‘Dış Ticaret’ Kategorisi için ArÅŸiv

Uluslararası Ticarette Kullanılan Belgeler

Salı, 06 Kasım 2007

Uluslararası Ticarette Kullanılan Belgeler

Uluslararası Ticaret, makro planda Dünya Ticaret Örgütü’nü Kuran AnlaÅŸma, iki taraflı veya çok taraflı anlaÅŸmalar ülkelerin kendi ulusal mevzuatı, uluslararası ticari teamüller ve geleneklere göre yapılmaktadır. Yapılan ticari muamelelerin güvenirliÄŸi ve tartışmalara meydan vermeden iÅŸleyebilmesi için, ilgili belgelerin düzenli, birbiri ile irtibatlı ve kurallara uygun olarak tanzim edilmesi gerekmektedir.

Genel olarak uluslararası ticarette kullanılan belgeleri altı grupta toplamak mümkündür. Bunlar,

1- Ticari Belgeler,

2- Resmi Belgeler,

3- Taşıma Belgeleri,

4- Sigorta Belgeleri,

5-Finansman Belgeleri,

6-TeÅŸvik Belgeleridir

1. Ticari Belgeler

a- Faturalar:

Proforma Faturalar: Satış koşullarını belirten bir teklif niteliğindedir.

Ticari Faturalar: Aşağıdaki bilgileri içeren bir belgedir.

- DüzenlendiÄŸi lisanda “FATURA” baÅŸlığı,

- Satıcının ismi, unvanı adresi,

- Alıcının ismi unvanı ve adresi,

- Düzenleme tarihi ve numarası,

- Malın (hizmetin) ayrıntılı tanımı,

- Miktar, birim fiyat, toplam deÄŸer,

- Sevkıyat bilgileri,

- Ambalaj iÅŸaretleri,

- Alıcının özel olarak istediği diğer bilgiler,

Akreditifli iÅŸlemlerde

- Aksine hüküm yoksa mal miktarı %5 eksik veya fazla olabilir.

- Akreditifte yaklaşık, takriben civarında gibi ibareler kullanılmışsa; miktar

veya deÄŸer %10 eksik veya fazla olabilir.

b- Navlun Faturası (Freight Invoice): Navlunun satıcı (ihracatçı) tarafından ödenmesi durumunda, bunun konşimento üzerinde belirtilmesi teamül bazen de zorunluluktur. Ancak bu belirtim yapılmamışsa, satıcı firmanın taşıyıcı firmadan bir navlun faturası alarak ithalatçı firmaya vermesi, ya da tahsil belgeleri arasına navlun faturasını da koyması gerekmektedir. Navlun faturası malın ithal edildiği ülkede vergiye tabi kıymetinin tespitinde dikkate alınacak kıymet faktörlerinden birini oluşturmaktadır.

c- Çeki listesi (certificate of weight/weight note): Her ambalaj içerisindeki malın brüt ve net ağırlığını belirten listelerdir. Özellikle hasar durumlarında sigorta tazminatının yerine getirilmesinde başvurulan önemli belgelerden biridir. Uluslararası ticarete taraf olan kuruluşlarca istenen detayda düzenlenebilir.

d- Koli/Ambalaj listesi (packing list): Her bir kolinin içinde bulunan ambalaj ve mal muhteviyatını belirten listelerdir. Yabancı gümrüklerde malın gümrük makamları tarafından örnekleme yöntemi ile kontrol edilmesine yaramaktadır. Ayrıca yabancı alıcılar ihracatçı tarafından kendilerine gönderilecek ambalaj listesine göre malları çeşitli perakende veya toptan satış yerlerine gönderebilmektedir. Ambalaj listeleri alıcının kendi iç dağıtımında bu açıdan yardımcı olmaktadır.

Ambalaj listeleri yabancı alıcılar ve alıcıların bulunduğu ülkelerin gümrük makamlarına yukarıdaki kolaylıkları sağlarken, Türk gümrük idarelerinin de kontrolleri

hızlı bir şekilde yaparak ihracat işlemlerinin hızla tekemmül ettirilmesini sağlar. Bu yüzden ambalaj listeleri Türkçe ve yabancı dilde düzenlenmelidir.

Ayrıca, ithalat yapacak olan firmalar ithalattaki gümrük işlemlerinde kolaylık sağlamak, ve kendi iç dağıtım sisteminde yararlanmak üzere yabancı ticari ortaklarından ambalaj listeleri istemeleri gerekmektedir.

e- Spesifikasyon Belgesi (certificate of specification): Çeki listesinde belirtilen bilgilere mal fiyatları ve mal değerleri de dahil edilerek düzenlenirse, elde edilen yeni belge spesifikasyon belgesi adını almaktadır. İthalattan sonra malların dağıtımın yapılmasında pratiklik sağlayan bir belgedir.

f- İmalatçının Analiz Belgesi (Manufacturer’s Analysis Certificate): Kimyevi maddeler gibi analiz gerektiren malların formüllerindeki elemanların isim ve oranlarını gösteren listelerdir. İmalatçı firma tarafından bir beyan ÅŸeklinde ya da bağımsız laboratuvarlar tarafından düzenlenebilmektedir.

g- Üçüncü Taraflarca Düzenlenen Kontrol Belgeleri(Third Party Certificate of Inspection): Alıcıların kendilerini korumak üzere hazırlattığı özel amaçlı kontrol belgeleridir. Genelde uluslararası gözetim şirketleri tarafından düzenlenip alıcılara verilmektedir.

h- Ekspertiz Raporu (Expertise): İhrac veya ithal mallarının fiyat, miktar ,kalite, bileşim katkı oranı, ticari teamül gibi hususlarında gümrük idarelerince tereddüde düşülen durumlarda, bu idarelere verilen raporlardır. Gümrük Kanunu ve buna bağlı diğer mevzuatlarda hangi kurum ve kuruluşların vereceği ekspertiz raporuna itibar edileceği belirtilmiştir. Genelde bu tür raporlar ihracatçı birlikleri, ticaret ve sanayi odaları gibi kuruluşlar tarafından verilmektedir.

2. Resmi Belgeler

a- Dolaşım Belgeleri (Movement Certificates):

a1-ATR-Dolaşım Belgesi (Movement Certificate, ATR): Türkiye ile AB arasındaki ortaklık anlaÅŸmasının bir gereÄŸi olarak, Türkiye ‘de serbest dolaşım hakkına sahip ürünler AB ülkelerinde de serbest dolaşım hakkına sahiptir. Bunlardan sanayi ürünlerinin Türkiye’den AB ülkelerine ithal edilmesinde KDV dışında bir vergi ödenmesi söz konusu deÄŸildir (zaman zaman gündeme gelen anti damping vergisi Hariç).

Ayrıca Türkiye’de serbest dolaşımda bulunan tarım ve iÅŸlenmiÅŸ tarım ürünlerinin AB ülkelerine giriÅŸinde çeÅŸitli tavizlerden yararlanılması söz konusudur. Türkiye’de serbest dolaşımda bulunan sanayi ürünlerinin AB ülkelerinde de serbest dolaşımını saÄŸlayan ya da Türk menÅŸeli ürünlerin AB ülkelerine ithalinde belirli tavizlerden yararlanılmasını saÄŸlayan belgelere ATR belgesi denilmektedir. ATR belgeleri firmalar tarafından tanzim edilip, Ticaret Odaları tarafından onaylanmakta ve ihracatın yapıldığı Gümrük idareleri tarafından vize edilmektedir.

BasitleÅŸtirilmiÅŸ usul çerçevesinde ”onaylanmış ihracatçı statüsüne” sahip olan firmalar kendi ATR belgelerini kendileri vize edebilmektedir.

AB ülkelerinde serbest dolaÅŸan sanayi ürünlerin veya çeÅŸitli tavizlerden yararlanan ürünlerin Türkiye’ye ithal edilmesinde, bu ürünlerim AB ülkelerinden birinden alınmış bir ATR belgesi ile ithal edilmesi durumunda, Türk gümrüklerinde de KDV dışında bir vergi tahsilatı yapılmamaktadır veya gerekli tavizler saÄŸlanmaktadır.

a2-EUR-1 Dolaşım Belgesi (Movement Certificate, EUR-1): EUR-1 Dolaşım belgelerinin fonksiyonu, ATR belgelerinin fonksiyonu ile aynıdır.

EUR-1 belgeleri aşağıdaki ticari işlemlerde kullanılmaktadır:

-EFTA ülkeleri ile Türkiye arasında yapılan ticaret,

-Türkiye ile AB ülkeleri arasında AKÇT (Avrupa Kömür Çelik Topluluğu) ürünlerini

kapsayan Serbest Ticaret Anlaşması ile ilgili ürünlerin ticareti,

-Serbest Ticaret Anlaşması yapılan ülkelerle yapılan ticaret.

a3-INF-2 Belgesi (INF-2 Certıficate): Türkiye’de serbest dolaşımda bulunan girdilerin önce bir üçüncü ülkeye gönderilip burada işçiliÄŸe tabi tutulması, iÅŸlenmiÅŸ ürünlerin AB ülkelerine ihraç edilmesi iÅŸlemlerinde nihai ihraç ürünü bünyesinde yer alan serbest dolaşım hakkına sahip Türk girdisinin Gümrük vergisinden muaf tutulmasını saÄŸlayan bir belgedir. Bu belgeler Türkiye’de gümrük idareleri tarafından düzenlenip vize edilmektedir.

AB Gümrük Alanında serbest dolaşımda bulunan bir ürünün, üçüncü bir ülkede hariçte işçiliÄŸe tabi tutulmak üzere ihraç edildikten sonra , iÅŸlem görmüş ürünlerin Türkiye’ye ithal edilmek istenmesinde, bunların AB ülkeleri tarafından düzenlenip onaylanan INF-2 belgeleri ile birlikte dolaÅŸmaları durumunda, iÅŸlenmiÅŸ ürünler bünyesindeki AB menÅŸeli ürünler için Gümrük Vergisi uygulanmamaktadır; yani, sadece üçüncü ülkede yaratılan katma deÄŸer için Gümrük Vergisi tahsili söz konusudur.

b-MenÅŸe Åžahadetnamesi (Certificate of Origin): GATT’ın koyduÄŸu prensipler çerçevesinde, Dünya Ticaret Örgütüne üye ülkelerin genelde birbirine benzeyen menÅŸe kuralları bulunmaktadır.

Ülkeler birbirinden yaptığı ithalatlarda ithal ürünlerinin hangi ülke menşeli olduğunu bilmek isterler. Çünkü, ithalat işlemlerinde, ürünlerin menşeine göre muameleye tabi tutulması gerekmektedir.

Uluslararası ticarete konu olan ürünlerin menÅŸeini belirten belgelere menÅŸe ÅŸahadetnamesi denilmektedir. Türkiye’den ihraç edilen ürünler için bu belgeler firmalar tarafından tanzim edilmekte, Ticaret Odaları tarafından onaylanmaktadır.

Bazı ülkeler, menÅŸe ÅŸahadetnamelerinin, kendi mahalli konsoloslukları tarafından tasdik edilmesini isteyebilmektedirler. Türkiye’ye ithal edilecek mallar üçüncü bir ülkenin liman veya serbest bölgesinden yüklenecek olursa, menÅŸe ÅŸahadetnamesinin mahalli Türk konsolosluÄŸu tarafından onaylanmış olması zorunludur.

Menşe şahadetnamelerinde bulunması gereken bilgiler

-Gönderici,

-Alıcı,

- Malın cinsi, özelliği,

- Ambalaj ÅŸekli,

- Koli adedi,

- Kolilerin marka ve numarası

- Malın net ve brüt ağırlığı,

- Malın ünite fiyatı,

- Malın değeri (FOB, CF, CFR vb.)

- Malın yüklendiği aracın ismi ve hareket tarihi

- Yükleme limanı veya yükleme yeri

- Mal Türkiye’de geçirdiÄŸi deÄŸiÅŸiklik dolayısıyla Türk menÅŸeli sayılıyorsa bu hususun açıklanması.

Menşe şahadetnamesi Türleri

b1-Özel Menşe şahadetnamesi (FORM-A): GATT prensipleri çerçevesinde, bazı ülkelerin (özellikle sanayileşmiş ülkeler) gelişmekte olan ülkelerden sanayi malları ithalatında, bu ülkelerin sanayileşmesine katkı sağlamak amacıyla belirli preferanslar sağlayabilmeleri için gerekli olan bir menşe şahadetnamesi türüdür. Gelişmekte olan ülkelere bu anlamda preferans sağlayan ülkeler şunlardır:ABD, Japonya, Yeni Zelanda, Norveç, İsviçre, Kanada ,Avustralya, Rusya, Polonya, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri.

Türkiye’den ihraç edilen ürünler için gerekli özel menÅŸe ÅŸahadetnameleri, firmalar tarafından tanzim edilmekte, ticaret odaları ve Dış Ticaret MüsteÅŸarlığı’na baÄŸlı taÅŸra birimleri tarafından onaylanmaktadır.

b2-ABC Formu: Sadece ticaret odaları tarafından onaylanan ve çeşitli ülkelere her türlü ürünün ihracatında kullanılan menşe şahadetnamesi türüdür.

b3-GATT Menşe Şahadetnamesi: Gelişmekte Olan Ülkeler Arası Ticaret Müzakerelerine Dair Protokol kapsamında düzenlenen bir menşe şahadetnamesi türüdür.

c. Kontrol Belgesi-1Inspection Certificate-1) Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardizasyon Rejimi Kararı ve Yönetmelikleri gereği, bu mevzuatla belirlenmiş tarım ürünlerinin ihracatında kullanılan bir belgedir. Bu tür malların ihracatı söz konusu olduğunda, bunların TSE tarafından belirlenmiş standartlara uygun olduğunun belgelenmesi gerekmektedir. Bu belgelendirme işlemi, Dış Ticaret Müsteşarlığı Standardizasyon Genel Müdürlüğü Dış Ticarette Standardizasyon Denetmenlikleri tarafından yapılmaktadır.

d- Kontrol Belgesi- 2 (Inspection Certificate-2): Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardizasyon mevzuatında belirlenmiÅŸ bazı tarım ürünlerinin ithalatında uygulanan bir denetim belgesidir. Bu kapsamdaki ürünleri ithal etmek isteyen firmalar, bunları fiilen ithal etmeden önce Dış Ticarette Standardizasyon Denetmenlikleri’ne, ithalat konusu malın bir numunesi ile baÅŸ vurarak Kontrol Belgesi’ni almak zorundadırlar. Bu kontrol belgesi de ithalat konusu malların TSE tarafından belirlenmiÅŸ standarda uygun olup olmadığını belirlemeye yaramaktadır. TSE tarafından belirlenen standartlara uygun olmayan malların ithalatına izin verilmemektedir.

e- Uygunluk Belgesi: Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardizasyon Mevzuatı’nın yürürlüğe girmesi ile, çok sayıda sanayi ürününün Türkiye’ye ithalatında uygunluk denetimi yapılmaya baÅŸlanmıştır.

Uygunluk denetimine tabi malları ithal etmek isteyen firmalar, bunların TSE tarafından belirlenen standartlara uygunluğunu belgelemek zorundadırlar. Mallar fiilen ithal edilmeden önce numuneleri alınmak ve TSE tarafından teste tabi tutulmak suretiyle bu uygunluk belgeleri verilmektedir.

Test ve belgelendirme uygulaması, ithalat konusu malların, insan bitki ve hayvan sağlığı açısından zararlı bir etki taşımadığını, çevreye zarar vermediğini, güvenlik ve asayişle ilgili olumsuz etkilerinin bulunmadığını belgelemek amacını gütmektedir. Ayrıca tüketicinin korunması açısından da bu belgenin gerekliliğine inanılmaktadır. Standartlara uymayan malların ithalatına izin verilmemektedir.

Çok sayıda sanayi ürünün ithalinde uygunluk belgesi aranılmaktadır. Bunlar bir liste halinde Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardizasyon TebliÄŸi’nin eki olarak yayımlanmış olup, ithali zorunlu standarda tabi mallar olarak anılmaktadır. Bunlardan az sayıda tekstil ve hazır giyim ürününün ithalatı zorunlu standarda tabidir.

Pamuk ipliği, pamuklu fitilli kadife, kadın çorapları, elektrikli battaniyeler bunlar arasında önemli kalemleri teşkil etmektedir. Ayrıca tekstil sanayinde girdi olarak kullanılan çok sayıda boyar ve kimyasal maddenin ithalatı standarda tabi bulunmaktadır.

TS-ISO-9000, AQAP, GMP (Good Manufacturing Practises) belgesi veya İmalat Yeterlilik Belgesi sahibi firmaların yapacağı ithalatlarda uygunluk belgesi aranmamaktadır. Ayrıca dahilde iÅŸleme izin belgeleri kapsamında Türkiye’ye geçici olarak ithal edilen ve iÅŸlendikten sonra tekrar ihraç edilecek olan mallar için uygunluk belgesi gerekmemektedir.

Herhangi bir ürünü ithal etmeyi düşünen firmaların, ithalat konusu olacak ürünün

zorunlu standart denetimine tabi olup olmadığını tespit etmeleri, eÄŸer, zorunlu standarda tabi ise TSE’nin ithalat konusu malla ilgili olan standardını inceleyerek, ithalat esnasında bir sorunla karşılaşıp karşılaÅŸmayacakların önceden bilmeleri kendileri açısından yararlı olacaktır.

f- Sağlık Sertifikası (phytosanitary certificate): Bitki ve bitkisel ürünlerin ihracatında kullanılan bir belge olup, hem Türk gümrüklerinden maların çıkış işlemlerinin yapılabilmesi , hem de ithalatçı ülke gümrüklerinde giriş işlemleri için kullanılan uluslararası geçerliliği olan bir belgedir. Bu belge ihraç konusu ürünün, her türlü hastalık ve zararlıdan arındırılmış olduğunu, tüketime uygun olduğunu kanıtlamak amacıyla kullanılmaktadır.

Bitki Sağlık Sertifikaları , Zirai Karantina Teşkilatı veya Tarım ve Köy işleri Bakanlığı il müdürlükleri tarafından kendilerine ibraz edilen numunelere dayanılarak verilmektedir.

e- Veteriner Sertifikası (Veterinary Certificate)

g- Helal Belgesi (Helal Certificate)

ÄŸ- Radyasyon Belgesi (Radiation Certificate)

ı- Boykot/Kara Liste Sertifikası

i- Konsolosluk Faturası (Consular Invoice): Malın gideceği ülkenin konsolosluğu tarafından mal menşei birim fiyatı ve mal değerinin onaylandığı faturalardır. Onay konusu faturalar ithalatçı ülkelerin konsolosluklarından elde edilmektedir. Bu tür bir uygulamanın nedeni, ithalatçı ülkenin düşük faturalarla mal bedellerinin düşük gösterilmek suretiyle vergi kaçaklarının önlenmesidir.

j- Tasdikli fatura (Legalized/Certified Invoice): İhracatçı firma tarafından yabancı alıcıya kesilmiş olan ticari faturanın ithalatçı ülkelerin konsolosluğuna onaylatılması neticesinde tasdikli fatura elde edilmiş olur. Bu tür bir uygulamada temel amaç, ithalatçı ülkenin vergi tahsilatı ile ilgili kaygılarını gidermektir.

3. Taşıma Belgeleri

Uluslararası ticarette malların bir ülkeden bir başka ülke ya da ülkelere sevk edilmesi

söz konusudur. Bu sevkıyatlarda, taşıtan ile taşıyıcının sorumluluk ve yükümlülüklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu belirleme, taşıma belgeleri ile yapılmaktadır. Bu açıdan taşıma belgelerinin aşağıda belirtilen özelliklere sahip olması gerekmektedir.

- Taşıyıcı firma veya acentesi tarafından düzenlemeli ve imzalanmalıdır.

- Malların sevk tarihi belirtilmelidir. Bu tarih,

- Tahsil belgelerinin bankaya veriliÅŸi,

- Sigorta süresinin işlemeye başlaması,

- Malların hasara uğrama veya kaybolma risklerinin satıcıya mı

alıcıya mı ait olduğunun belirlenmesi açısından önem taşımaktadır.

- Taşıma belgeleri temiz olmalıdır.

- Yani taşıta yüklenen malların ambalajının bozuk, malların

akıntılı sızıntılı vb. olduğuna dair bir ifade içermemelidir.

Bu tür bir ifade içeren taşıma belgeleri “kirli” olarak addolunmaktadır.

- Taşıma belgeleri bayat olmamalıdır. Yani,

- Zamanında alıcının eline ulaşmalıdır.

- Zamanında bankaya verilmelidir

- Taşıma belgeleri ihbar kaydını taşımalıdır. Yani,

- Alıcı ya da adına hareket edenler “notify” bölümünde belirtilmelidir.

- Deniz konşimentolarında malların güverteye yüklendiği ifadesi yer almamalıdır.

- Bazı taşıma belgeleri birden fazla orijinal set halinde düzenlenmektedir.

Bu durumda her orijinal nüsha üzerine kaçıncı nüsha olduğu belirtilmelidir.

(1/3, 2/3, 3/3 gibi)

- Navlunun ödenip ödenmediği belge üzerinde belirtilmelidir.

Taşıma Belgelerinin Türleri

1- Deniz konÅŸimentosu (Marine bill of lading, Ocean bill of lading, Bill of lading): Devir yönünden 3’e ayrılır.

- Nama yazılı (straight B/L)

- Emre yazılı (order B/L)

- Hamile yazılı (bcarer B/L)

Gemiye yüklenip yüklenmemeyi belirtmesi açısından 2’ye ayrılır

- Tesellüm konşimentosu (Received for shipmen B/L)

- Yükleme konşimentosu (on board B/L)

Özellikli Konşimentolar

- Tek konÅŸimento (Through B/L)

- Kara + Deniz,

Deniz + Kara,

Kara + Deniz + Kara

şeklindeki taşımaları tek bir konşimentoda toplamaktadır

- Kombine Nakliyat KonÅŸimentosu (Combined Transport B/L)

- Konteynır Konşimentosu (Container B/L)

- Düzgün Hat Konşimentosu (Liner B/L)

- Kısa Konşimento (Short from, Blank back B/L)

- Tanker KonÅŸimentosu (Tanker B/L)

- Ciro Edilemez KonÅŸimento (Non-Negotiable B/L)

- Navlun Sözleşmesine Dayalı Konşimento (Charter Party B/L)

- Kaptan Mektubu (Mate’s reccipt)

2-Hava Yolu KonÅŸimentosu (Air-Waybill-Aws)

3-Demir Yolu Hamule Senedi (Rail Consignment Note)

4-Kara Yolu TaÅŸima Senedi/Cmr Senedi (Rdad Waybill/Cmr Consignment Note)

4. Sigorta Belgeleri

Sigorta Poliçesi: Mallar bir yerden başka bir yere sevk edilirken, sevkıyat esnasında vuku bulabileceksek risklere karşı leh darı koruyan bir belgedir. Bir sigorta poliçesinde iki ana taraf vardır; bunlar, sigorta eden (sigorta şirketi), sigorta edilen (sigortayı yaptıran veya ciro yolu ile sigorta poliçesini elinde bulunduran) taraflardır.

Bir sigorta poliçenin güvenli olması için aşağıdaki hususları içermelidir.

- Sigortacı (sigortayı yapan),

- Sigorta ettiren,

- Sigortadan yararlanacak kimse,

- Sigortanın konusu,

- Taşıyıcı firma,

- Taşıyacak araç,

- Taşımanın süresi,

- Malın taşıyıcıya teslim edildiği yer ile alıcıya teslim edileceği yer,

- Kapsanan riskler ile riskin baÅŸlama ve bitim tarihi,

- Sigorta edilen, taşıma konusu olan mal bedeli

- Sigorta primi tutarı, ödeme yeri ve tarihi

- Sigorta poliçesinin düzenlediği tarih

Sigorta Poliçesi Türleri

1) Takselenmiş Poliçe (Valued Policy): Sigorta konusu malın değerinin poliçe üzerinde belirtildiği poliçe türü.

2) Takselenmemiş Poliçe (Unvalued Policy/Open Policy)

3) Bir sevkıyat için sigorta poliçesi (Voyage Policy)

4) Abonman Poliçesi (Floating Policy):

5. Finansman Belgeleri

Poliçe: Satıcı tarafından düzenlenen alıcının veya bir bankanın kabulunu, bazen de alıcının bankasının avalini içeren ve alıcıya verilen kayıtsız bir ödeme emridir. Ödeme emri, belirli bir meblağın belirli bir tarihte ödenmesini içerebileceği gibi, ibrazında ödenmesini de içerebilmektedir.

Poliçelerde üç taraf mevcuttur.

1- Keşideci (Drawer): Poliçeyi düzenleyen (satıcı)

2- Keşideli (Drawee): Üzerine poliçe gönderilen taraf (alıcı)

3- Leh dar (Beneficiary): Poliçede belirtilen meblağın ödeneceği kişi

Poliçelerin şu şekil şartlarına uyması gerekmektedir.

1- DüzenlediÄŸi lisanda ”poliçe” sözcüğünü içermesi

2- Şartsız ödeme emri (ödeyiniz, pay. vb gibi) ihtiva etmelidir,

3- Leh dar (ödemenin yapılacağı özel ya da tüzel kişi) belirtilmelidir,

4- KeÅŸide yeri ve tarihi

5- Döviz cinsi ve tutarı,

6- Keşidecinin adı, soyadı, unvanı ve imzası

7- Keşidelinin adı soyadı ve unvanı

8- Vade

9- Akreditif koşullarına göre konulması gerekli kayıtlar

Poliçenin nüshaları: Bütün nüshalar aynı olmak ve her nüsha üzerine kaçıncı nüsha olduğu yazılmak koşulu ile birden fazla nüsha poliçe düzenlenebilmektedir.

Poliçenin sağladığı avantajlar:

1- Alacağın tevsiki,

2- Kredi aracı,

3- Iskonto,

4- Temlik,

5- Rehin.

Poliçe ile ilgili bazı kavramlar

- Tam ciro

- Beyaz ciro

- Temlik cirosu

- Tahsil cirosu

- Rehin cirosu

- Poliçenin kabulü (Müşteri Kabulü-Banka Kabulü)

- Poliçede aval

6. TeÅŸvik Belgeleri

İhracatın teşvik edilmesi amacıyla firmalara bir takım haklar tanıyan bir takın yükümlülükler getiren belgeler bulunmaktadır. Bunlara kısaca teşvik belgeleri denilmektedir. Teşvik belgelerinin başlıca türleri özetle aşağıdaki gibidir.

1-Dahilde İşleme İzin Belgeleri:İhraç edilecek ürünlerin üretimi ile ilgili hammadde

aramalı, yardımcı madde ve ambalaj malzemelerinin çeşitli avantajlardan yararlanılmak suretiyle, dış piyasalar veya serbest bölgelerden sağlanmasına yarayan belgelerdir.

Dahilde işleme izin belgeleri, firmalar tarafından sunulan ihracat projeleri bazında Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından verilmektedir.

2-Geçici Kabul İzin Belgeleri:İhraç edilmesi planlanan ürünlerin üretiminde kullanılan AB menÅŸeli girdilerin AB ülkelerinden bedelsiz geçici kabul hükümlerine göre ithal edilmesi durumunda bu girdilerin KDV’den muaf olarak Türkiye’ye geçici ithal edilmesini saÄŸlayan belgelerdir. Geçici Kabul İzin Belgeleri, Gümrük MüsteÅŸarlığı tarafından belirlenen gümrük idareleri tarafından verilmektedir.

3-Yatırım Teşvik Belgeleri:Yatırımların uygun koşullarda yapılabilmesi, ortaya çıkan vergisel kaynaklı bazı mali yüklerin ortadan kaldırılması veya azaltılması ayrıca yatırımcı kuruluşlara yer tahsisi, uygun koşullu kredi tahsis edilmesi, gibi çeşitli avantalar sağlanmasını öngören belgelerdir. Bu belgeler, yatırımcı firmalara, proje bazında Hazine Müsteşarlığı tarafından verilmektedir.

Teorideki Dış Ticaret Hadleri Kavramları

Salı, 06 Kasım 2007

BİRİNCİ BÖLÜM

TEORİDEKİ DIŞ TİCARET HADLERİ KAVRAMLARI

1- DIŞ TİCARET TEORİSİNDE TİCARET HADLERİ

Ticaret hadleri kavramı iç ve dış ticarette değişik anlamlarda kullanılır. En yaygın şekli ile ticaret hadlerini ihracat fiyatları ile ithalat fiyatları arasındaki oran biçiminde tanımlayabiliriz. Bir ülke, bir temel yılına göre daha sonraki yıllarda ucuza satıp pahalıya satın alan bir değişim içerisinde bulunmakta ise bu, söz konusu ülkenin dış ticaretten bir kayba uğraması anlamına gelir. Tersine, ticaret hadleri lehine gelişen bir ülke, ekonomik büyümesine ek olarak ticaret hadlerinden sağlayacağı reel gelir artışları ile ekonomik gönencini(refahını) yükseltebilir.

Uluslararası ticaretle ilgili bu kavram, genel ekonomi kuramındaki “iç ticaret hadleri” kavramına benzetilebilir. İç ticaret hadleri kavramı, belirli bir sosyal sınıfın, özellikle köylü sınıfının, satın alma gücünde ve ekonomik gönencindeki deÄŸiÅŸmeleri izlemek amacıyla kullanılmaktadır. Belirli bir temel yıla göre, köylünün üreterek piyasaya arz ettiÄŸi ürünlerin fiyatları, bu sınıfın kendi tüketim gereksinimleri için yada ürettiÄŸi ürünleri yeniden üretmek için satın aldığı maddelerin fiyatları ile karşılaÅŸtırılmakta ve örneÄŸin köylünün sattığı malların fiyatlarında bir düşme görülmüş ise, bundan köylü sınıfının bir gelir ve gönenç kaybına uÄŸradığı anlamı çıkarılmaktadır.

Ticaret haddi kavramı, iç piyasayla ilgili olarak kullanılıyorsa, aynı ülkedeki tarım kesimi ile sanayi kesimi fiyat endeksleri oranlarını kapsar. Dış piyasayla ilgili olarak kullanılıyorsa, ihraç ürünleri fiyat endeksinin ithal ürünleri fiyat endeksine oranı söz konusu olur. Değişme, her iki halde de, bir temel (baz) yıla göre ölçülür.

2. Çeşitli Ticaret Haddi Tanımları ve Gönençle İlişkileri

2.1. Mal Değişimine Dayanan Tanımlar

Bu grupta yer alan net değişim, toplam değişim ve gelir ticaret hadleri gibi tanımlar, üretilen mal ve hizmetlerin uluslararası değişimine dayanmaktadır.

2.1.1. Net Değişim (SAFİ) Ticaret Hadleri

Bu kavram ilk olarak Viner tarafından kullanılmıştır (YILMAZ,1985;20). Net değişim ticaret hadleri, uygulamada en yaygın kullanılan ticaret hadleri kavramıdır. Bir ülkenin ihracat fiyatları endeksinin, ithalat fiyatları endeksine bölünmesiyle elde edilir.Dış ticaret hadleri kavramında çoğunlukla esas alınan tanım budur.Dış ticarete konu olan mallar çok sayıda olduğu için ihracat ve ithalat fiyatları zorunlu olarak endekslerle ifade edilir. Buna göre net değişim ticaret hadleri aşağıdaki gibi yazılır.

N: Net deÄŸiÅŸim ticaret hadleri

N=Px/Pm Px: İhracat fiyat endeksi

Pm: İthalat fiyat endeksi

Formülden de görüleceği gibi, ithalat fiyatları sabitken ihracat fiyatlarının düşmesi, ihracat fiyatlarında bir değişme olmaksızın ithalat fiyatlarının yükselmesi veya her iki fiyat endeksi artmakla birlikte ithalat fiyatlarındaki artışın ihracat fiyatlarındaki artıştan daha büyük olması gibi durumlarda net değişim ticaret hadleri (N) ülkenin aleyhine döner.

Net değişim ticaret hadlerinin aleyhte değişmesi, ülkenin dış ticaret fiyatlarından gönenç(refah) kaybına uğraması anlamına gelebilir. Çünkü söz konusu ülkenin belirli bir başlangıç yılına göre bir birim ithal malı elde edebilmek için eskisinden daha fazla miktarda ihraç malı vermesi gerekecektir. Başka bir deyişle, net değişim ticaret hadleri aleyhine dönen bir ülke, bir birim ihraç malı karşılığında eskisine göre daha az ithal malı elde eder. Dış ticaret hadleri lehine değişen bir ülke ise, aksine dış ticaretten kazançlı çıkar.

Net ticaret hadlerindeki bir gelişme, bir ülkenin kazancıyla ticaret yaptığı diğer bir ülke yada ülke grubunun dış ticaret kayıplarını gösterir. Buna göre, bu ticaret hadleri tanımının bütün ülkeler için aynı anda ve aynı yönde bir değişme göstermesi olanaksızdır (SEYİDOĞLU, 1996 ;171).

2.1.2 Gayri Safi (BRÜT) Değişim Ticaret Hadleri

Brüt ticaret hadleri ilk olarak F.W.Taussig tarafından kullanılmıştır (MUMCU,1969;76) Taussig’e göre “Mal ticaret hadlerine iki yönden bakılmalıdır. Brüt mal ticaret hadleri, ithal ve ihraç mallarının her ikisinin de tüm hacmini (reel açıdan) ele almaktadır. Brüt ticaret hadleri, ithalatın fiziksel miktarının oranıdır. Net mal ticaret hadleri ise ithal ve ihraç mallarını sadece parasal açıdan ele almaktadır” (TAUSSİG,1927;113-114).

İhracat ve ithalatın fiziki miktarları arasındaki değişim oranı anlamına gelen brüt ticaret hadleri kavramının kullanılmasına gerek duyulmasının temel nedeni, net değişim ticaret hadlerinin dış ticaret kazançlarının ölçülmesinde sadece ihracat ve ithalat arasındaki nisbi fiyat ilişkisini dikkate alması, fiziki miktarları hesaba katmamasıdır.

Ticaret hadlerinin, ithalat hacim endeksinin ihracat hacim endeksine oranı ÅŸeklindeki tanımına “gayri safi deÄŸiÅŸim ticaret hadleri (gross barter terms of trade)” adı verilir.

G = Gayri safi deÄŸiÅŸim ticaret hadleri

G = Qm/Qx Qx = İhracat miktar endeksi

Qm = İthalat miktar endeksi

Bu oranda ki bir yükselme, ülkenin belirli bir hacimdeki ihracatı karşılığında daha fazla ithalatta bulunabileceğini gösterir.Eğer iki ülkeli teklif eğrileri analizinde olduğu gibi,dış ticaret yalnız mal hareketlerini kapsıyor ve ihracat sürekli ithalata eşitleniyorsa net değişim ticaret hadleri ile gayri safi değişim ticaret hadleri kavramları birbirine eşit olur(5). Fakat gerçek hayatta mal ve hizmet akımlarının yanında uluslararası sermaye hareketlerinin de yer alması net ve gayri safi değişim ticaret hadleri tanımları arasındaki özdeşliği ortadan kaldırır.Çünkü bu durumda ithalat hacmindeki bir değişme,yalnız mal ihracatının değil,ülkeye giren veya çıkan sermaye akımlarının da bir sonucu olabilir.

2.1.3 Gelir Ticaret Hadleri

Gelir ticaret hadleri kavramı ilk kez, BirleÅŸmiÅŸ Milletler Ekonomi Komisyonu tarafindan, Latin Amerika’nın ithalat kapasitesinin incelenmesi sırasında 1949 yılında kullanılmış ve kavramın analizi G.S.Dorrance tarafindan yapılmıştır (ÖRS, 1962; 345).

Net deÄŸiÅŸim ticaret hadleri tanımında dış ticaret hacmine yer verilmez. Oysa fiyat deÄŸiÅŸimlerinden ülkenin elde ettiÄŸi toplam kazanç veya uÄŸradığı toplam kayıp dış ticaret hacmine de baÄŸlıdır. Bu nedenle, “gelir ticaret hadleri (income terms of trade)” adı verilen yeni bir tanımlama ortaya atılmıştır. Gelir ticaret hadleri, ihracat deÄŸer endeksinin, ithalat fiyat endeksine bölümü ya da net deÄŸiÅŸim ticaret hadleri ile ihracat hacim endeksinin çarpımı yoluyla elde edilmektedir.

I = Gelir ticaret hadleri

Qx = İhracat hacmendeksi

I = (Px/Pm)*Qx Px=İhracat fiyat endeksi

Pm=ithalat fiyat endeksi

Gelir ticaret hadleri, ülkenin ithalat kapasitesini ihracat yoluyla açıkladığı için, ihracatın satın alma gücünü göstermektedir. O yüzden bu tanımlamaya “ihracata dayalı ithalat kapasitesi endeksi“ de denir. Gelir ticaret hadlerindeki bir deÄŸiÅŸme net deÄŸiÅŸim ticaret hadlerinde ve/veya ihracat hacmindeki deÄŸiÅŸmelerden ortaya çıkar. Birinde belirli oranda bir artış, ötekinde aynı oranda bir düşüş olursa gelir ticaret hadleri hiçbir deÄŸiÅŸme göstermez.

Gelir ticaret hadleri ile net değişim ticaret hadleri zıt yönlerde değişme gösterebilmektedir.Örneğin, ithalat fiyat endeksi (Pm) veri iken, eğer ihracatın miktarındaki(Qx) artış, ihracat fiyatlarındaki düşüşün olumsuz etkisini aşacak büyüklükte ise, gelir ticaret hadleri büyümüş demektir. Fakat aynı durumda net ticaret hadleri küçülmüştür.

2.2 Faktör Değişimine Dayanan Tanımlar

Ticaret hadlerinin net değişim tanımı ihracat kesimindeki verimlilik değişmelerini yansıtmamaktadır. Oysa dış ticaret kazançları bakımından fiyatlardaki değişmelerin verimlilik gelişmelerinden ortaya çıkıp çıkmadığının büyük önemi vardır. Bu eksiklik, faktör ticaret hadleri tanımları ile giderilmektedir. Bu tanımlar üretim faktörlerinin uluslararası değişimini esas almaktadır.

2.2.1 Tek Faktörlü Ticaret Hadleri

Net deÄŸiÅŸim ticaret hadlerinin, ihracat kesimindeki verimlilik endeksi ile çarpılmasından elde edilen tanıma “tek faktörlü ticaret hadleri" adı verilir:

S = Tek faktörlü ticaret hadleri

S = (Px/Pm).Vx Vx = İhracat kesimindeki verimlilik endeksi

Px =İhracat fiyat endeksi

Pm =İthalat fiyat endeksi

Uygulamada kaynakların verimlilik değişmelerini hesaplamak güç olmakla birlikte, kuramsal olarak tek faktörlü ticaret hadleri, dış ticaret kazançlarının iyi bir göstergesi kabul edilir. Tek faktörlü ticaret hadlerindeki bir yükselme, ihraç malları üretiminde kullanılan bir birim girdi ile daha fazla ithalat yapılabildiğini göstermektedir.

Üretim tekniklerinin geliştirilmesiyle beraber maliyet ve fiyatların düşürülmesi sonucu, net değişim ticaret hadleri ülke aleyhine değişir. Fakat bu değişim ülke gönencinin azalması anlamına gelmez. Çünkü teknolojik gelişme, ekonomik kalkınmanın önemli unsurlarından birisidir. Tek faktörlü ticaret hadleri lehine gelişen bir ülke, veri faktör stoku ile daha fazla ithalat yapabileceği için reel ulusal geliri artacaktır.

Bu tanım, ekonomik refahın bir göstergesi olarak kabul edilmekte, ancak hesaplanmasındaki güçlükler kullanımının yaygınlaşmasını engellemektedir.

2.2.2 Çift Faktörlü Ticaret Hadleri

Net deÄŸiÅŸim ticaret hadlerinin hem ihracat hem de ithalat kesimlerindeki verimlilik deÄŸiÅŸmeleri ile düzeltilmesinden elde edilen baÅŸka bir tanımlama daha vardır. Buna da “çift faktörlü ticaret hadleri” adı verilir.

D = Çift faktörlü ticaret hadleri

D=PxVx/PmVm Vm = İthalat kesiminde verimlilik endeksi

Px =İhracatın fiyat endeksi

Pm =İthalatın fiyat endeksi

Çift faktörlü ticaret hadlerindeki bir yükselme, ihracat kesiminde kullanılan bir birim girdinin daha fazla miktarda yabancı girdi ile değiştirilebildiğini gösterir (SEYİDOĞLU,1990;509). Ancak, bir ülke bakımından önemli olan ihraç ettiği bir birim girdi karşılığında ne kadar yabancı girdi değil, ne miktarda ithal malı elde edebileceğidir. Dolayısıyla tek faktörlü ticaret hadleri tanımı ikinci tanımlamaya göre daha anlamlıdır.

İKİNCİ BÖLÜM

DIŞ TİCARET ENDEKSLERİ

Bir devre içindeki gelişmelerin göreli olarak ölçülmesi, o serideki değerlerin sabit tutulacak bir değerle (baz alınan bir değerle) karşılaştırılması ile mümkün olmaktadır. Fiili değerlerin baz değerine bölünmesi yolu ile hesaplanmış serilere endeks serileri denmektedir. Bir endeks sayısı, belirli bir baz döneminden bu yana belirli bir iktisadi değişkende veya değişken grubunda ortalama olarak meydana gelen yüzde değişmeyi ölçmektedir (DTM;1999).

Tek bir deÄŸiÅŸken için hesaplanan endekse “basit endeks”, birden fazla deÄŸiÅŸken için hesaplanan endekse ise “bileÅŸik endeks” denmektedir. Zaman içinde deÄŸiÅŸim gösteren tüm ekonomik olaylar için endeks hesaplamak mümkündür.

1-Dış Ticarette Kullanılan Endeksler

Dış ticaret endeksleri, bir ülkenin dış ticaretine ilişkin gelişmeleri izlemek, dünya ekonomisindeki olaylarla birlikte değişimleri ve gelişmeleri global olarak irdeleyebilmek için yaygın olarak kullanılmaktadır.Dışa yönelik ekonomik politikalar açısından da dış ticaret endeksleri önemli bir gösterge niteliğindedir.

Endekslerin kullanılabilir olması ve güncelliğini koruyabilmesi, yurt içi ve yurt dışı ekonomik olaylardaki dalgalanmaları yansıtabilmesiyle mümkün olmaktadır. Bu nedenle, endekslerin belirli aralıklarla gözden geçirilip yenilenmeleri gerekmektedir.

Dış ticaret endeksleri, ihracat ve ithalat fiyat ve miktar endeksleri ile dış ticaret hadlerini kapsamaktadır. İhracat fiyat ve miktar endeksleri, bir ülkenin ihraç mallarının fiyatlarında veya miktarlarındaki değişimleri, ithalat fiyat ve miktar endeksleri ise bir ülkenin ithal mallarının fiyatlarında ve miktarlarındaki değişimleri göstermektedir. Bir ülkenin dış ticaret işlemlerinin değerlendirilmesinde ise, dış ticaret hadleri önemli bir göstergedir. Dış ticaret hadleri, bir ülkenin ihraç ettiği bir birim mala karşılık ithal edebileceği mal miktarını göstermektedir ve ihracat fiyat indeksinin ithalat fiyat indeksine oranlaması ile elde edilmektedir.

2.Dış Ticaret Endekslerinin Hesaplanmasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Dış ticaret endekslerinin hesaplanması için öncelikle çok geniş kapsamlı bilgilerin toplanıp derlenmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra, baz yılının, endeks tipinin ve endeks hesaplamalarında kullanılan maddelerin seçimi gibi bazı teknik sorunlarda bulunmaktadır (BALIKÇİOĞLU, 1988 ; 4).

