‘Eczacılık’ Kategorisi için Arşiv

Astım Nedir? Astım, Hava Yollarının Çeşitli Uyaranlara Artmış Yanıtının Söz Konusu O

Salı, 06 Kasım 2007

Astım nedir? Astım, hava yollarının çeşitli uyaranlara artmış yanıtının söz konusu olduğu, tekrarlayıcı, kendiliğinden veya tedavi ile tamamen veya kısmen geri dönüşümlü öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi belirtilerinin yer aldığı bir hastalıktır.

Neden olur?Çocukluk çağında % 90 oranında allerjik kökenli olduğu bilinmektedir. Yıl boyu maruz kalınan ev içi allerjenlerin bronşlarda yarattığı allerjik iltihabi durum, soğuk hava, egzersiz, viral solunum yolu enfeksiyonları, kimyasal buharlar, hava kirliliği ve sigara dumanı gibi nonspesifik uyaranlarla temas sonucu astım belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Bunun yanında spesifik olarak allerjinin söz konusu olduğu ev dışı allerjenlerle temas sonucu genellikle mevsimsel olarak aynı tablo gözlenmektedir.

Nasıl seyreder? Astım tanısı alan çocukların çoğunun hayatın ilk 2 yılında belirti verdiği saptanır. İlk yıllarda öksürük ve hırıltının ana uyaranı viral solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Bu yaşlarda akciğerlerin gelişiminin henüz tamamlanmamış olması, küçük hava yolu çaplarının dar, kıkırdak dokunun az olması, tekrarlayıcı bronş daralmasına katkıda bulunur. Dört beş yaşlarında akciğerlerin gelişiminin tamamlanması ile erken yaşlarda astım belirtileri gösteren birçok çocukta klinik olarak düzelme gözlenmektedir. Düzelmeyen bir grup hasta ve daha geç astım tanısı almış çocukların bir kısmı da ergenlik çağında klinik bir iyilik dönemine girerler. Genel olarak çocukluk çağında astım tanısı almış hastaların yaklaşık %50-60′ı ergenlik döneminde iyileşirler. İyileşen olguların bir bölümü orta yaş döneminde tekrar hastalık belirtileri göstermeye başlayabilmektedirler.

Nasıl teşhis edilir? Astım tanısı koymada en değerli tanı aracı öyküdür. Öksürük, hırıltı ve / veya nefes darlığı belirtilerinin gece kötüleşmesi şiddetle astımı düşündürür. Yattıktan sonra veya sabaha karşı yaklaşık 30 dakika süreyle devam eden ve bronş genişletici ilaçlara olumlu yanıt veren öksürük aksi ispat edilene kadar astım kabul edilmelidir.

Akciğer fonksiyonları nasıl değerlendirilir?

Astımda akciğer fonksiyonlarının ölçülmesi gerek tanı gerekse tedaviye yanıtın değerlendirilmesi açısından büyük önem taşır. Spirometre ile ölçülen solunum fonksiyonlarında zorlu nefes verme sırasında yapılan ölçümlerin sağlıklı bireylerle yapılan karşılaştırılması ve tedavi ile bu değerlerin göstermekte olduğu düzelme değerlendirilmektedir.

Allerji nasıl belirlenir? Astıma neden olması olası allerjinin hangi maddeye karşı geliştiğinin saptanmasında allerji deri testleri kullanılır. Ön kol ön yüzüne veya sırta delme metodu ile uygulanan deri testinde ciltteki kızarma ve kabarmanın şiddetine göre değerlendirme yapılıp, hastanın neye allerjisi olduğu saptanmaktadır.

Allerji deri testi uygulamasının mümkün olmadığı, 3 yaş altı çocuklar, yaygın allerjik egzaması olan hastalar, antihistaminik içeren ilaç kullanmakta olanlar, ciltte dermografismus adı verilen cilde bastırma sonucu kabarma reaksiyonu verenlerde, kanda spesifik immünoglobulin E düzeyi saptanması yöntemiyle allerjen tespiti yapılabilir.

Astım nasıl tedavi edilir? Tüm allerjik hastalıklarda olduğu gibi astımda da birinci basamak tedavi alleji geliştirilmiş olan maddeden uzak durmaktır. Uygun öneriler doğrultusunda alınacak çevre önlemleri ile hastalık belirtilerinin ve bronşlardaki aşırı duyarlılığın belirgin derecede azalması mümkündür. Çevre önlemlerinin yeterli olmadığı, ilaç tedavisinin uygun görüldüğü hastalarda havayolu ile akciğerlere çekilip bronşları tedavi eden sprey ilaçlar kullanılmaktadır. Bunlar sadece bronşları gevşetici özelliğe sahip rahatlatıcılar ve allerjik iltihabın yarattığı aşırı bronş duyarlılığını azaltmak yoluyla tedavi edici özelliğe sahip olanlar olarak ikiye ayrılabilir. Son yıllarda bu amaca yönelik kana karışma oranı en aza indirilmiş, kortizonlu ilaçlara özgü yan etkileri ağızdan alınanlara kıyasla çok çok az olan yeni jenerasyon kortizon bazlı sprey ilaçlar geliştirilmiştir. Allerjinin bronşlarda yapabileceği kalıcı hasarı önlemede tek seçenek olarak sunulan bu ilaçlarla astım belirtileri en aza indirilmektedir.

Grip Nasıl Bir Hastalıktır?

Salı, 06 Kasım 2007

Grip Nasıl Bir Hastalıktır?

Grip asıl olarak solunum yollarında yerleşen Influenza A, B ve C virülerinin neden olduğu, yüksek ateş ve yaygın kas ağrıları ve kırgınlık ile seyreden; toplumda aynı anda bir çok kişiyi hastalandırıp çok sayıda ölümlere yol açan, kolay yayılabildiğinden bilhassa kış mevsiminde salgınlar yapan bulaşıcı bir hastalıktır.

Grip Virüsünün Özelliklerinden Bahseder misiniz?

Influenza B virüsü çok nadiren salgın yapar ve genellikle daha hafif seyreder. C virüsü ise hemen hiç salgın nedeni olmaz. Grip salgınlarına yol açan virüs asıl olarak Influenza A’dır. Bu virüslerin özelliği, çok kolay bulaşabilmesi ve toplumda aynı anda birçok kişiyi birden hastalandırabilmesidir. Virüsün antijenik yapısı çok sık değiştiği için toplumda herhangi bir dirençle karşılaşmadan hızla yayılabilmekte ve epidemi (bir toplumda görülen salgın) ve pandemilere (dünyada bir çok toplumda görülen salgın) yol açmaktadır. 9-39 yıllık periyotlarda major antijenik değişim ortaya çıktığından pandemi yapıp bir çok ülkede aynı anda milyonlarca kişiyi hastalandırmaktadır. 1889′dan bu yana en az 5 pandemi yaşanmıştır. 1918-1919 pandemisi sırasında milyarlarca kişi hastalığa yakalanmış ve yaklaşık 25 milyon kişi ölmüştür.

Nezle, Soğuk Algınlığı ile Grip Arasında Fark Nedir?

Benzer yakınmalarla kendini belli eden ancak hastalığın daha hafif seyrettiği ve genellikle ayakta atlatılan nezle ve soğuk algınlığından farklı olarak grip, dünya çapında büyük salgınlara, toplu ölümlere, büyük oranda iş gücü kayıplarına yol açabilen ağır bir hastalıktır.

Grip Nasıl Bulaşır?

Kuşlar, atlar ve domuzlarda da hastalık görülebilmekte ve hastalığı insanlara taşıyabildikleri bildirilmektedir. Ancak, asıl olarak virüsü taşıyan hasta kişilerin solunum yolu sekresyonlarıyla ve bunlarla bulaşmış eşyalar vasıtasıyla yayılmaktadır. Çok kolay bulaşmakta ve hızla yayılmaktadır. Özellikle okullar, yurtlar, kışlalar, kahvehaneler, huzur evleri gibi kalabalık ve topluca yaşanan ortamlar hastalığın yayılmasında önemli rol oynar.

Grip Salgınları Nasıl Meydana Gelir?

Salgınlardan korunmak toplumda aktif yaşayanlar için çok zordur. Salgınlar sırasında ilk hecmede genellikle arkadaşlarından mikrobu alan okul çocukları hastalanmakta bunu izleyen ikinci hecmede ise çocuklarından mikrobu alan erişkinler hastalığa tutulmaktadır. Salgınlar genellikle 5-7 hafta dolaylarında kendiliğinden sınırlanmaktadır. Kuzey yarım kürede sıklıkla kış aylarında (Kasım-Mart) görülmektedir.

Sidney Gribi, Rus Gribi, Çin Gribi Farklı Hastalıklar mıdır?

Bunların hepsi de Influenza A virüsünün neden olduğu salgınlardır. Hastalığın belirtileri aynı olup sadece şiddeti ve yaygınlığı değişmektedir. Bunun nedeni ise virüsün antijenik yapısında meydana gelen değişikliklerdir. Hemen her yıl oluşan minör değişikliklere ek olarak 9-39 yıllık periyotlarla major değişimler olmakta ve buna bağlı olarak toplumda gribe karşı var olan dirençten etkilenmeyen virüs pandemilere yol açmaktadır. 16 yüzyıldan bu yana 10’ dan fazla pandem1i yaşanmıştır. 1918 pandemisi sırasında 25 milyon kişi ölmüştür. Pandemiye yol açan yeni antijenik yapılı virüsün ilk görüldüğü yere izafeten Rus gribi, Çin gribi, Honk Kong gribi, Sidney Gribi şeklinde adlandırma yapılmaktadır.

Hastalık Kimlerde Daha Sık ve Ağır Seyreder?

Sigara, alkol alımı, düzensiz yaşam ile soğuk maruziyeti hastalığa yakalanma riskini artırmaktadır. Bilhassa bebekler, yaşlılar, kronik hastalığı olanlarda (kalp hastalığı, astım, kronik bronşit, bronşektazı, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği, AIDS, kan hastalıkları) ağır seyretmekte ve ölümlere neden olmaktadır. Direnci yüksek erişkinler için ölüm çok nadirdir.

Hastalığın Belirtileri Nelerdir?

Hastalık bulaşmayı takiben 1-3 günde üşüme, titreme, ateş, halsizlik, kırgınlık, iştahsızlık, boğaz ve baş ağrısı, yaygın kas ve eklem ağrıları, bulantı, genizde dolgunluk ve akıntı, gözlerde yanma kızarıklık, burun akıntısı gibi belirtilerle ortaya çıkar. Bulantı, kusma görülebilir.

Bu Belirtiler Sadece Grip Hastalığında mı Görülür?

Hayır. Nezle, farenjit, anjin, bademcik iltihabı, sinüzit, larenjit, bronşit, zatürree vb gibi bir çok solunum yolu enfeksiyonları sırasında benzer yakınmalar olabilir.

Benzer Şikayetlere Neden Olan Diğer Hastalıklardan Ayrılması Gerekir mi?

Evet. Bu çok önemlidir. Çünkü tedavi buna göre yapılacaktır. Örneğin: kriptik bir tonsillit olgusunda penisilin uygulanması mutlaka gerekli iken gripte bunun hiç faydası yoktur.

Grip İçin Doktora Gitmeli miyim? Yoksa Evde Kendi Kendime Tedavi Olabilir miyim?

Yukarıda sayılan belirtiler ortaya çıktığında öncelikle bunlar gribe bağlı mı yoksa diğer hastalıklardan birisi olabilir mi? Bunun anlaşılması için hastanın bir hekim tarafından değerlendirilmesi uygun olur. Bu yapılmadığı taktirde bazen gereksiz yere zaman kaybedilmiş ve antibiyoterapiye geç kalınmış olur. Bilhassa belirtilerin şiddetli, ateşin çok yüksek olduğu ve hastanın genel durumunu bozup, beslenmesini, istirahatini engellediği hallerde ve ateşin 3-4 günlük istirahata rağmen düşmediği ya da düştükten bir iki gün sonra tekrar yükseldiği durumlarda hekime mutlaka başvurulmalıdır. Yaşlılar, kalp, akciğer, böbrek ve şeker hastaları ve vücut direncini bozan diğer süreğen hastalığı olanlar (AIDS’liler, kan hastaları vb..) ise grip belirtileri başlar başlamaz hekime başvurmalıdırlar.

Pasteur, Louis 1822 — 1895

Salı, 06 Kasım 2007

Pasteur, Louis 1822 — 1895

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.jpg[/IMG]

Chemist and biologist, famous for his germ theory and for the development of vaccines. Born December 27, 1822 in the small town of Dole, the son of a tanner. He studied in the college of Arbois and at Besancon, where he graduated in arts in 1840. As a student preparing for the prestigious Ecole Normale Superieure of Paris, he did not doubt his ability. When he gained admittance by passing fourteenth on the list, he refused entry; taking the examination again, he won third place and accepted. For his doctorate his attention was directed to the then obscure science of crystallography. This was to have a decisive influence on his career.

Under special dispensation from the minister of education, Pasteur received a leave of absence from his duties as professor of physics at the lycée of Tournon to pursue research on the optical properties of crystals of the salts of tartrates and paratartrates, which had the capacity to rotate the plane of polarized light. He prepared 19 different salts, examined these under a microscope, and determined that they possessed hemihedral facets. However, the crystal faces were oriented differently; they were left-handed or right-handed, thus having the asymmetrical relationship of mirror images. Furthermore, each geometric crystal variety rotated the light in accordance with its structure, while equal mixtures of the left- and right-handed crystals had no optical activity inasmuch as the physical effects canceled each other. Thus he demonstrated the phenomenon of optical isomers.

Pasteur was elated. He repeated his experiment under the exacting eyes of Jacques Biot, the French Academy’s authority on polarized light who had brought Eilhardt Mitscherlich’s work to Pasteur’s attention. The confirmation was complete to the last exacting detail, and Pasteur, then 26, became famous. The French government made him a member of the Legion of Honor, and Britain’s Royal Society presented him with the Copley Medal.

In 1852 Pasteur accepted the chair of chemistry at the University of Strasbourg. Here he found an opportunity to pursue another dimension of crystallography. It had long been known that molds grew readily in solutions of calcium paratartrate. It occurred to him to inquire whether organisms would show a preference for one isomer or another. He soon discovered that his microorganism could completely remove only one of the crystal forms from the solution, the levorotary, or left-handed, molecule.

In 1854, though only 31 years old, Pasteur became professor of chemistry and dean of sciences at the new University of Lille. The course of his activities is displayed in the publications which he gave to the world in the next decades: Studies on Wine (1866), Studies on Vinegar (1868), Studies on the Diseases of Silkworms (1870), and Studies on Beer (1876).

Soon after his arrival at Lille, Pasteur was asked to devote some time to the problems of the local industries. A producer of vinegar from beet juice requested Pasteur’s help in determining why the product sometimes spoiled. Pasteur collected samples of the fermenting juices and examined them microscopically. He noticed that the juices contained yeast. He also noted that the contaminant, amyl alcohol, was an optically active compound, and hence to Pasteur evidence that it was produced by a living organism ("living contagion").

Pasteur was quick to generalize his findings and thus to advance a biological interpretation of the processes of fermentation. In a series of dramatic but exquisitely planned experiments, he demonstrated that physical screening or thermal methods destroyed all microorganisms and that when no contamination by living contagion took place, the processes of fermentation or putrefaction did not take place either. "Pasteurization" was thus a technique that could not only preserve wine, beer, and milk but could also prevent or drastically reduce infection in the surgeon’s operating room. Another by-product of Pasteur’s work on fermentation was his elucidation of the fact that certain families of microbes require oxygen whereas others do not. This insight divided the scientific community, and it was only in 1897, two years after his death, that the dispute was resolved.

