. Gaz Yanıcı Maddeler…………………………………… ……………………13

2.2.2. Oksijen……………………………………. ………………………………………….. ……….14

2.2.3. Isı Kaynakları…………………………………. ………………………………………….. …14

2.2.4. Duman……………………………………… ………………………………………….. ………15

2.2.5. Hararet……………………………………. ………………………………………….. ……….15

2.2.6. Alev………………………………………. ………………………………………….. ………..15

2.3. YANGIN ÜÇGENİ…………………………………….. ………………………………………..17

2.4. YANGIN DÖRTYÜZLÜSÜ………………………………… ……………………………….18

3. YANGIN…………………………………….. ………………………………………….. …………………..19

3.1. YANGININ TANIMI VE SEBEP OLDUĞU KAYIPLAR………………………..19

3.2. YANGININ YAYILMA ŞEKİLLERİ………………………………….. …………………21

3.3. YANGIN ÇEŞİTLERİ………………………………….. ………………………………………22

3.3.1. A Sınıfı Yangınlar………………………………….. ………………………………………22

3.3.2. B Sınıfı Yangınlar………………………………….. ………………………………………23

3.3.3. C Sınıfı Yangınlar………………………………….. ………………………………………24

3.3.4. D Sınıfı Yangınlar………………………………….. ………………………………………24

3.3.5. E Sınıfı yangınlar………………………………….. ……………………………………….24

4. ENDÜSTRİYEL İŞLETMELERDE GENEL YANGIN TEHLİKELERİ………26

4.1. YANICI VE PARLAYICI SIVILAR……………………………………. ………………..26

4.1.1. Riziko Karakteristikleri…………………………… ……………………………………..27

4.1.2. Depolama…………………………………… ………………………………………….. …….29

4.1.3. Transfer ve Dağıtım……………………………………. ………………………………….30

4.1.4. Yangın Önlemleri ve Zararın Kontrol Altına Alınması………………………..33

4.2. ENDÜSTRİYEL GAZLAR…………………………………….. …………………………….35

4.2.1. Endüstriyel Gazların Çeşitleri………………………………….. ……………………..36

4.2.2. Depolama…………………………………… ………………………………………….. …….36

4.2.3. Nakliye……………………………………. ………………………………………….. ……….37

4.2.4. Dağıtım……………………………………. ………………………………………….. ………38

4.2.5. Boru Düzenlemeleri………………………………. ……………………………………….39

4.2.6. Yangınları Önleme ve Söndürme…………………………………… ………………..39

4.3. PNÖMATİK SİSTEMLER………………………………….. ………………………………..42

4.3.1. Sistem Tasarımı…………………………………… ………………………………………..42

4.3.2. Fanların Seçimi ve Düzenlenmesi……………………………….. …………………..43

4.3.3. Yangın Kaynaklarının Yok Edilmesi…………………………………… ……………44

4.4. ENDÜSTRİYEL TAŞIMA SİSTEMLERİ…………………………………. ……………45

4.4.1. Endüstriyel Taşıyıcı Arabalar…………………………………… ……………………..45

4.4.2. Konveyör Sistemleri…………………………………. ……………………………………46

4.4.3. Konveyörlerdeki Yangın Nedenleri………………………………….. ………………46

4.4.4. Yangın Önlemleri………………………………….. ………………………………………47

4.5. ENDÜSTRİYEL İŞLETMELERDE ELEKTRİKSEL SİSTEMLER…………..48

4.5.1. Yangın Rizikolarının Kapsamı……………………………………. ………………….48

4.5.2. Cihazların Seçimi…………………………………….. ……………………………………49

4.5.3. Sistem Tasarımı…………………………………… ……………………………………….49

4.6. ENDÜSTRİDE ARTIK KONTROLÜ…………………………………… ………………..50

4.6.1. Maddelerin Tehlikeleri………………………………… …………………………………50

4.6.2. Artıkları Yok Etme Yönteminin Seçilmesi………………………………….. …….50

4.6.3. Yangın Önlemleri………………………………….. ……………………………………..50

5. GÜVENLİK TEDBİRLERİ…………………………………. ………………………………………51

5.1. OTOMATİK YANGIN DEDEKTÖRLERİ VE ALARM SİSTEMLERİ……..51

5.1.1. Otomatik Yangın Dedektörleri……………………………….. ……………………….51

5.1.2. Erken Uyarı Sistemleri…………………………………. ………………………………..53

5.1.3. Dedektörlerin Yerleştirilmesi…………………………….. ……………………………54

5.2. YANGIN EMNİYETİ AÇISINDAN BİNA VE ÇEVRE PLANLAMASI…..55

5.2.1. Binalarda Yangının Yayılması………………………………….. …………………….55

5.2.2. Yangın Duvarları………………………………….. ……………………………………….56

5.2.3. Yangın Emniyeti Bakımından Havalandırma Yöntemleri……………………57

5.2.4. Yangın Çıkışları ve Düzenlenmesi……………………………….. ………………….59

5.3. SU İLE SÖNDÜRME SİSTEMLERİ…………………………………. …………………..62

5.3.1. Yangın Musluk ve Hortumları…………………………………. ………………………62

5.3.2. Hidrantlar…………………………………. ………………………………………….. ………65

5.4. OTOMATİK SPRİNKLERLER……………………………….. ……………………………67

5.4.1. Otomatik Sprinkler Sistemleri…………………………………. ………………………67

5.4.2. Otomatik Sprinkler Başlıkları (Nozullar)…………………………………. ……….70

5.5. SABİT YANGIN SÖNDÜRME TESİSLERİ………………………………….. ……….73

5.5.1. Karbondioksit ve Söndürme Tesisleri………………………………….. ……………73

5.5.2. Halojenli Maddeler ve Söndürme Sistemleri…………………………………. …..76

5.5.3. Kuru Kimyasal Maddeler ve Söndürme Sistemleri……………………………..78

5.5.4. Köpüklü Yangın Söndürme Maddeleri ve Sistemleri…………………………..79

5.5.5. Özel Sistemler………………………………….. ………………………………………….. .82

5.6. PORTATİF YANGIN SÖNDÜRME CİHAZLARI………………………………….. 83

5.6.1. Su Esaslı Yangın Söndürme Cihazları………………………………….. …………..83

5.6.2. Karbondioksitli Yangın Söndürme Cihazları………………………………….. …84

5.6.3. Halojenli Yangın Söndürme Cihazları………………………………….. ………….84

5.6.4. Kuru Kimyasal Yangın Söndürme Cihazları………………………………….. …85

5.6.5. Kuru Tozlu Yangın Söndürme Cihazları………………………………….. ……….85

5.6.6. Sıvı Tabaka Oluşturan Köpüklü Yangın Söndürme Cihazları……………….85

5.6.7. Yangın Söndürme Cihazlarının Dağıtımı…………………………………… ……..86

5.6.8. Yardımcı Portatif Yangın Söndürme Araçları…………………………………… .86

5.7. ELEKTROSTATİK TUTUŞMA VE YILDIRIM TEHLİKELERİ………………87

5.7.1. Elektrostatik Tutuşma ve Kontrolü…………………………………… ………………87

5.7.2. Yıldırıma Karşı Korunma Sistemleri…………………………………. ……………..89

5.8. PATLAMA (İNFİLAK) TEHLİKELERİ VE KONTROL SİSTEMLERİ…….90

5.8.1. Patlamanın Önlenmesi………………………………….. ………………………………..90

5.8.2. Kontrol Sistemleri…………………………………. ……………………………………….91

6. TÜRKİYE’DE YANGINLAR………………………………….. …………………………….93

KAYNAKLAR………………………………….. ………………………………………….. ………….98

ÖNSÖZ

İnsanlığı tehdit eden, zarara uğratan ve üzen bir çok olaylar, güncelliklerini ve önemini devamlı korudukları halde çoğunlukla meydana gelişinden hemen sonra konu savsaklanıp unutulmakta ve alınması gereken koruyucu önlemler, büyük bir bölümüyle ihmal edilmektedir.

Genellikle umursamadığımız, fakat bedelini büyük maddi ve manevi kayıplarla, bazen de can kaybı ile ödediğimiz felaketlerden biri de yangındır. Özellikle ülkemizde bu umursamazlık bariz bir şekilde görülmektedir.

İnsanlığın gelişimi, endüstriyel gelişim ile birlikte olmakta ve endüstriyel gelişim, daha çok enerji kullanımı ve faaliyet sahaları binalarının daha kompleks hale gelmesini gerektirmektedir. Hammadde, yarı mamul ve mamul madde stoklarının kapasiteye paralel olarak büyümesi, endüstriyel tesislerde büyük yangın yükleri oluşturmakta, güvenlik tedbirleri olarak yapısal ve yangın yüküne bağımlı bir çok önlemler alınma mecburiyetini ortaya koymaktadır.

Endüstriyel gelişimin bir sonucu olarak bir çok plastik ürünlerinin yapı bünyesine girmesi de yapılar için alınması gerekli güvenlik tedbirlerini zorunlu olarak arttırmaktadır.

Dünyadaki endüstriyel gelişim, yangın tehlikeleri ve hasarlarında artışa sebep olmaktadır.

Kişi başına düşen yıllık ortalama enerji kullanım miktarı ile yangın sonucu meydana gelen can kayıpları arasında da benzer ilişki bulunmaktadır. Örneğin, dünyada kişi başına en çok enerji kullanan ilk üç ülke ABD, Kanada ve İngiltere’de istatistiklere göre yangın nedeni ile yıllık can kaybı, diğer ülkelere göre daha fazla orandadır.

Günümüzde yangınlar artık kader değil, kendi hatalı tutum, bilgisizlik ve tedbirsizliğimizin bir sonucu olarak meydana gelmektedir.

Yangın olayıyla fonksiyonel olarak ilişkisi bulunana herkesin bilinçlenmesi ve şartlara göre gerekli tedbirlerin alınması, yegane ve kaçınılmaz çaredir.

Ancak burada savsaklama ve ihmali sağlayan en önemli etkenin ekonomik faktör, maliyet unsuru olduğu da ortadadır. Ekonomik faktör, bilgisizlik ve umursamazlık ile birleşince, acısını daima duyduğumuz ve ilerde daha çok duyabileceğimiz ihmal ortaya çıkmaktadır.

Ülkemizde bir çok bölgelerde kadercilik anlayışı hakim olduğundan, alınan yangın önlemleri çok iptidailikten, bazı yerlerde formaliteleri yerine getirmekten öteye gitmemektedir.

Modern teknolojilerle tesis edilmiş bir çok işletmede dahi, alınan önlemler yeterli görülmekte, en önemlisi, bu önlemlerin işlerliğini koruyup korumadığı geçen süre içinde kontrol edilmemektedir.

Bilinen bir gerçektir ki, bugün dünyada gelişmiş bir çok ülkede meydana gelen, büyük mal ve can kaybına sebep olmuş pek çok yangın, her bakımdan en iyi şekilde teçhiz edilmiş ve her türlü tedbir alınmış zannedilen tesis ve binalarda meydana gelmiştir.

Yangın olayı, sonuçlarına bakılarak nerede ve ne zaman meydana geleceği önceden bilinemeyen bir afettir. Bilinen tek şey,ısı, oksijen ve yanıcı maddenin olduğu her yerde yangın olayının meydana gelebileceğidir. Yangının bir kısım kötü etken ve faktörün aynı anda bir araya gelmesi ile oluşan bir olay olduğu düşünülürse, en iyi olduğu zannedilen güvenlik tedbirleri de yeterli olmamaktadır. Yeterli güvenlik tedbirlerinin yanında, insan eğitimi ve psikolojisi de yangın önleme ve söndürmede en büyük etkendir. İşlerliği ve yeterliliği periyodik olarak kontrol edilmeyen bir çok yangın önlem tesisleri, çoğunlukla hiç olmamasından daha tehlikelidir. Muhtelif yangın önlem sistemleri olmasına rağmen ya tesisin yetersizliği ya da işlersizliği sebebiyle, bir çok yangın önlenememiştir.

Yangın güvenlik sistemlerine en fazla önem verilen ABD’de dahi önlenemeyen, büyük mal ve can kayıpları veren yangınlar olmuştur ve olmaktadır. Başarılı bir yangın korunumu için daha önce meydana gelen yangınların incelenmesi ve bilimsel analizi gerekmektedir. Yaşanmış yangın tecrübe ve kayıtları;

·Yangından korunma önlem ve araçlarının cins, miktar ve mahal bakımından kullanım şartlarını,

·Muhtemel yangınlar üzerinde araştırma yapma ihtiyacını,

·Yangından korunma kurallarının esasını ve gerekçelerini verir.

Bu projede “İŞ GÜVENLİĞİ AÇISINDAN YANGIN” konusu ele alınacaktır. Bu amaçla önce iş güvenliğinin temel bilgileri ve kimyasal yanma olayı açıklanacaktır. Daha sonra yangın konusu, endüstriyel tesislerde yangın tehlikeleri ve alınması gereken güvenlik tedbirleri ele alınarak işlenecektir.

1. İŞ GÜVENLİĞİNİN TEMEL BİLGİLERİ

1.1. GENEL BİLGİLER

1.1.1. İŞ GÜVENLİĞİNİN TANIMI

İşyerlerinde işin yürütülmesi ile ilgili olarak oluşan tehlikelerden, sağlığa zarar verebilecek koşullardan korunmak ve daha iyi bir iş ortamı yaratmak için yapılan metotlu çalışmalara “ İŞ GÜVENLİĞİ” denir.

Bu tanım işyerlerindeki teknik düzenin yarattığı tehlikelerden korunmayı belirtmektedir. Bu nedenle iş güvenliği deyimi, İngilizce “safety” , Fransızca “securite de travaille” ya da Almanca “Arbeitssicherheit” kelimeleri karşılığı olarak yalnızca “teknik güvenlik” anlamına kullanılacaktır.

Ülkemizde çok defa “iş güvenliği” deyiminin sosyal güvenlik anlamında da kullanıldığı görülmektedir. Fransızca’da “securite social” , İngilizce “security” ve Almanca “Versicherung” kavramlarına eş anlamlı kelime Türkçe’ye “sosyal güvenlik” olarak geçmiştir.

Bu konuda açıklanması gereken diğer bir husus da, yukarıda yapılan tanımın çalışanların korunmasına yönelik oluşudur. Teknik iş güvenliği tanımı, genel anlamda, yalnızca çalışanların değil, tüm işletmenin ve üretimin de güvenliği düşünülerek üç ayrı alanda çalışanların bileşkesi olarak verilmektedir. Sanayimize henüz yeteri kadar girmemiş olan, ancak çalışana yönelik iş güvenliği ile de yakından ilgisi bulunan bu üç unsur:

1 – İş Güvenliği (Arbeitssicherheit)

2 – İşletme Güvenliği (Betriebssicherheit)

3 – Üretim Güvenliği (Produktionssicherheit)

olarak tanımlanır. Kelimelerin anlamından da anlaşılacağı gibi, bir işletme, ancak bu üç çeşit güvenliğin birlikte mevcut olması halinde başarıyla yürütülebilir ve çalışanların güvenliği de ancak o zaman tam olarak sağlanabilir.

Yukarıda verilen tanımda, işyerlerinin “özel tehlike “ ve “sağlığa zarar veren” koşullarından söz edilmektedir. İlk akla gelen, işyerlerinde böyle durumlar olmasa, iş güvenliği diye bir konunun da bulunmayacağıdır. Gerçekten tarih boyunca bu konuda yapılan çalışmalara göz atıldığında, özellikle endüstrideki hızlı gelişim nedeniyle kazaların aşırı derecede artmasının çalışanları ve düşünürleri, bu konu üzerinde durmaya ve insanlara zarar veren durumları kökünden ortadan kaldırmaya yönelttiği görülür.

1.1.2. İŞ GÜVENLİĞİNİN ÖNEMİ VE AMACI İş güvenliğinin ilk amacı kuşkusuz yaşamımızı tehdit eden tehlikelerden -ki bunlar genel olarak kaza ve hastalık şeklinde ortaya çıkar – tüm insanları korumak, zarar verici olayları en alt düzeye indirmek ve insanların yaşamlarında daha güvenli, dolayısıyla mutlu olmalarını gerçekleştirmektir. Her insanın çalışma koşulları, rahat ve tehlikesiz bir iş düzeni, kuşkusuz tüm hayatını, bedensel ve ruhsal sağlığını etkiler. Şu halde iş güvenliğinin sağlanması, mutlu bir toplum olmanın temel koşullarından biridir.

Bu sosyal amacın yanında, iş güvenliğinin sağlanmasındaki maddi yararı da küçümsememek gerekir. İnsanların bu konu üzerinde, ayrı bir bilim dalı geliştirecek derecede durmalarının bir diğer nedeni de, kazalar karşısında duydukları manevi ızdırabın yanında, meydana gelen milli servet kaybının büyüklüğünün de bilincine varmış olmalarıdır.

Örneğin, 1981 yılında Türkiye’de iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle 50 milyar liralık milli servet kaybının meydana geldiği ve tüm kazalar (trafik, spor, vs. kazaları) alındığında bu rakamın 150 milyarın üstüne çıktığı düşünülürse, konunun maddi yönünün önemi de kolaylıkla anlaşılabilir.

1.1.3. İŞ GÜVENLİĞİNİN ÇALIŞMA ALANI VE KAPSAMI

İş güvenliğinin sağlanması, görüldüğü gibi, sosyal düzeni etkileyen bir önem taşımaktadır. Bu nedenle toplumun çeşitli örgüt ve kesimlerini yakından ilgilendirir. İş yerlerinde, işveren-işçiler; trafikte, yollar-araçlar-sürücüler-yayalar; ev kazalarında, halk-yapımcılar iş güvenliği açısından etkileşim içindedirler. Tüm kazalarla ise devlet, çeşitli kamu kuruluşları aracılığıyla veya doğrudan doğruya ilgilenmek zorundadır.

Özellikle iş kazaları, meslek hastalıkları ve çalışma koşullarının düzeltilmesi açısından ise işveren-işçi-devlet üçlüsünün işbirliği üzerinde durmak ve gerekli ve zorunludur.

İş güvenliği ile, işverenler, manevi ve maddi çıkarları nedeniyle; işçiler doğrudan doğruya canları yanan kişiler olarak; devlet ise, vatandaşın mutlu yaşamı ve sağlığını düşünmek zorunda olduğu için yakından ilgilenmek zorundadır.

İşveren, gerekli masrafı yaparak, örgütlenmeyi gerçekleştirecek ve zorunlu olarak teknik önlemleri alacak; işçi, iş güvenliği disiplinine ve kurallarına uygun çalışma düzenini koruyacak; devlet, gerekli denetimi yapacak, gereken yasaları çıkaracak, gerekli teknik çalışmaları yapacak, müesseseleri kuracak ve bu üçlü çalışma sonucu daha mutlu, dolayısıyla verimli bir çalışma düzeni kurulmuş olacaktır.

1.2. İŞ KAZALARI VE MESLEK HASTALIKLARI

İş güvenliği bir bakıma çalışma koşullarından meydana gelen kazalar ve hastalıklardan korunma tekniği demek olduğuna göre “kaza”, “iş kazası” ve “meslek hastalığı” deyimlerinin tanımlarını yapmak gerekir.

1.2.1. GENEL KAZA TANIMI

Toplumsal bir düzenleme (oluşum) içinde;

a)Önceden planlanmayan, bilinmeyen veya kontrol dışına çıkan

b)Çevresine zarar verebilecek nitelikte bulunan olaya KAZA denir.

1.2.2. İŞ KAZASININ YASAL TANIMI

Genel hukuk ilkeleri açısından, yukarıda belirtilen kaza olayının cinsini belirlemek için meydana gelen olayla, oluş yeri arasında bir neden-sonuç ilişkisi bulunması gerekir.

Ülkemizde iş kazasının yasal tanımı, kaza sonucu meydana gelen zararın telafisinin söz konusu olması nedeniyle, sigorta açısından, Sosyal Sigortalar Kanununda yapılmıştır. Bu tanım, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 11/A maddesinde şu şekilde yer alır:

“ A) İş kazası, aşağıdaki hal ve durumlardan birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan, bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır.

a)Sigortalının iş yerinde bulunduğu sırada,

b)İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla,

c)Sigortalının, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d)Emzikli kadın sigortalının, çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e)Sigortalının işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında.”

1.2.3. KAZANIN TEMEL NEDENLERİ (KAZA ZİNCİRİ)

Bir kaza (yaralanma, zarar görme olayı), 5 adet temel nedenin arka arkaya dizilmesi sonucu meydana gelir. Bunlardan biri olmadıkça bir sonraki meydana gelmez ve dizi tamamlanmadıkça kaza ve yaralanma olmaz. Bu 5 faktöre “KAZA ZİNCİRİ” denir.

Kaza Zinciri:

1.İnsanın doğa yada sosyal evrim karşısındaki zayıflığı:

2.İnsanın doğa karşısındaki bünyevi ve sosyal yapısından meydana gelen zayıflığı, kazanın ilk nedenidir. Bunun, ancak tarih zamanları içinde değişmesi söz konusudur. Eğer insanların doğa karşısında bu zayıf durumu olmasaydı kaza olmazdı. Şu halde tüm kazaların ilk nedeni budur ve doğada kaza yapısal bir olaydır; tam bir kesinlikle önlenemez.

3.Kişisel özürler:

4.Dikkatsizlik, pervasızlık, önemsemezlik, sinirlilik, ihmal gibi kişisel özürler, kazaların ikinci nedenidir. Bu kusurlar insanın doğa karşısındaki zayıflığının kişisel yönü olup, yanlış ve gereksiz bir hareket yapmasına neden olabilir. İnsanların bu beşeri zaafları, eğitim ve disiplinle belki kısmen düzeltilebilir. İş güvenliği bilimi bu konuda faaliyet göstermekle uğraşmaz. Kişisel özürlerin ne zaman ortaya çıkacağı bilinemeyeceği için, insanı özürlü bir varlık olarak kabul eder.

