‘Denizcilik’ Kategorisi için Arşiv

Buz

Salı, 06 Kasım 2007

Bu ödev yüksek enlemlerde yapılan seyrin değişik sebeplerinden dolayı geminin selametinin tehlikeye girdiği durumlarda nasıl hareket edileceğini ve seyrin nasıl devam ettirileceği konusunda bilgi verir.

Bilindiği gibi yüksek enlemlerin en tehlikeli unsuru buz ve buzlanmadır. Bu konuda vardiya zabitinin yeteneği ve bilgisi ön plana çıkar.

Kaptanın üstüne düşen görevi bilmesi, buz oluşumlarını takip etmesi, gemi bünyesinde oluşan buzlanmanın doğurabileceği sorunların iyi tahmin edilmesi seyrin selametini arttırır.

Ayrıca; buzlu saha seyrinde tehlikeli buzlardan kaçma manevrası, çevrede herhangi bir tehlike oluşturabilecek bir buz kütlesinin tespitinde radar gibi cihazın iyi kullanılması önemli bir unsurdur.

Dikkat edilecek diğer hususlar ise buzda seyrederken hız, makine ve dümen kullanma yeteneği, rotalar, kullanılacak harita ve projeksiyonlar ve yüksek enlemlerde pusulaların etkilenmesidir.

Bütün bunlar buz seyrinin selamet içinde sürmesini etkileyen faktörlerdir. Unutulmamalıdır ki yapılacak küçük bir hatanın sonucu çok büyük olabilir.

1. GENEL

1.1. Buz Konusunda Kaptanın Görevi:

SOLAS 1974’e göre, her gemi kaptanı, kendi rotası üzerinde veya yakınında buzlanma olduğunda rapor etmeli, tehlike bölgeden iyice uzaklaşacak şekilde rotasını değiştirmeli veya gece azaltılmış bir hızla gitmelidir.

Aşağıdaki konular raporda belirtilmelidir;

a. Tehlikeli buz/buzlanma ile karşılaşıldığında,

• Buzun tipi,

• Buzun mevkisi,

• Gözlemin yapıldığı tarih ve saat (UT).

b. Hava sıcaklığı donma sıcaklığının altında iken fırtına şiddetindeki rüzgarın gemilerde sebep olduğu şiddetli buzlanma oluşumu ile karşılaşıldığında;

• Hava ve deniz suyu sıcaklığı,

• Rüzgarın yönü ve kuvveti,

• Geminin mevkii,

• Gözlemelerin tarihi ve saati (UT).

1.2. Uluslar arası Buz Devriyesi (International Ice Patrol)

Buz/buzlanma raporları Arctic, Iceland, Baltic Sea, E coast of Canada Gulf of Saint Lawrence, Gulf of Alaska, Bering Sea, Sea fo Okhotsk Sea of Japon and Antarctica için etkili buzlanma olduğunda yayınlanır. Bu raporların ayrıntıları ve yayınlanan telsiz istasyonları Admiralty List of Radio Signals Vol.5’te verilmektir.

“International Ice Patrol” servisini Amerika Birleşik Devletleri Sahil Güvenlik Teşkilatı (USCG) işletir ve bu işin masrafını 1974 Solas Konvensiyonuna imza atan Devletler tarafından toplanır. Bu servisin ana amacı, Kuzey Atlantik’te Grand Banks of Newfoundland yakınındaki deniz buzu ve buzdağı limitleri ve sahası konusunda gemileri uyarmaktır. Servis buz/buzlanma mevsimi süresince Şubat sonu veya Mart başından yaklaşık Haziranın sonuna kadar hizmet verir.

Uluslar arası buz devriyesi, Titanic gemisinin 1912 yılında batması sonucu 1913’de toplanan SOLAS için uluslar arası konvensiyon tarafından 1914’te kurulmuştur. Titanic ilk seferinde bir buz dağına çarpması sonucu batmış ve 1513 kişinin ölümüne neden olmuştur. 1960 ve 1974 yıllarında SOLAS Konvensiyonularında varılan antlaşmaya uygun olara, “Uluslar arası Buz Devriyesi”, yayınlamakla sorumlu olan U.S.Coast Guard tarafından yürütülmektedir. Belle Isle Boğazı da dahil olan Labrador ve New-foundland sahil suları ve St. Lawrence Körfezi için buz durumlarıyla ilgili bilgi ECAREG (Eastern Canada Traffic System) Canada tarafından herhangi bir sahil güvenlik telsiz istasyonu vasıtasıyla Aralık ayından Haziran ayının sonuna kadar toplanır. Bu bölgeler için deniz buz bilgileri Dartmouth, Nova Scotia, Sydney, Halifax, St. John’s marine radio da bulunan buz operasyonları zabiti tarafından edinilir.

1916-1918- ve 1941-1945 savaş yılları döneminde bu keşfi geçici olarak durdurulmuştur. İkinci dünya savaşı sonrasında keşif gücüne uçaklar katılmıştır. Bugün uçaklar keşif araştırması görevinin büyük bir bölümünü üstlenmektedirler. Her buz mevsiminde hava keşif incelemeleri, buz dağlarının denize doğru genişliğinin güney-doğu, güney ve güney-batı sınırlarını tespit etmek için Grand Banks off Newfoundland bölgelerinde yapılır. USCG uçakları, bilinen sisli bölgelerde buz dağlarını tespite ve keşfe yardım etmek için radarlar kullanılır. Buz gözlem raporları, Grand Banks bölgelerinden geçen gemiler tarafından istenir ve toplanır.

Buz raporlarına ilave olarak, rutin hava raporu yayınlamayan gemi kaptanlarından 40o-52oN enlemleri ile 38o-58oW boylamları arasında (Ice Patrol Operations Area) iken, her altı saatte bir Buz Devriyesi’ne deniz suyu yüzey sıcaklığı ve hava raporları yapması istenir. Buz raporları Inmarsat Kod 42 kullanılarak ücretsiz temin edilebilir.

Buz Devriyesi faaliyetleri Connecticut, Grotan ve Avery Point’teki operasyon merkezleri tarafından yönlendirilir. Buz devriyesi tüm verileri toplar ve sürüklenen ve bölünen buz dağlarını tahmin ve analiz eden bir bilgisayar modeline bu verileri yükler. Buz Devriyesi operasyon bölgesinin genişliğinin büyük olmasından dolayı buz dağları nadiren gözlenir. Örnek tahminler, tüm bilinen buzların sınırlarını koymada çok büyük önem taşır.

Buz devriyesi faaliyetlerine ait bültenler, buz mevsimi boyunca Boston, Massachusetts; St.John’s, Newfoundland ve radyo istasyonlarından günde iki defa yayınlanır. Bu bültenler Inmarsat vasıtasıyla da alınabilir. Buz dağları, bilinen buz sınırları dışında gözlenirse, özel seyir uyarıları, düzenli programlanan bültenler arasında yayınlanır. Buz bültenlerindeki buz dağı mevkileri 12 saat aralıklarla güncelleştirilir. Bu bilgiler, bölgede yayın yapan Navtex istasyonları tarafından da yayınlanır.

1.3. Buz Çeşitler

1.3.1. Deniz Buzlarının Tipleri

Deniz buzu (Sea ice): Deniz suyunun donması ile meydana gelen, denizde bulunan her çeşit buz.

Yeni buz (New ice): Frazil ice, grease ice, slush ve shuga gibi son zamanlarda oluşmuş buzlar için kullanılan genel bir terim. Buz tipleri yüzerken belli bir şekil alan ve sadece bir haftalık olan buz kristallerinden oluşur.

Nilas : İnce elastik yapıda olan, dalgaların üzerinde kolaylıkla bükülen, basınç altına birbirine kenetlenen parmaklar gibi büyüyen bir buz çeşididir.

Genç buz (Young içe): 10-30 cm. kalınlığında olan Nilas’tan ilk-yıl buzuna geçiş aşamasında bulunan buz tipidir.

İlk-yıl buzu (First-year ice): Genç buzdan sonra oluşan, sadece bir kış mevsimi boyunca oluşma gösteren buz tipidir; kalınlığı 30 cm. ile 2 m. Arasındadır.

Eski buz (Old ice): En az bir yaz mevsimi erime gösteren buz tipidir. İkinci yıl buzuna ve yıllanmış buza dönüşebilir.

İkinci-yıl buzu (Second-year ice): Sadece bir yaz mevsimi erime gösteren eski buzdur. İlk yıl buzundan daha kalın, daha az yoğunluktadır ve suyun yüzeyinde daha yüksek durur. Yıllanmış buzun aksine, yaz erimesi sonucu üzerinde düzenli bir çok göletçikler oluşur.

Yıllanmış buz (Multiyear ice): En az iki yaz erimesi gören eski buzdur.

1.3.2. Buz Formları

Pancake ice-seyre engel olmayan ve yeni oluşmaya başlayan buz tabakası. 10 cm. kalınlığında ve 30 cm.-3 m. Çapında yuvarlak buz formlarıdır.

Ice cake-genişliği 20 metreden az ve üzeri düz formda olan buz.

Floe- genişliği 20 metre veya daha fazla ve üzeri düz formda olan buz. 20 m ile 8 km. arasında değişik büyüklüklerde bulunan çeşitleri vardır. (smal flore, medium floe, big floe, vast floe, giant filoe, batture floes gibi.)

Fast ice-sahil kenarında oluşup orada veya karaya, buz duvarına, bir buz önüne, sığlıklar veya oturmuş buz dağları arasında bağlı kalan buz formudur.

Groundet ice-sığ sularda oturan yüzen buzlardır.

1.3.3. Buz oluşumları

Oluşum oranı (concentration): Tüm bölgenin bir kısmı olarak buz tarafından kaplanan su yüzeyi miktarını belirten, ondalıkla ifade edilen oran. Toplam oluşum mevcut olan gelişmenin tüm aşamalarını içerir. Kısmi oluşum buzun özel bir formuna veya özel bölümün miktarına aittir ve sadece toplamın bir kısmını temsil eder.

Consolidated ice- 10/10 oluşum oranında ve floe buzları ile birlikte donan, yüzen buzdur.

Compact ice- üzerinden hiçbir suyun görünmediği ve 10/10 oluşum oranındaki yüzen buzdur.

Close ice- 7/10-8/10 oluşum oranında bulunan ve birbirleriyle temas halinde olan floe buzlarından oluşan yüzen buzdur.

Open ice- 4/10-6/10 oluşum oranında bulunan ve birbirleriyle temas halinde olmayan yüzen buzdur. (Genellikle bitişik olmayan floe buzları)

Open warter- 1/10 daha az oluşum oranında bulunan, serbestçe seyir yapılabilen geniş su bölgeleridir. Kara oluşumlu hiçbir buz bulunmaz.

Berg water- kara oluşumlu buzların bulunabileceği, serbestçe seyir yapılabilen su bölgesi. Diğer buz türlerinin toplam oluşum oranı 1/10’dan daha azdır.

İce free- hiçbir buzun bulunmadığı bölge. Herhangi bir buz çeşidi varsa, o bölge için bu terim kullanılmaz.

1.4. Kuzey Atlantik’teki Buz Dağları

Deniz seviyesi buzulları, Alaska, Greenland, Svabard, Frans Josef Land da dahil olan kuzey denizlerini sınırlayan bir kaça kara parçası üzerinde bulunur. Greenland ve Frans Josef Land haricinde buz kopma oranı genel olarak düşüktür. Oluşan biraç buz dağı, oluşum bölgelerine yakın noktalar da erirler. Bununla beraber, Greenland’ın batı sahilleri boyunca oluşan bu buz dağlarının çoğu, sonunda gemiler için tehlike oluşturan Kuzey Atlantik seyir rotalarına doğru sürüklenir. Franz Josef Land’den kopma buz dağları Bear Island civarındaki Barents Denizinin güney batısına doğru sürüklenir.

Greenland’ın doğu sahili boyunca oluşan buz dağlarının çoğu, genelde oluştukları yerlere yakın bölgelerde kalırlar. Bununla beraber, az sayıdaki küçük buz dağları, bu bölgeden güneye doğru doğu Greenland akıntıları vasıtasıyla taşınır. Kuzey Atlantik’te karşılaşılan buz dağlarının ana kaynağı, her yıl 67oN-76o enlemleri arasındaki yaklaşık olarak 10.000-15.000 buz dağının koptuğu Greenland’ın batı sahilleridir. Bu bölgede, 20 adeti buz dağı oluşturan 100 adet yatan buzul kütlesi vardır. 69o-70o N enlemleri arasındaki Disko Bugt’ta bulunan bu yirmi büyük buzuldan ikisi Labrador Sea ve Baffin Bay’de buz dağlarının % 28’ini oluşturduğu tahmin edilir.

Batı Greeland akıntısı, bu buz dağları güneye doğru akan Labrador akıntısı ile karşılaşıncaya kadar bu bölgeden kuzeye doğru ve daha sonra batıya doğru sürüklenir. Buz dağlarının genel olarak sürüklenme modelleri Kuzey Amerika buz kütlesinin doğu kısmında görülür. 79 yılı aşan bir dönemde yapılan gözlemler, her yıl ortalama 427 buzdağının 48oN enlemlerinin güneyindeki enlemlere ulaştığını, bunların da % 10’unun erimeden önce Grand Banks’ın (43oN) güneyine kadar vardığını göstermekte

Yılın her hangi bir bölümünde buz dağları ile karşılaşılabilir fakat ilkbahar mevsiminde Grand Baks bölgesinde bulunan buz dağlarının sayısı oldukça fazladır. 48oN enlemleri güneyinde görülen buz dağlarının maksimum aylık ortalaması, yılın Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında meydana gelir, 129 ile en büyük ortalama Mayıs ayındadır.

Sayısal ortalama durumları yıldan yıla büyük değişiklikler gösterebilir. 48oN enlemlerinin güneyinde, örneğin, 1984 yılında 2202’den fazla buz dağı görülmüşken, 1966 yılında tek bir buzdağı dahi görülmemiştir.

Uluslar arası Buz Devriyesi (Int. Ice Patrol) tarafından tanımlanan buzdağı mevsiminin uzunluğunda da büyük ölçüde değişiklikler görülebilir. Örneğin, 1965 yılında 97 gün iken, 1992 yılında 203 gündür. Bu değişiklik tamamen açıklanamamakla beraber, bu durum açık olarak rüzgar şartları, Davis Strait’de yüzen küçük buzları ve Labrador açıklarındaki yüzen küçük buz parçalarının miktarıyla ilgilidir.

Buz dağları Bermuda ve Azorlar civarında ve İngiltere’nin 250-350 mil açıklarında gözlenebilmektedir. Labrador akıntısıyla güneye ve St. Lawrence körfezin oluştuktan sonar Cobort Boğazına doğru yol alan küçük buz parçaları Kuzey Atlantik’te görülebilir.

1.5. Gemilerde Buzlanma

Üst yapı buzlanması, üst yapının ve donanımın yerine ve boyutuna olduğu gibi yükleme koşullarına, meteorolojik şartlara ve rüzgarlı havalardaki geminin durumuna bağlı karışık bir süreçtir. Buz oluşumunun daha fazla bilinen bir sebebi, geminin üst yapısı üzerinde su damlacıklarının birikimidir. Bu damlalar, ilerlerken geminin oluşturduğu dalga kırılmaları ile rüzgarın püskürtmesi sonucu meydana gelir. Buz oluşumu ayrıca, yağan karın miktarı, deniz sisi, ani sıcaklık düşüşü durumlarında ve geminin süt yapısına temas eden yağmur damlalarının donması sonucu meydana gelir. Buz oluşumu bazen güvertede kalan ve gemide nakledilen su ile oluşur.

Geminin buzlanması, rüzgar ve denizlere bağlı olarak geminin rotasının etkisidir ve genellikle şu bölgelerde şiddetli olarak görülür: baş bodoslama, küpeşteler, punteler, üst yapı ve güverte binalarının rüzgar yönüne bakan kısımları, zincir loçaları, demirler, güverte donanımı, baş kasara ve kıç kasara, lumbar kapakları, telsiz antenleri, ıstralya halatları, çarmıh halatları, direkler, serenler ve benzen donanımlar.

Bazı durumlarda, gemilerin üst yapılarında ve güvertelerinde tatlı su ya da deniz suyu ile buzlanma oluşur ve birikim yapar, bu ciddi şekilde tehlikeli olabilir. Bu şekilde buzlanma şu üç sebepten meydana gelir.

a. Sis, nispi olarak sıcak bir deniz yüzeyinden buharlaşma ile oluşan sisin donma şartlarıyla birleşmesi dahil

b. Yağmur, çisenti veya yeni yağan karın donması

c. Hava sıcaklığı deniz suyu donma noktasının (yaklaşık-2oc) altında olduğu zaman geminin üzerine gelen deniz suyu ve serpintiler.

a. Tatlı sudan oluşan buzlanma

Sis, çisenti veya kar nedeniyle donanımların üzerinde biriken buzun ağırlığı artması ile donanım düşebilir ve geminin GM’ine negatif etki edebilir.

Buzlanma birikimi başladıktan hemen sonra antenler veya izolatörler üzerindeki buzlanma nedeniyle radar ve telsiz arızaları görülmüştür.

Buna rağmen buz miktarı, düşük sıcaklıklardaki dalgalı bir havada bir geminin üzerine büyük dalga ve serpintiler geldiği zaman oluşan buz miktarına göre azdır.

b. Deniz suyundan oluşan buzlanma

Hava sıcaklığı deniz suyunun donma noktasının altın olduğu zaman ve gemi büyük dalgalı bir denizde iken, deniz tarafından sık sık yıkanmakta olan teknenin su hattı üzerindeki kısmında ve üst yapının üzerinde önemli miktarda su buzlanacaktır. Hava ve su sıcaklıklarını düşmesi ile buzlanma miktarı hızla artacak ve aşırı durumlarda gemilerin alabora olmasına sebep olabilir.

Hava sıcaklığı yaklaşık –2oC veya altında iken kuvvetli rüzgarlar birlikte olması tehlikeli durumlardır; yağmurun donması ya da yağan kar miktarı tehlikeyi artırır. Rüzgar hızı 6 kuvvetinin üzerin çıktığında ve hava sıcaklığı yaklaşık –2oC’nin daha da altına düştüğünde, buzlanma birikiminin hızı devamlı olarak aratacaktır. Ayrıca deniz suyu sıcaklığının düşmesi ile de buzlanma miktarı artar. Buzlanma birikimi miktarı ayrıca, geminin hızı, dalgalara ve rüzgara göre nispi rotası ve her geminin özel dizayn gibi faktörlere de bağlıdır.

Üst yapı buzlanması, hava sıcaklığı –2,2oC veya daha az ve rüzgarlar 17 knt veya daha fazla iken ve bu şartların birlikte oluştuğu zamanlarda meydana gelir. Genel örnekleme ile, 5 Beaufort kuvvetindeki rüzgarlar ince buzlanma, 7 kuvvetindeki rüzgarlar orta buzlanma ve 8’in üzerindeki kuvvette esen rüzgarlar şiddetli buzlanma oluşturur. Bu koşullarda, en şiddetli buz oluşumu, rüzgar ve denizin pruvadan geldiği zamanlarda yaşanır. Rüzgar bordadan ve omuzluktan estiğinde, geminin rüzgara bakan kısmı üzerinde buz daha hızlı toplanır ve bu son derece tehlikeli olan geminin bir tarafa bayılmasına neden olur.

Uyarı: Gemi buzlanması geminin emniyetini ve dengesini bozabilir.

1.5.1. Buzlanma birikiminden kaçınmak

Üç değişkene bağlı olan tam doğru bir hava tahmini yapmak çok zordur. Ancak, yakında oluşacak buzlanma uyarısı alınmadıkça buzlanma bölgesine sık sık giren gemiler kaçınma hareketi yapmayabilir.

Bu nedenle, hava sıcaklığı –2oC veya altında iken her ne zaman fırtına beklendiğinde mümkün olan tüm tedbirlerin uygulanması denizcilere tavsiye olunur. Bu şartlar en çok muhtemelen kutup bölgelerinden esen rüzgarla meydana gelir, fakat yeterli soğuk havayı taşıyacak herhangi bir yönden de olabilir. Eğer bu şartlar bekleniyorsa, mümkün olduğu kadar çabuk rota daha ılık şartlara doğru değiştirilmeli veya sığınma yeri aranmalıdır.

Eğer bir sığınma yerine veya daha sıcak şartlara ulaşma imkanı yoksa, mümkün olan en düşük hızda rüzgar ve denizin serpintini azaltmak için gereken pruva yönünde gidilmeli, ya da hava şartları buna müsaade etmiyorsa, rüzgarın önünde dümen tutacak kadar düşük bir hızla ilerlemektir.

2. BUZDA SEYİR

2.1. Genel

Denizin üzerindeki buz/buzlanma, bir buz kıran (ice breker) bile olsa herhangi bir gemi için engeldir. Buzda seyir konusunda tecrübeli kaptanların tavsiyesi, her formdaki buzlanmanın dayanıklılığı ve gözükmeyen gücü için sağlıklı bir ilgi geliştirmektir. Buna rağmen, iyi durumdaki gemiler yetenekli ellerle buzla kaplı sularda başarılı olarak çalıştırılabilir.

Buzda başarılı bir seyrin ilk prensibi, manevra serbestini sürdürmektir. Bir gemi buzda bir kere kapana sıkışırsa,buz nereye giderse, gemide oraya gider. Buzda seyir, büyük sabır gerektirir ve bu buz kıran eskortlu veya eskortsuz yorucu bir iş olabilir. Sınırları bilinen zor buz bölgesinin etrafındaki uzun yol, daha çok açık denizlere veya limana çıkan en hızlı ve en güvenli yoldur.

Tecrübeler göstermektedir ki, daha kalın oluşumlu buz bölgelerinde gemilerin uygulamış olduğu üç temel kural şöyledir:

- çok yavaş dahi olsa, geminin yolunu muhafaza etmek,

- buz hareketi ile çalışmaya denemek, buza karşı değil,

- aşırı hız, buzdan zarar görmek demektir.

Uyarı: Aşırı hız gemilerin buzdan gördüğü hasarın en büyük sebebidir.

2.2. Buzda Gemilerin Operasyonu İçin Gereksinimler

Buzda çalışmayı amaçlayan her çeşit geminin, ileri hareket sistemi ve dümen donanımı, güvenilir ve manevra emirlerine hızlı cevap verebilen özellikte olmalıdır. Diğer taraftan, seyir ve haberleşme teçhizatları güvenilir olmalı en yüksek performansla radar kullanmayı sürdürmeye özel önem verilmelidir.

Boş ve kısmen yüklü, gemiler, mümkün olduğu kadar çok balast almalı, fakat manevra kabiliyetini azalttığı ve geminin kolay hasarlanabilir karine bölgesine buz hasarı ihtimalini artırdığı için aşırı kıça trim tavsiye edilmez. Kinistin alıcı süzgeçleri, kolay çıkarılabilir ve buz ile kardan temizlenebilir olmalıdır. İyi projektörler, buz kıran destekli veya desteksiz gece seyirlerinde görüşe yardımcı olması için mevcut olmalıdır.

Buzla kaplı sularda gemi seyirlerinde, gecikmeler yaşanabilir ve bu yüzden, gemilerde yeterli tatlı su ikmali ve manevra akaryakıtı bulundurulmalıdır.

2.3. Olumsuz Çevre Şartları

Kışın yüksek enlemlerde seyir yapan gemiler ve teçhizatları aşağıdaki olumsuz çevre şartlarından etkilenirler:

- düşük yüzey sıcaklıkları

- kuvvetli rüzgarlar

- düşük deniz suyu sıcaklığı

- düşük nem oranı

- ince buzdan katı buza kadar değişen buz şartları

- kar, sulu kar ve dolu

- sis ve kapalı hava, özellikle deniz yüzeyine yakın olduğunda,

- hızlı ve ağır buzlanma ihtimalinin fazla ve tehlikeli olduğu durumlardaki üst yapı buzlanması.

2.4. Çevredeki Buz Belirtileri

Açık sulara doğru seyrederken, aşağıdaki belirtiler görülürse, buza yaklaşıldığının anlaşılması mümkün olabilir:

- Ice blink: (Bulutlar üzerinde buz kristallerinden ışığın yansıması nedeni ile oluşan uçuk sarı ışık topluluğu.) Bu, etrafta bir buz sahasının bulunduğunu gösteren, tamamen güvenilir, ilk belirtidir. Buzun kendisini görmeden önce bu ışık genellikle bazı zamanlarda görülür ve buzun üzerindeki bulutların aşağısındaki berrak bir yansıma olarak görünür. Bu ışığın görünürlüğü ilk karın düşmesinden sonra artar. Havanın açık olduğu günlerde Ice blink daha az belirgindir. Fakat buzun varlığını gösteren sarımsı bir ışık veya sis gibi gözükür.

- Buzun küçük parçalarının gözükmesi, genellikle büyük buz parçalarının uzakta olmadığını gösterir.

- Deniz ve ölü dalganın durgun hali, bir buz sahasının rüzgar yönünden yaklaştığı zamanlarda meydana gelir.

- Kuzey bölgelerde ve Labrador ve Newfoundland’da sis başlangıcı, yakın çevrede buz olduğunu gösterir.

Açık bir günde, şekillerin görünüşünde bozulmaya neden olan anormal ışık yansıması görünebilir. Buz sahası, normalde yansımasız görünebileceğinden daha uzun mesafe içerisinde görünür.

Açık suyun belirtileri aşağıda belirtilmiştir:

- Warker sky: Alçak bulutları üzerindeki koyu lekeler, bazen de bulutlarla kıyaslandığında siyaha yakın renktekiler altlarındaki suyun varlığını gösterir. Hava çok açık olduğunda bu belirti daha az anlaşılır.

- Sisteki koyu noktalar benzer bir belirti verir, fakat bulutların üzerindeki yansıma kadar uzun mesafede görülebilir değildir.

- Yüksek enlemlerdeki bir üzerindeki koyu bir kenar, altında, yakın civardaki açık suyun daha geniş bölgelerine doğru yönelten, açık su parçalarının varlığını gösterir.

2.5. Buz Aramasında Radar Kullanımı

Radar ekranı uygun olarak yorumlandığı takdirde, radar kısıtlı görüş esnasında yapılan seyirde çok faydalı bir cihazdır. Radar ekranında, 3-4 milden daha uzaktaki buzlar zayıf bir eko olarak görünür ve en iyi mesafe sıkalası 2-3 mil içinde kalan skalalardır. Açık su bölgeleri ve düz floes buzlar radar ekranında benzer görüntüyü verirler ve böyle bir durumda, seyir zabiti ikisini birbirine karıştırabilir. Bir buz sahasında, açık bir su bölgesinin kenarı belirgin değilken, bir floes buzunun kenarı belirgindir.

Bir mil içersinde ve karaya bağlı buz sahası, radar ekranında karanın bir parçası olarak gözükebilir. Eğer seyir zabiti radar gain düğmesini kısarsa, bu iki arasında ayırım yapabilmelidir. Buz dağların açık belirgin hedefler olarak görünmelerinden dolayı buz dağlarının aranmasında sadece radara güvenmeleriyle denizcilere tavsiye edilir. özellikle, denizciler buzdağlarının veya buz sahası civarında seyir yaparken tedbirli olmalıdırlar. Sea clutetr düğmesi kapalı olduğunda da buzun varlığı anlaşılabilir.

Ridges: Su yüzeyine yakın sıra kayalar, yakın rotalardaki gemiler ve buz yığınları radar ekranında iyi eko vermelerine rağmen, radarda benzer görüntü vermeleri birbirinden ayırt edilmesini zarlaştırır.

Icebergs: Radarı etkileyen sis, yağmur ve diğer koşullar haricinde buz dağları, büyüklüklerine ve çeşitlerine bağlı olarak 4-15 mil arasında mesafelerde radarda aranabilir. Buz dağları tam belirgin hedefler olarak görünmeyebilir, fakat radar ekranında buz dağının arkasındaki sektör, clutter açık olmadan görünebilir. İyi bir görüntü için 6 milden küçük bir mesafe skalası yeterlidir.

Growlevs: Küçük buz dağlarını radarda aramak neredeyse imkansızdır. Buzun yoğunluğu ve dalgalardan dolayı küçük bir buz dağının su yüzeyinin üzerinde görünen kısmı oldukça azdır. Bölünmedikçe, bir buz dağının üst kısmı dalgaların erozyonu ile dümdüz hale gelir ve bu radar için çok zayıf bir eko verir.

Uyarı : Küçük buz dağlarının radar tarafından tespiti neredeyse imkansızdır. Bunlar gemiler için büyük tehlike unsurudur, iyi bir gözcülük yapılmalıdır.

2.6. Buza Girmeden Önce Göz Önüne Alınacak Hususlar

Akıntı ve rüzgarın etkisi altında buzlar devamlı hareket halindedir, yüzer haldeki buzlara rüzgar daha çok etki eder. Rüzgarın bir değişim ile bazen birkaç saat içinde, buz durumu tamamen değişebilir.

Sıcaklık donma noktasının düştüğü zaman buzlar birbirleriyle kaynaşır. Sıkışık olmayan kırılmış parçalar halinde ve ayrı ayrı buz kitleleri olan bir bölgede çok çabuk katı bir buz kitlesine dönüşebilir ve bu durum buz kıranlar için bile ciddi problem teşkil eder.

Uygulanabilir olduğunda, köprü üstünden gözle kestirilemeyen açık suları ve buzlar arasında uzaktaki açıklıkların/çatlakların keşfi için direkteki gözcü kulübesinde bir gözcü bulunmalıdır.

Eğer bir alternatif olarak uzun bir rota varsa, buza girilmemelidir.

Buza girmeye karar vermeden önce aşağıdaki faktörlerin dikkate alınması gerekir:

- buz tipi,

- yılın hangi ayında olunduğu, hava durumu ve sıcaklık,

- operasyon bölgesi,

- buz kıranların mevcudiyeti,

- beklenen buz/buzlanma tipine göre geminin buz klası

- tekna, makine ve teçhizatın durumu ve yakıt, yedek parça ve kumanya durumu.

- tekne, makine ve teçhizatın durumu ve yakıt, yedek parça ve kumanya durumu.

- geminin çektiği su, pervane üzerindeki su derinliği, dümen ve pervanenin tipi,

- köprü üstündeki sorumlu kişinin buzda seyir konusunda tecrübesi.

Tasarlanan orijinal rotalarda modern çelik gemilerle yapılacak bir seyire ince yeni buz izin verir.

Geminin buz klasına göre, kalınlaşmış bir yıllık buzda veya eski buzda başarılı olmayabilir, ya rüzgar veya akıntının değişmesi ile şartlarda düzelme oluncaya kadar ya da bir kuzkıran gemisi gelinmeye kadar, akıllı denizciler durup beklemesi gerekir.

2.7. Gemilerin Bağımsız Seyretmesi

Tecrübe göstermiştir ki, yeterli güçteki buz klaslı olan gemi 6*10-7/10 oluşum oranındaki ilk yıl buzu boyunca seyredebilirken, yaklaşık 12 knt açık su hızıyla seyreden buz klaslı olmayan gemiler kısmen hafif buz şartlarıyla kuşatılabilirler. Buz klaslı gemiler, rota tavsiyesinden başka hiçbir yardım almaksızın, bağımsızca seyredebilirler.

2.8. Buza Girmek

Yetkili makam tarafından uygun bir rapor etme sistemiyle tavsiye edilen rota, en son mevcut bilgileri içerir ve gemi kaptanlarının rotalarını buna göre düzenlemeleri tavsiye edilir. Buzda seyirle ilgili aşağıdaki notlar dikkate alınmalıdır:

- Uzun olmasına rağmen alternatif bir rota varsa, buza girmeyiz.

- Buzun zorluğunu küçümsemek oldukça tehlikeli ve çok kolaydır.

- Başlangıç etkisini almak için buza düşük hızda giriniz; girer girmez, ilerlemeye ve geminin kontrolüne devam etmek için hızı artırınız.

- Her zaman için “tam yol tornistan” yapmaya hazır olunuz.

- Gün batımından sonra, köprü üstünde kolaylıkla kontrol edilebilen güçlü projektörler olmaksızın, yüzen küçük buz parçalarının arasında seyretmek denenmemelidir. Eğer zayıf rüyet seyre engel olursa, ana makineyi tamamen durdurmaktansa, buzun zararını azaltmak için pervaneyi yavaşça döndürerek durdurmak daha uygundur.

- Pervaneler ve dümenler bir geminin en hassas kısımlarıdır; gemiler buzda, daima dümen ortada ve çok dikkatle tornistan yapmalıdırlar.

- Bir buz kütlesindeki tüm buz türleri (buz dağları, küçük buzdağı parçaları) akıntıya tabi iken, buz kütlesinin kendisi rüzgara tabidir.

- Bağımsız olarak seyreden bir gemi, buzlar tarafından kuşatıldığında serbest kalabilmesi için genellikle bir buz kıranın yardımına ihtiyaç duyar. Bununla beraber, balastlı gemiler bir taraftan diğer tarafa balast pompalayarak ve transfer ederek kendi kendilerine serbest kalabilirler. Geminin serbest kalması için, triminde veya yana yatmasındaki çok küçük değişiklikler yeterli olabilir.

- Gemi kaptanı bir buz kılavuz servisinden hizmet talep edebilir.

2.9. Buzda Gitmek

2.9.1. Buz teşhisi

Baştan başa buzlu bir bölgede seyir yapmaya kalkışmadan önce, buzun tipi, kalınlığı, sertliği, buz kütlesinin büyüklüğü ve konsantrasyonunun tespit edilmesi önemlidir. Bu sadece gözle yapılabilir.

Buzun sertliğini tahmin etmek son derece tehlikeli ve çok kolaydır.

Yeni yağan kardan sonra oluşan buzlanmak çok zor anlaşılır. Buzlar arasında bir seyir yapılırken en fazla dikkat ve tecrübe gereklidir. Buzlanma nadiren muntazamdır. Yüzer buz durumunda farklı tiplerde olabilir.

Özellikle üst kısımlarında denizin erozyon etkisini taşıyan, kalın büyük buz kitlesinin kırılması ile oluşan buz yığınlarından uzak durulmalıdır. Bunların su altında kalan kısımlarının uzantısı vardır, aşırı derece kuvvetli ve az bir ihmalle erimeden etkilenmiştir.

Eğer üzeri düz büyük bir buz bloğunun üzerinden geminin rotası tasarlanıyorsa, çok çürük/zayıf olmadıkça, asla kırmaya kalkışılmamalıdır. İmkan varsa, en iyisi etrafından dolaşmaktadır.

Üzeri düz bir buz (floe) ile çatışmaktan sakınılmayabilinir, baş bodoslama ile düz bir şekilde vurulmalıdır. Bir sıyırıp geçme darbesi baş taraf kaplama saclarına hasar verebilir ve geminin aniden yönünü değiştirmesi ile buzun yanından diğer bir sıyırma darbesine veya gemini kıçı buzun içine doğru savrulmuş olacağından dümen ve pervanelerin hasarlanmasına sebep olacaktır.

Eğer ince veya hafif buzla kaplı geniş bir bölgede seyir yapılacaksa, kaptan özellikle Kuzey kutbuna yakın sularda (Arctic) hafif buzun arasına düz veya sert buzun kırılmış parçaları ile birden bire karşılaşabilir.

Buz olan bölgeleri geçerken rüyet düştüğü zaman veya gece vakti, geminin pruvasındaki buzu denizcinin görüp de tanımlayıncaya kadar gemi durdurulmalı veya hızı azaltılmalıdır. Hava karadıktan sonra normal olarak buzda seyir yapmaya çalışılmamalıdır, eğer teşebbüs edilirse, iyi projektörlerin olması önemlidir.

2.9.2. Buzda hız

Buzun çarpmasındaki vurma kuvveti, geminin tonajına ve hızına bağlıdır ve hızın karesi ile değişir.

Bu nedenle buz içindeki hız son derece önemlidir. Eğer gemi çok yavaş bir hızla yol alırsa tehlike etrafını kuşatacaktır, eğer çok hızlı giderse düz buzlarla çarpışmaktan dolayı geminin hasarlanma tehlikesi olacaktır.

Değişik buz oluşumlarının olduğu yerde, bir gemi fazla kalın olmayan buz parçalarından oluşan kapalı buzdan (close ice) geçerken, daha kapalı bir buza girerken makine devrini azaltmalıdır. Eğer makine devrini muhafaza ederse, gemi daha açık suları geçer gibi yol kazanacak ve kapalı bir buza tekrar girmek için üzerinde çok daha fazla yol olacaktır.

2.9.3. Makineleri ve dümeni kullanmak

Her zaman, makinelerin tam yol tornistana çalışma için hazırlıklı olmalıdır.

Pervaneler bir geminin en çok hasarlanması mümkün olan kısmıdır.

Gemiler buzda geri giderken son derece dikkatli olmalı ve dümen her zaman ortada olmalıdır. Yoğun buz/buzlanma nedeniyle bir gemi durdurulursa, dümen ortalanmalı ve makineler çok az ileri çalışır durumda tutulmalıdır. Bu, geminin kıç tarafının buzdan neta olmasını sağlayacak ve geminin geri gelmesine imkan sağlayacaktır, belirli şeyleri yaptıktan sonra pervaneler buzdan neta olacaktır. Bir geminin altına buz girerse, geminin hızı derhal çok yavaşa düşürülmelidir.

Dümen sadece acil durumlarda kullanılmalıdır. Buzdan seyir yaparken özellikle buzlar arasındaki açık yol ve su kısımlarında, buzun içinde kıçı çevirebilir.

Dümenin sık sık kullanılması özellikle alabanda durumunda, geminin buz içindeki seyrini yavaşlatma etkisi yapar. Bu, makinelerin devrini düşürmekten kaynaklanan geminin dümen dinleme hızında kayıp olmaksızın hızı azaltmak için sık sık avantaj olarak kullanılabilir. Buna rağmen bir çok dümen, bir buz kıranı takip ederken veya buzun içinde giderken geminin tamamen durmasına sevk edebilir.

2.9.4. Demirlemek

Ağır bir buz/buzlanma oluşumunun içinde demirlemekten kaçınılmalıdır.

Eğer buz hareket ederse, buz kitlesinin büyük gücü demiri kopartabilir. Ufak buz parçalarının, ince buz veya geniş bir alana dağılmış düz buzların olduğu yer gibi, şartlar demirlemeye müsait olduğunda demir atılmalı, fakat rüzgarın buzları geminin üstüne doğru biriktirme tehdidi nedeniyle ana makineler ve ırgatlar her an kullanılmaya hazır tutulmalıdır.

2.9.5. Buzlarla kuşatılmak

En ciddi tehlike buzun basıncından dolayı, geminin karinesine veya bordasına baskı yapılmasıdır. Bu tehlike, buzlanmanın 7/10 veya daha fazla oranda olduğunda daha fazladır.

Geminin sürüklenerek toplanan buzlarla kuşatılması, buzdağları, buzun sınırı, sığlık ve sahile karşı buzun hareketi ile sürüklenme de tehlikelidir; her türlü tedbir alınarak böyle bir durumdan kaçınılmalıdır. Bir buzdağının rüzgar altı tarafında kalınırken bu emin bir sığınma sağlayacaktır, fakat buzdağının devrilmesi veya sığlıkta kalması ihtimali akılda olmalıdır.

Bir gemi bağımsız olarak buzlarla kuşatıldığında, serbest kalması için genellikle buzkıran gemisinin yardımı gerekir. Buna rağmen, gemiye yol açmak için dümeni bir alabandadan diğer alabandaya alarak sıra ile tam yol ileri ve tam yol tornistan yapmakla, gemi bazen serbest kalabilir. Bu metotla gemi yeterli derecede buzu çözebilir. Eğer gemi geriye doğru gitmeye başlarsa, dümen ortalanmalıdır.

Alternatif olarak, balastlı gemiler balast alarak veya bir taraftan diğer tarafa balast transfer ederek bazen kendi kendilerine serbest kalabilirler. Geminin buzlardan serbest kalması için tirminde veya yana yatmasında küçük bir değişikliğe ihtiyaç olabilir.

Diğer alternatif ise, demirleri kıç ırgat yardımı ile buz üzerinde kıç tara doğru çekerek yaymak ve makineleri tam yol tornistan çalıştırırken önce bir demiri sonra diğerini vira etmektir.

3. BUZKIRAN GEMİSİNİN YARDIM ETMESİ

3.1. Buzkıran Eskort Prosedürleri

Rota genişliği (Track width): Eskort edilen gemi tarafından buz boyunca yapılan seyir, tamamıyla biz buz kıran ile onu takip eden gemi arasındaki mesafeyle ilgili olan, buzkıran tarafından açılan yolun genişlik mesafesine bağlıdır.

Buzkıranın eni (Icebreaker beam): Bir buzkıran düşük hızda seyrederken, geniş ağır floes buzları arasında açacağı yol, buzkıranın eninden % 30-40 oranında daha geniş olur. Yüksek hızda ise, kıç dalgası hareketi ile kırılabilen buz türü varsa, yol buzkıranın eninin üç katı genişliğinde olabilir.

Minimum eskort mesafesi (Minimum escort distance): Tam yol ileriden tam yol tornistana geçerken tamamen durmak için, minimum mesafe eskort edilen geminin ihtiyaç duyduğu mesafeye göre buzkıran kaptanı tarafından belirlenir. Bu mesafe belirlenir belirlenmez, mesafenin korunacağı eskort edilen geminin sorumluluğundadır. Eğer eskort edilen gemi minimum eskort mesafesini koruyamıyor ve gemi kalıyorsa, gecikme durumu ve buzlar tarafından kuşatılma ihtimalinden sakınmak için buzkırana haber verilmelidir.

Maksimum eskort mesafesi (Maximum escort distance): Maksimum mesafe buz şartlarına ve yolun açık kalacağı mesafeye göre belirlenir. Bu mesafeyi arttırmak buzkıran tarafından bir serbest bırakma operasyonuna ihtiyaç gerektiren buzlar tarafından kuşatılma ihtimalini ortaya çıkarır. Eskort edilen gemi maksimum eskort mesafesini koruyamıyorsa, gecikme durumu ve buzlar tarafından kuşatılma ihtimalinden sakınmak için buzkırana haber vermelidir.

Eskort mesafesini korumak (Maintaining the escort distance): Gemi kaptanlarına, buzkıranların arkasında ellerinden geldiği kadar gereken eskort mesafesini korumaları tavsiye edilir. Yapılan seyir korunan doğru eskort mesafesindeki büyük bir genişliğe bağlıdır. Bu mesafe mevcut buz şartları tarafından belirlenir.

Buz oluşumu (Ice concentration): 9/10 oranındaki buz oluşumundaki yol, buzkıranın arkasındaki hızlı bir şekilde kapanma eğilimi gösterir. Bu yüzden, gemi, buzkıran kaptanın karşılaşılan buz türüne göre belirlediği bir hızla, çok yakın eskortuna ihtiyaç duyar.

Buz basıncı (Ice pressure): Buz oluşumu 9/10 oranında ve basınç altında olduğunda, yol hızlı bir şekilde kapanır. Sınırları buzkıranın eninde daha geniş olan yolun kapanması ile eskort edilen geminin buzlar tarafından kuşatılması ile sonucu, seyir hemen hemen imkansız hale gelecektir.

Yolun genişliğinin eskorta etkisi (Effect of escort on width of track): Bir buzkıranı yol açması, floes buzlarının dışarıya doğru hareketi ile sonuçlanır. Yolun genişliği, bu dışarıya doğru gerçekleştirilen hareketin uzunluğu ile floes buzlarının hareketi için mevcut açık suyun miktarına bağlıdır. Daha uzun eskort mesafesi, hareketin daha uzun bir süresine ve bu da daha geniş bir yola imkan sağlar.

Hız (Speed): Bir buzkıran, yolun her iki tarafındaki floes buzları ile temas ederken, bu buzların kıçta toplanmasını engellemek için dışarıya doğru itilebilirler, yoksa bazı bloklar ve küçük floes buzları açılan yolun içine doğru toplanacaktır.

3.2. Kontrol

Buzkıran gemilerin (icebreakers) kaptanları buzda seyir, buz kırmak (icebreaking) ve buzda refakat etmek (ice escorting) konularında hayli usta ve tecrübelidirler. Bu nedenle, herhangi bir buzda refakat işini buzkıranın kaptanı idare eder.

Buzkıranlar hava tetkikini kullanırlar, imkan olduğunda buzlar arasındaki yolun ve açık suyun yerini tayin ederler. Bazı buzkıranlar, gemilere rehberlik etmek, doğrudan konuşmak ve buz boyunca en iyi yolu tespit etmek için helikopter taşırlar.

Eskortlanan gemiler aşağıdakiler yapmalıdır:

- Buzkıran tarafından açılan yolu takip etmek (bunu kendi kendine yapabilir, tehlikeli değildir.

- Çekme donanımını daima hazır tutmak,

- “Uluslar arası İşaret Kod Kibabı’na göre verilen Buzkıran Gemisinin İşaretleri ile tamamen bilgi verilecek köprü üstünde zabitlerin olması,

- VHF, R/T, ışık veya ses ile buzkıran tarafından verilen işaretlerin alındığını bildirmek ve derhal uygulamak.

Bir buzkırandan yardım talebinde bulunan gemi, sürekli telsizini dinlemeli ve onun eskortlamanın başlayacağı yere olan ETA’sında olabilecek değişikliği öğrenmelidir.

3.3. Kanal

Bir buzkıran ağır yol ile buzda bir kanal açtığında, kanal buz kıranın eninden yüzde 30-40 daha geniştir. Eğer buna rağmen, yüksek hızda ilerlerken buzkıranın kıç dalgaları ile kırılabilen bir buz tipi varsa, kanalın eni buzkıranın eninin en az üç katı kadar olur.

Kanalda, buzkıranın kanal kenarında kırmış olduğu küçük floes buzları ve buz parçacıkları bulunabilir. Bunlar buz kıranı takip eden bir geminin hızını önemli ölçüde düşürebilir ve kanalın önünü kapatabilir.

Buzdan uzak duramayan bir gemi kanalı genişletmek için bir buz kırana ihtiyaç duyabilir.

3.4. Gemiler arasındaki mesafe

Buzkıranın kaptanı, peşinden gelen bir geminin kendi gemisi ile arasında bırakacağı en az ve en fazla mesafeyi belirler. En fazla mesafe buz şartlarına ve buzkıranın arkasında açık kalan kanalın mesafesine bağlıdır. Eğer eskort edilen gemi önerilen mesafeyi koruyamazsa, buzkırana derhal bildirilmelidir.

Buz oluşu 7/10 ve daha az ise, bir gemi genellikle zorlanmadan buzkıranı takip edebilir. Bununla beraber 10/10 buz oluşumunda, çok yakın eskort mesafesi gerektiren buz kıranın arkasında açtığı yol hızlı bir şekilde kapanma eğilimi gösterecektir. Bu tipteki buzlar basınç altında ise, buz kıranın eninden daha dar genişlikte açtığı kanal hızı bir şekilde buzla kaplanacağından, aradaki mesafe birkaç metreye indirilmelidir. Eğer önemli bir basınç varsa, geminin ilerlemesi mümkün olmayabilir.

Buzkıran, buz sahaları ve geniş floes buzları boyunca bulunan bir geçidi zorlamak, önündeki buza çarpıp kırmak için hızını artırmaya ihtiyaç duyabilir. Buz kıranı takip eden bir gemi daha sonra mesafeyi dikkatle izlemeli ve buzkıranın açtığı kanala kapanmadan girmeye çalışmalıdır.

3.5. Rotalar

Buza girmeden önce, buzkıranın kaptanı seyir yapılacak rotayı belirler. Rota değiştirilirken, eskort edilen gemi buzkıranı yakından takip etmelidir. Rota değişiklikleri, buz kıran tarafından uygulanabilir ölçüde yapılır. Keskir dönüşler yapılırken, buz kıranı takip eden bir gemi kanalın kenarındaki floes buzlarına doğru salmaya ve buzlar tarafından kuşatılmaya uğrar.

3.6. Hız

Eskort edilen bir geminin hızı buzkıran tarafından belirlenir. Açık buzda, geminin buzlara çarpmayacağı kesin olduğu durumlarda, gemi 6-7 knt’luk bir hızla seyredebilir. Buz oluşumu 4/10 olduğu zaman, 8 knt’luk bir hızla seyir yapılabileceği ve her 1/10 oranındaki buz oluşumu için gemi hızının 1 knt düşürülmesi, genel bir kuraldır. Bununla beraber, buz oluşumuna ek olarak buzun sertliği ve kalınlığı, kar örtüsü, basınç altındaki buz şartları göz önünde bulundurulmalıdır.

3.7. Gemiyi durdurma

Biz buz kıran durduğunda ve tornistan yapmaksızın ileriye doğru gidemediği durumda, uygun işaretleri verir, ayrıca telsiz ile de bilgilendirir. Bu işaretler son derece çabuk verilmelidir. Makineler derhal tornistana alınır ve dümen ortada tutulur.