2.1. Baz Yılı Seçimi

Endeks hesaplamalarında seçilen baz yılının iktisadi anlamda normal bir yıl olması yeterlidir(BALIKÇİOĞLU,1988;4). Yani, dış ticaret endeks hesaplamalarında ülke ekonomisinde dalgalanmaların fazla olmadığı, normal ekonomik gelişimin dışında olayların yaşanmadığı bir yıl baz yılı olarak seçilmelidir.

2.2. Madde Seçimi

Endekslerin güvenilirliği, endeks kapsamında alınan maddelerle doğrudan ilişkilidir. Dış ticarete konu olan tüm maddelerin endeks kapsamına alınması zor olduğu gibi, endekslerin güvenilirliğini de arttırmaktadır (BALIKÇİOĞLU,1988;4). Belirli kriterlere göre ihracat ve ithalat endeksleri için ayrı ayrı mal sepetleri oluşturulması ve hesaplamaların bu maddeler üzerinden yapılması daha güvenilir endekslerin hesaplamasını sağlamaktadır. Madde seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar şöyle sıralanabilmektedir.

• Seçilen maddeler dış ticarette süreklilik göstermelidir. Çünkü, endeks hesaplamalarında baz yılında ticaret yapıldığı halde, daha sonraki yıllarda ticarete girmemiÅŸ olan maddeler endeks deÄŸerlerini azaltırken, baz yılında ticarete konu olmadığı halde cari yılda ticarete konu olan mallar endeks deÄŸerlerini çok fazla arttırmaktadır.

• Maddeler homojen bir yapıya sahip olmalıdır. Aynı tatmin altında nitelik ve fiyat açısından büyük farkhlık göstermeyen maddeler alınmalı, böylece hesaplanan birim fiyatların gerçeÄŸi yansıtan deÄŸerler olması temin edilmelidir.

• Seçilen maddeler dış ticarette anlamlı bir paya sahip olmalıdır. Çok düşük miktarlarda ihraç ve ithal edilen maddeler hesaplamalara dahil edilmemelidir. Aksi takdirde gerçeÄŸi tam olarak yansıtmayan sonuçlar elde etmek mümkündür.

3. Dış Ticaret Endeksleri Hesaplama Yöntemleri

Endeks hesaplamalarında kullanılan başlıca üç çeşit yöntem bulunmaktadır. Bunlar, Laspeyres, Paasche ve Fisher yöntemleri olup, burada kısaca açıklanmaya çalışılacaktır.

Endeks tipinin belirlenmesi, yapılacak çalışmanın amacına ve ilgili ülkenin dış ticaret yapısına göre değişebilmektedir.

3.1. Laspeyres Yöntemi

Laspeyres Endeksi, Alman iktisatçı Etienne Laspeyres’in, cari fiyatları yada miktarları seçilmiÅŸ bir temel dönemin verileriyle orantılı olarak ölçmek için önerdiÄŸi endekstir. Laspeyres Endeksi’ne baz dönemi ile ağırlıklandırılmış bileÅŸik fiyat endekside denmektedir (DORNBUSCH ve 1ASPEYRES, 1994; 52). Laspeyres fiyat endeksi, tanımlanmış bir grup malın cari fiyatlar üzerinden toplam maliyetinin, aynı mal grubunun baz dönemi fiyatları üzerinden maliyetine oranlaması ve 100 ile çarpılmasıyla hesaplanmaktadır.

Laspeyres Fiyat Endeksi =

ÅŸeklinde ifade edilmektedir.

Burada; Pt:Malın cari fiyatı

Po:Malın baz dönemi fiyatı

Qo: Malın baz dönemi miktarı

Laspeyres miktar endeksinde ise, fiyatların yerini miktarlar almaktadır.

3.2. Paasche Yöntemi

Paasche endeksi, Alman iktisatçı Herrnann Paasche’nin cari fiyat yada miktar düzeyleri seçilmiÅŸ bir baz döneminin verileriyle orantılı olarak ölçmek üzere geliÅŸtirdiÄŸi endekstir. Bu endekste Laspeyres Endeksinin aksine, cari ağırlıklar kullanılmaktadır. Paasche Endeksi’ne carı dönem ile ağırlıklandırılmış bileÅŸik fiyat endeksi de denmektedir (DORNBUSCH ve FİSCHER, 1994 ; 52).

Paasche Fiyat Endeksi =

ÅŸeklinde ifade edilmektedir.

Burada ; Pt:Malın cari fiyatı

Po:Malın baz dönemi fiyatı

Qo: Malın baz dönemi miktarı

Maddelerin fiyatları ile birlikte miktarlarının da zamanla değişmesi ağırlıklandırılmış endekslerin hesaplanmasında karşılaşılan en önemli sorunlardan birisidir. Maddelerin fiyatları yükselirken, satın alınan miktarın azaldığı veya fiyatlar düşerken satın alınan miktarın arttığı hallerde baz dönemi fiyatları ile ağırlıklanmış Laspeyres endeksi gerçeği tam olarak yansıtamamaktadır (DTM;1999).

Benzer şekilde, fiyatların arttığı ve satın alınan miktarların fiyatlara karşı hassas olduğu hallerde, Paasche endeksinin paydası gerçekte olduğundan daha yüksek bir değere sahip olmakta ve böylece endeksin değeri azalmaktadır.

3.3. Fisher Yöııtemi

Laspeyres ve Paasche endekslerinin fiyatların genel seviyesini temsil etmedeki eksikliği ile ilgili bir takım sakıncaları gidermek amacıyla Irving Fisher, bu iki endeksin geometrik ortalaması olan bir endeks geliştirmiştir. Bu endeks literatürde Fisher İdeal Endeksi olarak adlandırılmıştır.

Fisher Fiyat Endeksi =

Veya; F=

Miktar endeksleri için de ideal endeks, fiyat endekslerinde olduğu gibi hesaplanmaktadır.

Fisher Miktar Endeksi =

Bir maddenin baz yılındaki fiyat ve miktarı Po ve Qo ile, ve aynı maddenin cari yıldaki fiyat ve nıiktarı Rt ve Qt ile gösterilirse, fiyat miktar olarak ifade edilmiÅŸ olmaktadır. Buna faktör çevrirni özelliÄŸi de denmektedır. Baz yılı ile cari yılın yer deÄŸiÅŸtirmesi durumunda her iki yolla hesaplanan endekslerin çarpırnının 1 ‘e eÅŸit olması ise Fisher İdeal Endeksinin zaman çevrimi özelliÄŸidir.

Zaman çevrimi ve faktör çevrimi özelliklerinden dolayı ideal endeks olarak tanımlanan bu endeks, Laspeyres ve Paasche endekslerinin geometrik ortalaması olup bu iki endeks değerinin arasında bir değere sahiptir. Bileşik endeksler içerisinde Fisher endeksi zaman ve faktör çevrimi özelliklerine sahip tek endekstir. Laspeyres ve Paasche endeksleri ise sadece basit endeksler ıçin hesaplandığında bu özelliklere sahiptir. Bu sebeple, dış ticaret hadlerinin hesaplanmasında Fisher endekslerinin kullanılması tercih edilmektedir (DTM;1999).

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

1.DIŞ TİCARET HADLERİNDEKİ GELİŞMELERİ BELİRLEYEN FAKTÖRLER

Ticaret hadlerindeki değişmeleri belirleyen faktörler kısa ve uzun dönem olmak üzere ikiye ayrılır.

1.1.Kısa Dönem Dış Ticaret Hadlerini Etkileyen Faktörler

Dış ticaret hadlerini etkileyen kısa dönem faktörler parasal özellik taşırlar.Bu faktörler, dış ticaret politikası araçlarıdır.Dış ticaret politikası araçları olarak gümrük vergileri, dış transferler ve döviz kurları incelenecektir.

1.1.1.Gümrük Vergileri

Dış ticaret teorisinde “Ticaret Hadleri Argümanı” görüşüne göre, serbest dış ticaret durumunda ilk kez gümrük tarifesi uygulan ya da mevcut tarifeleri yükselten ülkeler, ithalatlarını daha ucuza saÄŸlayarak dış ticaret hadlerini kendi lehlerine deÄŸiÅŸtirebilirler.İthalat veya ihracatlarına koyacakları gümrük vergileriyle ülkelerin dış ticaret hadlerini iyileÅŸtirerek ulusal refahlarını arttıracakları kabul edilmektedir(SEYİDOÄžLU, 1971;215)

Konulacak olan gümrük vergisi oranı nasıl belirlenecek?Burada bir nokta üzerinde durmak gerekmektedir.Şöyle ki, ülke koyacağı gümrük vergisi ile dış ticaret hadlerini lehine çevirmekle birlikte dış ticaret hacminde bir daralma görülecek ve bu daralma sonucu ulusal refahta olumsuz geliÅŸmeler görülebilecektir.Öyle ise gümrük vergisi uygulamasında dikkat edilecek nokta, ulusal dış ticaret hadlerinin lehte geliÅŸmesi sonucu dış ticaret kazancının maksimum kılınmasından ziyade, ulusal refahın maksimum hale getirilmesidir. Bunu saÄŸlayacak gümrük vergisi oranı “optimum gümrük vergisi” oranıdır. Bu vergi oranında dış ticaret hadleri lehte geliÅŸirken dış ticaret hacmi daralmamış ve ulusal refah artmıştır.

Bir ülkenin gümrük tarifeleri ve ticareti kısıtlayıcı önlemleri ile ithalatını veya ihracatını kısarak dış ticaret hadlerinin lehte hareket etmesi ancak optimum gümrük tarifesi düzeyinde mümkün olabilir. Bununla birlikte dış ticaret hadleri hedefleri de maksimum değil optimum olmalıdır. Bu durumu şu şekilde ifade edebiliriz, dış ticaret hadlerindeki gelişmenin refah düzeyi üzerindeki lehte etkisi, optimum düzeyin üzerine çıkılınca ticaret hacminde meydana gelen düşme ile ortadan kalkar ve hatta refah azalışına yol açar.

Buradan şu sonucu çıkarabiliriz, dış ticaret hadlerindeki her gelişme ülkenin refah düzeyini arttırmayabilir. Aksine refah düzeyini bir azalmadan bile söz edilebilir. Aynı şekilde dış ticaret hadlerindeki olumsuz gelişmeler de her zaman refah düzeyini de olumsuz etkilemez.

Dış ticarete konulan gümrük vergileri her zaman beklenilen etkiyi göstermeyebilir .iki ülkeli modelde ülkelerden birinin gümrük vergisi uygulaması karşı ülkenin de aynı ÅŸekilde gümrük vergisi ile cevap vermesi sonucunu doÄŸurabilir. Bu durumda dış ticaret hadlerinde bir deÄŸiÅŸme olmaz iken, uluslar arası ticaret hacmi daralacak ve her iki ülkenin de ulusal refahında azalma görülecektir.Dış ticaret hadleri her ülkenin kendi lehine çekebilmek için karşılıklı olarak gümrük vergileri koyması durumuna “gümrük savaşı” adı verilir (SEYİDOÄžLU,1971,215). Ancak bu gümrük savaşı sonrasında dış ticaret hadlerinde bir deÄŸiÅŸme olmayacak ve ulusal refahlar azalacaktır.

Sonuç olarak dış ticaret üzerine konulan gümrük vergileri ilk anda kısa süreli olarak dış ticaret hadleri ve ulusal refah üzerinde olumlu bir etki gösterse de, bir süre sonra beklenilenin aksine dış ticaret hadleri değişmediği gibi ulusal refahı azaltarak olumsuz etkide doğurmaktadır.

1.1.2. Kotalar

Dış ticaret politikası araçlarından bir diğeri de kotalardır. Kotalar dış ticaret üzerine konan miktar kısıtlamalarıdır. İthalat ve ihracat üzerine uygulanmasına göre iki şekil almaktadır.

Kotalar şartların uygun olması koşulu ile dış ticaret hadlerinin leyhte değişimini sağlayabilir. Uygulanmak istenen bir ithalat kotası ise ithal malı yurtdışı arz esnekliğinin ve yurtiçi talep esnekliği sonsuzdan küçük olması durumunda dış fiyatlar düşecek, iç fiyatlar ise yükselecektir.

Ancak bu durumda ithalat kotası sonrası dış ticaret hadlerinde leyhte bir ğelişmeden bahsedilebilir. Fakat kota sonrası dış ticaret kazançları her zaman kota koyan ülke lehinde olmayabilir, Eğer kota uygulanan ülkede ihracatçılar yeterli derecede örgütlü ve fiyat farklılaştırması yapabilecek güçte iseler dış ticaret sonrası kazançlı çıkacaklardır.Böyle bir durumda ithalat kotası uygulayan ülke kota sonrası dış ticaret hadlerinde leyhte bir gelişme beklerken önceki denge durumunu da karşı ülke lehıne bozmuş olacaktır.

İhracat kotaları ise ithal kotaların analitik olarak ters işleyişine sahiptir. Burada ihraç edilen mal miktarı üzerine konulan kısıtlama söz konusudur. İhracat kotalarında da ithalat kotalarında olduğu gibi bazı şartların bulunması, beklenen faydanın gerçekleşmesi için gereklidir. Bunun için ihraç malı yurtiçi arz esnekliği ve yurtdışı talep esnekliğinin sonsuz olması gerekmektedir. Bunun yanı sıra ithalatçıların örgütlü ve/veya fiyat belirleyecek büyüklükte olmaması gerekmektedir. Ancak bu şartlar altında beklenildiği gibi kota koyan ülkenin kota sonrası dış ticaretten kazançlı çıkması beklenir.

1.1.3. Dış Transferler

Dış transferlerin yani uluslararası sermaye hareketlerinin dış ticaret hadleri üzerine etkisi klasik denkleşme mekanizmasına göre incelendiğinde, sermaye ihraç eden ülkenin ticaret hadleri ülke aleyhine, sermaye ithal edenin ticaret hadleri ise ülke lehine bir gelişme gösterir.

Gerçek dünyaya bakıldığında, sermaye ithalatçısı ülkelerin genellikle az gelişmiş ülkeler olduğu ve ithal ettikleri bu sermayeyi senıaye ihracatçısı gelişmiş ülkelerden makine, teçhizat ve ileri teknoloji satın alımında kullandıkları görülmektedir. Sermaye ihracatçısı olan ülke böyle davranarak aynı zamanda kendi mallarına yeni pazarlar açmaktadır. Zaten sermaye ihracatı genel olarak birkaç gelişmiş ülkeden, çok sayıdaki gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeye yapılması ve bunların mamül maddelere olan yüksek talebi dış ticaret hadlerini sanayileşmiş ülkeler lehine değiştirmektedir.

1.1.4. Döviz Kurları

Döviz kurları, kısa dönemde dış ticaret hadlerini etkileyen bir diğer dış ticaret politikası araçlarındandır. Gerçekte bir ülkenin ulusal parasını devalüe etmesi, kendi ihraç mallarının ise ulusal para cinsinden pahalılaşmasına yol açar. Dolayısıyla dış ticaret hadleri devalüasyon yapan ülke aleyhine değişmesine yol açar.

Eğer ülke ulusal parasını revalüe etmiş ise, bu kez ihraç ettiği mallar yabancı para cinsinden pahalılaşıp, ithal ettiği mallar ucu7layacak ve dış ticaret hadleri ülke lehinde geli şecektir.

1.2.Uzun Dönemde Dış Ticaret Hadlerini Etkileyen Faktörler

Dış ticaret hadlerini uzun dönemde etkileyen faktörler arasında, verimlilik, faktör stoğu, talep eğilimleri ve üretim fonksiyonundaki değişmeler sayılabilir. Bu faktörler tüketici zevkleri, teknolojik gelişme ve faktör donatımların da meydana gelen değişmeler gibi etkenler tarafından belirlenir.

1.2.1. Ekonomik Büyüme

Bu konuda ilk ciddi çalışma J.R. Hicks tarafından, İngiltere ve Amerika arasındaki dış ticaret sonrası ticaret hadlerinin İngiltere aleyhine geli şmesinin nedenleri üzerine yaptığı incelemeler ile olmuştur. Bu çalışma sonucunda Hicks, standart dış ticaret modelinde ülkelerden biri sabit kalırken diğer ülkenin ihracat kesiminde verimliliğin artması durumunda diş ticaret hadlerinin ülke aleyhine gelişme gösterdiği sonucuna vanlmıştır. Yani, ihracata yönelen büyüme dış ticaret hadlerini olumsuz etkiler iken ithalata yönelen büyüme sonucu ülke dış ticaretten kazançlı çıkmaktadır (SEYİDOĞLU, 1971; 216).

Ekonomik büyüme ülkenin üretim kapasitesinde bır artma yada geometrik olarak ifade edersek üretim olanakları eğrisinin dışa doğru kayması olarak tanımlanabilir. Ekonomik büyümenin kaynağına bakıldığında iki farklı nedenle karşılaşmaktayız. Bunlar, teknolojik gelişme ve üretım faktörleri stoğundaki artışlardır. Her büyüme etmeninin ticaret hadleri nasıl etkileyeceği, büyüme sonunda dış ticarete bağımlılık derecesindeki değişmelere, başka bir deyişle, ülkenin ihraç ve ithal edilebilir mallarının üretim ve tüketim üzerinde meydana getireceği etkilere bağlıdır.

1.2.1.1. Üretim Etkisi

Üretim etkisi iki nedenden kaynaklanır.Bunlar faktör artışları ve teknolojik gelişmeden dolayı meydana gelen üretim etkileridir.

1.2.1.1.2. Faktör Artışları

Buradaki faktörler emek ve serrıayedir. Bu faktörler her zaman birlikte hareket etmeyebilirler. Faktörlerden birinin arzı sabit kalırken diğerinin arzı artabilir. Böyle bir durumda, artan faktörü yoğun olarak kullanan sektörde üretim artar, buna karşın sabit kalan faktörün yoğun kul lanıcısı olan sektörde üretim azalac aktır.

Faktörlerden sermaye stoğu artarken emek faktörünün sabit kalması durumunda sermaye stoğunu yoğun olarak kullanan sanayi kesiminde bir üretim artışından bahsedilirken, emek yoğun bir sektör olan tarımda mutlak anlamda bir üretim azalması söz konusudur. Diğer bir durum ise her iki faktörün aynı oranda artmasıdır. Bu durumda yansız üretim etkisinden bahsedilir. Şöyle ki, her iki faktörde meydana gelen artışın aynı oranda olmasından dolayı ülkenin nisbi faktör donatımı herhangi bir değişıkliğe uğramamıştır. Yani ihraç ve ithal edilebilir malların üretimi eri aynı oranda artmıştı r.

Son bir durum ise her iki faktörün farklı oranlarda artması durumudur. Sermaye stoğu bol olan bir ülkede, sermaye stoğundaki artış emek faktörti artışından daha fazla ise bu, ihraç edilebilir mal üretiminin arttığını gösterir. Buna ticareti arttıncı üretim etkisi denir. Aynı ülkede emek faktöründeki artış sermaye stoğundaki artıştan daha fazla ise bu, daha önce ithal edilen malların yurtiçi üretiminin artması anlamına gelir ki böyle bir etkiye ticareti azaltıcı yönde büyüme etkısi denir.

1.2.1.1.3. Teknoloıik Gelişme

Teknolojik gelişmenin getirdiği yenilikler ki bu teknolojik gelişme büyüme sonrasında meydana gelmiştir, ithal ve ihraç edilebilir mal üretimi üzerinde önemli üretim etkilerine sahiptir.

Teknolojik gelişme, mevcut malların üretimlerinde yeni yöntemlerin geliştirilmesi, yeni ürünlerin Liretilrnesi, organizasyon ve yönetim tekniklerinde meydana gelen gelişme ve yeniliklerdir. Teknolojik gelişmeyi üretim fonksiyonundan yararlanarak açıklamak gerekirse, bu olgu üretim onksiyonundaki yukarı doğru kaymalar olarak ifade edilir. Yani, aynı miktarda ürünüıı daha az üretim faktörünün kullanılması veya aynı miktar faktörle daha fazla ürün elde edilmesi demektir (KAYNAK, 1990; 153).

Teknolojik gelişmeyi birkaç şekilde sınıflandırmak mümkündür ancak burada sadece etkilerine göre yapılan sınıflandırma incelenecektir. Teknolojik gelişmeler doğurdukları etkiye göre üç şekilde incelenecektir. Hicksin yaptığı bu sınıflandırmaya göre, belli bir sermaye/emek oranında sermayenin marjinal ürününü oransal olarak emeğin marjinal ürününden daha fazla arttıran yeniliğe emek tasarruf edici, değiştirmeyen yeniliğe de nötr yada yansız teknolojik gelişmeler denilmektedir (KAYNAK, 1990; 153).

1.2.1.1.3.1. Nötr Teknolojik Gelişme

Hicks’e göre nötr teknolojik geliÅŸme; Belli bir sermaye/emek oranından faktörlerin marjınal ürünlerinin birbirlerine oranını deÄŸiÅŸtinneyen belli bir faktör yoÄŸunluÄŸunda, marjinal ikame oranını ve faktör paylarını deÄŸiÅŸtirmeyen, teknolojik geliÅŸmedir (KAYNAK, 1990; 153). Yani bir birim malın üretim maliyetini düşürerek aynı oranda emek ve sermaye tasanufu saÄŸlayan teknolojik geliÅŸme nötr teknolojik geliÅŸme olarak tanımlanabilir.

Nötr teknolojik gelişmenin emek yoğun ihracat sektöründe olduğu varsayılsın. Bu kesimde emek/sermaye oranı sabit kalırken maliyetler düşecek, üretim hacmi genişleyecektir. Her iki faktörün marjinal verimi arttığı için bu faktörlere olan talep artacak ve ithalat kesiminden ihracat kesimine faktör transferi olacaktır. Burada emek yoğun bir sektör üzerinde analiz yapıldığından emek talebindeki artış sermaye talebine göre daha fazla olacak ve ışgücünün fiyatı yükselirken sermayenin fiyatı a7alacaktır. Emeğin fiyatının yükselmesi ucuz kalan sermayenin her iki sektörde de emeğin yerine kullanılmaya başlanması demektir. Böylece iki malın fiyatları arasındaki oran değişmemiştir. Öte yandan ihraç malı üretimi artarken ithal malı üretimi azalmaktadır. Görüldüğü gibi ekonomik büyüme sonucu meydana gelen teknolojik gelişmenin nötr olması durumunda emek yoğun ihracat kesiminde üretim etkisi ticareti arttırıcı yönde gerçekleşmektedir.

Nötr teknolojik gelişmenin sermaye yoğun mal üreten ithalata dayalı sektörde gerçekleşmesi durumunda ise sermayenin fiyatı artarken emek fiyatı azalacak, emek yoğun ihraç malı kesiminden, sermaye yoğun ithalata rakip kesime hem sermaye hem emek transferi olacak ithalata rakip kesimde maliyetlet düşecek, bunların sonucunda ihraç malı üretimi azalırken ithalata rakıp mal üretimi artacaktır. Bu üretim etkisinin ticareti azaltıcı yönde olduğu görülmektedir

1.2.1.1.3.2. Emek Tasarruf Edici Teknolojik GeliÅŸme

Emek tasarruf edici teknolojik gelişme emek yoğun bir sektörde meydana gelmiş ise, bu sektörde emek/sermaye oranı azalır ve emek faktöründen bir miktar açığa çıkar maliyetler azalır. Maliyetlerdekı düşme sonucu üretim kaynakları sermaye yoğun ithalata rakip sektörden, emek yoğun ihracat sektörüne kayar, bununla birlikte açığa çıkan işgücü de emek yoğun sektöre doğru hareket eder. Böylece ihracat sektöründe üretim artarken ithalat sektöründe üretim azalacaktır. Bu azalma nötr teknolojik gelişme sonrası azalmaya göre çok daha fazla olacaktır. Yani, ekonomik büyüme sonrası meydana gelen emek tasamıf edici teknolojik gelişmenin emek yoğun sektörde ortaya çıkması sonucu üretim etkisi aşırı ticaret artırıcı yönde olacaktır. Emek tasarruf edici teknolojik gelişme sermaye yoğun sektörde ortaya çıkmış ise, burada iki farklı durum SÖ7 konusudur. İlk olarak normal bir süreç işlemektedir. Şöyle ki, sermaye yoğun sektörde ortaya çıkan emek tasarruf edici teknolojik gelişme sonrası bu sektörde maliyetler düşecek, emek yoğun sektörden sermaye yoğun sektöre faktör akışı olacaktır. Sermaye yoğun sektörde üretim artışı olacak ve ekonomik büyüme sonrası meydana gelen emek tasarruf edici teknolojik gelişmenin üretim etkisi ticareti azaltıcı yönde olacaktır. Olabilecek ikinci bır durum ise, emek tasarruf edici teknolojik gelişme yine sermaye yoğun sektördedir. Ancak ıııaliyetlerdeki düşme sonucu ortaya çıkan faktör tasarrufu maliyet düşüşünden daha fazladır. Böyle olunca faktör tasarrufu sonucu açığa çıkan emek beklendiği gibi teknolojik gelişmenin yaşandığı sermaye yoğun ithalata rakip kesime değil ihracata yönelik emek yoğun kesime doğru kayacak ve üretim bu kesimden daha fazla artacaktır., dolayısıyla sermaye yoğun sektörde yaşanan emek tasarruf edici teknolojik gelişme ihracata yönelik emek yoğun mal üretimini arttırırken üretim etkisi de ticareti artırıcı yönde olacaktır.

1.2.1.1.3.3. Sermaye Tasarruf Edici Teknolojik GeliÅŸme

Sermaye tasarruf edici teknolojik gelişmenin sermaye yoğun kesimde ortaya çıkması sonucu bu kesimde düşen maliyetler ile diğer sektörden bu sektöre faktör transferi gerçekleşecek ve üretim artacaktır bunun sonucunda teknolojik gelişmenin üretim etkisi ticaret azaltıcı yönde olacaktır. Bu azalma nötr teknolojik gelişmeye göre daha fazla olacaktır.

Eğer sermaye tasarruf edici teknolojik gelişme emek yoğun sektörde ortaya çıkmış ise yukarıda sermaye yoğun sektörde emek tasarruf edici teknolojik gelişmenin sonuçlarını benzer sonuçlar ortaya çıkar. Yani, böyle bir durumda üretim etkisi maliyetlerdeki düşme ve faktör tasarrufu sağlama etkilerinin karşılıklı ağırlığına göre ticaret artırıcı yada ticaret azaltıcı yönlü olabilir.

1.2.1.2.1. Yansız Tüketim Etkisi

İthal ve ihraç mallarının talep gelir esnekliği bire eşit (e 1) ise, her iki malın talebi aynı oranda artacak ve mallar arasındaki fiyat oranında bır değişiklik olmayacaktır. Buna yansız tüketim etkisi denir.

1.2.1.2.2. Ticareti Arttırıcı Yönlü Tüketim Etkisi

İhraç malı talep esnekliği birden küçük (e < 1) , ithal malı talep gelir esnekliği birden büyük (e > 1) ise, bu durumda ithal malı talebi ihraç malı talebinden daha fazla artacak ve ekonomik büyümenin tüketim etkisi ticareti arttırıcı yönde olacaktır. İthal ve ihraç malları arasındaki fiyat oranı ihraç malı aleyhine bozulur.

1.2.1.2.3. Ticareti Azaitıcı Yönlü Tüketim Etkisi

İhraç malı talep gelir esnekliği birden büyük (e > 1) ve ithal malı talep gelir esneklıği birden küçük (e < 1) ise, ihraç malı talebi ithal malı talebinden daha büyük olur. Böyle bir etkiye ticareti azaltıcı yönlü tüketim etkisi denir. Mallar arasındaki fiyat oranı ihraç malı lehine bozulur.

1.2.1.2.4. Ticareti Aşırı Arttırıcı Yönlü Tüketim Etkisi

Gelir arttığında talep azalıyor, gelir azaldığında talep artıyorsa bu malın talep gelir esnekliği sıfırdan küçüktür (e < 0). Eğer ihraç malı böyle bir mal ise ve gelir artınca ihraç malı talebi azalıyor buna karşılık ithal malı talebi artıyorsa buna ticareti aşırı arttırıcı yönlü tüketim etkisi denir. Mal fiyatları arasındaki oran büyüme sonrası daha fazla ihraç malı aleyhine bozulur.

1.2.1.2.5. Ticareti Aşırı Azaltıcı Yönlü Tüketim Etkisi

Eğer ithal mal düşük bir mal ise, bu durumda gelir artışı sonrası ithal malı talebi azalırken, ihraç malı talebi artar ve mallar arsındaki fiyat oranı ithal malı fiyatı aleyhine bozulur. Buna ticareti aşırı azaltıcı yönlü tüketim etkısi denir.

1.2.1.3. Ekonomik Büyümenin Üretim ve Tüketim Etkilerinin Dış Ticaret Hadleri Uzerindeki Sonuçları

Üretim ve tüketim etkilerinin her ikisi de aynı yönlü veya biri yansız iken diğeri farklı etki doğuruyorsa, çıkarılacak ortak sonuç daha kolaydır.

Her iki etkinin de yansız olması durumunda çıkacak ortak etki de yansız olacaktır. Bu durumda ithal edilebilir malların üretimi ve tüketimi toplam üretimle aynı oranda artacaktır. Böylece dış ticaret hadleri dış ticarete bağımlılığı fazla olan ülke aleyhine gelişir.

Ekonomik büyüme sonrası ortaya çıkan etkilerden biri yansız iken diğeri ticareti arttırıcı yönlü ise, çıkacak ortak etki de ticareti arttırıcı yönlü olur. Böylece ithalattaki artış yansız etki durumuna göre daha fazla olacak ve ülkenin dış ticarete bağımlılığı artarken dış ticaret hadleri ülke aleyhinde hareket edecektır.

Her iki etki de ticareti azaltıcı yönlü ise çıkacak ortak sonuç ticareti azaltıcı yada aşırı ticareti azaltıcı yönde olur. Bu durumda ülkenin dış ticarete bağımlılığı azaldığından ticaret hadleri lehe döner. Aynı şekilde üretimde aşırı ticaret azaltıcı etki varsa, tüketim etkisi ne olursa olsun toplam etkide aşırı ticaret azaltıcı yönlü olur ve dışarıya bağımlılığı azaltan ülkenin dış ticaret hadleri ülke lehine döner.

Eğer üretim etkisi aşırı ticaret arttırıcı yönlü ise, tüketim etkisine bağlı olarak ortak etki aşırı ticareti arttırıcı yönlü, ticaret arttırıcı yönlü yada ticareti azaltıcı yönlü olabilir. Her iki etkide aşırı ticareti arttırıcı yönlü ise bu durumda hem tüketim etkisi, hem de üretim etkisi ithalat üzerinde pozitif etkide bulunduğu için ithalat talebi milli gelir artışından daha fazla olacaktır. Böylece üretim ve tüketimin ortak etkisi aşırı tıcareti arttırıcı yönlü olacaktır. Bu durum dış ticaret hadlerinin en fazla ülke aleyhinde olduğu durumdur.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

DIŞ TİCARET HADLERİ İLE İLGİLİ TEORİK TARTIŞMALAR

İktisat literatüründe ticaret hadleri ile ilgili teorik tartışmalara 1800’lü yılların başından beri sıkça rastlanmaktadır. Dış ticaret kazançlarının ülkeler arasında paylaşımı konusunda görüş belirtmiÅŸ olan iktisatçıların büyük bir kısmı, ülkeler arasında deÄŸiÅŸim oranı ve zaman içerisinde bu oranın deÄŸiÅŸmesine neden olan geliÅŸmeler üzerinde durarak, soruna dış ticaret kazançları açısından yaklaÅŸmışlardır.

1. Klasik Görüş

Malthus, ekonomik büyümenin ticaret hadleri üzerindeki etkileri konusunda görüş bildirmiÅŸtir (BLOOMFİELD, 1984; 188). Malthus’un görüşüne göre, mamül malların üretiminde teknolojik ilerleme sonucu saÄŸlanan verimlilik artışlan, bu mallara olan talepte bir artış olmadığı sürece geliÅŸen ülkenin ticaret hadlerinde bozulmaya yol açmaktadır.

Daha sonra ise W.Ellis (1825), W.Sleeman (1829), G.P.Scrope (1831), J.Pennigton (1840) ve R.Torrens (1835) teknolojik gelişmelere bağlı olarak, mamül mallarda sağlanan verimlilik artışlarının, ticaret hadlerini yeniliği bulan ülke aleyhine bozacağını, olaya farklı açılardan yaklaşarak ifade etmeye çalışmışlardır (BLOOMFİELD, 1984; 187-193).

Mill’den önce, bazı iktisatçıların teknolojik ilerleme ve/veya faktör arzındaki artışlar sonucunda saÄŸlanan ekonomik büyümenin ticaret hadlerine büyüyen ülke aleyhine bozacağını çeÅŸitli ÅŸekillerde ifade ettikleri bilinmektedir (BLOOMFİELD, 1984; 187-193’).Bu iktisatçılar teknolojik deÄŸiÅŸmenin ortaya çıktığı ülkede ihracatı uyarma etkisi yaratacağını savunmuÅŸlardır.

Sözü edilen iktisatçıların analizlerinde teknolojik ilerleme ticaret hadlerindeki bozulmanın temel nedeni olarak kabul edilmiştir. Yine bu analizlerde, teknik değişmenin, ülkenin ihracat endüstrilerinde ortaya çıktığı varsayılmakta ve ithalata rakip endüstrilerde sağlanabilecek verimlilik artışları dikkate alınmaktadır (BLOOMFİELD, 1981; 101).

Genel olarak iktisatçılar, analizlerinde reel ka\ramlar kullanmışlar ve sadece mal ticaret hadleri ile ilgilenmişlerdir. Ayrıca, klasik iktisatçıların ticaret hadlerine olan ilgileri, ekonomik büyüme çerçevesi içinde kalmıştır. Maliyet azaltıcı teknik yeniliklerin faktör ticaret hadleri üzerindeki etkilerine de oldukça dar bir çerçeve içinde ele almışlardır.

2.J.S. Miii ve Neoklasik Görüşün Evrimi

Neo klasik ekonomik teoriye göre, rekahetçı bir ortamda toplam faktör verimliliğinin artmasını sağlayan teknolojik yenilikler ürün fiyatlarının düşmesine sebep olmaktadır (COLMAN ve NİXSON, 1986 ; 147). Teknolojik yeniliklerin gelişmiş ülkelerde mamül mallar kesiminde ortaya çıkması da, neo klasik iktisatçılann mamül malların fiyatlarının düşeceğini ve ticaret hadlerinin mamül mallar aleyhine döneceğini savunmalarına sebep olmuştur.

Ricardo, ticaret hadlerinin ülkelerin yurt içı maliyet oranları ile saptandığını ileri sürmüştür. John S. Miil ise, karşılıklı arz ve talep kanunu ile ticaret hadleri teorisine önemli bir katkıda bulunmuştur (FİNDLAY, 1980; 426). Mill, iki-mal, iki-ülkeli bir model geliştirmiş ve bu model çerçevesinde iki ülke arasındaki firsat maliyetleri oranındaki farklılıkların, tıcaretten elde edilen toplam kazançların bir endeksini oluşturduğunu ileri sürmüştür (BALDWtN, 1955; 260).

Dış ticaretten elde edilen kazançların ölçülmesine yönelik bir teori geliÅŸtirmek isteyen Mill, “karşılıklı talep kanunu” olarak bilinen analizinde. yeni bir mal üreten bir ülkenin malına olan yabancı talepteki artışın ticaret hadlerini o ülkenin lehine çevireceÄŸini, ancak mevcut ihraç malının üretim maliyetini düşüren bir teknolojik yenilik durumunda ticaret hadlerinin teknik ilerlemeyi saÄŸlayan ülke aleyhine döneceÄŸini savunmuÅŸtur (BLOOMFİELD, 1984; 187). Mill’ın bu analiz ile vardığı sonuç, “mamül malların deÄŸiÅŸim deÄŸerlerinin tarımsal ürünler ve ham maddelerle karşılaÅŸtırıldığında nii fus ve endüstrinin geliÅŸmesiyle belirgin ve kararlı bir düşme eÄŸilimi içinde olacağı” ÅŸeklinde özetlenmiÅŸtir (SARKAR, 1986; 34).

Aralarında Mill, Marshall, Edgeworth, Keynes ve Robertson’un da bulunduÄŸu birçok iktisatçı, uzun dönemde birincil mal olarak nitelenen tarımsal ürünler ve hammaddelerin mamül mallar karşısındaki ticaret hadlerinin iyileÅŸeceÄŸini düşünmüşlerdir. Sözü geçen iktisatçılar bu görüşlerinin genel olarak tarımda azalan verimler ile sanayide artan verimler kanununa dayandırmışlar ve teknolojik ilerlemenin daha çok mamül mallar kesiminde ortaya çıkacağını, bu kesimde saÄŸlanan teknolojik yeniliklerın üretimi artıracağını ve mamül malların fiyatlarını nisbi olarak gerileteceÄŸini savunmuÅŸlardır.

3. Bozulan Ticaret Hadleri Hipotezi

Bozulan ticaret hadleri hipotezi yada yaygın olarak bilinen diğer bir adı ile . Singer Prebisch tezi temel olarak, uzun dönemde birincil nıalların mamül mallar karşısındaki nisbi fiyatlarının sürekli olarak bozulmakta olduğu ve gelişmekte olan ülkelerinde dış ticaret yapıları bakımından genel olarak birincil mal ihracatçısı ve mamül mal ithalatçısı konumunda bulundukları gerçeğinden hareketle, dış ticaret hadlerinin bu ülkeler aleyhine gelişim gösterdiği görüşü ile tanım lanabilmektedir.

3.1. Singer-Prebisch Tezi

Raul Prebisch ve Hans Singer’in tüm çalışmalarının ortak sonucu, geliÅŸmekte olan bir ülkenin daha önce ithal ettiÄŸi kadar mali ithal edebilmesi için her seferinde daha çok ihracat yapması gerektiÄŸidir. Çünkü geliÅŸmekte olan ülkelerin ticaret hadleri uzun dönemde ülke aleyhine dönmektedir (HOGENDORN,1992; 439).

Gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelere genellikle hammadde, gıda maddeleri ve maden gibi birincil mallar ihraç ederek, karşılığında ekonomik kalkınmaları için gerekli olan yatırım ve ara malları ithal etmektedirler. Birincil malların uzun dönemde uluslararası piyasalarda, marnLil mallar karşısındaki nisbi fiyatlarının sürekli olarak düşecek olması, gelişmekte olan ülkelerin uzun dönemde ihraç ettiklerı belirli hacimdeki birincil mallar karşılığında giderek azalan miktarlarda mamül mallar ithal etmelerinin zorunlu kılmaktadır. Bu durumda uzun dönemde birincil ve mamül mallar arasındaki ticaret hadleri birincil mallar aleyhine değişmektedir ve gelişmekte olan ülke ekonomilerinin dış ticaret hadleri bozulma göstermektedir (SEYİDOĞLU, 1996; 706).

Singer- Prebisch Tezi ‘nin Teorik Açıklamaları

Singer 1985 yılında yaptığı bir çalışmada Singer- Prebisch tezi’nin dayanaklarını dört noktada özetlernektedir (EVANS, 1990; 234).

• Biri neil mallara olan talebin fiyat esnekliÄŸi marnül mallara nazaran daha düşüktür.

• Birincil mallara olan talebin gelir esnekliÄŸi de mamül mallara göre daha düşüktür.Engel Kanunu olarak bu duruma göre, gelir seviyeleri arttıkça birincil mallara olan talep fazla deÄŸiÅŸmemekte, ancak sanayi mallarına olan talep artmaktadır.

• Teknolojik yeniliklerin ve icatların çoÄŸu zaman sanayileÅŸmiÅŸ ülkelerde ortaya çıkmasından dolayı, sanayıleÅŸmiÅŸ ülkeler teknoloji açısından geliÅŸmekte olan ülkelerden daha üst konumda bulunmaktadır. Teknik geliÅŸmelerde üstün durumda olan geliÅŸmiÅŸ ülkeler tarım mallarının da sentetik ikamelerini üreterek, geliÅŸmekte olan ülkelerin ürettiÄŸi doÄŸal hammadde ve tarımsal ürünlere olan talebin düşmesine sebep olmaktadır.

• GeliÅŸmiÅŸ ülkelerde geliÅŸmekte olan ülkelerdeki mal ve iÅŸ gücü piyasaları yapısal olarak birbirinden farklıdır. GeliÅŸmiÅŸ ülkeler, güçlü ticaret organizasyonları ve tekelci piyasa yapıları ile bu yapısal farklılıktan ve teknik geliÅŸmeden kaynaklanan tüm faydaları elde dönemde ülke aleyhine dönmektedir (HOGENDORN, 1992; etmektedirler. DiÄŸer taraftan, geliÅŸmekte olan ülkelerdeki iÅŸgücü fazlası teknik geliÅŸmenin faydalarının sanayileÅŸmiÅŸ ülkelerdeki tüketicilere aktarılmasına sebep olmaktadır (EVANS, 1990; 234).

R. Prebish, çalışmalarında öncelikli olarak teknolojik geliÅŸmenin önemine deÄŸinmiÅŸ ve teknolojik geliÅŸme konusunda birincil mal üretici ve ihracatçılarıyla, mamül mal üretici ve ihracatçıları arasında eÅŸitlik olmadığını belirtmiÅŸtir ( PREBİSH, 1984; 176). 1950 yılındaki çalışmasında, geliÅŸmiÅŸ ve geliÅŸmekte ol an ülkelerin talep elastikiyetlerindeki farklılıklara deÄŸinerek, dış ticaret hadlerinin birincil mal ihraç eden geliÅŸmekte olan ülkeler için bozulduÄŸunu ileri süren Prebish, geliÅŸmiÅŸ ülkeleri “merkez” ülkeler, geliÅŸmekte olan ülkeleri ise “çevre” ülkeler olarak adlandırılmıştır.

Prebish’e göre, “Teknolojik geliÅŸmelerin merkez ülkelerde ortaya çıkması sebebiyle, sanayileÅŸmiÅŸ ülkeler sistemi kendi çıkarlarına hizmet edecek ÅŸekilde organize etmiÅŸlerdir. Ara mallar ve ihraç eden geliÅŸmekte olan ülkeler ise, merkez ülkelerin doÄŸal kaynağı olarak sistemde yerlerini alrnışlardır”.

Ayrıca, sanayi malları üreten gelişmiş ülkelerde iyi örgütlenmiş işletmeler ile çok uluslu şirketler tekel gücü sağlayarak, sanayi mallarının fiyatlarını birincil mal üreticilerinin aleyhine gelişecek bir şekilde yüksehip tekel ktrı elde etmektedirler (SAPSFORD, 1990; 11).

Prebish- S i nger Tezi ‘nin temel dayanakları ndan b irı si de, konj onktör dalgalanmaları sırasında sanayi mallarına nazaran daha fazla dalgalanma gösteren birincil mal fiyatlarının yukarıya doÄŸru hareketi sırasında elde edilen tüm fiyat artışlarının aÅŸağıya doÄŸru iniÅŸte kaybedilmesidir (IYİBOZKURT. 1992; 117). Daha genel bir anlatımla, geliÅŸmekte olan ülkelerin üretimleri ithal girdiler gerektirmekte ve bu ithal girdilerin alınabilmesi için gerekli olan ihracat gelırleri önemli ölçüde belirsizlik göstermektedir.

Singer ve Prebish, tarım ürünleri ve sanayi ürünleri arasındaki değişim oranının uzun dönemde sürekli olarak tarım ürünleri aleyhine bozuluyor olmasını bu iki çeşit ürünün arz ve talep koşullarındaki farklılıklarla veya üretimde ku Il anılan faktörlerin piyasa koşullarındaki farklılıklarla açıklamaya çalışmışlardır. 439).

