‘Dış Ticaret’ Kategorisi için ArÅŸiv

Faaliyetler

Salı, 06 Kasım 2007

Faaliyetler

Araştırma - Geliştirme

İGEME tarafından yürütülen araştırma-geliştirme çalışmaları bir bütün olarak yurtiçindeki ihracatçılarımıza ve yurtdışındaki ithalatçılara verilen çeşitli hizmetleri kapsamaktadır.

Tarım ve sanayi sektörleri ile bu sektörlere girdi sağlayan ve hizmet veren sektörler pazar araştırması çalışmalarının konusunu teşkil etmektedir. Globalleşen dünyada bölgesel ve küresel gelişmelerin incelenmesi, ülke araştırmaları yapılması, araştırma faaliyetlerinin bir diğer boyutudur.

Araştırma çalışmaları zaman zaman JETRO (Japonya), CBI (Hollanda) ve ITC ile işbirliği içinde entegre projeler halinde yürütülürken, bunlardan bağımsız olarak da yerinde, masa başında, zengin bilgi kaynaklarına sahip olan kütüphanemizdeki yayınlar aracılığı ile pazar araştyrmaları gerçekleştirilmekte ve ürün-ülke profilleri ve özel araştırmalar kapsamında yayınlanarak ilgili kesimlere ulaştırılmaktadır.

Ülke araştırmalarının esas amacı, Türk ihraç ürünlerinin çeşitlendirilmesi için ihraç potansiyeli arzeden ürünlerin ihracat olanaklarının araştırılması ve/veya ihraç ürünlerimizin mevcut pazarlardaki paylarının artırılması ve/veya bu ürünlere yeni potansiyel pazarlar bulunması yoluyla ihracatımızın geliştirilmesidir.

Pazar araştırmaları, ülkemiz ihracatı açısından önem arzeden ülkelerin ekonomik yapısı ve ticari durumunu inceleyen önemli ithal kalemleri ile bunlardan ülkemiz için ihraç potansiyeli arzeden ürünlerin tespit edilerek bu pazarlardaki payımızın artırılmasını amaçlayan çalışmalardır.

Globalleşen dünyada, ticareti etkileyen hizmet sektörlerinin gelişiminin incelenmesi ile ticari prosedürlerin takip edilerek izlenmesi ve ülkemizdeki mevcut yapı ile birleştirilerek ortaya konması da araştırma geliştirme faaliyetlerinin amaçları kapsamındadır.

Türk ihracatçısına, ihracat mevzuatı ve prosedürlerini en son şekli ile duyurmak ve bu amaçla yayınlar hazırlamak son yıllarda önemi giderek artan çalışmalardır.

Ürün ve sektörler bazında Merkezimizce hazırlanan İngilizce yayınlar, CBI ve JETRO gibi kuruluşlarla yürütülen ürün bazında entegre ihracatı geliştirme projeleri, bu projeler kapsamında sağlanan ürün adaptasyonu, danışmanlık, tanıtım hizmetleri ve seminerler organize edilmesi, sürdürülen çalışmaların geliştirme boyutunu teşkil etmektedir. Ürünler ve sektörler bazında ihracatçılarımıza yurtdışı, ithalatçılara yurtiçi hakkında hızlı bir şekilde bilgi verilmesi geliştirme çalışmalarının diğer önemli boyutunu oluşturmaktadır.

EÄŸitim

Eğitim Programları

Günümüzde ihracat pazarlamasının başarı ile yürütülmesinde yetişmiş uzman elemanlara sahip olmanın önemi açıktır. İGEME, dış ticaret ile ilgili kuruluşlarda çalışan elemanların bu alandaki bilgi ve becerilerini geliştirmek, dış ticaretin hedeflenen düzeye ulaştırılmasında ve sağlıklı bir yapıya kavuşturulmasında gereksinim duyulan nitelikli iş gücünün yetiştirilmesine katkıda bulunmak amacı ile Dış Ticaret Eğitim Programları düzenlemektedir. İGEME eğitim faaliyetlerini daha da yoğunlaştırarak sürdürmekte benzer amaçla faaliyette bulunan kuruluşlar ve İhracatçı Birlikleri ile işbirliği halinde bu eğitim hizmetini bir çok ilimizde ihracatçılarımızın ayağına götürmeye çalışmaktadır.

Bu programlar genel katılıma açık olduğu gibi zaman zaman da bazı kurum ve kuruluşların talebi üzerine sadece o kuruluşların elemanlarına veya belirli sektörlere yönelik olarak hazırlanabilmektedir.

İGEME’nin ihracatçı firma ve kuruluÅŸlara sunduÄŸu hizmetler arasında dış ticaret konusunda düzenlenen kurs, seminer ve workshop ÅŸeklindeki eÄŸitim faaliyetleri ağırlıklı olarak yer almaktadır.

Seminerler / Paneller

İGEME, bu eğitim programlarının yanısıra ihracatımızın geliştirilmesinde yararlanılabilecek "ek imkanlar"ın tanıtıldığı ya da Türkiye ihracatı için önem arzeden belirli ürünler/pazarlar hakkında ayrıntılı bilgilerin aktarıldığı güncel konu ve gelişmelere ağırlık veren seminerler/paneller de düzenlemektedir.

Tanıtım / Fuarlar

Günümüz dünya ticaretinde ihracatın geliştirilmesi ve etkin bir pazarlamayı sürekli kılma çalışmalarının başarıya ulaşmasında ülkelerin ürünlerini, firmalarını ve hizmetlerini çağdaş yöntemler ile tanıtmaları büyük bir önem taşımaktadır.

İGEME de, bir dış ticareti geliştirme kuruluşu olarak, yerli ihracatçılarla yabancı ithalatçıların doğrudan temasını sağlamak, tanıtıma ve yeni iş olanakları yaratmaya yönelik faaliyetlerini geliştirmek ve etkinleştirmek amacıyla uluslararası fuarlara katılım ve diğer tanıtım faaliyetlerini sürdürmektedir.

Uluslararası Ticaret Fuarları

Ticaret fuarları çok eski zamanlardan beri kullanılmakta olan ve pazarlamada zaman içerisinde giderek daha fazla önem kazanan, en yaygın ticareti geliştirme araçlarından birisidir. Uluslararası ticaretin geliştirilmesinde, sürekli ve düzenli iş ilişkilerinin kurulmasında, ticari promosyonun yanısıra ülke tanıtımının yapılmasında da ticaret fuarlarının önemi oldukça fazladır. Uluslararası fuarcılık alanında gerek ülkemizde ve gerekse dünyada önemli gelişmeler olmaktadır. İGEME bu gelişmeleri yakından izlemekte ve yıllık programları çerçevesinde Türk firmalarının uluslararası ticaret fuarlarına milli düzeyde katılımını organize etmektedir.

DiÄŸer taraftan çok çeÅŸitli kaynaklardan Merkezimize ulaÅŸan fuar bilgileri günlük Dış Ticaret Bülteni’nde duyurulmakta ve ilgili çevrelerin istifadesine sunulmaktadır. Bunun yanısıra firmalarımızdan Merkeze gelen, yurtdışında düzenlenecek fuarlara iliÅŸkin bilgi talepleri ivedilikle cevaplanmaktadır. Aynı ÅŸekilde, fuarlara bireysel olarak katılan firmalarımıza talepleri üzerine katılım prosedürlerine iliÅŸkin olarak her türlü teknik yardym saÄŸlanmaktadır.

Yurtdışına Yönelik Diğer Tanıtım Faaliyetleri

Türkiye’nin ihracat potansiyeli ve ihraç ürünleri ile ihracatçılarımızın yurtdışında tanıtımının yapılması konusunda kuruluÅŸundan bu yana önemli hizmetler veren ve büyük deneyim kazanan İGEME bugüne kadar uluslararası Ticaret Fuarlarına katılımın yanısıra çeÅŸitli basılı, görsel ve iÅŸitsel tanıtım materyali hazırlamıştır. Bunlar arasında yurtdışına yönelik olarak hazırlanan genel veya sektörel bazda broşür, katalog, kitap ve rehberler ile film, multivizyon, interaktif tanıtım materyalleri sayılabilir. En son olarak ise, ülkemizde kendi alanında ilk ve tek örnek olan hem ticari bilgi hem de tanıtım iÅŸlevini yerine getiren, yeni ve görsel açıdan daha estetik ve etkin bir araç olan CD-ROM ortamında "Türk İhracat Rehberi" hazırlanmıştır. Bu tanıtım materyallerinin gerek Türkiye’nin yurtdışı temsilcilikleri, gerekse İGEME benzeri kuruluÅŸlar, yabancı ticaret ve sanayi odaları kanalı ile yaygın dağıtımı yapılmaktadır. Ayrıca hem İGEME’nin organize ettiÄŸi fuarlarda hem de diÄŸer kuruluÅŸlarca hazırlanan heyet, fuar vs. tanıtım faaliyetlerinde bu materyaller kullanılarak hedef kitlelere ulaşılmaya çalışılmaktadır.

Yayınlar

KuruluÅŸ yılı olan 1960’dan bu yana, alanında ilk ve tek kamu kuruluÅŸu olarak kendi faaliyet alanında pek çok ilk’e imza atan İGEME, bilgi çağının gereklerine uygun bir ÅŸekilde, dış ticaretle ilgili tüm kesimlere en iyiyi sunma anlayışı doÄŸrultusunda; ihracatçılarımıza danışmanlık, eÄŸitim, ticari enformasyon saÄŸlama, yurtdışı tanıtım gibi geniÅŸ bir yelpazeye yaydığı faaliyetleri ile hizmet vermeye devam etmektedir.

Dış ticaretle ilgili tüm kesimlerin kullanımına sunulmuş olan basılı yayınlarımız, gerek yurtiçine gerekse yurtdışına yönelik olarak hazırlanmakta ve etkin bir şekilde dağıtımı yapılmaktadır.

AR-GE çalışmalarının sonuçlarının yeraldığı ülke/sektör/ürün “AraÅŸtırma Raporları”, ihracatçılara yönelik pratik bilgilerin yeraldığı “Pratik Bilgiler Serisi”, “İGEME’den Bakış Dergisi” ve mevzuata iliÅŸkin yayınlara ilaveten yurtdışı tanıtıma yönelik genel ve sektörel bazda hazırlanan katalog ve tanıtım broşürleri çalışmaları da Merkezimizin yayıncılık faaliyetlerinin çok önemli bir kısmını oluÅŸturmaktadır.

Uluslararası İlişkiler

Dış dünyaya iliÅŸkin bilgi saÄŸlamanın ve dışa açılmanın bir yolu olarak uluslararası kuruluÅŸlar ile iliÅŸkilerin geliÅŸtirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede, yurtdışındaki İGEME benzeri ulusal ve uluslararası kuruluÅŸlar ile ortak çalışmaları geliÅŸtirerek ekonomik iÅŸbirliÄŸine katkıda bulunmak da İGEME’nin baÅŸlıca görevleri arasında yer almakta ve bu yöndeki çalışmalar Merkez faaliyetlerinde ağırlığını korumaktadır.

İGEME Avrupa Ticareti GeliÅŸtirme KuruluÅŸları (ETPO) ve ETPO’nun alt çalışma gruplarından biri olan WETFEG (West European Trade Fair Experts Group) ile yakın iÅŸbirliÄŸi içinde olup uluslararası ticaretteki geliÅŸmeleri takip etmek ve bilgi alışveriÅŸinde bulunmak amacıyla bu kuruluÅŸun yıllık toplantılarına iÅŸtirak etmektedir.

Uluslararası Ticaret Merkezi (ITC) ile de iyi iliÅŸkiler içinde olan İGEME, bu kuruluÅŸun saÄŸladığı çeÅŸitli teknik desteklerden yararlanmakta ve Türk ihracatçısının gereksinim duyduÄŸu ticari bilgilerin önemli bir bölümünü ITC’den temin etmektedir. Benzer ÅŸekilde Hollanda’nın İthalatı GeliÅŸtirme kuruluÅŸu CBI ile de yoÄŸun bir iÅŸbirliÄŸi geliÅŸtiren İGEME, ilk yurtdışı ofisini bu KuruluÅŸun teknik ve mali desteÄŸi ile Rotterdam’da açmıştır. Ülkemiz ve ihracatçılarımızın Hollanda pazarında tanıtımı ve bu pazara iliÅŸkin bilgilerin saÄŸlanmasında CBI’ın teknik desteÄŸinden büyük ölçüde yararlanılmaktadır. İGEME aynı türden teknik desteklerden yararlanmak amacı ile Japonya’nın Dış Ticareti GeliÅŸtirme KuruluÅŸu JETRO ile de benzer iÅŸbirliÄŸi faaliyetlerini geliÅŸtirmekte ve ayrıca deÄŸiÅŸen koÅŸullara paralel olarak belirlenen hedef pazarlarda bulunan dış ticareti geliÅŸtirme kuruluÅŸları ile iyi iliÅŸkiler tesis edilmesi ve karşılıklı iÅŸbirliÄŸine girilmesi yönünde çalışmalarını sürdürmektedir.

İGEME son dönemde, bu kuruluşlarla yürütülen işbirliği ve projeler çerçevesinde, ihraç potansiyeli olan seçilmiş ürünlere ilişkin pazar araştırmalarının seçilen ülkelerde alan çalışması şeklinde yapılmasına da ağırlık vermiştir. Bu çalışmaların sonuçları, elde edilen bilgi ve bulgular, yayınlar ve düzenlenen seminer/paneller ile ilgili iş çevrelerinin kullanımına sunulmaktadır.

Devlet Yardımları

Merkezimiz, “İhracata Yönelik Devlet Yardımları” kapsamında iki tane devlet yardımını Dış Ticaret MüsteÅŸarlığı adına yürütmektedir. Söz konusu destekler “İhracat Pazar AraÅŸtırması DesteÄŸi” ve “EÄŸitim DesteÄŸi”dir.

“İhracat Pazar AraÅŸtırması DesteÄŸi” yeni ihraç pazarları yaratmak ve geleneksel pazarlarımızda pazar payımızı artırmak amacıyla KOBİ, Sektörel Dış Ticaret Åžirketleri ve Üretici Derneklerinin sistematik ve objektif yöntemlerle yaptıkları yerinde pazar araÅŸtırması faaliyetlerinin desteklenmesidir. Söz konusu destekle ilgili rehbere ve yararlanan firma listesine web sitemizden ulaşılmaktadır.

KOBİ ve Sektörel Dış Ticaret Åžirketlerinin dış ticaret konulu eÄŸitim faaliyetlerine iliÅŸkin harcamaları “EÄŸitim Yardımı” kapsamında desteklenmekte olup; uygulama ile ilgili bilgiler web sitemizde yer almaktadır.

Diğer taraftan, Merkezimize başvuran kişi ve kurumlara ihracata yönelik devlet yardımlarının tümü hakkında genel bilgiler verilmekte, düzenlenen eğitim programları ve seminerlerde bu konuda sunuşlar yapılarak, devlet yardımlarının tanıtımı yapılmaktadır.

Ticari Bilgi

Ticari bilgiye eriÅŸim hızı ve iletiÅŸimin uluslararası rekabette avantaj saÄŸlayıcı bir unsur haline geldiÄŸi günümüzde, dış ticareti geliÅŸtirme kuruluÅŸu olarak İGEME’nin en temel iÅŸlevlerinden biri de, ticari alanda gereksinim duyulan hızlı, zamanında ve doÄŸru bilgi akışının saÄŸlanması ve dışa açılmasında gerekli olan pazar bilgilerinin en kısa sürede Türk ihracatçısına iletilmesidir.

Bilgisayar Destekli Ticari Bilgi Sistemi

İGEME, dünya ekonomisinde rekabet kurallarının hızla değiştiği ve bu değişimlerin yeniliği teşvik eden kurumsal yapı ve düzenlemeleri zorunlu kıldığının bilinciyle "bilgi çağı"na ayak uydurabilmek amacıyla başlattığı çalışmalarda önemli gelişmeler kaydederek kompüterize ticari bilgi sistemini kurmuş ve Dış Ticaret Veri Tabanını hizmete sunmuştur.

İGEME bünyesinde oluÅŸturulan LAN’ın DTM ile baÄŸlantısı kurularak, dış ticaret istatistiklerinin güncel olarak takibinde DTM veri tabanlarından yararlanılması saÄŸlanmıştır.

Gelişen teknolojileri yakından takip etme çabasında olan Merkezimiz kullanıcılarına değişik ortamlarda hizmetler sunabilmek için Compact Disc ortamında tanıtım materyalleri hazırlanması, ticari bilgi temini ve sunumuna ilişkin altyapısını da tamamlamıştır. CD-ROM ortamındaki bilgi kaynaklarından yararlanıldığı gibi Türk İhracat Rehberi gibi tanıtım ve enformasyon amaçlı elektronik yayınlar hazırlamaktadır.

Aynı yaklaşım çerçevesinde İnternet web sitesini kurmuş olan İGEME, basılı ve manyetik ortamdaki bilgilerin çoğunluğunu İnternet üzerinde yayınlamaktadır. İnternetin globalleşme ve uluslararası pazarlamadaki giderek artan öneminin bilincinde olan İGEME elektronik ticaret konusunda ulusal ve uluslararası çalışmalar katılmaktadır.

UNCTAD öncülüğünde Ticaret Noktalarının oluÅŸturduÄŸu ve KOBİ’lerin uluslararası ticarete katılımını saÄŸlamak için bilgi teknolojilerini daha fazla kullanmalarına yardımcı olmak amacıyla kurulan global aÄŸa İGEME bünyesinde oluÅŸturulan Ankara Ticaret Noktası 1 Haziran 1999 tarihinde UNCTAD’dan iÅŸlevsel sertifikası alarak bu global aÄŸda yeralmış ve Ticaret Noktalarının Türkiye ayağını oluÅŸturmuÅŸtur.

Ticaret Noktaları;

• ticarete yardımcı olma ve kolaylaÅŸtırma

• ticari bilgi

• global aÄŸ olan gtpnet-e.com’a eriÅŸim

• e-ticaret uygulama ve geliÅŸtirme merkezidir.

Bu programın amacı geliÅŸmekte olan ülkelerin ve özellikle KOBİ’lerin uluslararası ticarete katılım düzeylerini yükseltmek, ticaretle ilgili sorunlara çözüm bulmada modern bilgi teknolojilerini kullanma konusunda uluslararası bilinci artırma ve uluslararası ticareti engelleyici aşırı düzenleme ve bürokrasiden kaynaklanan ticari iÅŸlem maliyetlerini azaltmaktır.

Kütüphane

Bugüne kadar ticari bilgi depolanması ve dış ticaretle ilgili kiÅŸi ve kuruluÅŸların hizmetine sunulmasında rehber, katalog, periyodikler gibi basılı yayın kaynaklarına ağırlık vermiÅŸ olan Merkezimiz bu alanda Türkiye’nin en zengin kütüphanelerinden birini oluÅŸturmuÅŸtur. Kütüphane faaliyetleri de ticari bilgi sistemi içinde ele alınarak otomasyonu tamamlanmyıştır. Türkiye dış ticaret verilerini gösteren bilgisayar terminali de bulunduran Merkez Kütüphanesi; 6200 adet kitap ve araÅŸtırma raporu, 320 adet süreli yayın ve ülke raporu, 240 adet katalog ve rehber, 232 adet istatistik ve rapor, 90 adet CD, 15 adet E-yayın, 46 adet sözlük ve 3 adet atlas, Marmara Bölge Md. kutuphanesi ise 1617 adet kitap ve rapor, 206 adet yerli ve yabancı dergi ve ülke raporu, 158 adet yurtiçi-yurtdışı katalog ve rehber, 78 adet yurtiçi fuar katalogları, 25 adet yerli ve yabancı istatistik, 79 adet compact disc, 43 adet sözlük, 2 adet atlas ile araÅŸtırmacı ve ihracatçılarımıza hizmet vermektedir.

Dünya Ticaret Örgütü

Salı, 06 Kasım 2007

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ, World Trade Organization, WTO), çok taraflı ticaret sisteminin yasal ve kurumsal organıdır. WTO, hükümetlerin iç ticaret yasalarını ve düzenlemelerini nasıl yapacakları hususunda yasal bir çerçeve ortaya koymaktadır ve toplu görüşmeler ve müzakereler yoluyla ülkeler arasında ticari ilişkilerin geliştirildiği bir platformdur.

WTO, 1 Ocak 1995′te kurulmuÅŸtur. Uruguay Round’a taraf olan ülkeler 15 Aralık 1993′te görüşmeleri tamamlamış ve Fas’ın MarakeÅŸ kentinde Nisan 1994′te "Nihai Karar" bakanlar tarafından imzalanmıştır. 15 Nisan 1994′te ilan edilen MakareÅŸ Deklerasyonu, Uruguay Round’u görüşmelerini onaylamış ve Tarifeler ve Ticaret Genel AnlaÅŸması (GATT) altında gerçekleÅŸtirilen yedi görüşmenin "dünya ekonomisini güçlendirdiÄŸi ve daha fazla ticaret, yatırım, istihdam ve gelir artışı saÄŸladığı"nı ilan etmiÅŸtir. WTO, Uruguay Round’u görüşmelerinin ÅŸekillendiÄŸi ve bir anlaÅŸmadır ve GATT’ın devamıdır.

WTO, sadece üyelik açısından (1994 sonunda 128 üye) GATT’tan fazla deÄŸil, aynı zamanda, uygulandığı ticari faaliyetler ve ticaret politikalar açısından da daha geniÅŸ bir alanı kapsamaktadır. GATT, sadece mal ticaretini kapsarken, WTO mal, hizmetler ve fikri mülkiyet hakları olarak da bilinen "fikir ticareti"’ni de kapsamaktadır.

WTO’nun esas fonksiyonları; topyekün olarak WTO’yu oluÅŸturan çok taraflı ticaret görüşmelerini yönetmek ve uygulamak, çok taraflı ticaret görüşmelerinde bir forum olarak görev yapmak, ticari anlaÅŸmazlıklarına çözüm aramak, milli ticaret politikalarını denetlemek ve bu amaçlarla global ekonomik politika yapımında görevli uluslararası kuruluÅŸlarla iÅŸbirliÄŸine gitmektir.

WTO anlaÅŸması, tarımdan, tekstile ve konfeksiyona, hizmetlerden fikri mülkiyet hakları kurallarına kadar, deÄŸiÅŸik alanlarda 29 ayrı metinden oluÅŸmaktadır. Bunlara ilave olarak WTO üyelerine ilave sorumluluklar ve taahhütler yükleyen, ilave 25 deklerasyon, karar ve anlaÅŸma da bulunmaktadır. WTO kuralları geleneksel olarak hassas sektörler olarak kabul edilen tarım malları ticareti ve tekstil ve konfeksiyon ürünlerini de kapsamaktadır. Tarım da kabul edilen kurallar piyasaya giriÅŸ ÅŸartlarını, yerli üretimi destekleme kurallarını, ihracat teÅŸvik uygulamalarını ve gıda güvenliÄŸi, bitki ve hayvan saÄŸlığı kurallarını içermektedir. Tekstil ve konfeksiyon’da yeni kurallar Çok Elyaflılar AnlaÅŸması’ndan sonra 10 yıllık bir geçiÅŸ dönemi ile WTO kurallarına dahil olacaktır.

Hizmetler ticaretindeki ilk anlaşma; üyelerin kapsamı, milli uygulamalar ve piyasaya giriş konularındaki yükümlülüklerinden bahsetmekte ve hizmetler ticaretinin daha da liberalleştirilmesi hususunda genel bir çerçeve çizmektedir. Devam eden görüşmeler hali hazırda finansal hizmetlerde piyasaya giriş taahhütleri, temel iletişim sektörleri, deniz nakliyatı ve insanların sınırdan sınıra geçişi hakkındadır. Görüşmelerde diğer bir ilk de fikri mülkiyet haklarının ticaretle ilgili yönüdür (TRIPS). Bu anlaşma, sadece telif hakları, patent hakları gibi yeni fikri mülkiyet haklarını dile getirmekle kalmamakta, ayrıca coğrafi işaretler, endüstri dizaynı, ticaret markaları ve ticaret sırları ve know-how (süreç bilgisi) haklarını da koruma altına almaktadır. Mal ticaretinde WTO kuralları, anti-damping uygulamaları, teşvikler ve karşı uygulamalar, gümrük uygulamaları ve ithalat lisansı konularını da kapsamaktadır. Kurallar, şayet bu uygulamalar gündeme geldiğinde ne gibi kuralların tatbik edileceğini de açıklamaktadır.

Yukarıda deÄŸinilen anlaÅŸmalarla pek çok basit ve temel ilkeler hep birlikte yeni çok taraflı ticaret sistemini meydana getirmektedir. GATT’ın ana kuralları, üyeler arasında ve ithalat ile yerli üretim arasında ayırım yapmayı yasaklamaktadır. Mesela Madde I " En Çok Kayırılan Ülke " (MFN) fıkrasında her hangi bir ülkenin bir ülkeye uyguladığı imtiyazın baÅŸka ülkelere uygulanandan daha az olamıyacağı belirtilmektedir. Ayırım yapmamanın bir diÄŸer ÅŸekli de "ulusal muamele"’dir ve mallar bir piyasaya girdiÄŸinde en az yurt içinde üretilen mallar kadar kayırılabileceÄŸi belirtilmektedir.

WTO’nun 111 üyesi bulunmaktadır. Antigua ve Barbuda, Arjantin, Avustralya, Avusturya, Bahreyn, BangladeÅŸ, Barbados, Belçika, Belize, Bolivya, Botsvana, Brezilya, Brunei, Burkına Faso, Burundi, Kanada, …

IMF

Uluslararası Para Fonu, ya da daha çok bilinen kısaltmasıyla IMF (International Monetary Fund), global finansal düzeni takip etmek, borsa, döviz kurları, ödeme planları gibi konularda denetim ve organizasyon yapmak, aynı zamanda teknik ve finansal destek saÄŸlamak gibi görevleri bulunan uluslararası bir organizasyondur. 1944 yılında Amerika’nın New Hampshire eyaletindeki Bretton Woods’da kurulan ve 1947′de fiilen çalışmaya baÅŸlayan milletlerarası ekonomik meselelerle uÄŸraÅŸan bir teÅŸkilatdır.

Birinci ve İkinci Dünya Harplerinden sonra milletlerarası ekonomik meseleler karışık hale gelmiÅŸ, Birinci Dünya Savaşından sonra düşülen ekonomik buhranla savaÅŸ sonrası ekonomik depresyonlar da ekonomik iliÅŸkileri tehdit eder bir vaziyet almıştı. Avrupa devletlerinin İkinci Dünya Savaşı sonrası bozuk ve depresyon içindeki ekonomik durumlarının aksine Amerika BirleÅŸik Devletlerini savaÅŸ boyunca ihracatının, altın stoklarının artması, ekonomik bakımdan yardım yapacak tek ülke durumuna gelmesine sebep oldu. ABD, Avrupa devletlerine doÄŸrudan yardım yapmak yerine mali müesseseler kurarak yardım yapılması taraftarı oldu ve 1944 yılında Bretton Woods’ta 44 devletin iÅŸtirakiyle bir takım kararlar alındı. Bretton Woods antlaÅŸmasında; birisi, Milletlerarası Para Fonu, diÄŸeri, Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) yahut kısaca Dünya Bankası isimleriyle iki ekonomik müessesenin kurulması kararlaÅŸtırılmıştır.

IMF, Avrupa devletlerinin tediye bilançolarında ortaya çıkabilecek geçici (= kısa vadeli) ödeme güçlüklerinde kredi vererek milletlerarası ticaretin bu yüzden daralmasını önlemek; Dünya Bankası da uzun vadeli yatırım kredileri vermek suretiyle, Avrupa devletlerinin yeniden imarını sağlamak, tediye bilançolarındaki bünyevi dengesizlikleri gidermek için kurulmuştur.

Her iki müessesenin sermaye ve kaynaklarının önemli bir kısmı ABD tarafından temin edilmiştir. Bu müesseselere üye olan ülkelerin prensip olarak, içerde enflasyonu önleyici para politikaları takip etmeleri, dış ticareti ise tek taraflı develüasyonlar ve ithal tahditleri yüzünden daraltmamaları, bilakis bu tahditleri mümkün mertebe kaldırmaları gerekecekti.

• Dünya para meselelerinin çözülmesi için milletlerarası iÅŸbirliÄŸi saÄŸlamak;

• Milletlerarası ticaretin dengeli ÅŸekilde geliÅŸmesini üye devletlerin tam istihdama ve yüksek büyüme hızına ulaÅŸmasına imkan hazırlamak;

• Ödemeler bilançosu güçlüklerinin çözümünde yardımcı olmak;

• Kambiyo istikrarını kurmak ve tek taraflı develüasyonlara mani olmak;

• Çok taraflı dış ödemeler sisteminin kurulmasını saÄŸlamak.

Bu gayeleri sağlamak için fona üye ülkelerin girmiş olduğu bazı taahhütler de şunlardır:

• Dış turizm de dahil olmak üzere dış ticaret muamelelerinde döviz kontrol ve tahditlerini önlemek;

• Milli para biriminin altın veya dolar olarak paritesini tespit ve fona tescil ettirmek;

• Fona tescil edilen pariteyi deÄŸiÅŸtirmemek ve ancak tediye bilançolarındaki bünyevi deÄŸiÅŸikliklerde, çok zaruri hallerde develüasyona gitmek (% 10′a kadarki develüasyonlar da muhtar kılınmış, aÅŸan miktarlardaki develüasyonlar için izin alma keyfiyeti getirilmiÅŸtir.);

• Üye ülkelerin altın mukabilinde döviz alıp satabilmeleri, müstahsil ülkelerin altın satmaları serbest bırakılmıştır.

IMF’nin, tediye bilançoları açık veya fazlalık veren ülkelere düzenleyici müdahale yapma imkanı vardır. Fonun en yetkili organı, üye ülkelerin mümessillerinden teÅŸekkül eden Güvernörler Heyeti dir. Yılda bir toplanır. Bu heyet kendi arasından 12 kiÅŸilik bir Müdürler Meclisi seçerek yetkisini bunlara devreder. Güvernörler Heyetinde her üye ülke, sabit bir oy sayısı yanında fona iÅŸtirak hissesiyle oranlı bir oy sayısına da sahiptir. Buna göre en fazla oy hakkına sahip ülke, en fazla sermayeyle iÅŸtirak eden ABD’dir.

Herhangi bir ülke mutlaka hem Milletlerarası Para Fonuna (IMF) ve hem de Dünya Bankasına (IBRD) bir arada üye olmak durumundadır. Fona üye devletlerin hisselerine kota denmektedir. Kotaların % 25′i altın ile, kalan% 75′i milli para ile ödenmiÅŸ veya taahhüt edilmiÅŸtir. BaÅŸlangıçta 8 milyar dolar olan sermayesi diÄŸer yıllarda çok artmıştır. Bunun yanında serbest dövizli ülkelerde tahvil satmak suretiyle fon ve kaynaklarını artırma imkanı da mevcuttur. Fon, her üyeye kotasının % 25′i tutarında krediyi talep vukuunda, otomatik olarak vermekle mükelleftir. Fonun verdiÄŸi kredilerde vade 5 yılı geçemez.

Dünya Bankasının teÅŸkilatı, IMF’nin teÅŸkilatı gibidir. BaÅŸlangıçta 8 milyar dolar sermaye ile kurulan banka 1959 yılında bu sermayesini 20 milyar dolara yükseltmiÅŸ, daha sonraki senelerde bu miktar çok artmıştır.

Banka, kredi açarken aşağıdaki şartları gözönünde bulundurmaktadır:

Borç almak isteyen ülkenin, özel piyasadan ve makul şartlarla kredi alamayacağı belli olmalıdır.

Banka tarafından verilen kredinin kullanılacağı projenin bankaya sunulması ve kabul edilmesi gerekmektedir.

Banka; üye ülkelerle sadece hazine, merkez bankası, istikrar fonu idaresi ve diğer resmi veya yarı resmi müesseselerle temas eder ve üye devletlere kamu yatırımları için bu kanallardan kredi sağlar.

Borçlanan doÄŸrudan üye devlet deÄŸil de, üye ülkedeki özel teÅŸebbüs ise, Banka projeleri tetkik etmekle beraber krediyi doÄŸrudan teÅŸebbüse açmaz; mutlaka üye devletin kefaleti ile merkez bankası veya baÅŸka bir resmi yahut yarı resmi teÅŸekkülün tavassutunu alır. Mesela Türkiye’de özel teÅŸebbüse Türkiye Sınai Kalkınma Bankası kanalıyla ikrazda bulunmaktadır

The North American Free Trade Agreement (NAFTA), Türkiye’de Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret AnlaÅŸması olarak bilinen anlaÅŸmadır. Bu anlaÅŸmanın tarafları Kanada, ABD ve Meksika’dır. 1 Ocak 1994′te yürürlüğe giren NAFTA kapsamında, söz konusu üç ülke arasındaki ticaret ve yatırımlar liberalize edilmiÅŸ, ilk kez yabancı ÅŸirketlere, anlaÅŸma ülkelerini uluslararası tahkim kurullarında tek taraflı olarak dava etme hakkı tanınmıştır.

1994-2001 yıllarında yatırımcıların ABD, Kanada ve Meksika hükümetlerine karşı açtığı yüzlerce tahkim davası bulunmakta olup; bu davaların hemen hepsinde yatırımcılar kazanmış, devletler ise kaybetmiştir.

Kıyı Bankacılığı-Vergi Cennetleri ve Uluslararası Mali Sisteme Etkileri

Dünyada geçmiÅŸte Vergi Cennetleri (Tax Havens) olarak isimlendirilen veya Kıyı Bankacılığının (Off-shore Banking) oluÅŸumuna ve geliÅŸimine destek veren, ÅŸu anda da Uluslararası Kıyı Ötesi Mali Merkezler (International Off-shore Financial Center-IOFC) olarak adlandırılan ülkeler veya adacıklar bulunmakta, bu merkezler sundukları çeÅŸitli avantajlarla önemli miktarlarda fonun kendilerinde toplanmasını saÄŸlayabilmektedirler. Bu sisteme Off-shore denmesinin sebebi, bu ülkelerin çoÄŸunun İngiliz Milletler TopluluÄŸu’na baÄŸlı küçük ada devletleri olmalarındandır.

NAFTA hakkında kısa bilgi: NAFTA Anlaşması 1.01.1994 yılında yürürlüğe girdi. Anlaşmaya taraf ülkeler: ABD, Kanada ve Meksika. Nafta kapsamında, söz konusu üç ülke arasındaki ticaret ve yatırımlar liberalize edilmiş, ilk kez olarak yabancı şirketlere, anlaşma ülkelerini uluslar arası tahkim kurullarında tek taraflı olarak dava etme hakkı tanınmıştır. 1994-2001 yıllarında yatırımcıların ABD, Kanada ve Meksika hükümetlerine karşı açtığı yüzlerce tahkim davası bulunmakta olup; bu davaların hemen hepsinde yatırımcılar kazanmış, devletler ise kaybetmiştir.

İhracatta Yazışma Örnekleri

Salı, 06 Kasım 2007

İhracatta Yazışma Örnekleri

Genel bilgiler

Dış ticarette, özellikle alıcı ve satıcıların farklı ülkelerde bulunmaları nedeni ile ilk adım genellikle yazışmalarla atılmaktadır.