Eğer tek pervaneli bir gemi dar kanal boyunca buzların yanından geçerken birden tornistan yaparsa, buzlar geminin pervane ve dümeninde hasar meydana getirebilir.

Uyarı: Acil veya beklenmeyen durumlarda, bir buz kırıcı herhangi bir uyarı işareti vermeksizin durabilir veya eskort edilen geminin önünde manevra yapabilir.

3.8. Çekme

Tüm buz kıran gemileri, her ırgat dramında bir yedek çekme tel halatı olan çekme ırgatları ile donatılmıştır.

4. YÜKSEK ENLEMLERDE YAPILAN SEYRİN PRENSİPLERİ

Yüksek enlemlerde seyir yapmak, prosedürlerde ve bilgi kullanımında büyük dikkat gerektirir. Arctic suların uzaklığı ve kuzey manyetik kutbunun yakınlığı temin edilen haritalar ve onlarla birlikte kullanılan seyir aletleri/cihazları üzerinde bir etkiye sahiptir. Bu bölüm, Arctic sularında kullanın seyir aletleri ve haritalar üzerindeki bazı sınırlamalar ve etkilerle ilgilidir.

Meridyenler, yüksek enlemlerde, Mercator haritasındaki gibi paralel çizgiler şeklinde değil, kutuplarda birbirine yaklaşan yarım daire şeklinde çizgilerdir. Denizciler, bir kutup grid’in kullanıldığı Mercator haritalarını kullanmayı tercih ederler. Bir grid, meridyene, genellikle Greenwich meridyenine paralel çizilir. Bir Transver Mercatör haritasının üzerinde bu amaç için çizili hayali meridyenler bulunur. Meridyenler tüm grid çizgilerini aynı açıda kestikleri için, bunlar hayali kerte hatlarıdır.

4.1. Haritalar

Arctic sularında harita kullanımına ilişkin iki ilgi alanı vardır. Bunlar yapılan surveylerin doğruluğu ve çok seyrek kullanılan projeksiyonların önemi ile ilgilidir.

4.1.1. Projeksiyonlar

Kutuplara yaklaştıkça meridyenlerin birbirine yakınlaşmasını dengelemek/düzenlemek için enlem ölçeği derece derece bozulur. Mercator porjeksiyonları sadece büyük ölçekli haritalarda kullanılması için enlem yönünde çok fazla bozulmaya uğrar. Enlem arttıkça, görsel kerterizler için kerte hattının kullanılması, daha geniş yakınsama (convergency) düzeltmeleri eklemek gerekeceğinden zorlaşır.

Arctic suları daha iyi survey edilmeye başlandığında, daha fazla Mercator haritaları bulundurulur; fakat Lambert Conformal, Polyconic ve Polar Stereographic gibi diğer projeksiyonları da kullanılır. Polar Stereographic, kısmen daha geniş bölgelerde en az bozulmayı temin ettiği için en kullanışla hale gelmektedir. Haritaları değiştirirken değişik projeksiyonların sayısı, kerterizler, mesafeler, vb.’le ilgili her türlü uyarı ve çeşidi kontrol etmeyi önemli kılar. Örneğin, Mercator haritalarından edinilen bir alışkanlık, Polyconic haritalar üzerinde yapılması mümkün olmayan, mesafeler için enlem ölçeğini kullanmayı gerektirmektedir. Yüksek enlemlerde sahilden uzakta kerterizler alınırken, görsel kerterizler için dahi bir yakınsama (convergency) düzeltme gerekeceğinden oldukça dikkat edilmelidir.

Uyarı: Diğer bölgelerde olduğu gibi Arctic suların da kullanmadan önce harita projeksiyonunu kontrol ediniz.

4.1.2. Doğruluk

Arctic sularında kullanılan haritaların doğruluğu, genellikle surveyin tarihine göre değişir. Barrov Strait, Lancester Sound gibi daha sık seyir yapılan bölgeler için hazırlanan haritalar iyi survey edilirler, fakat birçok haritalar tetkik iskandil çizgileri ile birleştirilmiş (Yer nirengisiyle kontrol edilen) havadan çekilmiş fotoğraflara dayanır. Haritaların yeni baskıları dahi üzerinde bulunan bilgilerin eski olmasından dolayı yanıltıcı olabilir. Yeni haritalardaki derinlik kontur çizgilerinin görünüşleri yeni bilgi olduğunu göstermez. Yeni bilgiler büyük ölçekli haritalara eklenir.

Arctic sularında harita kullanırken alınacak tedbirler:

- projeksiyonu ve sınırlarını kontrol etmek,

- surveyin tarihi ve/veya kaynağını kontrol etmek,

- haritadan haritaya mevki aktarırken kerteriz ve mesafe kullanmak,

- tetkik iskandillerinin delili için kontrol etmek,

- küçük ölçekli haritalardansa büyük ölçekli haritaları kullanmak,

- kertezilerin alınması ve mesafelerin ölçülmesi metodu için kontrol etmek.

4.2. Yüksek Enlemlerin Pusulalar ve Elektronik Yardımcılar Üzerindeki Etkisi

4.2.1. Pusulalar

Manyetik pusula Arctic sularda düzensiz ve seyir için nadiren kullanılır. Manyetik pusula, yerin manyetik sahasının yatay parçası üzerindeki yöneltme gücüne dayanır. Arctic sularda bulunan Kuzey manyetik kutbuna yaklaşırken, bazı bölgelerde manyetik pusula yönü gösterme aleti olarak kullanılamayana dek, yatay parça ilerledikçe güçsüzleşir.

Eğer pusulanın kullanılması gerekiyorsa, hataları göksel seyir metotları kullanılarak sık sık kontrol edilmelidir ve kutba yaklaştıkça doğal sapma değişikliği oranı artacağından haritaların üzerindeki pusula gülüne bakılmalıdır.

Cayro pusla yaklaşık 70oN enlemlerine doğru daha güney enlemlerde olduğu için Arctic sularda güvenilirdir. 70oN enleminin kuzeyinde doğruluğunu kontrol etmek çok dikkat edilmelidir. Pusuladaki enlem düzelticisi tarafından verilen düzeltme ile bile cayro yaklaşık 85oN enleminin güneyinde kullanılamayan dek yatay gücünü kaybetmeye devam eder. Yüksek enlemlere girmeden önce cayro pusulası için hazırlanmış kılavuza bakılmalıdır. Buzla çatışma, hız ve rotayla ilgili birçok değişiklikler doğruluğu üzerinde ters etki yapar, bu yüzden Arctic sularda seyir yaparken:

- elektronik mevki belirleme aletleri gibi diğer seyir sistemleri ile rota bilgisinin dümen tutulan (akıntı ve rüzgarın uygun olduğu) rota ile karşılaştırılmasının yapılacağı geminin mevkiinin çapraz kontrolü yapılmalıdır,

- cayra hotası, azimuth ve amplitude’a uygun olan atmosfer koşullarında kontrol yapılmalıdır.

4.2.2. Radar

Genel olarak Arctic suları veya soğuk şartları radar sistemlerinin performansını etkilemez. Bazen hava şartları, atmosferdeki nem oranının azalmasından dolayı radar dalgasının eğilmesine (ducting) sebep olabilir, bu de eğilmenin yönüne ve şiddetine bağlı olarak hedefin mesafesini kısaltabilir veya uzatabilir. Arctic sularda radara ait gerçek problem, mevki belirleme amaçları için radar ekranının yorumlanmasıyla ilgilidir.

4.2.3. GPS

Üç tanesi yedek olmak üzere 24 adet uydudan meydana gelen sistem (GPS) dünyanın her noktasını kapsayacak şekilde oluşturulduğundan, yüksek enlemlerde veya kutba yakın enlemlerde sistemin çalışmasında bir aksama olmamıştır.

4.2.4. Telsizler

Arctic sularındaki görüş hattında başka telsiz baberleşmeleri, iyonosferde oluşan karışıklıkların ortaya çıkardığı müdahalelere bağlıdır. Her ne zaman haberleşme sağlanırsa, sinyal bozulmadan önce alternatif frekanslar belirlenmelidir. Diğer istasyonlar etrafındaki çok sayıdaki frekans ve düzenleyicilerin kullanımı, bu tür müdahaleleri önlemenin başlıca metodudur.

4.2.5. Inmarsat

Arctic sularda Inmarsat servisinin kullanımı, gemi uydu çekiş kenarına yaklaşana kadar güneydeki gibi aynıdır. Uydu yüksekliğinin, ufuğun birkaç derece üzerinde olduğu yüksek enlemlerde, sinyal gücü alıcı antenin yüksekliğine ve çevredeki alana bağlıdır. Gemi uydu kapsama bölgesinden çıkarken, uydu ile bağlantı gücü değişebilecek, derece derece azalacak ve daha sonra kullanılmaz olacaktır. Sesli haberleşmeler için kullanım gücü azaldığında, yerine teleks göndermek mümkün olabilir. Geminin uydu kapsama bölgesine dönmesiyle, yükseklik ufkun oldukça üzerin çıkana dek uydu sinyallerini almada ve bunu tutmada problemler oluşabilir.

4.3. Kesin mevki koymak

Kesin mevkii kaymada karşılaşılan problemler ya sahil özelliklerinin yanlış tanımlanmasından ya da kesin olmayan sörveylerden doğar. Arctic suların bazı bölgelerindeki düşük yükseklikler kara işaretlerini veya noktalarını tanımlamayı zorlaştırır. Buna ek olarak, karada toplanan buz veya hızlı oluşan buz, sahil hattını engelleyebilir. Bu sebepten dolayı, radar kerterizleri veya mesafeleri için, güneydeki sularda yapılan tespitlerden daha dikkatli tespiti yapılmalıdır. Her zaman görsel gözlemler tercih edilmelidir. Bazen oturmuş bir buz dağının konumunu belirlemek ve daha sonra dikkatle uygulanırsa rota boyunca daha fazla tespit yapmak için buz dağını kullanmak mümkündür.

Daha güneydeki bölgeler, hatta son zamanlarda yayınlanan haritaların bazıları dahi havadan çekilmiş fotoğraflara dayalı olduğu için, Arctic suların geniş bölgeleri ayın standartlara göre sörvey edilmemiştir. Hata ihmalini azaltma amacıyla mevkiler için daima üç hat (mesafe veya daha az tercihen kerterizler) kullanılmalıdır. Bir kanalın her iki tarafını kullanan kesin mevkiler veya iki değişik sörvey alanından alınan hatlardan kaçınılmalıdır. Muhtemel problemlerden dolayı, Arctic sularındaki mevkiler, elektronik mevki belirleme sistemleri gibi diğer bilgi kaynakları ile karşılaştırılmalıdır.

Değerlendirme Sonuç

Bütün deniz navigasyonlarında olduğu gibi buz seyrinde de can ve mal güvenliği en önemli faktördür.

Seyrin selamet içinde yürütülmesi vardiya zabitinin yeteneği ve bilginize bağlıdır. İyi bir çevresel gözlem ve dikkat her seyirde olduğu gibi amaçlanan hedefe en kısa zamanda ulaşmaya yardımcı olacaktır.

Ödevin içeriğinden de anlaşıldığı gibi zor olan buz seyri dikkatin ve disiplinli bir çalışmanın sonucunda kolaylaşacak ve emniyetli bir şekilde tamamlanacaktır.

Ayrıca günümüz teknolojisinin bize sunduğu üstün nitelikli çalışmalarından da yararlanılarak riskin en aza indirgediği bir buz seyri yapılmalıdır. Unutulmamalıdır ki deniz hata kabul etmez.

Deniz Araştırmaları

Salı, 06 Kasım 2007

DENİZ ARAŞTIRMALARI

MTA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN DENİZ ARAŞTIRMALARININ GEÇMİŞİ VE SATIN ALACAĞI ARAŞTIRMA GEMİSİ İLE İLGİLİ OLARAK BUGÜNE KADAR YAPILMIŞ OLAN ÇALIŞMALAR

Kurulduğu günden bu yana karada yapılan jeolojik çalışmalar ve maden aramacılığı konularındaki başarılı çalışmalarından sonra, dünyadaki gelişmelere paralel olarak, Genel Müdürlüğümüz denizaltı jeolojisinin önemini fark ederek, yerbilimlerinin bu dalında da araştırmalar yapmak gerektiği anlayışı ile bir araştırma gemisi edinmiş ve bu konuda çalışacak personelin yetişmesi için imkanlar yaratmıştır.

1974 yılında Ege Denizi’nde, karasularımızda petrol aramak amacıyla kiralanan yabancı bandıralı bir geminin, İzmir Körfezi açıklarında uluslararası baskılar üzerine geri dönmesi üzerine, ülkemizin bu konuda çalışmalar yapacak bir gemi sahibi olması, bu geminin modern teknolojiyle donatılması ve gemide çalışacak personelin yetiştirilmesinin gerekliliği ilk defa gündeme gelmiş ve bu görev Genel Müdürlüğümüze verilmiştir.

Bunun üzerine uygun bir tekne aranmaya başlanmış, Ulaştırma Bakanlığının tavsiyeleri doğrultusunda bazı servis dışı gemiler incelenmiş ve sonuçta önerilen gemiler içerisinde "HORA" isimli tahlisiye gemisi boyutları itibariyle uygun görülmüştür.

1976 yılında tamamen yenileştirilen ve adı MTA SİSMİK-1 olarak değiştirilen gemi, öncelikle Ege Denizi’nin ihtilaflı sularında olmak üzere tüm denizlerimizde araştırmalar yapmaya başlamıştır.

1976 - 1980 yılları arasında çoğunlukla başka kuruluş ve şirketlere ücreti karşılığı olmak üzere petrol ve doğal gaz araştırmaları, kömür aramaları ve mühendislik amaçlı jeoteknik çalışmalar yapılmıştır.

1980 yılından sonra, başta TPAO Genel Müdürlüğü olmak üzere, ücretli iş talebinde bulunan kuruluşlar gemimizi teknolojinin gerisinde bulmaya başlamışlardır. Bunun üzerine Genel Müdürlüğümüz kendi projelerini uygulamaya koyma fırsatı bularak özgün projeler üretmiştir.

1985 yılından sonra navigasyon ve gravite cihazlarındaki arızaların sıklaşması ve bunların giderilmesi için gerekli yedek malzemenin ithal edilememesi nedeniyle çalışmalar durma noktasına gelmiştir.

1989 yılında geminin klas kuruluşu "Lloyd’s Register of Shipping" firmasının gemi teknesinde meydana gelen deformasyonların ve saç incelmelerinin giderilmesi için talep ettiği onarımların MTA tarafından yapılamaması üzerine gemi seferden kaldırılarak denize elverişlilik belgesi iptal edilmiş ve gemi çürüğe ayrılmıştır.

1990 yılının Ocak ayındaki Müdürler Encümeni toplantısında geminin elden çıkarılması kararlaştırılmıştır. Enerji Bakanlığı’ndan konu ile ilgili onay istendiğinde Bakanlıkça konu Başbakanlık’a havale edilmiş, Başbakanlık’ın görüş istediği DPT Müsteşarlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı geminin lağvedilmesi yönünde görüş verirken Genelkurmay Başkanlığı stratejik önemi olan MTA Sismik-1 araştırma gemisinin Ortadoğu ve Balkanlar’da özellikleri yönünden tek gemi olduğunu belirterek, Yunanistan ile aramızda çözümü ertelenmiş olan Ege Denizi’ndeki iki ülkenin doğal uzantıları sorununun çözümünde veya Yunanistan’ın haksız bir girişimi durumunda caydırıcı özelliği yönüyle önemli bir yeri olan MTA Sismik-1 gemisinin aynı kabiliyette bir gemiye sahip olununcaya kadar korunması tavsiyesinde bulunmuştur. Bunun üzerine, Başbakanlık, Enerji Bakanlığı’na MTA Sismik-1 gemisinin yeni bir gemi yapılıncaya kadar muhafaza edilmesi talimatını vermiştir.

1991-1994 yılları arasında İstinye Tersanesi’nde havuzlanması sırasında Lloyd kuruluşunun tespit ve önerileri doğrultusunda gemi yenilenmiştir. Yapılan değişikliklerden sonra geminin denize elverişlilik belgesi tekrar alınmıştır. Teknenin onarılmasına paralel olarak jeofizik laboratuvarındaki sismik kayıt sistemi, navigasyon sistemi, sismik kablo (streamer) ve hava tabancaları yenilenmiş, yeni ve modern bir radar satın alınmıştır. Bunların yanı sıra gemiye jeolojik örnek toplama kabiliyeti kazandırmak için gravity corer, dredge ve grab sampler cihazları alınmış ve 2.5 ton kaldırma kapasiteli teleskopik bir vinç ile 3 ton kapasiteli tambur tipi bir vinç monte edilmiştir.

MTA Sismik-1, 1994 yılında TÜBİTAK ve MTA Genel Müdürlüğü arasında imzalanan protokole dayalı olarak "Ulusal Deniz Jeolojisi-Jeofiziği Programı" kapsamında hazırlanan projelerin uygulanmasında ve MTA Genel Müdürlüğü’nün bağımsız projelerinde kullanılmaya başlanmıştır. Bu dönemde, yurtdışındaki bilimsel gelişmelere ve deniz jeolojisine artan ilgi ve talebe paralel olarak bir projeler patlaması olduğu gözlenmiştir. MTA Sismik-1 araştırma gemisi, önemli bir rol üstlenerek, bu projeler kapsamında tüm denizlerimizde ve karasularımızda değişik amaçlı yerbilimleri etütleri yapmıştır.

MTA Sismik-1 araştırma gemisi ile Genel Müdürlüğümüz bugüne değin 24400 km’si derin ve 5246 km’si sığ olmak üzere toplam 29646 km sismik etüt (10111 km’si ücretli etüt) ve 23862 km gravite-manyetik etüdü (7791 km ücretli etütü) yapmış; ayrıca 475 adet grab, 219 adet gravity core, 36 adet dredge örneği olmak üzere toplam 730 adet jeolojik örnek derlemiştir. Bu etütler ile elde edilen jeofizik veriler ve jeolojik örnekler çeşitli TÜBİTAK ve MTA projelerinde değerlendirilmiş, raporlanmış ve yayımlanmıştır.

Ancak, halen sürdürülen bu etütlerin uygulanması sırasında gerek geminin kendisinden, gerek kullanılmakta olan bilimsel cihazlardan kaynaklanan sorunlar gözlemlenmeye başlanmıştır. Ülkemiz denizlerini jeolojik anlamda tanımaya, cansız doğal kaynaklarını ortaya koymaya yönelik çalışmaların gelecekte gelişerek artacağı ve bunun bilimsel ve siyasi anlamda gerekliliğinin konuyla ilgili herkes tarafından kabul edilmiş olduğu göz önüne alındığında; MTA Sismik-1 araştırma gemisinin artık ihtiyaca cevap veremez hale geldiği ve ülkemizde bazı üniversiteler tarafından işletilen diğer araştırma gemilerinin MTA Sismik-1 araştırma gemisinin halihazırdaki araştırma kabiliyeti düzeyinde bile olmamasından dolayı yeni ve daha büyük bir gemi edinilmesinin kaçınılmaz olduğu ortaya çıkmaktadır.

1997 yılı içinde 1998 yılı yatırım programına alınmak üzere ve özetle MTA Sismik-1 gemisinin 3 boyutlu sismik araştırma yapmak için yeterli genişlikte olmaması ve gemi gövdesinin genel olarak yıpranmış olması şeklindeki iki temel nedene dayalı olarak yeni bir araştırma gemisi yapımı teklifi yapılmıştır.

DPT tarafından uygun görülen bu teklif MTA Genel Müdürlüğü’nün 1998 yılı yatırım programında yer almıştır.

MTA Genel Müdürlüğü Mart/1998 ayında Devlet Planlama Müsteşarlığı’na başvurarak 1998 yılı yatırım programında yer alan "Deniz Jeolojisi Araştırma Gemisi Yapımı" projesinin dış kredi kapsamında değerlendirilmesinin temini amacıyla projenin revize edilmesi ve Yüksek Planlama Kurulu kararı alınması için talepte bulunmuştur.

Bu suretle dış kredili olarak yeni bir araştırma gemisi yapımına ilişkin talep süreci başlatılmış ve bu talep Aralık/1999′da Yüksek Planlama Kurulu tarafından uygun görülmüştür. Hazine Müsteşarlığı’ndan Mayıs/2000′de kredili ihale izni alınmış ve proje maliyeti Devlet Planlama Müsteşarlığı’nca yine Mayıs/2000′de 25 milyon dolar olarak revize edilmiştir.

Son olarak, Hazine Müsteşarlığı Kredili İhale İzni’nin 27.4.2002 tarihine kadar devam ettiğini Genel Müdürlüğümüze bildirmiştir.

2000 ve 2001 yılları içinde çeşitli üniversitelerin ve kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri sorularak konuya ilişkin yazılı cevaplar alınmış, çeşitli vesileler ile yapılan toplantılarda konu tartışılmıştır.

Alınacak olan geminin teknik şartnamesinin hazırlanması için Genel Müdürlüğümüzce çeşitli üniversite, yabancı araştırma kuruluşları ve firmalarla görüşmeler yapılmış, brifingler alınmıştır. Bu görüş oluşturma çalışmaları sonucunda, şartnamenin gemi dizaynı ve araştırma cihazları olarak iki ana bölümden oluşacağı belirlenmiştir.

1997 yılında başlayan çalışmalar bugün sonuçlanmış, teknik ve idari şartnameler teknik düzeltmeler dışında tümüyle tamamlanmıştır.

Ancak ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı nedeni ile yeni gemi alımı Bakanlığımız tarafından ertelenmiştir.

Denizcilik Terimleri

Salı, 06 Kasım 2007

Denizcilik terimleri

RÜZGARIN HIZI VE DENİZİN DURUMU İÇİN TIKLAYINIZ

Birçok yönüyle diğerlerinden farklı olan denizcilik mesleği, kendine has terim deyim ve ölçülere sahiptir. Denizcilikte sıkça kullanılan bazı, terim, deyim ve ölçüler de bu bölümde açıklanacaktır.

A-TERİMLER VE DEYİMLER :

Aborda : Bir teknenin diğer bir tekne üzerine veya rıhtıma, iskeleye yanaşmasıdır.

Abosa : Akan bir zinciri veya halatı o durumda durdurmak ve tutmak için bosaya vurmak.

Abramak : Kontrolden çıkan bir gemiyi veya bir işi kontrol altına almak.

Acenta : Deniz işletmelerinin, gemilerini çalıştırırken limanlardaki bürokrasi işlerinde, gemi ve personelinin ihtiyaçlarını teminde aracı olarak kullandığı anlaşmalı veya temsilci kuruluşlardır.

Alabora: Bir deniz aracının ters dönmesine alabora denir.

Alarga : Bir geminin sahilden açıkta bulunması, demirlemiş olması durumuna denir.

Alesta: Bir işe hazırlanılması veya işe hazır olunduğunu belirtmek için verilen komut.

Aganta : Hareket halindeki bir halatın kumanda edildiği an akışının tutulması durumudur.

Arya : Toka edilmiş vaziyetteki bir sancağı aşağı indirmek için verilen komut.

Avara : Bir gemi veya teknenin yanaşmış olduğu yerden açılması, ayrılması

Balast (Safra) : Seferine yüksüz olarak çıkan veya yüklü olup denge problemi olan gemilerin, dengesini iyileştirmek için, gemi tanklarına aldıkları deniz suyuna balast denir.

Balb : Gemilerin baş bodoslamalarının su içindeki kısmında ileri doğru uzanan şişkin kısımdır. Geminin hızını arttırmaya yarar. Ayrıca geminin baş-kıç yaparak sallanmasını azaltır.

Başaltı : Geminin baş tarafının iç kısmına verilen isimdir. Baş tarafı kasaralı gemilerde kasara altı “başaltı” olarak adlandırılır.

Charter (Çartır ) : Kiralamak, bir geminin kiralanması anlamına gelir. “Çartırdaki gemi” sözü, gemiadamları arasında taramp seferi yapan gemi karşılığında kullanılsa da esas kira altındaki gemi demektir.Yani çartırdaki gemi düzenli sefer yapabilir.

Çalım ve Kuruz : Geminin su hattından aşağıda kalan kısmının başta ve kıçta, omurgaya yaklaşıldıkça daralmasıdır. Bu daralma baş tarafa doğru olduğunda çalım, kıç tarafa doğru olduğunda kuruz adını alır.

Çamçak : Filikaların suyunu boşaltmak için yapılmış, ağaç kepçelerdir.

Çapariz : Bir manevra veya bir işlemin engellenmesi anlamına geldiği gibi, demir zincirlerinin biryerlere (başka bir zincire vs.) dolaşması, karışması anlamında da kullanılır.

Çiftelemek : Tek demir atmış bir geminin emniyet için diğer demirini de atma işlemi.

Danec :Yükün hasardan korunması ve hızlı tahliye edilebilmesi için yüklerin aralarına ve altlarına konulan tahta, hasır v b. malzemeye denir.

Dalgakıran : Limanları ve limanlar içindeki gemilerin denizlerden (dalgadan) zarar görmemesi için limana hakim rüzgara yüzey verecek şekilde yapılmış dalga önleyici yapılar.

Deniz Haritası : Denizcilikte kullanılan sahilleri, seyir alametlerini, derinlikleri gösteren ve özel işaretleri olan haritalardır.

Duba : Altı düz ve yük taşıma maksatları için inşa edilmiş ağaç veya saç tekneler.

Düşme : Bir geminin rüzgar ve akıntı etkisiyle bulunduğu rotadan veya mevkiden kaymasıdır.

El iskandili : Derinlik ölçmede kullanılan bir ağırlık ve ince halattan meydana gelen basit bir alet.

Façuna : Halatların fazla sürtünmeye maruz kalan kısımlarının yıpranmasını önlemek için bu kısımlar gırcala ve mürsel ile sarılır. Bu işleme façuna denir.

Falaka : Puntel , dikme ve matafora cundalarının (uçlarının) arasına gerilerek, bulundukları durumlarını muhafaza etmesini sağlayan halatlardır.

Firengi Delikleri : Güvertede biriken suların dışarı akması için, bir ağzı bordaya açılmış güverte üstü deliklerdir.

Forklift : Yükleme ve tahliye işlemlerinde, rıhtımda veya gemi ambarında ağır malzemenin kaldırılıp taşınması için kullanılan, manevra kabiliyeti yüksek araçlara denir.

Formen: Yine yükleme veya tahliye işlerini yürüten işçi gurubunun (posta) başı.

Gemi Jurnali : Gemi ile ilgili olayların kaydedildiği, hukuki işlemlerde çok önemli yeri olan defter.

Havuz : Gemilerin su altı kısımlarınınbakım ve onarımı için alındıklarıkuru veya yüzer tipteki havuzlardır.

Iskarça : Liman ve rıhtımlarda çok sayıda gemi bulunmasına denir. Karışıklık anlamına da gelir.

İstif : Her cins eşyanın ve yükün geminin dengesini bozmayacak şekilde geminin yapısına en uygun şekilde yerleştirilme ve yüklenme işlemidir.

Kabadalga : Dalga yüksekliği fazla olan ve gemiyi rahatsız eden dalgalardır.

Kamara: Gemideki personelin kaldığı odalara verilen isim.

Kampana : Gemiyle ilgili bazı acil durumları bildirmek için belirli kurallar içinde kullanılan çana kampana denir.

Kana Rakamları : Bir gemi teknesinin ne kadar su çektiğini (suya battığını) öğrenmemize yarayan, her iki bordada baş, vasat ve kıç taraflardaki rakamlardır. "Draft rakamları " da denilir

Kana rakamlarından draftın nasıl okunacağı bilinmelidir; İskele tarafta metrik birime göre yazılan rakamların boyları ve rakamlar arası düşey boşluklar 10 cm, Sancak tarafta (Romen rakamlarıyla) kadem (fit) birimine göre yazılan rakamların boyları ve rakamlar arası 6 pustur (inçtir).

Kapela : Gemilerde teçhizatları korumak üzere üstlerine örtülen branda kılıflardır.

Kasırga : Çok kuvvetli rüzgar, büyük dalgalar ve kuvvetli rüzgarın oluştuğu gemiler için tehlikeli fırtına.

Kavela : Halat dikme işlemlerinde kullanılan sert bir ağaçtan yapılmış havuç şekline benzeyen malzemedir.

Kılavuz kaptan (pilot) : Bölgesel tehlikeleri, seyir yollarını, geçitlerini ve limanlarını iyi bilen gemileri emniyetle sevk ve idare edebilecek tecrübeli kaptanlara denir.

Laşka : Boş veya boşalmış anlamına gelir. Bir halatı boş koyuvermektir.

Laşing : Yükün gemiye, kendisine veya diğer yüklere verebileceği hasarı önlemek amacıyla yapılan bağlama işidir.

Liman : Gemilerin yük ve yolcu alıp vermesine elverişli, rüzgar ve dalgalardan korunur şekilde yapılmış tesislerdir.

Lumbar : Gemi bordalarına veya küpeştelerine açılan dört köşe, giriş çıkış mevkileridir.

Lumbar ağzı : Gemilere giriş çıkış yapılan yerlere verilen isimdir.

Manifesto : Ticaret gemilerinde yükün cinsini gösteren resmi evrak.

Mezestre : Sancağın yarıya kadar çekilmesi işlemine denir.

Mola : Halatların bağlı bulundukları yerlerden fora edilmesi için verilen kumanda.

Navlun : Bir yerden bir yere para karşılığı taşınmak üzere bir sözleşme ile gemiye alınan yükün tümü. Bu yükün taşınmasının para değeri anlamında da kullanılır.

Nete (neta) : Düzeni bozulmuş bir şeyin tertiplenip düzenlenmesi, ayrıca seyirde kullanılan anlamıyla aykırı ve tehlikeli bir durumun olmadığı, her şeyin normal devam ettiği anlamında kullanılır.

Ölüdeniz (Sıvel) : Fırtınanın dinmesi ile oluşan, çatlaksız, rahatsız edici dalgalar.

Parakete : Geminin süratini ölçmek için kullanılan aletin ismidir.

Parima : Filikaların baş ve kıç taraflarında bağlama amacı ile kullanılan yeterli uzunluktaki ince halat.

Rüzgar altı : Rüzgarın estiği (geldiği) yöne ters yön (sırt dönüldüğünde, ön tarafın olduğu yer).

Rüzgar üstü : Rüzgarın esmekte olduğu (geldiği) taraf.

Savlo : Gemicilikte sancak çekmede paraketede, el incesi olarak kullanılan bir ile birbuçuk burgatalık ince halatlara verilen isimdir.

Stevedor : Limanda gemilerin yükleme veya tahliye işlerini yürüten insan veya şirkettir.

Şifting : Bir yere yanaşmış veya demirlemiş geminin yerini değiştirme işlemidir. Ayrıca yükün yerini değiştirme anlamında da kullanılır.

Tersane : Gemilerin inşa edildiği veya tamir ve bakım gördüğü yerler.

Toka : Bir sancağın, bayrağın göndere çekilmesi için verilen komut.

Tonilato : Gemilerin gerek ağırlık gerekse hacim ölçümü ile belirtilebilen kapasiteleridir.

Tramp Gemi : Düzenli sefer yapmayan gemi demektir. Yani sürekli belli birkaç liman arasında değilde, yükü bulduğu limandan yükün götürüleceği liman neresi ise oraya sefer yapan gemi anlamına gelir.

Trim : Geminin baş draftıyla- kıç draftı arasındaki fark.(geminin başa veya kıça eğik olması)

valf : Borulardaki sıvıların akışlarını kontrol etmeye yarayan bir çeşit vana.

Vardiya : Gemilerin liman ve seyir hizmetlerinin görülmesi için, gemi personeli tarafından zamana bağlı olarak tutulan nöbet.

Yalpa : Geminin dalgalardan sancak ve iskeleye aralıklarla yatıp, doğrulması, sallanması.

Yükleme sınırı hatları (Fribord Markası) : Sancak - iskele her iki bordadaki bu şekiller gemilerin uluslararası kurallar gereğince değişik şartlarda (mevsim, su yoğunluğu ) yükleme sınırını gösterir. Fazlaca yükleme sebebiyle bu sınırların aşılması, gemi emniyetini ortadan kaldırır.

B- ÖLÇÜLER :

1 Deniz mili : 1852 metre - 10 Gomino - 2000 Yarda

1 Gomino : 185,2 metre

1 Kadem (fit) : 30,48 santimetre

1 Kulaç : 183 santimetre (1.83 metre)

1 Pus (inç) : 2,54 santimetre

1 Metrik ton : 1000 kg (1 ton)

1 Tonilato : 2.83 metreküp (100 fitküp)

Denizyollari

Salı, 06 Kasım 2007

1 Denizyollari

Limanları birbirine bağlayarak yolcu ve yük taşımını sağlayan düzen

Yük ve yolcu ve yolcu gemilerinin işletilmesi , liman , yükleme-boşaltma tesisleri , deniz ulaşimiyla ilgili daha birçok konular denizyollarının kapsami içine girer.

1.1 Türk Denizyolları

Denizyollarımız , yelkenli çağından makineli taşıtlar çağına 1827 yılında girmiştir.Bu tarihte ,

Tersane için ilk buharlı gemi satın alınmıştı.Makineli deniz taşıtlarıyla deniz ticaretine girişimiz ise , 1843 yılında gerçekleşmiştir.Bu tarihte , Bahriye Nezareti , Marmara Bölgesi ‘nde İzmit , Gemlik Tekirdağ iskeleleri arasında bir vapur işletmeye başladı.Bu vapura “Seyribahri” deniliyordu.Bu olayı , Türk deniz ticaretinin başlangıc sayabiliriz .Aynı yıl

bu hatlara bir vapur daha katıldı.Boğaziçi’ne de , “Eserihayr” adında bir vapur işletilmeye başlandı.

Bunun üzerine bu işlerle uğraşacak bir idarenin kurulması gerekli görüldü.Böylece Bahriye Nazireti’ne bağlı , “Fevaid-i Osmaniye” kuruldu (1845).Fevaid-i Osmaniye , 1870 yılına kadar sürdü ; bu arada , adı değişerek , “İ dare-i Aziziye” oldu.1878 yılında da , İ dare-i Aziziye adı , “İ dare-i Mahsusa” ya çevrildi.Bu idare 32 yıl çalıştıktan sonra kaldırıldı ; erine , 1910 yılında , “Osmanlı Seyrisesefain İdaresi ” kuruldu.Bu idarenin adı da , 1923 yılında , “ Türkiye Seyrisefain İdaresi”ne çevrildi ve İktisat Vekaleti’ne bağlandı.Bu arada , Şirket-İ Hayriye , Fenerler İdaresi , İzmir Rıhtım Şirketi , Can Kurtarma İdaresi , Haliç Şirketi , Gemi Kurtarma Şirketi ,Trabzon Limanı İşletmesi ve Van Gölü İşletmesi kuruldu.Ayrica , Vapurculuk Şirketi adında , özel bir şirket de meydana geldi.

1933 yılı haziranında , Türkiye Seyirsefain İdaresi de kaldırıldı.Türk kıyıları arasında düzgün posta seferleri işletme tekeli Denizyolları İşletmesi İdaresi’ne verildi.Istanbul ve dolayları yakın kıyılar servisi de , Akay İşletmesi’ne devredildi.1937 yılında , bu idarelerde kaldırıldı.Liman işletmesi , fabrikalar , vb. gibi bütün deniz işletmeleri birleştirilerek , “Denizbank” kuruldu.Kısa bir süre sonra , 1938’de ,Denizbank da kaldırılarak , yapısındaki işletmeler birer idare haline getirildi.Bunlardan düzgün posta seferleri ve şilepçilik işleriyle ,

Istanbul ve çevresi yakın kıyılar servisleri “Devlet Denizyolları İşletmesi” görevlendirildi.

1943 yılında , bu idareler de kaldırıldı.”Devlet Denizyolları ve Liman İşletme Genel Müdürlüğü” kuruldu.

Denizyolları İdaresi , eldeki gemi tonajını , iki katına yakın oranda artırdı ; özel şilepçilik işlerinin gelişmesine yardım etti. Bu arada , liman tesis ve araçları da modernleştirildi .Özellikle , kömür yükleme-boşaltma işi için , en modern araçlarla , geniş bir köür alanı meydana getirildi.

Devlet Denizyolları da , görevini 10 ağustos 1951 tarihinde , 5842 sayılı kanunla kurulan “ Deniz Bankası”na devretti. Devlet Denizyolları”ndan Denizcilik Bankası’na devredilen işletmeler şunlardır :

Istanbul Şehir Hatları , Açık Deniz Hatları , Şilepçilik işletmesi , Istanbul Limanı İşletmesi , Trabzon Limanı İşletmesi , Van Gölü işletmesi , Haliç Fabrika ve Havuzlar İşletmesi , İstinye Fabrika ve Dokları İşletmesi , Kıyı Emniyet İşletmesi.

1964’te Denizcilik Bankası bir kamu iktisadi kuruluşu haline getirilmiştir.

1.2 Deniz Ticaret Kanunu

Deniz Ticaret Kanunu , deniz hukukunun başlıca kaynağ sayılan bir ana kanundur.Türkiyede ilk kez 1864 yılında , Fransız kanunlarından aktarılarak , yanınlandı.Bu kanun , 1929 yılına kadar yürürlükte kaldı.13 mayıs 1929 tarih ve 1440 sayılı kanunla değiştirildi. Bu yeni kanun da , Alman kanunlarından aktarılmıştır.Bu kanunda , denizcilik nizamları ,gemi işletme ve ortaklıkları , kaptanların görevleri , yük taşıma ,gemi kurtarma işlemleri , yolculuk koşulları ,sigorta hükümleri , borç ve rehin gibi tivari hükümler , vb. gibi maddeler belirlenmiştir.

Kanuna göre , yolculuk başladıktan sonra , gemi ve gemideki bütün eşya ve insanlar , kaptanın emri altında sayılır . Tehlike halinde , tehlikeden kurtulmak amacıyla gemiye veya yüküne, bilerek zarar verebilir.

Yük taşımak için yapılmış olan navlun sözleşmesi ikiye ayrılır 1) Çarter sözleşmesi : 2) Kırkambar sözleşmesi.”Çarter” sözleşmesinde , geminin ya tamamı , ya da bir kısmı kiralanır.”Kırkambar” da ise , taşınacak eşya , herkesin eşyasıyla birlikte gider.Bugün düzgün posta seferleri yapıldığı için kırkambar sözleşmesi daha çok kullanılmaktadır.

1.3 Denizyolu Ulaşımı

Denizyolu ulaşimı , liman ve iskeleler arasındaki yolcu ve yük taşıma işlerini kapsamaktadır.

Ülkemizin üç tarafının denizlerle çevrili olması denizyolu ulaşımının önemli olmasını sağlamıştır.

Denizyolu ile yolcu ve yük taşımacılığı karayolu , demiryolu , ve havayolu taşımacılığına göre daha ucuzdur.Çünkü çok sayıdaki yolcu ve binlerce ton ağırlığındaki yük , çok uzak mesafelere birlikte taşınabilmektedir.Ayrıca su düzeyinde yapılan bu taşımacılıkta , yol yapım ve bakım masrafları yoktur . Liman ve iskelelere yapılan masraflar , uzun süre

Yeterli olmaktadr.

Çoğrafi konumu nedeniyle Türkiye deniz ulaşımı yönünden olumlu koşullara sahiptir. Çünkü çevresindeki denizlerin okyanuslara bağlantısı vardır. Ayrıca Istanbul ve Çanakkale boğazlarının da yardımıyla kıyılarımızdaki bütün limanlardan dünyanın bütün önemli limanlarına bağlantı sağlanabilmektedir.

Osmanlı döneminden Cumhuriyet yönetimine bir kısmı hurda olmak üzere küçük bir deniz filosu kalmıştır.Lozan antlaşmasıyla yabancılara verilen kabotaj (yük ve yolcu taşıma hakkı) hakkının geri alınması , Türk denizciliğinin kurulması ve geliştirilmesi için önemli bir aşama olmuştur. Zamanla denizcilik filosu geliştirilmiş , yeni ve büyük limanlar yapılmıştır. Bu limanlar modern yükleme ve boşaltma araçlarıyla donotılmıştır.

Deniz filomuz henüz yeterli düzeye gelmemiştir.Denizyolu taşımacılığının az tercih edilmesinin nedeni yavaş olmasıdır .Yük taşımacılığı yolcu taşımacılığından daha önemlidir, çünkü uzun mesafelerde yapılan yük taşımacılığuı daha ucuzdur

Türkiye ‘ de gemi yapım ve bakımını sağlayan tersaneler vardır.Burada yapılan gemiler , deniz taşımacılığı filosu giderek güçlenmektedir.

Limanlar , gemilerin yük alıp boşalttıkları yerlerdir buralar aynı zamanda gemilerin sığınma ve barınma yerleridir.Limanlar genellikle , deniz kıyılarındaki doğal girintilerde (koy ve körfezlerde) yapılmaktadır.

• En büyük ticaret limanımz İzmir

• Mersin limanı da ortadoğu açısından özemlidir

• En büyük liman Istanbul limanıdır

• Önemli transit limanlarımız İzmir , Samsun , Istanbul Mersin Trabzon

Limanlar Ticari malların ekonomiye giriş-çıkış yaptığı bir kapı özelliğindedir .

Limanlarımızdan en işlek olanı Istanbul’dur gemi giriş – cıkış itibariyle ikinci limanımız izmit (3125) üçüncü limanımız Mersin (2516) dördüncü limanımız İzmir (2432) limanımız İskenderun ( 1279).Karadeniz bölgesindeki önemli limanlarımız Samsun , Hopa , Trabzon , Ereğli , Giresun’dur.

Mersin’deki rafineri ve iskenderun demir çelik fabrikası bu limanların işlek olmasını sağlamıştır.

Marmara bölgesinde izmit limanı perto-kimya tesisleri yönünden ithalat ve ihracat kapısıdır.

Istanbul ‘ a bağlantıyı sağlayan Yalova , Gemlik , Mudanya , Tekirdağ , liman ve iskeleleri vardır.

Eskiden Karadeniz kıyısında Hopa’ya , Akdeniz kıyısında Mersin ve İskenderun’ a kadar yolcu taşımacılığı yapılırken günümüzde yalnızca Trabzon’a ve İzmir’e kadar turistlik amaçlı feribot seferleri yapılmaktadır.

Deniz ulaşımındaki yolcu taşımacılığında görülen bu gerilemeye karşılamak Türkiye limanları yük taşımacılığı açısından oldukça canlıdır.Giren ve çıkan sayısı toplamı (1990’ da 4.341) ve en çok mal yüklenmesi (1990’ da 2,673 milyon ton ) bakımından mersin limanı başta gelir. En çok mal boşaltılan liman ise İzmit’ tir.(1990’ da 13,885 milyon ton )

Başka şekilde tanımlarsak deniz taşımacılığı en az sayısal veri bulunan ulaştırma alt kesimidir.Eldeki veriler gemi sayısı ve tonajıyla sınırlıdır.

1963-1982 arasındaki Türk deniz ticaret filosunun taşıma kapasitesi , hem gemi sayısı , hem de tonaj açısından büyümüştür.Bu gelişme içinde en büyük yeri tanker sayısındaki gelişme tutmaktadır.Bu dönemde tanker sayısı 3 kata yakın , tanker tonajıda 5,5 kata yakın artmıştır.Yolcu gemilerinin ise , sayıları artarken toplam tonajlarında önemli ölçüde (%50 ye yakın) düşüş gözlenmektedir.Yani , tankerler ve yük gemilerinde ortalama tonaj yükselmektedir.Tankerlerde ortalama tonaj , 1963’ te 236 gross ton iken , 1982’de 596 gross tona çıkmıştır.Yolcu gemilerinin ortalama tonajı ise , 1963’te 1.240 gross ton iken , 1982’de

440 gross tona düşmüştür.

Bir başka ilginç gelişme , 5.000 gross tondan büyük gemi sayısındaki ve bunların toplam tonajlarındaki artışlardır. Ama , bu artış tıpkı genel gemi sayısı tonajında olduğu gibi, yük gemileri ve tankerler için geçerlidir.Buna karşılık , 5.000+ gross tonluk yolcu gemisi sayısı bunların toplam tonajı ve topam içindeki payları düşmüşlerdir.

Bu verilere dayanarak Türkiye’ de denizyoluyla yolcu taşıma kapasitesinin azaldığı , yük taşıma kapasitesinin biraz arttığı , tankerlerin taşıma kapasitesininde ise önemli gelişme olduğu söylenebilir

1.4 Denizyollarında Yük ve Yolcu Taşımacılığı

Bu alt kesimde , istatislikler çok yetersizdir.Bu nedenle öbür alt kesimlerle karşılaştırma yapmak çok güçleşmektedir.Yine de , eldeki verilere göre , denizyollarında yolcu taşımacılığı

, giderek azalmıştır.(1955’ de 362 milyon yolcu x km , 1980’ de 120 milyon yolcu x km ).Deniz yollarında iç hatlarda gerçekleştirlen yük taşımacılığı ise 1955’ te 305 milyon ton x km iken ,1980’de 35 milyon ton c km’ye düşmüştür).

Denizyolu taşımacılığında dikkati çeken bir nokta , 1960’ tan sonra iç hatlarda yolcu taşımacılığının toplam yolcu taşımacılığındaki payı azalırken , dış hatlarda yolcu taşımacılığın toplam yolcu taşımacılığı içindeki payının artmasıdır.Yük taşımacılığın da kimi önemli mallarda aynı eğilim gözlenmektedir.Örneğin , bir yandan limanlara boşaltılan ve limanlardan yüklenen eşya miktarı , bir yandan da hem boşaltma , hem yüklemede uluslararası taşımanın payı 1960’larda % 50 kadarken , 1980’lerde % 70’e yaklaşmıştır.Benzeri bir gelişme , maden cevheri ve akaryakıt taşımacığında da gözlenmektedir.Bu gelişme , Türkiye’nin dış ticaretinde bu malların tutulduğu yerdeki genişlemeyi de yansıtmaktadır.Ancak , Türk limanlarından yapılan uluslararası denz taşımacılığındaki bu artış , Türk bayraklı gemilerdencok yabancı bayraklı gemilerce gerçekleştirilmiştir.Örneğin yabancı bayraklı gemiler , Türk limanlarında boşaltılan akaryakıtın 1970-1980 arasında %70 - %80’ini limanlardan yüklenen akaryakıtların ise , yaklaşık %90’ını taşırken , bu oranlar maden cevherinde %60-%90 arasında , tahıllarda % 70-%90 arasında değişmektedir.Bununla birlikte Türk bayraklı gemilerin söz konusu taşımacılık içindeki payı , özellikle tankerler yapılan taşımacılıkta artmaktadır.

Gemi İnşaası

Salı, 06 Kasım 2007

İnsanlar gemilerden yararlanmaya tarih öncesi dönemlerde başlamışlardır. Yüzen ağaç parçalarından ilham alınarak içi oyulmuş ağaç kütüklerinden ilk gemiler meydana getirildi.

Zamanla gemi inşaatı yeni buluşlara tanıklık etti. Kalaslardan gemi tekneleri yapıldı ek yerleri muhtelif maddelerle takviye edilerek su geçmez hale getirildi. Bu gemilerin baş ve kıç kısımları gergi halatları vasıtasıyla birbirlerine bağlanırdı.

Eski mısırlıların milattan 3000 yıl kadar önce bu şekildeki ilkel gemileri kullandıkları bilinen bier gerçektir. Akdeniz’de finikeliler, eski yunanlılar,eski romalılar,kuzeyde iskandinavyalılar gemi inşaatında büyük bir mesafe katederek omurga ve postaları olan gemiler meydana getirdiler.

Bu gemilerin hareket ettirilmesinde rüzgar ve insan gücü kullandılar. Bu gemiler arasında 50 kürekli 60 metre boyuna kadar olanları vardır.

Medeniyetin ilerlemesiyle teknik imkanlar arttı, ihtiyaçlar büyüdü. Kürek ve yelken kuvveti ile gemilerin istenilen sürate erişmesi güçleşti. Bunun neticesi olarakta makine gücü ile hareket eden gemiler yapılmaya başlandı. 1788 yılında İngiltere’de ilk buharlı gemi yapıldı . Ardından Amerika’da bu gelişmeyi takip ettti ve clermont adında 42 metre boyundaki yandan çarklı buharlı geminin inşaasını tamamladı.

Svannah adındaki bier diğer amerikan gemiside 1829 yılında atlantik okyanusunu aşarak bir ilki gerçekleştirdi.

Makine gücünün gemilerde kullanılması sonucunda daha büyük gemilerin yapılması mümkün oldu. Ancak ağaç mukavemet bakımından büyük gemilerin yapımına olanak sağlamadığından dolayı 19. Yüzyılda demir ve günümüzün en önemli gemi inşaa malzemesi olan celik gemilerin yapımına başlandı. Önceleri demir ve agaç karışık olarak kullanılır, gemilerin omurga ve postaları demirden dış kaplama ve güverteleri agaçtan yapılırdı.