5.Güvensiz hareketler ve şartlar:

6.İnsanın kişisel özürleri olması, her zaman için kazaya uğramasını gerektirmez. Bir insanın, örneğin dikkatsiz çalışma itiyadının bir kazaya neden sayılabilmesi için çalışması sırasında dikkatsiz bir hareket yapmış olması gerekir ve kazanın asıl nedeni de iş başında yaptığı bu yanlış davranışıdır. Diğer taraftan çalıştığı makinada, örneğin bir pres kalıbında gerekli koruyucu elemanların bulunmayışı iş yerindeki güvensiz bir koşuldur. Bu da kaza nedeni olabilir. İşçi yanlış bir hareket yapmasa veya iş yerinde güvensiz bir durum olmasa, çalışanın dikkatsiz tabiatta oluşu bir kazanın olması için yeterli olamaz. Şu halde kaza olayının meydana gelmesi için bu üçüncü neden de bulunmalıdır.

7.Kaza olayı:

8.Yukarıda belirtilen üç faktörün arka arkaya dizilmesi de kazanın olması için yeterli olmaz. Önceden planlanmayan ve bilinmeyen, zarar vermesi muhtemel bir olayın da meydana gelmesi gereklidir. Şu halde yaralanma veya zararın meydana gelmesi, yani kazanın bütün unsurlarıyla gerçekleşebilmesi için, bir kaza olayının da mevcut olması gerekir.

9.Yaralanma (Zarar veya Hasar):

10.Kaza zincirinin sonuncu halkasıdır. Bir kaza olayının özellikle yasal kaza tanımındaki duruma gelmesi için bu safhanın da tamamlanması gerekir.

1.2.4. MESLEK HASTALIĞI İsminden de anlaşılacağı üzere, bir insanın sağlığının yaptığı işten zarar görmesi sonucu meydana gelen hastalığa “meslek hastalığı” denir. Yani hastalık ile yapılan iş arasında bir neden-sonuç ilişkisi bulunması gerekir.

Genel anlamda bir iş kazası da yaralanma ile sonuçlandığına göre, sağlığa zarar verme biçimindeki farklılığa dikkat etmek gerekir. Kötü koşulların belirli bir süre içinde o işte çalışan kişinin sağlığını bozması, bedenen veya ruhen, sürekli veya geçici bir arızaya maruz bırakması hali meslek hastalığının en belirgin niteliğidir.

1.2.5. MESLEK HASTALIĞININ YASAL TANIMI Sosyal Sigortalar Kanununun 11/B maddesinde yapılan tanım şöyledir:

“ B) Meslek hastalığı, sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya ruhi arıza halleridir.”

“Bu kanuna göre tespit edilmiş olan hastalıklar listesi dışında herhangi bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmaması üzerinde çıkabilecek uyuşmazlıklar, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.”

2. KİMYASAL YANMA 2.1. YANMANIN TANIMI Yanma, yanıcı madde, ısı ve oksijen arasında oluşan kimyasal bir olaydır. Yanma olayının var olabilmesi için önce üç temel öğeye gereksinim vardır. Bunlar:

a)Yanıcı madde

b)Oksijen

c)Isı

Bu üçlü şart yangınla mücadelede YANGIN ÜÇGENİ adını alır. Yanmanın şartlarını sembolize eden bu üçgenin kanallarından birisinin ayrık oluşu, yani o şartın yokluğu, yanmanın da mevcut olmadığını ifade eder.

2.2. YANMANIN UNSURLARI 2.2.1. YANICI MADDELER Herhangi bir madde veya akaryakıt, yanma derecesine kadar ısıtıldığında yanmaya başlayacaktır. Bütün yanıcı maddelerin bünyesinde karbon ve hidrojen bulunur. Isı etkisiyle, bu elemanlar hava ile temaslarında havadaki oksijenle birleşerek karbonmonoksit, karbondioksit gazlarını meydana getirirler. Oksijen miktarı az olan yanmalarda korbonmonksit gazı oluşur. Bu gaz zehirlidir. Tam yanma sonucu meydana gelen karbondioksit gazı ise boğucudur.

2.2.1.1. KATI YANICI MADDELER

Katı yanıcı maddelerin, ısı tesiriyle, yanıcı buharlar veya gazlar çıkararak oksijen ile birleştiği bilinmektedir.

Her halde de oksijenle birleşen ve alevli olarak yanan bu buharlar veya gazlardır. Sıvı halden geçerek veya doğrudan doğruya buharlaşarak yanan maddeler, daima ve yalnız alevli şekilde yanmakta olup ayrıca korlaşma meydana gelmemekte ve bu sebeple alevli yanma bitince (maddenin oksijeninin bitmesi veya ısının azalması halleri) bakiye ateş bırakmamaktadır. Erimeksizin yanıcı gazlar çıkaran maddelerin yanması ise hem alevlenme, hem de korlaşma şeklinde meydana gelmekte ve alevli yanma sona erse dahi, bakiye ateşler bir müddet daha devam etmektedir. Bazıları ise sadece korlaşma halinde yanmakta ve alevlenme meydana gelmemektedir.(Kok ve mangal kömürü gibi).

2.2.1.2. SIVI YANICI MADDELER

Sıvı yanıcı maddeler, katı yanıcı maddelere nazaran daha kolay ve hızlı yanmaktadırlar. Sıvı yanıcı maddeler yalnız yüzeyde yanarlar, çünkü oksijenle temas yüzeydedir.

Kitlesi ne kadar çok olursa olsun, dar ağızlı bir kaptaki benzinin yanması yavaş ve sınırlı olur. Çünkü buharlaşma yalnız bu ağızdadır.

Bu gruptaki yanıcı maddelerin ortak vasfı da yalnız sıvılık, yani fiziki bir benzerliktir. Sıvı yanıcı maddeler genel olarak buharlaşmadıkça yanmazlar.

Sıvı yanıcı maddelerin çoğunun buharları havadan ağırdır. Bu sebeple, sıvı maddelerin üzerinde meydana gelen buharlar, yükselmeyip zemine doğru yayılır ve buharlaşma devam ediyorsa, boşluğu zeminden itibaren doldurmaya ve havayla karışmaya başlarlar.

Sıvı yanıcı maddelerin buharlarının alevlenme veya patlama şeklinde yanabilmeleri için hava ile belirli bir oranda karışmış olmaları gerekir. Hem yanıcı buharların çok, havanın az olduğu karışımlar hem de havanın çok, yanıcı buharın az olduğu karışımlar yanmamaktadırlar.

Yanıcı sıvılarla çalışılan yerlerde meydana gelebilen patlamaların sebebi, bunların buharlarının havaya karışması ve zamanla yeterli yoğunluğa ulaşıp, bir kıvılcımla (kibrit, sigara, çakmak ve hatta elektrik anahtarlarının açılıp kapanması sırasında meydana gelen küçük ark gibi) patlama şeklinde yanmasıdır.

Sıvı yanıcı maddeler, daima buharlaşma suretiyle oksijenle birleşmekte, yani yanmaları daima alevli bir şekilde meydana gelmekte ve asla korlaşma hali görülmemektedir. Zira bu maddeler zamanla tamamen buharlaşmakta olup, geriye karbon artıkları bırakmamaktadırlar.

2.2.1.3. GAZ YANICI MADDELER

Yanma hızı ve kolaylığı bakımından diğer iki grup yanıcıya nazaran çok daha kabiliyetlidirler. Yanma dereceleri de düşük olduğundan kolaylıkla ve hızla yanabilmektedirler. Yanma hızları oksijenle temasa gelen kitlenin tamamı çapında ve nispetindedir.

Gaz yanıcı maddeler çoğu zaman çeşitli gazların bir karışımı olup, bu sebeple yanma özellikleri yanında zehirleme özellikleri de bulunmaktadır. Bu ise ayrıca bir tehlike sebebidir.

Gazların basınç ve ısı faktörleri etkisinde hacim değişikliklerine diğer grup maddelere nazaran daha fazla maruz kaldıkları bilinmektedir. Isı, hacim, basınç arasındaki münasebetler bunların bazen kendi kendilerine patlamalarını ve içinde bulundukları kapları ve cidarları da patlatmalarına yol açmaktadır. Bu sebeple gazların bu münasebetlerinin iyi bilinmesinde ve bu hususlara bilhassa dikkat edilmesinde, bu olası patlamaları önlemek bakımından, fayda ve zaruret vardır.

Yanıcı maddenin sayılmayacak kadar çokluğuna karşılık, yakıcı madde olarak oksijen bilinmektedir.

2.2.2. OKSİJEN Yangını meydana getiren üçgenin ikinci elemanı oksijendir. Atmosferde hacmen %21 oksijen ve %79 azot bulunmaktadır. Bu durumda havada bulunan oksijen miktarı yangına neden olan oksijen için yeterli miktarda bulunmaktadır.

Eğer yangın kapalı bir yerde meydana gelmişse burada bulunan havanın sirkülasyonu önlenmeli ve karbondioksit gazı verilerek havadaki oksijen miktarı azaltılmalıdır. Yanan cismin hava ile teması önlenmekle de cismin oksijen alamamasından sönmesi temin edilecektir. Eğer hava içinde bulunan oksijen miktarı karbondioksit gazı vasıtasıyla %15’e düşürülürse yanan cisim için yeterli oksijen havada bulunmaz, yanma olmaz. Yalnız bazı yanıcı maddelerin kendi içinde bulunan oksijen miktarları havadaki daha düşük oksijen miktarlarına rağmen yanmayı devam ettirebilir.

2.2.3. ISI KAYNAKLARI Her maddenin yanabilmesi için ayrı bir ısı derecesi vardır. Yani o maddenin yanmaya başlayabilmesi için yeterli ısıya sıcaklığın yükselmesi gerekir. Mesela bir kağıtla bir tahtayı elimize alalım. Bir kibritle kağıt parçasını tutuşturabildiğimiz halde tahtayı aynı şekilde tutuşturamayız. Çünkü tahtanın yanma sıcaklığına ulaşması gerekmektedir. Kağıtta bu süre ve yanma sıcaklığının düşük olması, kağıdın kolayca yanmaya başlamasını temin eder.

Katı bir maddenin veya bir akaryakıtın yanması için, yanmaya başlamasına yetecek kadar ısı verilmesi gerekir. Yanma ısısı o maddenin çıkartacağı buharın yanacağı en alçak ısı derecesidir.

Isı kaynakları, yanıcı maddeyi tutuşma sıcaklığına (yanma noktasına) gelecek kadar ısıtan kaynaklardır.

Sıcak yüzeyler, sparklar, sürtünme, elektrik enerjisi, kimyasal etki, gaz basıncı, güneş ısı kaynaklarına örnek olarak verilebilir.

2.2.4. DUMAN Yeterli oksijen bulamamış yanıcı maddeden yayılan karbon zerreleri ve karbonmonoksit gibi gazlardır.

2.2.5. HARARET Cismin kimyasal reaksiyonundan dolayı ortaya çıkan sıcaklıktır.

2.2.6. ALEV Hidrojen hemen yanar. Serbest karbon akkor haline gelinceye kadar ısındıktan sonra yanmaya başlar, alevi sarı renkte olur. Sodyum sarı, potasyum mor, baryum yeşil, stronsiyum parlak kırmızı alevle yanar. Benzin gibi akaryakıtlar evvela buharlaşır, sonra yanmaya başlar. Gaz yakıtlar daima alevle yanarlar. Parafin gibi bazı katı yakıtlar önce, mumda olduğu gibi, erir. Daha sonra buharlaşarak çıkardıkları gazlar alevlenir.

Odun, taş kömürü gibi katı yakıtlar, sıcaklıkları yanma ısılarına eriştiğinde alev ile yanan uçucu kısımlara ayrılır. Kok ve odun kömürünün uçucu gazları alındığından, çok az buharlaşabilecek gazlara sahip kaldıklarından hemen hemen alevsiz yanarlar. Kızgın demir parçaları kıvılcımlar çıkartır, fakat alevlenmezler, çünkü demir buharlaşmaz.

Parlama: Yanıcı bir maddenin ısısının bir etkenle yanma noktasına yükselmesiyle, madde yanmaya başlayabileceği gibi, spark veya alevle teması o maddenin süratle tutuşup alevlenmesine neden olur. Küçük ısı derecelerinde uçucu ve yanıcı gazlar çıkartan yanıcılar çok tehlikelidir. Petrol ürünleri, ispirtolar, nitroselüloz, sodyum, potasyum, magnezyum, fosfor ve karbonsülfürüt hava sıcaklığı ile buharlaşarak hava ile karışır. Bu karışımın kapalı yerlerde parlayıcılık özelliği, patlayıcılık özelliğine dönüşür.

Patlama: Hava ile karışım halinde olan gazın parlama (tutuşma) ısısına erişmesi ile tamamının aniden yanması sonucu meydana gelen hacim genişlemesidir.

2.3. YANGIN ÜÇGENİ

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

Yaklaşık %16 gereklidir. Tutuşma sıcaklığına erişmesi Normal hava %21 oksijen içerir. için açık alev,güneş,sıcak

Bazı yanıcı malzemeler yeterli yüzeyler, kıvılcım ve arklar,

miktarda oksijen içerir. Bu da sürtünme, kimyasal etki,

yanmayı destekler. elektrik enerjisi, sıkıştırılmış gazlar, vs.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG]

GAZLAR SIVILAR KATILAR

Doğal gaz Benzin Kömür

Propan Gaz yağı Kağıt

Bütan Alkol Mum

Hidrojen Vernik Plastik

Asetilen Lak Şeker

Karbonmonoksit vs. Boya vs. Deri vs.

ŞEKİL 1

Yangının olabilmesi için gerekli olan unsurlar yangın üçgeni kullanılarak açıklanabilir.

2.4. YANGIN DÖRTYÜZLÜSÜ

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG] SICAKLIK İNDİRGEN MADDE

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image007.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.gif[/IMG]

OKSİTLEYİCİ ETKEN KİMYASAL ZİNCİR REAKSİYON

ŞEKİL 2

Yangın dörtyüzlüsü, yanma elemanı olarak “kimyasal zincir reaksiyonu” da içerir. Böylece yangın üçgeni bir piramide benzeyen dört taraflı bir şekle dönüşür.

3.YANGIN

3.1. YANGININ TANIMI VE SEBEP OLDUĞU KAYIPLAR

Yangın özellikle organik maddeler ve hava arasında kontrol dışı eksotermik kimyasal bir reaksiyondur. Dolayısıyla yangın tehlikesi, günlük hayatımızda sürekli mevcuttur ve yaşam şeklimizin gelişmesi, iyileşmesi oranında da artmaktadır. Başlangıçta tümüyle selülozik maddelerden oluşan çevremiz, bugün değişik ve karmaşık yanma karakteristikleri olan organik maddelerin kontrolüne geçmiş durumdadır.

Yangın, bir çok iş yerinde, çalışma saatleri dışında çıkar. Bu durumda kişisel yaralanma tehlikesi hemen hemen yok gibidir. Fakat çalışma hayatında olumsuz yönde etkileri nedeniyle böyle yangınlar hem ekonomik hem de sosyal yönden bir faciadır. Çalışma saatlerinde çıkan yangınlar işçiler için de gerçek bir tehlike kaynağıdır.

Yangından dolayı doğan dolaylı kayıplar şöyle özetlenebilir:

a)Yangın sonucu onarım veya ünite içerisinde yer değiştirme masrafları

b)Yangın sonucu oluşan kalıntıların temizlenmesi

c)Çalışmalar için yapılan masraflar

d)Kira gelişlerinin azalması veya yok olması

e)Bazı sözleşmeler sonucu devam etmesi gereken servislere yapılacak ödemeler

f)Bir takım kıymetli kağıt ve raporların yok olması

g)Müşterilerin karşı kuruluşlara kaptırılması

h)Tecrübeli elemanların işi bırakması, yeni elemanların eğitilmesi

i)Alıcıların itimatlarının azalması vs.

Bir işin yangından etkilenmesi, etkisinin çevresindeki topluluklarda duyulması ise şu şekilde olur:

a)İşçilerin işlerini kaybetmesi ve toplumun gelirlerinin azalması

b)O işe hizmet ve/veya malzeme sağlayanların gelirlerinin azalması

c)Harap olan, yıkılan mülkten vergi alınamaz olması sonucu, kişilere düşen vergi yükünün artma olasılığı vs.

Yangınlarda şahısların kayıpları ise:

a)Hayati tehlike

b)Zihni ve hissi stres

c)Tecrübe kazanılmış olan alandaki işi kaybetme

d)Devamlı bir gelirin kaybedilmesi veya azalması

e)İş değiştirirken kıdem kayıpları

f)Sosyal hakların kaybolması (ev, tatil vs.)

g)Yeni işe gidip gelirken ulaşım problemi vs.

Factory Mutuar Engineering Corporation’un 10 yıl çalışarak 25000’den fazla yangını incelemesi sonucu, endüstride oluşan yangının nedenleri (tutuşturma kaynakları) aşağıdaki gibi saptanmıştır:

Yangının nedenlerinin yüzde olarak dağılımı:

Elektrik kusurları %22

Sigara %17

Sürtünme %10

Aşırı ısıtılmış maddeler %8

Sıcak yüzeyler (buhar kazanları, fırınlardan gelen ısı) %7

Alevlerden yanma %7

Kıvılcımlardan yanma %7

Kendiliğinden tutuşma %4

Kesme ve kaynak %4

Maruz kalma (komşu mülkiyette olan yangının yayılması) %3

Kundaklama %3

Makinalardan çıkan kıvılcım %2

Erimiş maddelerden %2

Kimyasal reaksiyonlardan %1

Statik kıvılcım %1

Aydınlatma %1

Bilinmeyen %1

3.2. YANGININ YAYILMA ŞEKİLLERİ Yangının yayılabilmesi, yani oksijenli bir ortamda bulunan yakıtın tutuşabilmesi için, ortamda oluşan ısı enerjisinin yakıta ulaşabilmesi gerekir. Bu ısının yakıt üzerine taşınabilmesi aşağıda açıklanacak olan mekanizmaların biri veya birkaçı ile olur.

KONDÜKSİYON: Buna değerek iletme de denilebilir. Isı kattan kata veya odadan odaya (yüzeyden yüzeye) aradaki taşıyıcılar arcılığıyla iletilir. Yani maddeyi meydana getiren moleküller, yer değiştirmeksizin sadece moment değişimi yolu ile ısı geçişini sağlamakta iseler, ısının kondüksiyon yolu ile transfer olduğu söylenir. Örneğin, bir fırının tuğla duvarında veya kaynatıcının dış yüzeyinde (sadece duvar ve metalik dış yüzey göz önüne alınacak olursa) ısı, kondüksiyon yolu ile transfer olur.

Alüminyum, bakır ve demir iyi birer iletkendir. Keçe, kumaş ve kağıt gibi lifli malzemeler zayıf iletkendir. Hava, gazlar ve sıvılar da zayıf iletkendir.

KONVEKSİYON: Bir maddenin sıcak kısmının, soğuk kısmı ile karışması sonucunda ısı transferi olmakta ise, buna konveksiyon yolu ile ısı transferi adı verilir. Konveksiyonla ısı transferi, sadece akışkanlarda (gaz veya sıvı) görülür.

Örneğin, odanın kalorifer radyatörü tarafından veya suyun sıcak bir yüzey tarafından ısıtılmasında ısı transferi, çoğunlukla konveksiyon yolu ile olur.

RADYASYON: Enerjinin elektromagnetik dalgalar yolu ile transferine radyasyon adı verilir. Radyasyon, boşluktan geçtiği zaman ısı veya diğer herhangi bir cins enerjiye dönüşmez ve yolundan saptırılamaz. Radyasyonun yolu üzerinde bir cisim bulunacak olursa, radyasyon cismin içinden geçer, yüzeyinden yansıtılır veya cisim tarafından absorblanır. Radyasyonun sadece absorblanan kısmı ısı enerjisi şeklinde ortaya çıkar. Buna en iyi örnek güneş ışınları veya bir cisimden çıkan ışınların, başka bir aracı bulmadığı halde (temas, iletme, konveksiyon) bir cisme çarparak onu ısıtmasıdır.

Bunların dışında ısı transferi elektrik akımı veya akma-sıçrama yolları ile de olabilir. Kaynak veya oksijenle metal kesme işlemlerinde çıkan kıvılcım veya erimiş metal parçalarının etrafa yayılması akma-sıçrama yolu ile ısı transferine örnek olarak verilebilir.

3.3. YANGIN ÇEŞİTLERİ Türk ve dünya standartlarına göre yangınlar sınıflandırılırken yanıcı madde dikkate alınmıştır. Buna göre yangınlar 5 sınıfa ayrılırlar:

·A sınıfı yangınlar

·B sınıfı yangınlar

·C sınıfı yangınlar

·D sınıfı yangınlar

·E sınıfı yangınlar

3.3.1. A SINIFI YANGINLAR Çeşitli odun ve kereste, ham ve mamul tekstil maddeleri, kağıt ve benzeri maddeler yangınlarına A sınıfı yangınlar adı verilir. Bu maddeler tamamen katı yanıcı maddeler durumundadırlar.

Bu sınıf yangını meydana getiren maddeler tamamıyla kuru maddeler olduklarından, bu sınıfa kuru yangınlar adı da verilir.

Bu sınıf yangınlara sebep olan maddelerin yanabilmeleri için oldukça yüksek bir alevlenme ısısına ihtiyaç vardır. Bu maddeler hem alevlenme şeklinde hem de korlaşma şeklinde yanmaktadırlar.

Başlangıçta için için ve kıvılcımlar şeklinde başlayan yanma, kendi kendine ve yanan kısımlardan çıkan ısının da ilavesi ile yanıcı gazlar çıkartabilecek hale geldikten sonra alevlenmektedir. Bu devreye yangının kuluçka devresi denilir.

Bu sınıf yangında yayılma kondüksiyon yolu ile olur. Bu bakımdan yayılmanın dikine ve yangın merkezi seviyesinde yatay yönlerde olabileceği hesaba katılıp buna göre tedbirler alınmalıdır.

Bu sınıf yangınlar, yangın merkezi çevresinde alevlenme şeklinde; yangın merkezinde ve derinliklerde ise korlaşma şeklinde cereyan ettiğinden, söndürülmesinin esas prensibi, yangının merkezinin bulunması ve söndürülmesidir. Zira merkezin söndürülmesiyle yanıcı gazların çıkışı da duracağından, alevli yanma kendiliğinden sona erecektir.

3.3.2. B SINIFI YANGINLAR Benzin, yağ, gaz yağı, motorin gibi akaryakıt ürünleri ile kimyevi maddeler, boyalar, tiner gibi sıvı yanıcı maddelerden meydana gelen yangınlardır.