İhracatçı şirketlerin ithalatçılara gönderdikleri iş mektupları, ithalatçının ihracatçı ile ilgili olumlu izlenimler edinmesine, iyi iş ilişkileri kurulmasına ve yeni pazarlar yaratılmasına katkıda bulunacak ilk faktördür. Bu yazışmalarla ithalatçı, henüz karşı karşıya gelmediği ihracatçıyı değerlendirmeye çalışacaktır. Dolayısı ile yazılacak iş mektuplarına ayrı bir özen gösterilmesi gerekmektedir.

Etkili bir iş mektubu yazmak için dört basit kural bulunmaktadır: Açıklık, az ve öz olma, bütünlük ve doğruluk.

Açıklık

Mektup düzenli ve planlı bir şekilde yazılmalıdır. Paragraflar arasında boşluk bırakılmalı, mektup, görünümü itibariyle düzgün olmalıdır. Paragraflar birbirine mantıklı bir şekilde bağlanmalıdır.

Az ve öz olma

Mektup mümkün olduğunca kısa olmalı ve esas anlatılmak istenen konudan bahsedilmeli, gereksiz uzatmalara gidilmemelidir. İthalatçıya yalnızca bilmek isteyeceği konular söylenmeli, gereksiz bilgilerle mektup uzatılmamalıdır. Mektup, basit kelimelerle kurulmuş, kısa cümleler ve kısa paragraflar halinde oluşturulmalıdır. Karışık kelimeler ve uzun cümleler okuyanı bilgilendirmekten çok aklını kanştırmaktadır.

Bütünlük

İthalatçı açısından gerekli olabilecek tüm bilgiler mektupta bulunmalıdır. İhracatçı, mektubu yazmaya başlamadan önce ithalatçının ne tür bilgileri öğrenmek isteyebileceğini iyice düşünmelidir.

DoÄŸruluk

İthalatçıya yazılan mektuptaki bilgilerin doğru olmasına dikkat edilmelidir. İthalatçıya şayet biliniyorsa, ismini de kullanarak doğru bir şekilde hitap edilmelidir. Mektup metni yazıldıktan sonra mutlaka dilbilgisi, noktalama işaretleri açısından kontrol edilmeli, yazım hataları düzeltilmelidir. İhracatçı, yazdığı mektubun ithalatçıya karşı kendisini temsil ettiğini unutmamalıdır. İhracatçı yazdığı mektupta ithalatçıya doğal bir dille ve fazla aşınya kaçmamak şartı ile dostça hitap etmelidir.

İhracatçı, ithalatçıya iyi bir mektup yazabilmek için öncelikle şu soruları cevaplandırmalıdır:

1. Bu mektubun amacı nedir?

2. İhracatçı, mektubu okuyacak olan ithalatçının aklında karışıklık yaratmamak için mektubu yazmaktaki amacını bir cümle içinde belirtmelidir.

3. Mektubu alacak olan şahıs kimdir? Hakkında ne kadar bilgi sahibisiniz, beklentilerini, alışkanlıklarını ne derece biliyorsunuz? Satmak istediğiniz mal hakkında ithalaçının bilgisi nedir? Bu konuda neleri bilmek isteyebilir, neleri bilmeye ihtiyacı yoktur?

4. İhracatçı, mektubu yaznıadan önce tüm bu soruları titizlikle cevaplandırmalıdır.

5. İthalatçıya yazılan mektup ile hemen gerçekleşmesini istediğiniz olay nedir? Bundan sonraki aşama ne olmalıdır ve aşamalar nasıl izlenmelidir? İthalatçıdan sözkonusu mektubunuza karşı nasıl bir çevap bekliyorsunuz?

İhracatçı, ithalatçıya yazacağı mektubu yukarıda sıralanan sorulara vereceği cevaplar çerçevesinde hazırlamalıdır. Bu sorulara verilecek cevaplar, ithalatçıya yazılacak iyi bir iş mektubunun ana hatlarını belirleyecektir.

Yazılacak mektup, mantığa uygun bir sıra ile düzenli bir şekilde hazırlanmalıdır.

İş mektupları içerdikleri mesajın yansıra görünüşleri itibariyle de kolaylıkla diğerlerinden ayırt edilebilmektedirler. Bu tür mektuplar belli ilkeler ve kurallar çerçevesinde oluşturulmaktadır.

Bu kurallar; başlık, adres, hitap, kapanış cümlesi ve imza olarak ifade edilmektedir. Sözü edilen hususlann aynntıları ve diğer fiziksel özellikler mektubu yazan kuruluşun tercihine göre değişiklik göstermektedir.

Öncelikle iş mektubu yazarken firmanın antetli kağıdının kullanılması, mektubun kağıt üzerindeki konumu, temizlik gibi faktörler mektubu yollayan firmanın ciddiyeti konusunda önemli ip uçları oluşturmaktadır. İngilizce mektuplarda başlık ve adreste kısaltmalar dışında herhangi bir noktalama işareti konulmamaktadır. Standart uzun zarf ve buna uygun yatay bir katlama, mektubun genel görünümü açısından faydalı görülmektedir.

Başlık: Mektup kağıdında yollayanın matbu antetinin yanısıra, birkaç sıra aşağıda sağda tarih yer almalıdır. İngilizce yazışmalarda ay açık olarak yazılmalı, göndericinin adresi şayet antette yer almıyorsa, adres de tarih gibi sağda blok şeklinde tarihin üzerinde yer almalı, sokak ve cadde isimlerinde kısaltmalardan kaçınılmalıdır.

İç adres: Alıcının zarf üzerinde de olması gereken isim ve adresini içermektedir. İç adres kağıdın sol tarafında bulunmakta ve genel olarak tarih satırının bir miktar altında yer almaktadır.

Hitab: Kuruluţlara gönderilen mektuplar "Gentlemen", Kuruluţlar ile ilgili özel kiÅŸilere yapılan yazışmalar "Dear Mr.. " ve ender olarak resmi olmakla birlikte My dear Mr… " kullanılmaktadır. "Dear Sir" genellikle matbu olarak hazırlanmış mektuplarda, "Dear (isim)" ise normal olarak ismi ile hitap ettiÄŸiniz bir ÅŸahıs ile olan yazışmalarda uygun bir ifade ÅŸekli olabilmektedir. "Dear Sirs" daha genel bir ifade ÅŸeklini oluÅŸturmaktadır. "Ms" ise medeni durumu bilinmeyen bayanlara hitaben kullanılmaktadır.

Ana bölüm: Mektubun ana yapısını oluştururken, mektubun bir bütün olarak kağıt üzerindeki görünümünün belli bir orantıyı yansıtması hususuna dikkat edilmesi gerekmektedir.

Kapanış Cümlesi: Kapanış cümlesi mektubun son satırının iki satır altında yer almaktadır. "Yours truly" ve "Truly yours" soğuk ifadeler olarak kabul edilmekte ve seyrek kullanılmaktadır. "Sincerely yours", "Yours sincerely" ve "Sincerely" ıfadeleri ise giderek yaygınlaşmaktadır. "Respectfully yours", "Yours respectfully" ve "Respectfully" özel bir ayırım yapılmak istendiğinde ya da üst düzey kamu görevlisi bir şahıs için,"Cordially yours" ve "Cordially" ise aynı zamanda iyi bir arkadaş olarak kabul edilen kişiler için kullanılmaktadır. Kapanış cümlesi genel olarak virgül ile son bulur.

İmza: Kapanış cümlesinin iki satır altında başlamaktadır. Erkek imzalan hiçbir zaman "Mr" olarak nitelendirilmezken, bayan imzaları "Miss" yada "Mrs" olarak nitelendirilebilir.

Paraflar, Ekler, Kopyalar: Bu hususlara ilişkin ifadeler alt köşede yer almaktadır.

İhracatçı Firmayı Tanıtıcı Mektup Örnekleri

Uluslararası ticari yazışmalarda, ihracatçıların ilk kez temasa geçecekleri bir ithalatçıya yazabilecekleri mektup örneği, İngilizce ve Türkçe olarak aşağıda sunulmuştur. Bu mektup, bu tür yazışmalarda en çok kullanılan formu ana hatları itibariyle göstermektedir.

(İthalatçının İsim ve Adresi)

Dear Sirs,

Our Company is the exporter/producer of (ürünün ismi) and we would like to make our company and its products known to you.

Enclosed is a brochure which gives you general information about our products.

If you are interested, we will be happy to send you any further information. We may be available in the near future to discuss the subject with you as well.

Thanking for your kind interest and we look forward your early reply, we remain,

Yours sincerely,

(İhracatçının İsmi)

(İthalatçının İsim ve Adresi)

Sayın baylar,

Şirketimiz (ürün ismi) üreticisi/ihracatçısıdır ve sizleri

şirketimiz ve ürünlenmiz hakkında bilgilendirmek istiyoruz.

Ürünlerimiz ve fiyatları ile ilgili genel bilgiler veren

bir broşür ilişiktedir. İlgilendiğiniz takdirde, size daha fazla

bilgi göndermekten memnuniyet duyacağız. Bu konuyu görüşmek için

yakın bir gelecekte karşı karşıya da gelebiliriz.

İlginize teşekkür eder, erken cevabınızı bekleriz.

Saygılarımla,

(İhracatçının İsmi)

Firmanın mevcut koşulları ve ihracat konusundaki deneyimlerine göre mektupta yer alabilecek ilave hususlar olabilir. Aşağıda çeşitli cümleler yer almakta olup bunlar mektuba ilave edilebilecek alternatif ifadelere örnek teşkil etmektedir.

• Firma, üretim konusunda ihtisaslaÅŸmış olabilir ve özel sipariÅŸ kabul edebilir.

"Special order is acceptable."

"Özel sipariţ kabul edilebilir."

• Firma, ihracatta deneyim sahibidir. Bu hususu belirtmek isteyebilir.

"We have already experience in export business, particularly in European markets."

"İhracatta, özellikle Avrupa piyasalarında deneyimimiz vardır."

• İthalatçı ülkenin bulunduÄŸu ülke piyasasına özellikle girme isteÄŸi vurgulanabilir.

"Since we have recently received many requests for our products from your country, now we are planning to have our products distributed by a well-known importer / wholesaler."

"Son zamanlarda ülkenizden, ürünlerimize yönelik çok sayıda talep aldığımız için, ürünlerimizin ülkenizde tanınmış bir ithalatçı / toptancı tarafından dağıtımının yapılmasını planlamaktayız."

Şayet ithalatçıyı bilgilendirebilecek daha detay bilgileriniz varsa, örneğin:

• Bir ülkeyi ziyaret edecekseniz ve görüşmeyi planladığınız yeni firmalar mevcut ise, ziyaret öncesi firmanızı ve ürünlerinizi tanıtıcı bir bilgi mektubu gönderebilirsiniz.

• Aynı ülkede halihazırda temasta bulunduÄŸunuz, referans olabilecek düzeyde iyi firmalar olabilir. İthalatçıyı bu konuda bilgilendirebilirsiniz.

• Hazır ürün örnekleriniz olabilir ve bunları numune olarak mektubunuzla birlikte gönderebilirsiniz. (Bu imkan ürüne göre mümkün olabilecektir ve genellikle ilk yazışmadan sonraki aÅŸamalarda gerçekleÅŸtirilmesi daha uygundur.)

Uluslararası Pazarlara Giriş Stratejileri

Salı, 06 Kasım 2007

ULUSLARARASI PAZARLARA GİRİŞ STRATEJİLERİ

VE MAKRO PAZARLAMA

GİRİŞ

Yoğun bir rekabetin varolduğu günümüz global pazarlarında başarılı olabilmek için bu pazarlara açılmak isteyen tüm kişi veya kuruluşların her şeyden önce, rekabet ortamını iyi tanımaları ve çağdaş bir pazarlama anlayışını benimsemeleri gerekir.

21. yüzyılda dünyada hızla meydana gelen küreselleşme süreciyle beraber, işletmelerin uluslararası hale gelmesi eğilimi her zaman olduğundan daha fazladır. Özellikle gelişmiş ülkelerdeki işletmeler uluslararası pazarlara doğru genişlemektedirler. Artık günümüz gelişen teknolojisiyle, her gün etkisini üzerimizde daha fazla hissettiğimiz küreselleşmenin, işletmeleri de yeni ve daha çağdaş ticaret ve pazarlama anlayışları benimsemek ve uygulamak durumunda bıraktığı görülmektedir. Küreselleşmenin dışında kalan, globalleşen pazarları görmezden gelen işletmelerin ayakta kalamadıkları, başarıyı yakalayamadıkları açıkça görülmektedir. Küreselleşen pazarlarda, alışılmış ulusal ve bölgesel farklılıklar ortadan kalkmaktadır. Bir işletmenin, modası geçmiş, geçen yılın modellerini az gelişmiş ülkelere sattığı günler tarihe kavuşmaktadır. İşletmeler, yüzeysel, bölgesel ve uluslararası farklılıkları görmezlikten gelerek dünyayı tek büyük bir pazar olarak kabul edip, öyle faaliyet göstermeyi öğrenmelidirler.

Günümüzde hem Türkiye’de hem diÄŸer ülkelerde –özellikle 1980’lerin başından beri- hayli yoÄŸun biçimde iÅŸletmelerin uluslar arası pazarlara açılması, uluslararasılaÅŸma, hatta globalleÅŸme eÄŸilimi görülmektedir. Bu geliÅŸmelerin baÅŸlıca nedenleri arasında iç pazarların durgunluÄŸu, ülke içinde hükümet sınırlamaları veya dış pazarlara açılmaya verilen teÅŸvikler, dış ülkelerde yabancılara konulan ticari engellerin gitgide azalması ve pazarların globalleÅŸme eÄŸilimi sayılabilir.

Dış pazarların geniş, çok çeşitli ve çok boyutlu olmaları, rekabetçi olunabildiği ölçüde yurtiçi pazardaki ile karşılaştırılamayacak derecede büyük satış ve kar imkanı sağlar ve bu dış pazarlara çekici güç etkisi yapar. Büyüme amacı ile değil de, işletmenin sadece varlığını sürdürebilmesi için dışa açılmasının şart olduğu durumlar da olabilir. Ülkede hükümetin koyduğu sınırlamalar işletmeleri dış pazarlara itebilir. İhracata ve diğer dış açılma şekillerine verilen teşvikler de dış pazarlara açılarak büyümeyi çekici yapar. İşletmelerin uluslar arası pazarlara girmelerini olumlu etkileyen diğer bir faktör de, bu pazarlarda görülen globalleşme olgusudur. İletişim ve ulaşım teknolojilerinde kaydedilen hızlı gelişmeler, özellikle genç kuşak insanlarda zevklerin ve tercihlerin gitgide birbirlerine benzemesi sonucunu doğurmaktadır. Pazarların globalleşmesi de, Pazar bölümlendirme, yerel markalar ve küçük ölçekli üretim yerine, standardizasyona, standart mal ve markaların global düzeyde büyük ölçekli olarak daha düşük maliyetlerle üretimine yol açmaktadır.

Teknolojik gelişmeler ve hızla değişen ekonomik ve politik koşullar işletmelerin mamullerini kendi iç pazarlarının yanında, dış pazarlara da pazarlamalarını kolaylaştırmıştır. Dış pazara girişler, şiddetlenen rekabet ortamında, işletmeleri, daha iyi, daha ucuz mamulleri pazara sunmaya iterken, yeni mamul geliştirmeyi de teşvik etmektedir. Şirketleri uluslar arası pazarlara yönelmeye zorlayan neden, rekabet avantajı yaratabilmenin temel kaynağını oluşturan yeni fırsat ve imkanların değerlendirilebilmesidir. Bu fırsatları doğru şekilde analiz etmek ve buna uygun davranabilmek için şirketlerin faaliyet gösterecekleri uluslararası Pazar yapılarına göre giriş stratejileri belirlemesi; sahip olduğu işletme kaynaklarını belirlenecek stratejinin gerektirdiği biçimde organize etmesi gerekmektedir.Yeni pazarlara girmeye karar veren firmalar için çok sayıda farklı strateji bulunmaktadır.

Uluslar arası pazarlara girişte firma tarafından verilmesi gereken kararların başında, üretimin yeni girilecek pazarda mı yapılacağı yoksa ihracat yolu ile mi pazara girileceğidir. Karar verilirken firma yöneticileri maliyet, kalite, teslimat ve müşteri değeri konuları üzerine detaylı analizler yaparak en uygun pazara giriş yöntemi üzerinde karar kılmalıdırlar. Firmaların uluslararası pazarlara girerken hangi yöntemin kullanılacağını belirleyen faktör aslında firmanın arzu ettiği mülkiyet ve kontrol derecesidir. Mülkiyet ve kontrolün tamamen firmanın kendisinde bulunmasının istendiği durumlarda; doğrudan yatırım veya stratejik birleşme, en düşük oranda mülkiyet ve kontrol bulunmasının istendiği durumlarda; lisans verme, ikisinin arasında bir derecede mülkiyet ve kontrol bulunmasının istendiği durumlarda ise franchising, yönetim sözleşmesi veya ortak girişim yöntemleri arasından seçim yapılır.

İşletmenin uluslar arası pazarlara girme kararı verdikten sonra yapması gereken ilk işlem, uluslar arası Pazar çevresini analiz etmek ve bu analiz sonucunda en uygun ülke pazarına girmektir. Uluslar arası pazarlamada dikkate alınması gereken çevreleri;

- Demografik çevre

- Ekonomik çevre

- Sosyo-kültürel çevre

- Yasal çevre

- Politik çevre

- Teknolojik çevre

- Finansal çevre

- Ekolojik çevre

- Rekabet çevresi

şeklinde sıralayabiliriz.

Uluslar arası pazarlamada firmanın vermesi gereken kararlar altı başlıkta toplanmaktadır.

- Uluslararası Pazarlama Çevresinin İncelenmesi

- Uluslar arası Pazarlara Girip Girmeme Kararı

- Hangi Pazarlara Girileceği Kararı

- Pazara Hangi Yöntemle Girileceği Kararı

- Pazarlama Programı Kararı

- Pazarlama Örgütlenme Kararı

Uluslararası Pazarlama Çevresinin İncelenmesi:

Yeni pazarlar aramakta olan bir firma öncelikle uluslar arası pazarlama çevresini inceleyerek işe başlamalıdır.

Uluslararası Pazarlara Girip Girmeme Kararı:

Firmaların uluslararası pazarlara girmelerini teşvik eden faktörler şöyle sıralanabilir:

- Global firmaların yerel pazara girerek daha kaliteli ve ucuz ürünleri tüketicilere sunmaları,

- Yabancı pazarların firmaya daha fazla fırsatlar yaratması,

- Üretimde ölçek ekonomisi yaratabilmek için daha fazla sayıda müşteri bulma ihtiyacı

- Tek bir pazara bağımlı kalmama isteği,

- Tüketicilerin yurtdışına gitmeleri ve oralarda da ürünleri bulma istekleri

Bu faktörler firmaları teşvik etse de, birçok firma mecbur kalmadıkça bu adımı atmamaktadır. Firmaların büyük bir kısmı, yerel pazarların yeterli olması durumunda uluslararası pazarlara girmemeyi tercih etmektedir.

Hangi Pazarlara Girileceği Kararı

Firmalar, uluslar arası pazarlara girmeden önce kendi pazarlama amaç ve politikalarını belirlemeli ve bunların doğrultusunda hangi pazarlara gireceğine karar vermelidir. Firmalar riski düşük tutup, başarıya ulaştıkça büyümeye devam edebilmek için; uluslar arası pazarlamaya küçük çaplı başlayıp daha sonra genişlemektedir. Böylelikle başlangıçta risk düşük tutulacak ve başarıya ulaşıldıkça büyümeye devam edilecektir.

Firma yöneticileri, hangi ülke pazarına girilmesi gerektiğini belirlemeye çalışırken tüm aday ülkeleri belirli faktörlere göre detaylı bir şekilde incelemelidir.

Pazara Hangi Yöntemle Girileceği Kararı

Dış pazarlara girmenin birçok farklı şekli bulunmaktadır. Bizim için önemli olan ve ele alacağımız pazara giriş yöntemleri temel olarak 3 ana başlık altında toplanmaktadır.

İhracat

- Dolaylı ihracat

- DoÄŸrudan ihracat

Sözleşmeye Dayalı Giriş Yöntemleri

- Lisans anlaşmaları

- Franchising

- Sözleşmeli üretim

- Anahtar teslim projeler

- Yönetim sözleşmesi

- Montaj operasyonları

Yatırıma Dayalı Giriş Yöntemleri

- Ortak GiriÅŸimler

- Uluslararası Birleşme ve satınalmalar

- Doğrudan yatırım

Bütün yöntemlerin içerdiği riskler farklı dır ve firmanın kontrol kapsamı ve karlılığı seçilen yönteme göre farklılık gösterir.

Pazarlama Programı Kararı

Uluslar arası pazarlama programı ile ilgili verilmesi gereken karar,yeni pazar için pazarlama karmasının standart mı olacağı yoksa değişen koşullara göre uyarlanması gerektiğimidir.

Pazarlama Örgütlenme Kararı

Firmalar uluslar arası pazarlama faaliyetlerini genellikle 3 farklı örgütlenme içerisinde yürütür. En basit hali firmada ihracat bölümü oluşturulmasıdır. Faaliyetler arttıkça firma içinde uluslar arası işleri yürütecek ayrı bir birim oluşturulur. En gelişmiş hali ile firma global bir örgütlenme yoluna gider.

Pazara giriş yöntemlerinden;

İHRACATA DAYALI PAZARA GİRİŞ STRATEJİLERİ

İHRACAT

Günümüzde firmaların büyük çoğunluğu, uluslar arası pazarlardaki faaliyetlerine ihracata yönelerek başlarlar. Bu nedenle ihracat, firmaların uluslar arası pazarlarda kendi rekabetçi özellikleri konusunda tecrübe edinebildikleri önemli bir seçenektir.

Uluslar arası pazarlama faaliyetleri açısından en kolay ve en az riskli bir yol olan ihracat, bir işletmenin mallarının geçerli olan ihracat ve gümrük kuralları çerçevesinde satılması olarak tanımlanmaktadır.

İhracattaki gelişmelerin ulusal ekonomiye olan etkileri öncelikle döviz geliri sağlaması ve dış ticaret bilançosu üzerindeki pozitif etkileri olarak değerlendirilebilir. Günümüzün yeni ekonomilerinde sürekli ve istikrarlı büyümenin koşulunun, uluslar arası pazarlara yönelik vizyon sahibi olmaktan geçtiğidir.

Global rekabetin her geçen gün boyutlarını yükselttiği yeni ekonomi koşullarında ülkelerin uluslar arası pazarlarda uyguladıkları stratejiler çerçevesinde rekabet üstünlüğüne sahip olma ihtiyacı sürekli olarak artmaktadır. Hedef alınan pazarlarda ihracatta dünya ülkeleri ile rekabet edebilmek ve bu pazarlarda rekabet gücüne sahip olmak, ihracat pazarlaması faaliyetlerine verilen önem ölçüsünde mümkün olmaktadır. Burada amaç, uluslar arası pazarlarda öncelikle tüketici ihtiyaç ve isteklerine uygun olarak hazırlanmış yüksek kalitede ürünleri uygun maliyette sunmak olmalıdır. Bu amaca ulaşmak için yürütülecek olan ihracatta pazarlama araştırmalarının yararı ise, tüketici tercihleri ile beraber ihraç malına karşı hedef pazarlardaki iç talebin büyüklüğünün ve bunun ithalatla karşılanma oranının belirlenebilmesidir. Aynı zamanda, uluslar arası pazarlarda yürütülecek olan pazarlama araştırmaları sonucunda maliyet, talep ve rekabet koşullarının bilinmesi fiyatların doğru ve rasyonel olarak belirlenmesinde yol gösterici olacaktır. İhracatta uygulanan pazarlama stratejilerinin başarısını belirlemek için uluslar arası pazarlarda bulunan tüketicilerin istek ve ihtiyaçları ile ekonomik koşullarının bilinmesi kaçınılmaz hale gelmektedir.

Uluslar arası pazarlara yönelmeyi hedefleyen bir firmanın ihracata başlamadan önce, sağlıklı bir ihracat iş planı oluşturması ve ihracat sürecini tüm aşamalarına dikkat etmesi gerekir.

İHRACAT TÜRLERİ

1. Dolaylı İhracat

İhracat aşamalarının başlangıcında bulunan firmaların mallarını yurtiçindeki aracı işletmeler vasıtasıyla satmaları durumuna dolaylı ihracat adı verilmektedir. Dolaylı ihracata yönelen firmalar mallarını yurtiçinde çalışan çeşitli bağımsız aracı işletmeler yoluyla ihraç etmektedirler.

Dış pazarlara olan bağımlılıkları düşük ihracata yeni başlamış olan firmalar için ilk bakışta en uygun alternatif olarak görülen dolaylı ihracat, ihracatta firmanın kontrol düzeyini oldukça kısıtlayan ve ihracatçı firma ile uluslar arası hedef pazar arasında doğrudan ilişkilerin kurulmasına izin vermeyen bir ihracat yöntemidir. Dolaylı ihracat sonucunda ihracatçı firma açısından kazanılan hem uluslar arası pazarlama bilgisi hem de bu dolaylı yaklaşımlarla elde edilen satış oranları sınırlıdır. Bu türdeki olumsuzluklarına karşın dolaylı ihracat, ihracatçı firmaya pazarlama ve satış faaliyetlerinde risklerin dağıtılması yönünde bir avantaj sağlar.İhracatçı firma dolaylı ihracat yaparak kendi ülkesindeki aracı kuruluşları kullandığı için malına uluslararası pazarlarda müşteri bulma çabasına girmemekte ve böylelikle doğrudan ihracattan kaynaklanan maliyetlerden ve işlemlerden tasarruf elde etmektedir.

İhracatçı firmanın kendi ülkesindeki işletmelerden oluşan ve farklı isimler altında dolaylı ihracatta yer aldığı kabul edilen aracıların başlıcaları; ihracat ticaret firmaları, ihracatçı birlikleri, ihracat yönetimi firmaları, yabancı tüccar ve temsilciler, piggyback ihracatı, komisyoncular ve yerli tüccarlardır.

2. Doğrudan İhracat

İhracatçı firmanın yurt içindeki aracılardan yaralanmaksızın mal ve hizmetlerini uluslar arası hedef pazarlara ulaştırması durumuna doğrudan ihracat denilmektedir. İhracat aşamalarının ileri düzeylerindeki firmalar ihracat sürecindeki kontrollerini de arttırmak suretiyle doğrudan ihracata yönelmektedirler. Doğrudan ihracat yöntemi, dış pazarlara olan bağımlılığı yüksek ve büyük ölçekli ihracatçı firmaların tercih ettiği bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Uluslar arası pazarlara girişte doğrudan ihracata yönelen bir firma, ihracat yapılacak hedef pazarda bulunan aracı işletmelerle ve nihai alıcılarla doğrudan ilişkiye girerek ihracatı gerçekleştirir. Bu çerçevede, dolaylı ihracat ile doğrudan ihracat arasındaki fark, doğrudan ihracatta ihracatçı firmanın ihracat görevini diğer aracı firmalar devretmeyip, bu görevi kendisinin yerine getirmesinden kaynaklanır. Doğrudan ihracatta; pazarlama araştırması, fiyat belirleme, pazarlama iletişimi, lojistik faaliyetler, ihracat dökümantasyonu gibi görevler, firmanın ihracat departmanı tarafından yerine getirilir. Doğrudan ihracat genellikle dolaylı ihracata göre daha yüksek kar fırsatları yaratmaktadır. Doğrudan ihracat yapan firmaların üretim ve pazarlama maliyetlerini kontrol altında tutabilme özellikleri daha yüksek kar elde etme şansını da beraberinde getirmektedir. Doğrudan ihracat yöntemini seçen bir firma ihracat yapılması planlanan pazarda kendi satış ofisi yada şirketini kurabileceği gibi, yabancı ihracat aracılarından yararlanarak da ihracatı gerçekleştirebilmektedir.

Uluslararası pazara girişte ihracat yapılan pazarda bulunan yabancı aracılar; yurt dışı satış büroları, yurt dışı satış temsilcilikleri, acente, distribütör, gezici satış görevlileri, uluslararası pazarlarda toptancılar ve perakendecilik şeklinde sıralanabilir.

SÖZLEŞMEYE DAYALI PAZARA GİRİŞ STRATEJİLERİ

LİSANS ANLAŞMALARI

Lisans verme günümüzde yaygın bir ÅŸekilde uygulanmaktadır. ÖrneÄŸin Japonya’da satılmakta olan ilaçların yaklaşık % 50’si, Avrupa ve ABD ÅŸirketlerinin lisansı altındadır. Coca-Cola firması yaklaşık 30 ülkede, 200 lisans alana, 3000’den fazla ürün için, marka adını lisans verme yoluyla kullandırtmaktadır. Türk firmalarının da lisans verme yoluyla dış pazarlara açıldıkları da görülmektedir. ÖrneÄŸin alkollü içecekler sektöründe iç Pazar lideri olan Efes Pilsen firması Almanya gibi bira sektöründe oldukça ileri olan bir ülkede lisansla üretim yolunu tercih etmiÅŸtir.

Lisans verme kavramı; dış pazarlara girmede, endüstriyel ya da ticari uzmanlığın, belli bir bedel karşılığında, kiralanması ya da satın alınmasını sağlayacak bir anlaşmadır. Başka bir deyişle, uluslar arası pazarlara girmek isteyen bir işletme tarafından.yurt dışındaki yerel bir üreticiye üretim ve/veya satış izni veya yetkisi verilmesidir.

Lisans verme; royalti, lisans ücreti gibi bir bedel karşılığında gerçekleÅŸir. Lisans verenin, lisans karşılığında istediÄŸi bedel; sektöre, lisans verenin marka deÄŸerine, anlaÅŸmanın süresine, lisans alanın ülkesindeki ekonomik koÅŸullara vb. farklılık gösterir. Bir diÄŸer ödeme ÅŸekli karşılıklı lisans vermedir. Bu yöntem bir tür barterdir. Firmalar karşılıklı olarak patent ya da know-how’larını kullanırlar.

Lisansı verilen değer; bir patent, ticari sır, telif hakkı, tasarım, marka adı, teknik know-how, ürün formülasyonu ya da şirketin adı olabilmektedir.

LİSANS ANLAŞMALARININ AVANTAJ VE DEZAVANTAJLARI

Lisans Anlaşmalarının Avantaj ve Dezavantajları

Lisans anlaşmasının lisans verene sağladığı yararlar şu şekilde sıralanabilir:

- Doğrudan yabancı yatırım, ortak girişim gibi diğer uluslar arası pazara giriş şekillerine göre daha az risk taşımaktadır.

- Lisans verme, lisans veren açısından büyük sermaye yatırımı gerektirmemekte ve yatırımın geri dönüşü hızlı olabilmektedir.

- Lisans verenin pazara girişte karşısına çıkabilecek gümrük tarifeleri, ithalat kotaları, yüksek taşıma ücretleri gibi engellerle karşılaşmasını önler. Ayrıca doğrudan dış yatırımın kısıtlandığı ülke pazarlarına lisans verme stratejisiyle girilebilir.

- Global bir firmanın markasını lisans vermesi bir bakıma bedava reklam imkanı sağlamaktadır.

- Lisans verme, lisans verenin markasını farklı ürün kategorilerine yayabilmesine olanak sağlamaktadır.

- Lisans veren firma kimi durumlarda lisans alanın kullandığı varlık üzerinde yapmış olduğu geliştirme ve iyileştirmelerden yaralanma hakkına da sahip olabilmektedir.

- Lisans verme, markanın taklit edilmesinde caydırıcı bir fonksiyona sahiptir.

- Doğrudan dış yatırım gibi diğer uluslararası pazara giriş şekillerine göre, lisans verme, lisans alanın ülkesindeki milliyetçi politikaların daha z tepkisini çekecektir. Çünkü bazı ülkeler yabancı firma sahipliğine karşı hassa bir yapı içinde bulunmaktadır.

- Lisans anlaşmaları, lisans verene, bulunduğu sektörler dışındaki sektörlerden kazanç elde etmesini sağlar.

Lisans vermenin lisans alana sağladığı yararlar ise şu şekilde sıralanabilir:

- Lisans anlaşmaları, lisans alanın, ürüne ait mevcut marka değerinden faydalanmasına olanak sağlar. Çünkü yeni bir marka yaratmak ve onu yerleştirmek uzun ve maliyetli bir süreçtir.

- Lisans alana, daha önceden lisans veren tarafından belirlenmiş stratejiler doğrultusunda belli bir satış garantisi sağlanmaktadır.

- Lisans alana araştırma-geliştirme maliyetlerinde tasarruf sağlanmaktadır. Çünkü yeni bir ürün geliştirmek yüksek maliyetli bir yatırımdır.

- Lisans alan, pazarlama faaliyetlerinde lisans verenin desteğini almış olur.

Lisans Anlaşmalarının Dezavantajları

- Lisans verenin sahip olduğu rekabete yönelik bilgi ve deneyimini lisans alana aktarması bir süre sonra olası rakipler yaratabilir. Üstelik bu rakipler aynı ürünü daha ucuza mal ederek, daha düşük fiyatla satabilirler.

- Lisans anlaşmalarının uluslararası pazara giriş stratejileri içinde en düşük kar getiren strateji olduğu söylenebilir. Düşük risk beraberinde düşük karı getirir. Lisans verenin kazancı genelde % 2 ile % 7 arasında değişmekte, bu da doğrudan yatırım gibi stratejilere göre düşük bir getiriye neden olmaktadır.

- Japonya gibi bazı ülkelerde yasalar nedeniyle, lisans alanı korumak için, lisans anlaşmasının iptali zor olmaktadır. Bu da lisans verenin ürününün üzerindeki haklarını geri almasına engel oluşturmaktadır.

- Lisans verenin özellikle pazarlama faaliyetleri üzerinde kontrolü bulunmaması durumunda, lisans alan firma pazara gereken önemi vermeyebilir ve dolayısıyla düşük satış rakamlarına razı olabilir.

- Lisans alan firma lisansa ödemiş olduğu yüksek bedeli fiyatlarına yansıtabilir. Bu durum tüketici aleyhine bir durum yaratarak, satışları olumsuz etkileyecektir.

- Lisan alan, ürün kalitesinde gerekli standartları tutturamazsa, ürünün dünya çapında prestiji sarsılabilir.

- Lisans verme bazen üründe gerekli kalite sağlanmış olsa bile, lisans veren açısından prestij kaybına neden olabilir.

- Lisan verenin pazarla etkileşimi azalacağı için yönetim ve kontrol alanı daralır.

- Lisans anlaşması sürecinde bazen üretim, yönetim, organizasyon, know-how gibi konularda transfer ve uyum sorunları yaşanabilir.

- Lisans anlaşması yapılan ülkede aynı malı üreten rakip işletmeler olabilir. Güçlü rakiplerin olduğu bir pazara girmek tehlikeli olduğu için iyi bir pazarlama araştırması yapılmalıdır.

FRANCHISING

Franchising, franchise verenle franchise alan arasında gerşekleşen ve franchise verenin franchise alana kendisi adına belirli bir ücret veya satışların belirli bir yüzdesi şeklinde royalti adı verilen ödeme karşılığında iş yapma imkanı verdiği karşılıklı bir anlaşmadır.