In 1865 Pasteur was called upon to assist another ailing industry of France—silk manufacture—which was being ruined by an epidemic among silkworms. He took his microscope to the south of France and in an improvised laboratory set to work. Four months later he had isolated the pathogens causing the disease, and after three years of intensive work he suggested the methods of bringing it under control. Pasteur’s scientific triumphs coincided with personal and national tragedy. In 1865 his father died; and his two daughters were lost to typhoid fever in 1866. Overworked and grief stricken, Pasteur suffered a cerebral hemorrhage in 1868 which left part of his left arm and leg permanently paralyzed. Nonetheless, he pressed on, hardly with interruptions, on his study of silkworm diseases, already sensing that these investigations were but his apprenticeship for the control of the diseases of higher animals, including humans.

The Franco-Prussian War, with its trains of wounded, stimulated Pasteur to press his microbial theory of disease and infection on the military medical corps, winning grudging agreement to the sterilization of instruments and the steaming of bandages. The results were spectacular, and in 1873 Pasteur was made a member of the French Academy of Medicine–a remarkable accomplishment for a man without a formal medical degree.

Pasteur was now prepared to move from the most primitive manifestations of life, crystals and the simpler forms of life in the microbial world, to the diseases of the higher animals. The opportunity arose through a particularly devastating outbreak of anthrax, a killer plague of cattle and sheep in 1876/1877. The anthrax bacillus had already been identified by Robert Koch, and Pasteur now set about proving that the agent of disease was precisely the living organism and not a related toxin. He diluted a solution originally containing a source of infection of anthrax by a factor of 1 part in 100100. Even at this enormous dilution, the residual fluid carried death, thus proving that it was the constantly multiplying organism that was the source of the disease.

In 1881 Pasteur had convincing evidence that gentle heating of anthrax bacilli could so attenuate the virulence of the organism that it could be used to inoculate animals and thus immunize them. In a dramatic demonstration of this procedure, carried out with the whole of France as witness, Pasteur inoculated one group of sheep with the vaccine and left another untreated. Upon injection of both groups with the bacillus, the untreated died; the others lived, and thus a scourge that had crippling economic effects was brought under control.

Pasteur’s ultimate triumph came with the conquest of rabies, the disease of animals, particularly dogs, which gives rise to the dreaded hydrophobia of humans. The problem here was that the causative agent was a virus, hence an entity not capable of growth in the scientists’ broth which nurtured bacteria. Pasteur worked for five years in an effort to isolate and culture the pathogen. Finally, in 1884, in collaboration with other investigators, he perfected a method of cultivating the virus in the tissues of rabbits. The virus could then be attenuated by exposing the incubation material to sterile air over a drying agent at room temperature. A vaccine could then be prepared for injection. The success of this method was greeted with jubilation all over the world. Animals could now be saved, but the question arose as to the effect of the treatment on human beings. In 1885, a nine-year-old boy, Joseph Meister, was brought to Pasteur. He was suffering from 14 bites from a rabid dog. With the agreement of the child’s physician, Pasteur began his treatment with the vaccine. The injections continued over a 12-day period, and the child recovered.

In 1888, a grateful France founded the Pasteur Institute, which was destined to become one of the most productive centers of biological study in the world. In the closing paragraphs of his inaugural oration, Pasteur said: "Two opposing laws seem to me now to be in contest. The one, a law of blood and death opening out each day new modes of destruction, forces nations always to be ready for the battle. The other, a law of peace, work and health, whose only aim is to deliver man from the calamities which beset him. The one seeks violent conquests, the other, the relief of mankind. The one places a single life above all victories, the other sacrifices hundreds of thousands of lives to the ambition of a single individual. The law of which we are the instruments strives even through the carnage to cure the wounds due to the law of war. Treatment by our antiseptic methods may preserve the lives of thousands of soldiers. Which of these two laws will prevail, God only knows. But of this we may be sure, science, in obeying the law of humanity, will always labor to enlarge the frontiers of life."

Pasteur’s seventieth birthday was the occasion of a national holiday. At the celebration held at the Sorbonne, Pasteur was too weak to speak to the delegates who had gathered from all over the world. His address, read by his son, concluded: "Gentlemen, you bring me the greatest happiness that can be experienced by a man whose invincible belief is that science and peace will triumph over ignorance and war…. Have faith that in the long run … the future will belong not to the conquerors but to the saviors of mankind."

On September 28, 1895, honored by the world but unspoiled and overflowing with affection, Pasteur died near Saint-Cloud in Paris. His last words were: "One must work; one must work. I have done what I could." He was buried in a crypt in the Pasteur Institute. There is a strange postscript to this story. In 1940 the conquering Germans came again to Paris. A German officer demanded to see the tomb of Pasteur, but the old French guard refused to open the gate. When the German insisted, the Frenchman killed himself. His name was Joseph Meister, the boy Pasteur had saved from hydrophobia so long ago.

Proteinler Çok Çeşitli Görevleri Olan Biyokimyasal Polimerlerdir. Görevleri Arasında:

Salı, 06 Kasım 2007

Proteinler çok çeşitli görevleri olan biyokimyasal polimerlerdir. Görevleri arasında: organizmanın yapısal elemanı olmaları, katalitik, regülatör, taşıma, savunma, besin ve depo oluşturmaları, hareket sağlayıcı eleman olmaları gelir. Basit proteinler bir veya birden fazla polipeptid zincirinden oluşur. Birleşik (konjuge) proteinler apoproteine ek olarak lipid, karbohidrat, nükleik asit, metal gibi protein dışı gruplar içerirler. Molekül şekli bakımından globüler proteinler veya fibröz proteinler olarak tanımlanırlar. Yapı, fonksiyonla çok yakından ilişkilidir. Proteinler, poliamfolittirler. İzoelektrik nokta yan grupların cins ve sayısına göre değişir. Çözünürlük, amino asit dizisi, molekül ağırlığı ve biçimi, pH, çözücü ve elektrolit konsantrasyonuna bağlı olarak değişir. Aromatik yan gruplara bağlı olarak yakın UV bölgede ve peptid bağları nedeniyle de 200 nm civarında absorbsiyon gösterirler. Proteinler, birincil, ikincil, üçüncül ve dördüncül olmak üzere dört yapı düzeni altında incelenir. Birincil yapı amino asit cins, sayı ve dizilişini gösterir ve genetik kod tarafından belirlenir. Polipeptid zincirinin hidrojen bağları sayesinde düzenli yapılar halinde katlanması ikincil yapı düzeni olarak adlandırılır. ? heliks ve ? tabaka en çok rastlanan ikincil yapı tipleridir. Bazı proteinler tek tip ikincil yapıya sahipken, bir kısmı da karışık tip ikincil yapı gösterir. Tek tip ikincil yapıya sahip proteinler fibröz (örnek: keratin, fibroin) ve karışık tip ikincil yapıya sahip proteinler globüler (örnek: çeşitli enzimler, myoglobin) yapıdadırlar. Proteindeki ikincil yapı grupları süpersekonder motifleri ve sonuçta proteinin üç boyutlu katlanmış yapısını -üçüncül yapı düzenini- oluşturur. Birden fazla polipeptid zincirine sahip proteinlerdeki bu altbirimlerin birbirine göre organizasyonu dördüncül yapı olarak adlandırılır. Bu yapı düzenleri primer yapı ve dolayısıyla genetik kod tarafından belirlenir. Proteinlerin birincil yapı dışındaki yapı özelliklerini kaybetmelerine denatürasyon, tekrar üç boyutlu yapılarını kazanmalarına renatürasyon denir. Denatüre proteinler biyolojik aktivitelerini kaybeder ve renatüre olunca geri kazanırlar. Proteinler, konsantre asit veya baz ile yüksek sıcaklıkta uzun süre muamele edilince amino asitlerine kadar parçalanırlar. Çeşitli proteazlar ise, proteinleri özgül bölgelerden hidroliz ederek oligopeptidler oluşturur. Proteinlerin saflaştırılması için, tuz kesitlemesi, santrifugasyon, çeşitli kromatografik ve elektroforetik yöntemler gibi teknikler kullanılır. Protein analizinde ise spektrofotometrik ve elektroforetik metodlar gibi çeşitli yöntemlerden yararlanılır.

Kontrollu İlaç Salımı

Salı, 06 Kasım 2007

KONTROLLU İLAÇ SALIMI

Kelimeler:

akıllı polimerler

ayarlanabilen sistemler

biyobozunur sistemler

biyomateryal

difüzyon-kontrollu

drug-delivery

ilaç salımı

kimyasal-kontrollu

kontrollu salım

oral

polimer

polimerik

su geçiş-kontrollu

transdermal

Uzun zamandır, vücudun belirli bölgelerine ilacı bırakabilen ya da uzun süreli ilaç salım hızını kontrol edebilen salım sistemlerinin düşü kurulmasına karşın, ancak son yıllarda bu tür sistemlerin geliştirilebilmesi mümkün oldu. Kısa zaman içerisinde bu yeni ilaç salım sistemleri, kardiyoloji, oftalmoloji, endokrinoloji, onkoloji ve immünoloji dahil olmak üzere tıbbın hemen her dalında etkili oldu.

İlaç alımında sıklıkla kullanılan klasik yöntemler, tablet ya da kapsüllerin ağızdan alımı ya da enjeksiyon şeklindedir; ve bu yöntemler sık ve tekrarlanan dozlarda ilaç alımını gerektiriyorlar. Kandaki ilaç düzeyinin zamanla değişimini gösteren grafik incelendiğinde ilaç alımını takiben kandaki ilaç derişiminin başlangıçta bir süre arttığı, daha sonra çok kısa bir süre için sabit kalarak hızla azaldığı dikkati çekiyor. Derişimin düşme süresi, ilacın metabolize edilme, parçalanma ya da etki alanından uzaklaşma gibi yollarla sisteme yararsız hale gelme hızına bağlıdır. İlacın kan plazmasındaki derişimi, etkin düzeyin altına düşebilir ya da toksik bölgeye çıkabilir. Etkin düzeyin altındaki ve toksik düzeydeki bölgeler boşa harcanmış ilaç miktarlarını ifade eder. Ayrıca, ilaç derişiminin etkin düzeyin altına düşmesi ya da toksik düzeyin üzerine çıkması hastada istenmeyen yan etkilere neden olabilir.

İlaç, bir polimere ya da bir lipide (yağa) bağlandığı ya da kapsül şekline getirildiğinde, ilaç güvenliği ve ilacın istenilen etkinliği sağlayabilme yeteneği büyük oranda arttırılabilir ve yeni tedaviler mümkün olur.

Kontrollü ilaç salımının yararları şunlardır: 1) tedavi edici oranda ilaç düzeyinin sürekli korunması, 2) salımın belirli hücre tipi ya da dokuya hedeflenebilmesi nedeniyle zararlı etkilerin azaltılması, 3) gerek duyulan ilaç miktarının azaltılabilmesi, 4) önerilen ilaç rejimine hastanın uyumunu geliştirecek şekilde dozaj miktarının azaltılabilmesi, 5) kısa yarılanma ömrüne sahip ilaçlar (örneğin proteinler ve peptid ilaçlar) için ilaç yönetiminin kolaylaştırılması. Ancak, yine de bu tür sistemler geliştirilirken aşağıdaki noktalar gözönünde bulundurulmalıdır.: ilacı taşıyan (salan) malzemelerin ya da bozunma ürünlerinin toksisitesi ya da hızlı ilaç salımı gibi diğer güvenlik hususları, sistemin kendisinden ya da vücuda yerleşiminden kaynaklanan rahatsızlık, ilaç taşıyıcı malzemeler ya da üretim süreci nedeniyle sistem maliyetinin artışı.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG]

İlaç alımının ardından kandaki ilaç düzeyinin değişimi.

Son yıllarda kontrollü salım sistemlerinin büyük bir hızla gelişimi, yalnızca sundukları avantajlara bağlanmamalıdır. Yeni bir ilacın geliştirilmesi ve patentinin alınması 10 yıldan daha uzun süren araştırma ve geliştirme faaliyetlerini gererktirir. Bu nedenle, ilaç firmaları araştırmalarını, yeni ilaç geliştirmek yerine, var olan ilaçların kullanım ömrünü ve etkinliğini uzatmaya yöneltirler. Bunun için de kontrollu salım formulasyonları geliştirmektedirler. Bu alanda üretilen ilk ticari ürün, Spansules® olarak adlandırılmıştır. 1950’li yılların başında geliştirilen bu ürün oral yolla alınan ilaçlarn etki süresini uzatmak için tasarlanmış olup çözünebilen kaplama materyaline sahip küçük kürelerden oluşuyor. Çeşitli kalınlıklarda kaplamalar kullanılarak ilacın çözünme süresi değiştirilebiliyor. Böyle formulasyonlar “geciktirilmiş salım ürünleri” olarak adlandırılıyorlar.

İlaçların polimer ya da lipid sistemlerinden salımı için dört genel mekanizma bulunuyor: 1) ilaçların sistemden difüzyonu, 2) bir kimyasal ya da enzimatik reaksiyonla sistemin bozunmasını takiben ilaç salımı ya da ilaç molekülünün sistemden kopması, 3) sistemin şişmesi ya da ozmoz yoluyla çözücü hareketlenmesi, 4) fizyolojik bir gereksinime cevap olarak salımının gerçeklenmesidir. Ayrıca bu mekanizmaların kombinasyonu da mümkündür.

DİFÜZYON-KONTROLLU SİSTEMLER

Rezervuar ya da zar-kontrollu olarak adlandırılan ilaç salım cihazları, ilacın ince bir polimerik zar (membran) ile çevrelendiği bir çekirdek görünümündeler. İlaç salımı, zardan difüzyonla (yayılma, sızma) gerçekleşir. Bu tür sistemlerin çok sayıda ticari ürünü piyasada mevcut. Ocusert® adıyla bilinen ürün, glokom hastalığının (körlüğe neden olan bir göz hastalığı) tedavisinde kullanılmak üzere pilokarpin isimli bir ilacı salan rezervuar sistemden ibarettir. Gözün alt boşluğuna yerleştirilerek kullanılan Ocusert, uzun süreli olarak sabit hızda pilokarpin salar. Rahim içerisine yerleştirilen Progestasert® ve kolun üst kısmına yerleştirilen Norplant® isimli cihazlar da doğum kontrol ilaçlarının salımını gerçekleştirirler. Norplant® herbiri 20×2 mm boyutundaki 6 adet silikon tüpten oluşur. Bu tüplerin içerisinde gebeliği önleyici levonorgestrel isimli bir hormon bulunur. Sistem, 5 yıldan daha uzun bir sürede difüzyon yoluyla hormonu salmakta ve etkin bir biçimde kullanılmaktadır.

Rezervuar sistemler vücut içerisine yerleştirilerek kullanılmalarının yanısıra, deri üzerine yapıştırılarak da başarılı bir şekilde kullanılırlar. İkinci kullanım “transdermal (deri geçişli) sistem” olarak adlandırılır ve bu tür cihazlarda, ilaç deri boyunca salınarak dolaşım sistemine karışır.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG]

İlacın polimer zardan difüzlendiği rezervuar sistem.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG] [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

İlacın polimer içerisinde dağıtıldığı ya da çözündüğü matris sistem.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG]

Lazerle açılmış bir delikten ilacın dışarı verildiği ozmotik sistem.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image007.gif[/IMG]

Polimer ilaç konjugantları (eğri, polimer zincirini; D, ilacı; T ise vücut içerisindeki hedefi gösterir.) Çeşitli ilaç taşıyıcı sistemler. (küçük noktalar ilacı, oklar ise ilacın salım yönünü göstermektedir.)

Monolitik cihazlardaysa ilaç, polimer kalıp içerisinde dağıtılmış ya da çözülmüştür ve salım yine difüzyonla gerçekleşir. Transdermal sistemler, monolitik cihaz formunda da hazırlanabilir.

