‘CoÄŸrafya’ Kategorisi için ArÅŸiv

Coğrafi Bölgeler (7 Bölgenin Hepsi Birden)

Salı, 06 Kasım 2007

KARADENİZ BÖLGESİ

KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Yurdumuzun kuzeyinde, Sakarya’nın doğusundan Gürcistan’a kadar Karadeniz’e paralel olarak bir şerit gibi uzanır.

Gürcistan, D. Anadolu, İç Anadolu ve Marmara Bölgeleriyle ve adını aldığı deniz ile komşudur.

ALANI VE NÜFUSU:

Gerçek alanı olan 143.537 Km2 ile Türkiye topraklarının %18’ini kaplar. Alan bakımından 3. Büyüklükteki bölgemizdir. Bölge Doğu-Batı doğrultusunda 1400 Km, Kuzey-Güney doğrultusunda 100-200 Km ile bir şeride benzer.

Nüfusu 2000 sayımına göre 8.4 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 59 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:

1.Batı Karadeniz

2.Orta Karadeniz

3.Doğu Karadeniz

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Kıyıları:

Dağlar kıyıya paralel olarak uzandığı için kıyılar az girintili-çıkıntılıdır. Bu kıyı tipine Boyuna Kıyı Tipi denir.

Tek doğal limanı Sinop’tur. Arkasındaki dağların ulaşımı zorlaştırması nedeniyle fazla gelişmemiştir. Buna rağmen Trabzon, Samsun gibi limanlar yapay olmasına rağmen ulaşımları sayesinde gelişmişlerdir.

Bu kıyı tipinde bir kıyı aşındırma şekli olan Falez (Yalıyar) çok görülür.

Dağları:

Batı K.: Küre (İsfendiyar) Dağları, Bolu Dağları, Ilgaz Dağları, Köroğlu Dağları

Orta K.: Canik Dağları

Doğu K..Karadeniz (Rize) Dağları ( Zirvesi: Kaçkar D.3932), Giresun Dağları,

Çimen, Kop, Mescit, Akdağ ve Yalnızçam Dağları

D. Karadeniz’de Zigana ve Kop geçitleri vardır.

Akarsuları:

Bartın Çayı (Ulaşım yapılabilir.), Yenice (Filyos) Çayı

Kızılırmak (Türk.’nin en uzun ırmağı), Yeşilırmak ve Çoruh (Gürcistan’dan dökülür.)

Ovaları:

Kastamonu, Bolu ve Düzce Ovaları. Bafra ve Çarşamba Delta Ovaları

Gölleri:

Sera ve Tortum gölleri (Heyelan Gölleri), Abant ve Yedigöller. Baraj Gölleri: Almus, Suat Uğurlu, Hasan Uğurlu (Yeşilırmak), Hirfanlı ve Altınkaya (Kızılırmak), Sarıyar (Sakarya)

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Bölgenin kıyı kesiminde Karadeniz İklimi görülür. İklim bu alanlarda her mevsim yağışlı ve ılımandır. En fazla yağışı sonbaharda, en azını yazın alır. Bitki örtüsü Ormandır. Bölge orman bakımından ilk sırada gelir. Yağışlı ve ılık olduğu için yangın çok azdır. En fazla yağış alan bölgemizdir. Rize’de en fazla alan şehirdir.

İç kesimlerde iklim karasallaşır. Dağların bu güney yamaçlarında yazları sıcak ve kurak kışları soğuk ve kar yağışlı bir iklim görülür. En fazla yağışı ilkbaharda, en azını yazın alır. Bitki örtüsü ise buralarda Bozkırdır.

Yağışın bol olması sayesinde orman ve akarsuların debileri (su miktarları) fazladır. Yağışın yeterli olması sayesinde nadasa bırakmanın en az olduğu bölgemizdir. Bölge kuzeye yakın olduğu için güneşten yararlanma süresi azdır, gölge boyu uzundur, gece-gündüz süresi arasında fark en fazladır. Kimyasal çözülmenin de en fazla olduğu bölgemizdir.

TARIM VE HAYVANCILIK:

Fındık: Ordu ve Giresun çevresinde. Türkiye’de ve Dünyada 1.Sıradadır.

Çay: Rize kıyılarında. Bol yağış ve yıkanmış toprak ister. Türkiye’de 1.Sıradadır.

Tütün: Orta Karadeniz ve Bolu-Düzce ovası. Yağışı sevmez. Türkiye’de 2.Sıradadır.

Mısır: Bölgenin yağışlı kıyılarında. Bölgede tüketilir. Türkiye’de 1.Sıradadır.

Şekerpancarı: Orta Karadeniz’de, Soya Fasulyesi ve Keten-Kenevir: Kastamonu, Sinop, Zonguldak ve Ordu’da. Tahıl: Karasal iklimin görüldüğü iç kesimlerde. Sebze ve Meyve: Sulamanın yapılabildiği kıyı ve iç ovalarda. Zeytin ve Turunçgiller: D. Karadeniz’de az bir alanda yetiştirilir.

Kıyı kesiminde yağışlı ve gür otlaklara sahip alanlarda büyükbaş hayvan, iç kesimdeki düzlüklerde ise küçükbaş hayvan yetiştirilir. Arıcılık ve balıkçılıkta diğer hayvancılık faaliyetleridir.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:

Taşkömürü: Zonguldak , Bartın ve Kastamonu’da. Türkiye’de tek.

Bakır: Murgul (Artvin), Küre (Kastamonu), Çayeli (Rize). Türkiye’de 1.Sıradadır.

Linyit: Bolu, Çankırı, Amasya, Samsun, Ankara’da. Demir: Ordu’da.

Manganez: Trabzon, Artvin, Amasya ve Kastamonu’da çıkarılır.

ENDÜSTRİ:

Demir-Çelik Sanayisi: Karabük ve Ereğli’de. Bakır Tesisleri: Samsun’da.

Şeker Sanayisi: Turhal, Amasya, Suluova, Çorum, Kastamonu ve Çorum’da.

Tütün Sanayisi: Samsun ve Tokat’ta. Kağıt Sanayisi: Batı Karadeniz’de.

Çay Sanayisi: Rize ve çevresi. Fındık Sanayisi: Ordu ve çevresi.

Gıda ve Dokuma Sanayisi: Büyük kentlerin yakınlarında Kurulmuştur.

NÜFUS VE YERLEŞME:

2000 Sayımına göre bölgenin nüfusu 8.4 Milyondur. .Nüfus yoğunluğu Km2’ye 59 kişidir. Nüfus yoğunluğu bakımından Doğu Anadolu’dan sonra en az 2. yoğunluktaki bölgedir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. Çünkü bölgenin geçim kaynakları kısıtlı olduğu için çok göç verir. Nüfus kıyı bölümüne, iç ovalara ve Batı Karadeniz’deki maden ve sanayi alanlarına toplanmıştır.

Nüfus Artış Hızı %o 4’tür (Türkiye %o18.34) Yeryüzü şekilleri nedeniyle Dağınık Kır Yerleşmesi çok görülür. Ev yapımında ağaç sık kullanılır. Nüfusun %51’i kırsal kesimde yaşar (Türkiye’de % 35) , Halkı genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşır.

TURİZM:

Bolu’da Abant Gölü ve Yedigöller. Kastamonu’da Safranbolu Evleri. Bolu-Kartalkaya ve Ilgaz Dağlarında Kayak Turizmi. Samsun ve Tokat’ta Kaplıcalar. Trabzon-Maçka’da Sümela Manastırı.

Plajlar ve Karadeniz Yaylalar.

TARİHİ ÖNEMİ:

Samsun M. Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Anadolu’ya ayak bastığı yerdir. Havza, Tokat ve Amasya Milli Mücadeledeki diğer önemli kentlerdir.

Kastamonu’da M. Kemal’in şapka takarak. Kılık Kıyafet İnkılabını başlattığı şehirdir.

BÖLGE HAKKINDA NOTLAR:

Ø Alan bakımından %18 ile 3. Büyük bölgemizdir.

Ø Kırsal nüfusun en fazla olduğu bölgemizdir.

Ø Ormanlarımızın %27’sine sahip olarak 1.Sıradadır.

Ø En fazla yağış alan bölgedir.

Ø Nadasa bırakmanın en az olduğu bölgedir.

Ø Temel geçim kaynağı tarımdır.

Ø En çok göç veren bölgedir.

Ø Güneşten yararlanma oranı en az bölgedir.

Ø Gölge uzunluğu en fazla bölgedir.

Ø Gece-Gündüz süresi arasındaki farkın en fazla olduğu bölgedir.

Ø Kimyasal çözülmenin en fazla olduğu bölgedir.

Ø En fazla heyelan olan bölgedir.

Ø En fazla falez (yalıyar) olan bölgedir.

Ø Çay, Fındık, Mısır, Keten-Kenevir, Soya Fasulyesi üretiminde 1. Sıradadır.

Ø Taşkömürünün tamamı ve Bakırın yarısı bu bölgeden sağlanır.

Ø Kereste en çok Sinop, Kastamonu ve Bolu’da üretilir.

Ø Boyuna kıyı tipi görülür.

Ø Sıcaklık ortalaması 14-15 derece, yağış ortalama 1000 mm’dir.

Ø Çatalağzı Termik Santrali bu bölgededir.

Ø Kızılırmak Türkiye’nin en uzun ırmağıdır.

Ø Batın Çayının kısa bir bölümünde akarsu ulaşımı yapılabilmektedir.

Ø Yeryüzü şekilleri nedeniyle İnsan ve hayvan gücüyle tarım yaygındır.

MARMARA BÖLGESİ

KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Ülkemizin kuzey-batısında yer alır. Bulgaristan, Yunanistan, Karadeniz, Marmara ve Ege Denizleri, Karadeniz, Ege, İç Anadolu ve Karadeniz Bölgeleri ile komşudur.

ALANI VE NÜFUSU:

Gerçek alanı 67.306 Km2. Ülke yüzölçümünün %8.5’ini kaplar. 6.Büyüklükteki bölgemizdir.

Nüfusu 2000 sayımına göre 17.3 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 258 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:

1.Yıldız Dağları (Istranca) Bölümü

2.Ergene Bölümü

3.Çatalca-Kocaeli Bölümü

4.Güney Marmara Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Kıyıları:

Karadeniz ne Kuzey Marmara kıyıları fazla girintili-çıkıntılı değildir. Falez (Yalıyar) çok vardır. Fakat Güney Marmara kıyıları girintili-çıkıntılıdır.

İzmit, Gemlik, Erdek ve Saros körfezleri vardır.

Gelibolu, Biga, Kapıdağ, Armutlu, Çatalca-Kocaeli başlıca yarımadalarıdır.

Gökçeada, Bozcaada, Marmara Adaları, İmralı, İstanbul Adaları ise başlıca adalarıdır.

İstanbul ve Çanakkale Boğazları Ria Tipi kıyılardır.

Kapıdağ Yarımadası bir kıyı biriktirme şekli olan Tombolo’dur.

Dağları:

Ortalama yükseltisi en az bölgedir. En yüksek dağı Uludağ’dır (2543 m).

Yıldız Dağları, Koru Dağlar, Işıklar Dağları, Biga Dağları, Samanlı Dağları diğer dağlarıdır.

Yerşekilleri sade olduğu için ulaşımı da kolaydır.

Akarsuları:

Sakarya’nın aşağı kesimi, Susurluk, Meriç ve onun kolu Ergene. Bu akarsular baraj yapımı için uygun değildir. Ağızlarında delta oluşturamazlar. Çünkü akıntı ve yatak eğimi fazladır.

Ovaları:

Kastamonu, Bolu ve Düzce Ovaları. Bafra ve Çarşamba Delta Ovaları

Gölleri:

İznik, Manyas, Sapanca ve Ulubatlı Tektonik göldür.

Terkos, Küçük ve Büyük Çekmece Gölleri Kıyı Seti gölüdür.

Ömerli Baraj gölü de bulunmaktadır.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Marmara Bölgesi konumu sebebiyle iklim ve bitki çeşitliliğine sahiptir. Karadeniz kıyılarında Karadeniz İklimi ve Ormanlar görülür.

Istrancaların güneyinde Karasal İklim ve bozkır görülür.

Güney Marmara’da bozulmuş Akdeniz İklimi ve Maki görülür. Burada yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve yağışlıdır.

TARIM VE HAYVANCILIK:

Yüzölçümüne göre ekili-dikili alanı en fazla bölgemizdir. Sebebi engebenin az, düzlüklerin fazla olmasıdır. Makineli tarım yaygındır. İklim çeşitliliği yetiştirilen ürünleri de çeşitli kılmaktadır. Ulaşımın kolay olması, sulamanın yaygın olması ve tüketici nüfusun fazla olması nedeniyle tarım gelişmiştir. Fakat kalabalık nüfusa yetmediği için başka bölgelerden de gelmektedir.

Tütün: A.Pazarı (Türkiye’de %8 ile 3.), Ayçiçeği: Ergene Havzası (Türkiye’de 1.)

Zeytin: Güney Kıyılarında (Türkiye’de %27 ile 2.), Pamuk: Balıkesir (Yağışın azalması sayesinde.)

Şekerpancarı: Trakya-Alpullu, Adapazarı ve Susurlukta sulanabilen alanlarda.

Buğday: İç kesimlerde (Türkiye’nin %13’ü), Pirinç: Ergene ve Meriç havzalarında (Türkiye’de 1.)

Mısır: Doğu Marmara ve Trakya’da. (Türkiye’de 2.)

Hayvancılık genellikle besicilik ve ahır hayvancılığı şeklindedir. Bunun sebepleri tarım arazisinin fazlalığı, tüketici nüfusun fazla olması, pazarlama sorununun olmaması ve yer şekilleri ve iklim şartlarının buna uygun olmasıdır. İstanbul ve çevresinde kümes hayvancılığı, Bursa ve çevresinde ipekböcekçiliği yapılmaktadır.

YERALTI ZENGİNLİKLERİ:

Bor: Susurluk, Bigadiç- Balıkesir (Türkiye’de 1.), Volfram (Tungsten):Uludağ-Bursa, Demirköy-Kırklareli (Türkiye’de 1.), Mermer: Güney Marmara, Linyit: Bölgenin genelinde, Barit: Lapseki-Çanakkale, Doğalgaz: Kırklareli, Demir: Kocaeli ve Sakarya, Manyezit-Magnezyum: Bilecik, Krom: Bursa, Kurşun-Çinko: Balıkesir ve Çanakkale, Seramik Kili: İstanbul ve Çanakkale

ENDÜSTRİ:

Bölge ekonomisi gelişmiştir. Milli gelirimizin %20’si bu bölgeden karşılanır. Sanayi işçilerimizin yarısı burada çalışır ve sanayi ürünlerinin 1/3’ü bu bölgeden karşılanır. Ulaşımını kolay olması, hammadde teminin kolay olması, Hinterlandının geniş olması, işgücünün fazla olması, tüketici nüfusunun fazla olması ve pazarlama kolaylığı gibi sebeplerle sanayisi gelişmiştir. Enerji üretimi en az olan bölge olmasına rağmen enerji tüketiminde ilk sıradadır. Türkiye’nin en büyük sanayi kuşağı olan İstanbul-Kocaeli-Adapazarı bu bölgede yer alır. Bursa başka bir sanayi ilidir. İstanbul en işlek ve gelişmiş limanımız olarak en büyük ithalat limanımızdır.

İzmit’te İpraş Petrol Rafinerimiz bulunmaktadır. Ambarlı-İstanbul’da Doğalgaz ve Fuel Oil, Bursa ve Hamitabat’ta Doğalgaz, Kırklareli ve Orhaneli’nde termik santraller vardır.

Bursa’da dokumacılık, otomotiv ve konserve sanayisi vardır. İzmit’te ise kağıt, petro-kimya ve İpraş Rafinerisi vardır.

NÜFUS VE YERLEŞME:

2000 Sayımına göre bölgenin nüfusu 17.3 Milyondur .Nüfus yoğunluğu Km2’ye 258 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının çok üstündedir (Türkiye ortalaması 83 kişidir.) Kentsel nüfusu en fazla olan bölgemizdir. Halkın % 79’u kentlerde yaşar. Nüfusu çok fazla olduğu için diğer bölgelerden ürün alır. Nüfus Çatalca-Kocaeli yarımadasına yoğunlaşmıştır. İstanbul en kalabalık ilidir. İzmit, Adapazarı ve Bursa diğer büyük illeridir. Nüfus artış hızı %o 27’dir (Türkiye %o 18.34). Nüfus ve nüfus yoğunluğunda 1. sıradadır.

TURİZM:

Turizm geliri en fazla olan bölgemizdir. Bölgede başta İstanbul, Bursa ve Edirne olmak üzere Osmanlı eserleri çoktur. Bursa’da kaplıcalar bulunmaktadır. Balıkesir’de Kuş Cenneti bulunmaktadır. Bursa-Uludağ önemli bir kış turizm merkezimizdir. Bölgede bulunan adalar ve kıyılar turist çeken diğer yerlerdir. İstanbul bütün yıl fuar ve kongreler sayesinde önemli sayıda turist çekmektedir.

TARİHİ ÖNEMİ:

Bilecik, Bursa, Edirne ve İstanbul illerinin Osmanlı Tarihinde önemli yerleri vardır. Bu kentler bu devletin başkentliğini yapmıştır. Çanakkale’de 1915te Çanakkale Savaşına sahne olmuş bir kentimizdir.

BÖLGE HAKKINDA NOTLAR:

Ø Yüzölçümüne göre 6. Sıradadır.

Ø Ortalama yükseltisi en az bölgedir.

Ø Nüfus ve nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgedir.

Ø En fazla iç göç alan bölgedir.

Ø Sanayisi en gelişmiş ve sanayi nüfusu en fazla bölgedir.

Ø İşçi nüfusu en fazla bölgedir.

Ø Alanına oranla ekili-dikili alanı en fazla bölgedir.

Ø İki kıtada toprağı olup iki çok önemli boğaza sahiptir.

Ø Orman bakımından %19 ile 3. Sıradadır.

Ø Yünlü ve ipekli dokumada ilk sırada yer alan bölgedir.

Ø Boğazlar ria kıyı tipidir.

Ø İstanbul en büyük ithalat limanımızdır.

Ø En çok vergi veren bölgemizdir.

Ø Bor üretiminde Türkiye’de ve Dünyada ilk sıradadır.

Ø Alanına oranla tarım arazisi en fazla bölgedir.

Ø Ekonomimize katkısı daha çok sanayi alanındadır.

Ø Hizmet sektörünün en fazla olduğu bölgedir.

Ø Çayır ve otlakları en az bölgedir. (Alanının 1/10’undan az)

Ø Ürün vermeyen toprakları en az bölgedir.

Ø Enerji üretimi en az ama tüketimi en fazla bölgedir.

Ø Turizm gelirleri en fazla olan bölgedir.

Ø Şeftali, Ayçiçeği, Pirinç ve Kestane üretiminde ilk sıradadır.

Ø Madenler bakımından en zengin ili Balıkesir’dir.

Ø Kağıt sanayisinin en fazla olduğu bölgedir.

Ø Ortalama sıcaklık 14-16 derece, yağış 600-900 mm’dir.

Ø En fazla yağışı kışın, en azı yazın alır. Yazın Karadeniz ikliminin etkisiyle yağış alır.

Ø Okur yazar oranı en fazla bölgedir.

Ø Ekonomimize katkısı sanayi ve ticaret alanındadır.

Ø Şehirleri: Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Yalova, Kocaeli, Adapazarı, Bursa, Çanakkale, Balıkesir ve Bilecik’tir.

EGE BÖLGESİ

KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Ülkemizin batısında Ege Denizi kıyılarınca uzanan bölge, Marmara Bölgesi, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgeleriyle ve Ege Denizi ve Ege Adaları ile komşudur.

Gerçek alanı olan 93.139 Km2 ile Türkiye topraklarının %10.1’ini kaplar. Alan bakımından 5. Büyüklükteki bölgemizdir.

Nüfusu 2000 sayımına göre 8.9 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 96 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının biraz üstündedir. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:

1.Asıl Ege Bölümü 2.İç Batı Anadolu Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Kıyıları:

Ege Denizinin yerinde eskiden Egeid karası vardı. Bunun çökmesi sonucunda bugünkü adalar meydana geldi. Bölge dağları kıyıya dik uzandığı için kıyı girintili-çıkıntılı Enine Kıyı Tipidir.

Kıyıda bir çok körfez, koy, yarmada ve buruna rastlanır. Edremit, Çandarlı, İzmir, Kuşadası, Güllük, Gökova başlıca körfezleridir.Reşadiye, Bozburun, Dilek VE İzmir başlıca yarımadalarıdır.

Ege kıyıları girintili-çıkıntılı olduğu için en uzun kıyımızdır. Muğla’da en uzun kıyıya sahip ilimizdir.

Dağları:

Asıl Ege Bölümü faylanma hareketlerine uğradığı için Kaz Dağı, Madra Dağı, Yunt Dağı, Bozdağlar, Aydın Dağları faylanma sonucu yüksekte kalmış horstlardır. Bölümün güneyinde uzanan Menteşe Dağlarının uzanış yönü kıyıya paraleldir.

İç Batı Anadolu’ya gidildikçe yükseklik artar. Bu bölümde, Alaçam, Eğrigöz, Murat ve Sandıklı Dağları vardır.

Ovaları:

İç Batı Anadolu Bölümünde Yazılıkaya Platosu, Tavas- Çivril- Banaz-Örencik ovaları vardır.

Asıl Ege Bölümünde horstlar arasında kalan grabenler birer alüvyon ovasıdır. Bunlar Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes ovalarıdır. Bunlar aynı adı taşıyan ve bol alüvyon taşıyan, akarsuları tarafından oluşturulmuştur. Akarsuların döküldükleri yerlerde de delta ovaları da oluşmuştur.

Akarsuları:

Bakırçay, Gediz,K. Menderes, B. Menderes başlıca akarsularıdır. İç Batı Anadolu’da Susurluk ve Sakarya Akarsularının bazı kolları da bulunmaktadır.

Gölleri:

Göl bakımından fakir olan bölgede iki doğal göl vardır. Bunlar Marmara ve Çamiçi (Bafa) Gölleridir. Adıgüzel, Kemer ve Demirköprü baraj gölleri de vardır.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Bölgenin asıl Ege Bölümünde graben ovaları sayesinde içlere kadar sokulan Akdeniz İklimi görülür. Bu alanlarda yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı bir iklim görülür. Bitki örtüsü makidir ve yer yer ormanlara da rastlanır.

İç Batı Anadolu bölümüne gidildikçe yüksekliğin artması ve denize olan uzaklığı sebebiyle iklim karasallaşır. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı Karasal İklim görülür. Bitki örtüsü de Bozkırdır.

TARIMI VE HAYVANCILIĞI:

Bölgenin yurt ekonomisine katkısı daha çok tarım alanındadır. Bölümler arasında iklim ve yeryüzü şekillerinin farklı olmasına bağlı olarak yetiştirilen ürünler arasında da farklılık ve çeşit vardır.

Tütün: Kıyı ovalarında yetiştirilir. Ülke üretiminin %65’ini yetiştiriri. 1.Sıradadır.

Pamuk: Asıl Ege Bölümündeki alüvyal ovalarda ve özellikle güneye yakın bölgelerde yetiştirilir. Ülke üretiminin %40’ını sağlar. 1. Sıradadır.

Zeytin: Kıyı kesiminde, özellikle Edremit Körfezi çevresinde yetiştirilir. 1.Sıradadır.

İncir: En çok B. Menderes vadisinde yetiştirilir. 1. Sıradadır.

Turunçgiller: En çok Akdeniz İkliminin görüldüğü kıyı bölümünde yetiştirilir.

Üzüm: En çok Gediz Vadisinde yetiştirilir. Ülke üretiminin %35’ini sağlarken 1. Sırada yer alır.

Pamuk: Asıl Ege Bölümünün alüvyal ovalarında özellikle güney alanlarda yetiştirilir.

Haşhaş: İç Batı Anadolu’da Afyon ve Kütahya çevresinde kontrollü olarak yetiştirilir.

Şekerpancarı: İç Batı Anadolu Bölümünde yetiştirilir.

Tahıllar: İç Batı Anadolu Bölümünde yetiştirilir.

YER ALTI KAYNAKLARI:

Krom: Muğla, Denizli, Kütahya. Demir: Balıkesir ve Kütahya. 1.Sıradadır.

Linyit: Kütahya, Manisa, Muğla ve Denizli. 1.Sıradadır. Civa: Uşak ve İzmir. 1.Sıradadır.

Bor: Kütahya ve Eskişehir. Manganez: Uşak, Afyon ve Denizli.

Mermer: Afyon ve Denizli. Titanyum: İzmir ve Manisa. 1.Sıradadır.

Zımpara Taşı: Muğla, Aydın ve İzmir. Uranyum: Manisa, Aydın ve Uşak.

Tuz: İzmir-Çamaltı. 1.Sıradadır.

SANAYİSİ:

Sanayi bakımından Marmara Bölgesinden sonra 2. sırada gelir. Bölümler arasında gelişmişlik ve sanayi oranı bakımından büyük farklılık vardır. Asıl Ege Bölümü sanayi bakımından daha gelişmiştir. Zaten bölgenin en büyük ve gelişmiş kenti İzmir’de bu bölümde yer alır. İzmir sanayisi, fuarı, ve ihracat limanı ile önemli bir kentimizdir. İzmir’de Aliağa Petrol Rafinerisi de bulunmaktadır.

Bölgede dokuma, şeker, çimento, termik ve hidroelektrik santraller vardır.

Yatağan-Muğla, Tunçbilek-Kütahya, Soma-Manisa’da termik santraller vardır. Tek Jeotermal Santralimiz Denizli-Sarayköy’de bulunmaktadır. Demirköprü, Adıgüzel ve Kemer Hidroelektrik Santralleri de vardır.

NÜFUS VE YERLEŞME:

2000 Sayımına göre bölgenin nüfusu 8.9 milyondur.Nüfus yoğunluğu Km2’ye 96 kişidir. Bu Türkiye ortalamasına biraz üstündedir.En yoğun nüfuslu 3. bölgemizdir. Kentsel nüfus daha fazladır % 61. Türkiye ortalamasına yakındır (Türkiye %65). Nüfus kıyılarda, alüvyal ovalarda yoğunlaşmıştır. İç kesimlere gidildikçe nüfus yoğunluğu azalır. Buralarda da nüfus maden işletmelerinin çevresine ve ovalara toplanmıştır. Kıyıda Menteşe Yöresi de dağlık alan olması nedeniyle az nüfuslanmıştır. Nüfus artış hızı %o 16’dır (Türkiye %o 18.3)

TURİZM:

Bölge Marmara’dan sonra turizm geliri en fazla 2. Bölgedir. Akdeniz İkliminin görüldüğü kıyılar deniz turizmi açısından zengindir. Bölgede İlkçağ uygarlıklarından ve Türk Devletlerinden kalan tarihi eserlerde turistlerin ilgisini çeken yerlerdir. Pamukkale-Denizli Travertenleri de güzel yerlerden biridir.

TARİHİ ÖNEMİ:

Bölge Kurtuluş Savaşının en önemli savaşlarına sahne olmuştur. Kütahya ve Afyon bu savaşların en önemlilerinin geçtiği illerimizdir.

BÖLGE HAKKINDA NOTLAR:

Ø Yüzölçümü bakımından 5.sıradadır.

Ø Orman bakımından %16’ile 4.sıradadır.

Ø Ekili-dikili alan bakımından %24 ile 3. Sıradadır.

Ø Kıyı uzunluğu bakımından 1. Sıradadır.

Ø Ekonomisi tarıma dayanır.

Ø Sanayi bakımından Marmara’dan sonra 2.sıradadır.

Ø Zeytin, üzüm, incir, haşhaş ve tütün üretiminde 1.sıradadır.

Ø Linyitin en çok çıkarıldığı bölgedir. Termik Santralde çok vardır.

Ø En fazla tuz üretilen bölgedir (İzmir-Çamaltı Tuzlası)

Ø İlk demiryolu İzmir-Aydın arsında kurulmuştur.

Ø Asıl Ege Bölümünde horst ve grabenler vardır.

Ø En önemli ihracat limanımız Doğal bir liman olan İzmir Limanıdır.

Ø En önemli uluslar arası fuarımız İzmir’de kurulur.

Ø Göl yönünden en fakir bölgelerdendir.

Ø Turizm gelirleri bakımından Marmara’dan sonra 2. Sıradadır.

Ø Dağların uzanış yönü sayesinde kıyıdaki Akdeniz İklimi iç kesimler kadar sokulabilir.

Ø Termik Santrallerden elektrik üretimi açısından ilk sırada yer alır.

Ø Enine Kıyı Tipi görülür.

Ø En uzun kıyıya sahip ilimiz Muğla’dır.

Ø Denizli-Pamukkale Travertenleri vardır.

Ø Çiniciliğin ve halıcılığın merkezi konumundadır. Kütahya çinicilikte ilk sırada yer alır.

Ø Akarsular bol alüvyon taşıyarak menderesler çizerek akarlar. Delta ovaları oluştururlar.

Ø Sünger avcılığı Bodrum kıyılarında yapılır.

Ø Seracılıkta Akdeniz’den sonra 2. Sıradadır.

Ø Tek Jeotermal Santralimiz Denizli-Sarayköy’dedir.

Ø İlleri:İzmir, Manisa, Aydın, Denizli, Kütahya, Afyon, Uşak

AKDENİZ BÖLGESİ

KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Bölge yurdumuzun güneyinde, Akdeniz boyunca bir şerit halinde uzanır. Komşuları Ege, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri, Suriye, Kıbrıs Adası ve Akdeniz ile komşudur. Gerçek Alanı 122.927 Km2’dir. Ülkemizin % 15’ini kaplar ve Alan bakımından 5.sırada yer alır.

Nüfusu 2000 sayımına göre 8.7 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Kentsel nüfus % 60’tır (Türkiye ortalaması %65). Nüfus artış hızı %o 22’dir (Türkiye ortalaması %o 18.3)

BÖLÜMLERİ:

1.Adana Bölümü

2.Antalya Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Dağları: Bölge genel olarak Toros Dağları ve yüksek platolarla kaplıdır. Batı Toroslar, Bey Dağları, Çiçekbaba ve Barla Dağları, Sultan Dağı, Dedegöl ve Geyik Dağları, Orta Toroslar, Bolkar Dağları, Aladağlar, Tahtalı ve Binboğa Dağları, Nur Dağları. Karadeniz Bölgesinde olduğu gibi dağların uzanış yönü ulaşıma elverişli olmadığı için ulaşım ancak geçitlerden sağlanır. Bu geçitler Çubuk, Gülen ve Gürbulay Geçitlerdir.

Platoları: Taşeli ve Teke Platoları

Ovaları: Çukurova, Amik, Antalya, Göller Yöresindeki Çöküntü Ovaları.

Akarsuları: Bölgedeki akarsular iklim sebebiyle düzensiz akışa sahiptir. Akarsuları kışın kabarır, yazın ise çok azalır. Asi, Seyhan, Ceyhan, Göksu, Manavgat, Aksu ve Dalaman başlıca akarsularıdır. Manavgat ve Aslantaş Baraj Gölleri de bulunmaktadır.

Gölleri: Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Kovada, Acıgöl, Suğla, Söğüt, Salda, Elmalı ve Avlan başlıca gölleridir.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Bölgenin Akdeniz yamaçlarında Akdeniz İklimi ve Maki Bitki Topluluğu görülür. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.

Dağların kuzey yamaçlarında ve göller yöresindeyse iklim karasallaşır. Bitki örtüsü de bozkırdır. Bu alanlarda yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlıdır. Yer yer ormanlara da rastlanır.

TARIM VE HAYVANCILIK:

Buğday: Bölgenin dağların kuzey yamaçlarındaki karasal iklimin görüldüğü alanlarda görülür.

Pirinç: Amik Ovasında ve Maraş çevresinde görülür.

Pamuk: Çukurova ve kıyı ovalarında. Türkiye’de 2. Sırada görülür.

Tütün: Burdur ve Göller Yöresinde yetiştirilir.

Turunçgiller: Akdeniz İkliminin görüldüğü kıyı kesiminde görülür.

Muz: Mersin ve Anamur çevresinde yetiştirilir. Türkiye’de 1 sıradadır.

Zeytin: Kıyı kesiminde yetiştirilir.

Göller Yöresinde: Ananas, Haşhaş, Gül ve Şekerpancarı yetiştirilir.

Seracılık: Akdeniz Bölgesi ilk sırada yer alır.

Sebzecilik: Mersin ve Antalya çevresinde turfanda sebze yetiştirilir.

Bölgenin hayvancılığı fazla gelişmemiştir. Genelde yaylacılık faaliyetiyle birlikte yapılır. Sığır, Koyun ve Kıl Keçisi yetiştirilir.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:

Krom: Adana, Denizli ve Muğla’da (Türkiye’de 1.)

Barit: Antalya, İçel ve Konya’da (Türkiye’de 1.)

Boksit (Alüminyum): Antalya, Konya, Adana ve Hatay (Türkiye’de 1.)

Kükürt: Isparta-Keçiborlu

Demir: Adana ve İçel

Amyant: Hatay-İskenderun

Manganez: Adana, Muğla ve Burdur

Petrol: Adana

ENDÜSTRİ:

Adana Bölümünde: Dokuma, Tütün, Gıda, Kimya, Tarım Araçları, Çimento, Madeni Eşya, Tuğla, Ataş-Mersin’de Ataş Petrol Rafinerisi, ve Mersin Limanı bulunmaktadır.

Antalya Bölümünde: Ferro Krom, Yağ, Gülyağı, Çimento, Tuğla, Tarım Araçları, Halıcılık, faaliyeti yapılmaktadır.

TURİZM:

Burdur’da İnsuyu Mağarası, Alanya’da Damlataş Mağarası, Tarsus’ta Yedi Uyuyanlar Mağarası, Mersin’de Cennet ve Cehennem Obruğu, Plajları bulunmaktadır.

NÜFUS VE YERLEŞMESİ:

Nüfusu 2000 sayımına göre 8.7 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Kentsel nüfus % 60’tır (Türkiye ortalaması %65). Nüfus artış hızı %o 22’dir (Türkiye ortalaması %o 18.3)

Fakat tarım alanlarının ikliminde uygun olması nedeniyle verimli olması nüfusun bu alanlara toplanmasına neden olmuştur. Bunun yanında Toroslar ve Platolarda nüfus çok seyrektir. Bölge nüfusun %70’i Adana Bölümüne toplanmıştır.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

Ø Yüzölçümü bakımından % 15 ile 4. Sıradadır.

Ø Orman bakımından % 21 ile 2. Sıradadır. Ama Maki olduğu için ekonomik değeri yoktur

Ø iklimin etkisi ile orman yangınları çok görülür.

Ø Ekili-Dikili alanlar bakımından % 18 ile 5. Sıradadır.

Ø Dağların uzanış yönü nedeniyle Boyuna Kıyı Tipi görülür.

Ø Ekonomisi tarıma dayanır ve Sanayi 2. Sırada gelir.

Ø Sanayi bakımından Türkiye’de 3. Sırada gelir.

Ø Susam, yerfıstığı, turunçgiller, muz, gül ve soya fasülyesi üretiminde Türkiye’de ilk sırada gelir.

Ø İklimi nedeniyle tropikal bir bitki olan muz sadece bu bölgede yetiştirilir.

Ø Karstik Yer şekillerine en çok bu bölgede yetiştirilir.

Ø Kışları en ılık bölgemizdir.

Ø Üçüncü büyük Kapalı Havzamız olan Göller Yöresi Antalya Bölümünde yer alır.

Ø Çukurova en büyük delta ovamızdır ve Seyhan ve Ceyhan Nehirleri tarafından oluşturulmuştur.

Ø İklim sayesinde yılda birden fazla ürün alınabilmektedir.

Ø Sıcaklık ve buharlaşma nedeniyle en tuzlu denizimiz Akdeniz’dir.

Ø Kışları en kısa süren bölgemizdir.

Ø Sebze ve Meyvenin en erken olgunlaştığı bölgemizdir.

Ø Don olaylarının en az olduğu bölgemizdir.

Ø Mevsimlik işçi göçünün en fazla olduğu bölgemizdir.

Ø Göl bakımından en zengin bölgemizdir.

Ø Platolarında nüfus çok seyrektir.

Ø Toroslar ulaşımı olumsuz yönde etkiler.

Ø Yıl içinde gölge uzunluğunun en kısa olduğu

Ø Güneşlenme süresinin en fazla olduğu bölgedir.

Ø Derece ortalama sıcaklık ile en sıcak bölgemizdir.

GÜNEY DOĞU ANADOLU BÖLGESİ

KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Ülkemizin güney doğusunda yer alan bölge nüfus ve yüzölçümü en küçük bölgemizdir. Akdeniz, Doğu Anadolu Bölgeleriyle, Suriye ve Irak Devletleriyle komşudur.

Gerçek Yüzölçümü 59.176 km2’dir. Alan bakımından ülkemizin % 7,5’ini kaplar en küçük bölgemizdir.

Nüfusu 2000 sayımına göre 6.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 112 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının üstündedir (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:

1.Dicle Bölümü 2.Orta Fırat Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Dağları ve Düzlükleri: Bölgenin yüzey şekilleri sadedir. Genellikle platolarla ve ovalarla kaplıdır. Yer şekilleri tarıma elverişlidir. Batıdan doğuya gidildikçe yükseklik artar. İki bölümün ortasında Karacadağ Sönmüş Volkan dağı bulunur. Bu bölgenin tek ve en yüksek dağıdır. Dicle Bölümünde Gaziantep ve Şanlıurfa Platoları vardır. Orta Fırat Bölümünde Diyarbakır Havzası ve Mardin Eşliği (Yüksek bir düzlüktür.) vardır.

Akarsuları Ve Gölleri: Fırat ve kolları Göksu ve Nizip,Dicle ve kolları Botan, Garzan ve Batman kolları başlıca akarsularıdır.

Bölgede doğal göl yoktur. Akarsularının hidroelektrik gücü fazladır. Bu nedenle bir çok baraj gölü vardır. Fırat Nehri’nin üzerinde Atatürk, Karakaya, Hancağız Baraj Gölleri, Dicle nehri üzerinde Kıralkızı, Ilısu, Cizre Baraj Gölleri.

İLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Bölgenin batısında Akdeniz ikliminin etkileri hissedilir. Yazları sıcak ve kurak geçer. Fakat kışları Akdeniz Bölgesine göre daha serindir. Bu bölümde don ve karada rastlanır. Yağışların çoğu kışın düşer. Yıllık yağış 500-600 mm’dir. Yağışın az olmamasına rağmen sıcaklık ve güneyden esen çöl rüzgarları yüzünden buharlaşma meydana gelir ve bu da kuraklığa sebep olur. Ülkemizin en yüksek sıcaklıkları bu bölgede ölçülür. Tarımda sulama ihtiyacı çok olur. Bölgenin doğusuna gidildikçe deniz etkilerinden uzaklaşılır ve yükseklik artar, sıcaklıklar düşer. Kar ve don olayları daha çok görülmeye başlar.

Bölgenin alçak kesimlerinde ve batısında bozkır görülür. Dağ yamaçları, yüksek yerler ve akarsu kenarlarında orman ve çalılık ağaçlara da rastlanır.

TARIM VE HAYVANCILIK:

Bölgenin ekonomisi tarıma dayanır. Ülke ekonomisine katkısı da bu alandadır. Tarıma elverişli tarım alanları ve düzlüklere sahip olmasına rağmen yaz kuraklığı ve sulama ihtiyacı nedeniyle tarım zorlaşır. GAP Projesinin yapılması ile birlikte artan sulama imkanları bölgenin tarımını artırmaya başlamıştır.

Bölgenin tarıma karasal iklim ürünlerine daha çok elverişlidir. En çok yetiştirilen ürünler şunlardır.

Mercimek: Türkiye üretiminde ilk sırada yer alır.

Buğday, Keten, Pamuk, Çeltik (Pirinç), Nohut ve Susam yetiştirilen bazı ürünlerdir.

Gaziantep Platosunda Antepfıstığı, Zeytin ve Üzüm yaygıdır.

Siirt’te Antepfıstığı üretimi başlamıştır.

Akarsu kenarlarındaki sulanabilen ovalarda sebze ve meyvede (Başta Karpuz olmak üzere) yetiştirilmektedir.

Bölgede platolar ve bozkırlar çok görüldüğü için küçükbaş Hayvancılık (Koyun, Keçi) çok yapılır. Keçi daha çok yüksek alanlarda yaygındır. Bu sayede bölgede hayvansal ürünler ticareti de yapılmaktadır.

YER ALTI KAYNAKLARI:

Fosfat: Mardin-Mazıdağı, Doğalgaz: Mardin-Çamurlu

Petrol: Batman- Beşiri ve Batman, Siirt-Kurtalan-Baykan ve Barzan, Adıyaman-Kahta ve Diyarbakır.

Linyit: Adıyaman-Gölbaşı, Manganez: Kilis

NÜFUS VE YERLEŞME:

Nüfusu 2000 sayımına göre 6.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 112 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının üstündedir (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Yoğunluk bakımında en yoğun 2. bölgedir. Nüfus artış hızı %o 25’tir (Türkiye %o 18.34). Bölgede kentsel nüfus % 62’dir (Türkiye ortalaması %65). Bölgede toplu yerleşme ve kerpiç evler yaygındır. Nüfus batı kesiminde, dağ etekleri ve akarsu boylarında yoğunlaşmıştır.

TURİZM:

Adıyaman-Nemrut Dağı, Şanlıurfa- Balıklı Göl ve Tarihi Eserler.

TÜRK EKONOMİSİNE KATKISI:

Türkiye Petrolünün 1/7’si bu bölgeden sağlanır. Geri kalanı dış ülkelerden ithal edilir. Batman’da Petrol Rafinerisi vardır. GAP Projesinin bitirilmesi ile tarımdaki su ihtiyacı karşılanacak ve bölge ekonomisi daha zenginleşecektir. Bunun ülke ekonomisine büyük katkısı olacaktır.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

Ø Alan bakımından en küçük bölgedir.

Ø Nüfus bakımından sonuncu olmasına rağmen alanı küçük olduğu için yoğunluk fazladır.

Ø Orman bakımından % 1 ile son sırada yer alır.

Ø Ekili-Dikili alan bakımından % 20 ile 4. Sıradadır.

Ø Ekonomisi tarıma dayanır. Hayvancılık 2. Sırada yer alır.

Ø Antepfıstığı, mercimek ve karpuz üretiminde ilk sırada yer alır.

Ø Fosfat ve Petrol üretiminde ilk sıradadır.

Ø Buharlaşma ve yaz kuraklığının en fazla olduğu bölgedir.

Ø Hiç doğal gölü yoktur.

Ø En yüksek yeri Karacadağ Sönmüş Yanardağıdır.

Ø GAP Projesi bölgede halen sürmektedir.

Ø Türkiye’nin en büyük ve önemli baraj gölleri bölgede yer alır.

DOĞU ANADOLU BÖLGESİ

KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Ülkemizin doğusunda yer alan bölge kabaca üçgene benzer. Marmara ve Ege Bölgeleri hariç her bölge ile komşudur. Suriye hariç bütün doğu komşularımızla sınırı vardır.

Alanı 165.436 Km2’dir. Bu gerçek alanı ile ülkemizin %21’ini kaplar ve en büyük bölgemizdir.

Nüfusu 2000 sayımına göre 6.1 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 37 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının çok altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:

1.Yukarı Fırat Bölümü

2.Yukarı Murat Van Bölümü

3.Erzurum-Kars Bölümü

4.Hakkari Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Dağları: En yüksek bölgemizdir. Ortalama yükseltisi 2000-2200 metredir. Bölgede dağlar üç sıra halinde uzanır.

Kuzeyde: Çimen, Kop, Esence, Karasu, Allahuekber Dağları

Ortada: Mercan (Munzur), Karasu-Aras Dağları

Güneyde: Güneydoğu Toroslar ve Buzul (Cilo) Dağları bulunmaktadır.

Van Gölünün kuzeyinde volkanik dağlar vardır. Bunlar Ağrı, Tendürek, Aladağ, Süphan, Nemrut Dağlarıdır.

Düzlükleri: Kıvrım dağları arasında çöküntü ovaları vardır. Bu ovalar: Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Van, Başkale, Hakkari, Yüksekova güneydekilerdir. Kuzeyde ise Erzincan, Tercan, Aşkale, Erzurum, Pasinler, Horasan, Kağızman ve Iğdır vardır. Tunceli ve Erzurum-Kars Platoları da diğer düzlüklerdir.

Akarsuları: Karasu ve Murat birleşerekFıratNehrini oluşturur. Bu nehir Dicle Nehri ve onunla birleşen Büyük Zap Kolu ile yabancı topraklara giderek Basra Körfezinden denize dökülmektedir. Aras ve Kura nehirleri de yine başka topraklara giderek Hazar Denizine dökülmektedir. Bu akarsuların yüzey şekilleri ve engebe nedeniyle hidroelektrik enerji üretme güçleri fazladır.

Gölleri: Van Gölü ülkemizin en büyük gölüdür ve suyu sodalıdır. Bölgenin diğer gölleri şunlardır: Erçek, Nazik, Çıldır, Hazar ( Tektonik Göllerdir), Balık, Haçlı, Nemrut (Krater Gölleri), ve Akgöl.

Ayrıca bölgede Keban ve Karakaya Baraj Gölleri de bulunmaktadır.

Değerlendirme: Bölgeye Yurdumuzun çatısı diyebiliriz. Bölgeyi kaplayan yüksek dağlar bölgenin her özelliğini yakından etkilemektedir. Dağlar doğudan batıya uzandığı için kuzey-güney doğrultusunda ulaşım zordur. Tarım alanları azdır iklimi çok serttir. Tarım ürünleri çeşitli değildir. Sanayi ve ticareti de gelişmemiştir.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Bölgenin iklimine yükselti ve karasallık hakimdir. Sert karasal iklim yaşanır. Kışları uzun, soğuk ve kar yağışlıdır. Don olayı çok görülür. Yazları sıcak, kurak ve kısadır. En fazla yağış ilkbaharda görülür. Erzurum-Kars Bölümünde ise yazın görülür.Günlük ve yıllık sıcaklık farkları fazladır. Yıllık yağış miktarı 500-600 mm dir. Buharlaşma az olduğu için bu yeterlidir. Yıllık sıcaklık 5-6 derecedir ve en soğuk bölgedir. Bölgeye kuzey rüzgarları (Poyraz) hakimdir. Bölgenin doğal bitki örtüsü bozkır (Step)’tir. Dağ yamaçlarında bozulmuş orman ve dağların yükseklerinde dağ çayırlarına rastlanır.

TARIM VE HAYVANCILIK:

Yükselti ve engebeli yer şekilleri nedeniyle tarım alanları azdır. Tarım en çok güneydeki çöküntü ovalarında yapılır. Bölgede en çok arpa ve buğday yetiştirilir. Bitlis, Malatya, Elazığ’da Şekerpancarı; Iğdır’da Pamuk; Malatya’da Kayısı (1.); yetiştirilir. Patates ve lahana diğer ürünlerdir. Sıcaklık çok düşük olduğu için sebze üretimine en az elverişli bölgemizdir.

Kars ve Bitlis’te arıcılık yapılır. Türkiye bal üretiminin % 20’si buradan sağlanır.

Bölgede tarım alanları az otlak ve meralar fazla olduğu için hayvancılık en önemli faaliyettir. Yüksek yerlerde büyükbaş, çöküntü ovalarda küçükbaş hayvancılık yaygındır. Bölge halkının % 80’i tarım ve hayvancılıkla uğraşır.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:

Demir: Sivas-Divriği, Malatya-Hekimhan ve Hasançelebi (1.) ; Krom: Diyarbakır-Ergani, Elazığ-Guleman-Alacakaya (1.); Bakır: Elazığ-Maden; Malatya-Pötürge (2.); Kalay: Elazığ ve çevresinde; Kurşun-Çinko: Elazığ-Keban, Malatya-Darende; Oltu Taşı: Erzurum-Oltu (1.); Linyit: K.Maraş-Afşin-Elbistan; Erzurum-Aşkale; Barit: Muş, K.Maraş-Elbistan; Amyant (Asbest): Erzincan-İliç; Kayatuzu: Kars-Kağızman, Erzurum,Ağrı,Iğdır;

ENDÜSTRİSİ:

Fazla gelişmemiştir. Olanlarda tarıma dayanır. Bir çok ilde et kombinaları vardır. Et üretimimizin % 25’i bu bölgeden sağlanır.Malatya ve Bitlis’te sigara, Elazığ’da gübre, Erzurum ve Malatya’da deri sanayisi bulunmaktadır. Bir çok ilde şeker ve çimento fabrikası da bulunmaktadır. Malatya ve Erzincan’da dokuma ve iplik fabrikası vardır. Keban’da simli kurşun işletmeleri, Divriği’nde Demir-Çelik Fabrikası, Elazığ’da Ferro-Krom Fabrikası vardır.

Kahramanmaraş’ta Afşin, Elbistan ve Sivas Kangal’da termik santral bulunmaktadır.

NÜFUS VE YERLEŞME:

Nüfusu 2000 sayımına göre 6.1 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 37 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının çok altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi) Yoğunluk bakımında en az bölgedir.

Yani nüfusu en seyrek bölgemizdir. Nüfus çöküntü ovalarında toplanmıştır. Toplu yerleşme görülür.Nüfusun % 48’i kırsal kesimde yaşar ve tarım ve hayvancılıkla uğraşır. Nüfus artış hızı %o 14 ile Karadeniz’den sonra en az bölgedir (Türkiye ortalaması %o 18.34). Sanayisi çok az olduğu için Karadeniz Bölgesinden sonra en çok göç veren bölgemizdir. Malatya, Erzurum ve Elazığ en kalabalık illeridir.

TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKISI:

Bölgenin sanayisi ve tarımı geridir. Ekonomimize katkısı daha çok hayvancılık alanındadır. Hayvan ürünlerinin ekonomimize katkısı % 25’tir.

TARİHİ ÖNEMİ:

Erzurum Kongresi bu bölgede yapılmıştır.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

Ø En büyük bölgemizdir. Ülkemizin % 21’ini kaplar.

Ø Nüfus yönünden 6., yoğunluk yönünden 7. sıradadır.

Ø Orman bakımından % 7 ile 6. sıradadır.

Ø Ekili-Dikili arazi bakımından % 10 ile sonuncudur.

Ø En fazla enleme sahip bölgedir.

Ø Sanayisi en geri bölgedir.

Ø Ekonomisi ve ülke ekonomisine katkısı hayvancılık alanındadır.

Ø Kayısı üretiminde Malatya 1. sıradadır.

Ø En zengin yer altı kaynakları Yukarı Fırat Bölümünde yer almaktadır.

Ø ‘2000-2200 metre ile en yüksek bölgedir.

Ø Göl yönünden zengindir hatta en büyük göle sahiptir (Van Gölü)

Ø En çok göç veren 2. bölgedir.

Ø Tarım ürünlerinin en geç olgunlaştığı bölgedir.

Ø En soğuk ve kışları en uzun bölgedir.

Ø Hidroelektrik üretiminde 1. tüketiminde 7. sıradadır.

Ø Günlük ve yıllık sıcaklık farkının en fazla olduğu bölgedir.

Ø Turizm gelirleri en az ve ulaşımı en kötü bölgedir.

İÇ ANADOLU BÖLGESİ

KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Doğu Anadolu’dan sonra 2. büyük bölgemizdir. Anadolu Yarımadasının ortasında yer alır. G.Doğu Anadolu Bölgesi hariç her bölgeyle komşudur. Alanı 163.057 Km2 dir. Ülkemizin % 20’sini kaplar.

Nüfusu 2000 sayımına göre 11.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 71 kişi)

BÖLÜMLERİ:

1.Konya Bölümü

2.Yukarı Sakarya Bölümü

3.Orta Kızılırmak Bölümü

4.Yukarı Kızılırmak Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Dağları: Yer şekilleri sadedir. Engebeli arazi fazla olmadığı için arazi ulaşıma uygundur. Ortalama Yükselti 800-1000 metredir. Bölgenin en yüksek yeri doğu bölümüdür. Kıvrım dağları da bu bölümde yer alır. Akdağlar, Hınzır Dağları, Tecer Dağları, Yıldız Dağları bu kıvrım dağlarıdır. Bölgenin güneyinde volkanik dağlar vardır.Bunlar Erciyes Dağı (3917 m en yüksek yeri), Melendiz, Hasandağı, Karacadağ, Karadağ’dır.

Platoları: Haymana, Cihanbeyli, Obruk, Bozok (Kızılırmak), Yazılıkaya, (Bayat), Uzunyayla platoları vardır.

Ovaları: Konya Ovası (Türkiye’nin en büyük ovası), Ereğli, Aksaray, Sakarya, Eskişehir, Ankara, Kayseri ve Develi Ovaları

Akarsuları: Kızılırmak, Sakarya, Porsuk Çayı, Delice Irmağı.

Gölleri: Bölgenin güneyinde kapalı havzalar vardır. Tuz Gölü (2.Büyük Gölümüz), Akşehir, Eber, Ilgın (Çavuşçu), Tuzla, Seyfe, Mogan, Sultan Sazlığı vardır. Sakarya Nehri üzerinde Sarıyar ve Gökçekaya; Kızılırmak Nehri üzerinde de Hirfanlı ve Kesikköprü baraj gölleri vardır.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Bölge d

CoÄŸrafya Dökümanları…yetiÅŸen İndiriyor…

Salı, 06 Kasım 2007

Coğrafya Dökümanları

1. akarsular

2. akintilar

3. bitkileringucu

4. buzullar

5. cevresozlugu

6. collesmenedir

7. denizkirliligi

8. diskuvvetlervetoprakolusumu

9. dunyadaerozyon

10. erozyon

11. erozyondankorunmayontemleri

12. erozyonuncesitleri

13. erozyonunnedenleri

14. erozyonunzaralari

15. erozyonveyurdumuz

16. gelgit

17. gezegenler

18. GEZEGENLER

19. GEZEGENLER1

20. HİDROELEKTRİK SANTRALLARIN PRENSİBİ

21. HIDROELEKTRIK SANTRALLERI

22. iklim

23. jeolojik devirler

24. KARADENİZ BÖLGESİ TURİSTİK YERLERİ.zip

25. kureselisinma.zip

26. MARMARA BÖLGESİ.zip

27. nukleeratiklar.zip

28. nukleerenerjininkullanim.zip

29. nukleerenerjininonemi.zip

30. nukleerenerjisantralleri.zip

31. nukleeryakitlar-uranyum.zip

32. TARİHİ, TURİSTİK VE İLGİ ÇEKİCİ YERLERİ.zip

33. TOPRAK KIRLILIĞI ÖNEMI.zip

34. TOPRAK KİRLİLİĞİ SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI.zip

35. yeryuzusekillerininolusumu.zip

Burdan

Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Salı, 06 Kasım 2007

Güneydoğu Anadolu Bölgesi

En küçük coÄŸrafi bölge olan GüneydoÄŸu Anadolu Bölgesi yer ÅŸekilleri ve Buna baÄŸlı olarak yerleÅŸme ve ekonomik özellikler açısından iki bölüme ayrılmıştır. Bunlar, Orta Fırat Bölümü ve Dicle Bölümü’dür. Bölgeyi bölümlere ayıran sınır KaracadaÄŸ volkan konisinden geçer.

Yer ÅŸekilleri

Yer şekilleri sade olan bölgede yükseltisi fazla olmayan ova ve platolar geniş yer kaplar.

Dağlar : Bölgenin kuzey kesiminde Toros dağ sırasının güney yamaçları uzanır. Burada asıl Toroslar ile onun önünde ikinci bir kıvrımlı dağ kuşağı uzanır. Bölgenin ortasında 1938 m yükseltiye sahip sönmüş Karacadağ Volkanı yer alır. Bölgenin batısında ise Gaziantep Platosu üzerinde yükselen Kartal Dağları önemli yükseklik oluşturur.

Ovalar : KaradaÄŸ’ın batısında AltınbaÅŸak (Harran), Ceylanpınar ve Birecik ovaları yer alır. Dicle nehri ve kollarının toplandığı Diyarbakır Havzası’nda fazla geniÅŸ olmayan ancak çok verimli bir ovaya geçilir.

Platolar : KaracadaÄŸ’ın batısındaki Åžanlıurfa, Gaziantep, Adıyaman platoları Fırat ve kolları tarafından derin bir ÅŸekilde yarılmıştır. KaracadaÄŸ’ın doÄŸusu ise daha engebeli bir yapı gösterir. Bu bölümün güneyinde Mardin-Midyat EÅŸiÄŸi yer alır.

Akarsular ve Göller

Akarsular

Bölgenin iki önemli akarsuyundan biri olan Fırat, kaynağını DoÄŸu Anadolu Bölgesi’nden alır. Bölgede ise Toroslar’dan gelen Kahta ve KaradaÄŸ’dan gelen küçük akarsularla beslenir. GüneydoÄŸu Toroslar’ın güneye bakan yamaçlarından birçok kol halinde çıkan Dicle Nehri ise bölgenin diÄŸer önemli akarsuyudur. Her iki akarsu da Basra Körfezi’ne sularını boÅŸaltır.

Göller

Bölgede doğal oluşumlu göl yoktur. Ancak Fırat ve Dicle üzerinde kurulmuş baraj gölleri bulunmaktadır. Bölgenin ve ülkenin en büyük baraj gölü olan Atatürk Barajı bu bölge sınırları içindedir.

İklim

Denizden uzak olduÄŸu için sıcaklık bakımından karasal iklim özellikleri görülür. Kışlar oldukça soÄŸuk olup, en çok yağış bu mevsimde düşer. Yaz mevsimi ise enlemin, karasallığın ve güneyden esen çöl rüzgarlarının etkisiyle çok sıcak ve kurak geçer. BuharlaÅŸma ÅŸiddeti çok fazla odluÄŸundan yaz mevsiminin en kurak geçtiÄŸi bölgedir. Ayrıca batıdaki Gaziantep Yöresi’nde belirgin olarak Akdeniz ikliminin ektileri görülür.

Doğal Bitki Örtüsü

Bölgenin doÄŸal bitki örtüsü bozkırdır. İç Anadolu bozkırlarına göre çok fakirdir. Bölgede antropojen bozkırlar da geniÅŸ yer kaplamaktadır. Ormanların en az alan kapladığı bölge olan GüneydoÄŸu Anadolu’da mevcut ormanların büyük bölümü de tahrip edilmiÅŸtir. Toros DaÄŸları eteklerinde görülebilen ormanlar ise kuraklık nedeniyle çok zayıftır. Dicle Nehri boylarında yer yer kavak ve söğüt toplulukları görülür.

Nüfus ve Yerleşme

Nüfusu en az olan bölgemizdir. Ancak doğum oranının yüksek, yüzölçümünün küçük olması nüfus yoğunluğunun fazla olmasına neden olmuştur. Orta Fırat Bölümü ve özellikle Gaziantep Yöresi yoğun nüfuslanmıştır. Yağışın azaldığı düzlüklerde nüfus azalır. Bölgede ekonomik gelişmenin yavaş olması, terör olayları gibi nedenlerden dolayı göç veren bir bölgedir. Ayrıca mevsimlik işçi göçleri de olmaktadır.

İller

Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin, Siirt, Şanlıurfa

Ekonomik Özellikler

Tarım

Tarım halkın temel geçim kaynağıdır. Tarım arazisi geniş olmasına karşın kuraklık nedeniyle tarımın en önemli sorunu sulamadır. Tarım topraklarının çok parçalı, tarım işletmelerinin küçük işletmeler şeklinde olması tarımsal verimi düşürmektedir. Tarım alanlarının üçte biri nadasa alınmaktadır. G.A.P. (Güneydoğu Anadolu Projesi) ile birlikte sulu tarım alanları genişlemekte, nadas arazisi azalmakta, tarım ürünü çeşitliliği artmaktadır.

Tarım Ürünleri

BuÄŸday : Bölgedeki tarım alanlarının yarısından fazlasında buÄŸday ekilir. En fazla ekim alanına sahip Åžanlıurfa’yı Diyarbakır izler.

Arpa : Bölgede yetiÅŸtirilen diÄŸer önemli tahıl olan arpa, en fazla Åžanlıurfa, Siirt ve Adıyaman’da yetiÅŸtirilir.

Pamuk : Bölgede en fazla ekilen endüstri bitkileri arasında yer alan pamuk, halen sulanmakta olan Akçakale ve Gaziantep’te yetiÅŸtirilir.

Kırmız Mercimek : Kuraklığa dayanıklı bir baklagildir. Türkiye üretiminin tamamına yakınını bu bölge saÄŸlar. En çok Åžanlıurfa ve Gaziantep’te yetiÅŸtirilir.

Susam : Az bir alanda ekimi yapılmaktadır. Ancak üretimi bölge için önem taşır.

Çeltik : Siverek’te yetiÅŸtirilmektedir.

Antep Fıstığı : Bölgenin karakteristik ürünüdür. Üretimin % 90’ı bu bölgede gerçekleÅŸir.

Üzüm : Özellikle Gaziantep çevresinde bağcılık gelişmiştir. Üretilen üzüm yaş olarak tüketilmesinin yanı sıra pekmez, pestil ya da içki yapımında kullanılır.

Zeytin : Akdeniz ikliminin etkileri görülen Gaziantep yöresinde Kilis ve Islahiye çevresinde yetiştirilir.

Tütün : Sulama ile birlikte ekim alanları genişlemektedir. Üretimde Adıyaman ve Batman önde gelir.

Sebze : Sulanabilen alanlarda domates, biber, patlıcan gibi çeşitli sebzeler yetiştirilmektedir.

Meyve : Bölgenin karpuz üretiminde ayrı bir yeri vardır. Özellikle Diyarbakır çevresinde ağırlığı 20 kg’ı aÅŸan karpuz yetiÅŸtirilmektedir.

Hayvancılık

Bölgede hayvancılık önemli bir ekonomik faaliyettir. Bölgenin doÄŸal özellikleri ve gelenekleri hayvancılığın geliÅŸmesine zemin hazırlamıştır. Bitki örtüsünün bozkır olması nedeniyle küçükbaÅŸ hayvancılık yaygındır. Bölgede en çok koyun yetiÅŸtirilir. Koyundan sonra en fazla yetiÅŸtirilen kıl keçisidir ve Toros DaÄŸları eteklerinde otlatılır. Ayrıca Toros DaÄŸları’nda arıcılık yapılmaktadır.

Ormancılık

Kuraklık nedeniyle ormanların en az bulunduÄŸu bölgedir. Toroslar’ın eteklerinde bulunan ormanlar da çok zayıftır. Bu nedenle bölgede ormancılık geliÅŸmemiÅŸtir.

Madenler ve Enerji Kaynakları

Madenler : Bölge maden bakımından zengin deÄŸildir. Gaziantep, Islahiye ve Kilis’te krom ve bakır yatakları bulunur. Kilis-Gölbaşı’nda fosfat çıkartılır. Ayrıca Toros DaÄŸları’nda krom ve çinko yatakları vardır.

Enerji Kaynakları : Petrolün çıkarıldığı tek bölgedir. Diyarbakır Havzası’nda Raman, Garzan, Åželmon yatakları ile Adıyaman’da Yanarsu Havzası’nda çıkartılır. Türkiye’nin petrol boru hatları bu bölge topraklarından geçer. Ayrıca Cizre’de önemli bir enerji kaynağı olan linyit çıkarılır.

Enerji Üretim Tesisleri : Bölge enerji üretiminde giderek önem kazanmaktadır. G.A.P. kapsamında 22 hidroelektrik santral kurulması planlanmıştır. Önemli barajları Atatürk, Kralkızı ve Deve Geçidi’dir.

Endüstri

Başlıca endüstri tesisleri şunlardır :

Besin : Diyarbakır, Şanlıurfa

İçki : Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır

Pamuklu Dokuma : Gaziantep, Adıyaman, Diyarbakır

Battaniye, Kilim, Halı : Siirt, Gaziantep

Petrol Rafinerisi : Batman

Ulaşım

Bölgede önemli daÄŸ sıralarının olmaması ulaşımı kolaylaÅŸtırmıştır. Ancak GüneydoÄŸu Toroslar, İç ve DoÄŸu Anadolu ile olan ulaşıma engel olmaktadır. Irak ve Suriye’ye baÄŸlanan önemli yollar da bölgeden geçmektedir. Bölgede iki ana demiryolu hattı vardır. Bunlardan biri Kurtalan-Diyabakır-Gaziantep üzerinden DoÄŸu ve İç Anadolu ile baÄŸlantıyı saÄŸlar. DiÄŸeri Adana-Gaziantep üzerinden geçerek Nusaybin’e ulaşır. GüneydoÄŸu Anadolu’daki demiryolu hattında çoÄŸunlukla tarımsal ürün ve maden taşınır.

Turizm

DoÄŸal güzellikleri ve tarihi zenginliÄŸine karşın bölge turizm açısından yeterince geliÅŸememiÅŸtir. Adıyaman’daki Nemrut Dağı’nda bulunan Komagene krallığına ait mezarlar ve çeÅŸitli anıtlar adeta açık hava müzesi durumundadır. Åžanlıurfa’daki Balıklı Göl halk tarafından kutsal sayılmakta, dinsel turizm için potansiyel oluÅŸturmaktadır. Diyarbakır’da bulunan Orta ÇaÄŸ’a ait surlar, kuleler bölgedeki diÄŸer turistik zenginliklerdir. Ayrıca Gaziantep Yöresi’ndeki Karkamış ve Roma dönemine ait kalıntılar çok fazla turist çekmektedir.

Bölgenin Ülke Ekonomisindeki Yeri

Bölgenin Türkiye ekonomisine katkısı çok azdır. DoÄŸu Anadolu Bölgesi’nden sonra geri kalmış ikinci bölgemizdir. AÅŸağıda bölge ekonomisinde önemli yer tutan ürün ve ekonomik faaliyet türlerinin listesi verilmiÅŸtir.

Petrol

Antep Fıstığı

Baklagiller

Üzüm

Pamuk

Hayvancılık

Topragin Fiziksel Ve Kimyasal Özellikleri

Salı, 06 Kasım 2007

2. TOPRAĞIN FİZİKSEL VE KİMYASAL ÖZELLİKLERİ

2.1. TOPRAĞIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ Toprağın fiziksel özelliklerini, toprağın katı fazını oluşturan maddelerin boyutları, bunların birbirlerine bağlanma durumları, agregat sistemleri, agregat veya toprak parçalarının diziliş ve duruş şekilleri teşkil etmektedir. Toprağın fiziksel özellikleri, toprakta havalanma, suyun toprağa sızması ve alıkonulması, köklerin nüfuzunu, toprakta bitki besin maddelerinin tutulmasını önemli ölçüde tayin etmektedir. Mesela kil gibi ince unsurlu maddelerden oluşan toprak kütlesinin havalanması ve suyun sızması güç olmaktadır. Buna karşılık taneli bir yapı gösteren topraklarda havalanma ve su dolaşımı mükemmel olarak cereyan eder.

2.1.1. Toprağın Bünyesi (Tekstür) Toprağın katı fazını kil, mil ve kum boyutundaki malzemeler oluşturmaktadır. Bu boyuttaki malzemelerin toprak içindeki nispi miktarları ve bunların birbirlerine göre oranları toprağın tekstürünü ifade etmektedir. Toprağın tekstür sınıflarına ayrımında toprağın kimyasal bileşimi, renk, ağırlık ve diğer özellikleri gözetilmeksizin sadece farklı boyuttaki parçaların toprakta bulunan parçaları esas alınmaktadır. Toprağı oluşturan parçaların boyutu küçüldükçe 1 gr. da ki parçacık sayısı artmakta ve parçaların işgal ettikleri yüzey de genişlemektedir. Özellikle kilin parçacık sayısı ve yüzey alanının aşırı derecede geniş olması dikkat çekicidir. Kum büyük ebattadır ve eşit ağırlıktaki kil minerallerine göre çok yüzey işgal etmektedir. Bu bakımdan kumun, toprağın kimyasal ve fiziksel aktivitesindeki oynadığı rol ihmal edilecek kadar azdır. Kum toprak yapısında çatı vazifesi görmekte, hava ve suyun dolaşımını kolaylaştırmaktadır. Mil, toprak ayrışmasını hızlandırır, bitkilerin büyümesi için eriyik haldeki besin maddelerinin tahliye edilmesinde kuma göre daha elverişli rol oynamaktadır. Ayrıca mil toprakta suyun yerçekimine karşı tutulmasında çok önemli bir yer işgal etmektedir. Demek ki milli topraklar, bitkilerin istifadesine elverişli olan suyu sağlamakta ve bu da dona karşı toprakları korumaktadır. Kil, hem toprağın su tutma kapasitesini arttırır hem de toprak çözeltisindeki besin maddelerinin tutulmasını sağlar.Kil miktarı fazla olan topraklara ağır bünyeli, kum miktarı fazla olan topraklara ise hafif bünyeli denilmektedir. Toprağın tekstürel özelliği, toprağın plastiklik, sertlik, geçirgenlik, kuraklık, verimlilik vs. gibi özelliklerini etkiler. Belli başlı tekstür sınıfları ise şöyledir: Kil, killi balçık, balçık, kum, balçıklı kum, kumlu balçık, kumlu killi balçık, kumlu kil, mil, milli balçık, milli killi balçık, milli kil.

2.1.2. Toprak Strüktürü Toprağın strüktürü, toprak parçalarının bir araya gelerek oluşturduğu sıralanma ve bunların duruş şekillerini ifade etmektedir. Bir toprak profilinde farklı horizonların strüktürü toprağın renk, tekstür veya toprağın kimyasal bileşimini ortaya çıkardığı kadar toprağın ana karakterini de yansıtır. Toprağın strüktürü toprağın tekstürünün etkisine bağlı olarak değişir; ayrıca nem, havalanma durumu, mikroorganizmaların faaliyetleri, kök büyümesi ve gelişmesi, hatta topraktaki besin maddelerinin bitkiler tarafından alınmasını da etkilemektedir. Toprak strüktürü esas itibariyle taneli, bloğumsu, levhamsı ve prizmamsı olmak üzere dört ana tipe ayrılır. Toprak strüktürü, topraktaki boşlukların şekillenmesi açısından son derece önemli olup, toprakta su ve havanın dolaşımını ve hareketini tayin etmektedir.

2.1.3. Toprağın Ağırlığı Topraktaki gözenek veya boşluklar su ve hava ile dolmaktadır. Bitkilerin beslenmesi için gerekli olan su ve havanın dolaşımı gözeneklerin miktarına ve ebadına bağlıdır. Toprak ağırlığı, topraktaki gözenek miktarıyla alakalıdır. Toprak ağırlığı hesap edilirken iki ayrı durumu dikkate almak gerekir. Bunlardan birincisi, sadece toprak kitlesi esas alınarak hesap edilen yoğunluktur ve topraktaki boşlukların oluşturduğu hacim dikkate alınmaz. İkincisi ise toprak parçaları arasında gözenek veya boşluklar hacme katılarak elde edilen toprak ağırlığıdır. Buna volüm veya görünen ağırlık denilmektedir.

2.1.4. Toprağın Rengi Toprağın almış olduğu renk, toprak oluşumunda ayrışma olaylarının şiddet ve seyrini yansıtmaktadır. Toprak ilk olarak oluşmaya başladığında rengi, ana materyalin rengine benzer.

CoÄŸrafya Nedir?

Salı, 06 Kasım 2007

Coğrafya yeryüzünü tasvir eden (açıklamaya çalışan) bir bilimdir.

2. İnsan ve coğrafi çevre arasındaki karşılıklı ilişkileri inceleyen bir bilimdir.

3. Bitki ve hayvan topluluklarının farklı dağılışı inceleme alanlarından bazılarıdır.

4. Nüfus yoğunluğu, nüfusun yeryüzündeki dağılışı, yerleşmeler ve özellikleri de coğrafyanın inceleme alanına girer.

5. Doğa olayları yeryüzünde değişiklikler oluşturur. Coğrafya yeryüzündeki değişmeleri de yakından inceler.

6. Havaküre yeryüzü ile ilişkili olduğundan Coğrafya, iklim olaylarını incelemek durumundadır.

7. Deniz ve Okyanuslardaki olaylar da CoÄŸrafya’nın inceleme alanı içinde yer alır.

Yukarıda, maddelerle baÅŸlıkları verilen olayları, inceleyen ”CoÄŸrafya” kompleks bir bilimdir. Ne tamamen bir fen ilmi , ne de tamamen bir sosyal ilimdir. Bu iki bilim kategorisi arasında, bir köprü rolü oynar.

Bu durum, CoÄŸrafya’da konuların neden - sonuç iliÅŸkisi içinde düşünülüp ele alınmasını gerektirir. Pek çok bilim dalı ile iliÅŸkili olan CoÄŸrafya biliminde, doÄŸru yorumlar yapabilmek için geniÅŸ bir kültür birikiminin olması gerekir. Matematik, Fizik, Kimya ve Biyoloji derslerini iyi yorumlayan öğrencilerin CoÄŸrafyada baÅŸarılı olmaları bu yüzdendir

Dünya’nın Haritası

Salı, 06 Kasım 2007

Dünya’nın Haritası

Dünyamızın gerçeğe uygun bir resmini yapmak ve yüzey şekillerini kapsamlı haritalar biçimine getirmek, insanlığın kültür alanındaki en büyük başarılarından biridir. Hava ve uzay fotoğrafları aracılığıyla haritalardaki son beyaz lekeler, yani bilinmeyen noktalar da artık ortadan kalkmıştır. Laser ışınlarıyla ölçme, tarayıcılarla belirleme ve bilgisayarla harita çıkarma gibi çağdaş teknikler haritacılık alanında devrimler yaratmaktadır.

İlk Haritalar

İÖ 13.yy’dan kalan ve Nübye’deki altın madenlerini gösteren bir papirüs rulosu en eski haritalardan biri sayılır. Çin’de de İÖ 1100 dolaylarında, yerölçümü için bir devlet örgütünün kurulduÄŸu ve burada çizilen haritaları korumakla görevli memurların bulunduÄŸu bilinmektedir. Eski Yunan’da Milletli Anaksimandros (İÖ 610-546) o zaman bilinen dünyanın bir haritasını çizmiÅŸtir.

‘Yön bulma çizgileri’ öneren ilk insanın ise Aristeles’in bir öğrencisi olan Dikaiarkhos (İÖ 350-290) olduÄŸu sanılır. Avrupa ortaçağının bilim düşmanlığı döneminde, baÅŸka ÅŸeyler gibi haritacılığın da Arap kültür çevresi içinde geliÅŸtiÄŸi görülür. Haritacılık alanında verilebilecek baÅŸka erken örnekler arasında Polinezyalılar’ın deniz haritalarıyla, Meksika’da yaÅŸamış olan Aztekler’in haritaları vardır.

Yeryüzünün düz, silindir ya da Platon’un ileri sürdüğü gibi küp biçiminde olduÄŸuna iliÅŸkin görüşler daha İÖ 4. yüzyılda aşıldı. Parmenides, aristoteles ve özellikle Eratosthenes gibi düşünür ve matematikçiler iki yüzyıl gibi bir süre içinde insanları Dünya’nın küre biçiminde olduÄŸuna inandırdılar. Yerkürenin yaklaşık büyüklüğünü ilk hesaplayan gene Eratosthenes oldu.

Eratosthenes önce, bugünkü adı Assuan olan Syene’de, GüneÅŸ’in öğle zamanındaki yüksekliÄŸini ölçmüş, sonra aynı iÅŸlemi, yaklaşık aynı boylam üstündeki İskenderiye’de yinelemiÅŸti. Aradaki açı farkından yola çıkarak Dünya’nın çevresinin 5.000 stad (yaklaşık 40.000 km) olduÄŸunu hesapladı. OrtaçaÄŸ insanı, antik yazmalarda sözü edilmesine karşın, Dünya’nın yuvarlak olduÄŸu düşüncesini benimseyememiÅŸti. Çünkü böyle bir durumda karşı yanda, yani kendisine göre arkada kalanların nasıl olup da baÅŸ aÅŸağı durabildiÄŸine bir türlü akıl erdiremiyordu. Dünya’nın yuvarlak olduÄŸuna inanan Kristof kolomb, 1492’de Atlas Okyanusu’nu aÅŸarak öte yana geçme yürekliliÄŸini gösterebilen ilk insan oldu

Yeryüzünde Yön Bulma

Her yana doÄŸru kıvrık olan bir cismin ne baÅŸlangıcı olur, ne de sonu; bu nedenle onun üstünde yön bulmak zormuÅŸ gibi gelir. Buna karşılık Dünya’nın, bir koordinat sisteminin geçmesine olanak saÄŸlayacak iki sabit noktası vardır; bunlar Kuzey Kutbu ile Güney Kutbu’dur. Kutupların üstünden Dünya’yı boyuna dolaÅŸtığı varsayılan çemberler olan boylam çizgileri (meridyenler) geçirilmiÅŸtir. Uluslararası bir anlaÅŸmayla Londra yakınlarındaki Greenwich’te bulunan bir gözlem evinin üstünden geçen boylam çizgisi sıfır ya da baÅŸlangıç meridyeni olarak kabul edilmiÅŸtir. Bundan önce her ülkenin sıfır noktası ayrıydı. ÖrneÄŸin, 17.yüzyılda Kanarya Adaları’ndaki Ferro’dan ,18.yüzyılda Paris’ten ve Petersburg yakınlarındaki Pulkova’dan geçen meridyenler ayrı ayrı sıfır boylamı olarak kullanılmıştı. BaÅŸlangıç meridyeninden hem batıya, hem de doÄŸuya doÄŸru 180’er derece sayılarak boylam çizgilerinin buralardan geçeceÄŸi düşünülmüş, aralarındaki açı farkı Greenwich’e göre doÄŸu ve batı olarak belirtilmeye baÅŸlanmıştır.

Bunun dışında yerküre, kutuplara teÄŸet olan iki düzleme koÅŸut bir dizi enlem çizgisiyle de (paralel) kesilmiÅŸtir. Burada Ekvator sıfır paralelini oluÅŸturmuÅŸ, onun kuzeyinde ve güneyinde 0-90 derece arasında paraleller çizilmiÅŸtir. Bir yerin paraleli, yani coÄŸrafi enlemi, ufuk çizgisi üstündeki Kutup Yıldızı’na bakarak hesaplanabilir. Kuzey Kutup noktasında bu yıldız tam tepede, Ekvator’da ise hemen ufuk çizgisinin üstünde bulunur. Uygulamada, örneÄŸin deniz üstünde, sekstant denen araçla GüneÅŸ’in ufuktan yüksekliÄŸi ölçülür ve eldeki tablolardan hangi coÄŸrafi enlem üstünde bulunduÄŸuna bakılır.

Hangi boylam üstünde bulunduÄŸunun hesaplanması biraz daha karmaşıktır ve ilke olarak zaman farklarının karşılaÅŸtırılmasına dayanır. Bir meridyen, Dünya’nın ekseni üstünde 24 saatte tam bir dönüş yapar. Yani 360 derecelik bir dönüş 24 saatlik bir zamana eÅŸit olur. (Buna göre 15 derecelik dönüş bir saate, 1 derecelik dönüş ise 4 dakikaya eÅŸit olmaktadır.) BaÅŸka bir deyiÅŸle, coÄŸrafi boylam zaman ile ifade edilebilir. Boylamı belirleyebilmek için, bulunulan yerin öğlen tam 12’deki yerel saatini bilmek gerekir. Bunun yanında, baÅŸka bir meridyenin saatini de bilmek önemlidir. Burada Greenwich’den geçen sıfır boylamı kullanılır. Aradaki fark o yerin doÄŸu ya da batı boylamını verir. Ortaçağın sonlarına doÄŸru saatin bulunması, yüzyılımızda ise Dünya saatinin radyo dalgalarıyla duyurulması, yön bulma iÅŸlemlerini önemli ölçüde kolaylaÅŸtırmıştır.

Biçim Bozulmalarını İçermeyen Bir Harita Olmuyor

Bilimsel haritacılığın en önemli iÅŸlevi, yeryüzünün küçültülmüş, düzleme geçirilmiÅŸ, çizime dönüştürülmüş genel ya da belirli bir bölümünün görünümünü vermek, bunu yaparken de elden geldiÄŸince bütün ayrıntıları göstererek gerçeÄŸe yakın bir imge oluÅŸturmaktır. Zaman içinde Dünya’yı resim olarak göstermenin iki yolu ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri harita, öbürü küredir. Harita daha kullanışlı ve çok yönlü olduÄŸundan, bazı olguları daha iyi yansıtabilen küreye göre daha yaygındır. Haritanın bu özelliklerinin karşıtı ise, kaçınılmaz biçim bozulmalarını göze almaktır. Yeryüzü gibi eÄŸri bir düzeyin düz bir yüzey üstüne aktarılması, ister istemez bozulmalara ve oran deÄŸiÅŸmelerine yol açar. Bunu hem matematiksel olarak hesaplanabilir sınırlarda tutmak, hem de belirli bir kullanışlılığı saÄŸlamak haritacılığın en önemli amacıdır. Bunun için önce deÄŸiÅŸmeyen yön bulma çizgilerini, yani enlemle boylamları geometrik izdüşüm (harita izdüşümü) ya da matematiksel formüller (harita ağı tasarımları) yoluyla kağıda geçirmek gerekir. 15. yüzyıldan beri bu amaçla geliÅŸtirilen yöntemlerin hiçbiri yeterince doyurucu deÄŸildir, çünkü bu, temelde çözümü olmayan bir sorundur. Haritanın her yerinde uzunlukların doÄŸru olmasını saÄŸlamak olanaksızdır. Bu da insanı, alanların ya da açıların doÄŸru olması arasında bir seçim yapmakla karşı karşıya bırakır ve her iki durumda da önemli biçim ve konum bozulmalarına göz yummak gerekir. Ayrıca biçim ve konum bozulmalarını elden geldiÄŸince aza indirmek amacıyla alanların ve açıların doÄŸru olmadığı haritalar da yapılmıştır.

Harita Yapma TekniÄŸi

Haritacılığın baÅŸlangıç dönemlerinde, çizimi gerçekleÅŸtirilen özgün haritalar ancak kopya yoluyla çoÄŸaltılabiliyordu. Ortaçağın sonlarına doÄŸru önce ahÅŸap gravür, sonra da bakır gravür teknikleri uygulanmaya baÅŸladı. Bunu 1.800 dolayında, Münihli Alois Senefelder’in bulduÄŸu taÅŸ baskı (litografi) izledi. Bu teknik, örneÄŸin Almanya’nın Bavyera eyaleti Arazi Ölçüm Dairesi’nin bodrumunda her biri 50 kg ağırlığında, üstleri sanatkarca iÅŸlenmiÅŸ Bavyera haritaları ile dolu birkaç bin taÅŸ levhanın saklanması ve yeniden kullanılabilmesi olanağını doÄŸurdu. 1980’lerin ortasından bu yana ölçüm verileri, yeryüzü ÅŸekilleri, yerleÅŸimler, adlar, kullanım türleri gibi bütün bilgiler bilgisayarlara yüklenmektedir. Bilgisayarla ekleme ve düzeltmeler çok daha kolay gerçekleÅŸtirilebilmektedir. İsteyen herkes, yeryüzünün her bölgesinin haritalarını, istediÄŸi ölçek, içerik ve grafik anlatımla edinebilmektedir. Ayrıca ekonomi ve ekoloji gibi çevreye baÄŸlı baÅŸka bilgilerin de eklenmesiyle kapsamlı bir coÄŸrafi bilgi sistemleri ağı kurma olanağı vardır. Çok yakın bir gelecekte bu bilgilere dayanarak bilgisayar ekranı başında gerçeÄŸe çok yakın bir biçimde istediÄŸimiz herhangi bir yeri gezebileceÄŸiz.

Harita Üstünde Dünya

Yalına indirgenirse Dünya’yı yarıçapı 6.370 km olan bir küre kabul edebiliriz. Ama 18. yüzyılın başından beri onun kutuplarda daha basık olduÄŸu bilinmektedir. Bu da Ekvator’daki yarıçapının 6.378 km, kutuplardakinin ise 6.357 km olduÄŸu anlamına gelir. En yeni araÅŸtırmalar Dünya’nın kendi ekseni çevresinde dönmesi nedeniyle oluÅŸturduÄŸu bu elipsoitte, geometrik olana göre çeÅŸitli sapmaların ve düzensizliklerin bulunduÄŸunu ortaya koymuÅŸtur. Yerkürenin gerçek biçimi bu nedenle geoit olarak adlandırılır. Alman haritacılığı için Bessel’in 1841’de hesapladığı yerküre biçimi kabul edilmiÅŸtir. 1924’ten bu yana ise uluslararası alanda Hayfort’un önerdiÄŸi dönme elipsoit belirlenmiÅŸtir.

Harita tasarım bilgisi, eÄŸri yeryüzünü düz bir yüzey olan kağıda aktarma iÅŸiyle uÄŸraşır. Bunun biçim bozulmaları olmadan gerçekleÅŸtirilemeyeceÄŸi çok az bilinir. Ancak Dünya’nın gerçeÄŸe uykun küçük bir modeli olan bir küre, biçim bozulmaları içermez. Yeryüzü üstündeki herhangi bir noktanın yerini enlem ve boylam çizgileriyle belirlemek çok kolaydır. Ama hangi çizim yöntemi kullanılırsa kullanılsın, düz bir yüzey olan haritada biçim ve açı bozulmaları olur. Bu nedenle uzunlukların her yönde doÄŸru ve gerçeÄŸe uygun olduÄŸu bir harita bulmak olanaksızdır. Buna karşılık alanları doÄŸru (Mercator-sanson tasarımı), açıları doÄŸru (Mercator haritası) ve uzunlukları bir yönde doÄŸru (Mollweide tasarımı) olan özel haritalar vardır. Bu haritada yalnızca alanlar ya da açılar doÄŸruysa, uzaklık ve konum alanındaki biçim bozulmaları daha belirgin bir biçimde ortaya çıkar. Yeryüzünün gerçeÄŸe en yakın resmini elde etmek için her üçünde de belirli bir ölçüye kadar bozulmayı kabul eden, ama bunları kabul edebilir sınırlarda tutan haritalar seçilir. Bunlar (özellikle Winkel tasarımı) daha çok okulatlaslarında kullanılmaktadır.

Evrende Dünya’mız

Uzaya gönderilen astronotlar boÅŸlukta yüzen bir küreye benzeyen Dünya’mızın ne kadar güzel göründüğünü anlata anlata bitiremiyorlar. Uzaktan bakıldığı zaman "mavi gezegen"imizin görünümünü üstündeki büyük su kütlelerinin, yani okyanusların belirlediÄŸi anlaşılıyor. Kıtalar çoÄŸunlukla bulutların arkasında kalıyor. Yeryüzünü saran atmosfer de zar gibi ince bir kılıfı andırıyor. Onun en alt katmanlarında ise çok çeÅŸitli biçimleri ve benzersizliÄŸiyle yaÅŸam yer alıyor.

Dünya’nın Yörüngesi

Dünya, GüneÅŸ çevresinde, hemen hemen daire biçiminde bir yörünge çizerek 365,25 günde dolanır. Onun bu yörünge üstünde kalmasını saÄŸlayan GüneÅŸ’in çekim gücüdür. Bu iki uzay cismi arasındaki ortalama uzaklık 149,6 milyon km’dir. Dünya en yakın noktasında GüneÅŸ’ten 147 milyon km, en uzak noktasında ise 157 milyon km uzakta döner.

Dünya kendi ekseni çevresindeki dönüşünü 24 saatte tamamlar. Ekseni ile yörünge düzlemi arasında 23,5 derecelik bir açı olduÄŸu için, Dünya’nın GüneÅŸ çevresindeki dolanımı sırasında, yeryüzündeki herhangi bir noktanın GüneÅŸ’e göre konumu deÄŸiÅŸir. Bu da, GüneÅŸ ışınlarının farklı zamanlarda yeryüzüne farklı biçimde düşmesine neden olur. EÄŸer Kuzey Kutbu GüneÅŸ’e bakıyorsa GüneÅŸ Kuzey Yarıküre’ye daha dik ışınlar yollar, o zaman orada yaz olur. Buna karşılık kışın Kuzey Kutbu öteki yöne baktığı için GüneÅŸ ışınları Kuzey Yarıküre’ye dik gelmez; bu ışınlar daha geniÅŸ bir alana yayıldığı için de yeryüzünü daha az ısıtır. Güney Kutbu, Kuzey Kutbu’nun tam karşısında olduÄŸundan, Güney Yarıküre’de Kuzey Yarıküre’deki durumun tam tersi yaÅŸanır.

Gaz ve Tozdan Doğan Dünya

Dünya’mız da GüneÅŸ sistemimiz gibi yaklaşık 5 milyar yıl önce oluÅŸmaya baÅŸlamıştır. O zamanlar merkezinde GüneÅŸ’in bulunduÄŸu bir gaz ve toz bulutu varmış. Bunun büyük bir bölümü GüneÅŸ’te, küçük bir bölümü de GüneÅŸ çevresinde dönen bir düzlem üstünde toplanmış. Burada önce çok sayıda küçük kütleler oluÅŸmuÅŸ; bunlara gezegenimsi de denir. Bu parçalar birbirleriyle çarpışarak zamanla daha büyük kütlelere dönüşmüşler. Çarpışmaların ÅŸiddeti nedeniyle oluÅŸan, özellikle de radyoaktif elementlerin ısınmasıyla açığa çıkan enerji, bu ilkel gezegenlerin aşırı ısınıp erimesine yol açmış. Dünya bugün de ince kabuÄŸunun altında hala bu eriyiÄŸi saklıyor. Yüzeye çıkan gazlar da atmosferi oluÅŸturmuÅŸ. Yüzeyin yavaÅŸ yavaÅŸ soÄŸuması kabuÄŸun katılaÅŸmasını saÄŸlamış. Atmosferde bulunan su buharı yaÄŸmur olarak bu kabuÄŸun üstüne düşmüş ve ilk okyanuslar ortaya çıkmış. Okyanusların içinde yaklaşık 4 milyar yıl kadar önce ilk yaÅŸam belirtileri görülmeye baÅŸlamış. İlk canlıların, bugünkü yaÅŸam için gerekli olan oksijenin biriktirilmesine yardım ettiÄŸi sanılıyor.

Yeryüzü Şekillerinin Oluşması

Salı, 06 Kasım 2007

Yeryüzü Şekillerinin Oluşması

Yeryüzü şekillerinin oluşması ve değişmesi hem iç, hem de dış güçlere bağlıdır. Yüzeydeki yükselmelere dünyanın içindeki güçler, yani iç güçler yol açar. Buna karşılık dış güçler, yani su, rüzgar ve buz bu yükseltileri yeniden düzleştirmeye çalışır. Tektonik ve magmatik olaylar, arazi yapılarının farklılığı ve dış güçlerin farklı etkileri çok çeşitli yeryüzü şekillerinin oluşmasına yol açar.

Güçlerin Etkisi

Dünya’nın kabuÄŸunun soÄŸumasından bu yana sürekli yinelenen bir süreç söz konusudur. İç güçler yüzeyde yükseklik farklılıklarına neden olurken, yani daÄŸlar, kayalar, çukurlar, yanardaÄŸlar ya da baÅŸka yükseltiler oluÅŸtururken, dış güçler de bunları sürekli biçimde aşındırır, yontar ve doldurur. GüneÅŸ enerjisinin ve iklim etmenlerinin (sıcaklık farkı, yağış, rüzgar vb.) etkisi altındaki jeolojik süreçler dış güçleri oluÅŸturur.

Aşınma

Çevre koşulları bir yüzeyin çeşitli biçimlerde aşınmasına neden olabilir. Bunlar ortaya çıkış biçimlerine göre fiziksel-mekanik, kimyasal, biyolojik ve biyokimyasal aşındırmalar olarak sınıflandırılabilir. Aşınmanın derecesi o çevrenin iklim ve hidroloji koşullarına bağlı olarak değişir.

Fiziksel-mekanik aşınmaya buharlaşmanın çok, yağışın az olduğu kurak bölgelerle yağışların genellikle kar biçiminde düştüğü yerlerde rastlanır. Deniz kıyılarında da bu tür aşınmalar görülebilir. Yağışın bol ve sıcaklığın yüksek olduğu yerlerde ise kimyasal aşınma söz konusudur. Bu tür aşınmalar özellikle tropik bölgelerde çok etkilidir.

Günlük ya da yıllık sıcaklık farklılıkları kayaların yüzeyinde gerilimlere neden olarak onların kırılarak ufalanmasına yol açar. Ayrıca gene bu nedenle ortaya çıkan küçük çatlakların arasına giren sular buz, tuzlar da kristal oluşturarak kayayı parçalar. Rüzgar, su ve buzun da aşındırıcı etkisi vardır. Bunların taşıdığı katı cisimler kayalara vurarak ufalanıp parçalanmasına neden olur.

Kimyasal aşınma daha çok suyun ve ona karışmış olan asitlerin etkisiyle ortaya çıkar. Örneğin, tuz içeren kayaçlar yalnızca suyun etkisiyle çözülebilir. Buna karşılık kireçtaşlarının eriyebilmesi için daha güçlü asitler gereklidir.

Ötekilerle karşılaştırıldığında hayvanlarla bitkilerin yol açtığı biyolojik ve biyokimyasal aşınmanın önemsiz olduğu görülür. Aşınma genel olarak toprak oluşumunda da önemli rol oynar.

Sürüklenme ve Taşıma

Kopan parçaların bulundukları yerden uzaklaştırılmasına sürüklenme denir. Sürüklenme çoğu kez ışınmayla birlikte ortaya çıkar ve bunun sonucunda aşınan yüzey yeniden aşındırıcı güçlerin etkisi altına girer. Sürüklenme kütleçekiminin, suyun akım gücünün, buzun itici gücünün ve rüzgar hareketinin artık hiçbir şeyi hareket ettiremeyeceği noktada son bulur. Bu nedenle bazen dağların yakınındaki çukurlarda ya da dağların eteklerinde sürüklenmiş parçalara rastlanır.

DoÄŸa güçlerinin bu parçacıkları daha uzaklara götürdükleri de olur, buna taşıma denir. Özellikle ırmaklar kopardıkları parçaları çok uzaklara götürebilir. Suyun aşındırıcı gücünün etkisiyle oluÅŸmuÅŸ “V” biçiminde vadilere rastlanabilir. Su gibi buz da kayalardan parçalar koparıp uzaklara taşıyabilir ve “U” biçiminde vadiler oluÅŸturabilir. Denizin taşıyıcı etkisi dalgalar, gelgit ve akıntılarla ortaya çıkar. Rüzgar ise özellikle koruyucu bitkilerin olmadığı kurak bölgelerde büyük zararlar verebilir ve küçük parçaları binlerce kilometre uzaÄŸa taşıyabilir.

TortullaÅŸma ve Yeniden OluÅŸum

Taşınan parçaların bir yerde çökelmesine tortullaşma denir. Büyük parçalar dağlarla düzlükler arasındaki sınır bölgesinde çökelerek teraslar oluşturur. Daha küçük parçacıklar ise eğer kara parçası üstünde bir yerde çökelmemişlerse, denize ulaşır. Irmakların taşıdığı parçalar kıyılarda deltalar oluşturur. Kıyıya yakın bir yere çökelmeyen parçalar ise daha uzaklara giderek denizin dibinde birikir. Milyonlarca yıl süren bu taşıma ve biriktirme bir süre sonra yerkabuğuna baskı yaparak iç güçleri harekete geçirir, bunlar da yeniden yükseltilerin ortaya çıkmasına neden olur.

Dünya’mız son 570 milyon yıldan beri üç büyük orojenez, yani daÄŸoluÅŸumu yaÅŸamıştır. Bunların hepsi de yukarda anlatılan aşınma ve biriktirme sonucu iç güçlerin hareketiyle ortaya çıkmıştır. Günümüzden yaklaşık 500-408 milyon yıl önceki Kaledoniyen daÄŸoluÅŸumu sırasında İskoçya, Norveç’teki daÄŸlar, 387-248 milyon yıl önceki daÄŸoluÅŸum sürecinde ApalaÅŸlar, Urallar ve Orta Ren DaÄŸları, 213 milyon yıl önce baÅŸlayan son daÄŸoluÅŸumunda ise Alpler, Andlar, Kayalık DaÄŸlar ve Himalayalar ortaya çıkmıştır

Kutup Bölgeleri

Salı, 06 Kasım 2007

Kutup Bölgeleri:

Arktika ve Antarktika

Karalarda buzdan kalın bir zırh ve donmuş toprak, denizlerde buzdağları, çok soğuk ve güneşsiz bir kış. İnsan kutup bölgelerini böyle düşünüyor. Yaşam koşullarının ağırlığı nedeniyle bu bölgeler bugüne değin insanların yıkıcı müdahalesinden kurtulmuş. Kutupların gerek atmosfer, gerekse dünya iklimi üstündeki düzenleyici etkileri ise tartışılmıyor bile. Kutup buzlarındaki bir erimenin yeryüzü çapında iklim değişikliklerine yol açacağı, bunun da tüm insanlık için çok kötü sonuçlar vereceği biliniyor.

Dev Bir Buzdolabı

Yerküremizin kuzey ve güneyindeki buzdan örtüler, bütün deÄŸiÅŸmez görüntülerine karşın, Dünya’nın 4,5 milyar yıllık yaÅŸamında daha çok kural dışı bir durum oluÅŸturur. Bugünkü bilgilerimize göre yeryüzünde üç büyük soÄŸuk dönemi yaÅŸanmıştır. Bunlardan biri 750, biri de 250 milyon yıl önce yer almıştır; üçüncüsü olan “Büyük Buzul Çağı” ise yaklaşık 2 milyon yıl önce, Pleyistosen Bölüm’de baÅŸlamıştır ve günümüzde de sürmektedir. Günümüze en yakın bu jeolojik dönemde buzullar en az dört kez bugün Avrupa, Asya ve Amerika’da ılıman iklim kuÅŸağı içinde oldukları bilinen bölgelere kadar inmiÅŸ, aralardaki sıcak dönemlerde de kutuplarla yüksek daÄŸların tepelerinde bugün bulundukları sınırlara, hatta daha da gerilere çekilmiÅŸtir. Alman buzul çağı araÅŸtırmacısı Albrecht Penck (1858-1945) bu dört buzul katına, ülkesinin güneyinde çalışmalarını sürdürerek onların varlığını kanıtladığı bölgedeki küçük ırmakların adını vermiÅŸti: Günz, Mindel, Riss ve Würm.

Yaklaşık 10.000 yıl önce Würm Buzul Katı’nın sona ermesinden beri yeryüzü yeni bir sıcak dönem yaÅŸamaktadır. Kutuplardaki ve Grönland’daki buz katmanlarına bakılırsa Dünya’nın hala “buzlanmaya yatkın” olduÄŸu söylenebilir. Ama 4,5 milyar yıllık yaÅŸamının büyük bir bölümünü buzsuz geçirdiÄŸi anlaşılıyor. O zamanlar sıcak, hatta tropik bir iklim çok daha geniÅŸ bir alana yayılıyormuÅŸ. Büyük su kütleleri buz olarak karalara baÄŸlı olmadığından, denizlerin düzeyi bugünküne göre 60 m daha yüksekmiÅŸ ve karaların önemli bir bölümü suyun altındaymış.

Kuzey Kutup Bölgesi - Arktika

Matematiksel bir belirlemeye göre kutup bölgeleri kutup dönencelerinin altında ve üstünde kalan (ve her biri 21,2 milyon km2 büyüklüğünde olan) yerler olarak tanımlanıyor. Bir adını da Eski Yunanca’da “ayı” anlamına gelen arktos sözcüğünden alan Kuzey Kutup Bölgesi toplam 27 mlyon km2’lik bir alana yayılır. Bunun 9 milyon km’si kara, geri kalanı denizdir.

Burada en sıcak ayda bile deniz suyu sıcaklığı +10° C’nin üstüne çıkmaz. Arktik kara ve deniz iklimlerinin egemen olduÄŸu bölgede yağış azdır, yılda 100 mm ile 500 mm arasında deÄŸiÅŸir. Kuru rüzgarlar ve sis, düşük sıcaklık (Grönland’da ÅŸubat ortalaması -40° C), sıcaklığın mevsimlere göre büyük deÄŸiÅŸkenlik göstermesi (+15° C ile -40° C) bu bölgenin iklim özellikleri arasındadır. 23 Eylül ile 21 Mart arasında GüneÅŸ’in hiç doÄŸmadığı kış kutup gecesi, yılın geri kalan bölümünde ise, hiç batmadığı kutup gündüzü yaÅŸanır. Sıcaklığın çok düşük olmasına karşın, kutup bölgelerinin de en az tropik bölgeler kadar güneÅŸ enerjisi aldığı unutulmamalıdır. Kara bitkileri buna, çok hızlı ve karmaşık bir büyüme biçimi benimseyerek uyum saÄŸlamıştır. Denizlerde ise yüksek oksijen ve zengin besin maddesi nedeniyle, bir de 0 derece dolayındaki deniz suyu sıcaklığı fazla deÄŸiÅŸmediÄŸi için plankton ve balık çok boldur.

YaÅŸamın denizlerdeki bu zenginliÄŸine karşın, az sayıdaki buzsuz kıyı bölgesinde oldukça sınırlı olduÄŸu gözlenir. Bitki örtüsü tundralara özgü yosunlardan, likenlerden, ardıç aÄŸaçlarından ve cüce akkayınlardan oluÅŸur. Temmiz sıcaklığı 6° C’nin altına düşerse bunlar da yerlerini buz çölüne bırakırlar. Zemin 600 m derinliÄŸe kadar donmuÅŸ durumdadır ve yazın ancak yüzeyden 10-200 m arasında bir derinliÄŸe kadar çözülür. DonmuÅŸ zeminin altında bulunan çamur katmanı aÅŸağı doÄŸru akar ve her türlü inÅŸaat çalışmasını çok zorlaÅŸtırır.

Güneydeki Buz Kaplı Kıta - Antarktika

“Güneydeki efsanevi kıta”nın bulunması 200 yıllık bir arayıştan sonra, ancak 1840’ta baÅŸarıyla sonuçlanmıştır. Yelkenlisiyle kıyılar boyunca yaklaşık 2.000 km yol alan Charles Wilkes, denizlerden oluÅŸan Kuzey Kutbu’nun tersine, Güney Kutbu’nun olduÄŸu yerde gerçekten büyük bir kıta bulunduÄŸunu kanıtlamıştır. 12,4 milyon km2’lik yüzölçümüyle bu kıta neredeyse Afrika’nın yarısı büyüklüğündedir. Bu bölgenin içinde Güney Shetland, Güney Georgia gibi birkaç takımada da yer alır.

Adı, “Arktika’nın karşısındaki” anlamına gelen Antarktika’yı ortalama 2.000 m kalınlığında büyük bir buz katmanı zırh gibi örter. Bir zamanlar “ulaşılamaz” diye adlandırılan kutup noktasında buzun kalınlığı 4.335 m’yi bulur. Bu buz kütlesi 24 milyon km3’lük hacmi ile yeryüzündeki bütün buzların yüzde 92’sini oluÅŸturmaktadır. Kıyılarından kopan 350-600 m kalınlığındaki buz parçaları günde 1-3 m hızla ilerler ve birbiri üstüne yığılır. Bu tür yüzen yığınlardan biri olan Ross Buzlası 540.000 km’yi bulan alanıyla neredeyse Fransa büyüklüğündedir. Gelgit olayının buzladan kopardığı büyük parçalar yüzerek çevreye dağılır. Bu tür buzdaÄŸları arasında 20.000 km2 büyüklüğe ulaÅŸanlar olur.

Güney Kutbu’nda yeryüzünün en soÄŸuk ve en fırtınalı iklimi egemendir. Ortalama sıcaklık yaz aylarında -20° C’dir ve bu, güneyden fırtınalar estiÄŸinde -70° C’ye kadar düşebilir. CoÄŸrafi Güney Kutbu noktasında bulunan ABD gözlem istasyonunda yapılmış ölçümlerde sıcaklığın yıllık ortalamasının -50° C olduÄŸu, en sıcak ayda ancak -29° C’ye yükseldiÄŸi belirlenmiÅŸtir. Yani yeryüzünün bu en büyük buzdolabının sıcaklığı Kuzey Kutbu’ndan ortalama 22 derece daha düşüktür.

Bu durum doÄŸal olarak yaÅŸam koÅŸullarını etkilemektedir. Kuzey Kutbu’nda 400’e yakın çiçek açan bitki türü sayılabilirken, Güney Kutbu’nda bir tane bile olmaması bunun bir belirtisidir. Buna karşılık kıtanın kıyılarında ve açık denizlerinde çok sayıda hayvan yaÅŸar. Penguenler, martılar, foklar ve balinalar soÄŸuk, ama besin maddesi açısından zengin Güney Kutbu denizlerindeki planktonları ve balıkları yiyerek yaÅŸamlarını sürdürürler.

Göçebe Avcılar ve Toplayıcılar

Kuzey Kutup Bölgesi Yerlileri, Amerika’da Eskimolar ve Aleutlar, Avrupa ve Asya’da Laponlar ve DoÄŸu Yaklar’dır. Bunlar avcı ve toplayıcı olarak TaÅŸ Çağı’ndakine benzeyen göçebe bir yaÅŸam sürerler. Buradaki yaÅŸama koÅŸullarına en iyi uyum saÄŸlamış olan Eskimolar, aynı zamanda en kuzeye kadar yayılmış olan halktır. Bunlar kayak adı verilen küçük kayıklarıyla en çok fok avlayıp etini yiyecek, derisini ve kürkünü giysi, yağını ısı ve ışık kaynağı olarak kullanırlar. Vitamin gereksinimini, eti piÅŸirmeden yiyerek karşılarlar. (Amerika Yerlileri’ni dilinde Eskimo, çiÄŸ et yiyen demektir) Uygar ülkelerin kutup bölgelerine el atmaları, özellikle Spitzbergen’deki uranyum, titanyum ve kömür, Alaska’daki petrol ve doÄŸal gaz kaynaklarını iÅŸletmek istemeleri, doÄŸaya baÄŸlı olarak yaÅŸayan Eskimolar’ın yaÅŸam olanaklarını sınırlamıştır. ABD ve Rusya da Kuzey Kutbu’nu iÅŸgal etmiÅŸ, yoÄŸun bir sivil ve askeri üsler ağı ile kaplamışlardır. Amerikan atom denizaltısı “Nautilus” ilk kez 1958’de Kuzey Kutbu’nu örten 2-15 m kalınlığındaki buz katmanının altından geçerek bir uçtan ötekine 3.000 km yol almıştır. Kutupların paylaşılmasında her ülkeye, kendi sınırlarının en dış iki noktasından Kuzey Kutup noktasına çizilen iki doÄŸru arasında kalan parçasının verilmesi ilkesi uygulanır

DaÄŸlar

Salı, 06 Kasım 2007

DaÄŸlar

Dağlarda doğa güçlerinin etkileri daha belirgin bir biçimde görülür. Aşınma, suyun, buzun parçalayıcı ve taşıyıcı etkileri hem yükseklik, hem de iklim koşullarının sertliği nedeniyle daha belirgindir. Bununla birlikte pek çok hayvan ve bitki doğa koşullarına uyum göstererek yüksek dağlarda yaşamayı başarmıştır.

Büyük Yükseklik Farkları

Yeryüzünü üç büyük yüzey oluÅŸumu biçimlendirir: Eski kıtaların geniÅŸ düzlükler ve masadaÄŸlar oluÅŸturan kalıntıları, okyanus tabanı ve yerkabuÄŸunu oluÅŸturan levhaların kıyısında yer alan sıradaÄŸlar. DaÄŸların özelliklerinin belirlenmesi açısından, kendi çevrelerine göre yükseklikleri deniz düzeyine göre yüksekliklerinden daha önemlidir. EÄŸer çevreye göre olan yükseklik farkı büyükse (Orta Avrupa’da 1.000 m’den çok) o zaman yüksek daÄŸlardan söz edilir.

Bu tür yükseltilerde daÄŸların bütün özellikleri görülebilir: Duvar biçimindeki çok dik yamaçlar, dar daÄŸ sırtları, sivri doruklar ve çıplak kayalar. Yüksek daÄŸlar genellikle orman bölgesinin üstünde yer alır ve dorukları her zaman karla kaplıdır. Çevresine göre yüksekliÄŸi 1.000 m’den az ve deniz düzeyinden yüksekliÄŸi de 1.500 m dolayında olan daÄŸlar orta yükseklikte kabul edilir. Bunlar yuvarlak ve ormanlarla kaplı dorukları, daha az eÄŸimli yamaçları ve daha kemerli sırtlarıyla daha “yumuÅŸak” bir görünüm içindedir. Avrupa’daki orta yükseklikteki sıradaÄŸlar 1.500 m mutlak yükseklikten baÅŸlar.

Bu yükseklik Ekvator’a doÄŸru 3.000-4.000 m’ye çıkar, kutuplarda ise deniz düzeyine kadar inebilir. Kuzey Norveç’teki Lofoten Adaları, deniz düzeyinden 1.200 m yükseklikleriyle yüksek daÄŸ karakteri özelliÄŸi taşırken, Etiyopya Platosu üstündeki 2.000 m yükseklikteki daÄŸlar yüksek daÄŸ olarak kabul edilmez

Sert Yaşam Koşulları

Yüksek daÄŸlardaki sert iklim ve doÄŸa koÅŸulları bitki ve hayvanlar kadar insanların da bölgede yaÅŸamasını sınırlayıcı bir engel oluÅŸturur. Yükseklik arttıkça hava basıncı düşer ve sınır kabul edilen 4.000-5.000 m yükseklikten sonra insanlarda bazı fizyolojik rahatsızlıklar ortaya çıkar. Yükseklik arttıkça GüneÅŸ ışınlarının, özellikle morötesi ışınların yoÄŸunluÄŸu artar. Her 1.000 m’de bir yıllık ortalama sıcaklık 5-6 derece düşerken nemli bulutların buralarda yığılması nedeniyle yağış miktarı iki, hatta üç kat çoÄŸalır. DaÄŸ ikliminin hastalıkları iyileÅŸtirici etkisi güçlü GüneÅŸ ışınlarından, düşük basınçtan ve temiz havadan kaynaklanır.

İklim koşulları dağın bir yamacıyla öteki, doruğa yakın yerlerle, etekleri arasında da farklılık gösterir. Rüzgara karşı olan yerler rüzgarı karşıdan almayan yerlere göre daha çok yağış alır. Özel konumlarına göre vadilerde de farklı iklim koşulları hüküm sürer. Dağlar yüksekliğe göre değişen bir dizi iklim ve bitki örtüsü kuşağına ayrılmıştır.

Çok Yüksek Yerlerde Yaşam

Yüksek daÄŸlarda bitki örtüsüne göre beÅŸ ayrı bölge ayırt edilir: En altta yer alan düzlükler, 600 m’ye kadar olan yükseltiler, 600-1.400 m arasındaki daÄŸlar, 1.400 m’den orman sınırı olan 1.800 – 2.400 m’ye kadar uzanan Alp altı çayırlar, orman sınırının üzerinde baÅŸlayan ve kar sınırına kadar uzanan Alp tipi çayırlar. Bu bölgeler birbirinden kesin sınırlarla ayrılmadığından aralarında geçiÅŸ bölgeleri yer alır.

Bu deÄŸiÅŸik arazi parçaları pek çok bitki ve hayvan için yaÅŸama ortamları oluÅŸturur. Bitkiler çeÅŸitli biçimlerde kendilerini yüksekliÄŸe uydurmuÅŸlardır. ÖrneÄŸin, bitkilerin bir araya gelerek yastık biçiminde kümeler oluÅŸturmaları da iç sıcaklığın dışardan 10-15 derece daha yüksek olmasını saÄŸlar. CüceleÅŸme bitkilerin morötesi ışınların zararlı etkilerinden korunmalarını saÄŸlarken, yaprakların tüylenmesi ve rulo biçiminde kıvrılması kurumayı önlemektedir. Yüksek daÄŸlardaki bitkilere ÅŸakayla karışık “yüzükoyun bitkileri” denmesinin nedeni, onları inceleyen botanikçileri yere yatmak zorunda bırakacak kadar bodur olmalarıdır.

Yüksek daÄŸlarda yetiÅŸen bitkiler kısa süren sıcak mevsimden tam olarak yararlanır. ÖrneÄŸin, 4.275 m yükseklikte yaÅŸama baÅŸarısını gösteren karÅŸakayığı karın erimesini izleyen beÅŸ gün içinde çiçek açar ve iki hafta sonra da tohumları olgunlaşır. DaÄŸların en yüksek kesimlerinde ise yalnızca yosunlar ve –24 derecede bile fotosentez yapabilen likenler yetiÅŸebilir. DaÄŸların yüksek kesimlerinde bitkilerin yanı sıra pek çok hayvan da yaÅŸar. Bunların başında kışları tüyleri tümüyle beyazlaÅŸan kartavuÄŸu ve kartavÅŸanı ile yeryüzünün en uzun kış uykusuna (8-10 ay) yatan daÄŸ sıçanları gelir.

Yüksek Dağlarda İnsan

Yüksek daÄŸlar iklim ve yaÅŸam koÅŸullarının sertliÄŸi nedeniyle bugüne deÄŸin insanlara kapalı kalmıştır. Orta Alpler’de 2.000 m yüksekliÄŸe kadar çiftliklere rastlanmaktadır. Bundan sonrası ise, kısa bir süre için kullanılan kulübeler dışında tamamen boÅŸtur. Buna karşılık tropik ve astropik bölgelerdeki daÄŸların yüksek kesimlerinde de yerleÅŸmeler görülebilmektedir.

ÖrneÄŸin, Tibet ve Bolivya’da 5.000 m yüksekliÄŸe kadar yerleÅŸmeler kurulmuÅŸtur. Meksika gibi sıcak ve nemli tropik iklim kuÅŸağında olanlar daÄŸların daha serin ve saÄŸlıklı havasını tercih etmektedir. DaÄŸlar aynı zamanda baskı gören birçok etnik grubun sığınağı olmuÅŸtur. Buna örnek olarak Pireneler’de yaÅŸayan Basklar ve Alpler’de yaÅŸayan Raetialılar verilebilir.

Çöller

Salı, 06 Kasım 2007

Çöller

Yeryüzünün yedide birini kaplayan çöller yaşamın olanaksız olduğu bölgelerden sayılır. Bununla birlikte yeryüzünün en etkileyici doğa parçaları arasında bazı çöller de vardır. Buralarda yaşayan hayvan ve bitkiler bölgeye uyum sağlayarak varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır. Bölgede yaşayan insanlar ise vahalar oluşturarak ve hayvancılık yaparak geçimlerini sağlamaktadırlar. Bu kurak arazide sulama yoluyla gerçek cennetler oluşturmak olanaklıdır. Bugün pek çok çölden petrol ve değerli madenler çıkarılmaktadır.

Yaşama Düşman Bir Ortam

Yeryüzünün en kurak, bitkileri çok az ya da hiç olmayan bölgelerine çöl denir. Çölün en önemli özelliÄŸi buharlaÅŸmanın yağış miktarından daha çok oluÅŸudur. Tam çöllerde 11-12 ay süren bir kuraklık döneminden sonra 10 mm’den az bir yağış görülür.

Gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı çok büyüktür; bu fark +58 derece ile –10 derece arasında deÄŸiÅŸir. Bu yüksek sıcaklık farkı kayaların parçalanmasına yol açar. Böylece daÄŸlar giderek birer moloz yığınına dönüşür. Sıcaklık deÄŸiÅŸmeleri kum ve toz fırtınalarına neden olur. Kum tanecikleriyle yüklü rüzgarlar önlerine çıkan kayaları yontup biçimlerini deÄŸiÅŸtirir. YaÄŸmur yaÄŸdıktan sonra suların akıp gideceÄŸi yataklar olmadığından bunlar çeÅŸitli yerlerdeki düzlüklerde birikir ve güçlü buharlaÅŸmanın etkisiyle Cezayir ve Namibia’daki gibi tuz gölleri ortaya çıkar.

Çöllerin Dağılımı

Çölün en ayırt edici özelliÄŸi olan kuraklık çeÅŸitli nedenlerden kaynaklanır. Çöller bulundukları yerlere göre alize ya da dönence çölleri, iç çöller ya da kıta çölleri ve kıyı çölleri biçiminde sınıflandırılır. Alize çölleri neredeyse tüm yeryüzünü çepeçevre saran bir kuÅŸak oluÅŸturur. Bunlar ekvatoral alçak basınç kuÅŸağının her iki yanında uzanan yüksek basınç bölgesinde yer alır. Ekvator’da ısınan hava yükselerek kuzey ya da güneydoÄŸuya yönelirken karşı akımlara yol açar. Bunların bir bölümü yere doÄŸru inerek alçalır ve böylece içlerindeki nem oranı yüzde 10’un altına düşer. Bunlar üstünden geçtikleri alanlara kuraklık getirir. Büyük Sahra ya da Arabistan Yarımadası’ndaki çöllerde sürekli bu tür rüzgarlar eser. Denizden esen alize rüzgarları ise Antiller’de olduÄŸu gibi, yüksek oranda nem taşır ve yağışa neden olur.

Kıtaların içindeki çöllerin az yağış almasının nedeni denize çok uzak olmaları ve önlerinde bulunan sıradaÄŸların yağış yüklü bulutların ilerlemesini engellemesidir. Kışların çok soÄŸuk geçtiÄŸi bu tür çöllere örnek olarak Gobi verilebilir. Kıtaların batısında yer alan kıyı çöllerinin ortaya çıkış nedeni soÄŸuk okyanus akıntılarıdır. (ÖrneÄŸin Afrika’nın güneybatısındaki Benguela Akıntısı ile Güney Amerika’nın batısındaki Humboldt Akıntısı.) Bu tür soÄŸuk okyanus akıntıları hava sıcaklığının 6° C’ye kadar düşmesine neden olur; bu nedenle denizden esen rüzgarlar içlerindeki nemi kıyıya ulaÅŸamadan deniz üstünde boÅŸaltmak zorunda kalır. Bu tür çöllere örnek olarak Namib ve Atacama verilebilir.

Sahra-Yeryüzünün En Büyük Çölü

Sahra 8 milyon km2’lik yüzölçümüyle alize çöllerinin en büyüğüdür. Erg adı da verilen kum çölü, genel kanının tersine bütün çölün yalnızca beÅŸte birini kaplar. Onun dışında kalan yerler kaya ve molozlardan oluÅŸur. Sahra’da Tibesti ve Ahaggar gibi, yükseklikleri 3.265 m’yi bulan daÄŸlar da vardır. Buraları görece daha çok yağış alan ve göçebelerin yazın konaklamalarına elveriÅŸli yerlerdir.

Buna karşılık Sahra’nın bazı yerlerine arka arkaya 10 yıl yaÄŸmur düşmediÄŸi olur. Yağışlar mineralleri yıkayıp götürmediÄŸi ve bitkiler onları tüketmemiÅŸ olduÄŸu için, çölün zemini mineral besinler açısından çok zengindir. Bunun için, uzun süreli kuraklığı atlatmayı beceren tohum taneleri kısa ve güçlü saÄŸanaklar biçiminde yaÄŸan ilk yaÄŸmurlarda hemen kök salıp çiçek açar ve birkaç gün içinde olgunlaşır.

Çöllerin Yeşil Adaları: Vahalar

Çöllerde kilometrekareye düşen insan sayısı bir kiÅŸiden daha azdır. İnsanlar genellikle vahalarda yaÅŸarlar. Vahalar ulaşılabilir bir yer altı ya da yerüstü su kaynağının yapay biçimde korunarak buraya getirilmesi ya da yer altı kaynak sularının doÄŸal biçimde yüzeye çıkmasıyla oluÅŸur. Sahra’daki vahalar 8.000 km2’lik bir alanı, yani çöl alanının binde 1’ini kaplar.

Buralarda daha çok hurma aÄŸaçları yetiÅŸtirilir. Ayrıca burada yaÅŸayanların gereksinimini karşılayacak kadar darı, mısır, meyve ve sebze ekilir. Çöl gemisi olarak da adlandırılan develeri ve keçi kılından çadırlarıyla bir otlaktan ötekine gidip gelen göçebeler, yüzyıllar boyunca vahalarda yerleÅŸik yaÅŸayıp tarımla uÄŸraÅŸanlar üstünde egemenlik kurmuÅŸlardır. Bu göçebeler genellikle Sahra’daki Tuaregler gibi aynı zamanda taşımacılık yapan savaşçı topluluklardır

Uygarlık Geliyor

Uçak ve öteki ulaşım araçlarının ortaya çıkmasıyla kervanlarla yapılan ticaret ve taşımacılık önemini yitirmiÅŸ ve Sahra’daki göçebelerin çoÄŸu yerleÅŸik yaÅŸama geçmiÅŸtir. Ekolojik dengeleri çok duyarlı olan ve gitgide kalabalıklaÅŸan vahalar çölün geniÅŸleyerek kendilerini yutma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Bir zamanlar çöl şövalyeleri olarak adlandırılan insanlar artık ya petrol kuyularında, kömür, uranyum ocaklarında ya da çöl kıyısında kurulmuş sanayi tesislerinde çalışmaktadır. Yabancı gezginler de çölü keşfetmiştir. Eski çağlarda insanlar düşünceleriyle başbaşa kalmak için çöllere çekilirken, bugün uygarlık yorgunu Avrupalılar çölde serüven gezilerine çıkmaktadır.


Destekliyoruz arkadas - arkadas - oyun oyna - oyun - en güzel oyunlar jinekolog - kadin dogum doktoru kadin dogum uzmani jinekolog - kadýn doðum doktoru kadýn doðum uzmaný