Franchising, giriÅŸ stratejileri arasında en hızlı büyüme gösteren uluslararası pazara giriÅŸ stratejisidir. Franchising’in hızlı büyümesinin arkasında yatan baÅŸlıca nedenler ÅŸu ÅŸekilde sıralanabilir:

- Üretim sektörünün dünya çapında önemini kaybetmesi ve hizmet sektörünün üretim sektörünün önüne geçmesi nedeniyle franchising popüler hale gelmiştir. Bu açıdan özellikle hizmet sektöründe oldukça sık rastlanan bir pazara girş yöntemidir. Hizmet sektörüne ve emek yoğun ekonomik faaliyetlere uygun bir yöntemdir. Özellikle coğrafi olarak geniz bir alana yayılmış pazarlar için uygun bir perakendecilik yaklaşımıdır.

- Belirli bir çalışma sermayesine sahip olan fakat bir iÅŸ deneyimi olmayan küçük iÅŸletmeleri ve bireysel giriÅŸimcileri teÅŸvik eden nitelikleri franchising’in hızla büyümesini saÄŸlamıştır.

Franchising özellikle düşük sermaye yatırımıyla dış pazarlara hızla açılmak isteyen firmalar için ideal bir yöntemdir. Temel olarak franchising, franchise verenin sahip olduğu başarılı bir işin veya sistemin, franchise alanın girişimcilik ruhu ile birleşerek sinerji yarattığı bir yöntemdir.

Franchising yöntemi,özellikle ülkedeki genç ve istekli girişimci işgücünü teşvik ettiği için yabancı hükümetlerin sıcak baktığı yöntemler arasında yer alır. Bununla birlikte, bazı ülkeler diğer pazara giriş yöntemleri gibi franchisinge de tavır alabilmektedir. Örneğin Endonezya, teknoloji yönlü olmayan pek çok franchise girişimini reddetmektedir.

Franchisingin Avantajları

Franchising anlaşmaları özellikle müşterilerle iletişimin önemli olduğu iş kolları için bir fırsat yaratır. Franchisingin başlıca avantajları şu şekilde sıralanabilir:

- Yurt dışı pazarlara mukayeseli olarak hızlı girme fırsatı verir.

- Franchise veren firmanın perakendeci seviyesinde günlük rutin işler ve küçük detaylarla uğraşmasına gerek kalmaz.

- Yerel pazarlar hakkında bilgi ve deneyim sahibi girişimcilerin kullanılmasıyla bir çevrede çalışma zorlukları en aza indirgenmiş olur.

Franchisingin Dezavantajları

- Franchise alacak girişimcilerin bulunmasında yaşanan zorluklar.

- Performans standartlarının sürdürülmesinde yaşanan zorluklar.

- Maliyet kontrolü zorlukları

- Sözleşme koşulları konusundaki anlaşmazlıklar ile ilgili zorluklar.

- BaÅŸarılı bir franchise’ın özellikle geliÅŸmekte olan ülke pazarlarında taklit edebilme ÅŸansı yüksektir.Bu yüzden franchiselar pazara girdikten kısa süre sonra yoÄŸun bir rekabetle karşılaÅŸabilirler.

FRANCHISING VE LİSANS ANLAŞMALARININ KARŞILAŞTIRLIMASI

Lisans anlaşmaları ve franchising arasında farklılık olup olmadığı konusunda hala tartışmalar mevcuttur.

Lisans anlaşması ve franchising arasındaki temel faklılıkların başında anlaşmada yer alacak konular gelmektedir. Bir lisans anlaşması ürünler ve hatta bazen sadece bir ürünle sınırlı iken, franchising bir iş kavramını içerir.

İkinci farklılık konusu taraflardır. Lisans anlaşmalarında taraflar yani hem lisans alan hem de lisans veren taraf franchisinge kıyasla finansal açıdan daha güçlü, köklü ve önemli bir iş deneyimine sahip büyük işletmelerdir. Franchisingde özellikle franchise alan, daha önce de belirtildiği gibi belirli bir çalışma sermayesine sahip olan ancak buna rağmen genellikle iş deneyimi olmayan girişimci profili çizer.

Bir diğer farklılık, anlaşma süresinde yatar. Lisans anlaşmaları franchise anlaşmalarına kıyasla daha uzun süreli iken franchise anlaşmaları genellikle 5 ve bazen 10 yıl süreyle kısıtlıdır. Süre bitiminde franchising sözleşmesinin yenilenmesi gerekir.

Kontrol açısından lisans anlaşmaları daha fazla serbestliğe sahiptir. Lisans alan lisans verene dönmeksizin veya bu açıdan fazla bir sorun yaşamadan lisansı tamamen bir başka firmaya devredebilir. Buna karşılık franchising de franchise alan çok sıkı bir şekilde seçilir ve anlaşma süresi boyunca belirlenen performans standartları esas alınarak sürekli kontrol altında tutulur.

Son olarak, lisans anlaşmalarında taraflar anlaşma öncesinde uzun müzakerelere girerler ve pazardaki konumlarını kullanarak mümkün olan en iyi anlaşma koşullarını elde etmeye çalışırlar. Franchisingde ise koşullar genel olarak önceden franchise veren tarafından belirlenmiştir. Franchise alanın genellikle anlaşma şartları üzerinde fazla bir etkisi olmaz.

SÖZLEŞMELİ ÜRETİM

Sözleşmeli üretimde, uluslararası pazarlara açılmak isteyen firma, o ülkelerdeki yerel üretici firmalara ürünlerini üretim iznini bir anlaşma ile verir. Ancak bu izin üretimle sınırlıdır. Bir outsourcing yöntemi olan sözleşmeli üretimde, pazarlama faaliyetleri bizzat dış pazara girmek isteyen firma tarafından gerçekleştirilir.

Sözleşmeyle üretilen ürünler, ya üretimin gerçekleştirildiği ülkede ya da başka ülkelerde satılabilir. Bu durum, bir ülkede sözleşmeli olarak üretilen ürünlerin mutlaka o ülke pazarı için üretileceği anlamına gelmemelidir. Üretilen ürünler başka ülke pazarlarına da satılabilir.

Sözleşmeli üretimde, üretimi gerçekleştirecek yerel firma kalite standartlarını tutturabilmeli, belli bir finansman ve iş gücü altyapısına sahip olmalıdır. Sözleşmeli üretimde ödeme şekli genellikle üretilen birim başına bir tutar şeklindedir.

SÖZLEŞMELİ ÜRETİMİN AVANTAJ VE DEZAVANTAJLARI

Sözleşmeli Üretimin Avantajları

- Sözleşmeli üretim, sınırlı bir yerel yatırım gerektirmektedir. Üretim yaptıran firma; üretim faaliyetleri için, ilk kuruluş yatırımı maliyetlerinden tasarruf sağlayacaktır.

- Üretim maliyetleri yanında taşıma, depolama ve stoklama gibi lojistik faaliyetlerinde de maliyet avantajı sağlayabilecektir.

- Yerel olarak üretilmiş imajı, satışlarda destekleyici bir etkiye sahip olabilir.

- Milliyetçilik akımlarından etkilenme olasılığı düşüktür.

- Tarife dışı ve diğer engellerden kaçınılmış olabilir.

- Üretim faaliyetlerinden sıyrılmak, uluslararası pazara açılacak firmanın özellikle pazarlamada uzmanlaşmasını sağlayacaktır.

- Üretimi yaptıran uluslararası firma için bir esneklik söz konusudur.

- Ar-ge, pazarlama, satış ve CRM faaliyetlerinde kontrol, üretimi yaptıran firmaya aittir.

- Üretimi yaptıran firma iş ve sosyal güvenlik hukukuna ilişkin sorunlardan uzak durabilir.

- İşçilik ya da enerji maliyetlerinin düşük olduğu ülkelerde avantaj sağlayacaktır.

- Üretimi yapan firma, uluslararası firmanın şöhretinden yararlanabilir ve bunu bir referans olarak kullanabilir.

- Üretim yapılan ülkede istihdam yaratarak, işsizlik gibi sosyal konuların olumsuz etkileri azaltılabilir.

- Üretim yapılan ülkenin ekonomisinde canlanmalara neden olur.

Sözleşmeli Üretimin Dezavantajları

- Üretimdeki know-how transferi lisans vermeye göre daha zor olmaktadır.

- SözleÅŸmeli üretimi yapan firma gelecekte olası bir rakip olabilmektedir. Çünkü firma üretim know-how’ını edinmiÅŸtir.

- Üretim ve kalite standartları açısından yeterli bir yerel üretici bulmak zor bir iştir. Bu engeli aşmak ise pazarlama araştırmasıyla mümkün olabilir.

- Yerel bir üreticiden yararlanıldığı için üretimden kaynaklanan karlardan yoksun kalınabilir.

- Düşük işçilik ücretleri, işçi-işveren ilişkilerinde olumsuzluklar yaşanmasına neden olarak,üretimin verimliliğini azaltabilir.

- Üretimi yapan yerel firmaya zaman zaman, üretime ilişkin teknik eğitim verilmesi zorunda kalınabilir. Ayrıca uluslararası firmanın,yerel firmanın üretim maliyetleri üzerinde sürekli kontrolü olmalıdır.Ürün kalitesi için bu bir zorunluluktur.

Tüm bu avantaj ve dezavantajlar uluslararası pazarlarda sözleşmeli üretim yapacak firmalar açısından dikkate alındığı taktirde, yapılacak yatırımın başarılı olabilmesi için temel gereklilikler sağlanmış olacaktır.

ANAHTAR TESLİM PROJELER

Anahtar teslim projeleri müşterinin, tüm bir sistemi bir bütün halinde, işletime sunulacak şekilde teslim alması demektir. İhtiyacı karşılayacak çözümün bir sistem olarak satın alınması, sistemin işletim ve bakımını, sistemi işletecek personele gerekli becerilerin verilmesini, gerekli tüm eğitim ve desteğin sunulmasını içermektedir. Sistem alımı sözleşmesi sona erdiğinde kurulmuş olan sistem, müşterinin mülkiyetine geçmekte ve onun tarafından kontrol edilip işletilmektedir. Yani müşteriye işleyen ve tüm eksiklikleri ve aksaklıkları giderilmiş bir projenin anahtarı teslim edilmektedir.

Anahtar teslim projelerin en sık tercih edildiği sektörler arasında kimya, ilaç, petrol rafinerileri, maden rafineleri ve benzeri karmaşık ve pahalı üretim süreçleri gerektiren sanayiler sayılabilir. Alınacak sistemin çok karmaşık bir yapıya sahip olması ve genellikle ileri teknoloji içermesi alıcının sistem alımına yönelmesine sebep olmaktadır. Anahtar teslim projeler son yıllarda hizmet sektöründe de sık kullanılmaya başlamıştır. Ayrıca bankaların ve finansal kurumların sigorta satışlarına çözüm getirmede de kullanılabilen bir yöntemdir. Bilgisayar sektöründe de sistem alımları çok rağbet görmektedir.

Anahtar Teslim Projelerin Avantajları

- Çok karmaşık üretim süreçleri için gerekli olan bilgi ve beceri nispeten ekonomik bir şekilde elde edilmiş olur.

- Yabancı firmalara doğrudan yatırımın yasak olduğu veya sınırlamaların getirildiği durumlarda anahtar teslim projeler sayesinde uluslararası bir pazara giriş olanağına kavuşulur.

- Uluslararası bir pazara girerken, doğrudan yatırıma nazaran anahtar teslim projeler firma için daha az risklidir.

Anahtar Teslim Projelerin Dezavantajları

- Alım kararı genellikle ülkeler arasında verilmekte karar sürecinde birçok kişi yer almakta ve bürokratik işlemler oldukça uzun sürmektedir.

- Anahtar teslim proje, müzakereler esnasında ihtiyaçlara bağlı olarak şekillenmektedir.

- İhtiyaçların belirlenmesinden, alım anına kadar geçen süre yıllarca sürmekte dolayısıyla toplam pazarlama maliyetleri oldukça yükselmektedir.

- Proje alıcı tarafından teslim alındıktan sonra alıcı ile satıcı arasındaki ilişki sona ermektedir.

YÖNETİM SÖZLEŞMESİ

Yönetim Sözleşmesi, uluslararası bir işletmenin yabancı bir işletme ile o işletmenin faaliyetinin tamamını veya bir bölümünü yönetmek üzere karşılıklı yaptıkları anlaşma olarak tanımlanabilir.

İşletme Sahibi Taraf Açısından Avantajlar

- Malın mülkiyetinin elde tutulması

- Yönetimsel ve teknik uzmanlık sağlanması

- Politik yönlendirme hakkının saklı tutulması

- Yönetim ve beceriyi içeren teknolojini transfer edilmesi

İşletme Sahibi Taraf Açısından Dezavantajlar

- İşletme kontrolünün kaybedilmesi

- Harcamalar ve borçlarda sorumluluk üstlenilmesi

- Diğer seçimlere göre daha pahalı olması

- Uzun zaman alması ve karmaşık bir yapıya sahip olması

MONTAJ OPERASYONLARI

Uluslararası pazarlara girişte, mamulün parçalarının çoğunluğunun ya da tamamının ana ülkede imal edilip, daha sonra montajının bir başka ülkede yapılmasını içeren bir yöntem olan montaj operasyonu, üretilen parçaların ve girdilerin nihai mamulü oluşturmak amacıyla dış pazarda birleştirilme sürecidir. Global pazarlara girişte ihracat yerine montaj stratejisinin kullanılabilmesi için, parça ve girdilerin taşıma maliyetlerine göre daha düşük olması gerekmektedir.

Montaj Operasyonlarının Avantajları

- Düşük taşıma maliyetleri

- Düşük gümrük tarifeleri

- Firmanın hedef dış pazarın gereksinimlerine daha hızlı ve kolay cevap verebilmesi

- Hedef dış pazarda pazarlama faaliyetlerine destek olacak bir ulusal imajın yaratılması

- Hedef dış pazarda düşük işçilik ücretleri veya parça ve girdilerin daha ucuza temininden kaynaklanan maliyet avantajları

Montaj Operasyonlarının Dezavantajları

- Gidilen hedef pazardaki bazı siyasal ve yasal düzenlemelerin montaj uygulamasını gerçekleştiren firmayı ileride yurtdışında doğrudan üretim amaçlı yatırıma zorlayabilecek olma ihtimali

YATIRIMA DAYALI GİRİŞ STRATEJİLERİ

ORTAK GİRİŞİMLER

Ortak girişim, yerel bir firmanın yabancı yatırımcılarla yerel pazarda iş yaratmak amacıyla gücünü birleştirerek, mülkiyet ve kontrol paylaşımı ile ortaklık kurmasıdır. Ortak girişimde genellikle yerel bir firma ile yabancı firma veya bazı durumlarda iki yabancı firma arasında ortaklık oluşturulmakta ve yeni bir işletme yaratılmaktadır. Örneğin, Coca Cola ve Nestle güçlerini birleştirerek uluslararası pazarlar için içmeye hazır buzlu çay geliştirmiş ve günümüzde Japon pazarında oldukça iyi bir yer edinmiştir.

Ortak Girişimlerin Avantajları

- Riskin paylaşılması

- Yabancı firmanın yerel Pazar çevresini öğrenme şansını yakalaması

- Ortakların farklı değer zincir kuvvetlerini bir araya getirerek sinerji yaratması

- Devlet ihalelerinde yerel firmaların tercih edilmesi engelinin aşılması

- Gümrük vergilerinin yüksek olması ya da yasalarca yüzde yüz mülkiyetin engelleniyor olması nedeniyle o pazara başka türlü girme şansının bulunmaması

Ortak Girişimlerin Dezavantajları

- Firma bir ortakla çalıştığı için kontrol ve koordinasyon maliyetleri oldukça yüksektir

- Ortaklar arasında çatışma çıkma ihtimali bulunmaktadır

- Dinamik bir ortak, gelecekte ciddi bir rakip olarak firmanın karşısına çıkabilir

ULUSLARARASI BİRLEŞME VE SATINALMALAR

Birleşme, birden çok şirketin güçlerini ve varlıklarını yeni bir şirket kurarak biraraya getirmeleri; satınalma ise, bir şirketin başka bir şirketin tamamını ya da bir kısmını alması olarak tanımlanabilir. Satınalmada, alıcı şirket ve satın alınan şirket veya hedef şirket olmak üzere iki taraf bulunmaktadır.

Uluslararası pazarlardaki düşük işgücü ücretlerinden faydalanmakta, pazarda hakimiyet sağlamak, pazarı derinliğine ve genişliğine ele geçirerek ev sahibi ülkede prestij sağlamak gibi nedenlerle çokuluslu şirketler birleşme ve satınalmaların içinde bulunduğu direkt yabancı yatırımı tercih etmektedir. Satınalma ve birleşme işlemlerinin son yıllarda hız kazanmasındaki en büyük etkenlerden biri iletişim teknolojisinin gelişmesi ve küreselleşmedeki ivmedir. Küreselleşmeyle beraber işletmeler açısından uluslararası pazarlara açılmak daha kolay bir hal almıştır. Özellikle işsizliğin hızla arttığı ekonomilerde dış yatırımların gerçekleştirilebilmesi için ev sahibi ülkeler tarafından özendirici tedbirler alınmakta, bu da şirketler için uluslararası pazarlarda yatırım yapmayı daha cazip hale getirmektedir.

Şirket Birleşmelerinin Türleri

Yatay birleşmeler, aynı amaç ve konu çerçevesinde faaliyette bulunan şirketler arasında çoğu kez Pazar payını arttırarak rakiplerini güçsüzleştirmek ya da yeni sinerjiler yaratmak amacıyla gerçekleştirilir.

Dikey birleşmeler, bir ürünün üretimden dağıtım ya da doğrudan satışına kadar geçirdiği değişik aşamalarda farklı faaliyetlerde bulunan şirketlerin birleşmesine denir.

Karma birleşmeler, değişik alanlara en kısa zamanda girmenin yoludur. Birbiri ile organik ilişki içinde olmayan farklı faaliyet alanlarındaki şirketlerin birleşmesi ile ortaya çıkar.

Birleşmenin Avantajları

- DeÄŸer yaratma

- Esneklik

- Düşük maliyet ve riskler

- Stratejik uyumluluk

- Rekabet avantajı

Birleşmenin Dezavantajları

- Kültürel çatışmalar

- Strateji karmaşası

- Odaktan uzaklaÅŸma

Uluslararası pazarlara giriş stratejilerini avantajları ve dezavantajları açısından incelemek ve bunların hangisinin daha faydalı olduğunu tespit etmek tabii ki de dış pazarlarda yüksek gelirler sağlamak için yeterli değildir. Her şeyden önce dış pazarlarda pazar payının arttırılması, ihracatın genişlemesi, ülke ekonomisine katkıda bulunulup güçlenmesine ve gelişmesine destek olunabilmesi için öncelikle ülkenin makro pazarlama sistemine sahip olması, bir makro pazarlama politikası belirlemesi gerekir. Makro pazarlama, pazarlamanın sadece işletme yönünden değil, ülke ve toplum yönünden de ele alınmasıdır. Makro pazarlama sistemi ülkedeki işletme düzeyindeki pazarlama sistemlerinin toplamıdır ve ülke ekonomisinin bir alt sistemidir. İşte bu yüzdendir ki ulusal kaynakları doğru analiz eden ve stratejik bir şekilde kullanabilen, ileri düzeyde bir makro-pazarlama sistemi, içindeki işletmelere birçok pazar fırsatları doğurur. Bu da girişimcilik ruhunu geliştirip halkın ekonomik kalkınmaya direkt katılımını sağlar, ülke ekonomisine canlılık getirir. Diğer yandan da iç ve dış pazarlardaki yoğun rekabetin varlığı, işletmelerin Ar-Ge faaliyetlerine ağırlık vermelerine böylece de ülkenin teknolojik düzeyinin artmasına katkıda bulunurlar.

Makro-pazarlama sistemini stratejik bir yapıya kavuştururken ilk anlaşılması gereken nokta, en küçüğünden en büyüğüne dek ülkedeki işletmelerin ve onların sahip olduğu her çeşit kaynağın, ülkenin kaynakları olduğudur.

Türkiye yani ülkemiz açısından duruma baktığımızda pek de böyle olmadığı bu açıdan baktığımızda iÅŸletmelerimizin önemli eksikliklerinin olduÄŸu görülmektedir. Özellikle küçük ve orta ölçekli- özel iÅŸletmelerimiz rekabetin çok yoÄŸun olduÄŸu dış pazarlardaki varlıklarını belirli bir stratejiye deÄŸil rastlantılara ve günlük taktiklere baÄŸlamışlardır. Ülkemiz ölçeÄŸinde büyük iÅŸletmelerimizin önemli bir kısmı ise profesyonelce yönetilmekte fakat ulusal bir motivasyondan genellikle uzak görülmektedirler. Ancak, özellikle çok güçlü global rakiplerle karşı karşıya geldiklerinde, ‘Türkiye’nin iÅŸletmeleri’ olduklarını ve ‘desteklenmeleri ya da önlerindeki bazı engellerin kaldırılması’ gerektiÄŸini sık sık yinelemekte, yani bir anlamda ulusal yönlerini hatırlamaktadırlar.

Ülkenin makro-pazarlama stratejisini belirlerken ve daha sonra da bu stratejiye uygun planları yapıp uygularken sistemin sahip olması gereken en önemli kaynak bilgi ve onu rasyonel bir şekilde kullanabilecek beyin gücüdür. Strateji, sistemden istenen çıktıların sağlanabilmesi için girdilerin kullanılma biçimini ve tarzını belirleyen özgün yoldur. Olaya bu perspektiften baktığımızda, sistemde stratejinin belirlenmesinde ve aynı zamanda da uygulanmasında rol oynayan unsurların, her iki aşamada da, doğru ve sürekli güncelleştirilen bir veri tabanına olan gereksinimlerini daha iyi anlayabiliriz. Veri tabanı, ilk aşamada sistemde strateji belirlenirken kullanılması gerekir. Sistemin kısa ve uzun vadeli hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmak için gerekli stratejileri belirlerken belli öngörülerde bulunmak, yani geleceği tahmin etmek gerekir. İsabetli öngörülerde bulunabilmek için de yapılan tahminleri doğru ve güncelleştirilmiş bilgi kaynaklarına dayandırmak gerekir. Böylece sistemin, dolayısıyla da işletmelerin anahtar başarı faktörleri belirlenebilir ve bu faktörler ışığında işletmeler sistem tarafından akılcı bir şekilde yönlendirilebilir. Örneğin, sistem içindeki işletmelerin öngörülen gelecekte hedeflenen üretim miktarını, iç ve dış pazarlardaki pazar paylarını belirleyebilmek için bilinmesi ve daha sonra öngörülmesi gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:

• Hammadde rezervleri, bu hammaddeyi iÅŸleyecek tedarikçi iÅŸletmelerin mevcut ve potansiyel durumları veya ithalat olanakları;

• Hedef pazardaki tüketicilerin mevcut/potansiyel tercihleri ve eÄŸilimleri, buna baÄŸlı olarak da pazarın bugünkü büyüklüğü ve gelecekteki büyüme potansiyeli;

• Hedef pazarda halen kullanılan aracılar ve gelecekte mevcut aracıları deÄŸiÅŸtirme eÄŸilimleri;

• Hedef pazardaki rakiplerin mevcut durumu (ürün ve hizmet nitelikleri, karlılıkları, pazar payları vs.), gelecek için eÄŸilimleri, pazara gelecekte girebilecek diÄŸer rakipler (iÅŸletme veya ülke bazında) ve pazarın potansiyel rekabet yapısı;

• Ulusal ve uluslararası yasal düzenlemeler, toplumsal ve ekolojik kısıtlar;

• Uluslararası ekonomik konjonktürün mevcut durumu gelecekte olabilecek geliÅŸim ve deÄŸiÅŸmeler;

• Üretim merkezinin ve hedef pazarın yerel ekonomik ve politik yapısının bugünkü durumu, gelecek için eÄŸilimleri ve bunlara göre potansiyel durumu (enflasyon, vergi oranları vs.)

• Mevcut ve potansiyel teknolojik yapı ve yetenekler.

Uluslararası ticaretin kural ve koÅŸullarının küresel örgütlerce Dünya belirlendiÄŸi günümüz koÅŸullarında, iÅŸletmelerden oluÅŸan sistemin, belirlediÄŸi stratejiyi bünyesindeki iÅŸletmeler aracılığıyla yürütebilme ve yönlendirme gücünü-yeteneÄŸini elinde bulundurabilmesi, bahsedilen nitelikteki bilgi kaynaklarıyla ve beyin gücüyle bire bir iliÅŸkilidir. Kısaca diyebiliriz ki, finans desteÄŸinin, hem Dünya Ticaret Örgütü’nün belirlediÄŸi kısıtlamalarla, hem de ekonomik olanaksızlıklar nedeniyle son derece sınırlı olduÄŸu günümüz koÅŸullarında bilgi, makro-pazarlama sisteminin iÅŸletmelere saÄŸlayabileceÄŸi en önemli destektir. Böylece hem iÅŸletmelerin giriÅŸimcilik ve rekabete karşı mücadele ruhu canlı tutulabilir, hem de kamu kaynaklarının ölçüsüz ve verimsiz kullanımına yol açılmamış olur. ÖrneÄŸin, bir iÅŸletme kendi endüstrisiyle ilgili dünyadaki pazar olanaklarını ve yukarıda sıraladığımız tüm bilgileri sistemin veri tabanından elde edebilirse, bu destek iÅŸletmeyi bu bilgileri edinmek için katlanacağı çok büyük bir maliyetten kurtarmış ve riski de önemli ölçüde azaltmış olacaktır. Böylece bilgi, aynı zamanda önemli bir finans desteÄŸine de dönüşmüş olacaktır. Tüm bunların sonucu, iÅŸletmenin dolayısıyla ülkenin kaynaklarının rasyonel bir ÅŸekilde kullanımı, gelirin artması yani ülke ekonomisinin geliÅŸmesi ve güçlenmesidir. Ancak bu ÅŸekilde ekonomik gücümüzü yerinde kullanıp daha da artmasını saÄŸlayabiliriz ve ancak bu ÅŸekilde ulusal ve küresel bir yönetici ülke statüsünü kazanabiliriz.

Turizm İşkolu

Salı, 06 Kasım 2007

TURİZM İŞKOLU

Turizm, Türkiye’de son on yılda büyük bir sıçrama göstermiÅŸ ve ekonominin en fazla döviz girdisi saÄŸlayan sektörü olmuÅŸtur. Sektör, 1999 yılında yaÅŸanan büyük kriz ve deprem felaketlerinden olumsuz etkilenmiÅŸsede 2000 yılında yeni bir toparlanmaya girmiÅŸ ve ülkemize 10,400,000 turist getirerek 7,5 milyar dolar döviz girdisi saÄŸlamıştır.

Dünyamızın içinde bulunduÄŸu koÅŸullarda 2001 yılından baÅŸlayarak turizm sektörünün Türkiye’ye uluslararası rekabette göreceli üstünlük saÄŸlayan en önemli sektör olduÄŸu görülmektedir. Turizm sektörü her yıl artan döviz girdileri ile ülkemiz ekonomisinin lokomotifi olmaya namzet birinci sektördür. Ayrıca İstanbul Sanayi Odası’nın yaptığı bir araÅŸtırmaya göre, turizm sektörü, Türkiye ekonomisinin 38 farklı sektörünü aynı anda etkilemektedir. Bu da ülke ekonomisi açısından sektörün önemini bir kez daha kanıtlamaktadır.

DiÄŸer yandan “Türkiye’nin Güçlü Ekonomiye GeçiÅŸ Programı”nın baÅŸarıya ulaÅŸmasına ve ülkemizin ÅŸu anda içinde bulunduÄŸu ağır finansal ve ekonomik krizden kurtulmasına yardımcı olacak sektörlerin başında da yine Turizm sektörü görülmektedir.

Bu denli önem atfedilen sektörümüzün beklentilerine cevap vermesi için yaşadığı güncel sorunları acilen aşması gerekmektedir. Bu sorunları bazı başlıklar altında irdelemeye ve çözüm önerilerimizi sunmaya çalışacağız.

1. Tanıtıma Önem Verilmelidir.

Yirmibirinci yüzyılda turizm tüm çaÄŸdaÅŸ ülkeler açısından ‘bacasız sanayi’ olarak kabul edilmekte ve sektör artık “Seyahat Endüstrisi” olarak tanımlanmaktadır. Bu geliÅŸmenin doÄŸal sonucu olarak da pazardan daha büyük paylar almak isteyen ülkeler arasında rekabet giderek artmıştır. Bu rekabet ortamında ülkelere en büyük avantajı ise tanıtım saÄŸlamaktadır.

Ülkemiz maalesef geçtiÄŸimiz yıllarda Türkiye’nin tanıtımı için gerekli bütçeyi ayıramamış, ayrıca sektördeki ilgili kuruluÅŸların organizasyonu saÄŸlanamamıştır.

Türkiye’nin turizmde hak ettiÄŸi yere gelebilmesi için tanıtıma gerekli önemin verilmesi amacıyla;

• Tanıtımın ulusal bir yaklaşımla ele alınması ve tanıtım politikalarının hükümet deÄŸiÅŸikliklerinden etkilenmesinin önlenmesi gerekmektedir.

• Sektörde çeÅŸitli kesimleri temsil eden dernek, birlik ve kuruluÅŸların tanıtım için yaptıkları çalışmaların daha büyük fayda saÄŸlamak için tek bir merkezden koordine edilmesi amacıyla tüm bu kuruluÅŸların de temsil edilebileceÄŸi Ulusal Tanıtma Konseyi en kısa zamanda oluÅŸturulmalıdır.

• 2001 yılı için ayrılan tanıtım bütçesi revize edilmediÄŸinden, 2001 yılında yapılacak tanıtım sadece bu yıl için deÄŸil 2002 içinde yetersiz kalacak ve olumsuz etki gösterecektir. Bu nedenle Türkiye ve Türk halkı imajı çalışmaları için en az 250 milyon ABD Doları, turizm yöreleri ve sektörel tanıtım için ise ayrıca 250 milyon ABD doları olmak üzere, toplam 500 milyon dolarlık bir kaynak tanıtım için ayrılmalı, sektörle eÅŸgüdümlü ve tutarlı bir programla harcanmalıdır.

2. Turizm Gelirleri İhracat Sayılmalıdır.

Sekizinci BeÅŸ Yıllık Kalkınma Planı’nda turizm gelirlerinin ihracat geliri sayılması kabul edilmiÅŸtir. Ancak bugüne kadar bu konuda herhangi bir kanun ve mevzuat çalışması maalesef yapılmamıştır. Bu konunun hayata geçirilmesi, turizm yatırımcı ve iÅŸletmecilerine saÄŸlayacağı yararın ötesinde bir katkıyı Türkiye ekonomisine yapacak ve kayıtdışı çalışan iÅŸletmeler bu tür imkanlardan yararlanmak amacıyla yasal çerçeveler içinde çalışmaya özendirileceklerdir.

• Türkiye’nin düze çıkması için büyük önem verilen turizm gelirlerini artırmak, yatırımcı ve iÅŸletmecileri teÅŸvik etmek için derhal bu konudaki çalışmalar baÅŸlatılmalı ve turizm yatırımcıları, ihracata uygulanan çeÅŸitli teÅŸviklerden yararlandırılmalıdır.

3. Turizm İşletmeleri KOBİ Yatırım Teşvik ve Kredi Kapsamına Alınmalıdır.

Turizm İşletmelerinin KOBİ Yatırım Teşvik ve Kredi kapsamına alınması 1999 yılı Hükümet icra programına alınmış olmasına rağmen bugün halen bu konu işlerlik kazanmamıştır. Ayrıca bu tür teşvik kredisi kullandırılmasında kayıtlı, büyük ve kurumsallaşmış şirketleri dışlayıcı kıstaslar konulması (örneğin ciro üst sınırı gibi) bu işletmelerin yenileme ve modernizasyon yatırımlarını gerçekleştirmelerini zorlaştırmaktadır.

• Turizm iÅŸletmelerinin herhangi bir kısıtlama ve koÅŸul konulmadan KOBi Yatırım TeÅŸvik ve Kredi kapsamına alınması, benzer bir sistem ve yapının turizm iÅŸletmeleri için de bir an önce kurulması gerekmektedir.

• Ekonomik tedbirler içerisinde KOBİ’ler için Türkiye Halk Bankası’na yeni kaynak aktarılması söz konusu edilmektedir. Benzer bir uygulama Turizm sektörüne kredi verecek Türkiye Kalkınma Bankası için de yapılmalı ve kaynak aktarılmalıdır.

• Turizm geliri ihracat geliri sayıldığına göre, sektördeki firmaların Eximbank kredilerinden yararlanması saÄŸlanmalıdır.

4. Turizm Yatırımlarının Finansman Sorunlarına Uygun Çözümler Bulunmalıdır.

Turizm yatırımları yoğun sermaye gerektiren, geri dönüşü uzun olan yatırımlardır. Bu nedenle uzun vadeli kredi ihtiyacı vardır. Turizm yatırımcısı yurt dışından uygun kredi temin edecek güce sahiptir. Karşılaşılan en önemli sorun, bu kredinin geri ödenme teminatının sağlanmasıdır. Yurt dışı finansörlere gayrimenkul ipoteği verilmemekte, teminat mektubu zor alınabilmektedir.

• Devletin ve bankaların kolay ve düşük maliyetli teminat mektubu temin etmesi saÄŸlanmalıdır.

• Yatırımların önünün açılmasını teminen; bankaların kredi portföyünde bulunan teÅŸvik belgeli yatırım projelerinin bankalarca genel kabul görmüş proje deÄŸerlendirme kriterleri çerçevesinde yapılacak deÄŸerlendirme ve bulunacak borç ödeme güçlerinin tespiti ölçüsünde azami 5-8 yıla kadar uzatmalı, söz konusu projelere en az 6 ay -2 yıl ödemesiz dönem tanınmalı, anılan ÅŸirketlere 31.12.2000 tarihi itibariyle kayıtlı öz kaynaklarının %25’i kadar iÅŸletme kredisi verilmeli, bu tür projelerin mevcut karşılık kararnamesi kapsamı dışında tutulması tedbirleri acilen geliÅŸtirilmelidir.

5. Turizmde KDV Oranları İndirilmelidir.

İspanya, Fransa, İtalya, Portekiz ve Yunanistan gibi turizmde bize rakip olan ülkelerde KDV oranları sektöre özgü olarak genel oranın yaklaşık yarı yarıya altına düşürülmüştür. Bu ülkeler ile Türkiye arasında KDV oranlarında %7 ile %12 arasında fark vardır. Türkiye’de ise KDV oranının düşürülmesi bir yana geçtiÄŸimiz dönemde 3 puan artırılarak %15’den %18’e çıkarılmıştır. Türkiye’nin %18’lik KDV ile turizm piyasasında rekabet avantajı yakalama ÅŸansı yoktur. Üstelik Türkiye, Avrupa’nın en çok turist veren ülkelerine rakiplerinden daha uzaktır. Bu iki unsur biraraya geldiÄŸinde Türkiye’nin hakettiÄŸi kadar turisti ülkeye getirmesi zorlaÅŸmaktadır.