SU GEÇİŞ-KONTROLLU SİSTEMLER

İlaç salım hızının suyun cihaz içerisine girişi ile kontrol edildiği sistemler “su geçiş-kontrollu sistemler” olarak adlandırılır. Bu tür cihazlar, ozmotik ya da şişebilen sistemler şeklinde tasarlanabilirler. Ozmotik cihazda, ilaç, lazerle açılmış bir delikten dışarıya pompalanır. Sistemi çevreleyen yarıgeçirgen zar suyun içeri girişine izin verir, ancak ilacın dışarı çıkmasını engeller. Su, ilacın yarattığı ozmoz nedeniyle sisteme taşınır ve sistem içerisindeki hacim artışının oluşturduğu basınç ilacı dışarı pompalar.

Şişebilen cihazlardaysa ilaç, kuru haldeyken camsı görünüme sahip, hidrofilik (suyu seven) bir polimer içerisinde dağıtılır. Camsı kalıptan ilaç moleküllerinin difüzyonu son derece yavaş olduğu için salım gerçekleşmez. Ancak, böyle bir sistem sulu ortama yerleştirildiğinde, su matrisi şişirir ve böylelikle ilaç kolaylıkla polimerden dışarı atılır.

Şu ana kadar piyasaya sürülmüş iki tip ozmotik cihaz mevcuttur. Bunlardan ilki Osmet® olarak bilinen, yaklaşık 2.5 cm uzunluğunda ve 0.6 cm çapında bir kapsül şeklinde olup, hayvan dokusuna yerleştirilerek, seçilen bir ilacı kontrollu hızlarda salar. Oros® olarak adlandırılan ikinci tip cihaz ise ağızdan kullanımlar için düşünülmüştür. Cihaz, ilacı bir tablet içerisine sıkıştırıp, yarıgeçirgen bir zarla kaplayarak ve lazerle bir çıkış deliği açarak hazırlanmıştır.

Çok sayıda şişebilen sistem geliştirilmesine karşın, yalnızca Geomatrix® adıyla bilinen ürün piyasaya sürülmüş bulunuyor. Bu cihazda ilaç, şişebilen bir polimerde dağıtılmış ve tablet haline sıkıştırılmış durumdadır. Cihazın iki kenarıysa suyu-geçirmeyen bir polimerle kaplanmış bulunuyor. Bu kaplama, matrisin şişmesini azaltarak salım hızını düzenliyor.

KİMYASAL-KONTROLLU SİSTEMLER

Kimyasal-kontrollu ilaç salım sistemlerinin bir türünde; ilaç, polimer zincirine

Kovalent yolla bağlanmıştır. Bu cihaz, deri altına yerleştirilerek ya da damar içine enjeksiyonla vücudun belirli bölgesine hedeflenerek kullanılır. İlaç salımı, kovalent bağların kimyasal ya da enzimatik yolla kopması sonucu gerçekleşir. İlaçların suda çözünebilen polimerlere kimyasal olarak bağlanması, ilaçlara “dokuya hedefleme” ve “bağışıklık eksikliğinin azaltılması” gibi yeni özellikler sağlar. Örneğin, adenozin deaminaz (ADA) ve asparajinaz gibi yüksek molekül ağırlıklı proteinler poli(etilen glikol)’e bağlanarak hem biyolojik yarı ömürleri uzatılmış, hem de bağışıklık eksiklikleri azaltılmıştır. Bu cihazlar akut lösemi ve ADA eksikliği ile ilgili bağışıklık sistemi hastalıkları için yeni tedaviler sunar. Polimerik ilaç konjugantlarının herhangi bir hastalıklı dokuya (örneğin tümör) hedeflendiği uygulamalarda, ilaçlar böbrek tarafından parçalanıp yok edilebilen suda çözünebilir, biyouyumlu polimerlere kimyasal olarak bağlanır ve hedefe ulaşıldığında zincirden kopar. Bu yaklaşım çok sayıda kanser kemoterapisinde kullanılmış bulunuyor ve “pasif hedefleme” olarak adlandırılıyor. İlaçların belirli dokulara aktif olarak hedeflenmesi, polimerik ilaç konjugantının dokudaki hücre-yüzey almaçları tarafından tanınacak bir molekülle (antikor, karbonhidrat gibi) birleştirilmesiyle sağlanır. Klinik çalışmaları sürdürülen bu yaklaşımın zorluğu, spesifik hedefleme moleküllerinin bulunmasındadır.

Vücut içerisinde bozunarak zararsız, küçük moleküllere dönüşebilen polimerlerin taşıyıcı olarak kullanıldığı “biyobozunan sistemler”, rezervuar ya da monolitik sistemlere benzer olarak tasarlanabilirler; en büyük fark ilacı çevreleyen zarın ya da ilacın dağıldığı kalıbın biyobozunur olmasıdır. Bu tür sistemlerde polimer bozundukça salım gerçekleşir, ya da salım bittikten sonra polimer bozunarak vücuttan uzaklaşır. Biyobozunur sistemlerin en önemli avantajı, uygulama sonrası vücuttan uzaklaştırılmaları için cerrahi bir müdahalenin gerekli olmayışıdır.

İlacın biyobozunur polimer zarla çevrildiği sistemler gebeliği önleyici hormonların salımında kullanılmaktadır. Capronor olarak bilinen en gelişmiş cihaz, biyobozunur poli(e-kaprolakton) kapsül içerisinde levonorgestrel kontraseptik (gebelik önleyici) steroidini içeriyor. Cihaz, sabit hızlarda 1 yıl süreyle levonorgestrel salımını sağlamak için tasarlanmış bulunuyor ve 3 yılda tamamiyle bozunuyor.

İlaç çözeltisi

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image009.gif[/IMG]

Oros’un şematik görünümü.

İlacın biyobozunur matris içerisinde dağıtıldığı sistemlerde, taşıyıcı olarak poli(orto esterler) ve polianhidritler kullanılıyor. Polianhidrit matrisler, “carmustine” (BCNU) gibi beyin kanserlerini tedavi edici kemoterapik ilaçların bölgesel salımı için kullanılmış bulunuyor. Uygulama sırasında cerrah mümkün olduğunca tümörü alıyor ve tümör bölgesine 8 adet küçük polimer-ilaç sistemi yerleştiriyor. İlaç, kalan tümör hücrelerini öldürmek için 1 ay boyunca polimerden salınıyor. İlaç lokal olarak uygulandığından, kemoterapiden kaynaklanan yan etkiler en düşük düzeyde tutulmuş oluyor. Klinik denemeler, 2 yıl sonunda bu yolla tedavi edilen hastaların % 31’inin, edilmeyenlerin ise % 6’sının yaşadığını göstermiş bulunuyor. Bu tedavinin, beyin kanserinde kullanımı FDA (ABD Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından 1996 yılında onaylanmıştır.

Poli(orto ester) sistemler de kanser kemoterapisi ve doğum kontrolu amaçlı olarak denenmiştir ve ürünler piyasaya sunulmak üzere geliştirilmektedir.

AYARLANABİLEN SİSTEMLER

Ayarlanmış sistemler, dışarıdan ayarlanan ve kendi kendine ayarlanabilen sistemler olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Mekanik pompalar dışarıdan ayarlanan sistemlerin en gelişmşi olanlarıdır. Bu pompalar rezervuar bir sistemden (depodan) bir sonda yardımıyla ilacı vücuda dağıtırlar. Pompalar vücut dışında taşınabilir ya da vücudun uygun bir bölgesine yerleştirilebilir. Şeker hastalarında, kandaki glikoz seviyesine göre insülin salımını kontrol eden sistemler en önemli uygulamadır. Dışarıda ayarlama, manyetik alan ya da ultrason ile de yapılabilir. Polimer matris içerisine ilacın yanısıra küçük manyetik küreler yerleştirilerek hazırlanan sisteme dışarıdan manyetik alan uygulandığında ilaç difüzyonla salınır. Ultrason, biyobozunabilir polimerlere uygulanmış, bozunma hızının ve ilaç salımının belirgin bir biçimde arttığı görülmüştür.

Kendi kendine ayarlanabilen sistemlerse “substrat-duyarlı” ya da “çevre-duyarlı” olarak tasarlanabilirler. Substrat-duyarlı sistemler, belirli bir dış moleküle karşı cevap olarak bir ilacın salımını başlatabilen salım sistemleridir. Bu sistemin bir örneği uyuşturucu bağımlılığının tedavisi için geliştirilmiştir ve normalde ilaç salmayan, ancak morfine maruz kaldığında bir narkotik ajan olan naltrexone’u salan, vücudan yerleştirilebilen bir sistemdir.

Çevre-duyarlı sistemler, sıcaklık, pH gibi dış ortam koşulları değiştirildiğinde cevap olarak ilaç salımını gerçekleştirirler. Sistem tasarımı “akıllı polimerler” olarak adlandırılan polimerlerin kullanımını gerektirir. Poli(N-izopropil akrilamit) bazlı sıcaklık-duyarlı sentezlenerek ilaç salım sistemlerindeki kullanılabilirlikleri araştırılmış bulunuyor. Sıcaklığın tersinir olarak değiştirilmesiyle salım hızlarının ayarlanabileceği gösterilmiş durumda. pH-duyarlı polimerlerse mide için zararlı ilaçların bağırsakta salınması amacıyla kullanılmakta. Mide pH’ında (pH<2.0) büzüşen jeller, bağırsaklarda (pH>7.0) şişerek ilacı salarlar. Bunun tersi bir uygulamadaysa, düşük pH’da şişebilen polimerlerden kötü tatlı ilaçların salımı gerçekleştilmiş bulunuyor. Ağzın nötral pH’ında (pH=7.0) polimer düşük şişme derecesine sahiptir ve içerisindeki ilaç salınmaz. Midenin asidik ortamında pH düşer ve ilaç salınır.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image011.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image012.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image013.gif[/IMG]

Şeffaf, hız kontrol eden zarlar

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image015.gif[/IMG] İlaç Rezervuarı

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image016.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image017.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image018.gif[/IMG]

Ocusert’in şematik görünümü.

İLAÇ SALIM YOLLARI

Bilim adamları ilaçların vücudun belirli bölgelerine salımı konusunda da araştırmalar yapıyorlar.

Transdermal yolla salım: Deri çoğu ilaçlar için geçirgen değildir. Ancak küçük lipofilik (yağ dostu) ilaçlar düşük hızlarda deriden geçebilirler. Transdermal uygulama, özellikle ağız yoluyla alındığında karaciğer tarafından yok edilen ilaçların salımına olanak sağlar. Sigara bağımlılığının tedavisinde kullanılan nikotin salan transdermal sistemlerin 12 haftalık kullanım süresi sonunda kişilerin sigarayı bırakmasında etkili olduğu görülmüştür Transdermal ilaç taşıma sistemleri, tedavi etkisinin fazla oluşu, güvenlik ve hastaların uyumu açısından diğer sistemlere göre avantajlıdır. Bu yüzden kontrollu ilaç salım sistemleri ile ilgili piyasaya sürülen ilaçların çoğu transdermal ilaç taşıma sistemleridir.

Oral yolla salım: Küçük moleküllerin oral yolla verilmesi, ilaç salımı için en sık kullanılan yöntem. Mide pH’ında çözünmeyen, ancak ince bağırsağın daha yüksek pH’ında çözünen emülsiyonlar, süspansiyonlar ya da kaplamalar gibi ilaç katkı kompleksleri geliştirilmiş bulunuyor. Ancak, protein ve peptit ilaçlar gibi büyük moleküllü yapıların ağız yoluyla salımı henüz çözülememiş bir problemdir. Bu tür ilaçlar genelde enjeksiyon şeklinde kullanılırlar. Ağızdan kullanımın daha cazip ve uygun bir yol olacağının bilinmesine karşın çeşitli güçlükler söz konusudur. En önemli sorun, proteinlerin midedeki gastrik enzimler ve incebağırsaktaki pankreatik enzimler tarafından sindirilmesidir. Uygun çözümse, ilaçların mide ve incebağırsaktaki sindirimini engelleyecek ve sindirim enzimlerinin çok az olduğu kalın bağırsakta (kolon) salımını sağlayacak taşıyıcı sistemlerin geliştirilmesidir. Bu tür taşıyıcı sistemlerin yalnızca pH-duyarlı hidrojellerden hazırlanması yeterli değildir; çünkü ince ve kalın bağırsağın pH’ları yaklaşık aynı (ince bağırsak pH’ı=4.8-8.2, kalın bağırsak pH’ı=7-8). Önerilen yöntem, yalnızca kalın bağırsakta mevcut mikrobiyal enzimler yardımıyla parçalanarak ilacı salacak polimerik taşıyıcıların hazırlanmasıdır. Bu çözüm, yalnızca protein ve peptit ilaçlar için değil, ülseratif kolit gibi kalın bağırsak hastalıklarının tedavisinde kullanılan düşük molekül ağırlıklı ilaçların salımı için de yararlı ve “kolon-spesifik ilaç salımı” olarak adlandırılıyor. Başta dekstran olmak üzere çeşitli doğal polimerler ve bazı sentetik polimerlerle hazırlanan bu tür sistemlerin kullanılabilirliği halen araştırılıyor.

Ayrıca, etkin ilaç salımı için ilacın mide-bağırsak sisteminde kalış süresini uzatmak üzere bağırsak mukozasına yapışmasını sağlayacak “yapıştırıcı polimerlerin” kullanıldığı sistemler de geliştirilmektedir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image019.gif[/IMG]

Akciğerlere salım: Astım gibi solunumla ilgili hastalıkların tedavisinde akciğere yerel salım gerçekleştirilmektedir. Akciğerlerin alveol içeren kısmı, geniş yüzey alanı, ince doku tabakası ve sınırlı miktarda proteolitik (protein parçalayıcı) enzim içermesi gibi avantajları nedeniyle ilaç salımı için son derece uygun bir bölgedir. Günümüzde kullanılan akciğer salım sistemlerinin çoğu ilacı sıvı formda salar ve çevresel açıdan tehlikeli kloroflorokarbon (CFC) taşıyıcılarla birlikte kullanılır. Ayrıca, tekrarlanabilir şekilde ve etkili salım sağlayamazlar. Genelde ilacın % 10’undan azı akciğere ulaşır ve ilaçların birkaç saatte bir alınması gereklidir. Bu problemleri çözmeye yönelik olarak geliştirilen yeni ilaç salım sistemleri CFC taşıyıcılar içermez ve önceden programlanmış nefes alma hız ve hacim değerine uygun olarak sıvı ilaç formulasyonlarını çok küçük deliklerden (2.5 mikron çapında) kontrollu biçimde salarlar.

Diğer yollardan salım: Gebelikten korunma için vajinal yolla ilaç salan sistemler geliştirilmiştir. Genelde bu sistemler altı ay kullanılır ve bir haftalık dönemlerle çıkartılır. Son yıllarda vajinaya dolaysız olarak antikor salan polimerik salım cihazları tasarlanmıştır ve bu cihazlar hamileliğin yanısıra, cinsel yolla iletilen hastalıklara karşı da koruma sağlamış bulunmaktadır.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image020.gif[/IMG]

Ozmotik pompa

ve bileşenleri

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image021.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image022.gif[/IMG]

Akış düzenleyici

Göz de sürekli salım için uygun bir bölgedir. Bunun bir örneği, glokom tedavisi için 1 hafta süreyle yavaş bir şekilde pilocarpine adlı ilacı salan etilenvinil asetat kopolimerinden oluşan Ocusert® isimli kontrollu salım cihazıdır.

Burun, büyük moleküllerin salımı için önemlidir. Biyoadeziv kitosan mikroküreler kullanılarak çeşitli ilaçların burunda kalış süreleri uzatılmıştır. Buna ilk olarak pozitif yüklü kitosan, burun epitel hücreleri ile etkileşip burun mukozasındaki sıkı bağları geçici bir süre için zayıflatarak ilaç geçirgenliğini arttırmış bulunuyor. Bu yaklaşım insülin salımı için klinik deneme sürecindedir.

Beyine ilaç salımı, sıkı bağlantılarla biraraya gelen endotel hücrelerin oluşturduğu “kan beyin bariyeri” nedeni ile oldukça zordur. Bu bariyeri geçebilen birkaç peptit ve besin dışında yalnızca düşük molekül ağırlıklı, yağda çözünebilen ilaçların salımı gerçekleşebilir.