Sıvı yanıcı maddenin sıcaklığı, yanma ısısına eriştiğinde yüzeyinde buharlaşma başlayacak ve bu buharlaşan gaz yanmaya başlayacaktır. Yanıcı maddenin sıvı kısmı daha yanma derecesine erişmeden, buharlaşan kısım yanma ısısına eriştiğinde yanacak; sıvı kısım ise buharlaşmaya devam edecektir. Yanıcı maddenin yüzünde olan buhar alevlerinin, hava ile ilişkisinin kesilmesiyle, yani oksijenin kaldırılmasıyla, yangın sönecektir.

Bu tür yangınlara kısa sürede müdahale edilirse, yangın kolayca söndürülecektir. Yangına geç müdahale edildiğinde, yakıtın üst kısmındaki buharlaşma ve yanan gaz, yakıtın sıvı kısmında ısısını yükselttiğinden, hatta yanma derecesine ulaştığından, söndürme işlemi çok kolay olmayacak ve yanma uzun süre devam edecektir.

3.3.3. C SINIFI YANGINLAR Doğal gaz, LPG (likid propan gaz), asetilen, hava gazı gibi yanıcı gaz maddelerin sebep oldukları yangınlardır.

Bu tip yangınların söndürülmesinde özel dikkat gösterilmesi gerekir. Bu tip yangınlarda öncelikle yanan maddenin özelliklerinin çok iyi bilinmesi gerekir. Yapılan müdahale bilinçsiz olursa, patlamalar, zehirlenmeler, yaralanmalar olabilir. Hatta yanlış müdahale, yangının büyümesine bile neden olabilir.

3.3.4. D SINIFI YANGINLAR Sodyum, potasyum, alüminyum, magnezyum, radyoaktif maddeler gibi hafif ve aktif metal maddelerden kaynaklanan yangınlardır.

Bu tip yangınlarda da yanıcı maddenin kimyasal özelikleri çok iyi bilinerek, bu özelliklerine uygun yangın söndürme metotları seçilmelidir.

3.3.5. E SINIFI YANGINLAR Bir yangın sınıfı sayılmamakla beraber,günümüzde hemen hemen her yerde kullanılması ve önemli bir yangın sebebi olması dolayısıyla, elektrik ve elektrikli cihazların yol açtığı yangınlar da bazı standartlarda ayrı bir sınıf olarak gösterilmektedir. Elektrik yangınlarını, A ve B sınıfı yangınlarla birlikte mütalaa etmek gerekir.

Elektrik yangınları, devrelerin kısa devre yapması, elektrikli cihazların arıza yapması, statik elektrik veya A-B tipi yangınlar nedeniyle meydana gelir. Bu tip yangınlarda söndürücü olarak karbondioksit veya, elektriğe yalıtkan olduğundan, kimyasal kuru toz kullanılır. Eğer karbondioksit kullanılmazsa, yanan elektrik kablosu, yangın olmayan taraflarından kesilerek yangının ilerlemesi önlenir.

Elektrik yangınlarının söndürülmesinde ana prensip, söndürme vasıtalarının elektriği iletmeyen cinsten seçilmesidir. Aksi halde söndürmeyi yapan kişinin elektrik akımına yakalanacağı ve hayatının tehlikeye gireceği açıktır. Akımın kesilmesinden sonra ise ortaya çıkacak yangının sınıfına göre ( A veya B sınıfı), o sınıf yangınlar için uygun olan yöntemler uygulanmalıdır.

4. ENDÜSTRİYEL İŞLETMELERDE GENEL YANGIN TEHLİKELERİ 4.1. YANICI VE PARLAYICI SIVILAR Hemen hemen her türlü endüstriyel işletmede bazı miktarlarda yanıcı ve parlayıcı sıvılar bulunur. Bu bölümde, bunlarla ilgili çeşitli rizikolar ve alınabilecek önlemler üzerinde durulacaktır.

Parlayıcı sıvılar, parlama noktaları 37ºC’nin altında ve buhar basıncı 3 kg/cm²’den az olan sıvılardır. Yanıcı sıvılar ise, parlama derecesi 37ºC veya daha yukarı olan sıvılardır. Parlayıcı sıvılar, doğal yapıları gereği buharlaşıcı niteliktedirler ve birçoğu sürekli olarak çıplak gözle görülemeyen ve havadan ağır olan gazlar çıkarırlar. Yanıcı sıvılar ise, parlama derecelerinin üzerine kadar ısıtıldıklarında, parlayıcı sıvıların birçok özelliğini paylaşırlar ve çok buharlaşıcı maddelerle aynı ölçüde tehlikeli olurlar. Bu iki sıvı çeşidinin arasındaki önemli bir fark, çıkan buharların hareket kabiliyeti ile ilgilidir. Parlayıcı sıvılardan çıkan buharlar, havadan ağır olmak üzere kaynaklarından çok uzaklara kadar gidebilirler. Yanıcı sıvı buharları ise, çevre sıcaklığı sıvının parlama derecesinin üzerinde olmadıkça çok uzağa gidemezler.

Oldukça yüksek rizikoları ve geniş olarak kullanılmaları nedeniyle bu sıvılar, endüstride çıkan yangınların birçoğunda pay sahibidirler. Birçok durumda tehlikesiz olan bir kıvılcım ya da bir yangın kaynağı, ortamda yeterli miktarda yanıcı buharlar bulunduğunda ciddi yangınlara ya da patlamalara neden olabilir. İstatistiklere göre bu sıvıların neden olduğu kayıplar, genel toplamda %15’lik bir orandadır. Yangınlarda işin içine yanıcı ve parlayıcı sıvıların da girmesine neden olan etkenler şöyle sıralanabilir:

·Güvenli çalışma şartları altında, personelin eğitim yetersizliği,

·Diğer bölmelerden yeterince yalıtılmamış rizikolu operasyonlar,

·Makineler ve yanıcı sıvıların uygun şekilde kullanılmaması,

·Yetersiz bakım ve temizlik çalışmaları,

·Gerekli yangın kontrol sistemlerinin bulunmaması.

4.1.1. RİZİKO KARAKTERİSTİKLERİ YANICI SIVI YANGINLARI:

Bir yanıcı sıvı yangınında, yanma sıcaklığı yaklaşık 11000 kcal/kg, yani ahşap ısısının 2.5 katı kadardır.

Yanıcı ve parlayıcı sıvıların yanma hızları çevre koşullarına, yanma ısısına, buhar ısısına ve basınç koşullarına bağlıdır. Mesela benzin ve düşük parlama dereceli diğer hafif, buharlaşıcı sıvılar, büyük bir hızla yanarlar ve bir tank ya da açık varilde bulunduklarında yangın bir saatte yaklaşık 20-25 cm derinliğe kadar ulaşır. Bunun yanısıra, fueloil gibi ağır, az buharlaşan sıvılar, daha düşük bir hızla, saatte yaklaşık 12.5-17.5 cm derinliğe ulaşacak kadar bir hızla yanarlar. Kapalı bir yanıcı sıvı yangınında normal ısı üretimi yanma yüzeyine göre dakikada 28000 kcal/m² kadardır. Bir tank ya da diğer muhafaza içinde bulunmayan dökülme, sızıntı, taşma gibi nedenlerle etrafa yayılan sıvılar da yangın sırasında bu miktarda ısı bırakırlar. Yere dökülen her litre sıvı yaklaşık olarak 0.5 m² bir alana yayılır. Buharlar ise çok daha büyük bir alanı tehlike sınırları içine sokarlar.

Hidrolik yağ boruları, sıvı transfer boruları gibi basınç altında bulunan sistemlerdeki sızıntılardan püskürmelerden yangınlar meydana gelir. Bu tür püskürmeler kolaylıkla, hatta sıvının parlama derecesinin altındaki sıcaklıklarda bile alev alabilirler. Püsküren hafif, buharlaşıcı sıvılar, bu yangınlarda yaklaşık 8000 kcal/lt’lik bir ısı bırakırlar. Eğer sızıntı başlar başlamaz yanma olmazsa, düşük parlama noktalı sıvılarda patlamalar ortaya çıkabilir.

PATLAMALAR:

Endüstriyel işletmelerde, rizikolarla ilgili incelenecek üç tipte patlama vardır:

·Yangın patlamaları,

·Detonasyon patlamaları (infilak),

·Kaynayan sıvılarda buhar genleşmesi patlamaları.

Yangın patlamaları: Bu patlamalarda, yanıcı sıvı buharı ve hava hızla karışır ; ısı, ışık ve basınç artışı olur. Patlama olması için, havadaki yanıcı buhar oranının patlayıcı sınırlar içinde olması gereklidir. Yanma çok hızlıdır ve alev saniyede yaklaşık 2m’lik bir hızla ilerler. Bazı deneylerde sıvının her litresinin dakikada 650000 kcal’lik bir ısı bıraktığı gözlenmiştir. Havalandırma delikleri yoksa, patlama basınç değeri başlangıçtakinin 6-7 katına kadar çıkabilir.

Detonasyon patlamaları: Bu patlamalarla yangın patlamaları arasındaki esas fark ısı bırakma hızındadır. Bu hız detonasyon patlamalarında daha yüksektir. Detonasyonla meydana gelen şok dalgası patlayıcı karışım içinde bu karışımın fiziksel veya kimyasal özelliklerine göre 2-8 km/sn’lik bir hızla ilerler.

Kaynayan sıvılarda buhar genleşmesi patlamaları: Bu patlamalar, bir yanıcı sıvı bir ısı kaynağı ya da ateşle atmosferik kaynama noktasına kadar ısıtıldığında ortaya çıkar ve sıvının içinde bulunduğu bölmenin yüksek basınç yüzünden zarar görmesiyle serbest kalır. Aşırı ısınmış sıvının bir bölümü hızla buharlaşarak alev alır ve yangın patlamalarına göre daha az ısı bırakmakla beraber daha uzun süre yanmaya devam eder.

Patlama rizikoları özellikle küçük odalar, makinaların içi, muhafaza tankları gibi kapalı bölmelerde söz konusudur. Rizikonun varlığı için şu şartlardan biri söz konusu olmalıdır:

·Kapalı kaptaki sıvının parlama derecesi -6ºC’nin altındadır.

·Sıvının parlama derecesi 43ºC’nin altındadır ve bu derecenin en az 15ºC fazlasına kadar ısıtılmıştır.

·Sıvının parlama derecesi 150ºC ya da daha düşüktür ve kaynama noktasının üzerindeki, sıcaklıklara kadar ısıtılması söz konusudur.

-6ºC’nin altında parlama noktası olan ısıtılmamış sıvılar normalde bir patlama tehlikesi oluşturmazlar, ama bunların buharlaşma özellikleri düşük olmasına rağmen, büyük yüzeylere yayılarak kullanılmaları durumunda bir tehlike vardır.

4.1.2. DEPOLAMA Yanıcı sıvıların muhafazası ile ilgili en önemli tehlike sıvının kazara çevreye yayılmasıdır. Sık sık olan bu dökülmelerin nedenleri şunlardır:

·Açık ateşlere maruz kalan kaplarda oluşan aşırı basınç,

·Kazalar sonucu kapların zarar görmesi,

·Forkliftlerle taşınırken vs. kapların delinmesi sonucu meydana gelen sızıntılar

·Transfer borularındaki arızalar.

Bir yangın sırasında bu sıvıların çevreye yayılması yangını besler, söndürme çalışmalarını engeller ve genellikle boruların ya da başka sıvı tanklarının zarar görmesine neden olur.

Endüstriyel işletmelerde yanıcı sıvılar, normal olarak 2lt’lik variller içinde saklanır ya da paletler üzerinde küçül kutular içinde de bulundurulabilir.

Tank muhafazası: Ekonomik nedenlerle büyük miktarlardaki yanıcı sıvılar, yeraltına, yerüstüne ya da bazı özel şartlarda bina içine yerleştirilmiş tanklarda muhafaza edilir.

Uygun tasarlanmış, yerleştirilmiş ve düzenli bakımı yapılan tanklar kullanılıyorsa, rizikolar tanklardan çok, sıvı transfer sistemleriyle ilgilidir. Depolamanın rizikosu doğrudan sıvı miktarına bağlı değildir; daha çok tankın tipine, sıvının özelliklerine, havalandırma kapasitesine, ilgili boru ve bağlantılara ve çalışma şartlarına bağlıdır.

4.1.3. TRANSFER VE DAĞITIM Parlama noktalarının üzerindeki sıcaklıklara kadar ısıtılmış yanıcı ve parlayıcı sıvılarla ilgili transfer, dağıtım, taşıma gibi operasyonlar genelde yanıcı ve parlayıcı sıvılar açısından tehlikeli durumlar olarak kabul edilir. Isıtılmamış sıvılarla ilgili işlemlerse, yüksek basınçlı boru sistemlerinin dışında özel bir riziko yaratmazlar.

Herhangi bir transfer ya da dağıtım operasyonunda önemli olan, yanıcı sıvıların çalışma alanı içine dağılmasını engellemek ve bir kaçak olsa da, dağılacak sıvı miktarını minimumda tutabilmektir.

Transfer tanımı, sıvının bir kaptan diğerine aktarılması; dağıtım tanımı ise bir endüstriyel işletmede, yanıcı ve parlayıcı sıvıların kullanılacakları yerlere dağıtılması anlamındadır.

SIVILARIN TRANSFERİ:

Parlayıcı ve yanıcı sıvılar normal olarak pompalarla, yerçekimi akışı ile, hidrolik basınçla ya da sıkıştırılmış basınçla aktarılırlar. Büyük miktarların transferi için kullanılan en yaygın sistem pompalardır ve en kapalı bir boru sistemi içinden pompalama yöntemi en güvenli transfer yöntemi olarak kabul edilir.

Pompalama sistemleri: Pozitif yer değiştirme pompaları tercih edilir çünkü bunlar sıkı bir kapanma sağlarlar ve kullanılmadıkları zaman içlerinde sıvı birikmesine izin vermezler. Sistemde, aşırı basıncı önlemek için pozitif yer değiştirme pompasının boşaltma tarafına bir rahatlatma valfi takılmalıdır. Düşük parlama noktalı sıvılar söz konusu ise, bu valften çıkan sıvı borularla ya tekrar besleme kaynağına ya da pompanın emme tarafına yollanmalıdır.

Santrifüj pompaları da vardır ama bunlar sıkı bir kapanma sağlayamazlar. Ayrıca pompalar kullanılmazken de içlerinde bir miktar sıvı kalır.

Pompa yapısı paketler ve düzenleme, ilgili sıvının özelliklerine uygun olmalıdır. Pompalar, çıkacak yangınların tanklara ya da önemli makine ya da binalara zarar vermeyeceği yerlerde muhafaza edilmelidir.

Serbest akış (yerçekimi) sistemleri: Birçok endüstriyel operasyonda, özellikle pompalama sistemini tıkayabilecek yüksek oranda buharlaşıcı sıvılar söz konusu ise serbest akışla transfer yolu seçilir. Bu sistemler, büyük miktarlarda sıvı kaynakları ile kullanılmamalı, ancak operasyon gerektiriyorsa bu yönteme baş vurulmalıdır. Bu sistemler sürekli basınç altında oldukları için, bu sistemlerde sıkı kapatma pompalama sistemlerine göre daha zordur. Bu özelliğiyle yerçekimi sistemleri kazara dökülme saçılma olmasına çok uygun bir ortam yaratır.

Hidrolik sistemler: Hidrolik transferde, yanıcı sıvının kaptan dışarı atılması için su basıncı kullanılır. Bu sistemin çıkardığı sorunlar şunlardır:

·Bu sistemler, suda eriyebilen sıvıların transferi için kullanılamazlar.

·Kaplar standart basınca dayanıklı türden olmalıdır.

·Sistemde aşırı basınçların ortaya çıkmaması için karmaşık bir kontrol sistemi gereklidir.

Sıkıştırılmış gazla boşaltma sistemleri: Basınçlı gaz kullanılan transfer sistemleri, hidrolik sistemlere benzer, ama bunlarda su yerine basınçlı gaz kullanılır. Transfer ortamının (gaz) sıkışabilir karakteri ve sistemin sabit basınç altında olması nedeniyle boru çatlağı ya da valflerin yanlış kullanılması gibi durumlarda önemli bir miktarda sıvı sistemden dışarı kaçabilir.

Sıkıştırılmış gazla transfer yöntemi her türlü koşul altında kullanılamaz. Sistemdeki sabit basınç sorununun yanısıra, gaz olarak hava kullanılması, parlayıcı ve yanıcı sıvıların aktarılması durumunda buhar hava karışımının patlaması ihtimali de vardır.

DAĞITIM İŞLEMLERİ:

Bu işlemlerde sıvılar genellikle sabit boru sistemlerinden, varillerden, küçük kaplara makine depolarına nakledilirler, yangın kaynaklarının bulunabileceği alanlara taşınırlar. Doğal olarak fabrika alanı içinde parlayıcı sıvıların kullanılması, tehlike yaratabilecek bir miktar buhar çıkmasına neden olur.

Bir işletmede, parlayıcı sıvıların dağıtılması için en uygun düzenleme, bu iş için uygun şekilde korunup havalandırılan ayrı bir alan kullanılmasıdır. Boşalan kaplar bu alana getirilip doldurulmalıdır.<

Statik Arıza Giderme/bakım Yöntemleri

Salı, 06 Kasım 2007

ıÜüSTATİK ARIZA GİDERME/BAKIM YÖNTEMLERİ

Voltmetre kullanarak yaptığınız AC/DC ölçmeleri ,akım kaynağı kesildikten sonra ohm metre ile direnç ve bobinlerin sağlamlığı , kondansatörlerin kısa devre olup olmadığı tespit etmek statik ölçme yöntemlerindendir. Özellikle ohm metre ile yapılan R ve C ölçümlerinde sağlamlığı saptanacak parçaların bir uçları açığa çıkarılarak kontrol edilmelidir. Transistörlerde ise an az iki bacağı çıkarmalısınız. R ,C ve Transistör ölçerken ohm metrenin canlı uçlarını iki elimizle tutup , kendi dirençimizi ölçülecek dirence paralel olarak sokmamak gereklidir. aksi halde yüksek direnç değerlerinde yanlış ölçme yapabiliriz.

Gerilim ölçmelerinde voltmetrelerin doğru değer göstermesi için kullanılan voltmetrenin volt başına düşen direnç miktarı minumum 20000 ohm/V olmalıdır. Bir avometre ile ölçüm yaparken komütatörü ölçülecek değerinin bir üst sınırında tutmak gerekir. Alıcı sinyal girişine sinyal uygulandıktan sonra yapılan ölçme türüne de;

· DİNAMİK ARIZA BULMA YÖNTEMLERİ

Bu yöntemde iki yolla yapılabilir.

· Sinyal Enjeksiyon

· Sinyal transfer ,

ile yapılan ölçme yöntemi

Sinyal enjeksiyon yönteminde ;ilkin transistörlü bir multi vibratör çıkışından elde edilen kare dalgaya yakın bir sinyal ;alıcının çeşitli sinyal giriş yerlerine uygulanarak katlarda sinyal geçirmeyen yerler bulunur.Sinyal izleme yöntemindeyse alıcının anten girişine bir R.F. sinyal genaratöründen modüleli bir sinyal uygulanır. Sinyal traser lambalı veya transistörlü ses frekans amplifikatörü olup bu amplifikatör girişinde ise kristal diyod yardımiyle yapılmış bir dedektör bulunmaktadır. Sinyal traser yardımıyla mikser çıkışından başlamak suretiyle hoperlöre kadar sinyalin gelip gelmediği kontrol edilir. Kullanılan m.vibratörün frekansı 1.5 KHz kadar olmalı, krokodil bağlanan uç alıcının şasesine tutturulmalıdır.

· TRANSİSTÖRLÜ RADYO ARIZALARI:

Bir süperheterodoin radyo alıcısının arıza yapma oranının azaltmak için aşağıdaki belirtmeye çalıştığımız şartlara dikkat edilmesi gereklidir.

· 1. Alıcının şasesi (plaketin bulunduğu bölüm), kasasından kolaylıkla sökülüp takılabilmeli…

· 2. Bozulan direnç, kondansatör, transistör ve trafonun şase üzerinde daha önceden belli bir plan dahilinde yerleştirilmiş olması gereklidir.

· 3. Alıcıda kullanılan direnç ve kondansatörlerin toleransları %4-5 civarında olmalı, özellikle transistör elemanları arasındaki sızıntı dirençleri çok büyük olmalıdır.

· 4. Gerek radyonun montajı yapılırken, gerekse onarım esnasında 100 Watt’lık havya kullanılmamalıdır. BU güce sahip bir havya devre üzerindeki bakır plaketini bozulup iş görmemesine sebep olabilir. bakır yollar yanarak sızıntı dirençleri doğurabilirler. ( Bu öneri sadece radyo tamiri için değil bütün elektronik devrelerin tamiri için bir tavsiyedir. )

· 5. Gerçekte bir tamir esnasında en önemli husus tamir edilecek devrenin şemasının olması gerekliliğidir.

Bu bölümde temel bazı elektronik cihazların onarımı bakımı ve kullanımı belli çerçeveler içerisinde anlatılacaktır.

· 1-SÜPERHETERODİN ALMAÇLAR VE TELEVİZYON DİZGELERİ

· 1.1-Frekans Bölmeli Çoklama

İletişimde, bilgi işareti bir noktadan diğer bir noktaya bir iletim ortamı kullanılarak gönderilir. Bu iletim ortamı, telefon haberleşmesindeki gibi bir iletim hattı (kablo) olacağı gibi, radyo yada televizyon haberleşmesindeki gibi uzay da olabilir.Gönderilecek olan işaretin bant genişliği çoğunlukla iletim ortamının bant genişliğinin çok küçük bir bölümünü oluşturur.Bu nedenle iletişim ortamından tek bir işaretin gönderilmesi büyük bir savurganlık olur.

Özellikle uzay gibi tek olan bir ortamının tek bir kullanıcı tarafından kullanılması düşünülemez.Ancak, aynı frekans bantını kapsayan birden çok işaretin birbirlerine eklenerek tek bir iletim ortamından gönderilmesi olası değildir.Çünkü bu işaretlerin almaç tarafından birbirlerinden ayrılması olanaksızdır.