• KDV turizm sektöründe mutlaka düşürülmelidir.

• Turizmde KDV fiyatın kendisidir. Turizm sektöründe oluÅŸan KDV’nin ihracatta olduÄŸu gibi hizmet üreten tesislere iade edilmesi hususunda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

6. Turizm Yatırımları İçin Arazi Tahsisine Devam Edilmelidir.

Ülkemizin önümüzdeki yıllarda turizmden beklediği yüksek geliri sağlayabilmesi için nitelikli tesislere çok fazla ihtiyaç vardır. Kamu arazilerinin tahsisi uygulaması nitelikli tesis yapımlarını teşvik etmekteydi. Ancak şu anda bu tahsisler tamamen durmuştur.

• Adil ve ÅŸeffaf bir ihale düzeniyle sektörün bu yöndeki tıkanıklığı giderilmelidir.

• Kamu kamplarının, çalışan kamu görevlileri yönünden sosyal faydası olmakla beraber, devamlı olarak devlet tarafından sübvanse edilmeleri kamu iktisadi iÅŸletmeleri gibi, ekonomiye önemli yük getirmektedir. Ülkemizde yazın deniz turizmi yapılacak yerlerin son derece azalmış olması nedeniyle de bu yerlerin Turizm Yatırım ve İşletmelerine tahsis edilmesi, kiralanması veya satılması halinde ülkemizin turizm yatak kapasitesine önemli ilaveler olacağı gibi ürün çeÅŸitlenmesi de artacaktır. Bu nedenler ile kamu kampları turizme, özelleÅŸtirme ve kamu arazilerinin satışı kapsamında biran önce açılmalıdır.

7. Turizm Sektörüne Yabancı Yatırımcıları Çekecek Önlemler Alınmalıdır.

21. Yüzyılın parlayan sektörleri arasında çok önemli bir yer tutan turizm sektörü, ülkemize yabancı yatırımcıları çekmenin en önemli yollarından biri olacaktır. Bu yatırımlar bir yandan ülkemizin ihtiyaç duyduğu yabancı sermaye girişini sağlarken, uluslararası işletmecilerin de daha yoğun olarak ülkemize gelmesi rekabeti artıracak, bu rekabete dayanabilmek için yerli işletmelerimizin de daha çağdaş ve daha kaliteli hizmet vermesini teşvik edecektir.

• Yabancı turizm yatırımcısını ülkemize çekecek her türlü kolaylık saÄŸlanmalıdır. Mevcut tesislerin yabancı yatırım ve iÅŸletmecilerine en avantajlı ÅŸekilde satışını, kiralanmasını saÄŸlayacak ve ortaklıklar yapılmasını kolaylaÅŸtıracak her türlü vergi ve yatırım teÅŸvik avantajları getirilmelidir.

• Enflasyon muhasebesi uygulamasına geçirilerek, geriye dönüşlü kararlar alınmayacağı ve mevzuat düzenlemeleri yapılmayacağı garantisi verilerek, yabancı sermayenin giriÅŸi kolaylaÅŸtırılmalıdır.

8. Turizm İşletmelerinde Maliyetlerin Düşürülmesine Yardımcı Olunmalıdır.

Her yeni vergi alma girişimi reel ekonomiye yönelik olmaktadır. Halen gündemde olan yerel yönetimler yasası mahalli idarelere gelir sağlamak için zaten ağır yükler taşıyan turizm müesseselerine özellikle daha ağır mali külfetler getirmektedir.

• Turizm İşletmelerine elektrik, su, atıksu, telefon vs. hizmetleri için sanayi iÅŸletmeleri tarifesi uygulanmasına son verilmelidir.

9. Yurtdışından Turist Taşımada ve Ülkeye Girişte Yaşanan Sorunlar Çözümlenmelidir.

Türkiye’ye turist getiren tur operatörü ÅŸirketler uçak organizasyonlarında zorluk yaÅŸamakta, ülkeye giriÅŸte ödenen havaalanı vergileri, ayakbastı paraları fiyat avantajlarını olumsuz etkilemektedir. THY bu ÅŸirketlere gerekli kolaylığı ve anlayışlı göstermemekte, yurtdışı uçak ÅŸirketleri ile çalışmak zorunda kalınmakta bu da ülkenin döviz kaybetmesine neden olmaktadır.

Ayrıca turistik girişlerde yürütülen formaliteleri azaltacak ve servisin kalitesini yükseltecek eğitim ve uygulama önlemleri alınmalıdır.

Turizm bölgelerinin ihtiyacına göre havaalanı, yol, su şebekesi, telefon santrali gibi hizmetleri sağlayacak ya da geliştirecek yatırımların eş zamanlı olarak yürütülmesi ve hızla tamamlanması gereklidir.

• THY’nın tur operatörü ÅŸirketler ile iÅŸbirliÄŸi yapması saÄŸlanmalı, vergiler indirilerek rakip ülkelere karşı fiyat avantajı saÄŸlanmalıdır.

• Yurt dışında faaliyet gösteren Türk sermayeli tur operatörü ÅŸirketleri desteklenmelidir.

Türkiye Ve Ab Ülkeleri’nde Tarım

Salı, 06 Kasım 2007

TÜRKİYE ve AB ÜLKELERİ’NDE TARIM

1) Verimliliğin Tanımı

Verimlilik, bir üretim yada hizmet sisteminin ürettiği çıktı ile bu çıktıyı yaratmak için kullanılan girdi arasındaki ilişkidir. Verimlilik, üretilen mal ve hizmetlerin miktar ve kalitesi ile bunları üretmek için kullanılan kaynaklar arasındaki ilişkidir.

1.1. Tarım Verimliliğinin Ölçülmesi ve Sağladığı Yararlar

Tarımda işgücü, sermaye, toprak gibi faktörlerin birbirine düşen verimlilik; doğal şartlar ve değişkenler, tarımsal üretim ve alt yapısı, tarımsal üretim piyasaya ilişkileri, ekonomik örgütlenmeler, teknoloji gibi faktörlerden etkilenir.

Tarım sektöründe verimlilik değişkenleri; ürünler, bölgeler ve diğer alt sektörler bazında ölçülebilir. Verimlilik ölçümünde güdülen bazı amaçlar vardır. Bunlar;

-Verimlilik her şeyden önce, üretim sürecinde kaynakların ne derece etkin kullanıldığını ortaya koyan bir araçtır.

-Verimlilik ölçümü, insan üretkenliğinin arttırılması ve değerlendirilmesini amaçlar.

-Girdi fiyatları ile verimlilik arasındaki ilişki maliyet-fiyat hareketleri ile verimlilik arasındaki sıkı bağlantıyı açıklar.

1.2. Verimlilik Çeşitleri

1.2.1. Kısmi Verimlilik

Her çeşit üretim faaliyeti sonunda elde edilen malların bu üretimde kullanılan toplam girdilerden her hangi birine bölünmesiyle kısmi verimlilik oranları bulunur.

1.2.2. Toplam Verimlilik

Toplam verimlilik; bir dönemde elde edilen toplam çıktının o dönemde kullanılan toplam girdiye bölünmesi yolu ile elde edilir.

1.2.3. Fiziksel ve Parasal Verimlilik

Verimlilik oranının pay ve paydasında yer alan değişkenlerin homojenik derecesine göre, fiziksel yada parasal birimlerle ifade edilmelerine göre bu ayrım yapılır.

1.2.4. Ortalama ve Marjinal Verimlilik

Belli dönem için verimlilik oranı, o dönemin toplam çıktısının o dönem için kullanılan girdinin toplamına oranlanması ile ortalama verimlilik ölçülmüş olur. Yine aynı dönemde girdide görülen artışın üretime oranlanması ile elde edilen verimlilik marjinal verimliliktir.

2.Türkiye ve Avrupa Birliğinde Tarımın Genel Durumu

2.1. Türkiye’de Tarım

2.1.1. Türkiye Ekonomisinde Tarımın Yeri

Türkiye halen bir tarım ülkesidir. Sanayi ve hizmetler sektöründe son yirmi yılda yaşanan gelişmelere rağmen, tarım sektörü ekonomide önemli büyüklüklere sahiptir. Milli gelirin oluşturulmasında tarım sektörünün payı geliyor olmakla birlikte sektörün sanayi sektörüne sağladığı girdi ve hizmetler sektörü için oluşturduğu olanaklar göz önüne alındığında tarım sektörü dolaylı olarak milli gelire önemli bir katma değer sağlamaktadır.

Türkiye’de tarım sektörünün oluÅŸturduÄŸu istihdam hacmi halen yüksektir. GeniÅŸ bir istihdam hacmi olmasına raÄŸmen verimlilik oldukça düşüktür. Ülke genelinde nüfusun yaklaşık % 35’i tarım sektöründe bulunurken aktif iÅŸgücünün halen % 45’i tarım sektöründe istihdam etmektedir. Son yıllarda tarım GSMH içindeki payı % 15’lere kadar gerilemiÅŸtir.

2.1.2. Tarım Yapısı

Türkiye’nin iz düşüm alanı itibariyle yüz ölçümü 77.95 milyon hektardır. Bu alanın % 36’sı, 28 milyon hektarı tarım alanıdır. Sulanabilir alanın toplamı 25.85 hektar, ekonomik olarak sulanabilir alanın toplamı ise 8.5 milyon hektar, 1999 yılbaşı itibariyle sulamaya açılan alanların toplamı ise 2.25 milyon hektardır.

Türkiye’de tarım alanlarının 22.5 milyon hektar alanında kuru tarım, 5.5 milyon hektarında sulu tarım yapılmaktadır. Kuru tarım alanlarının 16 milyon hektarı nadaslı, 6 milyon hektarı nadassız tarım arazisidir.

2.1.3. Günümüzde Tarımdan Yerine Getirilmesi Gereken İşlevler

-İnsanların besinsel gereksinimlerini sağlamak

-Endüstriyel sektöre hammadde üretmek

-Toplumun sağlığı ve ruhsal dengesini sağlamak

-Kalkınmanın finansmanını sağlama

-Tarım dışı sektörlere işgücü katkısı

3. Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası ve Türkiye

3.1. Türkiye-AB İlişkileri ve Tarım Sektörü

Türkiye’nin tarım sektörüne iliÅŸkin yeniden yapılandırma sürecinde ve tarım politikalarının belirlenmesinde Türkiye - Avrupa BirliÄŸi iliÅŸkileri çok önemli bir belirleyicidir. Türkiye, 1999 yılı Aralık ayında yapılan Helsinki Zirvesi’nde Avrupa BirliÄŸi’ne tam üye adayı olmuÅŸtur. Avrupa BirliÄŸi siyasi, ekonomik ve parasal birliÄŸi içeren bir bütünleÅŸmeyi sürdürmektedir. BütünleÅŸme içinde reel ve mali kesimde yer alan her sekt6rde olduÄŸu gibi tarım sektörüne iliÅŸkin olarak da üyelerin uymakla zorunlu oldukları ve kendi iç politikalarını uyumlaÅŸtırdıkları ortak düzenlemeler bulunmaktadır. Piyasaları, kurumları, vergi ve dış ticareti ilgilendiren bu düzenlemelerin tamamı Avrupa BirliÄŸi’nin Ortak Tarım Politikası’nı oluÅŸturmaktadır.

Türkiye Avrupa BirliÄŸi ile nihai malların serbest dolaşımı alanında Gümrük BirliÄŸi sürecini 31 Aralık 1995 tarihinde tamamlamıştır. 1973 yılında iki taraf arasında imzalanan Katma Protokol ile 22 yıllık geçiÅŸ süreci belirlenmiÅŸti. Katma Protokol’de tarım ürünlerinin serbest dolaşımı da hedef olarak gösterilmiÅŸ, ancak bu konuda ilerleme saÄŸlanamamıştır. 22 yılık sürenin sonunda Türkiye ile Avrupa BirliÄŸi arasında imzalanan Türkiye - AT Ortaklık Konseyi 1/95 sayılı kararında, tarım ürünlerinin serbest ticaretine iliÅŸkin olarak ucu açık ek bir süre tayin edilmiÅŸtir. 1973 yılında imzalanan Katma Protokol’de yer alan tarım ürünlerine ait karşılıklı ticaret tercihlerinin artırılması 1/95 sayılı Ortaklık Kararı’nda yer almıştır. Avrupa BirliÄŸi bu karar gereÄŸince Türkiye’ye tarım ürünleri ithalinde tercihli rejim uygulamasına geçmiÅŸ, Türkiye sınırlı sayıda tercih getirmiÅŸ hatta hayvansal ürünlerde Avrupa BirliÄŸi ürünleri ithaline kısıtlama getirmiÅŸtir.

Gümrük Birliği sürecinin tamamlanmasının ardından, Türkiye Birlikten tam üye adaylığı beklerken, Avrupa Birliği, Gümrük Birliği ile tam üyelik arasında bir statü ve işbirliği öngören "Türkiye için Avrupa Stratejisi" başlıklı resmi belgeyi Haziran 1998 tarihinde açıklamıştır. Bu belge Türkiye ile Birlik arasında tarım sektörüne ilişkin yeni hedefleri içermektedir:

1 )Türkiye ile Birlik arasında tarım ürünlerinin serbest dolaşımı

2) Türkiye’nin AB Ortak Tarım Politikası’na tam uyumu,

3) Uyum sürecinde 3 aşamalı plan uygulaması,

a) Tarım politikalarına ilişkin karşılıklı bilgi değişimi,

b) Tarım politikalarının karşılıklı müzakeresi,

c) Uygulanan politikalar arasında farklılıkların tespiti,

4) Uyum sürecinde AB’nin Türkiye’ye teknik yardımı,

Bu belge Türkiye ile Avrupa BirliÄŸi tarım sektörleri arasında uyum saÄŸlanması için yeni bir süre baÅŸlatmıştır. Ancak 1999 yılı Aralık ayında AB’nin Türkiye’yi tam üye adayı ilan etmesi ile birlikte, Türkiye üyeliÄŸin gerekliliÄŸi alan AB Kopenhag Kriterlerine ve uygulanan politikalara uyum sürecine girmiÅŸtir. Bu uyum sürecinde tarım sektörü için kriter AB’nin uyguladığı Ortak Tarım Politikası’dır. Türkiye’nin tarım ihracatının yüzde 50’si, ithalatının ise yüzde 34′u Avrupa BirliÄŸi ile gerçekleÅŸtirilmektedir. Bu açıdan bakıldığında, Türk tarımı için Avrupa BirliÄŸi Ortak Tarım Politikası’na uyumun neden önem taşıdığı anlaşılabilmektedir.

3.2.Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası

Avrupa BirliÄŸi, çeÅŸitli ülkeler ve birlikler tarafından uygulanan tarım politikaları içinde, aşırı müdahaleci tarım politikaları uygulayan tek önemli gruptur. Avrupa BirliÄŸi’nin ortak tarım politikaları, BirliÄŸin kendi iç uygulamalarında, geniÅŸleme sürecinde yeni üye adaylarının BirliÄŸe getireceÄŸi ilave yak konusunda ve Dünya Ticaret Örgütü ile sürdürülen tarım ürünleri ticaretinin serbestleÅŸtirilmesi müzakereleri alanlarında tartışılmaktadır.

Avrupa BirliÄŸi bütçesinin önemli bir bölümü tarım politikaları için kullanılmaktadır. 1998 yılında yaklaşık 81 milyar Euro alan bütçenin yüzde 55′i, yani 45.5 milyar Euro tarıma yapılan desteklere ayrılmıştır. Kaynağın yüzde 68′i doÄŸrudan gelir desteÄŸi ve telafi edici ödemeler, yüzde 15′i ihracat sübvansiyonu, yüzde 6’sı müdahale alımları, yüzde 6’sı depolama ile yüzde 5′i de iÅŸleme ve pazarlama amaçlı kullanılmıştır.

Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası üç önemli aşama yaşamıştır. Bugün için gelinen noktada tarım politikalarına ilişkin olarak üç önemli vizyon oluşturulmuştur.

a) Birlik içinde; uzun vadede tarımsal ürünlerin çevresel açıdan sürdürülebilirliğini etkin kılmak ve tarım politikasını kırsal kesimde yaşayanların sosyal ve ekonomik geçimlerini güvence altına alacak şekilde oluşturmak.

b) Dış Rekabette; tarımın giderek daha da rekabetçi hale gelen ve ticari serbestleşmenin yaşandığı uluslararası ortama uyum sağlanması.

c) GeniÅŸleme Sürecinde; tarım nüfusunun iki katına çıkacak ve tarım alanlarının yüzde 40′dan fazla artacak olmasının BirliÄŸe getireceÄŸi yüklerin azaltılması.

Avrupa BirliÄŸi Ortak Tarım Politikası’nın ilk iki dönem için uygulanan yapısı ıçı sürdürülebilirliÄŸi azalmıştır. Ortak Tarım Politikası’nın bugünkü uygulamalar AB bütçesine yükü ve maliyeti, geniÅŸleme sürecindeki ülkelerin katılımı ile yüke ilave gelmesi ve Dünya Ticaret Örgütü Tarım AntlaÅŸması müzakeresi neticesinde tarım sektöründe üretim ve dış ticaretinde liberalleÅŸme eÄŸilimi Avrupa BirliÄŸi’ni Ortak Tarım Politikası’nda tekrar revizyona itmiÅŸtir. OTP’deki revizyon 2000-2006 yılları arasında politikalarda reformu içeren bir paket olmuÅŸtur. Gündem 2000 belgesinin içinde yer almıştır.

3.3.AVRUPA BİRLİĞİ TARIM SEKTÖRÜNDE KURUMSAL YAPI

Avrupa Birliği Tarımsal Destekleme Örgütü FEOGA

Avrupa BirliÄŸi’nde tarım politikası hedeflerini gerçekleÅŸtirmek, uluslar arası anlaÅŸmalardan doÄŸan yükümlülükleri yerine getirmek, tarım sektöründe yeniden yapılanmayı saÄŸlamak, kurumsal düzenlemeleri organize etmek ile tarım politikalarını tek elden ve etkin bir ÅŸekilde yürütmek üzere 1962 yılında Avrupa Tarımsal Yön Verme ve Garanti Fonu FEOGA kurulmuÅŸtur. Üye ülkelerin katkıları ile tarım ürünleri ithalatından alınan vergiler fonun kaynaklarını oluÅŸturmaktadır.

FEOGA iki ana gruptan oluşmaktadır:

a) Garami Bölümü: Ortak piyasa düzenlemeleri içinde harcamaları finanse eder. Asgari fiyat garantilerini ve ihracat sübvansiyonlarına fon yaratır. Destekleme giderleri, üretici yardımları, belirli ürünlerin piyasadan çekilmesi ve üretimlerinin azaltılması için yapılan yardımları, depolama yardımlarını karşılar.

b) Yön Verme Bölümü: Tarım işletmelerinin yapılarının geliştirilmesi, tarımsal altyapının iyileştirilmesi, tarım ürünlerinin geliştirilmesi ve pazarlama şartlarının iyileştirilmesini sağlar.

FEOGA merkezi bir kurum olarak üye ülkelerin uyum göstereceÄŸi tüm politika uygulamalarını belirlemekte, tarım sektörüne verilen ve 1998 yılı itibari ile 45.5 milyar Euro’yu bulan tonu merkezi olarak yönetmekte ve dağıtmaktadır.

Avrupa BirliÄŸi’nde üreticiler de merkezi örgütlere sahiptir. Tarım birlikleri COPA, Tarım kooperatifleri ise COGECA bünyesinde örgütlenmiÅŸ olup, ortak tarım politikası kararlarının uygulanmasında önemli iÅŸlevleri yerine getirmektedirler.

3.4.ORTAK TARIM POLİTİKASI KARŞISINDA TÜRK TARIM SEKTÖRÜ

Türkiye tarım ürünleri ihracatında Avrupa BirliÄŸi pazarlarında rekabet gücüne sahip bulunmaktadır. Avrupa BirliÄŸi pazarlarına yönelik olarak yapılan tarım ürünleri ihracatında Türkiye’nin pazar payını koruduÄŸu hatta geniÅŸlettiÄŸi görülmektedir. Türkiye’nin rekabet gücü, BirliÄŸe ihracat yapan diÄŸer üçüncü ülkelere göre daha kuvvetlidir. Birlik üyelerinin kendi iç ticaretlerine göre ise daha az rekabet gücü bulunmaktadır.

Ancak, bu durum Avrupa BirliÄŸi’nin uyguladığı Ortak Tarım Politikası’ndan kaynaklanmaktadır.

Birlik üyesi ülkelerin DTP gereÄŸince birbirlerinden tarım ürünü satın almalar üçüncü ülkelerden yapılan ithalata göre daha uygun fiyat ve maliyet açısından olmaktadır. Üçüncü ülkeler karşısında ise Türkiye’nin rekabet gücü AB’nin Türkiye’ye saÄŸladığı "tercihlerden" kaynaklanmaktadır.

Birliğin kendi içinde yaptığı ticaret daha çok hayvansal ürünler ve hazır gıda sektörü ürünleri iken, üçüncü ülkelerden yapılan ithalat bitkisel ürünler ağırlıklıdır.

Türkiye tam üye adayı olarak AB’nin ortak tarım politikalarına uyum saÄŸlama durumundadır. Ancak bunun içeriÄŸi ve takvimi önem kazanmaktadır. Türkiye DTP’nin dışında DTÖ’nün Tarım AnlaÅŸması çerçevesinde tarım sektöründe ve dış ticaretinde liberalizasyonu sürdürmektedir.

Avrupa BirliÄŸi açısından ise geniÅŸleme sürecinde bugünkü yapısı ile uygulanmakta olan DTP sürdürülebilir deÄŸildir. Orta ve DoÄŸu Avrupa ülkeleri tarım nüfusu ve üretimi ile BirliÄŸe yük getirecektir. Türkiye de aynı koÅŸullara sahiptir. GeniÅŸ tarım nüfusu ve tarım üretimi ile Türkiye’nin tam üyeliÄŸi, Türkiye tarım politikalarını ve DTP’nin bugünkü yapısı ile kalması durumunda AB’ye ilave yük getirecektir

AB, genişleme sürecinin getireceği yükü ve DTÖ Tarım Anlaşması müzakerelerindeki baskıyı azaltmak için muhtemelen önümüzdeki dönemde daha liberal tarım politikalarına yönelecektir. İç desteklerini, ihracat sübvansiyonlarını, ithal sınırlamalarını azaltacaktır.

Tüm bu beklentilerin ışığında, Türkiye tarım sektöründe uyumlaÅŸtırmayı tam üyelik kararına yakın bir sürece yaymalıdır. DTÖ’ye uyum ağırlıklı liberalizasyonunu sürdürerek rekabet gücünü artırmalıdır. Tarımda verimlilik ve etkinliÄŸi hedefleyen politikalara ağırlık vermelidir. AB’ye tam üyelik halinde rekabet gücü zayıf hayvansal ürünlerde, içecek, pamuk gibi ürünlerde rekabet gücünü artırmaya önem vermelidir Sektörde ve piyasalarda kurumsal alt yapıyı tamamlamalıdır.

Tam üyelik halinde, Türkiye’nin üçüncü ülkelere göre var olan rekabet avantajı daha da artacaktır. Üye ülkelerin birbirlerine olan ticaret tercihinden Türkiye de yararlanacak ve üye ülkeler karşısında da rekabet gücü kazanacaktır. GeniÅŸleme sürecinde yer alan Orta ve DoÄŸu Avrupa ülkeleri ile deÄŸiÅŸecek DTP ÅŸartları allında Türkiye rekabet edebilecektir. Aynı ÅŸekilde Türkiye’ye yönelik ihracatta DTP’nin daha liberal olacağı ve AB’nin tarım ürünlerine yönelik yoÄŸun sübvansiyonu azalacağı varsayımı ile AB’nin rekabet gücü bugünkü kadar kuvvetli olmayacaktır. Hayvansal ürünlerde ise rekabet gücü kalıcı olacaktır.

4. Türkiye ve Avrupa Ülkeleri Tarım Sektörünün Verimlilik Karşılaştırmaları

4.1. Tarımda Girdi Kullanımı

Tarımda verimliliÄŸi artırmak için, Topluluk girdi kullanımına büyük önem vermiÅŸtir. Türkiye’de ise girdi kullanımı hala yetersiz düzeydedir.

Topluluk ve Türkiye hektar başına kullanılan gübre miktarı 1985 itibariyle aşağıda verilmiştir.

AT Ülkeleri Hektar/kg

Hollanda 355

Almanya 265

Danimarka 236

Lüksemburg 219

Fransa 183

İngiltere 139

İrlanda 118

İtalya 112

Portekiz 77

Yunanistan 70

İspanya __60¬__

Ortalama 166

Türkiye 82

Türkiye’de tarımda ekim alanlarının marjinal sınırlara ulaÅŸtığı dikkate alınırsa, üretimi artırmada tek seçeneÄŸin birim alandan alınan verimi artırmak olduÄŸu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bunun için daha fazla üretim girdisi ile yeni üretim teknolojilerinin kullanımı kaçınılmaz hale gelmektedir.

Yapılan verimlilik analizleri sonucu 1963-1992 yılları arasında genel olarak tarımdaki verimlilik artışının düşük olduğu görülmüştür.

Bitkisel üretimle ilgili olarak ortalama yüzde 1,6’lık artış; kullanılan tohumluk verimliliÄŸinde ortalama yüzde 8,5’lik artış ve tarımsal ilaç verimliliÄŸinde ortalama yüzde 7,5’lik artış, hayvansal olarak ise yüzde 4,7’lik artış meydana gelmiÅŸtir.

Yapılan ekonometrik çalışmalar sonucunda 1963-1992 döneminde tarımsal gelişmenin büyük ölçüde sermaye kullanımına bağlı olduğu görülmüştür.

4.2. Tarımsal Verim ve Üretim

Tablo 8’den görüleceÄŸi gibi, Toplulukta son 14 yıl içinde verimde büyük artışlar meydana gelmiÅŸtir. Bu sonuç gösteriyor ki Topluluk, tarım sektörüne de diÄŸer sektörler kadar önem vermektedir.

Tablo 10

At ve Türkiye Tarımında Verim (Kg/hektar) 1986

Türkiye’de ise bazı ürünler hariç TopluluÄŸa göre oldukça düşüktür.

Toplulukta temel gıda maddeleri üretiminde önemli artışlar olurken, özellikle toplam meyvelerden üretim gelişmesi oldukça düşük kalmıştır. Çeltik üretiminde yüzde 200, pamukta ise yüzde 90 artış sağlamıştır.

Türkiye’de ise, toplam tahıllarda ve bu arada buÄŸday ve mısırda, sebze ve meyvelerde dikkate deÄŸer artışlar meydana gelmiÅŸtir. Toplam canlı hayvan sayısında azalmaya karşın et üretiminde yüzde 160 artış saÄŸlanmıştır.

Avrupa TopluluÄŸu’nun, ortak tarım politikası çerçevesinde ürünleri, dünya fiyatının üzerinde bir fiyatla deÄŸerlendirmesi ve diÄŸer koruma mekanizmalarını sürdürmesi, anormal stokların oluÅŸmasına ve dolayısıyla ciddi finansman güçlüklerine yol açmaktadır.

4.3. Tarım Sektörünün Dünya Ekonomisindeki Yeri

Uluslar arası karşılaÅŸtırmalarda tarım sektörünün durumu tarım nüfusunun büyüklüğü, toplam nüfus içindeki payı ve ekonomide yarattığı katma deÄŸer ile ölçülmektedir. ABD ve AB ili önemli tarım üreticisi olmalarına raÄŸmen, tarımın GSMH içindeki payı yüzde 2’yi geçmemektedir. Ayrıca, tarım nüfusu ABD’de oransal olarak düşüktür. Türkiye ise, Romanya ile birlikte seçilen ülkeler arasında kırsal nüfusu en yüksek olan ülke konumundadır. Ve, yine tarımın GSMH içindeki payı da Romanya ile birlikte en yüksektir.

Tablo 11

İŞGÜCÜ BAŞINA SEKTOREL KATMA DEĞER. 1970-1995

(1987 fiyatlarıyla, 1.000 TL)

5. Türkiye Tarımında Yeniden Yapılanma Politikaları

Türkiye’de günümüze kadar uygulanan dağılım politikalarının sürdürülebilir olmaktan çıkmış olması, tarım sektörünün mevcut sorunları ve konumu, Dünya Ticaret Örgütü Tarım AnlaÅŸmasının sektörde ticaret serbestisini artırıcı, kamu müdahalelerini sınırlayıcı yapısı, AB ortak tarım politikasında Orta ve DoÄŸu Avrupa ülkelerinin getireceÄŸi yükler nedeniyle devlet yardımlarının azaltılması eÄŸilimi, geliÅŸmiÅŸ ülkelerin de tarım talebine doymasına karşın geliÅŸmekte olan ülkelerde hızlı bir talep artışı beklentisi ile Türkiye’nin tarım potansiyeli örtüştürüldüğünde; tarım sektöründe yeniden yapılanma zorunludur.

Yeniden yapılanma en az orta vadeli olmalıdır. Yeniden yapılanmanın kritik unsurları “verimlilik” ve “piyasa”dır

Aşağıda başlıca üretken politikalar verilmiştir.

- Kurumsal ve hukuki yapıya ilişkin politikalar

- Tarım piyasalarına ilişkin politikalar

- Verimlilik ve teknoloji politikaları

- Tarım sektörü ile finansal sitemin entegrasyonu

5.1. Verimlilik ve Teknoloji ve Alt Yapı Politikaları

- Araştırma ve geliştirme master planı 2000-2010 hazırlanmalı ve öncelikli araştırma alanları belirlenmelidir.

- Araştırma ve geliştirme kurumları yeniden yapılandırılmalı, özel sektör tekno parkları teşvik edilmelidir.

- Tarımsal teknoloji ve buluş pazarı kurulmalı ve üretici ile araştırma kurumları, piyasa da buluşmalıdır.

- TYYD Fonu kaynaklarının önemli bölümü araştırma kurumlarına ve buluşlarda kullanılacak üreticilere aktarılmalıdır.

- Öncelikle altyapı ihtiyaçları hazırlanmalı

- Sulama yatırımları süratle tamamlanmalıdır.

5.2. Verimliliği Artırıcı Öneriler

- Ürün borsa ve halleri geliştirilmeli.

- Kanatlı ihracatın önünde sınırlayıcı bir faktör olan kesim hanelerin AB uygunluk norm numarası olması için gerekli yasal düzenlemeler tamamlanmalıdır.

- Tarım ve hayvancılığa teknolojik yatırım yapanlara cazip teşvikler sunulmalı

- Özellikle büyükbaş sektöründe verimliliğin sağlanabildiği orta ve büyük işletmelerin oluşabilmesi için bu ölçekte işletmelere özendirici teşvikler çıkarılmalı

- Hayvancılık ve tarım ürünlerinin sigortaları ile ilgili olarak sektör, ekonomik açıdan ve bilgi yönünden desteklenmeli

- Avrupa Birliği Tarımsal Yön Verme ve Garanti Fonu (FEOGA) benzeri bir fon oluşturularak tarıma finansal bir destek sağlanmalı.

- Üretici odaklı bir tarımsal üretim yapısından tüketici ve Pazar odaklı bir üretim yapısına gidilmeli.

- Haksız rekabetin önlenmesi ve devlet gelirlerinin artırılmasına yönelik olarak kayıt dışı üretim önlenmeli. Bu nedenle koruma yem ve hayvansal ürünlerde uygulanan KDV oranları yüzde 1 seviyesine çekilmeli.

- Sektörün finansal kaynağa ihtiyacı olduğu bir gerçektir. Bu amaca yönelik olarak yem hammaddesi alımında kullanılmak üzere,firmalara kapasiteleri ölçüsünde en az bir yıl vadeli ve uygun maliyetli kredi imkanı sağlanmalı.

Türk tarımı, kuraklıktan, teknolojik eksikliklere, tarımsal ve pazarlama alanlarındaki tüm sorunlara raÄŸmen birçok tarımsal üründe dünyanın en büyük üreticileri arsında yer alıyor. Dünya Gıda Örgütü’nün (FAO), 2000 yılı verilerine göre Türkiye fındık, incir ve kayısı gibi ürünlerde dünyanın en büyük üreticisi. Ayrıca tütün ve çayda en büyük beÅŸinci, buÄŸdayda en büyük 11. Üretici konumunda. Ancak bütün bu iç açıcı tablonun yanında göz ardı edilmeyecek bazı noktalar da bulunuyor. Bunlardan en çarpıcısı ise, dünya fındık üretiminin yüzde 80’inin Türkiye’de gerçekleÅŸmesine raÄŸmen, Dünya Fındık Borsası Hamburg’da olması… Bu örnek, sadece üretiminin tek başına yeterli olmadığını, sanayi ve pazarlama desteklemesinin ne denli önemli olduÄŸunu da gösteriyor.

TARIMSAL ÜRETİM

Ürün Sıralama Üretim Miktarı (Bin ton)

Fındık

İncir

Kayısı

Nohut

Mercimek

Şeker Pancarı

Üzüm

Çay

Zeytin

Meyve

Narenciye 1

1

1

3

3

4

4

5

6

9

11 550

260

500

500

380

16,800

3,400

178

600

10,600

2,200

5.3. SONUÇ

Türkiye’de tarımsal yapıda ciddi çarpıklıklar ve gerilikler bulunmaktadır. Tarımsal iÅŸletmelere küçük ve sayıca çok fazla, tarımda istihdam edilen nüfus aşırı, parselasyon fazla, üretici örgütsüz, yeniliklerin yayılımı göreli olarak geliÅŸmiÅŸ ülkelerden yavaÅŸtır. Sanayi ülkelerinde ise tarımsal yapının birçok sorunu çözümlenmiÅŸ, ÅŸu anda daha çok çevre ile uÄŸraÅŸmaktadırlar.

Türkiye’nin özel koÅŸulları nedeniyle geliÅŸmiÅŸ ülkelerdeki destekleme sistemleri aynen adapte edilemez. Tarımda desteklemelerden beklenen amaçlarımız farklıdır. Destekleme politikaları tarımsal yapının dönüşümü için bir araç olarak kullanılabilir.

KAYNAKÇA

-PROKOPENKO, Joseph; (ÇEV. Olcay Baykal, Nevda Atalay, Erdemir Fidan Verimlilik

Yönetimi, ILO Yay., 1993, Ankara, S.3

-ÇELİK, Nebi, Tarımda Girdi Kullanımı ve Verimliliğe Etkileri, DPT Uzmanlık Tezleri,

Ankara, Temmuz 2000, S.13-17, 100-129

-ALKİN, Kerem, Tarım Kesiminde Yeniden Yapılanma, İTO Yay., İstanbul, Ocak 2001, S.19

-DİNLER, Zeynel, Tarım Ekonomisi, Ekin Kitapevi, 4.Baskı, Bursa 1996, S.7-8

-Para Dergisi, Haftalık Ekonomi- Haber Dergisi, Sayı 381, Ocak 2002, S.30-31

-TMMOB, Tarım Haftası 94 Sempozyumu, No:25, S.387

Türkiye’de Yabancı Sermaye

Salı, 06 Kasım 2007

TÜRKİYE’DE YABANCI SERMAYE

1. YABANCI SERMAYE

1.1. Tanımı

Doğrudan yatırım, bir ülkede bir firmayı satın almak, yeni kurulan bir firma için kuruluş sermayesini sağlamak veya mevcut bir firmanın sermayesini arttırmak yoluyla o ülkede bulunan firmalar tarafından diğer bir ülkede bulunan firmalara yapılan ve kendisiyle birlikte teknoloji, işletmecilik bilgisi ve yatırımcının kontrol yetkisini de beraberinde getiren yatırımdır.