3.2. Singer-Prebisch Tezinin Dayandıı Faktörler

İngiltere için yapılan araştırmaların ortaya koymuş olduğu sonuçları değerlendiren Singer ve Prebish, tarım ve sanayi ürünleri arasındaki ticaret hadlerinin genellikle tarımsal ürünler ihraç eden gelişmekte olan ülkeler aleyhine dönmesine sebep olarak temelde talep, arz ve ekonominin yapısı ile ilgili faktörler üzerinde durmuşlardır ( SERİN, 1971; 48).

3.2.1. Arz Yönlü Faktörler

R.Prebish ve H.W. Singer, teknolojik ilerlemeler sonucu ortaya çıkan verimlilik artışlarının gelişmiş ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerde asimetrik fiyat değişmelerine yol açtığına işaret ederek, bunun bir tür arz sapmasına neden olduğunu savunmuşlardır( SPRAOS, 1982; 98-104). Gelişmekte olan ülkelerde fiyatların verımlilikteki artışlara olan duyarlılığı, gelişmiş ülkelere nazaran çok daha yüksektir. Bu sebeple, teknolojik değişmelerle ortaya çıkan verimlilik artışları gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere nazaran daha fazla fiyat dLişüşlerine sebep olmaktadır. Bu durum gelişmekte olan ülkelerde bir çeşit arz sapması yaratmakta ve birincil malların ticaret hadlerinin mamLil mallar karşısında bozulmasına sebep olmaktadır.

Prebish bu konuda daha da ileri giderek, verimlilik artışları sonucu ortaya çıkan arz sapmalarının sadece bırincil malların mamü] mallar karşısındaki ticaret hadlerini bozmakla kalmadığını, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin ürettikleri birincil malların, bu arz sapmalarından dolayı gelişmiş ülkelerce üretilen birincil mallardan daha büyük fiyat gerilemelerine maruz kaldığını ileri sürmüştür ( SPRAOS, 1982; 97-117).

Gelişmekte olan ülkelerin bir diğer öıelliği de, çalışan nüfusun genellikle tarım kesiminde ve düşük ücret düzeyinde çalışıyor olmasıdır. Nüfusun büyük çoğunluğunun tarım ve birincil mallar kesiminde, düşük ücret düzeyinde çalışmakta olması, reel ücret düzeyi üzerinde sürekli baskı yaratmakta ve ücretlerin verirnlilik artışları ile aynı oranda artmasını engellemektir. Sanayi malları imal eden gelişmiş ülkeler verimlilik artışlarını fiyatları düşürrneyerek, iyi örgütlenmiş ışletme ve sendikaları vasıtasıyla krlara ve ücretlere aksettirirken, birincil madde üreticisi gelişmekte olan ülkelerde bunun tersi olmakta ve verimlilik artışları fiyat düşüşleriyle sonuçlanmaktadır ( İYİBOZKURT, 1992; 116-117).

Emek verimli liğindeki artışla beraber. birincıl malların üretimini artarken nishi fiyatları düşmektedir. Fiyatların gerilemesi talebi uyarmakta, ancak oldukça yüksek sayıda ve düşük ücret düzeyinde çalışmaya hazır işsiz insan rezervi sürekli olarak birincil mallar kesimine yönelince, birincil mallara olan talep fazlası üretim fazlasıyla karşılanmaktadır. Böylece bir yandan üretim hızla artarken, diğer yandan fiyatlar sürekli olarak aşağıya doğru çekilmektedir ( SPRAOS, 1982; 100).

Sonuç itibariyle, bir taraftan teknolojik ilerlemeler sonucu birincil malların üretiminde görülen artışlar, diğer taraftan gelişmekte olan ülkelerin yapısal özelliklerinden birisi olan işgücü fazlasının baskısı, birincil mallar yönünde bır çeşit arz sapması yaratmakta nisbi fiyatları bu mallar aleyhine bozmaktadır.

3.2.2. Talep Yönlü Faktörler

Taleple ilgili faktörler de, birirıcil ve mamül mallar arasındaki nisbi fiyat ilişkisinin bozulmasına yol açarak Prebish-Singer hipotezinin teorik temellerini açıklamada önemli yer tutmaktadır.

Bu konudaki teorik argüman, uzun dönemde birincil mallara olan talebin mamül mallara nazaran daha düşük olduğu şeklindedir. Bu teorik argüman Raul Prebish, Hans Singer, Ragnar Nurkse ve Edward M. Bernstein tarafından geliştirilmiştir.

Gelişmekte olan ülkelerin mal ticaret hadlerindeki bozulmanın temel sebebi, birincil malların talebinin mamül mallara olan talepten çok daha yavaş artması, fiyatların bu sebeple birineil mallar aleyhine dönmesi ve gelişmekte olan ülkelerin ihracatlarının da birincil mallara dayanıyor olnıasıdır. Birincil mallarda talebin fiyat esnekliği mamül mallara nazaran daha düşüktür. Bu sebeple, birincil malların fiyatları sabit kaldığında yada düştüğünde, ağırlıklı olarak birincil mallar üreten gelişmekte olan ülkelerin gelirleri de düşmektedir (SMİTH, 1994; 113).

Talebin gelir esnekliği de birincil ve marnül mal grupları için farklıdır. Engel Kanunu olarak da bilinen gıda maddeleri ve ham maddeler ıçin talebin düşük gelir esnekliği yaklaşımına göre, tüketicilerin gelirleri arttığında negatif gelir esnekliğine sahip olan birincil mallar daha az tüketildiğinden birincil mallara olan talep, mamül mallara olan talebin gerisinde kalmaktadır. Böylece uzun dönemde gelişmekte olan ülkeler talebin sürekli olarak azaldığı bir piyasayla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durumda, verimlilik artışı da bir sonuç getirmemektedır, çünkü gelişmekte olan ülkelerdeki emek fazlasının baskısıyla oluşan asimetrik fiyat düşüşlerini durdurabilecek büyüklükte bir talep baskısı bulunmamaktadır

(SPRAOS, 1982; 100).

Birincil malların talebini olumsuz yönde etkileyerek bu malların fiyatlarının düşmesine sebep olan diğer bir etken de sanayileşmiş ülkelerde teknik ilerlemenin çok hızlı olmasıdır.

Teknolojik deÄŸiÅŸmenin ticaret hadlerindeki deÄŸiÅŸim oranına olan etkisini inceleyen Singer’in bu konuda görüşleri “Singer Etkisi” olarak literatürde yerini almıştır (BLOCH ve SAPSFORD, 1997; 1879). GeliÅŸmiÅŸ ülkelerde saÄŸlanan teknolojik ilerlemeler bu ülkelerde gelirleri artırmakta ve böylece fiyat düşmeleri de görLilmemektedir. Ancak, geliÅŸmekte olan ülkelerde durum farklıdır. Singer geliÅŸmekte olan ülkelerin gerek birincil mal gerekse mamül mal üretiminde genellikle teknolojik ilerlemenin avantaj larından faydalanarnadıklarını belirtmiÅŸ ve buna sebep olarak söz konusu ülkelerin teknolojik bilgiye, tamamlayıcı sermayeye ve ara mallara ulaÅŸmakta yaÅŸadıkları zorluklar üzerinde durmuÅŸtur.

Tarımsal ve mamül mallar kesimlerinde toplam maliyetler içindeki sermaye payının farklılık göstermesi ve sektörel talep sapmalarından dolayı teknolojik yenilikler, gelişmiş ülkelerde gelişmekte olan ülkelere nazaran daha yaygındır.

Birincil malların talebini düşüren tüm bu etkenlerin yanı sıra, gelişmiş ülkelerin bir çoğunda tarım sektörünü koruyucu bir takım önlemler uygulanmaktadır. Alınan bu önlemler gelişmekte olan ülkelerin tarımsal mallarda gelişmiş ülke piyasalarına girmelerini güçleştirmekte ve gelişmekte olan ülkelerin ihraç mallarına olan talebi daraltmaktadır (SEYIDOĞLU, 1996; 707).

3.2.3. Piyasa Yapıları

Gelişmekte olan ülke ekonomisi ile ilgili temel özelliklerden biriside ekonominin yapısal esnekliğınin genellikle düşük olmasıdır. Bu kaynakların, ekonominin bir sektöründen diğerine kısa sürede ve kolayca aktarılamaması demektir. Yani, bu tür ekonomilerde fiyat hareketlerine karşı kısa sürede tepkisel arz değişmelerinin gerçekleştirilmesi zordur. Nitekim, ihracat fiyatlarında düşme karşısında kaynaklar ihracat kesiminden kolayca yurtiçi kesimlere aktarılamaz (SEYİDOĞLU, 1986; 511-512). Aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin geleneksel ihraç malları arasında yer alan herhangi bir ilksel mala veya mal grubuna olan dünya talebinde görülen gerilemeler karşısında, bu ülkelerin gerek ilksel malların çoğunu doğasında yer alan özelliklerinden gerekse ekonomideki yapısal esnekliğin düşüklüğLinden dolayı, talebi gerileyen üretim alanlarında kullanılan üretim faktörlerinin diğer ihracat endüstrilerine kısa sürede aktarılması ve talep gerilemelerinden kaynaklanan fiyat düşüşlerinden ekonomilerin en az zararla kurtarılahılmesi olanakları oldukça sınırlıdır.

Öte yandan gelişmiş ülkelerde belirli bir ihraç malına karşı dünya talebinde bir gerileme görLildüğünde, bu ülkelerde büyük ölçüde işlerlik kazanmış olan serbest piyasa mekanizmasının da etkisiyle, kaynaklar kısa sürede başka üretim kesimlerine yönelebilmektedir. Bu ülkeler için, düşen ihracat fiyatlarına rağmen, ihracatı sürdürrrıe zorunluluğu da yoktur. Dolayısıyla, fiyatlardaki düşüşler bu ülkeler için en az zararla karşılanabilmektedir.

Gelişmiş ülkelerde mal ve faktör piyasaları çok daha tekelci niteliktedir. Bunun başlıca nedeni, mal pıyasalarında büyük firmaların, faktör piyasalarında iyi organize olmuş güçlü sendikaların bulunmasıdır. Böyle bir ekonomik yapı içinde gelişmiş ülkelerce sağlanan teknolojik ilerlemeler bu ülkelerde gelirleri artınnakta ve fiyat düşmeleri görülmemektedir. Buna karşılık, büyük firmaların ve güçlü sendikaların bulunmadığı gelişmekte olan ülkelerde ise teknolojik ilerlemeler, ihraç edilebilir malların nisbi fiyatlarını düşürme etkisi yapmaktadır.

İki farklı ülke grubunda konjonktür dalgalanmalar yoluyla zıt yönlerde gözlenen fiyat hareketleri, ilksel malların mamül mallar karşısındaki ticaret hadlerinde sürekli olarak bozulmalara yol açmaktadır.

Piyasa yapısıyla ilgili faktörler özetlenecek olursa, gıda ve gıda-dışı tarımsal ürünlerle hemen her türlü hammadde piyasalarında tam rekabet veya ona yakın koşullar geçerli iken mamül mallar daha çok monopol ve oligopol piyasa koşullarına tabidirler. Kuşkusuz, piyasa yapılarındaki böylesine bir farklılık, nisbi fiyatların birincil grup mallar aleyhine değişmesi yönünde kuvvetli bir neden oluşturmaktadır.

3.3. Bozulan Ticaret Hadlerine Yöneltilen Eleştiriler ve Karşı Eleştiriler

Hipoteze yöneltilen eleÅŸtiriler, net deÄŸiÅŸim ticaret hadleri kavramının ülkeler arasındaki ticarette kazanç ve kayıpların iyı bir ölçüsü olmayacağı görüşü etrafinda toplanmaktadır. Bu görüş kayıağını Prebish’in de hipotezini dayandırdığı net deÄŸiÅŸim ticaret hadleri kavramının verimlilik artışlarını ve malların kalitesinde zaman içinde meydana gelen farklılıkları tam olarak yansıtmadığı ve bu açıdan yanıltıcı izlenimler yarattığı düşüncelerinden almaktadır.

Verimlilik Artışları ile igili Eleştiriler

Ticaret hadi eri ndeki değişmelerin ülkenin ıhracat endüstrilerindeki verimlilik artışlarından kaynaklanması durumunda, bu kavram dış ticaret kazançları konusunda yanıltıcı olabilir. Çünkü, ihracat fiyatları bu kesimde sağlanaıı verimlilik artışlarının doğal sonucu olarak düşse bile, fiyatlardaki bu düşme sonucu ıhracat hacminde sağlanan genişlemenin, fiyatlardaki düşmenin yarattığı zararı telafi edici boyutta olması durumunda ülkenin net bir kayba uğradığı söylenemez. Çünkü böyle bir durumda, ülkenin ihracat kapasitesi artacak ve ithalat daha ucuz bir reel kaynak maliyeti ile yapılabilecektir (SEYİDOÖLU, 1986; 512).

Net değişım ticaret hadleri, sadece ticaretin bir ünitesinden elde edilen kazanç veya kayıpları yansıtır. Bu kavram ticaretin toplam hacmindeki değişmeleri dikkate almamaktadır. Bu nedenle de belirli bir temel yıla göre, herhangi bir yılda ticaretten elde edilen toplam kayıp ve kazançları tek başına ölçemez. Ayrıca, bu kavran ticaret hadlerindeki bir bozulmanın verimlilikte meydana gelen artışlar sonucunda üretim malıyetlerinin nisbi olarak düşmesinden kaynaklanıp kaynakl anmadığı konusunda bilgi vermez.

Net değişim ticaret hadlerine verimlilik artışlarıyla ilgili olarak yöneltilen eleştirilere rağmen, dış ticaret kazançlarının daha ıyi bır ölçLisünün bugüne dek geliştirilmediğini görmekteyiz. Nitekim net değişim ticaret hadlerinin dış ticaretten elde edilen kazançların gerçek ölçüsü olmadığını ileri sürenlerden hiçbirisi, ilksel mal üreticisi ülkelerin dış ticaret hadlerindeki tarihsel bozulmanın bu ülkelerin dış ticaretten elde edilen kazançlardan eşit olmayan bir şekilde pay aldıkları görüşünü çürütecek kadar iyi bir başka ölçü ile ortaya çıkamadıkları ortadadır (SARKAR, 1986; 364).

Kalite Farklılıkları ile İlgili Eleştiriler

Prebish-Singer tezıne teorik zeminde yöneltilen ikinci önemli eleştiri, ticaret hadleri kavramının ihraç ve ithal malları arsında zaman içinde sağlanan kalite değişmelerini ve ticarete yeni konu olan malları kapsamamasıdır. Özellikle hipotezin dayandığı ampirik çalışmaların kapsadığı dönemin mamül mallarda önemli kalite iyileşmelerine sahne olduğunu ileri süren çok sayıda iktisatçı, bu açıdan hipotezin ilettiği mesajların yanıltıca olduğu düşüncesindedirler (HABERLER, 1966; 199). Bu iktisatçılardan bir kısmı indekslerde yer alan herhangi bir malın daha kaliteli bir türünün payının artmış olması veya sonradan daha kaliteli mal türlerinin indekslere girmesi durumunda, kalite farklılıklarının doğal olarak getireceği fiyat artışlarını, doğrudan mamül mallarda gerçekleşmiş fiyat artışı şeklinde göstereceğini ileri sürmüşlerdir. Böyle bir durumda, kalitesi artmış mamül mallardan sağlanan yararlar tam olarak değerlendirilmernekte ve fiyatları olduğundan fazla gösterilmektedir.

Bu eleştiriler, kalite iyileşmelerinin mamül mallarda ilksel mallara oranla daha fazla görüleceği varsayımına dayanmaktadır. Gerçekten de yeni mal icadı ve kalite iyileşmelerinin daha çok sanayi mallarında görüldüğü bilinmektedir. Bunun başlıca nedeni, teknolojik yeniliklerin daha çok sanayi alanında ortaya çıkmasıdır.

Bozulan ticaret hadleri hipotezine yöneltilen bu eleştirilere rağmen, hipotez çürütülememiştir. Bu durumun başlıca nedenleri, birçok konuda hipotezin öngördüklerini çürütecek alternatiflerin getirilmemiş olması ve yapılan ampirik çalışmaların hipotezin teorik açıklamalarını destekler nitelikte olmasıdır.

2.3. DIŞ TİCARET HADLERİNE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER

Dış ticaret hadleri için yapılan tanımlara birçok iktisatçı tarafindan eleştiriler yöneltilmiştir. Eleştiriler genellikle ticaret hadlerınin hesaplanmasında kullanılan ihracat ve ithalat fiyat endekslerinin ülkelerin dış ticaretlerinı tam olarak yansıtmadıkları ve ülkeler arasında dış ticaret kazançlarının paylaşımını belirlemede iyi bir ölçü aracı olmadıkları noktalarında toplanmı ştır.

Eleştirilerin önemli bir bölümü genel niteliklidir ve özellikle net değişim ticaret hadlerine yönelmiştir. İhracat ve ithalat endekslerinin gerçeği tam olarak yansıtmadığı konusunda da hırçok eleştiri gelmektedir. Bir ülkenin ihracatı ve ithalatı, çok sayıda ve birbirinden farklı fiziki özellikler gösteren mallardan oluşmaktadır. Ayrıca, ihracat ve ithalatın bileşimi de zaman içinde değişmektedir. Bu durumda, bir ülkenin ihracatı ve ithalatı ile ilgili fiyat endekslerinde yer alan malların zaman içinde farklılıklar göstermesi ve ağırlıklarının değışmesi doğaldır. Hangi endeks türü kullanılırsa kullanılsın, özellikle uzun dönemler için oluşturulan serılerde dış ticarete konu olan malların ağırlıklarının gerçeği tam olarak daima yansıtmasını sağlamak güçtür. Serilerin dış ticareti temsil etme gücünü arttırmak için, ihracat ve ithalatın olabildiğince yüksek bir oranını oluşturacak miktarda mala yer verilmeye çalışılmaktadır.

Genellikle, mal ticaret hadlerindeki bir iyileşmenin ülke için iyi olacağı, yada ticaret hadleri endeksındeki bir düşmenin ülke için kötü olacağı düşünülmektedir. Bu görüşün pek çok durumda doğru olduğunun bilinmesine rağmen, bazen yükselen bir endeks ülke için avantajlı olmayabilmekte veya düşen bir endeksin de olumlu sonuçlar doğurabildiği görülmektedir (HOGENDORN, 1992; 440). Dolayısıyla, ticaret hadleri kavramı kazanılan toplam gelirin belirlenmesinde tek başına yeterli bilgi sağlayamamaktadır.

Yükselen ihracat fiyatları ülkelerin ihracat gelirlerini arttıracağı yerde düşürebilmekte veya bunun tanı tersi olarak, düşük ihracat fiyatları satışları ve satıştan elde edilen ihracat gelirlerini arttırabilmektedir. Bu sebeple, ticaret hadlerinin mümkün oldukça yüksek olması yerine, ihracat gelirlerini maksimize eden optimum bir seviyede olması tercih sebebi olmaktadır.

Genel olarak yöneltilen bir başka eleştiri de, ticaret haddi kavramlarının ülkeler arsında dış ticaret kazançlarının paylaşımını belirlemede iyi bir ölçme aracı olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bu eleştiri kavramların verimlilik artışlarını dikkate almadıkları, diş ticaretin toplam hacmini hesaba katmadıkları ve sadece mal ticaretini kapsadıkları gibi gerekçelere dayandırılmaktadır. Gerçekten de, net değişim ticaret hadleri kavramının en önemli eksiklerinden birisi verimlil ik değişmelerini yansıtamamasıdır. Nitekim, uluslararası iktisat konusundaki klasik ve neo klasik literatür sadece ihracat ve ithalat fiyatları arasındaki ııisbi ilişkinin değil, bunun ötesinde malların üretiminde kullanılan kaynakların miktarlarının da dikkate alındığı yeni ticaret hadleri kavramları geliştirmiştir (MEİER ve BALDWIN, 1962; 230).

Bir ülkenin ihracat fiyatlarındaki düşmenin, dolayısıyla ticaret hadlerindeki olumsuz bir değişmenin sebebi, o ülkenin ihraç mallarına olan dış talepteki gerileme olabileceği gibi, aynı zamanda, ülkenın ihracat endüstrilerinde sağlanan teknolojik ilerlemeler sonucu ortaya çıkan verimlilik artışları da olabilmektedir (HOGENDORN, 1992; 440). Verimlilik artışı, ayni miktar ihraç malının daha az girdi kullanılarak üretilmesini sağlayan üretim maliyetlerinin düşmesine sebep olmakta ve üretim mali yetlerindeki düşme fiyatlara yansıtıldığında, ülkenin dış tic

Türkiye Cumhuriyeti Dış Ticaret Yapısının

Salı, 06 Kasım 2007

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DIŞ TİCARET YAPISININ

1990-1999 YILLARI ARASINDA YAŞADIĞI DEĞİŞİM

Bu çalışmanın amacı Türkiye’nin ödemeler dengesinin önemli kalemlerinden olan ihracat, ithalat, turizm, olgularının son on yılını mercek altına alarak 1990-2000 yılları arasında yaÅŸanan geliÅŸmeleri ortaya koymaktır. Bu çalışma sırasında ekonominin ve doÄŸal olarak ihracat, ithalat ve turizmin üzerinde önemli etkileri olan kur politikaları yaÅŸanan iç ve dış ekonomik krizler de irdelenerek bu önemli geliÅŸmelerin ekonomiyi ne yönde ve ne ölçüde etkilediÄŸi ortaya konmaya çalışılmıştır.

DIŞ TİCARETİN YAPISI

Türkiye Cumhuriyeti , kuruluÅŸunu izleyen ilk yıllarda sanayileÅŸme için alt yapısını oluÅŸturmaya yönelik faaliyetlerde bulunmuÅŸ , bunu yaparken de saÄŸlıklı bir iç dinamik yaratmak amacıyla özellikle 1950’li yıllardan itibaren ithal ikameciliÄŸine yönelmiÅŸ ve uzun süre ekonomi bu anlayışla yönetilmiÅŸtir. İthal edilecek malların yurt içerisinde üretilmesi suretiyle yerli sanayinin geliÅŸtirilmesini bu arada kısıtlı olan ihracattan dolayı kuramadığı dış ödemeler dengesini (döviz darboÄŸazı) aÅŸmayı ve dövize bağımlılığını minimize etmeyi amaçlayan bu yaklaşım 1980’lere gelindiÄŸinde terk edilmiÅŸtir. Nitekim ithal ikameci sanayi politikalarının sektörün durumuna göre , dış dünya ile rekabet edebileceÄŸi bir seviyeye gelinceye kadar sürdürülmesi gerekir. Aksi halde döviz darboÄŸazına düşülmesi kaçınılmaz olacak ve aşırı korumacılığın verdiÄŸi ataletle firmalar daha ucuza ve daha kaliteli ürün üretmek yoluna gitmeyecektir.

1980 yılından sonra ihracata yönelik sanayi politikaları benimsenmiş , sanayi mamullerinin daha ziyade dış piyasalara ihraç edilmesi suretiyle döviz geliri elde edilmesi amaçlanmıştır.

Bu politika değişiklerinde ara malları ithalatına duyulan ihtiyaç ve petrol krizlerinin önemli katkısı olmuştur.

Dış ticaret hacminin , 1980 yılına kadar GSMH ’ ye oranı oldukça düşük seyrederek 1979 yılında %16 olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir. Bu geliÅŸmekte olan ülkeler açısından oldukça düşük bir orandır. Kendi kendine (petrol hariç) yeterli oluÅŸunun da etkisiyle ithal ikameciliÄŸe yönelen Türkiye , uyguladığı politikalarla önemli ölçüde yerli sanayisini ayaÄŸa kaldırmayı baÅŸarmış ve 1980 yılından sonra bu geliÅŸme uygulanan dışa açık politikalarla ivme kazanmış , dış ticaretin GSMH’ye oranı 1990 yılında büyük bir atılım göstererek %32 ye yükselmiÅŸtir. Aynı dönemde dünya ihracatında %5,08 oranında bir geliÅŸme kaydedilirken Türkiye’nin ihracatı yılda %13,69 oranında artış kaydetmiÅŸtir.

Dış ticaret dengesindeki açık 1998 yılında görülen ithalat patlaması sonucu hızla artarak 1993 yılında 14 milyar USD’lık rekor seviyesine ulaÅŸmış, 1994’deki 5 NİSAN kararlarıyla küçülmüş ve nihayet 1995’deki ithalat patlamasıyla yine önemli ölçüde artmış , açıklar Gümrük BirliÄŸi’ne giriÅŸ sonucu artarak süre gelmiÅŸtir. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 1990 yılında

% 58,1 iken 1999 yılında % 68,9 olarak gerçekleşmiştir.

Yıllara göre Türkiye’nin Dış Ticareti 7

İhracat İthalat Dış Ticaret Dengesi Dış Ticaret Hacmi İhracatın İthalatı

Yıl Değer Değer D eğer Değer Karşılama Oranı (%)

1990 12.959.288 22.302.126 -9.342.838 35.261.414 58,1

1991 13.593.462 21.047.014 -7.453.552 34.640.476 64,6

1992 14.714.629 22.871.055 -8.156.426 37.585.684 64,3

1993 15.345.067 29.428.370 -14.083.303 44.773.437 52,1

1994 18.105.872 23.270.019 -5.164.147 41.375.891 77,8

1995 21.637.041 35.709.011 -14.071.970 57.346.052 60,6

1996 23.224.465 43.626.642 -20.402.178 66.851.107 53,2

1997 26.261.072 48.558.721 -22.297.649 74.819.792 54,1

1998 26.973.952 45.921.392 -18.947.440 72.895.344 58,7

1998 22.482.273 38.539.579 -16.057.306 61.021.852 58,3

1999 21.205.123 32.188.539 -10.983.416 53.393.662 65,9

Not: İşlenmemiş ve yarı işlenmiş altın, kıyı ve sınır ticareti, geçici ihracat ve ithalat yolcu beraberi eşya

(bavul ticareti) ve transit ticaret bilgileri dış ticarete dahil edilmektedir.

İHRACAT

Türkiye’nin dış ticaret yapısında 1980 yılına gelinceye kadar önemli bir deÄŸiÅŸiklik gözlenmemiÅŸtir. Ancak 1980 yılından sonra ithal ikameci politikaları bir kenara bırakan Türkiye’de ihracat rejimine yönelik yeni düzenlemelere gidilmiÅŸ ; sanayi ürünlerinin üretimini ve ihracını teÅŸvik eden politikalar izlenip , döviz kurlarında ayarlamalara gidip , iç talep kısılarak ihracatın artırılmasına çalışılmıştır. Bunun sonucunda 1980 yılında 2,91 milyar USD olarak gerçekleÅŸirken , 1990 yılında Türkiye’nin toplam ihracatı 12,959 milyar USD olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir. Aynı ÅŸekilde 1980 yılı için % 4,2 olan ihracat/GSMH oranı (dışa açıklık) , 1990 yılında % 8,5 olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir.

Konumuz 1990-2000 yılları arası gelişmeler olduğu için bu aralıkta gelişen olaylara bakmakta fayda vardır.

1990 yılında Türkiye’nin toplam ihracatı 12,959 milyar USD olarak gerçekleÅŸmiÅŸ,bunu takip eden dönemde 1998 yılına kadar her yıl artış göstererek 26,261 milyar dolara çıkmış , bu süre içinde en büyük artış % 19,5 ile 1995 yılında göülmüştür. Bu dönemde dış ticaret hacminin ve açığının en yüksek olduÄŸu yıl 1997 dir. 1990 yılında % 58.1 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı 1999 yılında %65.9 olarak gerçekleÅŸmiÅŸ,nihayet 1999 yılı toplam ihracat deÄŸeri 21.205 milyar USD olmuÅŸtur.

Sözü edilen 10 yıllık periyot içinde toplam tarım ürünü ihracatı 2.249 milyar USD den (1990) 2.394 milyar USD’ye pek de fazla sayılmayacak bir artışla çıkmıştır.(1999) Aynı dönemde madencilik sektöründe yapılan ihracat 326 milyon USD’den 385 milyon USD ye çıkmış,sanayi ürünlerinin ihracatı ise 10.348 milyar USD’den 23.754 milyar USD’ye çıkmıştır.

Görüldüğü gibi tarım ve madencilik sektöründe küçük ancak sanayi sektöründe büyük artışlar yaÅŸanmış,sanayileÅŸmeye verilen öncelik bu ÅŸekilde kendini göstermiÅŸtir. Türkiye’de tarımsal ürün ihracatı içinde en önemli yeri bitkisel ürünler tutmaktadır. BaÅŸlıca bitkisel ürünler; pamuk,tütün,fındık ve kuru üzüm olarak sayılabilir.

Sanayi sektöründe ise alt sektörler itibariyle ihracat deÄŸeri açısından ilk sırayı tekstil ürünleri alırken onu giyim eÅŸyası ve ana metal sanayi,gıda ürünleri ve içecekler izlemektedir. Görülen odur ki katma deÄŸeri ileri, teknoloji gerektiren sektörler henüz arzu edilen yeri alamamıştır. Bu da dış ticaret dengesini olumsuz etkilemektedir. 90’lı yıllarda en yüksek ihracat artışı ise plastik ve kauçuk ürünleri,makine ve teçhizat,tıbbi aletler,motorlu kara taşıtları ve mobilya alt sektörlerinde görülmüştür.

Tarım sektörünün toplam ihracat içindeki yeri aradaki 10 yıl sonunda %17.4’ten,%10’lara, madencilik sektörünün payı %2.5’ten %1.7’ye düşerken sanayi ürünlerinin payı %79.9’dan %90’a ulaÅŸmıştır.

Türkiye’nin dünya ticareti içindeki payı her geçen gün artmakla birlikte hala çok küçüktür. Bununla birlikte Türkiye’nin dış ticareti incelendiÄŸi zaman geleneksel olarak OECD ülkeleriyle gerçekleÅŸtirdiÄŸi görülür. Bu oran 1970 yılında %61 olmuÅŸtur.

1990 yılı veri kabul edildiÄŸinde ihracatımızda en büyük payı %55.48 ile AB ülkeleri alırken, G-7 ülkeleri %53.52 ile onu izlemiÅŸ, ardından %12.57’lik pay ile Orta DoÄŸu Ülkeleri ve %9.33’lük payı ise komÅŸularımız almıştır.3 1998 yılında ise AB ülkelerinin ihracatımızdaki payı %50.04,G-7’lerin payı %46.58,OrtadoÄŸu ülkelerinin payı %9.14,komÅŸularımızın payı ise 56.56 olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir. Bu dönemde (1990-1998) komÅŸularımıza yaptığımız ihracat oranında kayda deÄŸer bir geliÅŸme olmadığı bunun Suriye ile PKK krizi,Irak ile Körfez Savaşı sonucu konulan ambargo, İran ve diÄŸer komÅŸularımızla siyasi iliÅŸkilerden kaynaklandığı görülür. Türki Cumhuriyetlere gerçekleÅŸtirilen ihracat oranının sadece %3.13’lerde kalması ise ÅŸaşırtıcı bir baÅŸka geliÅŸmedir.

Türkiye’nin en sık ihraç ettiÄŸi ürünlerin başında kadın / kız çocuklar için örme giyim eÅŸyası (%9.41), Erkek / Erkek çocuklar için örme giyim eÅŸyası (%5.1), Taze/kuru meyve ve kabuklu yemiÅŸler (%4.66) geldiÄŸi görülür.(1998)

Dünya ihracatında Türkiye’nin ilk 10 sırada yer aldığı ürünlerden bazıları ise; buÄŸday, mahlut unu, bulgur, irmik (%6.4-4ncü), Yaprak tütün ve tütün döküntüleri (%6.8-4 üncü), margarin (%6.9-5 inci), ÅŸeker mamulleri (%4.7-7 inci) olarak

sayılabilir.

İHRACATI TEŞVİK ÖNLEMLERİ

1995 yılında ürün bazında teşvik ilkesini benimseyen , sektör bazında yalnızca tarım sektörünü destekleyen bir teşvik politikası benimsenerek uygulamaya konulmuştur. Bu politikanın uygulanması ve çerçevesinin çizilmesinde iki önemli faktör olarak Gümrük Birliğine giriş ve GATT Uruguay Turu sonucunda alınan kararları görmekteyiz. Teşviklerden yararlanacak olanlarda aranan şartlar ise şu şekilde özetlenebilir:

Yüksek yerli katkı oranıyla , yüksek katma değer ve ileri teknolojiyi kaliteli ve istihdam yaratacak şekilde kullanacaklar.

Bu teşvikler başlıklar altında şu şekilde sıralanabilir:

Araştırma-geliştirme (AR-GE) yardımı

Çevre faaliyetlerini destekleme

Yurt dışındaki fuarlara katılımı destekleme yardımı

Ülke içinde düzenlenen uluslar arası ihtisas fuarlarına katılımı destekleme yardımı

İhracat yapan firmaların Pazar araştırmalarını destekleme yardımı

Yurt dışı ofis kurma , mağaza açma ve tanıtım faaliyetlerini destekleme yardımı

EÄŸitim desteÄŸi

Tarım desteği

İstihdam “Yol açma” yardımı

Tanıtım faaliyetlerinin desteklenmesi

Patent, Faydalı Model Belgesi ve Endüstriyel Tasarım Tescili harcamalarının desteklenmesi

Dahilde İşleme rejimi

Hariçte İşleme rejimi

Uluslar arası Standart Sanayi Sınıflamasına göre ihracat içinde sektörlerin payı (%)1

Sektör adı 1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998

Kod

Toplam 100 100 100 100 100 100 100 100 100

Tarım, hayvancılık ormancılık 17,36 19,02 14,5 14,94 12,71 9,86 10,57 10,2 10,01

Tarım ve Hayvancılık 17,27 18,96 14,47 14,91 12,68 9,84 10,55 10,18 9,98

01 Ormancılık ve Tomrukçuluk 0,08 0,05 0,03 0,03 0,03 0,02 0,02 0,02 0,02

02 Balıkçılık 0,27 0,2 0,18 0,14 0,12 0,1 0,11 0,13 0,06

Balıkçılık 0,27 0,2 0,18 0,14 0,12 0,1 0,11 0,13 0,06

05 Madencilik ve Taş ocakçılığı 0,02 0,02 0,01 0,1 0 0,01 0 0 0,01

Maden Kömürü, Linyit ve Turb 0,01 0,01 0 0 0 0 0 0 0

10 Ham petrol ve DoÄŸal gaz 0,02 0,01 0,01 0,01 0 0,01 0 0 0,01

11 Metal Cevherleri 0,63 0,41 0,33 0,21 0,28 0,66 0,51 0,56 0,41

13 Taşocakçılığı ve Diğer madencilik 1,86 1,67 1,48 1,3 1,17 1,14 1,08 0,97 0,93

14 İmalat Sanayii 79,62 78,39 83,31 83,18 85,32 87,86 87,28 87,73 88,16

Gıda Ürünleri ve içecek 6,62 8,55 8,67 8,54 9,54 9,54 9,45 9,35 7,63

15 Tütün Ürünleri 0,2 0,12 0,21 0,35 0,21 0,65 0,43 0,47 0,31

16 Tekstil Ürünleri 16,43 16,49 17,87 17,23 18,89 18,99 19,66 20,39 21,95

17 Giyim Eşyası 19,52 18,52 20,5 20,62 17,67 20,19 17,58 17,28 17,02

18 Deri ve Ayakkabı 0,6 0,72 0,86 0,9 1,19 0,83 0,95 1,14 1,01

19 Ağaç ve Mantar Ürünleri (Mobilya hariç) 0,27 0,2 0,21 0,18 0,34 0,32 0,3 0,29 0,26

20 Kağıt ve Kağıt Ürünkeri 0,46 0,44 0,41 0,33 0,6 0,58 0,54 0,59 0,56

21 Basım ve Yayım; Plak, Kaset vb, 0,08 0,08 0,2 0,3 0,21 0,13 0,21 0,15 0,15

22 Kok Köm,Rafine ed. Petrol Ür.ve Nük. Y. 2,24 2,04 1,57 1,12 1,31 1,28 1,12 0,68 0,89

23 Kimyasal Madde ve ürünler 7,33 6 5,61 5 5,34 5,34 5,36 5,19 4,74

24 Plastik ve Kauçuk ürünleri 0,92 1,59 1,83 1,74 1,95 2,32 2,2 2,37 2,54

25 Metalik olmayan diğer mineral ürnler 3,1 3,42 3,63 3,08 3,18 3,19 3,36 3,55 3,5

26 Ana metal sanayii 13,46 10,88 10,44 12,89 12,87 10,53 9,72 10,01 8,26

27 Metal Eşya san.(Makin ve Teç. hariç) 1,17 1,16 1,57 1,42 1,39 1,6 1,73 1,73 2,18

28 Başka yerde sınflndırılmamışmak.ve teç. 1,5 1,85 2,32 2,5 2,94 3,26 3,7 3,94 4,26

29 Büro, Muhasebe Bilgi işleme makineleri 0,15 0,12 0,11 0,07 0,06 0,05 0,09 0,11 0,16

30 Başk. sınflandırılmamış Elek. mak. ve cih. 1,35 1,62 2,14 2,12 2,26 2,63 3,32 2,83 2,8

31 Radyo Tv., haberleşme teçhiz. ve cihaz 1,87 2,09 1,61 1,27 1,17 1,17 1,36 1,79 3,2

32 Tıbbi Aletler: Hassas optik aletler ve saat 0,12 0,12 0,2 0,17 0,17 0,14 0,24 0,23 0,28

33 Motorlu kara taşıtı ve römorklar 1,37 1,34 1,96 2,18 2,7 3,79 4,21 3,16 3,65

34 Diğer ulaşım araçları 0,52 0,7 0,96 0,58 0,63 0,55 0,68 1,35 1,42

35 Mobilya ve başka yerde sınıflan. Diğer ür. 0,33 0,34 0,44 0,6 0,7 0,79 1,07 1,14 1,4

36 DiÄŸerleri 0,23 0,3 0,19 0,22 0,4 0,38 0,45 0,4 0,42

İTHALAT

Türkiye’de ithalat , ithalat rejimindeki liberalleÅŸmeye paralel olarak hızlı bir artış içine girmiÅŸ ve 1970,1980,1990 ve 1999 yıllarında sıra ile 947.6 milyon , 7.909 milyar , 22.302 milyar , 32.188 milyar USD olarak gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir.1 Ara malları ile hammadde ve yatırım mallarının toplam ithalat deÄŸeri içinde çok önemli bir paya sahip olması ve tüketim mallarının toplam içinde küçük bir paya sahip olması Türkiye’nin geliÅŸme yolunda bir ülke olduÄŸunun göstergesidir. Nitekim 1990-1998 yıllarını kapsayan dönem itibarıyla Türkiye’nin ithalatında yatırım malları % 70 , ara malları % 20 ve tüketim malları % 10’luk paya sahiptir.

Özellikle 1996 yılından itibaren tüketim malları ihracatında göreceli olarak bir artış meydana gelmiÅŸtir. Bunun nedeni ise Avrupa ile oluÅŸturulan gümrük birliÄŸi ile bu bölgeye karşı gümrük vergilerinin sıfırlanması ve bölge dışı ülkelere karşı azaltılması ile izah edilebilir. Yatırım malları ithalatında dikkati çeken azalma ise Türkiye’nin giderek bir tüketim toplumu olduÄŸunu gösteren olumsuz bir iÅŸarettir.

Türkiye’de ithalatın sektörel dağılımı incelendiÄŸinde (1998 yılı için)imalat sektörünün ithalatın % 86.9’unu,madencilik ve taÅŸ ocakçılığının % 8.2 ve tarım ve ormancılığın % 4.6 lık paya sahip olduÄŸu , imalat sektörüne ait ithalat içerisinde % 16.9 ile makine ve teçhizat , %15.6 ile kimyasal madde ve ürünler , % 8.9 ile motorlu kara taşıtlarının ilk sıralarda yer aldığı görülür.

2000 yılı için ithalatın ülkelere göre dağılımı ise şöyledir; OECD ülkeleri % 65.5 ki bunun % 48.9 u AB ülkeleri , % 2.1’i Efta ülkeleri ve %14.4’ü diÄŸer OECD ülkeleridir. Türkiye serbest bölgeleri % 1, OECD üyesi olmayan ülkeler ise % 33.5 ’tir.

Türkiye’nin ithalat açısından Dünya ülkeleri sıralamasında ilk 10 sırada yer aldığı mal gruplarının baÅŸlıcaları ise ÅŸunlardır:

Suni lifler ve artıkları (%7.3-1nci), demir,çelik,hurda ve artıkları ,bunların külçeleri (%12.9-1nci), ham deriler (%11.4-3 ncü), tekstil makinaları aksam ve parçaları (%9.6-2 nci)

Türkiye’de 1.1.1993 tarihinden beri tek gümrük vergisi ve bu baÄŸlamda tek bir fon alınmasını öngören yeni bir ithalat rejimi uygulanmaktadır. Bunun anlamı ithalat vergisinin sadece ürüne ve çıkış ülkesine göre tespit edilip , damga resmi , ulaÅŸtırma alt yapıları resmi gibi eÅŸ etkili resim ve vergilerin tahsil edilmediÄŸidir.10 OCAK 1996 tarihinden itibaren Gümrük BirliÄŸine girilmiÅŸ ve AB , EFTA dışı ülkelere AB’ce belirlenen ortak gümrük tarifeleri uygulanması söz konusu olmuÅŸtur. Bu tarihten sonra vergi ve fonlar kullanılamayacağı için koruma amacıyla; standart,kota,gözetim gibi mevzuata dayalı yollara baÅŸvurulması gündeme gelmiÅŸtir.

İthalatın Mal Gruplarına Göre Dağılımı1 (milyar dolar)

Tüketim

Malları Sermaye

Malları Ara

Malları Ham

Petrol Petrol Dışı

Ara Malı

DiÄŸerleri Toplam

1990 2.075,60 4.040,70 16.154 3.494,60 12.659,40 31,8 22.302,10

1991 1.575 4.295,50 15.053,40 2.456,20 12.597,10 123,1 21.047,00

1992 1.772,20 4.825,50 16.184,60 2.632,20 13.552,40 123,1 22.871,10

1993 2.525,70 7.357,70 19.402,80 2.550,30 16.852,50 123,1 29.428,40

1994 1.381,30 5.220,40 16.565,40 2.432,10 14.133,30 123,1 23.270

1995 2.416,50 8.119,50 25.077,70 2.918,70 22.159 123,1 35.709,10

1996 4.424,30 10.336 28.736,70 3.415,90 25.320,80 123,1 43.626,70

1997 5.334,80 11.052 31.871,40 3.194,10 28.677,30 123,1 48.558,70

1998 5.328 10.661,30 29.574,50 2.083,90 27.490,60 123,1 45.934,90

1999 5.062,50 8.728,90 26.568,10 2.754,90 23.813,20 123,1 40.686,70

Türkiye’nin İthalat Açısından Dünya Ülkeleri Sıralamasında İlk 10 Sırada Yer

Aldığı Mal Gurupları, 19962

Mal grubu DeÄŸer 000$ Türkiye’nin Türkiye’nin

payı % sırası

Ham deriler 282,917 11,4 3

Pamuk 302,217 2,9 9

Jüt ve bitki iç kabuklarının lifleri 2,397 2,9 6

Diğer suni lifler ve artıkları 168,913 7,3 1

Demir,çelik,hurda ve artıkları,bunların külçeleri 991,315 12,9 1

DoÄŸal gaz ve mamul gaz 1,262,788 2,5 7

Bitkisel katı ve sıvı yağlar 181,626 1,5 10

Bitkisel diğer sabit sıvı ve katı yağlar 201,464 2,3 10

Tekstil makinaları,aksam ve parçaları 2,410,774 9,6 2

TURİZM

Günümüzde, özellikle gelişmekte olan ülkeler, ödemeler dengesi bakımından önemli sorunlar yaşamaktadır. Bu açıkların kapatılmasında en önemli yol ülkenin dış satımının arttırılmasıdır. Bu ise önemli bir miktarda kaynak ve çaba tahsisi yanında uzun bir süreci gerektirir.