KONTROLLU İLAÇ SALIM TEKNOLOJİSİNİN GELECEĞİ

İlaç salımı disiplinlerarası bir alandır. Malzeme bilimcileri, mühendisler, biyologlar ve eczacılar konuyla ilgili kavramları geliştirip, bunları klimik uygulamaya dönüştürmektedirler. Önümüzdeki 10 ila 20 yıl içerisinde bu makale kapsamında tartışılan yeni ilaç sistemlerinin klimik olarak uygulanması konusuna hız verilecektir.

İmmünoloji ve insan genomuyla ilgili ilerlemeler, belirli bölgelere ilaç salımını gerçekleştirebilecek hedefleme moleküllerinin türlerini aydınlatacaktır. Bileşim kimyasındaki ilerlemeler yeni biyomateryallerin geliştirilmesinde kullanılacaktır. Mikroelektronik ve nanoteknolojideki ilerlemeler, kan dolaşımına karışıp kimyasal ve fiziksel işlevleri gerçekleştirecek çok küçük robotların yapılmasını sağlayacaktır. Bağırsak, akciğer ve deri gibi vücudun farklı girişlerinden iletim mekanizmalarının anlaşılması, yeni ilaç salım stratejilerinin geliştirilmesine olanak tanıyacaktır.

Kaynak

Bilim ve Teknik Dergisi, Haziran 2001

Şemaların tasarımı ve makalenin Türkçe dilbilgisi kurallarına uygun yeniden yazımı ile ek bazı yorumlar Ali Eskici tarafından yapılmıştır.

Ali Eskici http://alieskici.sitemynet.com/

19. Disiplin Kurulları Ve Disiplin Amirleri Yönetmeliği

Salı, 06 Kasım 2007

19. DİSİPLİN KURULLARI VE DİSİPLİN AMİRLERİ YÖNETMELİĞİ

DİSİPLİN KURULLARI VE DİSİPLİN AMİRLERİ YÖNETMELİĞİ

AMAÇ:

Madde 1- Milli Eğitim Bakanlığı taşra ve yurt dışı teşkilatında görevli personelin Disiplin amirlerini tesbit etmektir.

Madde 2-Bakanlık merkez,taşra,yurt dışı teşkilatındaki personel için uygulanır.

Dayanak:

Madde 3- Bakanlar Kurulunun 17.09.1982 tarih ve 815336 sayılı kararıyla yürürlüğe giren disiplin kurulları ve disiplin amirleri hakkında genel yönetmelik, değişik 16. maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Disiplin Amirlerinin Belirlenmesi:

Madde 4- Bakanlık kurum ve kuruluşlarındaki disiplin amirleri ve bunların astlık-üstlük ilişkisi listede belirlenmiştir. Müstakil müdürlük kadrosu bulunmayan ana okulları ile ilkokullarda müdürlük görevini yürüten öğretmenlerin disiplin amirliği yetkisi yoktur.

Ek listede gönderilen üst disiplin amirleri sıralamada kendinden önde gelen amire bağlanmış olan personelin aynı zamanda ilk disiplin amiri sayılır.

Üst disiplin amirleri tarafından açıklandığı tarzda ve ilk disiplin amiri sıfatıyla verilmiş azalarına itiraz varsa bu amirlerin ilk disiplin amirlerini alan üstüne yoksa ilgili disiplin kuruluna yapılır. Özel kanunların disiplin amirleri ile ilgili hükümleri saklıdır.

Madde 5- Kadrosunun bulunduğu birimden bir başka birimde görevlendirilen personelin disiplin amirleri fiilen görevli olduğu birimdeki disiplin amiridir.

Madde 6- Bu yönetmelik onay tarihinden itibaren yürürlüğe girer.

Madde 7- Yönetmelik hükümleri Milli Eğitim Bakanlığınca yürütülür.

Özet

Salı, 06 Kasım 2007

ÖZET

Bu tezi hazırlarken amacım, bazı ilaç üretim prosesleri hakkında bilgi vermek ve Türkiye’deki ilaç üretimi yapan bazı firmaları tanıtıp üretim yaptıkları ilaçların üretim yöntem ve teknolojilerinden bahsetmekti. Aynı zamanda ilaç üretim proseslerinde toplam kalite kontrolünün sağlanmasını öngören GMP de ana hatlarıyla ele alınmıştır

l. GİRİŞ

İlaç endüstrisi ülkemizde ve dünyada önemli bir yer teşkil etmektedir. Her geçen gün ilaç tüketiminin arttığı gözlenmekte ve bu sebeple ilaç endüstrisi büyük bir ekonomik potansiyel olarak karşımıza çıkmaktadır. İlaç endüstrisinde ülkemiz son yıllardaki yatırım faaliyetleri, teknoloji transferleri ve kalifiyeli elemanları sayesinde önemli bir noktaya ulaşmıştır. İlaç üretiminde kullanılan proseslerde son teknoloji ürünü elektronik ve mekanik araçlar kullanılmaktadır. Bu araçların çalışma prensiplerini temel kimya kuralları oluşturmaktadır. Bu projede ilaç üretiminde kullanılan temel proseslerden bazıları incelenmektedir. Bir ilaç üretiminde hammaddeden başlayarak en son işlem olan paketlemeye kadar olan evreleri anlatılmaya çalışılacaktır.

2. İLAÇ ÜRETİM PROSESLERİ

2.1 Toz İlaçların Üretimi

2.1.1 Tesiste bulunan parçalar

• Döküm ağzı

• Filtre (küçük yüzey alan)

• Filtre (büyük yüzey alanlı, basınç farkından kumanda edilerek filtre torbalarını) temizleme (çırpma) sistemli

• Atık hava vantilatörü (düşük kapasiteli)

• Atık hava vantilatörü (yüksek kapasiteli)

• Metal dedektörü (ayırıcı klapeli)

• Kuvvetli karıştırıcı (kıyıcı bıçaklı)

• Bant karıştırıcı

• Pompa

• Odacıklı ayırıcı

• Öğütme silosu

• Silo karıştırıcı

2.1.2 Tesisin çalışma şekli

Aktif madde ve yardımcı maddeler dökme ağzı üzerinden lödigeye verilir. Sıvı hammaddeler terazi üzerinden pompayla lödigeye püskürtülür.

Hammaddeler üst katta önceden tartılıp hazırlanır ve bir şarj için gerekli miktarlar döküm ağzı üzerinden kanştırıcıya doldurulur.

Formülasyon belirtilen süre kadar kıyıcılarla birlikte veya kıyıcılar çalıştırılmadan karşılaştırıldıktan sonra mamül, klape üzerinden öğütme silosuna bırakılır. Döküm ağzı, öğütme gerektirmeyen işler veya hazır fomülasyon doldurulması için öngörülmüştür.

Karıştırıcı içerisindeki ısı (mamülün ve havanın ısısı) ısı ölçüm yerleriyle kontrol edilmektedir. Öğütme silosu içerisindeki havanın ısısı ısı ölçüm yeriyle kontrol edilmektedir. Tesis, sıcaklık artışından dolayı alarm verdiğinde karıştırıcı veya öğütme silosuna bağlanmış bulunan yangın söndürme suyu gerekli kontroller yapıldıktan sonra vanası el ile açıldıktan sonra verilir. Öğütme havasının sıcaklığı ısı ölçüm yeri üzerinden kontrol edilmektedir.

Öğütme silosunun fazla doldurulması seviye alarm sistemiyle, karıştırıcıların ana motor devir sayılarıda seviye alarm sistemiyle kontrol edilir.

2.1.3 Jet değirmenin işletme ve temizlenmesi

Jet tablası günde birkaç kez yapılabilir. Öğütmede meme sayısı ilaçtan ilaca göre değişir. Kapatılacak olan memeler simetrik olarak kapatılmalıdır. Öğütülen mamülün özelliğinden ve öğütme havasının nemli olmasından dolayı değirmen tıkanabilir. Bu tıkanma sonucu Öğütme hava miktarı azalır. Azalma %10 civarında ise uygundur.

Eğer öğütme havasındaki azalma %10′ dan fazla ise değirmenin hava geçen çemberi yıkanmalıdır. Yıkamak için değirmen açılır. Tüm memeler sökülür, değirmen çemberi

basınçlı su püskürtme makinası ile basınçlı su püskürtülerek yıkanır ve arkasından basınçlı hava püskürtülerek kurutulur. Değirmen çemberi kurutulduktan sonra memeler tekrar takılırve değirmen kapatılır.

2.1.4 Hattın temizlenmesi

Tesis, temizlikten önce üretilen mamül ile sonra üretilecek mamülün geçinebilirlik durumu incelenerek aşağıda yazılan temizlik metotlarından birine göre temizlenir.

• Filtre değiştirmeden kuru temizleme

• Filtre değiştirerek kuru temizleme

• Filtre değiştirerek kuru temizleme ve inert madde geçirme

• Hattı su ile yıkama

2.1.5 Toz tesisinin dolum ünitesi

Formülasyonu daha önce hazırlanan toz halindeki ilaçlar 300 - 500 kg’lık torbalar içerisinde toz dolum ünitesine gönderilir. Toz ilaçlar, otomatik makinalar üzerinde monte edilmiş bunkerler içerisine dökülürler.

Her bunker üzerinde iki kısımdan oluşan torbalı filtre sistemi mevcuttur. Döküm ağzında oluşacak tozlar torbalı filtre üzerinde tutulmaktadır. Dolum esnasında oluşacak tozlar ise aynı bunkerin ikinci bölümünde bulunan torbalı filtreler üzerinden geçirilir.

İşletmede insan sağlığını tehdit edecek bir ilacın formülasyonu ve dolumu yapılıyorsa bu işlem ayrı bir karıştırıcıda yapılır. Ayrı olarak kullanılan bu karıştırıcınında üzerinde torbalı filtre bulunur. Bu filtre sistemine yüksek fan kapasiteli bir vantilatör bağlıdır. (Bayer2,1996)

2.1.6 Toz etme metodları

Fiziksel yol:

1. Havan : porselenler, asit karakterdeki maddeler için kullanılır. Camlar, renkli maddeler için kullanılır. Demir ve tunç ise drog, kök, sap, kavuk ve yaprak için kullanılır. Agat, kristal maddeyi çok ince toz etmek için önerilir.

2. Sürtme : Elek üzerinde spatülle sürterek yapılır.

3. Değirmen : Bilyalı, çekiçli, dönen ve sabit silindirler arasında ezen ve kolloid değirmeni tipleri vardır.

4. Yüksek tazyikte çok küçük delikten geçirerek yapılabilir.

5. Süblimasyon (kükürt, sublime).

Kimyasal yol:

1. Çöktürerek : Kalsiyum karbonat

2. Hidrasyon : Kalsiyum oksid

Bunlardan sanayide kullanılan bazılarına ait açıklama yapılacaktır.

Çekiçli değirmen:

Parçacık küçültme için çekiçli değirmen iki tiptir. Bunlardan birincisi horizontal şaftlı, ikincisi ise vertikal şaftlıdır. Bunun etrafında 1532 - 0020 ile 1531-1000 nolu 0.02 in. delik çaplı elekler vardır.

Bu değirmenler yerden yüksekliği bir metre olan bir masa üzerine monte edilirler. Taşıyıcı masanın dört ayağı altında tekerlekler vardır. Böylece makine istenildiği yere kolayca götürülebilir.

Makine, içinde bir mil dönen alt ve üst yüzeyleri açık, içi boş bir dikdörtgen prizma şeklindedir. Altyüzeydeki yuvasına, ufalama büyüklüğünü verecek elek, üst yüzeyede, kelebek vidalarla madde koyma hunisi yerleştirilir. Elek üzerindeki delikler, her elekte

farklı büyüklüktedir. Madde için hangi büyüklük tercih edilirse, o büyüklüğü verecek olan elek makinaya yerleştirilir.

Orta kısımda, dönen mil üzerinde, 6 veya 8 adet çekiç bulunur. Levha şeklinde olan bu çekiçlerin bir yüzü keskin, diğer yüzü küt olur. Dakikada 6000 devirle dönen bu çekiçler huniden içeri akan maddeyi basınçla eleğin deliklerinden geçirerek, istenilen büyüklükte alt kısma yerleştirilmiş kapta toplanırlar.

Makine ileri ve geri dönebilecek şekilde yapılmıştır, istenildiği zaman maddeye çekicin keskin yüzü veya küt yüzü ile vurularak çalıştırılır.

Çekiçli değirmenler ilaç sanayinde birçok maksatla da kullanılırlar. Maddeleri kolaylıkla çok ince toz haline getirirler. Toz şekerinin pudra şekeri haline getirilmesinde olduğu gibi maddeleri 50 mikrona kadar ufalayabilirler.

Bilyalı değirmen :

Silindir şeklinde olup porselenden yapılmıştır. İçinde yine porselenden bilyalar bulunur. Porselen silindir bir yuva içinde motor vasıtasıyla döndürülür. Bu esnada toz, dönen bilya ile silindir iç cidarı arasında sıkıştırılır, çapı küçültülür.

Ossilasyon granülatörü :

Parçacık boyu küçültmede kullanılır. Bu bir ossilasyon çubuğu ve buna bağlı bir eleğe sahiptir.

2.1.6.1 Toz karıştırıcılar

Bir toz karışımında aşağıdaki hususlara dikkat edilir.

1. Formülasyon

2. Karıştırıcı seçimi

3. Optimal yük tayini (toz / karıştırıcı hacmi)

4. Dış faktörler ( sıcaklık, nem)

5. Karıştırıcı devir hızı

6. Homojenite kontrolü

Tozların karıştırılması için değişik araçlar kullanılır. Bunlar ;

1. Havan : Değişik büyüklükte olabilir, karıştırma süresi madde miktarına bağlıdır. 20 gram toz için beş dakika karıştırılırsa yeterlidir. Madde azdan çoğa ve dansitesi yüksekten aza doğru havana ilave edilir.

2. Karıştırıcılar : İki türlüdür. Bunlar hareketli kap ve hareketsiz kap olabilir.

Hareketli kaplar: kübik, silindirik, hegzagonal, piramidal, konik, iki köşeli V şeklinde, Y şeklinde olabilir. Bu kap bir eksene bağlıdır.

Hareketsiz kaplar : Bunlarda tozun hareketi yatay ve dikey karıştırıcının hareketleriyle sağlanır. Yatay şekilde kapta ağız kısmı üstte, karıştırma lam helikoid ile olur. Diğerinde ise lam T şeklindedir. Dikey tipte ise iki helikoid lam havidir. Kap açık veya kapalı olabilir.

Toz karıştırıcılar; genellikle, iki aya arasında, ağırlık merkezlerinden bağlı oldukları miller üzerinde dönen, toz doldurma, toz boşaltma kapağı olan makinelerdir. Toz doldurma kapağı, toz boşaltma kapağından daima büyük olur.

Bu makineler belli şekilde ve kapasitede olurlar. 10 litrelik kapasiteden 12000 litrelik kapasiteye kadar olanlar vardır. Materyal olarak, tamamı paslanmaz çelikten imal edilirler. En çok kullanılan tipleri V tipi toz karıştırıcı, kübik toz karıştırıcısı ve konik toz karıştırıcısıdır.

V tipi toz karıştırıcılar

Bunlar, iki silindir kolonunun V harfi şeklinde birleşmesinden meydana gelirler. Silindir, kolonların üst tarafında doldurma kapları, iki kolonun birleştiği alt kısımda bir adet boşaltma kapağı bulunur.

Hızı azaltılmış özel elektrikli motor ile döndürülürler. Dakikada dönüş sayısı 30 kadardır. 12000 litre kapasitede olanları vardır.

Kübik toz karıştırıcılar

Tozların konulduğu kısım küp şeklindedir. Döndürme mili, ters köşegen şeklinde, iki uçtan istinad kolonlarına bağlanır. Bu durumda doldurma kabı yer yüzeyine 45° lik bir açı ile eğik durur. Bu sebeble, makine dönerken, toz ile doldurulan kübik kısım sağa ve sola sallanarak içindeki tozu karıştırır.

Dakikada dönüş sayıları 20 dir. Bu tipler 7000 litre kapasiteye kadar yapılır. Üst yüzeylerinde doldurma kapağı, alt tarafta köşelerin birleştiği yerde boşaltma kapağı bulunur.

Konik karıştırıcılar

Bu tip karıştırıcılar, her iki uç kısmı konik olan bir silindir şeklindedir. Silindir gövde, orta yerinden, karşılıklı iki noktadan döndürme kolonlarına bağlanmıştır. Döndürme kolonları etrafında dönerken tozları alt üst ederek karıştırır. Her iki uçtaki konikte, doldurma ve boşaltma kapakları vardır. Dakikada dönüş sayıları 15 tir. Kapasiteleri 8000 litreye kadar olur.

Karışımlarda en önemli sorun düşük dozlu maddelerin büyük miktar madde içinde homojen dağılımının sağlanamamasıdır. Bunun için seyreltici olarak renkli laktoz kullanılır.

Karışımda istenmeyen olaylar

Sıvılaşma, ötektik karışım meydana gelme, kristal suyunda sıvılaşma, rutubet çekme, sabunlaşma, adsorpsiyon, transesterifikasyon ve reaksiyon neticesinde bozulmalar istenmeyen durumlardır.

2.1.6.2 Tozların elenmesi

Değişik boyutta elekler kullanılır. Bunlar basit veya mekanik tip olabilir.

1. Basit elekler : Bu eleklerle kaba toz, orta kaba toz, ince toz ve çok ince tozlar standart (T.F 1974) eleklerden geçirilerek elenirler.

2. Mekanik elekler : Bu elekler titreşimle eleme yaparak çalışırlar. Üç ayak üzerine konmuş bir çemberin içerisine elek teli yerleştirilir. Kullanılış maksadına göre bu elek tellerinin deliği belli büyüklükte olur ve işe uygun olarak makineye monte edilir. Üst kısımda bulunan ve iç kısmında elek telinin çemberin bir kenarında bir elektrik motoru vardır.

Bu elektrik motoru dönerken, uç tarafında olan eksentrik vasıtası ile çembere, dolayısıyla elek teline bir titreşim verir. Bu vibrasyonun devamlı ve sert oluşu elek teli üzerine konmuş olan maddenin, elek teli deliklerinden geçmesini temin eder. Alt tarafta konmuş kapta aynı büyüklükte elenmiş parçacıklar toplanır.

2.1.6.3 Tozların dondurulması

Tozlar değişik takdim şekillerinde doldurulması ağırlık veya ağırlık/hacim esasına göre yapılır. Sanayide bunun için makineler kullanılır. Bunların çalışmaları kısaca anlatılacaktır.

Toz doldurma makinaları

Bu makinalar toz preparatın ambalajlanmasında kullanılır. Toz prepatlar, bu makineler

tarafından genellikle sert kapsüllere, şişelere ve alüminyum kutulara konur.

Toz preparatın, bir dozdaki miktarına ve kullanış şekline göre bu ambalajlama şekilleri

değişir.

Buna göre toz doldurma makineleri iki kısımdır;

1. Kapsüllere toz doldurma makineleri

2. Şişe ve alüminyum kutulara toz doldurma makineleri

Bu makinelerden istenilen özellik, kapsül veya şişeleri hassas bir dozajda ve seri olarak doldurmaktır.

Kapsüllere toz doldurma makineleri kendi bölümünde incelenecektir. Burada şişe ve alüminyum kutulara toz doldurma makinelerini inceleyeceğiz. Bu makineler kendi aralarında iki gruba ayrılır.

1. Vakum ve basınçlı toz dolduran makineler

2. Burgu ile toz dolduran makineler

Vakum ve basınçlı toz dolduran makineler, yüksek kapasiteli makinelerdir. Hassas doldurma yaparlar. 250 miligramdan 10 grama kadar doldurma sınırları vardır. Bu makinelerde doldurma işlemi dik olarak dönen bir doldurma diski tarafından yapılır. Doldurma diskinin çapı 40 cm kadardır.

Doldurma diskinin çevresinde eşit aralıkla 8 adet delik vardır. Bu delikler bir boru şeklinde doldurma diskinin içinden geçerek, diskin merkezinde birleşirler. Yani, bir tekerlek şeklinde olan doldurma diskinin ortasından çevresine doğru 8 adet kanal açılmıştır. Boru şeklindeki bu kanallara dozaj boruları denir.

Doldurulacak miktara göre bu ağırlığa eşit çapta boruları olan doldurma diski makineye takılır. Doldurma diskinin, ortada birleşen, dozaj boruları, tam merkezde bir divizöre (dağıtıcıya) bağlanır. Bu divizörün görevi, doldurma makinası ile beraber çalışan vakum pompasını, toz emiş esnasında emmeyi yapan boruya ve doldurma periyodunda hava basınç kompresörünü doldurma yapan boruya bağlar. Ağızları daima açıktır. Dozaj borularının, merkezde olan dip taraflarında bir dozaj ayar pistonu ve dozaj ayar vidası vardır. Dozaj ayar pistonunun duruşu dozaj ayar vidasıyla ayarlanır. Dozaj ayar pistonu çembere yaklaştıkça doldurulacak toz miktarı azalır. Dozaj ayarlama pistonu merkeze doğru çekildikçe gramaj artar. Makine çalışmadan önce istenilen gramaj ayarı yapılır. Dozaj borularının çapı 8 mm’dir.

Doldurma diskinin üst kısmında doldurma diskine iyice tespit edilmiş tozların konulduğu huni vardır. Disk dönerken disk çemberinin dörtte biri devamlı toz hunisinin içerisinde bulunur. Doldurma diskinin altında, üzerinde şişelerin yürüdüğü bir bant vardır. Toz hunisine şişelere doldurulacak toz preparat konur, makine çalıştırılır. Bant üzerinde yürüyen şişeler diskin altına doğru ilerler.

Doldurma diski dönerken üst kısma konmuş olan toz hunisi içine girer. Toz hunisi içine, sabit eden dozaj borularına divizör vasıtasıyla vakum uygulanır. Borulara ayarlanmış miktarda toz emilir. Vakum tesiri altında, toz dolu dozaj boruları dönerek aşağıya doğru gelir. Periyodik olarak her dozaj borusunu, bant üzerinde ilerleyen bir şişe ağzı ile disk üzerindeki dozaj borusu aynı hizaya geldiği anda, merkezdeki divizör, bu defa dozaj borusunu hava basıncına bağlar. Basınçlı hava etkisi altında, dozaj borusundaki toz preparat üflenerek şişeye aktarılmış olur ve doldurma işlemi devam eder.

Enjektabl toz preparat dolduran makinelerde, doldurma diski ve toz hunisi, havasız sterilize edilmiş kabinler içerisinde bulunur. Makinelerin saatte doldurma kapasitesi 10.000 adet civarındadır.

Burgulu toz doldurma makineleri

Bu tip toz doldurma makineleri daha ziyade yarı otomatik çalışır. Genellikle doldurulacak şişeler dozaj borusunun altına elle konur. Burgulu toz doldurma makineleri ikiye ayrılır.

a) Mikro doz makineler

b) Normal doz makineler

Mikro doz makineler 3 grama kadar olan bilhassa enjektabl olarak kullanılacak toz preparatların flakonlara doldurulmasında kullanılır. Normal doz makineler 100 gr.’a kadar olan toz preparatların şişelere konmasında kullanılır. Her iki makinenin, saatte doldurma kapasitesi 1200 adet kadardır. Çalışma prensipleri aynıdır. Üst kısımda içine toz karışımının konduğu bir huni vardır. Huninin altında dozaj borusu bulunur. Dozaj borusu ve dozaj burgusu doldurulacak toz preparat miktarına göre değişik çaplarda bulunur.

Makine çalışırken toz huniden içinde dozaj burgusunun döndüğü dozaj borusuna akar. Dozaj burgusu aralıklı olarak durur ve döner. Dozaj burgusunun duruş ve dönüş süresi ayarlanabilir. Dozaj burgusu döndüğü müddetçe şişeye toz preparat doldurduğu için dönüş süresi istenilen gramajı verecek şekilde ayarlanır. Böylece dozaj ayarı yapılır.

Mikro doz makineler, enjektabl tozlar flakonlara doldurulurken özel steril kabin içerisinde çalışırlar. Normal doz makinelerle ise pudra şekeri gibi nemden etkilenen toz preparatlarla çalışılırken havasının relatif nemi %40 civarında olan rutubeti az olan özel odalarda çalışılır (İzgü1, 1988).

2.2 Granül Formülasyonu ve Dolumu

Partikül halindeki ince kum tanecikleri üzerine sıvı haldeki ilaç püskürtülerek emdirilir. Granül formülasyonu için gerekli sıvı haldeki ilaç daha önce hazırlanmış olmalıdır. Beton karıştırıcı şeklindeki bir sistemle granül formülasyonu hazırlanmaktadır. Sisteme bağlı olarak torbalı filtre sistemi mevcuttur. Dolum işlemi karıştırıcı altında bulunan bunker üzerinden yapılmaktadır.

2.3 Aerosol Formülasyonu ve Dolumu

Sıvı ilaçların formülasyonunun yapıldığı ünitedeki tanklarda aerosol formülasyonu da yapılabilir. Formülasyonda oluşabilecek solvent buharları, yine aktif kömür filtresi üzerinden geçirilmektedir.

Aerosol dolum için itici gaz olarak propan - bütan gazları kullanılmaktadır. Bu gazın aerosol kutularına doldurulduğu özel bir gaz dolum odası mevcuttur. Dolum esnasında oluşan bir miktar propan - bütan gazı oda üzerinde bulunan bacadan dışarı atılmaktadır.

2.4 Toz ve Tablet İlaçların Hazırlanması

Bu bölümde toz ilaçların formülasyon ve dolumu ile tablet ilaçlar yapılmaktadır. Toz ilaçların formülasyonu için bir karıştırıcı mevcuttur.

Tablet odasında hacmen daha büyük bir tank kullanılmaktadır. Formülasyon girdileri karıştırıcıda homojen bir şekilde karıştırılır. Daha sonra su ilavesi ile hamur yapılır.

Hamur karışımı hamur yardımı ile istenen nemlilikte tekrar toz granül hale getirilir. Kurutma işleminden sonra mekanik değirmenden geçirilir. Granül halindeki bu karışım, konik karıştırıcıya alınır. Daha sonra diğer mert maddelerin ilavesi yapılarak istenen ilaç formülasyonu elde edilir. Tablet olacak ilaçlar tablet makinasına diğer toz halinde doldurulacak ilaçlar direkt dolum makinasına gönderilir.

2.5 ASS (Asetil Salisidik Asit) Üretimi

Genel olarak ASS üretimi 8 işlem sonucunda meydana gelir. ASS’de ilk işlem olarak reaksiyon işlemi için reaktöre salisilik asit, asetik asit anhidriti ve aktif kömür beslenir. Reaksiyon sonucu oluşan ürün bir sonraki işlem olan filtrasyona gönderilir. Ürün, basınçlı filtrelerden geçirilerek aktif karbon ayrılır. Filtre edilen ürün bir sonraki işlem olan kristalizasyona tabi tutulur. Kristallendirilen ürün daha sonra santrifüjlenerek katı kristaller ile sıvı kısım ayrılır. Kristal halindeki yaş ASS yıkanarak konteynerler yardımıyla kurutmaya gönderilir. Sıcak hava ile kurutulan ASS, belli mikron aralıklarındaki eleklerden geçirilerek elenir. Elenen ASS kolilere alınarak depoya gönderilir. İşlem sırası genel olarak şu sıradadır;

1. Reaksiyon : Tepkimenin meydana geldiği işlemdir.

2. Filtrasyon : Tepkime sonrası ürünün filtre edildiği işlemdir.

3. Kristalizasyon : Karışımın kristallendirildiği işlemdir.

4. Santrifüj : Karışımdaki katının sıvıdan ayrılması işlemidir.

5. Yıkama : Ayrılan kristallerin yıkanması işlemidir.

6. Kurutma : Kristal halindeki ASS ‘nin kurutulması işlemidir.

7. Eleme : Kurutulan ASS’nin elenmesi işlemidir.

8. Depolama : Elek sonrası ASS’nin kolilenmesi işlemidir.

İşlem sırasında %38.9 salisilik asit, %38.9 asit anhidrit ve %22.2 demineralize su kullanılarak üretim yapılmaktadır. Tesisin her aşamasında ortaya çıkabilecek asit buharları kapalı emiş sistemleri ile ortamdan alınarak iki adet gaz yıkama kulesine verilir. Kulelerde

yıkama sıvısı olarak NaOH çözeltisi kullanılır. Kulelerin üstündeki bacadan arındırılmış hava dışarı verilir. Depolanan ASS daha sonra tabletlenmek üzere tabletleme makinelerine gönderilir ( Bayer2 ,1996).

2.6 Jelatin Kapsülleri

Jelatinle hazırlanan yumuşak veya sert şekile sahip, içine sıvı veya katı madde konan preparat şeklidir. Jelatin bir nevi ambalaj maddesi olarak kabul edilir. Bu şekilde ilacın alınması kolaylaşır ve dış tesirlerden kısmen veya tamamen korunmuş olur.

Sert jelatin kapsül toz, granül, tablet ve pellet şeklindeki ilaçların tatbiki yanında oral, vajinal ve rektal uygulama için kullanılır. Bunların kullanılış sebebleri şöyledir;

1. Toz ilaçların sunumu

2. Kolay ve katı dozaj temini

3. Kolay alma, tadı ve kokuyu gizleme

4. Vücutta kolay dağılma

5. İyi tahammül

6. İlaçların karıştırılması tehlikesini azaltma

7. Islatma, kurutma gibi işlemlerden uzak olmalıdır.

Kapsüller üst ve alt olmak üzere iki kısımdır. Üst kısma kapak alt kısma gövde denir.

2.6.1 Hazırlanması

Kapsüller yumuşak ve sert olmak üzere ikiye ayrılır

Yumuşak kapsül

Bu kapsüllerin üretimini yapan makinelerin çalışma prensipleri değişiktir. Sanayide kullanılan yüksek kapasiteli makineler iki silindirli olanlardır.

Bu tip makinelerde; içlerine soğutma tesisatı konmuş 50 cm çapında ve 30 cm genişliğinde tabanları yer yüzeyine dik olarak, birbirlerine karşı dönen iki silindir vardır. Bu silindirlerin çevreleri arasında 20 cm kadar aralık vardır.

Bu silindirler, jelatin solüsyonuna plaka halinde soğutma görevi yaparlar. Her iki silindirin üst kısmında, alt kısımları silindirlerin çevresine iyice tesbit edilmiş birer adet dört köşe kap bulunur. Ayarlanabilen ısıtıcı tertibatı olan bu dört köşe kabın içine evvelce dışarıda hazırlanmış jelatin çözeltisi konur. Bu kapların üstünde ve tam orta yerde kapsüllere doldurulacak çözeltinin içine konulduğu dozaj hunisi vardır. Dozaj hunisinin altında bulunan dozaj borusunun ucu aşağıya kapatma kalıplarına kadar uzanır. Kapatma kalıpları, çapları 10 cm ve yükseklikleri 30 cm olan iki silindirdir.

Kapatma kalıpları çevreleri, yer yüzeyine paralel bir şekilde, birbirlerine iyice temas ederek, içeriye doğru dönerler. Bu içeri dönüş esnasında birbirlerine basınç yaparlar. Hazırlanmış jelatin solüsyonu kaplara konur. Kapların üzerinde bulunduğu, soğutma silindirlerinin dönüşü esnasında sızan jelatin, soğuyarak silindirler üzerinde bir film oluşturur. Bu filmlerin uçları karşılıklı silindirlerden çekilerek kapatma silindirlerinin arasına sıkıştırılır.

Makine çalışmaya başlayınca her iki silindirin yüzeyinden gelen jelatin filmi, kapatma silindirleri arasında birbirleriyle basınç edilirken, üstte bulunan dozaj borusundan, hesaplanmış miktar çözelti jelatin plakalarının arasına akıtılır.

Basınçla içerisine çözelti konmuş iki jelatin levha, birbirine yapışarak yumuşak kapsülü meydana getirirler. İmal edilecek kapsülün şekline göre kapatma silindirlerinin çevre yüzeylerine aynı şekil oyulur. Yeni kapsüllere formlarını, kapatma silindiri üzerindeki şekiller verir. Bu makinelerin kapasitesi, kapsülün büyüklüğüne göre saatte 10.000 adet olabilir.

Damla metodu ile kapsül hazırlama

Bu yağ veya yağlı bir çözeltiyi veya süspansiyonu manto halinde jelatinin örtmesi tekniğine dayanır. Burada iki ayrı hap içinde bulunan yağ ve jelatin çözeltisi bir tertibat vasıtası ile çözülmediği bir vasat içine damlatılır ve bu esnada yağlı damlayı, jelatin çözeltisi dıştan sarar.

Bu vasat +4° deki parafin olabilir ve bunun içinde jelatin muhafaza ile örtülü ilaç havi yağ preparatı teşekkül eder. Bu sıcaklıkta yağ damlasını örten jelatin kütlesi sertleşir ve küre şeklinde dipte toplanır. Otomatik makinelerde yapılan bu işlemle saatte 30.000 - 72.000 kapsül hazırlanabilir. Hazırlanan kapsülün büyüklüğü 20 - 600 mg arasında ayarlanabilir.

Sert jelatin kapsül

Sert jelatin kapsüllerinin esas maddesi kimyasal ve yapısal terkibi kapsüllerin niteliklerini ve avantajlarını tayin eden makromoleküler bir protein olan yüksek değerli jelatinden ibarettir.

Jelatin bir albümin veya proteindir. Yapı albümini kollajenden indirgeme suretiyle imal edilir. Kollajen hayvan ve insan kemik, deri ve bağlantı dokularının temel dayanak maddesidir. Kollajen 18 amino asitten yapılmıştır. Bu tür kapsüllerin imali, sabit sıcaklık ve rutubette daldırma usulü ile yüksek randımanlı otomatlarda (tahmini saatte 36.000 ) imal edilir. Bu aletler içinde standarda uygun metal çubuklar önceden hazırlanmış bir jelatin solüsyonuna daldırılır, kalıpta meydana gelen film devir esnasında kurur. Sonra buradan çıkarılır ve kesilir. Otomatlarda aynı zamanda imal edilen kapsül yanları birbirine geçirilir.

2.6.2 Kapsülün doldurulması

Kapsülün doldurulması aşağıdaki şekillerde yapılır.

1. Eritip doldurma (Rektal kapsül hazırlanması bu şekilde olur)

2. Baskı usulü

Devamlı

Devamsız

Devamlı şekillenme yaprağın tazyiki ile olur. Böylece 0.06 - 15.4 ml hacminde kapsül hazırlanabilir. Makinede iki jelatin bandı arasına madde konur ve kapatılır.

Devamsız şekil iki yolla olur. Bunlar ısı ve vakumlu şekildedir. Isı ile yapıldığında, jelatin yaprak kalıba yerleştirilir. Isı ile jelatin yaprak kalıbın şeklini alır. Üzerine jelatin yaprak konur ve kapatılır. Vakumlu şekilde ise jelatin yaprak kalıba yerleştirilir. Üzerine kalıptaki özel delikten vakum uygulanır ve jelatin yaprak kalıbın şeklini alır.

Sert jelatin kapsüllerin doldurulmasında önemli üç husus vardır bunları aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür.

1. Uygun kapsül boyunun seçilmesi

2. Doldurma metodu

3. Doldurma maddesinin nitelikleri

Uygun kapsül boyunun seçilmesi

Birbirine geçme kapsüller büyüklüğü kesin olan içi boş olan ambalajlardır. Sıvıları böyle kapsüllere tam olarak doldurmak doğal olarak kolaydır. Toz veya pelletlerde ise, değişik tozların akma volümleri ve akış kabiliyetleri gibi faktörleri dikkate almak gerekir. Bütün bu faktörlerin doldurmaya etkileri büyüktür. Bu sebeple her seferinde ön deneyler yapılması zorunluluğu vardır.

Kapsülleri toz karışımlar ile doldururken her zaman akıcı bir madde ilave etmek gerekir. Bu da doldurulacak maddelerin terkiplerine göre niteliklerinin nasıl değişik olabileceğini izah eder. Bunun için Czetsch - Lindenwald ve Tawashi bir diyagram geliştirmiştir. Tozların yığın ağırlıklarını bilmek suretiyle uygun kapsül boyu bu diyagramdan bulunabilir.

Doldurma metodu

Kapsüller özel aparetler yardımı ile makine veya elle doldurulur. Yan elle çalışan makineler genellikle laboratuvarda kullanılır. Bir işçi saatte tahmini 2000 kapsül doldurabilir.

Endüstriyel çerçevede otomatik doldurma için, iyi bir dozaj doğruluğu sağlayan belli tipte makineler kullanılır. Bu makineler bilhassa dozaj sistemleri bakımından birbirinden farklıdır. Bunlar:

1. Döner levha ile dozaj

2. Helezon dozajı

3. Tıkama dozajı

4. Borucuk dozajıdır.

Döner levha ile dozajlamanın prensibi, dolacak maddeyi sürmek suretiyle kapsüllerin doldurulmasından ibarettir. Dolacak madde döner levha vasıtasıyla içinde kapsül alt kısmı bulunan deliklere getirilir. Bu metodla kapsül alt kısmını üst kenarına kadar doldurma mümkündür. Bunu takiben kapsül alt kısmı üst kısmı ile kapatılır.

Helezon dozajında, bilhassa tozlar ve ince kolay akan granüller için kullanılır. Kapsüle doldurulacak madde bir dozaj helezonu ile tayin edilir. Bu metodla kapsül istenen yüksekliğe kadar doldurulabilir. Dozaj böylelikle, döner levha ile doldurulmanın aksine, kapsülün üst kenarından daha aşağıda kalabilir. Bu şekilde yardımcı maddelerden tasarruf edilebilir.

Tıkama dozajı ise pistoncuklara yapılır. Bu pistoncuklar (devamlı aynı seviyede tutulan doldurma hunisinden alınan) doldurma maddesini komprime ederler ve çabuk hareketlerle kapsüle tıkarlar. Bu metod, daha sıkı bir doldurma elde etmek için, daha büyük bir miktarın daha küçük bir volüme doldurulması gerektiğinde tavsiye edilebilir. Döner levha sistemine benzer şekilde burada da dozaj, kapsül boyunun ve karışımın müessir madde % nispetini değiştirmek suretiyle ayarlanabilir.

Borucuk dozajında doze edilecek miktar bir borucuktan komplime edilir ve silindirik bir baskı şeklinde kapsüle sokulur, basınç istenildiği gibi ayarlanır. Bu şekilde kapsüle mümkün olan en yüksek miktar doldurulabilir.

Bütün bu metodlar iyi sonuçlar verir ve kayıplar, elle doldurmada olduğundan çok daha azdır. Tarif edilen doldurma aparetlerinden hangisinin kullanılacağı, doze edilecek maddenin niteliklerine ve tarzına göre seçilmelidir. En uygun kompresyon veya dozaj borucuğu ile doldurma tercih edilmelidir. Bu iki sistemde genellikle maddelerin granül hale sokulmasına lüzum kalmaz ve tozlar pek kötü akma nitelikleri olmadıkları halde, yalnız akıcı maddeler ilavesi ile kullanılabilir.

Bütün doldurma makineleri otomatik olarak boş kapsüllerin üst ve alt kısmını ayırır. Kapsülleri doldurur ve dolmuş kapsülün üst ve alt kısımlarını birbirine geçirir. Doldurulmuş normal kapsüller, çabuk sayımlarda veya nakliye esnasında meydana gelebilecek muhtemel sallamalar veya ani hareketlere maruz kaldıklarında açılmaya yüz tutabilirler. Bu sorun, kapsüllerin kaynak yapılması, bandrollendirilmeleri ile önlenebilir.

Kapsüllerde açılmamayı temin için yapılan kaynaklama veya bantlama şu şekilde olur.

i. Nokta kaynak usulü : Jelatinin üst kısmı muhtelif noktalarından sıcak madeni iğne ile

alt kısmın üstüne eritilir.

ii. Bantlama : Kapsülün alt ve üst kısmının birleştiği yere jelatin çözeltisi sürülür ve

sonra kurutulur. Bu bant kapsülü çepeçevre sarar.

2.6.3 Kapsül doldurma makineleri

Tam otomatik ve yarı otomatik olarak ikiye ayrılırlar. Tam otomatik kapsül doldurma makinelerinde saatte 150.000 adet doldurma kapasitesi olan vardır.

Yarı otomatik kapsül doldurma makinelerinin doldurma kapasitesi saatte 10.000 adet kadar olabilir.

Otomatik kapsül doldurma makineleri

Bu makinelerde, kapsüllerin içine girdiği kalıplar, yuvarlak bir tablanın kenarlarına dizilmiş durumdadırlar. Kalıplar tabla ile beraber dönerler. Alt ve üst olmak üzere iki

parçadır. Ayrı olarak iki ayırma mekanizmasına bağlanmışlardır. Kalıplar ufak bir prizma şeklindedir. Üzerlerinde, kapasitelerine uygun sayıda, kapsüllerin girmesi için silindir şeklinde yuvalar vardır. Üst kalıptaki yuvaların çapı ait olduğu kapsülün kapak çapına, alt kalıptaki yuvarlakların çapı kapsülün iç kısmı çapına eşittir.

Her kapsül için ayrı kalıp vardır. Hangi numara kapsül doldurulacaksa o kapsüle ait kalıplar makineye monte edilir. Kapsülleri kalıplara kapsül hunisi yerleştirir. Kapsül hunisi dönen tablanın kenarında, kalıpların üst kısmında bulunur ve sabittir.

Dört köşe huni şeklindedir. Kapsül hunisinin iç kısmında kapsül magazini vardır. Kapsül magazini, kapsül çapına uygun, makinenin kapasitesine eşit sayıda, kanal şeklinde, boruların yan yana dizilmesinden meydana gelir. Her kapsül numarası için ayrı kapsül magazini vardır.

Kapsül magazini, kapsül dolu huni içinde dik olarak aşağı yukarı çalışır. Huni yukarı çıkarken, içindeki kanallar, kapağı kapalı kapsülle dolar. Magazin aşağı inişinde, içindeki borularda bulunan kapalı kapsüllerden birer tane huninin altında bulunan divizör kanallarına bırakılır. Magazin ikinci periyot için yukarı çıkarken, divizörün itici kolu divizör kanallarındaki kapalı kapsülleri, kapağı yukarda olmak üzere çevirerek kalıp deliklerine iter. Divizör, üzerinde kapsül çapına uygun kanalları olan dikdörtgen prizma şeklinde bir parçadır. Tablaya paralel olarak durur.

Kapakları yukarıda olarak kalıp içine düşen kapsüller, o anda kapsül kalıbı deliklerinin altında bulunan vakum tertibatı tarafında emilerek açılır. Kapsülün kapak kısmı üst kalıptaki yuvaya, iç kısım da alt kalıptaki yuvaya yerleşir.

Kapsül açıldıkta sonra kapsül kapaklarını taşıyan üst kalıp geri çekilir tablo döner. Alt kalıp, kapsülün iç kısmı ile beraber dozaj kısmının altına gelir. Dozaj kısmı preparatların konduğu huni ve dozaj sistemlerinden ibarettir. Dozaj silindirlerinin sayısı, alt kalıpta bulunan kapsül adedine eşittir.

Dozaj silindir çapı, doldurulacak kapsül iç çapından bir milimetre ufaktır. Dozaj silindirleri içinde bir piston bulunur. Bu piston yukarı - aşağı hareket ettirilerek meydana gelecek boşluğun büyüklüğüne göre kapsüle konacak toz miktarı ayarlanır ve kapsüllere doldurulacak toz preparat huniye konur. Çalışma periyoduna uygun olarak dozaj silindirleri huni içindeki toz preparata batar. Gramajı ayarlanmış miktar toz, dozaj silindirlerinin içine doldurulur.

Dozaj silindirleri, kapsüllere doldurularak tozun içinden çıkar ve dozaj silindirlerinin uç kısmı alt tarafta bulunan kapağı açık kapsüllerle ağız ağıza gelir.

Bu anda pistonlar dozaj silindir içindeki sıkışmış tozu, bir biriket tablet şeklinde kapsülün içine iterler, içi toz doldurulmuş kapağı açık kapsülleri taşıyan kalıp, dozaj kısmının altından ayrılır. Bu esnada kapsül kapaklarını taşıyan üst kalıp ilerleyerek alt kalıbın tam üstüne gelir. Tabla, kapsül kapama kısmında kapama çubukları üstünde durur. Kapama çubukları yukarıya doğru ilerleyerek alt kalıpta bulunan kapsül iç kısmını yukarı iter ve üst kalıpta bulunan kapsül kapağına geçirir. Böylece açılıp, doldurulan kapsül tekrar kapatılmış olur.

Tabla boşaltma kısmında durduğu zaman, kapama çubukları dahada yukarı çıkarak, kapsülleri alt ve üst kalıptan dışarı iterler. Öndeki kanaldan yuvarlanan kapsüller toplama kabına akar. Bu makinelerde, her boy kapsül için ayrı kalıp, magazin, dozaj silindirleri ve itme çubukları vardır. Hangi boy kapsül doldurulacaksa o boya ait parçaları makineye monte etmek gereklidir. Bu tip makinelerle çalışırken kapsüllerin dışı azda olsa yinede doldurulacak toza bulaşır.

Yarı otomatik kapsül makineleri

Bu tip makinelerin kapasitesi düşüktür. Bunlar sadece bir adet kalıpla çalışılır. Kalıplar genellikle 25 veya 30 cm kenarları olan bir kare şeklindedir. Üzerlerinde 600 adet kapsül yuvası deliği vardır. Üst tabladaki deliklerin çapı, doldurulacak kapsülün, alt tabladaki deliklerin çapı da doldurulacak kapsülün iç kısmı çapına eşittir. Her numara kapsüle göre o numaraya uygun kalıp vardır.

Kapsüller, kalıba elle veya özel makine ile dizilirler. Üzerlerine kapalı kapsüller dizilmiş olan kalıp vibrasyon aparetinin üstüne yerleştirilir. Vibrasyon apareti bir kenarı 40 santim olan bir küp şeklindedir. Üst kısmında, kalıptaki kapsüllerin sayısı kadar delik vardır. Bu deliklerin çapı, kapsüllerin iç kısmı çapına eşittir. Kalıp, vibrasyon apareti üzerine konunca, kapsüllerin iç kısmı bu deliklerin iç kısmına girer. Aparetin sıkıştırma kolu çekilince, kapsüllerin iç kısmı makine tarafından oldukları yerde sıkıştırılarak sabitleştirilir.

Üst tabla, vibrasyon aparetinin üstünden kaldırılınca, kapsüllerin iç kısmı vibrasyon apareti üzerinde kalır, kapsüllerin kapak kısmı üst kalıpla beraber gelir. Böylece kapsüller açılmış olur. Kalıpta bulunan kapsül adedine eşit olarak hesaplanmış ve tartılmış olan toz preparat, açık kapsüller üzerine dökülür, spatülle dağıtılarak kapsüllere doldurulur. Vibrasyon çalıştırılarak, titreşimle tozların kapsül içine iyice yerleşmesi sağlanır. Kapsüllere doldurma işlemi bittikten sonra, üst kalıp tekrar alt kalıp üstüne konur. Vibrasyon apareti üzerindeki baskı kolu aşağı bastırılır. Baskı koluna bağlı, kalıptaki kapsül sayısına eşit baskı milleri yukarı doğru çıkarak dolmuş olan kapsül kısmını kapsül kapağın içine iterek kapsülü kapatır.

Kapanmış olan kapsüller toplama kabına alınır. Bu tip makinelerde gramaj ayarı tam olmaz ve kapsüller toza çok bulanır.

Doldurulacak karışımın nitelikleri

Kapsüllerin doldurulmasında karışımın terkibi çok önemlidir. Doldurma müessir maddelerin ve kullanılan yardımcı maddelerin fiziksel niteliklerine bağlıdır. Kolay işleme ve dolayısı ile kapsül şeklinin kullanılmasının maksada uygun olup olmadığını tayin ederken maddelerde aranacak en önemli nitelikler şunlardır;

l. Partiküllerin şekli ve büyüklüğü : Bazı kristal şekilleri, örneğin iğne şeklindekiler, kapsüllere çok zorlukla doldurulurlar. Kübik veya küre şeklinde maddeler gayet kolaylıkla doldurulur, iyi kayan kristaller ve bazı amorf tozlarda da durum böyledir.

2. Karışımın homojenitesi : Kapsüle konacak karışımın mümkün olduğu kadar homojen olması ve doldurma işlemi esnasında terkipteki maddeler arasında ayrılmalar veya tabaklanmalar olmamalıdır. Terkipteki maddeler ayrıldığında veya tabaklandığında kullanılan maddenin yalnız yoğunluğu değişmekle kalmaz dozajın bilhassa düzgünlüğü ve doğruluğuda bozulur.

3. Akma kabiliyeti: 3 mm genişliğinde bir huni borusundan kolaylıkla akan tozlara, akma kabiliyeti olan tozlar nazarıyla bakılabilir. Akma kabiliyeti olan maddelerin iyi bir dozajı kolaylaştıracağı açıktır. Yağ havi dolu jelatin kapsüle sertleştirici olarak mum ilave edilir.

Rutubet muhteviyatı:

Kapsüllerin doldurulmasında rutubet büyük rol oynar zira çok rutubet ihtiva eden maddeler zor çıkar. Rutubetin, kapsüllerin gerek preparatın imalinde gerekse doldurulmasında ve depolanmasında göz önünde tutulması çok önemlidir. Odaların havasının relatif rutubeti %40 - %50′yi aşmamalıdır ve higroskopik maddelerde çalışıldığında daha da aşağı olmalıdır (İzgü1,1998).

3. İLAÇ ENDÜSTRİSİ ve ÇEVRE İLİŞKİSİ

3.1 Atıkların Giderilmesi

Katı ve sıvı haldeki tehlikeli atıkların zararsız bir şekilde giderilmesi büyük bir problem yaratmaktadır.

Bu sorunun çözümü için 1985 yılından beri Atık Yakma Tesisleri kullanılmaya başlanmıştır. Bu Atık Yakma Tesisi her türlü üretim atıklarını ( kontamine ambalaj, filtre atıkları, temizlik talaşları, kontamine sıvılar vb. ) çevreye zarar vermeden imha etmeye yardımcı olmaktadır. Formülasyonda ortaya çıkan ürün atıkları da fırında çevreyi tehlikeye sokmadan yakılabilmektedir. Çünkü atık yakma tesisinde, yeterli yanma süresinde, yüksek nihai yanma ısısı sayesinde atık gazlardaki tüm organik maddelerin tam parçalanması sağlanmaktadır.

Atık Yakma Fırını, üstten beslemeli ana yanma, nihai yanma ve soğuk hava karışım kamaralarından oluşmaktadır. Katı atıklar üstten besleme haznesi üzerinden veya aşağıdaki sürgülü kapıdan fırına yüklenebilmektedir. Fırının iki kademeli iki adet brülörü vardır. Taze hava üfleyici, atık gazların yanma havasıyla homojen bir şekilde karışımını sağlamaktadır. Nihai odacık brülörü, ayarlanan yanma ısısının 800 - 1100 °C arasında kalmasını garanti eder.

Yanan gazlar taze hava girişi sayesinde 250 °C’ ye kadar soğuk hava karışını kamarasında soğutulur. Soğurulan baca gazları siklon ayırıcılar üzerinden emiş vantilatörü sayesinde atmosfere gönderilir.

Organik kimyasal sıvı atıklar fırın ana kamarasına püskürtülerek yakılır, ilave su püskürtme memesi sayesinde fırın ısısının kontrolsüz yükselmesi önlenir. Yanma sonunda çıkan küllerin tamamen yanmış olmamasına özel bir itina gösterilmelidir. Ana yanma kamarasından çıkarılan küller laboratuvarda analiz edilir. Aksi taktirde küller tekrar yakmaya tabi tutulurlar. Siklon ayırıcılarda çok az miktarda biriken atıklar mutlaka ikinci yanmaya gönderilirler.

GERİ KAZANIM

Şekil 3.1 Atıkların yönetimi ( Bayer 1, 1996 )

Çizelge 3.1 Atıkların yönetimi ( Bayer \ 1996 )

—-l VA j

——İi^fî-i>-

İŞLETM

ELE

R

.]

J

ks

j,

A

..L

TİK HA

KATI ATIKLAR

l SIVI Al

HKLAR

ı

ı

KontArr Filtre at Temizlik

nbalajlar Cam,metal ve S Kon klan kağıt hurdaları i Sıvı

t. yanıcı lar

! JAtıK

ular

! Atık Yakma

ı, i "s"», Tesisi j Muitisiklon j -^

talaşları j

.1

na1 J

. j Toz Tarım ila •• Tesisi

açları ı.1 ;pı.Kömürl | itoz Flltresi j ^t^\ ‘

, t , .-..-

Yeniden değerlendirme , | Tekr

ar Kullanrr

J Sıvı Tarını 11 j Tesisi

açları il A.Kömilr ‘,. A^, ! j Filtresi | ••

- l’-

j Aspirin Etke i Tesisi

n MaddeLj ‘-»v ‘Gaz Yıkama Kulesi w

Atık (Mîcl

Yakma Tesisi

r’

haelis CD.7) ————— Fn^t

riyel Atıksu

Evsel Atıksu f

E

KA

t A

••;

ı t

l

İ KOI > 5000 mg/lt

! KOİ < 5000

mg/lt

Destilasyon

^

l . ,

••/

••/

TUZLA Atıksu Arıtma Tesisi

Endüstriyel Atıksu Arıtma Tesisi |

Evsel Atıksu Arıtma Tesisi

NaOH

.,…„. ……..

ı

t

Nötralizasyon

Çökeltme l

H^°4

İ

I

Biyolojik Arıtım |

1.^

ktif Kömü

rl

f

e Muan

nele

l

Kum Filtresi j

‘ Filt

<

J,

s

yon j

re atıkları :

,-5

<•

/ / /

‘ ‘; Filtra

i

i

i 1

i

iNAL

^ Biy ; An

0

ti

[

lojik İL

i :

.1:"

KOİ> 180 mg/lt (

KOİ< PH=

—"ı

-u

(

18 6-

0 mg/lt 8

; KOI < 180 mg/lt PH= 6 -8

. ..-—.

i

Deşarj Havuz

Zy\ î Resen/Havuzu

ı

Atık yakma fırınının toz tutucuları ve soğutma tertibatları sayesinde 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 02.11.1986 tarihli Hava Kalitesini Koruma Yönetmeliği’nde belirtilen emisyon değerleri aşılmamaktadır

Kontamine olmamış kağıt, karton, cam, polietilen, metal vs. gibi atıklar cinslerine göre tasnif edilerek preslenerek tekrar kullanım " Recycling" için satılabilir.

3.2 Atıkların İmhası

İşletmeden çıkan katı atıklar sınıflarına göre ayrı ayrı biriktirilir. Mesai saati sonuna doğru bu atıklar, Atık Yakma Tesisine, bir atık formu beraberinde gönderilir. Ertesi gün atık formunda belirtilen atığın cinsine göre, gönderilen atıklar 860 - 1100 °C arasında tesiste yakılır. Tesis çift kamaralı ( gazlaştırma ve yakma ), sekunder hava takviyeli, çift brülörlü, üstten beslemeli bir fırın ile bir multisiklondan meydana gelmiştir. Bu tesiste her türlü katı atık ( ağır metaller, radyoaktif atıklar, metal tuzları hariç ) kirli solventler ve atık su imha edilmektedir.

Belirli ağırlık ve hacimde hazırlanan atıklar bu tesiste yakılırken, yanma süresi, atık cinsi, ağırlığı ve yakma sıcaklıkları kayıt edilir ve belgelenir.

Her sabah, bir gün önce yakılan atıkların külleri tahliye edilir. Küllerden bir numune alınır ve laboratuvarda analiz edilir. Şayet tam bir yanma sağlanmamışsa, küller tekrar yakıma alınır. Tam yanma sağlanmış ise, biriktirilerek lokal çöp toplama alanlarına gönderilir.

Yanma sırasında gerek atık suyun imhası, gerekse ısının kontrol altında tutulması için fırın içine pulverize edilen atık suyun buharlaşması ile kamaralar içinde oluşan 5m’un altındaki tozlar nem etkisiyle birleşmekte ve çapları büyümekte, daha sonra multisiklonda tutulmaktadır. Bu zararlı tozlar siklon kovalarından alınarak tekrar yakılmaktadır.

^ kleme

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.jpg[/IMG]

^^^•>WBi^^^

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.jpg[/IMG]

Kül Kapağı

W^WW4WWVs^

B1W1fwWM B2 ^i«»^M«^<«6«

Şekil 3.2 Atık yakma finin ( Bayer \ 1996 )

3.3 Atık Su Kaynakları ve Arıtma Tesisleri

İşletmeler, makinalar ve zemin temizliklerinde su kullanılmaktadır. Bu temizlik suları paslanmaz saçtan yapılmış lögarlarda biriktirilmelidir. Bu tür yıkama sularının KOİ değerleri ölçülerek ne tür bir arıtmaya tabi tutulacağı belirlenmelidir.

Laboratuvar ve sıvı işletmelerinden çıkan atık sular direkt olarak atık yakma tesisine gönderilebilir. KOİ değeri 5000 mg/lt’nin altında olan sular seyyar tankerlerle endüstriyel atıksu arıtma tesisine gönderilmelidir. Bu tesiste sırasıyla nötralizasyon, aktif kömürle muamele, fıltrasyon ve son olarakda damlatmalı biokule yöntemleriyle arıtılmaktadır.

Banyolar, mutfak ve tuvaletlerde oluşan sosyal nitelikli atık sular, ayrı kanallarda evsel atık su arıtma tesisine gönderilir. Burada sırasıyla atık su biriktirme, dengeleme, havalandırma, çamur toplama, çökertme yöntemleriyle arıtma yapılmaktadır.

Bu arıtma işlemleri, işletmenin bünyesindeki laboratuvarda yapılan ham su ve arıtılmış atık su, KOİ, pH, görünüş vs. değerleri analiz sonuçlarına göre yapılmalıdır. Ayrıca İl Çevre Müdürlüğü yetkilileri ve İSKİ sık sık numuneler alarak atık su deşarjı sürekli denetim altında tutulmalıdır. 04.09.1998 tarihli Su Kirliliği Yönetmeliğinde belirtilen atık su limitleri aşılmadan atık sular deşarj edilmelidir.

3.4 Hava Kalitesinin Korunması

Burada işletmelerden çıkan yanma gazları ve proses atık havasının en uygun metodlarla arıtılarak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 02.11.1996 tarihli Hava Kalitesini Koruma yönetmeliğinde sektör bazında belirlenen emisyon ( SO2 emisyonu ve CO emisyonu ) sınır değerleri aşılmamalıdır.

Ülkemizde üretilen kükürt oranı çok yüksek olduğundan, kükürt oranı düşük kalorifer yakıtı kullanılmalıdır. Bunun yetersiz kalması durumunda propan - bütan gazı kullanılabilir. Böylece SO2 ve CO yıllık emisyon yüklerinde düşüşler sağlanabilir.

^y ^_v ^\_v -^.y t^ •t^_y -^ ^ ‘^-^ Tur t^.Yı- •ı^^ t^y •^\_v^

RESERV HAVUZ

^Uu-w ^wi ^wı^wı ^=a ^wi ^wı ^wı ^wı ^^.ı^^iT’gryg-

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.jpg[/IMG]

Şekil 3.3 Evsel atıksu antma sistemi ( Bayer , 1996 )

Toz işletmelerindeki proses atık havası cebri emişle alınarak, ilk önce torbalı toz filtreleri daha sonra aktif kömür filtreleri üzerinden geçirilip dışarı atılabilir. Sıvı işletmelerindeki atık hava aktif kömür filtreleri üzerinden atmosfere gönderilebilir. Atık Yakma Tesisinde ise multisiklonlar kullanılmaktadır. Eğer ilaç aktif maddesi ortama çok miktarda yayılmışsa gaz yıkama kulesinden etkili bir şekilde yıkanıp arıtma işlemi yapılabilir.

Atık hava miktarını azaltmak amacıyla işletme ve ambarlarda kullanılan dizel yakıtla çalışan forkliftler, LPG’li veya elektrikle çalışabilenlerle değiştirilmelidir.

Emisyon izni için işletmedeki tüm bacalardan, yetkili kamu kuruluşlarından birine, gerekli ölçümler yaptırılmalıdır.

4. ÜLKEMİZ İLAÇ ENDÜSTRİSİNDE ÜRETİM TEKNOLOJİSİ ve YÖNTEMLERİ

4.1 Müstahzar İlaç Üretim Yöntemleri

Müstahzar ilaç üreten firmalar hammadde ve yardımcı maddeyi alarak galenik preparat şekline dönüştürmektedir. Bir müstahzar ilaç fabrikasında ( bazı spesifik ilaçlar hariç ) sanayinin yapısı nedeniyle değişik tüketim alanında kullanılan çeşitli ürünler üretilmektedir.

4.2 İlaç Hammaddesi Üretim Yöntemleri

Üretim teknolojisi bakımından kimya sanayine benzer bir görünüm arz eden ilaç hammaddesi bugün 4 metodla üretilmektedir.

Bu metodlar şunlardır;

1. Fermantasyon

2. Yarı sentez

3. Sentez

4. Bitkisel ve hayvansal kökenli olup ekstraksiyon ve distilasyonla üretilen ürünler

4.2.1 Fermantasyon metodu

Fermantasyonla üretilen ürünler şunlardır:

-Antibiotikler

-Steroid hormonlar

- Vitaminler

- Biyolojik ürünler

Çizelge 4.1 Türkiye’de Fermantasyonla üretilen ürünler ve yatırım faaliyetleri aşağıdadır. (TİEA,1990)

Ürün adı

Mevcut sanayii ve kapasitesi

Yatırım teşebbüsleri

Vit B12

Mustafa Nevzat: 50 kg/y

Tetrasiklin

Ansa : 80 t/y

Penicillin

Ansa :105 t/y

Gentamisin 804

Ansa: 570 kg/y

Citric asit

Fürsan 2100 t/y

Fürsan: 1100 t/y

Asetik Asit

Asit sanayii

Maya dağ: 4.680.000.1itre

Rifampicin

Nobsan: 3.300 kg/y

Rifamycin SV-No

Nobsan: l.500 kg/y

Gemtanyin S04

Nobel: 210 kg/y

Penicillin

Turgut Holding A.Ş. 150t/y

Eritromycin ve tuzları

Turgut Holding A.Ş. 15 t/y

Bu metodla üretim yapan 3 firma mevcuttur. Bu firmalardan Fürsan tevsiye giderek kapasitesini arttırmaktadır. Ansa entegrasyona giderek penicillin de üretmek için yatırım faaliyetindedir.

Fermantasyonla üretilen antibiyotiklere örnek verecek olursak: Bunlar; Eritromin,

streptomyin, colistin S04, colistin metansülfonat v.s.’dir.

Vitaminlerden B 12 bu metodla üretilmektedir. Steroid hormanlardan pek çoğuda fermantasyonla üretilir.

4.2.2 Yarı sentez

Temel girdisi penicillin olan antibiotiklerin üretim metodudur. Bu ürünler aynı ünitede entegre ve hatta reaktörlerde yapılacak bazı ilavelerle münavebeli olarak üretilir. Yarı sentezle üretim yapan ünitenin esnekliği mevcuttur. Ürün demode olduğu zaman makine ve teçhizatta yapılacak bazı değişikliklerle aynı metodla üretilen bir diğer ürünü üretmek mümkündür. Ülkemizde semisentetik sanayii oldukça ileri düzeydedir.

4.2.3 Sentez

Sentez için gerekli olan temel maddeler anorganik kimya veya petrokimya ürünleridir. Sentezlerde kullanılan ana maddelerin sayısı oldukça yüksektir. Üretim teknolojisi yönünden en karmaşık metod sentez metodudur. Bu üretim sistemi petrol ürünlerinden veya kömür katranından başlayan bir seri reaksiyonla gerçekleştirilir. Reaksiyonlar esnasında boyar maddeler, intermedier maddeler ve ilaç hammaddeleri üretilir.

Burada üretilen intermedier maddeler kimya ve ilaç sanayiinin temel maddeleridir. intermedier maddelerden esterefikasyon, litrasyon, sülfonasyon gibi çeşitli reaksiyonlarla ilaç hammaddesi üretilir. Ayrıca üretim esnasında salisilik asit gibi bazı temel ilaç hammadeleri meydana gelir.

Halen ülkemizde bazı firmalar nihai kademelerden ufak çapta sentezlere girişmişlerdir. Bunların çoğu bir veya iki önceki kademenin hammadesini dışardan getirerek bazı basit sentez veya purifikasyon işlemleri yapmaktadır.

Çizelge 4.2 Aşağıdaki tabloda sentezle üretilen ürünler ve kapasiteleri verilmiştir. ( TİEA, 1990 )

Ürünler

Mevcut Sanayii

(kg/yıl)

Bazik Bizmut Karbonat

Pfizer : 70 .000

Dihidroksi Alüminyum Sodyum

Milen : 11 242 - 30.000 tevsii kapasite

Karbonat ( D.A.S.C )

Asetil Salicylic Acid

Bayer: 272.400

Dihidroksi Alüminyum Amino

Milen: 24.986- 30

.000 tevsii kapasite

Acetat (D.A.M.A)

Phenasetin

Atabay: 200.000

Phenasetin

Wyeth: 122.850

Paracetamol

Atabay: 300.000

Alüminyum Klorür

Wyeth: 73.500

Alüminyum Hidroksit

Wyeth: 330.500

Oxethazin

Wyeth: 2.100

Niclosamid

Milen: 1.225

Butazolidin

Roche: 2.017

Tanderil

Roche: 2.041

Librium

Roche: 630

Meazepam

Fako: 1.000

Oxazepham

Wyeth :5.250

Trimetroprim

Atabay : 15.000

Chiorpropamide

Pfizer : 6.400

Trihydroxy / ethyl / rutin

Milen: 3.750

Bayeillin

Bayer: 808

Synkavit

Roche: 252

D - panthenol

Roche: 3.900

4.2.4 Bitkisel ve hayvansal kökenli olup ekstraksiyon ve distilasyonla üretilen ürünler

Türkiye ilaç hammaddesi üretebilecek büyük bir bitki ve hayvan potansiyeline sahiptir. Bitkilerden cinsine göre ekstraksiyon ve distilasyonla ilaç hammaddesi üretilebilir. Ekimi yapılırken bitki kültüre edilmeli, mahsul alınırken standardize edilmelidir. Böylece ürün içindeki aktif madde miktarı yükseltilir.

Ayrıca mahsul devrelerini iyi ayarlayarak bir ünitede 4-5 çeşit ürün üretmek mümkündür.

En önemli doğal kaynağımız olan afyon alkoloidlerinden morfin grubu ilaçlar üretmek için T.M.O.’nin çalışmalarıyla yatırım faliyetine geçilmiştir.

Türkiye bir hayvancılık ülkesidir. Kesimden arta kalan artıklar yok olup gitmektedir. Bu artıklardan ilaç hammaddesi üretilebilir.

Çizelge 4.3 Aşağıdaki tabloda bitkisel ve hayvansal kaynakları inceleyerek ilaç hammaddesi üreten firmalar, ürettikleri ürünler ve kapasiteleri verilmiştir. ( TİEA, 1990 )

Firma adı

Ürün kapasitesi (kg/yıl)

Kaynağı

Drogsan

Nane yağı: 5250

Nane yaprağından

Drogsan

Mentol: 800

Drogsan

Okaliptol: 9,5 t/y

Okaliptüs yaprağından

Drogsan

Atropin, homotropin

Atropa belladonnadan

T.M.O

Morphin: 90.00

20.000 t/y çizilmemiş haşhaş kapsülü işlenerek

T.M.O

Morphin hidrate: 4500

T.M.O

Ethil morphin crlorhydrate: 2.200

T.M.O

Morphin chiorhydrate : 25

T.M.O

Codin :45.000

42.000 kg. morphin işlenerek

Aysan Ağaç Yağları San. A.Ş.

Terementi esansı

Neft yağından

Katsan

50.000 adet katgüt

Yılda 159.000 adet bağırsak işlenerek

Katsan

18.000 adet tenis krişi

72.000 adet bağırsak işlenerek

Hasan Bozbey

Gül yağı :100 Kekik yağı: 600 Nane yağı: 750 Ada çayı yağı: 600

4.3 Türkiyede Üretilen Ürünlerin Üretim Yöntemi ve Teknolojisi4.3.1 Yerli sermayeli firmalar

l. Ansa

Oxytetratcycline ve Tetracycliine üretimi

A) Laboratuvar safhası

1- Uygun mikroorganizma (Tetracycline için Streptomyces Aurefaciens, Oxytetracycline için Streptomyces Rimosus) kullanılarak laboratuvar safhası çalışmaları yapılır. Mikroorganizmaya sürekli seleksiyon çalışmaları uygulanır.

2- Gelişme sporlardan başlanarak, uygun gıda ortamları içinde vegetatif safhalarda miselyum teşekkül ettirilir ve uygun şartlarda geliştirilir.

B) Endüstriyel fermantasyon safhası

Vegetatif safhalardan prefermantasyon kademesine kadar geliştirilip prodüksiyona en elverişli hale getirilmiş prefermantasyon kademesi, uygun besi yeri kullanılarak hazırlanmış, sterilize edilmiş ve tekrar uygun temparatüre indirilmiş fermantasyon ortamına ekilir. Fermantasyon başlar.

Endüstriyel fermentasyon takriben 150 saat sürelidir. Bu süre içinde :

l - Sürekli kontrol ile mikroorganizmaya elverişli gıda konsantrayonu temin edilir.

2- Uygun sıcaklık temin edilir.

3- Uygun miktarda ve şartlarda havalandırma yapılır.

Bu şartlar içinde, mikroorganizma biosentezini gerçekleştirir ve ortada tetracydine veya Oxytetracycline teşekkül eder ( kullanılan mikroorganizmanın cinsine göre biosentez yönü değişir).

C) Ekstraksiyon safhası

Antibiotik teşekkül etmiş brod, ardarda filtrasyon, kompleksleştirme ve kristalizasyon işlemlerine tabi tutularak %80 saflıkta yarı mamul teşekkül ettirilir.

Yarı mamül;

Teracycline için : Tetracycline ürea complex veya tetracycline base crude olabilir. Oxytetracycline için : Oxytetracycline base crude’dur.

D) Pürifi

Antibiyotik Direnci

Salı, 06 Kasım 2007

Antibiyotik Direnci

Bakteriyel Tehditler

Bakterilerin antibiyotik direncini azaltmak için ne yapabilirsiniz?

Hiçbir antibiyotiğin durduramayacağı bakteriyel bir hastalık düşünün. "Diyelim ki birçok enfeksiyon hastalığının sorumlusu olan bakteriler güçlü antibiyotik ordumuzdan korunmayı öğrendi." Bu varsayım gerçekleşirse, enfeksiyona neden olan mikropları hiçbir antibiyotik yok edemez.

Bu ürkütücü senaryo bir gün gerçek olabilir. Tüberküloz, gonore, pnömoni ve menenjit gibi giderek artan sayıda enfeksiyonda, daha önce bu hastalıklarla mücadelede yaygın olarak kullanılan antibiyotiklere dirençli suşlar gelişmiştir.

Direnç sorunu özellikle, hastalar arasındaki yakın temas nedeniyle hastanelerde sık olarak görülür ve yaygın antibiyotik kullanımı direnç gelişmesini kolaylaştırır. Tüm dünyada araştırmacılar, bu sorunu çözümlemeye ve özellikle hastane ortamlarında antibiyotik direncini kontrol altına almaya çalışıyorlar.

JAMA’da yer alan bir makalede araştırmacılar, bu alanda ilk başarının elde edildiğini bildirdiler. Araştırmacılar, birçok bakterinin dirençli olduğu bir antibiyotik sınıfının hastanelerde kullanımının kısıtlanmasından sonra, sık rastlanan bir enfeksiyona neden olan bir bakterinin dirençli suşlarında önemli ölçüde azalma saptadılar. Antibiyotik direncini önlemeye yardımcı olabilirsiniz. Son zamanlarda sağlık sorunu nedeniyle antibiyotik kullandıysanız, bu konuyu doktorunuzla görüşün.

ANTİBİYOTİK DİRENCİ NEDİR?

Antibiyotik direnci (antimikrobik direnç de denir) enfeksiyona yol açan mikroorganizmaların yeni çevrelere uyum sağlamasıdır. Bakteriler, antibiyotiğin saldırısına karşı koyabilmek için hücre yapılarını değiştirebilmektedir. Bir bakteri ilaca karşı direnç kazandıktan sonra, o ilaç artık enfeksiyonun tedavisinde etkili olmamaktadır. Bazı direnç tipleri diğer bakterilere de geçebildiğinden, giderek artan sayıda enfeksiyon artık antibiyotiklerle tedavi edilememektedir. Direnç çok fazla kişiyi etkileyebildiğinden, dünya çapında önem kazanmakta ve toplum sağlığı açısından büyük tehlike oluşturmaktadır.

NEDEN ÖNEMLİDİR?

Bakteriyel hastalıklar sadece sınırlı sayıda antibiyotikle tedavi edilebilmektedir. Dirençli bakterilerin yol açtığı bir enfeksiyon söz konusuysa, tedavide daha toksik ve pahalı ilaçların kullanılması gerekebilir. Bu durum, hastanede daha uzun süre kalınmasına ve yüksek maliyete yol açabilir. Bunun yanı sıra, antibiyotik direnci diğer bakteriyel enfeksiyonlara da yayılabilir. Ender görülen bazı vakalarda, hastalığa neden olan dirençli bakterileri yok edecek kadar etkili antibiyotik bulunmadığından, bazı bakteriyel enfeksiyonlar tedavi edilemez duruma gelebilir.

BAKTERİ NASIL DİRENÇ KAZANIR?

Bulunduğumuz çevrede sürekli olarak bakterilere maruz kalırız. Bu bakteriler zaman zaman enfeksiyona neden olur. Antibiyotiğin uygun olmayan biçimde kullanımı, bakterinin yok olmamak ve güçlenmek için direnç geliştirmesine yol açar. Direnç geliştirmiş bakteriyi daha sonra aynı antibiyotikle yok etme girişimi başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Bu nedenle, antibiyotikler sadece enfeksiyonun tedavisinde gerekli olduğu zaman kullanılmalıdır. Soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonlar antibiyotiğe yanıt vermez.

ÖNLEMEK İÇİN NE YAPILABİLİR?

·Soğuk algınlığı ya da diğer birçok viral enfeksiyonda antibiyotik kullanmayın. Doktorunuz viral enfeksiyon olduğunu ve antibiyotik gerekmediğini söylediğinde, antibiyotik kullanmakta ısrar etmeyin.

·Antibiyotik gerektiğinde, reçetede belirtildiği gibi kullanın ve kendinizi daha iyi hissetseniz de antibiyotik bitmeden tedaviyi kesmeyin.

·Doktora danışmadan antibiyotik almayın. Başkalarına reçetelenen ya da herhangi bir hastalıktan arta kalan antibiyotiği kullanmayın. Antibiyotikleri daha sonra kullanmak üzere saklamayın.

·Antibiyotik kullandığınız günler antibiyotiğin gücü, görülen yan etkileri ve belirtileri geçirmedeki etkililiğine ilişkin bilgileri içeren bir günlük tutun. Bu günlüğü, antibiyotik kullanmanız istendiğinde incelemesi için doktorunuza verin. Antibiyotik öykünüz, doktorunuza hangi antibiyotiği reçetelemesi gerektiği konusunda yardımcı olabilir.

Aşılar

Salı, 06 Kasım 2007

AŞILAR

Aşılamanın temelindeki ilke,bakteri ve virüs gibi enfeksiyon etkenlerini yada çeşitli zehirli maddeleri belirli işlemlerden geçirdikten sonra kişiye vererek vücudun bu maddelere karşı antikor üretmesini,yani bağışıklık kazanmasını sağlamaktır.

Böylece vücudun,hazırlıklı olduğu hastalık etkenlerinden biriyle karşılaştığında,

Önceden,oluşmuş antikorlar sayesinde bu maddelerle savaşması kolaylaşır.

AŞILARIN BİLEŞİMİ

Aşılar ya hastalık etkeni olan mikroorganizmalardan(bakteri,virüs vb)yada bunların ürettiği zehirlerden yapılır.Vücuda verilmeden önce çeşitli işlemlerden geçirilen aşının hastalık yapıcı etkisi ortadan kaldırılır.Ama bu işlemler aşının antijen özelliğini ve vücutta antikor oluşturma etkisini engellemez.Başlıca aşı tipleri şunlardır:

·Canlı aşılar-Enfeksiyon etkeni mikroorganizma ısıtma,kimyasal işlem gibi çeşitli yöntemlerle zararsız hale getirilerek vücuda verilir. Bazen de enfeksiyon etkenine benzeyen daha zararsız bir mikroorganizma kullanılır.Örneğin,çiçek aşısında inek çiçek hastalığının etkeni,verem aşısında da hastalık yapma gücü zayıflatılmış BCG denen verem basili kullanılır.

·Ölü mikropların kullanıldığı aşılar-Örneğin boğmaca ve kolera hastalıklarında bu tip aşılar kullanılır.

·Mikropların ürettiği zehirleri(anatoksin)içeren aşılar-Bu tip aşılarda formol gibi kimyasal maddeler yada ısı kullanılarak zehrin hastalık yapıcı etkisi yok edilir,ama antikor yapımını uyaran etkisi korunur(tetanos aşısı,difteri aşısı vb).

AŞILARIN ETKİ MEKANİZMASI

Canlı aşılarla vücuda giren mikroorganizmalar çoğalmaya başlar,ama bunlar etkisizleştirilmiş olduğundan üremeleri hastalıkla sonuçlanmaz yada ancak çok hafif belirtiler gelişir.Sonuçta gerçek mikropların oluşturduğuna benzer bir bağışıklık ortaya çıkar.Aşılanmadan en erken 2-3 hafta sonra gelişen bu bağışıklık yıllarca sürer.

Ölü aşılar ve anatoksinler hastalık belirtilerine yol açmaz,ama vücutta bunlara karşı antikor üretilir.Gene de tam bir bağışıklık oluşması için aşı dozu birkaç kez yinelenmelidir.

Bunların yarattığı bağışıklık canlı aşılarınki kadar uzun sürel