Demirden yapılmış ilk gemiler arasında en bilindik olanları şunlardır, 1843’de İngiltere’de yapılan boyu 87,23 metre, genişliği 15,56 metre,yüksekliği 9,91 metre ve deplasmanı 3000 ton olan ‘great britain’ ile yine İngiltere’de yapılan 207 metre boy, 25 metre genişlik, 17 metre yükseklik ve 2700 ton ağırlığındaki ‘great eastern’ …

Bu gemilerin pervaneleri ve bunun yanında yandan iki adet çarkı mevcuttu.

19.yüzyılın ikinci yarısında daha süratli gemiler iki ve daha çok pervaneli olarak yapıldı. 20.yüzyılda gemi inşaatında daha büyük hamleler yapıldı. Büyük süratli ve komforlu gemilerin inşaası birbirini takip etti. 291 metre boyundaki ‘bismark’ dünyanın en büyük gemisiydi. Ardından 1929da yapılan ‘Europa’,’Bremen’ ve ’Quen Elisabeth’ .o dönemdeki en muhteşem gemiler olarak tarihe geçtiler.

20.yüzyılda gemilerde motor kuvvetinden istifade edilmeye başlandı ve buna bağlı olarakta gemi inşaa sektörü hızla gelişti.

Gemi inşaatı tekniği günümüze gelene kadar oldukça hızlı ve başarılı bir şekilde gelişti. Günümüzde gemi inşaasında elektrik kaynağı geniş ölcüde kullanılmakta ve çelik,alüminyum,ve suni malzemelerden yararlanılmaktadır. Model tecrübeleri sayesinde gemilere en elverişli şekil verilerek ekonomi ve mükemmellik sağlanmaktadır.

2.GEMİ İNŞAASINDA KULLANILAN BAŞLICA MALZEMELER.

Gemilerin yapıldığı ve tamir edildiği tersanelerde başlıca şu malzemeler kullanılır,

1. Madenler.(Çelikler, dökme demir ve diğer malzemeler)

2. Agaç (Keresteler)

3.Suni maddeler ve yardımcı malzemeler.

2.1. Çelik

Bu bölümde çelik yapımı, çentik duyarlılığı , çelik ve kaynak kullanılmasındaki spesifikasyonlardan bahsedilecektir.

Günümüzde gemi inşaatında kullanılan en önemli malzeme çeliktir. Çelik bilindiği gibi terkibinde %1,7 ye kadar karbon bulunan demir ve karbon alaşımıdır.

Ancak çelik içeriğinde nispeten düşük yüzdelerde başka madenlerde bulunabilir. Çelik yardımcı bier muameley tabi tutulmadan doğrudan doğruya dövülerek işlenebilir. Çelikten dökümde yapılabilir.

Terkibinde %2,5-3,5 karbon bulunan demir ve karbon alaşımlarına dökme demir adı verilir. Döküme elverişlidir ancak dövülerek işlenemez.

Gemi inşaatında çelik, dökme çelik ve hadde çeliği ( levha ve profil olarak) en çok kullanılan yapı malzemeleridir.

Dökme çelik kullanılmak istendiği taktirde uygun büyüklükteki bier çelik parçası derim hanelerde şahmerdan ve çekiçlerle dövülerek istenilen şekil verilir veya dökümhaneler-de modele göre kalıplanarak dökülür. Hadde çeliği veya hadde mamülleri ise çelik haddehanelerinde muhtelif ölçü ve kalınlıklarda levha ve profil şeklinde imal edilerek piyasaya sunulur.

Çelik saçlar düz, bier yüzü baklavalı veya kabartmalı olarak imal edilirler. Baklavalı ve kabartmalı saçlar üzerinde yürürken ayak kaymaması için bazı döşemelerde kullanılırlar.

Düz saçlar 0,5-50 mm kalınlıklarda yapılırlar. Ancak gerekli hallerde daha kalın çelik saçlarda imal edilebilir. 5 mm az kalınlıktaki levhalara ince saç adı verilir. Bunların enleri 1 m boyları ise 4 m kadardır. 5 mm den daha kalın levhalar için aşağıdaki tablo yardımıyla bier fikir sahibi olunabilir.

2.1.1. Çelik türleri

Euronorm 20-74 e göre çelikler kimyasal bileşimlerine veya kullanım yerinde istenen özelliklere göre sınıflandırılır. Kimyasal bileşim açısından alaşımlı ve alaşımsız olarak iki gruba ayrılır.

Kullanım amaçlarını dikkate alan temel ayırım ise şöyledir; kütle çelikleri ( alaşımsız) kaliteli çelikler( alaşımsız, alaşımlı), asal çelikler ( alaşımsız ,alaşımlı).

Kütle çelikleri dayanım ve süneklik değerleri dışında her hangi bir özellik gözetilmeden, genel amaçlarla kullanılırlar. Kaliteli çelikler ise yeriine göre kaynağa uygunluk, gevrek kırılmaya duyarsızlık, derin çekilebilme, otomat tezgahlarında işlenebilme gibi bazı niteliklerede sahip olacak şekilde özenle üretilen çeliklerdir. Asal çelikler özel üretim koşullarından dolayı kaliteli çeliklerden daha az katışkı içerirler. Yüksek alaşımlı çeliklerin asal olması zorunludur. Öte yandan kullanım alanları bakımından konstrüksiyon vetakım çelikleri olarakta bir sınıflandırma yapılabilir.

2.1.1.1. Yapı çelikleri

Kimyasal etkilere dayanıklılık ve imalat sırasında sertleştirme işlemi öngörülmeyen konstrüksiyon çelikleridir. Kullanım yerine göre seçilmelerinde, öncelikle akma sınırının yüksek olması göz önünde bulundurulur. Bunun yanında yeterli süneklik ve gerekli hallerde tokluk da aranan özelliklerdir. Bu arada söz konusu çeliklerin en basşta kaynak olmak üzere, soğuk şekil verme gibi bazı imal usülleriyle ilgili teknolojik özellikleride büyük önem taşımaktadır. Çoğu kez malzeme niteliği olarak kabul edilmesine karşın gerçekte yöntem ve konstruksiyon öğelerini de içerenkaynak kabiliyeti aşağıda belirtilen üç alt kavrama ayrılarak açıklanabilir.

• Kaynağa elverişlilik ; kaynak bağlantısının uygulanan bir yöntemle gerçekleştiril-

mesin de , seçilen malzemenin metalurjik, kimyasal ve fiziksel özellikler açısından her hangi bir olumsuzluk yaratmamasıdır.

Dönüşüm gösteren çeliklerin kaynak işleminde ısıdan etkilenen bölge yeterli sünekliğe sahipse, kaynağa uygunluğun var olduğu genellikle söylenebilir. Bunun için genellikle alınacak önlemlerle martenzit oluşumu engellenmeli veya meydana gelebilecek martenzitin bir ölçüde tok olmasını sağlamak için çeliğin karbon miktarı sınırlanmalıdır.

• Kaynak güvenliği; öncelikle malzemeye bağlı olan kaynağa uygunluk konstrüksiyonun gevrek kırılmaya karşı güvenli olması için yeterli değildir. Yani konstrüksiyonun öngörülen işletme koşulları altında gevrekleşme ve çatlama tehlikesinden uzak kalması, çelik özellikleri yanında başka bazı özelliklerinde imalatçı tarafından dikkate alınmasını gerektirir. Söz konusu etkenler tasarım( saç kalınlığı, dikiş türü, çentik etkisi) ve zorlama durumu olarak iki gruba ayrılır.

• Kaynağın yapılabilirliği ; belirli bir konstrüksiyonun seçilen kaynak yöntemiyle gerçekleştirilebilmesidir.

4.1.1.2. Genel yapı çelikleri

Alaşımsız ve çoğunlukla kütle çeliği olarak sıcal şekillendirmeden sonra normalleştirilmiş veya bazende soğuk şekil verilmiş olarak kullanılırlar. Bu çeliklerden özellikle çekme ve akma dayanımları göz önünde tutularak yer altı ve yer üstü inşaatları, köprü depolama kabı, taşıt ve makine yapımı gibi çeşitli mühendislik alanlarında yararlanılır.

Tablo.1. EURONORM 27-74 ‘ e göre çelik işaretleri

Bu çeliklerin iç yapıları ferritik ve perlitiktir. Dayanım değerleri şu faktörler sayesinde artar; katı çözelti sertleşmesi, tane sınırları, perlit oranı. Kaynağa uygunluk bakımından karbon mitarı, gevrek kırılmaya duyarsızlık için ise geçiş sıcaklığı veya çentik vurma tokluğu bir ölçü olarak alınabilir. Sonuç olarak kaynak işlemi söz konusu ise çelikler sadece dayanımlarına göre tokluk özelliklerine göre de seçilmelidir. Diğer bağlantılarda ise malzemenin tok olması bağlantının dayanımını etkilemez.

Tablo. 2. DİN 17100’ e göre çeliklerin mekanik özellikleri

4.1.1.3.İnce saçlar

Genellikle alaşımsız çeliklerden soğuk şekil verilme sonrası yumuşatılmış, kalınlıkları 3mm ‘nin altında olan saçlardır. Şekil verme ve yüzey kaplama işlemlerine uygun çeliklerdir. İnce saçlarda dayanım değerleri çoğu kez ikinci planda kalır. Öncelikle derin çekme ve benzeri şekil verme yöntemlerinin uygulanması için süneklik aranır. İç yapının ince taneli olması ve saç yüzeyinin belirli bir duruma getirilmesi de önemlidir. Yüksek dayanım istenen bazı uygulamalarda saçın şekil değiştirme kabiliyetinin azalması pahasına da olsa karbon miktarını artırmak veya başta mangan olmak üzere alaşım elementi katmak yoluna gidilebilir.

Az karbonlu yumuşak çeliklere özgü belirgin akmadan dolayı ince saçlardan parça yapımında yüzey görünümünü bozan bantlar oluşabilir. Bu olay başta azot olmak üzere çözünmüş atomların dislokasyonlarla etkileşiminden ileri gelir.

İnce saçlar genellikle eritme ve direnç kaynağına uygundurlar.ancak kalınlığı 1 mm ‘ nin altında olan saçlara oksi-asetilen kaynağı gibi ilave malzeme gerektirmeyen uygulamalarda çelikteki kalıntıların miktar ve türü özenle kontrol edilmelidir. Kalıntılar eriyik içinde viskozite artışı ve köpürme meydana getirerek kaynak metalinin

gözenekli olmasına yol açarlar.

4.1.1.4. Yüksek dayanımlı yapı çelikleri

çeliklerde dayanım artırma yöntemleri iç yapıya bağlıdır. İç yapıları bakımından çelikler ferritik, ferritik-perlitik, martenzitik ve östenitik olmak üzere dört gruba ayrılır.

Konstruksiyonlarda yüksek dayanımlı öeliklerin kullanılması aşağıdaki noktaların göz önünde tutulmasını gerektirir.

• Boyutların sadece çekme gerilmelerine göre seçilmesi yeterli olabilmelidir.

• Yüksek dayanımlı malzeme seçerek et kalınlığının azaltılmasında paslanmadan gelebilecek bir sınırlama vardır. Bu bakımdan atmosfer etkisine dayanıklı yapı çeliklerinin kullanılması önem kazanır.

• Statik dayanımın yükselmesi yorulma dayanımını da belli oranda artırmakla birlikte , çentik duyarlılığınıda fazlalaştırır.

• Yüksek dayanımlı çeliklerde süneklik genellikle düşer yani gevrek kırılma eğilimi artar. Konstrüksiyon ne kadar özenli yapılsada meydana gelebilecek hata olasılığıda gözden kaçırılmamalıdır.

4.1.1.5. Paslanmaz ve aside dayanıklı çelikler

Normal alaşımsız ve az alaşımlı çelikler korozif etkilere dayanıklı değillerdir. Bileşimlerinde en az %12 Cr bulunanlar ise yüzeylerine kuvvetle bağlanan yoğun, tok ve çok ince bir oksit tabakasından ötütü pasifleşir, yani indirgeyici olmayan ortamlarda korozyona karşı direnç kazanırlar. Ancak bu çeliklerde krom karbür oluşursa krom miktarı %12 lik değerin altına düşebilir. Böylece korozyona dayanıklılık özelliği kaybolur. Dolayısıyla çelik bileşimindeki karbon derişikliği yükseltildikçe karbon miktarı artırılmalı veya karbür yapma eğilimi kromdan fazla olan belirli elementler katılarak krom karbür oluşumu engellenmelidir.

Paslanmaz çeliklerde alaşım elementleri önem sırasına göre krom, nikel, molibden ve mangandır. Bunlardan krom ve nikel iç yapının ferritik veya östenitik olmasını sağlarlar.

4.1.1.5.1. Ferritik Cr çelikleri

İç yapıları ve mekanik özellikleri mekanik işlemlerle değişmez. Ancak kuvvetli östenit yapıcı olan karbon belirli bir miktara ulaşınca kromun ferrit yapıcı etkisi prtadan kalkar. Böylece yüksek sıcaklıkta oluşan östenitin soğuma hızına bağlı dönüşüm ürününe göre perlitik veya genellikle havada su alan martenzitik paslanmaz krom çelikleri elde edilir. Ferritik çeliklerin taneler arası gerilme korozyonuna duyarşlılıkları azdır. Östenitik krom-nikel çeliklerine göre kükürtlü gazlara karşı daha dirençlidirler. Temelde amonyak ve temel genel korozyona dayanımlı olan bu çelikler noktasal taneler içi ve taneler arası korozyona uğrayabilir. Bu durum da öncelikle iç yapıdaki heterojenliklerden kaynaklanır. Dolayısıyla korozyon dayanımı uygun ısıl işlemler yardımıyla iyileştirilebilir.

Geçiş sıcaklığının yüksekliğinden dolayı çentik vurma toklukları oda sıcaklığında düşük olan bu çeliklerde üst sıcaklıklara doğru gidildikçe tutma süresine bağlı olarak aşağıda açıklanan 3 gevrekleşme bölgesi görünür.

• 400-500 derece arasında fazla kalmış ve yavaş soğutulmuş % 15 den fazla krom içeren çeliklerde çökelmelerin neden olduğu 475 derece gevrekleşmesi görülür.

• 600-800 derece arası fazla tutma sonucu yüksek kromlu ferritik ve bazı östenitik çeliklere %50 Cr-%50 Fe den oluşan sigma fazı oluşur.

• 950 derece üzerinde ise tane irileşmesine ek olarak tane sınırlarında krom karbür çökeltileri oluşur.

Bu çeliklerde kaynak işleminden önce tokluğu artırmak için 150-200 derece arasında ön ısıtma ve kaynak sonrası tavı yapılmalıdır. Tane irileşmesi ve karbür çökelmelerine karşı kaynak sırasında ısı girişi düşük tutulmalıdır. Tokluğu yükselten östenitik türdeki ilave malzemesi kullanılarak kaynak dikişinin çatlama eğilimi azaltılmalıdır.

4.1.1.5.2. Östenitik Cr-Ni çelikleri

Korozyona dayanıklı çeliklerin en önemli bölümünü oluştururlar. Manyetik olmayan bu çeliklere östenitik iç yapıları dönüşüm göstermediği için normalleştirme ve sertleştirme ısıl işlemleri uygulanmaz. Korozyonu önlemek için gerekli olan kromun ferrit yapıcı etkisini, östenit yapıcı alaşım elementi kullanarak ortadan kaldırmak mümkündür. Ancak bu amaçlai kuvvetli östenit yapıcı olamasına karşın karbür meydana getirerek korozyon davranışını zayıflatan karbonun oranını yükseltmek yerine aynı zamanda oksitleyici redükleyici asitlere de dayanıklı olan nikelden yararlanılır.

Kükürtsüz korozif ortamlarda östenitik çelikler ferritiklerden genellikle daha iyi sonuç verirler. Molibden katılmasıyla organik ve çeşitli mineral asitlere, tuzlara karşı daha fazla direnç kazanırlar. Bu çeliklerin dezavantajlarından biri sıcak çatlama eğilimi göstermeleridir. Ayrıca bu çeliklerdeki en büyük sorun krom-karbür çökelmesidir. Bu karbürler taneler arası korozyona ve tane ayrılmasına neden olurlar. Bu olayda krom miktarının korozyona dayanıklılık sınırının altına düşmesi büyük rol oynar. Östenitik çelikler kaynağa çok elverişlidirler. Gemi inşaa sektöründe bu özelliklerinden dolayı oldukça yoğun kullanım alanları vardır. Bu çeliklerde sünekliğin yanında tokluk değeride oldıkça yüksek bir değerdedir. Kaynak esnasında ısıdan etkilenen bölgelerde herhangi bir sertleşme görülmez. Sadece kaynak dikişi yanında kritik sıcaklığa ısınan ve yavaş soğuyan dar bir şerit boyunca karbürler ayrışabilir. Bu nedenle kaynak edilecek çelikler gerektiğinde stabilize türden seçilmelidir. Ayrıca östenitik çeliklerin isi iletim katsayısı küçük , ısıl genleşme katsayısı büyük olduğundan çarpılma tehlikesine karşı kaynak sırasındaki ısı girdisinin düşük tutulması yararlıdır. Taneler arası korozyonu önlemek için çeliğe stablizatör (karbona ilgisikromdan daha fazla olan elementler) maddeler katılabilir.

Bazı fabrikalar dahada büyük ölçülerde saç levhalar üretebilmektedirler. Saç levhaların ölçüleri şu şekilde gösterilir.

Örneğin: 500×1500x7 ( 5000 sayısı levhanın uzunluğunu , 1500 sayısı levhanın genişligini , 7 sayısıda levhanın kalınlığını mm cinsinden gösterir)

2.1.1. Çelik yapımı

Gemilerde kullanılan çelikler başlıca şu üç yöntemden biri ile yapılmaktadır. Gemi çeliklerinde yüksek mukavemet ve korozyona karşı dayanım aranan en büyük özelliklerdendir.

a) Siemens-Martin

b) Thomas yöntemi

c) Bazik oksijen veya oksijen üfleme yöntemi

d) Elektrik ark yöntemi.

2.1.1.1. Siemens-Martin

Siemen-Martin yöntemi gemilerde kullanılan çeliklerin yapımında senelerce kullanılmıştır..

Oksitleme ve gerekebilecek olan eritme siemens-martin ocağının tekne şeklindeki haznesinde gerçekleştirilir. Rejeneratif yakma sistemiyle çok yüksek sıcaklıklara ulaşılabilir. Bu sistemde baca gazları ısısından faydalanılarak ön ısıtılan hava ve yanıcı gaz ayrı kanallardan üflenerek ocak şarjı üzerinde alev oluştururlar. Oksitleme süresi diğer yöntemlerden oldukça uzundur. En önemli olay karbonun , CO gazına dönüşme-

sidir. Yükselen gaz kabarcıkları yani kaynama olayı sayesinde banyo iyice karışır. Tüm eriyik içinde oksitleme reaksyonu homojen bier hal alır.

Hammadde olarak katı veya sıvı pik demir ile hurda kullanılır. Pik demir içindeki karbon hurdada bulunan demir oksitleri (pas,tufal) indirger. Isı dıştan verildiği için karışımdaki hurda miktarı yüksek tutulabilir. Çeliğin kaliteside eritilen hurda miktarına doğrudan bağlıdır. Bu nedenle yüksek kaliteli çelik imalatında haddehane artıkları veya yüksek kaliteli diğer hurdalardan yararlanılabilir.

Üstten ısıtılan ve sıcak olan cürufun reaksiyon kabiliyeti çok yüksektir. Bu yüzden bazik karakterli ocaklarda çok düşük fosfor (%0,02), kükürt (%0,03) ve azot oranları elde edilebilir. Hurdadaki alaşım elementleri sıvı metalde kolaylıkla çözülebilir. Uzun oksitleme süresi bileşimin cok hassas saglanmasına olanak tanır. Dış kaynaklı ısıtmadan dolayı eriyiğin donması söz konusu degildir. Alaşım elementleri oksitlenmeden sonrada katılabilir.

2.1.1.2. Thomas yöntemi

Siemens-Martin yöntemine göre daha yeni olan bu yöntemde reaksiyon hızının artırılmasında oksijen kullanılır.

Oksitleme bazik astarlı konvertörlerde yapılır. Bu yuzden fosforca zengin olan pik demirden çelik üretilmesi mümkün olur. Gereken hava konverterin çok sayıda kanal içeren tabanından sıvı pik üzerine üflenir. Bu yöntemde sadece silisyum ve mangan degil karbonda fosfordan önce yandığından istenen karbon miktarı oksıtlenmeden sonra ferromangan veya spiegel katılarak sağlanabilir.

Thomas çeliğinde gosfor ve azot miktarları oldukça yüksektir. Fosfor ve azot gevrekleşmeye neden oldukları için thomas çeliğinin üretimi almanyada büyük ölçüde durdurulmuştur. Thomas çeliğinini kullanıldığı sistemlere uygulanacak değişiklik veya tamir işlemlerinde çok dikkatli davranılmalıdır. Thomas çeliğinde mekanik özelliklerle bağlantılı olarak kaynak kabiliyetide oldukça kötüdür.

2.1.1.3. Oksijen üfleme yöntemi

Avusturya’da ilk kez 1949’da endüstriyel ölçekte uygulanmıştır. Elde edilen çelikteki azot miktarının çok az olmasını sağlayan saf oksijen su ile soğutulan bir borudan pik üzerine üflenir. Oksijenin metale ilk rastladığı yerdeki büyük sıcaklık etkisiyle astarın tahrip olmaması için üfleme Thomas konverterindek, gibi tabandan yapılmaz. Hava yerine oksijen kullanımından gelen sıcaklık artışı thomas yöntemindeki yanma sırasınıda değiştirir. Fosfor karbondan önce yanar ,böylece fosfor miktarı cok azalır. Banyoya % 25 ‘e kadar hurda katılabilir. Bir diğer ekonomik üstünlükte pik türünün seçimindeki serbestliktir.

Oksijen üfleme yöntemiyle kaliteli,düşük katışkılı,kaynağa elverişli çelikler ekonomik olarak üretililir. Bu yöntem günümüzde siemens-martin yönteminin yerini almaktadır.

2.1.1.4. Elektrikli yöntemler

bu yöntemde gereken enerji ark veya indüksiyon ile sağlanır. Yüksek alaşımlı çeliklerin üretilmesi için;

• Ocaktaki oksijen aktivitesi mümkün olduğu kadar düşük tutulmalıdır. Aksi halde alaşım elementide yanar.

• Yüksek ocak sıcaklıklarına erişilebilmelidir. Böylece alaşım elemntleri banyoya daha kolay girer.

Bu koşullar ancak elektrikli eritme yöntemiyle sağlanabilir. Yakıttan dolayı katışkıların artması sorunu yoktur. Gereken oksitleme işlemi demir cevheri veya oksijenle yapılır. Yüksek dayanımlı ve yüksek alasşımlı çeliklerde özellikle yeterlitoklukbakımından çözünmüş gaz miktarı çok az olmalıdır. Bu amaçla hidrojen ve azotun giderilmesi oksijene göre çok daha zordur.

Eriyen elektrotlu ark yönteminde;sürekli biçimde metal banyosuna doğru hareket ettirilen çelik elektrot oluşturduğu elektrik arkıyla vakum altında eritilir. Gaz veya sıvı haldeki reaksiyon ürünleri bu ortamda çeliği daha kolay terkeder. Kükürt ve fosfor ise kimyasal olarak giderilir. Bu yöntemle elde edilen çeliklerin dinamik zorlamalara karşı dayanımları ve çentik vurma toklukları oldukça iyidir.

2.1.1.5. Oksijeni alma işlemleri

Çelik yapımında metalurjik durumları göz önüne alan birinci derecede reaksiyon karbon ve oksijen karışımının bier gaz ortamı oluşturmasıdır.Çelik yapımında kullanılan yöntem ve oksijeni alma işlemi elde edilen çeliğin türünü oluşturur. Oksit giderme işleminde oksijene karşı kimyasal ilgileri demirden daha fazla olan aşağıdaki elementlerden yararlanılır.

Mn-V-C-Si-Ti-B-Zr-Al

2.1.2. Kaynar çelikler (U)

Bu tür çeliklerin oksijeni az miktarda alınmış olup genel olarak 12,5 mm kalılığa kadar olan levhaların yapımında kullanılırlar. Bu nedenle bu çeliğin kullanım alanı daha az önemli elemanların imalatıyla sınırlı tutulmuştur. Gözeneksiz , karbon ve katışkıları çok az olan demir tabakası kaynar çelikler için karekteristiktir. .

2.1.3. Durgun çelikler (R)

Tamamen oksijeni alınmıştır olup en önemli tekne bünyesel elemanları için önerilmektedir. Eş dagılmış yani homojen olan iç yapısı bu tür çelikleri bilhassa kalın levhalar için çok uygun kılar. Oksit giderme işlemi silisyum ve alüminyumun yardımıyla gerçekleştirilir. Durgun çelik imali için silisyum katkısının %0,10 dan daha fazla olması gerekir. Durgun çelik katılaşmaya başladığında elde edilen ingotun üst bölümlerinde belirli büzülme oyukları veya boru şeklindek, gaz boşlukları meydana gelir. İngotun bu kısmı (lunker) kesilerek atılır. Kafa lunkeri blok haddesinde kesilir. Dolayısıyla durgunlaştırılmış çelikte üretim verimi durgunlaştırılmamış celiklerden biraz daha düşüktür. Makrosegragasyonlar kaynar çeliğe göre yok denecek kadar azdır.

Kaynar çelik ingotlarındaki gibi demir tabakası bulunmadığından durgun çeliklerde haddelenen yarı mamüllerin yüzey kalitesi iyi değildir. Derin çekme saçları bu nedenle çoğunlukla kaynar veya şekil değiştirme kabiliyetine büyük önem veriliyorsa düşük karbonlı özel durgun çeliklerden imal edilirler.

Aşağıdaki hallerde çelik durgun dökülmek zorundandır.

• Dökme çelikler ; gemi inşaatında en çok kullanılan materyaldir. Dökülen parçalara daha sonra haddeleme veya dövme gibi şekil verme işlemleri uygulanamayacağı için gözeneksiz yapıda olmaları istenir.

• Sert çelikler ; %0,25 den fazla karbon içeren çeliklerde oksijen miktarı düşük olduğundan katılaşma sırasında ortaya çıkan CO gazı ingotu terkedemeyecek kadar azdır. Kalite açısından sakınca yaratan bu durumu önlemek için çelik durgunlaştırılır.

2.1.4. Yarı durgun çelikler

Durgun çeliğe oranla daha az oksijeni alınmıştır. Daha az oksijeni alınmış olmasına karşın kaynar çeliğe oranla daha çok kullanılır. Yapımı durgun çelikten daha ucuz ve içinde boru şeklindeki gaz boşlukları daha az bulunduğu için kaynak edilen çeliklerde daha çok kullanılır. Yani kaynak kabiliyetleri yeterli düzeydedir. Bu yüzden levha ve profil olarak gemilerde kullanılan çeliklerin büyük çoğunluğu yarı durgun çelikten yapılır.

.2.1.5. Özel durgun çelikler (RR)

Sıvı çeliğe mangan ve silisyuma ek olarak alüminyum katılıp kalan oksijen aliminyum oksit ‘e azot ise AlN ‘e dönüştürülür. Böylece oksijenin yanında şekil değiştirme yaşlanmasına neden olan azotun gevrekleştirici etkiside ortadan kaldırılmış olur. AlN parçacıkların katılaşmada çekirdek rolünü oynaması ve iç yapının ince taneli olmasını sağlar. Sonuç olarak dayanım tokluk değerleri önemli ölçüde ve olumlu yönde değişir. Akma sınırı ve çentik vurma tokluğu artar, geçiş sıcaklığı düşer.

2.1.6. Isıl işlem

Gemi yapımında kullanılan çeliğin büyük bır bölümü haddelenmiş olarak piyasaya sunulur. Bununla beraber geminin kritik bölgeleri için çentik mukavemeti yüksek olan malzeme veya yüksek mukavemetli çelikler istendiğinde normalizasyon ısıl işlemi istenir. İç yapının inceltilmesi çelik ölçülü oranlarda alüminyum veya diğer yapı inceltici elemanların katkısıyla elde edilir. Tamamen öldürülmüs, ince taneli normalize edilmiş karbon çeliği kontrollü bır kimyasal birleşme uygun olarak istenirse çentik darbe dayanımı yüksek olan çelikler elde edilebilir. Su verme ve temperleme işlemleri ile daha sert ve yüksek mukavemetli çelikler elde edilebilir. Fakat bu işlemler düşük alaşımlı veya alaşımsız çelikler için kullanılır.

2.1.7. Levhalar

Levhalar üç tür işlemle elde edilmekte olup bunlar ;kenar kesmeli levhalar, düz haddelenen levhalar, veya devamlı şerit hadde levhalarıdır.

Kenar kesmeli levhalar her iki yönde haddeleme özelliği taşımaktadır. Her iki yönde haddeleme işlemine cross rolling adı verilir. Bitirme işlemleri arasında soğutma, düzeltme, serme, damgalama, kesme ve kontrol bulunmaktadır. Bu türde yapılan çeliklerin genellikle boyuna ve enine doğrultularda çok iyi çentik mukavemetleri vardır.

Düz haddelenen levhaların, her iki yönde haddeleme işleminden geçirilmedikle-ri için enine doğrultuda düşük uzama özelliği vardır. Bu tür çelik üreten fabrikalarda biri yatay diğeri düşey doğrultuda iki adet hadde vardır. Düşey hadde silindiri yan kesme olmadan levhanın enine boyutunu elde eder.

Devamlı şerit haddeleme işlemi daha çok ince ve geniş levhaların yapımında kullanılır. Ara sıra kütükler devamlı şerit haddelemeye girmeden önce belirli bır derecede her iki yönde haddeleme işleminden geçerler. Bu durumda levhaların her iiki doğrultudaki nitelikleri kenar kesmeli ve devamlı şerit hadde işlemleri ile yapılan çeliklerinkinin arasındadır.

2.1.8. Yüksek mukavemetli çelikler

istenilen mekanik özellikler ve kaynağa elverişlilik bakımından yüksek mukavemetli çeliklerin seçimi büyük bır özenle yapılmalıdır. Yüksek mukavemetli çelik saçların gemilerde kullanılması iki gruba ayrılabilir.

a) Akma sınırı 345 MPA =50.000 psi= 3502 kg/mm² olan yüksek mukavemetli karbon çelikleri.

b) Akma sınırı 690 MPA =100.000 psi =70,4 kg/mm²’ye kadar çıkan düşük alaşımlı sulama yoluyla hızlı soğutulmuş ve temperlenmiş çelikler.

Yüksek mukavemetli çelikler genelde şu durumlarda kullanılırlar.

• Geminin çelik tekne ağırlığını azaltmak

• Yüksek gerilmelerin oluştuğu bölgelerde çok kalın levhaların kullanılmasını önlemek için. Düşük alaşımlı nikel çelikleri alçak, bilhassa –57 derecenin altında sıcaklık isteyen yerlerde üstün çentik mukavemetli oldukları için yüksek gerilmelerin olduğu yerlerde kullanılırlar.

2.1.9. Çeliğin çentik sertliği özellikleri ve levha kalınlığının çentik dayanımına etkisi

Malzemenin çentik sertliği veya çarpmalara dayanıklılığı, yük altındaki plastik şekil değiştirmesinde yuttuğu enerji olarak tanımlanır. Malzemenin bu özelliği metalürjik veya mekanik çatlamalar yada çentiklerin oluşması esnasında ansızın çatlamaya karşın dayanıklılığını artırır. Çatlamadan önce çok az veya hiç enerji plastik olarak yutulmamışsa ve kopma yarık tipinde ise malzeme gevrek olarak tanımlanır. Çeliğin bu özelliği büyük ölçüde sıcaklığa bağlı olduğundan dönüşüm sıcaklığı çentik sertliği için bır kriter olmuştur. Gerçekte dönüşüm dar bir sıcaklık bölgesinde oluşur.

Çentik sertliğinin veya dayanımının ölçülmesi için çentik darbe parçaya çentik darbe deneyi uygulanır.

Metalurjik bakımdan aynı gruptan veya dökümden bir çelik için daha kalın levhalar ince levhalara göre çentik etkisine daha fazla duyarlıdırlar. Bu durum daha fazla çelik fabrikasında haddeleme sırasındaki bitirme sıcaklıklıklarındaki değişikliklere bağlıdır. Levha kalınlığını 12.5 mm den 38 mm ye artırmak bazı durumlarda çarpma dönüşüm sıcaklığını 10 ila 20 derece arasında yükseltir.

Belirli yerlerde,daha kalın levhalar için daha büyük çentik sertliği olan çelik kullanma yoluyla bu kalınlık etkisi ortadan kaldırılabilir. Herşeye rağmen kalın levhaların kullanılmasında yerleri neresi olursa olsun çok dikkatli davranmak gerekir.

Şekil.1. ABS’in D türü çeliği için tipik V-çentiği dönüşüm sıcaklığı egrisi.

2.1.10. Haddelenmiş levhaların yönsel özellikleri,soğuk şekillendirmenin malzemeye etkisi ve yorulma

Levhalar haddelenirken iç yapı haddeleme yönünde uzar. Sonuç olarak boyuna alınan deney parçalarının çentik vurma değerleri enine alınan deney parçalarınınkinden daha yüksek olarak bulunur. Bu nedenden dolayı gemilerin kaplama saçlarının sarılmasında levhaların baş ve kıç yönlerinde boyuna olarak bulunmasına dikkat edilmelidir. Böylece haddelemenin boyuna olduğu yönde gelecek olan gerilmelere uygun hareket edilmiş olur.

Kalınlık boyunca yani levha yüzeyine dik yönde levhaların çentik sertliği daha azdır. Buna ek olarak kalınlık yönünde levhanın kopma mukavemeti ve esnekliği azalmaktadır. Bu nedenden levhaların kalınlığı yönünde yüksek yüksek kopma gerilmelerinin taşınmasını istemeyen dizaynlar kullanılmalıdır.

Soğuk şekil verme ; malzemede değişik hasarlar oluşturur. Birinci olarak flençleme veya fazla şekil verme sonucu malzeme yüzeyinde çatlaklar v.b kusurlar oluşar. İkinci olarak aşırı derecede soğuk şekil verilmiş parçalarda çentik dayanımında ve sertlikte düşme gözlemlenir. Bazı çeliklerde gerilmelerin sürekliliği sonucunda ters bier etki oluşabilirki bunuda orta dereceli bır ısıtma hızlandırır.

Soğuk şekillendirmede çentik sertliğindeki azalma çelik yaklaşık olarak %3 ‘den fazla gerildiği zaman ortaya çıkar. Karine döküm saçların veya şiyer-stringer döküm saçların haddelenmesi sorun yaratmaz. Bununla beraber kalın saçların ufak yarı çaplara haddelenmeleri çentik sertliğini etkiler.

Tekne çeliğinin zorlanma yaşlanması genellikle az görülen bır olay olmakla birlikte buna karşın gerekli önlemler ; Bessemer çeliği zorlanma sonucu yaşlanmada esnekliğinden çok kaybettiği için bu tür çeliğin soğuk şekil verilmesi gerekli herhangi bır yapısal eleman için kullanılmaması şeklinde algılanmalıdır.

Bilhassa kalın levhalarda makasta kesilmiş kenarların düzeltilmesi buralardan herhangi bier çatlamanın başlaması olasılığını ortadan kaldırır.

Geminin yapısında yorulmanın önemli bir unsur olduğuna dair pek az kanıt vardır. Yüksek mukavemetli çeliklerin yorulma özelliklerinin normal mukavemetli çeliklerinkinden daha fazla olmadığı bilinmektedir. Bu sebepten dolayı akma mukavemetinin artışından dolayı yorulma mukavemetinde belirgin bier artış olmaz. Yüksek mukavemetli çelikleri kullanan bazı dizaynlar akma noktaları karşılaştırılınca bazen pek ileri sayılmaya bilir. Bundan dolayı,yüksek mukavemetli çelikler kullanıldığında bazı kritik ayrıntıların dizaynına gerekli önem verilmelidir.

3. ÇELİK SPESİFİKASYONLARI

3.1. Normal ve yüksek mukavemetli çelikler

American bureau of shipping (ABS) VE American society for testing and materials (ASTM) tekne çelikleri için benzer kurallar çıkarmışlardır. Tablo1 ve Tablo 2 ‘de teknelerin yapımında kullanılacak normal mukavemetli ve yüksek mukavemetli çelikler için ABS ‘ in kurallar kitabındaki istekleri gösterilmiştir. Ülkemizde bu standartlar Türk loydu tarafından belirlenmektedirler. Aynı zamanda ASTM spesifikasyonunun A-131 bölümüde bu çelikleri kapsar.

Aksi istenmedikçe profiller ve lamalar A türü veya AH türü isteklerine uyan çeliklerden yapılmalıdır.

Yüksek gerilim ve alçak sıcaklıktaki servis gibi özel uygulamada kullanılan çeliğin ticari türleri şunlardır ;

ASTM A 537 sınıf 1, A 537 sınıf 2, A 514, A 518 ve A 517 .

3.2. Levha kalınlık sınırlamaları.

Tekne yapısındaki yerine göre çeliğin değişik türlerinin kalınlık sınırlamaları Tablo 3’ de verilmiştir.

3.3. Amerikan donanması

Amerikan donanmasının yumuşak çelik, yüksek kopma ve düşük alaşımlı yüksek mukavemet çelikleri için spesifikasyonları vardır.

MIL-S-22698 spesifikasyonu gemilerde kullanılan yapısal karbon çeliklerini içine almakta olup ABS’in normal mukavemetteki tekne çeliklerine ait spesifikasyonu ile tam bır uyuşma halindedir. Kalın levhalar için, her iki spesifikasyonda çentik sertliğini elde edebilmel amacıyla normalizasyon ister. Yüksek kopma mukavemetli çelik için amerikan donanması spesifikasyonu MIL-S-16113,HT türüdür. Bu bır karbon manganez çeliği olup akma sınırı kalınlığa bağlı olarak en az 290-245 MPA arasında değişmektedir.

Akma sınırları 345-690 arasında olan sulama yoluyla hızlı sogutulmus ve temperlenmiş çelikler amerikan deniz kuvvetleri malzeme satın alma spesifikasyonlarıyla belirlenmiştir.

Yeni araştırmalar sonucunda yüksek sertlik isteyen kaynaklı konstrüksiyonlar için akma sınırı 860-1035 MPA arasında çeliklerin yapımına başlanmıştır.

Amerikan donanması MIL-S-24113 (gemiler) spesifikasyonu sulama yoluyla hızlı soğutulmuş vede temperlenmiş karbon- manganez çeliklerini kapsar.

.

Tablo.3. Normal mukavemetli tekne çelikleri için ABS istekleri

Tablo.4. Yüksek mukavemetli AH32, DH32 ve EH32 türü çelikler için ABS istekleri

Tablo.5. ABS çelik türleri için kalınlık sınırları

Not :

1) 51 mm’ den kalın olan saçlar özel olarak onaylanmış spesifikasyonlara göre yapılmalıdır.

2) Sintine dönümü, şiyer sacı, mukavemet güvertesi, ambar agzı kenar saçı, stringer levhası gibi yerlerde kurallarca özel malzemelerin kullanılması gerekli haller olabilir.

3) Gemi yarı boyunda tekne alt saçı (karine), şiyer sacı ve mukavemet güvertesi sacı dışında 51 mm kalınlığa kadar kabul edilebilir.

4) Kurallara uygun bır dabıl batım uygulanmışsa sintine dönüm saçı için en fazla 19 mm kabul edılebilir.

Akma sınırı345-485 arasında olup çentik istekleride belirlenmiştir. Bu spesifikasyonda aynı zamanda ASTM A537 ‘ye benzer normalize edilmiş çelik türünü kapsar.Düşük alaşımlı sulama yoluyla hızlı soğutulmuş ve menevişlenmiş HY80 ve HY100 çelikleri MIL-S-16216 da verilmiştir.

ABS ve amerikan kıyı koruma örgütü (U.S.Coast guard) sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) gibi sıvı gazların düşük sıcaklıklarda taşınmaları için kurallar çıkarmıştır. Genel olarak birinci derecede yük tanklarında kullanılacak olan çelik saçlar için 4 türlü servis sıcaklığı aralığı vardır.

1) 0 ºC üzerindeki servis sıcaklıkları için ABS’in B ve D türü normal mukavemetli saçlar haddlendiği gibi kullanılabilir.

2) 0 ºC ve -18 ºC arasındaki servis sıcaklıkları için ABS’ in E ve CS türü çelik saçlar kullanılabilir.

3) -18 ºC ve -57 ºC arasındaki servis sıcaklıkları için kullanılacak çelik 5,5 ºC çentik darbe deneyi isteklerine çalışma sıcaklığının altındaki derecelerde uygun olmalıdır.

4) -57 ºC ve -196 ºC arasındaki sıcaklıklar için östenitik paslanmaz çelikler, nikel alaşımlı çelikler veya alüminyum alaşımlı çeliklerin kullanılması istenir. Çalışma sıcaklıklarına bağlı olarak nikel alasımlı çeliklerde nikel oranı % 2,25-9,0 arasında değişebilir. ASTM ‘in nikel yüzdesi 2,25 olan A203 türleri –62 ºC ‘a kadar kullanılabilir. Nikel yüzdesi 9,0 olan A353 ve A553 türleri -196 ºC’ ye kadar kullanılabilir. Ana malzemenin kaynak metalinin ve ısı geçiş bölgesinin çentik özellikleri belirlenen isteklere uygun olmalıdır.

-18 ºC den düşük servis sıcaklıklarında her kaynak yönteminde kaynak metali, ergime hattı, ısı geciş bölgesi için darbe çentik deneylerinin yapılması istenir. Tekne yapısından ayrı olarak yapılan ikinci derecedeki tanklarda bu tankların yakınlarındaki bölgelerde ve tekne yapısında olan birinci derecedeki tanklarda daha düşük servis sıcaklıkları olduğu için kullanılan tekne çeliğinin normal tekne çeliğine göre daha üstün çentik sertliği olan türdeki çeliğin kullanılması istenir.

4. GEMİ İNŞAASINDA MALZEMELERİN SEÇİLMESİ VE UYGULANAN ISIL İŞLEMLER

4.1. Malzemelerin seçimi

Dizayner, normal servis koşullarında çatlamaya dayanacak malzemeleri seçmelidir. Örneğin : Değişik devamsızlıkların olduğu ve yüksek gerilimlere maruz kalan yerlerde daha büyük çentik sertlikliğine sahip çelikleri kullanmalıdır. Aynı şekildenormalden daha düşük sıcaklıklara maruz kalan yerlerde çalışacak malzemelerinde çentik sertlikleri oldukça yüksek olmalıdır.

Her nekadar malzemelerin seçilmesi büyük ölçüde klaslama kuruluşlarının (ülkemizde TURK LOYDU klaslama kuralları geçerlidir) kurallarınca sınırlandırılmış olsada yapısal iş için kullanılacak çeliğin çok değişik türlerinin bulunabileceği düsünülmelidir. Bazı türler kontrollü sıcaklık haddelemesi, yapı inceltmesi veya normalizasyon gibi yöntemlerin kullanılması sonucu daha da belirginleştirir.

Gün geçtikçe artan bir oranda ticaret gemilerinin dış kaplamasında, güvertelerinde, baş ve kıç direklerinde vede yük donanımı direklerinde yüksek mukavemetli çelikler kullanılmaktadır. Bu çeliklerin bir sürü değişik tipleri çok bir geniş alanda özellikleri değişen bir şekilde haddelendikleri gibi normalize edilmiş olarak veya sulama yolula hızlı soğutılmuş ve temperlenmiş durumlarda sunulmaktadır.

Şekil.2. Dış kaplama

Kopma mukavemeti özelliklerine ek olarak çentik sertliği, yorulma ve kaynatılabilme özellikleri çeliğin seçiminde belirli bir uygulama için önceden belirlenmelidir. Şüphesiz en son onay klaslama kuruluşlarından alınmalıdır. Bazen bu kuruluşlar kullanılması düşünülen çelik türünün kimyasal analizini, dizayn ve malzeme nin (kaynak metalinide kapsayacak şekilde) uygunluğunu gösterecek deneyleri veya her ikisinide isteyebilir.

Bazı durumlarda malzemelerin seçilmesi bilhassa özel kaynak yöntemlerinin, ve kaliteli kaynakçıların bulunabilmesine bağlıdır. Yüksek mukavemetli çeliklerinveya normal mukavemetli çeliklerin kullanılması geniş ölçüde araçların elde edilebilmesine, malzemelere ve işçiliğe bağlıdır. Herhangi br hasar olduğunda çıkabilecek onarımların yapılabilmesi için,tekne üzerinde nerelerde yüksek mukavemetli çeliklerin,sulama yoluyla hızlı soğutulmuş ve temperlenmiş çeliklerin kulllanıldığını gösteren resimlerin bulunması istenir. Bu resimlerle birlikte malzemenin yapımında kullanılan yöntemler ve önerilen onarım yöntemleri de verilmelidir.

Gemi inşaası için kullanılan çelik parçaların dayanım, tokluk özellikleri ve tane büyüklüklerini ayarlamak için şu yöntemler uygulanır.

4.2. Uygulanan ısıl işlemler

4.2.1. Normalizasyon

Normalizasyon işleminde amaç küçük ve eş eksenli tanelerde oluşan ferritik-perlitik bir iç yapıya ulaşmaktır. Normalizasyon tavlaması soğuk şekil verme , döküm, sıcak haddeleme, kaynak, yayınma tavı gibi işlemlerden sonra tane yapısını inceltmek için uygulanır. Elde edilen normal içyapı mekanik özelliklerde tokluğu artıtıcı yönde iyileşme sağlar.

Ötektoid altı çeliklerde verilen ısı parçanın şekline uygun olarak auyarlanmalıdır. İşlemde başarı sağlanması için aşırı ısıtma

aşırı tutma (belirlenen uygun sürenin aşılması ) önlenmelidir. Her iki durumdada tane irileşmesi tehlikesi vardır. İri taneli östenitten oluşan ferritik-perlitik iç yapıda iri taneli olur. Pahalı ,tufal oluşturucu ve ince etli büyük parçaların fırın içinde desteklenmesini gerektiren normalleştirme tavı, bu nedenlerle sadece konstrüksiyonun güvenliği açısından zorunlu ise yapılır.

Ancak çelik döküm parçalarda gevrek olan (WİDMANNSTAETTEN) içyapıyı yok etmek için bu işleme sıklıkla baş vurulur.ısıl işlem sonucu oluşan yapının vurma tokluğu oldukça iyidir. Büyük dövme parçaların ve hadde üürnlerinin yavaş soğumaları nedeniyle ortaya çıkan iri taneli iç yapısını inceltmek için bu yöntem sıklıkla kullanılır.

Perçinli ‘çatlak durdurucusu armuzların yerini günümüzde özel çentik sertliği olan malzemeler almıştır..

4.2.2. Sulama

4.2.2.1. Basit sulama

Su veya yağ gibi tek bir ortamda sürekli soğutma yöntemidir. Sertleşme derinliği az olan alaşımsız çeliklerde iç ve dış yüzeyler arası sıcaklık farkından dolayı çatlamalar oluşabileceğinden karmaşık parçalara uygulanmalıdır. Bu bu parçalar yağdada soğutula bilen alaşımlı çeliklerden yapılmalıdır.

4.2.2.2. Kesikli sulama

Östenitlenen parça 300 ile 400 derece arası sıcaklığa kadar suda daha sonra iç ve dış yüzeylerdeki sıcaklık farkı dengelenmeden yavaş olarak yağda soğutulur. Bu yöntem gemi imalatında kullanılan çelikler için pek tercih edilmeyen bir yöntemdir.

4.2.2.3. Martemperleme

Östenitlenen çeliğin belirli bir sıcaklıkta sabit tutulan tuz eriyiğiyle banyo edilmesidir. İç ve dış sıcaklık dengesi sağlanana kadar çelik bu banyoda tutulur.

Daha sonra beynit dönüşümü başlamadan buradan alınır ve yağda su verilerek işlem tamamlanır. Bu yöntem geneşlde alaşımlı çeliklee uygulanır. Ancak ince kesitli alaşımsız çelikler içinde uygulanabilen bir yöntemdir.

5. PASLANMA VE KOROZYONDAN KORUMA.

Malzeme yüzeleri dış etkenler nedeniyle oldukça zarar görürler. Havanın oksijeni malzemeyi teşkil eden elemanlarla reaksiyona girerek pas oluşturur. Bir diğer etkide malzemenin elektrolitik etkilerle aşınıp incelmesidir.

Gemileri teşkil eden çelik malzemeler bilhassa deniz suyunun etkisiyle okside olur. Dış yüzeyler sürekli paslanır. Du içinde kalan bölümlerde bilhassa galvanik tesirlerle aşınırlar. Bu galvanik tesirler iki ayrı cins madenin ( çelik ve bakır bronzu). Deniz suyu içinde birlikte bulunmasıyla ortaya çıkar. İki maden arasında tuzlu su içerisinde bir akım meydana gelir. Bu akım madenlerden birini tahrip eder. Mesela bronz pervaneli bir geminin pervanesi ile çelik tekne arasında meydana gelen elektrik akımı çelik aksamı tahrip eder. Bundan başka haddede çekilerek elde edilen çelik saçların üst yüzeyinde hadde kabuğu adı verilen bir oksit tabakası bulunur. Bu hadde kabuğuda deniz suyu içinde farklı bir maden gibi tesir ederek çelik aksamı tahrip eder.

Gemi çeliklerinin yukarıdaki etkilerden korunması gerekir. Bunun içim ilk yapılacak iş çelik malzemenin hadde kabuğunun temizlenmesidir. İnşaattan evvel malzeme paslanmaya terk edilerek paslanan hadde kabuğu tel fırça ile temizlenebilir. Bu işin daha çabuk yapılması istenirse kum püskürtme raspası yapmalı veya asitlerle hadde kabuğunu ortadan kaldırmalıdır. 8 mm den kalın saç levhalarda bu işlem alev temizleme cihazlarıyla gerçekleştirilebilir.

Bu şekilde kir ve pas tabakalarının temizlenmesinin ardından muhtelif koruyucu boyalar sürülerek gemi teknesini teşkil eden çelik malzemeler korunur. Teknenin su altında kalan kısmının boyanması, paslanma ve aşınmaya karşı olduğu gibi denizde yaşayan canlıların (midye istiridye) yapışarak geminin süratini kesmelerinide önler. Su üstü boyalarda koruyucudur.

Çeliklere astar olarak paslanmayı önleyici boya sürülür. Bu boya genellikle çinkokromattan yapılmıştır. Ancak su altındaki kısımlara klor kauçuklu sülyen sürülür.

Son zamanlarda gemi yapımında kullanılan alüminyumda çelik malzemeye aşındırıcı etki yapar. Bunu önlemek için araya izolasyon malzemesi konulmalıdır. Gemide kullanılan çelik aksamların büyük bir bölümü boya yerine galvanizleme yöntemiyle korunur. Galvaniz kaplama boyadan daha uzun ömürlüdür. Buna katodik korunma adı verilir.

Şekil.3. Bronz pervane ve bodoslama üzerinde katodik korunma yolları

6. ÇELİK GEMİ TEKNESİNİN BÖLÜMLERİ VE KULLANILAN ÇELİK SAÇLAR

Gemi teknesi omurga, dış kaplama, güverte, perde, posta, bodoslama, kemere, stringer, dikme gibi pek çok sayıda elemanın birleşmesinden meydana gelir. Bu elemanlar teknenin emniyetini, dayanıklılığını, su geçirmezliğini sağlar.

6.1. Omurga.

Orta ve büyük boy gemilerin yapımında levha omurga kullanılır. Levha omurga taban saçlarının orta kısmını teşkil eder. Omurga saçları taban saçlarından daha kalın ve daha dayanıklıdır.

Şekil.4. Levha omurganın konumu

6.2. Baş ve kıç bodoslama.

Gemi teknesin baş ve uç kısımlarını teşkil eder. Baş bodoslama omurganın baş taradan başlar ve güverteye kadar devam eder. Eskiden dik olarak yapılan baş bodoslama son zamanlarda meyilli olarak yapılmaktadır. Baş bodoslama lama demirden dikdörtgen kesitli olarak, veya dökme çelikten imal edilir. Ayrıca saç levhaların elektrik kaynağı ile birleştirilmeleri sonucuda oluşturulabilirler.

Aşağıda saç levhaların elektrik kaynagıyla birleştirilmesiyle meydana gelen baş bodoslamanın resmi görülmektedir.

Şekil.5. Kızakta bir geminin saçlardan kaynakla yapılmış baş bodoslaması.

Kıç bodoslama ise gemi teknesinin kıç taraf ucunu meydana getirir. Yan duvar ve taban kaplamaları kıç bodoslamada birleşirler. Kıç bodoslamada dökme çelikten vede kıvrılmış saçların elektrik kaynagıyla birleştirilmesinden meydana gelir.

6.3. Gemilerde taban kısmı

Kızakta veya havuzda bulunan veya bir kazada oturan gemide dış kaplamanın taban kısmı en çok zorlamaya maruz kalır. Suda yüzen bir gemide, en büyük su basıncını taban kısmı karşılar. Bu sebepten dolayı gemilerin taban kısımlarının kuvvetli malzemeden yapılması gerekir. Bu bölgelerin imalatında yüksek mukavemetli darbe dayanımı iyi olan çelik malzemeler kullanılır. Saçlardan yapılmış döşekler gemi tabanını takviye ederler. Umumiyetle döşekler enine olarak, gemi boyunca muntazam aralıklarla sıralanan saç malzemelerden yapılırlar. Küçük gemilerde taban tek kat saç (singlbotum) olarak yapılır. Orta büyüklükte ve büyük gemilerde taban çift kat yapılır (dabılbotum).

Şekil. 6. Dabılbotum atölyede yapılırken

Şekil.7. Dabılbatum kızakta

Şekil .7 de kızakta bir dabılbotum parçası görülüyor. Geminin taban kısmını oluşturan dabılbotumun üzerinde yan duvarlar ve çelik perdeler konularak inşaata devam edilecektir. Dabılbotum döşeklerinin hepsi saçlardan yapılabileceği gibi kısmen köşebent ve bayraklardan da yapılan açık döşek şeklinde de olabilir.

6.4. Postalar

Postalar geminin kaburgalarını teşkil eder. Tekneye şekil verir ve su basıncına karşı dış kaplama saçlarına mukavemet sağlar. Postaların şekilleri ve kesitleri gemi tipine ve büyüklüğüne göre değişir. Postalar eşit aralıklarla gemi boyunca sıralanır. Uç kısımlarda daha sıktır. Şekil.8 ‘de saç kaplamaları henüz konmamış inşaat halindeki bir geminin postaları görünmektedir.

Şekil.8. Kaplama saçları konulmadan önce postaların görünüşü

6.5. Güverte

Bir geminin en üstte bulunan devamlı güvertesi mukavemet güvertesi veya ana bağ güvertesidir. Bu güverte dış kaplama ile, sağlam bir tarzda, stringer köşebenti vasıtasıyla, perçinle veya köşebentsiz olarak kaynakla birleştirilir. Günümüzde çoğunlukla kaynaklı birleştirme kullanılmaktadır. Dış kaplamaya bağlanan kenar saçına stringer saçı denir. Stringer saçı diğer güverte kaplama saçlarından daha kalın yapılır.

Şekil.9. Güverte saçları.

Stringer saçını dış kaplamaya stringer köşebentiyle bağlanır. Güverte kaplamaları ambar ağızları kadar ince yapılır. Ambar ağzı köşelerine cift kat saç koyulur veya köşelere kalın saç parçalar alıştırılarak kaynak edilir.

Küçük gemilerin güvertelerinin tamamen saç kaplanması lüzumsuzdur. Bu gemielrin ambar ağızı kenarlarına dar levhalar ve çapraz saç şeritler bağlandıktan sonra güverte tamamen ağaç kaplanır.

Şekil.10. Alt güverte

6.6. Dış kaplama

Dış kaplama gemi teknesinin su geçmez ve basınçlara dayanıklı kabuğunu teşkil eder. Dış kaplama 2,5 metreye kadar genişlikte ve 10-12 metreye kadar uzunlukta kalın dayanımı yüksek olan saç malzemelerden yapılır.

Şekil.11. Bir yük gemisinin orta kesiti.

Şekildeki orta kesit resminde omurga levhasından itibaren A, B, C, D … harfleri ile işaretlenen dış kaplama saç sıraları görünmektedir. Bunlar sırasıyla omurga levhası, taban saçları, sintine dönümü sırası, yan duvar saçı ve şiyer saçı olarak adlandırılır.

Şekil.12. Omurga, taban ve sintine dönüm saçları

Şekik.12 de kızakta yapılmakta olan bir geminin omurga levhaları, taban saçları ve kısmen yerine konulmuş fazla eğimli sintine dönümü saçları görülmektedir.

İki sıralı saçın birbirlerine bağlantılarına armuz, aynı sırada uc uca eklenen iki levhanın ekine sokra denir. Sokralar kaynakla birleştirilirler ancak armuzların birleştirilmesinde perçinde kullanılabiilir. Dış kaplama saçları düz bir satıh teşkil ederler. Sintine dönüm saçı yuvarlak eğimli olmakla birlikte bazen köşeli olarakta yapılabilir.

6.7. Perde ve tanklar

gemi teknesini bölümlere ayıran enine ve boyuna duvarlara perde adı verilir. Bu perdeler gemi teknesine mukavemet verirler ve batma tehlikesine karşı emniyet sağlarlar. Bütün çelik gemilerde baş bodoslamanın arkasından gemi boyunun 1/20 mesafesinde su geçmez bir müsademe perdesi bulunur. Makine ve kazan daireleri ambarlarda su geçmez perdelerle ayrılırlar. Yolcu gemilerindede batma tehlikesine karşı kanun ve tüzüklere uygun olarak perdeler yapılır. Perdeler umumiyetle yatay olarak sıralanmış yüksek mukavemetteki çelik saçların birbirlerine eklenmeleri sonucunda yapılmışlardır. Bu perdelerin üzerine ise dikey olarak çelik profiller bağlanır.

Şekil.13. Bir tankerde enine ve boyuna perdeler.

Şekil.14. Yolcu gemisinde perdeler.

Şekil.15. Bir tankerde perdeler

Perdeler su ve toz geçmez veya yangın perdesi gibi muhtelif maksatlardan birini veya bir kaçını karşılamak üzere yapılırlar. Bunun yanında sadece tankların çalkalanmasını önlemek için yarım perdelerde yapılır.

6.9. Ambar ağızları ve şaft yolu

Ambar ağızları ambarlara yük konulup çıkartılmasına yarayan güverte açıklıklarıdır. Yükleme ve boşaltmayı kolaylaştırmak için ambar ağızları büyük yapılırlar. Ambar ağızlarının etrafına mezarna denilen geniş çerçeveler yerleştirilir.

Şaft yolu makine dairesinden kıç pike kadar devam eden bir tüneldir. Makine dairesi ortada olan gemilerde şaft yolu kıç ambarların alt tarafından geçer. Aynı zamanda her hangi bir kaza anında şaft yolundan gemiye su geçmesini önlemek amacıyla şaft yolu su geçirmez çelik saçlarla kaplanır.

Perdeler gibi şaft yolu da saç levhaların birbirine kaynakla veya perçinle birleştirilmesiyle imal edilirler.

Şekil.16. Yapılmakta olan bir gemide şaft yolu

7. SAÇ VE PROFİLLERİN İŞLENMESİ

7.1. Çelik saçların düzeltilmesi

Saç ve profil imal eden tesislerden alınan saçlar haddeden geçtikten sonra düzgün olmayan soğumalar nedeniyle çoğu kez dalgalı, kenarları kıvrık veya kısmen eğrilmiş halde bulunabilirler.

Dalgalı saç ve profillerin işlenmesi ve markalanması oldukça güçtür. Kaynak veya perçinle birleştirmeler sonucunda ilave gerilmeler oluşur. Bu nedenle kaynak çekmeleri daha da artmış olur. Bu dalgalanmayı veya çökmeyi giderme işlem,ne düzeltme adı verilir. Düzeltme soğuk olarak saç düzeltme silindirleri kullanılarak veya özel hallerde el ile örs üzerinde dövülerek yapılır.

Gemi inşaasında iki düzeltme işlemi vardır, ön düzeltme ve ön işleme sonrası düzeltme.

Ön düzeltme istif sonrasında yapılır ve saç profillerin gördüğü ilk işlemdir. Bu işlemden sonra saçlar markalama ve diğer işlemler için atölyeye sevk edilir.

Saçların saç düzeltme silindirleriyle düzeltilme işlemi şu şekildedir, dalgalı veya çökmüş formda bulunan saç levhalar iki sıralı dönel silindirler arasına konveyör yardımıyla sevk edilir. Ana silindirlerin sağladığı basınç ile saçlar yavaş yavaş düzeltilirler. Düzeltme işlemi sırasında cökmelerimn fazla olduğu bölgelerde destekleme görevini görmek ve işlemi kolaylaştırmak amacıyla destek silindirleri kullanılır. Çökmeler önemli ölçüde sıçratma etkisi gösterdiklerinden daha zor düzeltilir.

Bu nedenle ince saçların düzeltilmesinde çok sayıda silindir kullanılır. Kalın saçlar beşli veya yedili silindirlerle düzeltilirle. Düzeltme silindirlerinden önce ve sonra düzenlenen makaralı konveyörler vasıtasıyla saçların sevki ve silindire girmesi kolaylaştırılır.

Şekil.17. 5 ana silindirli saç düzeltme silindirinde saçların düzeltilme işlemi.

1-Altsilindirler,2- Üst silindirler,3- Destek silindirler, 4-yardımcı silindirler,

5-Konveyör

Ancak saç düzeltildikten sonra kalıcı bir düzlük meydana geleceği için bu işlemdeki sertleşme metalin mekanik özelliklerinde de bir miktar değişiklik meydana getirir. Çok fazla çökmüş saçlar birkaç kere silindirlerden geçirilecekleri için işleme sertleşmesi oldukça büyük değerlerde olacaktır.

7.2. Alevle ve mekanik olarak saçların kesilmesi.

Alevle kesme işlemi gemi inşaasında oldukça kullanılan bir yöntemdir. Alevle kesmenin temel prensibi metal elemanın saf oksijen hüzmesiyle yakılmasına dayanır. Makinayla alevle kesme işlemi elle kesme işlemine göre daha üstündür. Makinelerle her büyüklükte saçın kesilmesi mümkündür ayrıca düz kesme işleminin yanında eğrisel yönde kesme işlemi de kolaylıkla yapılabilir. Kesme işlemi sırasında aynı zamanda kaynak ağızlarıda hazırlanabilir.

Saçların mekanik olarak kesilmesi ; saç işleme atölyesindeki çeşitli tiplerdeki makinelerle yapılır. Düz kenarlı saçlar giyotin makas veya universal makaslarla , eğrisel kenarlı saçlar eğrilik yarıçapları büyükse universal makasla küçük ise dönel bıçaklı makas ile kesilirler.

Giyotin makaslarda kesme işlemi makas boyunca bıçağın tek hareketiyle sağlanır. Bu makaslarla 20-50 mm ye kadar olan saçlar kesilebilir. Makasın alt tarafındaki bıçak makas gövdesine sabit olarak bağlanmıştır. Makas çalışmaya başlayınca üst bıçak alta doğru hareket eder. Saçlar giyotin makas bıçakları arasına konveyörler veya makaralı sehpalar aracılığıyla sevk edilir. Sevk edilen saçın uygun pozisyonda yerleştirildiği kontrol edildikten sonra makas çalıştırılabilir. Önce makine şaftına monte ediliş ekzantriklere bağlı stopller saç üzerine bastırılır sonra bıçaklar harekete geçirilir. Kabza formundaki özel aparatlar, kesme işlemi bittikten sonra bıçağı ayırır ve bıçak üst konuma yükselir. Bir çok makas tipinde tutucular (stoperler) bir elektirik motoru ile hareket ettirilirler. Bu suretle saçın uygun konumda olup olmadığını kontrolü sağlanmış olur.

• Üniversal makaslar: Üniversal makaslar giyotin makaslar gibi metal malzemelerin kesilmesi için kullanılır. Ancak üniversal makaslarla doğrusal ve eğrisel kesimler yapıla bilir. Tek taraflı, çift taraflı ve kombine üniversal makaslar kullanılmaktadır. En çok kulanılan tip kombine olan makaslardır. Bu tiplerde gövdenin bir tarafında saç kesmek için bıçaklar diğer tarafında delgi orta kısmında ise malzemenin kesilmesi için ayrı bıçaklar bulunur. Kesileçek saç kalınlığı 20-32 mm kadardır. Makas iki üç kişi tarafında çalıştırıla bilir. En büyük dezavantajı saç kesmede kesme hareketinin defalarca tekrarlanması zorunludur. Her defada saçın konumu değiştirilir, kesim hattı hassas değildir hatta saçın kesilen kısmı eğilir, daha sonra bir düzeltme işlemi gerektirir.

• Dönel bıçaklı makaslar: Disk makaslar, giyotin makaslar kadar düzgün kesim yapan, yüksek verimli makaslardır. Eğrisel ve düzgün olmayan saç kesimlerinde kullanılırlar bu bıçaklar iki döner bıçağa sahiptirler.

Dönel bıçaklar zıt yönde dönerler

ve aralarındaki açı ayarlanabilir.

Bu suretle düz ve açılı kesme

yapıla bilir. Disk makası çalıştıran

elamanın kalifiye olma zorunlulu-

ğu ve kesilen parçanın bükülmesi,

disk makasın gemi inşaatında kulla-

nılmasını oldukça sınırlamıştır.

Bazı tiplerinde alt bıçak düşeydir ve

sabittir .

Şekil.18. Dönel bıçaklı makaslar.

• İnce saç kesme makasları: 3 mm kalınlığa kadar olan ince saçlar, sabit veya seyyar titreşimli makaslar ile kesilirler. Titreşimli makaslar esas olarak malzemenin eğrisel ve düzgün olmayan kesimlerinde kullanılır. Elektrikli ve havalı seyyar makaslar özellikle gemideki çalışmalar için uygundur.

7.3. Soğuk şekil verme

Saçlara silindirik ve konik sekil vermek için soğuk şekil verme presleri kullanılır. Bunlar hidrolik presler, giyotin tipindeki presler ve saç bükme silindirleridir. Çok karmaşık eğimli saçlara sıcak şekil vermek oldukça zor bir işçiliği gerektirir . Bu işlemlerin soğuk olarak yapılması ile işçilikten %60-70 tasarruf sağlanır. Ayrıca soğuk şekil vermenin bir çok üstünlüğü de vardır; masrafların azalması daha az zamanda eğme yapıla bilmesi, fırına gerek kalmaması, tamir ve bakımın kolaylaşmasın ve daha az sahaya gerek duyulması gibi.

7.3.1. Saç bükme silindirlerinde şekil verme:

Saçlara soğuk şekil verme işinde üçlü ve dörtlü saç bükme silindirleri kullanılır.

Kapalı silindirik bükme için, açık gövdeli bükme silindiri kullanılır.Üst silindir

hareketlidir. Bükülecek saç, prese nakledilir ve kalkmış durumdaki silindirin altına getirilir. Bu işlem atölyedeki tavan kreyni veya diğer bir aparatla yapılır. Ayrıca konveyörler de kullanılabilir. Üst silindir saçın üzerine indirilir ve bastırılır. Bastırma kuvveti eğrilik yarıçapına göre ayarlanır. Silindirler çalıştırılır ve saç ileri geri hareket eder üst silindir giderek bastırılır. Eğer konik form verilecekse, üst silindir, alt silindire paralel durumda değil açılı olacek şekilde ayarlanır. Konik form silindirlerin dönmesi ve üst silindirin giderek alt silindire yaklaşması ile verilir.

Şekil. 19.Saçlara flenç basmak üzere ayarlanan silindirler.

Üçlü silindir saçlara flenç basmak için kullanılır. Bu işlem için, üst silindire özel bir aparat takılır ve saç alt silindirlerinin üstüne yerleştirilen ara parça üzerine konulur.

Bazen saçlar balyozla düzeltilerek silindire yollanırlar. Silindirde ilk formu verilen saçlara, bazı haller ve presle ve ya sıcak işleme ile nihai şekil verilir. Saçlar sıcak ve ya soğuk işlensin mutlaka nihai markalamaya tabi tutulurlar ve kesilirler. Çift düzlemli eğmelerde ise saçlar aönce enine eğim verilir daha sonra üst silindir yükseltilerek 90º döndürülür ve boyna eğim için ilk duruma getirilir. Maksimum saç eğimi üst silindir ekseninin aşağısında olmalıdır. 1-1,5 mt boyunda, kalınlığı saçın maksimum enine eğiminden biraz daha fazla olan çelik ara parçası saçın boyunca, saç ortasına yerleştirilir. Saç ve ara parça silindirden birlikte geçerler; saçın merkezinden boyuna lifler uzatılmış olur ve buda gerekli boyuna eğimi temin eder.

Şekil.20. Boyuna eğimle çift eğimli saça ara parça kullanılarak şekil verilmesi.

a) çanak-biçimli saçta

b) semer- biçimli saçlar.

Saçlara iki yönlü veya karmaşık eğim verme işlemi oldukça zordur. Bu saçlara şekil verilmeden önce, boyuna kenarları uzatılır. Bu işlem düzeltme veya eğme silindirlerinde kenarlar boyunca ara parça kullanılarak yapılır. Sonra saça enine yönde bilinen yolda şekil verilir ve tümsek kısmı üste gelecek şekilde ters çevrilir, alt silindirlerle saç arasına yerleştirilmiş olan ara parça ile birlikte silindirlerden geçirilir.

Çift eğimli saçların eğim kontrolü, 3 boyuna şablon ve 3-5 enine şablonla kontrol edilir. Silindir ve eğilecek saçın eğrilik yarı çapı, silindirin yarı çapından büyük olmalıdır.

Saçın küresel veya çanak şeklinde olması gerekiyorsa, önce saçın ekseni silindirden geçilir, semer şeklini alması gerekiyorsa, önce saçın kenarları geçirilir.

Saçlara dalga- biçiminde korugeyt yapılacaksa, bu işlem saç bükme silindirinde yapılır. Burada bu korugeyt yarıçapı, silindir yarı çapından büyük olmalıdır.

S şeklinde saç eğiminde , eğim hattı önce tebeşirle işaretlenir. Saçın bir kenarı tebeşir hattı boyunca silindirden geçirilir, sonra saç ters döndürülür ve diğer kenar boyunca tekrar eğilir. Bu tip eğmeler içinde uygun kalınlıkta ara parçalar kullanılır.

Hava kanalı, kaporta v.s işlerde kullanılan ince saçların ( 1-2 mm kalınlıkta) eğimi için 30-100 mm çapta 0,4-2,0 mt boyda silindirlere haiz 3’lü, el kumandalı bükme silindirleri kullanılır. Silindirler, kol ve dişliler yardımıyla döndürülür. Bu tip silindirler bazen 4,0mm kalınlığa kadar olan saçların eğimi içinde kullanılır.

• Saçlara preslerde şekil verme: Birden fazla eğime sahip saçlara şekil verme , silindirlerden başka presler ile de yapılmaktadır. Bu hidrolik presler genellikle 250-750 ton basma kuvvetinde olurlar . Ancak kalın saçlara şekil vermede kullanılan preslerin basma kuvvetleri 2000 tona kadar çıkar .

Eğme işlemleri için üniversal ve özel kalıplar kullanılır . Üniversal preste takılıp sökülebilir kalıp tutucusunun bağlandığı taban pleyti , kalıp tutucusuna bağlanan söküle bilir kalıplar , presin kafasına sabitleştirilmiş kalıp tutucusuna bağlanmış sökülebilir üst kalıp bulunur .

Şekil.21.Üniversal preste silindirik kalıplar

Bu düzenleme ile , üniversal pres silindirik kalıp takımıyla donatılmış olur , bu da saçların tek yönde eğilmesini sağlar . Baş bodoslama saçları , iç bükey kenarlı omurga saçları bu tip forma sahip saçlardır .

Şekil.22.Çok yönlü eğriliğe sahip saçların presle soğuk bükülmüş halleri

a)Bodoslama saçı

b)İç bükey kenarlı omurga saçı

c)Stern tüp saçı

d)Sintine dönüm saçı

e)Kıç taraf saçı

f)Semer şeklinde eğilmiş saç

Eğriliğin başladığı noktalar , saç kesildikten sonra belirli bir toleransla saç üzerine markalanır. Çelik şeritlerden yapılmış geçici şablonlar , saçın ekseni ve kenarları boyunca kalıplardan çıkarılır. Markalandıktan sonra saç, kreyn ile taşınarak pres kalıbına yerleştirilir ve şekil verilir.

Bir kenar boyunca eğme işlemleri bittikten sonra saç çevrilerek aynı tarzda diğer kenarlar eğilir. Eğer saç boyunca eğimin değişerek gitmesi isternirse, kalıp tutucular, alt saç desteklenerek açılı olarak ayarlanılır.

Eğer boyuna eğme yapılacaksa, metal takviye parçaları kullanılır. Bu parçalar saçın enine kesit şekline uygun eğriliğe haizdir. Bu parçaların biri saç üzerine, kalıp eksenine gelecek şekilde, diğer ikiside kalıp uçlarına gelecek şekilde saçın altına yerleştirilir. Üst kalıp aşağıya doğru bastıkça, saçın boyuna lifleri uzar ve böylece gerekli eğrilik sağlanmış olur.

Eğrilen saç kreynler ile alınır ve kalıplarla kontrol edilir. Kalıbın kenarları saç yüzeyine tam olarak temas etmelidir.

Silindirik üniversal pres kalıpları, az boyuna eğimli olan saçlara çift yönlü eğim vermekte kullanılır (metal takviye parçaları kullanılarak):

Sintine dönümü saçları ve kıç dönümü saçları çift yönlü eğime haizdirler ve preslerde, çanak kalıplara şekil verilirler. Bu halde üniversal presin kalıp tutucuları arasına alt kalıplar yerleştirilir. Çanak kalıp da üst kalıp tutucusuna cıvata ile bağlanır. Pres çalıştırılarak, saça istenilen şekil verilir. Saç alt kalıp üzerine konulur ve şekil verme süresince enine ve boyuma hareket ettirilir. Saçın eğriliğinin her zaman alt ve üst kalıplarla tam uyuşma göstermemesi nedeniyle, saç metal destek parçalarıyla ayarlanır. Enine ve boyuna eğrilik yarı çapını azaltmak gayesiyle, iki boyuna iki de enine şerit, alt kalıbın kenarları boyunca yerleştirilir. Bu halde üst kalıp, alt kalıp ekseni boyunca saç üzerine konulan şerite temas eder.

Şekil.23. Universal saç bükme presi için çanak kalıplar.

İki tarafıda ayrı eğriliğe sahip saçlara semer- biçimi kalıp takımı ile şekil verilir. Bu tip eğme yukarıda izah edilen eğmelerle benzer işlemlere sahiptir.

Küresel şekle sahip kıç taraf saçları özel tipte kaynaklı kalıp ile eğilir. Şablon yardımıyla küresel şekil verilmiş olan alt kalıp iç bükeydir ve presin taban pleytine bağlanır. Üst kalıbın alt yüzeyi dış bükey- küresel şekildedir ve presin kafasına bağlanır. Saç kreyn ile alt kalıp üstüne yerleştirilir ve presle istenilen şekil verilir. Saçların eğim kontrolünde, şablon veya kalıpların saça tam olarak uyum göstermesi gerekir.

• Saçların giyotin tipinde eğme ve şekillendirme presleriyle eğilmesi: Çok sayıda çeşitli tekne elemanları ve (baş, kıç omurga saçları, özel şekilli bölme ve perde saçları, korugeyt saçları, direk

Denizcilik Sektörü

Salı, 06 Kasım 2007

1960’lı yılların ortalarında, denizcilik sektöründe başlayan temel yapısal değişiklikler sebebi ile gemi sahipleri ve kíracılar verimliliğin artırılıp, birim işletme masraflarının düşürülmesi amacı ile daha büyük tonajlı ve fonksiyonel gemi dizaynlarına ihtiyaç duymuşlardır. Bu yüzden, yeni inşa sistemleri yanında ileri teknoloji ürünlerinin de gemi inşa sanayisine adapte edilmesi ile fiyatlar yükselmiştir. Dünya taşıma kapasitesindeki artış daha fazla gemiye ihtiyaç gösterdiğinden, gemi inşaat sektörü bu talebi karşılamak için kapasitesini artırmak zorunda kalmıştır.

Böylece Denizcilik günümüzdeki gibi büyük sermaye gerektiren bir endüstri dalı olmuş, yeni gemi yatırımlarının finansmanının gelecekteki nakit akışına dayanılarak yapılması çok güçleşmiş ve finans temini çok büyük bir önem kazanıp, dış kaynak talebi hızla artmaya başlamıştır. Bu yüksek maliyetlerden ötürü gemi yatırımının finansman yöntemleri ve analizi ile birlikte. planlı bir büyümenin sağlanabilmesi için gerekli olan pazar analizleri de büyük bir önem kazanmıştır.

Özelilikle geçmiş dönemlerde, dünya üzerindeki bazı önemli ekonomik ve politik gelişmelerin denizcilik finans piyasaları üzerindeki etkilerinin incelenmesi gelecek için daha sağlıklı kararlar verilebilmesi açısından gereklidir. Uluslararası finans piyasalarının gelişmesi yeni finansman yöntemlerini ortaya çıkarmıştır. Bu yeni finans kaynaklarının ve ilgili teşvik tedbirlerinin dikkatli bir şekilde analizi, en uygun şartlarda kaynak temini açısından büyük bir önem taşımaktadır.

Gemi yatırım kararlarının en önemli boyutlarından bir tanesi gelecekteki piyasalar ile ilgili belirsizliklerdir. Bu yüzden yatırım kararlarında dikkatli bir analiz ve optimum sonucu bulmak daha da büyük bir önem kazanmakta ve yöneticilerin vermek zorunda oldukları en zor kararlar arasında bulunmaktadır.

2 .Yöntem

Gemi giderlerini oluşturan maliyetler incelenmiş ve yatırım maliyetine geçiş için maliyeti oluşturan etmenler sınıflandırılmış, yatırım maliyetlerine 2. bölümde kısaca değinilmiştir.

Denizcilik finans piyasalarının geçmişten günümüze kadar olan gelişimi dönemler halinde incelenmiştir. Gemi finansman yöntemleri ülkemizde uygulanan teşvik tedbirleri ile birlikte değerlendirilirken, günümüzde geçerli en son mevzuat göz önüne alınmıştır.

Projelerin sayısal olarak değerlendirilmesinde tüm dünyada kullanılan bazı yöntemler vardır ve bu yöntemler ile yatırımın maliyetinden yola çıkılarak ne kadar sürede tamamlanıp, işletmeye ne miktarlarda kazanç sağlayacağı hesaplanmaya çalışılır. İncelenen yatırım projelerini değerlendirme yöntemleri iki ana başlık altında toplanabilmektedir. İlk gruptakiler paranın zaman içindeki değer kaybını dikkate alan yöntemlerdir (Dinamik yöntemler). Diğer gruptakiler ise, paranın zaman içindeki değer kaybını dikkate almazlar (Statik yöntemler) ve tek dönemlik zaman boyutu için sonuç verebilirler.

Hesaplanan değerler yatırım projesinin uygulamaya konulup konulmaması konusunda somut bir takım fikirler vermek açısından oldukça önem taşımaktadır. Bu yöntemler genellikle yakın sonuçlar vermekle beraber, bazen çelişkili sonuçlar alınması mümkün olabilmektedir. Özellikle alternatif yatırım projeleri değerlendirilirken sonuçlar dikkatle analiz edilmelidir.

Bu çalışmada, en çok kullanılan gemi yatırım projelerini değerlendirme metotlarından Net Bugünkü Değer, İç Verim Oranı, Karlılık indeksi ve Geri Ödeme yöntemleri incelenmiştir.

Yatırım mali finansmanında finanssal kiralama yöntemi temel bir aktif/pasif yönetiminin aracı olarak önem kazanmaktadır. Finanssal kiralama ile yapılacak yatırımlarda ödenen kira bedelleri gider etkisi göstermekte ve vergi oto finansmanı sağlanmaktadır.

Diğer yandan yatırımların teşvik belgesi kapsamında yapılması halinde belge finanssal kiralama şirketine devredilmekte böylece elde edilen tüm teşvikler finanssal kiralama şirketi tarafından kullanılmaktadır. Ancak genel olarak teşvikler kiracı firmalara doğrudan yansıtılabilmektedir. Bu avantajlarından dolayı Finanssal Kiralama’ mevzuatı de birlikte ayrı bir bölüm içerisinde incelenmiştir.

2. DENİZCİLİK SEKTÖRÜ FİNANS PIYASALARİININ GELİŞİMİ

2.1 Denizcilik Finans Piyasalarında Arz/Talep Dengesi

Deniz taşımacığına olan talep ekonomik büyüme oranına göre belirlenmesine rağmen bazen diğer faktörlerden dolayı ekonomideki büyüme talebe yansımayabilir. Gemi taşımacılığında talep ticaret hacmi ve taşıma mesafesine bağlı bir fonksiyondur.

Öreğin son yıllarda ham petrole olan talep artış göstermesine rağmen. Orta Doğu petrol üreticilerinin pazar paylarının kısa mesafedeki üretici ülkelere geçmesinden ötürü ton-.mil olarak büyük tankerlere olan talep artışı çok sınırlı kalmıştır.

Deniz taşımacılığının birçok sektöre hizmet vermesinden ötürü bir sektör kötü durumda iken ekonomide elde edilen büyümeye rağmen, o alandaki talep artışının beklenen oranda olmaması normaldir.

Gemi arzı temel olarak filo kapasitesinin, hızının, geminin limanlarda ve kira dışında (off.hire) harcadığı zamanın bir fonksiyonudur. Eldeki filo bilgileri ile teorik arzın tespit edilebilmesine rağmen, geminin teknik durumu ve dizaynı gibi Faktörlerden dolayı sonuç değişmektedir. Aynı zamanda gemi arzı, yeni inşa edilen ve hurdaya ayrılan gemi sayısının, bir fonksiyonu olarak da düşünülebilir.

Politik sebepler, yeni kaynakların bulunması ya da bazı üretim faaliyetlerinin yer değiştirmesi doğal olarak arzı coğrafi dağılımını etkileyecektir. Örneğin 1996 yılında Güney Kore’ de bulunan 620.000 bpd kapasiteli rafineri, bu ülkeyi ham petrol ithal eden bir ülke iken ihracat yapabilecek bir konuma getirmiştir. Bu gelişme yeni ticaret alanları yarattığı gibi, mevcut bazı ticari ilişkilere de zarar vermiştir.

Denizcilik sektöründe de rekabetin ekonomik teorisinin temel prensipleri geçerlidir ve en büyük filolara sahip armatörler bile, navlun oranlarını değiştirmek amacı ile arz-talep dengesini bozabilecek bağımsız girişimlerde bulunamaz. Dünya piyasalarındaki değişik dönemlerdeki gelişmelerden etkilenen arz-talep dengesi yeni gemi yatırımı kararlarında da çok önemli bir rol oynanmaktadır.

2.2 1967 Yılı Öncesi Dönem

1960’li yılların ortalarına kadar denizcilik sektörüne yönelik finansman çok yaygın değildi, ancak New York ve Londra’ da faaliyet gösteren Chemical Bank, Citibank Chase Manhattan, Hambros gibi finans kuruluşları tarafından uzun dönem zaman esaslı kiralamanııı nakit akışını esas alan geri ödeme şartları ile kredi verilmekteydi.

1965-1966 yıllarında denizcilik sektöründeki temel yapısal değişiklikler sebebi ile gemi sahipleri ve kiracılar verimliliği artırılıp, birim işletme masraflarının düşürülmesi amacı ile daha büyük ve etkin gemi dizaynlarına ihtiyaç duymuşlardır. Bu yüzden yeni gemi fiyatları önemli bir şekilde yükselmiş ve gemi inşaat sektörü bu yeni talebi karşılamak için kapasitesini artırmak zorunda kalmıştır. Böylece denizcilik günümüzdeki gibi büyük sermaye gerektiren bir endüstri dalı olmuştur. Yeni yatırımların finansmanının gelecekteki nakit akışına dayanarak yapılması çok güçleşmiş ve dış kaynak talebi hızla artmaya başlamıştır.

Dünya genelinde 1970’1i yıllara kadar denizcilik sektörüne hükümetlerin düzenli bir desteği olmamasına rağmen bazı tersaneler gemi yapımı için kredi veriyordu. Japon hükümeti birçok ülkeden farklı olarak iç denizcilik ve gemi inşaat sektörlerini 1960’h yıllardan itibaren desteklemeye başlamıştı. 1964 yılında, Japon denizcilik endüstrisi son birkaç yılda kendisini gösteren durgunluktan etkilenmemek için yeniden organize edilerek sektörün en büyük altı şirketi olan NYK, Japan Line Kawasaki, Mitsui-OSK Yamasbita-Sbinnioıı ve Showa birleşerek, hükümet desteği ile uygun şartlarda büyük ve modern gemiler inşa ettiler.

Japon Kalkınma Bankasının 3 yıl ödemesiz, düşük faizli ve 10 yıl vadeli kredileri sayesinde gemi sahiplerinin öz kaynak kullanmadan yatırımları tamamlaması mümkün olmuştur. Gemi finansmanı alanındaki bu ilk atılım, 1966/67 yıllarındaki navlun piyasalarındaki düşüş sebebi ile hem bankacılar hem de gemi sahipleri açısından olumsuz bir şekilde sonuçlanmıştır.

2.3 1967-1973:Süveyş Kanalının Kapatılması

Kısa süren 1966/67 navlun oranları düşüşünden sonra~ Ekim 1967’ de Mısır ve İsrail arasında çıkan savaş sebebi ile Süveyş kanalı kapatıldı ve 1975 yılına kadar açılmadı.

Süveyş kanalının kapatılması ton-mil olarak talebin artmasına. navlun oranlanın yükse1mesine ve birim işletme masraflarının düşürülmesi için daha büyük gemiler inşa edilmesine sebep oldu. Denizcilik sektörünün genelde sağladığı istikrarlı kazanç sebebi ile 1967-73 yılları arasında gemi yatırımı için kredi veren bankaların sayısında önemli bir artış görüldü. [1]

Bankalar arasındaki rekabet sebebi ile 1970’ li yılların başlarında %90,100 oranında kredi sağlamak mümkün olmuştur. Fakat 1971/72 yıllarındaki navlun oranlarındaki düşüş sebebi ile, gemi finansmanında elde edilen olumlu gelişmelere rağmen bazı şirketlerin iflas etmesine engel olunamamıştır. Buna örnek olarak 1972 yılının sonbaharında kapatılan Yunanlı Armatör Harry Amanatides ‘in şirketi Tidal Marine mc. gösterilebilir. 1973 yılında navlun piyasalarının düzelmesi ile sektör yeniden canlanmaya başladı. OECD ülkelerindeki 1968-73 yılları arasındaki ekonomik büyüme ortalama yıllık %46 olup, dünya petrol üretimi her yıl %8-10 oranında bir artış göstermiştir.

Kuzey Denizi ve Alaska petrollerine rağmen Ortadoğu kaynaklarına artan ilgi aynı zamanda ton-mil olarak talebin artmasına sebep olmuştur. Böylece navlun oranları yükselmiş ve tahminlere göre sadece 1973 yılında tanker gemilerine olan talep %19 oranında artmıştır. Bu dönemde dökme yük taşımacılığı da önemli bir gelişme göstermiştir. 1973 yılında ton-mil olarak deniz taşımacılığında, demir cevheri %21 kömür %5, tahıl %39, boksit %22 ve fosfat kayasında %11 oranında bir artış görülmüştür.

Talebin sürekli bir artış gösterdiği, kazançları hızla arttığı ve düşük maliyetli kaynak bulmanın mümkün olduğu bir piyasada 1970’li yılların başlarında tanker ve dökme yük gemilerinde olduğu gibi, gemi inşa talebinde de bir canlılık görülür. 1973 yılı sonu itibarı ile fazla iyimser tahminlerden ötürü ortalama yaşları 8 olmasına rağmen, mevcut tanker filo kapasitesinin %90’ andan fazla tonaja sahip yeni gemi inşa halindeydi. Bu oran dökme yük ve kombine gemiler için %30 olup, toplam sipariş edilen gemi tonajı faaliyetteki tonajın %10 unu oluşturmaktaydı.

Bu dönemde fazla iyimserliğe bağlı olarak verilen yeni gemi siparişlerine örnek olarak Sanko Anlaşması’ gösterilebilir. Japon armatör Sanko Avrupalı şirketlere sefer esaslı kiralanmak üzere, kendi ülkesinin tersaneleri ile yeni gemi inşa görüşmelerine başladı.

1972 yılının ikinci yarısında tersanelerden alınan uygun fiyatlar ve düşük maliyetli kaynaklar sayesinde 50’nın üzerinde 80.000-100.000 DWT Aframax tanker için kiracılar ile iyi bir navlun olan $2.75-3.00 / DWT / ay üzerinden anlaşma sağlandı. Fakat 1972 yılının sonunda Japon para birimi Yen’ in US$’ a karşı değer kazanması üzerine, yeni gemilerin inşaat masraflarının karşılanabilmesi için navlun oranlarının yükseltilmesi gerekti.

Bu yüzden eski müşterilerinden bir kısmını kaybeden Sanko yeni müşteriler bularak 1973 yılının sonunda 55 adet Aframax tanker siparişini sektörü bekleyen petrol krizlerinden habersiz bir şekilde verdi.

2.4. 1973 - 1978 İlk Petrol Krizi

Kasım 1973’ de Mısır ve İsrail arasında çıkan savaş sonrası OPEC İsrail’ i destekleyen Amerika ve Hollanda’ ya petrol ambargosu uyguladı ve fiyatların aşırı yükselmesine sebep oldu. Eylül 1973 ve Ocak 1974 tarihleri arasında petrol fiyatları varil başına $3 iken $11.5 düzeyine kadar çıktı ve navlunlar inanılmaz bir şekilde düştü. 1978 yılı ile beraber hani petrol talebi azalmaya başladı. 1973-79 dönemi bir bütün olarak ele alındığında yıllık talep artışı ortalama %0.5’ in altındaydı.

Kuru dökme yük taşımacılığına olan talep, yüksek petrol fiyatlandırma bağlı olarak yavaşlayan ekonomik büyüme sebebi ile azalmış olup, düzenli hat taşımacılığı ile yapılan Japon ve Avrupa arabalarının Amerika’ ya ihracatı artış göstermiş ve yeni LNG projeleri uygulamaya konulmuştur.

1978 yılı ile beraber kuru dökme yük piyasalarında bir canlılık başlamış~ OPEC ülkelerinin çimento ve diğer yapı malzemelerine, Rusya’nın tahıl ürünlerine olan ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Ayrıca Avrupa ve Japonya piyasalarında, demir cevheri ve kömür ithalatına dayanan çelik üretimi ve kömür kullanan enerji santrallerinde bu madene olan talep artmıştır.

Krizin ortaya çıkması ile nakit akışlarının bozulması ve yatırım mallarının değer yitirmesi sebebi ile kaynaklarını koruma yoluna giden bankalar, 1978 yılında piyasaların toparlanması ile tekrar denizcilik sektörüne girmeye başladılar. Fakat ikinci bir kriz gelmek üzereydi.

2.5 1979 - 1985 İkinci Petrol Krizi

1970’li yılların ortalarında istikrarlı bir yükseliş kazanan petrol fiyatları, OPEC ülkelerinin gelirlerinin artması amacı ile üretimlerini kısmaları sonucunda Tablo 2.1’ de görüldüğü gibi 1979 yılının ilk 6 ayında bir varil fiyatı yaklaşık 1/3 oranında artarak $18 düzeyine ulaşmıştır.

Petrol fiyatları 1979 Ekim-Kasım ayları arasında varil başına $24 ve 1980 yılı sonu itibarı ile $32 düzeyine kadar yükselmiş ve bu yüzden petrol ithalatçısı ülkeler enerji tasarrufu yoluna yönelmişlerdir. 1980 yılının başından itibaren ham petrole olan talep düşmeye başlamış ve 1979-1985 yılları arasında 9452 milyar ton-mil’ den 4007 ton-mil düzeyine düşerek yaklaşık %58 oranında bir gerileme göstermiştir.

Bu ikinci kriz enerji piyasalarındaki dengeleri etkileyerek, elektrik üretiminde kömürün petrole tercih edilmesine sebep oldu ve 1979-81 yıllarında dünya genelinde denizyolu ile kömür taşımacılığı %60 oranında arttı. Aşırı artış gösteren bu kömür ithalatı limanlarda önceden tahmin edilemeyen bir sıkışıklığa sebep oldu ve bu yüzden 1980 yılı süresince kuru dökme yük filosunun %5-6 oranındaki kısmı bağlanmak zorunda kaldı.

Aynı zamanda 1980-1981 yıllarında enerji kaynağı olarak petrol kullanan makine ve taşıtlara olan talebin düşmesi, özellikle Japonya gibi ülkelerde tamamen ithal ham maddelere dayanan çelik üretimini ve dolayısı ile kuru dökme yük piyasasın olumsuz olarak etkiledi.

Hububat piyasasında ABD tarafından eski SSCB ülkelerine uygulanan ambargonun bu ülkenin hububat üretimi açısından kötü bir yıla rastlaması sebebiyle SSCB bu ürünlere olan ithalat ihtiyacını Avrupalı aracılar kullanarak karşılamaya başladı ve böylece Atlantik piyasasındaki deniz taşımacılığında bir artış yaşandı.

Ancak SSCB ülkelerinin ihracatının %70’ ini petrol ve ürünleri oluşturduğu için, artan yabancı döviz kazançları sayesinde hububat ürünlerine olan ihtiyacını karşılayabildi.

Bu olaylar aynı zamanda kuru dökme yük piyasasında navlun oranlarının büyük bir artış gösterdiği bir döneme rastlamaktadır. Böylece büyük tersanelerin önerdiği cazip kredi şartları ile yeni inşa siparişleri artmaya başladı.-On sene önce tanker piyasasında yapılan hatalar bu kez dökme yük sektöründe yapılıyordu.

1981 yılının ilk yarısında yeni inşa gemilere sağlanan uygun finansman olanakları sayesinde ikinci el fiyadları yeni gemi fiyatlarına yaklaştı ve 1980/8 1 yıllarında 34 milyon DWT yeni kuru dökme yük gemi siparişi verildi.

TABLO 2.1 1973-85 Ham Petrol ve Dökme yük taşımacılığı

HAM PETROL DÖKME YÜK

MİLYON MİLYAR MİLYON MİLYAR

TON TON.MİL TON TON.MİL

1973 1.366 9.207 622 2.907

1974 1.361 9.661 668 3.157

1975 1.263 8.885 635 3.121

1976 1.420 10.119 646 3.122

1977 1.451 10.408 645 3.157

1978 1.432 9.561 667 3.263

1979 1.497 9.452 752 3.757

1980 1.320 8.219 796 4.011

1981 1.170 7.193 806 4.070

1982 993 5.212 759 3.952

1983 930 4.478 733 3.816

1984 930 4.508 833 4.392

1985 871 4.007 857 4.501

Kaynak: www.bimco.org

Ancak ekonomik büyümenin yavaşlaması, 1981 yıkının İkinci yarısında deniz taşımacılığına olan talebi azaltarak navlun oranlarının düşmesine sebep oldu. Aya zamanda yeni gemi talebini azaltan bu olay birçok ülkede tersanelerin kapatılmasına sebep oldu.

1984 yılında dünya genelinde ekonomik büyüme olumlu gelişmeler göstermesine rağmen 1970’li ve 1980’li yılların başlarında sektöre çok fazla sayıda gemi girişinin sebep olduğu arz fazlası sebebi ile denizcilik piyasalar bu olumlu gelişmeleri hissedemedi.

2.6 1986 - 91: Petrol Fiyatlarının Düşüşü

Dünya genelinde ham petrol talebinin 1979-83 yılları arasında %11 oranında düşmesi ve OPEC dışı ülkelerin pazar paylarını genişletmeye başlamaları sebepleri yüzünden OPEC ülkeleri yüksek petrol fiyatlarını desteklemekten vazgeçtiler. En sonunda OPEC ülkeleri üretimlerini artırdı ve bir varil fiyatı $10 seviyesine kadar geriledi.

Bu düşüş tanker taşımacılığına olan talebi artırırken Tablo 2.2’ de görüldüğü gibi kuru dökme yük piyasasında ise 1984 yılında başlayan ekonomik büyümeye bağlı olarak bir talep artışı yaşanıyordu. Buna rağmen üç sene daha navlun oranları istenilen düzeye ulaşamadı.

1985-86 yıllarında modem gemilerin neredeyse hurda değerine, yeni bir geminin %15 fiyatına alınması mümkündü Bu yüzden yaşanan gemi inşaat fiyatlarının düşmesi krizden daha az etkilenen konteynır ve yolcu taşımacılığı alanında çalışan şirketlerin uygun şartlarda yeni gemi sahibi olmalarını sağlamıştır.

TABLO 2.2 Ham Petrol ve Dökme Yük taşımacılığı

HAM PETROL DÖKME YÜK

MİLYON MİLYAR MİLYON MİLYAR

TON TON.MİL TON TON.MİL

1985 871 4.007 857 4.501

1986 958 4.640 834 4.493

1987 970 4.618 875 4.789

1988 1.042 5.065 940 5.114

1989 1.120 5.736 965 5.222

1990 1.190 6.216 968 5.259

1991 1.247 6.757 1.011 5.416

1992 1.313 6.977 990 5.298

1993 1.356 7.387 993 5.296

1994 1.403 7.496 1.028 5.480

Kaynak :www.bimco.org

1980’li yılların sonlarında tanker ve kuru dökme yük filolarındaki azalma navlunları yükseltti. Aynı zamanda gemi fiyatları da büyük artış göstererek, 1980’li yılların ortalarında ucuz ikinci el gemi alan şirketler çok yüksek kazançlar sağladılar.

2.7 1991-95 Dönemi

Dökme yük piyasaları 1990’lı yılların başlarında tekrar düşüşe geçtiler ve bunun üç temel sebebi vardı.

1) 1990-92 Anglo-Saxon ekonomik durgunluğu deniz taşımacılığına olan talebi azalttı. Ham petrol taşımacılığına olan talep, körfez savaşının da etkisi ile yıllık %3.5 oranında az bir şekilde artıyordu.

Kuru dökme yük taşımacılığı ise %10’ un üzerinde bir düşüş göstermişti

2)1989-91 yıllarında verilen yeni gemi siparişleri, ekonomik büyüme oranının düştüğü ve talebin azaldığı bir dönemde tanker ve kuru dökme yük gemi arzının artmasına sebep olmuştur.

3) 1988-91 yılları arasında satış fiyatı/kazançlar oranının korunabilmesi sebebi ile hurdaya az sayıda gemi çıkarıldı ve bu yüzden yaşlı gemiler çalışmaya devam etti

1980’li yılların ortalarında düşük yeni gemi inşaat fiyatları ve modern gemilerin sağladığı işletim masraflarını düşürme avantajı sebebi ile konteynır filo kapasitesinde aşırı bir artış görüldü.

Özellikle Uzak Doğulu gemi işleticilerinin yerel ekonomilerindeki hızlı büyümeye bağlı olarak konteynır filolarını genişletmeleri aşırı kapasiteyi desteklemiştir.

Denizcilik piyasalarındaki bu olumsuz gelişmeler bankaların yatırım için gerekli öz kaynak talebini artırmalarına ve borç verecekleri şirketleri seçerken daha dikkatli davranmalarına sebep olmuştur.

2.8 1995-99 Dönemi:Asya Krizine Etkileri

Tayland’ da başlayan, daha sonra Malezya, Endonezya, Filipinler ve Güney Kore’ ye sıçrayan, nihayet Singapur ve Hong Kong’ u da içine alan Asya Krizinin bugün ulaştığı boyutlar, dünya ekonomisini derinden etkilemiştir.

Krizin ana sebebi, döviz kurlarının ısrarla sabit tutulmaya çalışılmasına bağlanmaktadır. Özellikle banka kredileri aşırı büyüyen bu ülkelerde banka gözetim sistemindeki yetersizliklerin de etkisiyle mali sistemleri zayıflamıştır. Buna rağmen giderek artan ekonomik ve mali dengesizlik sinyallerine karşın bölgeye sermaye akışının devam etmesi belirli nedenlere dayanmaktadır. [2]

Öncelikle devlet otoritelerinin mahalli paranın kıymetinin korunacağına dair taahhütleri yabancı yatırımcıları etkilemiştir. Diğer bir neden liberal uygulamaların kontrolsüz biçimde genişletilmesidir. Üçüncü bir faktör ise, dünya çapında yaygınlaşan serbest likiditenin kendine yeni yatırım alanları arayışıdır. Dördüncü sebep, sistemde döviz taahhütlerinin gerçek boyutunu belirleyecek bir saydamlığın bulunmayışıdır.

Japon ve diğer ülke bankalarının bölgedeki risklerinin boyutları krizin dünyanın diğer bölgelerini de etkilemesini kaçınılmaz hale getirmektedir. Japon Bankaları bu bölgedeki dokuz ülkeye 260 milyar USD kredi vermiştir. Esas itibarıyla yüksek devlet borçlarından kaynaklanan 1995 Meksika Krizinden farklı olarak. Güneydoğu Asya sorunu daha ziyade özel sektörün çeşitli kesimlerini ve değişik finansman türlerini

etkilenmiştir. Bu yüzden alacaklarının ve borçluların hatalı yatırım kararlarının devletlerce korunması pek mümkün olmamıştır.

Haziran 1997 sonu itibarıyla Avrupa Birliği bankalarının Asya’ ya verdikleri krediler

Amerikan ve Japon bankalarının toplam riskini aşmıştır. 1997’nin ilk yarısında

Amerikan ve Japon bankaları bu piyasalardan çekilirken, yeni kredilerin yüzde 60’ ı

Avrupa Birliği bankaları tarafından açılmıştır. Bu konuda İngiliz bankaları çekimser davranmış, ancak Alman ve Fransız bankaları büyük riske girmişlerdir.

Kriz içindeki tüm Asya ülkelerinde dış ödemeler dengesi gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 5-10’ u oranında açık vermekteydi Bu açığın büyük kısmı banka kredileriyle finanse edilmiş olup, bunların yarısından fazlasının vadesi bir yıldan kısaydı.

Kore’nin bütçesi ise 1980’ den beri fazla vermekte ve toplam kamu borçları Avrupa Birliği ülkelerinin yüzde üçlük Maastricht kriterlerinin dahi altındaydı Enflasyon yüzde dört, ancak kısa vadeli faiz oranları yüzde 25 olup, Kore hükümetinin dış borçları geri ödeme problemi bulunmamakta ve ülkenin 150 milyar USD’ Iık dış borçları özel banka ve şirketlerin aldığı kredilerden kaynaklanmaktaydı[2]

Bu dönemde Batı bankalarının en büyük eksikliği istihbarat sistemlerini geliştirmemeleri ve dış kredilerin miktar, vade ve ülke dağılımını anında görme imkanına sahip olmamalarıdır. Ancak bölge ülkelerinin de büyük hataları vardır.

Kriz öncesi bu ülkelerin sürekli büyümeleri, erken uyarı sinyallerinin dikkatten kaçmasına neden olmuştur. Bölge devletlerinin para politikalarındaki disiplinsizlik ve finans piyasalarındaki alt yapı eksikliklerini önemsememeleri spekülatif yatırımcılar için büyük bir risk oluşturmuştur.

Birdenbire büyüme oranlarının beklenenin altına inmesi, yatırımlardaki rantabiliteyi düşürmüş, krediler geri ödenmemiş, gayrimenkul fiyatları hızla düşmüştür. Dolayısıyla aldıkları teminatları yitiren bankalar risklerini karşılayacak yeni varlıklar talep etmeye başlamışlardır. Yatırımcılar bunları sağlayamayınca. iflaslar, cebri icralar birbirini kovalamaya başlamıştır.

Böylece bu çapta bir büyümenin sürekli krediyle beslenemeyeceği anlaşılmıştır. ABD bankalarının toplam kredileri içinde gecikmiş alacak oranı %1 iken, bu oran Doğu Asya bankalarında %15’ e çıkmıştır. Bu aşamada, sermayeleri ile Tayland, Endonezya ve Güney Kore’ nin para birimlerine istikrar kazandıran yabancı yatırımcılar krizin hemen başında bu ülkeleri ilk terk edenler olmuştur. İthal malların fiyatlarının hızla yükselmesine rağmen, ihracatları da aynı oranda ucuzladığından yabancı piyasalardaki rekabet güçlerini korumuşlardır. Fakat üretimi sürdürebilmek için gerekli yatırım malları, hammaddeler ve enerji daha pahalı hale gelmiştir.

ithalattaki pahalanma enflasyonu körüklemiş, halk panik alışlara yönelmiş, neticede satın alma gücü, dolayısı ile yurtiçi talep düşmüştür. Bu gibi durumlarda Uluslararası Para Fonu’ mm reçetesi aynıdır: Devlet borçlarının azaltılması ve enflasyona karşı sıkı para politikası. Ancak bu krizin nedeni diğerlerinden farklı olarak kamu açıklarından ziyade, sermaye piyasasından büyük para çekilişiyle ortaya çıkan deflasyondur. Bu ise şimdiye kadarki IMF senaryolarında yer almadığı için önerilen reçete durumu daha da kötüleştirmekten başka bir işe yaramamıştır. IMIF ve Dünya Bankası arasında bu açıdan görüş ayrılığı bulunmaktadır.

1995 Meksika krizi sırasında ABD ve IMF Meksika’ ya 40 milyar USD’ lık bir destek sağlamışlar ve sistem çalışmıştır. Sonuç olarak Latin Amerika piyasalarında güven tesis edilmiş ve yabancı yatırımcılar herhangi bir zarara uğramamışlardır. Bu olay yabancı yatırımcıların Güneydoğu Asya’nın kaldırabileceğinin üzerinde fonlarla bu piyasalara yönelmesine sebep olmuştur. Kriz ülkelerinin istikrar programı uygulamaları, ekonomik büyümelerini düşürmüş ve bölge ithalatım azaltmıştır. Bu ise toplam dış ticaretlerinin yanı sıra yakın mesafedeki krize girmeyen diğer Asya ülkelerinde de ekonomik büyümeyi yavaşlatmış ve Çin de dış borçlar aşırı yükselerek kamu şirketleri büyük zararlar etmeye başlamıştır.

Krize konu yedi ülkenin ithalatımızdaki payı %3.5,’ihracatımızdaki payı ise %3.2 civarındadır. Dolayısı ile bu ülkelerle karşılıklı ticaretimizin azalmasının genel ekonomiye etkisi ihmal edilebilir düzeylerde kalabilecektir. Yalnız anılan ülkelere yönelik ihracatımızın %51’ ini oluşturan demir-çelik ihracatımızda önemli düşüşler yaşanmakta ve kriz ülkelerinin yaptıkları devalüasyonun etkisiyle damping satışlarına yönelmeleri üçüncü ülkelerle ticari rekabette ülkemizi zorlamaktadır. [4]

Deniz taşımacılığı açısından ise, ekonomik büyümenin dünya genelinde bir durgunluğa yönelmesi Baltık Navlun Endeksinin düşüşüne sebep olmuş ve gemi sahiplerini yeni siparişlerde temkinli davranmaya yöneltmiştir.

Diğer taraftan Yen ve Won değerindeki düşüşler Japon ve Güney Kore tersanelerinin kar marjını yükseltmiştir. Özellikle Güney Kore gemi inşa sanayisi, enerji ve diğer ürünlerin ithalatının pahalanması ile birlikte yüksek faizlerden olumsuz etkilenmiştir. Navlunlara ve yeni inşa fiyatlarına bağlı olarak İkinci el gemi fiyatları düşme eğilimine girmiştir. [3]

1999 yılı itibarı ile Asya Krizi global bir krize dönüşmeden durulmuş gibi gözükse de Latin Amerika ve özellikle de bölgenin en büyük ekonomisi olan Brezilya için tehdit oluşturmaya devam etmektedir. Brezilya, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelere borçlanan bir ülke olduğundan politik istikrarı büyük önem taşımaktadır.

Son dönemde Brezilya’ da yaşanan politik çekişmeler ve Federal Hükümetin iç politikadaki yaptırım gücünün azalması, zaten oldukça çekingen davranan gelişmiş ülke yaşanmış ve arkasından da orta boyutta bir devalüasyon gelmiştir.

2.8.1 Baltık Navlun Endeksi ve Genel Eğilimi

Dünya navlun piyasalarının zaman içindeki seyrinin incelenmesinde esas alman Baltık Navlun Endeksi” Baltic Freight Index” (BFI), dünyanın önde gelen 10 uluslar arası brokerlik şirketinin 11 rota üzerindeki verilerine dayanılarak Baltık Fiyat Endeks

Komitesince belirlenmektedir.

Söz konusu komite, özel sektör ağırlıklı firmalara, denizcilik örgütlerinin üyesi bulundukları Baltık ve Uluslararası Denizcilik Konseyi “ The Baltic and International Maritime Council” (BIMCO) bünyesindedir.

Tablo 2.3 incelendiğinde endeksin son yıllardaki durumu dikkat çekmektedir. Navlun fiyatlarının düşmesine neden olan etkenler şöyle özetlenebilir:

1- Uzakdoğu ülkelerinde 1995 yılından beri üstü kapalı başlayan bir ekonomik bunalım yaşanmakta ve bunun sonucu olarak bu ülkelerin ithalatları azalmıştır.

Örneğin, Çin’ deki siyasal gelişmeleri insan hakları ihlali olarak değerlendiren ABD 1995 yılından itibaren bu ülkeye yaptığı yardımları azaltmıştır. Bunun sonucu olarak Çin’ deki toplu konut ve diğer inşaat yatırımlarına bağlı demir-çelik ve çimento ithalatı ve dolayısıyla taşıma talebi düşmüş, kendi üretimi de artmıştır.

2- Diğer taraftan Güneydoğu Asya ülkelerinde de aynı dönemde başlayan ve 1997 yılında açığa çıkan mali bunalım, yüksek oranlı devalüasyonların yapılmasına sebep olmuştur.

Bölge ekonomilerinde ekonomik büyüme durmuş, kredi limitleri donmuş, devalüasyonlarla ithalat pahalı hale gelmiş, ülkelerin satın alma gücü azalmış ve taşımalar düşmüştür.

Tablo 2.3 1995-1998 Baltık navlun endeksi değişimi

AYLAR / YIL 1995 1996 1997 1.998

OCAK 2.100 1.553 1.413 1.213

ŞUBAT 2.310 1.444 1.434 1.080

MART 2.210 1.382 1.474 1.088

NİSAN 2.310 1.453 1.382 970

MAYIS 2.010 1.474 1.231 1.001

HAZİRAN 2.130 1.279 1.272 942

TEMMUZ 2.015 1.123 1.295 825

AĞUSTOS 2.010 1.087 1.293 816

EYLÜL 2.050 1.033 1.277 946

EKİM 1.970 1.129 1.334 959

KASIM 1.730 1.443 1.115 945

ARALIK 1.615 1.490 1.229 794

3- Avrupa topluluğunun gümrük birliğini gerçekleştirmesiyle bu ülkeler bir ölçüde kendilerine yeter hale gelmişler ve taşıma talepleri azalmıştır. Ayrıca Kuzey Denizi petrol üretiminin artışı da bu ülkelerin Ortadoğu kaynaklarına olan talebini azaltmıştır.

4- Dünya taşıma talebinde böylesine bir düşüş yaşanırken, deniz taşımacılığının konteyner ve özel donanımlı gemilere yönelmesiyle, Japonya ve Güney Kore bu tip modern ve yüksek tonajlı tekneler yaparak hizmet arzını yükseltmişlerdir. Bunun üzerine işsizlik hızla büyümüş, şirketler faaliyetlerini sürdürebilmek için navlun fiyatlarını beklenenin üzerinde düşürmüşlerdir.

5- Dünya filosundaki kapasite fazlasının başka nedenleri de bulunmaktadır. Örneğin Çin gemi inşa ve onarımında damping uygulamaktadır. Bu nedenle ellerinde eski yapım gemi bulunan Armatörler bunları Çin’e gönderip, çok düşük fiyatlarla tamir ettirmekte ve söküm öncesinde yeniden sefere çıkarmaktadır. Böylece düşük fiyatlarla taşımaya razı olmakta ve navlun düşüşlerinin devamına neden olmaktadırlar.

6- Amerika’daki son fırtına El Nino gibi doğal afetlerin dış ticaret taşımaları üzerindeki olumsuz etkileme 1998 sonu ve 1999 başındaki Irak savaşı eklenmiştir.

Yürürlüğe giren ISM kodunun yoğunlaşacak kalite kontrollerinin önümüzdeki yıllardan itibaren dünya filo arzını aşağıya çekmesi beklenmektedir. Diğer taraftan dünyadaki genel ekonomik büyümeye paralel olarak yük taleplerinin yükselme trendi süreceğinden endeksin yükselme eğilimine gireceği tahmin edilmektedir.

3. GEMİ FİNANSMAN YONTEMLERI VE ÜLKEMİZDE UYGULANANTEŞVİK TEDBİRLERİ

3.1 Gemi Yatırımınım Finansmanı

Bir Denizcilik Şirketinin finansman politikası, finanssal davranışlarının hem başlangıç noktasını hem de sonucunu oluşturmaktadır. Şirket, faaliyetlerini ve yatırımlarını

öz kaynak ile finanse edebileceği gibi yabancı kaynaklarla da finanse edebilir. Günümüzde firmaların yabancı kaynak kullanımı giderek artmakta ve borçlanma ise firmaya vergi kalkanı oluşturmaktadır. Şirketlerin kredi (yabancı kaynak) ihtiyaçları aşağıdaki nedenlerle ortaya çıkabilmektedir.

1. Büyüme dönemlerinde olmaları.

2. Zarar etmeleri veya karlılıklarının yetersiz oluşu (net işletme sermayesi açıklarının bulunması veya net işletme sermayesinin yıllar itibarı ile azalması).

3. Aşırı kar dağıtımı yapmaları,

4. Firmaların duran varlıklarını ve yatırımlarını kısa vadeli fonlarla karşılamak çalışmak istemeleri.

5. Mevsimsel durgunluklar ve hareketlilikler ve spekülasyonlar.

6. Borç ödeme dönemlerinde olmaları

7. Sermaye taahhütlerini yerine getirmek istemeleri.

8. Yeterli nakit imkanı yaratamamaları

Şirketlerin bu gibi nedenlerden doğan finanssal ihtiyaçlarını kredi kullanarak giderme yolunu seçmesi, finanse edilecek faaliyetin risk seviyesine göre ciddi bir faiz yükümlülüğü altına girmelerini gerektirir. Ancak kredi faizlerinin vergi matrahından indirilebilmesi kredi kullanan firmalara vergi kalkanı olarak avantaj sağlar. Doğru ve yanlış finansman davranışları, finansman kurallarına uyulup uyulmamama ve finanssal kaynakların verimli kullanılıp kullanılmamasına bağlıdır.

Şirketlerin iyi bir finansman yapısı oluşturmalarını olumsuz etkilemekte en çok rol oynayan, aynı zamanda mali analizlerin firma hakkındaki değerlendirmesini ve kararım etkileyecek bazı faktörleri şöyle sıralamak mümkündür.

Şekil 3.1’ de bir yatırım finansmanının aşamaları gösterilmektedir.

1. Duran varlıkların ve yatırımların kısa vadeli kaynaklarla finanse edilmesi.

2. Genellikle küçük şirketlerin karşılaştığı bir durum olan, ani oluşan yatırım fikrinin ayrıntılı bir fizibilite çalışmasına dayandırılmadan verimli olmayan bir biçimde kararlaştırılması.

3. Kredi istemi dışında bankalarla ve kredi kurumlarıyla herhangi bir bağlantı kurma eğiliminin olmaması ve firmaların banka ve kredi kurumlarıyla bilinçli bir koşul pazarlığına girişmemeleri.

4. Özellikle kiralama seçeneği göz önünde bulundurulmadan, firmaların duran varlıklara büyük yatırımlar yapmaları (böyle bir durumda maddi olmayan sermaye olarak adlandırılan uzman işgücü, lisans için yeterli çalışma sermayesinin bulunmaması).

5. İyi bir likidite planlamasının yapılmaması nedeni ile firmanın geleceği hakkında tahminlerde bulunmanın güçlüğü.

Yukarıda sayılan faktörler aynı zamanda firmanın kredi ihtiyacım doğurmaktadır. Şirketler yatırımlarını ve faaliyetlerini finanse etmek hatta net işletme sermayesi açıklarını kapatmak amacının yanında, Öz sermayelerinin yetersiz olması veya borçlanma politikaları nedeniyle de yabancı kaynaklara başvurabilirler. Banka ve kredi kurumlarının vermiş olduğu krediler burada devreye girerek firmayı desteklemektedir.

3.1.1 Öz Sermaye ile Finansman

Öz sermaye yasal yapıları ne olursa olsun yeni kurulan firmalar için ilk fon kaynağını oluşturduğu gibi, mevcut firmaların da borçlanarak kaynak sağlamalarına olanak verir. Hiç bir denizcilik şirketi, öz sermaye temeline dayanmadan, sürekli olarak borçlanarak kaynak temin edemez. Öz sermaye, firmalar açısından sürekli bir kaynak niteliğindedir.

DENİZCİLİK ŞİRKETİNİN

FİNANSMAN İHTİYACI

FİRMANIN KARARI kredi

Kredi Talebi

Öz kaynak

1.Peşin Satın Alma

2.Vadeli Satın Alma

Banka veya Kredi

Kurumu

Krediler ve Mali

Analiz Müdürlüğü

Firmanın Mali

Tabloları ve Diğer

Verilerin Analizi

Firmanın Kredi

Değerliliği

Kredinin

İzlenmesi

KREDİ

VERME

KARARI

1. Talebe uygun kredi türü ve koşullarının saptanması.

2. Kredi Fiyatlaması

3.Teminat

FİRMA KARARI

RED

KABUL

Şekil 3.1 Bir Yatırımın Finansmanının Aşamaları

Öz sermaye ile finansmanın özellikleri şöyle özetlenebilir:

1. Öz sermaye ile finansman, Denizcilik Şirketine sabit bir yük getirmez.

2. Öz sermayenin belirli bir vadesi yoktur ve şirket için sürekli bir kaynak niteliğindedir.

3. Öz sermaye, firmanın gelecekte uğrayabileceği zararlara karşı bir emniyet olarak görüldüğünden, öz sermayenin artışı, firmanın kredi değerliğini yükselterek ilave kaynaklar bulmasını kolaylaştırır.

4. Teşvik tedbirlerinden yararlanabilmek için yatırımın belirli bir oranda öz sermaye ile karşılanması koşulu arandığında, öz sermaye ile finansman gerekli olmaktadır.

Denizcilik şirketinin cari finanssal yapısı özellikle Öz Sermaye/Borç oranı daha fazla borçlanmak için elverişli değilse, daha sağlıklı bir mali yapıya kavuşabilmek için sermaye artırma yoluna gidebilirler. Şirketin likidite durumu daha fazla borçlanmayı firma açısından riskli hale getiriyorsa, ihtiyaç duyulan ilave fonların öz sermaye artışı ile sağlanması yerinde olur.

6. Finansman kurumlarının, özellikle yatırım kredisi verirlerken konu şirket için belirli bir Öz kaynak [Yabancı kaynak oranı aramaları firmaları öz sermayelerini artırmak zorunda bırakmaktadır.

3.1.2 Banka Kredisi

İkinci el gemi alımında kullanılan banka kredileri genelde 5-8 yıl arasında değişir. Bu zaman aralığında armatörün ekonomik durumu meydana gelebilecek bir çok olaydan etkilenebilir. Banka, armatörü riskli durumlardan uzak tutup ekonomik tehlikeye girmesini önlemek için bazı şartlar öne sürebilir. Gemi kredi sözleşmelerinde yer alan bu şartlar hazırlanırken armatörün ticari serbestliğinin sınırlanmamasına özen gösterilmelidir. Bir kredi sözleşmesi kredi limiti, faiz ve komisyon oranları, ödeme planı, teminatlar, sözleşmenin feshi, kanuni ihtilaflarda yetkili mahkemeler ile ilgili yasal düzenlemeleri içerir. Kredi kullanan denizcilik şirketinin ödeyeceği faiz LIBOR oranına (London Inter Banks Offered Rate) göre belirlenen ana faizin üzerine krediyi veren bankanın kendi özel koşullarına göre ilave edeceği faizle belirlenir.

LIBOR faiz oranları 3 veya 6 aylık periyotlar sonunda yeniden belirlenir. Bankaların temel fon kaynakları değişken oranlı olduğundan, sabit oranlı ticari banka kredisi bulmak zordur. Bankalardan yeni gemi inşaatı için de kredi temin etmek mümkündür. Gemi inşaatının 14-20 ay gibi bir sürede gerçekleşmesi ve bu süre dahilinde geminin mevcut bir geliri olmamasından dolayı ödemesiz bir dönem mevcuttur.

Yani gemi denize inip navlun geliri sağlamaya başlayınca geri ödeme başlar. Armatör şirket genellikle toplam masrafların %15? ini gemi denize inmeden, inşa halindeyken öz kaynaklarını kullanarak karşılar. Öz kaynakların harcanma planı Armatöre bağlıdır.

Geminin inşaatının tersaneden kaynaklanan gecikmelerden dolayı zamanında bitmemesi halinde, bankanın ödemelerin vadelerini ertelemesi ve tarihlerini değiştirmesi söz konusu değildir. Böyle bir durumda armatörün uğrayacağı zararın önüne geçmek için tersanenin Armatöre tazminat ödemesini zorunlu kılacak maddeler yer almalıdır.

Ülkemizde yeni gemi inşa kredilerin alım sürecinde taraflar arasındaki mevcut ilişki Banka-Armatör-Tersane sırasına göredir, aslında olması gereken doğru ilişki sırasıyla Banka-Tersane-Armatör şeklindedir.

Yeni Gemi Yapım kredilerinde inşaat süresinden dolayı, ödemesiz bir dönem mevcuttur. Satın alma kredilerinde ise geminin alımına karar verildiği andan itibaren en geç İki ay sonra geminin Armatöre devri gerçekleşir. Gemi hemen navlun geliri elde etmeye başlayacağından ödemesiz dönem mevcut değildir. Öz kaynaklar derhal harcanır ve harcama planı Armatöre bağlı değildir. Satın alma kredisinde, bankalar kendi güvenlikleri için teminat amacı ile Gemi ve Kara Malları İpoteği talep etmektedir. Türk bankaları ise %75-85 oranında gemi ipoteği, %15-25 oranında kara malları ipoteği yapmak istemektedir. Yurtdışındaki bankalar için Türkiye’ deki gayrimenkulun pek bir değeri yoktur ve bu yüzden gemi ipoteğini tercih ederler. İpotek miktarı krediyi alan Denizcilik Şirketinin piyasadaki güvenilirliğine göre değişir.

Kredinin geri ödenmemesi durumunda, ipotekli malların mülkiyeti Bankaya geçer. Banka gemiyi kendi hesabına işletip, kredinin ödemesi tamamlandıktan sonra Armatöre iade edebilir.Fakat böyle bir yol pratikte banka için pek cazip olmadığı için uygulanmamaktadır. Kısa ve orta süreli kredilerde, şirket ödemelerinin büyük bir miktarını aksatmadan ödemişse bankadan geri kalan miktar için ek süre talep edebilir.

3.1.3 Tersane Kredisi

Ülkenin deniz ticaret filosunun güçlenmesini ve gemi inşa sektörünün geliştirilmesini hedefleyen bu kredi hükümetler tarafından desteklenmektedir. Yapılan sözleşmeye göre gemi tersane tarafından inşa edilip, armatöre teslim edilir ve genellikle beş senelik bir ödeme planına göre kredi geri ödenir.

Ancak bu tür kredi, hem bir geminin inşa edilmesinin uzun sürmesi hem de diğer finans kuruluşlarından alman kredilere göre daha pahalı olmasından ötürü çok fazla tercih edilmemektedir.

3.1.4 Dünya Bankası Kredileri

Gelişmekte olan ülkelerin gemi finansmanı için kredi temin edebilecekleri dört banka vardır. Bunlar; Dünya Bankası, Asya, Afrika ve Inter-Amerika Geliştirme Bankalarıdır. Ancak bu bankaların formalitelerinin çok uzun olması ve işlemlerinin ağır işlemesi nedeniyle bu kaynaklar pek tercih edilmez.

Bu uluslararası bankalar kredilerini vermeden önce aşağıdaki hususları göz önüne almaktadırlar.

1. Krediyi talep eden ülkenin ticaret hacmi, beklentileri ve yatırımın ülke ekonomisine sağlayacağı döviz girdisi.

2. Gemi yatırımlarının diğer sektörlerin gelişimine katkısı ve sağlayacağı istihdam imkanları.

3. Yapılacak bu yatırım sayesinde yeni dış pazarlara açılma olasılığı.

4. Gemilerin kredi verilen ülkenin olanaklarıyla yapılması, ithali, kiralanması ve yükün yabancı ülke gemileri ile taşıtılması seçeneklerini karşılaştırarak, hangisinin ülke ekonomisi açısından daha faydalı olacağının belirlenmesi.

3.1.5 Sübvansiyonlar

Çok sayıda ülke hem gemi yapımını hem de işletmeciliğim sübvanse etmişlerdir. Örneğin İngiltere’ de 1966-1970 yılları arasında sermaye yatırımları sübvanse edilmiş ve gemi ilk maliyetlerinin %20 ilk kısmı hükümet tarafından sahiplerine geri ödenmiştir.

ABD’ de aynı şekilde gemi inşaatım ve işletmeciliğini sübvanse etmiş ve bu ülkenin armatörleri yabancı armatörler karşısında oldukça avantajlı bir duruma gelmişlerdir. Ekonomik hesaplar yapılırken genelde sübvanse edilen miktar geminin ilk maliyetinden düşülür. Sübvansiyonlarda gemiyi bir kaç yıl içinde satmama gibi özel şartlar mevcut olabilir.

3.1.6 Döviz Kredisi

Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında yurt dışından ithal edilecek geminin finansmanında kullanılabilen döviz kredisi orta vadeli olup, mevcut bir üst sınırı vardır. Alınacak geminin değeri, alınan kredi ve armatörün öz kaynakları toplamından daha az olamaz.

Kredinin vadesi 5 yıl olup, 6 aylık taksitler halinde geri ödenir ve uygulanan faiz oranı 6 aylık dönemler halinde yeniden belirlenir. Firmada, her yıl 20 milyon $ olmak üzere

5 yıllık kredi süresince toplam 100 milyon $ döviz girdisi sağlanır. Alınacak teminatların ve ipotek değerlerinin en az %10’ u kara ipoteği olmalıdır. İpotek altına alınacak kıymetlerin Tekne~Makine, Savaş Rizikoları, Gemi inşaat, P&1 gibi sigortaları tüm rizikoları k~sayacak şekilde krediyi talep eden tarafından Bankanın şartlarına göre yaptırılmalıdır.

3.1.7 Teşvik Fonu Kaynaklı Yatırım Kredisi

Bu kredi Hazine Müsteşarlığı tarafından Bankalar aracılığı ile Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında inşa ettirilen gemilerin finansmanında kullanılmak üzere verilen orta vadeli bir kredidir. Kredi ilk İki yıl ödemesiz dönem olmak üzere toplam 5 yılda 7 eşit taksit halinde geri ödenir. Kredinin vadesi, faiz oranları, geri ödeme koşulları gibi şartlar kredinin talep edildiği banka ile Hazine Müsteşarlığı ‘arasında yapılacak protokolle belirlenir. Şartlarda meydana gelebilecek değişiklikler Banka tarafından aynı şekilde krediyi talep eden Denizcilik Şirketine yansıtılır. [15]

3.1.8 Gisat Fonu Kredisi

T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı tarafından Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında inşa edilmekte olan gemilerin finansmanı için ipotek karşılığı TL üzerinden kullandırılan uzun vadeli bir kredi türüdür.

Kredi ilk 2 yıl ödemesiz dönem olmak üzere toplam 5 yılda 6 aylık taksitler halinde geri ödenir. Senelik uygulanan faiz oranı %20 olup, ödemesiz dönem dahil 6’ şar aylık dönemlerde tahsil edilir.

Denizcilik Şirketi, Yatırım Teşvik Belgesi’ ne istinaden tersanenin belirlenmesi, öz kaynak harcamaları ve ithal edilecek makineler ile ilgili gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra Gemi İnşa Satın Alma ve Tersane Geliştirme Fon’ undan kredi kullanmak için başvurusunu yapar. (HSAT fonu, sadece Yatırım Teşvik Belgesine dayandırılmış projeler için verilmektedir.

Gemi satın almada kullanılan diğer bir yöntem de finanssal kiralamadır. Bu yöntemde Denizcilik Şirketi tarafından seçilen bir gemi finanssal kiralama şirketi tarafından satın alınır. Yapılan sözleşmeye göre gemi, mülkiyeti leasing şirketinde kalmak üzere belli bir kira ödemesi karşılığında Denizcilik Şirketine kiralanır.

Kiracı şirket geminin Tekne~Makine ve P~I sigortalarını yaptırmak ve primlerini düzenli olarak ödemek zorundadır. Finanssal kiralamanın kiracı şirket açısından; işletme sermayesinin korunması vade ve KDV avantajı, gider gösterme etkisi gibi çeşitli avantajları vardır.

3.1.9 Finanssal Kiralama (Leasing)

Gemi satın almada kullanılan diğer bir yöntem de finanssal kiralamadır. Bu yöntemde Denizcilik Şirketi tarafından seçilen bir gemi finanssal kiralama şirketi tarafından satın alınır. Yapılan sözleşmeye göre gemi. mülkiyeti leasing şirketinde kalmak üzere belli bir kira ödemesi karşılığında Denizcilik Şirketine kiralanır.

Kiracı şirket geminin Tekne-Makine ve P&I sigortalarını yaptırmak ve primlerini düzenli olarak ödemek zorundadır. Finanssal kiralamanın kiracı şirket açısından işletme sermayesinin korunması, vade ve KDV avantajı, gider gösterme etkisi gibi çeşitli avantajları vardır.

3.1.10 Takas (Barter)

Bu tür finansman daha çok eski S.S.C.B ülkeleri ile batı ülkeleri arasında görülmektedir. Takas yönteminde bir ülkeye yapılan ihracat karşılığında, o ülkeden gemi ithal edilir.

Armatör şirketler gemi bedellerini kendi ülkelerine öderler. Ancak ülkemizde şu ana kadar bu tür bir finansmanın gerçekleşmiş uygulaması mevcut değildir:

3.1.11 İki Ülke Şirketleri Arasında Yapılan Sözleşmeler

Bu tür finansmanda. İki ayrı ülkenin armatör şirketleri bir araya gelerek ortaklaşa üçüncü bir şirket kurarlar. Yeni kurulan ortaklığın merkezi genellikle gelişmekte olan ülke olmaktadır. Gelişmiş ülkeler sermaye payı olarak sahip oldukları gemiyi yeni kurulan şirketin işletmesine bırakırlar. Gelişmekte olan ülkenin işletmesi ise sermaye payı olarak insan gücünü sunar.

Bu uygulamanın pratiğe aktarılmasında politik, ekonomik ve yönetim yetkisinin gelişmekte olan ülkenin şirketinde olması gibi konularda bazı güçlüklerle karşılaşılmaktadır.

3.1.12 Bareboat Kiralama (DemiseCharter)

Bareboat kiralamada, gemi sahibi gemisini personelsiz ve tüm işletme haklarını devrederek kiralar. Kiralayan geminin tüm teknik donanımı, bakım tutum.. yedek parça, sigortalar, yakıt, yağ, su, personel tayini ve diğer tüm giderlerinden sorumludur. Genellikle en az 5 yıl gibi süreler için yapılır ve pratikte bu tür kiralamaların sonunda mülkiyet hakkı kiracıya devredilir.

Gemi sahibi kiracının ödediği kiralar ile finansman giderlerini karşılar. Uzun süren Bareboat sözleşmeleri süresince meydana gelen navlun değişimleri kiracıyı zaman ve sefer esaslı kiralamaya göre daha az etkiler.

Kiracı sözleşme sonunda gemiyi üzerine alacak ise. önceden belirlenmiş olan esaslara göre kira müddeti sonunda satış işlemi yürürlüğe girer. Satış bedeli geminin tesliminde ödenebileceği gibi, kira ile birlikte taksitle de ödenmiş olabilir.

Bu tür finansmanın pratikte pek bir uygulaması yoktur çünkü armatörler genellikle kendi gemilerini kendileri işletip daha fazla kar etmeyi tercih etmektedirler.

Günümüzde finanssal kiralama bu modele benzemektedir ve Bareboat kiralamanın yerini almıştır.

3.1.13 Yatırım Hizmetlerini Teşvik Fonu

T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığınca kullandırılan bu kredi Teşvik Belgesi kapsamında başlanmış ancak tamamlanmamış gemi inşa yatırımlarının kısa dönemde işletmeye alınmasını sağlamak amacı ile yatırım kredisi olarak kullandırılmak üzere tahsis edilmiştir.

Kredinin vadesi, 2 yıl anapara ödemesiz dönem dahil %30 faiz ile 5 yıldır ve dört eşit taksitte geri ödenir. Ödemesiz dönemde faiz %10’ dur. Fon kaynaklı bu krediden yararlanma şartları aşağıda belirtilmiştir. [13]

1. Teşvik Belgesi kapsamında başlanmış bir gemi inşa yatırımının olması

2. Gemi inşa yatırımının en az %40′ ıhın gerçekleşmiş olması,

3. Geminin halen inşa edilmekte olması,

4. Geminin sefere çıkmamış olması (vinç donanımı eksik olanlar hariç)

Bu krediyi kullanan firmalar gemi tonajına göre aşağıda belirtilen sürelerde yatırımlarını tamamlamak zorundadırlar.

a- 3000 DWT’ kadar olan gemilerde 9 ay

b. 3000 DWT - 15000 DWT arası gemilerde 12 ay

e- 15000 DWT üzerindeki gemilerde 20 aydır.

Denizcilik şirketleri yatırımlarını belirtilen bu sürelerde tamamladıklarını krediyi veren bankaya tevsik ederler.

3.1.14 Kamu Ortaklığı Fonu

Bu kredi T.C. Başbakanlık Kamu Ortaklığı İdaresi tarafından Yatırımları ve Döviz Kazandırıcı Hizmetleri Teşvik Fonundan kullandırılır.

Kamu ve özel tersaneler işletme kredisi olarak. Türk firmaları ise yatırım kredisi olarak kullanmak üzere bu krediden faydalanabilirler. Kredinin yıllık faiz oranı %40 ve vadesi 5 yıl anapara ödemesiz dönem dahil 10 yıldır.

3.2 Proje Değerlendirilmesi ile İlgili Düzenlemeler

Ülkemizde yatırım girişiminde bulunacak olan bir kurulusun 23/2/1992 tarih ve 92/2805 saydı kararnameye istinaden teşvik tedbirlerinden yararlanabilmek için Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’na (HDTM) başvurması gerekir. Yapılan başvuru HDTM tarafından değerlendirilir. Ancak, bu değerlendirme sonucunda yatırım projesi için teşvik belgesi alınabilir.

Teşvik belgesi yatırımın karakteristik değerlerini içeren, tespit edilen şartlara uygun olarak gerçekleştirilmesi halinde üzerinde yazılı bulunan teşviklerden istifade imkanı sağlayan, kalkınma planına uygun ve ülke ekonomisi için faydalı olduğu HDTM tarafından kabul edilen yatırımlar için yatırımcılara verilen bir belgedir.

Yatırımların teşvik belgesine bağlanabilmesi için, yatırım tutarının bu tebliğin bağlı olduğu kararnamenin birinci maddesinde belirtilen asgari değerlerin altında olmaması gerekir. Ancak, bir yatırımın tutarının belirtilmiş sınırlar içinde olması teşvik belgesi alacağı anlamına gelmez. Bu konuda müsteşarlık tarafından ekonomik. mali ve teknik yönden yapılacak değerlendirme sonucu uygun görülen projeler teşviklerden yararlanabilirler.

Uluslararası rekabet gücü sağlamayan, ileri teknoloji getirmeyen. müsteşarlık tarafından sektör ve/veya proje bazında belirlenecek asgari ekonomik kapasitelerde olmayan projeler teşvik tedbirlerinden yararlanamazlar. Teşviklerden faydalanabilmek için yatırım malları gümrükten çekilmeden önce ve yatırıma başlanılan yılın son gününe kadar teşvik belgesi için başvuru yapılması gerekir.

Ancak, yatırım indirimi yönünden 4/12/1985 tarih, 3295 sayılı kanun gereğince teşvik için başvuru tarihinden itibaren yapılan harcamalar dikkate alınır. Tamamlanmış yatırımlar için yapılacak teşvik belgesi başvurulan müsteşarlık tarafından dikkate alınmaz. Teşvik tedbirlerinden yararlanmak isteyen yatırımcılar, iki kopya fizibilite etüdü hazırlayarak HDTM’ nah başvururlar. Hazırlanan yatırım projesinin HDTM’ nah başvuran kuruluş, verilecek teşvik haricinde projeyi finanse etmek durumundadır.

Finansman giderlerinin (faizler) öz kaynaktan karşılanması esastır. Bu husus dikkate alınarak gemi yatırım projelerine uygulanan asgari öz kaynak oranı %15 olarak belirlenmiştir. Teşvik belgelerinde gösterilen öz kaynak oranlarının altında kalınması ve bunun yerine daha fazla kredi kullanıldığının anlaşılması durumunda fazla kullanılan kredinin vergi, resim ve harç istinası geri alınır.

Çeşitli yatırımları gerçekleştirmek için kurulan şirketlerin her birinde şirket sermayesinin %50’ sinden fazla hisseye sahip olan gerçek veya tüzel kişiler yatırımlarında kullanılmak üzere aldıkları kredilerini. şirketler arasında kısa dönemler için aktarabilirler.

Teşvik belgeli yatırımlar kapsamında sağlanacak dış kredilerin miktarları., toplam sabit yatırım tutarının %85’ ini, döviz kredilerinde ise %70’ ini aşamaz. Ancak ihraç edilmek üzere inşa edilen gemilerde bu sınırlara bağlı kalınmaz.

3.2.1 Yatırım İndirimi

Yatırım indirimi, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerine tanınan bir vergi istisnasıdır. Teşvik belgesinde yatırım indirimi öngörülen yatırımlar bu teşvikten yararlanırlar.

Gelir ve Kurumlar Vergisi İle ilgili 24.12.1980 tarih ve 2361/2362 sayılı kanun hükümleri uyarınca gemi yatırımlarına, geminin yurt içinden veya yurt dışından teminine, eski ya da yeni olmasına bakılmaksızın %30 , geminin yurt içinde inşası durumunda ise %100 yatırım indirimi uygulanır.

5422 sayılı kanuna 3 1.12.1981 tarihinde eklenen geçici 8. Madde gereğince, Gemi İnşa ve Onarım sektörü ile ilgili yatırımlara %60’ a kadar yatırım indirimi uygulanabilmektedir. Yenileme yatırımlarında ise yatırım indirim oranı %30’ dur.

Teşvik mevzuatına uyulmaması, teşvik belgelerinde kayıtlı olan şartların yerine getirilmemesi durumunda, verilen teşvikler Müsteşarlık tarafından kısmen ya da tamamen kaldırılabilir.

3.2.2 Gümrük Muafiyeti

Gümrük muafiyetinden yararlanabilmek için yatırımların müsteşarlık tarafından onaylanması gerekmektedir. Uluslararası rekabet gücü kazandıran, ileri teknoloji getiren ve müsteşarlık tarafından sektör ve/veya proje bazında belirlenecek asgari ekonomik kapasitelerde olan projeler kapsamındaki makine ve teçhizatın gümrük vergisi ve ithalde alınan diğer vergi, resim ve harçlar muafiyete tabi tutulur.

Gümrük muafiyeti için aşağıdaki belgelerin müsteşarlığa sunulması gereklidir:

a- Talebi bildiren dilekçe,

b- Teşvik belgesi aslı,

c- İthal liste veya global liste aslı

d- Beş kopya çeki listesi,

e- Fon makbuzu,

f- İthal izni belgesi,

Bu belgelere ek olarak, ithal edilen malın istenilen koşullara uygun çıkmaması nedeni ile iade edilerek tekrar muafiyet istenmesi durumunda, ilgili yerlerin iadeye uygunluk yazısı gerekmektedir.

a- Talebi bildiren dilekçe

Yatırımcı teşvik belgesi kapsamında gümrük muafiyeti ile ithal etmek istediği malları belirttiği bir dilekçe hazırlar.

b- Teşvik belgesi

Yatırımcıların gümrük muafiyeti için başvurabilmeleri, teşvik belgesindeki özel şartları belirtilmiş süreler içinde yerine getirmiş olmalarına bağlıdır. Süresi geçen özel şartların bulunması halinde bunların yerine getirilerek vize edilmeleri veya süre uzatılması için başvurulması gereklidir. Teşvik belgelerinde süresi geçen veya vize edilmeyen şartlar bulunursa muafiyet uygulaması yapılmaz.

c- İthal liste veya global liste

Muafiyet uygulaması için Müsteşarlık tarafından onaylanmış olan ithal veya global liste aslının ibrazı gerekmektedir. Söz konusu listelerin Müsteşarlık tarafından onaylanmış olması ve listedeki malların fona tabi olup olmadığı, tabi ise oranın ne olduğunun belirlenmesi gerekmektedir.

Eğer kullanılmış makine ve teçhizatın ithali söz konusu ise muafiyet uygulamasının yapılması için imalat yılı ile ilgili koşullar sağlanmalıdır.

d- Çeki listeleri

Yatırımcı, ithal listede veya global listede yer alan malların ithal izni belgesine bağlanmasını takiben gümrük işlerini tamamlayabilmek için çeki listesi düzenlemek durumundadır. Sadece ithal liste veya global liste ile muafiyet uygulaması yapılmaz.

Çeki listeleri, ithal edilecek makine ve teçhizatın adını, adedini, teşvik belgesi tutarını~ FOB ve CIF değerini, gümrük vergi ve resimleri tutarını içerir.

e- Fon kesintisi

Yatırımcılar, ithali kesinleşerek çeki listesine bağladıkları yatırım ve işletme mallarının FOB değerinin ithal liste veya global listede belirlenen orandaki fon miktarını Merkez Bankası bünyesindeki “Yatırımları ve Döviz Kazandırıcı Hizmetleri Teşvik Fonu”’ nah yatırarak aldıkları makbuzun ikinci nüshasını diğer belgelerle birlikte sunarlar.

FOB bedelinin hesaplanmasında muafiyet uygulaması talebi ile ilgili başvuru tarihindeki kur esas alınır. Teşvik belgesi kapsamında ithali uygun görülen yedek parçalar ait oldukları makine-teçhizatın fon oranlarına tabidir.

f- İthal izni belgesi

Çeki listesine konu olan yatırım ve işletme mallarının ithal izni belgesine bağlanarak sunulması gerekmektedir. İthalatın mal karşılığı, kredili olması halinde de bu belge

istenir.Yurt dışında inşa edilmek suretiyle veya hazır olarak alman gemilerde, yurt içinde inşa edilen veya onarılan gemilerde (yüzer havuzlar dahil) ayrıca bu gemilerin donanım ve seyirlerinde kullanılan makine-teçhizat ve demirbaşlar, ilgili makamların izni ile gümrük vergisinden ve ithalde alınan diğer vergi ve resimlerden muaftır.

3.2.3 Finansman Fonu

Teşvik belgesine bağlanmış olan ve sermaye şirketleri ile kooperatiflerce yapılacak yatırımların finansman fonundan yararlanmaları mümkündür. Finansman fonu bir muafiyet ya da istisna uygulaması değil, vergi ertelemesine yönelik bir düzenlemedir. Yapılacak yatırımların finansmanında kullanılacak bir fon niteliğindedir.

Bu fondan faaliyetlerine eskiden beri devam eden ve hesap dönemini karlı kapatan kurumların yatırımları yararlanabilir. Finansman fonunun bazı şartları şöyledir [14]

1- Ayrılacak finansman fonu kurumlar vergisi matrahının %25’ ini ve yapılacak yatırım tutarını geçemez.

2- Finansman fonunun T.C. Merkez Bankasında açılacak her an paraya çevrilebilir devlet tahvili hesabına yatırılması şarttır.

3- T.C. Merkez Bankasında açılacak hesaptan çekişler. müsteşarcıkça verilen çekme izinlerine dayanılarak yapılır ve yıl içinde fiilen yapılan yatırım tutarlı aşamaz.

4- Bir önceki yıl safi kurum kazancından finansman fonu olarak ayrılan tutar. hesap

dönemi sonunda safi kurum kazancına eklenir.

5- Finansman fonundan faydalanacak yatırımın teşvik belgesine bağlanmış ve yatırım

indiriminden yararlandırılmış olması gerekmektedir.

6- Finansman fonu, yatırım indiriminden faydalanacak yatırımların finansmanında kullanılmak üzere ayrılmış olmalıdır.Finansman fonundan yararlanabilmek için yatırımcı aşağıdaki bilgi ve belgelerle müsteşarlığa başvurmalıdır.

a- Talebi bildiren dilekçe

b-Fona yatırılan miktarı gösteren makbuz.

c- Yapılan fiili harcamaların dörder aylık dönemler veya aylar itibarı ile raporu.

Daha öncede belirtildiği gibi, bu harcamalar yatırım indiriminden yararlanabilecek harcamalar olmalıdır. Bir önceki yıl açılmış olan akreditiflerin bir sonraki yıl finansman fonundan yararlanabilmesi için malın fiili ithalinin o yıl yapılmış olması ve bir önceki yıl söz konusu akreditifler için finansman fonundan yararlanılmış olması gerekir. Yatırımları ve döviz kazandırıcı hizmetleri teşvik fonuna ithalat sırasında yatırılan fon bedelleri, montaj masrafları ve işçi ücretlerinin malın maliyetine girmesi nedeniyle finansman fonundan yararlanılır. Ayrıca, bir önceki yıl akreditifi açılmış olup, o yıl fiili ithali yapılmış malın bedeli bir sonraki yıl ödenmişse. bedelin ödendiği yıl esas alınır. Diğer yandan, katma değer vergisi ve işletme dönemi ile ilgili işçi ve personel giderleri finansman fonundan yararlanamaz.

3.2.4 Yatırım Kredisinde Vergi Resim ve Harç İstisnası

Teşvik belgesine bağlı ve yatırımın tamamlanmasından itibaren beş yıl süre içinde müsteşarlık tarafından belirlenecek asgari miktarda ihracat taahhüdünde bulunan orta ve uzun vadeli yatırımlar için alınan yatırım kredileri ile ilgili olarak düzenlenen işlemler damga vergisi ve harçlardan muaf tutulur. Teşvik belgesinde vergi resim ve harç istisnası öngörülmüş bulunan yatırımlarda, kredi sözleşmesinin Teşvik Belgesi içeriği çerçevesinde yapılmış olması gerekir. Yatırım maliyetinin çeşitli nedenlerle artması halinde bankalar teşvik belgesinde yazılı kredi miktarını %40 a kadar artırabilirler. Belgede gösterilen öz kaynak/kredi oranının bozulmaması şartı ile artırılan bu kredi için de vergi resim ve harç istisnası uygulanır.

Vergi resim ve harç istisnası uygulanarak alınmış olan dış krediler ile döviz kredilerinde sonradan Türk parasının değerinde yapılan değişikliklerden doğan artışlarda vergi resim ve harç istisnasından yararlanır. Bunun için ayrıca teşvik belgesinde değişiklik yapılmasına gerek yoktur. Alınan kredilerin ödenememesi nedeniyle yeni bir ödeme planına bağlanması da istisnadan yararlanmayı gerektirir.

Vergi resim ve harç istisnası, kredinin alınması ve ödenmesi, her türlü banka, noter tapu, vb. işlemleri nedeniyle ödenmesi gereken vergi resim ve harçlara tabi olup akreditif işlemleri gibi kredinin kullanılmasıyla ilişkili işlemlerden doğan vergi resim ve harçlar için uygulanmaz. Söz konusu istisnalar ilgili banka tarafından istenilen ipotek veya teminatın tamamına uygulanır. İhraç edilmek şartı ile yurt içinde inşa edilen gemilerle ilgili ihracat taahhüdü, gemi ihraç bedeli olan döviz ile kapatılır.

3.2.5 Teşvik Primi ve Katma Değer Vergisi Ertelenmesi

Teşvik belgesine göre düzenlenen yerli global listelerde yer alıp müsteşarlıkça uygun görülen ve yurt içinde imal edilmiş olan makine ve teçhizatın Katma Değer Vergisi ne karşı gelen miktar. Yatırımları ve Döviz Kazandırıcı Hizmetleri Teşvik Fonundan aşağıda belirtilen esaslar çerçevesinde teşvik primi olarak yatırımcılara ödenir.

Teşvik primi başvurusu Teşvik Belgesi, Yerli Global Liste (Müsteşarlık tarafından onaylanmış), Fatura asılları ile yatırımın bulunduğu yerin valiliğine yapılır. Müsteşarlık tarafından verilen teşvik belgelerinde gösterilen yatırım mallarının ithalinde ödenmesi gereken katma değer vergisi, bu verginin fiilen indirilmesinin mümkün olacağı tarihe kadar ertelenir. Yatırımın teşvik belgesinde öngörüldüğü şekilde gerçekleşmemesi halinde, ertelenen vergi saptanan yıllar için faizi ile birlikte alınır. Erteleme süresince zaman aşımı işlemez~

3.3 Uluslararası Finans Pazarlarından Borçlanma

1960’lı yıllarda Euro-pazarların gelişmesi özellikle büyük firmalar, çok uluslu şirketler için yeni finansman olanakları yaratmıştır. Euro-Pazarlar serbestçe değiştirilebilir ulusal paraların ulusal sınırlar dışında ve ulusal para otoritelerinin düzenlemelerinden bağımsız olarak serbestçe dolanımda bulundukları, ödünç verme işlemlerine konu oldukları bütünleşmiş bir para ve sermaye pazarları olarak

tanımlanmaktadır. Son derece dinamik ve hızlı bir gelişme gösteren Euro-pazarların büyüklüğü 1960 yılında 1 milyar dolar iken, günümüzde trilyonlarca dolan aşkın bir boyuta ulaştığı tahmin edilmektedir.

Euro-pazarların kendilerine özgü ayırıcı özellikleri bulunmaktadır. Söz konusu pazarlardan sağlanacak kredilerin bazı özellikleri şöyle ortaya konabilir. [10]

1. Faiz haddi genellikle değişken olup her altı ayda bir, piyasadaki gelişmelere göre saptanmaktadır.

2. Faiz haddi, bankalar arası faiz haddine (LIBOR - London Interbank Offred Rate) kredinin süresi ve taşıdığı risk derecesine göre bir pay (spread) eklenmesi sureti ile belirlenmektedir.

3. Kredilerin vadesi normal olarak 10 yıldan daha kısadır. Bu pazarlarda 5-7 yıl süreli krediler ağırlık taşımaktadır.

4. Kredilerin tutarı yüksektir. Uluslararası finans pazarlarında tek bir bankadan borçlanılabileceği gibi~ bankaların oluşturacağı bir bankalar konsorsiyumundan da borç alınabilmektedir.

Tek bir uluslararası bankadan kredi almanın basitlik , sürat ve daha esnek olma gibi üstünlükleri bulunmaktadır. Ancak kredi gereksinmesinin tutarı yüksekse veya gelecekte yeni krediler alınması öngörülüyorsa, bankaların konsorsiyum suretiyle verecekleri krediler tercih edilebilir. Konsorsiyum kredilerinde, gelecekte yeni krediler sağlanabilme olanağı da yüksek olmaktadır.

Uluslararası finans pazarlarından borçlanmanın bazı çekici yönleri bulunmaktadır.

1. Bu krediler genellikle A.B.D. doları cinsinden sağlanmaktadır.

2. Borçluya çoğu kez, çoklu para seçimi olanağı tanınmaktadır. Borçlu böylece sağlayacağı döviz cinsi geliri ile, ödeyeceği döviz cinsi arasında uyum sağlamak olanağını elde ettiği gibi, almış olduğu krediyi başka bir döviz cinsi üzerinden de ödeyebilmektedir.

3. Kredinin süresi geri ödeme (taksit süreleri yatırım projesinin fon yaratma olanakları ile uyumlu hale getirilebilmektedir.

4. Diğer finansman kaynaklarına kıyasla daha fazla esneklik sağlanabilmektedir.

5. Genellikle, belirli malları satın alma ve belirli bir ülkeden satın alma koşullarına bağlı olmaksızın kullanılabilmektedir.

6. Kredi kolaylıkla ve kısa sürede sağlanabilmektedir.

Buna rağmen anılan kredilerin bazı sakıncalı yönleri bulunmaktadır.

1.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Salı, 06 Kasım 2007

GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ

________________________________________

COĞRAFİ KONUM

Türkiye’nin güney doğusunda yer alır. Nüfus miktarı ve yüz ölçümü ile en küçük bölgemizdir.

Türkiye yüz ölçümünün % 7,5′ini kaplayarak bölgeler arasında yedinci sırada bulunur.

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ

Bölge genel olarak ova ve platolarla kaplıdır. Yer şekilleri tarıma elverişlidir. Batıdan doğuya doğru ve güneyden kuzeye doğru gidildikçe yükseklik artar. Karacadağ volkan konisi (1919m) ile Mardin – Midyat Eşiği (1200-1300 m) yükseltinin fazla olduğu yörelerdir. Şanlı Urfa, Gazi Antep, Adıyaman platolarının ortalama yükseltisi 500 -1000 m arasındadır.

AKARSU ve GÖLLERİ

Başlıca akarsuları kaynağını Doğu Anadolu Bölgesi’nden alan Dicle ve Fırat’tır.

Fırat’ın Nizip, Göksu kolları, Dicle’nin ise Botan, Garzan, Batman kolları bölgeye yayılmıştır. Bölgede tabii göl yoktur. Sadece Fırat ve Dicle üzerine kurulmuş baraj gölleri yer alır.

İKLİM ve BİTKİ ÖRTÜSÜ

Özellikle bölgenin batısında Akdeniz ikliminin genel özellikleri görülür. Yazları kurak ve çok sıcaktır. Bunun başlıca nedeni güneyden esen sıcak ve kavurucu rüzgârlardır. Batıdan doğuya gidildikçe ve alçak yerlerden yükseklere çıkıldıkça Akdeniz ikliminin etkisi zayıflar, karasal iklimin etkisi daha belirginleşir.

Bölgede yağışın çoğu kış aylarında düşer. Yıllık yağış toplamı 500 - 600 mm’dir. İç Anadolu’ya oranla fazla ve Marmara kadar yağış almasına karşın bölgede yaz aylarında şiddetli bir kuraklık yaşanır. Çünkü yaz ayları çok sıcaktır. Buna bağlı olarak da buharlaşma fazladır.

Ülkemizin en yüksek sıcaklıkları Şanlı Urfa (46.5 ºC) ve Diyarbakır (46.2 ºC) da görülmüştür. Sıcaklığın bu kadar yüksek oluşu şiddetli buharlaşmaya neden olmuştur. Dolayısıyla yazın Türkiye’nin sulamaya en çok ihtiyaç duyulan bölgesidir. Kış ayları yüksek yerlerde soğuk geçer. Kar yağışı ve don olaylarına sıkça rastlanılır.

Doğal bitki örtüsü iklim özelliklerine göre yer yer değişiklikler gösterir. En çok bozkırlar görülür. Bozkırlar daha çok yüksek olmayan yerlerde yaygındır. Güneydoğu Toroslar’ın eteklerinde ve Mardin -Midyat Eşiği’nde yüksekliğin artmasına bağlı olarak yağışlar artar. Meşe ormanlarına ve çalılıklara rastlanır. Akarsu boylarında söğüt ve kavak ağaçları yetişir. Orman oranı bakımından %3 ile sonuncudur.

TARIM ve HAYVANCILIK

Bölge ekonomisinde tarım ve hayvancılık önemli bir yer tutar. Tarıma elverişli geniş düzlüklerin bulunması ve ayrıca toprağın verim gücünün fazla olması üretimi artırmaktadır. Ekili - dikili alanlar bakımından % 20 ile dördüncü sıradadır.

Şiddetli yaz kuraklığı bir çok ürünün yetişmesini engeller. Bu bölgeden daha fazla ürün elde edebilmek için sulamaya ihtiyaç vardır. Sulama imkânları geliştiği takdirde nadas yöntemi terk edilecek ve bir yılda birden fazla ürün elde edilecektir. Bölgenin doğal şartları tahıl ekimine elverişlidir. Bununla birlikte buğday, keten, pamuk, pirinç, nohut ve susam yaygındır. Antepfıstığı, zeytin ve üzüm Gazi Antep Plâtosu’nda oldukça gelişmiştir. Bölge, Antep fıstığı ve kırmızı mercimek üretiminde birinci sıradadır. Siirt’te menengiç (sakız) ağacının aşılanması ile antepfıstığı üretimi artmıştır. Dicle ve Fırat kenarlarında sulama ile sebze ve meyve yetiştirilir.

Güneydoğu Anadolu’da bozkırların geniş yer kaplaması küçükbaş hayvancılığı önemli hale getirmiştir. En çok koyun ve keçi beslenir. Güneydoğu Toroslar’ın eteklerinde ve Mardin - Midyat Eşiği’nde kıl ve tiftik keçisi beslenir. Bu bölgede küçükbaş hayvancılık ile birlikte yağ, peynir, yün gibi hayvansal ürünlerin de ticareti yapılmaktadır.

GAP PROJESİ

GAP 13 ayrı projenin birleşiminden meydana gelmiştir. Bu proje içinde 22 baraj, 19 hidroelektrik santral vardır.

Proje, G.Antep, Mardin, Adıyaman, Şanlı Urfa, Diyarbakır, Batman ve Şırnak illerimizi kapsamaktadır.

Sadece Atatürk barajından elde edilen elektrik üretimi ülke elektrik üretiminin 1/6’sına eşittir.

(1992) Bölge ekonomisini çok yönlü etkileyen kuraklık problemi GAP projesiyle halledildiği zaman bölgede sosyo - ekonomik yönde büyük değişiklikler görülecektir.

GAP GERÇEKLEŞTİĞİNDE;

Atatürk Barajı

Sulamalı tarıma geçilecektir.

Bölgedeki nadas alanları azalacaktır.

Tarım ürünlerinin çeşitliliği artacaktır.

Tarım ürünlerinin verimi artacaktır.

Pamuk, pirinç, gibi tarım ürünlerinin ekim alanı genişleyecektir.

Güneydoğu Anadolu, Türkiye pamuk üretiminde birinci bölge olacaktır.

Kuru tarıma dayalı buğday, arpa, mercimek gibi tarım ürünlerinin ekim alanı azalacak fakat üretimleri artacaktır.

Barajlar suni göl fonksiyonu göreceğinden bölgenin iklimi belirli oranda yumuşayacaktır.

Elektrik enerjisinde üretim artışı sağlanacaktır.

İçme suyu olarak kullanılacaktır.

Su ürünlerinin üretimi artacaktır.

Tarım ve tarıma bağlı sanayi gelişecektir.

Bölgede iş olanakları arttığı için bölgeden diğer bölgelere göç duracaktır.Diğer bölgelerden Güneydoğu Anadolu’ya göç olacaktır.

Bölgenin nüfusu ve nüfus yoğunluğu artacaktır.

Türkiye’nin tarım ürünlerine dayalı ihracatı artacaktır.

Bölgede tarım alanları geniş düzlüklerden oluşur. Bu alanların sulanmasıyla tarım gelişecektir.

Antepfıstığı, mercimek, üzüm, nohut ve tahıl üretiminin önemli bir kısmı bölgeden karşılanmaktadır. Harran Ovası, sulamanın gelişmesiyle özellikle pamuk ekiminin en fazla yapıldığı yerlerden biri olacaktır.

GAP’ın tamamlanmasıyla mısır, pirinç ve ayçiçek gibi ürünlerin üretimindeki artışın daha fazla olması beklenmektedir. Çünkü bu ürünler bol su ve sıcaklık isteği olan ürünlerdir.

YERALTI ZENGİNLİKLERİ

Ekonomisi petrol çıkarımı ve tarıma dayanır. Hayvancılık ikinci sırada yer alır. Yeraltı zenginliği olarak başta petrol gelir.

Petrol: Diyarbakır, Adıyaman, Siirt ve Batman dolaylarında bulunan yataklardan çıkartılır.

Türkiye petrol üretiminin çok büyük bir kısmı buradan elde edilir. Yıllık üretim 3 milyon tondur. Ancak bu Türkiye ihtiyacının 1/7’sini karşılayabilmektedir.

Cizre ve Silopi çevresinde linyit çıkarılır.

Fosfatın en fazla çıkarıldığı bölgemizdir. Fosfat, Mardin - Mazıdağı çevresinde çıkarılır.

ENDÜSTRİ

Irak-Türkiye petrol boru hattı bu bölgeden geçer. Batman’da bulunan petrol rafinerisi hem yöre halkı için önemli bir iş alanı, hem de ülke ekonomisi için büyük bir endüstri kuruluşudur.

Bölgede çıkarılan petrol ve Batmandaki rafineri kara taşımacılığının önemli miktarda canlanmasına neden olmuştur.

TURİZM

Bölgedeki Nemrut Dağı (Adıyaman) ile Diyarbakır ve Şanlı Urfa şehrinde bulunan tarihi eserler bölgenin turizm potansiyellerini oluşturur.

Balıklı Göl Nemrut Harran Hasankeyf Kelaynak Kuşları

NÜFUS ve YERLEŞME

Bölgenin toplam nüfusu 1997 yılına göre 5,7 milyondur. Bölgenin nüfus yoğunluğu 96 km2/kişi ‘dir.

Alanının küçük olmasından dolayı Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi’nden daha fazla yoğundur. Nüfus batıda toplanmıştır. Bunun nedeni iklim ve toprak koşullarının burada daha elverişli olmasıdır.

Güneydoğu Toroslar’ın etekleri ve akarsu boyları, nüfus bakımından oldukça yoğundur. Bunun nedeni, bu kısımda yağışın fazla olması ve, sulama olanaklarının fazla olmasıdır.

Dicle ve Fırat ile bunlara karışan kolların düzlükler içine gömülerek oluşturduğu geniş vadi tabanları, yerleşmeye elverişlidir.

BÖLGENİN BÖLÜMLERİ

Güneydoğu Anadolu Bölgesi Karacadağ volkan konisi ile iki bölüme ayrılır. Karacadağ’ın doğusunda Dicle, batısında ise Orta Fırat Bölümü yer alır.

1. DİCLE BÖLÜMÜ

Bu bölüm, yer şekilleri bakımından sade bir özellik gösterir. Bölümdeki başlıca yer şekilleri Diyarbakır Havzası, Karacadağ volkan kütlesi ve Mardin-Midyat Eşiği’dir. Dicle nehri, kollarıyla birlikte geçtiği yerlerde plato ve ovalar meydana getirmiştir. Ova ve platolar 500-1000 m yükseltiler arasında yer alır.

Bölümde yıllık ortalama yağış miktarı 500 mm’dir. Yüksek sıcaklığa bağlı olarak meydana gelen şiddetli buharlaşma yaz mevsiminde kuraklığa neden olur. Bölümde karasal iklim tipi görülür. Bölümün tabii bitki örtüsü ise bozkırdır.

Başlıca tarım ürünleri ise tahıllar, mercimek ve pamuktur. Toroslar’a doğru ise meyve ve üzüm bağları yer alır.

Karacadağ volkan konisi bölgenin en yüksek dağıdır.Bu volkan konisinden çıkan ve akıcılık özelliğine sahip olan bazalt bölgeye yayılarak yayvan bir görünüm kazanmasına neden olmuştur. Karacadağ’ın tabanına sızan sular daha sonra taban suyu olarak yeryüzüne çıkar ve bölümün su ihtiyacını karşılar.

Yaz aylarında bölümde yaylacılık faaliyeti görülür.

Bölümdeki Mardin - Midyat Eşiği Diyarbakır havzası ile Suriye arasında yer alan yüksek bir düzlüktür(1200-1300 m). Burada yüksekliğe bağlı olarak yağışlar 700 mm’ye çıkar. Kireçli bir yapıya sahip olmasından dolayı tarım için yeterli su bulunmaz.

Dicle Bölümü’nde nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altındadır. Nüfus, Diyarbakır Havzası ile Mardin - Midyat Eşiği’nde toplanmıştır. Bölümün en büyük ili Diyarbakır’dır.

Bölümün geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.

En önemli yeraltı zenginliği Diyarbakır, Siirt ve Batman’da çıkarılan petroldür. Yıllık üretimi 3 milyon tondur. Ayrıca Cizre ve Silopi’de linyit çıkarılır.

2. ORTA FIRAT BÖLÜMÜ

Bu bölümde Gazi Antep ve Şanlı Urfa platoları önemli yer kaplar. Fırat Nehri ve kolları platoları ikiye ayırır. Fırat Nehri plato içerisine 200 m gömülmüş olarak akar. Altınbaşak, Ceylanpınar, Suruç, Birecik ovalarında tahıl ekilir. Atatürk barajı ile yapımı son aşamaya gelen Şanlı Urfa tünelleri bölümün Türkiye ekonomisindeki yerini değiştirecektir. Platolarının ortalama yükseltisi 500 ile 1000 m’dir. Platolar, tortul ve volkanik taşlardan meydana gelmiştir.

Orta Fırat Bölümü’nde yazları sıcak ve kurak, kışları serin ve yağışlı olan Akdeniz iklimi görülür.

Bölümün en gelişmiş ili Gazi Antep’tir. Adıyaman, Nizip, Birecik, Şanlıurfa, Harran, Suruç, Ceylanpınar, Siverek, Viranşehir bölümün diğer önemli il ve ilçe merkezleridir.

Halkın geçimi, tarım ve hayvancılıktan sağlanır. Tarım ürünü olarak tahıl, mercimek, antep fıstığı yetiştirilir. Ayrıca bağlar, bahçeler ve zeytinlikler yer alır. Bunun yanısıra pamuk, çeltik ve susam da ekilir.

Adıyaman ve Kâhta’da petrol çıkarılmaktadır.

Korozyon

Salı, 06 Kasım 2007

1. KOROZYON

Geleneksel anlamda korozyon metal ve alaşimlarinin çevreleri ile kimyasal ve elektro kimyasal reaksiyonlari sonucu bozunmalarini tanimlamak için kullandigimiz deyimdir. Ancak yeni bulgular metal olmayan malzemelerin ve çevresel koşullardan benzer biçimde etkilendiklerini ortaya koymaktadır. Örnegin, metal ve alaşimlarinin gerilimli korozyonla bozunmalarını tariflemek için kullanılan yöntemler cam, seramik malzemeler, polimerler ve geleceğin yapı malzemesi olarak kabul edilen bileşik malzemelere başarı ile uygulanabilmektedir. Bu nedenle, korozyon deyimi yapı malzemesi niteliği olan tüm malzemelerin çevrenin etkisi ile bozunmalarını kapsar biçimde kullanılabiliyor. Dilimizde kesinlikle yerleşmemiş olmakla birlikte paslanma deyimini demir ve demir cinsinden olan malzemelerin (çelik ve dökme demirler) korozyonu, pas deyimini de ayni tür malzemelerden kaynaklanan korozyon ürünü anlamında kullanabiliriz

Yukarıda verilen tarife bakılınca oluşumunu sağlayan reaksiyonun türüne göre kimyasal ve elektro kimyasal korozyon olmak üzere iki tür korozyon olayında söz etmek gerekecektir. Kimyasal korozyon metal ve alaşımların gaz ortamlar içindeki oksitlenmesidir (kuru korozyon). Ancak çevremizi dolduran nemli havanın sonuçladığı korozyon olayı bu tarifin dışındadır. Metal ve alaşımların sulu ortamlar içinde bozunmaları ise elektro kimyasal korozyon olarak adlandırılır (ıslak korozyon). Gerçekte her iki korozyon türünün de elektro kimyasal mekanizma ile oluştuğu bilinmektedir. Ancak temeldeki farksızlığa karşın kimyasal ve elektro kimyasal korozyon ayrımı yerleşmiş bulunmaktadır.

Teknolojik öneme sahip metallerin, birkaç istisna dışında, hemen hemen tümü tabiatta “bileşik” halinde bulunur. Başka bir deyişle metallerin tabiatın etkisine milyonlarca yıl dayanabilen şekli “bileşik” halidir. Bileşiklerden “metal” veya “alaşımların” üretimi ancak ilave “sermaye - malzeme - enerji - emek ve bilgi” sarfı ile mümkündür. Üretilen metal ve alaşımların ise tekrar kararlı halleri olan “bileşik” haline dönme eğilimleri yüksektir. Bunun sonucu metalik malzemeler, içinde bulundukları ortamın elamanları ile reaksiyona girerek önce iyonik hale ve oradan da ortamdaki başka elementlerle “bileşik” haline dönmeğe çalışırlar, yani kimyasal değişime uğrarlar ve bozunurlar. Sonuçta metal veya alaşımın bazı özellikleri (kimyasal - fiziksel - mekanik vb..) istenmeyen değişikliklere yani “zarara” uğrar. Korozyon hem metal ve alaşımın bozunma reaksiyonuna (yani oksitlenmesine), hem de bu reaksiyonun sebep olduğu zarara verilen addır.

Örneğin demir, yüzeyindeki su filmi içinde çözünmüş havanın oksijeni ile tepkiyerek çözünür. Meydana gelen demir iyonları ise su ve oksijenin etkisiyle demir hidroksiti oluştururlar :

Ferrus hidroksidin tekrar oksitlenmesi (üç değerlikli demire) ise bildiğimiz kahverengi pası, hidrate demir oksidi, verir: Fe2O3. H2O. Eğer oksijen, yani oksitleyici madde sınırlı miktarda ise siyah magnetit, Fe3O4, oluşur.

Korozyon, genelde, metal için zararlı olarak nitelendirilebilecek bir değişikliktir. Çinko kaplı çelik saçlarda çinko kaplamanın korozyonu ile alttaki çelik saç korunur; bu olay bir metalin korozyonu ile bazen başka bir metali korozyondan nasıl koruyabileceğimize örnektir.

1.1 Korozyon nerede meydana gelir? Nasıl önlenir?

Korozyon bir yüzey olayıdır. Yani metal ile ortamın temas yeri olan ara yüzeyde oluşur. Metal ile ortamın temas etmediği bölgelerde meydana gelen değişiklikler korozyon olarak nitelendirilemez. Fakat metal - ortam ara yüzeyinde oluşan bazı korozyon ürünleri metalik bünyeye yayınarak orada metal - ortam ara yüzeyinden uzak bir bölgede tahribata örneğin kırılmaya neden olabilirler. Buna örnek olarak asit bir çözeltiye daldırılmış yüksek karbonlu bir çelik yüzeyinde hidrojen iyonunun redüklenmesi ile açığa çıkan hidrojen atomunun metal içine yayınması ve metal içinde birleşip hidrojen gazı oluşturarak metali çatlatması (hidrojen kırılganlığı) gösterilebilir.

Korozyon “metal ile ortam” arasında “ara yüzey” de oluşan bir olay olduğuna göre korozyondan korunma yöntemleri de:

1-Metali ortalama daha dayanıklı kılmak

2- Ortamın metal üzerindeki korozif etkisini azaltmak veya değiştirmek

3-Ara yüzeye müdahale ederek “metal -ortam ilişkisini:”

Kesmek; metali yalıtkan bir malzeme ile kaplayarak

Değiştirmek; metali başka metallerle kaplayarak veya yüzey özelliğini değiştirerek

4-Ara yüzeyin elektro kimyasal özelliğini değiştirmek; katodik veya anotik koruma

Olarak gruplanabilir. Burada ara yüzey ile ilgili koruma tedbirleri endüstriyel olarak en önemli ve yaygın kullanılan korozyondan koruma yöntemlerini içerirler.

1.2 Korozyonun Önemi

Korozyon metalik malzemelerin uğradığı bir hasar, bir zarardır. Ekonomik açıdan her ülkenin büyük kayıplara uğramasına neden olur. Bunun dışında korozyon nedeni ile uğranılan zararları kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

1-Korozyon her şeyden önce insan hayatini ve sagligini zarara sokan bir olaydir.

Bilindiği gibi bakırın korozyon ürünlerinin insan sağlığı için çok zararlı olması nedeni ile bakır kaplar yüzyıllarca kalayla kaplanarak kullanılmışlardır. Uçaklarda bazı önemli parçaların korozyon nedeni ile kırılması (korozyonlu yorulma, gerilimli korozyon çatlaması gibi nedenlerle ) uçağın düşmesine ve can kaybına neden olabilir.

2- Korozyon dünyadaki sınırlı metal kaynaklarının en önemli israf nedenidir.

Her yıl üretilen metalik malzemelerin yıl sonuna yaklaşık 1/3’ ü korozyon nedeni ile kullanılmaz hale gelir. Devre dışı kalan metalik malzemeler hurda olarak kısmen değerlendirilebilirse de 1/3’ü bir daha geri kazanılamamak üzere kaybedilir, yani tabiata geri döner. Bu ise yıllık metalik malzeme üretiminin 1/10’unun, korozyon nedeni ile, bir daha geri kazanılamamak koşulu ile kaybı demektir.

3- Korozyon nedeni ile “malzeme” kaybı yanında “sermaye - emek - enerji ve bilgi” de kaybolur.

Metalik malzemelerin üretimi “sermaye - emek - enerji ve bilgi” gerektirir. Korozyon nedeni ile kullanılamaz hale gelmeleri bu nedenle ilave kayıplara neden olur.

4- Korozyon ortamı kirletir ve ayrıca kirli ortam metal korozyonunu hızlandırır.

Metalik malzemelerin tabiata geri dönen kısmı ortamı kirletir. Kirli ortam ise korozyonu hızlandırır. Örneğin, metalik safsızlıklarla kirli iletkenlik ve dolayısı ile korozyon artar. Bakır iyonu içeren sular dökme demir veya alüminyum yüzeyle temas edince bakır metalik hale döner ve metali (dökme demir veya alüminyum) çözer; ayrıca açığa çıktığı bölgelerde korozyonu hızlandırır, delikler oyuklar oluşumuna neden olur.

Metal kaybı yeni metal üretimini ve dolayısı ile ilave çevre kirlenmesine neden olarak atmosferin ve suyun kirliliğini artırır. Kirli ortamda ise metaller daha hızla korozyona uğrarlar.

5- Korozyon olarak nitelendirilebilecek çözünmeler teknolojinin gelişimi ile daha aşagi sinirlara çekilmektedir.

Örneğin, ilaç endüstrisi veya atom santrallerinde “korozyon” olarak nitelenebilecek metal çözünmesi ile atmosferik koşullarda bir çelik yapının “korozyon” u arasında çok büyük farklar vardır. Atmosferik koşullarda milimetrenin kesirli düzeyindeki korozyon nedeni ile uğranılan kalınlık azalmaları normal kabul edilirken bir atom santralında soğutma suyunun içinden geçtiği borularda korozyonun pratik olarak sıfıra yakın olması istenir.

2. KOROZYON ÇEŞİTLERİ

2.1 Homojen Dağılımlı Korozyon

En yaygın kullanılan korozyon türüdür. Uzun süreler için hesaplanan ortalama korozyon hızlarının her yerde aynı olduğu kabul edilebilir. Eşit dağılımın başlıca kaynağı anodik ve katodik çevrelerin sürekli olarak yer değiştirmeleridir. Homojen dağılımlı korozyonun yararlı bir işlem olarak değerlendirildiği hallerde vardır. Örneğin, sıcak haddeleme sonucu çeliğin yüzeyini kaplayan oksit tabakalarının uzaklaştırılmasında yararlandığımız yol bu tür korozyon koşulunun gerçekleştirildiği kimyasal işlemlerdir.

En yaygın korozyon türü olarak, homojen dağılımlı korozyonun yol açtığı metal kaybı diğer korozyon türlerine oranla yüksektir. Buna karşın en az korkulan korozyon türü olduğunu belirtmek gerekir. Çünkü homojen dağılımlı korozyonun hızı basit laboratuar deneyleri ile saptanabilir. Böylece saldırgan ortamlara terk edilen parça ve yapıların ömrüne ilişkin tutarlı tahminlere ulaşmak mümkün olur. Homojen dağılımlı korozyon farklı koruma ve saldırgan ortama ilave edilen korozyon hızını sınırlayıcı maddeler gibi.

2.2 Galvanik Korozyon

Birbiriyle temas halinde olan farklı türden metal ve alaşımların aynı ortama terk edilmesi halinde karşılaştığımız korozyon olayıdır. Bu tür galvanik eşlemeler çoğunlukla arzumuz dışında ve bir tasarım veya imalat gereksinimi olarak karşımıza çıkarlar. Örneğin otomobil motorunun soğutma sisteminde aynı türden malzemeler soğutucu ortamla temas halindedirler. İlke olarak aktif olan metallerin korozyonu yavaşlayacak veya tamamen önlenecektir. Bu ilkenin kanıtı çizelge 3.1 de verilmiştir. Demirin korozyon hızı eşlendiği metalin soylaşmasına paralel olarak artmaktadır.

Galvanik Korozyonu Önleme Yolları

Galvanik dizide birbirlerinden uzak metal veya alaşımların eşlenmesi olanaklar ölçüsünde önlenmeye çalışılmalıdır. Bu tür eşlemeler kaçınılmaz bir zorunluluk olarak ortaya çıkarsa ayni türden metaller yalıtkan conta veya ara parçaları kullanarak izole edilmelidir. Bu tür izolasyonun yapılışına ilişkin bir örnekleme şekil 5.1’ de verilmiştir. Eşlemede vidalı ve perçinli bağlantılardan kaçınılmalı, kaynak ve lehim türünden bağlantılara öncelik tanınmalıdır.

Eşlenen metallerden yüzey alanı küçük olanların diğerlerine kıyasla soy olanlarına dikkat edilmelidir.

Eşlenen metallere daha aktif bir metalin iliştirilmesi ile galvanik korozyonun etkenliği sınırlanır ve hatta tamamen önlenebilir. Bu önlemin uygulanması halinde korozyon, amaçlı olarak sisteme eklenen metal üzerinde yoğunlaşır ve sistemin daha soy metallerden oluşan kısımları korozyona karşı korunur. Sisteme ilave edilen aktif metal, yani anot belirli zaman aralıklarında değiştirilerek önlemin sürekliliği sağlanır.

Ortamdan ayrışarak sistemin belirli yerlerinde çökelen metaller olumsuz bir eşlemeye olanak sağlayabilir. Bu tür ayrışımların zararsız hale getirilmesi için gerekli tasarım önlemleri üzerinde durulmalıdır.

Korozyon hızlarının yüksek olmadığı ve sürekli bakım ve yenilemenin sağlanabildiği koşullarda yüzey kaplamaları yararlı olabilir. Ayrıca ortamın saldırganlığını sınırlayıcı önlemlere de başvurulabilir.

Sistemin korozyona uğrayan kısımları diğer kısımlarına oranla daha kalın olmalıdır. Gereğinde bu kısımların kolay değiştirilmesine olanak sağlayıcı tasarım üzerinde durulmalıdır.

Çizelge 2.1 : Farklı metallerle eşleme sonucu demirin korozyon hızında değişmeler (ortam: %1 NaCl ) .

Eşlenen metal Ağırlık kaybı, mg Ağırlık kaybı, mg

Magnezyum

Çinko

Kadmiyum Alüminyum

Antimon

Wolfram

Kurşun

Kalay

Nikel

Bakır 0,0

0,4

0,4

9,8

153,1

176,0

183,2

171,1

181,1

183,1 3104,3

688,0

307,9

105,9

13,8

5,2

3,6

2,5

0,2

0,0

2.3 Çukurcuk (oyuklu) Korozyonu

Korozyon olayının çok dar bölgeler üzerinde yoğunlaşması sonucu ortaya çıkan korozyon türüdür. Metal yüzeyinde oluşan çok sayıda çukurcuklar genellikle bir karıncalanma görünümü verir. Çukurcukların çapı, derinliği ve sıklığı malzeme ve ortama bağlı olarak değişir. Toplam metal kaybı homojen dağılımlı korozyonun aksine çok küçüktür. Ancak parçalar kısa zamanda delinerek kullanılmaz hale gelirler. Ayrıca, çukurcuk diplerinde oluşan mekanik gerilim yoğunlaşması dayanç kaybı yanında korozyonlu yorulma ve gerilimli korozyon olarak tanınan çatlama olaylarını başlatabilir. Bozucu etkisi, yaygınlığı ve kontrolündeki güçlükler nedeni ile çukurcuk korozyonu en korkulan korozyon türlerinin başında gelir.

Belirgin Özellikleri

Çukurcuk korozyonunu birçok metal ve alaşimlarda görmek mümkündür. Çukurcuk korozyonu genellikle klor ve brom iyonlari içeren nötür ortamlarda oluşur. NaCl ve oksijen bakimindan hayli zengin olan deniz suyu çukurcuk korozyonuna yol açan etken bir ortamdir.

PH - değeri ortamın çukurcuk korozyonu bakımından etkenliğini belirleyen önemli bir göstergesidir. Çukurcuk korozyonu öncelikle nötür ortamlarda oluşur. PH - değeri düşürülünce yerini genel korozyona (homojen dağılımlı korozyon) terk eder.

Oksitleyici, yani indirgenebilen metal iyonlarının klorürlerini içeren ortamlar çukurcuk korozyonu yönünden en tehlikeli olanlardır. Fecl , CuCl ve HgCl bunların akla gelen ilk örnekleridir. Bu ortamlar da katodik olay klorürlerden kaynaklanan metal iyonlarının indirgenmesidir. Oksijene gerek olmadığı gibi, oksijen miktarının çukurcuk korozyonuna etkisi ihmal edilebilir düzeydedir.

Çukurcuk korozyonunun belirgin özelliklerinden biri de çok küçük çözelti miktarları ile oluşmasıdır. Yani korozyonun yoğunlaştığı çukurcuk dipleri ile ortamın büyük hacmi arasında bir tıkanıklığın gerekliliğinden söz edilebilir. Bu tıkanıklığı giderici etkiler, örneğin durgun haldeki bir ortamın akış haline dönüştürülmesi, çukurcuk korozyonu eğilimini önemli ölçüde azaltabilir. Bu tür etkileri saldırgan ortamların nakli için kullanılan paslanmaz çelik pompalar sürekli çalışma koşullarında tam dayanç gösterirken çalışmaya bir süre ara verilmesi üzerine korozyona uğrarlar.

2.4 Aralık Korozyonu

Aralık korozyonu, perçin cıvata gibi birleştirmelerden dolayı oluşan veya kaplamaların altında kalan dar aralıkta oluşan bir korozyon türüdür. Bu tür dar aralıklar, içerisinde durgun çözelti bulunduran yerlerdir. Bu bölgelere oksijen difüzyonu zordur. Metaller üzerinde biriken kir ve birikintilerin altında da bu tür korozyona rastlamak mümkündür. Bazı makine parçalarında montaj sırasında yok edilemeyen dar bölgeler ve aralıklar vardır ve aralık korozyonun oluşumu bu bölgelerden başlar.

Aralık korozyonunun oluşabilmesi için aralığın, sıvının içerisine girebileceği kadar geniş, ancak durgun bir bölge oluşturabilmesi içinde yeterince dar olması gerekir. Bu mesafe milimetrenin onda biri veya daha küçük boşluklar kadardır. Aralık genişledikçe korozyon etkenliğini kaybeder ve genişliğin birkaç milimetre olduğu durumlarda korozyon nadiren görülür. Aralığı oluşturan malzemelerin ikisinin de metal olması gerekmez. Conta gibi metal ve metal olmayan malzemelerin temas yerlerin de aralık korozyonu oluşabilir. Ağaç, cam, beton, kauçuk, asbest gibi maddeler de aralık korozyonuna sebep olabilir.

2.5 Seçici Korozyon

Alaşimlarda belirli bir metal veya belirli bir faz üzerinde yogunlaşarak öncelikle çözünmelerini sonuçlayan korozyon türüdür. Ilke olarak, elektro kimyasal gerilim dizisinde birbirinden çok uzak metallerden oluşan alaşimlar seçici korozyona ugrarlar. Örnegin, altin - gümüş alaşimi seyreltik nitrik asit çözeltisine terk edilince gümüşün çözündügü ve hatta giderek geriye yalniz saf altinin kaldigi görülür.

Çizelge 2.2: Havadaki nem miktarına göre emaye kaplı çelik levhaların kaplama altı korozyonundan etkilenmeleri.

Bağıl nem Etkilenme

0 - 65 Korozyon yok

65 - 85 Çok ince lifler

80 - 90 Geniş lifler

93 Çok geniş lifler

95 Kaplamada yerel açılmalar

100 Kaplamada yaygın açılmalar

Seçici korozyonun bozucu etkisi malzemenin uğradığı dayanç kaybıdır. Korozyonun etkili olduğu bölgelerde çekme dayancının sıfıra indiği kabul edilir. Bu nedenle korozyona uğrayan parçalarda saptanan dayanç kaybı korozyondan etkilenen kesit alanının doğrudan bir göstergesi olarak önem taşır. Büyük ölçüde dayanç kaybına karşın korozyona uğrayan parçaların dış görümünde renk değişimi dışında hiçbir farklılık görülmeyebilir.

2.6 Tane Sınırları Korozyonu

Korozyon olayının malzemenin tane sınırları yakınında yoğunlaşması sonucu ortaya çıkan bozunma türüdür. Tane sınırları korozyonu özellikle ostenitik dokulu krom - nikel çeliklerinde ve alüminyum - bakır alaşımlarında görülür. Ferritik dokulu paslanmaz çelikler ancak çok sınırlı koşullar altında bu tür korozyona duyarlılık gösterirler.

Tane sınırları korozyonunun en belirgin özelliği çok küçük ağırlık kaybına karşın, korozyon hızının tane sınırları yakınında çok yüksek değerlere ulaşabilmesidir. Bu koşul parçalarına kısa sürede tüm kesit alanı boyunca korozyona uğrayarak bozunmalarına yol açar. Taneler bütünlük ve şekillerini korurlarken taneler arası bağ bozunmaya uğrar. bunun sonucu olarak metallere özgü bazı tutumlarda önemli değişiklikler beklemek gerekir. Bunlardan en önemlisi korozyonun etken olduğu bölgelerde mekanik dayancın sıfıra indirgenmesidir.

Örneğin tane sınırları korozyonu ile bozunan ostenitik krom - nikel bir parçayı parmaklar arasında ezerek toz haline getirmek mümkündür. Parçaların dış görünüm ve ölçülerinde önemli bir değişiklik görülmez. Bu koşullar tane sınırları korozyonun izlenmesini ve kontrol altına alınmasını güçleştirir.

2.7 Gerilimli Korozyon

Saldırgan ortamlarla temas halinde olan makine parçaları ve metal yapıların çoğu mekanik gerilimler altındadır. Yüksek basınçlı kaplar, buhar kazanları, içten yanmalı motorların silindir gömlekleri, pompa mili ve rotoru verilebilecek çok sayıda örnekten birkaçıdır. Gerilimli korozyon aynı zamana rastlayan korozif ve mekanik etmenlerin yol açtığı bozunma türü olarak tanımlanabilir. Bozunma parça yüzeyinde mevcut çatlaklar veya gerilim yoğunlaşmasına olanak sağlayan diğer geometrik düzensizliklerle başlar (örneğin, çukurcuk korozyonunun parça yüzeyinde oluşturduğu çukurcuklar mekanik gerilimlerin de etkisi altına girerek keskin uçlu çatlaklara dönüşebilirler).

Çatlaklar mekanik gerilimlerin büyüklüğü ve çevresel koşulların etkenliğine bağlı olarak belirli hızlarla malzeme içine doğru yürürler. Parça kesitinin mevcut yükleri taşıyamayacak ölçüde daralması sonucu ani kopmalar meydana gelir.

Gerilimli korozyonun en önemli özelliği kimyasal ve mekanik etkilerin birbirlerini destekler nitelikte gelişmeleridir. Bu nedenle aynı zamana rastlamayan korozif mekanik etkilerin toplamı gerilimli korozyon olarak nitelenemez. Gerilimli korozyonun oluşabilmesi için gerekli koşulları şöyle özetleyebiliriz.

1. Duyarlı bir malzeme

2. Etken bir ortam

3. Çekme gerilimi

4. Zaman

2.8 Kazımalı Korozyon

Yeterli yük altında birbirleri üzerinde ileri geri hareket eden metal yüzeylerde görülen bozunma türüdür. Bozunan yüzeylerin görünümü çok sayıda oksit parçaları ile çevrelenmiş çukurcuklardan oluşur. Olaya korozyonla desteklenen aşınma olarak bakılabilir. Başlangıçta parçaların teması yüzeylerin çıkıntılı kısımlarının birbirlerine değmesi ile sağlanır. Yüksek gerilim altında birbiriyle kaynayan sivri uçlar parçaların kayma hareketi sırasında kazınırlar ve ara yüzeye giren havanın oksijeni ile oksitlenirler. Böylece oluşan oksit parçacıklarını ara yüzeyden uzaklaştırma olanağı yoktur. Bunlar genellikle serttir ve kazıyıcı ortam olarak etkilidirler. Olay kazınan parçaların oksitlenmesi ile tekrarlanarak sürdürülür.

3.GEMi TEKNESiNiN KOROZYONU VE KORUNMA YOLLARI

Metallerin korozyon neticesinde aşınmaları önemli bir mühendislik problemi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu problem metalurji çalışmalarının başladığı ilkel yıllardan bu yana bilinmekte ve halen mücadele edilmektedir. 150 yıl evvel başlayan bu mücadelede büyük gelişmeler son 30 yıl içinde kaydedilmiştir.

Tekne korozyonu gemi inşaa endüstrisinin çok yakından bildiği en ciddi sorunlardan birisidir. Genel olarak tekne dışı problemi gerekli araştırma ve ilgiyi görmesine karşılık, tekne içi korozyon problemini önleyici yeterli çalışma yapılmamıştır. Bunun manası gemi karinesinde korozyon problemi daha iyi bir şekilde kontrol altına alınabilmiştir. Bilhassa katotik korunma bir kısım koruyucu boya ile kullanılarak korozyon problemini azaltılmasında en popüler bir korunma şekli olarak görülmüştür. Tabii bu usul bir korunma bütün korozyon problemlerinin çözülmesinde tesirli olacak bir yol değildir. Bu problemin ilgililer tarafından bütünü ile yok edilmesi halinde ilim ve gemi inşaa endüstrisi büyük bir gelişme gösterecektir.

3.1 Tekne Korozyonuna Genel Bakış

Deniz suyu en büyük hacimli elektrolit olup dünya yüzeyinin büyük kısmını kaplamaktadır. Genel olarak üniform bileşime sahiptir. Gemi teknesi düşük dirence sahip bu elektrolit içinde yüzdüğünden ve oksijen ile atmosferik reaksiyonlara maruz kaldığından korozyon için mükemmel bir ortam teşkil eder. Çelik,deniz suyunda korozyona uğrayarak demir iyonları haline geçer. Bunların oksitlenmesi halinde pas teşekkül eder ki bütün yüzeyi kaplayan bu pas korozyonun ilerleme hızını azaltıcı rol oynar. Korozyon, metalin çeşitli yerlerinde değişen elektrik potansiyellerin tesiri altında elektrokimyasal yolla meydana gelir. Farklı elektrik potansiyel çeşitli nedenlerden oluşabilir.

1) Metallerin kristal yapılarının farklı olmasından

2) Kaynak, perçin, bükme gibi işlemler sonucu metal içinde stresslerin meydana gelmesinden.

3) Metal yüzeyleri arası farklardan

4) Deniz suyu bileşimleri arasındaki farklardan

Bu faktörlerden birinin bulunması halinde elektrik akımı, farklı potansiyellerdeki sahalar arasında akar ve metalik iyonlar anodik sahada çözelti içine, pozitif iyonlarda katodik sahada toplanırlar.

Gemi teknelerinde korozyon meydana gelmesi bazı faktörlere bağlıdır.

1. Teknede ayrı cins metallerin bir arada bulunmasından :

Her ne kadar tekne çelik saclardan imal edilmekte ise de modern gemilerin çoğunda paslanmaz metaller kullanılmaktadır. Bronz pervaneler, yangın hortumu, demir olmayan zırhla kaplı kablo, krom kaplı sirenler bunların bazı tipik örnekleridir. Tekneler, kıç kısımlarında dümen ve pervane dahil çürürler. Böylece sarı bronz çok rastlanan bir metaldir. Bilhassa pervanelerin bronz olması ve yüksek devirle dönerken içinde bulunduğu deniz suyundan aldığı oksijen kendisini katot olarak çalıştırmış olur.

ll. Hadde hısırının yırtılması:

Çelik levhalar imal edilirken yapışkan bir tabakayla örtülür. Bu tabakanın yırtılmasıyla bu yer sanki bir galvanik bölge haline gelir. Derin pitinglerin meydana gelmesi olasıdır.

lll. Hasara uğramış yada kötü boyanmış yüzeylerden :

Metal yüzeyindeki boya ve örtücü maddeler metale büyük bir direnç kazandırırlar. Fakat tüm gemi yüzeyinin boyayla istenen şekilde kaplanması zordur. Boyanın kaliteli olmasına rağmen yüzeyin iyi hazırlanmamış olması ya da boyanın kötü sürülmesi durumunda metal suyla temas eder. Boyanın, geminin rıhtımlara sürünmesi, denizde yüzen cisimlerin yüzeye çarpması sonucunda boya hasara uğrar ve dökülür.

lV.İç ve dış kuvvetler :

İç ve dış kuvvetlerin korozyon üzerindeki tesirleri önemlidir. Perçin delikleri civarI ciddi bir kuvvet konsantrasyonuna maruzdur. Bilhassa perçinlenen saç levhaların ince olması tesiri çoğaltır.

V. Bakterilerden :

Teknenin bakteri tarafından korozyona uğraması pasın altında meydana gelir. Bakterilerin bu tesiri ağır olup sonucunda demir sülfit ortaya çıkar. Gemi teknesinde sürülüp de tutmayan boyaların sebebinin tabaka altındaki bakteri faaliyetinden ileri gelme olasılığı vardır.

Vl. Kaçak akımlardan :

Bu tip korozyon ana problemin özel bir kısmını teşkil eder. Hasar veya aşınma toprak hattı tekneye bağlanmış dış bir enerji kaynağının elektrik akımı vasıtasıyla meydana gelir. Şayet enerji veren elektrik kablosundan çeşitli gemiler cereyan alıyorsa gemilerin farklı potansiyele sahip olmaları neticesinde deniz içinden bir gemiden bir gemiye elektrik akımı olacaktır. Boya örtüsü çok iyi değilse korozyon başlayacaktır.

Su kesimi üzeri :

Tekne borda yüzeylerinin korozyona uğraması ender olur. Olması durumunda, önemli bir tehlike meydana gelir. Güverteler korozyona sebep olacak deniz suyuyla devamlı temas halindedir. Zincirler, şamandıralar, denizden alınan tuzu su ile yıkanırlar.

Tekne içi sahalar :

Deneyler sonucu ve pratik kullanımda geminin dış tarafının korozyonu tehlike yaratmamıştır. Buna rağmen gemi tankları, sintinesi ve boş kısımlar temiz görülmesine karşılık incelendiğinde çürük oldukları görülmüştür. Değişen postaların, tülanilerin ve diğer parçaların %95 oranında iç korozyonla aşındığı görülmüştür.

Sinterler :

Teknenin ağır dinamik yükler altında kısmen homojen olarak dayanabilmesi için omurgada arzaniler, tülaniler, bölmeler mevcuttur. Bunların montajından sonra boyanması oldukça güçtür. Sintinede bakır-nikel karışımı ve çelik olmayan malzemelerden imal edilmiş tulumba valf gibi elemanlar deniz suyuyla temas ettiklerinde korozyona maruz kalabilirler.

Bölme ve boş yerler :

Su sarnıçlarını yakıt sarnıçlarından, tatlı su depolarını tekneden ayırmaya yarayan kısımlardır. Dar ve derin olurlar. Kontrol edilmezler.

Yanına gidilmeyen sapa yerler :

Bu kısımların kontrolüde seyrek yapılır. Ancak bulundukları konstrüksiyonun ağır aşınması sonucu fark edilebilirler. Gemilerde bu kontroller pahalı olur ve zaman kaybına yol açar.

Tank korozyonu :

İçinde yağ bulunduran tanklar diplerinde su ve çamur birikmesi halinde korozyona maruz kalır. Oksijen petrol ürünleri içinde çözünerek konsantrasyonu artar. Buharlaşma olmaz.

Tankerler hammadde yada kömür taşıyan şilepler yüklerini boşalttıktan sonra safra olarak deniz suyu alırlar. Bu tankların içinde koruyucu tabakalar yoktur ve bu da balast tanklarının şiddetli korozyona uğramasına yol açar.

Güverte korozyonu :

Mekaniksel olarak hasara uğrayanlar dışında değişen güvertelerin çoğu korozyon sebebiyle çürümüştür. Güverte üzerinde pekçok bükülmüş parçalar, siperlik, oluk gibi yerler, boyanın kırılması halinde korozyona müsait yerlerdir. En büyük problem güverte altı sacının çürümesidir.

Karine (su altı) :

Tekne üzerinde bir yüzeyin diğerine göre anodik bir fonksiyon göstermesi sonucu elektrolit içinde o yüzeyde korozyon başlar. Korozyonun şiddeti, deniz suyuna karışan metal miktarıyla ve pas olarak toplanan tortu miktarı geçen elektrik akımıyla direk alakalıdır. Gemi karinasının pastan uzak tutulması ekonomik açıdan çok önemlidir. Pas sebebiyle gemi yüzeyinin pürüzlü hale gelmesi aynı zamanda yakıt sarfiyatını arttırır.

Kıç sahaları :

Dökme demir pervaneler olumsuz sonuç verir. Pervaneler çelik teknelerde çok çabuk parçalanır. Bronz pervaneler korozyonu daha aşağılara çekebilmiştir. Pervane çevresinde bulunan deniz suyuna karışan havanın bu civardaki çalkantıyla beraber korozyon önleyici tedbirleri bozar. Ayrıca kavitasyon ve mekanik aşındırma korozyonu arttırıcı etkenlerdir.

4. DEMİRLİ MADENLER VE ALAŞIMLARI

"Çelik, denizle ilgili çevrelerde en çok kullanılan metaldir. Deniz suyu korozyonuna karşı direncinin çok olması, ucuzluğu, kuvveti ve kolayca bulunabilme özelliklerinden dolayı çok kullanılır.

Bütün çelikler deniz suyu tarafından korozyona uğrarlar, karbon çeliklerinin deniz çevrelerinde kullanılabilmeleri bir nevi koruyucu örtülen (genellikle boya) ve katodik korunma sayesindedir.

Çeliğin deniz suyu içindeki korozyon hızı, korozyon hızları arasındaki fark çok küçük olmakla birlikte sudaki oksijen konsantrasyonuna bağlıdır.

Yapı çeliği sadece deniz çevrelerinde kolayca korozyona uğramakla kalmaz, aynı zamanda kazan sularına karşı korunmaları gerekir ve yüksek ısı oksidasyonu şartları altında kolayca bozulur.

Yüksek sıcaklık oksidasyonuna dayanabilecek bir takım ekonomik kurşun alaşımları geliştirilmiştir; fakat ucuz alaşım elementleri kullanarak çeliğe deniz suyuna karşı direnç kazandırmak mümkün olmamıştır. 2-3 % Cr’ un altında hiç bir alaşım elementi etkin bir şekilde korozyona karşı direnç sağlayamamıştır.

Çeliğin aluminyum dışında herhangi bir inşaat metali ile karşılaştırılması, deniz suyunda demir materyalinin daha hızlı etkilenmesine yol açar.

Demir ihtiva eden materyalin korozyonu, yüzeyleri üzerinde geçen deniz suyunun hızının artması ile artar. Çeliğin etkilenme hızı belli bir kritik hıza ulaşıncaya kadar suyun hızı ile orantılıdır. Bazı kirletici organizmalar veya biyolojik yapışkan maddeler metali sudan yalıtarak korozyon hızının azalmasına veya bazı durumlarda ise süratin daha hızlı olacağı birtakım türbilans alanları oluşturarak korozyon hızının artmasına yol açabilir.

Gemi sistemlerinde normal korozyon hızı 0.05 ipy’ nin üstünde ise bunların nedeni araştırılmalıdır. Genelde bunun en önemli sebebi, ölü organik maddelerin altındaki tortuların etkisidir.

Sıcaklık deniz suyu içindeki korozyon hızlarını etkileyebilir, fakat atmosferin içinde meydana gelen sıcaklık değişikliklerinin etkisi azdır.

Çeliğin deniz suyunda kullanılması mutlaka bir çeşit korunmayı gerektirir. Bu bir çeşit kaplama (metalik, organik veya inorganik ve katodik koruma genelde başarılı olur, ancak her zaman ekonomik veya teknik olarak rantable olmayabilir.

Boya ise ancak oksitlerinin alınması, temizlik, kuruluk gibi temel yüzey hazırlıkları iyi yapılmışsa iyi sonuç verir.

Gemileri boyamak bir sanattır. Geminin genelde kirli bir görünüşünün olmasının sebebi boya tekniğine gereken önemi vermemektendir. Boyanın esas kullanım amacı geminin dış tabakasının korunmasıdır.

Çelikler genellikle metal kaplamalarla korunurlar. Bu metot deniz atmosferinde uygun olsa da deniz suyunda daha az uygundur. Metal kaplama demir alaşımından daha soy bir metalden yapılmışsa, metaldeki yırtılmalar sonucunda deniz suyunda oluşabilecek galvanik pil (anodu çelik, katodu daha sığ kaplama) çeliğin korozyonuna neden olur.

4.1 Saf karbon çeliği - Yumuşak çelik

En uygun inşaat çelikleri demir ve karbon alaşımlarıdır. Bu cins çelikler pik demiri ve kırıntılarından yapılır. Fazladan karbon ve diğer pisliklerinden arındırmak için ergimiş halde işlem görürler. Bunlar genellikle açık-ocak fırınlarda işlenir, çelik külçeler olarak dökülür, haddeden geçirilerek levha veya boru haline gelirler. Sıcaklıkla haddeleme ve diğer ısıl işlemler sırasında çeliğin yüzeyi hava tarafından oksitlenir ve oluşan oksit pürüzleri metalin korozyon hızı üzerinde önemli rol oynar.

Saf karbon çeliği bakır, nikel alaşımları, paslanmaz çelikle beraber kullanıldıkları zaman galvonik saldırıya uğrarlar. Aluminyum, çinko, magnezyum metalleri ile galvonik olarak beraberce kullanıldıkları zaman korunmuş olurlar. Deniz ortamında bu tip çiftlenmeler önlenemiyorsa, çeliğin alanını saf metalden daha geniş tutmak, saldırıyı yaymak veya eklem yerini izole etmek gerekir.

Pürüzlülük:

Yumuşak çeliğin yüzeyinde meydana gelen oksit pürüzleri ana metale göre daima katodiktir ve korozyona dayanıklılığı önemli ölçüde azaltır. Pürüzlü çelik, yüzeyin üstünde veya altında deniz suyuna maruz kalırsa yüzeyi pitinglerle kaplanır. Pürüzleri alınmamış bir çelikte birkaç ay içinde iyice pürüzlerinden temizlenmiş bir çeliğe göre üç misli pitingler oluşur. Bu sebepten dolayı gemi teknesinin dış kaplamalarında bütün pürüzlerin temizlenmesi gerekir.

Gemi inşaatında kullanılan çeliklerin pürüzlerinin alınması için uzun süre atmosfere bırakma iyi bir yoldur. Ancak ekonomik arz ve talep, çeliğin uzun süre atmosferde bırakılmasına izin vermez. Bu halde pürüzleri kumla, asitle veya alevle giderilir.

4.2 Düşük alaşım çelikleri :

Düşük veya orta karbon çeliklerinin mekanik özellikleri az bir miktar alaşım ilavesi ile büyük ölçüde arttırılabilir. İçinde az miktarda mangan, molibden ve nikel bulunan yüksek gerilme özelliği gösteren birçok çeliğe düşük alaşım çeliği denir.

Tamamıyla su altında bulundukları zaman, bu çeliklerin toplam korozyon hızları hemen hemen yumuşak çelik kadardır. Deniz atmosferinde bu çelikler adi yumuşak çeliklerden daha dayanıklıdırlar.

Örneğin krom ilavesi çeliğin sadece yüksek ısıda oksidasyona karşı direncini de artırır.

4.3 Krom demir alaşımları :

Yüksek krom döküm demirlerinin dışında, ticari olarak eldesi mümkün olan krom demir bileşimleri krom alaşımları olarak sınıflandırılır. Bunlar paslanmaz değildirler. "Paslanmaz" özelliğini verebilmek için %12 ila %20 krom gereklidir. Esas olarak korozyona dirençli krom çelikleri iki grup halinde toplanırlar. Ferritik metalurji bir yapı gösterenler ve martensit yapıya sahip olanlar. Ferritik olanlar ısıyla herhangi bir işleme tabi tutulamazlar, buna karşın martensit olanlar sertleştirilebilirler ve tavlanabilirler, böylece birçok mekanik özellik gösterebilirler.

4.4 Paslanmaz Çelik :

Krom ilavesi demir ve demir/nikel bileşimlerinin korozyona karşı dirençlerini bir hayli arttırır. Krom ve nikel ihtiva eden birçok alaşım türü vardır. Bunlardan en çok bilinenler %16-%26 krom ve %6 -%22 nikel bulunduranlardır. Bunlar gerçek paslanmaz çeliktirler.

Tamamiyle deniz suyu içinde bulunan paslanmaz çeliğin korozyon hızı 0,001 ipy civarındadır. Bu değer diğer demirli (ferro) metallerin korozyon değerlerinden bir hayli düşüktür. Fakat bu korozyon hızı gerilimleri çok düşük olduğu yerlerde görülür. Bu çeliklerin yüksek su hızlarında ve türbülanslı yerlerde, korozyona olan dirençleri bozulmaz, fakat yavaş su hızlarında çukurlar oluşabilir.

Bu tip çeliklerde çatlama olayı çok kolay olabileceği için deniz ortamında perçin veya veya civata ile birleştirmek yerine korozyon önleyici bir kaynak çubuğu kullanarak herhangi bir çatlağa yer vermeden kaynak yapmaktır.

4.5 Dökme demir :

Dökme demir, ucuza mal olan ve içindeki karbon miktarı %1.7 ‘nin üstünde olan bir demir cinsidir. Mikro yapılarına göre Beyaz demir, Gri demir, Küresel demir, Dövme demir olmak üzere dört ana grupta sınıflandırılır.

Adi dökme demirin deniz suyundaki korozyon hızı 0,002-0,005 ipy’dir, fakat bunların şoklara karşı dirençleri düşük olduğundan gemi inşaa endüstrisinde kullanışları azdır. Adi dökme demir ile çeliğin korozyona tarzları birbirine pek benzemez. Çelik korozif bir ortamda paslanan kısımları ana metalden daima hızla ayrılıp, boyutların azalmasına neden olur, buna karşılık dökme demir paslandığı zaman orjinal boyutlarını korur ve dıştan bir bakış hiç korozyon olmadığı izlenimini verir. Bu farkın nedeni adi dökme demirin mikro yapısında mevcut olmayan kısmen korozyona dirençli elemanların bulunmasıdır. Bunlardan en önemlileri grafit, ötentik fosfor ve karbürdür.

Dökme demir korozyona uğradığında korozyon ürünleri korozyon alanının biraz daha uzağında toplanır, fakat ana iskelet geriye kalmış olur. Döküm demiri suyun hızından etkilenir. Suyun hızının artması demek, korozyona uğramakta olan yüzeye daha fazla oksijen gelmesi demektir ve bir süre için artan su hızı ile korozyon artar.

Döküm demirleri deniz atmosferinde inşaat çeliklerinden daha az korozyona uğruyorlarsa da, kuru ve nemli med-cezir alanlarında bunların korozyon özellikleri hemen hemen aynıdır.

5. KOROZYONDAN KORUNMA METODLARI

Korozyon bir yüzey olayıdır ; yani metal ile ortamın temas yeri olan ara yüzeyde oluşur. Metal ile ortamın temas etmediği bölgelerde meydana gelen değişiklikler korozyon olarak nitelendirilemez ; fakat metal - ortam ara yüzeyinde oluşan bazı korozyon ürünleri metalik bünyeye yayınarak orada metal ortam ara yüzeyinden uzak bir bölgede tahribata , örneğin kırılmaya neden olabilirler. Buna örnek olarak asit bir çözeltiye daldırılmış yüksek karbonlu bir çelik yüzeyinde hidrojen iyonunun redüklenmesi yani indirgenmesi ile açığa çıkan hidrojen atomunun metal içine yayınması ve metal içinde birleşip hidrojen gazı oluşturarak metali çatlatması gösterilebilir.

Korozyon , metal ile ortam arasında arayüzeyde oluşan bir olay olduğuna göre korozyondan korunma yöntemleri de şunlardır :

1- Malzeme yapısını seçmek

2- Üretim ve dizayn

3- Koruyucu kaplama

4- Ortamın değiştirilmesi

5- Elektrokimyasal metodlar

5.1 Malzeme yapısının seçimi :

Materyal yapısının seçimi herşeyden önce ekonomik şartlara dayandırılmalıdır.

l. Geminin tahmini hayatı ve bakım süresine bağlı kalınarak bir miktar korozyon için verilebilir.

2. Metalde istenen kalite minimum harcamayla sağlanmalıdır. Metalin korozyona direncini arttıran bileşenleri veya metalin içindeki safsızlıklar (düzensizlikler) deniz mühendisinden çok metalurjiyi ilgilendirir.

Mümkün olan bazı eklemeler ve etkileri aşağıdaki gibidir.

a) Karbon ve düşük alaşımlı çeliğe % 0.20.5 bakır eklenmesi korozyon direncini 1.5 ila 3 kat arttırır.

b) Paslanmaz çeliğin bileşen olan krom, nikel ve molibden korozyon direncini çok arttırır.

c) Aluminyum içindeki demir düzensizlikleri korozyona eğilimi arttırır. Tuzlu suda %99.99 saf aluminyum %1 Fe içeren aluminyumdan 20 kere daha dirençlidir.

d) Deniz suyu sistemlerinde kullanılan tüm pirinç bileşenlerine çinkonun çözülmesine karşı %0.002-0.006 arsenik eklenmelidir.

5.2 Dizayn ve Üretim :

Bölgesel korozyonu önlemek için, dizayn ve üretim safhalarında da uyulması gereken bazı kurallar vardır.

1- Galvanik serilerde birbirlerinden uzak yerleştirilmiş, benzer olmayan metallerin direk teması engellenmelidir.

Örneğin aluminyum alaşımları-bakır veya aluminyum alaşımları paslanmaz çelik birbirlerine temas etmemelidir. Bu metaryalleri neopren, bitumen, polivinil klorür tabakalarıyla ayırmak veya kaplamayla mümkündür.

2- Yarıkların önlenmesi mümkün değilse, aynı bileşikle doldurulmalıdır.

3- Suyun hızında ani değişiklikler yapacak dizayn özellikleri önlenmelidir.

4- Basınç korozyon çatlaklarına hassas metaller kullanılıyorsa, basınç minimum tutulmalıdır.

5- Elektrikli makinalardan oluşan rasgele akımlar önlenmelidir.

5.3 Koruyucu kaplama :

1- Korozyona sebep olan ortamdan yüzeylerin edilmesini (anot ve katod olanları arasında iyon geçişinin durdurulması)

2- Katod koruması

3- Korozyon reaksiyonuna ters etkili reaksiyon oluşturmak.

Korunan metale göre, anot korumak için kullanılan metal (yani daha negatif elektrot potansiyeli olan ) metal ile kaplama yapılarak katot koruması yapılır.

Ortamda yavaş çözülerek, metal bir yüzeyin belli bir süre korozyonun önleyen bileşenlerden oluşan boyutlarla koruyucu kaplamayı yapılabilir. Örneğin, boyalara eklenen çinko kromat, alüminyum veya çelik yüzeyleri korur. Kaplamaların ekonomik yönü de önemlidir. Kaplama maliyet, tüm boyama maliyetinin %25′ ini geçmemelidir.

Bir geminin yüzeyi korozyona göre değişik dış şartlara sahip bölümlere ayrılmalıdır.

1- Atmosfere ve tuzlu su spreyine maruz üst yapı.

2- Sık dalgalara maruz kalan ve böylece bir kuru, bir yaş olan geminin batık gövdesinin üst kısmı yüksek korozyon şartları vardır.

3- Tam yükleme ve boşken arada kalan korozyona çok açık .

4- Devamlı sualtında kalan alan.

İçyapı olarak da korozyon şartları geminin değişik bölümlerine göre değişir.

1- Yaşam bölgeleri

2- Kargo destekleri

3- Tank

4- Tankerlerin kargo tankları

5- Kazan dairesi

6- Boşaltma boruları

Değişik bölgelere göre değişik kaplama sistemleri kullanılır. Yüzey boyanmadan önce pürüz, yağ, pas ve diğer düzensizliklerden temizlenmelidir. Yüzeyler inşaa edilmeden önce parlatılmalı ve ön boyama yapılmalıdır. Bu ana boyamaya kadar, gemi inşaa edilirken geçen sürede paslanmayı önlemek içindir.

Ön boyama, ince tabaka halinde, yüksek korozyon dirençli, çabuk koruyan, kaynak yapımına zararsız, zehirsiz ve tüm ana boyalarla uyumlu olmalıdır.

Organik ve inorganik ön boyalar vardır. İnorganik çinko en iyisi sayılır.

5.3.1 Boyalı yüzeylerde korozyon :

Boyalı yüzeylerin atmosferik ortamda korozyonu :

Atmosferik ortamda boyaların korozyona neden olan temel iki madde su ve oksijendir. Su ve oksijenin zamanla boya filminden sızarak veya bir delik veya çentikten geçerek yüzeye ulaşması ile korozyon başlar.

Sistemdeki anodik reaksiyon demirin çözünmesidir.

Anot : Fe => Fe+2 + 2e- (1)

sistemdeki katodik reaksiyon ise oksijen reaksiyonudur :

Katot : O2 + 2H2O + 4e- => 4 OH- (2)

daha sonra Fe+2 iyonları OH- iyonları ile birleşerek pası oluştururlar.

Fe+2 + 2OH- => Fe(OH)2 (3)

4Fe(OH)2 + O2 => 2Fe2O3H2O + H2O (4)

tüm reaksiyonları toplarsak

4Fe + 2H2O + 3O => 2Fe2O3H2O + H2O (Pas) (5)

elde edilir.

Belirli bir pas oluşumundan sonra paslanmamış bölgelere oksijen çok kolay ulaşırken paslı bölgelere ulaşması uzun zaman alır. Böylece "farklı oksijen konsantrasyonu hücresi" oluşur. Bu koşullar altında katodik reaksiyon pasla kaplanmış bölgelerin kenar kısımlarında yani boya çelik ara yüzeyinde oluşmaya başlar, anodik reaksiyon ise paslı bölgede oluşmaya devam eder.

Katodik reaksiyonun açığa çıkardığı OH- iyonlarında dolayı çelik/boya ara yüzeyinde yüksek alkali özellikle bir elektrot oluşur ve ortamın pH’ ı yükselir. Böylece oluşan alkali şartların en önemli etkisi, boyanın çelik yüzeyi üzerinde tutunmasını sağlayan bağları zayıflatmasıdır. Sonuçta, reaksiyonlar tüm boya filmi boyunca devam eder ve boya filminin tamamen kalkmasına neden olur.

Burada önemli olan husus boya filminin kalması esnasında boyanın korozif ortamdan etkilenmemesidir. Yukarıda belirtildiği gibi alkali özellikteki şartlar sadece boya filmini yüzeye bağlayan bağları bozarak boya sisteminin kalmasına neden olur. Ancak boya filmi kaldıktan sonra çelik yüzeyde pas oluşumu başlar. Katodik reaksiyon ise devamlı olarak boya/çelik ara yüzeyine kayarak devam eder.

5.3.2 Boyalı yüzeylerin deniz ortamında korozyonu :

Boyalı yüzeyler deniz ortamına terk edildiği zaman ortamda su ve oksijenin yanında NaCl’ de bulunur. Boyaların deniz ortamındaki korozyon davranışlarını incelemek için tuz püskürtme testi geliştirilmiştir. Bu deneyde yapay olarak hazırlanan deniz suyu ise çevrilerek, boyanmış numuneler kapalı sis ortamında belirli sürelerde bekletilir.

Daha sonra numunelerin korozyon davranışları kontrol edilir. Boyaların deniz ortamlarında ve tuz püskürtme testindeki korozyon davranışları birbirine benzerler. Bu nedenle tuz püskürtme testi korozyona dayançlı boya seçiminde oldukça kullanışlı bir metoddur. Üzerine çendik açılmış bir boyalı numune deniz ortamına veya sürekli tuz sisine terk edildiği zaman, atmosferik korozyonda olduğu gibi anodik reaksiyon çelik üzerinde, katodik reaksiyon da boya filmi altında oluşur.

Anot : Fe+2 => Fe + 2e- (6)

Katot : 2e- + 1/2 O2 + 2H2O => 2 OH- (7)

Daha sonra NaCl ayrışarak Na+ iyonları katot, Cl- iyonları ise anot tarafından çekilirler.

NaCl => Na+ + Cl- (8)

Anotta Fe+2 iyonları Cl- iyonları şu reaksiyona girerler.

Fe+2 + 2Cl- => FeCl2 (9)

Fe+3 + 3Cl- => FeCl3 (10)

Oluşan FeCl2 ve FeCl3 hidrolizle ayrışarak hidrolik asit oluştururlar.

FeCl2 + 2H2O => Fe(OH)2 + 2HCl (11)

FeCl3 + 2H2O => Fe(OH)3 + 3HCl (12)

Ayrıca Fe(OH)2 tekrar asitlenerek Fe(OH)3′ e dönüşür.

Fe(OH)2 + 1/2 H2O + 1/4 O2 => Fe(OH)3

Fe(OH)3 pas olarak çökelirken, (11) ve (12) numaralı reaksiyonlar sonucu açığa çıkan Hcl toplanarak ortamın pH’ ını 1 civarına düşürür ve bu durum korozyon hızının artmasına neden olur.

Katotta ise, Na+ iyonları OH- iyonları birleşirler :

Na+ + OH- => NaOH

Oluşan NaOH katot bölgelerindeki bazikliği arttırır. Yüksek alkali özellikteki şartlar, boyaların atmosferik korozyonunda olduğu gibi boya tabakasını çelik yüzeye bağlayan bağları bozar ve boya tabakasının kalkmasına neden olur.

Tuz püskürtme testinde korozyon bölgesindeki asit ve bazik özellikteki anodik ve katodik bölgeler birbirlerine oldukça yakındır ve bu yakınlık korozyon ilerledikçe artar. Bu nedenle korozyon sadece anot bölgesinde değil tüm yüzey boyunca ilerler ve pas oluşumu hızlı bir şekilde yaygınlaşır.

Boyalı yüzeylerin atmosferik ve deniz ortamlarındaki korozyonu katodik reaksiyon sonucu oluşan OH- iyonlarının veya NaOH’ın ortamın bazikliğini arttırması ve bunun sonucu olarak boya filmini çelik yüzeye bağlayan bağların bozulması ile meydana gelir. Bu nedenle, çelik yüzeye iki kat (astar) olarak uygulanan boya bağlayıcının alkali şartlara karşı gösterdiği direnç, boyanın korozyon direnci açısından son derece önemlidir.

5.4 Ortamın değiştirilmesi :

Ortamda yapılacak değişiklikler şunlardır.

1- Sıcaklığı azaltmak

2- Hızı azaltmak

3- Oksijen veya oksitleyici vasıtaları ortadan kaldırmak.

4- Konsantrasyonu değiştirmek

Birçok durumda bu değişiklikler korozyonun önemli ölçüde azalmasını sağlayabilir, fakat değişiklik dikkatle uygulanmalıdır.

1- Sıcaklığı azaltmak

Bu işlem genellikle korozyon hızının azalmasına sebep olur. Ancak bazı şartlar altında temperatür değişmeleri korozyon hızı üzerine az tesir eder. Diğer bazı durumlarda ise temperatürün artması korozyonu azaltır. Bu olay, sıcak tatlı ve tuzlu su kaynama noktasına yükseldiğinde olur. Korozyonun az olması temperatür artışı ile oksijen çözünürlüğünün azalmasının bir sonucudur. Bu yüzden kaynayan deniz suyu, sıcak deniz suyundan daha az koroziftir.

2- Hızı azaltmak

Korozyon kontrolünde pratik bir metod olarak sık sık kullanılır. Hız genellikle korozyonu, bazı istisnalar hariç arttırır. Paslanmaz çelik gibi pasifleşen metal ve alaşımlar, akış halindeki ortamlardan genellikle daha iyi bir direnç gösterir. Çok yüksek hızlar mümkünse daima önlenmelidir, çünkü erozyon korozyonuna yol açar.

3- Oksijen veya oksitleyici vasıtaları ortadan kaldırmak

Bu çok eski bir korozyon kontrol tekniğidir. Kazan besleme suyu çelik parçalarının büyük bir kütlesi içinden geçirilerek, çözünmüş oksijen miktarı azaltılır. Bugün bu işlem vakumla inert gaz püskürtmekle veya oksijenle reaksiyona girebilecek bir madde ilavesiyle yapılmaktadır. Üretimi veya depolanması sırasında çelikle temas eden hidroklorik asit bir oksitleyici madde olarak FeCl3 ihtiva eder.

Bu saf olmayan asit, piyasada "tuz ruhu" diye bilinir. Bu asit nikel molibden alaşımları (Hastellay B, Chlorimet 2) hızla korozyona uğratır, halbuki bu materyaller saf HCl’ e mükemmel direnç gösterirler.

4- Konsantrasyonu değiştirmek

Korozif unsurun konsantrasyonunu azaltmak umumiyetle etkilidir. Birçok proseste korozif unsurun mevcudiyeti tesadüfidir. Mesela nükleer reaktörlerle soğutma suyunun korozif etkisi klorür iyonlarını elimine etmekle azaltılır. Sülfirik ve fosforik asit gibi birçok asitler fazla yüksek olmayan sıcaklıklarda yüksek konsantrasyonlarda oldukları zaman hemen hemen inerttirler. Demek ki asit konsantrasyonu arttırmakla korozyon azaltılabilir.

5.5 Elektrokimyasal metotlar :

Denizel ortamdaki metalik yapıların çok büyük bir bölümü çelikten yapılmış olanlardır. Bu yapıların denizin korozif etkisinden korunmalarında temelde iki prensip yatmaktadır. Bunlardan birincisi metal yüzeyinin denizle ilişkisini yalıtkan bir kaplama yani "boya" ile kesmek; ikincisi ise metalin deniz içinde çözünmesini engelleyecek bir yöntem uygulamak yani onu katodik olarak korumaktır. Günümüzde her iki tip koruma yöntemi daha çok birbirlerini tamamlayacak şekilde beraber kullanılmaktadır. Ancak özel koşullarda yalnız boyama veya yalnız katodik korumanın mustakil uygulamaları da mevcuttur.

5.5.1 Katodik Koruma :

Metal yüzeylerinin başka bir metal ile kaplanmadan, yalnız elektriksel davranışı değiştirerek korozyondan korunmasına denir. Başta gemiler, çelik dubalar veya iskele kazıkları gibi deniz veya tatlı sular içindeki metal yapılar ve borular ile yine toprak altındaki benzeri metalik tank, boru gibi malzemelerle sulu ortamlarda çalışan birçok alet ve teçhizat (ısı değiştiriciler) korozyondan bu yöntem ile korunurlar. Katodik koruma, yüzeyi koruyucu kaplama ile kaplanmamış çıplak çelik yapılara uygulandığı gibi daha çok yüzeyi koruyucu kaplamalarla korunmuş olmasına rağmen kaplamadaki devamsızlıklar altında açığa çıkan metalin korunmasında kullanılır.

Katodik korumanın prensibi korunacak metalik yapının (genelde çelik) kendisinden daha aktif bir başka metalle irtibatlandırarak çözünmesinin durdurulması ve yerine aktif metalin çözündürülmesine dayanır. Aktif metalin çözünürken açığa çıkan elektronlarını metal harcar; yani yüzeyinde katodik olay (redüklenme) meydana gelir.

Korunacak metale elektronlar aktif bir metal yerine bir akım kaynağı vasıtasıyla da sağlanabilir. Aktif bir metal ile sağlanan katodik korumaya "harcanabilir anot koruma ", harici bir akım kaynağından yararlanarak gerçekliştirilen katodik korumaya ise "hariçten akım uygulaması ile katodik koruma" denir.

Katodik koruma sulu ortamda ve toprak altında gömülü metalik yapılara uygulanan bir yöntemdir. Aktif bir metalle kaplı bir alt metalin atmosferik koşullarda aktif metal tarafından korunmasının prensibi de katodik korumadır.

5.5.2 Gemilere katodik koruma :

a) Gövdeyi ve bağlantı elemanlarını

b) Gemi içindeki tankları korumak amacı ile gerçekleştirilir.

Gemi gövdeleri günümüzde yüksek performanslı boyalarla korunmaktadır. Bu boyaların katodik koruma sırasında oluşan alkali ortama dayanıklı olması gerekmektedir, zira söz konusu ortamın klor iyonu konsantresi oldukça yüksektir.

İyi boyanmış yüzeylerin katodik koruma akım ihtiyacı harcanabilir anotlarla koruma yapılması halinde yeni gemiler için 5_10mA/m2 ‘dir. Bu ihtiyaç zamanla ve boya kalitesindeki değişiklik nedeni ile 200 mA/m2 ‘ye çıkabilir. Ortalama akım ihtiyacı 10-30 mA/m2 civarındadır. Örneğin günümüzde okyanusa çıkan gemiler için 10 mA/m2 koruma akımı yeterli kabul edilmektedir. Hariçten akım uygulaması ile yapılan katodik korumada ise ıslak bölge akım ihtiyacı 25-35 mA/m2 olarak hesaplanır. Çok iyi kaplanmış yüzeylerde bu ihtiyaç azalabilir.

Genel olarak gemi gövdelerinin kıç kısmındaki koruma akım ihtiyacı diğer bölgelere göre daha yüksektir. Kıç kısmındaki şiddetli su hareketi ve değişik metallerin bulunması bunun nedenidir. Gemilerin katodik koruma tasarımında tüm gemi gövdesinin katodik olarak korunması dikkate alınabileceği gibi birçok halde de yalnız kıç bölgesi katodik olarak korunur, diğer bölümler korunmasız bırakılır. Tüm korunma halinde anotların %15-25 ‘i kıç bölgesine yerleştirilir.

Pervanenin gövdeye bağlanması halinde çıplak bronz pervane için ayrıca ilave koruma akımına ihtiyaç vardır. Örneğin ticaret gemileri için ilave ortalama değer 500 mA/m2 ‘dir.

Gemilerde tankların dahili korumalarında yalnız harcanabilir anotlarla koruma yapılır. Emniyet açısından ise hem magnezyum anotlarla hem de hariçten akım uygulaması ile koruma yapılmamaktadır. En büyük tehlike katodik koruma sırasında açığa çıkan gazların magnezyum veya koruyucu akımdan çıkacak kıvılcım ile ateşlenerek patlamasıdır.

Periyodik olarak doldurulup boşaltılan tankların kısa zamanda koruyucu filmle kaplanması için genelde tankların koruma akım yoğunlukları yüksektir.

6. KAYNAKLAR

1- Gemi teknesinin korozyonu ve Korunma yolları (Yük Müh. Turan YAVUZ)

2- Gedyak kulüp panosu (Serdar AKTAŞ)

3- Metallerin korozyonu ve genel kavramlar (A.F. ÇAKIR)

4- Borusan postası (24)

5- Denizel Yapılar ve Gemilerde katodik koruma (A.F. ÇAKIR)

6- Mehmet ÖZTÜRK (Bitirme ödevi-Haziran 1995)

7- Malzeme Bilgisi I Prof. Dr. Müh. Necdet Tükel

8- Malzeme Bilgisi Muayenesi Wolfang Weissbach; Çeviri Prof. Sabahattin Anık, Yüksek Mühendis E.Sabri Anık

9- Metal Dünyası: Teknik yazı, Necip Ünlü İTÜ Kimya- Metalürji Fak.

10- Corrosion, G.K. Akimov

Zokalı Takımların Lüfer Avında Kullanılmaları

Salı, 06 Kasım 2007

7.5;ZOKALI TAKIMLARIN LÜFER AVINDA KULLANILMALARI

Zokalı takımlarla kuzeyde, boğazlarda’ ve Marmara da Iüfer avlamak Çok kolay ve çok bereketli olduğu için, herkes tarafından benimsenir ve yaygın • • biçimde de kullanılır. Bu bakımdan, çinekop, -sarıkanat, lufer, palamut, kofana ve.torik verimi iİe bilinen• mer’ alar; heres tarafından vakitli vakitsiz•yoklanarak tedirgin edilir. Hatta iyi av verebilen yerlerin ’sürekli ziyaret eden o kadar çoktur ki, insan bu kalabalığın arasında kaldığı• sürece bir rahatsızlık ve huzursuzluk duyar. Halbuki, oltacılıkta yapılan•işden sonuç almak ve alınan sonuçdan da huzur duymak esası var olduğundan, çalışmalann ağırlığı bu yöne meylettirilirse, daha faydalı olur. Durum kalabalıktan uzak kalmak ve’bir başkası tarafından tedirgin edilmemek amacına yönelik olacagı için, çahşmJarı kimsenin bilmediği veya bullamadığı yerlere kaydırmanın çok büyük faydası göriilür.

Lüfer bir’mevsim balığıdır. Bir yerde göründüğü zaman benzeri olan bir başka yerde de. bulunabilmektedir. Amaç için, yukarıda değindiğimiz mera özelliklerinin araştırılrmasına ağirlık venlirse, başarıya ulaşmamanın imkanı yoktur. Ne var ki, lufenn varlığını kanıtlayan işaret ve belirtilerin ilk bakışta ve •birden farkedilmesi mümkün degil-. Ama aşağida tarif edeceğimiz avlanma yöntemi aynen uygulanacak olursa, eşine pek az rastlanan bereket içine girmek işden değil. Bu uygulama• şudur

Sabah güneşin doğmasından sonra, çaparaya çıkılır. Amaç Iüfer avında kunanilması gereken yemi tedarik etmektir. Tedarik edilen. yemin tek türii ile yetinilmesi doğru olmalı. Çünkü, o gün için liifer!erin hangi yem peşinde olduklarrnın kestiriImesi mumkun degildir. Her’nekadar lüfer için en geçerli’ yemin izmarit olduğu bilinmekte ise de, bazen balıkların•bu yeme bile beklenildiği • ölçüde ilgi göstermedikleri göriilür. O zaman • çapara ile alinan yemin kuUanilmasi yolurıa gidilir. Dunımua ne olduğunu belirleyen gene balığin kendisidir. Çünkü çapara ile avlanırken, yakalanan balıklardan hiç değilse birinin, çapara iğnesi üzerinde sadece baş olarak çıkması, lüferlenn hangi yem peşinde olduklannın en kesin kanıtıdır. Butür gelişmenin görülmesi halinde de o yerin lüfer avalamaya yatkın bir mer’a olduğu hemen anlaşılmalldır. Bu oluşum, avlanmak için bir başka yer arama ihtiyacını ortadan kaldırır.

Genellikle yem tedariki için, kullanılan:: çaparadan ya istavrit veya benzeri iriliktek akyemlerin : alınması olanağı vardır. Hatta, ‘avlanmamn ağırlık noktasını istavrit.oluştunır. Ama,:belki lufer o gün için çaparadan.• çıkan’ yeme istek göstermeyebilir.. O zaman baş yem olan izmarite döniilmesi gerekir. Bu bakımdan yeteri kadar istavritin alınması sonra, çalışmaları izmarit avlamaya yöneltmelidir. Gerek istavritin ve gerekse•inıarit hatta diğer akyem turlerinin bol miktarda kalanabildikleri mer’ alar.bilinmektedir;Bilinmese bile, kısa bir araştırma, insanı beklediği sonuca götiirebilir,

İstavrit avlamasında çapara kullanılması asıldır ama, aynı takımla inıarit avlamayr ginşmek doğru oimaz. Bu amacı gerçekleştirmek için de yemli çapara.kullanılır. Yemli çaparanın yemleri her ne kadar önce bölümünde belirtilmiş ise de, eldeki istavritlerden faydalanma yoluna• gitmenin de her hangi~ sakıncası yoktur. Halbuki yemi çapara ile inıarit avlamada kullanılacak baş yem, hum adı verilen ufak midyilerin içidir. Biz elde mevcut olan yemden faydalann düşündüğümüzden, istavrit yemini ileri sürdük.

Ufak parçalar halinde kesilen istavrit etini igneIere takdıkktan sonra, (istavrit etleri yemli çapara iğnelerine, lokma yemler gibi takılır.) takimı özel bölümünde tarif edildiği gibi kullanmal•ırdır.. Böylece bilinen meralar da girişilen avlanmadan da bol miktrarda izmarit alınır ve istavritler gibi livarlanır.

Bundan sonra yapılacak işi istirahata çekilmek veya oğle•yemeği•:hazırlığına girişmektir. Sandala her zaman,için pikniğe yönelik ~komanyanın bulundurulması alışkanlık haline getirilmiş olacağından ateş yakmak, balık pişirmek , çay. kaynatmak, hatta hava müsait ise, su başında veya ağaç gölgesinde takım hazırlamak olagan işlerden sayılır. Böylece sürdürülen lüfer avcılığı hazırlıklannın pek tatlı ve pek keyifli tarafları da vardır.

Güneşin batıya meyletmesinden sonra, çalışmalara yeniden başlanır. Ama, bu defa amaç yem tedarikine değil, Iüferlerin bulunduğu ve sürekli olarak eğlendikleri yerin bulunması çalışmalarına aittir. Gerçi, çaparanın kullanllması sırasında işaret alınmış ve bir kanıya varılmştır ama, gayet hızlı bu çalışma içiıe ‘girmek olduğundan daha verimli bir alanın bulunması elbette ki faydasız olmaz. Bu amaç için de, iki tiir avlamadan birinin uygulanmasına girişi!ir.Bu aviamalarin birincisi •kaşık çekmek, ikincisi de, sandal peşinde yemli pişkova sürütmektir. Birinin olmadığı yerde diğerinin rahatlıkla kullanilması o!anağı vardır.

Her iki uygulamada ki işin ağırlık noktalannı burun başları ile koylara açılan dere ağrzlarına rastlamaya. gayret etmeİidir. Derelerin akar veya kumlu olmalarının pek önemi yoktur. Dunım, bu derelerin koylardaki deniz dibi oluşturmaların’dan faydalanmayı ,•amaçlar.

Bu şekilde sürdüriilen avlanma sırasında kaşık veya pişkovaya ilk balığın atladığı yer neresi ise,,hemen oranın kertenzi alınmalı ve istenirse o yere ufak bir şamandıra bırakılmalıdır. Balık tutuldu diye, gene,dönüp aynı yerden bir daha geçme ve bir balık daha yakalama isteğine asla kapılmamalıdıi. Oluşum belki bir rastlantı olabilir. Rastİantı olmasa biİe balığın tutulduğu yeri peş peşe hareketlendirerek sürünün tedirgin edilmesi asla doğnı olmaz, Çünkü .•,sürü, mutlaka kendi amacı için orada dur,maktadır; Eger bu raştlantıdan sonra, balığın tutulduğu yerin kıyı kesimlerinde bir araştırma• yapılacak olursa, bu’bulunuşun sepibebi derhal`anlaşılır. Onun için, kaşık çekmeye veya,• yemli pişköva surütmesine bir• süre •daha devam edilebilir, Bu. tür çalışmanın -amacı da,o merada başka surülerin bulunup bulunmadığını anlamaya yaradığı içn:girişmelidir. Eğer süıdürülen uygulama olumlu bir sonuca bağlanabildi ise, koyun önünde buyük bir Iüfer yaylım alanı var demektir.. Hemen avlanmayı kesmeli ve akşam beklenmelidir.

Çalışmalar tarif edildiği biçimde yüriitülür ve mer’ a özelliklerine dikkat edilecek olursa avlanılacak yerin bulunması zor olmaz. Gün batımından evvel yani, güneş kavuşurken, sandalın demirleme işi bitirilmiş olmalıdır.

Sandalın demirlenmesi, daha dogriısu • çift demir ve çift şamandıra uygul•aması ile tonozlaması çalışmalannda dikltat. edilmesi gereken durum şudur:

Lüfenn, kaşığa veya pişkovaya yakalandiğı`yerin kerteriz noktasındaki su derinliği ölçülecek olursa, 9.5 - 13 kulaç olduğu görülür. Ne var ki; gece keneriz noktası üzerine yakılacak lambanın•işığıi 9.5•ku’laçtan aşağı derinliklere fazla ve13• kulaçtan daha derin sulara az gelir. Durumu ayarlayabilmek için, iki demir arasındaki uzaklığı biraz geniş tutmalıdır. Bu gereksinmeye göre birinci demir kıyı yönünde olmak üzere altı, ikinci demirde açıklara doğnı 18 -19 kulaca indirilmelidir. Bu uygulama ile sandala geniş ölçüde gezindirme alanı temin edilmiş olur. Dunım o gün için sudaki bulanıkliğın, lamba ışığına göstereceği etkinin ayarlanmarı bakımından faydalıdır. Çünkü lamba ışığının yakamozu kesmesi ile beraber deniz dibinden yukarı doğru da yansımaması gerekmektedir. Dunılması gereken yeri balıgın kendisi yeme gelmekle belirler. Ortalık karardığı harde balık yeme gelmiyorsa çekindiği bir göriintü var demektir. O zaman tonoz iplen gevşetilir ve sandal biraz daha derin suyu bulunan yere doğnı kayduılır. Balığın yeme gelmeye başlaması, su ile ışığın olumlu duruma girdiğini gösterir. Ama bazen bu işin tersi de oluşabilir. Suların çırpıntı veya karadan gelen akıntılar sebebiyle bulanık olacağı dikkate alınmalı ve sandalı derinlere dognı değil de, daha •sığ sulara doğnı kaydınnahdır.’Bu derece titizlik içinde yiiriitülen çalışmadan elbetteki bereketi bir sonuç beklenir.

Lüferin yeme gelmesini bazı kimseler çok aptalca bir davranış olarak görmektedirler. •Çünkü: onun.yeme geldigi diğer balıkların yeme gelmelerinden hiç birine benzemez. Isınp koparmanin oluşturduğu sarsıntılar şeklinde duyulur. Ne var ki, Iüferlenn dişleri çok keskin oldugu için bu sarsıntıların ele yansıması hafif tıkırtılar şeklindedir. Buna rağmen, lüferlerin zokaya yakalanmaları çok kolay olduğu için, avlananlar bu kanıya varmaktadırlar. Halbuki, lüferlerin zokaya kolaylıkla yakalanmalarının sebebi, aptalca davranışlanndan değil, pek cesur ve kendine güvenir biçimde yemi koparma çalışmalarından ilen gelmekttdir. Lüferlenn yeme gelmelerindeki kurnazlık, su ile işinin uyumlu dunımda bulunmaması ve bir de, zokada gümüş veya benzeri balıklarin bütün olarak zokaya takılmaları sırasında göriilmektedir. Çünkü bu dunımda yeme gelen her lüfer, bir çırpışta yemi yarı yerinden keser ve kaçar. Oluşumun ayrıntılannı bilmeyen veya farkedemeyenler, zokaya hemen hırsız iğne koyma girişiminde bulunurlar. Çaba, avlanmayı bir derece olumlu yola sokar ama, bereket derecesi gene de beklendiği şekilde gelişemez. Yarı yarıya hatta, daha da az olan bir sınır içinde kalır. Bu bakımdan balıkların yemi kesip kaçmaları• halinde, hrrsız iğne kullanmak eğilimi içine girmekie beraber, balığı kusurun da mutlaka bulunup düzeltilmesi gerekir. Bu kusur ya bedenin balığa görüntü vermesi veya yemin zokaya gereği gibi takılmamış olması şeklinde yonımlanmalıdır.

Burada, gereksinmelerine değinmeden, lamba yakma ve lüferleri ışık tutma eylemine birden girişiverdik. Halbuki lüfer avlnda lamba yakmanın bir yeri ve bir zamanı vardır. Her yerde ve her avlanmada lamba yakılmaz. Her lambanın yakılması da lüfer avında geçerli değildir. Gerçi bu oluşturmanın kurallaşmış ve herkes tarafindan yaygın biçimde kullanılır hale getirilmiş bir dunımu vardır ama, uygulama ancak becerilebildiği ölçüde geçerli dunıma girmektedir•. Dikkat edilecek olursa, büyük takımlar, lamba yakma gereksinmelenni duydukları zaman (ki bu süire ılıman günler süresini kapsar) daima sarkıtma şekline dayalı olan lambaları kullanırlar. Bunun bir sebebi olması lazımdır. O halde lüfer avında kullanılmasl gereken lambalar da neden aynı göriintü içinde olmasın ?

7.5.1. LÜFER AVINDA NE İÇİN VE NEDEN LAMBA GEREĞİ DUYULUR?

Karada olsun, denizde olsun, pek çokl canlının ışığa karşı geniş ölçüde ilgi bilinmektedir. Kuvvetli ışık merkezi mıknatıs gibi canlıları kendine doğru ,çeker. Bu oluşmanın önune geçilemez, yani oluşması istenemez. Karada kelebekler böcekler, örümcekler, çekirgeler hatta yılanlar ışığı yandığı yere şuursuzca bir isteği ile gelirler. Bu durum demek böyledir. Pek çok balık türü ışığa gitme isteği gösterebilir. Bazı kimseler lamba yakmanın, yakamozu kesme amacına: olduğunu söylerler. Bu da doğrudur. Bir yandan da balıklan etkili olduguna alan içine çekerek toplar. Şu halde denizlerde lamba yakmanın iki ayrı amacı olduğu anlaşılır.Birincisi, baliklan ışık alanına toplamak ikincisi de kullanılan takımı, yakamozu kesmek suretiyle balığin giörünüşünden saklamak

Balık avında kullanılması gereken lambanın, kuvvetli ışık veren cinsten olması lazımdır. Bu suretle genişe yayılabilen ışığın balıkları kendini çekmesi ve sonuç olarak da ışık altında toplanmaları sağlanmış olur.Lamba yakma gereksinmesi, ay karanlti gecelerde daha geçerlidir.•. Aydınlık ve mehtaplı gecelerde yakılan lambaların gecelerdeki kadar başarılı sonuç:vermediği bilinir.

Eskidcn balık avlamada Çıra asetilen gaz yağı, mazot yakan aygıtlar kullanılırdı. Günümüzde ise, jeneratör kullanan yaşlı ve tecrübeli reisler, jenaratör kullanmanın balık nesline zarar vermekde ve bu usulün sullarımızda yasak edilmesini ısrarla istemekdirler. Doğrudur. Çünkü, jenaratör ile elde edilen ışığın kuvveti kadar çıkarılabilmekte ve zamanı olmadığı halde kullanllarak, çok derin bırakmak üzere yatan balık sürülerini tedirğin ederek kabarmalanna ve lamba yakamalarrna sebeb olmaktadır. Bu aletler ilk ] kullanildıkları senelerde, motorlar dolusu uskumru yakalama olanağı bulunmuş fakat bu gün uskunını balığı aranılır duruma gelmiştir. Hele Marmara denizi, hakikatten aranacak duruma sokulmuştur.

Oltacılıkda, çok kolay ve kolaylığı ölçüsünde yaygın bu alışkanlık haline girerek kullanılan iki türlü lamba vardır. İyi ve bol ışık vermesi ile tantnan bu iki aygıttan biri gaz yağı , diğeri de sıvılaşanlmış petrol gazı yakan lüks lambalardır. Her ikisi de denize meylettirilerek, sandalın küpeştesine bağlamak süretiyle kullanılır. Bu ginşim avlanma için bir dereceye kadar geçerlidir ama, kullanmak için bazı zararlı sonuçlann doğmasına sebep olmaktadır. Önıeğin, akşamda sabaha kadar çalışma gereği duyan kimseler ertesi gün gözlerinin şiddetle yandığını ve gözlerinin içine bir avuç kum atılrmş gibi söylerler. Bu dunım çok kuvvetli ;lambalarının göz seviyesinden aşağıda bulunması sebebi ile, sürekli olarak gözleri etkilemesinden ileri gelmektedir. Ş,u halde, bu tür girişimler için kullanılması gereken ışık kaynaklarının avlanırken, baş üzerindeki bir yükseklikte tutulmalan gerekmektedir.

7.5.2.GECE IŞIKLA LÜFER AVI

Henüz ortalık aydınlık iken bitinlen sandal tonazlamasını, ışığın yakılması takip eder. Yemler’de çok önceden kesilmiş ve olacağından avlanmaya girişmede bir sakınca kalmaz.

Zokanın yemlenmesinden sonra, takım açılır ve iskandil ile tesbit edilen derinliğe indirilir.KaranIığın başlaması ve ışığın etkili duruma girmesi ile başlayan avlanma, aralıksız olarak o kadar hızlı gelişme içine girer ki insan bayağı yonılur ve terlemeğe başlar.

Lüferin yeme gelmesinde kendine has bir özellik vardır.. Balığın kesme ve koparma gücü yüksek olduğu için yeme gelme sırasında ki sarsıntılar, tok değil hafıf bir tıkırtı şeklinde duyulur. Tıkırtıının sezilmesi ile beraber yemi hemen biraz daha askıya alma girişiminde bulunulmall ve tıkırtının sürdüğü duyar duymaz da tasmayı atmalıdır İşte lüfer avlamanın bütün incelikleri, bu tür davranışın zamanında uygulanmasındadır. Tasmayı yiyen Iüfer, diğer tür balıklarda olduğu gibi kaçma ve o yerden uzaklaşma çabasına girişmez. Ya ne oldugunu anlamak için olduğu yerde durur ya da, canını yakan şeyi kesip koparmak için fırsat bekler . Hakiıkatten tasma atıldıktan sonra balığı hemen çekip alma işine girişilmez ise, takımuı birden boşaldığı göriilür. İşte beden kesilmiş, balık Zoka ile beraber kaçmıştır. Bu gelişmeye meydan vermemek için, tasmayı atar atmaz takımı, mümkün olan en hızlı biçimde çekmeli ve balığı bir an önce sudan çıkarmağa gayret etmelidir. Eğer balığın çekilmesinde ağır ve yavaş hareket edilecek olursa, takımın kesilmesi ihtimal dahiline girer. Çünkü Iüferler zoka ile yakalandıktan sonra diğer balıklar gibi direnmez. Çekme sırasında takımın üzerine doğnı gelerek, doğacak en küçük fırsattan faydalanıp onu kesme gayreti içine girerler.

Lüferler için uygulanan bu şekildeki avlanma yöntemi; torik ve palamut avı için de, aynen geçerlidir, Gerçi torik ve palamutların Iüferler gibi bedeni kesip kaçma yeteneklen yoktur. Çünkü onların diş yapıları Iüferlerinkine benzemez. Onlar da sivri ve keskindirler ama, seyrek yapıda olduklan için beden ve kösteklerüzennde etkili olmamaktadrrlar. Sadece, derin suda yakalandıkları için, sudan çabuk çekip çıkarma gereği duyulur.

4.14.YELDİRME İLE LÜFER AVI

Bu takımın bir adını da, bazı yörelerde, ‘Uzun olta’ denilmektedir. Gerek donam gerekse kullanma şekli, yeldirmelerin aynı olduğu için, bilhassa değinmek istedik.

Diğer taraftan, bu takımın donam çalışmaları, çok zor ve hayli marifet isteyen bir beceriyi gerektirmesine rağmen, avındaki bereket sebebile, değinmeden ğeçemedik.

4.14.1.LÜFER YELDİRMESİNİN (UZUN OLTASININ DONATILMASI)

Elemanları:

1.Olta iğnesi,

2.Beden,

3.Çelik veya bakır tel,

4Fırıldak,

5.Şamandıra,

6.Kıstırma,

7.Olta ipi,

8.kelebek.

1.OLTA İĞNESİ

Bu takımda kullanılacak olta iğnesinin, bir dereceye kadar uzun saplı olmasına dikkat edilir. Bu sebeble seçilecek iğne kaliteleri, 1250-1251 olarak belirir. İlk günlerde, yami, ağustosun yirmisinden sonraki günlerde 1no., Eylül ve sonraki günler için ise sırasıle,1/0, 2/0, 3/0 olarak seçilmelidir. Çünkü, Ağustosun yirmisinden sonra görülen koruk lüferi, henüz pek iri değildir. Bu bakımdan, iri iğne kullanılmasını gerektirmez. Yukarıda değindiğimiz kalitelerin bir numarası başlangıç için en geçerli iğnedir.

Lüfer yeldirmesinin iğneleri, bedenlere bağlamanın iki yolu vardır. Birincisi, (Şekil 8-10) de gösterilen, iğne düğümü uygulaması, ikincisi de, ibrişim sarmasıdır. Düğüm uygulamsı, diğer takımlarda kullanılan bağlama şeklinin aynıdır. Yalnız, burada düğümden artan ve iğne sapı üzerinde görülen beden ucu nun biraz mesafeli olarak kesilmesi gerekir. Örneğin çökermelerde, düğümden arta kalan bedenin kısa ucuna,1.5-2.0 mm.lik bir boyut veriliyorsa, bu takımada, 2.5-3.0 mm.lik bir uzunluk vermemek lazımdır. Bu fazlalığa, bakır telin beden üzerine sarılması uygyulamasında, çok faydası görülecekdir.

İbrişim uygulaması için ise, düğüm sadecbedenin, iğne bağlanacak ucuna, üç sarımlı olarak vurulurve pense yardımı ile de iyice sıkıştırılır. Bundan sonra bedenin düğümlü ucundan sarkan fazla naylon, gene düğümden, 2.5-3.0 mm. kadar uzağından kesilir.

Bu şekilde ucuna köstek başı düğümü vurulan bedenin düğümlü ucu, iğne sapı üzerine yatırılır. Bedenin düğümlü ucu, iğne palasının arkasında kalacak ve düğüm ile iğne palasıarasındaki2.0 mm.lik mesafe ibrişim ile ve kazık bağı vurulmak suretile doldurulacakdır. Böylece düğümlü uç, iğne sapı üzerine yatırıldığı zaman, düğüm ile iğne palası arasındaki boyut 2.0 mm. olarak belirlenmiş olur. Bu mesafe, kazık bağı vurulmak suretile, ibrişimle dolduruldukdan sonra, bedeni kuvvetle çekip, sarımın sıkışarak, iğne palası dibine oturması sağlanır.

Bu şekilde iğnesi bağlanan beden, diğer işlemlerin uygulanabilmesi için, bir kenara bırakılır.

2.BEDEN

Bu takımda kullanılacak bedenin uzunluğu, 50-60 cm.yi geçmez. Kalınlığı ise, 0.30-0.35 mm.dir. 50-60 cm. olarak boyutlandırılan beden, kasa gözü oluşturulmasından sonra, 40-50 cm. uzunluğuna düşer ki , normaldir.

3.ÇELİK VEYA BAKIR TEL

Lüfer grubu balıkların, olta bedenlerini, gayet kolaylıkla kesip koparabildikleri bililnmekte olduğundan, lüfer avlamak amacı ile donatılan bir takımda ilk akla gelen şeyin, bedende çelik tel kullanılması olur. Halbuki, çelik tellerin takma sokulması, sağlamlık ve güvence yerine, daha geniş, kırılma ve kopmalara sebebiyet verir. Çünkü, çelik teller, gerek iğnelere, ve gerekse, bedenlere, ne türlü uygulama ile bağlanırsa bağlansın, eninde sonundamutlaka veya kırılır. Çünkü, olta ile yakalanan lüfer balıklarının, sudan çokarıldıktan veya balık iri ise, başısudan kesildikten sonra, çok hırçın hareketler yaptıkları görülür. Kendine has bir ayrıcalık gösteren bu tür hareketleri, başka hiç bir balıkta görmek mümkün değildir. Oltacılar, lüferin bu hırçın hareketlerine ‘Tırlama’ adını verirler. Tırlama, bir tür çırpınma veya silkinme demektir. Balıkdaki bu hareket, o kadar hızlı ve kuvvetli olur ki, askıya alınan balık, bedenibu hareketi ile mutlaka keser.Eğer bedende çelik tel kullanılmış ise, takım askıda iken, balığın silkinmesi, çelik teli eğip bükerek fena halde etkiler ve kırar. Bu kırılıp kopmalar genellikle, çelik tellerin bağlantı yerlerinden hemen gelişivermektedir. Bu bakımdan, Lüfer avlamak üzere donatılan yeldirme takımlarında, çelik tel kullanma yerine, sarma işini uygulamak, daha garantili sonuçlara gitmek demektir.

Sarma, beden üzerinin, pek yumuşak olan, elektrolit bakır tel ile gayet düzgün biçimde, sarılıp, katlanması demektir. Bu ise, pek kolaybir iş değildir ama, her nedense, beden ve köstekleri bukadar kolaylıkla keebilen lüfer balıkları, yumuşak bakır telle sarılan bedenleri, kolay kolay kesememektedirler. Nevar ki, bedenlerin, bakır tel ile sarılıp kapatılmaları zor olmakla beraber, hayli ustalık ister. Ağustosun yirmisinden sonra, koruk lüferini, yeldirme takımlarla avlamağa gönül verenlerin, kendi takımlarını, kendilerinin donatmalarına yardımcı olabilmek için, uygulamanın açıklamasında fayda görmekteyiz.

Bu iş için, gerekli beden ve olta iğnesi, belirtilen özellikde seçilerek alınır. Tarif edildiği şekilde, iğne bedene bağlanır. Bağlam işlemi ister düğüm ve isterse ibrişi yöntemi ile başarılsın, farkedilmez. Sadece, bağlam işleminde, oluşması istenen özelliklere, yer verilmesi yeterlidir.

Bağlamada asıl dikkat edilmesi gereken özelliklerden biri de,bedenin iğne palası arkasında kalmasına dikkat edilmesidir. Yani, beden üzerine konan köstek başı düğümünün, iğnenin sivri ucu önünde kalmasıdır. Bu gereksinmenin takımda yem takma bakımından çok büyük rolü olacağından uygulamasında fayda vardır.

Bedene bağlanmış iğnenin, sap kısmı üzerinde oluşan düğüm artığı 2.5-3.0 mm. uzunluğundaki naylon ip ucunun, iğne sapı üzerine düzgün bir şekilde yatırılmasından sonra, elektrolit bakır ile, naylon ipin bittiği yerden başlamak üzere,gene naylonipin kendisi ile oluşturulan düğüme doğru bir sıra kazık bağı vurulur. Eğer, bakır telin kalınlığı, oluşturulan kazık bağı ilmekleri ile, naylon ipin oluşturduğu, düğüm yüksekliğini bulmamış ise kazık bağı ilmeklerine, bir sıra daha devam edilerek, sarım yüksekliği ile, düğüm yüksekliği, bir hızaya getirilir. Bundan sonra artık, kazık bağı vurmaya gerek kalmaz. Sarıma geçilir. Sarım, bakır telin, bedenin oluşturduğu düğüm ile, bedenin kendisini, düzgün biçimde, sarıp katlaması demekdir. Sarım sonucu, telli müzik aletlerinin, kalın telindeki sarımın, aynı görüntüsünü vermelidir. İşin en ince noktasıda buradadır.

Sarımda kullanılacak bakır telleri, ya çarşı ve pazardan veya, kablo artıklarından, yeter uzunlukta olanları seçmelidir. Eğer bakır teller kablo artıkalarından seçilecek ise, onların zedelenmeden, üzerindeki, izalasyonlardan arıtılmaları gerekir. Böylece elde edilen, çok katlı çıplak bakır tellerden biri, gene zedelenmeden, diğer eşlerinden ayrılır. Ayrılan bir tek bakır telin uzunluğu, 50-60 cm.den az olmamalı ve bakır telin çap kalınlığı da0.15-20 mm.yi geçmemelidir. Gecerse, sarım kalın düşecegindentakımı ağırlaştırır ve coğu zaman yemi dipleterek avlanmayı bozar.

Böylece elde edilen bakır tel ile, yukarıda tarif edildiği şekilde, iğne sapı üzerine bir veya iki sıra kazık bağı vurulduktan sonra, ilmeklerin iğne sapına ve düğüm dibine, iyice oturup oturmadıklarına bakılır. Oturmuşlarsa, bakır tel koparılmadan, hafif hafif tartaklanarak çekiir ve ilmekler biraz daha sıkıştırılır.

Böylece telin iğne sapına ve düğüm dibine iyice yerleşmesi sağlanır.

Bundan sonra, sarıma, yani bakır telin bedene dolanması işine gecebilmek için,bedenin uzun olan iğnesiz ucunu serbest bırakmalı ve bakır teli de, iğnesapı ve bedene dikey duracak şekilde, sıkıca tutmalıdır. Sonra, üsten baş parmak, alttanda işaret parmağı ile, düğüm üzerine basmalıdır. Parmakalrın düğüme baskısı ne kadar fazla olursa, sarım o derece sıkı ve düzgün olur. Bu şekilde tutulan düğüm, parmaklar arasında bakır tele doğru ovalar gibi, tek yöne yuvarlanacak olursa, bakır telin düğüm ve sonrada, beden üzerine sarıldığı görülür.

Bakır tel sarımının, iğne üzerindeki düğümü güzelce kapattıktan sonra, iğne palasını da, aynı şekilde örtmesine izin verimez. Tel düğümü kapatır kapatmaz, sarımı beden üzerine aktarmalı ve iğne palası, serbest ve çıplak bırakılmalıdır. Bu oluşuma, yem takmada, şiddetle ihtiyaç duyulacaktır.

Tel sarımın, düğümü kapatmasından sonra, beden üzerine aktarılan düğümü, iğne palasının gerisinde ve dibinde kalan çıplak bedeni de, iyice örtebilmesi için, gerek iğne, ve gerekse beakır tel serbest bırakılır. Sarım, beden üzerinden iğneye doğru sıvazlanarak, beden üzerindeki tel halkaların iğneye doğru kaymaları ve ve bedenin çıplak kalmamsı istenen düğüm dibinin doldurulması sağlanmalıdır. Artık bundan sonra parmaklar, düğümü değil, bakır teli izleyecektir. Çünkü, tel, beden üzerine sarıldıkca, hem yürüyecek ve hem de, yürüme dolayısyla kısalacaktır. Yalnız, bu ovalamayı andıran yek yönlü yuvarlamada, bakır telin , yuvarlamyı uygulayan iki parmak arasından kaçırılmaması lazımdır. Kaçırılırsa, ya sarım hakaları bir biri üzerine biner veya aralıklı olarak sarılarak, spiral bir örüntü içine girer. Spiral oluşumu, sarımın iğneye doğru sıvazlama suretile kaydırılıp düzgün duruma sokma olasılığı vardır ama, tel halkalarının ist üste binmelerinin onarılma imkanı yoktur. Bu bakımdan bakır teli, iki parmak arasından kaçırmamağa, çok dikkat etmelidir.

Sarımın, beden üzerindeki boyutu, 8-10 cm.yi bulması halinde bakır tel ile beden üzerindeki sarımın bittiği yere, iki veya üç adet kazık bağı vurulur. Böylece son bulan sarım, bakır telin kazık bağı ilmeğinin dibinden koparılarak bitirilir.

Bundan sonra, beden üzerine, bir kasa gözü oluşturma işlemine gelinir. Bu iş için, bedenin serbest ucu , kendi üzerine katlanarak, oluşan büyük halka ile,gene bedenin kendi üzerine, iki veya üç sarımlı bir düğüm vurulur. Oluşturulan bu düğüm iyice sıkıştırıldıktan sonra, düğümnden artan kısa uç, kesilerek atılır.

Kasa gözü, bedenin, olta ipi ucundaki fırıldağa, kolayca takılıp sökülmesi bakımından yararlidır. Avlanırken, hızlı bir çalışma işine girildiği zaman, işe gerekli çabukluğu verme bakımından çok faydası görülür.

Balığın her yanlayışında, takımda oluşacak eksiklikve aksamalarla uğraşmak yerine,bedeni kasa gözü yardımı ile, olta ipinden ayırmak her halde kolay olsa gerekir. Çıkarılan sakat bedenin yerine, yenisini takmakta, aynı kolaylık içinde yürütüleceğinden, avlanma akasamaz. Bu sebeble, sarmalı beden hazırlıklarına girişildiği zaman, işi, bir tek beden yapıp bırakmamalı ve mümkün olduğu kadar çok beden hazırlayarak, avlanmaya gereken hızı vermeğe gayret etmelidir.

4.FIRILDAK:

Bu takımda kullanılacak fırıldak, 0.50-0.60 mm. Kalınlığındaki olta ipine kumanda edecek irilikde olmalıdır.

5.ŞAMANDIRA:

Bu takımda kullanılacak şamandırayı, yeldirmelere ait bilgilerde yeterince açıkladık. Burada sadece, bir yumurta sarısı iriliğindeki mantarı yarıya kadar yarmak ve üzerinde kuşak vurarak sıkıştırmak üzere, bir kenara koyup, hazır duruma getirmeği hatırlatmakla yetineceğiz.

6.KISTIRMA:

Kıstırmalarıda yeldirme bilgileri verirken, yeterince açıkladık. Kıstırmalr olta ipi üzerine takılarak, kelebeğe doğru kaydırılursa, kullanmadaki kolaylık, daha işin başında iken hazırlanmış olur. Kıstırmaların saytsı, avlanmak istenilen yerdeki akıntının hızına göre ayarlancağından, adet olarak belirtilmesine olnak yoktur. Sasdece ağırlığın yetersiz kalmasına, dikkat edilmelidir.

7.OLTA İPİ:

8.KELEBEK:

Bu iki elamanın özelliklerini de, daha önceki konularda verdik. Başkaca bir özellikleri olmadığından, daha fazla üzerinde durmğa gerekli bulmamaktayız.

4.14.2.LÜFER YELDİRMESİNN YEMLERİ

Bu takımda kullanılacak çok geçerli iki yem vardır.

1.Yaprak İzmarit,

2.Yavru Zargana.

Yaprak İzmarit, Ağustosun yirmisinden, Eylülün ilk yarısına kadar çok geçerlidir. Bu tarihten sonra yerini, yavru zarganaya bırakır.

Şimdi bu yemlerin iğneye takılış şekillerini görelim.

İzmarit balığı, lüfer yeldirmesine, bütün olarak takılmaz. Yaprak haline getirmek lazımdır.Bu amaçla balık sırt yüzgeçleri havaya gelecek şekilde ele alınır. Balığın başı, bilek yönünde kalmalıdıı. Sonra keskin bir bıçak, balığın kuyruk tarafındaki sırt yüzgeçi dibine ve bu yüzgeçleri kesecek biçimde dayanır. Bu durumda bıçak, balığın baş tarafına doğru yürütülecek olursa , sıurt yüzgeçleri dibinden ve boydan boya keser. Lakin bıçağın başa doğru yürütülmesinde, sırt yüzgeclerle beraber, sırtaki deriden de, bir miktar kesip amak lazımdır. Öyle ki, sırt yüzgeçlerinin he iki tarafından, kesilen balık derisi, yarım santimetreyi geçmemelidir. Böylece kesim, balığın ensesine kadar yürütülür.

Bu iş bitince, balık, karın tarafı yukarı gelecek şekilde çevrilir. Bu defa bıçak, kuyruk altındaki yüzgece takılarak, gene her iki taraftan yarım santimetre kadar deriileberaber kesilerek, bıçak, balığın galsaması altına kadar getirilir. Bu parçada çıkarıldıktan sonra, balık yan çevrilir. Bu defa bıçak, yan kanadın tam dibine yerleştirlerek galsamaya doğru hafifce eğmek suretile, balığın eti orta kılçığa kadar kesilir. Orta kılçık kesilmeyecekdir. Bıçağın orta kılçığa dayanması ile, kesim durdurlur ve bıçak bu defa, orta kılçığa paralel duruma getirilerk, kesilen yerden kuyruğa doğru yürütülür. Kesim kuyruk bileğine, hatta, kuyruk yelpazesinin başladığı yere kadar yürütülüp, parça filato halinde çıkarılır. Aynı şekilde balığın diğer tarafı da kesilip alındıktan sonra, çıkarılan filetoların, pullu tarafları alttakalacak şekildeyürütülüp yürütülmediği, kontrol edilmelidir. Eğer çıkarılan filatoların kenarlarında, pürüzlenmeler oluşmuş ise, bunların bıçakla alınıp, yemletrin düzgün bir görüntü içine alınmaları lazımdır. Nevar ki, bu onarmada, yemlerin kuyruk bileğini oluşturan bölümlerine, enlidir diye dokunulmamalıdır. Bu kısım doğal görüntüsünü korurusa, yemlerin iğneye takılmaları, aşağıda görüleceği gibi kolaylaşır.Çünkü, yemin üzerindeki duruşunu, bu bölüm sağlayacakdır.

Bu şekilde yem olarak kesilecek balığın, çok taze, bıçağın da, oldukca keskin olması gerekmektedir. Her iki gereksinmenin de, kesim sırasınca, yem balığının, sıkılıp eilmemesi ve etinin dağılmaması bakımından çok faydası vardır. Böylece birkaç balık kesilip, yem tahtasının bir kenarına istif edildikten sonra, üzerine ıslak bir bez örtülerek yemler korunur.

Bu şekilde hazırlanan yemlerin, iğneye takılma yöntemleri ise, şöyledir.

Islak bez altında muhafazaya alınan yemlerden biri alınır. Yemin kuyruk bileğinioluşturan sivri ucu, elin dışında kalaçak biçimde, sol elin işaret parmağı ile, orta parmağı arasında oluşan çizgi üzerine yatırılır. Ancak bu yatırmada, yemin pullu tarafı parmaklar üzerinde, elin tarafı dayukarıya dönük olmalıdır. Bu tür davranışın, iğnenin balık etine batırılması sırasında, sivri ucun parmaklara batmaması bakımından faydası vardır. Olta iğnesinin, yemin etli tarafındanbalık etine güzelce batırılabilmesi için, sol elin baş parmağı, iğnenin boyun bölgesine kuvvetlice basmalıdır. Bu şekilde kuvvet alan iğnenin sivri ucu, balık etini delerek iki parmak arasına zararsız bir şekilde girer. İğne ucu yemin pullu tarafından çıkınca, yemi, boydan boya kaydırıp, iğneyi beden bağlayan düğümden de geçirmelive beden üzerinde sarkması sağlanmalıdır. Sonra, yem, beden ile iğne palası arasına kıstırmalı ve iğne palasına dayanıp kalması sağlanmalıdır. Nevar ki, bu durumda, yemin pullu tarafı altta,yani iğnin sivri ucu yönünde kalmalıdır. Bundan sonra yem,iğne ucu üzerine yatırılarak, iğneyi boylayıp boylamadığına bakılmalıdır. Eğer iğneyi boylamıyor ve kısa kalıyorsa, olumlu değildir. Değiştirilmesi ve yerine daha uzun olanının aynı yöntemle takılması gerekir. Her halde yemin boyu iğne boyunu aşmamalıdır.

Bu durumda, yeni iğne boyunun bittiği yerden tutup, iğneyeyeniden ve pullu tarafından olmak üzere ve mutlaka tam orta yerinden (Yemin boylamasına iki eşit parcaya ayran yeri anlamındadır.) batırmak ve iğnenin sapı, yemin üzerine tam olarak yatacak ölçüde batırılmalıdır.Eğer yemde eğilme bükülme, kamburlaşma gibi göze hoş gelmeyen gelişmeler görülüyorsa, uygulama doğrudur. İğnenin yeme batırılmasında, hafif bir kabarma görülecek olursa bu kabarmanın, yemin, çekilip sündürülmesi suretileonarılması mümkündür. Ama, aşırı kabarmalrın onarılması veya onarılmaya çalışılması olumlu sonuç vermez. Bu durumda yem kullanılırken döner ve avlanmayı bozar.

İğne ucunun, balık etine her batırılmasından ve karşı tarafa cıkmasından sonra, mutlaka silinmesi gerekir. Çünkü iğnenin battığı yerdeki balık pullaırndan birinin, iğne ucuna takılıp kalması uzak bir ihtimal değildir. Bu oluşum, iğnenin, yeme yeme gelen balığın ağzına batmamasına sebeb olabileceği unutulmamalıdır.

Şimdi takımda son görüntü şudur.

Birinci takılan yem, iğnenin palasına asılı durumda kalacakve iğne ucuda bunun ortasından geçerek, havada ve boşda dik olarakduracakdır.

İkinci yem, iğnenin havada kalan ucuna, kuyruk yönünden takılarak, boşta sallancakdır.

Birinci yem, akıntı etkisi ile, iğnenin dik durmasını, ikinci yemde, yelpazelenerek,yemin hareketlenmesini sağlayacaktır.

İşte koruk Lüferinin, yeldirme takımında, İzmarit yemi kullanılarak avalnma şekli budur.

Nevar ki, sarmaya rağmen, lüfer balığı genede bedeni kesebilir.Bu durumda, eli kolu bağlı kalmamak için, sarmalı bedenin fırıldağa bağlanması gereken ucuna da, kasa gözü oluşturulması unutulmamalıdır.

Günler ilerledikce, İzmarit balığı, yerini zarganaya bırakır. Durumu, lüferin yeme gelmemesi, pek açık biçimde belirler. O zaman yavru zargananınyem olarak kullanılması girişimine yönelmelidir. Bu değişiklik karşısında, elbetteki takımda bir değişiklik yapılmasına ve yem takma işleminde de, bazı aygıtlaın kullanılmasına ihtiyaç duyulur.

Bilindiği gibi, Zargana balıkları uzun yapılı yuvarlak gövdelidir. Tek iğneli balıkalarda bu balıkları, gereği gibi, iğne üzerinde tutmak oldukca zordur. Balığın bütün olarak kullanılması zorunluluğu da bu güçlüğe eklenecek olursa, durumu ne kadar önemle ele alınması gerektiği hemen anlaşılır. Halbuki, balık yanlayıp veya yanlatılıp yeme gelmeğe başladığı zaman, verimi artırbilmek için, avlanmaya elden geldiğince hız vermek ve çabuk hareket ederek, zaman kaybına sebebiyet vermemek lazımdır. Bu durumda elbetteki takım elde bulunan şekli ile kullanılacaktır. Bu takdirde avlanma çok ağır ve bereket de o ölcüde kısır kalacaktır. Ama gereken işlemlere yönelme çabaları gösterilecek olursa, beklenenden daha iyi berekete bağlamanın yolu bulunmuş olur. Bu yol, takımdaki sarma boyutunu uzatmak ve uzatılan sarma üzerine de, birden fazla iğne takma girişiminde bulunmaktır.

Takımın tek iğneli olarak kullanılması zorunluluğu karşısında izlenilmesi gereken yol şudur.

Bu durumda, sarmanın bitirilmesinden sonra, bedene kasa gözü, oluşturma çabalaırna girişilmez. Çünkü, bu durumdaki takımn iğnesine takılması gereken zargana balığının, ayrı bir yönteme tabii tutulması zorunludur. Bu yöntem, şemsiye teli ve benzeri durumdaki bir şiş ile ancak gerçekleştirilebilir. Bilindiği gibi, şemsiyelerin kenarlarına raslayan teller hem çelik hem ince ve hem de, uçlarının santimetre kadar gerisinde birer delik bulunur. İşte bu teller alınır. Uçları sivriltilir veya keskinleştirilir ve deliğine de bedenin iğnesiz ucu geçirilerek zargananın kuyruğuna yakın bulunan sırt yüzgeçinimn dibine ve gövdeye paralel biçimde batırılır. Şensiye teli veya,benzeri durumundaki şiş, balığın orta kılçığı kırmadan, yütüldüğü sürece, peşinde bedeni de sürükleyeceği için, son olarak balığın ağzından çıkar. Balığın ağzında görülen şemsiye teli veya benzeri aygıt, ucundan tutulup çekilecek olursa, beden yem balığının içinde yürütülerek, en son iğne palası ile sapınnın, balık etine gömüldüğü ve iğne ucunda ki, balığın sırt yüzgeci dibinde, havaya kalkık olarak durduğu görülür. İşte kasa gözü uygulamasını bu çabalardan sonra oluşturmak daha olumludur. Aynı zamanda, yemlerin bedenlere, avlanmaya çokmadan önce takılıp hazırlanmalarının gerektiğini gösterir.Bu amaç için, sarmalı bedenlerin de çok sayıda hazırlanmaları gerçegini de ortaya koyar.

Yukarıda tarif edildiği şekilde, iğne üzerine takılan zarganaların gagalarını kırdıktan sonra, balığın ağzını, bedenle beraber sarıp sıkıca bağlamalıdır. Bu bağlama yapılmazsa, beden üzerinde iğneye doğru bükülür ve av dönerek avlanmayı bozar.

Tek iğneli takımlarda (yeldirmelerde) zargana balığının yem olarak kullanılması isteğinde, yemin iğneye takılmasının ikinci yöntemi de şudur.

Sarmalı bedenin iğnesi, balığın ağzından sokulur ve galsamadan çıkınca, beden çekilerek uzatılır. Boşta kalan iğnenin ucu, balığın yanlarından değil, sırtının tam ortasından çıkmış olmalıdır. Bundan sonra gene zargana gagası, tam orta yerinden kırılıp bedenle beraber, ibrişimle sıkıca ve geri doğru kaymayacak şekilde, sarılıp bağlanmalıdır. Bu şekilde balığı olta takımı üzerinde düzgün bir şekilde tutmak mümkündür ama, iğnenin yemi ağızlayan lüferin ağzına batma şansı azdır. Durumu garantili duruma sokabilmek için, sarmalı beden üzerine, belli aralıklarla eklenen iki neya üç iğne, takılma şansına daha büyük bir gelişme ile yaklaşma fırsatını verir. Bu iş, bakışda kolay gibi görülebiliyorsa da , aslında tek iğneli takımdan da zordur. Çünkü, bir sıra iğneyi, yumuşak bir beden üzerinde iken, belli aralıklarda balıpın etine batırmak, hayli marifet ister. Bu sebeble yummuşak bedenin, sertleştirilmesi yolu düşünülmüştür. O da, şöyle olur.

0.50 mm. kalınlığında, galvanizli bir çelik tel alınır. Bunun bir ucuna, bir fırıldak, sarma ve kıvırma yolu ile bağalnır.Telin diğer ucuna, ibrişimle ve kazık bağı vurmak suretilye, 1251 kalitenin 2/0 iriliğindeki iğne bağlanır ama, dah önceki kazık bağlarının, tel üzerinden sıyrılıp kaymalarını önlemek için, telin ucuya hafifce dövülerek yassılaştırılmalıdır. O zaman sıkı sıkıya vurulan kazık bağlarının, sıyrılıp kurtulmaları şöyle dursun, inadına sıkışır ve iğneyi istenildiğin de sağlam bir şekilde,

yerinde tutar. Ancak, kaxık bağı ilmeklerinin, düzgün ve asla birbirleri üzerine, binmemeiş olmaları lazımdır. Diğer taraftan, tel üzerine bağlanan ikinci ve üçüncü iğne uçlarının da, aynı hizada bulunmaları gerekir. Bunun için iğnelerin bağlandığı tel, düz yüzeyli bir tahta üzerine yatırılıp bu durum kontrol edilir.

Bu bağlanmayı, ibrişim kullanma yerine, iğneleri tel bedene, lehimlemek suretiyle oluşturanlar da vardır.

Yemin, çok iğneli olan bu beden üzerine takılması yöntemine gelince:

Tel beden, dikkatli ve titiz bir çalışma ile, hazırlanmış ise, yemin bedene takılması işlemi, zor olmaz. Sadece tel bedenin, fırıldaklı ucunu, balığın galsamasından sokup ağzından çıkarmakla işe başlanır. Sonra, bedenin son iğnesi, balığın sidikliği deliğine, fırıldak yönünde kalan iğnenin de, balığın kafa bölgesinde, her nereye rastlıyorsa oraya iliştirilmesi, yani, her iki iğnenin de hafifce batırılmaları yeterlidir. bundan sonra, balık düz yüzeyli yem tahtası üzerine yatırılır ve bir elle de üzerine hafifce bastırıldıktan sonra, beden , fırıldaklı ucundan tuulup, ırgalayarak başı yönünde çekilecek olursa, iğnelerin iliştirildikleri yerlere batarak, bedenin balığın karnı altına yerleştiği görülür.

Bundan sonra, yem olan zargananın gagası, gene orta yerinden kırılır ve ibrişimle bedene sıkıca bağlanır.

Böylece, çok iğneli lüfer yeldirmesinin, zargana ile yemlenmesi tamamlanmış olur. Gel gelelim, akıntının hafiflemesi halinde bile olsa yeme daha çok harreketlenme imkanı verebilmesi için, ona bir işlemin daha uygulanması yararlı olur. Böylece yemin daha çekiçi duruma sokulduğu düşünülür.

Sudaki hareketlere karşı, pek fazlı duyarlı olan lüferlere bu ilgilerini daha çok artırabilmek için, şak şak uygulamsının pek etkili olabildiği görülmüşdür. Şak şak, balığın kuyruk bölümünde kalan orta kılçığının, sidikliği hizasına kadar, çıkartılıp atılması demektir. Amaç için bıçak, yem olan zarganamız, yanlamasına olmak üzere, tam kuyruk yelpazesi dibine yerleştirilir. Balığın eti azıcık kesildikten sonra, bıçak, orta kılçığa paralel bir durum alacak şekilde yatırılır. Ve bıçak orta kılçığı kesmeden, sidikliğe doğru yürütülür. Kesim, sidiklikdeki iğneye yaklaşınca durdurlur. Durulan yerde, orta kılçık ya kesilmeli veya, kırılmalıdır. Bu defa bıçak ters yönde, yani, yemin kuyruk yelpazesi yönünde yürütülecekdir ama, orta kılçığın çıkarılmasına yönelik olacağı için, kesimi, yemin alt yanında kalan, eti ile dersini kesmeyecek biçimde yürütülmelidir.Böylece, kuyruk yelpazesi dibine kadar getirilen bıçak orada durdurulur ve orta kılçık bıçağın durduğu yerden kırılıp çıkarıldıktan sonra atılır.

Yem olan zargananın, sidikliğinden sonra kuyruğu yönünde kalan etli bölge, uzunlamasına iki parcaya ayrılmış ve kuyruk yelpazesi de, bu parçalardan biri üzerinde, asılı kalmıştır. Bu yöntem, ölü ve bütün olarak kullanılması gereken her türlü yem balığına uygulanması gereken her türlü yem balığına uygulanabilir. Zokalı takımlarla, torik ve palamut avlama çalışmalarında da, çok kullanılır.

İşte Ağustosun yirmisinden sonra, yeldirme ile koruk lüferinin avlamanın yolu budur. Eğer havalar soğumadan, bölgede palamut görülürse, aynı takımla palamut hatta, varsa torik bile avlanabilir. Ancak durumun oluşması için, zamanın ilerlemiş ve takımda da yem ayrıntılarına gitme zorunluluğu belirmiş olsun.

Nevar ki, torikde olsun, palamutta olsun, ser, sivri ve keskin dişler bulunduğu halde, bu dişlerin, lüfer gibi, beden ve köstekler üzerinde etkili olmadığı görülmektedir. Duruma, bu balıkların önde kalan seyrk dişleri sebeb olmaktadır. Bu bakından, torik ve palamut avında kullanılacak yeldirmelere, sarmalı beden veya, çelik tel koymağa gerek duyulmaz. Sadece em ayrıntılarına girilerek, bereketi artırma çareleri aranır. Çünkü sularımızda bu balıkların görülmeleri ile, Uskumru, Kolyoz balıkları ve bunların vonoazlarına, bol miktarda rastlanabilmektedir. Torik ve palamut yeldirmelerinin yemlerini de, bu balıklar oluşturur. Nevar ki bu sıralarda zaman ilerlemiş ve sular soğumuştur. Bu sebeble, balıkların derin sulara çekilmeleri normaldir. Bu yüzden, torik ve palamut yeldirmelerine, uzun ömürlü bir takım gözü ile bakamayız. Başka takımlar kullanrak, daha iyi sonuçlara gitmenin yollarını aramak çok daha iyi olur.

Diğer tarafdan, denizlerdeki baz yerler, dip özelikleri sebebi ile, bazı balıklarn yemlenmek üzere, durup eğlendikleri ve zaman zaman da, türlü belirtilerle, var oluşlarını ıspatladıkları görülür. Pek seyrek olmakla beraber, beliren ve balık varlığına, inandırıcı kanıtlar gösteren böylr yerlere ‘Balık yatağı’ adı verilir.Böyle bir oluşuma rastlanacak olursa, avlanma hem sürekli ve hem de, pek bereketli olur. Bu oluşma, her bir cins balık için ayrı ve her biri de, ayrı ayrı yerlerde kendini gösterir.Örneğin; taşlık kıyılarda Karagöz dere ağzında Levrek, kıyılarda hayli uzak bulunan, adacık, büyük kaya yüksek ve topukların eteklerinde veya burun başlarında bu tür belirtiler görülebilmektedir.

4.13.3.LÜFER YELDİRMELERİNİN KULLANILMALARI

Lüfer yeldirmelerinin kullanılabilmeleri için, mutlaka sandala ihtiyaç olduğuna daha önce değinmiştik. Bu sandal, akıntının pek az olduğu veya tamamen durduğu yerlerde, kürekle gezinmek ve gene akıntının normal olduğu yerlerde, demirlemek suretile kullanılır. Bu konuda sandal demirlemenin iki yolu vardır. Biri, tek demirle, sandalı salpaya bırakmak, diğeri de, çift demirle tonozlamakdır. yerine göre her iki yönteme de, ayrı ayrı ihtiyaç duyulmaktadır.

Lüfer yeldirmesinin kullanılacağı yer tasarlandıktan sonra, bu yerdeki akıntının yönü ve şiddeti araştırılır. Çünkü takımın o yerdeki akıntıya uyacak nitelikte hazırlanması gereği vardır. Durumu kestirebilmek için, denize, parlak görüntü verebilen cisimler atılır. Eğer havada esinti yoksa, bu cisimler akıntıya uyarak sandaldan hemen uzaklaşmya başlar.Gerçi, sandalın kendiside akıntı yönünü belirler ama, hızını kestirme fırsatını vermez. İşte suya atılan parlak görüntü veren bu cisimler, uzaklaşma hıları ile akıntının yön ve hızını hemen belirler. Bu çalışma donatılacak yeldirmenin, ne tür gereksinme içinde olacağını veya, olması lazım geldiğini belirler. Suya atılan cisimlerin, uzaklaşma hızları ağır ve yavaş ise, takım, şamandıra hızlı ise, kıstırma işlemi içinde olacak demekdir. Bu durum tespit edildikten sonra, sandalın demirlemesi işine girişilir. Tek demirle işe girişmek biraz zor olur. Çünkü, her sandal, akıntılı bir yere demirlediği zaman o yere civilenmiş gibi durmaz. Gezinir. Sandalın gezinmesi, olta ipinde boşluk yaratacağı için, olumlu saylmamaktadır. Eğer bu gezinme, sandalın yapı hatasından ileri geliyorsa, onarma çaresi yoktur. Ama akıntı bu gezintiye sebebiyet veriyorsa,çare bulmak zor değildir. Usta bir göz durumu hemen farkeder ve gereken tedbiri alır. Zaten, her sandalın kendine has özelliği, sahibi tarafından bilinmektedir. Bu sebeble tedbir yoluna girme çabalarına girişilebilir.

Tek demir üzerinde gezinen sandalı, istenildiği şekilde ve olduğu yerde tutabilmek için, şu tedbirlere başvurulur.

Önce, demir ipine verilen kalama boyu kısaltılır. Yalnız bu kısaltma, sandalın salantılarla, demiri yerinden oynatamıyayacak ölcüdeki, kasıntı ile ayarlanır. Bu durumda sandal gene geziyor ise,

demir ipi, baş bodaslama yerine, kıç bodaslamya bağlanır. Gene gezinme önlenmemiş ise, sandalda yapı kusuru var demektir. O zaman tonazlama zorunlu olur ve o yola gidilir.

Tonozlamayı daha önceki konularda tarif ettik. Bu sebeble ayrıca üzerinde durmuyoruz. Sadece, tonozlamnın bazı özelliklerine de değinmeden geçemiyeceğiz.

Bu tür tonozlamada, birinci demir, avlanılacak yerin kıyı yüzüne bırakılır. Eğer avlanma, taşlık, kayalık veya burun başında yürütülecek ise, ilk demirin avlanma için en uygun görülen yere bırakılması düşünülmelidir. Elbette işe başlarken, takımın koyu verileceği yer kestirilmiştir. Eğer bu yer ikinci demirin bırakıldığı yere, biraz uzak kalıyorsa, demir ipini şamandıraya bağlayıp, ipin batarak bel vermesi önlenmelidir. Sonra demirin bırakıldığı yerin altına veya üstüne düşmemek şartıle, açığa doğru yol alınır. Bu aşılmada, takımın koyuverilmesi istenen yerden, bir hayli uzaklaşılması şarttır. Şunun için ki, açığa bırakılacak ikinci demirin ipi, avlanma sırasında, yeme yakın kalıp, görüntü vermemelidir. Ayrıca, sandal, iki demir arasına sıkıca bağlandığı zaman, gerilen ip, akıntı etkisi ile titrer ve tınlamaya benzer sürekli bir ses verir. Bu çeşit sesden, demir ipini gevşetmek suretle kurtulma yolu vardır ama, bu defa da, sandal, durması gereken yerini değiştirir. Bütün bunlara meydan vermemek için, ya demir ipine birer sağlam şamandıra vurulmalı, veyademir ipleri, ayarlı biçimde kullanılarak, sandalın, takımın koyuverileceği yere en uygun düşecek noktaya düşürülmesine gayret edilmelidir. Böylece tamamlanan demirleme işinden sonra, rahatlıkla avlama işine girilebilir.

Gerek takımın koyuverilmesi gerekse, yemlenmesai konuları, daha önce açıklanmış olduğundan, burada sadece, yakalanan balığın, ne tür bir çaba ile, sandala alınması gerektiğine değineceğiz.

Genelikle lüfer yeldirmeleri gece kullanılacak olursa, daha başarılı sonuçlar alınır.Bu gereksinmeye de önemle değindikten sonra, Lüfer grubu balıkların yemi kapmalrından sonra, hiç bekledilmeden, çekip alınmalarına da, aynı önem verilmesi gerektiğine işaret etmek isteriz. Hatta bekletmek şöyle dursun, balığı çekerken, birkaç saniyelik duraklama bile, takımın kesilmesine yeterlidir.Çünkü, bu grup balıklar, oltaya yakalandıkları zaman, ilk anlarda neye uğradıklarını pek anlayamazlar. Bu yüzden azıcık direnir ve çekme gücüne kısa bir süre için, karşı koyarlar. Ama bakarlar ki kurtuluş çaresi yoktur, o zaman takımın uzantısı yönüne doğru, hücüm ettikleri görülür. Durumu, takımın birden boşalması belirler. İşte bu anda gecikilecek olursa, takımın hemen kesiliverdiği görülür. Onun için takıma balık düştüğü zaman, irisine ufağına bakılmadan, süratle çekilip almak gerekir. Öyle ki çekme işinde balığa hiç aman vermemelidir. Yoksa gitti gider, adı kalır. Zaten yakalanmış lüferi, hızla çekme işine girişildiği zaman, onu hemen yüzlediği ve durmadanda, olta ipine doğru sıçradığı görülür. Amacı, kendisini çeken ipde, boşluk yaratmak ve boşlukdan yaralanıp,olta ipini veya bedeni bir an içinde kesebilmekdir. İşte başarı olta ipini çekenin, ona bu fırsatı vermemesinden ibarettir.

Piri Reis’in Kullandığı İzdüşüm Yöntemleri

Salı, 06 Kasım 2007

PİRİ REİS’İN KULLANDIĞI İZDÜŞÜM YÖNTEMLERİ

Piri Reis’in yararlandığını söylediği haritalar çeşitli ülkelere ait olup, bunların çeşitli ölçekleri ve birçoğu aynı izdüşüm sistemli olsa dahi bazılarının daha başka izdüşümlü olması olasılığı vardır. Bunların bazıları çok yeni, bazıları da yüzyıllara aittir. Bu haritalarda kullanılan deniz mili ölçü sistemi de değişiktir. Piri Reis bir kartograf (haritacı) olmayıp, mesleğinin gereği harita ve pusula ile ilgisi olup, pergel kullanan bir denizcidir. Birçok haritanın ölçekleri ve izdüşümlerini haritasının izdüşümüne çevirerek ve mil ölçeklerini kıyaslayarak, her ne kadar “matematiksel bir temele dayanmadığı” şeklinde yanlış olarak yapılan anlamsız iddianın aksine; matematiksel olarak düzlem trigonometri prensiplerine göre yapılmış olduğu kanıtlanmıştır. Bu prensibe dayanan izdüşüm sistemi haritanın tamamlandığı 1513 yılından 56 yıl sonra Gerard Mercator tarafından bulunacak; Ekvatora teğet silindirik izdüşüm, denizcilerin kullanacağı tipteki haritaların çizilmesinde, enlem aralıklarının ortalamaları için o zamanlar bilinmeyen logaritmanın 1614’de bulunup kullanılır hale geldiği 1624 yılına kadar 55 yıl daha geçmesi veya beklemesi gerekecekti.

Harita yapımında, iki türlü projeksiyon (izdüşüm) yöntemi kullanılmaktadır.Bunlardan birincisi yukarıda bahsedilen Mercator’un bulduğu ve kendi adıyla anılan projeksiyon yöntemidir.Bu yöntemde şeffaf bir küre üzerine çizilmiş ve ortasında bir ışık kaynağı bulunan dünya haritası yarı saydam bir obje ile, örneğin yarı saydam bir kağıt (mulaj kağıdı ) ile kaplanmış bir silindirin içine koyulur.Işık kaynağından gelen ışık küre üzerindeki dünya haritasının izdüşümünü, silindirin üzerindeki kağıda düşürür bu kağıt açıldığında – ki bu bir dikdörtgendir – harita, düzlem üzerine geçmiş olur. Günümüzde haritalar uydu ve bilgisayar yardımı ile yapılmakla birlikte temel yöntem hala aynıdır.

Kutuplara yakın bölgelerde ise kürenin üst kısmının silindirin kenarlarına olan mesafesi arttığından şekiller (izdüşümler) bozulur. Bu nedenle kutuplara yakın bölgelerde ve kutuplarda silindir yerine koni kullanılır ve bu projeksiyon yöntemine nomonik projeksiyon adı verilir.

Haritanın çiziminde kullanılacak olan izdüşüm sistem hesaplarının Arap aleminde 1030 yılında bilinmekte olduğunu Biruni’nin eserinde yapılmış olan açıklamalardan öğreniyoruz. İzdüşüm geodezi’de “…yer elipsoidini harita düzlemi üzerinde matematik olarak gösterme metodudur…” diye tarif edilir. Piri Reis yerkürenin eğik bir yüzeye sahip olduğunu açık denizlerde gezmesinden dolayı karada yaşayan bir kimseden daha iyi bilmektedir. Mesleği gereği hep ufuk arkasından görünecek gemileri kollamıştır.

Marinus’tan kopyalanmış, Arap’lardan öğrenilmiş demek boş sözlerdir. Harita matematiksel bir temele sahip olmasaydı hesaplanan koordinatların birçoğunun sıfır hataya sahip mevkiler haritaya nasıl markalanmış olacaktı? Bu mevkilere birkaç örnek olarak; Karayip Denizinizdeki rüzgar üstü adaları, Arjantin’deki Negro Nehri, Cape Verde Adaları, Azor Adaları, Amazon nehri gösterilir

Haritanın en büyük özelliği kıtaların ekvatora doğru genişleyip ,şişkinleştiği ; kutuplara doğru ise uzayıp , inceldiğinin görülmesidir.Bu normalde klasik harita yapma yöntemlerinde kullanılan ne merkator projeksiyon yöntemi ne de kutuplara yakın bölgeler için kullanılan nomonik projeksiyon yöntemlerinin biri veya beraber kullanımı ile elde dilemez.Bu ancak atmosferin 80-90 km üzerine çıkılıp uzaydan dünyaya bakış sonucu elde edilebilecek bir görüntüdür.Çok ufak hatalara ve farklılıklara rağmen uzaydan dünyanın ve kıtaların görünümü ile Piri Reis’in haritaları çakışmaktadır.