Terimlerde geçen yabancı kelimesi, bir ülkenin milli sınırları dışında olmak demektir. Yabancı sermaye yatırımı ile özel yabancı sermaye yatırımı arasında belirgin bir fark yoktur. Sadece özel kelimesi yatırım yapan yabancı ülkenin girişimcinin özel sektöre ait olması demektir. Doğrudan yabancı yatırımlar, ülkeler arasında sermaye transferinin bir piyasa işlemi olmadan bir ülkeden diğerine aktarılması şeklinde olmaktadır.

Özel yabancı sermaye hareketleri uluslar arası kâr ve faiz farklarının harekete geçirdiği otonom nitelikli hareketlerdir. Bu özel yabancı sermaye hareketleri doğrudan yatırım, portföy yatırımı olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilir. Bunlardan doğrudan yatırım; bir yabancı sermayedarın yani girişimcinin, elindeki mali kaynağı başka bir ülkede kârlı bulduğu bir projenin gerçekleştirilmesinde kullanmasıyla ortaya çıkar. Portföy yatırımı ise; gene aynı şekilde başka bir ülkede yabancı sermayedarın herhangi bir girişimde kullanmak üzere elinde bulunan mali kaynakları ile herhangi bir ülkenin mali piyasasında işlem gören hisse senedi veya tahvil gibi yatırım kağıtlarını satın almasıyla oluşan özel yabancı sermaye hareketidir.

1.2. Çeşitleri

1.2.1. Özel Yabancı Sermaye Yatırımları

İkinci dünya savaşından sonra özel kesim ağırlıklı, dışa açık bir iktisadi kalkınma politikası izleyen Türkiye, dış kaynak arayışı içine girmiştir. Türkiye, yabancı özel sermayeyi yurda çekmek için liberal bir yabancı sermaye mevzuatı oluşturmak istemiştir.

1951 yılında Yabancı Sermaye Yatırımlarını teşvik Kanunu çıkarılmıştır. Bunları bir dizi kanun ve teşvikler izlemiştir. Ancak 1954-1979 arasında Türkiye 228 milyon dolar yatırım almıştır. Bu rakam Türkiye gibi iç piyasası geniş, ekonomik potansiyeli zengin ve stratejik konumu çok elverişli bir ülke için oldukça azdır. 1980 ve sonrası yabancı sermaye ile ilgili yeni bir kanun çıkarılmamasına rağmen sermaye girişlerinde büyük artış sağlanmıştır. Bunun nedeni; bu dönemde hükümet politikası olarak yabancı sermayeye daha davetkar ve sıcak bakılması, bürokraside yapılan düzenlemelerle başvuruların daha kısa sürede sonuçlandırılması, dış ticaret rejimlerinde liberalleşme, kambiyo ve sermaye hareketleri ile mali piyasalardaki reformlar, dünya piyasaları ile bütünleşme çabaları ile özelleştirme konusunda ciddi girişimler, yabancı sermaye yatırımlarının artmasında etkili olmuştur.

1980-1988 döneminde Türkiye’ye net yabancı özel sermaye giriÅŸi 7.610 milyon dolardır.

Bu rakamlar dünyada dolaşan yabancı özel sermayeyle kıyaslanırsa çok küçük meblağlar olduğu anlaşılır. Yabancı sermayenin bir ülkeye girmesi ve yatırım yapması için öncelikle ülkede ekonomik ve sosyal istikrar olmalıdır. Bununla birlikte ekonomik ve sosyal altyapı yeterli düzeyde bulunmalıdır. Alt yapının yetersiz olduğu bir ülkede marjinal etkinliği yüksek projeler üretmek söz konusu olamaz.

Türkiye’nin yabancı özel sermayeden gerektiÄŸi kadar pay alamamasının diÄŸer ve en önemli sebebi ise; yabancı giriÅŸimcilerin ekonomik ve siyasal istikrar konusunda Türkiye’ye tam güven duymamalarıdır. Bu sebepledir ki; son yıllardaki ekonomik krizler, siyasal istikrarsızlıklar, hükümet ortaklarının uyum içinde çalışamamaları, yapılan programlarda hedefe ulaşılamaması, IMF ile yapılan antlaÅŸmalara uyulmaması ya da verilen tavizlerin sistemde kabul görmemesi, özel yabancı sermaye giriÅŸleri konusunda hep geriye gitmemize sebep oldu.

Tablo: Yabancı Sermaye İzinlerinin Sektörlere Göre Dağılımı: (Milyon $)

Yıllık Ocak-Eylül

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi yabancı sermaye izinleri tarım sektöründe göze çarpmaktadır. 5.7 milyon dolar olan 1998 yılındaki izinler 2001 ocak-Eylül döneminde 134.3 milyon dolara yükselmiştir. İmalat sanayisindeki daralma hizmet sektörüne doğru kaymıştır. Son yıllarda yabancı sermayeden en büyük payı alan alt sektörler, bankacılık, finansal hizmetler, otel, pansiyon ve kamp işletmeciliği, taşıt araçları ve taşıt araçları yan sanayileridir. Bunların arkasından gıda ve tütün sanayileri gelmektedir. 1980 öncesinde yabancı sermayenin en çok itibar ettiği sektörlerin başında gıda sanayi geliyordu. Yabancı sermaye yatırımlarının sektörel dağılımındaki değişme bize zaman içinde hangi sektörlerde kârlılığın yükseldiğini, hangilerinde nispi olarak gerilediğini göstermektedir. 1980 sonrası dönemde, sadece yabancı sermaye yatırımlarında değil, ulusal sabit sermaye yatırımlarında da hizmet sektörlerine doğru dikkat çekici bir kayma olmuştur. Bu olgu enflasyonist ortamda hizmet ve ticaret sektörlerinin üretken sektörlerden daha kârlı hale gelmesinin bir sonucudur.

1.2.2. Yabancı Sermaye Portföy Yatırımı

Yabancı sermayedarlar elindeki mali kaynaklarla başka bir ülkenin mali piyasasında hisse senedi veya tahvil satın alabilir. Bu şekilde ortaya çıkan mali işleme uluslar arası portföy yatırımı denir.

Bir yabancı sermaye çeşidi olmakla birlikte konumuzun kapsamı dışındadır. Bu sebeple tanımla yetinilecektir.

1.2.3. Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları

Bir şirketin üretimini ana merkezinin bulunduğu ülke sınırları dışına yayarak yabancı ülkede yalnız ya da ortaklarla üretim tesisi kurması veya mevcut tesisleri satın alması ya da mevcut tesislerle birleşmesi doğrudan yabancı sermaye yatırımları (DYSY) olarak adlandırılır.

1.3. (DYSYY) İle Portföy Yatırımları Arasındaki Farklar

-DYSY ile portföy yatırımları arasındaki en önemli farklılık yabancı ülkede yapılan yatırımın yönetimi konusuyla ilgilidir. DYSY’nda yurtdışında kurulan firma ana firmanın doÄŸrudan denetimi altındadır. ÇoÄŸu zaman bu firmanın üst yönetimi ana firmadan gönderilen kiÅŸilerce oluÅŸturulur. Gerçekte DYSY denilirken kullanılan doÄŸrudan ifadesi, firma yönetimindeki yabancı etkinliÄŸini ifade etmektedir.

- Portföy yatırımlarında ise menkul değerlerine yatırım yapılan firmaların yönetimine doğrudan müdahale etme amacı yoktur. Hisse senedi satın alındığında genel kurallara uyularak oy kullanma, firma yönetimine doğrudan katılmak anlamına gelmemektedir.

- İkinci farklılık DYSY’nda yabancı yatırımcının sermayeden baÅŸka üretim teknolojisi, yönetim bilgisi marka gibi deÄŸerlerini de getiriyor olmasıdır.

- Üçüncü farklılık, yatırımcıların nitelikleriyle ilgilidir. Portföy yatırımlarında yatırımcılar gerçek kiÅŸilerde olabilirken DYSY’nda yatırımcılar genelde büyük firmalardır.

- DYSY’yla portföy yatırımları arasında diÄŸer bir önemli farklılık ise yatırımların getirileriyle ilgilidir. Portföy yatırımları tahvillerle ilgili ise, faiz ve anaparanın ödenme koÅŸulları önceden belirlenmiÅŸtir. Portföy yatırımları hisse senetleri ile ilgili ise, getirisi kâr payı ve deÄŸer artış kazançları ÅŸeklinde olabilecektir. DYSY’nda ise getiriler, sermaye ve kâr payı dışında royaltiler, servis ücretleri, komisyonlar, transfer fiyatlandırması gibi çok çeÅŸitlilik gösterir.

Çalışmamızın konusu portföy yatırımları olmayıp, üretim amacıyla reel varlıklara yapılan yatırımlar olduğu için, bundan sonraki kısımlarda bu tür yatırımlarla ilgili açıklamalara yer verilmektedir.

1.4. Ülkemizde Yabancı Sermayeli Firmalarla İlgili Yapılan Çalışmalar

Yabancı Sermaye Genel müdürlüğü verilerinden faydalanarak yabancı Sermaye Derneği (YASED) tarafından yapılan bir çalışmanın başlıca sonuçları şu şekilde özetlenebilir:

- Azınlık paylı olan yabancı ortağın Türk ortağında aradığı en önemli nitelik ise yerel firmanın pazardaki deneyimidir.

- Yabancı firmaların yerel firmalarda ünden sonra en önemli etken “ortak felsefe” olmaktadır.

- Türk ortağın seçiminde ele alınan kriterler, yabancı ortağın pay oranına bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Ancak tüm yabancı firmaların en çok önem verdikleri kriter yerel firmanın ünü olmaktadır.

- Yabancı ortak en çok teknoloji, işletme bilgisi ve sermaye konusunda katkılar sağlamaktadır. Bu katkıları marka, uluslar arası antlaşmalar, hammadde ve eğitim konularındaki katkılar takip etmektedir.

- Yabancı ortağın gelir türü Türk ortağından daha fazla olmaktadır. Ayrıca yabancı ortağın şirketteki payı arttıkça gelir türü de çeşitlenmekte olduğu görülmektedir.

- Türkiye’deki yabancı ortaklıkların %53’ü iki ortaktan oluÅŸmaktadır. Üç ortaklı firmaların sayısı azdır. Sermaye dağılımı dikkate alındığında ortakların yarısında yabancıların çoÄŸunluk hissesine sahip oldukları görülmüştür. En az rastlanan ortaklık yapısı genellikle diÄŸer ülkelerde olduÄŸu gib i%50-%50 ortaklık biçimidir. Ortaklıkların yalnızca %20’si bu biçimde kurulmuÅŸtur.

1.5. Yabancı Sermaye Politikasının Esasları

Türkiye’de yabancı sermaye yatırımları ile ilgili politikaların temel ilkeleri aÅŸağıda verilmiÅŸtir.

- Her türlü mal ve hizmet üretimine yönelik yabancı sermaye yatırım ve faaliyetleri; Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunması, yatırım ve faaliyetin Türk Özel TeÅŸebbüsüne açık olan bir sahada olması, tekel veya özel imtiyaz oluÅŸturmaması, iÅŸin gerektirdiÄŸi sermayenin 150.000 dolardan az olmamak üzere getirilmesi kaydıyla serbesttir.

- Yabancı sermaye teşebbüsü aynı alanda faaliyette bulunan yerli teşebbüslerle her bakımdan eşittir.

- Yabancı sermaye mevzuatına göre, yabancı ortak payına ilişkin yüzde sınırlaması yoktur.

- Yabancı sermayeli teşebbüsün ve işletme aşamasında ihtiyaç duyacağı yabancı personelin istihdamı serbesttir.

- Yabancı sermayeli teşebbüsün tasfiyesi veya yabancı ortak hisselerinin satışı durumunda yabancı ortağa isabet eden net gelirin transferi bankalarca bekletilmeksizin yapılır.

- Türkiye’ye giren yabancı sermaye, ülke çapında tekel oluÅŸturacak faaliyetlerde ulunan kuruluÅŸlarda çoÄŸunluk hissesine sahip olamaz. (02.05.1995 tarihli düzenleme).

1.6. Yabancı Sermaye Yatırımlarında Görülen Gelişmeler

1980 yılından sonra görülen yabancı sermaye giriÅŸlerinin artışında temel faktör, 24 Ocak 1980 tarihinde alınan Ekonomik İstikrar Kararlarıyla Türkiye’nin dışa açık bir politika izlemeye baÅŸlaması, ülkede politik ve ekonomik istikrarın yeniden saÄŸlanması ile yabancı sermayeye uygulanan politikaların güven vermesidir.

Türkiye’nin geliÅŸmiÅŸ ülkeler refah seviyesini yakalayabilmesi için ortalama %5 civarında kalkınma hızını gerçekleÅŸtirmesi gerekmektedir. GSMH %10 oranında 20 yıl süreyle artsa, nüfus artışı ihmal edildiÄŸinde, 2600 dolar civarında olan kiÅŸi başına milli gelir, 10 yılda 6500 dolara, 20 yılda ise 17.000 dolara yükselir. II. Dünya Savaşı sonrasında ekonomileri yıkılmış olan Almanya ve Japonya gibi ülkelere 1950-1970 döneminde yıllık ortalama %10 üzerinde bir büyümeyi saÄŸlayarak geliÅŸmiÅŸlerdi. Bunun sebebi, bu ekonomilere özellikle ABD kaynaklı dış kaynak giriÅŸidir.

Türkiye’deki mevcut kalkınma hızı ile geliÅŸmiÅŸ ülkeleri yakalaması oldukça zordur. Ortalama %10’luk büyüme için baÅŸvurulabilecek en emin dış kaynak yabancı sermayedir.

Türkiye’ye son yıllarda gelen yabancı sermaye miktarında önemli bir geliÅŸme kaydedilmiÅŸtir. 1971-1980 döneminde Türkiye’ye gelen toplam yabancı sermaye 100 milyon dolar civarında iken, aynı dönemde İngiltere’ye 40.5 milyar dolar, İspanya’ya 7 milyar dolar, İtalya’ya 5.7 milyar dolar yabancı sermaye giriÅŸi gerçekleÅŸmiÅŸtir. Türkiye’nin Gümrük BirliÄŸi’ne girmesine paralel olarak 1995 yılında Türkiye’ye gelmesine izin verilen toplam yabancı sermaye 2.938 milyar dolar olmuÅŸtur. Fiili giriÅŸler ise 935 milyon dolardır.

Türkiye’de gerek firma sayısı ve gerekse sermaye miktarı açısından Almanya, İngiltere, ABD, Fransa ve Hollanda ilk sıraları alan ülkelerdir. Bunlara ek olarak, Japon Toyota’nın yatırımı, diÄŸer pek çok Japon firmasını Türkiye’ye yatırım yapmak üzere harekete geçirmiÅŸtir. Ayrıca Türk teÅŸebbüslerine iÅŸtirak ÅŸeklindeki yatırımlarda 1990’dan bu yana önemli geliÅŸmeler olmuÅŸtur. Bu durum, yoÄŸunlaÅŸan ÅŸirket evlilikleri olayının Türkiye’ye yansıması ÅŸeklinde yorumlanabilir.

Bu yolla yabancı şirket, geniş bir pazara girme imkanı bulurken, Türk şirketi de sermaye ve teknoloji yanında çok uluslu şirket kanalıyla kolayca dış pazara açılma fırsatını yakalayabilmektedir. Bu gelişmenin olumlu yanı Türkiye ekonomisinin uluslar arası ekonomilerle birleşmesine doğrudan katkıda bulunmasıdır.

1.7. Genel DeÄŸerlendirme

Türkiye 1960’lardan bu yana yılda ortalama %5 büyümektedir. Bazı dönemlerdeki küçük ya da büyük krizler, büyümenin enflasyonun gölgesinde kalması, küreselleÅŸen dünyadaki krizlerin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkileri vb. sebeplerle kalkınmamız, refahımız yeterli düzeye, daha doÄŸrusu çok düşük seviyede kalmamıza neden olmuÅŸtur.

Aslında %5 yıllık büyüme hiçte küçümsenmeyecek bir rakamdır. Ama yukarıda saydığımız sebepler ve gelişmekte olan bir ülke için yani Türkiye için yetmemektedir. Büyümenin kanımca 2 şekli vardır. Birincisi tasarrufları arttırıp, yatırımı da dolayısıyla arttırmak ve ekonomik büyümeyi sağlamak. Bunu sağlamak ise büyük bir tasarruf potansiyelinin olması, yani gelirin harcanmayan kısmının çok fazla olması gerekir ki böyle bir imkanımız yoktur ya da çok kısıtlıdır. Büyümeyi sağlamak için genellikle; üretimi ve tüketimi arttırmak, ihracatı arttırmak için TL değeriyle oynanması ya da döviz kurlarıyla oynanması şeklindedir. Fakat bu uygulamaların ters etkileri düşünülmeden yapıldığı için genellikle ya kriz ya da yüksek enflasyon sonuçlanmıştır.

İkincisi ise yabancı sermayedir. Son yıllarda Türkiye’de yabancı sermaye konusunda önemli geliÅŸmeler kaydedilmiÅŸtir. Ancak yeterli olmadığı gibi izin verilen doÄŸrudan yabancı sermaye yatırımları ile reel yani gerçekleÅŸen yabancı yatırım arasında daÄŸlar vardı. Bunun sebebi kanımca kesinlikle ekonomik istikrarsızlıktır. Zaten dünyada dolanımda olan yabancı sermaye sahipleri özellikle ekonomik istikrara önem vermektedir. İstikrarın saÄŸlanması demek yabancı sermaye giriÅŸi ile birlikte istihdam, üretimin artması, ihracatın artması, devletin gelir elde etmesi, iÅŸsizlerin yaÅŸam standartlarının yükselmesi; dolayısıyla toplum refahının artması ve bence ulusal endüstride tekelleÅŸmeyi önlemesi, kalite standartlarının artması ve yine kanımca kalite yönünden uluslar arası piyasada rekabet gücünün artması gibi toptan iyimser rakamlar oluÅŸturabilir.

Bir baÅŸka konuya deÄŸinmek gerekirse Türkiye’den daha istikrarsız, ekonomileri daha bozuk ülkeler, bizden kat kat daha fazla yabancı sermaye çekmektedirler. Bu konuda Türkiye’nin dikkat etmesi gereken iki önemli nokta vardır.

1. Yabancı sermaye girişleri ile ilgili konunun, eğer yasalar işlevini kaybetmişse köklü bir yapısal değişim gerçekleşmeli veya konular iyiyse; her iki durumda da ikide bir de değişikliğe uğramaması yani istikrarlı olması.

2. Yabancı sermaye mevzuatının devamlı devlet kontrolünde olması yani uluslar arası değişikliklere hemen ayak uydurması gerekir.

Bu değerlendirmeler yabancı sermayedarlar için önemli bir mevzuudur.

KüreselleÅŸen dünya ekonomisinde akıl almaz bir hızla büyüyen ve gelecekte dünyanın en büyük devlerinden biri olacak Çin’i örnek almalıyız. Yılda yaklaşık 250-300 milyar dolar yabancı sermaye çeken bu ülke, yakında bütün Orta Asya’ya sonra da tüm dünyaya sözünü geçirecektir. Bir baÅŸka örnekte Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerdir. 2001 yılında ülkemizden büyük bir miktar bu ülkelere kaymıştır. Bu ülkelerin yabancı sermayeyi çekme baÅŸarısı da yabancı sermayedarlara saÄŸladıkları teÅŸvikler ve imtiyazlardır.

Türkiye gibi yüksek ticari gücü olan, stratejisi bakımından 3 kıtanın köprüsünü oluÅŸturan bu ülkede, tek çıkar yolumuz yabancı sermaye kaymıştır. Bu yüksek potansiyeli de kullanamazsak Türkiye’nin geleceÄŸini pek iç açıcı görmüyorum.

Yetkililerin deÄŸerlendirmelerine göre Türkiye’ye 2002 yılı için 5 milyar dolarlık bir yabancı sermaye giriÅŸi, ek %2 gibi makro bir büyüme gerçekleÅŸebileceÄŸine göre, yabancı sermayenin önemini sizlere bırakıyorum.

Orhan SARIKAYA

KAYNAKLAR

1. Prof. Dr. Hüseyin ŞAHİN, Türkiye Ekonomisi, Bursa, 2000, s. 346-354.

2. Prof. Dr. S. Rıdvan KARLUK, Türkiye Ekonomisi, İstanbul, 1997, s. 522-527.

3. Aylık Ekonomik Veriler, İstanbul Ticaret Odası, Kasım, 2001, s. 14.

4. Doç. Dr. Nurhan AYDIN, Eskişehir, 1997, s. 6-8.

5. 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Öncesinde Makroekonomik Gelişmeler (1996-2000) Haziran-2000, DPT (Devlet Planlama Teşkilatı), s. 66.

İÇİNDEKİLER

TÜRKİYE’DE YABANCI SERMAYE 1

1. YABANCI SERMAYE 1

1.1. Tanımı 1

1.2. Çeşitleri 1

1.2.1. Özel Yabancı Sermaye Yatırımları 1

1.2.2. Yabancı Sermaye Portföy Yatırımı 4

1.2.3. Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları 4

1.3. (DYSYY) İle Portföy Yatırımları Arasındaki Farklar 4

1.4. Ülkemizde Yabancı Sermayeli Firmalarla İlgili Yapılan Çalışmalar 5

1.5. Yabancı Sermaye Politikasının Esasları 6

1.6. Yabancı Sermaye Yatırımlarında Görülen Gelişmeler 7

1.7. Genel DeÄŸerlendirme 8

KAYNAKLAR 10

Türkiye’nin Tanıtım Harcamalarının Dış Turizm Talebine Etkileri

Salı, 06 Kasım 2007

TÜRKİYE’NİN TANITIM HARCAMALARININ DIÅž TURİZM TALEBİNE ETKİLERİ

GİRİŞ

Dış Tanıtım Türkiye açısından özellikle büyük önem taşımaktadır. Çalışmanın amacı, Türkiye’nin uzun yıllardan beri gündeminde olan dış tanıtım konusuna deÄŸinmek ve dış tanıtım için yapılan harcamaların etkinliÄŸini ölçmektir. Çalışmanın baÅŸlangıcında tanıtım, dış tanıtım ve turistik dış tanıtım kavramlarına, temel kavramlar olmaları nedeni ile, kısaca deyinilmiÅŸ, daha sonra dış tanıtım araçlarından bahsedilmiÅŸtir. Türkiye son on beÅŸ yıllık dönem içerisinde turizm sektöründe çok büyük bir ilerleme kaydetmiÅŸtir. Bu ilerlemeyi gerçekleÅŸtirebilmek için gerek alt - yapı gerekse üst - yapı alanlarında çok büyük harcamalar yapılmış, giriÅŸimcilere önemli miktarlarda teÅŸvikler verilmiÅŸ ve kolaylıklar saÄŸlanmıştır. Bu dönemde yapılan harcamaların önemli bir bölümünü de dış tanıtım harcamaları oluÅŸturmuÅŸtur. Türkiye hem tarihten gelen ve belirli çevrelerde hala varlığını koruyan yanlış ve olumsuz imajını düzeltebilmek, pek çok kiÅŸi ve kuruluÅŸ tarafından aleyhine yürütülen kampanyaların etkinliÄŸini azaltabilmek hem de kendi deÄŸerlerini, hedeflerini, ilkelerini, insanının pek çoklarında bulunmayan olumlu özelliklerini anlatabilmek amacıyla dış tanıtım faaliyetlerinde bulunmuÅŸtur ve bulunmaktadır. Bu çalışma dahilinde “ Dış Tanıtım “ kavramı teorik olarak belirli açılardan ele alınmış ve Türkiye’nin Dış Tanıtım faaliyetleri nedeniyle yapmış olduÄŸu harcamaların etkinliÄŸi de ölçülmeye çalışılmıştır.

1-Dış Tanıtım Kavramı

‘ - Enformasyon, iletiÅŸim, propaganda, devlet reklamcılığı, halkla iliÅŸkiler, kollektif reklamcılık, satış geliÅŸtirmesi ve ticari reklamcılığı içeren,

- Siyasal, ekonomik, kültürel ve turistik tanımını da kapsayan bir kavram olarak,

-Ülkenin temel siyasal ve ekonomik tercihleri doğrultusunda, ulusal dış politikaya uygun olarak

-Diğer ülkelerde sorunlarını anlatmak, dünya kamuoyunda kendi lehine olumlu bir imajı yaratmak, geliştirmek, saygınlığı arttırmak, ülke hakkındaki yanlış izlenimleri düzeltmek amacıyla,

-Politikası ve planlaması devlet tarafından saptanan,

-Bir koordinasyon içinde,

-Açık, sürekli, yoğun ve sistemli bir şekilde,

-Bilimsel ve teknik yöntemlerle yürütülen faaliyetlerin tümüdür.’

Turizm talebi konusunda yapılan birçok araÅŸtırmada ‘Dış Tanıtım‘ önemli bir deÄŸiÅŸken olarak saptanmıştır. Reklam ve propaganda gibi araçlardan yararlanılarak gerçekleÅŸtirilen ‘ Dış Tanıtım’ın talep üzerindeki en önemli etkisi, bir turistik bölge ya da ülke konusunda tüketiciyi haberdar etmesi ya da bilgi vermesidir. Bu faktörün mevcut turizm talebini artırmaya yönelik etkisi olacağı gibi, potansiyel talebi de harekete geçirme gücü vardır.

2-Dış Tanıtım Araçları

Başlıca tanıtım araçları, dış tanıtımın yürütülmesi sırasında kullanılan Reklam, Propaganda, Halkla İlişkiler ve Enformasyon faaliyetleridir. Dış Tanıtım yönüyle bu araçlara kısaca değinmekte fayda vardır.

a)Reklam

‘Turizm reklamcılığı , ‘ticari reklamcılığın araç ve yöntemlerini kullanarak turizm hareketlerini geliÅŸtirmek ve turistik mal ve hizmetlerin satışını arttırmak amacıyla giriÅŸilen çabaların tümü’

Reklam, turizm pazarlaması araçları arasında büyük önem taşıyan, satış artırıcı bir tür haberleşme tekniğidir. Turizm reklamcılığı, ticari reklamcılığın araç ve yöntemlerini kullanarak turizm hareketlerini geliştirmek ve turistik mal ve hizmet satışını artırmak amacıyla girişilen çabaların tümü olarak tanımlanabilir.

Reklam faaliyetleri; devlet tarafından gerçekleştirilen reklam faaliyetleri, kişisel reklamcılık faaliyetleri ve kolektif reklamcılık faaliyetleri olarak üç grupta toplanabilir.

b)Propaganda

‘Propaganda; ideolojik ,politik ,sosyal ,ekonomik ,veya dini bir sisteme veya inanışa taraftar kazanmak için yapılan faaliyetlerdir.’

Potansiyel turistleri efektif turistler haline getirme amacı güden, bir ülkenin veya bölgenin turizm değerleri hakkında bilgi vererek görmeye ikna edecek nitelikteki çalışmalara, gayretlere turizm propagandası adı verilir.

c)Halkla İlişkiler

‘Halkla iliÅŸkiler ; bir kuruluÅŸun yahut iÅŸletmenin genel iletiÅŸim gayretlerinin bir parçasıdır.Amacı ,o kuruluÅŸun yahut iÅŸletmenin ‘gerçekler ‘ doÄŸrultusunda mümkün olabilecek en iyi tanımını oluÅŸturmak-yaratmaktır.Dolayısıyla ,bu yolla iÅŸletme yahut kuruluÅŸ için uygun kamuoyu izlenimi ve davranışı daha etkili bir ÅŸekilde saÄŸlanabilir.’

Halkla İlişkiler ürünler, insanlar, mekanlar, fikirler, faaliyetler, organizasyonlar ve hatta toplumlar ile ilgili olarak kullanılabilir. Ülkeler halkla ilişkileri daha fazla turist ve yabancı yatırımcı çekmek ,uluslararası destek sağlamak amacıyla kullanırlar. Halkla İlişkiler reklamın olduğundan çok daha düşük bir maliyetle, halkın algılaması üzerine daha güçlü bir etkide bulunabilir. Medya da işgal edilen yer ve zaman için herhangi bir ödemede bulunulmaz, daha çok, halkla ilişkiler faaliyetlerini yürüten elemanlara ödeme yapılır. Eğer ilginç bir hikaye yakalanabilirse, milyonlarca dolara mal olan bir reklam kadar etkiye sahip olunacak bir biçimde, faklı medya organlarında yer alınabilir ve bunun güvenilirliği reklamdan daha fazladır.

d)Enformasyon

Kaynaktan hedefe ,onu aydınlatmaya yönelik her türlü bilginin iletilmesi sürecidir. Enformasyon aydınlatma işlevini, o ülke toplumunun politik, ekonomik, sosyal ve kültürel yapısına göre değişik statü, yön ve içeriklerde yerine getirir.

Turizm söz konusu olduğunda enformasyon, turizm bölgelerinin her türlü zenginlik ve olanaklarından hedef kitlelerin haberdar edilmesi olarak nitelendirilebilir.

3-Dış Tanıtımın Turizm Açısından Önemi Ve Etkisi

Dış Tanıtımın turizm açısından önemini ve etkisini daha iyi ortaya koyabilmek için “ Turistik Dış Tanıtım “ kavramının tanımının temel özelliklerinin bilinmesi gerekir.

Bu tanımın temel özellikleri aşağıdaki gibidir;

• Turizmde tanıtma öncelikle bilgi verme fonksiyonu içermektedir,

• Dış Tanıtım, ülkenin temel siyasal, ekonomik tercihleri doÄŸrultusunda ulusal dış politikaya uygun olan faaliyettir,

• Dış tanıtım amaçları olan bir faaliyettir. Bu amaçlar Dünyada ülkeyle ilgili olumlu bir imaj yaratmak, ülke saygınlığını artırmak, ülke hakkında yanlış bilgi ve görüşleri, izlenimleri ortadan kaldırmaktır,

• Dış tanıtımın temel ilkeleri genellikle devlet tarafından saptanır,

• Dış Tanıtım faaliyetlerinin yürütülmesinde deÄŸiÅŸik kamu ve özel kesim kuruluÅŸları uyum içinde çalışmalıdırlar,

• Dış Tanıtım açık, sürekli, yoÄŸun ve sistemli biçimde yapılan faaliyetlerdir.

Yukarıdaki tanımdan ve tanımın özelliklerinden anlaşılabileceği gibi, dış tanıtım turizmin gelişmesi, ülkeye yönelik talebin artması açısından hayati derecede önemlidir. Dış Tanıtım sayesinde insanların dikkatini turistik mal ve hizmetlerin üzerine çekme, onlara bu mal ve hizmetlerin fiyatları, özellikleri, kaliteleri gibi konularda bilgi verme, telkinde bulunma ve bunun sonucunda da hedef kitle veya kitlelerin nezninde olumlu bir imaj yaratma şansına sahip olunabilmektedir.

Turizm ve dış tanıtımı birbirlerinden ayrı olarak düşünmek mümkün değildir. Doğru olarak gerçekleştirilen her dış tanıtım faaliyeti sonuç olarak turizme olumlu yönde katkıda bulunmaktadır. Kültürel Dış Tanıtım, Siyasi Dış Tanıtım, Ekonomik Dış Tanıtım faaliyetlerinin tamamı ile Turistik Dış Tanıtım koordineli biçimde olmalı ve birbirlerini tamamlamalıdırlar.

4. Türkiye’nin 1984 - 1999 Yılları Arasındaki Dış Tanıtım Politikası ve Uygulamaları

Türkiye’nin on altı yıllık dönem içerisindeki tanıtım politikaları incelenirken esas önemin çalışmanın konusu itibari ile,Turistik Dış Tanıtım ile ilgili politikalara verilmesinin doÄŸru olacağı düşünülmüştür. Politik, Kültürel ve Ekonomik alandaki tanıtma faaliyetlerinin, Turistik tanıtma faaliyetleri ve politikaları ile bir bütünlük arz ettiÄŸi ve birbirlerini tamamladıkları gerçeÄŸi de unutulmamalıdır.

Turistik dış tanıtım politikasının temel noktalarını belirleyebilmek için kalkınma planları dahilinde , turizme yönelik olarak gerçekleştirilen çalışmaların incelenmesi gerekmektedir. Bu inceleme neticesinde, aşağıda belirtilen hususların Turistik Dış Tanıtım Politikasını oluşturan elemanlar olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

• Talebin artırılmasına yönelik faaliyetlerin gerçekleÅŸtirilmesi ve bu yapılırken de yurt dışı tanıtım faaliyetlerinde, bu konularda tecrübeli olan ÅŸirketlerle çalışılması,

• Turistik tanıtmaya yeni bir yön verilmesi,

• Tanıtım konusunda yeni bir örgütlenmeye gidilmesi,

• Yayınlarda geleneksel özelliklerin ön plana çıkarılması,

• Seyahat Acentalarının, Tur Operatörlerinin, Havayolu Firmalarının temsilcilerinin ülkede ağırlanması,

• Tanıtım konusunda uzman eleman istihdam edilmesi,

• Tanıtma görevini doÄŸrudan ya da dolaylı üstlenen kamu ve özel sektör kuruluÅŸları arasında eÅŸgüdümün saÄŸlanması,

• Yıl boyu talep yaratılması,

• Türkiye’nin ayrıcalıklı özelliklerinin vurgulanması,

• İletiÅŸim ağının geniÅŸletilmesi ve teknolojik yeniliklerden daha fazla yararlanılması.

Türkiye’de Turizmin Özellikle Güçlü Olan yanları

• ‘ Son yapılan kur düzenlemelerinden sonra , Türkiye rakip ülkelere nazaran çok daha ucuz bir ülke haline gelmesi en önemli göreli üstünlüğü saÄŸlıyor.

• Türkiye’nin sayısız doÄŸal ve kültürel güzellikleri , Türkiye’de uygulanabilecek deÄŸiÅŸik turizm tiplerini mümkün hale getiriyor ( inanç turizmi , yat turizmi , kayak turizmi vb. )

• Bir çok iklimin bir arada yaÅŸanabilmesi özellikle güney sahillerinde yazın uzun olması İngiltere ve Rusya gibi az güneÅŸli ülkelerden gelen Turist akımını arttırıyor. ‘

Türkiye’nin tanıtımı ile ilgilenen kuruluÅŸların sayısı oldukça fazladır ve bunların faaliyetlerinin Türkiye’nin tanıtım uygulamaları olarak nitelendirilmesi mümkündür. Bunların arasından gerçekleÅŸtirdikleri faaliyetlerin kapsam ve önemi nedeni ile Turizm Bakanlığı, DışiÅŸleri Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı’nın faaliyetlerine kısaca deÄŸinmenin yararlı olacağı söylenebilir.

Söz konusu kuruluÅŸlar arasında en yetkili olan kurum Turizm Bakanlığı dır. Türkiye’nin yurt dışındaki imajının geliÅŸtirilmesi, Türkiye’nin uluslararası turizm pazarındaki payının artırılması, böylece hem döviz kazandıran hem de istihdam yaratan bir sektör olan turizmin, ülkenin sosyo-ekonomik geliÅŸimine olan katkılarının en üst düzeye çıkarılması, bakanlığın tanıtım faaliyetlerinin amacı olarak belirtilmiÅŸtir. Bu amaca ulaÅŸmak için gerçekleÅŸtirilen faaliyetler ise ana baÅŸlıkları itibari ile ÅŸu ÅŸekilde belirtilebilir; AraÅŸtırma, stratejik planlama, reklam, halkla iliÅŸkiler, enformasyon, kongre, fuar ve gösteri faaliyetleri ve satış geliÅŸtirme.

Tablo 1: Tanıtma Genel Müdürlüğü İnsan Gücü ( Haziran 2000)

Tanıtma Genel Müdürlüğünde Görevli Personel 1529

Yurt Dışı Teşkilatında Görevli Personel 45

İl Turizm Müdürlükleri Toplam Personel Sayısı 1041

Danışma Müdürlükleri Toplam Personel Sayısı 309

Kaynak : www.turizm.gov.tr

Tablo 2 : Yurt Dışı Tanıtma Müşavirlik ve Ataşelikleri

İsveç İngiltere Finlandiya İsrail

Belçika İspanya Hollanda Rusya

Avusturya Japonya Singapur İsviçre

Fransa Kuveyt Kanada Avustralya

İtalya Danimarka ABD(Washington, New York) Almanya(Berlin,

Münih,Frankfurt)

Kaynak : www.turizm.gov.tr

Tablo 1 ve Tablo 2 de dikkati çeken hususlardan birisi, Tanıtma Genel Müdürlüğünde toplam olarak 1529 personel görev yapmakta iken bunlardan sadece 45 tanesinin yurt dışı teşkilatında görevli olduklarıdır. Personelin çok önemli bir bölümü il turizm müdürlükleri bünyesinde görev yapmaktadır. Yirmi ülkede tanıtma müşavirlik ve ataşeliği bulunurken, bunların büyük çoğunluğu AB üyesi ülkelerden oluşmaktadır. Kıta Avrupası dışında ise A. B. D., Japonya, Singapur, İsrail, Avustralya, Kanada ve Kuveyt de tanıtma müşavirlik ve Ataşelikleri bulunmaktadır.

Türkiye’nin dış tanıtımında DışiÅŸleri Bakanlığı, Kültür Bakanlığı gibi kuruluÅŸlara önemli görevler düşmektedir. Bunların başında yer alan DışiÅŸleri Bakanlığı; Türkiye’nin yürüttüğü siyasetin tanıtılması, anlatılması, hedeflerinin, stratejilerinin ortaya konulması, kendi güvenliÄŸine yönelik olarak giriÅŸtiÄŸi bir takım faaliyetlerin dış kamuoyuna doÄŸru bir biçimde aktarılması, yabancı basın ve yayın organlarında Türkiye aleyhinde ortaya konan dayanıksız ve yanlış haber ve yayınlara ilk anda tepki gösterilmesi noktasında olan geniÅŸ teÅŸkilata, deneyimli, tecrübeli elemanlara sahip olması nedeni ile Türkiye’nin Dış Tanıtımında oldukça önemli bir role sahiptir.

Kültür Bakanlığı, Türkiye’nin tarihi ve kültürel deÄŸerlerinin tanıtılması amacı ile, bu deÄŸerlerin yurt dışında sergilenmesine yönelik olarak, yurt dışında sergiler düzenlemekte, bünyesinde bulunan sanatçıların yurt dışında gerçekleÅŸtirdikleri temsillerle ülkenin tanıtımına olumlu yönde katkıda bulunmaktadır.

Bu kuruluşların dışında Seyahat Acentaları, Havayolu Firmaları, Üniversiteler, Vakıflar v. b. kuruluşlar da belirli ölçülerde ülkenin tanıtılmasına yönelik olarak faaliyette bulunmaktadırlar.

Yukarıda bahsedilen üç kurumun ve diğer, kamu ve özel sektör kuruluşlarının faaliyetleri çerçevesinde ekonomik, politik ve turizm alanlarında ki tanıtma faaliyetleri ile ilgili olarak şu hususlar ifade edilebilir;

Ekonomik alandaki tanıtma faaliyetleri ;

• Serbest kur politikasına geçilmesinin,

• Rekabetin teÅŸvik edilmesinin,

• TeÅŸviklerin,

• Yabancı sermayeyi ülkeye çekmek amacı ile yapılan faaliyetlerin,

• AB’ ye tam üyelik baÅŸvurusunun,

• GAP’ın,

tanıtılmasına yönelik faaliyetlerden söz edilebilir.

Politik tanıtım faaliyetleri; Türkiye’nin siyasi açıdan tanıtımına bu dönem zarfında olumlu ve / veya olumsuz yönde katkıda bulunan, imajını zaman zaman iyi yönde ancak, çoÄŸu kez kötü yönde etkileyen bir çok olayla ve geliÅŸmeyle karşılaşılmıştır. Bu olay ve geliÅŸmeler ÅŸu ÅŸekilde sıralanabilir;

• Körfez krizi ve sonrasındaki körfez savaşı,

• Terör,

• Bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetleri ile iliÅŸkiler,

• AB’ ye tam üyelik baÅŸvurusu ve ardından imzalanan Gümrük BirliÄŸi

• İnsan hakları ihlallerine iliÅŸkin iddialar,

• DemokratikleÅŸme konusu,

5. Türkiye’nin Tanıtım Harcamalarının Dış Turizm Talebine Etkilerinin Belirlenmesi

Dış Tanıtım Türkiye’nin uzun yıllardan beri gündeminde olan, yapılan yanlışların, eksikliklerin, yapılması gerekenlerin ve önerilerin uzun zamandır dile getirildiÄŸi, bir türlü istenilen sonuçların alınamadığı bir konu olarak varlığını sürdürmektedir.

Ülkenin imajı ve bu imajı olumlu yönde geliÅŸtirecek tanıtma faaliyetleri Türkiye’ye yönelik turizm talebini etkileyen önemli bir unsur olarak nitelendirilebilir. Ülke tanıtımına yönelik çabaların etkili olması, ülkeye yönelik turizm talebinin artmasına neden olacaktır.

Türkiye’nin tanıtımına yönelik olarak, Turizm Bakanlığından üniversitelere, vakıflardan Diyanet İşleri BaÅŸkanlığına kadar çok sayıda kurum ve kuruluÅŸ faaliyet de bulunmaktadır. Olumlu bir Türkiye imajının oluÅŸturulması için tanıtma faaliyetlerinde hangi hususların göz önüne alınması gerektiÄŸi, nelere dikkat edilmesi gerektiÄŸi, nelerden kaçınılması gerektiÄŸine dair çalışmalar mevcuttur. Ancak, Türkiye’nin tanıtımına yönelik çabalar için harcanan kaynakların, ülkenin turizm gelirlerine ve turist sayısına olumlu etkilerinin olup olmadığına iliÅŸkin bir bilgiye rastlanmamıştır.

Türkiye’nin dış tanıtım nedeni ile yaptığı harcamalar ile ülkeye gelen turist sayısı ve turizm gelirleri arasında iliÅŸki bulunup bulunmadığının ortaya konulması kaynakların boÅŸa harcanmasına engel olunması, yapılan harcamalardan istenilen sonuçların alınmasına yardımcı olması açısından önemlidir.

1980’li yılların başından itibaren ülkemizde turizm sektörünün geliÅŸimine özel önem verilmiÅŸ, söz konusu geliÅŸimi saÄŸlayacak ve hızlandıracak önlemler alınmıştır. Bu önlemlerin ve bunların sonucu olarak saÄŸlanan teÅŸviklerin neticesinde konaklama arz kapasitesinde önemli artışlar gerçekleÅŸmiÅŸtir. Aynı dönemde Türkiye’ye yönelik turizm talebinde de önemli artış meydana gelmiÅŸtir. Bu duruma iliÅŸkin verileri aÅŸağıdaki tabloda görmek mümkündür.

Tablo 3: Türkiye’nin Konaklama Kapasitesi ve Türkiye’ye Yönelik Turizm Talebi

İşletme Belgeli Yatırım Belgeli

Yıl Tesis Yatak Tesis Yatak Turist Sayısı (Bin Kişi )

1987 834 106214 892 153786 2. 855

1988 957 122306 1268 218445 4. 172

1989 1102 146086 1662 288896 4. 459

1990 1260 173227 1921 325515 5. 389

1991 1404 200678 1987 331711 5. 517

1992 1498 219940 1938 309139 7. 076

1993 1581 235238 1788 276037 6. 500

1994 1729 265136 1578 240392 6. 670

1995 1790 286463 1334 202483 7. 726

1996 1866 301524 1309 202631 7. 974

1997 1933 313298 1402 236632 9. 236

1998 1975 317389 1416 243689 9. 752

1999 1996 321121 1359 254457 7. 464

Kaynak : www.turizmgazetesi.com

Ancak, sık sık, mevcut kapasitenin kullanımında, yetersiz talep nedeni ile sıkıntılarla karşılaşılmaktadır. Talep yetersizliÄŸinin en önemli nedenlerinden birisi olarak da Türkiye’nin tanıtımına yönelik olarak gerçekleÅŸtirilen faaliyetlerin etkisiz olması gösterilmiÅŸtir. Bu durumun en önemli sebebinin, gereken miktarda kaynağın tanıtıma tahsis edilmemesi olduÄŸu söylenebilir. Ülkeye yönelik turizm talebinin istenilen düzeyde olmaması , ülke ekonomisinde önemli kayıplara neden olmaktadır.

Türkiye’nin mevcut olan ve sık sık dile getirilen olumsuz imajının düzeltilmesi, söz konusu olan olumlu imajının desteklenmesi için tanıtma faaliyetlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkenin tanıtımında, sadece tarihi ve turistik deÄŸerlerin ön plana çıkarılması yeterli deÄŸildir, aynı zamanda ekonomik, siyasi, kültürel tanıtma faaliyetleri de ülke imajının olumlu yönde oluÅŸturulmasına önemli katkılarda bulunabilirler. Esasen ekonomik, siyasi ve kültürel tanıtım faaliyetleri ile turistik tanıtım faaliyetlerini birbirinden ayırmanın yanlış olacağını söylemek mümkündür.

Bütün bu geniş kapsamlı tanıtım faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için büyük bir tanıtım bütçesine ihtiyaç vardır. Türkiye gibi, kaynakları zaten kıt olan bir ülkenin, kıt olan bu kaynaklarının boşa harcanmasına engel olunmalıdır.

Turizm Bakanlığın yapılan araştırmalar neticesinde 1984 - 1999 dönemine ilişkin tanıtım harcaması rakamlarına ulaşılmıştır. Aşağıdaki tabloda bu döneme ait konu ile ilgili rakamları görmek mümkündür.

SONUÇ

Çalışma neticesinde, diÄŸer koÅŸulların deÄŸiÅŸmemesi koÅŸulu ile son on altı yıllık dönemde Türkiye’nin yurt dışında tanıtılması için gerçekleÅŸtirilen harcamalar ile Türkiye’nin turizm gelirleri ve Türkiye’ye gelen turist sayısı arasında olumlu yönde bir iliÅŸki olduÄŸu ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin tanıtılması noktasında baÅŸarılı olunmasının en önemli ÅŸartı tanıtmaya daha fazla kaynak ayrılması hususudur. Bunun yanı sıra tanıtma ile ilgili olarak faaliyette bulunan çok sayıda kurum ve kuruluÅŸ arasında koordinasyon saÄŸlanması, yurt dışında fiilen faaliyette bulunan havayolu firmalarının ve seyahat acentalarının daha fazla ön plana çıkmaları yararlı sonuçlar verebilir.

Tanıtma faaliyetleri sabırla, uzun süre devam ettirilmeli, inandırıcılığın ve tutarlılığın seviyesi mümkün olduğu kadar yüksek tutulmalıdır.

Tanıtma faaliyetlerinde hedef kitlelere yönelirken kısa ve uzun vadeli planlar yapılmalıdır. Tanıtma faaliyetlerinde beş, on yıllık veya belirli bir zaman dilimi belirtilmiş bir plana sahip olunmalıdır. Stratejik planlama sayesinde gelecekteki pazarların ve müşterilerin ihtiyaçları ile ilgili olarak bakış açısı ayarlanabilir.

Bütün bu belirtilen hususlar, tanıtma faaliyetlerinden istenilen sonuçların alınmasına yardımcı olacaktır.

‘Hedefini tespit etmeyen ve hedefe ulaÅŸmak için plana sahip bulunmayan ülke ; genellikle hiçbir yere gitmeyen veya nereye gittiÄŸi bilinmeyen ülke olarak kabul edilir.’

John Galbraith

Uluslar Arası Sermaye Piyasası

Salı, 06 Kasım 2007

ULUSLAR ARASI SERMAYE PİYASASI

Sermaye kelimesini duyduğumuzda çoğumuzun aklına ilk olarak gelen paradır.

“Sermaye kavramı iktisatta, hatta iÅŸletmeciliÄŸin deÄŸiÅŸik alanlarında farklı anlamlarda kullanılır. Birbirleriyle yakından iliÅŸkili iki alan olan muhasebe ve finans da bile anlam farkı mevcut olup, terimin bütün halleri kapsayacak tek bir tanımda yapmak maalesef mümkün deÄŸildir.

İktisat, iÅŸletme ve finans dalında deÄŸiÅŸik tanımları olan sermaye kavramı’nı kısaca tanımlamamız gerekirse aktifteki unsurlara karşılık, bunları finans eden iÅŸletmenin kendi özkaynakları’na “sermaye” denir.

Varlıkların finansmanında kullanılan kaynaklar baÅŸlıca iki ana grupta toplanır. Bunlar özkaynaklar (özsermaye) ve yabancı kaynaklar (borçlar)’dır. Uluslar arası sermaye piyasaları da yabancı kaynaklar bölümünde yer alır.

Uluslararası mali piyasalarının uluslararası para piyasaları yanında ikinci bölümünü uluslar arası sermaye piyasaları oluşturur. Bu piyasalarda kısa vadeli para ve sermaye hareketlerinden daha uzun vadeli sermaye hareketleri yer alır. Bu akımlar uluslar arası para ve sermaye hareketleri sisteminin çizdiği genel çerçeve içinde işler.

Uluslar arası sermaye piyasaları kendi, tahvil ve hisse senedi piyasaları olarak üç temel alt piyasa olarak ayrılır. Kendi piyasalarında para, diğer iki piyasaya da ise menkul değer işlem görürler. Uluslar arası kredi piyasalarında uluslararası ticaretin finansmanına yönelik krediler ile diğer amaçlı krediler işlem görür. Uluslararası krediler ile diğer amaçlı krediler işlem görür. Uluslararası kredilerin belki de en eski biçimi uluslararası ticaret finansmanıdır. Fakat günümüzde uluslar arası ticaret hacmindeki büyük artışa paralel olarak finansmanının araçları da çok çeşitlenmiştir.

Bu araçların belli baÅŸlıcaları banka kabulü, alacaklı hesap finansmanı, factoring, fortfain ve kısa süreli banka kredileridir. Uluslar arası kredinin vadesi ve kredi için ödenecek faiz oranı pazarlıkla saptanır. Kredi faizi vadesi sürecinde sabit veya deÄŸiÅŸken olabilir. Sabit faiz haddinde ödenen belirlenmiÅŸ ve deÄŸiÅŸmeyecek bir oran uygulanır. DeÄŸiÅŸken faiz haddi durumunda, ödenecek faiz genellikle normal olarak mali aracın fon maliyetine göre belirlenecek bir kıstasa baÄŸlanır. Günümüzde genellikle uygulanan oran LİBOR’dur. Açılımı ise Londan İnterbank Offered Rote yani, Londra Bankaları arası teklif oranı.

Krediler günümüzde çok çeşitlenmiş koşullarda verilmektedir. Bu koşullara kredi kolaylıkları adı verilmektedir. Bankaların sundukları kredi kolaylıkları normal olarak europara piyasalarından finanse edilir. Bazı kredi kolaylıkları şunlardır: vadeli faiz oranı anlaşmaları sözleşmelerinde gelecekteki borçlanmalarda faiz haddi, üzerinde önceden anlaşılmış bir oran olur. Değişken faizli kredilerde faizin oynayabileceği alt ve/veya üst oran saptanabilir. Çok seçenekli kredi kolaylığında farklı dövizler cinsinden kredi almak mümkün olur. Kredi verme işlemi, özellikle kredi miktarının büyük olduğu durumda tek banka yerine genellikle bir grup yerli ve/veya yabancı banka grupları tarafından gerçekleştirilir. Bu gruba mali yükleniciler denir. Ve bu olaya kredi sendikasyonu adı verilir. Tahvil belli bir vade içinde her dönem için belirli bir oranda faiz ödeme garantisi veren bir mali araçtır. Uluslar arası tahvil faizleri sabit veya değişken faiz olarak ayrılır. Tahviller orta veya uzun vadeli olarak ihraç edilebilir.

Yeni çıkarılan tahviller ilk kez birincil piyasalar da satılır. Mevcut menkul değerlerin alınıp satıldığı ve el değiştirdiği piyasalara ise ikincil piyasalar adı verilir. Uluslar arası tahvil türleri ve bu türlerin alım satımının yapıldığı tahvil piyasaları, yabancı tahvil piyasaları, euro tahvil piyasaları ve özel plasman piyasaları olarak üçe ayrılır. Bu tahviller tahvil ihracını yapanlar tarafından normal olarak bir yatırım bankası veya menkul değerler finansmanına satılır. Ve bu kurumlar bunları daha yüksek bir fiyattan bireylere veya kurumsal yatırımcılara satarlar. Buna tahvil satışını yüklenmek, satışı üstlenen mali kuruma ise yüklenici denir. Yüklenicilik bir grup bankanın ve mali aracının konsoryimu aracılığıyla da yapılabilir. Hisse senetleri yatırılan sermaye karşılığında her yıl bir temettü getirisi sağlar. Ayrıca, yatırımcılar hisse senetlerinin kendilerinin değer kazanmasından dolayı ek kazanç sağlarlar.

Uluslar arası piyasalarda satmak amacıyla hisse senedi çıkarılması iki yolla yapılır. Tek dilimli ihraç durumunda euro, hisse senedi, sadece euro piyasalarda satılmak üzere ihraç edilir. Satış aynı anda Avrupa ülkelerinde çapılır. Fakat Avrupa ülkeleri dışındaki ülkelerde de (ABD, Japonya gibi) hisse senedi satmak mümkündür. İki dilimli ihraç yakında ise hisse senedi ihracı ulusal dilim ve uluslar arası dilim olarak ikiye ayrılır. Uluslar arası dilim yabancı yatırımcılara dağıtılabilir.

Hisse senetlerinin uluslar arası pazarlama, euro tahvillerde olduÄŸu gibi kredi sendikasyonu yoluyla yapılır. 1960’lardan, fakat özellikle 1970’lerden beri mali piyasalarda en önemli trend bu piyasaların dünya çapında bütünleÅŸme derecelerinin büyümesi entegrasyonudur. Bu trend 1990’larda daha hızlanmıştır. Buna mali piyasaların küreselleÅŸmesi (globalleÅŸme) denir.

Mali piyasaların dünya çapında bütünleşme derecesinin artmasının çeşitli nedenleri vardır. Dünya ticaretinin artması, iletişim ve haberleşme teknolojilerinin ilerlemesi ve regulasyonun azalarak mali piyasaların serbestleşmesi en önemli nedenler arasındadır. Guropara (eurocurrency) piyasası, yani bankanın yer aldığı ülkenin parası dışındaki yabancı paralar üzerinden yatırılan mevduat ve verilen krdiler piyasası ve uluslar arası tahvil piyasası özellikle büyük genişleme göstermiştir. Çünkü europara piyasası devlet reguasyonundan ve vergilerden muaftır.

Uluslararası sermaye piyasalarının en ilginç ve çarpıcı özelliklerinden birisi de sermeye hareketlerinin hızının ve hacminin büyüklüğünün uluslararası ticaret hareketlerinden ve yabancı özel yatırımlardan çok daha büyük olmasıdır. Bunun en önemli nedeni ülkeler arasındaki faiz hadleri ve döviz karları farklılıklarının olması ve faiz hadleri döviz kurlarının sürekli değişkenlik göstermesidir. Bu durum bir yandan arbilraj, riskten korunma ve spekülasyon amaçlı çok sayıda yeni mali araçların ve türev araçların doğmasına ve geliştirilmesine yol açarken, bir yandan da bunlara yönelik sermaye hareketlerinde muazzam bir artış yaratmıştır.

Son olarak bahsedeceğim bir konu uluslararası sermaye piyasasına kimler aracılık eder? 2499 sayılı sermaye piyasası kanunun 15.12.1999 tarihli ve 4487 sayılı kanunla eklenen maddelerine dayanılarak, Türkiye de sermaye piyasasında aracılık faaliyetinde bulunmaya Sermaye Piyasası Kanunu ile yetkili kılınmış kuruluşların üye alacağı tüzel kişiliği haiz kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olan Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği kurulmuştur.

Bu birliğin amacı sermaye piyasasının ve aracılık faaliyetlerinin gelişmesini, birlik üyelerinin dayanışma ve sermaye piyasasının gerektirdiği özen disiplin içerisinde çalışmalarını, haksız rekabetin önlenmesini, mesleki konularda üyelerinin aydınlatılmasını sağlamak üzere Kanun ve bu statü ile verilen görevleri yerine getirmektedir.

Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşlar Birliği; Kanunun/B maddesi uyarınca sermaye piyasasının ve aracılık faaliyetlerinin gelişmesini sağlamak üzere araştırmalar yamak, Birlik üyelerinin sermaye piyasasının gerektirdiği özen ve disiplin içerisinde çalışmalarını yönelik meslek kurallarını oluşturmak, haksız rekabeti önlemek, bu konularda gerekli önlemleri almak kendisine mevzuatla bırakılan veya kurulca belirlenen konularda düzenlemeler yapmak, yürütmek, denetlemek, birlik statüsünde öngörülen disiplin cezalarını vermek amacıyla ilgili hususlarda üye kuruluşlarla işbirliği yapmak, mesleki gelişmeleri idari ve yasal düzenlemeleri izleyerek bu konuda üyeleri aydınlatmakla görevli ve yetkili kılınmıştır.

1. Uluslararası Pazarlama

Salı, 06 Kasım 2007

1. ULUSLARARASI PAZARLAMA

Tanımlamaların dayandığı temel ve içerik yönünden ortak görüşler mevcuttur:

Uluslar arası pazarlama, “ulusal sınırları aÅŸan, Pazar konusunda bilgi edinme, yapın geliÅŸtirme, fiyatlandırma, dağıtım ve geliÅŸtirme etkinliklerinin bir veya daha çoÄŸunun uygulanması” olarak tanımlanmaktadır.

Hess ve Cateora, uluslar arası pazarlamayı “bir firmanın mal ve hizmetlerinin birden çok ülkedeki tüketiciye veya kullananlara akışını yöneten iÅŸletmecilik etkinliklerinin uygulanması” ÅŸeklinde tanımlamaktadır. Kramer’e göre ise, “uluslar arası pazarlama tek bir temel nedenle ulusal pazarlamadan ayrılmaktadır; uluslar arası pazarlama diÄŸer ülkelerdeki bireyler, firmalar, organizasyonlar ve/veya yönetim bölümleriyle yapılan ticareti kapsamaktadır.”

1.1. Uluslar arası ve Ulusal pazarlama Ayrımı

Ulusal pazarlama ile uluslar arası pazarlama arasındaki temel ayrım, uluslararası pazarlamanın diğer ülkelerdeki bireyler, firmalar ve kamu kuruluşları ile işletmecilik etkinliklerini içermesidir.

Pazarlama ile ulusal pazarlama arasındaki ayrımlardan biri bir firmanın pazarlama programının niteliÄŸini saptayan parametrelerin, firmanın girdiÄŸi her dış Pazar için ayrımlı olmalıdır. Bu ayrımın nitelikleri arasında, isteÄŸin niteliÄŸi, rekabet ve dağıtım yapısı belirtilebilir. Bu ayrımların pratik sonucu ÅŸudur; bir yöneticinin “uluslar arası” pazarlama yöneticisi olarak, her bir özgül dış ülkedeki özgül/spesifik pazarlama için gerekli rekabetten daha geniÅŸ bir rekabet ve ulusal pazarlama yöneticisi tarafından istenilenden daha açık bir ÅŸekilde ayrımlı bir rekabeti kazanmak gereksinmesidir. DiÄŸer bir deyiÅŸle, uluslar arası pazarlama yöneticisi, uluslar arası pazarlama (ulusal sınırları aÅŸan pazarlama) ile olduÄŸu kadar, çokuluslu pazarlama ile de baÄŸlanmıştır.

Uluslar arası pazarlama, yalnızca bir ülkeden diğer bir ülkeye yapılan ve genellikle dışsatım olarak tanımlanan etkinlikten daha kapsamlı ve boyutludur. Ulusal pazarlama bir yönden ulusal pazarlamayı bütünlemekle beraber, uluslar arası ticaretteki sürekli, dinamik ve karmaşık gelişmeler nedeniyle giderek daha bağımsız bir niteliği zorunlu olarak kazanacağından atılımcı, girişken ve Pazar olanaklarından en üst düzeyde yararlanma olanağını veren bir pazarlama yönetimini gerektirmektedir.

1.2. Uluslar arası Ticaret ve Uluslar arası Pazarlama Ayrımı

Uluslar arası ticaret değişik pazarlama işlevlerini kapsamaktadır. Fakat bu tür ticaretin büyük bir bölümü, uluslar arası pazarlama yönetimini kapsam dışında tutmaktadır. Pazarlama yönetimi deyimi ile bir firmanın uluslar arası bir pazarlama programı yönetimi belirtilmekte, buna karşılık dünya ticareti deyimi ile daha çok, az bir oranda veya hiçbir şekilde aktif pazarlama yönetiminin uygulanmadığı, satın alma ve satış etkinliklerinin yer aldığı ve malların daha çok değişimi belirtilmektedir.

İki terim arasındaki diğer bir ayrım da uluslar arası pazarlamanın/malların akışı olmaksızın da belirli bir yeri olmasıdır. Örneğin, ABD ve Batı Avrupa firmalarının dış ülkelerdeki bağlı firmaları tüm satışlarını, ulusal bir Pazar içerisinde ve uluslararası ticaret istatistiklerine girmeden yapabilirken, bu bağlı firmaların çeşitli pazarlama işlevlerini, örneğin, pazarlama planlaması, yapın geliştirme uluslararası nitelikte uygulayabilmektedir.

2. ULUSLAR ARASI PAZARLAMANIN ÖNEMİ VE DIŞA AÇILMA DÜŞÜNCESİNDE OLAN İŞLETMELERİN DİKKATE ALMASI GEREKEN FAKTÖRLER

İnsanlar yeryüzünde var olduklarından beri, yaşamlarını sürdürebilmek için bir yandan doğa ile mücadele ederek ihtiyaçlarını gidermeye çalışırlarken, diğer yandan da kendi güçlerinin yetmediği veya bulun¬dukları bölgeden sağlayamadıktan ihtiyaçlarını, bunları temin edebilen insanlardan, mal değişimi (takas) yoluy¬la tatmin etmeye çalışmışlardır. Bu süreç, insanlığın evrimi ile, gelişerek çeşitli şekillerde devam etmiştir. Uluslar, önceleri kendi komşuları ile bir takım mal ve hizmet alış verişinde bulunurlarken, gerek Üretim teknolojilerinde ve gerekse telekomünikasyon ve ulaşım alanlarındaki hızlı gelişmeler sonucu, sınırlarının çok ötesindeki uluslarla bile ticari işlere girebilmişlerdir. Böylelikle, ticaretin uluslararası boyutlara ulaşması sonucu, uluslararası pa¬zarlar doğmuştur. Buna bağlı olarak da uluslararası pa¬zarlama büyük önem kazanmıştır.

Tanımlarda ortak özellik, insan arzu ve ihtiyaçlarını tatmin çabalan üzerinde durulmasıdır. Buradan hareketle, konuyu işletmeler açısından ele aldığımızda, amacın hedef pazar¬daki tüketici veya müşterilerin arzu ve ihtiyaçlarını tatmin yoluyla satış ve kâr olduğunu söyleyebiliriz.

İşletmeler, içinde bulunduktan ülke ve bu ülkede bu¬lunan hedef pazardaki çeşitli olumsuz etkenler veya dış pazardaki cezbedici olaylar nedeniyle, ya atıl kapasitele¬rini kullanarak sağladıkları üretim artışı ya da dış pazarlara yönelik üretim yapmak üzere yeni yatırımlara gire bilmektedir. Ancak, o niyette olan işletmeler, işe başlamadan evvel, hedef dış pazarları çok yönlü olarak analiz etmek durumundadırlar. Aksi halde başarısızlık, kaçınılmazdır.

Özellikle, gelişmiş ülkelerdeki büyük işletmeler, ci¬rolarının ve kârlarının büyük bölümünü ülke dışındaki üretimlerinden ve pazarlama faaliyetlerinden elde etmek¬tedirler. Gerek iç pazarda ve gerekse dış pazarlarda faaliy¬et gösteren işletmeler, rakiplerine nazaran çok daha fazla avantaj sağlayabilirler. Bu avantajları, dolayısiyle işletmeleri, dış pazarlara yönelten başlıca etkenleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

1- İç pazardaki talebin azalması

Ülkede çıkabilecek ekonomik durgunluk, mevsim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan talep yetersizliği, ülke nüfusundaki gerileme veya yetersiz artış gibi talebi menfi olarak etkileyen nedenlerden dolayı, iç pazarda or¬taya çıkan talep yetersizliğinden etkilenmemek için, dış pazarlar kurtarıcı olabilir.

2- Çeşitli nedenlerden, işletmede atıl kapasite var ise, üretim arttırılarak, ihracat yoluyla, satış ve kâr arttırılabilir. Böylelikle, kapasite kullanımının artması sonucu, birim maliyetler-düşeceğinden, birim, do¬layısiyle toplam kârlılıkta artı; sağlanabilir .

3- İç pazardaki rekabetten kurtularak, riski azaltmak, iç pazardaki yoğun rekabet, işletmelerin kârlılığını ve pazar payını menfi yönde etkiler. Böyle durumlarda işletmeler, yoğun rekabete maruz kalan ma¬mullerini dış pazarlara satmak suretiyle, rekabetten kur¬tularak, risklerini azaltabilirler.

4- İç pazarlarda ömrünü tamamlamak üzere olan mamullerin ömrünü uzatmak.

Tıpkı insanlarda olduğu gibi, mamullerin de belli bir ömrü bulunmaktadır (4). Pazara sunulan bir mamul önce pazara giriş dönemi, sonra sırasıyla büyüme, ol¬gunluk dönemi ve nihayet satışların düşmeye başlamasıyla, işletmenin mamulü pazardan çekmesiyle, sonuçlanan bir çeşit "mamul ölümü" evrelerinden geçmektedir, işte böyle bir mamul, dış pazarlara satılarak, ömrü uzatılabilir.

5- Dış pazarlardaki vergi ve diğer teşvik avantaj¬larından yararlanmak.Özellikle gelişmekte olan ve geri kalmış Ülkeler ya¬bancı-sermayeyi ülkelerine çekerek, kalkınmalarını hızlandırmak amacıyla, dış yatırımcıları, yatırım yaptıkları taktirde, vergi ve diğer teşvik araçlarıyla özendirmeklerdirler.

6- Ülkemizde olduğu gibi, bazı ülkeler döviz girdisi sağlamak amacıyla, dış satımcılara vergi iadesi, ihracatı teşvik kredisi, vergi istisnası gümrüksüz üretim faktörleri ithalatı ve benzeri teşvik imkânlarından fayda¬lanmak.

7- Dış pazarlarda, güçlü rakiplerin mamulleriyle re¬kabeti öğrenerek, iç pazarlarda da güçlü hale gelme.

Dış pazarlarda, çeşitli ülkelere mensup işletmelerin mamulleri rekabet halinde bulunmaktadır. Aynı pazara girmek isteyen işletmeler, rekabette güçlü rakiplerle yarışabilmek için, pazarlama araçlarını en etkin biçimde kullanmayı öğrenmek zorundadır. Böylelikle dış pazar¬larda deneyim kazanan işletmeler, iç pazardaki rakiple¬rine göre daha avantajlı duruma gelebilirler.

8- işletmenin politik etkinliğini arttırmak .Dış pazarlara açılarak, ihracat yapan ve / veya dış ülkelerde yatırım ve üretim yapan işletmeler, diğer işletmelere göre, politik olarak daha etkin duruma gele¬bilmektedirler.

Şüphesiz ki, yukarıda sıralanan, etkenler daha da arttırılabilir. Etken veya etkenler ne olursa olsun, dışa açılmayı hedefleyen işletmelerin, her şeyden önce ulus¬lararası ticaret sistemini öğrenmeleri gerekmektedir .

Ülkeler, sanayilerini korumak amacıyla, gümrük ta¬rifeleri, kotalar ve benzeri yollarla dışarıdan gelecek mallara çeşitli kısıtlamalar getirebildiği gibi, bazı du¬rumlarda, tamamen yasaklama anlamına gelen ambargo dahi koyabilmektedir. Ayrıca ithal mallarına getirilen çeşitli standartlar da-koruyucu kalkan-olarak kul¬lanılmaktadır. Öte yandan bazı ülkeler, aralarındaki tica¬reti kolaylaştırmak amacıyla, ticaret ve tarife anlaşmaları (Örnek: GATT anlaşması) veya ekonomik topluluk anlaşmaları (Örnek: AT) yaparak, toplu halde ekonomik bir güç oluşturmaktadırlar. Dışa açılacak işletmeler, hedefledikleri pazar ülkesinin hangi ticaret sistemini uyguladığını iyi analiz etmek durumun¬dadırlar. Aksi halde, önlerine aşılması çok zor engelle¬rin çıkması kaçınılmazdır.

Yukarıda bahsedilen analizlerin yapılması gereği yanında, hedef pazar ülkesinin ekonomik, kültürel, pol¬itik, hukuki, kambiyo sistemi, politik istikrar ve bürokrasi gibi dış satımcıyı yakından etkileyebilecek faktörlerin incelenmesi gerekmekledir. Bu faktörleri kısaca aşağıdaki gibi analiz edebiliriz.

2.1. Ekonomik Faktörler

Dış satımcının girmeyi düşündüğü pazarın bulunduğu ülkenin ekonomik yapısı ve bu ülkedeki gelir dağılımı dış satımcıları o ülkeye hangi mallan ihraç edebilecekle¬ri hakkında önemli bilgiler vermekledir.

Dış pazarın bulunduğu ülkenin geri kalmış, gelişmekle olan veya gelişmiş olması, o ülkedeki ya¬bancı mallara olan talebi farklı şekillerde yönlendirebilmekledir. Bu nedenle, hedef ülkenin ekono¬mik yapısının iyi analiz edilerek, pazarlama stratejileri¬nin ona göre yapılmasında fayda bulunmakladır. Keza hedef pazarın bulunduğu ülkedeki gelir dağılımı da ihra¬catçının, hangi gelir gurubunu potansiyel tüketici olarak seçebileceği hakkında önemli bilgiler vermekledir.

2.2. Kültürel Faktörler

Bilindiği üzere, her ülke kendine has birtakım örf, âdet, inanç ve benzeri özelliklere sahiptir. Bu nedenle, dış "satımcıların hedef pazardaki tüketicilerin kültürel yapılarını iyi analiz ederek, pazarlama programlarını ona göre yapmaları gerekmektedir.

2.3. Politik, Hukuki ve Bürokrasi Faktörleri

Bazı ülkeler, yabancı mallara ve müteşebbislere karşı açık bir politika izlerken, bazı ülkelerde tam tersi bir politika izleyebilmekledir. Keza, hedef ülkenin yönelim biçimi ve politik yapısı da dış satımcı ve yatırımcılar için risk derecesini belirlemekledir, iktidarların sık sık el değiştirdiği ve her iktidarın yeni ekonomik sistemler koyduğu ülkelerde, her an ortaya çıkabilecek olumsuz faktörler, dikkate alınmalıdır. Dikkate alınması gereken diğer bir faktör de devlet bürokrasisidir. Ülkemizde de okluğu gibi, bitmek tükenmek bilmeyen kırtasiye işlemleri, dış satımcıları bezdirmektedir.Bu nedenle, zaman ve maliyet hesaplan yapılırken, bürokrasi de dikkate alınmalıdır. Kambiyo Sistemi:

Gerek dış satımcılar ve gerekse yabancı ülkelerde yatırım yapmayı planlayan işletmeler, hedef ülkenin kambiyo rejimini çok iyi etüd etmelidirler. Sözgelimi ihraç edilen malların bedeli uluslararası kabul görmüş para birimleri (USS., DM., Sfr., Sterling gibi) ile tahsil edilemiyor, yabancı ülkede yatırım yapmış olan bir işletme yıllık kâr payını kendi ülkesine transfer edemi¬yor veya benzeri kambiyo kısıtlamaları ile karşı karşıya kalıyorsa, böyle bir ülkenin pazarına girmek, çok riskli olabilir.

Dış pazarlara girmeye karar veren işletmelerin öncelikle, uluslararası pazarlama amaç politikalarını belirlemesi gerekmektedir .

Bahsi geçen amaç ve politikalar; hangi ekonomik sisteme sahip olan ülkeler hedef alınacak?

(Gelişmemiş, gelişmekte olan ve gelişmiş gibi) bir ülkeye mi? yoksa birden fazla ülkeye mi? girilecek ve dış satımların, işletmenin toplam satışları içerisindeki yeri ne olacak? diğer bir deyişle, dış salimin hacmi ne olacak? gibi stratejik soruların, rasyonel cevaplan bulu¬narak, belirlenmelidir.

Yukarıda bahsetmiş olduğumuz faktörlerin dikkatle incelenmesi sonucu işletmeler, dış pazarlara satış veya yatırım yapmaya karar verdikleri taktirde, bu defa hedef ülkedeki hangi pazara gireceklerine karar vermek duru¬mundadırlar. Bunu yaparken, hedef pazarın mevcut duru¬mu, mevcut rakipler ve pazar paylan, pazarın gelecekte¬ki potansiyel; ve muhtemel satış hacmi dikkate alınmalıdır.

Şayet, yatırım ve üretim söz konusu ise, tüm mali faktörleri içine alan ciddi bir fizibilite hazırlanmasında fayda bulunmaktadır. Yabancı ülkedeki hedef pazar be¬lirlendikten sonra, dış satım planlanan mamullerin pa¬zardaki tüketiciye ulaştırılması aşağıdaki sekilerde ola¬bilmektedir.

a. İhracat:

işletmeler, ellerinde bulunan fazla mallarını satarak arızi veya plânlı ve sürekli olarak hedef pazara mal sa¬tabilir, tik defa ihracat yapanlar riski azaltmak amacıyla, hedef yabancı ülkede bulunan pazarlama kuru¬luşlarıyla çalışmayı tercih etmektedirler. Belli bir tecrübeden sonra, biraz daha riskli ve yüksek maliyetli olmakla beraber, daha etkin bir sistem olan, hedef paza¬ra doğrudan yapılan ihracat, tercih edilmektedir. Bunun için ise, ihracat servisi veya bölümü kurularak ihracat gerçekleştirilmekledir. Ayrıca, ihracatın hacmine göre, yabancı ülkede şube veya acente açarak, ihracat formali¬telerini kolaylaştırmakta ve ihraç mallarını alıcılara teslim etmekledirler. Ayrıca, şube veya acente elemanları vasıtasıyla hedef pazardaki olaylar hakkında sürekli olarak haberdar olmaktadırlar.

b. Yabancı -ülkede bulunan bir işletme ile ortaklık kurmak,

Hedef pazara ihracat yoluyla girerek deneyim kazanan işletmeler daha sonra, geniş bir uygulama alanı bulan ve joint venturc olarak bilinen, yabancı ülkedeki bir işletme ile işbirliğine girmektedirler. Bahsi geçen işbirliği lisans ve patent anlaşmaları, mamullerin ya¬bancı işletmenin tesislerinde üretilmesi için anlaşmalar veya yabancı işletme ile ortak yatırım şekillerinde ola¬bilmekledir.

c. Yabancı ülkede yatırım

Şayet yabancı ülkedeki işçilik, hammadde ve benzeri yatırım faktörleri ucuz ve bol pazar uzun vadeli gelecek vaad ediyor ise, işletme, hedef pazarın bulunduğu ülkede üretim yapmak üzere yatırıma karar verebilir. Tabiatıyla, buraya kadar anlatmaya çalıştığımız tüm faktörlerin ayrıntılı biçimde analiz edilmesi ve ondan sonra karar verilmesi gerekmektedir.

Bundan sonraki aşamada ise, hedef pazardaki tüketici arzu ve ihtiyaçlarını tatmin edebilecek mal, fiyat, tutundurma ve dağılımdan oluşan "pazarlama karması"nın geliştirilmesidir.

Son olarak değinmek islediğimiz konu, dış pazarlara mal ve hizmet satmak düşüncesinde olan işletmelerin sahip olması gereken organizasyon yapısıdır.

Dış pazarlara ihracat yoluyla giren işletmeler, öncelikle bir ihracat departmanı kurmaktadır. Bu departman, ihracat müdürü ve elemanları tarafından yönetilmektedir. İhracatın giderek hız kazanması veya çok sayıda ya¬bancı pazara girilmesiyle, ihracat departmanı artık ye¬terli olamamaktadır. Bu durumda, genel müdür yardımcısı veya başkan yardımcısı unvanlı bir üst düzey yöneticisinin yetki ve sorumluluğunda, uluslararası bölüm veya dış ticaret bölümü kurulmakladır. Bu bölüm de kendi içerisinde, bölge bazında, mamul veya mamul gurupları bazında veya işletmenin amaç ve he¬deflerine uygun biçimde departmanlara ayrılarak, etkin bir pazarlama organizasyonu sağlanabilmektedir.

Daha ileriki aşamalarda ise, işletmeler, dış pazarlar¬daki etkinliklerini arttırabilmek ve başlıca dünya pazar¬larından pay alabilmek için, çok uluslu organizasyonlara girmekledirler.

Hangi tip pazarlama organizasyonu olursa olsun, işletmelerin, finans, muhasebe, hukuk, personel ve diğer işletme fonksiyonlarının sürekli olarak pazarlama faaliyetlerini destekleyici yönde olması gerekmektedir. Ayrıca, istihdam edilecek personelin, pazarlamayı iyi bi¬len elemanlardan seçilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Sonuç olarak, dışsatımcılığın kolay bir iş ol¬madığını, atılacak her adımın pazarlama kavramı içerisinde ele alınarak çok iyi planlanması gerekliğini, aksi halde dışsatımcılığın hasbelkader bir-iki defadan ile¬riye gidemeyeceğini belirtmek isliyoruz.

Uluslararası ticaret insanlık tarihinde önemli bir yer tutmuÅŸ faaliyetlerden biri¬sidir. İlk çaÄŸlarda Mezopotamya’da üre¬tilen ürünlerin Anadolu’ya ve yakın çev¬resine pazarlandığını görmekteyiz. Di¬ğer yönden. Latin Havzasında üretilen ekonomik deÄŸerlerin de Kral Yolu ile Anadolu’ya, Önasya’ya ve OrtadoÄŸu’ya aktarıldığı bir gerçektir. Ayrıca İpek Yolu ile de Çin’in ve-UzakdoÄŸu ürünleri Or¬tadoÄŸu, Önasya ve Avrupa içlerine ka¬dar getirilmiÅŸtir.

Yüzlerce yıllık geçmiÅŸe sahip ulusla¬rarası ticaretin ekonomik boyutu, ilk de¬fa ciddi olarak Adam Smith tarafından "Mutlak Üstünlükler" teorisiyle ortaya konulmuÅŸtur. Uluslararası ticaretin taraf ülkeler açısından karşılıklı olarak refahı artırdığı bu teoride ortaya konulmuÅŸtur. Adam Smith’in bu teorisi üzerine Ricardo "Mukayeseli Üstünlükler" teorisini geliÅŸtirerek, bir anlamda uluslararası ti¬carete taraf ülkeler için stratejik yön ver¬miÅŸtir.

Buhar gücünün sanayiye uyarlan¬ması ve sonraki bilimsel ve teknik geliş¬meler üretimi sorun olmaktan çıkarmış¬tır. Bu nedenle hammadde kaynaklarına ve pazarlara yoğunlaşıldığını görmekte¬yiz. Hammadde kaynakları ve Pazar arayışları dünyamızı l. ve II. Dünya sa¬vaşlarına iterken, son yıllarını yaşadığı¬mız yirminci yüzyıl da bütünüyle ulus¬lararası ticaret açısından farklı bir niteli¬ğe kavuşmuştur. Artık ikili olan uluslara¬rası ticaret hızla çoklu bir özelliğe sahip olmaktadır. Diğer bir ifadeyle uluslara¬rası ticarette uluslararalılaşmadan söz etmek mümkündür. Uluslararası, ticaret¬te meydâna gelen bu eğilim beraberin¬de "Rekabetçi Üstünlükleri" de getirmiş¬tir.

- İşletmelerin mal ve hizmetlerinin iç piyasaya rağmen direkt veya indirekt olarak dış piyasalara pazarlanması

- Yabancı ülke kaynaklı rakip firmaların kendi mal ve hizmetlerini bizim iç piyasamızda direkt veya indjrekt olarak pazarlaması-

- İşletmelerin yabancı ülkelerdeki fir¬malarla gerek çeşitli aşamalarda ortak¬lıklar ve birleşmeler yaparak, gerekse yabancı ülkelerde direkt yatırıma başvu¬rarak mal ve hizmetlerini kendi iç pa¬zarlarında ve uluslararası piyasalarda pazarlamasıdır.

Yukarıda verdiğimiz bu tanım çerçe¬vesinde işletmelerin uluslarsılaşması temelde dört aşamadan geçer. Bu aşa¬malar:

1-) İlk aşamada işletmelerin düzenli ihracat faaliyetle/i yoktur

2-) Düzenli olarak bağımsız aracılar vasıtasıyla ihracat faaliyetleri yürütülür.

3-) Gerek organizasyon içerisinde, gerekse yurt dışında ihracat birimleri kurulur ve ihracat bu birimler kanalıyla düzenli olarak gerçekleştirilir.

4-) Son aşamada da, ulusal sınırlar dışında üretim olanakları teşkil edilir.

İşletmelerin uluslarsılaşması ilk adımında düzenli olarak sürdürülen ihracat pazarlamaları yoktur. Bu nokta¬da önemli olan işletmeyi uluslarsılaşma sürecindeki ikinci adıma taşımaktır. Bu da genellikle işletmelerden bağımsız olan aracılar vasıtasıyla gerçekleştirilir. Daha sonra söz konusu işletme ulusla¬rarası pazarlamadaki bağımsız aracılarıyla ilişkilerini sağlıklı bir şekilde sürdü¬rebilmek için, bünyesinde bir ihracat departmanı oluşturur. Hatta bu aşama¬nın daha ileri boyutlarında uluslarsılaşma sürecindeki işletme kendi ihracat irtibat bürolarını uluslararası pazarlarda açabilir. Uluslarsılaşmanın son adımında işletmelerin ulusal sınırlar dışında üretim imkanlarını tesis ettiğini görmek¬teyiz.

3. ULUSLARARASILAÅžMA YOLLARI

İşletmelerin uluslararasılaşma yolla¬rını temelde üçe ayırarak inceleyebiliriz. Sözü edilen uluslararasılaşma yolları aşağıda açıklanmaktadır.

3.1. İhracata Dayalı Uluslararasılaş¬ma Yollan

Uluslararasılaşma yollarında ilki ih¬racata dayalıdır. İhracat; kazanç elde et¬meye yönelik müşteri gruplarının gerek¬sinimlerini, isteklerini ve tercihlerini tat¬min etmek için işletme olanaklarının değerlendirilmesi, planlanması, kullanılması ve denetimi faaliyetlerinin ulusla¬rarası alanda yürütülmesi olarak ifade edilebilir.

Diğer bir tanıma göre de ihracat; potansiyel müşteri¬lerin başka bir ülke pazarında belirlen¬mesi, ürün satışının yapılması ve ürünle¬rin tüketiciye ulaştırılmasıdır. Bu noktada ihracata dayalı uluslararası¬laşma yollarını indirekt ihracat ve direkt ihracat olarak sınıflandırmak yararlı ola¬caktır.

3.1.1. İndirekt İhracat

Uluslararasılaşma sürecinde indirekt ihracat bir anlamda ikinci aşamadır ve en az riske sahiptir. Uluslararasılaşma sürecinde indirekt ihracat yoluna başvu¬ran işletme, kendisinden bağımsız bir aracı kurumla (middleman) ihracatı ger¬çekleştirir.

Doğal olarak bu yöntemde işletmelerin başvurdukları aracıların çe¬şitliliği de fazladır. İndirekt ihracatta rol oynayan başlıca aracıları aşağıdaki gibi açıklayabiliriz

- Çeşitli komisyoncular

- Yerli tüccarlar

- Yabancı uyruklu tüccar ve temsilciler

- İhracatçı birlikleri ve kooperatifler

- Üretici firmadan bağımsız fakat onun ürünlerini yurt dışına pazarlayan ihracat şirketleri

- Birleşik ihracat yönetimi şirketleri

- Genel ihracat ÅŸirketleri

İndirekt ihracatın en büyük avantajı, üretici firmanın hiçbir ihracat tecrübesi olmasa dahi bu şekilde ihracat yapabilmesidir. Bunun yanında indirekt ihracat¬ta politik ve pazar riski de üretici firma için söz konusu olamaz. İndirekt ihracat bu avantajları sağlarken, meydana getir¬diği en büyük dezavantajlardan birisi de, işletmenin ürün dışında pazarlama karmasının diğer elemanları üzerinde kontrolü sağlayamamasıdır. Uluslararası pazarlar hakkında çok sınırlı bilgi edinil¬mesi ve ihracatla elde edilen satışlar üzerinden sağlanan gelirin de düşük ol¬ması indirekt ihracatın diğer dezavantajlarını oluşturmaktadır

3.1.2. Direkt İhracat

Direkt ihracat uluslararasılaşma sü¬reci içerisinde üçüncü adımı oluştur¬maktadır. Direkt ihracatta işletmeler biz¬zat kendileri çeşitli yöntemler kullana¬rak ihracat faaliyetlerini gerçekleştirmek¬tedirler. İşletmeleri direkt ihracata yön¬lendiren en büyük nedenlerden biri uluslararası pazarlamada indirekt ihra¬cata kıyasla daha fazla kontrolü elinde tutmak gerekçesi öne sürülebilir. Bunun yanında direkt ihracat-firmalara daha fazla kazanç elde etme olanağı tanır. Bunun yanında direkt ihracatı tercih eden işletmeler-sağlam bir-organizasyo¬nu da kurmak zorundadırlar. Bu organi¬zasyon içerisinde uluslararası bölüm ay¬rı olabileceği gibi, ana firmaya bağlı ayrı bir ihracat şirketi de olabilir. Fakat so¬nuçta işletmeler bu ihracat birimleriyle tam bir bütünleşme içerisinde olmak zo¬rundadırlar

İndirekt ihracata göre direkt ihracat daha fazla risk taşır. Fakat daha yüksek kazanç olanağı ve uluslararası pazarla¬mayı kontrol etme amacı işletmeleri di¬rekt ihracata zorlar.

Genellikle işletme¬ler direkt ihracatta aşağıdaki yöntemleri kullanırlar:

- Yurtdışı satış büroları

- Yurtdışı satış şirketleri

- Üretici mümessilleri

- Üretici distribrtörleri

- Gezici satışçılar

- Yabancı ülkelerdeki ithalatçılar ve toptancılar

- Yabancı ülke hükümetlerine bağlı kurumlar

Direkt ihracatın en büyük dezavan¬tajları ise; işletmelerin direkt ihracata başvurabilmeleri için bazı örgütsel ve iç yatırımlar yapmaları zorunluluğudur. Bunun yanında pazarlama giderlerinin artması ve dağıtım kanallarıyla gümrük vergileri yüzünden pazar fiyatı üzerin¬deki kontrolün azalması da dezavantaj olarak görülebilir

3.2. Sözleşmeye Dayalı Uluslarara¬sılaşma Yolları

Sözleşmeye dayalı uluslararasılaşma yolları içerisinde; lisans anlaşmaları, franchising, yönetim anlaşmaları ve söz¬leşmeli üretim ortaya konulabilir.

3.2.1. Lisans Anlaşmaları

Sözleşmeye dayalı uluslararasılaşma yollarından en yaygın olanlardan birisi de lisans anlaşmalarıdır. Lisans anlaşma¬sında lisansör (lisans hakkını veren) lisansiye (lisans hakkını alan) belirli öde¬me ve diğer şartlar altında patent, ticari marka, çoğaltma veya kopyalama ve know-how haklarından birini veya bazı¬larını devreder. Bunun sonucunda lisans anlaşması çerçevesinde ürünle¬rin imalatını, belirli bir bölgede pazarlanmasını ve satış hasılatına bağlı olarak da bir miktarı lisansöre ödemeyi taahhüt eder. Genellikle lisans anlaşmalarının kapsamı; patentler, icatlar, formüller, süreçler, dizaynlar, modeller, kopyalama veya çoğaltmalar, edebi, müziksel ve sanatsal derlemeler, ticari markalar, ticari isimler, marka Esimleri, metotlar,-programlar, prosedür¬ler ve sistemleri içerir

Genellikle yeni bir ürün belirli bir zamanda ve firmanın ürün yelpazesinin belirli bir bölümünde etkili olur. Bu du¬rumda satış hacmi ulusal sınırlar dışında üretim veya satış birimlerinin kurulması¬na izin vermeyecek kadar geniş olmaya¬bilir.

Ayrıca uluslararası pazarlarda faali¬yet göstermenin ekonomik risklerinden dolayı da üretici bu riskleri düşürme eği¬liminde olabilir. Bu noktada lisansı; söz konusu ürünü kendi kendine geliştirme¬nin daha maliyetli olacağı inancını taşı¬ması durumunda, üretici firma ile lisans anlaşması yapmayı tercih edecektir.

Hatta teknolojik gelişmelerin çok sık ol¬duğu ve bu değişikliklerden farklı birçok ürünün etkilenmesi durumunda da ulus¬lararası pazarlardaki işletmelerin birbir¬leriyle her ürün ve pazarda rekabet et¬mek yerine karşılıklı lisans anlaşmaları (cross-licensing) yaptıklarını görmekteyiz. Ayrıca lisansör firmalar ulusal sınır¬ları dışında lisanslama olanağı vererek ek kazanç da elde edebilirler. Üstelik bu firmalar sözü edilen ek kazançlarını ye¬ni araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde kullanabilecekleri gibi, eski araştırma ve geliştirme faaliyetlerinden de getiriyi ar¬tırmış olurlar.Bu¬nun yanında lisans anlaşmaları lisansör firmaya hiçbir sermaye yatırımı zorunlu¬luğu getirmez. Bir anlamda lisansör firma ekonomik riskle¬re ve sermaye yatırımına girmeden, ürünlerini uluslararası alanda pazarlamış olur. Ancak bunun karşılığında li¬sansör firmanın direkt yatırım veya ortak girişime göre daha az kazanç elde ede¬bileceği söylenebilir.

Lisans anlaşmalarına stratejik açıdan bakıldığında; teknolojik yönden güçlü firmalar ürün hatlarını sürekli yenileye¬rek, rekabette kendilerine avantaj sağla¬yan nitelikleri uygularlar. Bunun sonu¬cunda sözü edilen işletmeler bazı ürün¬leri ve teknolojileri bırakmak zorunda kalabilirler. Fakat bırakılması gereken ürün veya teknolojilerin, kârlı bir şekilde ulusal sınırlar dışında başka işletmelere transferi de mümkündür

Bu sayede işletmeler kendi üretim stratejisine uygun olmayan teknoloji ve ürünleri başka firmalara lisans anlaşma¬larıyla devrederek, stratejik amaçlarına ulaşabilirler. Diğer taraftan lisanslama işletmele¬rin uluslararası pazarlara girmesinde ge¬nellikle en kolay ve hızlı yoldur.

Uluslararasılaşma süre¬cindeki bu işletmeler yabancı ülkelerin gümrük mevzuatlarından kaynaklanan sorunlarla karşılaşmadıkları gibi, ürünle¬rinin pazarlanmasında da hazır bir dağı¬tım ve servis hizmetine sahip olurlar. Ayrıca lisansör firmalar lisanslama saye¬sinde hızlı bir şekilde lisansının bulun¬duğu pazar hakkında bilgi edinir ve sağ¬lam bir pazar geliştirme stratejisi ortaya koyabilir.

Zaten uluslararasılaşma sürecinde pazar geliş¬tirme çabaları içerisinde bulunan ana firma, lisans anlaşması kanalıyla uluslar arası pazarlar hakkında sağlıklı ve hızlı bilgiler edinir. Bu sayede lisansör işlet¬meler uluslararası pazarlarda olumlu imaj ve ürün kabulünü teşkil edebilirler. Hatta oluşturulan bu ürün kabulü ve ima] sayesinde lisansör firmalar diğer ek ürünlerini de yabancı ülkelere pazarla¬ma olanağına kavuşur.

Lisans anlaşmalarının stratejik açı¬dan en büyük sakıncalı yönü, lisansör firmanın gelecekteki rakibini kendi eliy¬le oluşturmasıdır. Lisans anlaşması süre¬si boyunca lisansör lisansıyı teknik ve üretim açısından destekleyecektir. Fakat lisans anlaşmasının sona ermesi duru¬munda, lisansör firma yabancı ülke pa¬zarını ve hatta bu ülkeye komşu pazar¬larını kaybetme tehlikesiyle karşı karşı¬yadır.

Lisans anlaÅŸmasının sona ermesinde genellikle lisans hakkını alan lisansının bu hakkı kendi iÅŸletmesinin amaçları doÄŸrultusunda kullanma arzusu yatar. Lisansı’ firma lisansör firmanın istekleri doÄŸrultusunda pazar potansiyelinin ge¬liÅŸtirilmesi için gerekli finansal ve yönet¬sel istekleri uygulamak istemeyebilir Stratejik açıdan her ne kadar lisans anlaÅŸması iki taraf için de sorumlulukları detaylı bir ÅŸekilde belirlese de, lisansörün lisansı üzerinde kontrolü kaybetmesi ve uygulamada yanlış anlaşılmaların ve çatışmaların gö¬rülmesi her zaman mümkündür. Söz konusu yanlış anla¬şılmalar, çatışmalar ve kontrol kayıpları lisansör firmanın stratejik amaçlarına za¬man içerisinde hizmet etmeyebilir.

"Yine" stratejik açından özellikle ya¬bancı ülkelerde tekel durumundaki eko¬nomik alanlara girmek için lisans anlaş¬maları kullanılabilir. Örneğin birçok ülkede tütün ve sigara işkolu hükümetle¬rin tekelinde olmasına rağmen, Philip Morris bu hükümetlere lisans anlaşması çerçevesinde üretim ve pazarlama yap¬maktadır. Ayrıca lisans anlaşmalarının stratejik yönden farklı şekillerde de kullanılması müm¬kündür. Örneğin konfeksiyon işindeki Murjani şirketi satışlarını artırmak için Coca-Cola ve Chrysler firmalarının lo¬gosunu kullanma hakkını lisans anlaş¬malarıyla almıştır

3.2.2. Franchising Anlaşmaları

Anlaşmaya dayalı uluslararasılaşma yollarından biri de franchising anlaşmalarıdır. Esas itibariyle franchising anlaşmalarının lisan anlaşmaları başlığı al¬tında incelenmesi gerekmektedir. Fakat özellikle oto kiralama ve fast-food gibi iş kollarında franchising anlaşmalarının devleşmesi ve dünya ticaretinde önemli bir yere sahip onası, franchising anlaşmalarını uluslarasılaşma yolları içeri¬sinde ayrı bir başlık altında incelenmesine neden olmuştur.

Franchising bir işletme sistemi altın¬da kendisini ima ve marka konusunda piyasaya kabul ettirmiş, bu imaj ve mar¬ka kapsamında faaliyet gösteren bir fir¬manın desteği ve birbirlerinin benzeri hatta kopyası olan firmaların, mal ve hizmetlerin üretim ve/veya dağıtımını hedef alarak, bırakım ödemeler karşılı¬ğında söz konusu marka ve imajın sahi¬bi olan franchising ile girmiş oldukları bağımsız bir ticari anlaşma türüdür.

Franchising anlaÅŸmaları¬nın temelde dört unsuru bulunmaktadır. Bunlar; franchiser (ticari adını-markasını, pazarlama ve üretimle ilgili teknik haklarını satan gerçek veya tüzel kiÅŸi), franchisee (yukarıdaki hakların kullanı¬mını belirli bir süre için bazı ödemeler karşılığında elde eden giriÅŸimci, yatırım¬cı veya firma) franchising anlaÅŸması (franchisor ve franchisee arasındaki iliş¬kinin niteliÄŸini belirleyen bağımsız bir ti¬cari anlaÅŸma) ve franchisee’dir. Franchising çeÅŸitleri deÄŸiÅŸik kriterler temel alınarak olaya konulabilir. Bu kri¬terler dağıtım kararlarını esas alabilece¬ği gibi, franchising sözleÅŸmesinin özel¬liklerini de göz önünde bulundurabilir¬ler. Fakat uygulamadaki geniÅŸliÄŸi ve franchising kavramına yoÄŸunlaÅŸması ba¬kımından aÅŸağıdaki çeÅŸitlendirmeye baÅŸvuracağız:

- Ticari Marta Franchising (Trade-mark and Logo Franchising);

Gerçekte bu franchising türünü kısmi bir franchi¬sing ÅŸekli olarak da düşünebiliriz. Bu franchising ÅŸeklinde, piyasada kendini imaj ve kalite yönünden ispatlamış bir franchisor francnsee’ye ticari marka ve adını kullanma, aynı zamanda söz ko¬nusu ürünlerini satma hakkı verir

- İşletme Seki Olarak Franchising (Business Forma Franchising);

Franchi¬sor franchising stceÅŸmesinin bütün ana unsurlarıyla belirlediÄŸi franchisee’ye kendi ticari manasını kullanma ve söz konusu ürünü satma hakkı, yanında, üre¬tim, personel, yönetim ve iÅŸletim gibi konularda standartlar ve kapsamlar geti¬rerek, bir bütün halinde iÅŸletme sistemi saÄŸladığı bir franchising türüdür

- Dönüştürme Franchising (Conversion Franchising);

Satış sorunları olan firmaların bu problemlerine çözüm ola¬rak ortaya çıkmıştır Bu franchising tü¬ründe faaliyetini sürdürmekte olan bir iÅŸletme, yine aynı sektördeki ana bir firmayla ticari iliÅŸki içerisinde söz konusu ana firmanın perakende satış iÅŸlevini üstlenmektedir. Bu sayede ana firma geniÅŸleme politikasını gerçekleÅŸtirmekte ve franchisee’nin .im¬kanlarını da kullanmaktadır. DiÄŸer yön¬den franchisee de düşen satışlarını artı¬rarak, bu sorununu çözmektedir.

3.2.3. Yönetim Anlaşmaları (Mana¬gement Contracts)

Bir ücret karşılığında ve belirli bir zaman diliminde genel veya özel yöne¬tim fonksiyonları için yabancı bir ülke¬deki firmaya yardımcı olmak amacıyla, başka bir yabancı işletmenin yönetim elemanlarının kullanılması esasına da¬yanır.

Bu tür yöne¬tim anlaşmalarında yönetim elemanlarının belirli bir süre için başka bir yabancı şirkette çalıştırılmasındaki amaç, gerek¬sinim duyulan işletme fonksiyonu ile il¬gili olarak sözü edilen işletmenin sorun¬larının çözülmesidir.

3.2.4. Sözleşmeli Üretim (Contract Manutacturing)

UluslararasılaÅŸma stratejilerinden bi¬risi olan sözleÅŸmeli üretimi; sözleÅŸmeye dayalı uluslararasılaÅŸma yolu içerisinde görebileceÄŸimiz gibi; üretime dayalı uluslararasılaÅŸma yolu içerisinde de in¬celeyebiliriz. SözleÅŸmeli üretim; bir yönüyle üretimin ulusal sınırlar dışına ta¬şınması özelliÄŸine sahipken, diÄŸer yö¬nüyle de anlaÅŸma koÅŸulları altında belir¬li ürün veya ürünlerin imalatını yabancı bir firmaya verilmesini içermektedir. Ör¬neÄŸin Türkiye’deki bir konfeksiyon fabri¬kasıyla Portekiz kökenli bir firma fason üretim için anlaÅŸma yapabilir. Söz ko¬nusu anlaÅŸma koÅŸulları altında Portekiz firması bütün ilk madde ve materyalleri kendisi karşılaması ÅŸartıyla, belirli kon¬feksiyon ürünlerinin Türk firması tarafın¬dan nihai mamul haline getirilerek, tek¬rar mamulün tamamının Portekiz’e gön¬derilmesini isteyebilir. Bu durumda sözleÅŸmeli üretim; bir ÅŸirketin ürünlerinin yabancı bir ülkede yine baÅŸka bir ÅŸirkete sözleÅŸme koÅŸulları altında imal ettirilmesidir. Üretim yapan firmaya ödemeler genellikle üretim hac¬mi üzerinden yapılır. Bu tür üretimlerde kalite ve belirli spesifikasyonlar son de¬rece önemlidir. Ürünün pazarlanmasını ise, ana firma gerçekleÅŸtirir

3.3. Üretime Dayalı Uluslararasılaş¬ma Yollan

Üretime dayalı uluslararasılaşma yolları içerisinde, ulusal sınırlar dışında işletmelere yabancı ülkelerde üretim olanakları sağlayan yöntemleri inceleye¬ceğiz.

3.3.1. Ortak GiriÅŸim (joint Venture)

Uluslararasılaşma sürecinde ortak girişim genellikle dördüncü aşamada gündeme gelir. Ortak girişim konusunda iktisatçıların, işletmecilerin ve hukukçu¬ların üzerinde anlaştıkları tam bir tanım mevcut değildir.

Ancak uluslararası pa¬zarlama açısından ortak erişini tanım¬larsak; iki veya daha fazla isletmenin ge¬nellikle üretim ve dağıtım faaliyetlerini gerçekleştirmek için kurdukları fakat hiçbirinin bu ortak girişim üzerinde tam hakimiyetinin olmadığı ancak yönetim¬de söz sahibi olduğu ortaklık seklinde tanımlayabiliriz.

Ortak giriÅŸimler çeÅŸit; aÅŸamalarda yatırım gerektirdiklerinden uluslararası pazarlamada yüksek riskli bir stratejidir. Fakat ortak giriÅŸimde bir veya birkaç or¬tak ev sahibi ülkede olduÄŸundan ve or¬tak giriÅŸimin çok ortaklı far nitelik taşı¬masından dolayı politik W pazar riskleri direkt yatırıma kıyasla düşüktür. Örne¬ğin General Motors’un Mısır’da politik ve pazar risklerini aÅŸağıya çekmek için bir devlet ÅŸirketi plan .Kasar Car Company ile ortak giriÅŸime gittiklerini gör¬mekteyiz. DiÄŸer yönden Toyota ÅŸirketinin Türkiye’de Sabancı Holding ile ortak giriÅŸime gitmesinde yi¬ne aynı amaçların olduÄŸu söylenebilir. İşletmelerin uluslararası pazarlarda reka¬bette avantaj elde etmek amacıyla da ortak giriÅŸime yöneldiklerini görmekte¬yiz. Bazı iÅŸletmeler, zayıf fonksiyonlarını göz önüne alarak bu yöneriyi güçlen¬dirmek ve rekabette üstünlük elde et¬mek için ortak giriÅŸim karan alabilirler. ÖrneÄŸin, bu nedenle Coca-Cola ve Nestle içime hazır çay ve kahveleri üret¬mek ve pazarlamak için bir ortak giriÅŸim kurmuÅŸlardır.

Uluslararası pazarlarda işletmeleri ortak girişime zorlayan birtakım dina¬miklerden söz etmek mümkündür. Özellikle ortak girişime gidilecek işlet¬me aşağıdaki özelliklere sahipse, ortak girişim daha çekici ölür

- Ortaklık kurulacak firma veya fir¬maların çok özel beceri ve yapabilirlik¬leri varsa

- Ortaklık kurulacak işletmelerin da¬ğıtım kanallarını etkin bir biçimde kul¬lanma olasılığı varsa

- Eğer girilecek pazarda bölgesel bir ortak firma bulmadan faaliyet göstermek yasalara aykırı ise

- Eğer ortaklık kurulacak işletme ve¬ya işletmeler personel veya sermaye vö-nünden uluslararası pazarlarda yayılma politikasını destekleyici nitelikteyse

Ortak girişimde iki veya daha fazla ortak, ortaklık oranı sonucunda yatırımı gerçekleştirdiklerinden, sınırlı finansal kaynaklara sahip bir yabancı firma daha fazla ulusal pazarlara girebilir. Ayrıca düşük yatırım nedeniyle de, ortak giri¬şim finansal ve kamulaştırma risklerini de azaltmaktadır. Diğer yönden geliş¬mekte olan ülkelerin birçoğunda serma¬ye piyasalarının yetersiz olması ortak gi¬rişimi sözü edilen ülkelerde tek alternatif olarak gündeme getirmektedir

Özellikle petrol gibi bazı hammad¬delerin işlenmesinde yabancı firmaların tek başına faaliyet göstermesi yerine, hükümetler bu firmaların bir ülkedeki bir şirketle ortak girişime gitmelerini ter¬cih ederler. Ayrıca hükümetlerin bu ko¬nularda ekonomik milliyetçilikle de ha¬reket ettikleri görülmektedir.

Bu nedenle ortak girişim direkt yatı¬rımın, ortaya çıkardığı sorunları azalt¬maktadır.

Bunun yanında ekonomik blokların etkin olduğu uluslararası pazarlarda, or¬tak girişim stratejisiyle bir ihracat üssü geliştirmek mümkündür Örneğin Türkiye ortak pazara dahil ol¬masa da, Türk Firmaları ortak pazar üyesi bir ülkede ortak girişim gerçekleş¬tirerek, bu ekonomik blok içerisinde ko¬layca faaliyet gösterebilir. Ortak girişim gelişmekte olan ülkele¬re kalkınmış ülkelerin teknoloji pazarla¬masında da önemli bir araçtır. Bu sayede gelişmiş ülkeler bırakma aşamasında oldukları teknoloji ve ürünleri kolayca gelişmekte olan ül¬kelere transfer ederek, söz konusu ürün ve teknolojiden en fazla faydayı sağla¬mış olurlar.

Yukarıda özelliklerini ortaya koydu¬ğumuz ortak girişimin kurulmasında ge¬nellikle üç amacın rol oynadığını gör¬mekteyiz. Bunlar; kaynak, pazar ve riske yönelik amaçlardır. Ortak girişim saye¬sinde işletmeler finansal, hammadde ve fiziksel teçhizat, teknoloji ve yönetim sorunlarını çözmektedirler. Ayrıca ortak girişimle dağıtım kanallarının genişledi¬ği, pazarlara girişte karşılaşılan büyük sorunların aşıldığı, doymuş ya da azalan ürün hatlarının yeniden yapılandırıldığı ve rekabet avantajlarının sağlandığını da görmekteyiz. Risk açısından da ortak gi¬rişimin araştırma-geliştirme, yatırım, pa¬zar ve politik riskleri ortaklar arasında paylaştırarak her bir ortak için toplam riski düşürmektedir.

3.3.2. Yabana Direkt Yatırım (Foreign Direct Investment)

Uluslarârasılaşma süreci içerisinde başvurulabilecek en riskli yoldur. Fakat sağladığı önemli avantajlar nedeniyle cazip olabilir, ulusal sınırlar dışında ya¬bancı bir ülkede yönetime tamamen ha¬kim olacak şekilde üretim imkanlarının teşkil edilmesi veya satın alınmasıdır Tanımımızdan da anlaşılabileceği gibi, kurulu bir üretim biriminin satın alınması veya bizzat ya¬bancı firma tarafından ulusal sınırları dı¬şında kurulması gerekmektedir. Diğer bir unsur da, ulusal sınırlar dışındaki söz konusu üretim biriminin yönetimini ta¬mamen elde tutmaktır. Fakat yabancı direkt yatırım sadece Uluslarârasılaşma sürecindeki bir işlet¬menin kendi ülkesinin dışındaki yabancı bir ülkeye sermaye transfer etmesi ve -genişlemesi -değildir. Yabancı direkt ya¬tırım bölgesel ve ihraç pazarları için ana firmanın sermaye, teknoloji ve yönetim niteliklerini ev sahibi ülkeye aktararak, ev sahibi ülkenin de bölgesel üretim fak¬törlerini (hammadde ve emek gibi) kul¬lanmak suretiyle mal ve hizmetlerin üretimini kapsar. Yani yabancı bir ülkede tamamen yönetime hakim bir şekilde üretim olanaklarının satın alınması veya kurulması yanında; ana firma teknolojik veya yönetsel nite¬liklerini de aktararak, bölgesel bazı üre¬tim faktörlerini de kullanacak şekilde bölgesel ve ihraç pazarları için mal ve hizmet üretmesi esastır.

Yabancı direkt yatırımlarda ana fir¬manın yönetime tamamen hakim olma¬sı uygulamada çok fazla olanaklı deÄŸil¬dir. Hatta söz konusu yabancı direkt yatırımda ana firma %100 oranında üre¬tim olanaklarına sahip olsa dahi, bu oran kendisine tam kontrol garantisi ver¬mez. Yatırımın bulunduÄŸu ülke hükü¬meti fiyatlandırma ve para transferi gibi konularda yatırıma firmaları sınırlayabi¬lir. ÖrneÄŸin General Motors İngiltere’de¬ki Vauxhall ÅŸirketinin yaklaşık %100 oranında sahibidir. Bu ÅŸirketin %1′den daha az bir oranı İngiltere’ye aittir. Fakat İngiliz Hükümeti ÅŸirketin personel alımı¬nı, ihraç fiyatlarını ve kazanç oranlarını etkilemektedir

3.3.3. Yabana Direkt Yatırımlara Yönelik Monopolistik Avantaj Teorisi

Monopolistik avantaj teorisi; yatırım yapan firmaların bölgesel rekabet eden firmalardan daha kârlı faaliyet gösterebi¬leceği ve monopolistik avantajlar sağla¬yabileceği temellerine dayanır. Bu avan¬tajlar üretim bölgesinden ziyade belirli bir firmaya aittir ve pazardaki diğer fir¬maların monopolistik avantaj sağlaya¬bilmeleri söz konusu değildir. Yabancı bir ülkede direkt yatırım yapan bir firma monopolistik avantajları kendisinde bu¬lunan çok özel becerilerle sağlayabile¬ceği gibi, bu avantajlar ürünün yaşam seyrinden de kaynaklanabilir.

Yatırım yapan firmaların monopolis¬tik avantaj sağlayan çok özel yetenekleri teknoloji, organizasyon, yönetim ve pa¬zarlama gibi alanlardan kaynaklanmak¬tadır. Bu tür niteliklere sahip olan işlet¬melerin de, genellikle ulusal, sınırları dışında kendisinin bulunduğu ana sektör¬de direkt yatırım yaptığını görmekteyiz. Aynı şekilde ürünün uluslararası yaşam eğrisi de, işletmelere monopolistik avan¬tajlar sağlamaktadır. Ürünün tanınma aşamasında ana firma öncelikle ihracat¬ta monopolistik bir yapı kurmaktadır. Ürünün büyüme aşamasında ise; sözü edilen ana firma direkt yatırıma yönele¬rek, bu monopolistik eğilimi direkt yatı¬rımla sürdürmektedir Doğal olarak burada da işletmenin yatı¬rım yaptığı alan kendisinin bulunduğu sektördür (horizontal investment).

Ayrıca yabancı direkt yatırımların çoğunluğu oligopolistik endüstrileri oluşturmuş bazı büyük firmalardır. Bu firmalar rekabet açısından birbirlerinin hareketlerini yakından takip etmektedir¬ler. Rekabetteki bu duyarlılık işletmeleri farklı oligopolistik davranışlara da it¬mektedir. Direkt yatırımların çoğunluğu bu oligopolistik firmaların genellikle amaçları; kârlarını maksimize etmekten ziyade, rakipleri kadar hızlı büyümeyi sürekli kılmaktır. Sonuçta sözü edilen firmaların bulundukları sektörlerden farklı sektörlere yatırım yaptığını (verti-calforeign investment) görmekteyiz.

3.3.4. Yabancı Direkt Yatırımlara Yönelik Uluslararasılaşma Teorisi

Bu teori ihraç,-lisanslama, franchising ve ortak girişim gibi uluslararasılaşma yollarına rağmen, niçin direkt yatırı¬mın uluslararası pazarlarda genişlemede etkin olabileceği üzerinde durur. Diğer yönden bu teori şu temellere dayanmaktadır; pazarlar doğal ve politik nedenlerden dolayı etki¬li bir şekilde mal ve hizmetlerin dağıtı¬mını yapamayabilir, işletmeler ve pazar¬lar mal ve hizmetlerin değişiminin orga¬nizasyonunda alternatif unsurlardır, iş¬letme maliyetleri pazardaki değişim ora¬nından düşük ise bir firma içerisinde bu değişim uluslararasılaşmıştır ve uluslararasılaşmış işletmeler direkt yabancı yatı¬rımla ma| ve hizmetlerin değişimini kar¬şılıklı olarak uluslararasılaştıran kurum¬lardır.

Uluslarârasılaşma teorisi yabancı ül¬kelerde işletmelerin bulunduran sektör¬lerle ilgili aynı alanda yatırım yapmaları¬nı; patent, ticari marka ve lisans anlaş¬malarına konu haklarını, kontrol etmek amacıyla olduğunu vurgular. Uluslara¬rası alanda farklı sektörlerde direkt yatı¬rım yapılmasını da bu teori, etkin olma¬yan dış pazarların meydana getirdiği boşluğun doldurulması şeklinde açıkla¬maktadır.

3.3.5. Yabana Direkt Yatırımlara Yönelik Seçme (Eclectic) Teorisi

Monopolistik avantaj ve uluslararası-laşma teorileri direkt-yatmıjnlafi-kendi bakış açılarından izah etmektedir. Bu te¬orilerin açıklamakta boşlukta bıraktığı noktalar da, seçme teorisinin temellerini oluşturmaktadır. Seçme teorisi bir anlamda ülkeler ve firmalar arasındaki farklılıklara dayan¬maktadır. Genellikle bu farklılıklar da, maliyet faktörüyle ilişkilidir.

Monopolis¬tik avantajlara ve firmanın uluslararasılaşma niteliğine ek olarak, yabancı ülke¬de direkt yatırım yapmanın getirmiş olduğu vazgeçilemez avantajları da söz konusudur. Yabancı bir ülke üretimde kullanılan faktörler açısından ucuz ola¬bileceği gibi, ihracat stratejisine başvur¬mak da yüksek navlun giderleri nedeniyle maliyetli olabilir. Diğer yönden maliyet faktörünün yanında, işletmeleri yabancı ülkelerde yatırım yapmaya zor¬layan hasılatla ilgili faktörlerden de söz edilebilir. Örneğin ihracata uygun olma¬yan yüksek gümrük vergileri ve engelleri veya pazardaki müşterilere daha kaliteli hizmet ve mal sunma arzusu önemli olabilir. Bu teori ülkelerin ve işletmelerin sa¬hip oldukları olanaklara yoğunlaşarak, yabancı direkt yatırımları açıklamaya çalışmaktadır. Ayrıca uluslararası ticaret teorisi, monopolistik avantaj ve uluslararasılaşma teorilerinin prensipleri çerçe¬vesinde yabancı direkt yatırımlara yak¬laşmaktadır.

3.3.6. Yabancı Direkt Yatırımlara Yönelik Uluslararası Çeşitlendirme Te¬orisi

Bu teoride yabancı direkt yatırımlar riski azaltıcı bir strateji olarak algılan¬maktadır. Uluslararası alanda faaliyet gösteren firmaların riski, ulusal ekono¬mik konjektürleri birbirleriyle ilişkili ol¬mayan ülkelere yatırımlar yayıldığında düşecektir Bu şekilde ana firma yabana tek bir ülkedeki üretim birimine bağlı olmaktan kurtul¬maktadır. Diğer taraftan da yatırımcı fir¬ma bir anlamda diğer pazar ve politik riskler gibi olumsuzlukları da etkisiz ha¬le getirmektedir.

3.3.7. Ulusal Sınırlar Dışında Anah¬tar Teslimi Yapılan Projeler

UluslararasılaÅŸma sürecindeki firma¬nın bir üretim tesisini kendi ulusal sınır¬ları dışında kurup, personeli eÄŸitmesi ve projenin tamamlanması sonucunda da esas sahibine devretmesidir. Buradaki üretim faaliyeti ortak gi¬riÅŸim veya direkt yatırım gibi süreklilik arz etmemesine raÄŸmen; belirli bir süre içerisinde de olsa projeyi gerçekleÅŸtiren firma bunu ulusal sınırlarının dışına taşı¬dığı için, yabancı bir ülkede yapılan anahtar teslim projeleri üretime dayalı uluslararasılaÅŸma yolları içerisinde ince¬lemek olanaklıdır. ÖrneÄŸin buna Türki¬ye Åžeker Fabrikaları A.Åž.nin Özbekis¬tan’da anahtar teslimi ÅŸeker fabrikası kurması verilebilir.

Ulusal sınırlar dışında anahtar tesli¬mi yapılan projeleri bir başka bakış açı¬sıyla da, ihracata dayalı uluslararasılaş¬ma yolları içerisinde görebiliriz. Çünkü burada da projeyi gerçekleştiren firma yönünden; bilgi birikimini, teknolojisini ve hatta çok önemli stratejik unsurlarını başka bir ülkeye ihraç etmesinden söz edilebilir.

3.3.8. Müşterilik Anlaşmaları (Gus¬tom Contracts)

Firmaların sürekli bir şekilde yaban¬cı şirketlerin elinde bulunan olanaklara gereksinim duyması halinde yapılan an¬laşmalardır. Bu tür anlaşmalar daha çok petrol gibi hammaddelerin araştırılması ve işlenmesinde yapılır. Çıkarılacak hammadde üzerinden firmalar belirli bir yüzde alma karşılığında; araştırma, ge¬liştirme ve diğer üretim faaliyetleriyle il¬gili riskleri üstlenirler. Burada işletme kendi ulusal sınır¬ları dışında başka bir şirketin sahip oldu¬ğu üretim olanakları dahi olsa, sözü edi¬len üretimin gerçekleştirilebilmesi için bazı riskleri üstlenmekte ve üretim faaliyetlerine katkıda bulunmaktadır.

3.3.9. Sonuç

Yüzlerce yıllık geçmişe sahip ulusla¬rarası pazarlama, II. Dünya savaşından sonra çok daha değişik bir nitelik kazan¬mıştır. Artık genellikle ikili olan uluslara¬rası pazarlama çok taraflı bir özelliğe sa¬hip olmuştur. Bunun sonucunda artan rekabet ve rekabetçi üstünlükler, kay¬nakların etkin ve verimli kullanılması zorunluluğu, firmaların ve ülkelerin bir¬birlerinden farklı özelliklere ve olanakla¬ra sahip olmaları ve diğer mikro ve makro faktörler de uluslararasılaşmayı gündeme getirmiştir.

işletmeler için uluslararasılaşma sü¬reci içerisinde kullanılabilecek çeşitli yollar vardır. İşletmelerin çeşitli yetenek¬leri ve risk faktörleri bir anlamda kulla¬nılacak uluslararasılaşma yolunu ve stra¬tejisini tayin etmektedir. Bu noktada iş¬letmelerin başvurabilecekleri uluslarara¬sılaşma yolları; ihracata, sözleşmelere ve üretime dayalı olurken, kullanabile¬cekleri stratejiler de; direkt-indirekt ih¬racat, lisans anlaşmaları, franchising, yönetim anlaşmaları, sözleşmeli üre¬tim, ortak girişim, yabancı direkt yatı¬rım, ulusal sınırlar dışında anahtar tesli¬mi yapılan projeler ve müşterilik anlaş¬malarıdır.

Ayrıca uluslararasılaşma stratejile¬rine bakıldığında; en az riskli olan in-direkt ihracattan en fazla riskli direkt yatırıma kadar olan uluslararasılaşma stratejilerinin, riskleri azaldıkça firma¬ların temelde kazanç oranının ve kont¬rol kapasitesinin de azaldığını görmek¬teyiz.

4. ULUSLARARASI TİCARETİ ENGELLEYİCİ KOŞULLAR

Uluslararası ticaretin esası karşılaÅŸtırmadan üstünlük ilkesidir. Her ülke bazı ürün ve hizmetleri diÄŸer ürün ve hizmetlerden daha verimli ÅŸekilde üretebilir. Ülkenin teknolojik gücü, nüfusunun eÄŸitim ve kültür düzeyi, doÄŸal kaynakları ona bazı konularda üstünlük saÄŸlar. Ör¬neÄŸin, Türkiye hem buÄŸday hem de otomobil üretmektedir. Ancak, ikliminin elveriÅŸli, tarım alanlarının geniÅŸ ve verimli olması, Türki¬ye’nin buÄŸdayı otomobilden daha verimli üretmesine neden olmak¬tadır.

Bir ülkenin kaynaklarını en verimli biçimde kullanabilmek için on¬ları avantajlı olduğu şanolara yöneltmesi, bu sahalardan elde ede¬ceği ihraç geliri ile de dezavantajlı olduğu ürün ve hizmetleri ithal etmesi çıkarı gereğidir. Sonuçta uluslararası ticaret doğmakta, bu ticarete katılan ülkelerin kaynakları daha verimli şekilde kullanıl¬makta, tüketiciler daha ucuza ürün ve hizmet alabilmektedirler.

Ancak, uygulamada çeşitli etkenler serbest uluslararası/ticareti en¬gellemektedir. Devletler ulusal güvenlik amacıyla ekonomik avantajları olmayan, verimsiz alanlara yatırım yapmakta ve ithalatı zorlaş¬tırıcı önlemlerle bu sektörleri korumaktadırlar. Gene ülkenin üstün¬lüğe sahip olmadığı, devri geçmiş sanayi sektörleri de işsizliğe yol açmamak için devlet bütçesinden yardım yani sübvansiyon yoluyla ayakta tutulmakta, ithalatın rekabetinden gümrük duvarları ile ko¬runmaktadır Bu çaba günümüzde özellikle gelişmiş ülkelerin doku¬ma ve demir-çelik sanayilerinde izlenmektedir.

Yukarıdaki nedenlerle serbest uluslararası ticareti engellemek is¬teyen devletlerin kullandıklar] en önemli araçları şöyle özetleyebiliriz ;

4.1. Gümrükler

Yabancı ülkelerden gelen malların sınırlarda, istasyonlarda, havaalanlarında alınan harç ve resim ithalatı pahalılaştırmak su¬retiyle dış ticareti engeller. Gümrük vergileri gümrüklenen malın de¬ğeri (ad valorem} veya ağırlık veya benzeri bir baz üzerinden [specifîc) alınır. Bu iki verginin birlikte uygulandığı ürünlerden ise karma (çpmpound) gümrük vergisi alınır.

Uluslararası ticareti yapılan ürünler "Brüksel Nomenclature" adlı katalogda ayrıntılı olarak numaralanmıştır. Ülkeler kendi gümrük ver¬gilerini bu listedeki ayırımlara göre cetvel haline getirir ve ilân ederler.

4.2. Kotalar

ithalata adet veya toplam değer olarak konulan sınırlamalar yani kotalar da çeşitli ülkelerce dış refcasetr engelleyici bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Kotaların yönetimi genellikle ithal lisansları ile ya¬pılır.

4.3. Kambiyo Sınırlamaları

Döviz tahsisine konan sınırlamalar, ithalata uygulanan farklı kur¬lar ve ithalatta alınan teminatlar da mali yöntemlerle ithalatın sınır¬lanmasına yöneliktir.

4.4. Boykotlar

Boykotlar uluslararası ticareti engelleyen etkenlerdendir. Boy¬kotlar, Arap ülkelerinin İsrail ve onunla ticaret yapan ÅŸirketlerle ti¬careti yasaklamaları gibi resmî veya Amerikan liman işçisi sendika¬larının zaman zaman Rusya’ya mal taşıyan gemileri yüklememeleri gibi gayrıresmî olabilir.

4.5. DiÄŸer Engeller

Uyulması güç standartlar, paketleme ve etiketleme ÅŸartlan, saÄŸlık kontrolleri uzun ve karışık formaliteler ve benzer idari uygula¬malar ile ithalatı güçleÅŸtiren piyasa koÅŸulları da diÄŸer engeller ara¬sında sayılabilir, örneÄŸin, Japonya resmî engeller yerine yabancı ÅŸir¬ketlerin uyması güç piyasa koÅŸullan ile uzun yıllar ithalatını düşük bir düzeyde tutabilmiÅŸtir. Dağıtım kanalının uzunluÄŸu, ufak peraken¬deci sayısının çokluÄŸu ve bunların finanse edilmesi koÅŸulu mallarını Japonya’da pazarlamak isteyen yabancı firmaları ürkütmektedir.

5. ULUSLARARASI TİCARET BLOKLARI

Aralarında ticareti engelleyen koÅŸulları kaldırıp, ticaret hacmini ve dolayısı ile ekonomilerinin boyutlarını ve verimini arttırmak isteyen bazı ülkeler bölgesel ticaret blokları oluÅŸturmaktadır. Genellikle bu bloklar ülkelerin tarihi ve coÄŸrafi baÄŸlantıları çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Tarihteki yakın politik dostluk veya sömürge iliÅŸkileri bazı ülkelerin dış ticaretinde halâ ağırlığa sahiptir. ÖrneÄŸin, Fransa’nın dış ticaretinin % 10′u eski sömürgeleri olan Afrika ülkeleri iledir.

Ulaştırma maliyetleri nedeniyle bazı ülkelerin dış ticaretlerinin önemli bir kısmını komşuları ile yapmakta olduklarını görmekteyiz. Bu coğrafi bağlar da tarihi ilişkilerin yanında ticaret bloklarına böl¬gesel nitelik vermektedir. Bu tür ticaret bloklarının en önemlileri şun¬lardır :

5.1. AB

1,957 yılında kurulan Avrupa Ekonomik TopluluÄŸu. (European Economic Community) en önemli ticaret blokunu oluÅŸturmaktadır. AET ülkelerinin aralarındaki toplam ticaret 1977 yılında dünya ticaretinin % 34′ünü, mamul ürün ticareti ise dünya mamul ürün ticaretinin % 44′ünü oluÅŸturuyordu. Genellikle Ortak Pazar diye adlandırdığımız bu topluluk kuruluÅŸundan yirmi yıl sonra ana amacına ulaÅŸmış ve topluluk içinde sanayi ürünlerindeki tüm gümrük vergilerini ve kota¬larını kaldırmıştır. Ayrıca, topluluk dışı ülkelerden yapılan ithalata da her üye aynı gümrük tarifesini uygulamaktadır.

Topluluğun diğer amaçları arasında şunlar vardır :

a. Üye ülkeler arasında işgücü, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı.

b. Üye ülkeler kanun ve mevzuatının topluluğun çalışmalarını kolaylaştıracak şekilde yeknesak hale getirilmesi.

c. Ülkelerin ekonomi politikalarının koordine edilmesi, ödeme dengelerinin ve rekabet koşullarının korunması; müşterek taşımacılık ve tarım politikalarının uygulanması.

d. d) Yaşam standartlarını ve istihdam imkânlarını geliştirmek için Avrupa Sosyal Fonunun yürütülmesi.

e. Ekonomik gelişmeyi özendirmek amacıyla Avrupa Yatırım Bankasının çalıştırılması.

f. Sosyal ve ekonomik gelişmelerine katkıda bulunmak için deniz aşırı ülkeler ve eski sömürgeleri ile ilişkiler kurulması.

5.2. COMECON

DoÄŸu Avrupa’nın ortak pazarı diyebileceÄŸimiz COMECON5 (Council for Mutual Economic Assistance - Karşılıklı Ekonomik Yardımlaş¬ma Konseyi) AET’den daha az dışa bağımlı bir blok oluÅŸturmakta¬dır. Üyelerinin ithalâtlarının % 54′ü COMECON içinden gelmektedir.

1949′da kurulan COMECON’un kapitalist ülkelerle arasındaki ticare¬tin önemli bir bölümü kliring sistemi ile yani mal deÄŸiÅŸimi ÅŸeklinde ol¬maktadır. Aralarındaki döviz kurları da piyasa koÅŸullarına göre deÄŸil, merkezi planlama gereklerine göre saptandığından, batı paralarına karşı resmi kurların yapay yüksekliÄŸini kanıtlayan karaborsalar oluş¬maktadır. TopluÄŸun ana amacı üyelerin ulusal ekonomilerini planlı bir ÅŸekilde geliÅŸtirip, halklarının sosyal yaÅŸamını yükseltmektir.

5.3. ASEAN

1967′de kurulmuÅŸ olan ASEAN8 (Association of South East Aslan Nations-Güney DoÄŸu Asya Ülkeleri BirliÄŸi) geliÅŸmekte olan ülkelerin kurmuÅŸ oldukları çeÅŸitli ticaret toplulukları arasında en baÅŸarılısı olarak görülmektedir. Topluluk içindeki gümrük tarifelerini azaltmak¬ta, ticaret hacmini arttırmakta ve hızlı bir kalkınma temposu göster¬mektedir.

6. ULUSLARARASI TİCARETİ TEŞVİK EDEN KURULUŞLAR

6.1. GATT

GeliÅŸmekte olan ülkelerin çabalarına yardımcı olan kuruluÅŸların başında GATT’ı sayabiliriz. BirleÅŸmiÅŸ Milletlere baÄŸlı bir .kuruluÅŸ ola¬rak kendisine üye ülkeleri belirli konferanslarda toplayan ve sonuç¬larını da Cenevre’deki merkezinden izleyen GATT’ın temel amaçları gümrük tarifelerini azaltmak ve ticaret kotalarını kaldırmaktır. 1950 ve 1960′larda birçok üründe kotaların kalkması .konusunda üyeleri arasında anlaÅŸma saÄŸlayan GATT. son yıllarda bazı üyelerin ödeme¬ler dengesi sorunlarını neden göstererek, bazılarının da yerli sanayii korumak amacı ile yeniden kotalar uygulamalarını engelleyememiÅŸtir. Gümrük indirimlerinde daha baÅŸarılı olan GATT’ın 1967′de düzen¬lediÄŸi "Kennedy görüşmeleri" sonucu sanayileÅŸmiÅŸ ülkelerin mamul mailara uyguladıkları gümrük tarifesi ortalama % 7.7′ye, hammad¬delere uyguladıkları ise ortalama % 2′ye indirilmiÅŸtir. Ancak, 1973′de baÅŸlayıp 1979′da biten "Tokyo görüşmeleri". GATT’ın uÄŸraşılarına karşın, ülkelerin gümrük tarifeleri dışında uyguladıkları yönetsel en¬gellemelere, ihracata ve tarıma yaptıkları sübvansiyonlara çözüm bu¬lamamıştır.

6.2. UNCTAD

United Nations Conference on Trafo and Development (BirleÅŸmiÅŸ Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı) ilk kez 1964′de toplanmış¬tır. Amacı, uluslararası ticarette geliÅŸmekte olan ülkelerin çıkarlarını koruyabilmek, sanayileÅŸmiÅŸ ülkelerden geliÅŸmekte olanlara sürekli ve sistemli ÅŸekilde yardım akışını organize edebilmekti. Daha sonra Bir¬leÅŸmiÅŸ Milletler Genel Kurulunun bir organı haline gelerek Cenevre’ye yerleÅŸen UNCTAD, üyeleri arasındaki çıkar farklılıkları ve sanayileş¬miÅŸ ülkelerin direnmeleri sonucu amaçlarına eriÅŸememiÅŸtir. Ancak, az geliÅŸmiÅŸ ülkelerin dünya ticaretindeki payını arttırmak ve kalkınma¬larını hızlandırmak için sanayileÅŸmiÅŸ ülkelerden ticari ödün ve doğ¬rudan yardım almak için çalışmalarını sürdürmektedir.

6.3. IMF

1944′de savaÅŸ sonrası uluslararası ekonomik iliÅŸkileri düzenle¬mek amacı ile toplanan Bretton Woods Konferansının yarattığı Inter¬national Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu) 140 devletin üye olduÄŸu bir mali klüp ÅŸeklinde çalışmalarını sürdürmektedir. Amaçları uluslararası mali iÅŸbirliÄŸini kuvvetlendirmek ve uluslararası ticareti ge¬liÅŸtirmektir.

Dünya ticaretini engelleyen en önemli etkenlerden biri özel¬likle birçok geliÅŸmekte olan ülkenin ödemeler dengesinin açık vermesi, yani bu ülkelerin ihtiyaçları olan ithalâtı yapacak yeterli dövize sahip olmamalarıdır. IMF geçici güçlükler nedeniyle döviz sıkıntısına giren ülkelere ödemeler dengelerini düzeltecek döviz kredileri verir. Bu kre¬dilerin kaynağı üye devletlerin ödedikleri kotalardır. Kotaların mik¬tarı ülke ekonomisinin boyutlarına göre saptanır. Kotaların % 25′i al¬tın veya döviz, % 75′i de ülkenin ulusal parası ile ödenir. Kotanın "altın dilimi" ödeyen ülkece istendiÄŸi anda kullanılabilir. Geri kalan dilimleri kullanma koÅŸulları giderek ağırlaşır. Ancak bu koÅŸullara uyan ülkeler bu sınırların çok üstüne çıkabilirler; örneÄŸin Türkiye BOO milyon SDR’lik (Özel Çekme Hakkı) kotasının % 625′ini kullanmak¬ladır. IMF’nin kredi vermesi ayrıca uluslararası ticari bankalara o ülke için yeÅŸil ışık yakmaktadır. IMF kendisinden borç alan ülkelerin bunu heri ödeyebilmeleri için ekonomilerini istikrara kavuÅŸturacak önlem¬ler almalarını ÅŸart koÅŸmaktadır, özellikle para arzının ve devlet har¬camalarının kontrolü ve ihracatı arttıracak devalüasyonlar IMF ko¬şullarının başında gelmektedir. Son zamanlarda IMF mal arzını art¬tıracak önlemler üzerinde de durmaktadır.

6.4. IBRD (Dünya Bankası)

GeliÅŸmiÅŸ ülkeler ve S. Arabistan’ın atadığı altı ve diÄŸer 134 üyenin seçtiÄŸi 15 kiÅŸiden oluÅŸan bir Yönetim Kurulunca yönetilen IMF’nin kardeÅŸ kuruluÅŸu Dünya Bankası da Washington’da kurulu olup MF’in benzeri bir yönetim biçimine sahiptir. Tam adı Uluslararası İmâr ve Kalkınma Bankası (International Bank of Reconstructlon and Development) olan bu banka IMF gibi ödemeler dengesi açıkları ye-Ine, belirli kalkınma projelerini ve dolayısı ile bu projelerin ithalat girdilerini finanse etmektedir. Borçlandırma için genel ekonomik po¬litikalar yerine projelerin yararı ve verimliliÄŸi deÄŸerlendirilmektedir.

Dünya Bankası grubuna dahil olan International Finance Cor-joratlon (Uluslararası Finansman Kurumu) kalkınmakta olan ülkeler¬deki özel sektör yatırımlarına kredi sağlamaktadır.

Aynı gruptaki in-ernatlonal Development Association ise az gelişmiş ülkelere düşük faizli ve uzun vadeli kredi açmakta ve ülkelerin ödeme dengelerini bozmamak için geri ödemeyi ülkenin kendi parasıyla kabul etmektedir.

6.5. OECD

"SanayileÅŸmiÅŸ kapitalist ülkelerin çoÄŸunun ve Türkiye’nin üye ol¬duÄŸu O.E.C.D.’nin (Organlzation for Economic Cooperation and De-yelopment-Ekonomik İşbirliÄŸi ve kalkınma örgütü) amacı üyelerinin üretiminin ve üyeler arasındaki ticaretin arttırılmasıdır. Merkezi Pa¬ris’te olan O.E.C.D. bu amaçla kur istikrarını korumaya çalışmakta, üyelerin ekonomik durumlarını yıllık olarak incelemekte, gerektiÄŸinde üye ülkelere kredi vermek için konsorsiyumlar kurmaktadır.

6.6. Madde Anlaşmaları

Yukarıda incelenen kuruluşlara ek olarak çeşitli Madde Anlaş¬maları (Commodity Agreements) da dünya ticaretini istikrarlı bir şe¬kilde geliştirmek için faaliyet göstermektedir. Belli bir ürünün sunum ve istemi dengesiz oldukça fiyatı istikrarsız seyretmektedir. Bu, özel¬likle sunumu hava koşullarına bağlı olan ve isteme göre ayarlanama-yan tarım ürünleri için geçerli olmaktadır. Önemli fiyat iniş çıkışları da üretici veya tüketicileri etkilemektedir. Fiyat dalgalanmalarını önle¬mek için üç ayrı yol izlenmektedir.

a. Çok taraflı anlaşma sisteminde tüketici ülkeler asgari bir fiyat düzeyini korumak için gerektiğinde o fiyatlara ürün satın almayı, üretici ülkeler ise bir tavan fiyatını aşmamak için gerektiğinde mal satmayı kabullenmişlerdir.

b. Kota sisteminde, ürün fazlası olunca üretici ülkeler üretim ve ihracatlarını sınırlamakta, darlık meydana geldiğinde ise tü¬ketici ülkelere, belirli .kotalar tanımaktadırlar.

c. Üçüncü yöntemde, fiyat istikrarı tampon stoklarla saÄŸlan¬maktadır. Dünyâ fiyatları önceden ’saptanan” tabanın altına düşme eÄŸilimini gösterilice stoklar için alım yapılarak fiyat düşüşü önlenmekte, fiyat, saptanan tavanı aÅŸacağı zaman ise stoklardan satış yaparak fiyat artışı durdurulmakta¬dır;’Bu yöntemlerle denetlenen ‘baÅŸlıca "piyasalar buÄŸday, ÅŸe¬ker, .kahve ve kalay piyasalarıdır. Bu piyasalarda üretici ülke bir tekel kurmak yerine, tüketicilerle birlikte çalışarak istikrarı korumak ve dünya ticaretini geliÅŸtirme yolunu seç¬miÅŸlerdir

7. PAZAR ARAŞTIRMASINDA TOPLANACAK BİLGİLER

7.1. Pazarla İlgili Bilgiler

1. Ülkemizin ihracat mevzuatı

— Sınırlamalar,

— Vergi, vergi iadesi ve kambiyo mevzuatı,

— Tescil, lisans ve diÄŸer dokümantasyon ÅŸartları.

2. Pazara giriÅŸ

— Gümrük ve kotalı Türk .ve diÄŸer..menÅŸeli. mallar..için)

— Dahili vergiler,.

— Kambiyo sınırlamaları,

— SaÄŸlık ve standartlarla ilgili mevzuat,

— Politik etkenler.

3. Pazarın boyutları ve gelişmesi

— İthalât (miktar, deÄŸer, Kaynak, geliÅŸme eÄŸrisi)

— Tüketim (miktar, geliÅŸme eÄŸrisi, coÄŸrafi özellikler)

4. Pazarın bölümlenmesi

— Muhtemel bölümler (yaÅŸ, gelir, kültürel, coÄŸrafi gibi)

—Tipik "tüketici profili.

7.2. Ürünle İlgili Bilgiler

1. Ürün Nitelikleri

— Renk,

— Tad.

— Boyutlar,

— Dizayn ve stil,

— Hammaddeler,

— Kullanım,

— Teknik koÅŸullar.

2. .Ürün Ambalajı

— Koruma,

— Bilgi,

— Sergileme ve satış,

— Yasal yükümlülükler,

— Alış veriÅŸ yöntemleri,

— Tüketici.

3. Dış Ambalajı

— Taşıma,

— Yükleme, boÅŸaltma,

— Depolama.

7.3. Pazarlama Yöntemleri İle İlgili Bilgiler

1. Taşıma

— Bulunabilme, hız ve frekans,

— Güvenlik ve risk.

— Maliyet.

2. Satış ve dağıtım kanalları

— Kanallar ve kullanımları,

— Stok düzeyleri ve sevk süreleri, -Kârlılık oranları,

— Satış koÅŸulları,

— Önemli dağıtıcılar.

3. Fiyatlar

— Üst ve alt sınırlar.

— Rakiplerin fiyatları ve fiyat stratejileri, — Ürün avantajları.

4. Teknik hizmetler

—Müşavirlik,

— Åžikâyetleri karşılama,

— Bakım, onarım


Destekliyoruz arkadas - arkadas - oyun oyna - oyun - en güzel oyunlar jinekolog - kadin dogum doktoru kadin dogum uzmani jinekolog - kadýn doðum doktoru kadýn doðum uzmaný