Bu sorun şöyle çözülebilir : Birbirleriyle aynı frekans bantını kapsayan işaretlerin frekans yörüngeleri birbirlerine göre aynı frekans bantlarına kaydırılırlar.Böylece birbirleriyle çakışmayan frekans bantlarını kapsayan işaretler elde edilmiş olur.Bu işaretler zaman bölgesinde toplanarak tek bir iletim ortamı üzerinden gönderilirler.Ayrı frekans bantlarını kapsayan bu işaretler alıcı uçta süzgeçler kullanılarak birbirlerinden ayrılırlar.Daha sonra birbirlerinden ayrılmış olan bu işaretlerin frekans görüngelerin ilk kapladıkları frekans bantına kaydırılır.Bu biçimde birden

çok işaret tek bir iletim ortamı kullanılarak gönderilir ve alıcı tarafta ayrı ayrı elde edilebilir.Değişik işaretlerin değişik frekans aralıklarını kullanması ilkesi Frekans Bölmeli Çoklama olarak adlandırılır.Frekans Bölmeli Çoklama kullanılırken işaretler zaman bölgesinde birbirleriyle karışmış durumdadır.Ancak her biri başka frekans bantını kapsadığı için frekans bölgesinde kendi özdeşliklerini korurlar ve istenince uygun süzgeçler kullanılarak birbirlerinden ayrılırlar.

Frekans bölmeli çoklama elde edebilmek için işaretlerin ayrı frekans bantlarına kaydırılmaları işaretlerin frekansları ayrı sinüsoidaller ile çarpışması ( ve gerekirse uygun süzgeçlerden geçirilmesi ) ile sağlanır .Bu ise işaretin çift yan bant genlik modulasyonuna uygulanmasından başka bi rşey değildir .İşaretler almaçta birbirlerinden ayrıldıktan sonra, ilk frekans bantlarına geri kaydırılması işide Çyb modüle edilmiş işaretin demodülasyonu demektir. Bu tür frekans kaydırmalarda işaretin frekans görüngesi değişmez,yalnızca yeri değişir Frekans kaydırma işlemi başka biçimde de yapılabilir. Örneğin,bilgi işaretiyle bir sinüsoidalin frekansını modüle ederek de işaretin görüngesi taşıyıcı frekansı Wo etrafındaki frekans bantına taşınır. Bu taşıma sırasında işaret bir dönüşüme uğrar,frekans görüngesini biçimi ve bant genişliği değişir. Bu işlem frekans modülasyonundan başka bir şey değildir. Frekansı kaydırılmış ve dönüştürülmüş işaretin yeniden ilk bantına kaydırılması ve eski biçimine dönüştürülmesi ise bu FM işaretinin demodülasyonudur.

Frekans bölmeli çoklama için gereken frekans kaydırma işlemi modülasyon işlemi yoluyla sağlanmış olur. Modülasyon işlemini gerekli kılan önemli nedenlerden biri frekans bölmeli çoklama yapabilmektir. Modülasyonu gerektiren diğer önemli bir neden de işaretin iletim ortamında iletimine uygun bir biçimde sokulmasıdır. Böylece ,modülasyon işlemi yoluyla hem frekans bölmeli çoklama hem de işaretin iletime uygun biçime sokulması gerçekleştirilmiş olur.

Frekans bölmeli çoklama konusuyla ilgili bir örnek verecek olursak ; Bir iletim ortamı (örneğin uzay) kullanarak, aynı anda n tane, her biri Wm rad/sn’ye bant sınırlı, işaret göndermek istediğimiz,modülasyon türü olarak (ÇYB yada normal) Genlik Modülasyonu kullanıldığını varsayalım. Aynı örnek diğer modülasyon türleri kullanılarak da incelenebilir. Bu n işaretin taşıyıcı frekansları W1,W2,….,Wn olan n tane sinüsoidalin genliğini modüle edilmiş her bant genişliği 2Wm olan ve merkezi W1 (yada W2, yada W3 ,….,yada Wn ) olan bir bantını kapsar. Buna göre,değişik frekans görüngelerinin birbirleriyle çakışmaması için taşıyıcı frekansları W1 ,W2 ,….,Wn’nin birbirlerinden enaz 2Wm rad/sn uzakta olması gerekir.

Bu işaretler frekans bölmeli çoklanarak tek bir göndermeç tarafından iletim ortamına verilebileceği gibi, başka göndermeçler tarafından iletim ortamına verilebileceği gibi, başka göndermeçler tarafından iletim ortamına verilmişde olabilir. Her iki durumda da iletim ortamındaki işaret aynıdır.İletim ortamındaki n işaretin tümünde tek bir almaç tarafından alınabileceği gibi her biri ayrı birer alıcı tarafından alınabilir.

işaretlerin tümünün tek bir verici tarafından gönderildiği ve tek bir almaç tarafından alındığı durum gösterilmiştir.

Her işaret göndermeçte modüle edilerek istenilen frekansa kaydırılır.Çakışmayan frekans bantlarını kapsayan modüle edilmiş işaretlerin toplamı iletim ortamına verilir.Almaçta ise belli bir işareti almak için o işaretin frekansına merkezlenmiş bir bant geçiren süzgeç konur. Bant geçiren süzgeç çıkışında yalnızca işaret vardır.Bu işaretten,demodülasyon yolu ile ,ilk bilgi işareti elde edilir.

Gerçekte uzayın bir iletim ortamı olarak kullanımı bir frekans bölmeli çoklama uygulamasından başka bir şey değildir.Tüm elektromanyetik yörünge 1 ile 100 Khz’den 100Ghz’e kadar, çok değişik iletim türleri için aynı anda kullanılmaktadır.Her kullanıcı istediği işaretin bulunduğu frekans bantına geçiren ve diğer tüm işaretleri söndüren bir bant geçiren süzgeç ile istediği işareti demodüle edebilecek bir almaç kullanılır.Bu işlem sırasında almaçlar birbirlerinden etkilenmezler.Burada önemli olan işaretlerin frekans frekans görüngelerinin çakışmamasıdır.Görüngelerin çakışmaması, uluslar arası iletişim kuruluşları tarafından değişik amaçlar için öngörülen frekans dilimlerinin kullanılması ile sağlanır. Örneğin,160 Khz – 250 Khz uzun dalga GM yayınına, 550 Khz – 1600 Khz orta dalga GM yayınına ve 6 Mhz – 26 Mhz bantı içinde bir takım frekans dilimleri kısa dalga GM yayınına ayrılmıştır.88 Mhz ile 108 Mhz arası FM (yada çok kısa dalga) yayımına ayrılmıştır ve bu bantta her radyo istasyonuna 200 Khz’lik bir bant verilmektedir.

Yönetmelikler

Salı, 06 Kasım 2007

Yönetmelikler Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumundan :

Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği BİRİNCİ KISIM Amaç, Kapsam, Hukuki Dayanak, Tanımlar ve Kısaltmalar Amaç

Madde 1 — Bu Yönetmeliğin amacı; dağıtım sistemine bağlanmak isteyen veya bağlı olan tüketiciler ile bu tüketicilere bağlantı anlaşması, perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşma kapsamında hizmet veren taraflara uygulanacak standart, usul ve esasların belirlenmesidir.

Kapsam

Madde 2 — Bu Yönetmelik; tüketicilere dağıtım seviyesindeki hizmetlerin, yeterli, kaliteli ve sürekli olarak sunulması için;

a) Verimli ve kesintisiz hizmet sağlanmasına ilişkin olarak uyulması gereken hizmet kalitesi standartlarına,

b) Elektrik enerjisi tüketiminin tespiti ve tahakkuk ettirilmesine,

c) Tüketim amaçlı olarak elektrik enerjisi ve/veya kapasitenin rekabet ortamında temin edilebilmesi için uyulması gereken esas ve usullere,

d) Müşteri şikayetlerinin alınması, değerlendirilmesi ve müşterilerin bilgilendirilmesine yönelik esas ve usullere,

e) Müşterilerin hak ve yükümlülükleri ile müşteri zararlarının tazminine,

ilişkin hükümleri kapsar.

Perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiler dışındaki üretim veya otoprodüktör veya otoprodüktör grubu veya toptan satış lisansı sahibi tüzel kişilerden elektrik enerjisi ve/veya kapasite satın alan serbest tüketicilere sağlanan perakende satış hizmetleri bu Yönetmeliğin kapsamı dışında olup, bu satış hizmetlerine ilişkin hükümler, lisans sahibi tüzel kişiler ile serbest tüketicilerin aralarında yaptıkları ikili anlaşmalar kapsamında düzenlenir.

Hukuki dayanak

Madde 3 — Bu Yönetmelik, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar ve kısaltmalar

Madde 4 — Bu Yönetmelikte geçen;

1. Kanun: 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununu,

2. Kurum: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunu,

3. Kurul: Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunu,

4. Başkan: Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanını,

5. TEDAŞ: Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketini,

6. TEİAŞ: Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketini,

7. Abone grubu: Aynı hizmet standardına tabi gerçek ve tüzel kişileri,

8. Bağlantı anlaşması: Gerçek veya tüzel kişilerin dağıtım sistemine sürekli veya geçici olarak bağlantı yapmalarına ilişkin koşul ve hükümleri kapsayan anlaşmayı,

9. Bağlantı bedeli: Gerçek veya tüzel kişilerin dağıtım sistemine bağlantı yapmalarına ilişkin olarak yapılan masrafların karşılanmasını esas alan bedeli,

10. Bağlantı gücü: Bir kullanım yerinin elektrik projesinde belirtilen kurulu gücün, kullanma faktörü ile çarpılması suretiyle hesaplanan güç miktarını,

11. Dağıtım: Elektrik enerjisinin gerilim seviyesi 36 kV ve altındaki hatlar üzerinden naklini,

12. Dağıtım bölgesi: Bir dağıtım şirketinin lisansında tanımlanan bölgeyi,

13. Dağıtım tesisi: İletim tesislerinin bittiği noktadan itibaren, müstakilen elektrik dağıtımı için tesis edilmiş tesis ve şebekeyi,

14. Dağıtım sistemi: Bir dağıtım bölgesinde yer alan elektrik dağıtım tesisleri ve şebekesini,

15. Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği: 4/8/2002 tarihli ve 24836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmeliği,

16. Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği: 11/8/2002 tarihli ve 24843 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmeliği,

17. Hizmet: Elektrik enerjisi ve/veya kapasite satışına yönelik olarak, bağlantı, sayaç okuma, ödeme bildirimleri ve müşteri hizmetlerine ilişkin diğer faaliyetleri,

18. İkili anlaşmalar: Gerçek veya tüzel kişiler ile lisans sahibi tüzel kişiler arasında ya da lisans sahibi tüzel kişilerin kendi aralarında özel hukuk hükümlerine tabi olarak, elektrik enerjisi ve/veya kapasitenin alınıp satılmasına dair yapılan ve Kurul onayına tabi olmayan ticari anlaşmaları,

19. İlgili mevzuat: Elektrik piyasasına ilişkin kanun, yönetmelik, tebliğ, genelge, Kurul kararları ile ilgili tüzel kişilerin sahip oldukları lisans veya lisansları,

20. İlgili tüzel kişi: İlgisine göre dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi ve/veya perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiyi,

21. Müşteri: Perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşmalar yoluyla hizmet alan tüketicileri,

22. Perakende satış hizmeti: Perakende satış lisansına sahip şirketler tarafından, elektrik enerjisi ve/veya kapasite satımı dışında, tüketicilere sağlanan sayaç okuma, faturalama gibi diğer hizmetleri,

23. Perakende satış sözleşmesi: Bağlantı anlaşması mevcut olan kullanım yeri için, perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi ile müşteriler arasında Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde, elektrik enerjisi ve/veya kapasite temini ile hizmet alımına yönelik olarak yapılan ticari faaliyetlere ilişkin koşul ve hükümleri kapsayan sözleşmeyi,

24. Perakende satış şirketi: Elektrik enerjisinin ve/veya kapasitenin ithalatı ve iletim sistemine doğrudan bağlı olanlar dışındaki tüketicilere perakende satışı ve/veya tüketicilere perakende satış hizmeti verilmesi ile iştigal edebilen tüzel kişiyi,

25. Serbest olmayan tüketici: Elektrik enerjisi ve/veya kapasite alımlarını sadece, bölgesinde bulunduğu perakende satış lisansı sahibi dağıtım şirketi veya perakende satış şirketlerinden yapabilen gerçek veya tüzel kişiyi,

26. Serbest tüketici: Kurul tarafından belirlenen elektrik enerjisi miktarından daha fazla tüketimde bulunması veya iletim sistemine doğrudan bağlı olması nedeniyle tedarikçisini seçme serbestisine sahip gerçek veya tüzel kişiyi,

27. Tarife: Elektrik enerjisinin ve/veya kapasitenin iletimi, dağıtımı ve satışı ile bunlara dair hizmetlere ilişkin fiyatları, hükümleri ve şartları içeren düzenlemeleri,

28. Tedarikçi: Müşterilerine elektrik enerjisi ve/veya kapasite sağlayan üretim şirketleri, otoprodüktörler, otoprodüktör grupları, toptan satış şirketleri, perakende satış şirketleri, perakende satış lisansı sahibi dağıtım şirketlerini,

29. Tüketici: Elektriği kendi ihtiyacı için alan serbest ve serbest olmayan tüketicileri,

ifade eder.

Temel Elektronik Bilgileri:

Salı, 06 Kasım 2007

Temel Elektronik Bilgileri:

Eger insan elektronik kavrami tam olarak kavrayabilirse islem basamaklarini ancak o zaman istedigi gibi geçebilir. Yapilmasi gereken her iste oldugu gibi elektronik devreler hayatimizda önemli bir yere gelmistir; kumandalar, adaptörler ve daha niceleri. Herkez bir sekilde bu devreleri sökmüs ve incelemisizdir. Ayni baska bir dili ögrenmek gibi elektronigide bilen bir sahis zorlanmadan istedigi gibi bu devreleri onarmakla kalmaz yenisini yani daha iyisini bile yapabilir.

Elektronik tanimini kisaca yapmak istersek ilk olarak eletrik akimi yani temel olaya inmemiz gerekir bu olayida anlamak için mutlak olarak atomlarla ilgili bilmemiz gereken noktalar vardir;

Atomlar dogada aktif olarak üç farkli sekilde yer alirlar; KatiSiviGazModlar arasindaki önemli farklar agirlik ve yogunluktur. Bu atomlarin hareketsel bir yapisi oldugundan enerji bakimindan ise ikiye ayrilirlar;

1.Potansiyel Enerjili : Pozistonunu koruyan enerjidir.

2.Kinetik Enerjili : Hareket enerjisidir.

Atomlar birbirlerine çok benzeselerede yapisal olarak çok küçük parçalardan olusurlar. Bu parçaciklar sayesinde atomlar 92 farkli cins olustururlar. Bu ayrimi gösteren periodik tabloda atomlarin numaralari ve agirliklari yer almaktadir. 92 olan sayi son yillarda yapilan nükleer çalisma sonuçlariyla 14 adet eklenerek 106′ya çikmistir. Yandaki linkde ayrintili bir tablo yeralmaktadir. http://www.webelements.com/

1845 yilindan sonra atomun içyapisi tam olarak açiklanabilmistir. Yapida ELEKTRON, PROTON ve NÖTRON bulunmaktadir. Elektronlar serbest yörüngede gezen negatif(-) yüklü parçaciklardir. Proton ise merkezde yer alan pozitif(+) yüklü parçaciklardir, sabit konumludur. Nötronlar ise yüksüz ve merkezde yer alan hareketsiz parçaciklardir. Yapida hareketli yapida bulunan elektronlar atomun tipini belirler. Eger elektronlar protonlara göre fazla ise atom NEGATiF, Elektronlar Portonlardan az ise POZiTiF, Elektronlar Protonlara esit ise atom NÖTR yapisindadir.

iste burada iki atom yakinlastirildiginda birinin yükü digerine göre zit yönlü ise Negatifden Pozitife geçis olacaktir, bu olaya elektrik akimi denilebilir. Elektrik akimi daha önceki yillarda Pozitifden negatife olarak bilinmekteydi fakat prensip olarak Negatiden Pozitifedir.

iste bu olgulari matematiksel olarak ifadelendirsek genel kavramlari belirlememiz gerekir;

Amper(A): Bir iletken üzerinden gecen elektrik akim miktari. (Birimleri: Amper,MiliAmper, MikroAmper)

1 Amper(A)= 1 kulomb (Q) esittir.

Volt (V): iki farkli yükle yüklenmis ortamlar arasindaki yük farki yani kisaca gerilim farki. (Birimleri: KiloVolt,Volt,miliVolt,mikroVolt)

V=W/Q W joule ile gösterilen güçsel fark, Q kulomb olarak bilinen bir sabite.(1 kulomb 6,240,000,000,000,000,000 elektron yada protondur)

Yukarida görülen kavramlar anlik kavramlaridir. Elektriksel güç yani zamana yayilmis olan enerji ise P ile gösterilir birimi watt dir.

P=W/t dir. W Ayak_agirligi (food-pounds) , t ise zamani gösterir.

1 HP = 768 watt dir. HP beygir gücüdür.

P= I x E yede esittir. E gerilim farkini I ise akim gücünü temsil eder.

Devreye uygulanan akim ve gerilim birbirleriyle dogru orantili olarak degisirler fakat bu degisim zamansal bazli olarak süregelirse iste o zaman akim ve gerilim AC diye tabir edilen dalgali yani sabit olmayan gerilim ve akim olacaktir. Örnegin sehir sebeklerinde gerilim -320V ile +320V arasinda degismesine ragmen biz o gerilimi 220V olarak bilmekteyiz çünkü zaman yayilan bu gerilim efektif olarak yani ortalama olarak 220V gözükmektedir. Bunun tersi olan yani sabit bir gerilimleri olan piller ise DC diye tabir edilen bir gerilim ve akima sahiptirler. Asagida açisal olarak bir sinüs dalga tasviri yer almaktadir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.jpg[/IMG]

DiRENÇ:

Devreye uygulanan gerilim ve akim bir uçtan diger uca ulasincaya kadar izledigi yolda birtakim zorluklarla karsilasir. Bu zorluklar elektronlarin geçisin etkileyen veya geçiktiren kuvvetlerdir. iste bu kuvvetlere DiRENÇ denebilir. Kisaca [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]ohm ile gösterilir. Assagida örnek bir direnç ile maddelerin iletkenlik oranlarini görebilirsiniz.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.jpg[/IMG] Elektriksel devrelerde kullanilan direnç. Madde

ALUMINUM

CARBON

CANSTANTAN

COPPER

GOLD

IRON

NICHROME

SILVER

STEEL

TUNGSTEN

p (rho)

17.

2500-7500 x copper

295.

10.4

14.

58.

676.

9.8

100.

33.8

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.jpg[/IMG]Bir direncin iç yapisi

Dirençler sekildeki gibi tasarlandiklari gibi farkli maddelerden farkli sekil ve baglantilarlada tasarlanabilirler;

Carbon Dirençler: sekilde görülen basit devre direncidir.

Güç Dirençleri : Yüksek güçlü akimlar altindada rahatlikla çalisabilen dirençlerdir.

Potansiyometre : Üç uçlu ayarlanbilir bir dirençtir.

Bu dirençlerin hacimlerinin ufak olmasi ve sabitsel olarak kodlanabilmesi için renksel direnç kodlari olusturulmustur, assagida bu kodlari inceleyip hesap yapan siteler mevcuttur;

4 Bandli Direnç hesabi için: [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG] 5 Bandli Direnç hesabi için: [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG] http://www.xtronics.com/Kits/rcode.htm, http://aloha-mall.com/a-1/pcresist.htm, http://rlan.net/NostalgiaAir/RMACodes/reschart.htm, http://www.testeq.com/charts/resclr.html, http://www.drbob.net/rcode.html , Genel Görünümlü Direnç Tablosu:

Devrede bulunan elemanlar üzerinden geçen akim ve olusan gerilim elemanlarin baglanti sekillerine göre ikiye ayrilabilir;

Seri Baglama: Elemanlar üzerinden akim geçerken bir sirayi takip ediyprmus gibi önce birinden sonrada digerinden geçerek gider. Akimlar sabit Gerilimler farklidir. Örnek sekil asagidadir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image007.jpg[/IMG] Paralel Baglama: Elemanlar ard arda degilde yan yan baglanmistir, akim ayni anda ikisinden birden geçebilir. Gerilimler ayni Akimlar farklidir. Örnek sema asagidadir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.jpg[/IMG] Devrelerde yer alan temel diger devre elemanlari ise; Direnç (Yukarida deginmistik)KapsitansBobinTransformatörDiyotTransistörIC² ler yada bilinen adiyla Entegreler simdi kisaca bu elemanlari taniyalim;

KAPASiTANS(KONDANSATÖR):[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image009.gif[/IMG]

Kapasitans kavramini açiklamak istersek; kisaca küçük bir pile benzetmek yanlis olmaz çünkü iki farkli ucun arasindaki dielektrik(yalitkan) madde sayesinde iki taraftada birikim olusur. Olusan bu birikim uçlar kisadevre edilince kendini tamamlayarak bir akim olusturur bu olayi gerçeklestiren elemanlara kisaca kondansatör denebilir. Asagida solda yer alan sekilde temel yapisini gösteren iyi bir örnek ve sagda bulunan sekilde ise bir kondansatörün sarji görülmektedir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image011.jpg[/IMG] [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image013.jpg[/IMG] Fiziksel olarak temel yapi bir maddenin üzerinde hapsedebildigi statik elektrik denen bir temel elektrik depolama islevinin iki metalin etkilesimi ile artirilarak yön ve miktar verilebilmesidir. Miktar kondansatörün iletken ve yalitkan kisimlarinin özelliklerine bagli olarak hapsedebilecegi maximum gücü belirler, Yön bilgisi ise seçilen maddelerden dolayi ortaya çikan bir kutuplasmadir. Asagida örnek kondansatör çesitlerini görmektesiniz;

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image014.gif[/IMG] [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image015.gif[/IMG]Ayarlanabilir Kondansatörler

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image016.gif[/IMG]Film Kondansatörleri [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image017.jpg[/IMG]Havasiz ortamli Kondansatör.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image018.jpg[/IMG]Kagit Kondansatörler

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image019.gif[/IMG]Seramik Kondansatörler [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image020.jpg[/IMG]Elektrolitik Kondansatörler

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image021.gif[/IMG]Mica Kondansatörler

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image022.gif[/IMG]Minyatür kondansatörler. [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image023.jpg[/IMG]Mikrodalga Kondansatörleri

Kondansatörler görüldügü gibi çok çesitli yapilara sahiptirler bunun nedeni ise devrede ihtiyaç duyulaçak özelliklere göre ihtiyacin karsilanmasidir. Örnegin mica ve seramik kondansatörler ufak kapasitelerde, elektrolitik ise daha büyük kapasitelerde kullanilmaktadir. Tabiki hersey iki metalin bir yalitkanla birbirinden ayrilmasi olayi degildir, o yüzden çesitlilik çok fazladir.

Kondansatörlerin birimi FARAT dir, C ile gösterilir.

i = çekilen akim,v = gerilim düsümü,t = uygulanan süre ise

C =i / (v/t) dir.

(1 milifarad 1/1000 yani bin farada esittir.1 microfarad 1/1,000,000 yani kisaca 1 milyon farada esittir.1 picofarad (1/1,000,000 da 1/1,000,000 farada esittir))

Dikkat edilmesi gereken noktalardan en önemlisi devrede olusacak kapasitans etkisinin AC açidan incelenmesi gerektigidir.

BOBiN: [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image024.gif[/IMG]

Devrelerde bulunan akim yollarinin hepsi genel açidan birer bobin görevi yapmaktadir. Bobinin bu yollardan farkli olan yani uzunluk ve kendi üzerine olan etkisidir. ilk elektrik akimi bulan insanoglu uzun bir teli metal parça üzerine sararak akim geçirdiginde metalin miklatis görevi yaptigini ve akimin yönüne göre metalin uçlarinda NS kutuplarinin olustugunu bulmustur. Bulan kisi yine Farday(1791-1867)’dir. Kisacasi bobin bir iletkenin üzerinden geçen akimi magnetik alan çizgilerine çevirerek yapisal olarak enerji dönüsümünü gerçeklestirmistir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image025.gif[/IMG] [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image026.jpg[/IMG] Tersi durumundada yani bir magnetik cisim magnetik alan çizgileri bobini kesecek sekilde hareketlendirilirse bobin üzerinde bir akim olusur iste bu temel akimdir. Normal devre içi kullaniminda olusan bu magnetik çizgiler farkli sekillerde sarildiginda kendisi üzerine ters magnetik alan kuvveti uygulayarak üzerinden geçen akimi yavaslatmistir. Bu sayede gecikmis bir akim çikistan alinabilir. Bu durum yine kondansatörede oldugu gibi AC devrelerde kullanilir. Etrafinda bulunan dielektrik madde ve kullanilan iletkenin özelligi bobinin özelliklerini belirler.

Temel Elektronik

Salı, 06 Kasım 2007

Temel Elektronik

Yarı İletkenli Elektronik Devre Elemanları

1 – Diyot:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG]

Diyot tek yöne elektrik akımını ileten bir devre elemanıdır. Diyotun P kutbuna "Anot", N kutbuna da "Katot" adı verilir. Genellikle AC akımı DC akıma dönüştürmek için Doğrultmaç devrelerinde kullanılır. Diyot N tipi madde ile P tipi maddenin birleşiminden oluşur. Bu maddeler ilk birleştirildiğinde P tipi maddedeki oyuklarla N tipi maddedeki elektronlar iki maddenin birleşim noktasında buluşarak birbirlerini nötrlerler ve burada "Nötr" bir bölge oluşturular. Yandaki şekilde Nötr bölgeyi görebilirsiniz. Bu nötr bölge, kalan diğer elektron ve oyukların birleşmesine engel olur. Yandaki şekilde diyotun sembolünü görebilirsiniz. Şimdide diyotun doğru ve ters polarmalara karşı tepkilerini inceleyelim.

Doğru Polarma:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

Anot ucuna güç kaynağının pozitif (+) kutbu katot ucunada güç kaynağının negatif (-) kutbu bağlandığında P tipi maddedeki oyuklar güç kaynağının pozitif (+) kutbu tarafından, N tipi maddedeki elektronlar da güç kaynağının negatif (-) kutbu tarafından itilirler. Bu sayede aradaki nötr bölge yıkılmış olur ve kaynağın negatif (-) kutbunda pozitif (+) kutbuna doğru bir elektron akışı başlar. Yani diyot iletime geçmiştir. Fakat diyot nötr bölümü aşmak için diyot üzerinde 0.6 Voltluk bir gerilim düşümü meydana gelir. Bu gerilim düşümü Silisyumlu diyotlarda 0.6 Volt, Germanyum diyotlarda ise 0.2 Volttur. Bu gerilime diyotun "Eşik Gerilimi" adı verilir. Birde diyot üzerinde fazla akım geçirildiğinde diyot zarar görüp bozulabilir. Diyot üzerinden geçen akımın düşürülmesi için devreye birdr seri direnç bağlanmıştır. İdeal diyotta bu gerilim düşümü ve sızıntı akımı yoktur.

Ters Polarma:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG]

Diyotun katot ucuna güğ kaynağının pozitif (+) kutbu, anot ucuna da güç kaynağının negatif (-) kutbu bağlandığında ise N tipi maddedeki elektronlar güç kaynağının negatif (-) kutbu tarafından, P tipi maddedeki oyuklarda güç kaynağının pozitif (+) kutbu tarafında çekilirler. Bu durumda ortadaki nötr bölge genişler, yani diyot yalıtıma geçmiş olur. Fakat Azınlık Taşıyıcılar bölümündede anlattığımız gibi diyota ters gerilim uydulandığında diyot yalıtımda iken çok küçük derecede bir akım geçer. Bunada "Sızıntı Akımı" adı verilir. Bu istenmeyen bir durumdur.

2 – Zener Diyot:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG]

Zener diyotlar normal diyotların delinme gerilimi noktansından faydalanılarak yapılmıştır. Zener diyot doğru polarmada normal diyot gibi çalışır. Ters polarmada ise zener diyota uygulanan gerilim "Zener Voltajı" ‘nın altında ise zener yalıtıma geçer. Fakat bu voltajın üzerine çıkıldığında zener diyotun üzerine düşen gerilim zener voltajında sabit kalır. Üzerinden geçen akım değişken olabilir. Zenerden arta kalan gerilim ise zenere seri bağlı olan direncin üzerine düşer. Üretici firmalar 2 volttan 200 volt değerine kadar zener diyot üretirler. Zener diyotlar voltajı belli bir değerde sabit tutmak için yani regüle devrelerinde kullanılır. Yan tarafta zener diyotun simgesi, dış görünüşü ve ters polarmaya karşı tepkisi görülmektedir.

3 – Tunel Diyot:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

Saf silisyum ve Germanyum maddelerine dafazla katkı maddesi katılarak Tunel diyotlar imal edilmektedir. Tunel diyotlar ters polarma altında çalışırlar. Üzerine uygulanan gerilim belli bir seviyeye ulaşana kadar akım seviyesi artarak ilerler. Gerilim belli bir seviyeye ulaştıktan sonrada üzerinden geçen akımda düşüş görülür. Tunel diyotlar bu düşüş gösterdiği bölge içinde kullanılırlar. Tunel diyotlar yüksek frekanslı devrelerde ve osilatörlerde kullanılır. Yan tarafta tunel diyotun sembolü ve dış görünüşü görülmektedir.

4 – Varikap Diyot:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG]

Bu devre elemanını size anlatabilmem için ilk önce ön bilgi olarak size kondansatörden bahsetmem gerekecek. Kondansatörün mantığı, iki iletken arasında bir yalıtkan olmasıdır. Ve bu kondansatördeki iletkenlerin arasındaki uzaklık artırılarak ve azaltılarak kapasitesi değiştirilen kondasatörler mevcuttur. Fakat bunların bir dezanatajı var ki bu da çok maliyetli olması, çok yer kaplaması ve elle kumanda edilmek zorunda olması. Bu kondansatör türüne "Variable Kondansatör" diyoruz. Şimdi varible kondansatörlere her konuda üstün gelen bir rakip olan "Varikap Diyotu" anlatacağım. Varikap diyot, uclarına verilen gerilime oranla kapasite değiştiren bir ayarlı kondansatördür ve ters polarma altında çalışır. Boyut ve maliyet olarak variable kondansatörlerden çok çok kullanışlıdır. Diyot konusunda gördüğünüz gibi diyot da kondansatör gibi iki yarı iletken maddenin arasında nötr bölge yani yalıtkandan oluşur.Yan tarafta görüldüğü gibi üzerine uygulanan ters polarma gerilimi arttığı taktirde aradaki nötr bölge genişliler. Bu da iki yarı iletkenin aralarındaki mesafeyi arttırır. Böylece diyotun kapasitesi düşer. Gerilim azaltıldığında ise tam tersi olarak nötr bölge daralır ve kapasite artar. Bu eleman televizyon ve radyoların otomatik aramalarında kullanılır.

5 – Şotki (Schottky) Diyot:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image007.gif[/IMG]

Normal diyotlar çok yüksek frekanslarda üzerine uygulanan gerilimin yön değiştirmesine karşılık veremezler. Yani iletken durumdan yalıtkan duruma veya yalıtkan durumdan iletken duruma geçemezler. Bu hızlı değişimlere cevap verebilmesi için şotki diyotlar imal edilmiştir. Şotki diyotlar normal diyotun n ve p maddelerinin birleşim yezeyinin platinle kaplanmasından meydana gelmiştir. Birleşim yüzeyi platinle kaplanarak ortadaki nötr bölge inceltilmiş ve akımın nötr bölgeyi aşması kolaylaştrılmıştır.

6 – Led Diyot:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.gif[/IMG]

Led ışık yayan bir diyot türüdür. Lede doğru polarma uygulandığında p maddesindeki oyuklarla n maddesindeki elektronlar birleşim yüzeyinde nötrleşirler. Bu birleşme anında ortaya çıkan enerji ışık enerjisidir. Bu ışığın gözle görülebilmesi için ise p ve n maddelerinin birleşim yüzeyine "Galyum Arsenid" maddesi katılmıştır. Ledlerin, yeşil, kırmızı, sarı ve mavi olmak üzere 4 çeşit renk seçeneği vardır.

7 – İnfraruj Led:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image009.gif[/IMG]

İnfraruj led, normal ledin birleşim yüzeyine galyum arsenid maddesi katılmamış halidir. Yani görünmez (mor ötesi) ışıktır. infraruj ledler televizyon veya müzik setlerinin kumandalarında, kumandanın göndediği frekansı televizyon veya müzik setine iletmek için kullanılır. Televizyon veya müzik setinde ise bu frekansı alan devre elemanına "Foto Diyot" denir. İnfraruj led ile normal ledin sembolleri aynıdır.

8 – Foto Diyot:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.gif[/IMG]

Foto diyotlar ters polarma altında kullanılırlar. Doğru polarmada normal diyotlar gibi iletken, ters polarmada ise n ve p maddelerinin birleşim yüzeyine ışık düşene kadar yalıtkandır. Birleşim yüzeyine ışık düştüğünde ise birleşim yüzeyindeki elektron ve oyuklar açığa çıkar ve bu şekilde foto diyot üzerinden akım geçmeye başlar. Bu akımın boyutu yaklaşık 20 mikroamper civarındadır. Foto diyot televizyon veya müzik setlerinin kumanda alıcılarında kullanılır.

9 – Optokuplörler:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image011.gif[/IMG]

Optokuplorler içinde bir adet foto diyot ve bir adet de infaruj led barındıran bir elektronik devre elemanıdır. Bu infaruj led ve foto diyotlar optokuplörün içerisine birbirini görecek şekilde yerleştrilmişlerdir. İnfraruj ledin uclarına verilen sinyal aynen foto diyotun uclarından alınır. Fakat foto diyotun uçlarındaki sinyal çok çok düşük olduğu için bir yükselteçle yükseltilmesi gerekir. Bu devre elemanının kullanım amacı ise bir devreden diğer bir devreye, elektriksel bir bağlantı olmaksızın bilgi iletmektir. Aradaki bağlantı ışıksal bir bağlantıdır.

10 – Transistör:

Tansistörler PNP ve NPN transistörler olarak iki türe ayrılırlar. NPN transistörler N, P ve N yarı iletken maddelerin birleşmesinden, PNP transistörler ise P, N ve P yarı iletken maddelerinin birleşmesinden meydana gelmişlerdir. Ortada kalan yarı iletken madde diğerlerine göre çok incedir. Transistörde her yalı iletken maddeden dışarı bir uç çıkartılmıştır. Bu uçlara "Kollektör, Beyz ve Emiter" isimlerini veriyoruz. Transistör beyz ve emiter uçlarına verilen küçük çaptaki akımlarla kollektör ile emiter uçları arasından geçen akımları kontrol ederler. Beyz ile emiter arasına verilen akımın yaklaşık %1 ‘i beyz üzerinden geri kalanı ise kollektör üzerinden devresini tamamlar. Transistörler genel olarak yükseltme işlemi yaparlar. Transistörlerin katalog değerlerinde bu yükseltme kat sayıları bulunmaktadır. Bu yükseltme katsayısının birimi ise "Beta" ‘dır. Şimdide NPN ve PNP tipi transistörleri ayrı ayrı inceleyelim.

a) – NPN Tipi Transistör:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image012.gif[/IMG]

NPN tipi transistörler N, P ve N tipi yarı iletkenlerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Şekilde görüldüğü gibi 1 nolu kaynağın (-) kutbundaki elektronlar emiterdeki elektronları beyze doğru iter ve bu elektronların yakalaşık %1 ‘i beyz üzerinden 1 nolu kaynağın (+) kutbuna, geri kalanı ise kollektör üzerinden 2 nolu kaynağın (+) kutbuna doğru hareket ederler. Beyz ile emiter arasından dolaşan akım çok küçük, kollektör ile emiter arasından dolaşan akım ise büyüktür. Yan tarafta NPN tipi transistörün sembolü ve iç yapısı görülmektedir.

b) – PNP Tipi Transistör:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image013.gif[/IMG]

PNP tipi transistörler P, N ve P tipi yarı iletkenlerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Şekilde görüldüğü gibi 1 nolu kaynağın (+) kutbundaki oyuklar emiterdeki oyukları beyze doğru iter ve bu oyukların yakalaşık %1 ‘i beyz üzerinden 1 nolu kaynağın (-) kutbuna, geri kalanı ise kollektör üzerinden 2 nolu kaynağın (-) kutbuna doğru hareket ederler. Beyz ile emiter arasından dolaşan akım çok küçük, kollektör ile emiter arasından dolaşan akım ise büyüktür.Yan tarafta PNP tipi transistörün sembolü ve iç yapısı görülmektedir.

11 – Foto Transistör:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image014.gif[/IMG]

Foto transistörün normal transistörden tek farkı, kollektör ile emiter arasından geçen akımı beyz ile değilde, beyz ile kollektörün birleşim yüzeyine düşen mor ötesi ışıkla kontrol ediliyor olmasıdır. Foto transistör devrede genelde beyz ucu boşta olrak kullanılır. Bu durumda üzerine ışık düştüğünde tem iletimde düşmediğinde ise tam yalıtımdadır. Foto transistörün kazancı beta kadar olduğu için foto diyotlardan daha avantajlıdır. Yan tarafta foto transistörün sembolü görülmektedir.

12 – Thyristör:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image015.gif[/IMG]

Thyristör mantık olarak yandaki şekildeki gibi iki transistörün birbirine bağlandığı gibidir. Thyristörün anot, katot ve gate olmak üzere üç ucu bulunmaktadır. Gate ucu tetikleme ucudur. Yani anot ile katot üzerinde bir gerilim varken (Anot (+), katot (-) olmak şartı ile) gate ile katot ucları arasına bir anlık (Gate (+), katot (-) olmak şartı ile) akım uygulanıp çekildiğinde thyristörün anot ile katot uçları arası iletime geçer. Anot ile katot arasındaki gerilim "Tutma Gerilimi" ‘nin altına düşmediği sürece thyristör iletimde kalır. Thyristörü yalıtıma sokmak için anot ile katot arasındaki akım kesilir veya anat ile katot ucları bir anlık kısa devre yapılır. Veya da gate ile katot arasına ters polarma uygulanır. Yani gate ucuna negatif gerilim uygulanır.

13 – Diyak:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image016.gif[/IMG]

Diyak çift yönde de aynı görevi gören bir zener diyot gibi çalışır. Diyakın üzerine uygulanan gerilim diyak geriliminin altında iken diyak yalıtımdadır. Üzerinden sadece sızıntı akımı geçer. Üzerine ukgulanan gerilim diyak geriliminin üstüne çıktığında ise siyak iletime geçer. Fakat iletime geçer geçmez diyakın uçlarındaki gerilimde bir düşüş görülür. Bu düşüş değeri diyak geriliminin yaklaşık %20 ‘si kadardır. Diyakın üzerine uygulanan gerilim diyak geriliminin altına da düşse diyak yine de iletimde kalır. Fakat diyaka uygulanan gerilim düşüş anından sonraki gerilim seviyesinin altına düşürüldüğünde diyak yalıtıma geçer. Diyak iki yöndeki uygulanan polarmalarda da aynı tepkiyi verecektir. Diyakın bu özelliklerinin olma sebebi alternatif akımda kullanılabilmesidir.

14 – Triyak:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image017.gif[/IMG]

Triyaklar da tristörlerin alternatif akımda çalışabilen türleridir. Triyakın oluşumunda birbirne ters yönde bağlı iki adet tristör bulunmaktadır. Yan tarafta bu birleşim görülmektedir. Herhangi bir alternatif akım devresindeki bir triyakın A1 ucuna (+) A2 ucuna da (-) yönde akım geldiğinde birinci tristör, tam tersi durumda ise ikinci tristör devreye girecektir. Bu sayede triyak alternetif akımın iki yönünde de iletime geçmiş olur. Triyak yüksek güçlü ve alternatif akım devrelerinde güç kontrol elemanı olarak kullanılır.

15 – JFet Transistör:

Jfet transistörler normal transistörlerle aynı mantıkta çalışırlar. Üç adet uca sahiptir. Bunlar Kapı (G)(normal transistörün beyzi), oyuk (D)(normal transistörün kollektörü) ve kaynak (S) ‘dır. Normal transistörle jfet transistör arasındaki tek fark, normal transistörün kollektör emiter arasındaki akımın, beyzinden verilen akımla kontrol edilmesi, jfet transistörün ise geytinden verilen gerilimle kontrol edilmesidir. Yani jfetler gate ucundan hiç bir akım çekmezler. Jfet’in en önemli özelliğide budur. Bu özellik içerisinde çok sayıda transistör bulunduran entegrelerde ısınma ve akım yönünden büyük bir avantaj sağlar. Normal transistörlerin NPN ve PNP çeşitleri olduğu gibi jfet transistörlerinde N kanal ve P kanal olarak çeşitleri bulunmaktadır. Fakat genel olarak en çok N kanal jfetler kullanılır. Aşağıda jfetin iç yapısı ve sembolü görülmektedir.

a) N Kanal JFet Transistör:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image018.gif[/IMG]

Yandaki grafikte görüldüğü gibi n kanal jfet transistörler iki adet P ve bir adette N maddesinin birleşiminden meydana gelmiştir. Fetin gate ucuna uygulanan gerilim ile D ve S ucları arasındaki direnç değeri kontrol edilir. Gate ucu 0V tutulduğunda, yani S ucuna birleştirildiğinde P ve N maddeleri arasındaki nötr bölge genişlemeye başlar. Bu durumda D ve S ucları arasından yüksek bir akım akmaktadır. D ve S ucları arasına uygulanan gerilim seviyesi arttırıldığı taktirde ise bu nötr bölge daha da genişlemeye başlar ve akım doyum değerinde sabit kalır. Gate ucuna eksi değerde bir gerilim uygulanması durumunda ise nötr bölge daralır. Akım seviyesi de gate ucuna uygulanan gerilim seviyesine bağlı olarak düşmeye başlar. Bu sayede D ve S uçlarındaki direnç değeri yükselir.

b) P Kanal JFet Transistör:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image019.gif[/IMG]

P kanal fetlerin çalışma sistemide N kanal fetlerle aynıdır. Tek farkı polarizasyon yönünün ve P N maddelerinin yerlerinin ters olmasıdır. Yani gate ucuna pozitif yönde polarizasyon verdiğimizde D ve S ucları arasındaki direnç artar, akım düşer. Gate ucu 0V iken ise akım doyumdadır.

16 – Mosfet:

Mosfetlerde fetler gibi N kanal ve P kanal olarak ikiye ayrılırlar. Mosfetler Aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi büyük bir gövde olan P maddesi (SS) oluk ve kaynak kutuplarına bağlı iki adet N maddesi. Ve yine kanal bölgesini oluşturan bir N maddesi daha. Birde kanal ile arasında silisyumdioksit (SiO2) maddesi bulunan kapı konnektörü bulunmaktadır. Bu madde n kanal ile kapı arasında iletimin olmamasını sağlar. P maddesinden oluşan gövde bazı mofetlerde içten S kutbuna bağlanmış, bazı mosfetlerde de ayrı bir uc olarak dışarı çıkarılmıştır. Mosfetler akım kontrolü fetlerden biraz farklıdır. Mosfetler bazı özelliklerine göre ikiye ayrılırlar, bunlar ;"Deplesyon (Depletion)" ve "Enhensment" tipi mosfetlerdir. Bu iki tip mosfeti şimdi ayrı ayrı inceleyelim.

a) Deplesyon:

Yandaki garafikten de anlaşılacağı gibi mosfetin gate kutbuna 0V verildiğinde (yani S kutbu ile birleştirildiğinde) S ve D kutupları arasından fetlerdeki gibi bir akım akmaya başlar. Gate kutbuna negatif yönde yani -1V uygulandığında ise gate kutbundaki elektronlar kanaldaki elektronları iter ve p tipi maddeden oluşan gövdedeki oyuklarıda çeker. Bu itme ve çekme olaylarından dolayı kanal ile gövdedeki elektron ve oyuklar birleşerek nötr bölge oluştururlar. Gate ‘e uygulanan negatif gerilim artırıldığında ise nötr bölge dahada genişler ve akımın geçmesine engel olur. Gate kutbuna pozitif yönde gerilim uygulandığında gate kutbundaki oyuklar, gövdedeki oyukları iter, kanaldaki elektronları ise çeker fakat aradki silisyumdioksit madde nedeniyle gate kutbundaki oyuklarla elektrınlar birleşemez. Bu sayede kanal genişler ve geçen akım daha da artar. İşte bu gate kutbunan uygulanan pozitif gerilimle akımın artırılmasına "Enhensment", negatif gerilim uygulayarak akım düşürülmesinede "Deplesyon" (Depletion) diyoruz. Bu bölümde Deplesyon tipi mosfetlerin N kanal olan türünü açıkladık. P kanal olan tipi N kanalın, polarma ve yarıiletkenlerin yerleri bakımından tam tersidir.

b) Enhensment:

Enhensment tipi mosfetleri, Deplesyon tipi mosfetlerden ayıran en önemli özellik yantarafta da görüldüğü gibi N tipi kanalın bulunmamasıdır. Bu kanalın bulunmaması nedeni ile gate kutbuna 0V uygulandığında S ile D uçları arasından hiç bir akım geçmez. Fakat gate kutbuna +1V gibi bir pozitif gerilim uygulandığında gate kutbundaki oyuklar gövdedeki oyukları iter. Bu sayede S kutbundan gelen elektronlara D kutbuna gitmek için yol açılmış olur. S ve D kutupları arasından bir akım geçmeye başlar. Bu bölümde Enhensment tipi mosfetlerin N kanal olan türünü açıkladık. P kanal olan tipi N kanalın, polarma ve yarıiletkenlerin yerleri bakımından tam tersidir.

1 – Direnç:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image020.gif[/IMG]

Direncin kelime anlamı, birşeye karşı gösterilen zorluktur. Devre elemanı olan dirençte devrede akıma karşı bir zorluk göstererek akım sınırlaması yapar. Direncin birimi "Ohm" ‘dur. 1,000 ohm = 1 Kilo ohm, 1,000,000 ohm = 1 Mega ohm ve 1,000,000,000 ohm = 1 Giga ohm. Direncin değeri üzerine renk kodları ile yazılmıştır. Yan tarafta görülen direncin renkleriri soldan başlayarak, sarı, mor, kırmızı ve altındır. Soldan 1. renk 1. sayıyı, 2. renk 2. sayıyı, 3. renk çarpan sayıyı ve 4. renkte toleransı gösterir. Tablodan bakıldığında sarı 4′e, mor 7′e ve kırmızıda çarpan olarak 10 üzeri 2′ye eşittir. Bunlar hesaplandığında ilk iki sayı yanyana konur ve üçüncü ile çarpılır. Tolerans direncin değerindeki oynama alanıdır. Mesela yandaki direncin toleransı %5 ve direncin değeri de 4.7 Kohm’dur. Tolerans bu direncin değerinin 4.7 Kohm’dan %5 fazla veya eksik olabileceğini belirtir. Birde 5 renkli dirençler vardır. Bunlarda ilk üç renk sayı 4. renk çarpan, 5. renk ise toleranstır. Dirençler normalde karbondan üretilirler fakat yüksek akım taşıması gereken dirençler telden imal edilirler. Ayrıca dirençler sabit ve ayarlı dirençler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Ayarlı dirençlerden "Potansiyometre" sürekli ayar yapılan yerlerde, "Trimpot" ise nadir ayar yapılan yerlerde kullanılırlar.

Direnç Bağlantı Türleri

a) Seri bağlantı:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image021.gif[/IMG]

Yan taraftaki resimde dört adet direncin birbirine seri bağlanmış durumu görülmektedir. A ve B uclarındaki toplam direnç değerinin heaplama formülü, RToplam = R1 + R2 + R3 + R4 şeklindedir. Yani 100 Ω + 330 Ω + 10 KΩ + 2.2 KΩ = 12.430 KΩ ‘a buda 12,430 Ω’a eşittir.

b) Paralel bağlantı:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image022.gif[/IMG]

Paralel bağlantıda ise formül 1 / RToplam = ( 1 / R1 ) + ( 1 / R2 ) + ( 1 / R3 ) + ( 1 / R4 ) şeklindedir. Fakat işlemler yapılmadan önce Tüm değerler aynı yani ohm, KΩ veya MΩ cinsine dönüştürülmelidir. 10 KΩ = 10,000 Ω, 2.2 KΩ = 2,200 Ω. Şimdide hesaplamayı yapalım. 1 / RToplam = ( 1 / 100 Ω ) + ( 1 / 330 Ω ) + ( 1 / 10,000 Ω ) + ( 1 / 2,200 Ω ) bu eşitliğe göre, 1 / RToplam = ( 0.01 ) + ( 0.003 ) + ( 0. 0001) + ( 0.00045) => 1 / RToplam = 0.01355 yine bu eşitliğe göre RToplam = 1 / 0.01355 bu da 73.8 Ω’a eşittir.

2 – Potansiyometre:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image023.gif[/IMG]

Potansiyometre devamlı ayar yapılması için üretilmiş bir ayalı direnç türüdür. radyo ve teyiplerde ses yüksekliğini ayarlamak için kullanılır. Üç bacaklıdır. 1 ve 3 nolu uçlar arasında sabit bir direnç vardır. Ortadaki uç ise 1 nolu uç ile 3 nolu uç arasında hareket eder. 1 nolu ucala arasındaki direnç azaldıkça 3 nolu uç arasındaki direnç artar.

3 – Trimpot:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image024.gif[/IMG]

Trimpot ise devrenin içinde kalır ve sabit kalması gereken ayarlar için kullanılır. Mantığı potansiyometre ile aynıdır.

Sayfa Başı [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image025.gif[/IMG]

4 – Foto Direnç (LDR) :

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image026.gif[/IMG]

Foto direnç üzerine düşen ışık şiddetiyle ters orantılı olarak, ışık şiddeti arttığında direnci düşen, ışık şiddeti azaldığında ise direnci artan bir devre elemanıdır. Foto direnç AC ve DC akımda aynı özellikleri gösterir. Yan tarafta foto direncin sembolü görülmektedir.

5 – NTC:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image027.gif[/IMG]

Ntc direnci ısıyla kontrol edilen bir direnç türüdür. Ntc ısıla ters orantılı olarak direnç değiştirir. Yani ısı arttıkca ntcnin direnci azalır. Isı azaldıkça da ntcnin direnci artar. Yan tarafta NTC ‘nin sembolü görülmektedir.

6 – PTC:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image028.gif[/IMG]

Ptc ise ntcnin tam tersidir. Isıyla doğru orantılı olarak direnci değişir. Yani ısı artıkça direnci artar, ısı azaldıkça da direnci azalır. Yan tarafta PTC’nin sembolü görülmektedir.

7 – Kondansatör:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image029.gif[/IMG]

Kondansatör mantığı iki iletken arasına bir yalıtkandır. Kondansatörler içerisinde elektrik depolamaya yarayan devre elemanlarıdır. Kondansatöre DC akım uygulandığında kondansatör dolana kadar devreden bir akım aktığı için iletimde kondansatör dolduktan sonrada yalıtımdadır. Devreden sızıntı akımı haricinde herhangi bir akım geçmez. AC akım uygulandığında ise akımın yönü devamlı değiştiği için kondansatör devamlı iletimdedir. Kondansatörün birimi "Farat" ‘tır ve "F" ile gösterilir. Faratın altbirimleri Mikro farat (uF), Nano farat (nF) ve Piko farattır (pF). 1 F = 1,000,000 µF, 1 µF = 1,000 nF, 1 nF = 1,000 pF. Şimdide kondansatörlerin seri ve paralel bağlantı şekillerini inceleyelim.

Kondansatör Bağlantı Şekilleri

a) Seri bağlantı:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image030.gif[/IMG]

Kondansatörlerin seri bağlantı hesaplamaları, direncin paralel bağlantı hesaplarıyla aynıdır. Yanda görüldüğü gibi A ve B noktaları arasındaki toplam kapasite

1 / CToplam = ( 1 / C1 ) + ( 1 / C2 ) + ( 1 / C3 ) şeklinde hesaplanır.

1 / CToplam = ( 1 / 10 µF ) + ( 1 / 22 µF ) + ( 1 / 100 µF ) burdan da

1 / CToplam = 0,1 + 0,045 + 0,01

1 / CToplam = 0,155

CToplam = 1 / 0,155

CToplam = 6.45 µF eder.

A ve B arasındaki elektrik ise

VToplam = V1 + V2 + V3 şeklinde hesaplanır.

Bu elektrik kondansatörlerin içinde depolanmış olan elektriktir.

b) Paralel bağlantı:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image031.gif[/IMG]

Kondansatörlerin paralel bağlantı hesaplamaları, direncin seri bağlantı hesaplarıyla aynıdır.

CToplam = C1 + C2 + C3 hesapladığımızda,

CToplam = 10 µF+ 22 µF + 100 µF

CToplam = 132 µF eder.

A ve B noktaları arasındaki elektrik ise

VToplam = V1 = V2 = V3 şeklindedir.

Yani tüm kondansatörlerin gerilimleride eşittir.

8 – Bobin:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image032.gif[/IMG]

Bir iletkenin ne kadar çok eğik ve büzük bir şekilde ise o kadar direnci artar. Bobin de bir silindir üzerine sarılmış ve dışı izole edilmiş bir iletken telden oluşur. Bobine alternatif elektrik akımı uygulandığında bobinin etrafında bir manyetik alan meydana gelir. Aynı şekilde bobinin çevresinde bir mıknatıs ileri geri hareket ettirildiğinde bobind elektrik akımı meydana gelir. Bunun sebebi mıknatıstaki manyetik alanın bobin telindeki elektronları açığa çıkarmasıdır. Bobin DC akıma ilk anda direnç gösterir. Bu nedenle bobine DC akım uygulandığında bobin ilk anda yalıtkan daha sonra iletkendir. Bobine AC akım uygulandığında ise akımın yönü devamlı değiştiği için bir direnç göterir. Bobinin birimi "Henri" ‘dir. Alt katları ise Mili Henri (mH) ve Mikro Henridir (µH). Elektronik devrelerde kullanılan küçük bobinlerin boşta duranları olduğu gibi nüve üzerine sarılmış olanlarıda mevcuttur. Ayrıca bu nüve üstüne sarılı olanların nüvesini bobine yaklaştırıp uzaklaştırarak çalışan ayarlı bobinlerde mevcuttur. Bobin trafolarda elektrik motorlarında kullanılır. Elektronik olarakta frekans üreten devrelerde kullanılır.

Temel Elektrik Terimleri

Salı, 06 Kasım 2007

TEMEL ELEKTRİK TERİMLERİ

1-1 Enerji Tanımı:Enerji, iş yapabilme kabiliyetidir. Elektrik enerjisi, atom enerjisi nükleer

enerji), ısı enerjisi, termal enerji, hidrolik enerji, enerji çeşitlerinden bazılarıdır.

1- 2 Elektrik Enerjisi

Elektrikli cihaz ve makinelerin çalışmasın! sağlayan enerjiye elektrik enerjisi denir. Elektrik akımı bir cihazdan geçtiğinde cihazın çalıştığı görülür.Cihaz soba ise sıcaklık, bobin ise manyetik alan, motor ise dönme hareketi meydana gelir.

1- 3 Elektrik Enerjisinin Etkileri

a) Isı etkisi: Elektrik sobası, ütü gibi cihazları çalıştırır.

b) Işık etkisi: Ampullerin ışık vermesin! sağlar.

c) Kimyasal etki: Akülerin şarj olmasını sağlar.

d) Manyetik etki: Elektro mıknatısların çalışmasının sağlar.

e) Fizyolojik etki: Elektrik akımının canlıları çarpma etkisidir.

1-4 Elektrik Devresi:Üreteç, sigorta, anahtar, alıcı ve iletkenden meydana gelen kapalı

bir sistemde elektrik akımının izlediği yola elektrik devresi denir.

Elektrik devresi; kapalı devre, açık devre ve kısa devre olmak üzere üç çeşittir,

a) Kapalı devre: Devre anahtarı, devreden akım geçirecek konum da ise bu devreye kapalı devre denir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.jpg[/IMG]

Şekil: 1.1 Kapalı devre

b) Açık devre: Devre anahtarı,devreden akımın geçmesini engelleyecek konumda ise bu devreye kapalı devre denir.

c) Kısa Devre: Elektrik akımının, her hangi bir sebeple alıcıya girmeden devresini kısa yoldan tamamlanmasına kısa devre denir.

1-5 Devre Elemanları

Üreteç: Elektrik akımı üreten makine ve cihazlardır. Pil, akü, dinamo,alternatör birer üreteçtir.

Sigorta: Devre elemanlarım koruyan güvenlik parçasıdır.

Anahtar (şalter): Elektrik akımının devreden geçmesini veya geçmemesini sağlar.

Alıcı (almaç): Elektrik enerjisiyle çalışan makine ve cihazların genel adıdır.

iletken: Elektrik akımının, üreteçten alıcıya ulaşmasını sağlayan tellerdir.

Kablo: îletkenin, üzeri plastik ve benzeri madde ile kaplanmış halidir.

İletken madde: Elektrik akımım geçiren demir, bakır, alüminyum gibi maddelerdir.

Yalıtkan madde: Elektrik akımım geçirmeyen lastik, plastik, cam, porselen gibi maddelerdir.

1- 6 Devre Bağlantı Çeşitleri

Motorlu araçlar üzerinde bulunan devre bağlantıları; seri devre, paralel devre ve karışık devre olmak üzere üç çeşittir.

a) Seri Devre:Bir üretecin veya alıcının + ucu, diğer üretecin veya alıcının – ucuna gelecek şekilde +,-,+,-,.. bağlanarak oluşan devreye seri devre denir.

Aküler şarj sırasında veya gerilim artırmak için (24 V sistemlerde) birbirine seri olarak bağlanır. Seri bağlantıda gerilim, devrede bulunan akülerin toplam gerilimi kadar olur. Akü kapasitesi değişmez.

İki akünün seri bağlanması Devrenin gerilimi = 12+12 = 24 V

Devrenin akım kapasitesi = 60 Ah

Alıcıların seri bağlanması Alıcıların çalışma gerilimi ve güçleri eşit olduğunda birbirine seri olarak bağlanır.

b) Paralel Devre

Bir üretecin veya alıcının + ucu, diğer üretecin veya alıcının + ucuna,

- ucu da diğerinin – ucuna gelecek şekilde bağlanarak oluşan devreye paralel

devre denir.

-Akülerin paralel bağlanması:Aküler birbirine şarj sırasında veya akü kapasitesin! artırmak için paralel olarak bağlanır. Paralel bağlantıda akü kapasitesi, devrede bulunan akülerin toplam kapasitesi kadar olur. Devrenin gerilimi ise değişmez. Bu tür

devre yaparken akü gerilimleri aynı olmalıdır. Devrenin gerilimi = 12 V Akü kapasitesi = 60+60 =120Ah olur.

-Alıcıların paralel bağlanması: Alıcılar, birbirine bağımlı olmadan çalışabilmesi için paralel bağlanırlar.Devrenin gerilim = 12V Devrenin akım şiddeti = Her lambanın çektiği akım şiddetinin toplamına eşittir.

c) Karışık Devre:Alıcı ve üreteçlerin aynı devre üzerinde hem seri ve hem de paralel bağlanmasına karışık devre denir.

1-7 Elektrik Akımının Çeşitleri:Elektrik akımı doğru akım ve alternatif akım olmak üzere iki çeşittir.

a) Doğru Akım (DA):Birim zaman içinde yönü ve şiddeti değişmeyen akıma doğru

akım denir.Doğru akım, hep aynı yönde.geçer ve değerinde hiç bir değişiklik olmaz.

Bir devrede akımın yönü, üretecin + uçundan – ucuna doğru olur.( Her ne kadar elektron hareket yönü üretecin – uçundan, + ucuna doğru ise de uluslararası yapılan bir

kurulda akım yönünün + uçtan – uca olduğu kabul edilmiştir.) Bir devrede akımın yönü üretecin + uçundan – ucuna dorudur.Doğru akım, kimyasal olarak pillerden ve akülerden, manyetik olarak dinamolardan elde edilir. Bunun dışında alternatif akımın redresör ve diyotlar ile doğru akıma çevrilmesiyle elde edilir.

Otomobil üzerindeki alternatörler, alternatif akım üretir. Bu akım diyotlar

yardımıyla doğru akıma çevrilerek kullanılır. Otomobil üzerindeki tüm alıcılar

doğru akımla çalışırlar.

Doğru akımın kullanıldığı yerler

1- Telefon ve telgraf gibi haberleşme araçlarında

2- Elektrikli tren ve benzeri ulaşım araçlarında

3- Radyo, müzik seti ve benzeri cihazlarda

4- Nikelaj ve kromaj gibi metal kaplamacılığında

5- Otomobil elektrik tesisatında

a) Doğru Akım (DA):Birim zaman içinde yönü ve şiddeti değişmeyen akıma doğru

akım denir.Doğru akım, hep aynı yönde.geçer ve değerinde hiç bir değişiklik olmaz.

Bir devrede akımın yönü, üretecin + uçundan – ucuna doğru olur.( Her ne kadar elektron hareket yönü üretecin – uçundan, + ucuna doğru ise de uluslararası yapılan bir

kurulda akım yönünün + uçtan – uca olduğu kabul edilmiştir.) Bir devrede akımın yönü üretecin + uçundan – ucuna dorudur.Doğru akım, kimyasal olarak pillerden ve akülerden, manyetik olarak dinamolardan elde edilir. Bunun dışında alternatif akımın redresör ve diyotlar ile doğru akıma çevrilmesiyle elde edilir.

Otomobil üzerindeki alternatörler, alternatif akım üretir. Bu akım diyotlar

yardımıyla doğru akıma çevrilerek kullanılır. Otomobil üzerindeki tüm alıcılar

doğru akımla çalışırlar.

Doğru akımın kullanıldığı yerler

1- Telefon ve telgraf gibi haberleşme araçlarında

2- Elektrikli tren ve benzeri ulaşım araçlarında

3- Radyo, müzik seti ve benzeri cihazlarda

4- Nikelaj ve kromaj gibi metal kaplamacılığında

5- Otomobil elektrik tesisatında

b) Alternatif Akım AC:Birim zaman içinde yönü ve şiddeti değişen akıma alternatif akım denir. Alternatif akım, artı ve eksi yönde geçer, değerinde zamana göre değişiklik olur.Alternatif akım, mono faze ve trifaze olarak ikiye ayrılır.

l) Bir Fazlı (Monofaze) Akım

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.jpg[/IMG]

Şekil: l. 11 Alternatif akım grafiği

Şehir dağıtım sisteminden iki kablo ile dağıtımı yapılan ve genellikle evlerde kullanılan elektrik akımına bir fazlı (monofaze) akım adı verilir. Akım ucuna, faz denir ve R harfi ile gösterilir. Diğer uç nötr ucudur ve O (sıfır) ile gösterilir Faz ve nötr uçları arasındaki gerilim, 220 volttur. (Amerika ve İstanbul’un bazı semtlerinde ise 110 volttur.)

2- Üç Fazlı (trifaze) Akım:Üç fazlı akım dağıtım sisteminden dört kablo ile dağıtımı yapılır. Bu tellerden üç tanesi faz, bir tanesi nötr ucudur. Bu akıma trifaze akım veya sanayi akımı adı da verilir. Bir faz ile nötr arası 220 V, iki faz arası 380 volttur

Alternatif akımın kullanıldığı yerler:Alternatif akım, doğru akımı kullanma zorunluluğu dışında kalan her yerde kullanılır.

Alternatif akım ile doğru akımın karşılaştırılması

1- Alternatif akımın gerilimi, istenildiğinde transformotor ile kolaylıkla

yükseltilebilir veya düşürülebilir.

2- Alternatif akım, çok az kayıpla uzun mesafelere taşınabilir. Doğru

akımın taşınmasında kayıp miktarı çok olduğundan taşımak ekonomik değildir.

3- Alternatif akım doğrultmaçlarla (redresör veya diyot) doğru akıma

kolaylıkla dönüştürülür. Ancak doğru akımı alternatif akıma dönüştürmek için

özel düzeneklere ihtiyaç duyulur.

4-Alternatif akımı üreten üreteçlere alternatör denir. Verimi yüksek,

maliyeti ucuz, bakımı kolay ve uzun ömürlü olurlar.

5- Doru akım üreten üreteçlere dinamo veya jeneratör denir. Bu cihazların verimi düşük, maliyeti pahalı kısa zamanda bakıma ve onanma ihtiyaçları

vardır.

1- 8 Elektrik Akımı:Bir devredeki elektron akışına elektrik akımı denir. Devredeki elektron akışı ise; üretecin gerilimine, akım şiddetine ve devrenin direncine bağlı olarak değişir.

1- 9 Gerilim:Bir üretecin uçlarına bir alıcı bağlı iken + ve – uçlan arasındaki ölçülen potansiyel farka gerilim denir.

Gerilimin birimi volttur. Büyük V harfi ile gösterilir. 1000 volta kilo volt

denir ve KV harfleri ile belirtilir. Voltun binde birine mili volt denir ve mV

harfleriyle gösterilir.

Devre Geriliminim ölçülmesi: Gerilimi ölçen aletin adına

voltmetre denir. Voltmetre devreye paralel bağlanır. Yani voltmetrenin+ ucu üretecin + kutbuna, – ucu üretecin – kutbuna bağlanır. Yanlış bağlamada voltmetrenin ibresi ters yönde hareket eder. Bu durumda bağlantı uçlan yer değiştirilir.

Voltmetre göstergesinin üzerinde V harfi vardır. Voltmetreler,

doğru akım ve alternatif akım için birbirinden farklı yapıda imal edilir Ayrıca cihazın kaç volta kadar ölçebileceği gösterge üzerinde belirtilir. Buna cihazın kapasitesi denir. Hiç bir cihaz ile kapasitesi üzerindeki değerlerde ölçüm yapılmaz. Ölçme esnasında voltmetrenin hasar görmemesi için bu hususlara dikkat edilir.

Elektro Motor Kuvveti (E.M.K):Bir üreteç üzerinde herhangi bir alıcı bağlı olmadan + ve – uçlar arasındaki potansiyel farka elektro motor kuvveti denir.

Elektro motor kuvveti, her zaman üretecin gerçek çalışma geriliminin üzerinde bir değer gösterir.

Örneğin, otomobil üzerinde hiçbir alıcı çalışmadığında 13 V gösteren akü, farları yaktığımızda 12 V gösterir. 13 V akünün E.M.K sidir, 12 V ise akünün çalışma gerilimidir yani çalışma voltajıdır.

Akım şiddeti:Bir elektrik devresinde iletken üzerinden birim zaman içinde geçen elektron miktarına akım şiddeti denir. Akım şiddetinin birimi amperdir ve büyük A harfi ile gösterilir. Amperin binde birine mili amper (mA), milyonda birine mikro amper denir.

Akım şiddetinin ölçülmesi

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.jpg[/IMG]

Akım şiddetini ölçen aletin adına ampermetre denir. Ampermetre devreye seri olarak bağlanır. Yani devreden geçen akım, ampermetrenin içinden olduğu gibi aynen geçer. Yanlış bağlamada ampermetrenin ibresi ters yönde hareket eder. Bu durumda bağlantı uçları yer değiştirilir.

Ampermetre göstergesinin üzerinde A harfi vardır. Ampermetreler,doğru akım ve alternatif akım için birbirinden farklı yapıda imal edilir.Ayrıca cihazın kaç ampere kadar ölçebileceği göstergeden anlaşılır. Buna cihazın kapasitesi denir. Hiçbir cihazla kapasitesi üzerin

deki değerlerde ölçüm yapılmaz. Ölçme esnasında ampermetrenin hasar görmemesi için bu hususlara dikkat edilir.

Direnç:Bir devrede elektron akışına zorluk çıkaran her duruma direnç denir.

Direncin birimi ohm dür. Om olarak okunur.

1000 ohm’a bir kilo ohm (k Q ), bir milyon ohm’a bir mega ohm (MÖ) denir.

Elektrik devrelerinde gevşek, pis, oksitlenmiş bağlantılar, direnç meydana

getirerek alıcıların düşük güçte çalışmasına veya hiç çalışmamasına sebep olur.

Direncin ölçülmesi:Direnci ölçen aletin adına ohmmetre denir. Ölçümden önce, cihaz

ölçülecek direnç değerine uygun kademeye alınır.Daha sonra ohmmetrenin iki ucu birbirine temas ettırilerek sıfırlama yapılır.Ohmmetrenin iki uçunu, direnci ölçülecek parçanın iki ucuna temas ettirilerek ölçme yapılır.

1-13 Avometre:Hem ampermetre, hem voltmetre ve hem de ohmmetre olarak kullanılan cihaza avometre denir. Avometre adım amper, volt, ohm kelimelerinin baş

harflerinden alır.

Özdirenç:Doğada bulunan bütün maddelerin, elektrik akımına karşı kendine özgü

bir direnci vardır. Herhangi bir maddenin, l mm kare kesitinde ve l metre

boyundaki parçasının, ölçülen direnç miktarına o maddenin özdirenci denir.

Elektrik devrelerinde kullanılan iletkenin boyu uzadıkça ve kesiti daraldıkça

elektrik akımına gösterdiği direnci de fazlalaşır. Bu nedenle devrede kullanılan

iletkenler, gereğinden daha uzun boyda olmamalıdır.

10

Direnç Teli:Elektrik ocağı, ütü ve benzeri alıcılardan sıcaklık elde etmek amacıyla kullanılan, özel alaşım çeliklerinden yapılmış tellerdir. Piyasada rezistans adı altında satılır.

watsız Direnç:Elektronik devrelerde devre gerilimini düşürmek amacıyla kullanılan dirençlerdir.

Ohm Kanunu:Bir elektrik devresinde gerilim, akım şiddeti ve direnç arasındaki bağıntıları veren kanundur. Bu bağıntıyı Alman fizikçi George S. Ohm 1827 yılında

bulmuştur. Ohm kanunu pratik olarak formüle edilirse:

Bağıntı üçgenine göre:

U= I x R 1= U / R R= U /1 eşitlikleri bulunur.

örnek problemler

Gerilimi 12 V olan devredeki ampulün direnci 6 ohm dür. Devreden

geçen akım şiddeti ne kadardır?

Verilenler îstenen Formül 1= U / R

U = 12 V 1= ? 1=12/6

R = 6 Ohm 1= 2 Amper

12 V akü ile çalışan far devresinde far ampulü 4 A akım çekmektedir.

Far ampulünün direnci kaç ohm dür?

Verilenler îstenen Formül R = U /1

U= 12 V R= ? R= 12 / 4

1= 4 A R= 3 Ohm

Watt – Kilowatt: Watt ve Kilowatt elektrikte güç birimidir. Elektrik gücü Watt saat(Wh) veya Kilowatt saat (KWh) olarak belirlenir. Konuşma dilinde kısaca Watt veya Kilowatt olarak söylenir. 1000 Watt = l Kilowatt tır.

Alıcıların Elektrik Tüketimi:Her alıcı gücüne göre elektrik tüketir. 100 Watlık bir ampul l saatte 100 Watt, on satte 100 x 10 = 1000 Watt elektrik enerjisi harcar.

Evlerde ve iş yerlerinde elektrik tüketimi, Kilowatt-saat (KWh) cinsinden sayaçlarla belirlenir. Elektriğin KWh ücreti, tüketilen KWh ile çarpıldığında harcamanın parasal yönü ortaya çıkar. Gerektiğinde kullanmak üzere güç, gerilim ve akım şiddeti arasındaki bağıntıyı aşağıdaki gibi formüle edebiliriz.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.jpg[/IMG]

N= Güç (birimi Watt)

U= Gerilim (birimi volt)

1= Akım şiddeti (Birimi amper)

Bağıntı üçgenine göre:

N= U x I U= N /1 1= N / U eşitlikleri bulunur.

Örnek problem

660 W olan bir zımpara taşı motoru şehir şebekesinden kaç amper akım

çeker?

Verilenler istenen Formül 1= N / U

1= 660 / 220

1= 3 Amper

N = 660 W 1= ?

U- 220 V

Elektro Mıknatıs:Demir, nikel, kobalt gibi elementleri çeken maddelere mıknatıs denir.Mıknatıslar doğal veya yapay olarak ikiye ayrılır. Sanayide kullanılan mıknatıslar yapay mıknatıslardır.

Yapay mıknatıslar, sabit mıknatıs veya elektro mıknatıs olarak yapılır.Sabit mıknatıslar devamlı olarak mıknatıs özelliği gösterir. Elektro mıknatıslar ise devresinden akım geçtiği süre içinde mıknatıs olarak görev yapar, akım kesildiğinde mıknatıs özelliği kalmaz.

Bir elektro mıknatıs, içinde demir nüve (çekirdek) Demir nüve bulunan bobinden meydana gelir. Bobin sargılarından elektrik akımı geçirildiğinde manyetik alan meydana gelir. Demir nüve bobinin meydana getirdiği manyetik kuvvet hatlarının dağılmasını önleyerek şiddetli bir manyetik alan oluşmasını sağlar. Bobin sargılarından akım geçmesi durduğunda mıknatıs özelliği kaybolur.

Marş motorları, alternatörler, göstergeler, röleler, elektrikli yakıt pompaları ve benzeri pek çok parçanın çalışmasında, doğru akım ile çalışan elektro mıknatıslar kullanılır.

Elektrik Akımının Fizyolojik Etkisi:Elektrik akımının canlılar üzerindeki etkisine fizyolojik etki veya elektrik çarpması denir. Elektrik akımı, çarpma şiddetine bağlı olarak; iç ve dış yanıklar,felç, solunum zorluğu ve kalp durmasına sebep olarak ölüme kadar uzanan kazalara yol açar.

Her insanın vücudu, elektrik akımına karşı belirli bir direnç gösterir. Bu direnç, 42 volta kadar olan gerilimlerin vücudumuza zarar vermesin! önler. Başka

bir deyimle, insan vücudu için tehlikeli olan gerilim 42 volttan başlar.

Elektrik Çarpmasına Karşı Alınacak önlemler:

a) Islak elle elektrik düğmesine veya şaltere dokunmayınız.

13

b) Elektrik alıcılarının üzerinde yapmayı düşündüğünüz bir şey var ise kesinlikle cihazın fişini çıkartınız.

c) Her türlü tesisat onarımında sigortayı çıkarınız. Daha sonra kontrol kalemi ile kontrol ettikten sonra onanma geçiniz.

d) Kablo ile açıktan elektrik tesisatı yapmayınız.

e) Atan sigortaları tamir etme yerine yenisiyle değişiriniz.

f) Her zaman kullanmaya hazır ve sağlam bir kontrol kalemi bulundurunuz.

g) Elektrik motoru ile çalışan makine ve cihazların topraklanmasını sağlayınız. (Topraklama işlemim usta bir elektrikçiye yaptırmalı ve topraklama

levhası olarak 1/2 m2 bakır plaka kullanılmasına dikkat edilmelidir. Topraklama plakası yerden 1,5 derinliğe gömülmeli ve kablo bağlantıları lehimlemek suretiyle yapılmalıdır)

h) Elektrik kaçaklarım kontrol ediniz ve tehlikeden uzak durunuz.

ı) Ampulleri temizlerken düyundan çıkarınız ve kuru olarak yerine takınız.

ı) Elektrikle ilgili işlerde devamlı olarak sağ elinizi kullanınız.

j) Seyyar lamba ve benzen yerlerde düşük gerilim kullanınız. Çünkü elektrik akımının gerilimi 42 voltu geçmedikçe tehlikesi yoktur.

Elektrik Kazalarında Hemen Yapılacak Hususlar:

Elektriğe çarpılan kişiye yapılacak ilk iş, kazazedenin elektrikle olan ilişkisini kesmektir Bursun için hemen sigorta sökülür veya şalter kapatılır. Bunları yapamıyorsak, elektrik çarpmasına sebep olan iletken, tahta veya kuru bez veya ceket gîbi aletler kullanarak kazazededen uzaklaştırılır. Böyle

zamanlarda paniğe kapılmamalı fakat elden geldiğince çabuk hareket edilmelidir. Ayrıca vakit kaybetmeden doktor çağırmalıdır,

Doktor gelene kadar kazazedenin rahat nefes alması sağlanır, Odanın hava alması için camlar açılır. Kişi ayakta duramıyor ise yere bir baddaniye serilerek yüz üstü yatırılır. Elleri üst üste getirilerek basının altına konur. Baş yana çevrilerek kolay nefes almaşı sağlanır. Hasta kendine gelene kadar dinlendirilir. Ayrıca soğuktan koruyarak üşümesi önlenir. Kazazede kendisinde bir şey olmadığım söylese bile, doktor kontrolünden geçmesi sağlanmalıdır. Çünkü vücutta meydana gelen bazı durumları hasta kendisi hissedemez.

14

ölçme ve Değerlendirme Soruları

1- Enerji ne demektir?

2- Elektrik enerjisinin etkileri nelerdir?

3- Elektrik devresi ne demektir?

4- Üreteç ne demektir?

5- Sigorta ne demektir?

6- Anahtar ne demektir?

7- Alıcı ne demektir?

8- iletken ne demektir?

9- İletken madde ne demektir?

10- Yalıtkan madde ne demektir?

11- Kısa devre ne demektir?

12- Elektrik akımı ne demektir?

13- Gerilim ne demektir ve ne ile ölçülür?

14- Elektro Motor Kuvveti (E.M.K) ne demektir?

15- Akım şiddeti ne demektir ve ne ile ölçülür?

16- Direnç ne demektir ve ne ile ölçülür?

17- öz direnç ne demektir?

18- Avometre hangi ölçümleri yapar?

19- Watt veya kilowatt ne demektir?

20- Seri devre ne demektir ve özellikleri nedir?

21- Paralel devre ne demektir ve özellikleri nedir?

22- Karışık devre ne demektir?

23- Doğru akım ne demektir?

24- Doğru akım üreten üreteçlerin isimleri nelerdir?

25- Bir devrede akım yönü nasıldır?

26- Alternatif akım ne demektir?

27- Monofaze akım ne demektir?

28- Monofaze akımda akım uçunun adı nedir?

29- Trifaze akımda fazlar arası gerilim kaç volttur?

30- Trifaze akımda faz ve nötr arası gerilim kaç volttur?

31- Elektro mıknatıs ne demektir?

32- Elektrik çarpmasına neden olacak gerilim kaç volttan başlar?

33- Elektrik çarpmasına karşı tehlikeli olmayan gerilim kaç volttur?

34- Elektrik ile ilgili işlerde hangi elimizi kullanmalıyız?

35- Elektirik çarpmasına karşı hangi tedbirler alınmalıdır?

36- Elektrik kazalannda neler yapılmalıdır?

Teorik Ve Pratik Elektronik

Salı, 06 Kasım 2007

Teorik ve Pratik Elektronik

KANUNLAR :

Elektrik ve elektronikle ilgili konuları daha iyi anlayabilmek için,

biraz hesap biraz da kanun bilgisine ihtiyaç vardır. Tabii bunlar

o kadar zor hasaplar değil, yalnızca Aritmetik düzeyinde hesaplar

ve çok basit kurallar…

Temel kanunlardan bizi ilgilendirenler şunlardır:

1-) Ohm kanunu

2-) Joule kanunu

3-) Kirchhoff kanunu

4-) Norton teoremi

5-) Thevenin teoremi

OHM KANUNU: Bir elektrik devresinde; Akım, Voltaj ve Direnç

arasında bir bağlantı mevcuttur. Bu bağlantıyı veren kanuna Ohm

kanunu adı verilir.

1827 yılında Georg Simon Ohm şu tanımı yapmıştır:

“Bir iletkenin iki ucu arasındaki potansiyel farkının,iletkenden geçen akım

şiddetine oranı sabittir.”

R = V / İ ( 1 )

V = İ x R ( 2 )

İ = V / R ( 3 )

şeklinde ifade edilir. Burada R dirençtir. Bu direnç resistans veya

empedans olabilir. V volttur. İ de akım yani Amperdir.

Su dolu bir depo olsun, bunun dibine 5 mm çapında bir delik açalım,

bir de 10 mm çapında bir delik açalım. Büyük delikten daha çok

suyun aktığını yani bu deliğin suyu daha az engellediğini görürüz.

Burada deliğin engellemesi dirence, akan suyun miktarı akıma,

depodaki suyun yüksekliği voltaja karşılık gelir.

Elektrik devrelerinde de, bir gerilimin karşısına bir direnç koyarsanız,

direncin müsaade ettiği kadar elektron geçebilir, yani akım akabilir,

geçemeyen itişip duran bir kısım elektron ise, ısı enerjisine dönüşür

ve sıcaklık olarak karşımıza çıkar.

Direnç birimi “Ohm“dur bu değer ne kadar büyük ise o kadar çok

direnç var anlamına gelir.

Örnek: Bir elektrik ocağı teli 440 Ohm olsun, bununla yapılan

elektrik ocağı ne kadar akım akıtır?

Cevap: Kullandığımız şebekede gerilim 220 volttur. 220 = 440 x İ olur,

buradan İ’nin de

0.5 Amper olduğunu görürüz.

JOULE KANUNU: James Prescott Joule 1818 ile 1889 yılları arasında

yaşamış bir İngiliz Fizikçidir. Esasen Isı enerjisi ile Mekanik enerjinin

eşdeğer olduğunu göstermiştir ve “Joule” adı enerji birimine verilmiştir.

Bizi ilgilendiren Joule Kanunu şöyledir:

“Bir iletkenden bir saniyede geçen elektriğin verdiği ısı: iletkenin direnci ile,

geçen akımın karesinin çarpımına eşittir”.

W = R x İ2 ( 4 ) dir.

Esasen formül kalori olarak şu şekildedir:

Kalori = 0.2388 x R x İ x İ x t saniye

Bir kalori 4.1868 Joule eşittir.O halde

Joule = R x İ x İ x t saniye olur.

Güç birimi olan Watt, İskoç mühendis

James Watt’tan (1736 – 1819 ) isim almıştır.

Watt = Joule / saniyedir. O halde;

yukarıdaki 4 nolu formül ortaya çıkar.

W = R x İ2 olur.

Ohm kanununda ki R = V / İ eşitliğini burada yerine koyarsak,

bir formülümüz daha olur:

W = V x İ ( 5 )

Örnek: 10 ohm değerinde bir direnç 10 Volt luk bir gerilime bağlanıyor.

Bu direncin gücü ne olmalıdır?

V = R x İ olduğundan bu dirençten 1 Amper akım geçtiğini görüyoruz.

Bu direncin 1 Amper akıtması için gücünün,

W = R x İ2 den

W = 10 x 1 x 1 10 watt olması gerekir.

KİRCHHOFF KANUNLARI :

Gustav Robert Kirchhoff (1824 – 1887) bir Alman fizikçidir.

Bizi ilgilendiren iki kanunu vardır. Bunlar birinci kanun veya düğüm

noktası kanunu ile ikinci kanun veya kapalı devre kanunudur.

DÜĞÜM NOKTASI KANUNU: Bir düğüm noktasına gelen akımların

toplamı ile bu düğüm noktasından giden akımların cebirsel toplamı eşittir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG]

1, 4, 5 nolu akımlar giden, 2 ve 3 nolu akımlar gelen olduğuna göre;

İ 1 +İ 4 + İ 5 = İ 2 + İ 3 olur.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

Şekilde görüldüğü gibi, gelen İ akımı giden İR1+İR2+İR3 akımları

toplamına eşittir. Burada:R1 =10 ohm R2 = 20 Ohm ve R3 = 20 Ohm

olsun, devre gerilimini de 50 V kabul edelim. Devreye gelen İ akımı

10 amper olur ve bu 10 amper lik akım, dirençler üzerinden şu

şekilde geçer İ = V / R olduğundan :

İR1 = 5 A İR2 ve İR3 = 2.5 A dir.

Böylece dirençler üzerinden giden akımların toplamı da 10 A olur

ve gelen ile giden akımların toplamı aynı kalır.

KAPALI DEVRE KANUNU:

Kapalı bir elektrik devresinde bulunan gerilim kaynakları toplamı ile bu

devredeki dirençler üzerinde düşen gerilimlerin toplamları eşittir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG]

Devrede 20 ve 10 V’luk iki gerilim kaynağı mevcut olsun ve ters yönde

bağlı olsunlar.Gerilim kaynaklarının toplamı 20 – 10 = 10 volt eder.

R1 2 , R2 3 , R3 de 5 Ohm ise, her bir direncin uçlarında düşen

gerilim nedir ?

Toplam direnç 10 Ohm olduğu için devreden 1 Amper akım geçer,

her dirençten bu akım geçtiği için;

V = İ x R den

V1 = 1×2 volt

V2 = 1×3 volt

V3 = 1×5 volt

Olur, böylece toplam voltaj düşümleri de 10 V‘a eşit demektir.

THEVENİN TEOREMİ:

Leon Thevenin (1857 – 1926) bir Fransız fizikçisidir. 1883′de adı ile

anılan teoremi ortaya atmıştır. Buna göre:

“Doğrusal direnç ve kaynaklardan oluşan bir devre, herhangi iki

noktasına göre bir gerilim kaynağı ve ona seri bağlı bir direnç

haline dönüştürülebilir”

Elde edilen devreye “Thevenin”in eşdeğer devresi denir.

Bu teoremin bize ne faydası vardır? Faydası şudur:

Devrenin herhangi bir kolundan geçen akımı, diğer kollardan

geçen akımı hesaplamadan bulabiliriz.

Örnek: Aşağıdaki gibi bir devremiz olsun.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG]

Devre no 1

R2 ve R3 3 Ohm R1 ve R4 2 Ohm olsun.V1 gerilim kaynağı 120 Volt ,

V2 gerilim kaynağı zıt yönde 80 V olsun. Rx direnci 17.5 Ohm ise

bu dirençten ne kadar akım geçer?

Bu devreyi “Thevenin” kuralına göre bir gerilim kaynağı ve buna seri

bağlı bir Ro direnci haline getirebiliriz.Bunun için Rx direncinin uçlarındaki

gerilimi ve bu gerilime seri direnci bulmamız gerekir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

Thevenin’in Eşdeğeri

Devre no 1 de Rx direnci yokken Rx direnci uçlarındaki gerilim Vo gerilimidir.

V1 – V2 = 120 – 80 = 40 volt kaynak gerilimi R1, R2, R3, R4 dirençleri

üzerinden akar.Ohm kanununa göre V = I x R olduğu için,

40 V = 10 Ohm x İ amper olur buradan İ = 4 amper bulunur.

R3 ve R1 dirençlerinde aynı formülden:

V = 4 x (3+2) = 20 volt düşer ve 120 – 20 = 100 Volt gerilim Rx

uçlarında kalır. Bu Eşdeğer devrenin Vo voltajıdır. Rx uçlarından görülen

eşdeğer Ro direnci ise iki paralel bağlı (3+2) Ohmluk dirence eştir.

Ro = 2.5 Ohm olur. Eşdeğer devrede Vo = 100 Volt Ro = 2.5 Ohm

ve üzerinden geçen akımı bilmek istediğimiz Rx direnci ise 17.5 Ohm

olduğu için;

V = İ x R den

100 = İ x ( 17.5 + 2.5)

İ = 100/20 =5 amper olur.

Özetle:Thevenin eşdeğer devresini bulmak için.

1-) Gerilim kaynakları kısa devre sayılır,istenen noktayı gören direnç

eşdeğer dirençtir.

2-) devre akımı hesaplanır ve bu akıma göre Rx uçlarındaki voltaj bulunur.

Bu eşdeğer kaynak gerilimidir.

NORTON TEOREMİ :

“Doğrusal bir devre,herhangi iki noktasına göre,bir akım kaynağı ve

buna paralel bir direnç haline getirilebilir.”

Bunun için;

1-)Herhangi iki nokta uçları kısa devre iken geçen akım kaynak akımıdır

2-)Gerilim kaynağı kısa devre iken, iki nokta arası direnç eşdeğer direnç tir.

Daha önce incelediğimiz devreyi ele alalım ve Norton eşdeğerini elde edelim.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG]

Gerilim kaynaklarını kısa devre ederek Thevenin teoremine benzer

olarak A B noktasını gören eşdeğer direnci bulalım.

V1 ve V2 kaynakları kısa devre edilirse AB noktasını gören birbirine

paralel iki adet 5 Ohm luk direnç olur ( 3 Ohm +2 Ohm).

Bunların toplam değeri de 2.5 Ohm dur.

Eşdeğer Ro direnci = 2.5 ohm olur.

AB noktaları kısa devre edildiğinde AB den akan İk akımı: İ = V / R kullanılarak

İk = İ1+İ2

İ1 = 120/5 = 24 Amper

İ2 = 80/5 = 16 Amper

İk = 24+16 = 40 Amper olur

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG]

Ao eşdeğer Akım kaynağı 40 Amper,Ro eşdeğer direnç 2.5 Ohm dur.

O Halde AB noktasında Rx den geçen akım:yani İ Rx

İ Rx = 40 x { Ro / Ro +R } olur

İ Rx = 40 x { 2.5/ 17.5+2.5 }

İ Rx = 40 x { 2.5 / 20 }

İ Rx = 5 Amper olur.

Elektrik

Salı, 06 Kasım 2007

ELEKTRİK

TANIMI

Elektrik yüklü cisimler mıknatıs gibidir: negatif ve pozitif yüklü cisimler birbirini çeker, ama aynı elektrikle yüklü olan iki cins birbirini iter.

Elektrik insanoğluna, son derece kullanışlı bir enerji çeşidi sağlamıştır. Isınma, aydınlanma, haberleşme gibi amaçlarla, ayrıca makinelerde ve elektronik alanında büyük ölçüde elektrikten yararlanılmaktadır.

TARİHİ

Elektriği ilk olarak ciddi anlamda inceleyen bilim adamı William Gilbert, 16. yüzyılın sonlarında, Elektrik yüklerinin eksi ve artı olarak belirlenip adlandırılmasına da gerçekleştirdi.

1767’de Joseph Priestley, elektrik yüklerinin birbirlerini çektiklerini buldu. 19. yüzyılın başında Alessandro Volta, elektrik pilini icat etti.

Davy, 1808’de elektrik akımı taşıyan iki kömür elektrotu birbirinden ayırarak bir ark oluşturmayı başardı. Böylece elektriğin ışık ya da ısı enerjisine dönüşebileceğini gösterdi.

1820’de Hans Christian Orsted, içinden elektrik akımı geçen bir iletkenin yakınındaki bir iğneyi oynattığını gözlemleyerek, elektrik akımının iletken çevresinde bir magnetik alan oluşturduğu sonucuna vardı.

Elektriğin laboratuar duvarlarını aşıp sanayideki ve günlük yaşamdaki yerini alması süreci 19. yüzyılın ikinci yarısında başladı. 1873’te Zénobe-Théopline Gramme, elektrik enerjisinin kablolarla iletilebileceğini gösterdi.

Edison’ın 1881’de ilk elektrik üretim merkeziyle dağıtım şebekesini New York’ta kurması ,elektrik enerjisinin evlerde ve sanayide yaygın olarak kullanılmasının başlangıcı oldu .

Elektrik konusunda çok önemli icatlar yapan Nicolai Tesla’nın Hayatı ve Buluşları

Bu yazı Hürriyet gazetesi web sayfasından alıntılar içermektedir.

Yazar : Levent Göktem 23 ekim 2000

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.jpg[/IMG] Nikola Tesla 1856 yılında Hırvatistan’da dünyaya geldi. İnanılmaz bir hafızası vardı. Altı dili çok rahat konuşabiliyordu. Gratz’daki Bilim Enstitüsü’nde 4 sene Matematik, Fizik ve Mekanik okudu. Ama onun esas ilgi alanı elektrik oldu. O dönemlerde elektrik henüz emekleme dönemini yaşayan çok yeni bir bilim dalı durumundaydı. Akkor telli ampul daha icat edilmemişti bile.

Tesla 1884 yılında ABD’ye geldi. Cebindeki tavsiye mektubunun yardımı ile mucit Thomas Edison’un yanında çalışmaya başladı. Edison o günlerde akkor telli ampulü yeni icat etmişti ve elektriğin aktarılması konusunda bir sistem geliştirmeye çalışıyordu. Edison bu noktada doğru akıma (DC) güveniyordu. Ancak DC o kadar çok sorun çıkarıyordu ki bir türlü istediği sonuçları elde edemiyordu.

Bir gün Tesla’yı yanına çağırdı ve sistemdeki sorunları çözerse kendisine büyük bir maddi ödül vereceğini söyledi. Tesla, Edison’u, o günün parası ile 100,000, bugünün parasıyla milyonlarca Dolarlık bir masraftan kurtararak sistemdeki aksaklıkları giderdi.

Tesla elektriğin taşınması için Edison’unkinden çok daha iyi bir sistem geliştirdi. Sistemde DC yerine alternatif akım (AC) kullandı. Tesla’nın geliştirdiği transformatörler vasıtası ile elektriği ince kablolar üzerinden uzak mesafelere kayıpsız taşımak mümkündü.

Tesla bundan sonra elektrikle çalışan motorlar yapmaya başladı. 19uncu Yüzyıl’ın sonlarında hiçbir bilim adamı, AC kullanan motorların gerçek olabileceğine ihtimal vermiyordu. Tesla böyle düşünenleri yanıltarak ilk AC elektrik motorunu icat etti.

Tesla öyle büyük bir bilim adamı idi ki daha dünya fluoresan ampulle tanışmadan 40 sene önce kendi laboratuarını fluoresan ampullerle aydınlatıyordu. Çeşitli dünya fuarlarında ve sergilerde cam tüpleri alıp ünlü bilim adamlarının adını oluşturan ampuller yapıyordu. Günümüzdeki neon ampullerin ilk örnekleriydi bunlar.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.jpg[/IMG]Tesla dünyanın ilk hidroelektrik santralinin de mucidiydi. Niagara Şelalesi’nin üzerinde kurulu olan ilk hidroelektrik santral, "Tesla" imzasını taşıyordu.

Otomobillerde kullanılan ilk hızölçeri de Tesla icat etti.

Bu arada AC konusundaki başarıları George Westinghouse adındaki bir girişimcinin kulağına gitmişti. Westinghouse, Tesla ile bir sözleşme imzaladı. Sözleşmeye göre, Westinghouse, sattığı her bir kilovat AC elektrik için Tesla’ya 2.50 Dolar verecekti. Tesla bir anda tasarladığı ama parasızlık nedeniyle gerçekleştiremediği çalışmaları için nakit paraya kavuşmuştu.

Tesla’nın Westinghouse’dan alacağı ücretin 1 milyon Dolar’ı geçmesi Westinghouse’ı malî sorunlarla yüz yüze getirdi. Tesla, sözleşmesi geçerli olduğu sürece Westinghouse’un iflas edebileceğini idrak ederek sözleşmesini yırtıp attı. Çünkü onun en büyük amacı insanlara ucuz AC elektrik verebilmekti. Dünyanın ilk milyarderi olmaktansa patentleri karşılığında kendisine ödenen az bir paraya razı oldu.

1898 yılında, Madison Square Garden’da hazır bulunan izleyicilere, ilk uzaktan kumandalı tekneyi tanıştırdı.

Tesla halka ucuzdan da öte bedava elektrik enerjisi temin etme hayalleri kurmaya başlamıştı. 1900′de yatırımcı J.P. Morgan’ın 150,000 Dolar’lık malî desteği ile Long Island’da "Kablosuz Yayın Sistemi"ni kurdu.

Bu yayın kulesi dünyanın ilk telefon ve telgraf hizmeti verecek, aynı zamanda dünyaya resim, borsa haberleri ve hava durumu yayını yapacak bir tasarımdı. Morgan bunun gerçek anlamda "bedava enerji" olduğunu anlayınca desteğini çekti. Morgan’ın desteğini çekmesi Tesla’yı finansal sorunlar içine sürükledi. Kule, hurda fiyatına alacaklılara satıldı. O dönemde sesin, resimlerin ve elektriğin bu şekilde yayılması duyulmuş şey değildi.

Oysa insanların bilmediği bir şey vardı. Tesla’nın, Marconi’nin "radyoyu icat ettim" diye ortaya çıkmasından 10 sene önce radyonun temel çalışma prensiplerini ortaya koymuş olduğuydu. Marconi’nin radyosu ses iletmiyor sadece sinyal yayabiliyordu. Oysa bu, Tesla’nın Marconi’den seneler önce gerçekleştirdiği bir şeydi.

Tesla, bilim dünyanın rezonans frekanslarını hesaplamadan 60 sene önce bu işi yapmıştı. Günümüzde Manyetik Rözonans olarak bilinen tıbbi görüntüleme sistemleri Teslanın temel ilkelerine dayanır.

Günümüzde Manyetizm birimi olarak Tesla nnı ismi Kulanılır.

1899′da Colorado Springs’teki laboratuarında bir girişimde bulundu. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna gidip sonra da kaynağına geri dönecek enerji dalgaları gönderdi. Dalgalar geri geldiğinde bu dalgalara bir miktar elektrik daha yükleyerek bir daha gönderdi. Sonuçta insan elinden çıkan en büyük şimşek yaratılmış oldu. Tam 40 metrelik dev bir şimşekti Tesla’nın bu deney sonucunda elde ettiği rekor hala kırılamamıştır.

Şimşeğin gürültüsü 35 km. mesafeden işitildi. Laboratuvarın etrafındaki alan garip bir mavi ışıkla kaplandı. Ne yazık ki laboratuvarında deneylere devam ederken kendine ait elektrik santralinin donanımını havaya uçurdu ve bir daha da onarması mümkün olmadı.

1. Dünya Savaşı’nda ABD devleti Alman denizaltılarını tespit edecek bir sistem geliştirme çabasına girmişti. Tesla’nın bu konudaki önerisi enerji dalgaları kullanmak oldu. Bugün bu sisteme radar demekteyiz. Diğer bilim adamları, Tesla’nın önerisini doğal olarak reddetti. Dünya, bu nedenle radarın icadını 25 sene beklemek zorunda kaldı.

Ömrü boyunca 800 icadın patentini aldı. 1943 senesinde vefat etti.

Günümüz de Elektrik kullanımı ile ilgli en son teknolojik ürünlerden örnekler:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.jpg[/IMG]Magnetik Rözenans (MR) Görüntüleme Sistemleri

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.jpg[/IMG]

1.5 Tesla’lık magnetik alanıyla tüm vücutta yapılacak tarama işlemleri için tasarlanmış bir MR görüntüleme sistemidir. Sistemde çok yüksek magnetic alan mıknatısları kullanılmaktda ve radyasyon saçan ışık kullanılmamaktadır. Bu nedenle zarasızdır.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.jpg[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.jpg[/IMG]

Tüm dünyayı aydınlatan alternatif akımın ve döner magnetik alanın mucidi Tesla’nın prensipleriyle çalışan hızlı trenler, çeşitli ülkelerinde milyonlarca yolcuyu taşıyor. Yeni kuşak demiryolu hatları üzerinde giden bu trenlerin bazıları saatte 400-500 kilometrenin üzerinde hızlars ulaşabiliyor.

Amaçlar

Salı, 06 Kasım 2007

AMAÇLARVücut fizyolojisini ve bedendeki elektrik sinyallerinin (biyolojik işaretlerin) kaynağını tanıyabilme.Tıp elektroniği uygulama alanlarını tanıyabilme, hastalıkları teşhis etmede kullanılan bilgi işleme tekniklerini kavrayabilme. ÖZEL AÇIKLAMALAR

Laboratuvar donanımı için yüksek meblağlara varan teçhizat sağlamak zor olsa da konunun önemi göz ardı edilemez. Elektronik sistemlerin uygulama alanlarından biri olan tıp elektroniği (biyomedikal) kendi adında bilim dalına ayrılmıştır. Özellikle sağlık harcamalarının artması bu konuda özel eğitimi zorunlu kılmıştır.

İleri düzey elektronik uygulamaları, sinyal işleme teknikleri konusuna girmeden bilgi verilebilir.

DEĞERLENDİRME TABLOSU

Konu ve öğretim tarzına göre yapılmış olan çalışmaların konu alanlarına göre yüzdelikleri aşağıdaki tabloda verilmiştir. Dönem sonu sınav soruları hazırlanırken bu yüzdelikler dikkate alınacaktır.

KONULAR Konu Alanlarının Ağırlıkları (%)Tıbbî Cihazların GelişimiBiyoelektrik İşaretlerin OluşumuEKG, EMG, ENG, EEG, İşaretlerinin ÖlçülmesiKan Basıncı ÖlçümleriÖlçümlerde Kullanılan ElektrotlarBiyolojik İşaretler10 10 30 20 15 15

KONULAR

A. Tıbbî Cihazların Gelişimi

AMAÇ: Beden fizyolojisini anlayarak, tıp elektroniğinin bu güne kadar olan gelişimini tanıyabilme. İnsanı bir sistem olarak düşünebilme ve giriş çıkış büyüklüklerini tanıyabilme.

DAVRANIŞLAR

1.Tıp elektroniğinin başlangıcını öğrenerek özel bilim dalı olarak diğer alanlarla olan ilişkisini açıklar.

2.Tıbbi cihazlardaki gelişimi anlatır.

3.İnsan fizyolojisini açıklar.

4.İnsan-enstrümantasyon sisteminin blok diyagramını çizerek, bu bloklardan

·Subje

·Uyarıcı

·Dönüştürücü

·İşaret işleme

·Görüntüleme ünitesi

·Veri işleme ve gönderme ünitesini

açıklar.

5.Dönüştürücü özelliklerinin ölçüm üzerine etkilerini açıklar.

B. Biyoelektrik İşaretlerin Oluşumu

AMAÇ: Biyoelektrik işaretler ile sinirsel iletim, beyin, kalp, çeşitli kas hareketleri vb. vücut sistemleri ile ilgisini kurabilme ve yorumlamalarını yapabilme.

DAVRANIŞLAR

1.Hücrelerdeki elektriksel aktivasyonu tanımlar.

2.Membran potansiyeli oluşumunu açıklar.

3.Aksiyon potansiyelinin yayılımını ve biyoelektrik potansiyellerin ölçümünü açıklar.

4.Parçacık difüzyonunu karakterize eden Fick Kanunu ile elektriksel alanda yüklü parçacıkların sürüklenmesini ifade eden Ohm Kanunu ve Einstein Bağıntısı ve Uzay Yükü Nötürlüğü kavramını kullanarak membran uçlarında oluşan gerilimi hesaplar.

C. Elektrokardiyogram (EKG), Elektromiyogram (EMG), Elektronörogram (ENG), Elektroensefalogram (EEG), İşaretlerini Ölçülmesi

AMAÇ: Sinir sistemi, kas sistemi, kalp ve dolaşım sistemi ve beyin aktivitelerinden elde edilen işaretlerin ölçümünü ve yorumlamasını yapabilme.

DAVRANIŞLAR

1.Nöron, sinaps ve reobaz anlatır.

2.Otonom ve somatik sinir sistemini yazar.

3.Sinir sistemindeki ölçülebilir nicelikleri söyler.

4.Sinirlerdeki aksiyon potansiyelini ve kaydetme yöntemlerini yazar.

5.Monopolar ve bipolar bağlama uygulamasını anlatır.

6.Merkezi sinir sisteminde elde edilecek işaretleri ve ENG (elektronörogram) ölçümlerini yapar.

7.Kasların yapısını ve çalışmasını söyler.

8.Kas kasılması ve hareketi ile ilgili motor hareketini ve üretilen gerilimleri yazar.

9.Refleks ve kasılma regülasyonu söyler.

10.Kas kasılmasıyla oluşan gerilimi açıklar.

11.Kas sisteminden elde edilen EMG (elektromiyogram) işaretleri, bunun ölçüm tekniklerini ve inceleme yöntemlerini

·EMG işaretini zaman düzleminde uygular

·EMG işaretini frekans düzleminde uygular

·EMG işaretinin RMS değerini hesaplar

12.EMG ölçme düzeneğini (transvers düzlem ve sagital düzlem) anlatır.

13.Kalp ve kan dolaşım sistemini tanır.

14.Kalbin anatomik yapısını yazar ve elektriksel sistemini gösterir.

15.Derivasyonları anlatır :

·Elektrokardiyogram düzlemleri

·Einthoven üçgeni

·Standart bipolar derivasyon

·Unipolar derivasyon

·Kuvvetlendirilmiş derivasyon

16.EKG eğrisini (sinyalini) yorumlar.

17.EKG (elektrokardiyogram) ölçüm düzenini gösterir.

18.EKG ölçümlerinde kullanılan değişik devre düzenlemelerini karşılaştırır.

·Elektrot arıza detektörü

·EKG elektrot durum detektörü

·Taban hattı (base line) düzeltme devresi

·Pacemaker işaretinin silme devresi

19.EKG sinyallerinin değerlendirilmesinde kullanılan devre düzenlemelerini karşılaştırır.

·Kardiyo-takometre.

·Kardiyak monitör.

·Fetal elektrokardiyografi.

20.Medikal cihazların kullanımında karşılaşılan sorunları anlatır.

21.EEG işaretleri için ölçüm noktalarını gösterir.

22.EEG işaretlerinin kullanım alanlarını anlatır.

23.EEG ölçüm düzeneğini bloklarla çizer.

24.EEG işaretlerinin analiz usullerini açıklar.

25.Merkezi sinir sistemi ile ilgili ölçümleri ve EEG (elektroensefalogram) işaretlerini açıklar. SEP, AEP ve VEP potansiyeller hakkında yorum yapar.

D. Kan Basıncı Ölçümleri

AMAÇ: Kan akış dinamiğini tanıyarak, kan basıncı ölçümlerinde kullanılan yöntemleri öğrenmek ve EKG sinyallerini tanıyabilme.

DAVRANIŞLAR

1.Kalp ve kan dolaşımı bileşenlerini, arter ve vendeki sistolik ve diyastolik basınçları tanıtır.

2.Sistolik ve diyastolik basınçları karşılaştırır.

3.Kan basıncı ölçümünde kullanılan direkt ve dolaylı ölçüm yöntemlerini yazar.

4.Kan basıncı ölçüm tekniklerini gösterir.

·Dokunma tekniği

·Asilometrik tekniği

·Dinleme tekniği

·Flush tekniği

·Ultrasonik tekniği

·Otomatik ölçüm tekniği

5.Basınç ölçümlerinde elde edilen sinyallere uygun DC basınç, AC basınç ve darbe uyarımlı kuvvetlendiricileri karşılaştırır.

6.Sistolik, diyastolik ve ortalama arter basıncının ölçüm devrelerini uygular.

7.Kalp (kardiak) katerizasyonunu anlatır..

8.Kalp seslerini anlatır ve bunların kayıt tekniklerini (fonokardiyografi ve karotid basınç kardiyografisi) söyler.

9.Kan akışkan dinamiği (hemodinamik) mekanizmalarını anlatır (laminer-doğrusal ve turbülans).

10.Kan basıncı (kardiak çıkış) ile kan akışı ve hacmi arasındaki ilişkiyi açıklar.

11.Kan akış hızında kullanılan; sürekli enjeksiyon indikatör seyreltme (fick yöntemi, ısıl seyreltme), darbeli enjeksiyon indikatör seyreltme tekniklerini yazar.

12.Kan basıncı ölçümünde ultrasonik, manyetik ve Doppler (darbeli ve devamlı-kesiksiz) prensiplerine göre çalışan düzenekleri açıklar.

13.Doppler prensibinin; kan debisi, kan akış miktarı ve kan basıncı ölçümüne adaptasyonunu gösterir.

14.EKG işaretine göre kan akış miktarı ve kalp basıncı arasındaki ilişkiyi söyler.

15.Pletismografi kavramlarını açıklar ve değişik pletismografi prensiplerini yazar.

·Empedans pletismografisi

·Oda – göz pletismografisi

·Fotoelektrik pletismografisi

E. Ölçümlerde Kullanılan Elektrotlar

AMAÇ: Kateter, prob ve kaf gibi ölçüm elemanlarının biyolojik dürtülere olan elektriksel tepkisini anlatabilme.

DAVRANIŞLAR

1.Elektroliz olayını anlayarak tıp elektroniğinde kullanılan elektrotları yazar.

2.Polarize olan ve polarize olmayan elektrotları anlatır.

3.Elektrotun devre modelini çizer.

4.Yüzey elektrotları, dahili elektrotlar ve mikroelektrotları anlatır.

5.Dönüştürücüleri; özellikle de ölçümlerde kullanılan düzeneklerin temeli olan Wheatstone köprüsünü anlatır.

6.Aktif ve pasif dönüştürücüleri sıralar.

7.Kapasitif dönüştürücüleri tanıtır, aralarındaki benzerlikleri ve farkları anlatır.

·Potansiyometre dönüştürücüler

·Gerinim ölçer (strain gage) dönüştürücüler

·Piezo-rezistif dönüştürücüler

·Sıcaklık (thermo-rezistif ve termoelektrik) dönüştürücüler

·Ultra-sonik dönüştürücüler

·Elektro-manyetik dönüştürücüler

·Piezoelektrik, indüktüf (tek bobinli ve çok bobinli) dönüştürücüler

·Kapasitif dönüştürücüler

F. Biyolojik İşaretler

AMAÇ: Medikal cihazların kullanılmasında karşılaşılan sorunları kavrayabilme. Biyolojik işaretlerin sınıflandırmasını yapabilme. Biyolojik işaretlerin analog ve dijital işleme yöntemlerini tanıyabilme.

DAVRANIŞLARBiyolojik işaretlerde SNR açıklar.Gürültü azaltma yöntemlerini yazar·CMRR

·Giriş ve çıkış empedans uyumlaştırma

·Ekranlama

·Topraklama

·Elektrik ve manyetik alanları dengelemeBiyolojik işaretlerin analog ve dijital sinyal işleme yöntemlerini söyler.Genel ölçme ve tanılama sisteminin blok şemasını çizer.Sinyal işleme sistemini blok olarak gösterir.Sinyal işleme sistemindeki; veri algılama, ön kuvvetlendirme, filtreleme, veri toplama ve işaret işleme bloklarının işlevlerini anlatır.Sayısal filtreleme teknikleri ve veri azaltma (kodlama) yöntemlerini söyler.Biyolojik işaretlerin analog işlenme usullerini söyler.·Eviren ve evirmeyen işlemsel yükselteç

·Gerilim izleyici

·Fark kuvvetlendiricisi

·İzolasyon ve enstrümantasyon kuvvetlendiriciler

·Karşılaştırıcı

·Kırpıcı, doğrultucu

·Aktif tepe detektörü

·Türev ve integral alıcı

·Filtreler (LPF, HPF, BPF, BSP)Biyolojik işaretlerin sınıflandırmasını yapar.Medikal cihazların kullanılmasında karşılaşılan sorunları açıklar.·Frekans distorsiyonu

·Doyma ve kesim distorsiyonu

·Ani gerilim değişimleri nedeniyle bozulma

·Elektromanyetik girişim

·Topraklama


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy