‘Dizayn’ Kategorisi için ArÅŸiv

Oracle 2

Salı, 06 Kasım 2007

ORACLE. 2

Oracle Ürünleri2

Oracle RDBMS. 2

Oracle Uygulama Geliştirme Araçları2

SQL*Plus. 3

PL/SQL. 3

Net8. 3

SQL*Net4

Oracle8i Enterprise Edition ve Gerekli Donanım.. 4

Oracle8i Enterprise Edition(Windows NT). 4

Oracle8i Client(Windows NT ve Windows 95/98). 5

Oracle Programmer(Windows NT ve Windows 95/98). 5

Oracle8i Enterprise Edition Kurulumu.. 5

Oracle8i Enterprise Edition Ürününü Kaldırma.. 7

Oracle Veritabanı Yapısı7

Fiziksel Bölüm.. 8

Veri Dosyaları(Data Files)8

Kontrol Dosyaları(Control Files)8

Log Dosyaları(Log Files)8

Mantıksal Bölüm.. 8

Tablo Uzayı(TableSpace)8

Veri Tabanı Şema Nesneleri9

Küme(CLUSTER)9

İndeks(INDEX)9

Rol(ROLE)9

Geri Alma Parçası(ROLLBACK SEGMENT)9

Sıra(SEQUENCE)9

Kayıtlı Fonksiyonlar(STORED FUNCTION) ve Kayıtlı Prosedürler(STORED PROCEDURE)10

EÅŸanlam(SYNONYM)10

Tablo(TABLE)10

Görüntü(VIEW)10

Veri Blokları(Data Blocks), Genişlemeler(Extents),Parçalar(Segments)10

Bellek Yapısı(Memory Structure) ve Arka Plan İşlemleri(Background Processes). 11

Bellek Yapıları12

SGA(System Global Area)12

Program Genel Alanı(PGA)13

İşlem Yapısı(Process Architecture)13

Kullanıcı İşlemleri(User(Client) Processes)13

Oracle İşlemleri(Oracle Processes)13

Oracle’ın Çalışmasına Bir Örnek. 14

Veri Tanımlama Dili Komutları15

Veri Sözlüğü. 15

Veritabanı Nesneleriyle İlgili Komutlar. 15

CREATE TABLE. 15

ALTER TABLE. 16

DROP TABLE. 16

CREATE VIEW… 16

CREATE TABLESPACE. 17

CREATE USER.. 17

CREATE ROLE. 17

CREATE INDEX.. 18

CREATE SEQUENCE. 18

CREATE ROLLBACK SEGMENT.. 18

GRANT.. 18

REVOKE. 18

Yedek Alma ve Geri Getirme. 18

Fiziksel Yedek Alma. 18

NOARCHIVELOG Modunda Yedek Alma. 18

ARCHIVELOG Modunda Yedek Alma. 19

Mantıksal Yedek Alma. 20

Export20

Import20

SQL( Structured Query Language )20

PL/SQL.. 30

PL/SQL Bloklarının Yapısı30

PL/SQL Akış Kontrolü.. 30

IF Kontrol Yapısı31

LOOP Kontrol Yapısı31

İmleçler. 31

Hata Durumları32

PL/SQL Prosedürleri33

PL/SQL Fonksiyonları34

Kayıtlı Alt Programlar. 35

Parametre Modları35

PL/SQL Paketleri35

PL/SQL Tetiklemeleri36

ORACLE

İlişkisel Veritabanı Yönetim Sistemleri (Relational Database Management Systems - RDBMS) büyük miktarlardaki verilerin güvenli bir şekilde tutulabildiği, bilgilere hızlı erişim imkanlarının sağlandığı, bilgilerin bütünlük içerisinde tutulabildiği ve birden fazla kullanıcıya aynı anda bilgiye erişim imkanının sağlandığı programlardır. Oracle veritabanı da bir ilişkisel veri tabanı yönetim sistemidir.

Oracle veritabanının özellikleri ÅŸunlardır: Büyük miktarda veri tutabilmekte ve verilerin depolandığı alanları ayarlama imkanı vermektedir.Aynı anda çok sayıda kullanıcıya verilerin bütünlüğünü bozmadan hizmet verebilmektedir. Oracle 8 sürümü ile birlikte on binlerce kullanıcıya hizmet verebilmektedir.Günün 24 saati ve haftalar boyu hiç kapatılmadan çalışabilmektedir.İşletim sistemi, veri eriÅŸim dilleri ve aÄŸ iletiÅŸim protokolleri standartlarıyla uyumludur.Yetkisiz eriÅŸimleri engelleme ve kontrol edebilme imkanı saÄŸlamaktadır.Bütünlüğü veritabanı düzeyinde saÄŸlayabilmektedir, böylece daha az kod yazılmaktadır.İstemci/Sunucu mimarisinin bütün avantajlarını kullanabilmektedir.Oracle ile ilk defa karşılaÅŸan kullanıcılar genellikle Delphi, Visual Basic gibi görsel programlama dillerine benzeyen uygulamalarla karşılaÅŸmayı umarlar. Oysa ki yukarıda da belirttiÄŸimiz gibi Oracle bir iliÅŸkisel veritabanı yönetim sistemidir. Yani bir programlama dili deÄŸildir. Fakat Oracle tarafından geliÅŸtirilen ve Oracle’ın kendi uygulama geliÅŸtirme araçları içerisinde kullanılan bir programlama dili vardır. Oracle ürünleri genellikle büyük çaplı veri kontrolünü gerektiren uygulamalarda kullanılır. Öncelikle bir aÄŸda Oracle veritabanı sadece sunucu olarak adlandırılan bilgisayara yüklenir. Bu sunucu Oracle’ın desteklediÄŸi herhangi bir iÅŸletim sistemiyle çalışıyor olabilir. Yani Oracle’ın faklı iÅŸletim sistemleri için farklı sürümleri vardır. Bu sunucu bilgisayara kurulan veritabanı üzerinde tablolar, indeksler, eÅŸanlamlar,tablo uzayları ve ihtiyaç duyulan kayıtlı prosedürler oluÅŸturulur. Bunlar raporun sonraki bölümlerinde anlatılmaktadır. Oracle’ın bu veritabanına eriÅŸerek uygulama programı geliÅŸtirmeye yarayan diÄŸer ürünleri de istemci bilgisayarlara kurulur. Tabi sunucu bilgisayara da isteÄŸe baÄŸlı olarak bu ürünler kurulabilir. Åžimdi Oracle ürünlerini daha ayrıntılı olarak inceleyelim.

Oracle Ürünleri

Aşağıda şu an kullanımı en güncel olan değişik Oracle ürünleri tanıtılımıştır.

Oracle RDBMS

Oracle iliÅŸkisel veritabanı yönetim sistemi Oracle ÅŸirketinin ana ürünüdür. Bu ürünün ÅŸu an en yeni sürümü Oracle9i RDBMS’dir. Biz bu çalışmada bir önceki sürüm olan Oracle8i’yi esas alacağız. Oracle 8i’den bir önceki sürüm Oracle 7 ve onun bir önceki sürümü de Oracle 6’dır.

Oracle Uygulama Geliştirme Araçları

Oracle’ın veritabanı uygulamaları geliÅŸtirmek için görsel ürünleri bu grupta yer alır. Oracle’ın program geliÅŸtirmek için kullanılan bu ürünlerinin eski adı Oracle Power Objects idi. Daha sonra Oracle Developer 2000 ve sonra da Oracle Developer 6 ürünleri geliÅŸtirildi. Developer 2000 ve Developer 6 içerisinde Form Builder, Report Builder, Graphics Builder, Procedure Builder ve Schema Builder ürünlerini içerir. Form Builder kullanıcıya sunulacak arayüzlerin geliÅŸtirildiÄŸi programdır. İşte bu uygulama görsel bir programlama dilinin uygulama geliÅŸtirme ortamına benzer. Report Builder ürünü veritabanından elde edilen bilgiler ile raporlar hazırlamaya yarar. Özellikle banka ve kamu kuruluÅŸlarının ihtiyacı olan fatura, evrak gibi belgelerin hazırlanıp, çıktı alınması için geliÅŸtirilmiÅŸ bir programdır. Procedure Builder sürekli kullanılacak kodların prosedürler halinde oluÅŸturulup, kütüphaneler olarak kaydedilmesi iÅŸlemine yarayan bir programdır. Schema Builder ise veritabanı nesnelerinin görsel olarak oluÅŸturulabilmesi için geliÅŸtirilmiÅŸ bir uygulamadır. Burada tablo, görüntü, eÅŸanlam oluÅŸturma, tablolar arası iliÅŸki kurma,tablo kısıtlamaları oluÅŸturma iÅŸlemleri görsel olarak yapılabilir.

SQL*Plus

SQL*Plus, Oracle veritabanında sorgulama yapmak ve SQL komutlarını çalıştırmak için kullanılan bir araçtır. SQL*Plus’da SQL komutlarının yanısıra PL/SQL komutları da kullanılabilmektedir. Bu çalışmanın diÄŸer bölümlerinde anlatılan SQL komutları SQL*Plus kullanılarak hazırlanmıştır.

PL/SQL

PL/SQL (Procedural Language/SQL), yapısal dillere ait özelliklerin standart SQL’e eklenmesiyle ortaya çıkan Oracle’a has bir dildir. PL/SQL Oracle firmasının piyasaya sürdüğü her üründe önemli bir yere sahiptir. Kullanıcılar PL/SQL’i kullanarak programlarına bir çok yeni özellikler katmaktadırlar. Bunlar arasında;PL/SQL tabanlı kaydedilmiÅŸ yordamlar(stored procedures) ve veritabanı tetiklemeleri(triggers) ile önemli iÅŸ kurallarını programlamakOracle Developer ürünleri ile güçlü ve kolay kullanılabilir görsel ortamlarla programları detaylandırmak ve daha rahat kontrol etmekOracle tabanlı uygulamalarda nesne-tabanlı(object-oriented) tasarımlar yapma Web sayfalarından Oracle veritabanlarına link yapmaPL/SQL’in belki de en önemli özelliÄŸi istemci-sunucu ortamları tasarlama ile aÄŸ üzerinde dağıtık iÅŸlemler yapma ve bir çok sorguyu çalıştırma imkanı sunmasıdır. PL/SQL dili Ada dilinden sonra tasarlanmıştır. PL/SQL’de en geliÅŸmiÅŸ yordamsal dillerde olan veri tipleri, blok yapısı, ÅŸartlara baÄŸlı ve baÄŸlı olmayan kontrol cümleleri, bir çok döngü tipi, hata durumlarında kullanılacak yordamlar ve kullanıcı tarafından tanımlanabilecek nesneler yer almaktadır.

Net8

Net8 Oracle’ın bir aÄŸ ürünüdür. Farklı bilgisayarların veritabanına baÄŸlantı kurması ve ve istemci-sunucu arasında veri alışveriÅŸinin saÄŸlanabilmesi Net8’in ana görevidir. Net8 aÄŸdaki her bilgisayara kurulur. AÄŸ baÄŸlantısı saÄŸlandığında NET8 istemci ile sunucu arasında bir veri taşıyıcısı gibi iÅŸlem görür.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG]

Ağ üzerinde bir istemcinin sunucudaki veritabanına erişebilmesi için, sunucuda bir ağ servis adının(Net Service Name) ve bir dinleyicinin(LISTENER) oluşturulması gerekir. Oracle Enterprise Edition ile birlikte gelen Net8 Assistant ile bu gerçekleştirilebilir. Ağ servis adları, veritabanı gibi bir servisi ağda tanımlamak amacıyla basit bir yöntem olarak kullanılır. Bir kullanıcı ağ servis adını kullanarak bağlantısını şöyle sağlar:

Connect kullanıcı_adı/şifre@ağ_servis_adı

AÅŸağıda Ne8 Assistant görüntüsü verilmiÅŸtir. Verilen ÅŸekilde aÄŸ eriÅŸimi oluÅŸturmak için gereken iÅŸlemler oldukça basittir. Bir aÄŸ servis adı oluÅŸturmak için “AÄŸ Servis Adları” dizininin üzerine gelip, yandaki artı iÅŸaretini tıklamak gerekir. Bundan sonra bazı bilgiler girmemiz istenir. Önce kullancağımız aÄŸ servis adı bilgisi girilir, sonra iletiÅŸimde kullanılacak TCP/IP, SPX gibi protokollerden uygun olanın seçilmesi iÅŸlemi tamamlanır. Bundan sonra ana bilgisayar adı ve port numarası girilir. Ana bilgisayar adı veritabanının yüklü olduÄŸu bilgisayarın adıdır. Port numarası ise Oracle’ın veritabanları için kullandığı standart numara olarak 1521 girilir. Bu iÅŸlemden sonra veritabanın sürümü seçilir ve veritabanı oluÅŸturulurken girilen SID adı bilgisi verilir. Girilecek tüm bilgiler bu kadardır. EriÅŸimin saÄŸlanıp saÄŸlanmadığını anlamak için “Test” butonu ile baÄŸlantı denemesi yapılır. AÄŸ servis adları TNSNAMES.ORA adlı dosyaya haydedilir. Bu dosyada yaptığımız bir kayıt ÅŸu ÅŸekilde yer alır.

OGR =

(DESCRIPTION =

(ADDRESS_LIST =

(ADDRESS = (PROTOCOL = TCP)(HOST = bavenoglu)(PORT = 1521))

)

(CONNECT_DATA =

(SERVICE_NAME = ogr)

) )

Ağ erişimi dinleyici(LISTENER) adı verilen bir yardımcı programla sağlanır. Net8 Assistant içerisinde bir dinleyici oluşturulabilir. Bir istemci sunucuya bağlanmak istediğinde bu isteği dinleyici karşılar ve istemcinin konfigürasyon bilgileri ile kendi bilgilerini karşılaştırır eğer uygunsa bağlantı sağlanır. Dinleyicinin konfigürasyonu ile ilgili bilgiler LISTENER.ORA dosyasında saklanır.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.jpg[/IMG]

SQL*Net

SQL*Net Net8’in yardımcı programıdır. Bir istemci bilgisayara Oracle Forms ürününün yüklendiÄŸini düşünelim. Bunun için istemci bilgisayar SQL*Net ile oluÅŸturulan veritabanı takma adını(alias) kullanır. Yukarıda Net8 konfigürasyonunun istemci bilgisayarlarda da yapılması gerektiÄŸini söylemiÅŸtik. İşte bu konfigürasyon istemci bilgisayarlarda SQL*Net sayesinde yapılır. Burada veritabanına verilecek takma isim, protokol adı, ana bilgisayar adı(veritabanının bulunduÄŸu) ve veritabanının SID olarak girilen ismi bilgileri girilerek düzenleme yapılır.

Oracle8i Enterprise Edition ve Gerekli Donanım

Bu rapor Oracle8i Enterprise Edition for Windows NT Release 8.1.5 sürümü üzerine düzenlenmiÅŸtir. Oracle8i Enterprise Edition CD’sinde üç farklı ürün yer almaktadır:Oracle8i Enterprise Edition (Server)Oracle8i ClientOracle Programmer Oracle8i Enterprise Edition(Windows NT)

Yükleme Türü

Açıklama

Typical

Tam anlamıyla bir veritabanı kullanmak isteyenler için tavsiye edilen yükleme türüdür. Bir baÅŸlangıç veritabanı, aÄŸ servisleri, Oracle yardımcı ürünleri ve yardım dokümanları yüklenir.720 MB yer kaplar. Pentium 133 ya da Pentium 166 iÅŸlemci ile kurulabilir. Önerilen iÅŸlemci Pentium 200 dür. 96 MB RAM ile çalışabilir. Tavsiye edilen bellek ise 128 MB ‘tır.

Minimal

Minimum veritabanı paketi kullanmak isteyenler için önerilir. Bir baÅŸlangıç veritabanı, aÄŸ servisleri ve bazı yardımcı ürünleri içerir. 520 MB yer kaplar. Pentium 133 ya da Pentium 166 iÅŸlemci ile kurulabilir. Önerilen iÅŸlemci Pentium 200 dür. 64 MB RAM ile çalışabilir. Tavsiye edilen bellek ise 96 MB ‘tır.

Oracle8i Client(Windows NT ve Windows 95/98)

Yükleme Türü

Açıklama

Typical

Veritabanı yöneticileri için veritabanına baÄŸlanma ve veritabanı yönetim iÅŸlerini gerçekleÅŸtirme araçlarını yükler. 299 MB yer kaplar. Intel 80486 iÅŸlemci ile çalıştırılabilir. Tavsiye edilen Pentium 133 ya da Pentium 166 dır. En az 32 MB RAM ile çalıştırılabilir. Önerilen 64 MB’tır.

Oracle Programmer(Windows NT ve Windows 95/98)

Yükleme Türü

Açıklama

Typical

Veritabanına eriÅŸebilen geliÅŸtirme araçları ve ara yüzlerini yükler. Bu paket, ön derleyicileri(precompilers), aÄŸ servislerini ve yardım dokümanlarını içerir. 267 MB yer kaplar. Intel 80486 iÅŸlemci ile çalıştırılabilir. Tavsiye edilen Pentium 133 ya da Pentium 166 dır. En az 32 MB RAM ile çalıştırılabilir. Önerilen 64 MB’tır.

Oracle8i Enterprise Edition Kurulumu

1.Kuruluma baÅŸlamadan önce Windows NT sistemine “Administrator” olarak girin.EÄŸer sistemde Oracle’ın daha önceki sürümleri varsa StartàControl PanelàServices içerisinde tüm Oracle ile baÅŸlayan servisleri seçip, saÄŸ tıklayın ve açılan menüden “Stop” seçeneÄŸini seçin.CD-Rom’u takın ve otomatik olarak çalışmasını bekleyin. EÄŸer çalışmazsa cd-rom sürücü dizinine geçip Setup.Exe dosyasını çalıştırın.Åžimdi “Oracle Universal Installer“ olarak adlandırılan ürün yükleme sihirbazının çalışmış olması gerekir. Bu ana pencerede “Install/Deinstall Products” seçeneÄŸini tıklayın.İlk karşınıza gelen tanıtım penceresidir. Burada daha önce yüklenmiÅŸ ürünlerin listesi görülebilir. Yeni yükleme için “İleri” butonunu tıklayın.“Dosya YerleÅŸimleri” penceresinde kaynak ve hedef dizin ve dosya adları belirtilir. Kaynak dizin E:\STAGE\PRODUCTS.JAR ÅŸeklinde otomatik olarak belirtilir. Bu dizin adı deÄŸiÅŸtirilmemelidir.Hedef olarak bir Oracle giriÅŸ dizini adı ve yolu girmeniz beklenir. Otomatik olarak giriÅŸ dizini adı için “OraHome81” ve yolu içinde “C:\Oracle\Ora81” belirtilir. Bu alanlar deÄŸiÅŸtirilmeden “İleri” butonu tıklanabilir.[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.jpg[/IMG]

8.Ürün bilgileri listesinin yüklenmekte olduÄŸunu belirten bir pencere geldikten sonra karşınıza “Yüklenebilecek Ürünler” penceresi gelir. Yukarıda da anlattığımız gibi burada üç ürün vardır. Oracle8i Enterprise Edition seçeneÄŸini iÅŸaretleyerek “İleri” butonuna basın.“Yükleme Türleri” penceresinde tipik, minimum ya da özel seçeneklerinden biri seçilerek “İleri” butonuna basılır.EÄŸer tipik yükleme, ya da özel yükleme seçildiyse burada Oracle yardım dosyalarını diskten ya da CD-Rom’dan çalıştırma seçeneklerinden birini seçmeniz beklenir. EÄŸer diskte yaklaşık 133MB boÅŸ yeriniz varsa diske yükleme seçeneÄŸini seçebilirsiniz.Bilgisayarınızda daha önceden yüklü bir Oracle veritabanı varsa bu kısımda bunu güncellemek isteyip istemediÄŸinizi soran bir pencere gelir. “Migrate an Existing Database” kutusunu iÅŸaretlerseniz yüklemeden hemen sonra “Oracle Data Migration Assistant” programı çalışır ve eski veritabanınızı yeni sürüme terfi ettirir.“İleri” butonunu tıkladığınızda karşınıza “Database Identification” penceresi gelir. Burada “Global Database Name” ve “SID” alanlarını doldurmanız istenir. Buraya vereceÄŸiniz isim veritabanının adı olacaktır. Bu alanlardan birini doldurduÄŸunuzda diÄŸeri de aynı deÄŸeri otomatik olarak alır.[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image007.jpg[/IMG]“İleri” butonunu tıkladığınızda genel ayarlar, ürün dilleri, alan gereksinimleri ve yeni yüklenecek ürünleri kapsayan bir liste gelir. Listede deÄŸiÅŸiklik yapılamaz. Sadece bildiri amaçlı bir listedir.“İleri” butonunu tıkladığınızda ürünler yüklenmeye baÅŸlar. Oracle8i Enterprise Edition sürümünün tipik olarak yüklenmesi minimum donanım ayarlarında yaklaşık yarım saat sürer.Dosyaların kopyalanması bittikten sonra “Konfigürasyon Penceresi” gelir.Veritabanının oluÅŸturulması, baÅŸlatılması ve aÄŸ ayarlarının yapılması burada otomatik olarak yapılır. Veritabanı oluÅŸturma iÅŸlemleri bittikten sonra karşınıza giriÅŸ ÅŸifrelerinin ve veritabanı ile ilgili bazı bilgilerin verildiÄŸi bir pencere gelir. Buradaki ÅŸifreler daha sonra veritabanı yönetimi için kullanılacak ÅŸifreler olduÄŸundan, önemlidir.[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image009.jpg[/IMG]Bu iÅŸlemler tamamlandıktan sonra “Universal Installer” kapatılabilir.Oracle8i Enterprise Edition Ürününü Kaldırma

Bu ürünü kaldırmadan önce StartàControl PanelàServices seçilerek çalışan tüm Oracle servisleri kapatılmalıdır.(“Oracle” kelimesi ile baÅŸlayan tüm servisler)“Start > Programs > Oracle Installation Products > Universal Installer” seçilerek yükleme asistanı çalıştırılmalıdır.Burada “Yüklü Ürünler” butonu tıklanır.Kaldırmak istenilen ürünlerin solundaki kutular tıklanarak boÅŸaltılır ve “Kaldır” butonuna basılır.Ekrana bu kaldırılacak ürünlerin listesi gelir ve kaldırmak için son kez onay istenir.“Evet” butonuna tıklanırsa seçili ürünler kaldırılır. Sonra “Universal Installer” kapatılabilir.Oracle Veritabanı Yapısı

Oracle veritabanının, iÅŸletim sistemi tarafından bakıldığında, biri fiziksel diÄŸeri mantıksal olmak üzere iki bölümü vardır. Fiziksel bölüm, iÅŸletim sisteminden görünen kısımdır. Bunlar Data File(Veri Dosyası), Control File(Kontrol Dosyası) ve Log File(Log Dosyası) ‘dan oluÅŸmaktadır. Mantıksal Bölüm, bir ya da daha fazla tablo uzayı(Tablespace) ve tablolar(table), görüntüler(view), sıralar(sequence), eÅŸanlamlar(synonym), indeksler(index), kümeler(cluster), veritabanı baÄŸlantıları (database link), prosedürler(procedure), fonksiyonlar(function), ve paketlerden(package) oluÅŸan ÅŸema nesnelerinden oluÅŸmaktadır. Fiziksel bölüm iÅŸletim sistemi tarafından görülebilmesine raÄŸmen, mantıksal bölüm ancak Oracle’a baÄŸlanıp, SQL komutları çalıştırılarak görülebilmektedir. Yani, Oracle kurulu herhangi bir makinede, SQL bilgisi olmayan bir insan, Oracle’ın sadece fiziksel bölümünü görebilmektedir.

Oracle veritabanındaki her nesnenin bir sahibi(kullanıcı olarak bahsedilir) vardır. Her kullanıcı bir veya daha fazla tablo uzayına sahip olabilir. Her nesne, ait olduğu kullanıcının herhangi bir tablo uzayında (mantıksal olarak) bulunur. Her tablo uzayı da, kendisine sahip olan kullanıcının nesnelerini tutmak için işletim sisteminde bir veya daha fazla veri dosyasına sahip olabilmektedir.

Sonuç itibariyle, veritabanındaki her nesnenin bir kullanıcısı vardır ve bu nesneler mantıksal olarak o kullanıcının sahip olduÄŸu tablo uzaylarının herhangi birinin (hangisi olduÄŸu komutlarla öğrenilebilir) içerisinde, fiziksel olarak da o kullanıcının sahip olduÄŸu tablo uzayının herhangi bir veri dosyasında bulunur. Fakat, o veri dosyasının içerisine iÅŸletim sisteminden bu nesneyi bulmak için bakılamaz. Bu nesnenin sahibi ve mantıksal yeri “DML”(veri iÅŸleme dili) komutları ile bulunabilmektedir.

Fiziksel Bölüm

Fiziksel bölüm veritabanını oluşturan işletim sistemi dosyalarıdır. Bir Oracle veritabanı fiziksel olarak bir ya da daha fazla veri dosyası, iki ya da daha fazla log dosyası, bir ya da daha fazla kontrol dosyasından oluşur.

Veri Dosyaları(Data Files)

Veri dosyaları veri tabanındaki tüm verileri tutan dosyalardır. Tablo, indeks gibi mantıksal veritabanı yapılarının içerisindeki veriler fiziksel olarak veri dosyalarında tutulurlar. Bir veri dosyası kendisi için ayrılan alan dolduğunda, kendi sahip olduğu alanı artırabilecek özelliklere sahiptir. Bir ya da daha fazla veri dosyası mantıksal bir veritabanı depolama ünitesi olan bir tablo uzayını oluşturular.

Normal veritabanı işlemleri boyunca bir veri dosyası içerisindeki veriler okunur ve Oracle için ayrılan belleğe getirilirler. Örneğin bir kullanıcının veritabanındaki bir tablonun verilerine erişmek istediğini varsayalım. Eğer istenilen veriler bellekte yer almıyorsa, ancak o zaman uygun veri dosyasından okunur ve belleğe getirilirler.

Değişikliğe uğrayan veriler ya da yeni eklenen veriler veri dosyalarına hemen yazılmazlar. Sabit diske erişimi azaltmak ve böylece sistemin performansını artırmak için veriler bellek havuzunda tutulur ve gerektiğinde hepsi birden uygun veri dosyalarına kaydedilirler. Bunu Oracle artalan işlemleri belirler.

Kontrol Dosyaları(Control Files)

Tüm Oracle veritabanları kontrol dosyasına sahiptir. Bir kontrol dosyası veritabanı adı, veri dosyaları ve log dosyalarının adı ve diskteki yeri, veritabanının oluşturulma tarihi vb. veritabanı ile ilgili bilgileri tutar.

Her veritabanı oturumu açıldığında Oracle bu dosyayı kontrol ederek gerekli bilgileri alır. Eğer veritabanında fiziksel bir değişme olursa(yeni bir log dosyası ya da veri dosyası oluşturulması gibi), yapılan değişiklikler Oracle tarafından otomatik olarak kontrol dosyalarına yansıtılır.

Log Dosyaları(Log Files)

Redo Log dosyaları olarak bilinen bu dosyaların amacı veriler üzerinde yapılan tüm değişiklikleri kaydetmektir. Eğer veri dosyalarına kalıcı olarak kaydedilmiş olan, değişikliğe uğramış kayıtlarda bir bozukluk olursa yapılan değişiklikler redo log dosyalarından sağlanabilir ve işlemler kaybolmaz. Birden fazla tekrarlanan bozukluk durumlarında redo log dosyalarının da bozulmasını engellemek için Oracle farklı diskler üzerinde redo log dosyalarının birden fazla kopyasının alınmasına olanak sağlar.

Bir veritabanı işlemi sırasında elektrik kesilirse, bellekteki veriler veri dosyalarına kaydedilmeyecek ve verilerin kaybolması durumuyla karşılaşılacaktır. Oracle veritabanı tekrar açıldığında redo log dosyalarında yapılan son değişiklikler veri dosyalarına yansıtılarak verilerin kaybolması engellenir.

Mantıksal Bölüm

Oracle veritabanının mantıksal yapısı tablo uzaylarını(tablespaces), şema nesnelerini(schema objects), veri bloklarını(data blocks), genişlemeleri(extents) ve parçaları(segments) içerir.

Tablo Uzayı(TableSpace)

Bir veritabanı, ilişkili mantıksal yapıların gruplanmasını sağlayan ve tablo uzayı olarak bilinen mantıksal depolama ünitelerine bölünmüştür.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.gif[/IMG]

Yukarıdaki şekil veritabanı, tablo uzayı ve veri dosyaları arasındaki ilişkiyi açıklamaktadır. Buna göre:

·Bir veritabanı bir ya da daha fazla tablo uzayına bölünmüştür.

·Tablo uzayı içerisindeki tüm mantıksal yapıları fiziksel olarak depolayabilmek için, her tablo uzayı bir ya da daha fazla veri dosyasına sahip olabilir.

·Tablo uzaylarının toplam kapasitesi, sahip oldukları veri dosyalarının toplam kapasitesine eşittir.(Yukarıdaki şekil için SYSTEM tablo uzayı 2MB, USERS tablo uzayı 4MB).

·Tablo uzaylarının toplam kapasitesi veritabanının toplam kapasitesini belirler.(6 MB)

Bir tablo uzayı açık ya da kapalı olabilir. Tablo uzayı kapalı olduğunda bu tablo uzayının içerisindeki nesnelere erişilemez. Bir tablo uzayı yönetim amaçlı olarak kapalı duruma alınabilir.

Veri Tabanı Şema Nesneleri

Şema nesneleri mantıksal veri depolama yapıları olarak bilinir. Veritabanı üzerinde kullanıcının belirli işleri yapabilmesi için tanımlanan bu yapılar tablolar, görüntüler, sıralar, eşanlamlar, indeksler, kümeler, veritabanı bağlantıları, prosedürler, fonksiyonlar, ve paketlerdir. Bir şema ise bu nesnelerin oluşturduğu gruptur.

Küme(CLUSTER)

Aynı anda sorgulanan birden fazla tablonun bir arada kaydedilmesine “cluster” denir. Bu yapı, beraber sorgulanan tablolarda hız kazanmak için çok önemlidir. ÖrneÄŸin “isci” tablosu ile “bolum” tablosunun(bu tabloların yapısı için SQL bölümüne bkz.) her ikisi de ortak olarak “bolum” ve “bolumno” alanlarını içermekte. Yani “isci” tablosundaki “bolum”, “bolum” tablosundaki “bolumno” alanına karşılık geliyor. Burada oluÅŸturulacak bir cluster’da her iki tablo veritabanında yan yana getirilerek aynı veri bloÄŸu içerisine kaydedilir.Böylece daha hızlı eriÅŸim saÄŸlanır.

İndeks(INDEX)

İndeksler tablo ve cluster’lar için kullanılan veri tabanı nesneleridir. Burada amaç aranılan bir kayda daha hızlı eriÅŸimdir. Özellikle üzerinde çok arama yapılan alan veya alanlar üzerinde indeks oluÅŸturmak çok etkilidir. İndeks oluÅŸturulduÄŸunda ilgili tablonun kayıtları yer deÄŸiÅŸtirmez. Sadece ilgili kayıtların kayıt numaraları olarak adlandırılan “rowid” ‘ler alınarak sıralama yapılır.

Bir tablo üzerinde oluşturulabilecek indeks sayısı sütunların kombinasyonları farklı olduğu müddetçe sınırsızdır. Bir sütun diğer sütunlarla değişik kombinasyonlarda kullanıldığı müddetçe birden fazla indeks içerisinde yer alabilir. Aynı sütun kombinasyonlarının indeksi, faklı indeks ismi kullanarak oluşturulmaya çalışılsa bile gerçekleştirilemez.

İndeksleme iÅŸleminin gerçekleÅŸtirilmesinde Oracle çoÄŸunlukla B-tree indeksleme metodunu kullanır. Bunun yanında “hash cluster indexes”, “reverse key indexes”, ve “bitmap indexes” yöntemlerini de kullandığı bilinmektedir.

İndeksler mantıksal ve fiziksel olarak oluşturuldukları tablodan bağımsızdırlar. Eğer bir indeks silinirse, ilgili tablo zarar görmez, çalışmaya devam eder. Fakat indeks olmadığı için veri erişim süresi artacaktır.

Oracle bir indeks oluşturulduğunda onu otomatik olarak kullanmaya başlar ve indeksin oluşturulduğu tablodaki silme, güncelleme ve ekleme işlemleri indekse otomatik olarak yansıtılır.

Rol(ROLE)

Oracle veritabanında her nesnenin ait olduğu bir kullanıcı vardır. Bir kullanıcı bir başka kullanıcının nesneleri üzerinde işlem yapmak isterse buna hakkı olması gerekir. Bir nesne üzerinde işlem yapabilme yetkisine hak denir. Örneğin veritabanına bağlanma, tablo oluşturma, bir başkasına ait tablodan kayıt listeleme, bir başkasının prosedürünü çalıştırma birer haktır. Bu haklar kullanıcılara atanmak suretiyle kullanıcıların bu işlemeleri gerçekleştirmeleri sağlanır. Hakların kullanıcılara atanması iki şekilde olabilir. Birinci olarak bir tabloya kayıt ekleme, kayıt silme vb. haklar bir kullanıcıya ya da kullanıcılara ayrı ayrı atanır. İkinci şekilde ise verilmek istenen haklar bir rol altında birleştirilir ve bu rol istenen kullanıcılara aktarılır.

Haklar “sistem hakları” ve “nesne hakları” olmak üzere ikiye ayrılır. Sistem hakları veritabanı ile ilgili olarak önceden tanımlanmış rollerdir. Oracle’da 60’tan fazla sistem hakkı tanımlanmıştır. Nesne hakları ise veri tabanı nesneleri üzerinde iÅŸlem yapma haklarıdır. “Create Table”, “Create TableSpace”, “Drop Any Index” gibi haklar sistem haklarına örnek olarak verilebilir. Nesne hakları ise 8 çeÅŸittir. “Select”, “Insert”, “Update”, “Delete”, “Alter”, “Index”, “Execute”, “References”, “All” çeÅŸittir. “All” ayrı bir hak olarak adlandırılmaz. DiÄŸer tüm hakları kapsar. Bu haklar sırayla kayıt seçme, kayıt güncelleme, kayıt silme, nesnelerin yapısını deÄŸiÅŸtirme, indeks oluÅŸturma, alt program çalıştırma, yabancı anahtar tanımlayabilme iÅŸlemlerini içerirler. Rol tanımlama ve hak verme komutları ileride ayrıntılı olarak iÅŸlenecektir.

Geri Alma Parçası(ROLLBACK SEGMENT)

Oracle veritabanının güvenliÄŸi açısından “Select”, “Insert”, “Update”, “Delete” gibi iÅŸlemlerin yedeÄŸini almaktadır. Alınan bu yedeklerin konulduÄŸu yerlere geri alma parçası denir. Kullanıcı bu tip iÅŸlemleri yaptıktan sonra “Rollback” komutunu uygularsa, yaptığı deÄŸiÅŸiklikler geri alma parçalarından getirilir ve böylece kayıtlar eski haline dönmüş olur. Kullanıcı “Commit” komutunu verirse yaptığı deÄŸiÅŸiklikler geri alma parçalarından geri getirilemez. Her veritabanında bir ya da birkaç tane geri alma parçası olabilir.

Sıra(SEQUENCE)

Tablolardaki kayıtlar için otomatik sıra numarası verilmesi isteniyorsa sıra nesnesi kullanılabilir. Bu sıra numarası veritabanı tarafından otomatik olarak üretilir. Özellikle çok kullanıcılı ortamlarda tekil olarak numara üretilmek istendiğinde çok kullanışlıdır. Birden fazla kullanıcı aynı anda böyle bir sayı üretmek isterse bunun program koduyla yapılması işlem hızını yavaşlatır. Çünkü bir kullanıcı diğeri işini bitirene kadar beklemek zorundadır. Sıra nesnesi bu işi otomatik olarak ve çok seri bir şekilde başarır.

Sıra numaraları Oracle’da tanımlı 38 rakama kadar tamsayılardan oluÅŸur. Bir sıra tanımlaması sıranın adını, artan ya da azalan olacağını, iki sayı arasındaki fark miktarını içerir. Oracle tüm sıra numarası tanımlarını SYSTEM tablo uzayının içerisindeki bir veri sözlüğü tablosuna kaydeder. SYSTEM tablo uzayı sürekli çalışır durumda olduÄŸu için tüm sıra numaraları da aktiftir. Sıra numaraları tablolardan bağımsız olarak üretilir. Yani bir sıra numarası bir ya da daha çok tablo için kullanılabilir.

Kayıtlı Fonksiyonlar(STORED FUNCTION) ve Kayıtlı Prosedürler(STORED PROCEDURE)

Bir grup SQL ya da PL/SQL komutunun belli bir işi gerçekleştirmek için bir araya getirilip veritabanına kaydedilmesi kayıtlı prosedürler ve fonksiyonlar sayesinde olur. Birden fazla uygulama programı içerisinde aynı işi yapan kodları sürekli yazmak yerine kayıtlı prosedür ve fonksiyonlar bir kere yazılır ve tüm uygulamalar tarafından kullanılır. SQL*Plus, Oracle Forms ya da Oracle Reports içerisinden bu prosedürler çağrılabilir. Prosedürler geriye birden fazla değer döndürebilirken, fonksiyonlar sadece bir değer döndürürler.

EÅŸanlam(SYNONYM)

EÅŸanlam bir tablo, görüntü, sıra, prosedür, fonksiyon ya da paket için “alias” olarak adlandırılan bir takma isimdir. EÅŸanlam bir takma isim olduÄŸu için veri sözlüğü içerisindeki tanımının kapladığı yer haricinde, veritabanında yer kaplamaz. EÅŸanlamlar güvenlik ve daha rahat kod yazma amacıyla kullanılırlar. Bir eÅŸanlam kullanıldığında ilgili nesnenin adı ve sahibi gizlenir ve SQL komutu içerisinde kullanımı kolaylaşır.

EÅŸanlamlar genel(Public) ve özel(Private) olarak tanımlanabilirler. “Genel” olarak tanımlanan eÅŸanlamlara tüm veritabanı kullanıcıları eriÅŸebilir. “Özel” olarak tanımlanan eÅŸanlamlara sadece ilgili nesnenin sahibi ve sahibi tarafından hak verilmiÅŸ bir baÅŸka kullanıcı eriÅŸebilir.

Bir nesnenin adı değiştirilmek istendiğinde ya da silinmek istendiğinde, bu nesneyi kullanan tüm uygulama programları değiştirilmek zorundadır. Oysa ki bu nesnenin bir eşanlamı oluşturulursa ve uygulama programları bu eşanlamı kullanırsa, eşanlam üzerinde yapılacak değişikliklerle bu silme vb. işlemlerden uygulama programlarının etkilenmesi önlenebilir.

Bir kullanıcı bir baÅŸka kullanıcının nesnesini kullanmak istediÄŸinde “kullanıcı_adı.nesne_adı” ÅŸeklinde bir yazım kuralına uymak zorundadır. EÄŸer bir “genel” olarak bir eÅŸanlam tanımı yapılırsa tüm kullanıcılar direk eÅŸanlam ismini kullanarak iÅŸlemlerini gerçekleÅŸtirebilirler.

Tablo(TABLE)

İliÅŸkisel Veri Tabanı Yönetim Sistemleri’nde veriler tablolar içerisinde yer alır. Her tablo bir isimle tanımlanır ve her biri bir “kayıt” olarak adlandırılan satırlar ile bu kayıtlardaki verilerin özelliklerini belirleyen sütunlardan oluÅŸur. Her tablo bir ya da daha fazla sütuna sahip olabilir. Her sütunun bir adı ve veri tipi vardır.

Bir tablo oluşturulduğunda Oracle verileri depolamak için bir tablo uzayı içerisinde bir veri segmenti ayırır. Veri segmentinin değerleri değiştirilerek bir tablo için ayrılacak yer miktarı da değiştirilebilir.

Görüntü(VIEW)

Görüntü bir ya da birkaç tablodan istenilen alanların alınmasıyla oluşturulan sanal bir tablodur. Görüntü bu tablolar üzerinde gerçekleştirilen bir sorgu sonucu oluşturulur. Bir görüntü üzerinde silme, güncelleme gibi işlemler yapılamaz. Çünkü görüntü oluşturulduğu tabloların sadece o anlık görüntüsüdür ve veritabanında kendi tanımının kapladığı yer haricinde yer kaplamaz.

Veri Blokları(Data Blocks), Genişlemeler(Extents),Parçalar(Segments)

Oracle veritabanında verilerin depolandığı en küçük birim veri bloğu olarak adlandırılır.Bir veri bloğu veritabanının depolama alanı üzerindeki belli bir byte uzunluğuna karşılık gelir. Veri bloğunun uzunluğu veritabanı oluşturulurken belirlenir.

Veri bloklarının bir üst birimi genişleme olarak adlandırılır. Bir genişleme art arda olan belirli sayıda veri bloğundan oluşur.

GeniÅŸleme’lerin bir üst birimi de parça’lardır. Parçalar belli bir mantıksal yapı için ayrılmış bir dizi geniÅŸleme’den oluÅŸurlar. Farklı amaçlar için kullanılan parçalar vardır. Bunlar veri parçaları(data segments), indeks parçaları(index segments), geri alma parçaları(rollback segments) ve geçici parçalardır(temporary segment).

Bir tablo bir veri parça’sından oluÅŸur. Tablonun verileri bu parça içerisindeki geniÅŸlemelere kaydedilir.(Oracle8i ile birlikte gelen yeni bir özellik olan bölümlenmiÅŸ tablo yapısında her bölüm bir veri parça’sına karşılık gelir.). Yine bir küme(cluster)’de bir veri parça’sından oluÅŸur ve küme içerisindeki tüm tablolar o kümenin veri parça’sında yer alır.

Her bir indeks’te bir indeks parçasından oluÅŸur ve indeks’in bütün verileri indeks parça’sında yer alır. Bir veritabanında, veritabanı kurtarma iÅŸlemleri(database recovery) ve yapılan deÄŸiÅŸkilikleri geri alma iÅŸlemleri(rollback) için bir ya da daha fazla geri alma parça’ları yer alır. Geçici parça’lar Oracle tarafından SQL komutları iÅŸletilirken ihtiyaç olduÄŸunda oluÅŸturulur ve SQL komutu iÅŸlemini bitirdiÄŸinde bu parça tekrar sistemin kullanımına bırakılır.

Aşağıda veri blokları, genişlemeler ve parça ilişkisini gösteren bir şekil yer almaktadır.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image011.gif[/IMG]

Bellek Yapısı(Memory Structure) ve Arka Plan İşlemleri(Background Processes)

Bu bölüm Oracle veritabanının yönetiminin sağlanmasında kullanılan işlemleri ve bellek yapılarını içermektedir. Tüm bellek yapıları veritabanının oluşturulduğu bilgisayarın ana belleğinde yer almaktadır. Bu bölüm birden fazla kullanıcının aynı anda veritabanına erişip işlemlerini gerçekleştirmesinin nasıl olduğunu anlamak açısından önemlidir. Aşağıdaki şekil bu bölüm için temel alınacaktır.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image012.gif[/IMG]

Bellek Yapıları

Oracle iÅŸlemlerini gerçekleÅŸtirmek için bellek yapıları oluÅŸturur ve bunları kullanır. ÖrneÄŸin bellek çalışan program kodlarını ve kullanıcılar arasında paylaşılan verileri depolar. Oracle’da birkaç adet bellek yapısı mevcuttur: SGA(System Global Area), veritabanı tamponları(database buffers), redo log tamponları(redo log buffers) ve paylaşım havuzunu(shared pool) içerir.

SGA(System Global Area)

SGA bir oracle veritabanı oturumu için gerekli verileri ve kontrol bilgilerini içeren paylaşımlı bellek bölgesidir. SGA ve Oracle arka plan iÅŸlemleri bir Oracle veritabanı oturumunu oluÅŸturur. Veritabanı oturumu baÅŸladığında Oracle SGA’yı oluÅŸturur ve veritabanı kapatıldığında yok eder. Her bir veritabanı oturumunun kendine ait bir SGA ‘sı vardır. Oracle’a baÄŸlanan kullanıcılar SGA içerisinde verileri paylaşımlı olarak kullanırlar. Yüksek performansın saÄŸlanabilmesi için SGA’nın olabildiÄŸince büyük olması gerekir. SGA büyük olursa bu alanda daha fazla bilgi depolanabilir ve sabit diske eriÅŸim sayısı azalır. SGA içerisinde depolanan bilgi veritabanı tamponları, redo log tamponları ve paylaşım havuzunu içeren birkaç tip bellek yapısına bölünmüştür. Bu alanlar sabit büyüklüktedir ve veritabanı açılırken oluÅŸturulurlar.

Veritabanı Tampon Belleği(Database Buffer Cache)

En son kullanılan veri blokları SGA içerisinde veritabanı tamponu denilen yerde depolanır. Bu veritabanı tamponlarının hepsi veritabanı tampon belleğini oluşturur. Veritabanı tampon belleği değiştirilmiş ve değiştirilmemiş bilgileri içerir. Son kullanılan verilerin ya da çok kullanılan verilerin bellekte depolanması sayesinde sabit disk erişim işlemleri azalır.

Redo Log Tamponu(Redo Log Buffer)

SGA’nın redo log tamponu veritabanı verileri üzerinde yapılan son deÄŸiÅŸiklikleri depolar. Redo log tamponunda depolanan deÄŸiÅŸiklik bilgileri veritabanı kurtarma iÅŸlemlerinde gerekli olan redo log dosyalarına kaydedilirler.

Paylaşım Havuzu(Shared Pool)

Paylaşım havuzu SGA’nın paylaşımlı SQL alanları gibi bellek yapılarını içeren kısmıdır. Paylaşımlı SQL alanı veritabanına girilen her farklı SQL komutunu iÅŸlemek için gerklidir. Her bir paylaşımlı SQL alanı aynı komutu iÅŸleyen birden fazla uygulama tarafından kullanılır. Burada amaç diÄŸer kullanıcılar için daha fazla paylaşımlı bellek alanı bırakabilmektir.

GeniÅŸ Havuz(Large Pool)

Geniş havuz SGA içerisinde isteğe bağlı bir alandır. Bu alan yedekleme, yapılan işlemleri geri yükleme, sunucunun giriş/çıkış işlemleri vb. işlemlerde daha geniş bellek ihtiyacı için kullanılan alandır.

Program Genel Alanı(PGA)

PGA sunucu iÅŸlemleri için veri ve kontrol bilgilerini içeren bellek tamponudur. Bir sunucu iÅŸlemi baÅŸlatıldığında PGA Oracle tarafından otomatik olarak baÅŸlatılır. Genellikle PGA bir kullanıcı ya da baÄŸlantı için ayrılan belleÄŸe denir. Bu bellek üç bölümü içerir: Birincisi yığın uzayı’dır(Stack Space). Yığın bir her bir baÄŸlantıya ait deÄŸiÅŸkenleri, dizileri vb. yapıları tutan bellektir. İkincisi baÄŸlantı bilgisi’dir(Session Information). BaÄŸlantı bilgisi, “multitheraeded” sunucu olarak adlandırılan bir bilgisayarda çalışılmıyorsa PGA alanında, aksi halde SGA da depolanır.(“multithreaded” uygulamalar aynı kod ve data segmenti kullanıp, farklı program sayacı, kayıtlık ve yığın kullanan uygulamalar için kullanılır.) Üçüncüsü Özel SQL alanıdır. Bu alanda farklı amaçla kulanılan bazı deÄŸiÅŸkenleri tutmak için kullanılır.

İşlem Yapısı(Process Architecture)

İşlem, iÅŸletim sistemlerinde, belli bir iÅŸi yapmak için bir adımlar dizisinin çalıştırılması olarak adlandırılmaktadır. Normalde her iÅŸlemin çalışabilmesi için bellekte kendine özel bir yeri vardır. Oracle’da da iki tür iÅŸlem vardır. Kullanıcı iÅŸlemleri(User Processes) ve Oracle İşlemleri(Oracle Processes).

Kullanıcı İşlemleri(User(Client) Processes)

Bir kullanıcı işlemi bir uygulama ya da yazılımın çalıştırlmasını sağlamak için oluşturulur. Kullanıcı işlemleri program arayüzü(program interface) yoluyla sunucuyla iletişim işlemlerini sağlar.

Program arayüzü bir kullanıcı işlemlerinin sunucu ile ileitişim kurmasında kullanılan mekanizmalar olark bilinir. Program arayüzü veritabanı ile bir Oracle Forms ya da Reports programı arasında iletişim standartlarını sağlar.

Oracle İşlemleri(Oracle Processes)

Oracle işlemleri diğer işlemler tarafından işlemin belli adımlarını gerçekleştirmesi için çağrılırlar. Oracle işlemleri de sunucu işlemleri(Server Processes) ve arka plan işlemleri(Background Processes) olarak ikiye ayrılır.

Sunucu İşlemleri(Server Processes)

Oracle, veritabanına baÄŸlanan bir kullanıcının isteklerini gerçekleÅŸtirebilmek için sunucu iÅŸlemlerini baÅŸlatır. ÖrneÄŸin bir kullanıcının, o an SGA’nın veritabanı belleÄŸi’nde yer almayan bir bilgiyi sorgulaması, veri bloklarının veri dosyalarından okunup SGA’ya getirilmesini saÄŸlayan sunucu iÅŸlemini baÅŸlatır. İstemci/Sunucu mimarili sistemlerde kullanıcı iÅŸlemleri ve sunucu iÅŸlemleri ayrı bilgisayarlarda çalıştırılır.

Arka Plan İşlemleri(Background Processes)

Oracle her veritabanı için ayrı olarak bir dizi arka plan iÅŸlemleri oluÅŸturur. Oracle veritabanına bir anda birden fazla kullanıcının baÄŸlandığını ve belli programları çalıştırdığını düşünelim. Oracle programlar tarafından oluÅŸturulan bu kullanıcı iÅŸlemleri’ni gerçekleÅŸtirmek için arka planda bazı iÅŸlemler gerçekleÅŸtirir. Her bir veritabanı kendi arka plan iÅŸlmelerine sahiptir. Åžimdi bu arka plan iÅŸlmelerinin neler olduÄŸuna bakalım:

Veritabanı Yazıcısı(Database Writer- DBWn)

Veritabanı yazıcısı, veritabanı tampon belleÄŸindeki deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ veri bloklarını veri dosyalarına yazmakla görevlidir. Normalde tek bir veritabanı yazım iÅŸlemi bir çok sistemde yeterli olmasına raÄŸmen, birden fazla yazım iÅŸlemi tanımlanabilir. Bu iÅŸlemlere DBW0…DBW9 ÅŸeklinde isim verilir. Veritabanı açılırken bu DB_WRITER_PROCESSES parametresi ile veritabına bildirilir.

Bir kullanıcı yaptığı deÄŸiÅŸiklikleri “commit” komutuyla onayladığında veritabanı yazıcısı bu deÄŸiÅŸiklikleri hemen veri dosyalarına kaydetmez. Veritabanı yazıcısı veri dosyalarına yazma iÅŸlemini kendi belirler ve ya SGA içerisine çok miktarda baÅŸka verilerin alınması gerektiÄŸi zaman ya da çok az veritabanı tamponu kaldığı zaman yazma iÅŸlemini gerçekleÅŸtirir. Veri dosyalarına yazım iÅŸlemi en son kullanılan verilerden baÅŸlanarak gerçekleÅŸtirilir.

Log Yazıcısı(Log Writer LGWR)

Log yazıcısı SGA’nın redo log tamponundaki bilgileri diske kaydetmek için kullanılır. LGWR tampondaki bilgileri o an kullanımda olan bir redo log dosyasına sıra ile yazar. Bu yazma iÅŸlemi veritabanının sahip olduÄŸu birden fazla redo log dosyasına da yapılabilir.

Değişme Noktası(Checkpoint- CKPT)

Belirli zamanlarda SGA içerisindeki deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramış veritabanı tamponları DBWn tarafından belleÄŸe yazılır. Bu iÅŸlem deÄŸiÅŸme noktası iÅŸlemi olarak adlandırılır. DeÄŸiÅŸme noktası iÅŸlemi DBWn’e deÄŸiÅŸme anlarını haber vermekten ve veritabanındaki bütün veri dosyalarını ve kontrol dosyalarını yeni deÄŸiÅŸme noktasından haberdar etmek için güncellemekten sorumludur.

Sistem Analizi(System Monitor-SMON)

Sistem Analizi veritabanı oturumu açılırken oturum için kurtarma yapar, yani kontrol dosyalarını kontrol ederek geri alınması gereken bir işlemin olup olmadığına bakar, eğer varsa geri allma işlemini gerçekleştirir. Birden fazla veritabanı oturumunun olduğu ortamlarda SMON aynı zamanda bozulan sistemler içinde ayrı ayrı kurtarma yapar. SMON aynı zamanda kullanılmayan geçici parçaları(temporary segment) temizlemekte ve herhangi bir problemden dolayı bozulan işlemleri kurtarmaktadır. Bozulan işlemlerin sorgu komutları SMON tarafından tablo uzayı ve veri dosyası tekrar aktif hale getirildikten sonra kurtarılır. Son olarak SMON veritabanında daha fazla boş yer açılsın diye boş genişlemeleri birleştirmektedir.

İşlem analizi(Process Monitor-PMON)

İşlem Analizi herhangi bir kullanıcı işlemi bozulduğunda o işlemin kurtarılmasını yapmaktadır. PMON işlemin kullandığı belleği ve kaynakları temizlemekten sorumludur. PMON aynı zamanda dispatcher(ileride anlatılıyor) ve sunucu işlemlerini kontrol eder ve kapandıklarında yeniden çalıştırır.

Yedekleyici(Archiver-ARCn)

Yeekleyici o an kullanılmakta olan redo log dosyalarını, doldukları zaman yedek depolama ünitelerine kopyalar. Tüm sistemler için bir ARC0 işleminin olması yeterli olsa da birden fazla işlem gerçekleştirilebilir. Bu LOG_ARCHIVE_MAX_PROCESSES parametrsei ile belirlenir. ARCn işlemi veritabanı ARCHIVELOG modda çalışırken kullanılır.

Geri Kurtarıcı(Recoverer-RECO)

Geri kurtarıcı dağıtık veritabanında sistem veya aÄŸ hatalarından dolayı bekleyen iÅŸlemleri düzenler. Belli aralıklarla, yerel RECO uzaktaki veritabanına baÄŸlanıp yereldeki dağıtık iÅŸlemlerle ilgili “commit” ve “rollback” iÅŸlemlerini yapmaktadır.

Dispatcer(Dnnn)

Dispatcher’lar çoklu ortamlarda isteÄŸe baÄŸlı olarak çalıştırılmaktadırlar. Her iletiÅŸim protokolü için en az bir dispatcher iÅŸlemi (D000,….,Dnnn) oluÅŸturulmaktadır. Her dispatcher iÅŸlemi kullanıcı iÅŸlemlerinden gelen istekleri sunucu iÅŸlemlerine yönlendirmekte ve gelen cevapları da uygun kullanıcılara tekrar döndürmekten sorumludur.

Kilit(Lock-LCKO)

Kilit işlemleri birden fazla veritabanı oturumunun çalıştığı sistemlerde veritabanları arasında gereken bir takım kilitleme işlemlerini gerçekleştirir.

İş Kuyruğu(Job Queue-SNPn)

Dağıtık veri tabanı uygulamalarında 38 adetten fazla (SNP0,…,SNP9,SNPA,….SNPZ) iÅŸ kuyruÄŸu iÅŸlemi tablo snapshot’larını otomatik olarak güncelleyebilir. Bu iÅŸlemler periyodik olarak baÅŸlatılır.

Oracle’ın Çalışmasına Bir Örnek

AÅŸağıdaki örnek bir istemcinin aÄŸ üzerinden sunucudaki veritabanına eriÅŸip bir sorgulama yapmasının adımlarını içermektedir.Oracle veritabanı “host” ya da “database server” olarak adlandırılan bilgisayarda çalışıyor vaziyettedir.Bir kullanıcı istemci bilgisayarda kullanıcı iÅŸlemlerini gerçekleÅŸtiren bir uygulama programını çalıştırmaktadır. İstemci bilgisayar sunucu bilgisayar ile baÄŸlantısını uygun Net8 sürücüsünü kullanarak gerçekleÅŸtirir.Sunucu bilgisayarda da uygun bir Net8 sürücüsü çalışıyor vaziyettedir. Sunucu uygulama programından gelen baÄŸlantı isteÄŸini tespit eder ve kullanıcı iÅŸlemine karşılık gelen sunucu iÅŸlemini oluÅŸturur.Kullanıcı bir SQL komutu çalıştırır ve yaptığı deÄŸiÅŸikliÄŸi “commit” eder, yani onaylar.ÖrneÄŸin kullanıcı bir tablo içerisindeki bir kaydı deÄŸiÅŸtirir.Sunucu iÅŸlemi komutu alır ve paylaşım havuzunda bu SQL komutuna benzeyen bir paylaşımlı SQL alanı olup olmadığına bakar. EÄŸer böyle bir alan bulunursa sunucu iÅŸlemi kullanıcının bu SQL cümlesini çalıştırma haklarını kontrol eder. EÄŸer böyle bir alan yoksa yeni bir paylaşımlı SQL alanı oluÅŸturulur ve SQL komutu çalıştırılır.Sunucu iÅŸlemi bu SQL komutu için gerekli verilerin SGA’da olup olmadığına bakar. EÄŸer burada yoksa ilgili veri dosyasından verileri alıp SGA’ya getirir.Sunucu iÅŸlemleri komutun gereklerine göre SGA’daki verileri deÄŸiÅŸtirir. DBWn deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ veri bloklarını gerekli olduÄŸu zaman kalıcı olarak diske kaydeder. SQL komutu onaylandığı için LGWR iÅŸlemi yapılan SQL iÅŸlemini redo log dosyalarına kaydeder.8.EÄŸer SQL komutunun çalıştırılması baÅŸarılı olduysa sunucu iÅŸlemi aÄŸ üzerinden istemcideki uygulamaya mesaj gönderir. EÄŸer baÅŸarılı olmadıysa uygun hata mesajını gönderir.Tüm bu iÅŸlemler yapılırken veritabanı sunucusu diÄŸer kullanıcıların aynı ya da farklı veriler üzerindeki iÅŸlemlerini de yürütür. Bu iÅŸlemlerin yapılabilmesi ve performansın artırılması için örneÄŸimiz içerisinde anlatılmayan baÅŸka arka plan iÅŸlemleride gerçekleÅŸtirilir.Veri Tanımlama Dili Komutları

SQL’de veritabanı nesnelerini oluÅŸturma, silme, yapısını deÄŸiÅŸtirme iÅŸlemleri için kullanılan komutlara veri tanımlama dili komutları denir. Bu komutlar “create”, “alter”, “drop”, “grant”, “revoke”, “analyze”, “audit”, “comment” komutlarıdır. Åžimdi bu komutları kullanarak veritabanı nesneleri ile iÅŸlemler yapacağız.

Veri Sözlüğü

Veri sözlüğü, Oracle veritabanı ile ilgili bilgilerin yine Oracle veritabanında tablolar ve görüntüler halinde saklanmasıyla oluşur. Veritabanı ile ilgili bu bilgiler kullanıcılar, haklar, veritabanı nesneleri, tablo kısıtlamaları vb. bilgilerinden oluşur. Veri sözlüğü Oracle veritabanın en önemli bölümüdür. Veritabanı hakkındaki tüm bilgiler veri sözlüğünden SQL komutları yazarak öğrenilebilir.

Veri sözlüğü, veritabanı kurulurken standart olarak oluşturulur ve yapılan değişiklikler otomatik olarak veri sözlüğüne yansıtılır. Örneğin bir kullanıcı bir tabloya bir alan eklerse, veri sözlüğünde o tabloya ilişkin yapı kullanıcı farketmeden değiştirilir böylece veri sözlüğünden veritabanı hakkında sürekli olarak güncel ve sağlıklı bilgi almak mümkün olur. Veri sözlüğü içerisindeki bilgiler SQL komutlarıyla sorgulanıp görülebilir. Fakat hiçbir kullanıcı veri sözlüğünü değiştiremez, ekleme yapamaz ve kayıt silemez. Veritabanı oluşturulurken oluşturulan veri sözlüğü tabloları SYS adlı kullanıcıya aittir. Veri sözlüğü tabloları için görüntüler oluşturulmuştur. Tüm kullanıcılar hakları olduğu müddetçe bu görüntülerden bir ya da birkaçını sorgulayabilirler. Veri sözlüğü görüntüleri, başlarındaki ön eklerine göre üç gruba ayrılır:USER_xxx : Veritabanına o an bağlı olan kullanıcının sahip olduğu nesneler ile ilgili görüntülerdir.ALL_xxx : Veritabanına o an bağlı olan kullanıcının sahip olduğu ve başkalarına ait olan ve kendisine kullanma hakkı verilmiş olan tüm nesnelerle ilgili görüntülerdir.DBA_xxx : DBA(veritabanı yöneticisi) veya DBA hakkına sahip kullanıcıların görebileceği görüntülerdir. Görüntü İsimleri

Açıklama

USER_TABLES

Kullanıcıların sahip olduğu tabloların yapısını gösteren görüntüdür.

USER_SEQUENCES

Kullanıcının sahip olduğu sıralar hakkında bilgi içeren görüntüdür.

USER_VİEWS

Kullanıcının sahip olduğu görüntüler hakkında bilgi içeren görüntüdür.

ALL_OBJECTS

Kullanıcının erişebileceği bütün nesneler hakkında bilgi içeren görüntüdür.

DBA_USERS

Veritabanındaki bütün kullanıcılar hakkında bilgi içeren görüntüdür.

DBA_TABLESPACES

Veritabanındaki bütün tablo uzayları hakkında bilgi içeren görüntüdür.

SCOTT kullanıcısının bütün nesnelerini görmesi

SELECT * FROM USER_OBJECTS

Bir kullanıcın kendine ait bütün tabloların adlarını listelemesi

SELECT TABLE_NAME FROM USER_TABLES

Bir kullanıcının tüm indeks bilgilerini listelemesi

SELECT INDEX_NAME,TABLE_NAME,TABLESPACE_NAME FROM ALL_INDEXES

Veritabanı Nesneleriyle İlgili Komutlar

CREATE TABLE

Tablo oluşturma komutunu anlatırken bir örnekle başlayalım.

CREATE table tbl_ogr

(OgrNum NUMBER(11) NOT NULL,

Ad VARCHAR2(15),

Soyad VARCHAR2(15),

Dogyer NUMBER(2),

CONSTRAINT cst_OgrNum PRIMARY KEY(OgrNum)

CONSTRAINT cst_dogyer FOREING key(dogyer) REFERENCES il(ilkod))

Bu komut “tbl_ogr” adında bir tablo oluÅŸturuyor. Tablonun dört alanı var. Bunlardan biri özel anahtar(Primary Key) olarak tanımlanmış. Bu alanın deÄŸeri boÅŸ olamaz ve tabloda aynı iki deÄŸer bulunamaz.. Bir tablo ile baÅŸka bir tablo arasında iliÅŸki kurulacaksa bu ana tabloda PRIMARY KEY tanımıyla, diÄŸer tabloda FOREIGN KEY tanımıyla yapılır. Yani doÄŸum yeri alanı için buradaki tablomuz ana tablo deÄŸil. Çünkü aynı yerde doÄŸmuÅŸ kiÅŸilerin kaydı tablomuzda olabilir. Böylece aynı il kodu birden fazla kayıtta yer alabilir. İliÅŸki kurulan diÄŸer tablonun adını yukarıdan çıkarabiliriz. Bu tablo “il” isminde. Her il bu tabloda kayıtlı ve her birinin bir kodu var. Bu tabloda bir ilin kaydı iki sütunda yer alamaz. Bu yüzden “ilkodu” alanı “il” tablosu için PRIMARY KEY olarak tanımlanmış.

PRIMARY KEY, NOT NULL gibi bildirimler kısıtlamalar olarak tanımlanır. Bir tabloda farklı şekilde kısıtlamalar yapılabilir. Kısıtlama için kullanılan bildirimler 5 adettir.NOT NULL : Bu kısıtlamanın konulduğu bir alanın mutlaka bir değeri olmak zorundadır.UNIQUE : Bu kısıtlamanın konulduğu bir alan bir değerden sadece bir adet içerebilir. Bu kısıtlamaya sahip alan NOT NULL ile tanımlanmadıysa NULL değer alabilir.PRIMARY : Bu kısıtlama bu alanın özel anahtar olmasını sağlar. Bu alan boş geçilemez ve yine tablo içerisinde bir değer iki kayıtta bulunamaz.FOREIGN KEY : Bu kısıtlama başka bir tablonun PRIMARY KEY olan alanıyla ilişki kurmak için gerekir.CHECK : Bu kısıtlama ile birlikte bir şart kullanılır. Tabloya kayıt girilirken değerlerin bu şarta uyması beklenir. ALTER TABLE

Daha önceden oluşturulmuş bir tablonun yapısını değiştirmek için ALTER TABLE komutu kullanılır.

ALTER TABLE tablo_adı

ADD | MODIFY | DROP (<sütun ismi> veri tipi <sütun kısıtlaması>)

ENABLE ifade1

DISABLE ifade2

ALTER komutuyla tablolara yeni bir alan ve kısıtlama eklenebilir, var olan alan ve kısıtlamaların durumu değiştirilebilir veya tablodan ksıtlamalar düşürülebilir. Fakat ALTER komutuyla var olan sütunlar düşürülemez. Bir alanın değeri büyültülebilir, fakat küçültülemez.

ALTER TABLE tbl_ogr

ADD CONSTRAINT cst_Bolum

FOREIGN KEY(Bolum)

REFERENCES usr_gazi.tbl_bol(BolKod);

Yukarıdaki örnekte tbl_ogr adlı tablonun yapısı değiştiriliyor. Bir başka kullanıcının bir tablosu ile ilişki kuruluyor.

ALTER TABLE tbl_ders

MODIFY dersad varchar2(40);

Bu örnekte de tbl_ders tablosunun bir alanının uzunluğu değiştiriliyor.

DROP TABLE

Daha önceden oluşturulmuş bir tablonun düşürülmesi için kullanılan komuttur. Kullanımı:

DROP TABLE <tablo_ismi> [CASCADE CONSTRAINTS]

Köşeli parantez içerisindeki tanım kullanılırsa master-detay ilişkili tablolarda master tablo düşürülünce detay tabloların da otomatik olarak düşürülmesi sağlanır. Eğer bu seçenek kullanılmazsa diğer tablolarla ilişkisi bulunan bir tablo silinemez. Ancak bu ilişkiler kaldırıldıktan sonra tablo silinebilir.

DROP TABLE tbl_ogr CASCADE CONSTRAINT

CREATE VIEW

Görüntü oluşturmak için bir SELECT cümlesi kullanmak gerekir. Bir görüntü bir ya da daha fazla tablodan oluşturulabileceği gibi, bir başka görüntüden de oluşturulabilir.Aşağıdaki örnekte üç farklı kullanıcnın aynı yapıdaki tabloları birleştirilip bir görüntü oluşturuluyor.

CREATE VIEW vi_ogr

AS SELECT * from usr_esef.tbl_ogr

UNION ALL SELECT * FROM usr_tef.tbl_ogr

UNION ALL

SELECT * FROM usr_gef.tbl_ogr;

CREATE TABLESPACE

Tablo uzayı kullanıcılara ait olan nesnelerin veritabanında mantıksal olarak tutulduğu yere denmektedir. Bir tablo uzayı oluştururken, bu tablo uzayının verilerinin hangi veri dosyasına konulacağı ve bu dosyanın dizini ile büyüklüğü bildirilmelidir.

CREATE TABLESPACE tbs_esef

DATAFILE ‘c:\orasql\tbs_esef.dat’ SIZE 10M

DEFAULT STORAGE (INITIAL 10K NEXT 50K MINEXTENTS 1 MAXEXTENTS 999)

ONLINE;

SIZE bildirisi veri dosyasının diskte kaplayacağı yeri belirler. Burada 10M, 5K gibi deÄŸerler girilebilir. INITIAL bildirisi tablo uzayı oluÅŸturulduÄŸunda, ilk alacağı geniÅŸleme’nin büyüklüğünü belirler. Next tablo uzayı oluÅŸturulduktan sonra alacağı geniÅŸlemelerin büyüklüğünü belirler. MINEXTENTS tablo uzayı oluÅŸturulduÄŸunda ilk olarak alacağı minimum geniÅŸleme sayısının belirtildiÄŸi bölümdür. MAXEXTENTS bir tablo uzayının ilk olarak aldığı geniÅŸleme de dahil olmak üzere alabileceÄŸi maksimum geniÅŸleme sayısının belirtildiÄŸi bölümdür.

CREATE USER

Kullanıcı veritabanı nesnelerinin sahibidir. Kullanıcılar, nesneleri oluÅŸturur, kullanır ve silerler. Oracle veritabanı ilk kurulduÄŸunda standart olarak üç kullanıcı tanımlanır. Bunlardan bir SYS kullanıcısıdır. SYS kullanıcısı veri sözlüğünün sahibi olan kullanıcıdır. Tüm nesneleri oluÅŸturma hakkına sahiptir ve diÄŸer bütün kullanıcların nesnelerine eriÅŸebilir. SYS kullanıcısının ilk ÅŸifresi “change_on_install” olarak belirlenmiÅŸtir. İkinci kullanıcı SYSTEM kullanıcısıdır. SYSTEM kullanıcısı veri sözlüğünü kullanma hakkına sahiptir. Önemli nesneleri oluÅŸturma hakkına da sahiptir. İlk ÅŸifresi “manager” olarak belirlenmiÅŸtir. DiÄŸer kullanıcıların nesnelerine eriÅŸme hakkına da sahiptir. Üçüncü kullanıcı SCOTT kullanıcısıdır. SCOTT kullanıcısı veritabanına baÅŸlangıçta yüklenen demo tabloların sahibidir. Bu kullanıcının nesneleri kullanılarak SQL denemeleri yapılabilir.

“CREATE USER” komutunu SYS ve SYSTEM kullanıcıları standart olarak kullanabilir. Bu hak diÄŸer kullanıcılara da verilebilir. Her kullanıcının nesnelerini tutmak için bir tablo uzayı oluÅŸturmak sistemin performansı açısından gerklidir. Kullanıcı oluÅŸturulurken bu tablo uzayı o kullanıcıya atanır.

CREATE USER usr_esef

IDENTIFIED BY esef

DEFAULT TABLESPACE tbs_esef

QUOTA UNLIMITED ON tbs_esef

Yukarıdaki örnekte usr_esef adında bir kullanıcı oluÅŸturuluyor. Kullanıcının ÅŸifresi IDENTIFIED BY ile “esef” olarak bildiriliyor. Kullanıcının kendi nesnelerini oluÅŸturacağı tablo uzayı için ise “tbs_esef” tablo uzayı bildiriliyor. Kullanıcının bu tablo uzayındaki tüm alanı kullanabileceÄŸi QUOTA UNLIMITED ile belirleniyor.

CREATE ROLE

Rol veritabanındaki hakların toplanmış haline denir. Veritabanı yöneticisi rolleri kullanarak sistemin güvenliğini daha kolay sağlayabilir. Roller Oracle tarafından önceden tanımlanmış roller ve kullanıcı tanımlı roller olarak iki şekilde düşünülebilir. Oracle tarafından önceden tanımlanan roller beş tanedir:

Rol Atanmış Haklar

CONNECT

ALTER SESSION,CREATE CLUSTER, CREATE DATABASE LINK, CREATE SEQUENCE, CREATE SESION, CREATE SYNONYM, CREATE TABLE, CREATE VIEW

RESOURCE

CREATE CLUSTER, CREATE PROCEDURE, CREATE SEQUENCE, CREATE TABLE, CREATE TRIGGER

DBA

“WITH ADMIN OPTION” ile birlikte bütün sistem hakları

EXP_FULL_DATABASE

SELECT ANY TABLE, BACKUP ANY TABLE, SYS.INCVID, SYS.INCFIL ve SYS.INCEXP tablolarına INSERT, UPDATE veDELETE hakkı

IMP_FULL_DATABASE

BECOME USER, WRITEDOWN

CREATE ROLE tabloma_bak

GRANT SELECT ON tbl_ogr TO tabloma_bak Yukarıdaki örnekte tabloma_bak adında bir rol oluÅŸturuluyor. Daha sonra bu role tbl_ogr tablosu üzerinde listeleme iÅŸlemi yapma hakkı veriliyor. Böylece bu rolün atandığı kullanıcı tbl_ogr tablosu üzerinde “SELECT” komutunu çalıştırabilecek.

CREATE INDEX

Daha öncede bahsedildiÄŸi gibi indeks tablodaki kayıtlara daha hızlı eriÅŸim için kullanılan nesnelerdir. Bir indeks oluÅŸturabilmek için “CREATE ANY INDEX” sistem hakkına sahip olmak gerekir. İndeks bir tablonun bir alanı üzerinde tanımlanabileceÄŸi gibi birden fazla alan üzerinde de tanımlanabilir.

CREATE INDEX indeks1 ON tbl_ogr(ogrnum,ad)

CREATE SEQUENCE

Sıra, sıralı olarak artan alanlar için veritabanında tutulan nesnedir. Örneğin birden başlayan ve birer birer artan bir sıra yaratmak için:

CREATE SEQUENCE sira1 START WITH 1 INCREMENT BY 1

CREATE ROLLBACK SEGMENT

Geri alma parçaları SELECT, INSERT, DELETE, UPDATE gibi komutlarla yapılan iÅŸlemlerin gerektiÄŸinde geri alınabilmesi için veritabanında ayrılan alanlara denir. “tbsp_esef” tablo uzayını kullanan, kayıt parametrelerinden ilk parçanın büyüklüğü 10M, sonraki geniÅŸlemelerin büyüklüğü 1M, minimum geniÅŸleme sayısı 2, maksimum geniÅŸleme sayısı 121 ve ortalama deÄŸeri 30M olan ve ismi “rol_seg” olan bir geri alma parçası şöyle oluÅŸturulabilir:

CREATE ROLLBACK SEGMENT rol_seg

TABLESPCE “tbsp_esef”

STORAGE( INITIAL 10M

NEXT 1M

MINEXTENTS 2

MAXEXTENTS 121

OPTIMAL 30M)

GRANT

Sistem ya da nesne haklarının kullanıcılara veya rollere atanması için kullanılan komuttur.

GRANT DELETE ON tbl_ogr TO usr_gef

Yukarıdaki örnekte usr_gef kullanıcısına tbl_ogr tablosunda silme yapma yetkisi verilir.

REVOKE

Sistem ya da nesne haklarının kullanıcılardan veya rollerden geri alınnması için kullanılan komuttur.

REVOKE DELETE ON tbl_ogr FROM usr_gef

Yukarıdaki örnekte usr_gef kullanıcısından tbl_ogr tablosunda silme yapma yetkisi geri alınır.

** Veritabanı nesnelerinin yönetilmesiyle ilgili daha bir çok veri tanımlama dili komutu vardır. Bu komutların diÄŸerleri burada anlatılmayacaktır. Bir nesneyi oluÅŸturmak için “CREATE”, silmek için “DROP”, deÄŸiÅŸtirmek için “ALTER” komutlarının kullanıldığının bilinmesi diÄŸer komutlar için bir temel teÅŸkil edecektir. Komutlar içerisinde kullanılan parametreler Oracle yardım dokümanlarında ayrıntılı olarak verilmektedir.

Yedek Alma ve Geri Getirme

Oracle, verileri her ne kadar güvenli tutsa da, fiziksel sebeplerden(disk hataları), kullanıcı hatalarından veya benzer durumlardan dolayı yedeklere ihtiyaç duyulmaktadır. Yedek alma, veritabanı yöneticisinin yapacağı önemli işlerden birisidir.

Oracle’da, yedek almayla ilgili deÄŸiÅŸik yöntemler vardır. Veritabanı yöneticisi, kendi veritabanının durumuna göre, yedek almayla ilgili bir veya birden fazla yöntemi kullanmaya karar vermelidir. Bu kararı vermede, yönetici, yedeÄŸi kimin alacağı, hangi tür depolama ünitesine alınacağı, ne kadar sıklıkla alınacağı, alınan yedeklerin büyüklüğü, veritabanında küçük de olsa bir kayıba tahammül olup olmadığı gibi çok deÄŸiÅŸik sebepleri gözönünde bulundurmak zorundadır.

Fiziksel Yedek Alma

Fiziksel yedek alma veri dosyalarının, redo log dosyalarının ve kontrol dosyalarının yedeklerinin alınması işlemidir. Bir veritabanı ARCHIVELOG ve NOARCHIVELOG olmak üzere iki farklı modda çalışabil

Fren Sistemi

Salı, 06 Kasım 2007

FREN SİSTEMİ

1. GİRİŞ:

Fren sistemi aracınızdaki en önemli sistemdir. Unutmayın problem giden arabayı durduramazsanız başlar, duran araba nasıl olsa çalışır yada alternatif bir taşıt bulabilirsiniz. Eğer frenleriniz çalışmazsa sonuç korkunç olabilir.

Fren sistemi aracın yavaşlamasını,durmasını veya eğimli bir yerde park edebilmesini sağlar. Bu nedenle fren sistemi aracın güvenli bir şekilde kullanılması için gerekli en önemli donanımdır.

Frenler enerji değişim araçlarıdır, kinetik enerjiyi (momentum), termal enerjiye (ısı) çevirir. Fren pedalına basınca, arabanızı harekete geçiren güçten on misli daha fazla olan bir durdurma kuvvetine hükmediyorsunuz. Fren sistemi her bir frene tonlarca basınç yapar. Modern sistemlerde, fren merkez silindirine motor tarafından ilave güç verilir.

Fren sistemi şu ana parçalardan oluşur:

Fren merkez silindiri, hemen ön tarafta direksiyon hizasında kalır, direk olarak fren pedalına bağlantılıdır ve ayağınızın mekanik basıncını hidrolik basınca dönüştürür. Çelik "fren boruları" ve "esnek fren hortumları" merkez silindiri her bir tekerlekte bulunan "fren silindirlerine" bağlantılandırır. "Fren hidroliği" ise çok zor şartlarda çalışmak üzere tasarlanmış olup sistemi tümüyle doldurur. "Ön balatalar" ve "arka pabuç balatalar" ise fren silindirleri tarafından itilip, "ön fren disklerine" yada "arka kampanalara" sürtülülerek meydana gelen sürtünme kuvvetiyle aracın yavaşlaması sağlanır.

Son yıllarda frenlerin tasarımı büyük değişikliğe uğramıştır. Yıllardır ön frenlerde kullanılan diskler, modern araçlarda arka kampanaların yerini almaya başlamıştır. Bundaki önemli

etken basit tasarımları, hafiflikleri ve daha iyi performans sağlamaları olmuştur.

Aşağıdaki şekilde bir fren sistemi görülmektedir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

Bunun sebebi ise tasarımları gereği kampanalara göre daha çabuk soğumaları ve böylece aşırı ısınma ortaya çıkaran zor fren şartlarında çok başarılı olmalarıdır. Çabuk soğumalarının sebebi ise havalandırma kanallarının olmasıdır. Kampanalarda ise havalandırma kanalları yoktur, eğer olsaydı içlerinde su toplanarak daha başka problemlere meydan verirdiler. Disk frenler ise tasarımları gereği suyu hemen savurup atarak daha iyi havalandırma sağlarlar. Motorlu taşıtlar üzerinde oldukça farklı yapılarda değişik özelliklerde frenler kullanılmaktadır. Bunlar:

a-Hidrolik fren sistemleri

b-Mekanik fren sistemleri

c-Havalı fren sistemleri

d-Elektrikli fren sistemleri

1

Sürtünmeli frenler:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.jpg[/IMG]

2. HİDROLİK FREN SİSTEMİ

Hidrolik frenlerde aracın frenleme organlarını çalıştırmak için hidrolik yaÄŸ basıncından yararlanılır. Fren sistemi Pascal’ın bir kabın içine konulmuÅŸ bulunan sıvının üzerine bir kuvvet uygulandığında sıvı bunu kabın çeperlerine aynı ÅŸiddette iletir prensibine göre çalışır.

Hidrolik fren sistemleri daha çok binek araçlarda kullanılır.Diğer sistemlere göre tepki süresi daha kısadır.İmalatı daha kolay ve sistem olarak daha ucuzdur.

2.1-FREN MERKEZ SİLİNDİRİ

Fren merkez silindiri hidrolik basıncını fren sistemine uygulayan parçadır. Merkez silindiri, aracınızdaki en önemli sıvı olan fren hidroliğini saklar. Gerçekte bir pedal tarafından harekete geçirilen iki alt-sistemi kontrol eder. Böyle olmasının sebebi, sistemlerden birinde herhangi bir hidrolik kaçağı olursa öbürünün iş görebilmesidir.

Her iki sistemde ayrı ayrı beslenebildiği gibi, aynı kaptaki hidroliğide kullanabilirler. Fren pedalında basınca, pedala bağlı bir itici çubuk merkez silindirin içindeki "birinci pistonu" ileri iter. Birinci piston iki alt sistemden birini harekete geçirir, ve birinci piston yayının kuvveti, ikinci pistonu hareketlendirir. Böylece meydana gelen hidrolik basıncı artar ve tekerlek silindirlerine aktarılır.

Merkez silindirindeki elektronik uyarıcılar depodaki hidrolik seviyesini kontrol edip, iki alt-sistemde bir basınc dengesizliği oluştuğunda sürücüyü uyarırlar. Eğer fren ikaz ışığı yanmışsa, mutlaka hidrolik seviyesi kontrol edilmelidir. Sıvı azalmışsa gerekli ekleme yapılıp kaçak araştırılmalıdır. AMAN DİKKAT, ARACINIZ İÇİN DOĞRU OLAN HİDROLİĞİ KULLANIN. Eğer yanlış hidrolik cinsi kullanırsanız, buda sistemdeki bütün lastik conta ve keçeleri bozup epeyi masraf açabilir.

2.2-FREN UYARI SİSTEMİ

Fren uyarı sistemi 1970′lerden beri standart ekipman olmuÅŸtur. Fren borularındaki farklılıkları kontrol eder ve dengesizlik anında bir ışık ile sürücüyü ikaz eder.

2.3-KUVVETLENDİRİLMİŞ FRENLER

2

Motorun kuvvetini yada aküyü kullanarak aracın fren kabiliyetini arttıran frenlere kuvvetlendirilmiş fren denir. Dört yaygın tipi: havalı frenler, vakumlu, hidrolik ve elektro-hidrolik frenlerdir. Bir çok otoda vakumlu tip kullanılır. Vakum ile kuvvetlendirilmiş bir gereç ayağınızla uyguladığınız kuvveti arttırıcı bir etki sağlar.

Vakumlu frenlerde merkez silindiri harekete geçiren itici çubuk aynı zamanda bir vakum kontrol valfini de açarak sistemi harekete geçirmiş olur. Sonra motor vakum borusu alçak basınç vakum odası yaratır. Kontrol odasındaki atmosferik basınç diyaframı iter. Diyafram üzerindeki basınç ile ileri itilip, ana merkez pistonlarına basınç uygular.

Hidrolik ile kuvvetlendirilmiş sistemler hidrolik direksiyon pompasındaki basıncı kullanır ve bu kuvveti kullanarak merkez silindirine basınç uygularlar. Bu motor stop etsede kuvvetlendirilmiş fren imkanı sağlar.

Eğer dilerseniz aradaki farkı görmek için trafiğe kapalı bir yolda kontak anahtarını kapatıp (aman dikkat, sakın ha direksiyonuda kilitleyeceğiniz pozisyona getirmeyin) fren yapın. Frene sadece sizin bacağınızın kuvveti hükmediyor olduğundan yavaşladığınıda zorlukla hissedeceksiniz.

2.4- FREN HİDROLİĞİ

Fren hidroliği, hidrolik fren sistemlerinde kullanılan özel bir sıvıdır. Çalışma şartlarında oluşacak geniş ısı aralıklarına dayanıklıdır. Aşırı fren ısınmalarında ise kaynamayacak şekilde tasarlanmıştır.

Değişik sistemlerde değişik hidrolikler kullanılır ve bunlar kesinlikle birbiriyle karıştırılmamalıdır. Bir çok otomobil "DOT3" ve "DOT4" fren hidroliği kullanmaktadır. Bazı yeni araçlar ise siliconlu hidrolikler kullanmaktadır. Bunlar kesinlikle birbiriyle karıştırılıp kullanılmamalıdır çünkü fren sistemlerinin kauçuk kısımları sadece alışkın oldukları tip sıvıyla çalışabilir.

Başınıza gelebilecek en kötü şeylerden biriside fren hidroliğinin karıştığı için bozulmasıdır. Bu bozulma sonucunda bütün piston keçe ve lastikleri, sistemdeki bütün lastik contalar ve hortumlar değiştirmek ister. BÜYÜK MASRAF gerektiren bu durumdan etkilenmemek için fren hidroliği olarak ne konulduğuna ÇOK DİKKAT etmelisiniz.

Ayrıca fren hidroliği boyayı bozduğundan, aracınızın üzerine dökülmemesine dikkat ediniz.

Şekil 2.1 de hidrolik fren mekanızması görülmektedir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG]

ÅŸekil 2.1 hidrolik fren sistemi

2.5 FREN BORU VE REKORLARI:

3

Fren merkez silindiri ile tekerlek silindirleri arasındaki hidrolik basıncının iletilmesi fren boruları ile olur.Fren boruları fren sistemi elemanlarına rekorlar ile bağlanır.Fren boruları çift katlı ve korozyona ve pası önlemek için bakır ile kaplanmış kurşun ile sıvanmıştır.Fren boru ve rekorları yüksek basınca ve titreşimlerden etkilenmezler.

2.6-DİSK FRENLER

Disk frenler suspansiyon elemanlarına tutturulmuş "kaliperlere" yerleştirilmiş fren balatalarının diskleri bir kıskaç yada mengene gibi sıkıştırması ile bir sürtünme sağlar. Kaliperlerin içinde ise pistonlar merkez silindirinden aldıkları kuvvet ile balatalara basınç sağlarlar, balatalarda fren diskine sürtünüp aracı yavaşlatırlar. Disk frenler ile bisiklet frenleri aynı prensiplerle çalışırlar.

Disk frenler, diğer birçok otomotiv buluşları gibi, oto yarışları için geliştirilmişlerdir, fakat şimdilerde bütün araçlarda standart parça haline gelmiştir. Bir çok araçta ön frenler disk tipi olup, arkalar ise kampana tipi frenlerdir. Kampana tipi frenler iki tane yarım daire şekilde pabuç balata kullanır ve bu pabuçlarda dışarı doğru açılıp, kampanaların iç yüzeylerine basınç uygularlar. Eski araçların dört tekerinde de kampana tipi fren varken şimdilerde birçok otomobillerde dört tekerde disk fren uygulanmaktadır.

Disk frenler suları kampana tipi frenlere göre daha kolay savurduğundan ıslak şartlarda daha iyi bir performans gösterirler. Ama bu sudan etkilenmedikleri anlamına gelmemelidir. Eğer bir su birikintisine hızla girip ve de fren yapmaya kalkarsanız, ilk birkaç saniye frenleriniz çalışmayabilir! Disk frenler daha iyi hava soğutması sağladıklarından performansları daha iyidir. Bazı disklerde ise performansı daha da arttırmak için hava kanalları da bulunabilir.

2. 6.1-FREN KALİPERLERİ

Kaliper balataları diskin üzerine çimdikler gibi sıkıştıracak şekilde çalışır. Hidroliği "fren silindirinin" pistonlarına taşır. Kaliperlerin herbiri tekerleğin suspansiyon elemanlarının üzerine monte edilmiştir. Genelde dingile monte edilmiş kaliper, tekerin bükülme kuvvetini kontrol kolları ile şasiye iletir. Fren hortumları ise kaliperi merkez silindirine bağlayan fren borularına birleştirir. Her kaliperin üzerinde ise sistemdeki havayı almak üzere "hava tahliye rekoru" bulunur.

2.7-FREN KAMPANALARI

Fren kampanası üstü düz olan bir silindir şeklindedir.Bu sistemde, fren pabuçları fren tablası üzerine yerleştirilmiştir. Fren silindirlerine etki eden hidrolik basınçla fren pabuçları(balatalar) kampana yüzeyine sıkıştırılarak frenleme yapılır. Fren yapıldığında pabuç balatalar kampananın iç yüzeyine sürtünerek tekerleklerin dönüşünü yavaşlatırlar. Frenlemeden sonra geri getirme yaylarının etkisiyle pabuçlar eski konumuna getirilerek frenleme sona erdirilir.

Fren pedalına basıldıktan sonra fren merkez silindirinde oluşan basınçlı hidrolik fren tekerlek silindirine gelir.Basınçlı hidrolik fren silindirinin içindeki pistonu dışa doğru iterek fren pabuçlarının dışa doğru açılmasını ve kampanaya temas etmesini sağlar.Pabuçlara çakılmış olan balatalarkampana iç yüzeyi arasında bir sürtünme meydana gelir ve frenleme sağlanmış olur.Frenleme esnasında aracın hareketli oluşundan dolayı meydana gelen kinetik enerji ısı enerjisine dönüşür.Bu ısı kampananın hava ile temasta olan dış yüzeyi tarafından havaya iletilir ve bir kısmı fren pabuçları üzerinde kalır.

2.7.1-LİMİTÖR VEYA KOMPANSATÖR:

Frenleme anında arcın arka tarafından ön tarafına doğru bir yük transferi gerçekleşir ve aracın ağırlık merkezi öne doğru kayar.Dolayısıyla ön tekerleklere gelen yük arka

4

tekerleklere gelen yükten fazla olur.Buda ön tekerleğin frenleme ihtiyacının fazla olduğunu gösterir.Eğer herhangi bir düzenleme yapılmaz ise ön ve arka tekerleklere aynı fren basıncı gönderildiğinde arka tekerlekler kilitlenir ve araç kaymaya başlar.Araç kaymaya başladığın da arka taraf savrulma eğilimi gösterir. Bunu önlemek için arka taraflara giden hidroliğin azaltılması gerekir.Bu işlevi yerine getirmek için klasik tip dağılımlı fren sistemlerinde limitör,çapraz dağılımlı fren sistemlerinde kompansatör kullanılır

2.8-TEKERLEK SİLİNDİRLERİ

Teker silindirleri, yada "fren silindirleri", içlerindeki hareket halindeki pistonlarla hidrolik fren basıncını mekanik kuvvete çevirirler. Ortaya çıkan hidrolik basıncı ise balataların veya pabuçların disk yada kampanalara sürtünmesini sağlar.

Kampana fren silindirleri, silindir şeklindeki döküm gövdenin içinde iki piston, bir basınç yayı, iki lastik kapak, iki tane yuvarlak lastik pabucdan oluşur. İki lastik kapak silindirin içine su, çamur gibi dış etkenlerin girmesini engeller. Bu tip fren silindiri herbir pistonun dışında bulunan lastik pabuçlara değen itici çubuklar ile pabuç balataları iterler. Disk frenlerde ise fren silindiri kaliperin içine monte edilmiştir. Bütün fren silindirlerinin sistemin havasını almaya yarayan "hava tahliye rekorları" vardır.

Fren pedalına basınca, ana merkezdeki pistonlar itilir ve fren hidroliği borulara doğru gönderilir. Bu hidrolik basıncı fren silindiri pistonlarını harekete geçirir buda fren balatalarını ve pabuçları fren disklerine ve fren kampanalarına sürtünmeye zorlar. Kampanalar pistonları geri çekmek için yaylar kullanırlar. Kaliperlerde ise piston keçeleri frenin yavaşça bırakılmasını sağlar.

2.9-PARK VEYA EL FRENİ

El freni, bir çelik kablo ile frenlerin belli bir sıkışlıkta tutulmasını sağlarlar. El freni aracınızın arka frenlerini harekete geçirirler. Burada hidrolik basınç yerine, bir kablo (mekanik) bağlantı ile frenleme yapılır.

El freni çekildiğinde çelik bir kablo, fren balata yada pabuçlarının disk yada kampanalara sıkıca yapışıp tutunmalarını sağlar. El freni kendinden ayarlamalıdır. Pabuçlarınız aşındıkça otomatik ayarlayıcı aradaki farkı karşılar ve gene aynı kuvvetle tutunmayı gerçekleştirir. Sadece pabuçlar değiştiğinde el fren ayarının servis tarafından manuel yapılması gerekir.

El freni yokuş çıkarken çok faydalıdır. Eğer bir yokuşta durmak zorunda kalırsanız, aracınızı tekrar harekete geçirirken, yerinden kalkma işlemini el frenini yavaş yavaş bırakırken araca gaz vererek debriyajdan ayağınızı kaldırarak yapabilirsiniz. Böylece el freninin sağladığı güvenceyle otonuzu geri kaydırmamış olursunuz. Biraz alıştırma ile bunu kolayca gerçekleştirebilirsiniz. Aman unutmayın, tepeyi çıkarken bir aracın arkasında durmak zorunda kalırsanız, aracın biraz geri kayabileceğini düşünerek arada mesafe bırakın (özellikle önünüzdeki araç kamyon ise).

ÖNEMLİ :Ara sıra el frenini kontrol ettirmeyi UNUTMAYIN, çünkü bir gün olur frenleriniz tutmazsa bakımlı bir el freni hayatınızı kurtarabilir

3- DENEYLERİN YAPILIŞI

Deney yapılırken kullanılan fren test cihazı tertibatinda; bir tahrik motoru, fren dinamometre tertibatlı frenleme simülatörü, tandım ana fren silindirli, fren takımlı bir levha, pedal dinamometresi ,fren sistemi basınç göstergesi,sıcaklık göstergesi,kampana ve disk ile takma aparatları bulunmaktadır.

Bu deney düzeneğinde fren sistemindeki pedal kuvveti değişimlerine göre kampanalarda ve disklerde oluşan torkların ölçülmesi için kullanılmaktadır.

5

NOT: Yapılan 6 deneyde de pedal kuvvetleri 25,50,75,100,125,150 (N) uygulanmıştır.

3.1-FREN TEST CİHAZINDA YAPILAN DENEYLERKampanalı vakumlu 1. pabuç devre dışı,Kampanalı vakumlu 2. pabuç devre dışı,Kampanalı vakumlu ve her iki pabuç devrede,Diskli vakumsuz 1. yönünde,Diskli vakumlu 1 yönünde,Diskli vakumlu 2 yönünde, Deneyler yapılmıştır. Kampanalı fren tertibatı test cihazına uygun şekilde monte edilir.

DENEY 1 Kampanalı vakumlu 1. pabuç devre dışıTest cihazının fişi takılır.sabitleme pimi ile 1. pabuç devre dışı bırakılır.cihazın şalteri 1 konumuna getirilir.pedal kuvveti sırasıyla tablodaki değerlere getirilir.göstergelerden okunan basınç, frenleme kuvveti ve sıcaklık değerleri tabloya yazılır.

DENEY -2 Kampanalı vakumlu 2. pabuç devre dışı:Sabitleme pimi kampananın 2. pabucunu (sağdaki) devre dışı bırakılır.pedal kuvveti verilen değerler sırasıyla uygulanır.Göstergelerden okunan frenleme kuvveti, basınç ve sıcaklık değerleri okunarak tabloya aktarıldı.DENEY -3 Kampanalı vakumlu her iki pabuç devredeSabitleme pimi çıkarılır. Pedal kuvveti sırasıyla verilen değerlere getirilir.Göstergelerden okunan frenleme kuvveti, basınç ve sıcaklık değerleri okunarak tabloya yazılır.DENEY -4 Diskli vakumsuz 1 yönündeKampanalı fren tertibatı sökülerek diskli fren tertibatı uygun şekilde yerine takılır.Vakum borusu vakum pompası tarafından sökülür. Test cihazı şalteri 1 konumuna getirilir. Pedal kuvveti sırasıyla verilen değerlere getirilir. Göstergelerden okuma frenleme kuvveti, basınç ve sıcaklık değerleri okunarak tabloya yazılır.DENEY-5 Diskli vakumlu 1 yönündeVakum borusu vakum pompasına tekrar takılır.Test cihazı şalteri 1 konumuna getirilir. Pedal kuvveti verilen değerlere getirilir.Göstergelerden okunan frenleme kuvveti, basınç ve sıcaklık değerleri okunarak tabloya yazılır.DENEY -6 Diskli vakumlu 2 yönünde

1.Test cihazı şalteri 2 konumuna getirilir.

2.Pedal kuvveti sırasıyla verilen değerlere getirilir.

3.Göstergelerden okunan frenleme kuvveti, basınç ve sıcaklık değerleri okunarak tabloya yazılır.

6

3.2-KAMPANALI DENEY SONUÇ TABLOSU

Pedal kuvveti (N)

Fren kuvveti (KN)

Sistem basıncı (BAR)

Sıcaklık (˚C)

25

0,31

6

15

50

0,50

21

16,5

75

0,63

30

18,5

100

0,81

40

23

125

0,87

48

28

150

0,94

55

32

3.2.1–1.PABUÇ DEVRE DIÅžI:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.gif[/IMG]

Bu deneyde kampanalı fren sisteminde tek pabucun devrede iken oluşan frenleme kuvveti tespit edilmiştir.Frenleme kuvvetinin max 940 N kadar yükseldiği gözlenmiştir.

3.2.2–2. PABUÇ DEVRE DIÅžI:

Pedal kuvveti (N)

Fren kuvveti (KN)

Sistem basıncı (BAR)

Sıcaklık (˚C)

25

0,23

6

23

50

0,53

18

27

75

0,77

25

31,5

100

1,06

35

35

125

1,32

49

41

150

1,57

55

49

7

7

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.gif[/IMG]

Bu deneyde frenleme kuvvetinin biraz daha arttığı görülmüştür.Frenleme kuvveti max 1570 N kadar yükselmiştir.

3.2.3-İKİ PABUÇ DEVREDE İKEN

Pedal kuvveti (N)

Fren kuvveti (KN)

Sistem basıncı (BAR)

Sıcaklık (˚C)

25

0,38

5

22

50

0,66

18

25

75

1,05

27

29

100

1,36

37

35

125

1,71

40

44

150

1,94

55

60

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image012.gif[/IMG]

Bu deneyde her iki pabucunda devrede olduğu konumdaki frenleme kuvveti incelenmiştir.Frenleme kuvveti her iki pabucunda birlikte çalışması ile birlikte max 1940 N kadar yükseldiği görülmüştür

3.3-DİSK ÜZERİNDE YAPILAN DENEY SONUÇLARI

3.3.1-VAKUMSUZ

8

Pedal kuvveti (N)

Fren kuvveti (KN)

Sistem basıncı (BAR)

Sıcaklık (˚C)

25

0,22

0

13,5

50

0,22

2

14

75

0,29

4

14,2

100

0,40

6

15,3

125

048

8

17

150

0,66

11

18,1

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image014.gif[/IMG]

Bu deney sonucunda pedal kuvvetinin attırılması ile fren kuvvetinin vakumsuz test olduğu için çok küçük bir eğimle dalgalı bir şekilde artmaktadır.Yani sistem basıncı aracı güvenli bir şekilde durduracak kadar yükselememektedir

3.3.2-VAKUMLU 1 YÖNÜNDE

Pedal kuvveti (N)

Fren kuvveti (KN)

Sistem basıncı (BAR)

Sıcaklık (˚C)

25

0,60

7

17

50

0,82

18

20

75

1,25

28

25

100

1,88

42

30

125

1,92

44

50

150

2,40

55

62

9

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image016.gif[/IMG]

Bu deneyde sistem basıncının ve fren kuvvetinin vakum etkisinden dolayı aracı durduracak kadar yükseldiği görülmektedir.Ayrıca vakumun yapılan deneyde sistem basıncını ortalama beş katına çıkardığı görülmektedir.

3.3.3- VAKUMLU 2 YÖNÜNDE

Pedal kuvveti (N)

Fren kuvveti (KN)

Sistem basıncı (BAR)

Sıcaklık (˚C)

25

-0,06

8

25

50

-0,42

13

35

75

-0,93

31

40

100

-1,42

38

50

125

-1,76

48

55

150

-2,18

55

77

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image018.gif[/IMG]

10

Bu deneyde dönüş yönünün ters seçildiği ve negatif yani ters yönde bir frenleme kuvvetinin oluştuğu görülmektedir.

3.4-DENEY SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ:

A)-Diskli Fren Sistemi Deneyleri:

Diskli fren sisteminde hem güç ünitesi devredeyken hem de güç ünitesi devre dışı iken testler yapılmış ve bazı sonuçlar elde edilmiştir. Diskli fren sisteminde güç ünitesi oluşturmak için gerekli olan fren kuvveti belli değerdeyken güç ünitesinin vakum borusunu sökerek devre dışı bıraktığımızda aynı fren kuvvetini oluşturabilmek için gerekli olan fren kuvveti vakum yardımındaki değerden çok daha fazla olmuş ve frenleme zorlaşmıştır. Buradanda çıkan sonuç güç ünitesinin oldukça yüksek bir oranda frenleme kuvvetinin yeteri kadar yükselmesine yardımcı olmaktadır.

B)-Kampanalı Fren Sistemi Deneyleri:

Kampanalı fren sisteminin diğer deneylerinde ise dönüş yönüne göre balatalardaki self enerjinin etkisi görülmektedir. Bu self enerji tekerleğin dönüş yönündeki balatada oluşmaktadır. Bu saptama tekerleğin dönüş yönüne göre sırası ile ön ve arka balataları kilitlemek suretiyle fren kuvvetinde meydana gelen değişimler ışığında varılmıştır.

Kampanalı ve diskli sistemlere ait veriler toplandığında ikisi arasında bir karşılaşma yapılabilmektedir. Sonuçlara göre aynı pedal kuvveti her iki sisteme de uygulandığında diskli fren sisteminde çok daha büyük değerde fren kuvveti oluşmaktadır. Yani diskli fren sistemi kampanalı fren sistemine oranla çok daha verimli ve etkili bir sistem olduğu ortaya çıkmıştır.

Deneyler esnasında dikkat edilen bir faktör ise sıcaklık artışına bağlı olarak değişen değerlerdir. Sıcaklık artıkça sürtünme yüzeylerinde kayma oranı da artığından fren etkinliği azalmaktadır.

4- SONUÇLAR:

Yapılan deneyler sonucunda diskli fen sistemlerinin daha yüksek frenleme kuvvetine sahip olduğu görülmüştür.Bundan dolayı günümüz taşıtlarında frenleme kuvvetinin yüksek olmasını istediğimiz ön tekerleklerde diskli fren sistemi arka tekerleklerde de kampanalı fren sistemi kullanılmaktadır. Ayrıca oluşan sıcaklık diskli sistemde daha çabuk dışarı atılmaktadır. Ve su ile temasında da balataların ıslanmasını önleyerek suyu kolayca dışarı atabilmektedir. Buna karşın diskli sistemler daha çabuk ısınmaktadır.

Ayrıca bazı lüks araçlarında arka tekerleklerinde diskli fren sisteminin kullanılması yaygınlaşmaktadır.

11

Matematik

Salı, 06 Kasım 2007

MATEMATİK

Matematik nedir?

Matematiğin amacı; insanların doğuştan getirdiği düşünme kabiliyetini geliştirmektir. Bu gelişmeyi sağlamak için, bizlere bir kısım bilgiler kazandırarak karşılaşacağımız olay ve problemlerde inceleme, araştırma ve karşılaştırmalar yaptırarak, düzenli ve dikkatli olmamızı, mantıklı düşünmemizi ve her konuda doğruyu bulmamızı sağlar. Problemleri çözerken değişik bağlantıları bulmak insana heyecan verir. Böylece insanda yeni şeyler bulma arzusu doğar. Bütün bilimlerin doğması ve gelişmesi insandaki bu arzudan doğmuş bu da matematik yardımıyla olmuştur. Bu sebeple bütün bilim dallarında matematikten yararlanılır. Matematik nitelikleri değil nicelikleri konu edinir, fakat niteliği bulunan herşeyin sayılabilir ve ölçülebilir olması, matematiğin fen bilimleri ve teknolojinin yanında değil sosyal bilimlerde de vazgeçilmez olmasını sağlamıştır. Bu yüzden matematik her öğrencinin öğrenmesi gereken bir bilimdir.

Matematiği niçin öğreniyoruz?

Ezberciliğe dayalı bilgi aktarımının esas alındığı geleneksel eğitim, günümüzde çocukların zihnini körelten bir mekanizma haline gelmiştir. Okulun asli görevi, çocuklara nasıl öğrenileceğini öğretmektir. Bugün okullarda yeni bilgi ile mevcut bilgiyi bütünleştirerek anlama, sentez yapabilme, bilgileri yorumlayabilme gibi beceriler değil; bilgiyi kitaptaki gibi öğrenme ve ezberleme gibi etkinliklere yer verilmektedir. Bunun sonucu olarak öğrencilerimizin çoğunluğu matematiğin gerçek manasını anlayamamakta ve "matematiği niçin öğreniyoruz?", "bu dersin bana faydası nedir?", günlük hayatta uygulaması nasıl oluyor?" gibi ifadeler kullanmaktadırlar.

İnsanlığın gelişmesine paralel olarak bilimde ve teknikte hızlı ilerlemeler olmuştur. Zamanla gelişen ticaret ilişkileri sonucu para, ölçü, zaman, alan, hacim vb. gibi kavramlar ortaya çıkmıştır. Fizik, kimya, biyoloji, mühendislik, astronomi, ekonomi ve psikoloji gibi bütün bilim dalları esaslarını geliştirmek ve sonuçlandırmak için matematiğin temel kurallarına uymak zorundadırlar. Bilim adamları, binlerce bilgiyi küçük bir bilgisayara programlama ve istenildiğinde bilgilere anında ulaşmada matematiğin gücünden faydalanırlar. İnsanlar günlük hayatlarında ihtiyaçlarını karşılarken matematik ve öteki bilimlerden faydalanırlar. Matematik bilimi insanda sistemli ve doğru düşünme yeteneğini geliştirmeyi amaçlar. O halde matematik, farkına varmasak da hayatımızın her aşamasında yer almaktadır.

Matematiği nasıl öğrenmeliyiz?

Matematik küçük yaşlarda verilen iyi bir temel bilgiyle öğrenilir, fakat bu demek değildir ki matematik ileriki yaşlarda da öğrenilmesin. Bu süreç ne kadar geciktirilirse öğrenme de o kadar zor olacaktır. Temel problem de buradan kaynaklanmaktadır. Öğrencilerimizin büyük çoğunluğu temel bilgileri zamanında alamadığından matematik hakkında önyargıya kapılıp, bu dersin zor olduğunu ve öğrenilemeyeceğini düşünmektedir. Temeli olmasa dahi matematik belirli bir düzeyde herkes tarafından öğrenilebilir. Bunun için ilk şart, matematiğin öğrenilebilirliğini kabul etmek ve o ders hakkındaki önyargıları bir kenara bırakmaktır. Matematiği öğrenmede öğretmenin rolü çok önemlidir. Bu dersi sevdirmek ve öğrenciyi belli bir düzeye getirmek öğretmenin görevidir, fakat unutulmamalıdır ki öğrenmede aktif olan, öğrenci olmalı ve herşeyi öğretmenden beklememelidir. Öğrenci kendisini ne kadar zorlar ve öğretmeni sadece yol gösterici olarak görür ve o yolda kendisinin ilerlemesi gerektiğini bilirse sonuca da o kadar çabuk ulaşır. Aksi taktirde öğretmenin ön plana çıktığı durumlarda öğretmen olmayınca öğrenme ve ilerleme de olmayacaktır. Genelde öğrenciler kolaycılığa kaçarak her şeyin çözümünü öğretmenden beklemekte, öğretmenin anlattıklarını anlamakla sonuca ulaşabileceğini zannetmektedirler. Halbuki anlamak ile yapmak çok farklı şeylerdir.

Bir problemi çözebilmek için önce o konu problem tipleri hakkında belli bir bilgi birikimine ihtiyaç vardır. O birikimi oluşturmadan çözülen sorular anlaşılsa dahi başka problemleri yapmada güçlük çekilecektir. Bu durum kişinin kendisini kandırmasıdır, soruyu algıladığını zannetmesidir. Bilgi beyne gitmiştir, fakat kalıcı olmamıştır. O yüzden konunun kalıcı olmasını ve problem tiplerinin beyne yerleşmesini sağlamak gerekmektedir. Bunu yapmak için de öğretmenin yaptığı çözümlü örneklerin tekrar tekrar incelenmesi, bıkmadan usanmadan soruların çözümlerine önce bakarak sonra cevabı kapatarak bir kez daha çözülmeleri gerekmektedir. Bu yöntem uygulanırsa artık o konu hakkında beynimizde belli bir birikim sağlanacak, artık başka sorular da yapılabilecektir. Değişik sorular çözerken öncelikle basit sorulardan başlanmalı konunun iyice pekişmesi sağlanmalıdır. Bir soru çözülemiyorsa pes edilmemeli, tekrar tekrar çözmeye uğraşılmalıdır. Unutulmamalıdır ki çözümüne zor ulaşılan sorular veya uğraşmanıza rağmen çözülemeyen sorular size çok şey katacaktır. Siz farkında olmadan konunun genel tekrarını yapmakta değişik durumları düşünerek bilgilerinizi sağlamlaştırmaktasınızdır. Son noktada yine çözülemeyen sorular soruyu çözen arkadaşlarınızla irtibata geçerek çözümlenmelidir. Hiçbir arkadaşınız çözememiş ise artık bu soru için öğretmeninize başvurabilirsiniz. Bu şekildeki bir çaba sizin hazırcı olmadığınızı göstererek gayretinizi ortaya koyacak ve kendinize güven duymanızı sağlayacaktır.

Öğrencilerin en büyük problemlerinden bir tanesi de unutma olayıdır. Temeli sağlam olmayan bir öğrenci, bir konuyu öğrense dahi çalışmaya ara verir, geri besleme yapmazsa o konuyu çok çabuk unutacaktır. Bu yüzden her konuyu gündeminizden eksik etmeyin ve geri besleme yaparak muhakkak konularla ilgili tekrar örnekleri yapın.

ÖSS de matematikten gelen sorular LİSE 1 ağırlıklı olup, temel konuları kapsamaktadır. Bu sınav sisteminde, bilgiden ziyade bilgiyi yorumlama ve temel kavramlar üzerinde durulmaktadır. Bu sebeple konuları belirli düzeyde öğrenir, konuların temel problem tiplerini kavrar ve bu öğrendiklerinizi unutmazsanız, sınavda başarılı olmanız mümkün değildir. Temeli iyi olan öğrenciler soru hazinelerini artırmak için daha çok pratik yapmalıdırlar. Temeli iyi olmayan öğrenciler ise ilk önce çok soru çözmek yerine belirli konularda belirli soru tiplerini öğrenmeli, daha sonra değişik soru çözümlerine başlamalıdırlar.

Matematik dersini ne kadar sever ve ne kadar çok ilgilenirseniz baÅŸarı o kadar çabuk gelir. Unutmayınız ki matematiÄŸin size çok ÅŸey katacağını kabul etmeniz, baÅŸarılı olmanızda ilk adım olacaktır. Düşünen ve araÅŸtıran bir insan olmanız temennisiyle…

Calculatıons

Salı, 06 Kasım 2007

CALCULATIONS

Properties of isopropanol

`T = 51.5°C

m = 1.028 cp

Cp = 3096.17 J/kg K

k = 0.129W/mK

r = 762 kg/m2

Properties of water :

`T = 71

m = 0.407 cp

Cp = 4189.5 J/kg K

k = 0.664W/mK

r = 977.8 kg/m2

Flow rate of isopopanol = 65 000 kg/ h

mi = 18.06 kg/s

Q given = Qtaken

= mi*Cp*DT

=18.06*3096.17*( 72- 31)

=2292590 J/s

Q given =m* Cp*DT

2292590 = mw*4189.5*(97-45)

mw = 10.52 kg / s

Assumed overall heat transfer coefficient : 400 W/mK

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG] 97

72 DTLM= (97-72)-(45-31) = 18.97° C

45 In (97-72)

31(45-31)

Q = A*Uİ*DTLM*F

2292590 = A*400*18.97*0.9

A= 335.7

From appendix A ; F= 0.9

Selected type of tubes ; ¾ inch 14 BWG

Xw = 0.0021 m

Dti= 0.0148 m

Dto=0.01905 m

Si ;= 1.73 10-4 m2

Assumed length of tubes : L = 20 ft (6.1m)

Area of the one tube : Atube = p*Dti*L

= p*0.0148*6.1

=0.28 m2

Number of the tubes ; Ntubes = Heat transfer area = 335.7 = 1199 tubes

Area of one tube 0.28

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG]Number of tubes at the shell diameter ; NDtube = 4* Ntubes = 40

p

Diameter of the shell side : Ds = (NDtube –1) *2.54 10-2 + Dto

= (40-1)*2.54.10-2 + 0.01905

= 1 m

TUBE SIDE

m = u*r*S*Nt / 4

10.52= uwater*977.8*1.73.10-4*1199/ 4

uwater = 0.2 m/ s

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image007.gif[/IMG]Re = D*u*r= 0.0148*0.2*977.8 = 5689 Turbulent flow

m0.407.10-3

From SEIDER EQUATION ismi doÄŸrumu?

h i D ti = 0.023 ( Re)0.8 (Pr)0.33( m /mw)0.14

k

Pr = Cp*m = 4189.5*0.407.10-3 = 2.57

k 0.664

( m /mw)0.14 = (1.028/ 0.83)0.14 = 1.03

h i D ti = 0.023 ( 5689 )0.8 (2.57)0.33(1.23)0.14

k

hi = 1464.4Wm /K

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image009.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.gif[/IMG]SHELL SIDE

h0 = 0.36 k . De*G 0.55 Cp m0.33m . 0.14

De m k mw

De = 4* rh = 4* Cross sectional area

Wetted perimeter

Tubes were laid out triangular pattern.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image011.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image012.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image013.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image014.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image015.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image016.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image017.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image018.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image019.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image020.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image013.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image021.gif[/IMG] Y = 2.54.10-2

Cross sectional area ; Yh/2 - pD2to/ 8

=2.54.10-4* (Ö3)*2.54. 10-4/ 4 - p(0.01905)2 / 8

=3.335.10 -5m m2

BERRİİN BU HESAPLAMALARA BAK..DE 0.0046 CIKACAK SEKİLDE DÜZELT.

Wetted perimeter ; pDto/2

=p*0.01905/ 2

=0.029m

De = 4 rh = 4* 1.369 = 0.0046 m

0.029

Baffle spacing ; Ib =0.2

Area of shell side ;As = Ds*l b* C’/Y

As = 1*0.2*(2.54 10-2 –0.01905)/ 2.54 10-4

= 0.05 m2

G = ms .= 18.06 = 361.2kg/m2s

As 0.05

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image022.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image023.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image024.gif[/IMG]

h0 = 0.36 k . De*G 0.55 Cp m0.33m . 0.14

De m k mw

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image025.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image026.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image027.gif[/IMG]

h0 = 0.36* 0.129 * 0.0046*361.2 0.55 3096.17*1.028 10-3 0.33 1.028 . 0.14

0.0046 1.028. 10-3 0.129 0.83

h0 =1742 Wm2/K

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image028.gif[/IMG] Ui = 1

1/hdi + 1/hi + XwDi/KwDL + Di/ Doho + Di/ Doho

Fouling factor hdi = 1700 (water)

hdo = 1020 (isopropanol)

Xw Di . = 0.0021*0.0148 = 4.907 10-6

K DL 377* 0.0168

DL = 0.01905-0.0148 . = 0.0168m

In (0.01905/0.0148)

1 / hdi =1 /1700 = 5.8 10-4

1 / hi =1 /1464.4 =6.8 10-4

Di / D0h0 = 0.0148 / 0.01905*1742 = 4.46 10-4

Di / D0hd0 = 0.0148 /0.01905*1020 =7.6 10-4

Ui = (1/ 5.8 10-4 +6.8 10-4 + 4.46 10-4 + 7.6 10-4 + 4.907 10-6)

= 404.7 Wm2 /K

Berrin birimleri kontrol et.

Pressure drop in the tube side;

DPt = Np ( 8 Jh( L/ di) (m /mw)-0.14 + 2.5 ) r u 2t/2

ut =0.2 m/s

Re =0.01905*0.2*977.8 /0.407 10-3

=9153

Jh =5.8 10-3 From appendix ????

DPt = 4 ( 8*5.8 10-3*( 6.1/ 0.0148 )*0.87-0.14 + 2.5 ) 977.8 (0.2)2 / 2

= 0.017 atm

Pressure drop in shell side

DPs = 8 Jf ( Ds / de ) ( L / Ib ) r us2 / m ( m /mw)-0.14

Gs = us*r

.us = 361.2/ 762=0.47 m/s

Re = 1*0.47*762/ 1.028 10-3

=348385

Jf = 6.5 10-3 From appendix ?????

DPs =8*6.5 10-3 ( 1/ 0.0046 )(0.86/0.0046) (6.1/ 0.2) (762 * 0.42 /2 ) (1.028/0.83)-0.14

=0.29 atm

Working of pump:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image029.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image030.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image031.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image031.gif[/IMG]P1 + gz1 + u12 + hWp = P2 + gz2 + u22 + åhf

r 2 r 2

Point 1:before the pump

Point 2:exit of tube side in the heat exchanger

Assumptions: z1 = z2

Ã¥hf is negligible

u1 = u2

r =rw (water flow in tube side )

h = %70

Result : hWp = DP / rw

Wp = 0.017 105 / 977.8 * 0.7

= 2.48 W

We assumed that our system is worked while 330 days ( 7920 hour )

To find cost of electricity =0.12 $ / kWh * [ 2.48 10-3 *7920 kWh]

=2.2 $

To find cost of water = 1.8$ / 1000 gal *[ 264.2 gal/ 1 m3 ]* 0.011 m3 /s

= 5.12$

bu kısmı ekledim. Burayı ister annual cost ta yaz istersen burda kalsın..altttaki Purchased cost ın altına appendix yazmalısın ok!!!

CALCULATION OF ANNUAL COST

Q = U*A*F*DTLM

2292590 = 412*A*0.9*18.97

A =325.9 m2

A =3507.9 ft2

Purchased Cost ;25 000$ * (1092 / 904 ) =30 200 $

I.DIRECT COST (DC)

Purchased equipment cost ;( % 100 PEC) = 30 200$

Instillation; ( % 25 PEC ) = 7 550$

Instrumentation and control ( % 5 PEC ) = 1 510$

Piping ( % 10 PEC ) = 3 020$

II.INDIRECT COST (IDC)

Engineering & supervising ( %5 DC ) = 2 114 $

Constructor’s fee ( % DC ) = 4 228 $

Contingency ( % FCI ) = 2 559 $

FIXED CAPITAL INVESMENT (FCI) = DC + IDC

= 42 280 + 6342 +0.05 FCI

= 51 181 $

III.MANUFACTURING COSTS

Direct production costs

·Utilities cost (UC) = Electricity + water

·Maintenance-repair & Operating labour costs ( % 3 FCI ) = 1 535$

Fixed Charges

·Depreciation ( % 7 FCI ) = 3 583 $

·Insurance ( %0.4 FCI ) = 205 $

Yıldız Tekniküniversitesiısı-proses Dalıeşanjör Projesi

Salı, 06 Kasım 2007

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.jpg[/IMG]a YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ISI-PROSES DALI EŞANJÖR PROJESİ

PROJE SORUMLUSU : PROF. DR. İSMAİL TEKE

AD SOYAD : ……………

NO: ………….

2003 Verilenler

Soğuk akışkan giriş sıcaklığı : Tog= 70

Soğuk akışkan çıkış sıcaklığı : Toç= 90

Sıcak akışkanın giriş sıcaklığı : Tsg=100

Sıcak akışkanın çıkış sıcaklığı : Tsç=100

Sıcak akışkanın debisi : ms=5000kg/h

Sıcak akışkan : H2O (gaz-sıvı)

Soğuk akışkan :H2O (sıvı)

Seçilenler

Boru boyu : l= 4m

Boru iç çapı : di= 0,021m

Boru dış çapı : dd= 0,025m

Kirlenme direnci : R=0,0001 m2hoC/kcal

Boru malzemesi : Karbon çeliÄŸi (%10C) (100oC’de [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG]= 42 kcal/mhoC )

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG]

Ortalama Sıcaklıklar

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.gif[/IMG]

Akışkanın Özellikleri

tmo tms Sıcaklık (oC)

80 100 YoÄŸunluk [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image012.gif[/IMG](kg/m3)

971,8 958,4 Özgül ısı cp (kcal/kg oC)

1,0023 - Isı iletim katsayısı[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image014.gif[/IMG](kcal/mh oC)

0,575 0,587(su) Dinamik viskozite [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image016.gif[/IMG].10-3 (kg/ms)

0,355 0,282(su) Kinematik viskozite [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image018.gif[/IMG].10-6 (m2 /s)

0,365 0,295 (su) 0,047 (buhar) Prandtl sayısı Pr (cp[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image016.gif[/IMG]/[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image014.gif[/IMG])

2,23 1,75(su) 1,06(buhar)

Logaritmik Ortalama Sıcaklık Farkı

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image020.jpg[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image022.gif[/IMG]

Isıtma Alanının Hesabı (Ad)

Qo= mo cp (Toç-Tog)

Qs= ms (h2 –h1) h2 = 638,9 kcal/kg h1 = 100,04 kcal/kg

Qo+Qs=0 Qo=-Qs

Qs=5000 x -538,86 = -2694300 kcal/h

Qo= mo x 1,0023 x (90-70)

mo = 134406 kg/h

Q=Kd x Ad x [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image024.gif[/IMG] 2694300 = 1409,79 x Ad x 18,2

Ad= 104,98 m2

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image026.gif[/IMG] Boru sayısı : n=334,33 Son boru sayısı : n=335

Ayna Çapı (Da)

h= 0,2814583m

t= 0,0325m

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image027.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image029.jpg[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image031.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image033.gif[/IMG]

Üçgenin alanı : [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image035.gif[/IMG]

Buna göre 335 tane boruyu;

F=2xAxnx1,15 =0,306437676 m2 alana yerleÅŸtiririz.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image037.gif[/IMG] DA=0,669846141m

Hidrolik Çap

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image039.gif[/IMG]

Soğuk Akışkanın Hızının Bulunması

Soğuk akışkan borunun içinden geçiyor.

mo =n x Ai x [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image041.gif[/IMG]x [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image043.gif[/IMG]x 3600

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image043.gif[/IMG]= 0,3311052 m/s

Soğuk Akışkanın Reynold Sayısının Bulunması ([IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image045.gif[/IMG])

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image047.gif[/IMG]

( Türbülanslı )

Soğuk Akışkanın Nusselt Sayısının Bulunması ([IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image049.gif[/IMG])

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image051.gif[/IMG] [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image053.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image055.gif[/IMG]

Soğuk Akışkanın Konveksiyon Isı Transfer Katsayısı ([IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image057.gif[/IMG])

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image059.gif[/IMG] [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image061.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image063.gif[/IMG]

Sıcak Akışkanın Konveksiyon Isı Transfer Katsayısı ([IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image065.gif[/IMG])

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image067.gif[/IMG] [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image069.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image065.gif[/IMG]=0,959*(0,5873*958,42*9,81*4*3600/(0,000000282*14,9254*335(1/3))) (1/3)

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image071.gif[/IMG]

Isı Transfer Katsayısının Kontrolü

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image073.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image075.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image077.gif[/IMG]

Bulunan [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image079.gif[/IMG] değeri seçilen[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image079.gif[/IMG] değerine eşittir.

Dizayn Heapları Bulduğumuz boru sayısı 335 iken bunu kirlenme dirençlerini ve ileride ortaya çıkabilecek kirlenmelere karşı boru sayısı 340 adet alınarak termik hesaplamalar yapılacaktır.

F = A12 = 2 × A × n × 1,15 = 2 × [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image081.gif[/IMG]× 340 × 1,15 = 0,35240333 m2

Dgerçek = (4×A12/p)1/2

Dgerçek = (4 × 0,35240333/ p)1/2 = 0,669846143 m = 66,9846143 cm

Soğuk akışkanın giriş kesidi:

Tog = 70 ºC

r = 971,8 kg/m3

Mo = 134406/3600 = 37,335 kg/s

c = 1,5 m/s

F = Mo/(r×c) = 0,025612266 m2

dog = (4×F/p)1/2 = 0,180629705 m

Soğuk akışkanın çıkış kesidi:

Toç = 90 ºC

r = 971,8 kg/m3

Mo = 37,335 kg/s

c = 1,5 m/s

F = Mo/(r×c) = 0,025612266 m2

dog = (4×F/p)1/2 = 0,180629705 m

Sıcak akışkanın giriş kesidi:

Tsg = 100 ºC

r = 0,597514 kg/m3

Ms = 5000/3600 = 1,3888889 kg/s

c = 10m/s

F = Ms/(r×c) = 0,232444445 m2

dsg = (4×F/p)1/2 = 0,544157673 m

Sıcak akışkanın çıkış kesidi:

Tsç = 100 ºC

r = 958,4 kg/m3

Ms = 5000/3600 1,3888889 kg/s

c = 10 m/s

F = Ms/(r×c) = 0,000966116 m2

dsç = (4×F/p)1/2 = 0,03508164 m

Eşanjörün Et Kalınlığının Hesabı:

S = P×Dgerçek / (2×emniyet gerilmesi) + 0,4

Emniyet gerilmesi = 260×10,19/2,5 kp/cm2

Emniyet katsayısı = 2,5 alınmıştır

Akma gerilmesi = 260×10,19 kp/cm2

P = 101,33 kPa(101330Pa=1,033278223 kp/cm2) (100ºC deki doymuş buhar ve sıvı H2O için basınç değeri)

S = 0,000356831 + 0.4 = 0,400356831 cm = 0,00400356831 m

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image083.gif[/IMG] 0.005 m = 5 mm alındı.

R = Dgerçek × 0,8 = 0,669846143. 0,8 = 0,535876914 m= 535,876914mm

h1 = 3 × S = 3 × 5 = 15 mm

h2 = Dgerçek × 0,255 = 0,255 . 0,669846143= 0,170810766m = 170,810766mm

r = Dgerçek × 0,154 = 0,669846143× 0,154 = 0,103156306m =103,156306mm

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image085.jpg[/IMG]

Referanslar 1.Prof. J.P. Holman : Heat Transfer, Southern Methodist Univrsity, McGraw-Hill Book Company (1968)

2.Assoc. Prof. Dr. Sadık KAKAÇ : Örneklerle Isı Transferi, Middle East Technical University (1968)

3.William C. REYNOLDS : Thermodynamics, Stanford University (1965)

4.İ. Zeki ÅžEN – Nail ÖZÇİLİNGİR : Makine Meslek Resmi (2000)

5.Yunus A. ÇENGEL – Michael A. Boles: Mühendislik Yaklaşımıyla Termodinamik, McGraw-Hill (2000)

6.www.souheat.com

7.www.tenlinks.com

8.www.eoheat.oit.edu

9.www.e-steamboilers.com

10.www.caterpillar.com

11.www.altronic.com/

12.www.heatexchangerservice.com

13.www.bre.com

14.www.apiheattransfer.com

15.www.taftan.com/thermodynamics

16.www.htcsoftware.com

Pastel Boya

Salı, 06 Kasım 2007

PASTEL BOYA

Pastele GiriÅŸ

Pastel resim tekniÄŸi, çabuk bozulabilir olmasına raÄŸmen ve her kademedeki çalışanlar arasında çalışma rahatlığından ve kolaylığından dolayı çok tutulan ve sevilen bir teknik olmuÅŸtur. Bu teknik ile yapılan resimler, hava tesirlerinden ve nemden (rutubetten) korunmaya muhtaçtır. Büyük desen ustalarının Louvre Müzesi’nde pastel ile portre çalışmaları vardır. Bunlar bugün bile ilk tazeliklerini korumaktadır. Bu teknik malzemenin renklerinin yumuÅŸaklığı, bilhassa, portre anlatımında çok uygun düşmektedir.

Pastel, bütün konulara tatbik imkanı olan ve iyi neticeler veren bir resim tekniğidir. Günümüzde, yüksek kalite gösteren çalışmalar bu teknikle maalesef enderdir. Günümüz sanatçıları pastel boyalarını yeni teknikler içinde kullanabilme için diğer tekniklerle karıştırmayı deniyor ve yeni imkanlar buluyorlar. Öyle canlı boyalar kullandılar ki, adeta yağlıboya tesirini yaşatıyorlar.

Åžu noktaya kuvvetle inanç beslemeli: İyi bir pastelci olmak için, herhalde desende çok ileri ve marifetli olmak lazımdır. Kiremit kırmızı kalem (conté crayon) , beyaz ve renkli kağıt üzerine çizilen desenler hakkında derin bir bilgiye ihtiyaç vardır. Her çeÅŸit kalem teknikleri ile çalışmış olmak, estomp kullanılmasını öğrenmiÅŸ olmak, pastel çalışmalarını kolaylaÅŸtırıcıdır. İyi bir teknik için, bizden evvel bu malzemeyi hakkıyla kullanmış saygıdeÄŸer artistlerin eserlerini incelememiz ve onlardan çok ÅŸey öğrenebileceÄŸimizi bilmem söylemeye lüzum var mıdır?[1] Pastel tekniÄŸi alanında; Fransız ressamı Jean Baptiste Perronneau pastelle yaptığı genç kız portreleriyle büyük ün kazandı; Maurice Quentin de La Tour, Van Gogh, Watteau, Gauguin, Degas, Picasso… gibi sanatçılar bu türün baÅŸlıca ustası sayıldılar.[2]

Pastelin Kökeni, Avantajları ve Özellikleri

Pastel kelimesi dilimize Fransızca’dan geçmiÅŸ aslı ise, (İtalyanca hamur manasına gelen pasta kelimesinden gelir) yumuÅŸaklığı anlatır. YumuÅŸak renkli tebeÅŸire benzer renkli kalemlerle grenli kağıtlar, mürekkeple hazırlanmış fonlar üzerine veya sürtmeyle tüylendirilerek yapılan tirÅŸe derisi üzerine, detramt boya sürülmüş kanaviçe üzerine vs. yapılır. Her çeÅŸit konu ve çalışma için çok elveriÅŸli, diÄŸer teknikler gibi koku yapmayan bir tekniktir. Kolay netice veren ve çabuk resim yapma gibi özellikleri olan bir boyama tekniÄŸi malzemesidir. Bu deÄŸerli özellikleriyle pastel amatörler, öğrenciler için sevimli, dinlendirici bir çalışma imkanı verir. Çalışma biçimi renkleri ezip toz haline getirip parmağımızı sürterek tatbik edebileceÄŸimiz gibi, kalem gibi kullanıp gene parmağımızla ovarak yapılabilir. Bu güzel tekniÄŸin tek kusuru, saklanmasında göstereceÄŸimiz itina ve titizliÄŸi bizden istemesidir. Pastel çalışmalarını çerçevelemek ve onları cam altında her türlü sürtmeden, nemden, hava veya tozdan korumak gerekir. Pastel yaÄŸlıboya gibi parlamaz, hiçbir teknik, realiteyi pastel gibi anlatamaz; çünkü renk tonları parlak, diri ve tazedir. En güzel özelliÄŸi boya sanatı için çok kabul sayılan ÅŸeffaf ve kadife gibi bir doku tonları göstermesidir. Her türlü mevzu bu teknik için geçerlidir. Güzel manzaralar, büyük ÅŸehirler, geniÅŸ ve ufka kadar yayılan ovalar, bulutlar, ormanlar, çiçekler, natürmort ve kompozisyonlar bu emsalsiz malzemenin resmedilmeye layık mevzularıdır.[3]

Yağlıboya güçlü ve enerjik çok tesirli bir tekniktir. Suluboya, şeffaf, ince ve zarif oluşuyla hoşa gider. Pastel ise; canlı ve parlak renklerinin kadife dokusuyla gözümüzü ve gönlümüzü büyüler. Işık pırıltılarını pastel kadar ifadeye muktedir hiçbir malzeme yoktur. Genç sanatçıları, bir natürmort teşkilinde gruplandırılan objelerle kompozisyona alıştırmak bakımından çok elverişlidir. Genç artistlerim kompozisyon bilimine yatkın hale gelmek isteklerine en iyi model: birkaç eşya ile kurulan bir natürmortta; nesneler arasındaki gruplanmaları, tezatları ve alakaları tanımak ve görmek için çok pratik kullanılışı ile de ayrıca değer taşır. Sanatçılar kendilerine model olabilecek elemanları kendi zevklerine göre çeşitlendirme seçmede serbesttirler. Natürmort için seçebileceğimiz nesneler kolayca bulunabilirler. Resmi öğrenmekte olanların masum isteklerinde onların masum isteklerinde onları ümitsizliğe düşürmeyen natürmort konuları ve emsalsiz ifade gücüyle pasteldir. Çok kolay bir çalışma tekniği gösteren pastel birkaç tecrübeden sonra yeterli bir alışkanlık kazanılabilir. Çalışmayı bir oturuşta da bitirme şartı da yoktur. Çalışmaya devam edilebilir. Pastel kuru toz halinde olduğundan bunları yağlı maddelere temas ettirmemeliyiz. Hatta elimizle ovarken bile elimizin ter ve nemi pastelin donuklaşmasına ve tazeliğinin kaybolmasına sebep olabilir ama dikkatten başka çaresi de yoktur.[4]

Pastelin Kullanış Şekilleri

İçinde yap ve vernik bulunmayan, katışıksız karışımından dolayı pastel güçlü bir boya türü değildir. Pigment denilen toz halindeki boya maddesi su ve zamkla bağlanarak pastel boya oluşturulmuştur. Bu yüzden pastel çabuk zarar görebilecek özelliktedir. Bu nedenle pastel boyalar ton düzeltmeleri dışında karıştırılmalıdır ve doğrudan kağıda uygulanır. Bu da çok çeşitli boya ile çalışmayı gerektirir. Pastelin amatörler için önemli özelliği, her türlü konuyu anlatıma son derece uygundur; açık havada yapılan çabuk eskizden, atölye çalışmalarına kadar ifade formlarını anlatabilmesi, onun çok değerli bir özelliğidir.[5]

Pastelin değerli karakteri, modern sanat görüşüne de uyan, anlatımcı tarzda kullanmaya yatkındır.

Pastelin canlı tekniği, ressamların temel teknikleri olan suluboya, yağlıboya alışkanlıklarını daha rahat ve serbest kullanmalarına da yardımcıdır. Pastel sayesinde gençler renk ve resim ifade yönlerini, stillerini genişletme, tecrübelerini arttırma imkanı bulurlar. Velhasıl pastel, kullanana sevinç ve heyecan veren çok tatmin edici resim tekniklerinden biri ve başlıcasıdır.

Şunu hiç unutmamalı ki; pratik ve tecrübeyi daima çalışmayla arttırmak bilgimizi bu yollarda aramak başarının şartıdır. Bilgi şarttır ve bilgimiz ölçüsünde yetenek kazanacağımız da unutulmamalıdır. Kim ki istidatlıdır o bilgili olmaya mecburdur. «Çok bilen çok yanılır» derler: Çok bilen çok yanılmaz, çok bilen az yanılır, az hata yapar. Yanlışı azalır. Gayemiz yanlışı azaltmak değil mi?

Bilginin şuuraltına intikali ve şuura doğması bizde sezgi halinde belirir. Devamlı çalışmalarla pratiği ve tecrübeyi arttırmak suretiyle kuvvet ve avantaj elde ederiz. Tabiattan ve hayale doğan şekillerden çalışmaların her safhası faydalıdır.[6]

Kuru Pastel TekniÄŸi

Pastel, yüzyıllardır sanatçılara çok sevilen ve çok kullanılan tekniklerden birisidir. Okullarda da öğrencileri çok memnun eder, resmi sevdiren bir niteliğe sahiptir.

Pastel, diğer teknikler yanında kendine has seçkin bir karaktere sahip asil bir malzemedir. Bazıları bu malzemenin istikrar ve dayanıklılığına inanmaz. Fakat pastel çalışmaları aksine çabuk yıpranır cinsten değildir.

Pastel tonlarının temizliği, tazeliği, yumuşaklığı bu malzemenin en iyi yönüdür. Çalışma anında kağıdı yormamaya, tonları kirletmemeye dikkat sarf etmeli, eskiz çalışırken füzenle yapılan desen bittiği zaman, çizginin ahengini bozan fazla füzeni bir fırçayla desene hafiflik kazandırmak için kaldırmalıdır.

Pastel renkleri tazeliklerini devamlı muhafaza ederler. Pastel renkleri ne sararır, ne solar, ne de kararırlar. Dünyanın her yerindeki sanat galerilerinde saygıdeğer sanatçıların pastel resimleri, inanılmaz ölçüde fiyatlarla satılıyor. Şüphesiz her sanat eserine itina ve ihtimam göstermek lüzumunu söylemek herhalde gereksizdir. Pastel ile çalışılan resimlerde aynı ihtimama muhtaçtır. Hatta herhangi bir kazayla meydana gelebilecek bir zararı pastel resimle yağlıboya ve suluboyaya nispetle düzeltmek daha kolaydır. Pastel resim çarpmalara dayanıklı olduğu gibi, çerçevelemeden önce olabilecek lekeleri de kaldırabilmek kolaydır.[7]

YumuÅŸak Pastel

YumuÅŸak Pasteller; temel olarak temizlenmiÅŸ tebeÅŸirden meydana gelirler. TebeÅŸir tozuna çok ince öğütülmüş renk ilave edilir. Bu renklerin bazıları yakın geçmiÅŸte endüstrinin bulup geliÅŸtirdiÄŸi yeni maddelerden yapılmaktadır. Bilhassa «Rembrandt» markalı pastellerin yumuÅŸaklığı kullanmada rahatlık, ferahlık verir. «Rembrandt» pastelinin yumuÅŸaklığı renklerin saflığına da iÅŸarettir. “Talens” markalı pastelleri de kullandığımız zaman yekpare ve müsavi renk alanları, ince renk derecelendirmeleri ve karışımlar elde edilir. Bütün yumuÅŸak ve iyi kaliteli pasteller kolayca kırılabilirler, kullanan buna alışmalıdır. Çünkü, pastel maddesi ne kadar yumuÅŸak olursa bundan imal edilen pastel kalemi de o ölçüde kırılabilir olacağı gayet tabiidir.[8]

Sert Pastel

Sert pasteller, genellikle köşeli ve kare kesitli küçük çubuklar olarak imal edilir. Pastel yapımında kullanılan yumuşatıcı maddelerin miktarı azaltılırsa sert pastel hasıl olur. Sert oluşlarıyla da, çizgi oyunları taşıyan grafik resimlerinde daha güzel imkanlar verir. Çubuk halindeki pasteli yatırarak ve hafifçe sürterek çeşitli nüanslar elde edilir.[9]

Pastelin Kullanılması

Pastel en basit ve araçsız resim yapma şeklidir; pastel kalemler doğrudan doğruya kağıt üzerine sürülür, sonra nüanslar elde etmek, renk tonlarının iği dağılımı sağlamak ve genellikle kola ve kil veya sünger taşıyla hazırlanan kağıt üzerindeki görüntüde güzelleştirmek için parmak ucuyla resim üzerinde ince bir çalışmaya girişilir ve bu işlem sayesinde sonuç mükemmelleşir.[10]

Pastel kalemini kutudan çıktığı gibi iÅŸaret parmağı (ÅŸahadet parmağı) ile baÅŸparmak arasında tutularak kullanabiliriz. Usta pastelciler ekseriya pasteli kağıt etiketinden ayırarak kırıp parçalarıyla çalışmaktan hoÅŸlanırlar. Bu tür bir çalışma pasteli daha hür bir biçimde ve stilimiz yönünde çalışmayı mümkün kılar. Bütün pastellere gelince bunları kendi kutularında saklamak daha uygundur. Satın aldığımız pastel kutusu yanında ve onun dışında parça pastelleri yerleÅŸtirmek için kutu gözlerine ihtiyacımız olacaktır. Pastelin iki ucundan tahminen 2,5 cm.lik etiketsiz kırarak diÄŸer kısmı asıl kendi kutusunda, kırılan parçalarında kendimizin yapacağı göz göz olan kutuya koymak çalışmada rahatlık verecektir. EÄŸer pastellerimizin bir “renk kartını” yaparsak istediÄŸimiz rengi kolayca bu kartona göre tanımak mümkün olur: Ressam paleti üzerine dizdiÄŸi renklerini nasıl bir dizi serisinde sıralıyorsa, göz göz yaptığımız kutu içerisine de pastel renklerini öylece sıralayıp kolayca tanıyarak süratle kullanabileceÄŸimiz rahatlıkta yerleÅŸtirmeliyiz. Ressamlar paletleri üzerindeki renkleri gözü kapalı kullanabilecek kadar tanırlar. Her renk, palet üzerinde yerini ve sırasını her zaman aynen muhafaza eder.[11]

Pastellerin Korunması ve Saklanması

Yumuşak pasteller çok kırılmaya müsaittir. Çalışmak için geziye çıktığımızda dikkat etmek gerekir. Çarpmalar ve kutu içindeki kırılmaları önlemek için, pasteller arasına pamuk veya yün parçası konabilir. Her renkten parçacıkları bir plastik kutu içine koyarak taşımak iyidir. Kutu içine pirinç unu koyup pastel parçalarını bunun içine koyabiliriz. Çalışma yerine vardığımızda bir eleme bezi ile un kısmı bir gazete kağıdı üzerine elenerek, pastellerimiz kırılmadan çalışmaya hazırdır. Atölyede pastel çalışmalarını uygun renkleri yan yana koymak suretiyle ayrı ayrı gözlerde saklıyorduk. Böylece istediğimiz rengi kolayca bulur vakit kazanmış oluruz. Pastellerin uzun bir dayanma süresi vardır, son parçasına kadar kullanılabilir.[12]

Başlangıç İçin Gerekli Malzemeler

1-15 veya 30 renkli bir pastel kutusu. Az renkle çok şey öğrenilebileceği unutulmamalıdır ve bu tavsiye bütün teknikler için geçerlidir.

2-Füzen için kullanılan gri desen kağıtları veya İngres kağıdı.

3-33×48 boyutunda düz bir altlık. Bu yarım resim kağıdı için bir altlıktır. Kağıdı altlığa eklemek için lastik bantlar veya baÅŸka tutturucular gerekir.

4-Sert tüylü eski bir fırça ve yanlışları düzeltmek için yumuşak bir silgi gereklidir.

5-Ayrıca yumuşak bir kurşunkalem, birkaç parça füzen ve ince uçlu bir keçe kalem, eskizler veya ilk çizgiler için gereklidir. Bu basit ve ucuz malzemeyle pastel tekniğine en iyi şekilde başlanabilir. Bu çalışmalarımız üzerine tek tek aynı boyda kağıt örterek onları desen kartonları içinde dolap veya çekmece gibi bir yerde saklamamız yeterlidir.

Tecrübeli bir pastelci en azından doksan renkli bir pastel kutusuna sahip olmalıdır. İhtiyaç duydukça bu temel takıma yeni renkler de ilave edilebilir. Şahsi pastel takımımız konu çeşidimize ve kullanış metodumuza bağlıdır. Eğer tabiata sadakatla bağlı bir kişiysek, tabiattaki renklere en yakın renk seçimlerini yapabilmek için çok sayıda pastel rengine ihtiyacımız olacaktır. Fakat sürtmeyle karışımlar yaparak bir teknik tercih edersek, bu tarz boyamayı başarmada daha az pastel renkleriyle de muvaffak olunabilir.

Pastel Kağıtları

Pastel için en iyi kağıtlar sert olan kağıtlardır. Parlak kağıtlar iyi neticeli değildir. En çok kullanılan cins füzen için olan ingres kağıdıdır; bu tür kağıtlar çeşitli ağırlık ve nispetlerde, çeşitli renk ve nüanslarda büyük kırtasiye dükkanlarında satılır.

Pastel için çok zaman renkli kağıt kullanılır. Yeni başlayanlar çok açık veya çok koyu renkte kağıt kullanmaktan kaçınmalıdır. Kağıdın rengi çalışacağımız mevzuun karakterine uygun düşmelidir. Bu şekilde kağıdın bazı yerlerini boyamadan bırakabilir, kağıdı da bizim için çalıştırabiliriz. Mesela: Kırmızı veya kahverengi bir kağıt, mehtaplı bir geceyi temsil edeceksek bu halde kağıdımızın rengi koyu mavi- gri olması herhalde daha yakışık alacaktır.

Pastel çalışmasında beyaz kağıdın zorlukları vardır. Eğer beyaz kağıt kullanmak zorunda kalırsak, kağıdın bir bölümünü bir renkle kapayıp bu pastel tabakası üzerine desenimizi çizeriz. Yahut kendimiz de suluboya veya guvaş ile renkli kağıt yaparak üzerine pastel çalışabiliriz.

Pastel çalışmalarında kullanılan kağıdın tekstürü (yapısı) tesiri arttırır. Onun için pastele uygun ve münasip kağıdı elimizle kontrol ederek seçmeliyiz. Eğer kağıdın bütün alanını pastelle kapatırsak, o zaman kağıdın renginin önemi olmayacağı aşikardır. Pastel, parlak kağıtlar hariç hemen hemen her türlü kağıda intibak eder.

Diğer Yardımcı Malzemeler

Şövale (Resim Sehpası)

Kağıt ve pastellerden sonra, pastel için yardımcı bir malzeme de, altlığımızı yerleştirebileceğimiz iyi bir sehpa şarttır. Sehpanın, istenilen her açıya ayarlanılabilenini tercih etmeliyiz. Genel olarak altlık tahtası sehpaya dikey olarak yerleştirilir. Bu şekilde pastel tozları kağıt üzerinde kalmadan yere düşer. Bu tür bir sehpa guvaş ve suluboya çalışmasını da mümkün kılar. Guvaş ve suluboyanın pastel için fon teşkil ettiğini düşünürsek bunun önemi daha iyi anlaşılır.

Kırda çalışabilmek için sehpa taşınabilir olmalıdır. Bu sehpa evde de kullanılabilir. Eğer evde bir çalışma odamız veya bir atölyemiz varsa sabit bir sehpa veya teknik desinatörlerinki gibi yerinden oynamayan bir desen masasına ihtiyacımız olacaktır. Kırda veya atölyemizde çalışırken sehpanın ayakları altına bir gazete kağıdı veya bir kumaş parçası sermeliyiz. Bu şekilde çalıştığımız yerde sehpa altını pastel artıkları ve tozlarıyla kirletmemiş oluruz. Bu, dışarıda kırda çalışırken otlar içine düşebilecek pastel parçacıklarının kaybolmasını da önler.

Desen Altlıkları

Kağıtlarımızın en ve boyuna uygun altlıklara ihtiyacımız olacaktır. Kağıt, altlık üzerine yapıştırıcı bir bant veya bir raptiye çivisi ile tespit edilir. Daima desen kağıdımızla altlık, arasına altlığımız büyüklüğünde bir karton veya bir düz kağıt yerleştirmeyi ihmal etmemeli. Bunu yapmazsak; altlık vazifesi gören tahtanın pürüzleri pastel alanına çıkar ve çok zevksiz bir görünüm hasıl olur.

Dosyalar

Bir pastel ressamının kağıtlarını ve desenlerini saklamak için çeşitli nispetlerde dosyalara ihtiyacı olacaktır. Pastel resimlerini birbirine karşı korumak için aralarına yağ geçirmeyen parşömen kağıdı koymalıdır.

Desen Malzemesi

Kompozisyonlarımızın eskizleri için, elimizin altında bir desen takımı olmalıdır. Yumuşak kömür kalemler, füzenler, çeşitli renkte desen kalemleri, çıkmayan (siyah, beyaz, kahverengi veya hoşumuza giden herhangi bir renk) mürekkep. Desen için zerdova tüylü ince uçlu fırçalara da, ihtiyaç vardır. Bu fırçalar mürekkepli bir çalışmadan sonra sabunla yıkanmalıdır.

DiÄŸer Gerekli Malzemeler

Çeşitli malzemelerle çalışıyorsak guvaş ve suluboya tüplerine de ihtiyacımız olacaktır. (Pastel ile kullanılabilecek malzemeler) Suluboyayı beyaz kağıda, pasteli ise renkli kağıda tatbik etmek uygun olur.

Düzeltmeler

Yanlışları silmek için yumuşak bir silgi şarttır. Silgiyi parmaklarımız arasında yumuşak tutmalıyız. Silgi ve sert tüylü bir fırça sayesinde pastel silinebilir. Ve yeniden istenilen düzeltme yapılabilir.[13]

Pastel Çalışmalarının Düzeltilmesi

Bir pastel tabakasını silmek veya düzeltmek istersek, sert bir fırçayla sürtmek ve çıkan pastel tozunu üfleyerek resimden uzaklaştırmak lazımdır. Pastel tozu kağıt greninden çıkacak fakat, hafif bir leke bırakacaktır. Bu leke kalsın; üzerine süreceğimiz yeni pasteli daha iyi yapıştırabilmede bir alt tabaka olacak ve üzerine süreceğimiz yeni renk ile de kaybolacaktır. Yanlışları düzeltmek kolaydır: (önce fırça ile pasteli çıkarmalı, sonra da üzerine doğru tonu koymalıdır.) Eğer kağıdın rengini görmek istiyorsak lekeyi silgiyle çıkarabiliriz. Bu çok önemli bir tekniktir. Çünkü yeni başlayanların desenleri pastel yığılmalarıyla bozulabilir.

Kağıdın tutabileceği bir pastel miktarı vardır, bu noktaya gelindiğinde kalınlaşmış pastel tabakası üzerine düzeltmeler yapmak lazımdır. En iyisi düzeltilecek kısmı fırçalamalı böylece kağıt gereksiz renk tabakalarından arındırılıp yeniden çizilmeye ve boyanmaya hazır duruma getirilir. Bu teknik, yapacağımız desenlerde düzeltmeleri kolayca yapabilmek için emniyet ve güven verir.

Nüanslar ve Dereceler

Pasteli kullanmasını öğrendikten sonra, bir de unutmayacağımız bir diğer nokta var: Kağıt üzerinde elimizin baskısını ayarlamamız gerekiyor. Bunun için en çok basabileceğimiz bir noktadan başlayarak, gittikçe hafifleyin; dereceli bir çizgi çizmek. Bir de bunun tersini, yani en az basabileceğimiz bir noktadan en çok basabileceğimiz bir noktaya doğru bir çizgi çizerek, bu tür egzersizler yapmalı ve bu neticelerin dikkatle incelenmesi lazımdır. İlerde yapacağımız çeşitli desenlerde çizginin ton farklarının gereğini anlamış olacağız. Değişik tonlu çizgilerin, desenimize katacağı üstün havayı, kalemin spontane hareketleriyle daha çok tanımış olacağız. Çizginin yaşayan ve ikna gücü kendiliğinden gelişen el yapısının, incelen ve kalınlaşan, dolan ve boşalan biçimin egzersizlerini tanımış oluruz.

Tonalitenin Önemi

Bir pastel kalemini bastırarak veya bastırmadan kullandığımızda çıkan sonuç bir renk değişimi değil bir ton değişimidir. Bir de rengin ton değeri var ki, bu, o rengin parlaklık, yani şiddet derecesidir. Renklerin ton değerleri en açıktan en koyuya doğru gider. Tonal değeri görebilmenin en basit yolu, siyah-beyaz bir fotoğrafı günümüzde canlandırmaktır. Açık koyunun çeşitli dereceleri tonal değerin dereceleridir. Renkler, açık veya koyu oluşlarına göre tonal değer olarak pay edilebilirler. En doğru tonaliteyi bulabilmek için, iyi bir görüş muhakemesine sahip olmalıdır. Buna varmak için çok muşahede yapmalı, çizdiğimiz resmin çeşitli bölümlerini akıllıca düşünmelidir.

Mesela; bir manzarada dağların gökyüzünde hangi ölçüde ne kadar nispette daha koyu olduğunu kestirmek lazımdır. Bir başka misal; yola düşen güneş ışığının ufuktan, gökyüzünden daha açık olup olmadığını kestirmek süreceğimiz rengin tonalitesini tanımak bakımından çok önemlidir: Çünkü, resmin çeşitli bölümlerinin ton değerleri renkten daha önemlidir. Konuyu tonalite bakımından görebilmek için ona gözlerimizi kırparak baktığımızda açık-koyu farklarını daha iyi görebiliriz. Aynı metodu çalışmamızı yaptığımız kağıda da uygularsak tonları kağıda daha iyi yerleştirme imkanı buluruz.[14]

Tek Renkli Pastel Çalışmaları

Tonal değerleri renge ait koyuluk ve açıklıkları en iyi şekilde öğrenmenin yolu: 1) Tek renkli çalışmalar yapmaktır. Bu tür bir armoni tekbir renk pastel kullanarak, fakat bu rengi kağıt üzerine fazla veya az bastırarak çok veya az şiddette tonlar elde ederek yapılan çalışmalardır. 2) Bir başka şekilde, açıktan koyuya doğru beş gri pastel kullanılarak seçilen renge uygun renkli bir kağıt ile tatbik edebiliriz. Mesela, bu kağıt koyu yeşil bir kağıt olabilir. Bir başka uygulama da renkli bir tatbikat yapabiliriz.

Bu iki metoda alıştığımız zaman bütün bir deseni yeni başlayanlara tavsiye edebileceğimiz gri serisiyle açıktan koyuya doğru çalışabiliriz. Bu tür çalışmayla her konuyu her türlü renkte füzen kağıdı dediğimiz ingres kağıdı üzerine çalışabileceğimiz şüphe götürmez.

Fakat en kolayı natürmort yapmak için bir grup basit objeyi kompoze etmektir. Konu seçiminde çok hırslı olmamamız gerektir. Bir iki obje yeterlidir. Işığın önden veya arkadan değil de yandan gelmesini ayarlamamız lazımdır. Böylece, bu ışık vaziyetinde konu daha iyi aydınlanacak ve hacimler, koyuluk ve açıklıklar, renkler daha berrak kendilerini hissettirecektir. Konunun boyutlarının aşağı yukarı kağıda aktarılması okullarda çok tatbik edilen bir desen taktiğidir. Konu olarak, bir şişe veya bir elmayı aldıysak kağıt üzerine pastel ile bu objelerin gerçek boyutlarını çizmeli. Bu çalışmaların amacı tonal değerleri iyi değerlendirmek ve pastellerimize hakim olmaktır.

Tonal değer önemlidir, çünkü tonal değer objelerin yapısını, formunu, derinlik ve atmosfer izlenimini, ışık ve gölge oyunlarını aksettirir. Renk ifadelerine ve anlatımlarına geçmeden ton derecelendirmelerine hakim olmalıdır.

Pastel ile Natürmort

Hiç şüphesiz evimizdeki mutfak eşyaları, çiçek, yiyeceklerimiz, bunlara benzer sayısız eşyalar içinden seçtiklerimiz ideal konulardır. Natürmort, her tarz resim tekniği için çok öğretici, her türlü malzemeye en çabuk ve en basit yoldan alışmamızı sağlar. Bilhassa pastelin takdir ettiği imkanları arttırır. Natürmort, ilginç konuları isteğimize göre seçmemizi ve bunları uygun bir ışıkta görmemizi sağlar. Natürmort çalışmalarından çok orijinal resimler elde edilebilir. Ve bize çok cesaret verici tecrübeler kazandırabilir.

Natürmort çalışmalarında ve her türlü çalışmalarda füzen veya (conté kalem) veya da mürekkepli fırçayla desenledikten sonra boyayabiliriz.

Tabiat Karşısında Peyzaj Çalışması ve Önemi

Doğrudan doğruya tabiattan yapılan etütlerin önemi hiçbir zaman küçümsenmemelidir. Çünkü, kendi müşahedemize göre sık sık çizilen peyzajlar, ağaçlar, dağlar hakkında çizgi, valör, renk bakımından çok değerli bilgiler toplarız. Tabiattan çalışmalar; zengin imajlara, hatırlamalara ve kompozisyon tecrübelerimizin artmasına ve atölyemizde tatbik etmemize yardımcı olur. Kısaca atölye çalışmasının zevki ve zenginliği, tabiattan ciddi ve doğru etütlere bağlı olduğunu hiçbir artist hatırdan çıkaramaz. Ben şahsen her zaman tabiatta çalışmaya çok önem verdim. Tabiat kendine yaklaşanlara çok şey vermiştir. Ve onları hiçbir zaman mahçup etmemiştir. Ressamca çok doğru bildiğimiz ve inandığımız her hakikat tabiatta vardır. O hakikatleri taklit edelim. Tabiatın çok sihirli, methe layık, muhteşem ve şanlı olan saklı yönlerini taklit etmek gönlümüzün ışığıdır.[15]

Sanatçı ve Konu Seçimi

Sanatçı, istidanın temel elemanı kendisine uygun düşen ve önce kendini tatmin edici bir icat imkanını kendine bağışlayan konuyu seçmelidir. Sanatçının malzemeyi kullanma kabiliyeti ve renkleri kullanmadaki hassasiyeti ve tecrübesi ne olursa olsun, kompozisyon, eserin daima temelini teşkil eder. Birçok amatörler konu seçiminde ve bu konuya uygun bir kompozisyon çıkarmada daima zorluklarla karşılaşırlar. Hatta bu gençler resim yapmak için hoşlarına gidecek konular arıyorlar halbuki buna hiç lüzum yok. Panoramik ve şairane görünümler yerine; yakın detayı seçelim, alışılmamış şeylerdeki güzelliği keşfetmeye çalışalım. Mesela; ters dönmüş bir demir parmaklık, bir çit duvarı, çamur içinde bir otomobil veya traktör tekerleği izi, paslı eski demir yığınları, veya bir ot karışıklığı, düzgün bir sıra gösteren bir ev dizisinden acaba daha alaka duyacağımız konular değil midir bunlar? 8 x 10 cm boyutunda küçük krokilerden çok yapmak, detay kümelerini çizgi ile düşünmeyip açık ve koyu olarak düşünmemiz gerekmez mi?

Bir karton parçasının ortasına açacağımız dikdörtgen, veya kare b,içiminde muntazam bir delik (vizör) olarak konu seçme vazifesini görebilir : Bu delikten bakarak önümüzde uzanan peyzajın veya bir natürmort’un nasıl kompoze olduÄŸunu görmek mümkündür. Bir fotoÄŸraf makinesinin vizörü de konuyu iyi seçme ve çerçeveleme imkanını bağışlar.

Pastel Peyzajların Kompozisyonu

EÄŸer gerçek peyzaj herhangi bir elemanının durumunu düzeltmekle desenimizi hafifletiyor, güzelleÅŸtiriyorsa, bu seçimi, her konu karşısında daima yapmalı ve birleÅŸtirici ve seçici olmalı. Özelikle pastel ile yaptığımız peyzajlarda konumuzu basitleÅŸtirip detaylarla uÄŸraÅŸmamalıyız. Desen dengesini daima göz önünde bulundurmalı, desenin bir noktasına detayları ve desenin kuvvet çizgilerini toplayarak dikkati bu noktaya teksif edelim. BaÅŸlamadan önce nasıl bir netice almak istediÄŸimize ve alakayı nerede toplayacağımıza karalı olmalı, yani resmimizi tabiata uzun uzun bakarak önce aklımızda yapıp sonra kararlı bir ÅŸekilde çalışmaya geçmeli. Tabiatta; nispetler, ÅŸekil gruplarının müşterek hareketi, iri parçaların yerleÅŸtirilmesi gibi kompozisyon elemanlarıyla girmeli, bunları aramalı. –konumuz karşısında ilk tesiri kağıda çarçabuk desenlemeli-. Renk, ton ve kompozisyon desenlemelerini önceden belirlemezsek iÅŸi ÅŸansa veya o andaki temayülümüze bırakırsak iyi bir sonuç elde edemeyiz. Ve bilhassa baÅŸlamadan önce tabiatın verdiÄŸi kompozisyonu küçük bir kağıda veya eskiz defterimize ÅŸematik olarak çizmeyi unutmamalıyız. Åžemada iri ÅŸekillerin yerini tespit etmeli, yüzeyi bölen uzun çizgiler bulmalı: Bu konu verecektir, aklımızdan uydurmayacağız. Ne yapacağımızı bize, biraz kendi içimizi dinlemek suretiyle konu söyleyecektir. Bu küçük ÅŸemamız; çalışmamız son buluncaya kadar rehberimiz olacaktır. Çalışmayla meÅŸgul olduÄŸumuz anlarda güneÅŸ ve ışıklar yerli yerinde kalmayacak, bir süre sonra gölgeler deÄŸiÅŸecektir. Bunun için baÅŸtan kompozisyonu ve ilk silueti tespit eden bu ÅŸemaya ihtiyaç vardır.

Bir Peyzaj Karşısında Çalışma Safhaları

1-Seçtiğimiz nötr renkli bir kağıda mürekkep ve sivri uçlu bir fırça ile desen çizilir. Desen çok detaylı olmalıdır. Bu detaylar gereklidir. Çünkü, herhangi bir peyzaj önünde sarf edeceğimiz zamanı o peyzajı orada bitirmemize yetmeyebilir. Aynı yere bir daha gelemeyeceğimize göre detayların önemi ortaya çıkar. Kompozisyonun kurşunkalemle önce bir kroki defterine eskizi yapılır, sonra üzerinden mürekkepli kalemle geçilebilir. Bu eskiz inceleme eskizidir.

2-Mürekkepli eskiz bittikten sonra manzaranın en hafif tonlu kısımları tespit edilir ve bu açık tonlu kısımlardan boyanmaya başlanır. Yahut tam tersi karanlık parçalardan da başlanabilir.

3-Tabiattan atölyeye dönüşte, tabiatta tuttuğumuz renk tonları gözden geçirilir ve koyu tarafların tatbikine geçilir. Bu safhada en açıktan en koyu bütün tonlardaki renkler resmimizde yer almış vaziyettedir.

4-Bu son kısımda sadeleÅŸtirme ve detayları arıtma, parlaklıkları verme, izlenimimizi yaratma safhasıdır. Alaka noktasını (centre d’interret) kaybettirmemek için, detaylardan mümkün mertebe kurtulmalı ve manzarayı detayla doldurmamaya çalışarak; resimde sakin bölgeler bırakılmalıdır.[16]

Diğer Malzemelerle Karıştırılarak Yapılan Pastel Çalışmaları

Pasteli diğer resim malzemeleriyle karıştırıp kullanmanın birçok alaka çekici yönleri vardır. Bunları aramak ve gerçekleştirmek zevklidir. Pastel çeşitli renk ve tonlarda kağıtlarla çalışabilineceği gibi kendimizde suluboya, guvaş veya akrilik sayesinde istediğimiz renkte kağıtları boyayarak renkli kağıt yapabiliriz. Kağıdın su tesiriyle şişmemesi için en az 125 gr. olan iyi tekstürlü (yapılı) kağıt suluboya için kullanılmalıdır. Pastel çalışmasını sevenlerin kendi kağıtlarını kendisinin boyamasında fayda vardır. Çünkü, tek renk bir alan üzerine çizmek yerine, konusuna adapte olmuş ve çeşitli renklerden oluşan bir kağıt kullanılmış olacaktır. Bizim boyadığımız bu fon renklerini pastel çalışırken bazı alanları açık bırakarak daha modern, özel ve zevkli bir netice elde edebiliriz.

Böylece çalışmanın sonunu düşünerek, kağıtları bu neticeye göre boyama üstün bir zevkin ve tecrübenin semeresidir. Bu fon renkleri bizi istenilen gayeye götürmelidir. Fon renkleri bir dominant (hakim) veya renkli bir tema yaratırlar; belli bir tonal değeri yapmayı kolaylaştırırlar; zaman kazanmaya yardımcı olurlar. Şundan emin olmalıyız ki, eğer bu teknikleri denersek, bunların geniş ve zengin imkanlarını fark etmekte gecikmeyeceğiz. Ve kendimiz de hatır ve hayalimize gelen yeni buluş ve imkanları tecrübe edebiliriz.

Pastel ve Suluboya

Su ile karıştırılan, suluboya tekniği ile çalışılan bir resim bize şeffaf bir görüntü verir. Kağıdın önce suluboyaya sonra pastele uygulanacağı düşünülerek; herhalde sağlam sert, iri grenli olması gereklidir. Düz bir alan da olsa, cilalı olmayan bir alandan daha geçerli olacağı aşikardır.

Desene iki yoldan baÅŸlanabilir :

1.Yol : Beyaz kağıt üzerine yumuşak kurşunkalem veya füzenle yahut (conte) kalemle başlanabilir. Bu desenimizin üzerine sonra da suluboya çalışması yapacağımızdan çizgileri gözükebilecek hafiflikte çizmelidir. Bu başlangıç deseni mürekkeple de yapılabilir. Mürekkebin siyah, beyaz, kahverengi veya diğer renkleri iyi kalitede olanları kullanılabilir. Eskimiz çizgi olarak bittiği zaman bütün kağıt suluboyayla değişik renklerde birbiriyle dereceli olarak boyanır.

2.Yol : Burada kağıt önce suluboyayla boyandıktan sonra eskiz çizgiyle yapılır. Suluboya, kağıdı tamamen örtmelidir. Renk geçişleri istenilen yerde gerçekleştirilmelidir. Suluboya kuruyunca kompozisyon alınmış şekilde çizilir. Yani; birinci yolda önce desen mürekkeple çizilip sonra suluboyayı tatbik etmiştik. Burada ise; önce renkleri tatbik ederek, sonra mürekkeple desenliyoruz.

Her iki metotta, pastel donuk ve kapatıcı olduğundan kötü dağılmış suluboya renkleri ve desen hataları kesin olarak kapatılıp gözükmezler ve biz suluboya üzerinden pastel ile boyarken; alanları ve desenleri yeni baştan ve kısmen düzelterek kesin biçimde boyarız. Eserimizin büyük kısmı pastel ile örtülmelidir. Öyle ki, çalışmamız bittiğinde biz buna bir pastel çalışması diyelim. Bunun için sulu boya tabakasının çok detaylı boyanması gereksizdir. Çünkü teknik pasteldir. Ve suluboya tabakası alttan çok az ölçüde gözükecektir.

Burada yalnızca görülecek kağıdın greni içine girebilecek suluboyanın pastel ile kaplanmamış kısmıdır. Bu kısımlarda pastel kağıdın rölyef yapan grenlerin girintilerini kapatmamıştır; onun için alttaki suluboya bu noktalarda görülebilecektir.[17]

Pastel ve GuvaÅŸ

Suluboya gibi guvaş da şeffaf bir tabaka halinde ince olarak kağıt üzerinde yayılır. Bilindiği guvaşa nazaran suluboyaya daha çok su katılır, az su ile de guvaş yapılabilir; fakat guvaş tabakası bu durumda daha kapatıcı ve donuk olur. Bu guvaş özelliğine dayanarak, guvaşı beyaz kağıtlarda da kullanabiliriz. Kalın Kanson (Canson) kırık renkli beyaz kağıtları kullanmak tavsiye edilebilir. Bu karışık malzemelerle her konu işlenebilir; peyzaj, natürmort, renk etütleri için en uygun konulardır. Portre, daha az elverişlidir. Zamanımız sanatlarındaki son meyiller sanatçılara daha az figüratif, daha geniş hürriyet tanıyan ve dekoratif bir hava getiren nitelikler taşır. Pastel malzemesi de resim dışı tutulamayacağına göre bu modern akımın en geniş imkanlarını kabul eder.

Pastel ile Soyut Kompozisyonlar

Soyut sanatta her şeyin yapılabileceğini sanmayalım. Birkaç kare, dikdörtgen, daireyi bilmekle ve bunun tekrarıyla bir fasit daire içinde kalarak basit ve temelsiz bir düşüncenin boyacısı olabiliriz. Bu alanda başarı elde etmek için çok tecrübeye, düşünmeye ve bilhassa tonlar üzerinde çalışmaya gerek vardır. Önemli olan etrafımızdaki objeleri nasıl gördüğümüzdür. Eğer tabiatı samimi bakışlarla incelersek, onun bütün yönleri ile ne kadar derin ve ilgi çekici olduğunu görebileceğiz. Ve orada çok hayranlık duyacağımız gerçeği, soyut motifler ve kompozisyonlar içinde bulacağız. Varlıkları daha iyi anlamamız için onları daha dikkatle görmemiz ve incelememiz gerekir. Genel olarak yapıları; bir ağaç gövdesi kabuğunun tekstür ve deseni, durgun su üstündeki yağ tabakasının, dönmeleri, kumsaldaki taşlar gibi, tesadüf motifler yanında, bir örümcek ağı, telefon telleri, kelebeklerin akıllara durgunluk veren kanat desenleri ve renkleri düzenli ve emsalsiz soyut tekstür örnekleridir. Bu varlıklara çok yakından baktığımızda, bunların bir tanesinin küçük bir parçasını -küçük şeyleri büyüterek- bir dikdörtgen içinde komposizyon yapmak üzere seçebiliriz.burada büyüteçle bir inceleme hayalimizi genişleten düşünceler verir. Mikroskopla, bir böceğin ayağı, kanadı, hatta küçük bir kaya parçasına baktığımızda ne kadar güzel renklere ve desenlere sahip olduğunu ve ne kadar düzenli kristal yapısından meydana geldiğini büyük bir hayranlıkla görmemiz mümkündür. Fakat tercihlerimizde gözlerimizle gördüklerimiz ili iktifa edelim.

Bu su birikintisi üzerinde yüzen ot yığını, nebatlar, yanan bir odun alevinin çok formlu bir deseni, bir mermer parçasındaki damar desenleri hepsi soyut gerçeklerdir.

Kolaj (Yapıştırma) ve Pastel

Bir fon kağıdı üzerine muhtelif ÅŸekillerde kesilip boyanmış veya boyanmış kağıtlardan kesilmiÅŸ çeÅŸitli ÅŸekillerdeki kağıtlar yapıştırılmak suretiyle bir kompozisyon yapabilir; sonra bu kompozisyonun beÄŸenmediÄŸimiz renkleri üzerinde pastel ile çalışılabilir. Bütün çalışmalarda “centre d’einterret” ihmal edilemez.[18]

Yağlı Pastel Tekniklerine Giriş

Yağlı pastel, kuru pastelden ayrı özellikler taşır. Yağlı pastel aynı zamanımızın sanat estetiğine daha iyi cevap verecek niteliktedir. Kuru pastel ise, yüzyıllardan beri sanatçıların önemli bir ifade tekniği ve malzemesi olmuştur. Kuru pastelin XV. Yüzyıldan beri bilindiği söylenir. Kuru pastel ile en eski desen Jean Fouquet (1420-1480), tarafından yapılmıştır.

Tarih öncesi mağara resimlerinin de, pastele benzer bir maddeyle yapıldığı sanılmaktadır. Son yıllarda, zamanın estetik zevkine uygunluğundan yalpı veya mumlu pastel, çalışmalarda çok sevilmiş ve yayılmıştır. Her iki pastel tekniğinin pratik tarafı, her kademedeki okullarda çocukların, gençlerin ve artistlerin alakasını çekmiştir. Renkli mumla yapılan çalışmalar ise, antik çağlardan beri biliniyordu. Grekler, Romalılar mumlu boyayı resme tatbikte çok ileri gittiler. Bütün resim önceden ısıtılmış sıvı halde bulunan mum ve sıcak demir parçasıyla çizilen desen, sıvı halde olan renkle sıvanıyordu. Erimiş mumu sıvı halde tutabilmek için terebentin ilave edilirdi. Bu da kolaylıkla ve uzun zaman çalışmaya imkan verirdi. Yağlıboyanın suluboyanın benzemediği gibi kuru pastel de, mumlu yahut yağlı pastelin vereceği neticeyi veremez. Bu malzeme ve teknikler kullanılırken, her bir tekniğin kendilerine mahsus karakterleri içinde gözükmelidirler. Her malzemenin hususiyeti göz önünde tutularak çalışılmalı, o malzemeye ait teknik bozulmamalıdır. Mumlu kalemler, artistler tarafından olduğu kadar, her çeşit okulda, desen ve boya çalışmalarında öğrencilerin tatbikat sahasına koyabilecekleri asıl malzemelerdir. Desene mumu kalemlerle başlanıp sonra, yağlı pastel ile devam edilebilir.

Malzeme

Mumlu kalemler, birçok çeşit mumdan ve toz halindeki renklerden yapılır. Kullanılan malzemeleri temizlemek ve lekeleri kaldırmak için benzin veya gaz kullanılabilir.

Yağlı pasteller ise çeşitli mumlardan ve yağlı maddelerden meydana gelir. Suya karşı dayanıklıdırlar. Yağlı pastel renk karışımlarında şüphe yok ki yağlıboya tekniğinin geniş imkanlarını taşımaz. Buna rağmen alaka toplayıcı sürpriz neciceler ortaya koyabilir. İyi bir karışımı elde edebilmek için açık renk üzerine koyu renk sürmeli, çünkü koyu renkler açıkları örterler. Bu usul mumlu kalemler için bir teknik ve yöntemdir. Mumlu kalemler yağlı pastelden daha az kapatıcıdırlar. Mumlu kalemler yalnız renklerin canlılığında değil, diğer renkli kalemlerin kullanma özelliklerine göre, ilkokul öğrencileri için daha iyidir. Fakat, yalnız bu küçük öğrenciler için değil, yetişkinler, amatörler ve hatta sanatçılar, mumlu kalemlerle güzel neticeler elde edebilirler. Yağlı pasteller yumuşak ve kağıda kolay yapışırlar. Pastel çalışmalarını toza ve kirlenmeye karşı özel vernikleriyle muhazafa edebiliriz. Pastel verniği yumuşak bir kumaş bir fırçayla resim üzerine tatbik edilir ve resmin koruyucusudur. Eğer resim mumlu kalemle çalışılmış ise; boyanın kağıda tespiti için yumuşak bir kumaş veya yün parçası kullanılabilir. Bu kumaş parçası resmimizin üzerine sürtüldüğünde renkler, kağıdın grenleri içine yerleşerek, resim sathını daha sağlam ve parlak yapar.

Mumlu kalemler ve yağlı pastel, her zemin üzerine tatbik edilebilir.

Mat, sert, düz kağıt, suluboya kağıdı, gazete kağıdı, halı kağıdı, kristal kağıt, karton, tahta, kontrplak, lifli panolar, sentetik plaklar, plastik çeşitleri, pişmiş toprak, desen kağıdı ve her türlü kumaş üzerine rahatlıkla kullanılabilir.

Renklerin Armonisi

Gam: herhangi bir rengin çeşitli derecelerine denir. Pratik olarak gamı teşkil etmek için resim on beş dereceye bölünen bir kademelendirme arasında kalan tonlar, on beş bir değerinde değişen tonlarla doludur : Birinci ton beyazdan güçlükle ayrılabilir. Pastelde eğer her kademenin on derecesi varsa, birinci derece yani en soluk renk ile on beşinci derece arasında kalan tonlar bir gam teşkil ederler.

Teoride, renklerin gamı sonsuzdur. Çünkü renk, siyahtan beyaza, beyazdan siyaha, yani ışıktan karanlığa, karanlıktan ışığa giderken gam sonsuz derecelerdedir. Buradaki on beş derecelik örnek, derecelerin sonsuzluğu karşısında itibari ve fantezi bir sınırlamadır. Üç temel ve üç tali renk vardır.

Bu renkler açık veya koyudurlar. Üç rengi aynı miktarlarda birbirine karıştıracak olursak kirli bir gri elde ederiz. Portakal, yeşil ve eflatun renklerin miktar eşitliğinde karıştırılması da kirli gri rengi verirler. Gri, elde etmek için renkleri karıştırmak bir rengin tonlarından ayrılmaktır. Pastel, pratik bir malzeme olmasıyla çabuk kaybolabilecek bir anı tespit etmede çok elverişli bir resim malzemesi ve tekniğidir.[19]

Yağlı Pastel Çalışma Teknikleri

1- Yağlı Pastel Klasik Teknik

Kağıt üzerinde hiçbir yardımcı kullanmadan klasik biçimiyle diğer kuru pasteller gibi, yağlı pastel kalemleri kullanılabilir. Bu tarz desen çizmek için olduğu kadar, deseni renklendirmek için de yapılagelen bir boyama metodudur. Burada kağıt olarak, beyaz veya renkli desen kağıtları bildiğimiz gibi çeşitli renklerdedir. Renkli kağıt kullanmayı tercih edersek bu, aynı zamanda iyi fon da olabilir, kağıdın renginden de istifade edebiliriz. Renkli kağıtların bazı küçük alanları boyanmadan kalsa dahi, bunlar kötü durmazlar. Elimizde renkli kağıt yok ise, beyaz desen kağıdını, suluboya veya guvaş ile boyayarak kendimiz renkli bir fon yapabiliriz. Yalnız, boyarken dikkat edeceğimiz nokta, konuda en fazla ve en geniş alanı kaplayan renge göre veya nötr bir renkle boyamak daha uygun düşer. Yağlı pastel rengi aydınlatmak istersek, renk üzerine beyaz sürülür. Fakat aydınlatmak istediğimiz rengi çakı veya jiletle kazıyarak tabakayı inceltmek suretiyle üzerine, tekrar istenen aydınlık ton sürülebilir. Daime koyu rengi açık renk üzerine tatbik etmelidir.

2- Zımpara Kağıdı Üzerine Normal Çalışma

Pastel çalışmalarında zımpara kağıdının özel bir yeri vardır. İnce zımpara kağıdı veya kalın kumlu zımpara kağıdı kullanılabilir. Zımpara kağıdının yapısı ve rengi çalışmaya çok özel bir karakter verebilir.

3- Yağlı Pasteli Kumaş Üzerine Tatbik

KumaÅŸ üzerine yaÄŸlı pasteli tatbik etmek istersek önce kumaşı, bir kontrplak veya düzgün bir tahta parçasına raptiye çivisi ile germek lazımdır. Bu ÅŸekilde kumaşın büzülmemesi, çalışmayı kolaylaÅŸtırır. Yünlü, ipekli, pamuklu, kanaviçe –nakışta kullanılan- gibi kumaÅŸ çeÅŸitleri yanında, yaÄŸlıboya resim tuvaline de çalışılabilir. Kumaşın kaba veya ince oluÅŸu, çalışmamıza ayrı görünüşler verebilir.[20]

K A Y N A K L A R

BİGALI, Şeref, Resim Sanatı, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

PARRAMƠN, José M., Çizim ve Resim Sanatı, Remzi Kitapevi, Çeviren: Gönül Sıpahi ÇAPAN, 3. Basım, Mart, 1996

Grolier İnternational Americana Encyclopedia, Sabah Yayınları, İstanbul, 1996

Meydan Larousse Büyük Lugat ve Ansiklopedi, Sabah Yayınları, İstanbul, 1996

[1] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.482, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[2] Grolier İnternational Americana Encyclopedia, S.24, C.11, Sabah Yayınları, İstanbul, 1996

[3] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.482, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[4] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.484, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[5] José M.Parramón, Çizim ve Resim Sanatı, S.50, Remzi Kitapevi, Çeviren:Gönül Sipahi ÇAPAN, 3. Basım, Mart, 1996

[6] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.484, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[7] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.485, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[8] a.g.e., S.485

[9] a.g.e., S.485

[10] Meydan Larousse Büyük Lugat ve Ansiklopedi, S.512, C.15, Sabah Yayınları, İstanbul, 1996

[11] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.486, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[12] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.486, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[13] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.488,489, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[14] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.489,490,491, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[15] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.491,492,493, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[16] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.494,495, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[17] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.495,496, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[18] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.497,498,499, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[19] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.500,501,502,503, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

[20] Şeref BİGALI, Resim Sanatı, S.503, Kültür Yayınları, Aralık, 1999

1. Malzeme Araştırma Bölümü

Salı, 06 Kasım 2007

1. MALZEME ARAŞTIRMA BÖLÜMÜ 1.1. KATIHAL FİZİĞİ (EVAPORASYON) LABORATUARI

1.1.1.AMAÇ

Vakum sistemlerinin tanınması, çalışma prensiplerinin öğrenilmesi, metal-yarıiletken kontakların incelenmesi, kristal temizleme yönteminin öğrenilmesi, p-tipi Schottky diyot yapımı ve akım-voltaj karakteristiğinin incelenmesi.

1.1.2. VAKUM TEKNİĞİ

Vakum tekniğinin öneminin anlaşılması ve laboratuarlarda kullanılması ilk defa 1905-1913 yıllarındadır. Çalışmalar, yeni pompa ve ölçü aygıtlarının en yüksek vakumun elde edilmesi ve duyarlılıkla ölçülmesi yolunda olmuştur. Vakum, 760mm-Hg (Torr) olarak kabul edilen açık hava basıncını kademeli pompalar ile yenip düşürmek başka bir deyişle söz konusu gaz (yada hava) basıncını yaratan moleküllerin pompalarla emilmesi yada yoğuşması olarak tanımlanabilir.

Basınç aralıkları aşağıdaki gibi tanımlanabilir:

Alçak Vakum……………………….. 760-25 torr

Orta Vakum………………………….. 25-10-3torr

Yüksek Vakum……………………… 10-3-10-6torr

Çok Yüksek Vakum………………. 10-6-10-9torr

Ultra Yüksek Vakum……………… 10-9torr’un altında

Vakum birçok önemli uygulamalar için gereklidir.Yarıiletken tasarımların yapılmasında, x-ışınları tüplerinde, yüksek sıcaklık isteyen fırınlarda, elektron mik-roskoplarında, kütle spektrometrelerinde ve birçok karmaşık sistemde vakum tekniği önemli yere sahiptir.

Vakum yapılan bir hacim içindeki flamana uygulanan küçük akımlarla büyük sıcaklıklara erişilir. Bilindiği gibi bir flaman üzerindeki sıcaklık derecesini azaltan en önemli etken hava kaybı ile ısının kaybıdır. İnce film büyültme deneylerinde hava moleküleri film yüzeyi arasındaki etkileşmeleri minimuma indirmek, havanın oksit tabakasından korumak için yine alçak basınç koşulları aranır.

1.1.3.VAKUM POMPALARI

Kapalı bir sistemi vakum yapabilmek için iki prensip vardır. Bir tanesi mekanik ve buharlı pompalarla gazı kapalı bir hacimden emerek çıkarıp atmaktır. Diğeri ise vakum yapılacak kapalı hacimden gazın atılmadan bu hacim içerisinde tutulmasıdır.

Birinci kısımdaki pompaları iki gruba ayırabiliriz:

i)Atmosferik basınç altında bir hacimden gaz yada hava pompalayan mekanik pompalar

ii)Boşaltılacak hacimde ancak belirli bir vakum sağlandıktan sonra çalışan ve yüksek vakumun elde edilmesinde kullanılan difüzyon pompaları

i)Mekanik Pompalar:

Roots, Mercury ve Moleküler pompalar gibi birçok çeşitleri vardır. Burada sadece yağ yataklı tek kanallı pompalar anlatılacaktır.

Yağ yataklı mekanik pompa, elektrik motorundan hareket alan döner bir silindirin gazı A kesiminden alması ve bunu atmosfer basıncındaki B kesimine atması şeklinde çalışır. Sürtünme ve aşınmalar için ince bir yağ filmi ile minimuma indirilmiştir ve pompanın tüm yerleşme yerleri kaçakları önleyecek şekilde yağlanmıştır.

Çelik silindirden oluşan rotor, silindirik çelik statorun içindeki bir eksen etrafında döner. Boşaltılacak kap A ağzına bağlanmıştır. Motor eksen çevresinde okun gösterdiği yönde döner. C ve D olarak isimlendirilen iki kanat rotor içindeki çap boyunca uzanan yarıklara yerleştirilmiştir. Bu kenarların uçları statorun iç yüzünü tararken, diğer uçları da birer yayla birleştirilmiştir. Rotor ve statorun yüzeyleri çok iyi taşlanmış olmalıdır. Rotor döndükçe kanatlardan birinin (C) havayı iten ucu (L), stator ve hava giriş ağzının birleştiği yerden geçer. Sonra dönüş sürdükçe bu kanadın arkasında kalan hacim (VA) genişler böylece girişteki basınç düşer. Bu arada kanadın önünde kalan hacim (V) diğer kanadın (D) havayı iten ucunu (M) çıkış ağzını geçmesinden sonra azalmaya başlar. Dönüş devam ettikçe (C) kanadının havayı iten (L) ucu çıkış ağzına ulaştığında gaz en düşük hacime sıkıştırılmış olur. Bu küçük hacimde ki basınç çıkış ağzında ki tek yönlü valfı açacak kadar yüksektir. Bu basınca karşı koyan kuvvet atmosfer basıncı, valfın üzerinde kalan yağın doğurduğu basınç ve yayın geri çağırıcı kuvvetidir. Tüm bu kuvvetler sıkıştırılmış hacimde ki basıncın kuvvetinden azdır. Rotorun her bir dönüşünde çıkış

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

ağzındaki valf iki kez açılır.

Şekil 1.1.1. Tek Kanatlı Mekanik Pompa

1.1.4.DÜFİZYON POMPALARI

Normal basınç koşulları içerisinde gaz molekülleri her yönde ortalama V hızıyla hareket ederler. Azot için bu ortalama hız 300°C de 500m/s dir.

Åžekil 1.1.2

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG]

Bu molekülleri arzu edilen bir yönde itebilmek için bir buhar akışı sağlanabilir. Yani hızlı bir buhar akışı ile hava molekülleri sürüklenebilirler. Bu buharın akışkanı öyle bir sıcaklığa kadar ısıtılmalıdır ki oluşan buhar dar boğazdan geçerek hava moleküllerini tek bir yönde taşıyan bir akım oluştursun. Yapı, ters akıntıyı mümkün olduğu kadar engelleyecek şekilde tasarımlanır. Ayrıca yapının uygun yerlerine yerleştirilen tuzaklarla bu ters akıntıların önlenmesine çalışılır.

İşte buradan hareketle, yüksek vakum elde etmek buhar pompaları geliştirilmiştir. Buhar yayınma (difüzyon) ve buhar fışkırtma (ejektor) pompaları olmak üzere iki çeşit vardır. Sadece buhar difüzyon pompalarının çalışma prensipleri açıklanacaktır.

Şekilde tek kademeli difüzyon pompası görülmektedir. Üst kısım yüksek vakum yapılacak hacme bağlıdır.

Difüzyon pompası yüksek vakuma açılmadan önce baÅŸlangıçta mekanik pompa ile 10-2 torr’a kadar pompalanır. Yağın kaynama noktasının düşürülmesi ve sıcak yağın oksitlenmemesi için bu gereklidir.

Isıtıcının yeterli derecede çalışması ile meydana gelen yağ buharı ok yönünde yukarı doğru çıkar, şemsiye şeklindeki yansıtıcıya hızla çarpan yağ buharı geri dönemeyeceğinden, şekilde görülen küçük deliklerden süpersonik (ses üstü) hızlarla çıkar ve aşağıya doğru inerken beraberinde hava moleküllerini de sürükler. Difüzyon çalıştığı sürece çalışan mekanik pompa ile bu hava molekülleri emilip atılırlar. Difüzyon pompasının çeperleri soğuk su taşıyan borularla (soğutucularla) döşenmiştir. Yağ buharı bu soğuk duvarlara temas edince yeniden sıvılaşıp tekrar kaynamak üzere haznelerine inerler.

YaÄŸ moleküllerinin hava molekülleri ile çarpışarak momentum kazandırması ve üzerlerine bir ÅŸok dalgası yaratarak onları çıkışa doÄŸru sürüklemesi ile beliren boÅŸluÄŸa yukarıdan (boÅŸaltılan hacimden) yeni hava molekülleri gelir ve pompalama böyle devam eder. 10-5-10-6 torr dolayında vakum böylelikle elde edilmiÅŸ olur. Difüzyon pompasının ve boÅŸaltılacak hacimin arasına konulan bir sıvı azot tuzağı ile vakum 10-7-10-8 torr’a indirmek mümkündür.

1.1.5. VAKUM SİSTEMİNİN ÇALIŞMA PRENSİBİ

Şekilde sadece ana hatları çizilmiş bir yüksek vakum sistemi görülmektedir. Çalışma düzeni bu tür pompalara sahip tüm vakum sistemlerinde şöyledir.

İlk önce mekanik pompa ile backing valf (destek boÅŸaltma musluÄŸu) kapatılıp roughing valf (kaba veya ön boÅŸaltma musluÄŸu) açılarak boÅŸaltılacak hacim 10-2 torr’a kadar pompalanır. Pirani ölçü aygıtı ile bu vakum deÄŸeri anlaşılır. Böylelikle difüzyon pompasının çalıştığı sürece (kapatıldıktan yarım saat sonra) çalışması zorunlu olan mekanik pompanın verimi anlaşılmış olur. Difüzyon pompasının ısıtıcısı ve soÄŸutma suyu açılarak devreye sokulur bu sırada da roughing valf kapatılarak backing valf açılır. İki valfın bir arada açılmamasına bu safhada son derece dikkat edilmelidir. Difüzyon gerekli vakumu yapabilecek duruma gelinceye kadar açık olan backing valf ile mekanik pompada çalışmaktadır. Difüzyon içerisinde ki ve baÄŸlı borulardaki vakum deÄŸeri gene pirani ölçü aygıtı ile ölçülür. Sistem yüksek vakuma açılmadan önce backing valf kapatılıp roughing valf açılarak daha önce boÅŸaltılmış hacimin bir kere daha test edilmesinde fayda vardır. Bu kontrolden sonra gene roughing valf kapatılıp backing valf açılır, arkasından ise yüksek vakum valfı açılarak difüzyon pompasının, boÅŸaltılacak hacmi vakum yapması saÄŸlanır. Difüzyon pompasının yaÄŸ buharının sisteme kaçmaması için bu iÅŸlem ÅŸarttır. Yüksek vakum yapılan hacimdeki vakum, bir yüksek vakum ölçer ile anlaşılır. Difüzyon pompasının üst kısmına koyulan sıvı azot tuzağı ile 10-6torr’un daha da altına inile-bilir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.gif[/IMG] Şekil 1.1.3.Vakum Sisteminin Genel Çalışmasını Gösterir Şema

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image009.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.gif[/IMG]

1.1.6. YARIİLETKEN KRİSTALLER HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Bir yarıiletkenin kristal yapısında bulunan yabancı atomlar veya Kristal yapı bozukluğu yasak enerji bölgesinde ara enerji seviyelerinin oluşmasına neden olur. Bundan başka, silisyum yüzeyinde temizleme işlemiyle giderilemeyen yüzey bozuk-lukları da ara enerji durumlarının meydana gelmesini sağlar. Çünkü, yarıiletken örgünün dış ortama açıldığı yüzeyde asimetrik durum vardır. Bu birim alan başına çok sayıda enerji seviyesinin meydana gelmesinin önemli bir kaynağıdır. Bu seviyeler yüzey durumları olarak bilinir. Ara yüzeyde bulunan ve yasak enerji bölgesi dışındaki enerjilere sahip yüzey durumlarına, sabit yüzey durumları ve ihtiva ettikleri yüke de sabit yüzey yükü veya oksit yükü denir (Sze,1981).

Bir yüzey durumu, nötr veya bir elektron vererek pozitif olabiliyorsa donor durumu; nötr veya bir elektron alarak negatif olabiliyorsa akseptör durumu olarak nitelendirilir.

Yüzey durumları üzerinde ilk teorik çalışmalar Tamm, Shockley ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. Kristal yüzeyinde bulunan periyodik örgü yapısı boşluğu nedeniyle yasak bölgede yüzey durumlarının varlığını göstermiştir (Crowel,1966). Deneysel olarak, yüzey durumlarının varlığı ilk kez Shockley ve Pearson tarafından yapılan yüzey iletkenlik ölçümleri sonucunda bulunmuştur. Çok yüksek vakum sisteminde temizlenmiş yüzeylerde dahi yapılan ölçümlerde, yüzey durum yoğunluğunun, yüzey atom yoğunluğundan çok daha fazla olduğu gözlenmiştir. Böylece yüzey durumları, hızlı ve yavaş yüzey durumları olmak üzere iki grupta toplanır. Hızlı yüzey durumları, iletkenlik bandıyla veya değerlik bandıyla hızlı bir şekilde yük alış-verişi yaparlar. Hızlı yüzey durumları yalıtkanla yarıiletkenin ara yüzeyi yakınlarında bulunur. Yasak enerji bölgesinin ortasına yakın enerjilere sahiptir. Dolayısıyla hızlı yüzey durumlarına, yüzey yeniden birleşme (veya rekombinasyon merkezleri) denir (Mead,1966).

Diğer taraftan yavaş yüzey durumları, boşluk ve yalıtkan ara yüzeyde bulunur. Yük alış-verişleri hızlı yüzey durumlarının aksine çok daha uzun sürelidir. Oksit tabakasındaki hareketsiz yükleri ihtiva eden bozukluklar ile yeterli sıcaklıklarda ve özellikle yüksek elektrik alanı altında oksit içerisinde göç edebilen hareketli iyonlar tarafından meydana getirilir. Isısal oksidasyon metoduyla hemen hemen giderilebilir. Ayrıca yavaş yüzey durumları MIS sığasını etkilemez.

Yüzey durumlarından, Si - SiO2 ara yüzeyinde pozitif yükler ortaya çıkar. Qss olarak isimlendirilen bu yükler oksit ara yüzeyinde yarıiletken kristal örgünün ani bitiminin bir sonucudur. SiO2 tabakası oluşumunda oksidasyon varsa Si yüzey-den uzaklaşır. Sonuçta, oksijenle etkileşir. Oksidasyon durduğu zaman bazı iyonik Si ara yüzey yakınında kalır.

Uygulamaları, birçok yarıiletken elemanların yapımında kullanılırlar. Bu çeÅŸit yarıiletkenlerde oksit içerisindeki ve yarıiletken ara yüzeyindeki elektronik durumlar sınırlanmıştır. Oksit yapılmadan önce durum yoÄŸunluÄŸu yaklaşık l015cm-2 mertebesindedir. OksitlenmiÅŸ yüzeylerdeki durum yoÄŸunluÄŸu ise 1011 – 1012 cm-2 civarındadır. Durum yoÄŸunluÄŸu uygun tekniklerle azaltılabilir (Grove,1967).

Yüzey durum yoğunluğu hesabı birkaç yöntemle gerçekleştirilebilir.Bunlar diferansiyel, integrasyon ve sıcaklık yöntemleridir. Bu çalışmada, sığa-gerilim ölçmeleri yapılarak diferansiyel yönteme göre farklı yapılar için yüzey durum yoğunluları hesaplanmıştır.

1.1.7. Metal/p-tipi Yarıiletken Arasındaki Kontak

Bu kontak tipinde; fm <fs ise kontak doÄŸrultucu, fm > fs ise kontak omik kontaktır. Kontak yapılmadan önceki durum Sekil 1 ‘de gösterilmektedir. Yarıiletken Fermi seviyesi fm - fs miktarı kadar metal Fermi seviyesinin üzerin-dedir. Kontak yapıldıktan sonra yük alış-veriÅŸi meydana gelir. Yarıiletken tarafında geride pozitif bir uzay yükü (deÅŸikten dolayı) ve metal tarafında negatif bir uzay yükü bırakarak, elektronlar yarıiletkenden uzaklaşır. Dolayısıyla, yarıiletken Fermi seviyesi fm - fs kadar alçalır.

Yarıiletken deşikleri metale doğru hızlıca hareket ederler. Çok fazla elektron nedeniyle hemen nötürleşirler. Uygulanan gerilimin zıt polaritede olması, metalin iletken bandında oluşan deşikler hemen yarıiletkene doğru hareket ederler. Böylece omik kontak oluşur.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image013.gif[/IMG]fm <fs vakum p-tipi

(a) (b)

Şekil 1.1.4.Metal /p-tipi yarıiletken kontakların Enerji-Band diyagramı;

a)Kontak yapılmadan önceki durum

b)Kontak yapıldıktan sonraki durum

fm < fs şartında, bütün donorların iyonize olduğunu kabul ederek, kontak yapılmadan önce yarıiletken Fermi seviyesi, metal Fermi seviyesinin fs-fm kadar altındadır. Kontak yapıldıktan sonra metal ve yarıiletken Fermi seviyeleri eşitlenin-ceye kadar elektronlar metalden yarıiletkene doğru akarlar. Sonuçta, yarıiletkenin yüzey tabakası negatif olarak yüklenir. Bu negatif yüke iyonize olmuş akseptörler se-bep olduğundan dolayı yük d kalınlıklı uzay yükü tabakası boyunca yayılır. Yarıiletkendeki enerji seviyeleri fs - fm kadar arttığından yarıiletkendeki deşiklerle ilgili yüzey engeli;

fs -fm =eVd

bağıntısıyla verilir.

Metal yüzeyine göre alınan Vd difüzyon potansiyelinin yarıiletkenin iç kısmındaki değeri negatiftir. Kontağın metal tarafındaki deşiklerle ilgili potansiyel engeli;

(fs - fm) + (Es - fs) = (Es-fm)

ile verilir.

Isısal dalgalanma nedeniyle yarıiletkenin bazı deşiklerinin metaldeki potansiyel engelini geçmesi için yeteri kadar enerjiye sahip olması gerekir. Ayrıca, metalde ısısal olarak oluşturulan deşiklerin bazıları da, yarıiletken potansiyel engelini geçmesi için yeteri enerjiye sahip olması gerekecektir. Böylece bu durum, engeli geçen eşit ve zıt yönlü iki I0 akımına sebeb olacaktır.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image015.jpg[/IMG]

Şekil 1.1.5. Metal/p-tipi yarıiletken kontakların Enerji-Band diyagramı;

(fm - fs için)

(a) Sıfır geriliminde iken;

(b) V = +v0 > 0 geriliminde iken (düz beslemede);

(c) V= -V0 < 0 geriliminde iken (ters beslemede);

Yarıiletkene V gerilimi uygulanırsa, metal tarafındaki engel deÄŸiÅŸmeyecek, fakat yarıiletken tarafındaki potansiyel engel yüksekliÄŸi eVd ‘den e(Vd - V) deÄŸerine düşecektir. Bundan dolayı, deÅŸiklerin metalden yarıiletkene doÄŸru akmasıyla I0 akım deÄŸeri V gerilimine baÄŸlı deÄŸildir. Fakat, deÅŸiklerin yarıiletkende metale doÄŸru akmasıyla oluÅŸan akım V ‘ye sıkıca baÄŸlıdır. V, +V0(V0 > 0) ise engel yüksekliÄŸi eVd deÄŸerinden e(Vd - V0) deÄŸerine düşeceÄŸi için akımın deÄŸeri artacaktır (Åžekil 1.1.5b). EÄŸer V,-V0(V0 > 0) ise, bu durumda engel yüksekliÄŸi eVd deÄŸerinden e(Vd+V0) deÄŸerine artacağından akım deÄŸeri küçülecektir (Åžekil 1.1.5c). Böylece, kontak doÄŸrultucu kontak olur.

Sonuç olarak, metal/n-tipi yarıiletken ve metal/p-tipi yarıiletken kontakların özellikleri birbirine çok benzerdir. Farklılıkları, akım taşıyıcıların yüklerindeki işaretlerden kaynaklanır.

1.1.8. KRİSTAL TEMİZLEME YÖNTEMİ

-Triklor etilen (CCl3)

-Aseton (CH3CHCH3)

-İzopropil alkol (CH3CH(OH)CH3)

-20 hacim H2SO4 ve 20 hacim H2O2 karışımı ile,

-20′ÅŸer hacim (NH3+ H2O2+ H2O) karışımında 10′ar dakika ultrasonik olarak temizlenir.

Daha sonra kristal,

-15 hacim deiyonize su ve 1 hacim %38-40′lik HF karışımında 2 dakika yıkanır.

-2 hacim HNO3, 1 hacim %38-40′lık HF ve 1 hacim Asetik asit (CH3COOH) karışımında 4 dakika tutularak kristalin yüzeyleri parlatılır .

-15 hacim deiyonize su ve 1 hacim %38-40′lık HF karışımında 2 dakika yıkanır.

Her bir temizlik yönteminden sonra,

-Kristaller resistivitesi 1 MΩ-cm’den daha büyük olan deiyonize su ile birçok kere yıkanıp, kuru azot gazından geçirilerek kurutulur.

-Bütün yöntemlerde kristaller kimyasal yolla tek tek yıkanmıştır.

1.1.9. DENEYİN YAPILIŞI

Bu deneydeki amacımız Schottky diyot yapmaktır. Deneyde Silisyum kristali ve %99,999 saflıkta alüminyum atomunu kullandık. İlk önce silisyum kristalini yukarıda anlatılan temizleme metodunu kullanarak temizledik. Deneyin bu aşamasında temizleme kurallarına son derece dikkat edilmiştir. Çünkü bu aşamada yapılacak hatalar elde edeceğimiz diyotun karakteristiğini doğrudan etkiler. Bu aşamayı deneyin ilk aşaması olarak kabul edersek deneyin ikinci aşamasında vakum sistemini kullandık. Vakum sistemini kullanarak olabildiğince yabancı atomlardan arındırılmış bir ortamda çalışmaya dikkat ettik. Vakum sisteminde de yine daha önce ayrıntıları verilen kurallara uyarak çok yüksek vakumlar elde etmeye çalıştık. Bu deneyde 10-5 torr basınç altında silisyum kristaline alüminyum kontak aldık. Daha sonra bu kontağı tungsten üzerinde ısıtarak alüminyumu çöktürdük. Deneyin bu aşamasında alüminyumun bir kısmının buhar şeklinde silisyum kristalinden uzaklaştığını gözlemlemeye çalıştık. Yine aynı bölgeye çöken alüminyumdaki kaybı gidermek için tekrar kontak aldık. Deneyde yapılan diyotun kesiti aşağıdaki gibidir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image016.gif[/IMG]Şekil 1.1.6.Schottky Diyot Kesit Şeması

Deneyin son aşamasında ise Si kristalinin diğer yüzüne kontak alarak diyodu elde ettik. Diyodun I-V karakteristiğini X-Y recorder kullanarak elde ettik. Elde ettiğimiz I-V grafiği bir sonraki sayfadadır.

Elde edilen grafikten de görüldüğü gibi diyod ters yönde beslendiğinde ihmal edilemeyecek büyüklükte bir akımın geçtiği görülüyor. Bu akımın sebepleri şu şekilde açıklanabilir:

-Kristalin temizlik aÅŸamasında kullandığımız kimyasal maddelerin ve deiyonize suyun kalitesi ( özdirenci ρ=1MΩ –cm den büyük deiyonize su kullandık)

-Kristali deiyonize su ile temizlerken yeterince iyi temizleyemememiz vb..

-Kullanılan vakum sisteminde 10-5 torr da bulunan yabancı atomların varlığı

-Kullanılan alüminyumun saflığı (%99,999 Alüminyum kullandık)

-Si kristalinden kaynaklanan yapı bozuklukları

Buhar Kazanları:

Salı, 06 Kasım 2007

Buhar Kazanları:

1. Kazanların sınıflandırılması:

Kazanlar yapısına, suyun sirkülasyon sekline ve çalışma basıncına göre 3 şekilde sınıflandırılırlar;

I) Yapısına göre:

a) Alev borulu kazanlar:

Bu tip kazanlarda, alev boruların içerisinde su ise dış tarafındadır. Günümüzde kullanım zorluğu ve düşük çalışma basıncı (max. 300 psi) sebebiyle sanayide kullanılmamaktadır. En büyük avantajı saf olmayan besi suyunun kullanılabilmesidir.

b) Su borulu kazanlar:

Bu tip kazanlar genel olarak suyun ve buharın birçok boru ve dramların içerisinde dolaştığı, alev ve sıcak gazların su ve buharı ihtiva eden elemanların dışından geçtiği kazanlar olarak tarif edilebilir. Avantajları; buhar elde etmek için fazla zamana ihtiyaç olmaması, yüksek basınç, sıcaklık ve yüke uygun olması ve sürekli maksimum yükte çalışabilmesidir. Dezavantajları ise; bakımı, temizliği ve işletmesinin zor olması ve tasfiye edilmiş, kaliteli besi suyunun kullanılmasının zorunlu olmasıdır.

II) Suyun sirkülasyon şekline göre:

a) Tabii sirkülasyonlu kazanlar:

Sanayi tesislerinde en çok kullanılan kazan tipidir. Kazan içinde ısınan suyun yoğunluğu ile soğuk suyun yoğunluğu farkı nedeniyle, ısınan suyun yükselerek drama

giderken yerini nispeten daha soğuk suyun yerleşmesi prensibine dayanır.

İki grupta incelenebilir. Bunlardan ilki serbest tabii sirkülasyonlu

kazanlardır. Bu tip kazanlarda buhar üretici borular yatay ve yataya yakındır, besi suyu kazana alt domdan verilir ve buhar üst domdan alınır. Diğer tip ise Tabii hızlandırılmış sirkülasyonlu kazanlardır. Bu tip kazanlarda ise buhar üretici borular dikeydir, besi suyu kazana üst domdan verilir, nispeten soğuk besi suyu buhar üretici borular veya downconer adı verilen borularla sirkülasyonunu tamamlar. Genelde günümüzde kullanılan kazan tipidir.

b) Cebri sirkülasyonlu kazanlar:

Bu tip kazanlarda suya ve buhara pozitif bir sirkülasyon sağlanmaktadır. Bu sirkülasyon cebri bir pompa ile sağlanır.

III) Çalışma basıncına göre:

a)Alçak basınçlı kazanlar (300 psi’ a kadar)

b)Orta basınçlı kazanlar (300-750 psi)

c)Yüksek basınçlı kazanlar (750 psi’dan büyük)

4.4.2. Kazanların yapısı:

Kazanlar, verimli bir şekilde buhar üretmek amacıyla tasarlanmış, çeşitli kısımlardan oluşur. Aşağıda kuvvet santrallerinde kullanılan orta basınçlı, su borulu ve tabii sirkülasyonlu kazanların yapısından kısaca bahsedilmektedir. Kazanları oluşturan birimleri ayrı ayrı incelersek;

A)Ekonomizer:

Kazan besleme suyunun kazanda ilk girdiği bölümdür. Ekonomizerin görevi, üst doma beslenecek olan kazan besleme suyunun sıcaklığını, yanmış baca gazlarının sıcaklığından yararlanarak arttırmaktır. Böylelikle atmosfere atılan ısı miktarı önemli ölçüde azaltılarak ısı tasarrufu sağlanmış olur. Ekonomizer yatay olarak sıralanmış paralel tüp demetlerinden oluşmaktadır. Tüpler giriş ve çıkış hederlerine bağlanmıştır. Su akımı ile gaz akımı ters yönlüdür. Böylelikle ekoya giriş su sıcaklığı ortalama 150 derece iken 200 dereceye çıkarılarak üst doma (buhar dramı) gönderilir.

Ekonomizer gaz giriş ve çıkış sıcaklıklarının yükselmesi, kazanın veriminin yüksek olduğunu gösterir. Ancak asla eko gaz çıkış sıcaklığı sülfürik asidin çiğlenme

noktası olan artalama 160 derecenin altına düşürülmez. Bu sebeple kazanlara, 10F-104A/105A kazanlarda olduÄŸu gibi, eko gaz çıkış sıcaklığı düştüğünde ekonomizeri by-pass ederek baca gazı sıcaklığını yükselten kazan besleme suyu by-pass C/V’si tesis edilir.

Ekonomizerler çeşitli tiplerde dizayn edilirler;

a) Çıplak borulu ekonomizer:

Bu tip ekonomizerler boruları genelde karbon çeliği olup, ters akım için dizayn edilirler. Tüplerin üzerinde finler olmamasından dolayı kül vb. tutma ihtimali yoktur. Plant 10 kazanları ekonomizerleri bu tiptir.

b) Genişletilmiş yüzeyli (finli tüplü) ekonomizerler:

Bu tip ekonomizerlerde, boruların ısı transfer yüzeylerinin arttırılmasıyla, ters yönde akan baca gazlarının ısısı daha iyi alınmış olur.

c) Dökme demir halkalı borulu ekonomizer:

Bu tipte ekonomizer borularını korumak için dökme demir halka bloku karbon çeliği boruların üzerine tamamen geçecek şekilde dökülür. Korozyon genelde bu halkalarda gerçekleşir.

d) Çift modüler dizayn:

Bu tip ekonomizerlerde ise hem genişletilmiş yüzeyli hem de çıplak veya dökme demir halkalı tüpler birbirine kombine olarak kullanılır. Soğuk baca gazı bölgelerinde dökme demir halkalı, sıcak baca gazı ise çıplak ya da finli yüzeyli borular kullanılır.

B)Dramlar Ve Yanma Odası:

Kazanlarda üstte buhar ve altta su dramı denilen iki dram bulunmaktadır. Bu iki dram tüplerle birbirlerine bağlanmıştır. Tüp demetlerinin ortasında ise yanma

odası uzanır. Yanma odasını çevreleyen tüplerle konveksiyon bölgesindeki sınır tüpleri perdeli, gaz sızdırmaz yapıdadır. Konveksiyon bölgesi tüpleri alev görmeyen ve sadece yanma gazları sıcaklığından yararlanan tüplerdir. Kuvvet santrali kazanları, dramlar ve yanma odası ÅŸekline göre “O” ve “D” tiplerindedir.

O tipi kazanlarda, yanma odası alt ve üst domun ortasında yer alırken, D tipi kazanlarda yanma odası asimetrik olarak yerleÅŸmiÅŸ ve domların arasında kalan bölge “konveksiyon bölgesi”ni oluÅŸturmuÅŸtur. O tipi kazanlarda baca gazları, yanma odasını kazanın arkasından terk ederler ve 180 derece dönüp kazanın her iki yanında uzanan konveksiyon bölgesine girerler. Baca gazları yanma odasını terk ederken önce burnerlerin tam karşısında uzanan superheater bölgesinden geçer. D tipi kazanlarda ise baca gazları önce superheaterden geçerek kazanın yan tarafında, domların altında uzanan konveksiyon tüplerinden geçerek ekonomizere ulaşır.

Ekonomıizerden gelen su kazanın üst domuna verilir. Kazan içinde ısınan su ile soğuk suyun yoğunluk farkı nedeniyle, ısınan su iç tüplerden yükselerek buhar dramına, soğuk su ise dış tüplerden su dramına hareket eder.

Tüplerden yükselen su-buhar karışımını üst doma verilen kazan besleme suyundan ayıran bir perde plaka mevcuttur. Su-buhar karışımından ayrılan doymuş buhar, önce buhar ayırıcıdan ve ardından kafesli kurutuculardan geçerek, nemsiz olarak superheater giriş hederine gönderilir.

C)Superheater:

Superheater, üst domda üretilen doygun buharın sıcaklığını arttırarak kızgın buhar üretmek amacıyla kullanılır. Superheater giriş hecerine gelen doygun buhar aşırı ısıtılarak çıkış hederinden sisteme gönderilir. 550psı buharın üst domda 250

derece doygun buhar sıcaklığı olduğu halde, superheater çıkış sıcaklığı 300-350 dereceye kadar ulaşır.

Superheaterden çıkan kızgın buharın sıcaklığı, buharın kullanıldığı türbinlerde dizayn olarak ortalama 325 derecedir. Kazan çıkışındaki kızgın buharın sıcaklığı, buhar çıkış hattında tesis edilmiÅŸ bir kazan besleme suyu enjekte C/V’si ile ayarlanır. Bu vanaya De superheater veya atemperatör adı verilir.

Superheaterler çeşitli tiplerdedir;

a)Konveksiyon tipi superheater:

Isıyı baca gazlarından, yüzeyler üzerinden geçer sıcak gazlar sayesinde alır.

b)Radyant tipte superheater:

Yanma mahalline yerleştirilecek şekilde dizayn edilmişlerdir. Böylece ısı direkt olarak alevden radyasyonla alınır.

c)Radyasyon ve konveksiyon tipi superheater:

İki tipin seri olarak birleştirilmesinde oluşur.

Yağ Pompası Dizaynı :

Salı, 06 Kasım 2007

YAĞ POMPASI DİZAYNI :

·Motor içine yakıtla intikal eden ısı miktarı:

Q0 = 197,636 kj/s.

·Motor dışına yağ ile taşınan ısı miktarı:

Q0 = 0,03Q0 = 0,03*197,636 = 5.929106kj/s.

·Yağın ısıl kapasitesi:

co = 2,094 kj/kg K

·Yağın yoğunluğu:

ρ0 = 900kg/m³

·Yağın motor içersindeki ısıtma miktarı:

∆t˚ = 10 K

·Yağ dolaşım oranı:

Vc = Q0/( ρ0. co.∆t˚) = 5.929106/(900*2,094*10) = 0.0003146 m³/s

Yağ basıncının yağlama sistemi içersindeki dengesi:

V´ = 2Vc =2*0,0003146 = 0,000629m³/s

Pompa volumetrik verimi:

ηp = 0,7

Pompa dizayn kapasitesi:

Vd = V´/ ηp = 0,000629/0,7 = 0,0008989 m³/s

Diş ayarı:

m=0,0045 mm

Diş yüksekliği:

h=2m=0,009mm

DiÅŸli diÅŸ adedi:

z=8

Dişli eğim dairesi çapı ve dış çapı:

D°= zm= 0,036m

D= m(z+2)=0,045m

Dişli dış çapı çevresel hızı:

up= 7m/s

Pompa dişli hızı:

np=up*60/(πD)=2970,893rpm

Dişli yüz genişliği:

b = 60Vd/(2πm²znp)= 0,017835m

Yağın sistemdeki çalışma basıncı:

p= 400000pa

Yağ pompası mekanik verimi:

ηm.p=0,87

Yağ pompası kullanımı için gereken güç:

Np= Vdp7(ηm.p*10³)= 0,413279kW

YAĞ SOĞUTUCU DİZAYNI:

Yağ ile soğutucu çeperi arasında ısı transfer katsayısı:

α1=1200W/m²K

Soğutucu çeper kalınlığı:

δ=0,0002m

Soğutucu çeperi ısı iletkenlik katsayısı:

λhc=100W/mK

Soğutucu çeperi ve su arsında ısı transfer katsayısı:

α2=3000 W/m²K

Yağ ile su arasında ısı transfer katsayısı:

K˚=1/(1/ α1) + (δ/ λhc) + (1/ α2)= 855,6759 W/m²K

Soğutucu içersindeki yağın ortalama sıcaklığı:

To.m=358K

Soğutucu içersindeki suyun ortalama sıcaklığı:

Tw.m=348K

Suyla temas halindeki yağ soğutucusu yüzeyi:

F˚= Q˚/K˚( To.m- Tw.m)=0,6929m²

Qº=5929,106j/s

KRANK KOLU YATAÄžI HESABI:

Krank kolu çapı:

dc.p=48mm

Yatak kabuğunun çalışma genişliği:

l′c.p=22mm

Krank kolu yüzeyi birim alanına etkiyen ortalama basınç:

kc.p.m=10,5Mpa

Krank mili hızı:

n=5600rpm

Çapsal hareket:

∆=0,007*( dc.p)½=0,04849mm

Bağıl hareket:

χ=∆/ dc.p=0,00101

Krank kolu geometrisi için hesap katsayısı:

c=1+dc.p/ l′c.p=3,1818

Yağ filminin minimum kalınlığı:

hmin =55*0,000000001 μ n dc.p/( kc.p.m χc)=0,0054mm

Dinamik vizkozite:

μ =0,0125Ns/m²

Mil yüzey pürüzlülüğüfinish grinding)

hs=0,0005

Yatak yüzey pürüzlülüğü(diamond boring)

hb=0,0012

Yağ filmi kritik kalınlığı:

hcr=hs + hb=0,0017mm

Yatak güvenlik faktörü:

K=hmin/hcr=3,2204

SU POMPASI DİZAYNI

Motor dışına suyla taşınan ısı:

Qw=63280j/s

Suyun ortalama özgül ısısı:

cl=4187j/kgK

Suyun ortalama yoÄŸunluÄŸu:

ρl=1000kg/m³

Su basıncı:

pl=120000Pa

Pompa hızı:

nw.p=4600rpm

Suyun soğutma sistemi içinde sirkülasyon oranı:

Gl=Qw/(cl ρlΔTl)=0,001511m³

Zorlamalı sirkülasyonda suyun sıcaklık farkı:

ΔTl=10K

Pompanın dizayn kapasitesi:

Gı.d= Gl/η η =0,001843m³/s

Pompanın volumetrik verimi:

Η=0,82

Suyun pompa girişindeki hızı:

v1=1,8m/s

Yöneltici göbek yarıçapı:

r0=0,01m

Yöneltici giriş yarıçapı:

r1=( Gı.d/(π v1) + r0²)½=0,0206m

Pompanın hidrolik katsayısı:

η h=0,65

Yöneltici çıkışında çevresel hız:

u2=(1+tanα2tgβ2)½*( pl/( ρl η h))½=14,735m/s

α2=10º; β2=45º

Yöneltici çıkış yarıçapı:

r2=30u2/( π nw.p)=0,0306m

Giren akışkanın çevresel hızı:

u1=u2rı/r2=9,941m/s

v1 ve u1 hızları arasındaki açı α1=90º ve β1= v1/ u1=0,181

β1=10,262º

Giriş ağız genişliği:

b1= Gı.d/(2 πr1-zδ1/sin β1) v1=0,0164m

Pompa yönelticisi üzerinde ağız sayısı(z) ve giriÅŸ ağız kalınlığı (δ1): δ1=0,003m; z=4

Çark çıkışı radyal akış hızı:

vr=pltan α2/ ρl .η h. u2=2,209m/s

Çıkıştaki ağız genişliği:

b2= Gı.d/(2 πr2- zδ2/sin β2) vr=0,0119m

Çıkıştaki ağız kalınlığı:

δ 2=0,003m

Su pompasına verilecek güç:

Nw.p= Gı.d pl/(1000 ηm)=0,276Kw

RADİATÖR DİZAYNI:

Motordan uzaklaştırılan ve sudan soğutucu havasına transfer olan ısı miktarı:

Qw=63280j/s

Havanın ortalama özgül ısısı:

ca=1000j/kgK

Radiatörden geçen suyun akış oranı:

Gl=0,001511m³/s

Suyun ortalama yoÄŸunluÄŸu:

ρl =1000kg/m³

Radiatörden geçen hava miktarı:

Ga´=Qa/(vaΔTa)=2,531kg/s

Radiatör kanatçıklarından geçen havanın sıcaklık farkı:

Δta=25K

Radiatörden geçen suyun akış kütlesi oranı:

Gl´= Gl ρl=1,511kg/s

Ortalama radiatör soğutma havası sıcaklığı:

Ta.m=(Tin.a+ (Tin.a+ Δta))/2=325.5K

Akım yönü tersine akan havanın sıcaklığı:

Tin.a=313K

Akım yönü tersine akan suyun sıcaklığı:

Tin.w=365K

Radiatördeki suyun ortalama sıcaklığı:

Tw.m= (Tin.w+( Tin.w-Δtw))/2=360K (Δtw= ΔTl= 10K)

Araba radiatörlerinde ısı transfer katsayısı:

K=160W/m²K

Radiatör soğutma yüzeyi:

F=Qw/K(Tw.m- Ta.m)=11,463 m²

SOĞUTMA FANI DİZAYNI:

Fan tarafından sağlanan havanın akış kütlesi:

Ga’=2,531kg/s

Fan basınç farkı:

Δpfr=800Pa

Ortalama hava sıcaklığında radiatör havası yoğunluğu:

ρa=p0*1000000/(RaTa.m)=1,07kg/m³

Fan kapasitesi:

Ga= Ga’/ ρa=2,365m³/s

Radiatör ön alanı:

Fr.f= Ga/wa=0,1028m² (wa=23m/s raditör ön alanında havanın hızı)

Fan çapıfan=2*( Fr.f/π)½=0,3618m

Yassı kısım boyutsuz katsayısı:

Ψb=3,188

Fan çevresel hızı:

u= Ψb*( Δpfr/ ρa)½=87,17m/s

Fan hızı:

nfan=60u/( π Dfan)=4600rpm

Eksenel akış fanı için gereken güç:

Nfan= Ga Δpfr/(1000ηf)=5,257kW

(ηf=0,36 perçinli fanın verimi)

Tc

Salı, 06 Kasım 2007

TC

DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ

MÜHENDİLİK FAKÜLTESİ SERAMİK MÜHENDİLİĞİ BÖLÜMÜ

KONU: İLERİ TEKNOLOJİ SERAMİKLERİ

FONKSİYONEL TEKNİK SERAMİKLER

HAZIRLAYAN ÖĞRENCİLER

ADI:ONUR ADI :EMRE

SOYADI:BİLGEN SOYADI:TONGA

NO:200313141010 NO:

ARAŞTIRMA GÖRELİSİ: İSKENDER IŞIK

KÜTAHYA 20003

İleri Teknoloji Seramikleri

Bunlara yeni veya modern seramiklerde denir. Bu tür seramikler genelde arı bileşikler olup başlıca oksitler,karbürler ve nitrürlerden oluşurlar. Bunların iyonsallık ve kovalanlık nitelikleri bileşimlerindeki elemanların elektro negatiflik dereceleri arasındaki farka bağlıdır. Örneğin MgO %73 iyonsal ve %20 kovalan, SiO2 %51 iyonsal ve %49 kovalan, SiC ise %11 iyonsal ve %89 kovalan eğilimlidir. Yüksek mukavemet ,rijitlik ve sertlik , aşınmaya kimyasal etkilere ve yüksek sıcaklıklara dayanıklılık, boyutlarda kararlılık gibi üstün özellikleri nedeniyle uçak ve uzay endüstrisinde son yıllarda büyük ölçüde kullanılmaktadırlar. Bazı seramikler yarı iletkendirler , dielektrik , piezoelektrik , manyetik ve süper iletkenlik özelliklerine sahip olduklarından elektronik endüstrisinde çok değişik amaçlarda kullanılırlar.

Arı bileşiklerde oluşan ileri teknoloji seramikler oksitler, karbürler ve nitrürler olmak üzere üç gruba ayrılırlar.Al2O3 , TİO3 , BaTiO3 , SiC , WC, ve Si3N4 bunlara birer örnek olarak gösterilebilir. Genellikle toz halinde arı maddeler yüksek sıcaklıkta preslenerek şekillendirilirler. Preslenme sırasında difüzyonla parçacıklar birbirine kaynar , sürekli , boşluksuz bir kristal yapıya dönüşürler. Çok sert ve gevrek olduklarından içlerinde mevcut boşluk ,çatlak ve benzeri kusurlar mukavemeti büyük ölçüde azaltır, bu nedenle büyük özenle üretilmeleri gerekir.

İleri teknoloji seramiklerinin ergime sıcaklıkları çoÄŸunlukla 2000oC’ın üzerindedir. Özellikle yüksek sıcaklığa ve aşınmaya dayanıklılık istenen yerlerde kullanılır. Bunların içinde Al2O3 (alümina) en geniÅŸ uygulama alanına sahiptir. Kesici takım , buji izolatörü , koruyucu zırh , motor parçaları , yapay kemik , entegre devre altlığı ,gibi deÄŸiÅŸik amaçlar da kullanılır. Kırılma tokluÄŸu yüksek , aşınmaya ve yüksek sıcaklığa dayanıklı kısmen dönüşmüş zirkonya (ZrO2) ile soÄŸutma ve yaÄŸlama gerektirmeyen motor parçaları üretilmeye elveriÅŸlidir. WC yüksek kesme hızlı takım olarak kullanılır. Tablo 1 de bazı ileri teknoloji seramiklerinin özellikleri verilmiÅŸtir.

Malzeme

Özgül ağırlık Mg/m3

Basınç muk. MPa

EÄŸme muk. MPa

Elastite Mod.MPa

Ergime sıcaklığı oC

Al2O2

3,9

3000

300-400

390000

2050

SiC

3,2

2000

200-500

414000

2500

Si3N4

3,2

1200

300-850

304000

1900

ZrO2

5,6

2000

200-500

138000

2570

Geleneksel seramiklerle teknik seramikler arasındaki temel fark Beklenen özelliklerden en az bir özelliÄŸi kuvvetli olarak bekleniyorsa (sertlik , yalıtkanlık , mukavemet …) bu teknik seramiklere girer.Özel bir uygulama alanı olmalıdır.Cam ve refrakterler de geleneksel ve teknik olarak ayrılır.Teknik seramikler ikiye ayrılır:Yapısal teknik seramiklerFonksiyonel teknik seramikler

Teknik Seramiklerin Üretimi

Hammadde HazırlanmasıTeknik seramikler kesinlikle plastik deÄŸildirler.Hammadde açısından saf, sentetik malzemeler tercih edilir.Esas iÅŸlev öğütme ikinci iÅŸlev karıştırmadır.Öğütmede önemli olan bilye boyutudur.bilye boyutu ne kadar küçük olursa öğütme o kadar iyi olur. Bilyalı deÄŸirmende en büyük problem : Sadece karıştırma olmasıdır.Çamurun granül haline getirilmesin sebebi : granül akıcıdır. Su gibi akar . toz inceliÄŸinde olursa yığın halinde dökülür. Granül olmazsa preslere doldurulmaz. Kalıbın homojen olarak doldurulması için granül gereklidir.Her iki seramikte de granül ÅŸarttır. Sadece granülün tane boyu farklıdır geleneksel seramiklerde tane boyu biraz daha büyüktür. Bu tane boyutunu ayarlamak için tozul çapı ayarlanır. Teknik seramiklerde tozul çapı daha küçüktür.En kolay granül yapma yöntemi elektir. DiÄŸer bir yöntem ise freeze’ dir.Çamur pipete doldurulur ve sıvı azota doldurulur. Sıvı azotun kaynama noktası oda sıcaklığından düşük olduÄŸu için pipetten sıvı azot içine düşen her damla donarak top halini alır. Åžekillendirme :

isostatik presler , şerit döküm ,elektronik vakum pres(çubuk ve petek şekil üretimi için) kullanılır.Kaplama malzemelerinde kuru isostatik presler kullanılır. Burada sıvı ile malzeme direkt olarak etkileşimde değildir.Sıcak isostatik presle ise sıvı ile malzeme direkt olarak temas halindedir.Presle şekillendirme ile döküme şekillendirme arasındaki fark yaş yoğunluktur. (sinterleme sonrası yoğunluk)Alçı kalıpta yaş yoğunluk presten daha düşüktür.yaş yoğunluk ne kadar düşükse sinterleme açısından o derece kötü bir malzemedir.Alçı dökümle şekillendirilenmalzemenin yoğunluğunu arttırmak içinTeknik seramikler kuru veya ıslak isostatik presle preslenmelidir. Sıvı fazın minimum , yoğunluğunun tam olması beklenir. Bunu elde edebilmek içinde yaş yoğunluğunun yüksek olması gerekir.Buji motor parçası = Alçı kalıpta elde edilebilir ama yaş mukavemeti düşük olur. Bunun yerine enjeksiyon yöntemle üretilebilir.Geleneksel seramiklerde kullanılan malzemelere su ilave edilir. Teknik seramiklerde ise tamamına yakınında su katıldığında hiçbir etki olmaz.İlave malzemeler ikiye ayrılır.

1.Anorganik:malzemenin pişme esnasında ve aralarda kullanılır.

2.Organik :Sadece şekillendirme esnasında kullanılır.

Üç tip ilave malzeme vardır: 1.Yağlayıcı 2.Bağlayıcı 3.Plastikleştirici

Yağlayıcı:Malzeme kalıptan alınırken sürtünme olur.yağlayıcılar bu sürtünmeyi en minimuma indirirler. Sürtünmede bazı kılcal çatlaklar olabilir. Bu tip çalaklar işlev esnasında çatlak büyür malzeme kullanamaz hale gelir.yağlayıcılar bu etkiyi önlemede yardımcı olur.

Bağlayıcı: Kilin kolay şekillendirilmesi için gereklidir.

Plastikleştirici: Kilin kolay şekillendirilmesi için gereklidir.

Kurutma

Ekstrüzyondan çıkmış parçaların daha dikkatli kurulması gerekir. Kurutma sonrası bağlayıcı uçurma gerçekleşir katılan organik maddeler sistemden uzaklaştırılmalıdır. Pişme esnasında uzaklaştırılırsa polarize oluşur.

Sinterleme

Oksit dışı malzemelerde kapalı sistemlerde gaz atmosferinde yapılmalıdır. Bu gaz reaksiyona girmeyen bir gazla yada direkt gaz basıncıyla yapılabilir.burada polorizitenin sıfır , sıvı fazının minimum ve yoğunluğun yüksek olması için basınçlı sinterleme yapılmalıdır. Örneğin hem presleme hem de ısı (sıcak presleme). Sıcak preslemeyle basit şekiller yapılabilir. Seri üretime uygun olmayan bir yöntemdir.

Sistem kapatılıp içeriye de basınçla gaz verildiğinde malzemedeki polorizitler gazla dolar. Difüzyon engellenir. Yüksek poloriziteli bir malzeme elde edilir. Sistemde açı polorizite varken sisteme gaz basıncı yüklemenin de bir anlamı yoktur. Bunun için öce düşük basınçta kapalı polorizite edilir. Daha sonra yüksek basınçta sinterleme yapılır. Bir malzemeye dil dokundurulduğunda dil malzemeyi tatmıyorsa kapalı polarizitedir.

Karakterizasyon

Geleneksel seramiklerle teknik seramikler arasında mikro yapı analizindeki farklılık :

Tane sınırlarını görmek önemlidir. Malzemenin hangi derece kadar kullanılabileceğini anlamak için önemlidir.detaya inebilmek için sem+tem kullanılmalıdır. Malzemenin yüzeyi ne kadar voltajla bombardıman yapılırsa detaya o kadar inilebilir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG]TEKNİK SERAMİKLER 1.YAPISAL

2.FONKSİYONEL

2.FONKSİYONEL TEKNİK SERAMİKLER

Maddenin elektron yapısının ortaya koyduÄŸu ,dielektrik elektriksel ve ısıl yalıtkanlık manyetik ve iletkenlik gibi özelliklerin kullanıldığı uygulamalar genel olarak “fonksiyonel amaçlı seramikler” ÅŸeklinde tanımlanabilir.

Elektriksel Özellikler

Malzemelerin elektriksel özellikleri elektron yapıları ve elektron hareketleri ile ilgilidir. Elektronların elektriksel alan elektro manyetik radyasyon ve sıcaklık etkisinde davranışları elektriksel özellikleri oluşturur. Bu etkileşmede en önemli etken valans elektronlarıdır. Valans altı elektronlar çevredeki valans elektronları tarafından korunurlar ve sürekli çekirdeğin elektriksel alanının etkisinde kalırlar. Dolayısıyla elektriksel özelliklere katkıları önemsizdir. Elektronların dış alanlarla etkileşmesi sonuç doğan olaylar dört ana grupta toplanabilir.

I.Elektriksel İletkenlik

Elektriksel alanın oluşturduğu colomb kuvvetleri etkisindeki elektronların malzeme içinde uzak mesafeli hareketleri elektriksel iletkenliği sağlar.bu özelliğe sahip malzemelere iletken malzemeler denir.özellikle çok sayıda serbest elektron içeren arı metallerin iletkenlikleri çok yüksektir. İyonsal ve kovalan malzemelerde serbest elektron bulunmadığından normal olarak yalıtkan sayılır.ancak bazlarında yeterli elektriksel alan veya yüksek sıcaklık uygulanırsa yeterli sayıda elektron aktive edilerek serbest hale geçirilir ve iletkenlik sağlanabilir. Bu tür malzemelere yarı iletken malzemeler denir.

II.Elektriksel KutuplaÅŸma

İletken olmayan bazı malzemelere elektriksel alan uygulandığında elektron ve iyonlar yer değiştirir. Bunun sonucu bazı malzemelere elektriksel alan etkisinde boyutlar değişir veya elektriksel alan uygulandığında elektriksel alan doğar. Piezoelektrik denen bu etkilerde yararlanarak elektro manyetik dönüştürücüler (transdüserler) geliştirilmiştir. Bu özelliğe sahip malzemeler titreşim ölçmede , mikrofonlarda ses aygıtlarında ve benzer alanlarda kullanılırlar.Diğer taraftan mikrodalga ısıtıcılarının çalışması elektriksel kutuplaşmaya dayanır.

III.Manyetiklik

Kendi eksenleri etrafında dönen elektronlar manyetik kutba sahiptirler dolmamış valans altı enerji düzeyine sahip atomlarda manyetik kutup çifti vardır. Bazı malzemelerde bu manyetik kutuplar dış manyetik alan etkisinde yönlendirilerek net manyetiklik sağlanabilir. Bu özelliğe sahip manyetik malzemeler sürekli mıknatıs elektrik motoru jeneratör gibi bir çok aygıtlarda kullanılır

IV.Elektro manyetik radyasyon ve emilme

Elektro manyetik dalgalar eş zamanlı değişken elektriksel ve manyetik alan niteliğinde olduklarından malzemelerde elektronlarla ve elektriksel kutuplarla etkileşir. Bu etkileşme sonucu yansıma, emilme, kırılma, renklenme , foto iletkenlik lüminans olayları ve lazer ışınlar oluşur.görünen ışık dalgaları elektromanyetik dalga sayıldıklarından bu özellikler optik özellikler bölümünde ele alınacaktır.

Yukarıda özetlenen etkileşimler sonucu gözlenen elektriksel özellikler

1)İletkenlik2)Yarı iletkenlik 3)Yalıtkanlık 4)Manyetik 5)Optik 6)Isıl özellikler olmak üzere altı bölüme ayrılmıştır.

Süper İletkenlik

Bazı metallerle metaller arası bileÅŸiklerde direncin çok düşük sıcaklıklarda azaldığı ve belirli bir Tc kritik sıcaklığında aniden sıfır olduÄŸu uzun yıllar önce bilinmektedir. Bir kritik sıcaklıkta direncin aniden sıfıra düşen malzemelere süper iletken denir.bu kritik sıcaklık Hg 4oK, Pb 7,2oK, NB2Ge bileÅŸiÄŸinde 21oK’dir. Bu derece düşük sıcaklık ortamı yalnız sıvı He’la saÄŸlanır. Bu oldukça güç ve pahalıdır. Ancak yakın zamanlarda yapılan yoÄŸun araÅŸtırmalar sonucu çok daha yüksek kritik sıcaklıklara sahip seramik türü bazı kompleks bileÅŸikler elde edilmiÅŸtir. ÖrneÄŸin stokiyometrik olmayan Ba2YCu3O7 bileÅŸiÄŸinin kritik sıcaklığı 90oK dir bu azotu sıvılaÅŸma sıcaklığı 77oKin üstündedir.ve oldukça kolay elde edilebilir. Seramik türü iletkenler gevrek olduÄŸundan sararak bobin yapmaya elveriÅŸli deÄŸildir. Ancak üretim süresinde ÅŸekil verilebilir.

Yarı İletkenler

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG] Bazı seramik bileşiklerin direnci sıcaklıkla azalır. Ve iletkenlikleri artar.sıcaklığa duyarlı seramiklerden yapılan termistor denen elemanlar sıcaklık ölçümünde ve kontrolünde kullanılır.Termistörler genellikle Mn, Ni, Fe, Co, Cu oksit tozlarının sinterlenmesi ile elde edilir.en önemli seramik bileşiklerden manyetitin (Fe3O4)direnci benzer tür iletkenlerden çok daha küçüktür. Manyetitin yarı iletken olması Fe3O4 Fe3+O2- + Fe2+O2- bağıntısında görülen ir iyonlarının iyonsallık derecesinin farklı oluşundan kaynaklanır. Fe3+ iyonu Fe2+ iyonuna göre bir elektron deliğine sahip sayılır. Alan etkisinde F2+ dan bir elektron Fe3+ ye kolayca atalar. Fe3+ nin konumunu artıdan eksiye doğru hareket ettirdiğinden Fe3O4 p-türü yarıiletken niteliğindedir.

Stoikiometrik olmayan iyonsal bileşik demir oksit (Fe<1O) içinde Fe2+veFe3+ iyonları bulunur, dolayısıyla p-türü yarı iletkenler diğer bir örnek Zn2+O2- bileşiğine ara yer eleman olarak katılacak Zn+ iyonlarının da Zn2+ ya göre bir elektron fazladır.bu bileşik n-türü yarı iletken olur.

Yarı İletkenlerin Kullanım Alanları

Yarı iletkenlerin özelliklerinden yararlanarak çok sayıda elektronik aygıt geliştirilmiştir. Bunlardan bazılarının hangi amaçlar için kullanıldığı aşağıda açıklanmıştır.

Sıcaklık Ölçme

Yarı iletkenlerin iletkenliği sıcaklıkla artar. Ea değeri yüksek olan yarı iletkenler sıcaklığa çok duyarlı olurlar. Bu özellikten yararlanarak geliştirilen termistorlerle 10-4oC sıcaklık değeri ölçülebilir.yarı iletkenlerin bu özelliğinden yaygın alarm tesislerinden yararlanılır.

Işık Şiddetini Ölçme

Görünen ışık fotonlarının enerjileri 1,7-3,5 eV arasında olup yarı iletkenlerde elektronları aktive etmeye yeterlidir.Yarıiletken üzerine düşen ışık yük taşıyıcıyı iletim bandına yükselterek akım akmasını sağlar.Devreden akacak akım fotonların sayısına, dolayısıyla ışık şiddetine bağlıdır.Kızılaltı ve mor ötesi ışınlarında yarıiletkenleri etkir.Elektronik aygıtlarda uzaktan kumanda etmek için kızılaltı dalgalardan yararlanılır.Optik özellikler bölümünde bu konuya daha ayrıntılı olarak değinilecektir.

Basınç Ölçme

Kovalan bağlı yarıiletken malzemelerde koordinasyon sayısı düşüktür,basınç altında atomlar birbirine oldukça yaklaşabilir.Bu durumda bant yapısı etkilidir ve Ea enerji aralığı azalır,dolayısıyla iletkenlik artar.Basınca karşı kalibre edilmiş yarıiletken kristalden basınç ölçmede yararlanılır.

Işık Yayıcı Diyotlar

Bir n-türü yarıiletkenle bir p-türü yarıiletken çift eklenmiş durumda bir diyot oluştururlar.n-türü yarıiletken eksi kutba p-türü yarıiletken artı kutba bağlanırsa buna ileri eğilimli devre denir.Bu (p-n) diyotuna gerilim uygulanınca n deki elektronlar bölgesinden geçerek p deki elektron delikleri ile birleşirler.Bu birleşme sonucu p+n E bağıntısından görüleceği gibi E enerjisi foton halinde yayılır.Yayılan fotonlar frekanslarına göre değişik özellikler gösterirler.Örneğin dijital göstergeli bir elektronik aygıtta kullanılan GaAs kırmızı GaP ise yeşil ışık fotonları yayarlar.

Tranzistörler

Tranzistörler zayıf akımların kuvvetlendirilmesi amacıyla kullanılırlar.Bunlar n-p-n veya p-n-p yarıiletken takımından oluşurlar.Gerilim uygulanınca yayıcıdan elektronlar sınırı aşarak tavana geçer.Ancak taban çok ince olduğundan çoğu hemen toplayıcıya atlar,taban toplayıcı geri eğilimli olduğu için hızlı artı uca doğru giderler ve artı uçta IT toplayıcı akımını oluştururlar.Tabana giren elektronların bir kısmı deliklerle birleşir,bu arada bir miktar delikte yayıcıya geçer.Tabandaki elektronlarla deliklerin birleşmeleri ani olmaz,gerçekte bu birleşme zamanın bir rölaksasyonu fonksiyonuna uyar.Tabana giren akımı %95-99 u toplayıcıya geçer tabana akan akım ise %1-5 kadardır.Tabana verilecek Io akımı ancak yok olan delikleri telafi edici niteliktedir.Tabana verilen bu zayıf Io akımı toplayıcıda çok büyük IT akımını kontrol eder.Böylece zayıf kaynaktan gelen akım birkaç yüz katı arttırılmış olur.Bu özelliğinden dolayı Tranzistörler akım yükseltici veya amplifikatör olarak kullanılırlar.

Dielektrik Malzemeler

Dielektrik malzemeler kullanım alanlarına göre üç grupta toplanabilirler a)Yalıtkan Malzemeler b)Kondansatör Malzemeler c)Piezoelektrik Malzemeler

Yalıtkan Malzemeler

Elektrik devrelerinde yalıtkan olarak kullanılacak malzemelerimin özgül direnci ile dielektrik mukavemeti yüksek ,dielektrik sabiti küçük dolayısıyla dielektrik kayıp küçük olmalıdır.

İletken yalıtımı için en elverişli ve en yaygın olarak kullanılan malzeme polimerlerdir. Ürünleri kolay ve ucuzdur, ancak yüksek sıcaklık uygulamalarına elverişli değildir. Özellikle termoplastikler sıcaklıkla kolay yumuşarlar. Priz fiş sigorta gövdeleri gibi yüksek sıcaklığa maruz kamaları olası yerlerde termoplast plastikler (fenol formaldehit gibi)kullanılmalıdır.

Seramikler yüksek sıcaklığa ve yüksek gerilime maruz devrelerde yalıtkan olarak kullanılmaya elverişlidir. Örneğin aşırı sıcaklık ve yüksek gerilim etkisinde kalan motor bujileri için en uygun malzeme alümina dır. Yüksek gerilim hatlarında kullanılan porselen yalıtkanlar %50 kil %25 feldspad içerirler.plastik halde şekil verildikten sonra fırında sinterlenerek sertleştirilirler. Porselen yalıtkanlarda iki tür elektriksel göçme oluşabilir.

Birincisi iç göçme olup bunda daha önce belirtildiği gibi bileşimindeki yabancı elemanlar ,çatlaklar ve benzeri kusurlar önemli rol oynar.iç göçmede malzeme tahrip olur. Bu tür göçmeleri önlemek için arı malzeme ile özenli üretim gerekir . İkinci tür olan yüzeysel göçme elektrik arkı şeklinde oluşur. Bunlarda gözenekli dış yüzeylerdeki birikintiler ve rutubet önemli etkendir. Porselen yalıtkanın yüzeyi gözeneksiz ve düzgün hale getirilirse bu tür göçme olasılığı azalır. Diğer taraftan dielektrik sabit yüksek olursa ,yüzeyde yük birikimi artar, buda yüzeysel göçmeyi kolaylaştırır. Bu sakıncayı önlemek için dielektrik sabiti düşük yalıtkan kullanılır.yüksek frekanslı uygulamalarda alkali iyonları içermeyen dolaysıyla dielektrik kaybı düşük seramikler daha uygundur.

Kondansatör malzemeleri

Kondansatörler üzerinde elektriksel yük biriktirerek ani akım değişimlerinde aşrı yük artmasını önlerler ,böylece diğer devre elemanlarını korurlar ve ayrıca biriktirdikleri yükü tekrar geri verirler. Bu amaçla üretilen kondansatörler iki iletken levha arasıda konan uygun bir dielektrik malzemeden oluşur.dielektrik malzeme olarak genellikle polimerler veya seramikler kullanılır.

Polimerlerin dielektrik sabitleri seramiklere göre oldukça küçüktür. Bununla beraber üretilmesi kolay ve ucuzdur,özellikle düşük sıcaklıklarda ve düşük frekanslarda kullanılmaya elverişlidirler.

Seramik türü malzemelerin dielektrik sabitleri polimerlerininkinin yaklaşık 103 katıdır.özellikle baryum titanat ve kurşun titanat gibi asimetrik kristal yapılı seramiklerde kutuplaşmalar çok etkindir. Tablo 2 de görüleceği gibi cam,mika ve kauçuk gibi dielektrik malzemelerde bağlı dielektrik sabitin 7 civarında olmasına karşın bu tür seramik kristallerde 1700-6500 arasındadır.

Malzeme

Dielektrik sabit k

Özgül direnç

Dielektrik mukavemet

Polietilen

2,3

1014

20

Bakalit

7,5

1010

12

Teflon

2,1

1012

-

Polistiren

2,5

1016

20

Polivinil klorür

7

1014

-

Kauçuk

7

1013

20

Cam

7

1011

10

Mika

7

1012

40

Alümina(Al2O3)

9

6

BaTiO3

1700

-

PbZrO3+CaZrO3

3400

-

Tablo 2

Piezoelektrik Malzemeler

Piezoelektrik malzemeler yukarıda açıklandığı gibi elektriksel etkiyi mekanik büyüklüğe ve mekanik etkiyi elektriksel büyüklüğe çeviren genellikle simetri merkezi olmayan kristallerdir. Bir piezoelektrik malzemenin karakteristik değeri ,birim alan etkisinde oluşan birim boy değişmesidir. Bir E elektriksel alan (V/m)uygulandığında oluşan sekil değiştirme oranı e (mm/mm)aşağıda görüldüğü gibi alan şiddetiyle orantılıdır.

e=gE

burada g piezoelektrik olup birimi (m/V) tur.Tablo 3 de bazı kristallerin piezoelektrik kabitleri verilmiştir.

Malzeme

g(m/v)

Kuvartz

2,3*10-12

BaTio3

100*-12

PbZrTiO6

250*10-12

Tablo 3

Kuvartz kristalinin piezoelektrik katsayısının küçük olmasına karşın çok ilginç bir özelliği vardır. Belirli boyutlarda hassas olarak işlenmiş bir prizmatik kuvartz kristalinin alternatif alanda rezonans frekansı sabittir, ancak 1/108kadar bir sapma olabilir.bu nedenle saatlerde ve radyo yayınlarında frekans kontrolünün sağlanmasında kuvartz kristalinden yararlanırız.

BaTiO3 un piezoelektrik katsayısı oldukça yüksektir ve çok yaygın kullanılma alanına sahiptir. Örneğin tranduserlerde ,iletişim araçlarında , pikap iğnelerinde ultra sonic temizleme aygıtlarında ve benzeri yerlerde bu kristalde yararlanılır.

Piezoelektrik kristallerde ,uygulanan elektriksel alanla oluÅŸan gerilme ile ÅŸekil deÄŸiÅŸtirme arasında lineer baÄŸlantı vardır. Kristallerin gerilme etkisinde lineer elastik cisim olduÄŸu varsayılır. Kristale etkiyen ∂ gerilmesi (N/mm2)ÅŸekil deÄŸiÅŸtirme oranı e (mm/mm) ile orantılıdır.

∂ =k.e

burada k kristalinin elastisite modülüdür ve boyut N/mm2 dir.örneÄŸin baryum titanat kristalinin elastisite modülü modülü 7100N mm2 kuvartzınki 7400N/mm2 dir bir kristalde ∂ gerilmesi etkisinde boyutlarda oluÅŸacak e ÅŸekil verme oranı ve bunun doÄŸuracağı gerilim farklı yukarıdaki bağıntılar yardımıyla hesaplanabilir.

Seramiklerin Optik özellikler

İyonsal bağlı seramik türü malzemelerde elektronlar ana atomlara kuvvetle bağlıdır. Dolu valans bandı ile boş iletim bandı arasında 6-8 ev luk enerji aralığı vardır.bu malzemelerden mor ötesi ışınların altındaki bütün radyasyonlar geçebilir. Görünen ışık fotonlarının enerjileri 1,7-3,5 eV olduğuna göre arı seramikler görünen ışık dalgalarına karşı saydamdır. Camdan görülen ışık dalgaları geçer fakat yüksek enerjili mor ötesi ışınları geçemez. NaCl kristalini enerji aralığı 7,8 eV olduğundan ışık dalgaları geçemez.

İyonsal katılara uygun türde katkı elamanları katılarda enerji aralığı içine yüksek

Enerjili elektronlar veya elektron delikleri yerleştirilebilir. Bu durumda düşük enerjili radyasyon dalgaları emilerek geçmelerini engellenir. Örneğin arı Al2O3 kristali saydamdır. İçine katılan Cr3+ iyonları kızıl rengin üstündeki dalgaları emer ve yalnız kızıl ışık geçer. Bu şekilde elde edilen yakut kristali kırmızı görünür. Benzer şekilde koranduma Ti iyonları katılırsa mavi renkli safir ,C l iyonları katılırsa yeşil renkli zümrüt elde edilir.toz metalürjisi(sinterleme )yöntemi ile üretilen seramikler içindeki mevcut boşluklar nedeniyle ışık büyük ölçüde kırılma ve yansımaya uğradığından opak olur.


Destekliyoruz arkadas - arkadas - oyun oyna - oyun - en güzel oyunlar jinekolog - kadin dogum doktoru kadin dogum uzmani jinekolog - kadýn doðum doktoru kadýn doðum uzmaný