Bütün dünyada hızla geliÅŸmekte olan turizm sektörü bu kaynağı daha az çaba ile ve kısa sürede yaratığı için önemli bir dış satım alternatifi kabul edilmiÅŸ , ülkemizde de bu amaçla 1983 ‘ten sonra turizm sektörü ciddi teÅŸvikler görmüştür.

Döviz girdisi saÄŸlarken , istihdam olanakları yaratarak iÅŸsizliÄŸi azaltan ekonomik bir faaliyet olan turizmin bazı ekonomilerin en önemli geliÅŸme kapısı olarak görüldüğünü söylemek doÄŸru olacaktır. Üç tarafı denizlerle kaplı ve pek çok doÄŸal güzelliÄŸi olan Türkiye’nin turizm potansiyeli , hükümetlerin ve özel sektörün dikkatini çekmiÅŸ ve bunun sonucu olarak; 1991 yılında gerçekleÅŸtirilen toplam sabit sermaye yatırımlarının % 4’ü turizm sektörüne olmuÅŸtur.

Bu sektöre verilen önemin sebebi ana hatlarıyla şu şekilde izah edilebilir:

Bankacılık ve sigortacılık sektöründe olduğu gibi turizmde de bir yerden başka bir yere gönderilen somut bir ürün söz konusu değildir. Müşterinin ürünün üretildiği yere bizzat gelerek tüketmesi söz konusudur.

Turizmin görünmeyen ihracat olarak bir başka özelliği , ülkenin sahip olduğu uluslar arası ulaştırma işletmelerinin ödediği navlun hariç , ürün dış satımı için herhangi bir navlun ödememektedir.

Turizm ülke ekonomisi içindeki pek çok sektörü etkiler; oteller, alışveriş merkezleri, restoranlar, rekreasyon hizmeti veren işletmeler, yerel yönetimlerin gelirleri , alt yapı hizmetleri vs.

Turizm sayesinde dış satımı mümkün olmayan tarihi ve doğal varlıklardan gelir elde edilmesi mümkündür.

Turizm geliri , yarattığı her birim döviz için diğer endüstrilere oranla daha az dış girdi yani döviz çıkışı gerektirir ve bunun sonucu olarak daha büyük bir kısmı imalat endüstrilerinin geliştirilmesi veya dış borçların kapatılmasında kullanılabilir.

Japonya gibi ödemeler dengesi fazla veren ülkeler bu fazlalığın enflasyona neden olmaması için vatandaşlarının uluslar arası turizme katılmalarını teşvik etmektedirler. Buda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arası gelir dağılımı dengeleyici bir fonksiyona sahiptir.1

Turizmin ödemeler dengesine etkisi iki şekilde olmaktadır:

Ülke vatandaşlarının Turist olarak yurt dışına çıkmasının yarattığı etkiler

Turist olarak ülkeye gelen yabancıların neden olduğu etkiler.

Bunun anlamı turizmi ülke için ayrı bir gelir-gider dengesi yarattığıdır, çünkü dışarıya turist olarak giden ülke vatandaşı, döviz çıkışı yapar.

Türkiye de birçok ülke gibi, dış turizm bilançosun ülke lehine fazla vermesini sağlamak için bir taraftan reklam-tanıtım ve turizm yatırımlarının teşvik edilmesi, diğer taraftan pasaport harçlarının artırılması ve dış seyahat vergilerinin artırılması gibi çeşitli ekonomik araçları kullanarak yurt dışına çıkacak vatandaşların sayısını azaltarak dış turizm giderlerini daraltmaya çalışmaktadır.

Dış Turizm ve Dış Seyahat Gelir ve Giderleri (milyon Dolar)3

Yıllar T. Gelirleri T. Giderleri Net Turizm Geliri

1990 3.225 520 2.705

1991 2.654 592 2.062

1992 3.639 776 2.863

1993 3.959 934 3.025

1994 4.321 866 3.455

1995 4.957 911 4.046

1996 5.650 1.265 4.385

1997 7.002 1.716 5.286

1998 7.177 1.754 5.423

1999 5.203 1.471 3.732

Tabloda görüldüğü gibi 1990-1999 yılları arasında Türkiye’nin Turizm gelirlerinde zaman zaman gerilemeler yaÅŸanmasına karşın sürekli bir artış eÄŸilimi söz konusudur. Öyle ki, 1990 yılından 1998 yılına kadar geçen 8 yıl içerisinde net turizm gelirlerindeki artış oranı %272,23’tür. Gelirlerde görülen gerilemelerde 1991 Körfez Krizi ve 1999 yılında terör örgütü liderinin yakalanması sonucu turizmin içine düştüğü krizin katkısı olduÄŸu söylenebilir. Aynı yıllar arası yurtdışına çıkan ülke vatandaÅŸlarının arasında yaptıkları toplam harcamalarda da benzer bir durum söz konusudur. Dış turizm giderlerinde bir önceki yıla göre 1994 ve 1999 yıllarında gerileme görülmektedir. Dış turizm giderlerinin düşmesi ilk bakışta Türkiye açısında her ne kadar olumlu bir geliÅŸme gibi görülse de bu düşüşlerin nedenine bakıldığında, gerçekte olumsuz ekonomik geliÅŸme sonucu oluÅŸan bir durum olduÄŸu ortadadır. Bu gerilemelerin en önemli nedeninin söz konusu yıllarda Türkiye’nin yaÅŸadığı ekonomik krizler olduÄŸu söylenebilir. DiÄŸer bir deyiÅŸle, ulusal gelir artışı dış Turizm giderlerinde bir artışa neden olurken, ulusal gelirin düşmesi dış turizm giderlerinin de düşmesine neden olmaktadır.

1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998

GELEN YABANCI SAYISI 5.397.748 5.552.963 7.104.065 6.525.202 6.695.705 7.747.389 8.531.473 9.700.000 11.000.000

YURTDIÅžINA

ÇIKAN

VATANDAÅž

SAYISI 2.937.546 2.856.386 2.995.378 3.312.758 3.523.541 4.045.143 4.306.530 4.700.000 5.000.000

5 NİSAN 1994 İSTİKRAR TEDBİRLERİ

Türkiye Ekonomisinde ihtiyaç duyulması üzerine bazı istikrar tedbirlerine baş vurulması ilk defa 1958 yılına , ardından 1970 , Nisan 1978 , Mart 1979 ve 24 Ocak 1980 tarihlerine rastlar

1994 yılında alınan istikrar tedbirleri ise daha öncekilerine benzer bir anlayışla , kamu kesimi açıklarının çığ gibi büyümesi ve dış ekonomik ilişkilerdeki dengesizliğe müdahale amacıyla gündeme gelmiştir.

Bu dönemde dövize aşırı talep neticesinde TL’nin döviz karşısında büyük ölçüde deÄŸer kaybettiÄŸi , ihracatın daraldığı ancak ithalatta patlama yaÅŸandığı ve enflasyonun üç haneli rakamlara ulaÅŸtığı , üretimin ise %6 azaldığı gözlenmiÅŸ , Merkez Bankası rezervlerinin yarısını kaybetmiÅŸtir.

Bu atmosferde alınan 5 Nisan 1994 Programının amaçları şu şekilde özetlenebilir:

Enflasyonu hızla düşürmek

Türk Lirasına istikrar kazandırmak

İhracat artışını ivmelendirmek

Ekonomik ve sosyal kalkınmayı sürdürülebilir bir temele oturtmak

Sübvansiyon dağıtan bir devlet yapısından kurtulup ekonomide piyasa mekanizmasının her yönüyle işlediği bir yapıya geçmeyi temin edecek yapısal reformları gerçekleştirmek.

Alınan Kararlar ve Uygulamaları

Piyasalarda Denge ve İstikrar Sağlamaya Yönelik Tedbirler ;

Bu bağlamda fiyatların yükseltilmesi ve talebin daraltılması suretiyle fiyatlardaki yükselme eğiliminin önüne geçilmesi amaçlanmış ve KİT ürünlerine yüzde yüze varan zamlar yapılmıştır. Halkın enflasyon beklentisinin kırılması amacıyla bir kısım ürünlerde yılın ilk yarısı , bir kısım ürünlerde ise yıl sonuna kadar zam yapılmayacağı propagandası yapılmış ve kamu kesiminde ücret ve maaşlar neredeyse dondurulmuştur.

KİT ürünlerine yapılan zammın bir başka nedeni ise KİT gelirlerinin doğrudan artırılması idi. Bu tedbirler çerçevesinde döviz piyasası serbest rekabet şartlarına bırakıldı ve faiz artışları tırmandırılarak döviz kurlarındaki tırmanma eğilimi kırılmaya çalışılırken çıkarılan hazine bonolarıyla fonla likidite çekilerek döviz , sermaye ve para piyasalarında istikrar sağlanmaya çalışılırken devletin ihtiyacı olan likidite temin edildi.

2- Kamu Gelirleri ve Harcamaları Dengesine Yönelik Önlemler;

Tasarrufa yönelen devlet bütçesi sonucu cari harcamalarda %30 tasarruf sağlanmıştır. Yine kamu kesiminde yeni istihdam önlenmiştir. Bir kısım ihaleler ertelenirken bir kısım projeler iptal edilmiş , tarımla sübvansiyonların azaltılması kararlaştırılmıştır. Yine aynı tedbirler çerçevesinde kamu gelirlerinin artırılması amacıyla KİT ürünlerine zam yapılıp yeni vergiler getirilmiş , çeşitli fonlardan genel bütçeye aktarılan paylar artırılarak kamuya ait gayri menkullerin satılması kararlaştırılmıştır. Program çerçevesinde Nisan-Haziran döneminde 16.3 trilyonu ek gelir , 22 trilyonu tasarruftan olmak üzere 38.3 trilyon TL iyileştirme saptanmıştır.

3- Ödemeler Dengesi Açıklarının Kapatılmasına Yönelik Önlemler;

1994 başında TL. sının %60 civarında devalüe edilmesi ihracatçı aleyhine bozulan dengeyi değiştirmiş , daralan iç piyasa talebi dış piyasalara açılmayı gerektirmiştir .Bu amaçla krediler verilmesi kararlaştırılmış yabancı sermaye girişini özendirici bir ortam vaad edilmiştir.

4- Yapısal Reformları Amaçlayan Tedbirler;

Krizin temel nedeninin yapısal çarpıklıklar olduÄŸu ortadadır. Yanlış politikalar sonucunda gelir-gider dengesi önemli bir açık vermiÅŸ hatta bütçe bir borç ödeme bütçesi haline gelmiÅŸtir. Bundan kurtulmanın çaresi ekonominin sırtına yük haline gelen Kit’lerin özelleÅŸtirilmesi , uzun vadede özelleÅŸtirilecek olanların o zamana kadar özerkleÅŸtirilmesi olarak görülmüştür. Tarımda destekleme alımlarının azaltılması düşünülmüş , sosyal güvenlik kurumlarının bir çatı altında toplanması planlanmıştır. Aynı amaçla kamuda yeni istihdam yaratılmamış , emeklilik yaşı uzatılırken , emeklilik yaşı dolmuÅŸ olanların emekliye ayrılması öngörülmüştür.

Programın Sonuçları

Program; külfeti bütün kesimlere dağıtamaması, halkı inandıramaması, siyasilerin rant sağlamak düşüncesiyle kendi içinde anlaşamaması, uygulamada yavaş kalması gibi nedenlerle ancak kısmen başarılı olabiliş, hedeflenen temel amaçlara ulaşamamıştır.

Program sonucunda dış ticaret açığında %63.3 daralma görülürken, cari işlemler dengesi 2.6 milyar dolar fazla vermiş, iç piyasaya borçlanma maliyetinin azalması üzerine hazine iç borçlanmaya giderek açıklarını kapatmış, Kit zamlarından sağlanan gelirlerle bu kuruşların yapılanmasında düzenlemeler sağlanmıştır.

Alınan ek vergilerle , kamu harcamalarının kısılması sonucu 1994 yılında konsolide bütçe gelirleri %110.3 , giderleri ise %84 oranında artmış , konsolide bütçe açığı 1994’de % 3.9 a düşürülmüş , aynı yıl dış borç stokunda %2.7 azalma , ihracatta 1993’e göre %18 artış ve ithalatta %20.9 oranında azalma kaydedilmiÅŸtir.

Programın başarısız yanları ise , sabit gelirlerin yükünü artırırken , yükselen hazine bonoları ve mevduat faizleri sonucu rantiyeci kesimin daha da zenginleşmesi , artırılan vergilerin sanayi sektöründe üretimin azalması sonucunu yaratması ve tarım sektöründe sübvansiyonların enflasyonun altında kalması , reel sektörün en büyük bunalımını yaşaması ve cumhuriyet döneminin en büyük enflasyon oranın gerçekleşmesi olarak nitelendirilebilir.

DÖVİZ KURU POLİTİKASI

1990 Şubatının döviz kuru politikasına getirdiği önemli bir yenilik, döviz kurlarının kamu otoritesinden bağımsız olarak belirlenmesine izin verilmesidir. Haziran 1991 de yapılan bir mevzuat değişikliyi ile ise PTT ye serbestçe belirleyeceği kurlarla döviz alım satımı yetkisi vermiştir.

5 Nisan 1994 tarihine kadar Merkez bankası 20918 sayılı ve 3.7.1991 tarihli genelgeye göre belirlenirken bu tarihten sonra bankalar , yetkili müesseler , özel finans kurumları ve PTT’ ce belirleme yetkisi veriliyordu. Günün sonunda Merkez bankası yukarıda adı geçen kuruÅŸlarında görüşleri doÄŸrultusunda kur belirlemekte idi. Günümüzde ise döviz kurları serbest piyasada belirlenirken , Merkez bankası zaman zaman yaptığı müdahalelerle her ülkede karşılaşılan ve serbest kur politikasına engel oluÅŸturmayan bir uygulama göze çarpmaktadır.

1995’ten sonra uygulanan sıkı para politikası doÄŸrultusunda döviz kuru için aylık hedefler belirlenmiÅŸ , kısa vadeli döviz giriÅŸinin önlenmesi için önlemler alınmıştır. 25.11.1995’te ise Merkez bankası bünyesinde vadeli iÅŸlemler piyasası oluÅŸturulmuÅŸ ilk kez 27 Kasım 1995’te vadeli döviz iÅŸlemlerine baÅŸlanmıştır.

TL. sının iç piyasada son yıllarda hızla deÄŸer kaybetmesi sonucu sıfırları atınca TL.1997’de ABD doları karşısında dünyanın en düşük deÄŸere sahip ikinci parası durumuna gelmiÅŸtir.

Gelişmeler TL. nin döviz karşısında sürekli olarak gerilemesine neden olmuş , bunda ihracatı ve turizm gelirlerini artıracağı düşüncesinin de önemli bir etkisi olmuş ancak maalesef hiçbir dönemde bu etkiden yeterince yararlanılamamıştır.

1992-2000 Yılları Arası Dolar ve Mark Döviz Kurları1

ABD Doları Alman Markı

Alış Satış Alış Satış

1992 8555.85 8573.00 5302.66 5313.29

1993 14458.03 14487.00 8347.59 8364.32

1994 38418.00 38495.00 24683.00 24732.00

1995 61054.00 61361.00 42600.00 42814.00

1996 107505.00 108045.00 69073.00 69407.00

1997 204750.00 205740.00 114240.00 114790.00

1998 312720.00 314230.00 187340.00 188240.00

1999 540098.00 542703.00 277169.00 278506.00

2000 671765.00 675004.00 316265.00 317790.00

GÜNEYDOĞU ASYA KRİZİ

Krizin Ortaya Çıkışı ve Gelişimi

Ucuz işçilikle ; ihracat ve ithalat ekonomisini birlikte oluÅŸturarak dünyanın en büyük pazarını – Asya Pasifik – pazarını oluÅŸturmayı amaçlayan , Güney Kore , Hong Kong , Tayvan , Malezya , Singapur , Vietnam , Filipinler büyük net sermaye akışlarını da arkalarına alarak önemli geliÅŸmeler kaydetmiÅŸ , 90’lardaki dünya ekonomik büyümesinin yarıdan fazlası Asya’da gerçekleÅŸmiÅŸtir.

Her ÅŸeyin yolunda gitmediÄŸinin ilk sinyalleri 1996’da ihracatın ve GSMH büyümesinin yavaÅŸlaması ile gelmiÅŸ faiz oranları yükselerek para problemi ile karşı karşıya kalınmıştır. Gayri menkul sektöründe de sorunlar baÅŸ göstermiÅŸ ve menkul kıymetler borsasında keskin düşüşler ve mali dengelerde bozulmalar baÅŸlamıştır.

Sabit kur politikasının uygulandığı bu ülkelerde aşırı deÄŸerlenen milli paralar karşısında yapılan uyarılara gerekli reaksiyon gösterilmemiÅŸtir. Çünkü Tayland gibi bir çok ülke firmaları içerde milli paraları ile iÅŸlem yaparken daha düşük faiz oranları nedeniyle döviz cinsinden borçlanıyordu ve bir devalüasyon bu ÅŸirketleri çok güç durumda bırakabilirdi.2 1997 Temmuzunda Tayland Baht’ının yabancı sermaye kaçışları karşısında % 20 oranında devalüe edilmesi sonucu baÅŸlayan kriz geniÅŸleyerek Malezya , Endonezya , Filipinler ve sonunda Singapur ve Hong Kong’u ve özel sektörü aşırı borçlanmış olan Güney Kore’yi dolayısıyla tüm dünyayı etkilemiÅŸtir.

Krizin en temel nedenlerinden biri yüksek ekonomik performanslarına güvenilerek verilen yabancı sermaye desteğinin verimli alanlara yönlendirilememesi, diğer nedenleri ise kısa vadeli borçlardaki artış, makro ekonomi, döviz kuru politikaları ile finans kesimindeki zayıflıklardır. Krizin başlaması üzerine kredilerin kesilmesi 4 krizi derinleştiren bir diğer önemli etken olarak karşımıza çıkmaktadır.

Asya Krizinin Türkiye Ekonomisine Etkileri

Asya Krizi başta çevresi ve yoğun ilişki içerisinde olduğu ülkeler olmak üzere bütün dünyayı etkilemiş ve dünya ekonomisinin 1998 yılında % 3.5 düzeyinde büyümesi beklenirken bunun % 2.5 olarak gerçekleşmesine neden olmuştur.

Kriz uluslararası sermayeyi tedirgin etmiş , borçlanma maliyetinin artmasına neden olmuş ve Türkiye ve aynı durumdaki ülkelerin finansman darboğazını ağırlaştırmıştır.

1998’in ilk yarısında piyasalarda hazine bonosu ve repo faizi gerilemesi enflasyonun hedeflendiÄŸi gibi gerilemesi , Merkez Bankasının elinde güçlü döviz rezervleri oluÅŸu ve vergi reformunun gerçekleÅŸtirilmeÄŸe çalışılmasının yarattığı olumlu geliÅŸmeler krizle yerini olumsuzluklara bırakmıştır.

Faizler hızla yükselirken , hisse senetleri değer kaybetmiş , yabancı sermayenin çekilmesiyle yatırımlar daralmış , ihracat imkanlarında da paralel bir daralma yaşanmıştır. Bu kapsamda 1997 yılının 2 nci Yarısında Türkiye hisse senedi piyasasından yabancılar 313.1 Milyon dolar çekmiş , bunu Ocak ayında çekilen 94.5 Milyon dolar izlemiştir.

Bu ülkelerin milli paralarında meydana gelen deÄŸer kayıpları Türkiye’nin bu ülkelerden ithalatını artırırken , ihracat hacmini daraltmıştır.

Türkiye’nin DoÄŸu Asya Ülkelerinden İthalatı (milyon Dolar).5

1995 1996 1997

Güney Kore 566.1 714.6 1.026.6

Çin Halk Cumhuriyeti 539.0 634.9 749.6

Tayvan 350.6 452.0 489.9

Malezya 272.3 228.6 272.2

Hong Kong 138.6 202.9 -

Endonezya 132.7 154.4 130.1

Tayland 62.9 87.2 120.6

Filipinler 7 ‘9 .17.1 -

TOPLAM 2.070.1 2.491.7 -

Japonya 1.400.0 1.382.0 2.021

TÜRKİYE’NİN TOPLAM İTHALATI 35.709.0 42.463.8 46.655.3

Türkiye’nin DoÄŸu Asya Ülkelerine İhracatı (Milyon Dolar)1

1995 1996 1997

Singapur 140.8 248.3 365.6

Hong Kong 216.6 219.4 237.9

Malezya 99.7 133.8 125.8

Güney Kore 99.9 101.8 49.8^

Tayland 87.1 75.7 47.0^

Endonezya 32.4 57.1 35.4^

Filipinler 28 ‘5 46.1 20.1^

Tayvan 107.8 39.6 35.0^

TOPLAM 814.8 921.8 -

Japonya 180.3 166.7 143.3

TÜRKİYE’NİN TOPLAM İHRACATI 21.637.0 23.082.1 26.009.1

Türkiye’nin Demir-Çelik İhracatının Asya Ülkelerine Göre

Dağılımı (20 Milyon Doların Üzerinde İhracat Yapılan Ülkeler)2

1996 1997 1997

Milyon İlk İlk 8 Aylık

Singapur Dolar 8 Ay % Artış

Hong Kong 208.5 194.8 88.0

Malezya 167.3 123.8 26 ‘3

Güney Kore 57.9 37.4 44.4

Tayland 52.1 7 ‘1 -85,6

Filipinler 39.1 32.6 -7,4

Japonya 32.4 11 ‘5 -61,5

TOPLAM 24 ‘1 0.2 -98,8

581.40 407.40 -84,8

RUSYA KRİZİ

Asya Krizinin hemen ardından dünya ekonomisi, AÄŸustos 1998’de Rublenin devalüe edilmesi sonucu ortaya çıkan Rusya Kriziyle sarsılmış, kriz etkilediÄŸi ülkelerde ekonomik ve siyasi istikrarı tehdit ederken globalleÅŸme ile iliÅŸkili tereddütlere de yenilerini eklemiÅŸtir.

Kriz Öncesi Durum ve Krizin Sebepleri

1992 yılında fiyatların serbest bırakılması sonucu Rusya ekonomisi hızla hiper enflasyon ortamına girmiÅŸ kısa sürede fiyat artışları % 200’leri geçerken ekonomi tamamen çökmüş, bunun sonucunda uygulanan sıkı para politikasıyla AÄŸustos 1998 Krizi öncesi enflasyon % 10’a kadar çekilebilmiÅŸtir. Ülkede enflasyon konusunda önemli geliÅŸmeler kaydedilmiÅŸ olmasına karşın mali ve yapısal sorunların çözümünde önemli bir baÅŸarı elde edilememiÅŸ, etkinlikten uzak firma yönetimi ve zayıf bankacılık sistemi yanı sıra vergi toplanamaması ve büyük kamu harcamalarıyla büyüyen bütçe açığı önemli bir sorun haline gelmiÅŸtir. Sıkı para politikaları sonucu ortaya çıkan likit para darlığı ülkeyi takas ekonomisine sürüklemiÅŸ buda vergi gelirlerini iyice azaltmıştır. Mali piyasa yapısı itibarıyla UzakdoÄŸu ülkeleri ile benzerlikler arz eden Rusya ekonomik kalkınma için yabancı sermayeye muhtaçtı ve Asya Krizi ile ortaya çıkan taze kaynak bulma sorunu Rusya’yı doÄŸrudan etkilemiÅŸti. Bir yandan batılı liberal demokratik sistemin yerleÅŸtirilmesine çalışıldığı ülkede bir yandan serbest piyasa ekonomisine geçiÅŸ çalışmaları yapılırken ortaya çeÅŸitli sorunlar çıkıyordu.

Ülkede istikrar olmayışından kaynaklanan kayıt dışı ekonomi ve mafya sorunu diÄŸer önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmakta 1998 yılı itibarıyla ekonominin yaklaşık % 50’sinin kayıt dışı olduÄŸu tahmin edilmektedir.

IMF verilerine göre Rusya’nın federal bütçe açıklarının GSYİH’ ya oranı nakit dışı vergi ödemeleri de dahil 1997 de % 7 ve 1998’de de % 6 olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir.

Rusya hükümetleri bu büyük bütçe açıklarını yerli ve yabancı yatırımcılara kısa vadeli bir Ruble eksiltme enstrümanı olan GKO ve OFZ satarak kapatmaktaydı.1 Bunların önemli bir kısmının yabancı banka ve yatırımcı elinde oluşu kaygıları artmakta idi.2

1997’nin son çeyreÄŸine kadar bu hazine kağıtlarının satılmasında bir sorun çıkmamaktaydı. Ancak bu tarihten sonra Asya Krizinin Rusya’ya ulaÅŸan etkisiyle yabancı yatırımcıların ellerinde bulunan Ruble cinsinden varlıkları dolara çevirip paralarını dışarı çıkarmaya baÅŸlamaları devleti gittikçe daha fazla faiz ödemeye mahkum etmiÅŸ , bu dönemde firmaların birikmiÅŸ vergi borcu 42.6 milyar dolara ulaÅŸmıştır.3

Uygulanan aşırı değerli Ruble politikası sonucu ihracat zorlaşırken ithalat teşvik edilmiş ve bankacılık sisteminin dengeleri bozulmuştur. Rus Bankaları dışardan batı paraları ile borçlanıp içerde Ruble ile kredi verme politikası izler hale gelmişlerdir. 17 Ağustos Krizi sonrası birkaç hafta içinde Rublenin % 60 oranında değer kaybetmesinin bankacılık sektörü üzerinde bu denli yıkıcı bir etki yaratmasının asıl nedeni budur.

Kriz ve Alınan Kararlar

17 AÄŸustos 1998’de hükümet aşırı deÄŸerli Ruble politikasına son vermiÅŸ kriz öncesi doların deÄŸeri 6.2 Ruble iken Mart 1999’da 24-25 Rubleyi bulmuÅŸ , böylece 1 Ruble 16 centten 4 cente düşmüş , deÄŸerinin ¾ ünü kaybetmiÅŸtir.

Bu dönemde alınan bir baÅŸka kararla iç borç ödemeleri dondurulmuÅŸ Rus firma ve bankalarının yabancılara olan borçlarına ait anapara ödemeleri 90 gün süre ile dondurulmuÅŸtur. 24 AÄŸustosta ise bu karaları alan Kriyenko Hükümeti düşmüş ve yerine 11 Eylül 1998’de Primakov Hükümeti gelmiÅŸ , bu hükümete duyulan güven krizin büyük bir hiperenflasyona dönüşmesini engellemiÅŸtir. 1998 Krizi sonunda ekonomi ilk defa 1997’de saÄŸladığı % 0.8 gibi küçükte olsa büyümenin aksine % 4.6 küçülmüş , 1997’de ülkeye 6.2 milyar dolarla gelen yabancı sermaye 1998’de sadece 2.2 milyar olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir.

Rusya Krizi’nin Türk Ekonomisine Etkileri

CoÄŸrafi yakınlığı nedeniyle Türkiye’nin önemli bir ticaret ortağı konumunda bulunan Rusya’nın yaÅŸadığı kriz , 1994 Krizinden çıktıktan sonra yaralarını kısmen sarmış olan ancak gerekli olan özelleÅŸtirme , sosyal güvenlik reformu ve bankacılık sektörü reformunu gerçekleÅŸtirememiÅŸ olan Türkiye’yi olumsuz yönde etkilemiÅŸtir.

Türkiye’de bulunan yabancı sermaye Rusya örneÄŸinden etkilenerek çıkış yapmış ancak krizin Türkiye’ye etkileri bununla sınırla kalmamıştır. Çünkü 1996 yılında 8.8 milyar dolar olarak gerçekleÅŸen bavul ticaretinin önemli bir bölümünün sahibi Rusya’dır. Aynı ÅŸekilde % 7.8 ile ihracatımız içindeki pay sırasına göre Almanya’nın ardından 2 nci ve ithalatımız içinde 6 ncı sırada bulunana Rusya’da yaÅŸanan olumsuzluklar Türkiye’yi derinden etkilemiÅŸtir.

Sonuçta bu ülkeye yönelik ihracatımız yılın ilk çeyreÄŸinden itibaren önemli bir düşüş kaydetmiÅŸtir. Türkiye’nin daha riskli bir görünüm kazanması sonucunda borçlanma maliyeti de yükselmiÅŸ ve özelleÅŸtirme hedefleri bundan olumsuz etkilenmiÅŸtir.

İMKB’de yaÅŸana panik satışlar sonucu Ulusal 100 Endeksi % 6.8 düşüş ile kaparken bono piyasasında faizler 11 puana varan sıçramalar yapmıştır.3 Dövizdeki olası sıçramayı önleme satışı sürdüren Merkez Bankasının döviz rezervindeki düşüş ise 3 Milyar dolara ulaÅŸmıştır.

Türkiye’nin Rusya Federasyonu İle Ticari İliÅŸkileri (Milyon$)1

YILLAR İHRACAT İTHALAT DENGE HACİM İTH/GEN İTH İHR/GEN İHR%

1992 438 1.040 -602 1.479 4,55 2,98

1993 499 1.542 -1.043 2.041 5,24 3,25

1994 820 1.045 -225 1.886 4,49 4,53

1995 1.238 2.082 -844 3.321 5,83 5,72

1996 1.512 1.912 -400 3,424 4,38 6,51

1997 2.057 2.174 -117 4.231 4,47 7,84

1997(1-6) 914 1.018 -104 1.933 4,57 7,36

1998(1-6) 776 1.071 -295 1.847 4,64 6,1

Toplam ihracat içinde ülke gruplarının payı (%)1

Ülke grupları 1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998

Toplam ihracat 100 100 100 100 100 100 100 100 100

Komşu ülkeler 9,33 9,01 8,58 7,04 6,32 6,12 6,49 7 6,56

G7 ülkeleri 53,52 51,07 49,54 46,95 46,91 48,31 46,74 44,2 46,58

AB ülkeleri 55,48 54,05 53,92 49,51 47,69 51,2 49,73 46,64 50,04

Balkan ülkeleri 2,96 3,16 3,35 3,09 3,52 4,13 4,02 4,18 4,9

Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri 6,39 7,75 6,91 7,66 9,19 11,79 12,13 13,56 10,86

Diğer Avrupa ülkeleri 2,7 2,22 2,24 1,98 1,71 1,62 1,58 1,79 1,5

Türk Cumhuriyetleri 1,27 2,97 2,45 2,55 3,24 3,48 3,13

Kuzey Afrika ülkeleri 4,99 5,09 4,32 3,89 4 4,16 4,24 3,73 5,57

Diğer Afrika ülkeleri 0,79 0,86 1 0,71 0,65 0,76 0,75 0,97 1,17

Latin Amerika ülkeleri 0,35 0,53 0,46 0,6 0,74 0,67 0,68 0,87 1

Ortadoğu ülkeleri 12,57 13,61 13,39 12,96 11,85 9,86 9,67 10,34 9,14

Uzakdoğu ülkeleri 5,04 5,87 7,07 9,39 8,02 4,94 4,97 4,48 2,19

Güney Asya ülkeleri 0,98 0,91 0,73 0,67 1 0,85 1,11 0,72 0,72

Okyanusya ülkeleri 0,22 0,22 0,22 0,18 0,23 0,25 0,28 0,3 0,28

Diğer ülke ve Bölgeler(Serbest Bölgeler vb) 0,21 0,19 0,6 0,99 2,19 2,03 2 2,55 3,19

Toplam İthalat içinde ülke gruplarının payı (%)

Ülke grupları 1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998

Toplam ithalat 100 100 100 100 100 100 100 100 100

Komşu ülkeler 8,04 1,81 3,27 3,85 4,61 4,52 4,25 5,19 3,93

G7 ülkeleri 50,16 52,13 52,6 53,35 50,78 50,36 51,95 51,27 51,24

AB ülkeleri 44,49 47,02 46,59 47,14 46,91 47,22 53,04 51,22 52,43

Balkan ülkeleri 2,8 2,68 3,01 2,54 2,55 2,99 2,77 2,75 2,48

Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri 8,73 8,91 8,7 10,31 9,83 11,4 8,95 8,95 9,44

Diğer Avrupa ülkeleri 2,68 2,58 3,48 2,5 2,47 2,58 2,57 2,7 2,56

Türk Cumhuriyetleri 0,42 0,67 0,83 0,82 0,7 0,83 0,99

Kuzey Afrika ülkeleri 4,21 2,28 2,51 1,29 2,7 3,2 3,71 3,73 3,25

Diğer afrika ülkeleri 1,79 1,28 1,02 1,14 1 0,68 0,86 0,79 0,58

Latin Amerika ülkeleri 2,48 2,09 1,81 1,85 1,53 1,98 1,78 1,67 1,71

Ortadoğu ülkeleri 12,13 11,84 11,58 9,51 10,87 7,53 7,43 6,49 4,83

Uzakdoğu ülkeleri 9,72 10,31 9,88 11,14 8,97 9,91 9,12 10,87 11,79

Güney Asya ülkeleri 0,84 0,88 0,76 1,03 0,74 1,15 0,89 0,81 0,83

Okyanusya ülkeleri 0,66 0,62 0,69 0,89 1,29 0,97 0,98 1,13 0,96

Diğer ülke ve Bölgeler(Serbest Bölgeler vb) 0,01 0,01 0,13 0,28 1,41 0,88 0,74 0,9 0,97

KAYNAKÇA

Yrd.Doç.Dr. Ömer EROĞLU , Türkiye Ekonomisi Ders Notları , Isparta

2000

2) UN statistical Yearbook , New York , United Nations , 1979

3) Prof.Dr. Rıdvan KARLUK , Türkiye Ekonomisi , Beta Yayınları , 6.Basım ,

İstanbul 1999

4) 8.5 yıllık Kalkınma Planı, Türkiye’nin Dış Ekonomik İliÅŸkileri Özel İhtisas

Kalkınma Raporu, Ankara 2000 , Yayın No : DPT 2512

5) Dış Ticaret Dergisi , Ankara , 1998

6) DPT

7) DİE, İstatistik Göstergeler 1923-1990, ANKARA,1991 ve DPT,Temel

Ekonomik Göstergeler, DİE

8) DPT,DİE, http:// www.dpt.gov.tr

9) UN, International Trade Statistics Yearbook 1996

10) Hakan AKIN, Yeni İşim Dış Ticaret, Academy International Yayın Evi,

Birinci Basım, Ağustos 1999, Ankara

DTM , Başlıca Ekonomik Göstergeler , Mart-Mayıs, 1999

12 )Prof.Dr.Halil SEYİDOĞLU Uluslararası İktisat , 13.baskı , İstanbul , 1999

Birleşmiş Milletler Geniş Ekonomik Kategoriler (BEC) Sınıflamasına Göre

Dünya Gazetesi ‘’ Rusya Krizinin AteÅŸi ‘’ , 28 AÄŸustos 1998

15) Oya CELASUN , 1994 Currency Crisis In Turkey ,

http://www.worldbank.org/html/dec/pu…ns/workpapers/

WPS1900series/wps1913/wps1913-abstract.html

16) Karabulut ; E. Düzgünoğlu ; E. , Developmet Of Turkish Turism ,

TURSAB , İstanbul , 1999

17) 9 Eylül Üniversitesi S.B.E.. Dergisi , Cilt :2 Sayı:3 . 2000

18) Barutçugil ,S.İ.,Turizm Ekonomisi ve Turizmin Türk Ekonomisindeki

Yeri,Beta Yayınevi,İstanbul , 1986 , s.34

19) Birkan , İ. , Turizm Endüstrisinin Kalkınmakta Olan Ülkelerin Ekonomisi

Üzerindeki Etkileri, Anotalia

20) Turizm Araştırmaları Dergisi , Sayı:2

21) TCMB 3 Aylık Bülteni , Ekim-Aralık 2000

DTM , Dünya Ekonomik Bülteni, Ocak 1998 , Sayı:12

23) http://www.megastories.com/seasia/why/whyhtm

24) Dış Ticaret Dergisi, Mart 1998 , “Asya Krizi Özel Sayısı ”

25) Ungson , Gerardo R. , “ When Interpretations Collide the Cases Of Asias’s

Financial Crisis” , Jurnal Of Management Inqury Vol:7 , No.4

Dec.1998

26) Milliyet Gazetesi , 24 Mart 1998

27) Miras , F. “ Asya Krizi ve Türkiye’ye Etkileri’’ , TOBB Ekonomik Forum ,

Yıl : 5 , No: 2 , Şubat 1998

28) Hasdal , C. , “Her ÅŸey Çok Güzel Olacaktı” , Global Bülten , Ocak 1999 29) ANKA Ekonomik Bülteni , 27 Nisan 1998

30) OÄŸuz , O. , “ Asya Rüzgarı Hasta Ediyor” , Ekonomik Forum , Sayı :8 , 15

AÄŸustos 1998 , 20

31) İstanbul Ticaret Odası , Uzakdoğu Finans Krizi, 1998-47

32) DTP. Raporu , Aralık’98

33) DTP. Konjonktür DeÄŸ. Raporu , Aralık ‘98

34) Rusya Ekonomisi ve Türkiye ile ilişkileri , 17 Ağustos Krizi,

http://www.deik.org.tr/duyurular/200…tml/sec03.html

35) Hanson,Philip “The Russian Economic Crisis And The Future Of Russian

Economic Reform’’ , Europe- Asian Studies , Vol:51, No.7 , Kasım 1999

36) Malkoç , SavaÅŸ “ Cumhuriyetin 75 nci yılında Dünya Ekonomik

Krizlerinin Türkiye’ye Yansımaları ve Güncel Bir Örnek : Rusya Krizi ” ,

37) Dış Ticaret Dergisi , Ekim 1998 , Özel Sayı

38) Boratav , Korkut ‘’Glastnost ve Prestroika Üzerine ‘’ , İktisat ve Siyaset

Üzerine Aykırı Yazılar, Kasım 1990 , İstanbul

39) Ersen , Y. , ‘’ KüreselleÅŸme , Teknoloji ve Rekabet ‘’ , Vitrin , Sayı : 121 ,

Ankara 1998

40) IMF , World Economic Outlook , May 1999

41) 17 AÄŸustos Krizi http://www.deik.org.tr/duyurular/2000rushtml/sec03.html

Kraus , James R. ‘’ Russian Crisis May Force More Dept Restructuring ‘’ ,

American Banker , Vol: 163 , No.160 Aug. 1998

43) Rusya Ekonomisi ve Türkiye ile ilişkileri , 17 Ağustos Krizi ,

http://www.deik.org.tr/duyurular/200…tml/sec03.html

44) Dünya Gazetesi ‘’ Piyasalar Soros’un Tokadı İle Sallandı ‘’ 14 AÄŸustos

1998

E-ticaretin Yararları

Salı, 06 Kasım 2007

E-TİCARETİN YARARLARI

Uluslararası ticari iÅŸlemlerde, sözleÅŸmenin yapılmasından nihai ödemeye kadar, alıcılar, satıcılar, bankalar, nakliyeciler, sigortacılar, gümrük idareleri ve bu sürece dahil diÄŸer taraflar, ticarete konu olan mal veya hizmetlere iliÅŸkin pek çok bilgi üretmekte, iletmekte, almakta, iÅŸlemekte, düzenlemekte ve dosyalamaktadır. Geleneksel ticarette, bir ülkeden diÄŸer bir ülkeye, bir sevkiyat sürecinde ortalama 50 belge düzenlenmekte ve bu belgelerin 360 civarında kopyası çıkartılmaktadır. Genellikle iÅŸlemi baÅŸlatan kiÅŸi tarafından doldurulan bilgiler, bu sürece dahil tüm taraflarca talep edilmekte ve bu bilgilerin elle tekrar doldurulması sırasında pek çok hata yapılabilmekte ve bilgilerin ilgili makamlara aktarılması uzun zaman almaktadır. ÖrneÄŸin, batılı bir firmanın Çinli bir firma ile normal koÅŸullarda ticaret sözleÅŸmesi imzalaması yaklaşık olarak üç ayda sonuçlanmakta, malın ihracat süresi üretim süresinden daha uzun olabilmektedir. Geleneksel yöntemlerle yapılan ticarette ticari iÅŸlem maliyetlerinin tüm dünya ticaret hacminin %7-10′unu kapsadığı BM Uluslararası Ticaret EtkinliÄŸi Sempozyumu’nda açıklanmıştır.

Bu noktada geleneksel ticaret karşısında elektronik ticaretin avantajları aşağıdaki şekilde belirlenebilir:

- Ticari işlemlerin yürütülmesi için gerekli bilgiler, işlemi başlatan kişi tarafından, ticaret sürecine dahil tüm tarafların (üretici, satıcı, alıcı, gümrük idareleri, sigortacı, nakliyeci, bankalar, diğer kamu kurumları vb.) birbirine bağlı bilgisayarlarından birisine önceden belirlenmiş standart formatta bir kez girildiğinde kısa bir süre içinde tüm tarafların bilgisayarlarına ulaşmaktadır. Gereken belgeler elektronik ortamda hazırlanmakta ve bu bilgi ve belgeler ilgililerin kullanımına sunulmaktadır. Böylece, işlemler minimum hata ile kısa bir süre içinde ve kırtasiye masrafı ödenmeksizin tamamlanmaktadır.

- Malların üretiminden satışına kadar olan zincirde değişiklikler olmakta, alıcı ve satıcının bir araya gelmesi gerekmediğinden, özellikle hizmet ticaretinde işlem maliyetleri düşmekte, aracıların yerini web sayfaları veya elektronik bülten panoları almaktadır.

- Firmaların pek çok faaliyetinin daha düşük maliyetle yapılması ve üreticiler arasında rekabetin artmasının yanı sıra bilgilerin hızlı ve etkin biçimde iletilmesi sağlanmaktadır.

- Daha hızlı bir şekilde ürün geliştirilmesi, test edilmesi ve müşteri ihtiyaçlarının tespit edilmesi mümkün kılındığından, talebe karşı arz tarafı daha hızlı uyum göstermektedir.

- Perakende satışlarda önemli değişiklikler olması beklenmektedir. Alıcılar kendi evlerinden sipariş verme ve istedikleri ürünleri kendi evlerinde teslim alma imkanına kavuşmaktadır. Firmalar bu ortamda müşterilerine çok daha fazla sayıda ürün seçeneği sunabilmektedir.

- Tüketiciler için işlem maliyetleri ve nakliye masrafları düşürülmektedir.

- Ürünlerin sipariş edilmesi ile teslim alınması arasında geçen süreden kaynaklanan maliyetler ile stok maliyetleri düşmektedir.

- İnternetin yaygınlaşması ve bu ortamda sunulabilen bilgilerin artmasıyla bilgi ve iletişim piyasalarında değişiklikler beklenmektedir. Tüketicilerin daha yüksek kalitede bilgi talep etmesi, bilgi toplama ve işleme alanında uzmanlaşmayı gerektirmektedir. Bu da bilgi işlem sektöründe yeni iş imkanları yaratacaktır. Yeni fikirlere sahip bir girişimcinin bu ortamda tanınması ve yer edinmesi daha kolay olacaktır.

Vergi

Salı, 06 Kasım 2007

4. TACİRLERİN VERGİ KANUNLARI YÖNÜNDEN SINIFLANDIRILMASI

Ticaret kanunumuz tacirleri açıkça bir sınıflaşmaya tabi tutmuştur. Ancak ticarethane, fabrika ve ticari şekilde işletilen diğer kurumlar şeklinde bir sınıflandırma yolunu seçmiştir.

Vergi usul kanunu ise tacirleri defter tutma bakımında ikile ayırmıştır:

A- Birinci Sınıf Tacirler: Bilanço esasına göre,

B- İkinci Sınıf Tacirler: İşletme hesabı esasına göre defter tutarlar.

(V.U.K.176)

B. İkinci Sınıf Tacirler

1. İkinci Sınıf Tacir Olabilme Unsurları

• Vergi Usul Kanununun 177. Maddede yazılı olanların, yani l. Sınıf tüccarların dışında olan gerçek usulde vergiye tabi tüccar erbabı,

• Kurumlar vergisi mükelleflerinden iÅŸletme hesabı esasına göre defter tutmalarına Maliye Bakanlığınca müsaade edilenler;

• Yeni iÅŸe baÅŸlayan iÅŸletme sahipleri;

• Kendi isteÄŸiyle ikinci sınıfı tercih edenler;

• Hizmet iÅŸleriyle uÄŸraÅŸanlar veya nakli iÅŸleriyle uÄŸraÅŸanlar,yıllık brüt kazançlarının 3.600.000.000TL.aÅŸmayanlar;

• Yıllık mal alımlarının tutarı 7.200.000.000TL.aÅŸmayanlar; ikinci sınıf tacir gibi hareket edebilirler.

2- İkinci Sınıf Tacirlerin Tutmak Zorunda Olduğu Defterler

İşletme Hesabı Esasına Göre Defter Tutarlar;

l- İşletme Hesabı Defteri

2- Günlük perakende satış ve hasılat defteri

a) İşletme Defteri

İkinci sınıf tacirlerin ekonomik faaliyetlerini izledikleri defterdir. İşletme defteri ciltli,sayfaları karşılıklı, sıra numaralıdır. İşletme defterinin karşılıklı iki sayfasının sol tarafı gider kısmını, sağ tarafı ise gelir kısmını teşkil eder. İşletme defterinin her sayfasının ilk satırı bir önceki sayfanın toplamının devredildiği, devreden toplam satırı, son satırı ise sayfa toplamının yazıldığı toplam satırıdır. İşlemler gider ve gelir sayfalarına sıra numarası ile yazılır.

Defterin gider kısmında; satın alınan mallar ile hizmet karşılığında ödenen veya borçlanılan paralar ve işletme ile ilgili diğer bütün giderlerle bunlar için ödenen katma değer vergileri yer alır.

Defterin gelir kısmında; satılan mal bedeli ve yapılan hizmet karşılığı olarak tahsil edilen ve edilmeyen paralar ile işletme faaliyetlerinden elde edilen diğer bütün gelirlerle bunlarla ilgili hesaplanan katma değer vergileri yer alır.

Gayri menkuller ve tesisat gibi amortismana tabi olan kıymetler işletme hesabına intikal ettirilmez. Şu kadar ki 189. maddeye göre amortisman kaydı tutulmak şartıyla bu kıymetler üzerinden her yıl ayrılan amortismanlar gider kaydolunur. Gider ve hasılat kayıtlarının en az aşağıdaki bilgileri ihtiva etmesi şarttır;

a- Sıra Numarası , b- Kayıt Tarihi , c- İşletmenin Türü , d- Meblağ (Tutar)

b) Günlük Perakende Satış Ve Hasılat Defteri

İkinci sınıf tacirlerin günlük perakende satışları ile yaptıkları hizmet karşılığında tahsil ettikleri paralar ve işletme faaliyetlerinden elde edilen diğer tüm gelirlerden yapılan hasılatların yazıldığı bir defterdir. Günlük perakende satış ve hasılat defteri ciltli ve sayfaları birbirini takip eden sıra numaralıdır. Günlük perakende satış ve hasılat defterinin her sayfasının ilk satırı bir önceki sayfanın toplamının devredildiği, devreden toplam satırı son ise sayfa toplamının yazıldığı toplam satırıdır. Günlük perakende satış ve hasılat defterine sadece günlük perakende satışlar yazılır. Günlük kasa defteri gibi günü gününe yazılması gereken bir defterdir.

1. HAFTA

İŞE BAŞLAMA

Vergi Dairesi İle İlgili İşlemler

1. İşe Başlama Bildirimi

Madde 153 aşağıda yazılı olan mükelleflerden işe başlayanlar durumu vergi dairesine bildirmek mecburiyetindedirler.

1) Vergiye tabi ticaret ve sanat erbapları

2) Serbest meslek erbabı

3) Kurumlar vergisi mükellefleri

4) Kollektif ve adi komandit ÅŸirketlerin komandite ortakla

Kazançları götürü usulde tespit edilenler ise vergi karnesi almak için vergi dairesine başvurulur.

Tacirler vergi dairesine işe başlama sayılan bir işyeri açmak, ticaret siciline kayıt olmak durumlarında faaliyete başlamadan önce vergi dairesine işe başlama dilekçesiyle başvururlar. Bu dilekçeye ;

1) Dilekçe

2) Nüfus cüzdan sureti

3) İkametgah

4) Kira kontratı

5) Noterden imza sirküleri

Bu belgelere vergi dairesine başvurur, vergi dairesine bir yoklama memuru tarafından iş yerini kontrol ettirir ve şahsa 10 tuşlu bir sicil numarası verir ve şahıs tüm işlemlerini bu numara ile takip eder.

İŞE BAŞLAMA DİLEKÇESİ

İzmir, 15.10.2002

Vergi Dairesi Müdürlüğüne

Avcılar

01.10.2002 tarihinde Avcılar Saray Mah. YeÅŸil Sok. no:46 ‘da Gül unvanı altında iÅŸ yeri açmak istiyorum. Yıllık gelir vergisi, KDV ve Muhtasar sicil numaralarımın verilmesini bilgilerinize arz ederim.

Gereğinin yapılmasını arz ederim.

Saygılarımla,

Soykan Sevgis

Ek: 1) Nüfuz cüzdanı sureti

2) İkametgah

3) İmza Sirküleri (Noterden)

4) Kira Kontratı

NOT: Muhtasar beyannamemi 3 aylık vereceğim.

3. HAFTA

3. VUK. ‘NA GÖRE DÜZENLENMESİ GEREKEN BELGELERİN BASIMI VE TASDİKİ

Tasdik Ettirilecek Defterler

a) Yevmiye ve Envanter Defteri

b) İşletme defteri

c) Çiftçi İşletme Defteri

d) İmalat ve istihsal Vergisi Defteri

e) Nakliyat Vergisi Defteri

f) Yabancı Nakliyat Kurumlarının Nakliyat Defteri

g) Serbest Meslek Kazanç Defteri

h) Günlük Kasa Defteri

i) Günlük Perakende Satış ve Hasılat Defteri

Tasdik Zamanı

a- Öteden beri işe devam etmekte olanlar defterlerin kullanılacağı yıldan önce gelen son ayda;

b- Hesap dönemleri maliye bakanlığı tarafından tespit edilenler, defterlerin kullanılacağı hesap döneminden önce gelen son ayda ;

c- Yeniden işe başlayanlar, sınıf değiştirenler ve yeni bir mükellefiyete girenler, işe başlama, sınıf değiştirme, yeni bir mükellefiyete girme tarihinden önce, Vergi muafiyeti kalkanlar, muaflıktan çıkma tarihinden başlayarak 10 gün içinde;

d- Tasdike tabi defterlerin dolmasıyla veya sair sebeplerle yıl içinde yeni defter kullanmaya mecbur olanlar bunları kullanmaya başlamadan önce;

e- Defterlerini ertesi yılda da kullanmak isteyenler Ocak ayı, hesap dönemi maliye bakanlığınca tespit edilenlerde bu dönemin ilk ayı içerisinde tasdik yenilemeye mecburdur.

Tasdik Åžekli

a- Ciltli defterlerin tasdiki esnasında sayfaların sıra numarası ile teselsül ettiğine bakılarak bu sayfalar teker teker tasdik makamının resmi mührünü basılarak olunur.

b- Müteharrik yapraklı yevmiye defterleri kullanmalarına maliye bakanlığınca müsaade edilen müesseseler bir yıl içinde kullanacaklarını tahmin ettikleri sayıda yaprağı yukarıda ki esaslara göre tasdik ettirirler. Tasdikli yapraklar bittiği takdirde yeni yapraklar kullanılmadan tasdiklenir.

Devre Sonu Tasdik

Yevmiye defterlerinin son sahifesi son kayıttan sonra dönem sonunda yani ocak ayının sonuna kadar notere daha sonra ilave yapılmasını önlemek için “Görüldü” ibaresi yazılarak tasdiklenir.

VERGİ DAİRESİNE HİTABEN BASIM İZİN DİLEKÇESİ

İzmir, 12.12.2002

Vergi Dairesi Müdürlüğüne

Avcılar

Dairenizde 1170016439 sicil nolu mükellefim. Avcılar Vatan Mah. Kiraz Sok. No:42 ‘da açmış olduÄŸum muhasebe bürosu için aÅŸağıda yazılı olan fatura, sevk irsaliyesi, irsaliyeli fatura, perakende satış fiÅŸini matbaada bastırmak için basın izin belgesini almak istiyorum.

GereÄŸini bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla,

Soykan Sevgis

BELGELER : 1 adet fatura

5 adet sevk irsaliyesi

4 Adet irsaliyeli fatura

3 adet perakende satış fişi

4. ÖDEME KAYDEDİCİ CİHAZ KULLANIMI VE BİLDİRİMİ

Perakende satış yapan birinci ve ikinci sınıf tacirler ödeme kaydedici cihaz kullanmak zorundadır. Ödeme kaydedici cihazlar kullanılmak suretiyle verilen satış fişinde;

• Satış fiÅŸini veren kiÅŸi veya kuruluÅŸun adı,soyadı ya da unvanı,

• Adresi,

• BaÄŸlı bulunduÄŸu vergi dairesi ve hesap numarası,

• Satılan malların cinsi,bedeli ve toplamı,

• Müteselsil fiÅŸ numarası,

• İşlem tarihi,

• Cihazın onaylandığını gösteren sembol ve cihaz sicil numarasının gösterilmesi gerekir.

Ödeme kaydedici cihaz kullanmak zorunda olanlar bunları kullanmaya baÅŸlamadan önce vergi dairesine bildirmek ve bunlara ait levhayı tasdik ettirerek iÅŸyerlerine asmak mecburiyetindedirler. Her iÅŸ günü sonunda mutlaka “Z Raporu” alınması ve saklanması zorunluluÄŸu vardır. Ayrıca her ay sonunda “Z Raporu” alınır.

ÖDEME KAYDEDİCİ CİHAZLARA AİT İZİN DİLEKÇESİ

İzmir, 12.12.2002

Vergi Dairesi Müdürlüğüne

Bağcılar

Dairenizde 1170016439 sicil nolu mükellefim. Avcılar Vatan Mah. Kiraz Sok. No:42 ‘da açmış olduÄŸum muhasebe bürosu için ödeme kaydedici cihazlara ait levha belgesi almak istiyorum.

GereÄŸini bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla,

Özlem Sönmez

EK : 1) Yazar kasa fiÅŸi

2) 1 Nolu fiÅŸ

4. HAFTA

B. DEFTERLERİN TASDİKİ

Tacirler, yasaların göstermiş olduğu defterleri kullanmaya başlamadan önce notere tasdik ettirmek zorundadırlar. Noterler bu defterlerin her sayfasını mühürler, sayfa numaralarını yazar ve en sonuna da kaç sayfadan ibaret olduğunu ve ne amaçla kullanılacağını yazarak tasdik eder.

Tasdik ettirilecek defterler yasal olarak tutulması zorunlu olan defterlerdir.

Tasdik zamanları;

• Yeni iÅŸe baÅŸlayanlar, iÅŸe baÅŸladığı tarihten itibaren bir ay içinde,

• Öteden beri iÅŸe devam etmekte olanlar, defterleri kullanacakları yıldan önceki Aralık ayının sonuna kadar,

• Hesap dönemleri Maliye Bakanlığınca tespit edilenler, defterleri kullanacakları hesap döneminden önceki yılın son ayına kadar,

• Onaya baÄŸlı defterlerin dolması halinde, bunları kullanmaya baÅŸlamadan önce,

• Defterlerini gelecek yılda kullanmak isteyenler, hesap yılının ilk ayında,

• Günlük defter (yevmiye defteri) ayrıca yeni yılın birinci ayının sonuna kadar notere götürülür. Noterce son kaydın altına “GÖRÜLMÜŞTÜR” ifadesi yazılarak, mühürlenir ve imzalanır.

Birinci Sınıf Tacirlerin tutmak zorunda olduğu defterlerden tasdike tabi olanlar;

• Yevmiye defteri

• Envanter defteri

• Günlük kasa defteri

• Kambiyo senetleri defteri

Defter-i Kebirin tasdik zorunluluÄŸu yoktur. Ancak ticari davalarda geçerli belge olabilmesi için Türk Ticaret Kanunu’na göre tasdik ettirilmiÅŸ olma ÅŸartı aranır.

İkinci Sınıf Tacirlerin tutmak zorunda olduğu defterlerden tasdike tabi olanlar;

• İşletme defteri

• Günlük perakende satış ve hasılat defteri

• Kambiyo senetleri defteri

Eğer İkinci Sınıf Tacirler ayrıca bir envanter defteri tutarlarsa, bu defteri de tasdik ettirmek zorundadırlar.

Yükümlünün işinin ya da mesleğinin gerektirdiği defterlerden tasdike tabi olanlar;

• İmalat defteri

• Hasılat defteri

• Serbest meslek kazanç defteri

• Çiftçi iÅŸletme defteri

C. BELEDİYE İLE İLGİLİ BİLDİRİMLER

1. İşyeri Açma İzin Belgesi

Tacirlerin işyeri açmadan önce işyerinin bağlı bulunduğu yerin belediyesine müracaat ederek, işyeri ruhsatı almak mecburiyetindedir. Belediye ruhsata müracaatta bazı belgeler de düzenlenecektir.

2. Reklam ve İlan Vergisi

Belediye sınırları ile mücavir alanlar içinde yapılan her türlü ilan ve reklamlar vergiye tabidir. İşyeri belediyeden bu vergi için vergi numarası alır. İşletmelerin astıkları tabelalarda bu vergiye tabidir.

D. TİCARET SİCİL KAYDI

Ticaret sicili, tacirlerin ve üçüncü kişilerin bilmelerinde yarar ve zorunluluk bulunan, tacir ile ticari işletmeye ilişkin bilgi ve kayıtları kapsayan bir devlet sicilidir. Ticaret sicilinin; tacirin hukuki durumunu saptamak, üçüncü kişileri aydınlatmak, açıklık ve tacire ait bazı kazanılmış hakların korunmasına yardımcı olmak gibi değişik amaçları vardır.

Tacirler ticaret siciline kayıt olmak zorundadırlar. Oda’ya kaydolan tacir Oda’nın hizmetlerinden yararlanır. Bunun karşılığı olarak da yıllık aidat ile munzam aidat öderler.

Ticaret siciline kayıt, iÅŸletmenin bulunduÄŸu mahaldeki ticaret siciline yapılmak mecburiyetindedir. Tescili yapılan iÅŸletmenin daha sonra tescil edildiÄŸine dair ilan yapılır. İlan ise bütün Türkiye’ye etken olmak üzere, Ankara’da çıkan Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile yapılır.

Ticaret siciline ancak kanunların emrettiği hususlar kayıt ettirilir.

Bir işletme kurulurken ticaret siciline müracaat edilir. Müracaatın yazılı olması mecburiyeti vardır. Dilekçeye gerekli belgeler de eklenerek müracaat edilir. Daha önce tescil edilmiş bir hususta değişiklik gerekiyorsa, değişiklikle ilgili talep aynı şekilde yapılır.

5. HAFTA

E. MESLEKİ ODA VE BİRLİKLERE KAYIT

Tacirler meslek gruplarına göre çeşitli meslek kuruluşlarına karşı sorumlulukları vardır. Aynı zamanda işletme sahiplerinin mensup oldukları meslek kuruluşlarına üye olma koşulu aranır.

ÖRNEĞİN; Doktorlar > Türk Tabipler Birliği Odasına

Mimarlar > Mimarlar Odasına

Mühendisler > Mühendisler Odasına

Eczacılar > Eczacılar Odasına

vb. örneklerini çoğaltabiliriz.

İşyeri açıldığı tarihten itibaren bir ay çerisinde ilgili meslek kuruluşuna kayıt olmak zorundadır.

Tacirler ayrıca, ticari faaliyetlerinden dolayı Ticaret Odasına ve Türkiye Ticaret Odaları Birliğine üye olabilirler. Bu odalar üyelerinin yasalar karşısında haklarını korumak ve mensuplarını işletme faaliyetlerinde onlara yardımcı olmak üzere her türlü tedbiri alırlar. Üyelerde, meslek kuruluşlarından üye olma sıfatıyla üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmelerini isterler. Tacirler ayrıca iştigal konuları ile Borsa ve Borsalar Birliğinin de üyesi olabilirler.

F. BAÄž-KUR’A MÜRACAT

T.C. Anayasası “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir” ilkesini benimsemiÅŸtir. Türkiye’de memurların sosyal güvenlik kurumu Emekli Sandığı, işçilerin sosyal güvenlik kurumu ise Sosyal Sigortalar Kurumudur.

1. Giriş Bordrosunun Düzenlenmesi

BaÄŸ-Kur Kanununun 24. Maddesine göre sigortalı sayılanların tamamı BaÄŸ-Kur’a kayıt olmak zorundadır. Bu kanuna göre sigortalı sayılanlar, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde kuruma baÅŸvurarak, kurumca hazırlanan giriÅŸ bildirgesini doldurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak zorundadırlar. Bu konuda meslek kuruluÅŸları, vergi daireleri, belediyeler BaÄŸ-Kur’a yardımcı olurlar. Bu süre içerisinde baÅŸvuruda bulunmayanlar kurumca otomatik olarak kayıt ve tescil edilirler. Sigortalı BaÄŸ-kur’dan bir giriÅŸ bildirgesi alıp doldurduktan sonra BaÄŸ-Kur’a vermekle giriÅŸ iÅŸlemi yapılmış olur.

2. Basamak Seçme

Sigortalı sigortalılığının başladığı tarihte 50. madde belirtilen aylık gelir basamaklarından dilediğini seçer ve en geç üç ay içine kuruma vereceği giriş bildirgesi veya dilekçesinde yazılı olarak bildirirler. Sigortalının ödeyeceği primler ve bağlanacak aylıkların hesabında tespit edilen basamak göstergeleri her yıl bütçe kanunu ile kabul edilen kat sayı ile çarpılması suretiyle bulunacak tutarlar esas alınır.

3. Basamak Yükseltme

İlk beş basamakta, basamak yükseltme her yıl sonunda kurum tarafından sigortalının isteğine bırakılmaksızın kendiliğinden yapılır. Altıncı basamaktan sonra ise bulunduğu basamakta iki tam yılını doldurmadıkça yazılı talepte bulunmadıkça ve sıra dışında basamak yükseltilemez.

4. Bağ-Kur Primlerinin Ödenmesi

Sigortalı prim borçlarını ilgili ayın sonuna kadar kuruma ödemek zorundadır. Primler süresi içinde tam ödenmezse, ödenmeyen kısmına sürenin bittiği tarihten başlayarak kanunla belirtilen gecikme zammı ödenir. Gecikme zammı, sadece prim alacaklarına uygulanır ve borç ödeninceye kadar devam eder. Dava ve icra soruşturması başlamış olsa bile primlerin ödenmemiş kısmı için gecikme zammı tahsil edilir.

1. HAFTA

TİCARİ BELGELER

A- ALIŞ VERİŞ BELGELERİ

a- Fatura: Fatura, mal veya hizmet satan işletmelerce düzenlenen, söz konusu mal veya hizmetin karşılığı olarak alıcıların ne tutarda borçlandıklarını gösteren bir ticari belgedir.

Faturayı düzenlemek mal veya hizmeti satanın görevi iken mal veya hizmet satın alan alıcı da faturayı istemek ve almakla görevlidir. Fatura en az iki nüsha düzenlenir. Bunlardan bir nüsha alıcıya verilir. Diğer nüshaları işletmede kalır. Faturalar mürekkepli kalemle, kopya kurşun kalemi ile veya makine ile yazılır.

Faturanın tanımında; alıcının borçlandığı tutarı gösterdiği söylenmişti. Alıcının söz konusu faturadan doğan borcunu fatura düzenlendiği anda ödemesi durumunda kesilen fatura kapalı fatura olarak adlandırılır. Fatura bedelinin faturanın düzenlendiği anda ödenmeyip, sonradan ödeneceği durumlarda kesilen fatura da açık fatura olarak adlandırılır. Bir faturanın kapalı veya açık fatura olduğunu gösteren unsur faturayı düzenleyenin kaşesinin ve imzasının fatura üzerinde bulunduğu yerdir. Kapalı fatura düzenlenmek isteniyorsa; faturayı düzenleyenin kaşesi ve imzası faturanın alt tarafındadır. Açık fatura düzenlenmek isteniyorsa faturayı düzenleyenin kaşesi ve imzası faturanın üst tarafındadır

b- İrsaliye: İrsaliye malların taşınması sırasında malla ilgili bilgilerin bulunduğu bir ticari belgedir. Bu belge taşıma irsaliyesi ve sevk irsaliyesi olmak üzere iki türlü kullanılır.

a) Taşıma İrsaliyesi: Ücret karşılığında eÅŸya nakleden bütün gerçek veya tüzel kiÅŸiler naklettikleri eÅŸya için V.U.Kanunu’nun 209. maddesindeki yazılı bilgilerle sürücünün ad ve soyadı ve aracın plaka numarası ihtiva eden ve seri numarası dahilinde teselsül eden irsaliye kullanmak mecburiyetindedir.

b) Sevk İrsaliyesi:Mallarla ilgili bilgilerin olduğu ve fatura numarası yazılacak irsaliyedir. Malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde satıcını, teslim edilen malın alıcı tarafından taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesi ve taşıtta bulundurulması şarttır.

c- İrsaliyeli Fatura: Mal ve hizmet karşılığında fatura düzenlemek mecburiyetinde olan işletmeler; malın tesliminde veya hizmetin yapılmasında sevk irsaliyesi düzenlerler. Daha sonra en geç on gün içinde de fatura düzenlerler. Bunun yerine iki belgeyi aynı anda düzenlemek veya iki belge yerin bir belge düzenlemek isteyebilirler. Böylece sevk irsaliyesinden sonra fatura düzenleme yükümlülüğünü de derhal yerine getirmek isteyen işletmeler; iki belgeli tek belgede düzenleyebilirler. İşte sevk irsaliyesi ve fatura yerine geçen ve sevk irsaliyesi ve fatura bilgilerini içeren belge irsaliyeli faturadır.

Malı veya hizmeti satan iÅŸletmeler tarafından irsaliyeli fatura en az üç nüsha olarak düzenlenecektir. Üç nüshadan az düzenlenen irsaliyeli faturalar düzenlenmemiÅŸ sayılır. İrsaliyeli faturanın iki nüshası mutlaka malı taşıyan araçta bulundurulacaktır. Bu durumda ayrıca sevk irsaliyesi düzenlenmesine gerek yoktur. Zaten bu özellik irsaliyeli faturanın altına “bu belgenin sevk edilen malla birlikte bulunması halinde ayrıca sevk irsaliyesi aranmaz” ifadesi yazdırılarak belirtilir.

İrsaliyeli fatura kullanmak isteyen işletmeler, dönem başında irsaliyeli faturalarını bastırıp, dönem sonuna kadar kullanmak zorundadırlar. Hesap dönemi için de irsaliyeli fatura uygulamasından vazgeçemezler. söz konusu dönem içinde ayrı ayrı fatura ve sevk irsaliyesi de kullanamazlar. Ayrıca hesap dönemi içinde de irsaliyeli fatura uygulamasına geçilemez.

2. HAFTA aba

d- Kasa Fişi ve Perakende Satış Fişi: Yazar kasa fişi de denilmektedir. Bilindiği gibi perakende satış yapan işletmeler kanunen gösterilen hadlere uyduğu tarihten itibaren ödeme kaydedici cihaz kullanmaktadır. İşletmelerin fatura vermek zorunda olmadıkları satışları için ödeme kaydedici cihazla düzenledikleri kasa fişi de ticari bir belgedir. Kasa fişinin de en az iki nüsha düzenlenmesi gerekir. Ancak satış yapıldığında bir nüsha düzenlenir ve alıcıya verilir. Yazar kasalar elektronik hafızalı olduğundan, kesilen fişlerle ilgili bilgileri hafızalarında tutarlar. Daha sonra günlük olarak kesilen fişlerin dökümünü verirler. Bu döküme Z raporu denir.

• Perakende Satış FiÅŸi: Ödeme kaydedici cihaz kullanmayan iÅŸletmelerin fatura vermek zorunda olmadıkları satışları için düzenledikleri belge perakende satış fiÅŸidir. Perakende satış fiÅŸi de bir ticari belgedir.

Perakende satış fişi mal veya hizmet satan işletme tarafından en az iki nüsha düzenlenir. Asıl nüshası alıcıya verilir. Perakende satış fişi dip koçanlı olarak da düzenlenebilir.

Perakende satış fişi mürekkepli kalemle veya kopya kurşun kalemi ile yazılır.

Ayrıca perakende satış fişinin düzenlenmesi sırasında, toplam tutarın ayrıca yazıyla da yazılması ve rakamla yazılan toplamın her iki tarafının çift çizgisiyle (=) kapatılması gerekir.

e- Gider Pusulası: Birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla, defter tutmak zorunda olan serbest meslek sahiplerinin ve defter tutmak zorunda olan çiftçilerin;

 Kazançları götürü olarak tespit olunan tüccara,

 Kazançları götürü olarak tespit olunan serbest meslek erbabına,

 Vergiden muaf esnafa,

yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları mal için düzenleyip, yukarıda adı geçen mükelleflere imza ettirdikleri fatura hükmünde bir belgedir.

Gider pusulasında en az şu bilgilerin bulunması zorunludur:

1- Gider pusulası ibaresi,

2- Maliye Bakanlığı veya noter tasdik mührü şekli,

3- Yaptırılan işin veya satın alınan malın bedeli, tevkif edilen vergi oranı ve net tutarı,

4- Malı satın alan veya işi yaptıranın adı, soyadı, varsa ticaret unvanı, vergi dairesi, hesap numarası ve adresi,

5- Seri ve müteselsil sıra numarası ve düzenleme tarihi,

6- Düzenleyenin imzası.

g- Yazar Kasa Günlük “Z” Raporları: Yazar kasalar elektronik hafızalı olduÄŸundan, kesilen fiÅŸlerle ilgili bilgileri hafızalarında tutarlar. Daha sonra günlük kesilen fiÅŸlerin dökümünü verirler. Bu döküme Z raporu denir.

ğ- Malın Periyodik Kapanımı ( Kümüle Rapor ): Yazar kasa kullanan ve perakende satış yapan işletmeler işe başladıkları tarihten itibaren mali bellek raporunu çıkardıkları güne kadar yaptıkları satışları gösteren rapordur.

Ay sonlarında işletme tarafından ödeme kaydedici cihazdan bir aylık satış ve KDV tutarlarını gösteren rapordur.

h- Adisyon: Lokanta, kafeterya, pastane, gazino, bar, pavyon gibi masada servis yapılan hizmet işletmelerinde kullanılan bir belgedir. Söz konusu hizmet işletmeleri müşterilerine verdikleri hizmetleri ile düzenlenme saatini yazdıkları ve müşterinin masasına koydukları adisyonu iki nüsha olarak düzenlemek zorundadırlar. Adisyonun bir nüshası işletmede kalır.

söz konusu hizmet işletmelerinin şehirlerarası yollar üzerinde çalıştırdıkları lokanta ve gazinolar da adisyon kullanacaktır.

Müşterinin yiyecek ve içecek maddelerini kendisinin aldığı ve servisini yaptığı işletmelerde; servis anında ödeme yapılıp fatura, perakende satış fişi veya kasa fişi alındığından, adisyon kullanılmasına gerek yoktur.

Adisyonu, gerçek usulde vergiye tabi olan yani bilanço veya işletme hesabı esasına göre defter tutan lokanta, kafeterya, pastane, gazino, bar, pavyon gibi hizmet işletmeleri kullanmak zorundadır. Söz konusu işletmeler götürü usulde vergilendiriliyorlarsa yani deftere tabi değillerse (defter tutmuyorlarsa ) adisyon kullanmaları gerekmez.

i- Günlük Müşteri Listeleri: Konaklama yerleri (otel, motel, pansiyon gibi) işletmelerince düzenlenen, tesisin odalarını, bölümlerini ve yatak planlarını gösteren bir belgedir.

Günlük müşteri listesi, konaklama tesisine gelen müşterilerle ilgili olarak, her gün için düzenlenir. Günlük olarak düzenlenen günlük müşteri listesi konaklama tesisinde kimin hangi odada, hangi yatakta kaldığını gösterir.

• Yolcu Listeleri: Åžehirlerarası yolcu taşımacılığı yapanlardan, yolcu bileti kesmek zorunda

olanlar tarafından düzenlenen, taşıtların her seferi için yolcuların taşıtta oturma yerlerini planlı şekilde gösteren bir belgedir.

Şehirlerarası kara, hava ve deniz yoluyla yolcu taşımacılığı yapanlardan yolcu bileti kesmek

zorunda olanlar taşıtlarının her seferi için yolcu listesi düzenlemek zorundadır. Ancak, demir yoluyla yolcu taşımacılığı yapan T.C. Devlet Demir Yolları İdaresi yolcu listesi tutma mükellefiyetinin dışında bırakılmıştır. Yolcu taşıma listesi taşıyıcı tarafından üç nüsha olarak düzenlenir. İki nüshası yolculuk sırasında taşıtta, diğer bir nüshası da işyerinde bulundurulur.

3. HAFTA

B. SENETLER

1. Bono

Bono ülkemizde çok kullanılan kambiyo senetlerindendir. Ticari hayatta bonodan kısa vadeli kredi, ispat ve teminat vasıtası olarak yararlanılmaktadır.

Bononun diÄŸer adı emre muharrer senettir. Bu deyim iki anlama gelmektedir. Bu deyim ilk önce kıymetli evrakın tedavül ÅŸekillerinden birisini gösterdiÄŸi gibi, ikinci olarak da kambiyo senetlerinden özel bir tip olan bir kıymetli evrak türünü göstermektedir. Bu karışıklığın düzelmesi için uygulamada “bono” denmektedir. Türk Ticaret Kanunu her iki isme de yer vermiÅŸtir.

Poliçe ve çekte üç kişi olmasına rağmen bonoda iki kişi vardır. Borçlu senette yazılı meblağı vadesinde alacaklıya ödemeyi vaadeder.

Bono, borçlu tarafından alacaklıya hitaben tanzim edilir. Bununla muayyen (belirli) bir meblağın belirli bir vade sonunda ödeneceği taahhüt edilir. Bonolar genelde tacir tarafından matbu olarak düzenlenir. Alış verişte boşluklar doldurularak borçluya imzalattırılır. Eğer tüccar yani satıcı alacağını daha sağlama almak istiyorsa, ayrıca bir veya daha fazla kefil gösterilmesini ve senedi imzalamalarını isteyebilir. Kefiller de borçtan müteselsil sorumlu olurlar.

• Bonoda bulunması gereken unsurlar

• Emre yazılı senet veya bono kelimesi,

• Vade veya ödeme tarihi,

• Ödeme yeri,

• Kime veya kimin emrine ödeneceÄŸi,

• Senedin düzenlendiÄŸi yer ve tarih,

• Kayıtsız,ÅŸartsız bir ödeme vadi.

2. Çek

Önceden bankaya yatırılmış bir para veya bankaca açılan kredinin tamamının veya bir kısmının kendi veya baÅŸkası adına hemen ödenmesi için bankaya yazılan bir ödeme emridir. Çeklerde vade yoktur. Görüldüğünde ödenme mecburiyetindedir. Karşılıksız çek düzenlemek yani bankada paranın olmadığı veya kredinin olmadığı zaman çek düzenlemek yasaktır. Hapis ve bir daha çek defteri vermeme gibi ağır cezalar getirilmiÅŸtir. Türk Ticaret Kanunu’na göre çekler ancak bankalar üzerine çekilebilir. Çekte de poliçelerde olduÄŸu gibi üç ÅŸahıs vardır. Bunlardan birisi çeki düzenleyen keÅŸideci, ikincisi çeki taşıyan elinde bulunduran (alacaklı), üçüncüsü de parayı ödeyecek olan banka muhataptır.

• Çeklerde bulunması gereken unsurlar

• Çek kelimesi,

• Ödeyecek banka,

• Ödenecek para miktarı,

• Ödenecek kimsenin adı soyadı,

• Ödemenin yapılacağı yer,

• Çekin düzenlendiÄŸi yer ve tarih,

• Çeki düzenleyenin adı ,soyadı,imzası.

3. Poliçe

Poliçe, alacaklı tarafından belli bir süre sonra belli bir meblağın kendisine veya başkasına ödenmesi için borçluya yazılan senettir. Kısaca poliçe ticari iş yapan üç kişi arasında düzenlenen bir ödeme emridir. Poliçede üç taraf vardır.

 KeÅŸideci (Senedi düzenleyen, poliçeyi yazan); Hamiline borçlu ve muhataptan alacaklı olan ÅŸahıstır. Yani hem borçlu hem de alacaklıdır.

 Hamil (Poliçeyi taşıyan); KeÅŸideciden alacaklı olan ÅŸahıstır. Poliçenin vadesi geldiÄŸinde tahsil yapacak ÅŸahıstır. Sadece alacaklıdır.

 Muhatap (Poliçeyi ödeyecek olan); Poliçenin vadesi geldiÄŸinde ödeyecek olan ÅŸahıstır. KeÅŸideciye borçludur. Sadece borçludur.

• Poliçede bulunması gereken unsurlar

• Poliçe kelimesi yazılması (eÄŸer senet yabanca dilde yazılmış ise poliçe kelimesine karşılık gelecek kelime)

• Muhatabın adı, soyadı, adresi,

• Vade, ödeme tarihi ve ödeme yeri,

• Kime ve kimin emrine ödenecekse ad ve soyadı,

• KeÅŸide tarihi ve yeri,

• KeÅŸidecinin adı, soyadı, adresi ve imzası,

• Belli bir tutarın ödenmesi hususunda kayıtsız ve ÅŸartsız havale,

• Ödeyiniz ibaresi.

4. Bordrolar

a) Aylık Ücret Bordrosu

Ücret bordrosu çalışanları ücretlerinin dökümünü ayrıntılı olarak gösteren cetveldir.

İşverenler her ay ödedikleri ücretler için ücret bordrosu düzenlemektedirler. Gelir Vergisi Kanunu’na göre vergiden muaf olan ücretlerin götürü ücret üzerinden vergiye tabi hizmet erbabına yapılan ücret ödemeleri için bordro tutulmaz.

Ücret bordrolarında en az aşağıdaki bilgiler yazılır;

• Hizmet erbabının soyadı,adı,ücretin alındığına dair imzası vs.

• Varsa vergi karnesinin tarih ve numarası,

• Birim ücreti (aylık,haftalık,günlük,saat veya parça başı ücreti),

• Çalışma süresi veya ücretin ilgili olduÄŸu süre,

• Ücret üzerinden hesaplanan kesintilerin tutarı.

Bordroların hangi aya ait olduğu baş tarafında gösterilir .Bir aya ait bordro ertesi ayın 20.gününe kadar hazırlanıp tarihlendilerek, işyerinin sahibi veya müdürü ile bordroyu tanzim eden memur tarafından imzalanır.

İşverenler her ay ödedikleri ücretlere ücret hesap pusulası verirler. Ücret hesap pusulası ücret bordrosu özeti niteliğindedir.

b) Fazla Mesaili Ücret Bordrosu

Normal çalışma saat ve günleri dışında yapılan fazla çalışmalar fazla mesai olarak adlandırılır. Bu tür çalışma ücretlerine de fazla mesai ücreti denir. Fazla çalışma ücretleri %50 veya %100 zamlıdır.

Fazla mesai ücreti toplam ücrete eklenerek kesintiler yapılır. Toplam miktar sigorta tavanını geçmişse sigorta primi fazla olan kısmından kesilmez.

Fazla çalışma süresi günde 3 saati, yılda 270 saati geçemeyeceğinden, yılda 90 iş gününden fazla mesai yapılamaz. (İş Kanunu Madde 10)

Fazla mesai çalışmalarında işçinin rızasının alınması şarttır. Tabi bu kural olağanüstü durumlarda geçersizdir. (Savaş hali vs.)

Resmi tatillerde fazla mesai ücretleri %100 zamlıdır. Mesela bir işçi normal çalışma günlerinde 1 saatte 300.000’ TL. alıyorsa mesai saatinde 600.000’ TL. alacaktır.

ÖRNEK : Aylık brüt ücreti 210.000.000TL.olan bir işçi bir ay tam çalışmış, 7 saat fazla mesai (Hafta içi) yapmıştır. Bu işçinin toplam net ücretini hesaplayınız.

ÇÖZÜM: 210.000.000:30 = 7.000.000TL. 1 günlük

7.000.000:8 = 875.000TL. 1 saat

875.000×1.5 = 1.312.500TL. fazla mesai

1.312.500×7 = 9.187.500TL. mesai toplamı

210.000.000+9.187.500 = 219.187.500TL. net ücret

c. Aylık Memur Maaş Bordrosu

657 Sayılı devlet memurları ile diğer memurlar maaş almakta olup, bunların maaşları peşin olarak maaş bordrosunda gösterilip peşin olarak (memur çalışmadan) ödenir. İşçilerin aylık ücretleri toplu sözleşmelerle belirlendiği halde, memurların maaşları bütçeyle beraber belirlenen kat sayıya ve memurun derece ve kademesine göre artar veya eksilir.

İşçiler Sosyal Sigortalar Kurumu’na tabi olup sigorta primi kesildiÄŸi halde memurlar Emekli Sandığı’na baÄŸlı olup, emekli sandığı kesintisi yapılmaktadır.

4. HAFTA

SOSYAL SİGORTALAR KURUMUNA AİT BİLDİRİMLER (SSK)

A. İş Yeri Bildirgesi

İş veren örneği kurumuna hazırlanacak bildirgeyi, sigortalı çalıştırmaya başladığı tarihten itibaren bir ay içinde kurumun ilgili teşkilatına vermekle veya taahhütlü olarak bildirmekle yükümlüdür. İş verene ( SSK ) kurumca bildirgenin alındığına dair bir belge verilir veya taahhütlü olarak gönderilir. Bildirgenin verilmemesi veya geç verilmesi halinde kanunda belirtilen hak ve yükümlülükler kalkmaz.

Sigortalı çalıştırılan bir işin veya iş yerinin başka bir iş verene devir olunması halinde de yeni iş veren bildirge vermekle yükümlüdür. Bu işlerde çalışan sigortalıların hak ve yükümlülükleri devam eder. İş yeri bildirgesi iki nüsha düzenlenir. Kurumca iş yerine bir sicil numarası verilir, İş yeri sicil numarası ile birlikte iş yerinin tehlike sınıfı da belirlenir. Kurum ile ilgili yazışmalarda bu sicil numarası kullanılır.

İş yeri bildirgesinde bulunması gereken bilgiler;

• İş yerinin unvanı ve adresi,

• Çalıştırılan işçi sayısı,

• Çalışma konusu,

• İşçilerin çalışmaya baÅŸladığı tarih,

• İş veren veya iÅŸ veren vekilinin adı, soyadı, adresi, imzası,

• SSK’da bildirgeyi teslim alan memurun adı, soyadı, imzası,

• Teslim tarihi.

B. Sigortalı İşe Giriş Bildirgesi

İş verence işe alınan sigortalılar için nüfus cüzdanlarına göre düzenlenecek işe giriş bildirgeleri işe başladığı tarihten itibaren bir ay içinde kuruma gönderilir. İlk defa işe giriliyorsa 3 tane, tekrar işe giriliyorsa 2 tane düzenlenilir.

Kurum ilk defa sigortalı olacak kişiye sigortalı sicil numarası ve adına düzenlenmiş bir sigorta sicil kartı verir.

Sosyal Sigortalar Prim Oranları Tablosu

SİGORTA KOLLARI PRİM ORANLARI

İŞÇİ PAYI İŞ VEREN PAYI TOPLAM

İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları __ %1.5 - %7 %1.5 – %7

Analık __ %1 %1

Hastalık %5 %6 %11

Malullük Yaşlılık ve Ölüm %9 %11 %20

TOPLAM %14 %19 - %25 %33,5 - %39

C. Aylık Sigorta Bildirimleri Bildirgesi

İşverenler her ay için çalıştırdığı sigortalıların sigorta primleri hesabına esas tutulan kazançlar toplamını, prim ödeme gün sayıları ile gerekli diğer bilgileri gösteren aylık sigorta primleri bildirgesi düzenlemek ve bu bildirgeyi en geç ait olduğu ayı takip eden ayın sonuna kadar kuruma vermek zorundadırlar. Hesaplanan prim tutarlarını da bu süre içerisinde öderler.

Bu bildirgeler her iş yeri için ayrı ayrı düzenlenir. Aylık sigorta primleri bildirgesi iki nüsha düzenlenir. Birinci nüshası kuruma, ikinci nüshası iş veren ya da aracı tarafından saklanır.

İşveren sigortalı çalıştırmayacaksa bu hususu önceden kuruma yazılı olarak bildirmekle yükümlüdür. Sigortalı çalıştırmaya ara verdiğini önceden bildiren iş verenin, her ay ayrıca, sigortalı çalıştırmadığına ve ücret ödemediğine ilişkin bir bildirimde bulunması gerekmez.

 İş kazaları ile meslek hastalıkları sigortası primi

 Analık sigortası primi

 Hastalık sigortası primi

 Hastalık sigortası primi (çıraklar için)

 Malullük, yaÅŸlılık ve ölüm sigortası primi

D. Dört Aylık Sigorta Primleri Bildirgesi

İşveren, dört takvim ayı için çalıştırdığı sigortalıların sigorta primleri hesabına esas tutulan kazançlar toplamını, prim ödeme gün sayılarını ve gerekli diğer bilgileri gösteren dört aylık sigorta primleri bordrosunu, ilgili bulunduğu dönemi takip eden ayın sonuna kadar kuruma vermekle yükümlüdürler.

Dört aylık sigorta primleri bordrosu üç nüsha olarak düzenlenir. Bir nüshası kuruma verilir, bir nüshası işverende kalır, kurumca tasdikli üçüncü nüshası ise sigortalıların görebileceği bir yere asılır.

Bu bordroda söz konusu dört aylık dönemde çalışan işçilerin sicil numarası adı-soyadı hak ettiÄŸi ücret tutarı ve çalışmış olduÄŸu gün sayısı gösterilir. Ayrıca bu dört aylık dönem içerisinde iÅŸe gire çıkan işçilerin giriÅŸ çıkış tarihleri belirtilir. Bu bordro sonucu herhangi bir ödeme yapılmayıp, sadece Sosyal Sigortalar Kurumu’na verilen aylık sigorta prim bildirgelerinin teyidi (doÄŸruluÄŸunun kontrolü) amacıyla verilir.

Bu bordro işçinin emekli olmasında esas alınan belgedir. Dört Aylık Sigorta Prim bildirgelerinin verilme dönemleri şöyledir:

DÖNEMLER:

1. DÖNEM: Ocak- Nisan (Mayıs ayının sonuna kadar verilir.)

2. DÖNEM: Mayıs- Ağustos (Eylül ayının sonuna kadar verilir.)

3. DÖNEM:Eylül -Aralık (Ocak ayının sonuna kadar verilir.)

1. HAFTA

BÖLGE ÇALIŞMA MÜDÜRLÜĞÜNE AİT BİLDİRİMLER

A. İşyeri Bildirgesi

İş veren örneği kurumda hazırlanacak bildirgeyi, sigortalı çalıştırmaya başladığı tarihten itibaren bir ay içinde kurumu ilgili teşkilatına vermekte veya taahhütlü göndermekle yükümlüdür.

İşverene bildirgenin alındığına dair bir belge verilir,veya taahhütlü olarak gönderilir.

Bildirgenin verilmemesi veya geç verilmesi bu konuda belirtilen hak ve yükümlülükleri kaldırmaz.

Sigortalı çalıştırılan bir işçinin veya işyerinin başka bir işverene devir olunması halinde de yeni işveren bildirge vermekle yükümlüdür. Bu işlerde çalışan sigortalıların hak ve yükümlülükleri devam eder. İş yeri bildirgesi iki nüsha düzenlenir. Kurumca işyerine bir sicil numarası verilir,işyeri sicil numarası ile birlikte işyerinin tehlike sınıfı da belirlenir. Kurum ile ilgili yazışmalarda bu sicil numarası kullanılır.

İşyeri bildirgesinde bulunması gereken bilgiler ;

• İşyerinin unvanı ve adresi,

• Çalıştırılan işçi sayısı,

• Çalışma konusu,

• İşçilerin çalışmaya baÅŸladığı tarih,

• Teslim tarihi,

• İşverenin adı,soyadı,adresi,imzası.

B. Ek-1 (İşçi Bildirim Listesi)

İşveren iş yerinde sigortalı olarak çalıştırmaya başladığı hizmet erbabını Ek-1 işçi bildirim listesi ile bağlı bulunduğu Bölge Çalışma Müdürlüğüne bildirmek zorundadır.

Bu bildirgede şu bilgiler yer alır;

İş yerinin ;

• Unvanı,

• Adresi,

• Bölge çalışma müdürlüğünde iÅŸlem gördüğü dosya no,

• İş yerinin sigorta sicil numarasına ait bilgiler.

İşçinin;

* Adı-soyadı, * Üye olduğu sendika,

* Baba adı, * Bağlı bulunduğu sosyal güvenlik kuruluşun adı,

* Doğum yeri ve tarihi, * SSK sicil numarasına ait bilgiler.

* İşe giriş tarihi ,

2. HAFTA

İŞ VE İŞÇİ BULMA KURUMUNA AİT BİLDİRİMLER

A. İşçi Çalışma ve Kimlik Karnesi

Tacirin sayılan sorumlulukları dışında iş konusu ile ilgili diğer kuruluşlara da müracaat sorumluluğu vardır.

İş kanununa göre iş verenler çalıştırdıkları işçi için iş ve işçi bulma kurumundan işçi çalışma kimlik karnesi almak zorundadırlar.

Ayrıca kara yolları kenarındaki ilan için kara yollarından orman ile ilgili yerlerde orman baş müdürlüklerinden sağlıkla ilgili konularda sağlık müdürlüklerinden izin alınması mecburiyeti vardır.

3. HAFTA

BEYANNAMELER

A- KDV Beyannamesi: Katma DeÄŸer Vergisi Beyannamesi KDV’ne tabi mal ve hizmet teslimlerine ait beyanname olup bu beyanname dönemi takip eden ayın 25. günü akÅŸamına kadar vergi dairesine verilir.

Örneğin; 2002 yılı Ekim ayına ait Katma Değer Vergisi Beyannamesi, 2002 yılı Kasım ayının 25. günü akşamına kadar vergi dairesine verilir.

Tacirler her sattığı mal ve hizmet karşılığında Katma DeÄŸer Vergisi almak mecburiyetindedir. Her tacir mal ve hizmet alışlarında ödediÄŸi Katma DeÄŸer Vergisini, mal ve hizmet satışları sırasında tahsil ettiÄŸi katma deÄŸer vergilerinden mahsup ederler. Sonuçta bu iÅŸlemleri Katma DeÄŸer Vergisi Beyannamesi ile beyan edip varsa ödenmesi gereken KDV’sini vergi dairesine öderler. Söz gelimi bir tacir 2002 yılı ocak ayında mal ve hizmet alışlarında 8.000.000’ TL. KDV ödemesi yapmış ve aynı ayda 12.000.000’ TL. da mal ve hizmet satışlarından KDV tahsil etmiÅŸ olsun. Tacir bunları KDV Beyannamesiyle beyan edip aradaki fark olan (12.000.000-8.000.000) 4.000.000TL.’yi vergi dairesine beyanname verme süresi içerisinde ödeyecektir.

Eğer tacirin bir ayda mal ve hizmet alışlarında ödediği KDV tahsil ettiği KDV den fazla ise KDV Beyannamesi verilecek, fakat herhangi bir ödeme yapılmayacaktır. Yapılan fazla ödeme gelecek aya devredilip, gelecek ay veya aylarda indirim yapılacaktır.

Burada dikkat edersek tacirler KDV’yi kendileri ödemiyorlar. Müşterilerden alıp vergi dairesine ödüyorlar. KDV’nin mükellefi tüketici olmasına karşılık tahsil etme ve vergi dairesine ödeme sorumluluÄŸu tacire verilmiÅŸtir. Tacir KDV’yi tahsil etme, KDV Beyannamesiyle beyan etme ve ödenecek KDV varsa vergi dairesine ödeme mecburiyetindedir.

Genel olarak beyanname vermek zorunda olan mükellefler ilgili döneme ait beyan edilecek matrah ve vergilerin ortaya çıkmaması halinde dahi beyanname (boş beyanname) vermek zorundadırlar.

B- Muhtasar Beyanname: Muhtasar beyanname iş veren veya vergi kesintisi yapan diğer kimseler tarafından kesilen vergilerin matrahları ile birlikte toplu olarak vergi dairesine bildirilmesinde kullanılan beyannamedir.

Muhtasar Beyanname aylık ya da üçer aylık dönemler halinde ilgili vergi dairesine verilir. Muhtasar Beyanname dönemi takip eden ayın 20’si akÅŸamına kadar verilir. ÖrneÄŸin; 2002 yılı Kasım ayına ait muhtasar beyanname 2002 yılı Aralık ayının 20’si akÅŸamına kadar ilgili vergi dairesine verilir.

Üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname verenler de bu üçer aylık dönemleri takip eden ayın 20’si akÅŸamına kadar ilgili vergi ,vergi dairesine verirler.

C- Gelir Vergisi Beyannamesi: Gelir Vergisi Beyannamesi; Gelir Vergisi Kanununda belirtilen çeşitli kaynaklardan (ticari kazanç, zirai kazanç, serbest meslek kazancı, menkul sermaye iradı, gayri menkul sermaye iradı, ücret ve sair kazançlar) bir takvim yılı içinde elde edilen kazanç ve iratların bir araya getirilip toplanmasına ve bu suretle hesaplanan gelirin vergi dairesine bildirilmesinde kullanılan beyannamedir.

Gelir Vergisi Beyannamesi dönemi takip eden yılın Mart ayı içerisinde bağlı bulunulan vergi dairesine verilir. Örnek: 2002 yılına ait Gelir Vergisi beyannamesi 2003 yılı Mart ayı içerisinde verilir. Hesaplanan Gelir vergisi ve fon payı da üç eşit taksitte ödenir. Birinci taksiti Mart (Beyanname verme süresi içerisinde), ikinci taksiti haziran üçüncü taksiti de eylül ayında vergi dairesine ödenir.

D- Emlak Vergisi Beyannamesi: İşyeri,mesken,depo,fabrika,hastane ,okul vs için doldurulan emlak vergisi beyannamesi beyannameyi dolduran kişiye ait bilgiler, tapu ile ilgili bilgiler bulunur. Emlak vergisi 1. taksidi Mart,Nisan,Mayıs aylarında, 2. taksiti Kasım ayı içinde olmak üzere iki eşit taksitte ödenir.

4. HAFTA

İŞLETME HESABINA GÖRE DEFTER TUTMA

A. Gider Kısmı Kayıtları

Burada yer alan masrafların ve KDV kaydı,mal alışları ve KDV kayıtları işletme defterinin gider kısmında yer alır. Satın alınan mallar ile hizmetler karşılığında ödenen veya borçlanılan paralar ve işletme ile ilgili diğer bütün giderlerle bunlar için ödenen KDV yer alır.

1. Masrafların ve KDV Kaydı

İşletme hesabına göre defter tutulurken yapılan masrafların ve KDV kaydı gider kısmında yer alır.

Bunlar;

• Sayfa numarası,

• İşlem kayıt sıra numarası,

• Alınan belgenin tarih ve numarası,

• Açıklama,

• Ödenen ücret ve diÄŸer gelirler

• Satın alınan mal bedeli,

• İndirilecek KDV,

• Toplam tutar yer alır.

2. Mal Alışların ve KDV Kaydı

İşletme hesabına göre defter tutulurken yapılan mal alışlar ve mal alınırken belirlenen KDV hesaplandıktan sonra bu gider tarafa yazılır.

1. HAFTA

B. Gelir Kısmı Kayıtları

Burada yer alan satışlar (faturalı satışlar,perakende satışlar,) ve KDV kaydı sair kazanç gelirlerin ve KDV kayıtları işletme defterinin gelir kısmında yer alır.

Satın alınan mal bedeli ve yapılan hizmet karşılığı olarak tahsil edilen ve tahsil edilmeyen paralar ile işletme faaliyetlerinden elde edilen diğer bütün gelirler bunlarla ilgili hesaplama KDVleri yer alır.

1. Satışların KDV Kaydı

İşletme hesabı defteri tutulurken yapılan satışlar ve KDV kayıtları gelir tarafında yer alır.

Bunlar ;

• Sayfa numarası,

• İşlem kayıt sıra numarası,

• Verilen belgenin tarih ve numarası,

• Açıklama ,

• Alınan ücret ve diÄŸer gelirler,

• Satılan mal bedeli ,

• Hesaplanan KDV,

• Toplam tutar yer alır.

a. Perakende Satışlar

İkinci sınıf tacirler günlük perakende satışları ile hizmet karşılığı ve sair suretle alınan paraların kayıt etmek üzere perakende satış defteri tutmak zorundadır.

2. Sahir Kazanç-Gelirlerin ve KDV Kaydı

Perakende satışların günlük tutarı ile sair işletme hasılatı bu deftere, perakende satış fişleri, makinalı kasaların kayıt meblağları, giriş ve yolcu taşıma biletleri ve diğer belgelere dayanılarak topluca yazıla bilir.

2. HAFTA

C. İşletme Defterlerinde Dönem Sonu İşlemleri

1. Defterin Toplanması

İşletme hesabı esasına göre ticari kazanç bir hesap dönemi içinde elde edilen hasılat ve giderler arasındaki olumlu farktır.

2. Envanter işlemlerinin yapılması

İşletme hesabı esasına göre defter tutanlarda mal alım satımı üzerine iş yapanlardan, mal envanteri çıkarmak zorundadırlar. Envanter bilgileri, yani mevcut malın cinsi, miktarı, fiyatı ve tutarları itibariyle dökümleri defterin son işlem kaydını izlemeyen sayfalarına, işlemlere ilişkin kayıtlara karıştırılmamak üzere yazılabileceği gibi ayrıca bir envanterde tutulabilir. Yani işe başlayan ikinci sınıf bir işletme için envanter defteri tutulmayacaksa işe başlama tarihindeki mal mevcudu defterin baş tarafındaki sayfalarına yazılır. Bundan sonra,işlemlerin kaydına geçilir; fakat envanter bilgileri ile işlem kayıtları birbirine karıştırılmaz.

3. İşletme Hesabı Özetinin Düzenlenmesi

İşletme hesabı özetine aşağıdaki maddeler birer kalemde ayrı ayrı yazılır.

a. Gider Kısmı

• Dönem başı mal mevcudu,

• Dönem içinde satın alınan mal,

• Dönem içinde yapılan iÅŸletme ile ilgili masraflar,

• Varsa dönem karı yazılır.

• Herhangi bir duran varlık varsa amortismanı yazılır.

b. Gelir Kısmı

• Dönem içinde elde edilen hasılat,

• DiÄŸer gelirler,

• Dönem sonu mal mevcudu yazılır.

• Hizmet sektöründe faaliyet gösteren iÅŸletmeler için dönem içinde alınan ücret yazılır.

• Varsa dönem zararı yazılır.

3. HAFTA

A. Birinci Sınıf Tacirler

1. Birinci Sınıf Tacir Olabilme Şartları

• Satın aldıkları malları olduÄŸu gibi veya iÅŸledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 22.000.000.000TL.veya satışlarının tutarı 27.000.000.000TL.‘yi aÅŸanlar;

• Birinci bentte yazılı olanların dışındaki iÅŸlerle uÄŸraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iÅŸ hasılatı 11.000.000.000TL.‘yi aÅŸanlar;

• Bir ve İki numaralı bentlerde yazılı iÅŸlerin birlikte yapılması halinde iki numaralı bentte yazılı iÅŸ hasılatının beÅŸ katı ile yıllık satış tutarının toplamı 22.000.000.000TL.‘yi aÅŸanlar;

• Her türlü ticaret ÅŸirketleri (Adi ÅŸirketler iÅŸtikal nevileri yukarıdaki bentlerden hangisine giriyorsa o bent hükmüne tabiidir.);

• Kurumlar vergisine tabii olan diÄŸer tüzel kiÅŸiler (Bunlardan iÅŸlerinin icabı bilanço esasına göre defter tutmalarına imkan veya lüzum görülmeyenlerin,iÅŸletme hesabına göre defter tutmalarına Maliye Bakanlığınca müsaade edilir.);

• İhtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih edenler;

• İkinci sınıf iÅŸletmelerden kendi istekleri ile birinci sınıfa geçenler ve bilanço esasına göre defter tutanlar.

4. HAFTA

B. Birinci Sınıf Tacirlerin Tutacakları Defterler

1. Yevmiye defteri: Bir işletmede para ile ifade edilmiş değerlerin maddeler halinde tarih sırası ile bir kayıt düzeni halinde yazıldığı defter yevmiye defteridir. Ciltli ve sayfaları sıra numaralıdır. Yevmiye maddeleri sıra ile yazılır. Açılış maddesi defterin birinci maddesi olarak kaydedilir. Dönem sonuna kadar maddeler birbirini takip eder. Bir yevmiye maddesi açılış çizgisiyle başlar, kapanış çizgisiyle biter. Yevmiye maddesinde kapanış çizgisi bir sonraki maddenin açılış çizgisidir. Yevmiye maddesinde açıklamada vardır. Satır atlanmaz. Eğer boş satır varsa iptal edilir.

Yevmiye defterinde;

- Yevmiye madde numarası,

- Defter-i Kebir bağlantı sütunu olup, hesapların defter-i kebirde yazılı olduğu sayfa numarası,

- Borçlu hesapların başlangıç hizalama çizgisi,

- Alacaklı hesapların başlangıç hizalama çizgisi,

- 5 nolu çizgiler arasında yevmiye maddesi aralık verip bu aralıkta işlemin tarihi,

- Müfredat sütunu olup, yardımcı defterlerin tutarları,

- Borç sütunu olup, borçlu hesapların tutarı,

- Alacak sütunu olup, alacaklı hesapların tutarı bulunur.

2. Defter-i Kebir: Yevmiye defterine kaydedilmiş olan çeşitli hesaplar için tek tek büyük defter kaydı yapılır. Büyük defter ciltli ve karşılıklı sıra numaralı olur. Yevmiye defterinde yazılmış olan hesaplar belirli sıra halinde büyük deftere geçirilir.

Defter-i kebirde;

• Hesap iÅŸlemi,

• İşlem tarihi,

• İşlemin yevmiye madde numarası,

• İşlemin açıklaması,

• Hesabın borçlu ve alacaklı rakamları ile borçlu ve alacaklı rakamların toplamları, yer alır.

3. Envanter ve Bilanço Defteri: Genellikle hesap dönemi sonlarında çıkarılan envanterin ve bilançonun kayıt edildiği defterdir.

Envanter defteri yevmiye defteri ve defter-i kebir gibi bir hesap dönemi içinde her gün veya her işlem olduğunda kullanılan bir defter değildir. Envanter defteri işe yeni başlama da bir defa ve daha sonrada yıl sonlarında yazılan bir defterdir. İşletmeler işe yeni başlamada, açılış bilançolarını envanter defterine kayıt ederler. Daha sonra her hesap döneminin sonundaki envanterleri kayıt edilir. Yani işletmenin mevcutları, alacakları ve borçları ayrıntılı bir şekilde yazılır. Envanter dökümünden sonrada dönem sonu bilançosu envanter defterinin takip eden sayfalarına karşılıklı olarak yazılır. İşte öteden beri işletmeler envanter defterini sadece envanter dökümünü ve dönem sonu bilançosunu yazarlar.

Envanter ve bilanço defterinde;

- Sayfa no,

- Sıra no,

- Mevcutların, alacakların, borçların cinsleri, miktar ve birim değerleri,

- Miktar ve birim değerlerin çarpımı,

- Hesapların toplam değeri, yer alır.

4. İmalat Defteri: Devamlı olarak imalat işiyle uğraşan birinci sınıf tacirlerin bilanço esasına göre tutmaları gereken defterlerden birisidir.

1. HAFTA

2. Tek Düzen Hesap Planına Göre Hesapların İncelenmesi Ve Muhasebe Kayıtları

A) Kasa ve Bankalar

1. Kasa

Bu hesap işletmenin elinde bulunan ulusal ve yabancı paraların TL. Karşılığının işlenmesi için kullanılır. Tahsil olunan para tutarları hesaba Borç , ödemelerde Alacak kaydedilir. Hesabın borç kalanı işletmenin elinde olan para miktarını gösterir. Hesap daima borç kalanı verir veya kalan vermez. Kasa hesabı hiçbir zaman alacak kalanı vermez.

Örnek: 01.03.2002‘de 45.000.000 TL.‘lık mal satılıyor.Bedel nakit ödeniyor.

100. KASA HS 45.000.000-

600. YURTİÇİ SATIŞLAR HS 38.461.538.-

391 HES KDV 6.538.462.-

Mal Satışı

2. Bankalar

Yurtiçi ve yurtdışı banka ve benzeri finans kurumlarına yatırılan ve çekilen paraların izlendiği hesaptır. Bankaya yatırılan mevduatı arttıran paralar hesaba Borç , çekilen tutarlar ve mevduatı azaltan paralar hesaba Alacak kaydedilir. Hesabın borç kalanı bankadaki para miktarını gösterir.

Örnek: İşletme 100.000.000 TL.’ lik mal alıyor. Bedeli bankadaki hesaptan ödeniyor.

153. TİCARİ MALLAR HS. 72.000.000

191 İND.KDV. 18.000.000

102. BANKALAR HS. 100.000.000-

Mal Alımı

2. HAFTA

B. HİSSE SENETLERİ VE TAHVİLLER

1. Hisse Senetleri

İşletmenin satın aldığı ve geçici bir süre elde tutulan hisse senetlerinin kaydedildiÄŸi hesaptır. Alınan hisse senetleri alış deÄŸerleri ile hesaba Borç , satılan hisse senetleri yine alış deÄŸerleri ile hesaba Alacak kaydedilir. Alış deÄŸerleri ile satış deÄŸerleri arasındaki fark Kâr ise “645 Menkul Kıymet Satış Kârı” hesabına alacak ; zarar ise “655 Menkul Kıymet Satış Zararı” hesabına borç kaydedilir.

Örnek: 25.01.2002’ de iÅŸletme nakit fazlasını deÄŸerlendirmek üzere bir ÅŸirketin 1.000.000 TL.’lık hisse senetlerinden 600 adet satın alıyor.

110. HİSSE SENETLERİ HS. 600.000.000-

100. KASA HS. 600.000.000-

800 Adet 1.000.000 TL.‘lık

Hisse Senedi Alımı

3. Tahviller

1) Özel Kesim Tahvil, Senet ve Bonoları Hs: Özel kesime ait satın alınan tahvil,senet ve bonoların izlendiği hesaptır. Tahvil,senet ve bonolar satın alındığında hesaba Borç , satıldığında hesaba Alacak kaydedilir.

2) Kamu Kesimi Tahvil, Senet ve Bonoları Hs: Kamu kesimine ait satın alınan tahvil,senet ve bonoların izlendiği hesaptır. Bu değerler satın alındığında hesaba Borç , satıldığında hesaba Alacak kaydedilir.

NOT: Tahvil alan kiÅŸi ya da kurumlar tahvili çıkaran ÅŸirkete borç para vermiÅŸ olduklarından faiz geliri elde ederler. Bu gelir “642 Faiz Gelirleri Hs.”nda izlenir.

Örnek: 05.03.2002’de 150.000.000 TL.’lık Güz Åžti.’ne ait tahvil alınıyor. Bedel nakit ödeniyor.

111.Ö.K.T.S.ve BONOLARI HS. 150.000.000-

100. KASA HS. 150.000.000-

Özel Kesim Tahvil Satın Alınıyor.

1. HAFTA

C. TİCARİ ALACAKLAR

İşletmenin faaliyet konusunu oluÅŸturan mal ve hizmet satışlarından kaynaklanan senetsiz alacakların izlendiÄŸi hesaptır. Vadesi bir yıla kadar olan veresiye alacaklar kısa vadeli alıcılar hesabında , vadesi bir yıldan fazla olan veresiye alacaklar uzun vadeli “220. Alıcılar Hs.“nda izlenir. Senetsiz alacak meydana geldiÄŸinde hesaba Borç , müşteri borcunu nakit,çek,senet vb. ödediÄŸinde ya da malı iade ettiÄŸinde hesaba Alacak kaydedilir. Hesabın borç kalanı müşterilerin bize yani iÅŸletmeye borcunu gösterir.

NOT: Müşteri aldığı malı herhangi bir nedenle iade ettiÄŸinde “610. Satıştan İadeler Hs.“na borç kaydedilir.

Örnek: 07.02.2002‘de iÅŸletme müşteri Ali Açık’a 20.000.000 TL.‘lık , Kamil Kapalı’ya 30.000.000 TL.‘lık malı veresiye olarak satıyor.

120. ALICILAR HS. 50.000.000-

Ali Açık 20.000.000

Kamil Kapalı 30.000.000

600 YURTİÇİ SATIŞLAR HS. 42.735.042.-

391 HES KDV 7.264.958.-

Mal Satışı

2. Senetli Alacaklar

İşletmenin faaliyet konusunu oluÅŸturan mal ve hizmet satışlarından kaynaklanan senetli alacakların takip edildiÄŸi hesaptır. Vadesi bir yıla kadar olan alacak kısa vadeli “121. Alacak Senetleri Hs.’nda , vadesi bir yıldan fazla olan alacak uzun vadeli “221. Alacak Senetleri Hs.’nda takip edilir. Alacak senedi tutarı bu hesaba Borç , alacak senedi tahsil edildiÄŸinde ciro veya iade edildiÄŸinde hesaba Alacak kaydedilir. Hesabın borç kalanı senetli alacakları gösterir.

Örnek: 05.05.2001’de iÅŸletme 600.000.000 TL.’lık mal satmış. 450.000.000TL.’sı nakit kalan için altı ay vadeli senet alınmıştır.

100. KASA HS. 450.000.000-

121. ALACAK SENETLERİ HS. 150.000.000-

600 YURTİÇİ SATIŞLAR HS. 512.820.512.-

391 HES KDV 87.179.488.-

Mal Satışı.

2. HAFTA

D. Stoklar

1. DeÄŸerleme

a. Gerçek Maliyet Yöntemi

Değişik tarihlerde alınan ilk madde ve malzemeler fiyatlarına göre ambarda ayrı ayrı yerlere depolanır. Üretime gönderilen hammadde hangi partiden alınmış ise o partinin maliyeti mamul maddeye yansıtılır. Dönem sonunda elde kalan stoklar hangi partinin malzemesi ise o partinin maliyeti ile değerlendirilir.

b. FİFO Yöntemi (İlk Giren İlk Çıkar)

Bu yöntemle üretime verilmek üzere ambardan çekilen ilk madde ve malzemelerin ilk alınan partiden olmasına dikkat edilir , başka bir deyişle ilk alınan malzemenin ambardan çıkan ilk malzeme olduğu düşünülerek işlemler buna göre yapılır. Dolayısıyla ambardan hammadde çıkışları alınış tarihlerine göre yapılır.

c. LİFO Yöntemi (Son Giren İlk Çıkar)

Üretime verilmek üzere ambardan çekilen hammaddeler çıkış tarihinde ambara son giren partiden gönderilir. Bu yöntem FİFO yönteminin tam tersi olarak çalışır. LİFO yönteminde de alınış tarihine göre işlemler yapılır.

d. Ortalama Maliyet Yöntemi

Üretime gönderilen hammaddelerin hangi partiye ait olarak gönderildiği her zaman bilinmeyebilir. Bu durumda ortalama maliyet yöntemi kullanılır. Bu yöntemde ambara giren hammaddelerin toplam parasal tutarı fiyat toplamına bölünerek ortalama bir fiyat elde edilir. Üretime verilen ve stokta kalan hammaddeler bu fiyatla değerlendirilir. Bu yöntemle maliyet iki türlü hesaplanır;

1) Tartılı Ortalama

Ortalama maliyet yönteminde açıklandığı gibi hesaplanan maliyet fiyatı (ortalama fiyat) o dönem ya da bir sonraki dönem üretime gönderilen hammaddelere uygulanır.

Hammaddelerin Toplam Parasal Tutarı / Miktar Toplamı=Ortalama Maliyet

2) Hareketli Ortalama Yöntemi

Her yeni hammadde alımında yeni bir ortalama maliyet hesaplanır. Bir sonraki hammadde alımına kadar üretime verilen (ambardan çıkan) hammaddelerin birim fiyatı hareketli ortalama metoduna göre hesaplanan birim fiyattır.

e. Vergi Usûl Kanunu‘na Göre DeÄŸerleme

Bu değerleme şöyledir:

• HAS MALİYET : Gerçek maliyet

• BORSA RAİCİ: Borsa fiyatı (Hisse senedi)

• TASARRUF DEÄžERİ: DeÄŸerleme günündeki gerçek deÄŸer.

• MUKAYYET DEÄžER: Kayıtlı deÄŸer

• İTİBARİ DEÄžER: Senetlerin üzerine yazılan deÄŸer

• RAİÇ BEDEL : Normal alım satım deÄŸeri

• EMSAL BEDEL: Gerçek bedeli belli olmayan durumlarda, satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı deÄŸerdir.

• VERGİ DEÄžERİ: Bina veya arazinin raiç deÄŸeridir.

2. Envanter İşlemleri ve Kayıtları

a. Basit Metoda Göre

Dönem sonunda elde edilen, elde kalan malın envanteri depoda kalan malın basit ortalaması alınarak yapılır. Bu basit metot dönem sonunda sadece bir kez yapılır. Bu işlem tekrar ettirilemez.

b. Devamlı Denkleştirme Metoduna Göre

Bu metoda devamlı denklik denilebilir. Bu metoda göre her satılan malın maliyeti 620 hesabına atılır. Böylece stoklardan düşülür. Bu yöntemde mal satıldıkça işlem yapılır.

3. HAFTA

E. Sabit Varlıklar ve Amortismanlar

2. Amortismanlar

a. Amortisman Ayırma Yöntemleri

257. Birikmiş Amortismanlar Hs: Maddi duran varlıkların kullanım süreleri içerisinde yıpranma ve aşınma paylarının ayrılan bölümünün izlendiği hesaptır.

Duran varlıklar için amortisman ayrılmasını gerektiren koşullar;

1) Duran varlığın kullanım süresinin bir yıldan fazla olması,

2) Kullanım nedeniyle aşınma ve yıpranmaya maruz bulunup değer kaybetmesi,

3) Maliyet bedelinin 1.000.000 TL’ nin üzerinde olması (1.000.000 TL’ nin altında olan maddi duran varlık istenirse gider kaydedilir, o zaman KDV’nin tamamı İndirilecek KDV hesabına kaydedilir.)

İşletmenin duran varlıklarında meydana gelen aşınmalar ve yıpranmalar nedeniyle ayrılan amortismanlar kârdan düşülür.

Amortisman Hesaplama Yöntemleri: Maddi duran varlıklar için iki türlü amortisman hesaplanması mümkündür;

Eşit Tutarlı Amortisman: Bu yöntemle yıllık ayrılan amortismanlar tutarları birbirine eşittir. Amortisman tutarını hesaplamak için duran varlığın değerine sabit amortisman oranı uygulanır ya da duran varlığın değeri ekonomik ömre bölünür.

NOT: Amortisman yıl sonunda ayrılır, her yılın sonunda ve amortisman ayırma yıl sayısı kadar bu iÅŸlem tekrarlandığında teorik olarak deÄŸeri sıfırlanmış olur. Ayrıca Vergi Usul Kanunu’na göre mükellef %25’i aÅŸamamak koÅŸuluyla bir amortisman yüzdesi belirler. Bu amortisman yüzdesinden hareketle amortisman ayırma yıl sayısı hesaplanır.

Amortisman Ayırma Yıl Sayısı =1/Amortisman Oranı

Amortisman tutarını hesaplayabilmek için iki yol izlenebilir;

1) Duran Varlığın Kayıtlı Değeri/Amortisman Ayırma Yıl Sayısı=Amortisman Tutarı

2)Duran Varlığın Kayıtlı Değeri x Amortisman Oranı=Amortisman Tutarı

Örnek: Kayıtlı deÄŸerin 60.000.000TL.’a olan bilgisayara %20 amortisman yüzdesi ve eÅŸit tutarlı yönteme göre amortismanını hesaplayınız.

1/Amortisman Oranı=100/0,20=5 yıl

1) 60.000.000/5=12.000.000 TL.

2) 60.000.000×0,20=12.000.000

İlk Yılın Amortisman Kaydı

31 / 12 /2002

796.AMORT.ve TÜKENME PAY. HS. 12.000.000-

257.BİRİKMİŞ AMORTİSMAN. HS. 12.000.000-

1999yılı ayrılan amortisman.

Azalan Bakiyeler Yöntemi: Bu yöntemle yine eşit tutarlı yöntemde olduğu gibi bir amortisman yüzdesi belirlenir (En çok %25). Yine normal yöntemdeki gibi amortisman ayırma yıl sayısı hesaplanır.

ÖRNEK: İşletmemizde kayıtlı 500,000,000TL maliyetli makine ve tesisler için %20 oranında azalan bakiyeler yöntemi ile amortisman tutarını ve amortisman yüzdesini hesaplayınız.

N= 100:20=5 yıl %20.2=%40

Yıllar Sab. Değ. Mal. Amort. Yüzde. Hes. Amort. B. Amort. Kalan

1 500,000,000 %40 200,000,- 200,000,- 300,000,-

2 300,000,000 %40 120,000,- 320,000,- 180,000,-

3 180,000,000 %40 72,000,- 312,000,- 108,000,-

__________ _____________

796 AMORT. TÜK. PAYLARI HS. 72,000,000-

257 BİR. AMOR. HS 72,000,000-

*İlk Yılın Amortismanı: Duran varlığın kayıtlı değeri ile belirlenen amortisman yüzdesinin 2 katının çarpımı yoluyla hesaplanır.

*Diğer Yılların Amortismanı: Bunun için duran varlığın kayıtlı değerinden daha önce hesaplanmış amortismanlar düşülüp kalan değer üzerinden ve belirlenen amortisman yüzdesinin 2 katının çarpımı ile hesaplanır.

*Son Yılın Amortismanı: Son yıla kalan değer hiçbir hesaplamaya tabi tutulmaksızın amortisman olarak yazılır.

Örnek: Kayıtlı deÄŸeri 40.000.000 TL. olan faks makinesi için %20 amortisman yüzdesi ve azalan kalanlar yöntemine göre amortismanını hesaplayınız. 2002 yılının kaydını yapınız.(Tarih: faks makinesi 03.05.2001’de alınmıştır.)

Ekonomik Ömür=100/0,20=5 yıl

YILLAR KALAN DEĞER ORAN AYRILAN AMORTİS.

1.yıl 2001 40.000.000TL. (0,20×2)0,40 16.000.000- (40.000.000-16.000.000)

2.yıl 2002 24.000.000TL. 0,40 9.600.000- (24.000.000-9.600.0

Stopaj Nedir

Salı, 06 Kasım 2007

stopaj nedir

Vergi borcunun doğması sonucu, doğan verginin ilgili mükellef tarafindan ödenmesi genel kuraldır.

Ancak, bazen kanun koyucu tarafindan asıl mükellef yerine üçüncü şahısların da vergiden sorumlu tutulması öngörülebilir. Zaten çeşitli vergi kanunlarında da, asıl mükellef olmadıkları halde, üçüncü şahısların, ilgili vergiyi ödemekten sorumlu tutuldukları görülmektedir. Esas olarak gelir vergisinde ve özellikle maaş ve ücretlerin vergi borcunu ödemesi açısından başvurulan bu usule stopaj veya kavnakta tevkif usulü denilir. Burada vergi borcu, vergi mükeliefi olan işçi ve memur tarafindan bizzat değil, fakat vergi sorumlusu denilen üçüncü şahıs tarafindan ödenir. Yine; mükellefin yerine getirmekle yükümlü olduğu şekle ve usule ilişkin şartların vergi sorumlusu tarafindan yerine getirilmesi sözkonusudur. Yani, vergi sorumlusu, verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap ve sorumlu olan kişi durumundadır. Bu vergi sorumlusuna bazı yazarlar mutavassıt ödeyici de demektedirler.

Stopaj usulünde vergi, asıl borçludan değil, vergi sorumlusundan talep edilir. Bu yolla, gelir daha sahibinin eline geçmeden önce vergilendirilmiş olmaktadır. Yani, işçiye veya memura ücret veya maaş ödeyen işveren, daha bu ödemeyi yapmadan önce, işçi veya memurun aldığı ücret veya maaştan kanunen ödemesi gerekli olan gelir vergisini kesecek ve yasal süre içinde bu kestiği vergileri bir muhtasar beyanname düzenleyerek vergi dairesine ödeyecektir. Anlaşılacağı üzere burada işçi veya memur kanuni mükelleftir, fakat onların adına ve hesabına vergilerini ödeyen ve muhtasar beyanname veren işveren vergi sorumlusu (veya mutavassıt ödeyici)dur.

Vergilerin tahsilini daha kolay ve garantili şekilde gerçekleştirmek, küçük matrahların vergiden kaçırılmasını önlemek, maliye idaresinin ve vergi mükellefinin iştem yükünü azaltmak, verginin, gelirin doğuşundan çok kısa bir süre içinde maliye dairesine geçmesini sağlamak ve nihayet verginin mükellef üzerindeki psikolojik etkisini gidermektir.

Türkiyede stopaj usulüne göre, maaş ve ücretlerden kesilen vergi tutarının, ertesi ayın 20. günü akşamına kadar ilgili vergi dairesine muhtasar beyanname ile birlikte verilmesi genel kuraldır. Aynı şekilde Kurumlar Vergisi Kanununa göre, dar mükellefiyete tabi olan kurumlarda ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları, gayri maddi hakların satışı, devri ve temlikinden alınan değerler kurumlar vergisi tevkifatına tabidir. İşte bu kanunlardaki hükümlere göre vergi sorumlularının ödediği vergi borcu, kendilerinin borcu değildir, ama gerçek vergi mükelleflerinin vergi borcunu kesip vergi dairesine yatırmaları söz konusudur.

Gelir Vergisi Kanununa göre; vergi sorumlusu olup stopaj usulü gereğince vergi mükelleflerinin vergi borcunu ilgili vergi dairesine yatırması gereken kurum ve kişiler şunlardır : Kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketlefi, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, gerçek gelirlerini beyana mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabına göre tespit eden çiftçiler.

Porter’s Competıtıve Advantage Theory

Salı, 06 Kasım 2007

PORTER’S COMPETITIVE ADVANTAGE THEORY :

As we have seen before factor abundance leads to comparative advantage. Perhaps this theory overlooks an important point. When factors are abundant, it might lead to inefficient use of that factor as there is little incentive to use this factor in an efficient way. If factors are scarce, firms have a strong incentive to make efficient use of the available resources, and be innovative. There are numerous examples of cases where scarcity has led to innovation. Japan’s scarcity of land has delivered us the just-in-time production. In the North Sea, oil platforms are expensive to build and maintain; their scarcity has led to the development of horizontal drilling to reach distant under-sea oil reservoirs. Short building seasons in Sweden have led to prefabricated houses.

Michael Porter is an very famous Harward professor who is especially well known with the theory of nations competitive advantage.According to the Porter the standard and classical theories on comparative advantage are wrong. Michael Porter (1990) proposed a model that provides conditions that have to be met for a firm to be internationally competitive and successful. He believes that a nation attains a competitive advantage if its firms are competitive. Firms become competitive through innovation. Innovation can include technical improvements to the product or to the production.

This model focuses on four primary conditions which he arranged in a diamond-shaped diagram (hence the name "Porter’s diamond"). These four key elements to international entrepreneurial success are:

a. factor conditions (i.e. the nation’s position in factors of production, such as skilled labour and infrastructure),

b. demand conditions (i.e. sophisticated customers in home market),

c. related and supporting industries, and

d. firm strategy, structure and rivalry (i.e. conditions for organization of companies, and the nature of domestic rivalry).

e.

Figure 1

a. Factor Conditions

• Factor conditions refers to inputs used as factors of production - such as labour, land, natural resources, capital and infrastructure. This sounds similar to standard economic theory, but Porter argues that the "key" factors of production (or specialized factors) are created, not inherited. Specialized factors of production are skilled labour, capital and infrastructure.

• "Non-key" factors or general use factors, such as unskilled labour and raw materials, can be obtained by any company and, hence, do not generate sustained competitive advantage. However, specialized factors involve heavy, sustained investment. They are more difficult to duplicate. This leads to a competitive advantage, because if other firms cannot easily duplicate these factors, they are valuable.

• Porter argues that a lack of resources often actually helps countries to become competitive (call it selected factor disadvantage). Abundance generates waste and scarcity generates an innovative mindset. Such countries are forced to innovate to overcome their problem of scarce resources.

i. Switzerland was the first country to experience labour shortages. They abandoned labour-intensive watches and concentrated on innovative/high-end watches.

ii. Japan has high priced land and so its factory space is at a premium. This lead to just-in-time inventory techniques (Japanese firms can’t have a lot of stock taking up space, so to cope with the potential of not have goods around when they need it, they innovated traditional inventory techniques).

iii. Sweden has a short building season and high construction costs. These two things combined created a need for pre-fabricated houses.

b. Demand Conditions

• Porter argues that a sophisticated domestic market is an important element to producing competitiveness. Firms that face a sophisticated domestic market are likely to sell superior products because the market demands high quality and a close proximity to such consumers enables the firm to better understand the needs and desires of the customers (this same argument can be used to explain the first stage of the IPLC theory when a product is just initially being developed and after it has been perfected, it doesn’t have to be so close to the discriminating consumers).

• If the nation’s discriminating values spread to other countries, then the local firms will be competitive in the global market.

c. Related and Supporting Industries

• Porter also argues that a set of strong related and supporting industries is important to the competitiveness of firms. This includes suppliers and related industries. This usually occurs at a regional level as opposed to a national level. Examples include Silicon valley in the U.S., Detroit (for the auto industry) and Italy (leather-shoes-other leather goods industry).

• The phenomenon of competitors (and upstream and/or downstream industries) locating in the same area is known as clustering or agglomeration. What are the advantages and disadvantages of locating within a cluster? Some advantages to locating close to your rivals may be

i. potential technology knowledge spillovers,

ii. an association of a region on the part of consumers with a product and high quality and therefore some market power, or

iii. an association of a region on the part of applicable labour force.

• Some disadvantages to locating close to your rivals are

i. potential poaching of your employees by rival companies and

ii. obvious increase in competition possibly decreasing mark-ups.

d. Firm Strategy, Structure and Rivalry

1. Strategy

(a) Capital Markets

o Domestic capital markets affect the strategy of firms. Some countries’ capital markets have a long-run outlook, while others have a short-run outlook. Industries vary in how long the long-run is. Countries with a short-run outlook (like the U.S.) will tend to be more competitive in industries where investment is short-term (like the computer industry). Countries with a long run outlook (like Switzerland) will tend to be more competitive in industries where investment is long term (like the pharmaceutical industry).

(b) Individuals’ Career Choices

o Individuals base their career decisions on opportunities and prestige. A country will be competitive in an industry whose key personnel hold positions that are considered prestigious.

o Does this appear to hold in the U.S. and Canada? What are the most prestigious occupations? What about Asia? What about developing countries?

2. Structure

• Porter argues that the best management styles vary among industries. Some countries may be oriented toward a particular style of management. Those countries will tend to be more competitive in industries for which that style of management is suited.

• For example, Germany tends to have hierarchical management structures composed of managers with strong technical backgrounds and Italy has smaller, family-run firms.

3. Rivalry

• Porter argues that intense competition spurs innovation. Competition is particularly fierce in Japan, where many companies compete vigorously in most industries.

• International competition is not as intense and motivating. With international competition, there are enough differences between companies and their environments to provide handy excuses to managers who were outperformed by their competitors.

These four attributes, factor conditions, demand conditions, related and supporting industries, and firm strategy, structure, and rivalry, are what Porter calls the "Diamond of National Competitive Advantage". The top ten companies listed in Fortune’s article as being America’s Most Admired, Coca-Cola, Mirage Resorts, Merck, United Parcel Service, Microsoft, Johnson & Johnson, Intel, Pfizer, Procter and Gamble, and Berkshire Hathaway, are all in highly competitive industries. Porter’s assessment that "America does well in relatively new industries, like software and biotechnology, or ones where equity funding of new companies feeds active domestic rivalry, like specialty electronics and services" describes most of the aforementioned companies And, because of their recognition and the fact that Americans are one of the "world’s most sophisticated and demanding buyers" in these industries, these companies should have the drive to continuously innovate Since the companies are all relatively large and in industries where there are a lot of related and supporting industries, another part of Porter’s "Diamond of National Competitive Advantage" is filled. To be innovative, these companies must have good firm strategies and structure. The most admired company since 1995, Coca-Cola has received praise "for its financial soundness, management quality, and investment value"

Figure 2

So, America’s national competitiveness depends partly on these companies and on new industries. Government’s role is important in varying degrees in the successes of the top ten most admired companies of 1996 and other companies and perhaps government played a role in the failures of others. Porter’s description of national advantage is sufficient but he should emphasize the fact that although local rivalry is still an important factor, a world of global competition requires rivals are to be watched in any country. Increasingly, companies located in one country will have more innovations coming from subsidiaries in other nations. No matter what nation is considered, though, all companies and governments, must continuously innovate. Why? Innovation breeds prosperity.

Competitive Advantage introduces a powerful tool that the strategist needs in order to diagnose and enhance competitive advantage: the value chain. Value chain analysis allows the manager to separate the underlying activities a firm performs in designing, producing, marketing, and distributing its product or service. It is these activities from which competitive advantage ultimately stems. By showing how all the firm’s activities can be examined in the integrated way, Porter provides a new and practical perspective on competitive strategy.

Using value chain analysis, Porter shows:

How to understand the behavior of costs, and how to create and sustain a cost advantage

How to identify what creates value for the buyer and hence differentiation, and how to carry out a successful differentiation strategy

How to choose a technological strategy that reflects the significance of the firm’s technologies for competitive advantage as well as the benefits and costs of being a technological leader

How to improve a firm’s competitive position by identifying "good" and "bad" competitors, and to decide what market share and mix of competitors optimizes long-term profitability

How to segment an industry, and formulate profitable and sustainable focus strategies based on that segmentation

How to create competitive advantage through corporate strategy by harnessing interrelationships among related industries

How to manage a diversified firm so that the resistance to achieving strategic interrelationships among business units can be overcome

How to cope with strategic uncertainty, using industry scenarios to illuminate the range of possible future competitive environments

How to defend a firm’s competitive position when challenged, and how and when to attack an industry leader.

There are two basic types of competitive advantage: lower cost and differentiation.

Lower cost is the ability of a firm to design, produce, and market a

comparable product more efficiently than its competitors…Differentiation is the ability to provide unique and superior value to the buyer in terms of product quality, special features, or after-sale service.[ix]

One of the most obvious competitive advantages that developing nations enjoy is the ability to achieve lower production costs by paying workers lower wages (relative to developed nations). This advantage can be attributed mainly to the inflated wages that labor unions have secured for workers across various industries in the developed world. For example, the United Auto Workers union cites figures from the Bureau of Labor Statistics (BLS) showing that the wages and benefits of union workers in the United States are 33 percent higher than their non-union American counterparts. It is not surprising then, that workers in Mexico, Brazil, and South Korea can be hired at 10 to 15 percent of the average American wage, while “auto workers in Illinois earned in a day or two what the electronics workers of Malaysia earned in a month. The ability to pay competitive wages in a competitive labor market is precisely the competitive advantage that developing nations have employed in efforts to become more efficient producers. However, not everyone endorses such a practice.

Although economic theory supports the realization of competitive advantage through wage differentials, there remains considerable debate over what is an appropriate wage. One organization, the International Centre for Human Rights and Democratic Development, even goes so far as to equate wages in Asia with human rights, asking, “to what extent are low wages and unacceptable health and safety standards of the region due not only to lower levels of economic development but also to the fact that labour doesn’t enjoy basic human rights?

” Perhaps this organization needs to be reminded that the “low wage” earners it claims to protect have freely chosen to work in democratic, free-market economies in exchange for competitive, market wages. They are not forced to work. But they do work, and they do accept the competitive wage. The working paper cited above criticizes the labor practices of several developing nations in Asia including Malaysia, which is labelled as “anti-labour,” and is criticized for “uncontrolled urbanization.” Once again, perhaps this organization needs to be reminded that from 1971 to 1991, Malaysia’s economy maintained a steady growth rate of seven percent per year, per capita income rose from US$410 per year to $3000 per year, and life expectancy increased from 62.3 to 70.5 years.Wages in Malaysia may be low by U.S. standards, but nonetheless, they have proven high enough to sustain economic growth and support a higher standard of living.

In addition to addressing the “low labor cost” benefits of competitive advantage more explicitly, the WTO also needs to address another area of competitive advantage. Recall Porter’s two types of competitive advantage: low cost and differentiation. Differentiation is “the ability to provide unique and superior value to the buyer in terms of product quality, special features, or after-sale service.Traditional economics purports that as competition in a given industry increases, differentiation and innovation will naturally follow, as firms compete for the leading share of the market. However, it is important to recognize that even in a free-trade environment of most-favoured nation status, non-discrimination, and bound tariffs, competition may still be threatened by collusive arrangements between large transnational corporations (TNCs) who seek to monopolize (or more accurately, “oligopolize”) international markets by forming global cartels. According to the United Nations Centre on Transnational Corporations.

THE GOVERMENT’S ROLE :

The government plays an important role in Porter’s diamond model. Governments can influence all four of Porter’s determinants through a variety of actions such as

• Subsidies to firms, directly (moeny) or indirectly (infrastructure)

• Tax code as applicable to firms (corporate income tax, ancillary business and property taxes)

• Regulation and deregulation of capital markets and foreign exchange controls

• Education policies that affect the skill level of workers

• Establishment of technical standards and product standards, including environmental regulations

• The government’s purchase of goods and services

• Antitrust regulation

For example in India,the textile industry makes an enormous and multi-directional contribution to the domestic economy. The industry accounts for nearly 20% of the total national industrial production and provides employment to over 15 million people. It also accounts for more than 30% of exports, making it India’s largest net foreign exchange industry (Dalmia, 1994). In addition, India’s economic situation has improved dramatically since the Indian government introduced new economic reforms in 1991, leading to liberalization in government policies and a significant increase in its foreign exchange reserve position.

Moreover, Porter has emphasized the role of chance in the model. Random events can either benefit or harm a firm’s competitive position. Typically, such events are

• Major technological breakthroughs or inventions.

• Political decisions by foreign governments.

• Acts of war and destruction.

• Dramatic shifts in exchange rates.

• Sudden price shocks affecting input goods (such as the oil price shock in the early 70s)

• Sudden surges or drops in world demand or sudden shifts in consumer preferences.

INTERNATIOANAL COMPETITIVENES OF U.S. WINE INDUSTRY :

Wine production, sales, and consumption in the United States are growing. Competition in this growing market involves product differentiation. In the US wine industry, firms attempt to differentiate themselves in two main ways. First, in response to competition, both foreign and domestic, there are continuous changes to the product. In fact, the wine’s chemistry may be little changed; the marketing and the tale surrounding the wine changes to modify consumer preferences toward the wine. Also, wineries may offer wine in different wine segments, thus changing the competitive forces on their brand. Many smaller wineries offer products that cater to those looking for a low-price wine and for those seeking a good value with excellent quality.

This further differentiates the winery’s product, allowing their competitive advantage to step to the foreground. Michael Porter speaks of "competitive advantage" as the way firms use their inherent advantages to compete. This is not necessarily in terms of costs, but how the firm adds value through specific functions. The way value-added activities are measured and compared to their competitors is through Porter’s value chain. This study involves a look at the US wine industry through some comparative statistics, and attempts to identify the nature of its competitive advantage. We claim that the quality perception is a major part of these advantages, especially in higher-priced segments. The nature of Chilean competition is discussed to give an insight as to Chile’s ability, or lack thereof, to penetrate US wine markets.

The United States is arguably the best place to grow grapes in the world. Two fundamental economic reasons lead to this possibility. First, the United States boasts world-famous growing areas that rival France and Italy in quantity produced and in quality of wine, as the technology and weather are extremely similar. The growth in US wine sales has been strong over the past five years. Its growth has been, according to industry leaders and experts, the result of higher demand, better marketing campaigns, and a concentration on quality.

Percentage Change in Wine Sales

Figure 3

Porter’s idea that a firm finds advantages in niching through many different ways allows a great deal of flexibility for managers and policy makers in budgeting, forecasting, and planning for future developments. The firm’s ability to compete depends on how it can compete. A firm’s prosperity is created, not inherited. In the true capitalist sense, firms must constantly seek the parts of their enterprises that function at a more efficient level than in competing firms. All firms that survive must have some attribute that leads to cost advantages. This is the basis of comparative advantage, the theory of international trade predicated on a country being the low-cost provider of a good to export the good in net. In a similar way, competitive advantage claims that firms inherently strive to focus their output using a mix of their low-cost segments such that the sum of these segments, the value chain, delivers the maximum profit possible for the firm.

The economic ideas of competitive advantage derive from industrial organization theory (IO). IO suggests that firms will act and react depending on how their competitors act and react to them. This "interdependence" is the cornerstone of IO, as its implications reach all decisions of the core business leaders in the firms and the industry. Pricing, new products, segmentation, niching all depend on how competitors react in the industry. If competitors react in such a way that buyers see a better value in the competing good, the firm loses market share. The firm gains competitive advantage through two sources. First, the firm uses overall cost leadership to obtain some basic advantages over rival firms. The second way is through differentiation. The firm uses new techniques, new products, and new ideas in an attempt to become more competitive or profitable. Let us not forget the economic foundations of this analysis. The firm, if rational, is still striving for the maximization of profit. It is my belief that the California wine industry is dominated by its drive to differentiate, and seeking low-cost alternatives is not as important. Many nations havepenetrated these markets by differentiating themselves. As competition rises, each firm and country mocks each other’s movement in an attempt to gain market share. This is where competitive and comparative advantage intersect.

Hypotheses Concerning Competitive Advantage

1. The price elasticity of demand for wine is greater than one in absolute value, implying relative substitutability in wines and producer homogenity in the eyes of the consumer.

2. The cross-elasticity of demand between Chilean wines and US wines is greater than 0, defining them as substitutable goods.

3. The tasting-score elasticity of demand is greater than zero, implying that as the tasting score of the wine increases, the demand for wine increases.

4. The foreign tasting-score elasticity of demand is less than zero, implying that as the tasting score of the Chilean wine increases, the demand for the wine increases.

5. The consumption elasticity of demand is greater than zero, implying that as consumption increases, the demand for wine increases. This further implies that as income increases, wine consumption increases.

These elasticities are easily estimated through an econometric model, a linear regression where the US demand for wine is based on the inverse demand function above.

In a forthcoming study, historical data will be used to test these hypotheses. Tasting scores are difficult to find for older vintages, but a cross-section analysis somewhat defeats these problems. More research in this area is needed.

About Value Chain

The methods to look at industries via a value-chain use the basic devices of microeconomics to analyze the firm. Firms are rated in terms of their advantages, as weighted in many different categories. The weightings take place through separating firms into Strategic Business Units (SBUs) such that all the firm’s activities are assigned a category and specific function. Competitive advantage takes place when a firm has differentiation in activities such that they do that activity better than any other competing firm. This leads to cost advantages, and overall better competitiveness, much like comparative advantage in international trade.

Competitive advantage promises profits if the firm differentiates itself adequately. Through competitive advantage, a firm finds ways to compete through niching in activities rather than final products. Standard microeconomic theory places product differentiation at the core of how firms differ themselves from very close substitute goods and firms. Porter (1985) implies that through profitable activities, comparative advantage in the industry (competitive advantage) can be struck and held. Porter also defines these categories as shown below.

Primary Activities. In the examination of competitive advantage, we focus on primary activities. These activities are the cornerstone of the production and distribution processes in the firm. In the context of a US winery, these activities are centered on the acquisition of the fruit and the fruit’s use in the winemaking process.

1. Inbound Logistics. These activities begin with the fruit itself. The importance of receiving the fruit as a function of a winery depends on being an estate winery (a winery that produces some wine from fruit that are grown on the premises) or a winery that must procure all its fruit from outside sources. If the latter, the fruit must be delivered to the production facility, if that facility is on the grounds where the bottling and storage takes place, and must be immediately prepared for the wine-making process. If the fruit comes to the winery, and no estate fruit is used or available, then the labor and vineyard management positions are not part of the winery’s primary activities. We claim below that those wineries that produce no indigenous fruit and wine use these activities as support activities rather than primary endeavors.

2. Operations. Once wine has arrived at the production facility, the operations end of wine begins.

3. Outbound logistics. The size of the winery dictates the sales force breadth of the firm.Two important aspects of the winery’s distribution choices include choice of markets and lot size. Regardless of the number of cases produced by the winery, the wine’s distribution is a major part of the firm’s overall image. If the winery’s market is high-end dining establishments, and not grocery stores, the wine competes with different wines, foods, and beverages. In this sense, if the tasting scores and marketing are important to the firm, the segment choice and the amount to be sold per customer in that market may have an influence on the firm’s overall image. This image is the key to the marketing scheme of the firm.

4. Marketing and Sales: The most significant change in the wine industry concerning marketing is the new focus on the complimentarity between food and wine.

The latest challenge to the marketing of US wine is the changing demographics of wine drinkers. This is where Chilean and Australian wines have influenced pricing and marketing campaigns. Many wineries and wine organizations were attracted to the high prices and the upper-class clientele that came with it. This left many soon-to-be wine drinkers associating wine with their parents, the upper-class, and not with a good time. Beer has dominated the younger drinkers’ consumption habits. Certain US consumer groups formed specifically to help the wine industry make this transition in marketing campaigns to focus on those under 30 years of age. How the wineries attack this problem in the future remains to be seen, but its presence has forced every winery, regardless of size to be cognizant of how certain competitors may try and differentiate such that the younger market is established. It is to be a great challenge.

5. Service. Few wineries engage in long-term, service relationships with their customers. In many cases, the wineries establish strategic alliance with certain restaurants and distributors such that post-sale services are part of the transaction. Because of the perishability of wine, and the fact that the storage of wine is very important to its quality, certain wineries set up delivery, storage, and spoilage instructions and warranties.

Support Activities. Any activities called support act as a complement to the primary activities above. While the image of the winery is built and maintained above, the support activities help the winery guide day-to-day functions as a firm, and encompass many of the roles that are not wine-specific. In many cases, California’s firms combine support and primary functions. These are not the main ways the firm differentiates its product, nor gains access to comparative advantage. These are, however, the activities that protect the firm from losing its comparative advantage once established.

1. Procurement. For most California wineries, the procurement processes are divided into three distinct groups. For buying the grapes, barrels, labor, and direct production inputs (labor, land, capital, entrepreneurs), the owner and CEO play a direct role. The winemaker also participates in fruit procurement, as it is the key input for the winemaking process. In certain wineries, the winemaker and the vineyard manager control the purchasing of the grapes, labor, and storage units. The second group deals with the office supplies and the basic technology for running the winery as a firm. This includes goods such as paper, copiers, computers, pencils, telephones, utility services, etc. In the average winery, the office manager, or the person who runs the business functions of the winery purchases these goods. The third group includes the tasting room, if one exists.

2. Technology Development. Technology enters the winery in two key ways. First, the winemaking process may become more mechanized, involving the winemaker in new capital and new techniques. In other cases, the changes in technology do not affect the winemaking process at all; if the winemaking takes place in a archaic fashion, technological changes do not affect the firm. In some cases, the winemaking style, especially if it is a labor-intensive, hands-on process, may become part of the winery’s marketing scheme.

The other key area for technology at wineries is in microcomputing. The accounting, inventory, and marketing functions are now computerized at most California wineries. Productivity in these positions: office workers, bookkeepers, etc., should be augmented the faster and more proficient the computer software. With the increase in the use of the internet, many wineries have websites, links, and internet sales. If the winery has technology support, it normally is a consulting position. In certain cases, California wineries employ an individual that has computer skills.

3. Human Resource Management. The tasting room manager normally oversees all hires inside the tasting room. The president/CEO oversees other administrative hires. All field hires, if an estate vineyard is owned, are through the vineyard manager, while all cellar hires are made by the winemaker. Thus the chain of command at a winery can be somewhat disaggregated. If their is a sole owner, the owner may want input on administrative hiring, but certainly allows the field and cellar labor to be hired ultimately by those not directly involved in that position.

4. Firm Infrastructure. The firm infrastructure ranges from incredibly nuclear to peripheral. In some cases, especially larger wineries, the accounting, legal, public relations function may take place internally. In smaller wineries, they may choose to subcontract this labor out, allowing for some administrative cost increases, but not provide the on-site infrastructure of more office space. Many firms fulfill these needs for smaller wineries, specializing in wine accounting, legal matters for wineries, and public relations. The type of infrastructure is normally a function of size, as larger wineries can absorb more fixed costs to keep a lawyer and accountant; however, regardless of size, most wineries have at least a public relations director, any may use some outside help for larger jobs.

Conclusions.

The California wine industry mixes the best and worst characteristics of the US wine industry. There are spectacular producers, winning global accolades for their wine, and selling their entire production years in advance. There are other producers that are in the industry for bulk purposes, and provide large volumes of lower-quality wine. We saw above that Chile is a possible competitor for these firms, especially in the way they are niching in the pop-premium and premium wine segments. California’s firms must recognize the threat, and adjust their marketing, public relations, pricing, and varietal choices as to protect their competitive advantage. The key, according to Michael Porter’s writings, to controlling one’s market share is through competitive advantage. Product differentiation and maintaining low costs lead to this advantage. With changing consumer demographics and international competition, California’s wineries are great examples of dynamic firms in a dynamic market searching for a strategic plan.

CRITICISMS OF PORTER’S MODEL :

The Porter model has been criticized on the following points:

1. It focuses too strongly on developed economies.

2. The government’s role can be both positive and negative. Even well-intentioned government actions can occasionally fail by cushioning domestic industries and making them less internationally competitive.

3. Chance is difficult to predict. Situations can change very quickly and unexpectedly.

4. Porter says, that "firms, not nations, compete in international markets". This means that by focusing on national comparative advantage must be understood on a firm level rather than a cuntry level.

5. Porter describes four distinct stages of national competive development

1. Factor-driven (e.g., Singapore)

2. Investment-driven (e.g., Korea)

3. Innovation-driven (e.g, Japan, Italy, Sweden)

4. Wealth-driven (e.g., Great Britain, with the U.S. and Germany between innovation-driven and wealth-driven), characterized by decline.

6. Porter argues that only outward-FDI is valuable in creating competitive advantage, and inbound-FDI does not increase domestic competition significantly because the domestic firms lack the capability to defend their own markets and face a process of market-share erosion and decline. However, there seems to be little empirical evidence to support that claim.

7. Porter contends that reliance on natural resources alone is insufficient. Canada is an example that doesn’t fit this description, as is apparent by the success of Canadian MNEs like Alcan and Norando.

8. The Porter model does not adequately address the role of MNEs. There seems to be ample evidence that the diamond is influenced by factors outside the home country.

Port And Marıne Transport

Salı, 06 Kasım 2007

PORT AND MARINE TRANSPORT

1- INTRODUCTION

Those who have ruled over seas also ruled over the world for centuries. Seas connecting continents to oceans have transformed into small lakes as a result of developping technology when entered in the 20’th century, and people have come close to each other so much that the old world has had global structure.

Technology has enabled shipping sector become the most rantable and the most economic transportation way in the transportation industry by bringing importance of shipping to a level higher than it had in the past. Due to this superiority of seas, countries using seas in a rantable way are able to control the world trade.

An important part of export is made by means of the sea. There are very close connection of the amount of export cargo and variation of export goods with economic level and development of the country. Thus the amount of export and the increase in it shows how much a country is economically grown.

Nowadays 80 % of the world trade and 70-90 % of Turkish import and export transportation is performed by means of the sea.

Marine transportation is advantageous when compared to other types of transport. For instance the first advantage of the marine transportation is that it is 3.5 times cheaper than railway transportation and 7 times cheaper than the highway transportation. Another advantage is that heavy loads such as industrial raw materials may be transported from one destination to the other in ones.

A new transportation model is entered in the transportation world which is called multi-modal transport which connects the highway, railway, air and marine transportation together. The marine transportation must be given emphasize since highway, railway and air transportation improve more quickly than it.

Currently there is more than 38,500 ships of 300 GRT and above which weight as tonnage about 778,7 million DWT that shows how important the marine transportation is in the world we are living on.

2- WORLD MARINE TRANSPORTATION AND WORLD TRADE FLEET

The countries and the international foundations makes policies on the marine transportation in order to gain a better place in the world marine trade. The marine transportation is the most prefered means of external trade means especially in EU, consequently, the one who will be poverfull in this area will be powerful in the economic sense. Thus all of the world countries try to improve their marine transportation potentials.

In the European countries transportation scope, the marine transportation is tried to integrate with the land transportation in order to build a “Road to Sea” transportation. Another study made in the field of transportation about to shift the priority of transportation from highway to marine.

When a classification of the worldwide fleets is made in terms of the nationalites of the owners, the first place will be taken by our neighbour Greece that posses 16.5 % of the world fleet. The second place is occupied by Japonese firm with 12.1 % and the third place by U.S.A. with 5.8%. The table below shows the owners of the ships carying a flag of open registered countries. (1998)

Nationality of the ship owner Panama Liberia Bahamas Malta Cyprus Marshall Islands St. Vincent Bermuda Antigua& Barbuda Vanuatu Others Million DWT

1-Greece 18.1 14.8 8.4 23.3 28.9 1.8 3.1 - - 0.1 1.4 82.9

2-Japan 73.8 8.7 1.4 - 0.4 0.1 - - - 0.7 14.9 71.5

3-USA 8.4 35.9 17.1 0.9 0.8 22.3 1.2 2.5 - 0.5 10.3 33.3

4-Hong Kong 55.7 23.5 1.7 0.5 0.5 1.7 1.3 0.6 - 0.6 13.9 29.0

5-Norway 5.7 30.5 31.6 17.2 0.7 - 1.1 3.9 - - 9.2 24.0

6-Sweden 1.0 40.1 13.1 0.5 0.2 - 0.1 5.3 - - 40.1 17.4

7-South Korea 88.6 8.6 - 0.3 0.2 - 0.7 0.0 - - 1.6 17.0

8-China 45.6 35.7 - 2.7 1.9 0.5 4.5 0.0 - - 9.2 16.1

9-Germany 7.9 39.9 0.4 3.3 18.9 0.3 1.2 0.3 16.6 - 11.2 15.7

10-England 7.7 17.7 13.2 2.2 1.4 1.3 27.6 - - - 29.1 15.3

Others 20.0 25.4 11.8 10.3 4.9 0.3 4.3 1.0 0.3 0.5 21.2 88.2

World Total 31.7 22.4 8.9 8.4 7.8 2.4 2.0 1.9 0.7 0.3 13.4 415.7

OECD 30.1 19.3 10.4 9.2 9.3 3.0 1.5 2.4 0.9 0.4 13.6 312.2

AB 12.6 20.4 11.2 14.3 17.7 1.0 2.2 3.3 1.7 0.2 15.3 156.6

When another classification is carried out, in terms of flags; Panama takes the first place with it’s 145.1 million DWT ability. Panama is followed by Liberia with 95.1 million DWT and Greece with 43.8 million DWT.

The world marine trade grow every year about 3.9 %, and it is though that it will reach about 5.67 billion tone in 2006. The dry load request is though to increse every year with 4.9 % and reach 1.95 billion ton, petrolium tanker load request to increase with a yearly increase of 1.6 % and reach 2.08 billion ton and container and the other loads request with a yearly 6.6% increase reaching 1.6 billion ton.

According to the report of UNCTAD (1997), in 2006 the world trade fleet will become 880 million DWT with a yearly increse of 3.2 %. The dry load ships and petrolium tankers will have a yearly increase of 4.6 % and 1.0 %, that will reach at an amount of 335.3 million DWT and 313.9 million DWT. The total tonnage of containers and the other loading ships will have a yearly increase of 5.6 % and will reach 230.9 million DWT.

3- TURKEY’S MARINE TRANSPORTATION

It is known that the world nations prefer the marine and railway transportation cosidering that is much more rantable than the other means of transportation. On the contrary, in Turkey highway transportation is unique with no rival. In Turkey’s internal transportation the highway transport takes 72%, marine transport 15% and railway transport 10%. But in the international platform 90% of the import material and 70 % of the export material is transported by the marine transport.

Especially after 1990, in the new world order, because of the geological condition of Turkey, the transportation sector and the marine transportation and its related branches had become important to develop.

Turkey is geographically at an important place to become a transportation corridor among the east-west and north-south axes. Thus marine transportation should be one the first priority that Turkey should give importance.

The tonnage of the Turkish merchant fleet had been 9.552 thousand DWT for vessels over 300 GRT in 1995, reached 12 million DWT in 1997. By November 2001, there is 3180 ships with 9,548,381 DWT capacity in which 86 ships below 16 GRT with 50,734 DWT capacity belonging to public and 3094 ships with 9,497,647 DWT capacity belonging to private sector. Today Turkish transportation fleet is the world 20’th. The Table below shows the fleet proportions of some world countries (2001).

Countries Fleet Capacity (million ton) The Proportion in Total

Greece 143.1 19.9

Japan 98.7 13.2

Norway 60.1 8.01

USA 44.7 5.97

China 40.7 5.43

Singapur 20.6 2.75

Germany 32.9 4.39

Denmark 18.1 2.42

Taiwan 18.8 2.4

TURKEY 9.5 1.2

However the tendancy towards specialised vessels, such as RO-ROs, vessels for chemical materials and containers, the Turkish fleet coul not be able to achieve the renewal and rejuvenation convenient to international technical developments.

Turkey has almost 85.8 milion tons of foreign trade cargo. Out of this amount 54.7 million ton has been imported and 31.2 ton exported. Up to 1999 the companies prefered foreign flagged ships since the cost of Turkish flagged ships was too high. The high price of the Turkish flagged ships reduced after the declaration of the Turkish International Shipping Register which brought new energy into the sector but not succes to rescue it.

Turkey is a country that is surrounded by three parts with the sea which has 8333 km of coastal land. On this coastal line, there is about 300 coastal facilities.

From these;

- 12 harbor and quay are operated by TDİ

- 7 harbor by TCDD

- 2 harbor by Tüpraş

- 2 harbor by TDÇİ

- 2 harbor by TKK

- 20 harbor and quay by the firm owners

- 50 harbor and quays by the municipalities and privite institutions

- 59 harbor and quays by private sector

- 13 marinas by Bank of Turism abd municipalities

- 128 fisher shelters by privite institutions, municipalities, cooperatives.

In year 2000 in our ports and harbors, it had been piled up 186.3 million ton of load and 195,728 ships and 9534 passengers had arrived.

The loading and unloading capacity of the ports operated by TDİ is 148,879,000 ton/year without adding the petrolium and the petrolium products. As we come to the capacity of these, it is 160 million ton/year.

Marine transportation may be classified into two major groups which are cabotage transportation and external transportation.

4- COASTAL TRADE (CABOTAGE-INTERNAL TRANSPORTATİON)

Turkey, like some other mediterranian countries such as Greece and Italy, carry all its internal transportation by the Turkish Fleet.

Cabotage transportation consist of the transportation of petrol and petrolium products, mine ore, mine coal, cereal grains and mixed materials. Crude petrolium, petrolium products and spill liquids transportation takes the first place as the internal transportation. The second place is taken is taken by mixed material loads and other loads.

In Turkey, recently some 10 million tons of cabotage transportation is made.

5- PASSENGER TRANSPORTATİON

The internal and international passenger transportation is carried out by the Turkish Maritime Administration. The Turkish Maritime Administration continue its service with 4 passenger ships and 8 ferry boats.

The internal lines that are present for a passenger are as fallows;

 Istanbul-Izmir

 Istanbul-AvÅŸa

 Çanakkale-Gökçeada

 Istanbul-Trabzon

Table Showing The Internal Passenger Transportation Made by TMA

Years Passanger Carried Million passanger x km

1990 874,336 127,429,000

1991 616,614 91,548,100

1992 454,595 58,413,469

1993 437,822 53,974,900

1994 384,444 44,892,480

1995 394,187 60,919,200

1996 397,595 57,754,000

1997 357,114 53,121,450

1998 376,526 53,121,250

1999 225,000 36,559,250

The international transportation lines of the Turkish Maritime Administration are;

 Izmir-Venice

 ÇeÅŸme-Birindisi

 Mersin-GazimaÄŸusa

Table Showing The International Passenger Transportation Made by TMA

Years Passanger Carried Million passanger x km

1990 342,094 97,415,400

1991 217,053 108,666,750

1992 176,475 108,764,950

1993 183,693 134,619,100

1994 168,122 124,415,400

1995 161,055 99,873,100

1996 163,605 120,067,150

1997 168,042 107,498,350

1998 122,712 88,434,650

1999 145,000 105,514,400

6- THE DEVELOPMENT IN THE TURKISH INTERNATIONAL TRANSPORT

Turkish marine transportation, as parallel to the world behaviour has had an important development in the 10 years.

The development of external trade can be seen in the table below.

Improvement of marine transport in Turkey (1987-1998) (*1000 ton)

Years Total Export Import Turkish Flagged Ships

Trans. Amount %Proportion

1987 45,528.7 12,941.1 35,587.6 21,018.5 43.3

1988 52,517.8 19,707.5 32,810.2 19,704.9 37.5

1989 55,200.9 21,531.0 33,669.9 20,590.6 37.3

1990 59,117.1 15,238.6 43,878.5 22,307.3 37.7

1991 70,235.1 20,343.5 49,891.7 22,710.3 33.3

1992 72,419.1 21,915.1 50,504.0 29,539.3 40.8

1993 82,977.5 18,102.3 64,875.2 33,487.5 40.4

1994 74,743.6 22,112.8 52,630.8 36,986.6 49.5

1995 84,181.1 20,174.6 64,006.5 35,157.2 41.8

1996 91,680.3 18,846.2 72,834.1 36,057.9 41.8

1997 112,373.4 37,009.7 75,363.8 32,835.9 29.2

1998 104,076.2 24,773.3 79,303.0 33,856.8 32.5

1999 110,901.4 32,923.3 77,978.2 31,792.4 28.7

2000 118,248.1 32,291.1 85,956.9 36,082.4 30.5

2001 113,414.4 40,633.8 72,780.6 35,196.8 31.0

From the table, it may be seen that the proportion of the Turkish flagged ships transport increase with a lower acceleration than the overall sea transportation amount, thus the transportation ratio decreases. But after the put on of the shipping flag register, the Turkish flagged ships ratio has become to grow. It may be seen that the import volume of the external trade is much more than the volume of export trade.

Nowadays 24.3% of 31.2 million tons export transportation and 35.3% of 54.6 tons import transportation is made by the Turkish flagged ships

a) Export from the Turkish Ports

From the report of the Government Statistics Institude (DİE) between the years 1993-1997, the Turkish ports import animals, timbers, coals, ores , construction materials, foods and trade products as shown in the Table.

1993 1997 Harbor and Proportion %

Ore (ton) 3467627 3924107 Bandırma

31 İskenderun

12 İzmir

4

Animal (head) 748689 315163 Mersin

85 İskenderun

14 Çeşme

0.7

Timber (m³) 173404 37770 Kocaeli

25 İskenderun

22 AiaÄŸa

16

Cons. Mat. (ton) 789817 8999485 İskenderun

41 TekirdaÄŸ

25 Mersin

22

Cereal grains (ton) 1320038 1003945 Mersin

46 Samsun

14 İskenderun

13

Fruits and

Vegetables (ton) 192763 120048 Mersin

46 Samsun

14 İskenderun

13

Trade materials

(ton) 6989685 7632029 İzmir

36 Mersin

29 AliaÄŸa

8

a.1) The Proportion of Marine Transport With Other Transportation Means

It may be seen in the table about 73%-84% of the export transportation of Turkey is made by marine transportation.

Year Maritime Highway Railway Air

Amount% Value% Amount% Value% Amount% Value% Amount% Value%

1992 80.39 40.22 18.23 52.57 1.16 0.22 0.22 6.22

1993 79.9 41.9 19.3 51.5 0.6 0.2 0.2 5.9

1994 84.2 44.4 14.8 47.1 0.4 0.6 0.6 7.9

1995 82.6 41.5 16.7 51.0 0.4 0.5 0.3 7.0

1996 76.5 42.4 22 48.5 0.5 0.6 1.0 8.5

1997 73 39.2 26.2 53.1 0.4 0.6 0.4 7.1

The point that should be taken into consideration is that the amount as weight of the products are heavy but the price is cheap.

a.2) The Proportion of The Countries That We Make Export and Import

The most important countries that we make export are the European countries which takes about the half of the portion.

At the tables below, it is seen the export portion made by means of the sea to the European and other countries.

Countries 1992 1993 1994 1995 1996 1997

France 81.89 87.5 87.7 87.8 84.3 69.1

Belgium/

Luxemburg 84.78 79.7 77.5 91.9 89.1 82.3

Holland 77.93 78.7 87.8 87 84.2 78.3

Germany 48.02 45 54.9 57 54.2 49.6

Italy 88.18 89 94.6 95.6 90.2 82.3

England 86.69 84.2 89.9 91.3 89.6 83.1

Ireland 92.6 90.9 94.4 96 96.9 90

Denmark 68.2 68.7 68 71 72.9 69.7

Greece 66.62 77 86 84.6 81.6 80.4

Portugal 89.36 95.9 96.7 98.7 96.6 83.6

Spain 92.52 91.9 98.7 98.4 91.9 88.9

Iceland 91.7 98 97.8 99.2 58.4 82.7

Norway 97.62 86.4 95.2 96.5 81.6 77.1

Sweden 77.06 49.8 91 88.2 77.1 68.3

Finland 82.15 79.8 97.2 83.7 97 74.9

Helvetia 65.3 79.3 77.9 83.3 79.6 61

Austria 62.59 59.2 64.3 65.4 50.8 48.9

Poland 49.36 26.9 23.8 30.1 42.8 33.4

Hungary 13.28 2.9 9.4 17.3 27.3 24.2

Rumania 72.46 67.6 59 26.5 29.2 24.4

Bulgary 39.99 46 26.9 18.8 26.7 23.9

Albania 51.94 41.2 47.2 9.3 34.6 69.3

Russia 92.74 70.5 52 46.9 55.5 57.1

Belarus 4.33 60.3 55 9.5 38.7 30.3

Ukranie 91 91.7 76.3 83.7 83.1 84.6

Estonia 41.86 0- 78.1 61 - -

Lithuiania 90.45 23.7 13.9 17.6 - -

Azerbeycan 93.62 62.2 57.1 0.2 6.5 47.6

Georgia 83.95 78.6 48.3 15.6 12 36.6

Kazakistan 52.59 48.6 44.5 5.9 - 19.5

Kirkizistan 2.35 64.4 20.5 0.8 -

Ozbekistan 92.96 96.2 70.6 4.8 - -

Tacikistan 65.7 97.9 96.9 25.9 - -

Turkmenistan 92.56 79.1 48.7 0.3 - -

Maroc 93.75 92.4 98.9 99.9 - -

Algery 96.42 85.8 98.7 97.9 - -

Tunisie 99.1 99 98.9 99.2 - -

Libia 95.16 92.7 95.8 98.2 - -

Egypt 94.13 94.3 - - - -

Sudan 59.33 98.3 - - - -

The next Table shows the Turkish marine transport with the country Groups.

EXPORT IMPORT

Country Groups 1995 % 1996 % 1997 % 1995 % 1996 % 1997 %

1-OECD Countries 8,624.3 42.7 9,024.57 48.9 24,032.8 64.9 19,511.51 30.5 30,279.4 27.8 19,891.2 26.4

A. EU Countries 7,489.3 37.2 7,831.6 41.6 21,364.9 57.7 9,211.9 14.4 10,204.4 14.0 10,256.7 13.6

Germany 82.6 0.4 85.1 0.5 123.3 0.3 1,621.4 2.5 1,348.9 1.9 979.6 1.3

Belgium 462.9 2.3 277.5 1.5 368.0 0.9 1,369.1 2.1 1,217.4 1.7 1,217.5 1.6

France 462.7 2.3 501.0 2.6 3,954.1 10.7 658.2 1.0 1,054.0 1.4 654.5 0.8

Holland 461.5 2.3 429.2 2.3 3,379.4 9.1 2,188.2 3.4 2,470.1 3.4 1,707.4 2.2

England 377.7 1.9 298.0 1.6 383.1 1.0 755.4 1.2 779.5 1.1 698.7 0.9

Spain 1,444.1 7.2 2,060.8 10.9 4,443.0 12.0 359.3 0.6 754.7 1.0 920.2 1.2

Italy 3,371.19 16.7 3,380.2 17.9 6,274.6 16.9 1,291.7 2.0 1,544.5 2.1 2,212.6 2.9

Greece 667.7 3.3 732.2 3.9 1,900.2 5.1 762.4 1.2 863.4 1.2 1,288.4 1.7

Others 166.8 0.8 67.6 0.4 539.2 1.5 205.8 0.3 172.0 0.2 577.8 0.7

B. Others OECD C. 1,125.9 5.6 1,192.9 6.3 2,667.9 7.2 10,299.5 16.1 10,075.0 13.8 9,634.4 12.8

ABD 714.8 3.5 671.3 3.0 1,880.7 5.0 6,418.1 10.0 5,632.1 7.7 5,181.3 6.9

Canada 37.0 0.2 40.3 0.2 381.4 1.0 858.6 1.3 662.0 0.9 923,9 1.2

Others 374.0 1.9 481.6 2.5 405.8 1.1 3.022,7 4.7 3,780.9 5.2 3,529.2 4.7

2-Islamic Countr. 5,810.4 28.8 4,488.3 23.8 - - 24,664.8 38.5 26,670.1 36.6 - -

Basra Gulf Countr. 1,446.6 7.2 777.2 4.0 - - 7,878.6 12.3 3,263.0 4.5 - -

Other Is. Countr. 436.7 21.6 3,711.1 19.7 - - 16,786.1 26.2 23,407.7 32.1 - -

3-Other Countries 5,737.7 28.5 5,333.4 28.3 12,976.9 35.1 19,830.2 31.0 25,884.5 35.6 55,472.5 73.6

TOTAL 20,174.5 100.0 18,846.2 100.0 37,009.7 100.0 64,006.5 100.0 72,934.0 100.0 75,363.7 100.0

Turkish Marine Transport with the country Groups (1995-1997) (*1000 ton)

a.3) Export Transport From The Flag Point of View

The proportion that Turkish flagged ships transport export materails changes over the years. The reason of this is that there are foreign countries which take place in the market. These countries such as Panama, Greece, Malta carry the export materials from Turkish coasts.

The related Table shows Turkey and the first 3 countries which carry the export materials from Turkey.

Load Type Turkish Flagged % Foreign Flagged %

Construction Materials 66.12 Panama 6.49 Greece 4.02 Malta 3.87

Mine ores 29.49 Panama 7.80 Malta 6.58 Russia 5.65

Mine coals 45.11 Panama 10.49 Russia 7.71 Honduras 6.65

Fuel Oil 15.90 Panama 29.77 Greece 13.59 Italy 9.59

Cereal Grains 31.30 KKTC 17.79 Syria 6.04 Malta 5.09

Timbers 35.10 KKTC 28.21 Malta 11.49 Russia 4.46

Animals 16.76 Syria 29.17 Lebenon 23.15 Honduras 9.43

When taking a look to the datas of the years 2000, it may be seen that Turkish flagged ships has the biggest portion in the export of liquid gas. However Turkish flagged ships proportion for industrial material export is 33.8%, mine ore 23.6 %, cereal grains 15%, petrolium products 11.6%, coal 5.2% and agriculture materials 3.3%. From the Table below it may be seen that the export transport from our harbors made by foreign countries continue to preserve its place.

Load Type Turkish Flagged Foreign Flagged Total (ton) Ratio %

Amount (ton) Ratio % Amount (ton) Ratio %

Cereal Grains 338,197 15 1,912,937 85.0 2,252,146 11.2

Mine Ore 769,181 23.60 2,493,395 76.4 3,262,593 16.30

Coal 1,800 5.20 32,772 94.8 34,572 0.17

Crude Oil 54,627 50 54,500 50 109,128 0.54

Petrolium Products 352,341 11.6 2,673,983 88.4 3,026,304 15.17

Liquid Gas 11,950 90.6 1,235 9.4 13,185 0.06

Liquids 24,305 5.7 399,834 94.3 424,141 2.12

Industrial Products 3,178,653 33.8 6,224,108 94.366.2 9,402,810 47.14

Agricultural Products 3,283 3.3 94,819 96.7 98,103 0.49

Other Loads 73,943 10.7 616,132 89.3 690,079 3.45

Timber 623,975 10.9 9,406 89.1 633,381 3.17

It may be concluded that there hadn’t been a big increase in the external trade transport as the ships are not suitable for that purpose and the tariff transport is not really performed in Turkey

b) Liquid Bulk Transportation

Liquid bulk transportation consists of crude oil, petroleum products, liquefied gases and other liquids.

As the crude oil taken out from Turkey is very insufficient, 90% of Turkey’s crude oil need which has approximately a yearly amount of 27 million is imported. Thus, it is very important for Turkey to posses enough tanker to continue the import with his own means.

The chart below shows the fuel oil transport rate imported from Turkey.

The proportion of the Turkish flagged ships in these transports was as follows.

Turkish Flagged Foreign

1990 47,7 52,3

1994 56,1 43,9

1997 25,30 74,7

1998 27,4 72,6

1999 29,9 70,1

It may be seen that there is an decrease in the transport by the Turkish flagged ship, this is because the ships are getting older. The tanker fleet by its ages can be seen in the table below. The number of ships below 5 years of age is quite insufficient.

Type of The Ship Under 5 years 5-10 years 11-20 years Below 20 years

Public Private Public Private Public Private Public Private

Petroleum - 24 - 20 3 45 6 121

Chemical Material - 2 - 1 - 8 - 32

LPG - 2 - 1 - 1 1 6

Asfalt - - - - - - - 2

TOTAL - 28 - 22 3 54 7 161

ALL Public: 10 Private: 265

c) Dry Cast Load Transportation

The mine ore takes the first place in the dry cast load transportation which is pursued by cereal grains in the second position and coal in the third.

The import and export rate of the cast load thus the transportation rate depends on the annual productivity of Turkey. When the product is excess the needed values, there will be export, where it is less than the needed value or the quality is not good, there will be import.

The Chart belows shows the ratio of the marine dry cast load transport over the total marine transport (Export and import) and the Tables shows the Turkish flagged ship proportion over the total transport.

Export Turkish Flagged Foreign

1990 27,65 72,35

1994 33,88 66,12

1998 25,32 74,68

1999 23,38 76,62

Import Turkish Flagged Foreign

1990 48,31 51,69

1994 45,84 54,16

1998 39,67 60,33

1999 39,33 60,67

d) Container Transportation

Container transportation consist of the transportation of the coastly materials and brittle materials which should be carried with care and wich may damage easily and of carried frozen loads.

As the materials carried by the containers are importants, special care should be taken for loading, unloading and pile uping. Thus modern harbor facilities is needed.

Turkey ports is very pour in the world scale for the container transportation. Beside, between the Mediterranean countries Turkey coulnd’t compete against Greece and Cyprus and took the fourth place in the mediterranean rank.

In order to take a place in the world container transportation, the Turkish ports should be made adequate for storage, loading, unloading and pile uping.

Despite Turkey has a big amount of container line (25% of the world container traffic) passing from it and going to the world outside, most of the transport is being made by foreign flagged countries as may be seen in the Tables below.

Import Turkish Flagged Foreign Export Turkish Flagged Foreign

1997 4,51 95,49 1997 8,19 91,81

1998 6,61 93,39 1998 9,57 90,43

1999 9,37 90,63 1999 13,33 86,67

e) International Vehicle (RO-RO) Transportation

This transportation consist of the transport of railway cars, locomotives, all sort of vehicle having its own well, or pulled vehicles and machines. Turkey, with a good management process has grown its Ro-Ro transportation and nowadays is one of the leader country in the Meditteranean and the Black Sea. Contrary, the Turkish Ro-Ro fleet is below the world average and there is no enough Ro-Ro quays which sometimes cause for the Ro-Ro ships to draw near the conventional quays.

f) Transit Transportation

The primary ports used for transit transportation are, in the Meditteranean; Mersin and Iskenderun, and the Black Sea; Samsun and Trabzon.

In order to the Turkish transportation grows, Turkey ports should be connected with the highway and railway transportations. With a n embracing transportation network the transit transportation will be sure to grown.

As may be seen below the most important part of the Turkish import and export transportation was made by foreign flagged ships up to the flag register has been put into effect in 1999. From that time the Turkish flagged ships become increasing in the Turkish seas while the operation costs of the Turkish flagged ships decrease to that of the foreign flagged ships operational costs.

The Proportion of the turkish Transportation between the years 1994-1998 on Eagean, Medcoast, Marmara and Black Sea for Loaded (Export) and Unloaded (Import) materials may be seen from the graphs below. From these graphs the yearly changes of export and import transportation ratios between 1994-1998 may be seen.

7- 8’TH FIVE YEAR DEVELOPMENT PLAN, MARITIME TRANSPORT

The Maritime Transport section in the Five Year Development Plan edited by Government Plannign Organisation consisting the years 2000-2005 is as fallow.

a) Present Situation

• By the year 1995, the total freight, handled in our ports had been 119 million tonnes, number of container whereas, 765 thousand TEU (Twenty Feet Equivalent Unit). By the year 1999, on the other hand, these figures were 155,5 million tonnes and 1.400.000 TEU respectively. To ensure that port development decisions be based on sound information and data, Nationwide Port Development Master Plan that was initiated in 1999 shall be completed within the 7th Plan period.

• Within this period, the operation rights of seven public ports, operated by the General Directorate of the Turkish Maritime Administration, have been transferred to the private sector. However, no progress has been achieved in the field of administration of the ports by autonomous port administrations that will provide an efficient and productive management considering the implementations throughout the world.

• The tonnage of the Turkish merchant fleet had been 9.552 thousand DWT for vessels over 300 GRT in 1995, reached 12 million DWT in 1997, but retracted to 10.444 thousand DWT in 1999. Although there had been an orientation towards specialised vessels, such as RO-ROs, vessels for chemical materials and containers, the renewal and rejuvenation of the fleet with vessels convenient to international technical developments could not be achieved.

• The share of the Turkish merchant fleet within external commercial maritime transport had been 42 percent in 1995, but dropped to 30 percent in 1999. This figure is expected to be 32 percent in 2000. International RO-RO transportation is carried on by 22 vessels.

• The Law on Turkish International Flag Registration has been put into effect in the year 1999. Legal arrangements for the implementation are expected to be accomplished by the year 2000.

b) Objectives Principles and Policies

• Combined transportation, which is on the way to become the transport type of the 21st Century will also have impact on Turkey, which is a transit country as regards ports and other transport infrastructure within the 8th Plan period. It is aimed to improve, modernise and increase the capacity of our ports, considering the results of the Nationwide Port Development Master Plan to be accomplished by the year 2000, so that they will be convenient as regards quality and quantity to handle import and export freight and so that they will be the passage corridors regarding transit transportation traffic. Our ports shall be restructured regarding criteria such as dimension, administration style, and service approach so as to constitute a focal point/artery within the world transportation network.

• Within this restructuring, which is aiming at converting Turkey into a transportation corridor and transit resort on the east-west, north-south axes, importance shall be given on providing the Turkish Maritime Fleet with a structure that is in harmony with transportation demands from quantitative and qualitative point of view and that is in congruence with world standards and technological developments.

• In our maritime merchant fleet, there is a lack of vessels for scheduled transportation services. Utmost benefit shall be taken from supporting facilities by also utilising inter-sectoral opportunities in order to purchase, renew or get built by local shipbuilders of commercial vessels in the type of RO-RO, container, combined liner, ferry, cruiser, passenger vessel, petroleum tanker and LPG/LNG vessels within the 8th Plan period. At the end of the period, the tonnage of the merchant fleet is expected to reach 13 million DWT, including 2,5 million DWT renewals. The share of vessels under Turkish flag within international maritime transport shall be increased and reach the level of 40 percent.

• In case of membership to the EU, Turkey will have to terminate the monopoly of cabotage. With the required steering as regards cabotage the period of candidacy, necessary measures shall be taken to support freight and passenger vessels which are engaged in cabotage, in terms of port services and fuel in order to encourage the shift from highway transport to maritime transport. The coaster fleet, on the other hand, shall be strengthened in order to be ready for a probable EC competition.

• Our ports shall be operated according to modern management principles which are fitting to developments in the field of legislation and technology and which are based on competition with regional ports by pursuing a management policy in harmony with EU and other international port management strategies.

• By the end of the period, the handling of container in our ports is expected to reach 1.900.000 TEU. In line with the increase in the container traffic, the Marmara Port Project and the Project on Skimming and Enlargement of the Izmir Port shall be realised, the construction of the Derince Container Port shall be launched and studies on the North Aegian Port shall be concluded within the BOT model.

• The maritime legislation shall be made in harmony with the international legislation. Importance shall be given to sign bilateral agreements with EU countries as well as with other countries in order to reduce operation cost of the Turkish Maritime Merchant Fleet and to create new working areas. Regarding all bilateral maritime agreements and international conventions, relevant public and private institutions shall be consulted, to ensure participation.

• In the field of maritime and shipmen training, which has gained a universal dimension, importance shall be given on the training of seamen as envisaged in the STCW (Shipmen Training Certification and Watching) Convention.

c) Legal and Institutional Arrangements

• In addition to conventions on controls of port state we are a party of, the ratification of amendments and protocols to be furnished later on in due time shall be provided. Thus an efficient control and supervision instrument shall be established.

• By following up the arrangements of international conventions and by an effective participation to them, national benefits will be reflected on these arrangements. To realise this, the way of representation of standing groups, which will ensure a smooth, efficient and necessary coordination among international institutions such as IMO, ILO, UNCTAD will be defined and the translation of necessary international documents into Turkish in due time shall be provided.

• Amendments will be made in the maritime legislation, especially in the financial leasing legislation with a view to facilitate ship ownership and management of entrepreneurs.

• Necessary amendments shall be made in the legislation in order to implement indirect supports, which are being practised throughout the international arena in the field of new shipbuilding.

• The port management shall be made ready for international competition giving an autonomous structure.

Porter’s Competıtıve Advantage Theory :

Salı, 06 Kasım 2007

PORTER’S COMPETITIVE ADVANTAGE THEORY :

As we have seen before factor abundance leads to comparative advantage. Perhaps this theory overlooks an important point. When factors are abundant, it might lead to inefficient use of that factor as there is little incentive to use this factor in an efficient way. If factors are scarce, firms have a strong incentive to make efficient use of the available resources, and be innovative. There are numerous examples of cases where scarcity has led to innovation. Japan’s scarcity of land has delivered us the just-in-time production. In the North Sea, oil platforms are expensive to build and maintain; their scarcity has led to the development of horizontal drilling to reach distant under-sea oil reservoirs. Short building seasons in Sweden have led to prefabricated houses.

Michael Porter is an very famous Harward professor who is especially well known with the theory of nations competitive advantage.According to the Porter the standard and classical theories on comparative advantage are wrong. Michael Porter (1990) proposed a model that provides conditions that have to be met for a firm to be internationally competitive and successful. He believes that a nation attains a competitive advantage if its firms are competitive. Firms become competitive through innovation. Innovation can include technical improvements to the product or to the production.

This model focuses on four primary conditions which he arranged in a diamond-shaped diagram (hence the name "Porter’s diamond"). These four key elements to international entrepreneurial success are:

a. factor conditions (i.e. the nation’s position in factors of production, such as skilled labour and infrastructure),

b. demand conditions (i.e. sophisticated customers in home market),

c. related and supporting industries, and

d. firm strategy, structure and rivalry (i.e. conditions for organization of companies, and the nature of domestic rivalry).

e.

Figure 1

a. Factor Conditions

• Factor conditions refers to inputs used as factors of production - such as labour, land, natural resources, capital and infrastructure. This sounds similar to standard economic theory, but Porter argues that the "key" factors of production (or specialized factors) are created, not inherited. Specialized factors of production are skilled labour, capital and infrastructure.

• "Non-key" factors or general use factors, such as unskilled labour and raw materials, can be obtained by any company and, hence, do not generate sustained competitive advantage. However, specialized factors involve heavy, sustained investment. They are more difficult to duplicate. This leads to a competitive advantage, because if other firms cannot easily duplicate these factors, they are valuable.

• Porter argues that a lack of resources often actually helps countries to become competitive (call it selected factor disadvantage). Abundance generates waste and scarcity generates an innovative mindset. Such countries are forced to innovate to overcome their problem of scarce resources.

i. Switzerland was the first country to experience labour shortages. They abandoned labour-intensive watches and concentrated on innovative/high-end watches.

ii. Japan has high priced land and so its factory space is at a premium. This lead to just-in-time inventory techniques (Japanese firms can’t have a lot of stock taking up space, so to cope with the potential of not have goods around when they need it, they innovated traditional inventory techniques).

iii. Sweden has a short building season and high construction costs. These two things combined created a need for pre-fabricated houses.

b. Demand Conditions

• Porter argues that a sophisticated domestic market is an important element to producing competitiveness. Firms that face a sophisticated domestic market are likely to sell superior products because the market demands high quality and a close proximity to such consumers enables the firm to better understand the needs and desires of the customers (this same argument can be used to explain the first stage of the IPLC theory when a product is just initially being developed and after it has been perfected, it doesn’t have to be so close to the discriminating consumers).

• If the nation’s discriminating values spread to other countries, then the local firms will be competitive in the global market.

c. Related and Supporting Industries

• Porter also argues that a set of strong related and supporting industries is important to the competitiveness of firms. This includes suppliers and related industries. This usually occurs at a regional level as opposed to a national level. Examples include Silicon valley in the U.S., Detroit (for the auto industry) and Italy (leather-shoes-other leather goods industry).

• The phenomenon of competitors (and upstream and/or downstream industries) locating in the same area is known as clustering or agglomeration. What are the advantages and disadvantages of locating within a cluster? Some advantages to locating close to your rivals may be

i. potential technology knowledge spillovers,

ii. an association of a region on the part of consumers with a product and high quality and therefore some market power, or

iii. an association of a region on the part of applicable labour force.

• Some disadvantages to locating close to your rivals are

i. potential poaching of your employees by rival companies and

ii. obvious increase in competition possibly decreasing mark-ups.

d. Firm Strategy, Structure and Rivalry

1. Strategy

(a) Capital Markets

o Domestic capital markets affect the strategy of firms. Some countries’ capital markets have a long-run outlook, while others have a short-run outlook. Industries vary in how long the long-run is. Countries with a short-run outlook (like the U.S.) will tend to be more competitive in industries where investment is short-term (like the computer industry). Countries with a long run outlook (like Switzerland) will tend to be more competitive in industries where investment is long term (like the pharmaceutical industry).

(b) Individuals’ Career Choices

o Individuals base their career decisions on opportunities and prestige. A country will be competitive in an industry whose key personnel hold positions that are considered prestigious.

o Does this appear to hold in the U.S. and Canada? What are the most prestigious occupations? What about Asia? What about developing countries?

2. Structure

• Porter argues that the best management styles vary among industries. Some countries may be oriented toward a particular style of management. Those countries will tend to be more competitive in industries for which that style of management is suited.

• For example, Germany tends to have hierarchical management structures composed of managers with strong technical backgrounds and Italy has smaller, family-run firms.

3. Rivalry

• Porter argues that intense competition spurs innovation. Competition is particularly fierce in Japan, where many companies compete vigorously in most industries.

• International competition is not as intense and motivating. With international competition, there are enough differences between companies and their environments to provide handy excuses to managers who were outperformed by their competitors.

These four attributes, factor conditions, demand conditions, related and supporting industries, and firm strategy, structure, and rivalry, are what Porter calls the "Diamond of National Competitive Advantage". The top ten companies listed in Fortune’s article as being America’s Most Admired, Coca-Cola, Mirage Resorts, Merck, United Parcel Service, Microsoft, Johnson & Johnson, Intel, Pfizer, Procter and Gamble, and Berkshire Hathaway, are all in highly competitive industries. Porter’s assessment that "America does well in relatively new industries, like software and biotechnology, or ones where equity funding of new companies feeds active domestic rivalry, like specialty electronics and services" describes most of the aforementioned companies And, because of their recognition and the fact that Americans are one of the "world’s most sophisticated and demanding buyers" in these industries, these companies should have the drive to continuously innovate Since the companies are all relatively large and in industries where there are a lot of related and supporting industries, another part of Porter’s "Diamond of National Competitive Advantage" is filled. To be innovative, these companies must have good firm strategies and structure. The most admired company since 1995, Coca-Cola has received praise "for its financial soundness, management quality, and investment value"

Figure 2

So, America’s national competitiveness depends partly on these companies and on new industries. Government’s role is important in varying degrees in the successes of the top ten most admired companies of 1996 and other companies and perhaps government played a role in the failures of others. Porter’s description of national advantage is sufficient but he should emphasize the fact that although local rivalry is still an important factor, a world of global competition requires rivals are to be watched in any country. Increasingly, companies located in one country will have more innovations coming from subsidiaries in other nations. No matter what nation is considered, though, all companies and governments, must continuously innovate. Why? Innovation breeds prosperity.

Competitive Advantage introduces a powerful tool that the strategist needs in order to diagnose and enhance competitive advantage: the value chain. Value chain analysis allows the manager to separate the underlying activities a firm performs in designing, producing, marketing, and distributing its product or service. It is these activities from which competitive advantage ultimately stems. By showing how all the firm’s activities can be examined in the integrated way, Porter provides a new and practical perspective on competitive strategy.

Using value chain analysis, Porter shows:

How to understand the behavior of costs, and how to create and sustain a cost advantage

How to identify what creates value for the buyer and hence differentiation, and how to carry out a successful differentiation strategy

How to choose a technological strategy that reflects the significance of the firm’s technologies for competitive advantage as well as the benefits and costs of being a technological leader

How to improve a firm’s competitive position by identifying "good" and "bad" competitors, and to decide what market share and mix of competitors optimizes long-term profitability

How to segment an industry, and formulate profitable and sustainable focus strategies based on that segmentation

How to create competitive advantage through corporate strategy by harnessing interrelationships among related industries

How to manage a diversified firm so that the resistance to achieving strategic interrelationships among business units can be overcome

How to cope with strategic uncertainty, using industry scenarios to illuminate the range of possible future competitive environments

How to defend a firm’s competitive position when challenged, and how and when to attack an industry leader.

There are two basic types of competitive advantage: lower cost and differentiation.

Lower cost is the ability of a firm to design, produce, and market a

comparable product more efficiently than its competitors…Differentiation is the ability to provide unique and superior value to the buyer in terms of product quality, special features, or after-sale service.[ix]

One of the most obvious competitive advantages that developing nations enjoy is the ability to achieve lower production costs by paying workers lower wages (relative to developed nations). This advantage can be attributed mainly to the inflated wages that labor unions have secured for workers across various industries in the developed world. For example, the United Auto Workers union cites figures from the Bureau of Labor Statistics (BLS) showing that the wages and benefits of union workers in the United States are 33 percent higher than their non-union American counterparts. It is not surprising then, that workers in Mexico, Brazil, and South Korea can be hired at 10 to 15 percent of the average American wage, while “auto workers in Illinois earned in a day or two what the electronics workers of Malaysia earned in a month. The ability to pay competitive wages in a competitive labor market is precisely the competitive advantage that developing nations have employed in efforts to become more efficient producers. However, not everyone endorses such a practice.

Although economic theory supports the realization of competitive advantage through wage differentials, there remains considerable debate over what is an appropriate wage. One organization, the International Centre for Human Rights and Democratic Development, even goes so far as to equate wages in Asia with human rights, asking, “to what extent are low wages and unacceptable health and safety standards of the region due not only to lower levels of economic development but also to the fact that labour doesn’t enjoy basic human rights?

” Perhaps this organization needs to be reminded that the “low wage” earners it claims to protect have freely chosen to work in democratic, free-market economies in exchange for competitive, market wages. They are not forced to work. But they do work, and they do accept the competitive wage. The working paper cited above criticizes the labor practices of several developing nations in Asia including Malaysia, which is labelled as “anti-labour,” and is criticized for “uncontrolled urbanization.” Once again, perhaps this organization needs to be reminded that from 1971 to 1991, Malaysia’s economy maintained a steady growth rate of seven percent per year, per capita income rose from US$410 per year to $3000 per year, and life expectancy increased from 62.3 to 70.5 years.Wages in Malaysia may be low by U.S. standards, but nonetheless, they have proven high enough to sustain economic growth and support a higher standard of living.

In addition to addressing the “low labor cost” benefits of competitive advantage more explicitly, the WTO also needs to address another area of competitive advantage. Recall Porter’s two types of competitive advantage: low cost and differentiation. Differentiation is “the ability to provide unique and superior value to the buyer in terms of product quality, special features, or after-sale service.Traditional economics purports that as competition in a given industry increases, differentiation and innovation will naturally follow, as firms compete for the leading share of the market. However, it is important to recognize that even in a free-trade environment of most-favoured nation status, non-discrimination, and bound tariffs, competition may still be threatened by collusive arrangements between large transnational corporations (TNCs) who seek to monopolize (or more accurately, “oligopolize”) international markets by forming global cartels. According to the United Nations Centre on Transnational Corporations.

THE GOVERMENT’S ROLE :

The government plays an important role in Porter’s diamond model. Governments can influence all four of Porter’s determinants through a variety of actions such as

• Subsidies to firms, directly (moeny) or indirectly (infrastructure)

• Tax code as applicable to firms (corporate income tax, ancillary business and property taxes)

• Regulation and deregulation of capital markets and foreign exchange controls

• Education policies that affect the skill level of workers

• Establishment of technical standards and product standards, including environmental regulations

• The government’s purchase of goods and services

• Antitrust regulation

For example in India,the textile industry makes an enormous and multi-directional contribution to the domestic economy. The industry accounts for nearly 20% of the total national industrial production and provides employment to over 15 million people. It also accounts for more than 30% of exports, making it India’s largest net foreign exchange industry (Dalmia, 1994). In addition, India’s economic situation has improved dramatically since the Indian government introduced new economic reforms in 1991, leading to liberalization in government policies and a significant increase in its foreign exchange reserve position.

Moreover, Porter has emphasized the role of chance in the model. Random events can either benefit or harm a firm’s competitive position. Typically, such events are

• Major technological breakthroughs or inventions.

• Political decisions by foreign governments.

• Acts of war and destruction.

• Dramatic shifts in exchange rates.

• Sudden price shocks affecting input goods (such as the oil price shock in the early 70s)

• Sudden surges or drops in world demand or sudden shifts in consumer preferences.

INTERNATIOANAL COMPETITIVENES OF U.S. WINE INDUSTRY :

Wine production, sales, and consumption in the United States are growing. Competition in this growing market involves product differentiation. In the US wine industry, firms attempt to differentiate themselves in two main ways. First, in response to competition, both foreign and domestic, there are continuous changes to the product. In fact, the wine’s chemistry may be little changed; the marketing and the tale surrounding the wine changes to modify consumer preferences toward the wine. Also, wineries may offer wine in different wine segments, thus changing the competitive forces on their brand. Many smaller wineries offer products that cater to those looking for a low-price wine and for those seeking a good value with excellent quality.

This further differentiates the winery’s product, allowing their competitive advantage to step to the foreground. Michael Porter speaks of "competitive advantage" as the way firms use their inherent advantages to compete. This is not necessarily in terms of costs, but how the firm adds value through specific functions. The way value-added activities are measured and compared to their competitors is through Porter’s value chain. This study involves a look at the US wine industry through some comparative statistics, and attempts to identify the nature of its competitive advantage. We claim that the quality perception is a major part of these advantages, especially in higher-priced segments. The nature of Chilean competition is discussed to give an insight as to Chile’s ability, or lack thereof, to penetrate US wine markets.

The United States is arguably the best place to grow grapes in the world. Two fundamental economic reasons lead to this possibility. First, the United States boasts world-famous growing areas that rival France and Italy in quantity produced and in quality of wine, as the technology and weather are extremely similar. The growth in US wine sales has been strong over the past five years. Its growth has been, according to industry leaders and experts, the result of higher demand, better marketing campaigns, and a concentration on quality.

Percentage Change in Wine Sales

Figure 3

Porter’s idea that a firm finds advantages in niching through many different ways allows a great deal of flexibility for managers and policy makers in budgeting, forecasting, and planning for future developments. The firm’s ability to compete depends on how it can compete. A firm’s prosperity is created, not inherited. In the true capitalist sense, firms must constantly seek the parts of their enterprises that function at a more efficient level than in competing firms. All firms that survive must have some attribute that leads to cost advantages. This is the basis of comparative advantage, the theory of international trade predicated on a country being the low-cost provider of a good to export the good in net. In a similar way, competitive advantage claims that firms inherently strive to focus their output using a mix of their low-cost segments such that the sum of these segments, the value chain, delivers the maximum profit possible for the firm.

The economic ideas of competitive advantage derive from industrial organization theory (IO). IO suggests that firms will act and react depending on how their competitors act and react to them. This "interdependence" is the cornerstone of IO, as its implications reach all decisions of the core business leaders in the firms and the industry. Pricing, new products, segmentation, niching all depend on how competitors react in the industry. If competitors react in such a way that buyers see a better value in the competing good, the firm loses market share. The firm gains competitive advantage through two sources. First, the firm uses overall cost leadership to obtain some basic advantages over rival firms. The second way is through differentiation. The firm uses new techniques, new products, and new ideas in an attempt to become more competitive or profitable. Let us not forget the economic foundations of this analysis. The firm, if rational, is still striving for the maximization of profit. It is my belief that the California wine industry is dominated by its drive to differentiate, and seeking low-cost alternatives is not as important. Many nations havepenetrated these markets by differentiating themselves. As competition rises, each firm and country mocks each other’s movement in an attempt to gain market share. This is where competitive and comparative advantage intersect.

Hypotheses Concerning Competitive Advantage

1. The price elasticity of demand for wine is greater than one in absolute value, implying relative substitutability in wines and producer homogenity in the eyes of the consumer.

2. The cross-elasticity of demand between Chilean wines and US wines is greater than 0, defining them as substitutable goods.

3. The tasting-score elasticity of demand is greater than zero, implying that as the tasting score of the wine increases, the demand for wine increases.

4. The foreign tasting-score elasticity of demand is less than zero, implying that as the tasting score of the Chilean wine increases, the demand for the wine increases.

5. The consumption elasticity of demand is greater than zero, implying that as consumption increases, the demand for wine increases. This further implies that as income increases, wine consumption increases.

These elasticities are easily estimated through an econometric model, a linear regression where the US demand for wine is based on the inverse demand function above.

In a forthcoming study, historical data will be used to test these hypotheses. Tasting scores are difficult to find for older vintages, but a cross-section analysis somewhat defeats these problems. More research in this area is needed.

About Value Chain

The methods to look at industries via a value-chain use the basic devices of microeconomics to analyze the firm. Firms are rated in terms of their advantages, as weighted in many different categories. The weightings take place through separating firms into Strategic Business Units (SBUs) such that all the firm’s activities are assigned a category and specific function. Competitive advantage takes place when a firm has differentiation in activities such that they do that activity better than any other competing firm. This leads to cost advantages, and overall better competitiveness, much like comparative advantage in international trade.

Competitive advantage promises profits if the firm differentiates itself adequately. Through competitive advantage, a firm finds ways to compete through niching in activities rather than final products. Standard microeconomic theory places product differentiation at the core of how firms differ themselves from very close substitute goods and firms. Porter (1985) implies that through profitable activities, comparative advantage in the industry (competitive advantage) can be struck and held. Porter also defines these categories as shown below.

Primary Activities. In the examination of competitive advantage, we focus on primary activities. These activities are the cornerstone of the production and distribution processes in the firm. In the context of a US winery, these activities are centered on the acquisition of the fruit and the fruit’s use in the winemaking process.

1. Inbound Logistics. These activities begin with the fruit itself. The importance of receiving the fruit as a function of a winery depends on being an estate winery (a winery that produces some wine from fruit that are grown on the premises) or a winery that must procure all its fruit from outside sources. If the latter, the fruit must be delivered to the production facility, if that facility is on the grounds where the bottling and storage takes place, and must be immediately prepared for the wine-making process. If the fruit comes to the winery, and no estate fruit is used or available, then the labor and vineyard management positions are not part of the winery’s primary activities. We claim below that those wineries that produce no indigenous fruit and wine use these activities as support activities rather than primary endeavors.

2. Operations. Once wine has arrived at the production facility, the operations end of wine begins.

3. Outbound logistics. The size of the winery dictates the sales force breadth of the firm.Two important aspects of the winery’s distribution choices include choice of markets and lot size. Regardless of the number of cases produced by the winery, the wine’s distribution is a major part of the firm’s overall image. If the winery’s market is high-end dining establishments, and not grocery stores, the wine competes with different wines, foods, and beverages. In this sense, if the tasting scores and marketing are important to the firm, the segment choice and the amount to be sold per customer in that market may have an influence on the firm’s overall image. This image is the key to the marketing scheme of the firm.

4. Marketing and Sales: The most significant change in the wine industry concerning marketing is the new focus on the complimentarity between food and wine.

The latest challenge to the marketing of US wine is the changing demographics of wine drinkers. This is where Chilean and Australian wines have influenced pricing and marketing campaigns. Many wineries and wine organizations were attracted to the high prices and the upper-class clientele that came with it. This left many soon-to-be wine drinkers associating wine with their parents, the upper-class, and not with a good time. Beer has dominated the younger drinkers’ consumption habits. Certain US consumer groups formed specifically to help the wine industry make this transition in marketing campaigns to focus on those under 30 years of age. How the wineries attack this problem in the future remains to be seen, but its presence has forced every winery, regardless of size to be cognizant of how certain competitors may try and differentiate such that the younger market is established. It is to be a great challenge.

5. Service. Few wineries engage in long-term, service relationships with their customers. In many cases, the wineries establish strategic alliance with certain restaurants and distributors such that post-sale services are part of the transaction. Because of the perishability of wine, and the fact that the storage of wine is very important to its quality, certain wineries set up delivery, storage, and spoilage instructions and warranties.

Support Activities. Any activities called support act as a complement to the primary activities above. While the image of the winery is built and maintained above, the support activities help the winery guide day-to-day functions as a firm, and encompass many of the roles that are not wine-specific. In many cases, California’s firms combine support and primary functions. These are not the main ways the firm differentiates its product, nor gains access to comparative advantage. These are, however, the activities that protect the firm from losing its comparative advantage once established.

1. Procurement. For most California wineries, the procurement processes are divided into three distinct groups. For buying the grapes, barrels, labor, and direct production inputs (labor, land, capital, entrepreneurs), the owner and CEO play a direct role. The winemaker also participates in fruit procurement, as it is the key input for the winemaking process. In certain wineries, the winemaker and the vineyard manager control the purchasing of the grapes, labor, and storage units. The second group deals with the office supplies and the basic technology for running the winery as a firm. This includes goods such as paper, copiers, computers, pencils, telephones, utility services, etc. In the average winery, the office manager, or the person who runs the business functions of the winery purchases these goods. The third group includes the tasting room, if one exists.

2. Technology Development. Technology enters the winery in two key ways. First, the winemaking process may become more mechanized, involving the winemaker in new capital and new techniques. In other cases, the changes in technology do not affect the winemaking process at all; if the winemaking takes place in a archaic fashion, technological changes do not affect the firm. In some cases, the winemaking style, especially if it is a labor-intensive, hands-on process, may become part of the winery’s marketing scheme.

The other key area for technology at wineries is in microcomputing. The accounting, inventory, and marketing functions are now computerized at most California wineries. Productivity in these positions: office workers, bookkeepers, etc., should be augmented the faster and more proficient the computer software. With the increase in the use of the internet, many wineries have websites, links, and internet sales. If the winery has technology support, it normally is a consulting position. In certain cases, California wineries employ an individual that has computer skills.

3. Human Resource Management. The tasting room manager normally oversees all hires inside the tasting room. The president/CEO oversees other administrative hires. All field hires, if an estate vineyard is owned, are through the vineyard manager, while all cellar hires are made by the winemaker. Thus the chain of command at a winery can be somewhat disaggregated. If their is a sole owner, the owner may want input on administrative hiring, but certainly allows the field and cellar labor to be hired ultimately by those not directly involved in that position.

4. Firm Infrastructure. The firm infrastructure ranges from incredibly nuclear to peripheral. In some cases, especially larger wineries, the accounting, legal, public relations function may take place internally. In smaller wineries, they may choose to subcontract this labor out, allowing for some administrative cost increases, but not provide the on-site infrastructure of more office space. Many firms fulfill these needs for smaller wineries, specializing in wine accounting, legal matters for wineries, and public relations. The type of infrastructure is normally a function of size, as larger wineries can absorb more fixed costs to keep a lawyer and accountant; however, regardless of size, most wineries have at least a public relations director, any may use some outside help for larger jobs.

Conclusions.

The California wine industry mixes the best and worst characteristics of the US wine industry. There are spectacular producers, winning global accolades for their wine, and selling their entire production years in advance. There are other producers that are in the industry for bulk purposes, and provide large volumes of lower-quality wine. We saw above that Chile is a possible competitor for these firms, especially in the way they are niching in the pop-premium and premium wine segments. California’s firms must recognize the threat, and adjust their marketing, public relations, pricing, and varietal choices as to protect their competitive advantage. The key, according to Michael Porter’s writings, to controlling one’s market share is through competitive advantage. Product differentiation and maintaining low costs lead to this advantage. With changing consumer demographics and international competition, California’s wineries are great examples of dynamic firms in a dynamic market searching for a strategic plan.

CRITICISMS OF PORTER’S MODEL :

The Porter model has been criticized on the following points:

1. It focuses too strongly on developed economies.

2. The government’s role can be both positive and negative. Even well-intentioned government actions can occasionally fail by cushioning domestic industries and making them less internationally competitive.

3. Chance is difficult to predict. Situations can change very quickly and unexpectedly.

4. Porter says, that "firms, not nations, compete in international markets". This means that by focusing on national comparative advantage must be understood on a firm level rather than a cuntry level.

5. Porter describes four distinct stages of national competive development

1. Factor-driven (e.g., Singapore)

2. Investment-driven (e.g., Korea)

3. Innovation-driven (e.g, Japan, Italy, Sweden)

4. Wealth-driven (e.g., Great Britain, with the U.S. and Germany between innovation-driven and wealth-driven), characterized by decline.

6. Porter argues that only outward-FDI is valuable in creating competitive advantage, and inbound-FDI does not increase domestic competition significantly because the domestic firms lack the capability to defend their own markets and face a process of market-share erosion and decline. However, there seems to be little empirical evidence to support that claim.

7. Porter contends that reliance on natural resources alone is insufficient. Canada is an example that doesn’t fit this description, as is apparent by the success of Canadian MNEs like Alcan and Norando.

8. The Porter model does not adequately address the role of MNEs. There seems to be ample evidence that the diamond is influenced by factors outside the home country.

İmalat Sanayi

Salı, 06 Kasım 2007

İMALAT SANAYİ

İMALAT SANAYİNİN GELİŞİMİ

Türkiye’nin sanayileÅŸme hareketi Osmanlı İmparatorluÄŸu zamanında baÅŸlamıştır.Batı Avrupa ülkelerinin henüz makineli bir üretim devrine girmediÄŸi XV-XVII’inci yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluÄŸu, sanayi yönünden dünyanın ileri gitmiÅŸ ülkelerinden birisi kabul ediliyor ve bazı lüks maddeler hariç, genellikle bütün sanayi ürünleri İmparatorluk sınırları içinden karşılanıyordu.Özellikle, Lonca adı verilen ve imal edilen malların satış fiyatları ile satış yöntemlerini düzenleyen ve belirleyen yerel kuruluÅŸlar sayesinde çinicilik, dokumacılık ve gemi yapımı gibi sanatlar çok ileri bir düzeye yükselmiÅŸti.Düzenli ve kontrollü bir biçimde yürütülen sanayi faaliyetleri sonunda üretilen tekstil ürünleri, silahlar, deri ve cam eÅŸya dış piyasalara çok kolaylıkla ihraç ediliyor ve tersanelerde Venedikliler için savaÅŸ ve ticaret gemileri yapılıyordu.

Osmanlı İmparatorluğu devrinde göze çarpan sanayi faaliyetlerinin ulaştığı düzeyi kısaca şöyle belirtmek mümkündür:

• Kömür ve Tersane İşleri

Osmanlı İmparatorluÄŸunda ilk fabrikalar II.Mahmut devrinde savaÅŸ sanayi ile baÅŸlamıştır.Bu devirde Sinop, İzmit, İstanbul tersanelerinde buharlı gemilerin yapıldığı ve bazı ahÅŸap teknelerin Londra’ya götürülerek içine makine konulduÄŸu gözlenebilmektedir.Ancak kurulan bu fabrikalar için kömüre duyulan gereksinim çok fazlaydı.Çünkü o zamana kadar dışarıdan getirilen kömür, bütçeden önemli bir payı dışarı akıtıyordu.Bu dönemde iÅŸletmeye açılan EreÄŸli Kömür İşletmeleri, Osmanlı sanayinde bir baÅŸlangıçtır.Türkiye’nin ilk kömür havzası 1829’da iÅŸletmeye açılmıştır.Aynı iÅŸletme giderek Evkafı Åžahane’ye devredilmiÅŸ fakat kömür havzaları iyi iÅŸletildiÄŸi için Rum ve İngiliz iÅŸletmecilerine borç karşılığında iÅŸletilmek üzere kiraya verilmiÅŸtir.

• SavaÅŸ Sanayi

Osmanlı kendi gereksinmelerine yeterli bir savaş sanayine sahip olup, baruthaneler, top, küre yapan imalathaneler mevcuttu.Bunların hammaddesini sağlayan madenler de vardı ve işletilmekteydi.Fakat Osmanlı İmparatorluğunda asıl savaş sanayine geçiş Abdülaziz devrinde olmuştur.Zira, bu devirde Osmanlı İmparatorluğuyla İngiltere arasındaki siyasal ilişkiler savaş sanayine girişim için uygun bir ortam ortaya koyuyordu.Bunun sonucu olarak da ülkede tophane ve barut fabrikaları yapılmıştır.

• Dokuma Sanayi

Dokuma sanayinde, gene ordu gereksinmesini karşılamak için devlet sermayesiyle kurulan dokuma fabrikalarının yanı sıra eskiden kurulan bir takım fabrikalar da vardır.Örneğin; Hereke, Bakırköy fabrikaları gibi.Ancak bu fabrikaların rasyonel bir şekilde işletildiklerini söyleyebilmek mümkün değildir.Bu nedenle de bu fabrikalara karşın ordu gereksinmesi için dışardan mal getirilmeye devam edilmiştir.

• Maden Çıkarılması

Ülkedeki maden yataklarının büyük bir çoğunluğu yabancı sermaye tarafından işletilmekteydi.Örneğin; Zonguldak kömürleri, manganez ve krom madenleri gibi.Ancak yine de bu işletmeler imparatorluk ekonomisine katkıda bulunuyorlardı.

• Halı Sanayi

Büyük bir çoğunluğu yabancı sermaye tarafından işletilmesine karşın özel yerli sermayenin de mevcut olduğu bu kesim imparatorluk sanayinin en ileri gitmiş dallarından biriydi.

Fakat Osmanlı İmparatorluÄŸunun sanayi ve teknik üstünlüğünü Batı Avrupa ülkelerine kabul ettirdiÄŸi devir ancak XIX’uncu yüzyılın baÅŸlarına kadar sürmüştür.”XVIII’inci yüzyılda İngiltere’de baÅŸlayan ve hızla diÄŸer Batı Avrupa ülkelerine yayılan fabrika sanayi atılımına çeÅŸitli ekonomik, sosyal ve siyasi nedenlerle ayak uyduramayınca sanayi faaliyetleri önce bir duraklama devresine girmiÅŸ sonra da Batı Avrupa ülkelerinin kapitalist ve büyük hacimli üretim düzeni karşısında imparatorluÄŸun ev ve el imalatına dayanan küçük sanayi kuruluÅŸları yavaÅŸ yavaÅŸ kapanmaya baÅŸlamıştır.”

Bununla beraber, Osmanlı İmparatorluÄŸunda sanayi faaliyetlerin gerileme ve zamanla çökmesi yalnız Batı Avrupa ülkelerinde makinenin üretime katılması ve dolayısıyla modern sanayinin doÄŸuÅŸu ve böylelikle küçük sanayi üretimiyle fabrika üretiminin rekabet edememesi deÄŸildir.İmparatorluÄŸun o zamanlardaki durumunun ve yaÅŸama koÅŸullarının da küçük sanayinin çöküşü ve ortadan kalkışı üzerinde büyük etkisi olmuÅŸtur.Bu olumsuz nedenlerin başında da ”kapitülasyonlar” ile uygulanan yetersiz bir sanayi politikası bulunmaktadır. Yabancı ülkelerle imzalanan ticari anlaÅŸmalar sonunda, yabancılara tanınan çeÅŸitli hukuki ve ekonomik ayrıcalıkların oluÅŸturduÄŸu kapitülasyonlar, yalnız imparatorluÄŸun siyasal yapısını yıpratmakla kalmamış aynı zamanda milli ekonomisine kadar etki edebilen bir olumsuzlukla, yabancı uyruklulara veya onların ortak ve adamlarına tanınan iç ve dış ticaret serbestisi sonucu yabancı kökenli malların bütün limanlardan ve vergi ödemeden ülkeye girmesine veya transit geçmesine izin verilmesi, devletin milli sanayisini korumadan tamamen yoksun bırakmış ve ülkeyi yalnız bir hammadde deposu ve Avrupa’nın pazarı haline getirmiÅŸtir.ÖrneÄŸin; 1832-1902 yılları arasında yabancı kökenli mallarda %3-8 oranında gümrük vergisi uygulanıyor ve bu gibi mallar, yerli ürünlere uygulanan %12-50 oranındaki dahili vergiler dışında bırakılıyordu.

Kapitülasyonlar dışında Osmanlı İmparatorluğunda küçük sanayinin çöküşünü hazırlayan düğer nedenler:

Yabancıların yaptıkları reklamlar sonunda, Batı kültürünün de etkisiyle halkın zevklerinde meydana gelen değişiklikler ve bu nedenle yabancı mallara karşı olan talebin artması

Avrupa giysilerinin devlet tarafından resmen kabul edilmesi, fabrika sanayi imalatı olan Avrupa kumaşlarına ihtiyaç göstermiş, bu nedenle de İmparatorluğun önce pamuk sonra ipek sanayi büyük zarar görerek çok sayıdaki tesis hızla kapanmıştır.

Türkler daha çok askerlik, devlet memuriyeti, çiftçilik gibi işlerle uğraştıkları için, milli emek, fabrika sanayini kurabilecek ve devam ettirebilecek bir nitelik ve niceliğe ulaşamamış, bundan dolayı da teknolojik buluşlardan, sanayi bilgi ve deneylerden yararlanmak ve böylelikle küçük el sanayi kuruluşlarını büyük fabrika sanayi haline getirmek mümkün olmamıştır.

Sanayinin zorunlu kıldığı kredinin sağlanamaması ve bu krediyi sağlayacak milli bankaların bulunmaması

BaÅŸta kapitülasyonlar olmak üzere bütün bu nedenlerle Osmanlı İmparatorluÄŸu sanayinin çöküşünü hızlandırırken bu duruma son verebilmek ve sanayi sektörüne yeni bir atılım kazandırabilmek için özellikle XIX’uncu yüzyılın ikinci yarısında bir takım tedbirlere baÅŸvurmuÅŸ ve bu amaçla 1863 yılında bir ”İslahi Sanayi Komisyonu” kurmuÅŸtur.Ancak kapitülasyonlar ve diÄŸer nedenlerle komisyonca öngörülen yeni tedbirlerden ve çıkarılan sanayi kanunundan olumlu sonuçlar elde edilememiÅŸ, yeniden kurulmasına çaba harcanan fabrika sanayinin bir kısmı rantabl olmayan teÅŸebbüsler halinde kalmış, diÄŸer kısmıysa kısa zaman sonra faaliyetlerine son vererek kapanmışlardır.

XX’nci yüzyıla girildiÄŸi zaman Osmanlı İmparatorluÄŸunda mevcut olan baÅŸlıca sanayi kuruluÅŸları: Feshane, Hereke, Zeytinburnu dokuma fabrikaları, Beykoz deri ve postal fabrikası, savaÅŸ sanayi ile ilgili birkaç barut ve fiÅŸek fabrikası, Tophane ve tersane tesisleri, Ergani bakır, EskiÅŸehir lületaşı maden iÅŸletmeleri…Ancak hemen eklemek gerekir ki bu kuruluÅŸların birçoÄŸu Cumhuriyet dönemine de devredilmiÅŸ ve bu dönemde de çeÅŸitli gereksinmelerin karşılanmasında çok önemli roller oynamışlardır.Hatta bunların bazıları günümüzde bile faaliyet halindedir.Ancak bu oluÅŸ hiçbir zaman Osmanlı İmparatorluÄŸundan Cumhuriyet dönemine söz konusu edilebilecek nitelik ve nicelikte sanayi kuruluÅŸunun devredildiÄŸi anlamına gelemez.

Kısa ve savaÅŸla geçen MeÅŸrutiyet devrinde sanayi alanında önemli bir çalışmanın yapıldığını görebilmek mümkün deÄŸildir.1913 yılında sanayi tesisi kurmak isteyenlere parasız hazine arsası vermek ve bunları bazı vergiler dışında tutmak amacıyla ”TeÅŸvik-i Sanayi Kanunu” yürürlüğe konmuÅŸsa da, 1914’de baÅŸlayan I.Dünya Savaşı nedeniyle bu kanundan faydalanabilmek ve yeni tesisler meydana getirebilmek mümkün olmamıştır.Bununla birlikte, 1914 I.Dünya Savaşı’nın kapitülasyonları fiilen sona erdirmesi üzerine sanayi alanında bir canlanmanın olabileceÄŸi ümidi uyandığı için 1915 yılında, İstanbul, İzmir, Bursa, Bandırma, İzmit, UÅŸak, ve Manisa gibi bazı kentlerde sanayinin mevcut durumunu saptama amacıyla bir sanayi sayımı yapılmış ve bu sayımın sonuçları ”1913-1315 Sanayi Tahriri” adı altında yayımlanmıştır.Sayıma konu olan kurumların dağılımı yukarıdaki grafikte gösterilmektedir.

Görüldüğü gibi sanayi grupları içersinde ilk sırayı gıda sanayi almakta, bunu sırasıyla dokuma ve kağıtçılık sanayi izlemekte en düşük pay ise kimya sanayine ait bulunmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu sanayindeki azınlık ve yabancı payları da bu sayım sonunda belli olmuştur.

Tabloda görüldüğü gibi, Osmanlı İmparatorluÄŸu dönemindeki sanayinin sermaye ve emek miktarının ancak, %15’i Türklerin elinde, diÄŸerleriyse azınlık ve yabancı giriÅŸimcilerin elinde bulunuyordu.

1916 yılında koruyucu nitelikte yeni bir gümrük kanunu daha yürürlüğe konulmuş ve devletçe birtakım kalkınma tedbirleri alınmıştır.Fakat savaş içinde bulunulması ve savaşın kaynakları yitirmesi, teşebbüs edilen bütün tedbirlerden olumlu sonuçlar alınmasına olanak vermemiştir.

KurtuluÅŸ Savaşı sonunda yeniden kurulan Türkiye Devleti ise Osmanlı İmparatorluÄŸu’ndan yıkıntı halinde bir ülke devralmıştır.Sanayi faaliyetleri büyük ölçüde durmuÅŸ, sanayi tesisleriyse ilkel ve çökük bir görünümdeydi.Askeri ve siyasal zaferin Lozan’da onaylanmasına karşın ülkede sanayileÅŸmeyi gerçekleÅŸtirebilecek nitelik ve nicelikte eleman olmadığı gibi bunların yetiÅŸmesine olanak verecek eÄŸitim kurumları da mevcut deÄŸildi.Uzun yıllar sanayi ve ticari faaliyetleri elinde bulunduran azınlıklar KurtuluÅŸ Savaşı’ndan sonra ülkeyi terketmiÅŸ, sanayi alanında çalışacak eleman bulması son derece güçleÅŸmiÅŸti.DiÄŸer yandan, kapitülasyonların ekonomi üzerindeki büyük ve yıkıcı etkisi unutulmadığı için yabancı sermayeden yararlanılması da düşünülmüyor ve sanayileÅŸmenin gerçekleÅŸmesi tamamiyle iç kaynaklara baÄŸlı bir durum gösteriyordu.


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -