‘CoÄŸrafya’ Kategorisi için ArÅŸiv

Levha TektoniÄŸi

Salı, 06 Kasım 2007

Levha Tektoniği LEVHA TEKTONİĞİ

Yeryuvarın yapı ve hareketlerini tüm olarak konu edinen Levha Tektoniği (Plate Tectonics) kavramına göre ;Yerin dış kısmını oluşturan 70-100 km. kalınlıkta ve rijit özellikteki Litosfer büyük ve birkaç küçük levhadan meydana gelmekte ve bu levhalar (Plates) Üst Mantonun Litosfere kıyasla daha yumuşak ve kısmen akıcı bir bölgesi olan Astenosfer veya düşük hız zonu üzerinde kaymakta; hareket halinde bulunmaktadır.

Dünyanın katı olan en üst katmanı Litosfer (Taşyuvar), onun en üst kesimi ise Kabuk adı ile bilinir. Litosfer daha altta yeralan Astenosfer üzerinde hareket etmektedir.

Litosferi birbirinden farklı yönlere hareket eden birtakım parçalardan oluşmaktadır. Levha (Plate) adı verilen bu Litosfer parçalarının milyonlarca yıldır süregelen hareketleri kıtaların ve okyanusların oluşmasına ve bu uzun süreçte Dünyamızın şeklinin sürekli olarak değişmesine neden olmuştur. Jeolojinin levhaların hareketlerini inceleyen dalına Levha Tektoniği adı verilmektedir.Aşağıdaki harita bugün dünyamızdaki başlıca levhaları göstermektedir

Genellikle senede birkaç santimetre mertebesinde olan levha hareketleri bilhassa levha sınırları boyunca kayaların sıkışmasına, gerilmesine, kaymasına ve şiddetle deforme olmasına yolaçmaktadır. Bu hareketler sonucunda kayaların belli düzlemler boyunca kırılmasına Faylanma,faylar boyunca biriken enerjinin boşalmasına da Depremadı verilmektedir

Levha tektonigi kuramina gore litosfer olarak adlandirilan yerin ust kismi (kabuk+ust manto) parcalara (levhalara) bolunmustur. Yer icindeki isi kaynagI nedeniyle manto icinde olusan termal konveksiyon hareketleri, yuzeyde bulunan levhalarin hareketinin temel nedenidir. Isinarak yukselen manto malzemesi yukseldikce sogur ve dogal olarak yerin iclerine dogru tekrar batar. Bu konveksiyon hareketi bircok konveksiyon hucresi icinde gelisir. Ancak, levhalarin hareketini saglayan bu olay daha karmasiktir ve litosfere etkiyen cesitli kuvvetlerin kontrolunde meydana gelir. Deprem ve Volkanik hareketin nedeni budur.

Levhaların birbirleriyle etkileşimleri bakımından levha hareketlerini 3 ana başlıkta toplayabiliriz. Uzaklaşma-ayrılma; yakınlaşma-çarpışma; yanal yer değiştirme-sıyırma. Bu hareket türleri, aynı zamanda bu sınırlarda oluşan depremlerin ve volkanik faaliyetlerin niteliklerini de belirler

Uzaklaşan-Ayrılan Levhalar (Divergent Plates)

Birbirinden uzaklaÅŸan levhalar, aralarına astenosferden gelen eriyik kayaçların sızdığı yarıklar oluÅŸturur. Bu eriyik yüzeye çıktıkça katılaşır ve yerkabuÄŸuna eklenir. Astenosfer’den gelen eriyik kuvvet uygulamaya ve böylece levhalar birbirinden ayrılmaya devam eder. Bu ayrılma genelde daha ince olan okyanus tabanında görülür ve Atlas Okyanusu ortasındaki sırt buna çok iyi bir örnektir. Bu ayrılma kıtada meydana gelirse yeni bir okyanus tabanı oluÅŸuyor demektir. DoÄŸu Afrika’daki ayrılma henüz bir deniz oluÅŸması için yeterli deÄŸilse de, gidiÅŸ o yöndedir. Bu tür ayrılmalar, Astenosfer’den gelen eriyiÄŸin katılaÅŸarak Litosfer’e dönüşmesine ve levhaların büyümesine neden olur.

Uzaklaşan levhalar arasında Litosfer çok ince olduğu için, buralarda büyük depremlere yol açacak enerji birikimleri olmaz. Buradaki depremlerin odakları çoğu zaman yüzeye yakındır.

Yakınlaşan-Çarpışan Levhalar (Convergent Plates)

Levhaların birbirine yaklaşması ve çarpışması ise üç değişik şekilde olabilir:

Okyanusal ve kıtasal levha karşılaÅŸmalarında, daha yoÄŸun olan okyanusal levha (yoÄŸunluÄŸu 2.8 - 3.0 gr/cm3) , kıtasal levhanın (yoÄŸunluÄŸu 2.7 gr/cm3) altına dalar (subduction). Alta dalan kısım derinlere indiÄŸinde ergimeye baÅŸlar ve bu magmanın bir kısmı, kıta tarafında yanardaÄŸ kümelerinin oluÅŸumuna neden olur. Güney Amerika Levhası’nın altına dalan Nazca Levhası’nın yol açtığı And DaÄŸları buna bir örnektir.

İki okyanusal levhanın karşılaÅŸmasında da, yine bir levha diÄŸerinin altına dalar. Yukarıdakine benzer ÅŸekilde yüzeye çıkan magma okyanus tabanında yanardaÄŸlar oluÅŸturmaya baÅŸlar. EÄŸer bu aktivite devam ederse, yanardaÄŸ okyanus yüzeyini aÅŸabilecek yüksekliÄŸe eriÅŸir ve adalar oluÅŸur. Filipinler’deki birçok volkanik ada bu ÅŸekilde oluÅŸmuÅŸtur.

İki kıtasal levhanın karşılaÅŸmasında ise, genellikle levhalardan hiçbiri diÄŸerinin altına dalmaz. Levhaların arada sıkışan bölümleri yeni daÄŸlar oluÅŸturur. Himalayalar’ın halen süren oluÅŸumu buna iyi bir örnektir.

Yakınlaşan ve çarpışan levhaların sınırlarında oluşan depremler çok değişik derinliklerde ve büyüklüklerde olabilir. Özellikle bir levhanın diğerinin altına daldığı bölgelerde odakları derinlerde büyük depremler oluşur.

Yanal Yer Değiştirme-Sıyırma (Lateral Slipping)

İki levhanın birbirini sıyırarak yer deÄŸiÅŸtirmesi sırasında Litosfer’de artma veya azalma olmaz. İki levha arasındaki sürtünme çok fazla olduÄŸu için harekete belli bir süre direnç gösterirler. Bu bölgede artan gerilim periyodik büyük depremler ile çözülür. Kuzey Anadolu fay hattı ve Kaliforniya’daki San Andreas fay hattında bu tip levha hareketi gözlenir.

Bu tip levha hareketlerinde oluşan depremlerin odakları çoğunlukla yüzeye yakın veya orta derinliktedir. Sürtünme ve kırılma uzunca bir hat boyunca oluşabileceği için büyük depremler meydana gelebilir

geovisit();

LEVHALAR VE LEVHA TEKTONİĞİ

KARA KÜTLELERİNİN SON 500 MİLYON YILLIK YOLCULUĞU

Antik süperkıtta Pangea ve onun çevresinde görülen ve bugünün Pasifik Okyanusu’nu oluÅŸturacak olan Panthalassa Okyanusu görülmektedir.

Kuzey’de Laurasia isimli bugünkü Kuzey Amerika ve Avrasya Kıtaları’nı içine alan büyük bir kııta, güneyde ise Gondwana isimli ve bugünkü Güney Amerika ile Afrika Kıtaları’nı içine alan ayrı bir kıta mevcuttur. Bu iki antik büyük kıtanın yanı sıra, Hindistan Yarımadasıının, Avustutya’nın, Madagaskarın ve Antartika Kıtası’nın yavaÅŸ yavaÅŸ ÅŸekillendiÄŸini görüyoruz.

Kuzey ve Güney Amerika K?talar? yavaÅŸ yavaÅŸ diÄŸerlerinden ayrılarak, Atlantik Okyanusu’nun aluÅŸmasına olanak vermiÅŸlerdirAlman Jeofizik Uzmanı Alfred Wegener (1880-1930)’ in, ilk defa 1915 yılında yayınladığı bir makalede belirttiÄŸi gibi yeryüzündeki kara parçaları 500 milyon yıl kadar evvel birbirlerine yapışık olarak, Pangea ismi ile Güney Kutbu’ nda bulunuyordu. AÅŸağıda 540 milyon yıl öncesinden bu yana, yerkabuÄŸunun geçirdigi evreler görülmektedir.

Dünyanın yaşı 4.6 milyar, guneÅŸin yaşı ise yaklaşık 5.5 milyar yıldır. GüneÅŸin Hidrojen kaynağının 5 milyar yıl sonra tükeneceÄŸi tahmin edilmektedir. Dolayısı ile, dünyamızın da en az 5 milyar yıl daha ömrü vardır denilebilir. Yeryüzü kıta coÄŸrafyasının bugünkü ÅŸeklini almasi için 540 milyon yıl geçtiÄŸi düşünülürse, böyle bir cografyanın, yeryüzünde en az 9 (dokuz) kere degiÅŸtiÄŸi ve bundan böyle de, en az 9 (dokuz) kere daha ÅŸekilden ÅŸekile gireceÄŸi varsayılabilir. YerkabuÄŸunu oluÅŸturan okyanus ve katı parçaları (ki bunlara "levha" diyoruz), bir gölün üzerine serpiÅŸtirilmiÅŸ sallar gibi birbirlerine çarparlar, birbirlerinin altına girerler veya birbirlerine sürtünüp, sıyırarak hareket ederler. Hareket hızları, yılda 3 cm ila 15 cm arasındadir. Arabistan levhası kuzey-kuzeydoÄŸu doÄŸrultusunda yılda 4.5 cm hızla ilerleyerek, Anadolu levhasını devamlı sıkıştırmaktadır.. Türkiye’de meydana gelen depremlerin esas nedeni de, Arabistan levhasının bilinen bu hareketidir.

Kıtalar yavaş yavaş birbirlerinden ayrılıp saat akrebinin ters yönünde ve kuzeye doğru hareket etmektedirler.

Kıtaların birbirinden aynlması gitlikçe belirgin hale gelmektedir.

Kıtalar böylece bugünkü mevcut konumlarına gelmişlerdir. Ancak bu konum da geçicidir.Çünkü kıta hareketteri aynen devam elmektedir. Bugünden 500 milyon yıl sonra, yeryüzünün coğrafyasınıı tanımak mümkün olmayacaktır. Uzay çağının ölçüm teknikleri ile ayağımızın altındaki kıtaların bu inanılmaz hareketinin ileride yepyeni hir dünya coğrafyası oluşturacağı bilinmektedir. Mesala, bunyan I 00 milyon yıl sonra Afrika ve Arabislan llevhalarının hareketleri nedeni ile, Akdeniz , Karadeniz ve Ege. denizi tarihe. karışacak, Afrika ve Anadalu Avrupa ile birleşecektir.

YERKABUĞU SÜREKLİ HAREKET EDER

Derinlik arttıkça sıcaklığı artan yer içinde büyük boyutlu ısı hareketi vardır. Bu hareket, "levha" olrak adlandırılan yeryüzünü kaplayan katı ve kırılgan kabuk parçalarının hareket etmesine neden olmaktadır. Bu hareket sırasında levhalar birbirlerinden koparlar, birbirlerine göre yanal hareket ederler veya birbirlerine çarparlar.

Levha tektoniğinin keşfi ve gelişmesinde depremler önemli rol oynamıştır. Depremler levhaların birbirlerini dokunduğu sınırda oluşan deformasyon ve kırıklarla ilişkili olduğundan deprem dışmerkezleri ( yada merkezüsleri) levha sınırlarını belirler. Şekilde görülen deprem odaklarının belirgin sınırlar boyunca oluşturduğu diziler "Deprem Kuşakları" olarak adlandırılır

OKYANUS ORTASI SIRTLAR VE LEVHA SINIRLARI

Levhaların birbirlerinden uzaklaÅŸtığı sınırlarda maÄŸmadan çıkan malzeme sınırın her iki yanındaki levhaları yana doÄŸru iter. Bu olay genellikle okyanus ortası sırtları oluÅŸur. Yanal atımlı hareketle iki levha ortak sınıra paralel olarak hareket ederler. Kuzey Anadolu Fayı ve Kuzey Amerika’ daki San Andreas Fayı bu tür yanal atımlı sınırlardır. Levhalar, sınırları boyunca, birbirlerine göre sürekli hareket halindedirler. Levhaların birbirlerine göre yer deÄŸiÅŸtirme deÄŸerleri yılda birkaç santimetreden onlarca santimetreye kadar olabilirler.

OKYANUS ORTASI SIRT

Okyanus ortasındaki açılma nedeiynle Okyanus Levhasının kıta levhası altına dalış hareketi

Yer Kabuğu Hareketinin Şematik Anlatımı

SICAK NOKTALAR (HOT SPOTS)

Sıcak Noktalar (Hotspots)

Depremlerin ve volkanik aktivitenin büyük bir kısmı levha sınırları çevresinde oluşur. Ancak volkanik kökenli olan Hawaii ve çevresindeki adalar örneğinde olduğu gibi levha sınırlarına çok uzak volkanik oluşumlar da vardır. Bunlar mantoda sıcaklığı çok yüksek olan ve bu nedenle sıcak nokta adı verilen küçük bölgelerden yerkabuğu dışına kadar yükselen magma etkisiyle oluşur. Levhalar hareketli ama sıcak noktalar sabit olduğu için sıra sıra yanardağlar veya yanardağ adaları ortaya çıkar.

Volkanizma

Salı, 06 Kasım 2007

VOLKANİZMA

Mağmanın yerin derinliklerinden hareket ederek yer yüzüne çıkması veya yer yüzüne yakın derinliklere kadar gelerek soğuması olayına volkanizma denir.

Volkanizma denilince daha çok yer yüzünde meydana gelen mağmatik faaliyetler akla gelmektedir. Çünkü volkanik şekiller yer yüzünde oluşmaktadır.

Volkanizma sırasında mağma katı, sıvı ve gaz halinde yer yüzüne çıkar. Çıkan sıvı maddelere lav, katı maddelere tüf denir. Gazların çoğu ise su buharıdır.

Volkandan çıkan maddeler lav ise, volkan bacasından akma şeklinde hareket eder. Tüf veya gaz çıkışı olursa patlama olur.

Volkanizma ile çıkan malzemeler çıktığı yerde birikerek volkan konilerini oluşturur.

Yanardağların yükseltisinin az veya çok olmasında lavların akışkanlığı etkilidir. Lavların akıcılığı fazla ise geniş alanda birikme olur. Yükseltisi az olan yayvan görünüşlü volkan konisi oluşur. Bunlara tabla veya plato volkanlar denir. ör: Karacadağ volkan dağı (G.D Anadolu)

Lavların akıcılığı az ise yükseltisi fazla olan volkan dağları oluşur. Bunlara da kalkan volanları denir. ör: Ağrı dağı

Volkan konilerinin tepesinde bulunan çukurluğa krater denir.

Bazı yanardağlarda ana koni üzerinde oluşmuş yan koniler de olabilir. Bunlara parazit koni denir. Ör: Erciyes dağı

Volkanik patlamalarla bazı volkanların tepe kısmı uçarak çok büyük çanak oluşur. Bu çanaklara kaldera denir. Ör: Nemrut dağı (1441 yılında ikinci kez patlamıştır.)

Yer Yüzündeki Başlıca Volkanik Bölgeler

1)Atlas Okyanusunun orta kesimi,

2)Akdeniz ve çevresi

3)DoÄŸu Afrika

4)Büyük Okyanus çevresi (en fazla bu bölgede görülmektedir. Bu sebeple buraya Pasifik Ateş Çemberi denir.)

Türkiye’deki BaÅŸlıca Volkanik DaÄŸlar

Doğu Anadolu Bölgesindekiler: Ağrı , Tendürek, Süphan, Nemrut.

İç Anadolu Bölgesi: Erciyes, Hasan dağı Melendiz dağı, Karadağ , Karacadağ.

Akdeniz Bölgesi: Hassa ve çevresi (Hatay)

G.D Anadolu Bölgesi: Karacadağ

Ege Bölgesi: Kula volkanları

Akarsular

Salı, 06 Kasım 2007

AKARSULAR

a) Akarsuyun oluşumu : Yeryüzündeki yatakların değişik büyüklüklerdeki yataklar içerisinde su toplanır ve bu yatak boyunca akmasına akarsu denir.

- Akarsuların, küçüklerine dere denir. Büyüklerine ise çay, nehir denir.

- Akarsuyun, çıktığı yere kaynak. Akarsuyun aktığı yere yatak denir.

- Akarsuyun birim zamanda aldığı yola akarsuyun hızı denir. Bu hız mualine denilen araçla ölçülür.

b) Akarsuyun ağları, Su bölümü ve Akarsu Havzaları :

- En küçük dereden ana ırmağa kadar bir akarsuyun beslenme havzası içinde tüm kollarıyla birlikte oluşturduğu su yolu örgüsüne akarsu ağı denir.

- Havzaları birbirinden ayıran doğal sınıra su bölümü çizgisi denir.

- Akarsuyun denize ulaştırabilen havzalara açık havza, ulaştıramayan havzalara ise kapalı havza denir.

c) Akarsuyun debisi ve rejimi :

- Bir akarsuyun her hangi bir yerindeki enine kesitinde bir saniyede geçen suyun m3 cinsinden miktarına debi denir.

- Bir akarsuyun debisinde yıl boyunca değişmeye rejim denir.

d) Selintiler ve Akarsular :

- Yüzeyleri kaplarcasına akan sulara selinti denir.

- Bir akarsuyun aşındırma gücü; su miktarı, eğim, bitki örtüsü, akış hızı, yük miktarıdır.

A) TÜRKİYE’DE SELİNTİLERİN OLUÅžTURDUÄžU AÅžINDIRMA ve

BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ

a) Kırgıbayır : Kimi yerleri yüksekçe, kimi yerleri yarıntılar biçiminde olan şekillere denir. (Nevşehir yöresi)

b) Peri Bacaları : Volkan tüflerinin yaygın olduğu bir arazide sellenme sonucu oluşmuş yer şekilleridir. Üstteki dirençli kayalar aşınmadığı için şapka şeklinde bir görünüm oluşmuştur. (Afyon)

c) Birikinti Konileri : Bir dağ yamacında aşağıya inen akarsuyun eğimi azaldığında taşıma gücüde azalır ve taşıdığı alüvyonları koni şeklinde biriktirir. Buna denir.

- Birikinti konilerinin birleşmesiyle oluşan ovalara Dağ eteği ovası denir.

B) AKARSULARIN AŞINDIRMASI İLE OLUŞAN YER ŞEKİLLERİ

a) Vadiler : İçinde akarsuların aktığı, kaynaktan ağza doğru sürekli inişli olan uzun çukur alanlarıdır. Dört çeşit vadi vardır

- V vadi; V harfi biçimindeki vadilere denir.

- Tabanlı vadi; orta çığırlarda;eğim az, su miktarı fazladır. Derinlemesine hem de yanlamasına aşındırma yapar.

- Yayvan Vadi; yanlama, aşındırma ile vadi yamaçları aşınıp yatıklarşır.

- Yarma vadi; Bir düzlükte akmakta olan akarsu, önüne çıkan kabarıklığı dar ve derin bir biçimde yardıktan sonra yeniden düzeyi çıkarsa olur.

- Kanyon vadi; çözünebilir taşların bulunduğu arazilerde akarsu bir yandan aşındırma yaparken bir yandan da taşlar çöker. Sonuçta dar derin ve dik duvarlı vadiler oluşur.

b) Dev Kazanı : Akarsuların, çağlayan ve çavlanların yaparak döküldükleri yerlerde, aşınma sonucu oluşan çukurluklara dev kazanı (büğet) denir. Türlü Büyüklükte olabilir.

c) Sekiler : Akarsuların iki yakasındaki yamaçlarda görülen basamak biçimindeki yer şekilleridir.. bu derinleştirme sonucu eski vadi tabanı yukarıda bir basamak halinde kalır ki buna seki denir.

d) Yontuk düzler (Peneplen) : Akarsuların aşındırma faaliyetlerinin son döneminde oluşan dalgalı düzlüklere denir.

C) AKARSU BİRİKTİRMESİ İLE OLUŞAN YERŞEKİLLERİ

Akarsu biriktirmesi sonucu oluşan başlıca şekiller şunlardır;

a) Deltalar : Akarsuyun göle yada deniz ulaştığı yerde, taşıdığı alüvyonları biriktirmesi sonucu oluşur.

Bir deltanın oluşabilmesi için;

- Akarsuyun belli büyüklükte olması

- Denizin çok derin olması

- Kıyı boyunca güçlü akıntıların olmaması gerekir. (Çukurova, Bafra)

a) Birikinti Ovası : İç kısımlardaki alanların alüvyonlarla dolması sonucu oluşur. 2 çeşittir.

- Dağ içi ovaları : Dağlık alanların iç kısımlarda az eğimli yerlerde, karstik çanaklarda ya da tektonik çöküntülerde birikme sonucu oluşur. (Erzincan ovası)

- Dağ eteği ovaları : Bir dağın yamacından aşağı inen akarsu ve sellenme sularının oluşturduğu birikinti ovasıdır.

c) Birikinti Konileri : Akarsuyun taşıdığı alüvyonların yelpaze biçiminde çökelir. Bu çökmeye denir.

- Menderesler: Akarsuyun aşındırma ve biriktirme sonucu faaliyetlerin ortak sonucu oluşan yer şekillerinin en yaygın olanları mendereslerdir.

- Yatak eğimi azalmış olan bir akarsu, düzenli büklümler yaparak sağa sola dolana dolana akar. Buna menderes denir. (Gediz nehri, B.Menderes)

YER ALTI SULARI ve KAYNAKLAR

- Dağınık tortulların içerisinde ya da kaya oyuklarında toplanmış suya rastlanır. Buna yer altı suyu denir.

Kaynaklar : Yer altı sularının kendiliğinden yer yüzüne çıkmasına denir. IV çeşittir.

- Kırıklı yapıların bulunduğu yerlerde fay kaynağı, yamaçların yer altı suyu tablasını kestiği yerlerde yamaç kaynağı, kalkerli yapıların bulunduğu yerlerde ise karstik kaynaklar, yer altı sularının bulunduğu yerlerde, insanların sondaj yapmasıyla artezyen kaynaklar oluşur.

TÜRKİYE’DE KARSTİK SULAR, AÅžINDIRMA VE BİRİKTİRME ÅžEKİLLERİ

- Kolayca çözünen taşların yaygın olduğu yerlerde oluşan yer şekillerine karstik şekiller denir. (Toroslar)

- Yanları dik, ağız kısımları türlü genişlikte olabilen, derin doğal kaynaklara obruk denir. (Obruk gölü)

- Dolinler (düdenler, koyaklar) : Kalkerli arazilerde çözünmeler ya da çözünme ile birlikte çökmeler sonucu oluÅŸmuÅŸ çukurlardır. Çapları birkaç yüz metre arası deÄŸiÅŸir. Bunun diÄŸer adı da “su yutan”dır.

- Dolinlerin genişleyip birleşmesi sonucu göl-ovalar (polyeler) oluşur.

- Kör Vadiler : Suların bir su yatağından yer altına daldığı vadilerdir.

- Karstik arazilerin yaygın şekillerinden biri de lapyalardır.

- Kireç taşlarının çözünmesiyle mağaralar oluşur.

- Mağaralarda sarkıt ve dikitler bulunur.

- Yer altı sularının çözündürdüğü maddelerin çökelmesi sonucu oluşan yer şekillerine travertenlerdir.

- Bunların beyaz olmasının nedeni üzerinde kalker tüflerinin olmasıdır.

GÖLLERİN OLUŞUMU

- Karalarda ki çanak ve tekne gibi küçük alanlarda birikmiş sulara denir.

- Kara içerisinde ne kadar çok büyük olursa olsun, eğer denize bağlı değil ise göl olur. Göller oluşumlarına göre beş gruba ayrılır.

a) Tektonik göller : Yer hareketleri sırasındaki kırılmalar, kıvrılmalar ve epirojenik hareketler sonucu oluşur. (Hazar gölü)

b) Volkanik göller : Volkanik çanaklarda biriken suların oluşturduğu göllerdir. Bu göller sönmüş volkanların kraterlerinden oluşur.

c) Karstik göller : Çözünebilir taşlardan oluşmuş çanaklarda biriken suların oluşturduğu göllerdir. Bu göller kireç taşı ve alçı taşının olduğu yerlerde görülür (Dalmaçya)

d) Buzul ve sirk gölleri : Örtü buzulları ile daÄŸ buzullarının oluÅŸturduÄŸu çanaklarda yer alan göllerdir. (İsviçre’de var)

e) Karma yapılı göller : İç ya da dış gücün etkisiyle oluşan çanak, bir başka gücün etkisiyle büyütülüp derinleştirilmesine denir. (Van gölü)

- Karma yapılı göllerin çoğu, bir çanağın önünün; dış güçler, iç güçler ve insanlar tarafından kapatılmasına set gölleri denir.

- Karma yapılı göller arasında altı gruba ayrılır;

Volkan, Akarsu, Kıyı, Heyelan, Buzul taş, Baraj gölleri gibi.

1) Tektonik-volkan set gölleri ; Bir çanağın, volkanlardan çıkan lav ve katı maddelerin kaplanması ile oluşan göllerdir. (Van gölü)

2) Akarsu set gölleri ; Akarsuların, taşıdıkları alüvyon ve tortulların bir çanağın önünü tıkaması sonucu oluşur. (Çamiçi)

3) Kıyı set gölleri ; Dalga biriktirmesi ile oluşan kıyı okların veya kordonların kıyı önünü kapatmasıyla oluşur. (B.Çekmece gölü)

4) Heyelan set gölleri ; Yer göçmeleri ve kaymaların bir çanağın önünü kapatması ile oluşur. (Tortum, Abant vb.)

5) Buzul taş set gölleri ; Buzul taşların bir çanağın önünü kapatması ile oluşur.

6) Baraj gölleri ; insanların bir vadinin önüne set yaparak oluşturduğu gölleridir.

Levha TektoniÄŸi

Salı, 06 Kasım 2007

LEVHA TEKTONİĞİ

Yeryuvarın yapı ve hareketlerini tüm olarak konu edinen Levha Tektoniği (Plate Tectonics) kavramına göre ;Yerin dış kısmını oluşturan 70-100 km. kalınlıkta ve rijit özellikteki Litosfer büyük ve birkaç küçük levhadan meydana gelmekte ve bu levhalar (Plates) Üst Mantonun Litosfere kıyasla daha yumuşak ve kısmen akıcı bir bölgesi olan Astenosfer veya düşük hız zonu üzerinde kaymakta; hareket halinde bulunmaktadır.

Dünyanın katı olan en üst katmanı Litosfer (Taşyuvar), onun en üst kesimi ise Kabuk adı ile bilinir. Litosfer daha altta yeralan Astenosfer üzerinde hareket etmektedir.

Litosferi birbirinden farklı yönlere hareket eden birtakım parçalardan oluşmaktadır. Levha (Plate) adı verilen bu Litosfer parçalarının milyonlarca yıldır süregelen hareketleri kıtaların ve okyanusların oluşmasına ve bu uzun süreçte Dünyamızın şeklinin sürekli olarak değişmesine neden olmuştur. Jeolojinin levhaların hareketlerini inceleyen dalına Levha Tektoniği adı verilmektedir.Aşağıdaki harita bugün dünyamızdaki başlıca levhaları göstermektedir

Genellikle senede birkaç santimetre mertebesinde olan levha hareketleri bilhassa levha sınırları boyunca kayaların sıkışmasına, gerilmesine, kaymasına ve şiddetle deforme olmasına yolaçmaktadır. Bu hareketler sonucunda kayaların belli düzlemler boyunca kırılmasına Faylanma,faylar boyunca biriken enerjinin boşalmasına da Depremadı verilmektedir

Levha tektonigi kuramina gore litosfer olarak adlandirilan yerin ust kismi (kabuk+ust manto) parcalara (levhalara) bolunmustur. Yer icindeki isi kaynagI nedeniyle manto icinde olusan termal konveksiyon hareketleri, yuzeyde bulunan levhalarin hareketinin temel nedenidir. Isinarak yukselen manto malzemesi yukseldikce sogur ve dogal olarak yerin iclerine dogru tekrar batar. Bu konveksiyon hareketi bircok konveksiyon hucresi icinde gelisir. Ancak, levhalarin hareketini saglayan bu olay daha karmasiktir ve litosfere etkiyen cesitli kuvvetlerin kontrolunde meydana gelir. Deprem ve Volkanik hareketin nedeni budur.

Levhaların birbirleriyle etkileşimleri bakımından levha hareketlerini 3 ana başlıkta toplayabiliriz. Uzaklaşma-ayrılma; yakınlaşma-çarpışma; yanal yer değiştirme-sıyırma. Bu hareket türleri, aynı zamanda bu sınırlarda oluşan depremlerin ve volkanik faaliyetlerin niteliklerini de belirler

Uzaklaşan-Ayrılan Levhalar (Divergent Plates)

Birbirinden uzaklaÅŸan levhalar, aralarına astenosferden gelen eriyik kayaçların sızdığı yarıklar oluÅŸturur. Bu eriyik yüzeye çıktıkça katılaşır ve yerkabuÄŸuna eklenir. Astenosfer’den gelen eriyik kuvvet uygulamaya ve böylece levhalar birbirinden ayrılmaya devam eder. Bu ayrılma genelde daha ince olan okyanus tabanında görülür ve Atlas Okyanusu ortasındaki sırt buna çok iyi bir örnektir. Bu ayrılma kıtada meydana gelirse yeni bir okyanus tabanı oluÅŸuyor demektir. DoÄŸu Afrika’daki ayrılma henüz bir deniz oluÅŸması için yeterli deÄŸilse de, gidiÅŸ o yöndedir. Bu tür ayrılmalar, Astenosfer’den gelen eriyiÄŸin katılaÅŸarak Litosfer’e dönüşmesine ve levhaların büyümesine neden olur.

Uzaklaşan levhalar arasında Litosfer çok ince olduğu için, buralarda büyük depremlere yol açacak enerji birikimleri olmaz. Buradaki depremlerin odakları çoğu zaman yüzeye yakındır.

Yakınlaşan-Çarpışan Levhalar (Convergent Plates)

Levhaların birbirine yaklaşması ve çarpışması ise üç değişik şekilde olabilir:

Okyanusal ve kıtasal levha karşılaÅŸmalarında, daha yoÄŸun olan okyanusal levha (yoÄŸunluÄŸu 2.8 - 3.0 gr/cm3) , kıtasal levhanın (yoÄŸunluÄŸu 2.7 gr/cm3) altına dalar (subduction). Alta dalan kısım derinlere indiÄŸinde ergimeye baÅŸlar ve bu magmanın bir kısmı, kıta tarafında yanardaÄŸ kümelerinin oluÅŸumuna neden olur. Güney Amerika Levhası’nın altına dalan Nazca Levhası’nın yol açtığı And DaÄŸları buna bir örnektir.

İki okyanusal levhanın karşılaÅŸmasında da, yine bir levha diÄŸerinin altına dalar. Yukarıdakine benzer ÅŸekilde yüzeye çıkan magma okyanus tabanında yanardaÄŸlar oluÅŸturmaya baÅŸlar. EÄŸer bu aktivite devam ederse, yanardaÄŸ okyanus yüzeyini aÅŸabilecek yüksekliÄŸe eriÅŸir ve adalar oluÅŸur. Filipinler’deki birçok volkanik ada bu ÅŸekilde oluÅŸmuÅŸtur.

İki kıtasal levhanın karşılaÅŸmasında ise, genellikle levhalardan hiçbiri diÄŸerinin altına dalmaz. Levhaların arada sıkışan bölümleri yeni daÄŸlar oluÅŸturur. Himalayalar’ın halen süren oluÅŸumu buna iyi bir örnektir.

Yakınlaşan ve çarpışan levhaların sınırlarında oluşan depremler çok değişik derinliklerde ve büyüklüklerde olabilir. Özellikle bir levhanın diğerinin altına daldığı bölgelerde odakları derinlerde büyük depremler oluşur.

Yanal Yer Değiştirme-Sıyırma (Lateral Slipping)

İki levhanın birbirini sıyırarak yer deÄŸiÅŸtirmesi sırasında Litosfer’de artma veya azalma olmaz. İki levha arasındaki sürtünme çok fazla olduÄŸu için harekete belli bir süre direnç gösterirler. Bu bölgede artan gerilim periyodik büyük depremler ile çözülür. Kuzey Anadolu fay hattı ve Kaliforniya’daki San Andreas fay hattında bu tip levha hareketi gözlenir.

Bu tip levha hareketlerinde oluşan depremlerin odakları çoğunlukla yüzeye yakın veya orta derinliktedir. Sürtünme ve kırılma uzunca bir hat boyunca oluşabileceği için büyük depremler meydana gelebilir

geovisit();

LEVHALAR VE LEVHA TEKTONİĞİ

KARA KÜTLELERİNİN SON 500 MİLYON YILLIK YOLCULUĞU

Antik süperkıtta Pangea ve onun çevresinde görülen ve bugünün Pasifik Okyanusu’nu oluÅŸturacak olan Panthalassa Okyanusu görülmektedir.

Kuzey’de Laurasia isimli bugünkü Kuzey Amerika ve Avrasya Kıtaları’nı içine alan büyük bir kııta, güneyde ise Gondwana isimli ve bugünkü Güney Amerika ile Afrika Kıtaları’nı içine alan ayrı bir kıta mevcuttur. Bu iki antik büyük kıtanın yanı sıra, Hindistan Yarımadasıının, Avustutya’nın, Madagaskarın ve Antartika Kıtası’nın yavaÅŸ yavaÅŸ ÅŸekillendiÄŸini görüyoruz.

Kuzey ve Güney Amerika K?talar? yavaÅŸ yavaÅŸ diÄŸerlerinden ayrılarak, Atlantik Okyanusu’nun aluÅŸmasına olanak vermiÅŸlerdirAlman Jeofizik Uzmanı Alfred Wegener (1880-1930)’ in, ilk defa 1915 yılında yayınladığı bir makalede belirttiÄŸi gibi yeryüzündeki kara parçaları 500 milyon yıl kadar evvel birbirlerine yapışık olarak, Pangea ismi ile Güney Kutbu’ nda bulunuyordu. AÅŸağıda 540 milyon yıl öncesinden bu yana, yerkabuÄŸunun geçirdigi evreler görülmektedir.

Dünyanın yaşı 4.6 milyar, guneÅŸin yaşı ise yaklaşık 5.5 milyar yıldır. GüneÅŸin Hidrojen kaynağının 5 milyar yıl sonra tükeneceÄŸi tahmin edilmektedir. Dolayısı ile, dünyamızın da en az 5 milyar yıl daha ömrü vardır denilebilir. Yeryüzü kıta coÄŸrafyasının bugünkü ÅŸeklini almasi için 540 milyon yıl geçtiÄŸi düşünülürse, böyle bir cografyanın, yeryüzünde en az 9 (dokuz) kere degiÅŸtiÄŸi ve bundan böyle de, en az 9 (dokuz) kere daha ÅŸekilden ÅŸekile gireceÄŸi varsayılabilir. YerkabuÄŸunu oluÅŸturan okyanus ve katı parçaları (ki bunlara "levha" diyoruz), bir gölün üzerine serpiÅŸtirilmiÅŸ sallar gibi birbirlerine çarparlar, birbirlerinin altına girerler veya birbirlerine sürtünüp, sıyırarak hareket ederler. Hareket hızları, yılda 3 cm ila 15 cm arasındadir. Arabistan levhası kuzey-kuzeydoÄŸu doÄŸrultusunda yılda 4.5 cm hızla ilerleyerek, Anadolu levhasını devamlı sıkıştırmaktadır.. Türkiye’de meydana gelen depremlerin esas nedeni de, Arabistan levhasının bilinen bu hareketidir.

Kıtalar yavaş yavaş birbirlerinden ayrılıp saat akrebinin ters yönünde ve kuzeye doğru hareket etmektedirler.

Kıtaların birbirinden aynlması gitlikçe belirgin hale gelmektedir.

Kıtalar böylece bugünkü mevcut konumlarına gelmişlerdir. Ancak bu konum da geçicidir.Çünkü kıta hareketteri aynen devam elmektedir. Bugünden 500 milyon yıl sonra, yeryüzünün coğrafyasınıı tanımak mümkün olmayacaktır. Uzay çağının ölçüm teknikleri ile ayağımızın altındaki kıtaların bu inanılmaz hareketinin ileride yepyeni hir dünya coğrafyası oluşturacağı bilinmektedir. Mesala, bunyan I 00 milyon yıl sonra Afrika ve Arabislan llevhalarının hareketleri nedeni ile, Akdeniz , Karadeniz ve Ege. denizi tarihe. karışacak, Afrika ve Anadalu Avrupa ile birleşecektir.

YERKABUĞU SÜREKLİ HAREKET EDER

Derinlik arttıkça sıcaklığı artan yer içinde büyük boyutlu ısı hareketi vardır. Bu hareket, "levha" olrak adlandırılan yeryüzünü kaplayan katı ve kırılgan kabuk parçalarının hareket etmesine neden olmaktadır. Bu hareket sırasında levhalar birbirlerinden koparlar, birbirlerine göre yanal hareket ederler veya birbirlerine çarparlar.

Levha tektoniğinin keşfi ve gelişmesinde depremler önemli rol oynamıştır. Depremler levhaların birbirlerini dokunduğu sınırda oluşan deformasyon ve kırıklarla ilişkili olduğundan deprem dışmerkezleri ( yada merkezüsleri) levha sınırlarını belirler. Şekilde görülen deprem odaklarının belirgin sınırlar boyunca oluşturduğu diziler "Deprem Kuşakları" olarak adlandırılır

OKYANUS ORTASI SIRTLAR VE LEVHA SINIRLARI

Levhaların birbirlerinden uzaklaÅŸtığı sınırlarda maÄŸmadan çıkan malzeme sınırın her iki yanındaki levhaları yana doÄŸru iter. Bu olay genellikle okyanus ortası sırtları oluÅŸur. Yanal atımlı hareketle iki levha ortak sınıra paralel olarak hareket ederler. Kuzey Anadolu Fayı ve Kuzey Amerika’ daki San Andreas Fayı bu tür yanal atımlı sınırlardır. Levhalar, sınırları boyunca, birbirlerine göre sürekli hareket halindedirler. Levhaların birbirlerine göre yer deÄŸiÅŸtirme deÄŸerleri yılda birkaç santimetreden onlarca santimetreye kadar olabilirler.

OKYANUS ORTASI SIRT

Okyanus ortasındaki açılma nedeiynle Okyanus Levhasının kıta levhası altına dalış hareketi

Yer Kabuğu Hareketinin Şematik Anlatımı

SICAK NOKTALAR (HOT SPOTS)

Sıcak Noktalar (Hotspots)

Depremlerin ve volkanik aktivitenin büyük bir kısmı levha sınırları çevresinde oluşur. Ancak volkanik kökenli olan Hawaii ve çevresindeki adalar örneğinde olduğu gibi levha sınırlarına çok uzak volkanik oluşumlar da vardır. Bunlar mantoda sıcaklığı çok yüksek olan ve bu nedenle sıcak nokta adı verilen küçük bölgelerden yerkabuğu dışına kadar yükselen magma etkisiyle oluşur. Levhalar hareketli ama sıcak noktalar sabit olduğu için sıra sıra yanardağlar veya yanardağ adaları ortaya çıkar.

Jeomorfoloji

Salı, 06 Kasım 2007

Jeomorfoloji

Dünya’nın OluÅŸumu ve İç Yapısı

GüneÅŸ Sistemi’nin OluÅŸumu

GüneÅŸ Sistemi’nin oluÅŸumu ile ilgili farklı teoriler ortaya atılmıştır. En geçerli teori sayılan Kant-Laplace teorisine Nebula teorisi de denir.

Bu teoriye göre, Nebula adı verilen kızgın gaz kütlesi ekseni çevresinde sarmal bir hareketle dönerken, zamanla soÄŸuyarak küçülmüştür. Bu dönüş etkisiyle oluÅŸan çekim merkezinde GüneÅŸ oluÅŸmuÅŸtur. Gazlardan hafif olanları GüneÅŸ tarafından çekilmiÅŸ, çekim etkisi dışındakiler uzay boÅŸluÄŸuna dağılmış ağır olanlar da GüneÅŸ’ten farklı uzaklıklarda soÄŸuyarak gezegenleri oluÅŸturmuÅŸlardır.

Dünya’nın OluÅŸumu

Dünya, GüneÅŸ Sistemi oluÅŸtuÄŸunda kızgın bir gaz kütlesi halindeydi. Zamanla ekseni çevresindeki dönüşünün etkisiyle, dıştan içe doÄŸru soÄŸumuÅŸ, böylece iç içe geçmiÅŸ farklı sıcaklıktaki katmanlar oluÅŸmuÅŸtur. Günümüzde iç kısımlarda yüksek sıcaklık korunmaktadır. Dünya’nın oluÅŸumundan bugüne kadar geçen zaman ve Dünya’nın yapısı jeolojik zamanlar yardımıyla belirlenir.

Jeolojik Zamanlar

Yaklaşık 4,5 milyar yaşında olan Dünya, günümüze kadar çeşitli evrelerden geçmiştir. Jeolojik zamanlar adı verilen bu evrelerin her birinde , değişik canlı türleri ve iklim koşulları görülmüştür.

Dünya’nın yapısını inceleyen jeoloji bilimi, jeolojik zamanlar belirlenirken fosillerden ve tortul tabakaların özelliklerinden yararlanılır.

Jeolojik zamanlar günümüze en yakın zaman en üstte olacak şekilde sıralanır.

Dördüncü Zaman

Üçüncü Zaman

İkinci Zaman

Birinci Zaman

İlkel Zaman

İlkel Zaman

Günümüzden yaklaşık 600 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır.

İlkel zamanın yaklaşık 4 milyar yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları :

Sularda tek hücreli canlıların ortaya çıkışı

En eski kıta çekirdeklerinin oluşumu

İlkel zamanı karakterize eden canlılar alg ve radiolariadır.

Birinci Zaman (Paleozoik)

Günümüzden yaklaşık 225 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Birinci zamanın yaklaşık 375 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları :

Kaledonya ve Hersinya kıvrımlarının oluşumu

Özellikle karbon devrinde kömür yataklarının oluşumu

İlk kara bitkilerinin ortaya çıkışı

Balığa benzer ilk organizmaların ortaya çıkışı

Birinci zamanı karakterize eden canlılar graptolith ve trilobittir.

İkinci Zaman (Mezozoik)

Günümüzden yaklaşık 65 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İkinci zamanın yaklaşık 160 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir. İkinci zamanı karakterize eden dinazor ve ammonitler bu zamanın sonunda yok olmuşlardır.

Zamanın önemli olayları :

Ekvatoral ve soÄŸuk iklimlerin belirmesi

Kimmeridge ve Avustrien kıvrımlarının oluşumu

İkinci zamanı karakterize eden canlılar ammonit ve dinazordur.

Üçüncü Zaman (Neozoik)

Günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Üçüncü zamanın yaklaşık 63 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları :

§ Kıtaların bugünkü görünümünü kazanmaya başlaması

§ Linyit havzalarının oluşumu

§ Bugünkü iklim bölgelerinin ve bitki topluluklarının belirmeye başlaması

§ Alp kıvrım sisteminin gelişmesi

§ Nümmilitler ve memelilerin ortaya çıkışı

Üçüncü zamanı karakterize eden canlılar nummilit, hipparion, elephas ve mastadondur.

Dördüncü Zaman (Kuaterner)

Günümüzden 2 milyon yıl önce başladığı ve hala sürdüğü varsayılan jeolojik zamandır.

Zamanın önemli olayları :

İklimde büyük değişikliklerin ve dört buzul döneminin (Günz, Mindel, Riss, Würm) yaşanması

İnsanın ortaya çıkışı

Dördüncü zamanı karakterize eden canlılar mamut ve insandır.

Dünya’nın İç Yapısı

Dünya, kalınlık, yoğunluk ve sıcaklıkları farklı, iç içe geçmiş çeşitli katmanlardan oluşmuştur. Bu katmanların özellikleri hakkında bilgi edinilirken deprem dalgalarından yararlanılır.

Çekirdek

Manto

Taşküre (Litosfer)

Deprem Dalgaları

Deprem dalgaları farklı dalga boylarını göstermektedir. Deprem dalgaları yoğun tabakalardan geçerken dalga boyları küçülür, titreşim sayısı artar. Yoğunluğu az olan tabakalarda ise dalga boyu uzar, titreşim sayısı azalır.

Çekirdek :

YoÄŸunluk ve ağırlık bakımından en ağır elementlerin bulunduÄŸu bölümdür. Dünya’nın en iç bölümünü oluÅŸturan çekirdeÄŸin, 5120-2890 km’ler arasındaki kısmına dış çekirdek, 6371-5150 km’ler arasındaki kısmına iç çekirdek denir. İç çekirdekte bulunan demir-nikel karışımı çok yüksek basınç ve sıcaklık etkisiyle kristal haldedir. Dış çekirdekte ise bu karışım ergimiÅŸ haldedir.

Manto

Litosfer ile çekirdek arasındaki katmandır. 100-2890 km’ler arasında bulunan mantonun yoÄŸunluÄŸu 3,3-5,5 g/cm3 sıcaklığı 1900-3700 °C arasında deÄŸiÅŸir. Manto, yer hacminin en büyük bölümünü oluÅŸturur. Yapısında silisyum, magnezyum , nikel ve demir bulunmaktadır. Mantonun üst kesimi yüksek sıcaklık ve basınçtan dolayı plastiki özellik gösterir. Alt kesimleri ise sıvı halde bulunur. Bu nedenle mantoda sürekli olarak alçalıcı-yükselici hareketler görülür.

Mantodaki Alçalıcı-Yükselici Hareketler

Mantonun alt ve üst kısımlarındaki yoğunluk farkı nedeniyle magma adı verilen kızgın akıcı madde yerkabuğuna doğru yükselir. Yoğunluğun arttığı bölümlerde ise magma yerin içine doğru sokulur.

Taşküre (Litosfer)

Mantonun üstünde yer alan ve yeryüzüne kadar uzanan katmandır.

Kalınlığı ortalama 100 km’dir.

TaÅŸküre’nin ortalama 35 km’lik üst bölümüne yerkabuÄŸu denir.

Daha çok silisyum ve alüminyum bileşimindeki taşlardan oluşması nedeniyle sial de denir.

Yerkabuğunun altındaki bölüme ise silisyum ve magnezyumdan oluştuğu için sima denir.

Sial, okyanus tabanlarında incelir yer yer kaybolur.

Örneğin Büyük Okyanus tabanının bazı bölümlerinde sial görülmez.

Yeryüzünden yerin derinliklerine inildikçe 33 m’de bir sıcaklık 1 °C artar. Buna jeoterm basamağı denir.

Kıtalar ve Okyanuslar

Yeryüzünün üst bölümü kara parçalarından ve su kütlelerinden oluÅŸmuÅŸtur. Denizlerin ortasında çok büyük birer ada gibi duran kara kütlelerine kıta denir. Kuzey Yarım Küre’de karalar, Güney Yarım Küre’den daha geniÅŸ yer kaplar. Asya, Avrupa, Kuzey Amerika’nın tamamı ve Afrika’nın büyük bir bölümü Kuzey Yarım Küre’de yer alır. Güney Amerika’nın ve Afrika’nın büyük bir bölümü, Avustralya ve çevresindeki adalarla Antartika kıtası Güney Yarım Küre’de bulunur. Yeryüzünün yaklaşık ¾’ü sularla kaplıdır. Kıtaların birbirinden ayıran büyük su kütlelerine okyanus denir.

Kara ve Denizlerin Farklı Dağılışının Sonuçları

Karaların Kuzey Yarım Küre’de daha fazla yer kaplaması nedeniyle, Kuzey Yarım Küre’de;

Yıllık sıcaklık ortalaması daha yüksektir.

Sıcaklık farkları daha belirgindir.

Eş sıcaklık eğrileri enlemlerden daha fazla sapma gösterir.

Kıtalar arası ulaşım daha kolaydır.

Nüfus daha kalabalıktır.

Kültürlerin gelişmesi ve yayılması daha kolaydır.

Ekonomi daha hızlı ve daha çok gelişmiştir.

Hipsografik EÄŸri

Yeryüzünün yükseklik ve derinlik basamaklarını gösteren eğridir.

Kıta Platformu : Derin deniz platformundan sonra yüksek dağlar ile kıyı ovaları arasındaki en geniş bölümdür.

Karaların Ortalama YüksekliÄŸi : Karaların ortalama yüksekliÄŸi 1000 m dir. Dünya’nın en yüksek yeri deniz seviyesinden 8840 m yükseklikteki Everest Tepesi’dir.

Kıta Sahanlığı : Deniz seviyesinin altında, kıyı çizgisinden -200 m derine kadar inen bölüme kıta sahanlığı (şelf) denir. Şelf kıtaların su altında kalmış bölümleri sayılır.

Kıta Yamacı : Şelf ile derin deniz platformunu birbirine bağlayan bölümdür.

Denizlerin Ortalama DerinliÄŸi : Denizlerin ortalama derinliÄŸi 4000 m dir. Dünya’nın en derin yeri olan Mariana Çukuru denzi seviyesinden 11.035 m derinliktedir.

Derin Deniz Platformu : Kıta yamaçları ile çevrelenmiş, ortalama derinliği 6000 m olan yeryüzünün en geniş bölümüdür.

Derin Deniz Çukurları : Sima üzerinde hareket eden kıtaların, birbirine çarptıkları yerlerde bulunur. Yeryüzünün en dar bölümüdür.

YerkabuÄŸunu OluÅŸturan TaÅŸlar

Yerkabuğunun ana malzemesi taşlardır. Çeşitli minerallerden ve organik maddelerden oluşan katı, doğal maddelere taş ya da kayaç denir. Yer üstünde ve içinde bulunan tüm taşların kökeni magmadır. Ancak bu taşların bir kısmı bazı olaylar sonucu değişik özellikler kazanarak çeşitli adlar almıştır. Oluşumlarına göre taşlar üç grupta toplanır.

Püskürük (Volkanik) Taşlar

Tortul TaÅŸlar

Başkalaşmış (:-):-):-):-)morfik) Taşlar

UYARI : Tortul taşları, püskürük ve başkalaşmış taşlardan ayıran en önemli özellik fosil içermeleridir.

Püskürük (Volkanik) Taşlar

Magmanın yeryüzünde ya da yeryüzüne yakın yerlerde soğumasıyla oluşan taşlardır.

Katılaşım taşları adı da verilen püskürük taşlar magmanın soğuduğu yere göre iki gruba ayrılır.

§ Dış Püskürük Taşlar

§ İç Püskürük Taşlar

Dış Püskürük Taşlar

Magmanın yeryüzüne çıkıp, yeryüzünde soğumasıyla oluşan taşlardır. Soğumaları kısa sürede gerçekleştiği için Küçük kristalli olurlar. Dış püskürük taşların en tanınmış örnekleri bazalt, andezit, obsidyen ve volkanik tüftür.

Bazalt : Koyu gri ve siyah renklerde olan dış püskürük bir taştır. Mineralleri ince taneli olduğu için ancak mikroskopla görülebilir. Bazalt demir içerir. Bu nedenle ağır bir taştır.

Andezit : Eflatun, mor, pembemsi renkli dış püskürük bir taştır. Ankara taşı da denir. Dağıldığında killi topraklar oluşur.

Obsidyen (Volkan Camı) : Siyah, kahverengi, yeşil renkli ve parlak dış püskürük bir taştır. Magmanın yer yüzüne çıktığında aniden soğuması ile oluşur. Bu nedenle camsı görünüme sahiptir.

Volkanik Tüf : Volkanlardan çıkan kül ve irili ufaklı parçaların üst üste yığılarak yapışması ile oluşan taşlara volkan tüfü denir.

İç Püskürük Taşlar

Magmanın yeryüzünün derinliklerinde soğuyup, katılaşmasıyla oluşan taşlardır. Soğuma yavaş olduğundan iç püskürükler iri kristalli olurlar. İç püskürük taşların en tanınmış örnekleri granit, siyenit ve diyorittir.

Granit : İç püskürük bir taştır. Kuvars, mika ve feldspat mineralleri içerir. Taneli olması nedeniyle mineralleri kolayca görülür. Çatlağı çok olan granit kolayca dağılır, oluşan kuma arena denir.

Siyenit : YeÅŸilimsi, pembemsi renkli iç püskürük bir taÅŸtır. Adını Mısır’daki Syene (Asuvan) kentinden almıştır. Siyenit dağılınca kil oluÅŸur.

Diyorit : Birbirinden gözle kolayca ayrılabilen açık ve koyu renkli minerallerden oluşan iç püskürük bir taştır. İri taneli olanları, ince tanelilere göre daha kolay dağılır.

Tortul TaÅŸlar

Denizlerde, göllerde ve çukur yerlerde meydana gelen tortulanma ve çökelmelerle oluşan taşlardır. Tortul taşların yaşı içerdikleri fosillerle belirlenir. Tortul taşlar, tortullanmanın çeşidine göre 3 gruba ayrılır.

Kimyasal Tortul TaÅŸlar

Organik Tortul TaÅŸlar

Fiziksel Tortul TaÅŸlar

Fosil : Jeolojik devirler boyunca yaşamış canlıların taşlamış kalıntılarına fosil denir.

Kimyasal Tortul TaÅŸlar

Suda erime özelliÄŸine sahip taÅŸların suda eriyerek baÅŸka alanlara taşınıp tortulanması ile oluÅŸur. Kimyasal tortul taÅŸların en tanınmış örnekleri jips, traverten, kireç taşı (kalker), çakmaktaşı (silex)’dır.

Jips (Alçıtaşı) : Beyaz renkli, tırnakla çizilebilen kimyasal tortul bir taştır. Alçıtaşı olarak da isimlendirilir.

Traverten : Kalsiyum biokarbonatlı yer altı sularının mağara boşluklarında veya yeryüzüne çıktıkları yerlerde içlerindeki kalsiyum karbonatın çökelmesi sonucu oluşan kimyasal tortul bir taştır.

Kalker (Kireçtaşı) : Deniz ve okyanus havzalarında, erimiş halde bulunan kirecin çökelmesi ve taşlaşması sonucu oluşan taştır.

Çakmaktaşı (Silex) : Denizlerde eriyik halde bulunan silisyum dioksitin (SİO2) çökelmesi ile oluşan taştır. Kahverengi, gri, beyaz, siyah renkleri bulunur. Çok sert olması ve düzgün yüzeyler halinde kırılması nedeniyle ilkel insanlar tarafından alet yapımında kullanılmıştır.

Organik Tortul TaÅŸlar

Bitki ya da hayvan kalıntılarının belli ortamlarda birikmesi ve zamanla taşlaşması sonucu oluşur. Organik tortul taşların en tanınmış örnekleri mercan kalkeri, tebeşir ve kömürdür.

Mercan Kalkeri : Mercan iskeletlerinden oluşan organik bir taştır. Temiz, sıcak ve derinliğin az olduğu denizlerde bulunur. Ada kenarlarında topluluk oluşturanlara atol denir. Kıyı yakınlarında olanlar ise, mercan resifleridir.

TebeÅŸir : Derin deniz canlıları olan tek hücreli Globugerina (Globijerina)’ların birikimi sonucu oluÅŸur. Saf, yumuÅŸak, kolay dağılabilen bir kalkerdir. Gözenekli olduÄŸu için suyu kolay geçirir.

Kömür : Bitkiler öldükten sonra bakteriler etkisiyle deÄŸiÅŸime uÄŸrar. EÄŸer su altında kalarak deÄŸiÅŸime uÄŸrarsa, C (karbon) miktarı artarak kömürleÅŸme baÅŸlar. C miktarı % 60 ise turba, C miktarı % 70 ise linyit, C miktarı % 80 – 90 ise taÅŸ kömürü, C miktarı % 94 ise antrasit adını alır.

Fiziksel (Mekanik) Tortul TaÅŸlar

Akarsuların, rüzgarların ve buzulların, taşlardan kopardıkları parçacıkların çökelip, birikmesi ile oluşur.

Fiziksel (mekanik) tortul taÅŸların en tanınmış örnekleri kiltaşı (ÅŸist), kumtaşı (gre) ve çakıltaşı (konglomera)’dır.

Kiltaşı (Şist) : Çapı 2 mikrondan daha küçük olan ve kil adı verilen tanelerin yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.

Kumtaşı (Gre) : Kum tanelerinin doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.

Çakıltaşı (Konglomera) : Genelde yuvarlak akarsu çakıllarının doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşur.

Başkalaşmış (:-):-):-):-)morfik) Taşlar :

Tortul ve püskürük taşların, yüksek sıcaklık ve basınç altında başkalaşıma uğraması sonucu oluşan taşlardır. Başkalaşmış taşların en tanınmış örnekleri mermer, gnays ve filattır.

Mermer : Kalkerin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması, yani :-):-):-):-)morfize olması sonucu oluşur.

Gnays : Granitin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani :-):-):-):-)morfize olması sonucu oluşur.

Filat : Kiltaşının (şist) yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani :-):-):-):-)morfize olması sonucu oluşur.

Yeraltı Zenginliklerinin Oluşumu

Yerkabuğunun yapısı ve geçirmiş olduğu evrelerle yer altı zenginlikleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Yer altı zenginliklerinin oluşumu 3 grupta toplanır:

Volkanik olaylara bağlı olanlar; Krom, kurşun, demir, nikel, pirit ve manganez gibi madenler magmada erimiş haldedir.

Organik tortulanmaya bağlı olanlar; Taş kömürü, linyit ve petrol oluşumu.

Kimyasal tortulanmaya bağlı olanlar; Kayatuzu, jips, kalker, borasit ve potas yataklarının oluşumu.

İç Güçler ve Etkileri

Faaliyetleri için gerekli enerjiyi yerin içinden alan güçlerdir. İç güçlerin oluşturduğu yerşekilleri dış güçler tarafından aşındırılır. İç güçlerin oluşturduğu hareketlerin bütününe tektonik hareket denir. Bunlar;

Orojenez

Epirojenez

Volkanizma

Depremler’dir.

UYARI : İç kuvvetler gerekli olan enerjiyi mantodan alır. Deniz tabanı yayılmaları, kıta kaymaları, kıta yaylanmaları, dağ oluşumu ve tektonik depremler mantodaki hareketlerden kaynaklanır.

Orojenez (DaÄŸ OluÅŸumu)

Jeosenklinallerde biriken tortul tabakaların kıvrılma ve kırılma hareketleriyle yükselmesi olayına dağ oluşumu ya da orojenez denir. Kıvrım hareketleri sırasında yükselen bölümlere antiklinal, çöken bölümlere ise senklinal adı verilir. Antiklinaller kıvrım dağlarını, senklinaller ise çöküntü alanlarını oluşturur.

Jeosenklinal : Akarsular, rüzgarlar ve buzullar, aşındırıp, taşıdıkları maddeleri deniz ya da okyanus tabanlarında biriktirirler. Tortullanmanın görüldüğü bu geniş alanlara jeosenklinal denir.

Fay

Yerkabuğu hareketleri sırasında şiddetli yan basınç ve gerilme kuvvetleriyle blokların birbirine göre yer değiştirmesine fay denir.

Fay elemanları şunlardır:

Yükselen Blok : Kırık boyunca birbirine göre yer değiştiren bloklardan yükselen kısma denir.

Alçalan Blok : Kırık boyunca birbirine göre yer değiştiren bloklardan alçalan kısma denir.

Fay atımı : Yükselen ve alçalan blok arasında beliren yükseklik farkına fay atımı denir.

Fay açısı : Dikey düzlem ile fay düzlemin yaptığı açıya fay açısı denir.

Fay aynası : Fay oluşumu sırasında yükselen ve alçalan blok arasındaki yüzey kayma ve sürtünme nedeniyle çizilir., cilalanır. Parlak görünen bu yüzeye fay aynası denir.

Faylar boyunca yüksekte kalan yerkabuğu parçalarına horst adı verilir. Buna karşılık faylar boyunca çöken kısımlara graben denir. Horstlar kırık dağlarını, grabenler ise çöküntü hendeklerini oluşturur.

Türkiye’de Orojenez

Türkiye’deki daÄŸlar Avrupa ile Afrika kıtaları arasındaki Tetis jeosenklinalinde bulunan tortul tabakaların orojenik hareketi sonucunda oluÅŸmuÅŸtur. Kuzey Anadolu ve Toros DaÄŸları Alp Orojenezi’nin Türkiye’deki kuzey ve güney kanadını oluÅŸturmaktadır. Ege bölgesi’ndeki horst ve grabenler de aynı sistemin içinde yer almaktadır.

Epirojenez

Karaların toptan alçalması ya da yükselmesi olayına epirojenez denir. Bu hareketler sırasında yeryüzünde geniş kubbeleşmeler ile yayvan büyük çukurlaşmalar olur. Orojenik hareketlerin tersine epirojenik hareketlerde tabakaların duruşunda bozulma söz konusu değildir. Dikey yönlü hareketler sırasındaki yükselmelerle jeoantiklinaller, çukurlaşmalar sırasında ise okyanus çanakları, yani jeosenklinaller oluşur.

UYARI : III. Zaman sonları, IV. Zamanın baÅŸlarında Anadolu’nun epirojenik olarak yükselmesi ortalama yükseltiyi artırmıştır. Bu nedenle Anadolu’da yüksek düzlükler geniÅŸ yer kaplar.

Transgresyon – Regrasyon

Epirojenik hareketlere bağlı olarak her devirde kara ve deniz seviyeleri değişmiştir. İklim değişiklikleri ya da tektonik hareketler nedeniyle denizin karalara doğru ilerlemesine transgresyon (deniz ilerlemesi) , denizin çekilmesine regresyon (deniz gerilemesi) denir.

Volkanizma

Yerin derinliklerinde bulunan magmanın patlama ve püskürme biçiminde yeryüzüne çıkmasına volkanizma denir. Volkanik hareketler sırasında çıkan maddeler bir baca etrafında yığılarak yükselir ve volkanlar (yanardağlar) oluşur.

Volkan Bacası : Mağmanın yeryüzüne ulaşıncaya kadar geçtiği yola volkan bacası denir.

Volkan Konisi : Lav, kül, volkan bombası gibi volkanik maddelerin üst üste yığılması ile oluşan koni biçimli yükseltiye volkan konisi, koni üzerinde oluşan çukurluğa krater denir.

Volkanlardan Çıkan Maddeler

Volkanlardan çıkan maddeler değişik isimler alır :

Lav

Volkan Bombası

Volkan Külü

Volkanik Gazlar

Lav

Volkanlardan çıkarak yeryüzüne kadar ulaşan eriyik haldeki malzemeye lav denir. Lavın içerisindeki SİO2 (Silisyum dioksit) oranı lavın tipini ve volkanizmanın karakterini belirler.

Asit Lav : SİO2 % 66 ise asit lavlar oluşur. Fazla akıcı değillerdir.

Orta Tip Lav : SİO2 oranı % 33 - % 66 ise lav orta tiptir. Bu tip lavların çıktığı volkanlarda volkanik kül miktarı azdır.

Bazik Lav : SİO2 oranı < % 33 ise lav bazik karakterli ve akıcıdır. Patlamasız, sakin bir püskürme oluşur.

Volkan Bombası : Volkan bacasından atılan lav parçalarının havada dönerek soğuması ile oluşur.

Volkan Külü : Gaz püskürmeleri sırasında oluşan, basınçlı volkan bacasından çıkan küçük taneli malzemeye kül denir.

Volkanik küllerin bir alanda birikmesiyle volkanik tüfler oluşur.

Volkanik Gazlar : Volkanizma sırasında subuharı, karbon dioksit, kükürt gibi gazlar magmadan hızla ayrışarak yeryüzüne çıkar. Büyük volkanik bulutların oluşmasını sağlar.

Püskürme Şekilleri

Volkanik hareketlerin en yoğun olduğu yerler, yerkabuğunun zayıf olduğu noktalar, çatlaklar ve yarıklardır.

Magmanın yeryüzüne ulaştığı yere göre adlandırılan, merkezi çizgisel ve alansal olarak üç değişik püskürme şekli vardır :

Merkezi Püskürme : Magma yeryüzüne bir noktadan çıkıyorsa, buna merkezi püskürme denir.

Çizgisel Püskürme : Magma yeryüzüne bir yarık boyunca çıkıyorsa, buna çizgisel püskürme denir.

Alansal Püskürme : Magma yeryüzüne yaygın bir alandan çıkıyorsa, buna alansal püskürme denir.

Volkan (Yanardağ) Biçimleri

Volkanların yapısı ve biçimleri yeryüzüne çıkan magmanın bileşimine, miktarına ve çıktığı yere göre değişir.

Tabla Biçimindeki Volkanlar : Akıcı lavların geniÅŸ alanlara yayılmaları sonucunda oluÅŸur. ÖrneÄŸin Hindistan’daki Dekkan Platosu

Kalkan Biçimindeki Volkanlar : Akıcı lavların bir bacadan çıkarak birikmesi sonucunda oluşan, geniş alanlı ve kubbemsi bir görünüşe sahip volkanlardır.

ÖrneÄŸin : GüneydoÄŸu Anadolu’daki KaracadaÄŸ Volkanı

Koni Biçimindeki Volkanlar : Magmadan değişik dönemlerde yükselen, farklı karakterdeki malzemenin birikmesi ile oluşur. Bu volkanların kesitinde, farklı karakterdeki malzeme katmanları ardarda görüldüğü için tabakalı volkanlar da denir.

Örneğin ülkemizdeki Erciyes, Nemrut, Hasan ve Ağrı volkanları koni biçimli volkanlardır.

Tüf Konileri : Volkanlardan çıkan küllerin ve diğer kırıntılı maddelerin birikmesi ile oluşan konilere denir.

Örneğin ülkemizde Kula ve Karapınar çevresindeki koniler kül konileridir.

Volkanik KuÅŸaklar

Yeryüzünde bilinen volkanların sayısı binlere ulaşmasına karşın ancak 516 kadarı tarihi çağlarda faaliyet göstermiş, bu nedenle aktif volkanlar olarak kabul edilmişlerdir. Yerkabuğunu bloklar halinde bölen kırıklar üzerinde bulunan volkanlar, bir çizgi doğrultusunda sıralanmakta adeta kuşak oluşturmaktadır.

Dünya’daki Volkanlar

Dünya üzerindeki aktif volkanlar üç ana bölgede toplanmıştır. Volkanların en yoÄŸun olduÄŸu bölge Pasifik Okyanusu’nun kenarlarıdır. Volkanların aktif olduÄŸu ikinci bölge Alp-Himalaya kıvrım kuÅŸağı, üçüncü bölge ise okyanus ortalarıdır.

Okyanus Ortaları

Yerkabuğunun üst bölümünü oluşturan sial okyanus tabanlarında daha incedir. Bu ince kabuk mantodaki yükselici hareketler nedeniyle yırtılarak ayrılır. Ayrılma bölgesi adı verilen bu bölümden magma yükselir ve okyanus tabanına yayılır. Bu durum okyanus ortalarında aktif volkanların bulunmasının nedenidir.

Türkiye’deki Volkanlar

Alp-Himalaya kıvrım kuÅŸağında yer alan Türkiye’de volkanlar, tektonik hatlara uygun olarak beÅŸ bölgede yoÄŸunlaÅŸmıştır. Ancak günümüzde Türkiye’de aktif volkan bulunmamaktadır.

Depremler

Yerkabuğunun derinliklerinde doğal nedenlerle oluşan salınım ve titreşim hareketleridir. Yerkabuğunun titreşimi sırasında değişik özellikteki dalgalar oluşmakta ve bunlar depremin merkezinden çevreye doğru farklı hız ve özellikle yayılmaktadır. Deprem dalgaları P, S, L dalgaları olarak 3 çeşittir. Depremlere neden olan olayların kaynaklandığı yerden uzaklaşıldıkça depremin etkisi azalır. Oluşum nedenlerine göre depremler, 3 gruba ayrılır :

Volkanik Depremler

Çökme Depremleri

Tektonik Depremler

P, S, L Dalgaları

P dalgaları (Primer dalgalar), titreşim hareketi ile yayılma doğrultusunun aynı yönde olduğu ve yayılma hızının en fazla olduğu dalgalardır.

S dalgaları (Sekonder dalgalar), titreşim hareketlerinin yayılma doğrultusuna dik ve bir düzlem üzerinde aşağı yukarı olduğu dalgalardır.

L dalgaları (Longitidunal dalgalar), yüzey dalgaları veya uzun dalgalar olarak da tanımlanır. Bu dalgaların hızları diğer dalgalara göre daha azdır.

Volkanik Depremler

Aktif volkanların bulunduğu yerlerde, patlama ve püskürmelere bağlı oluşan yer sarsıntılarıdır. Etki alanları dardır.

Çökme Depremleri

Bu tür depremler, eriyebilen taşların bulunduğu yerlerdeki yer altı mağaralarının tavanlarının çökmesiyle oluşur. Ayrıca kömür ocaklarının ve galerilerinin çökmesi de bu tür depremlere neden olur. Çok küçük ölçülü sarsıntılardır. Etki alanları dar ve zararları azdır.

Tektonik Depremler

YerkabuÄŸunun üst katlarındaki kırılmalar sırasında oluÅŸan yer sarsıntılarıdır. Bu sarsıntılar çevreye deprem dalgaları olarak yayılır. Yeryüzünde oluÅŸan depremlerin büyük bölümü tektonik depremlerdir. Etki alanları geniÅŸ, ÅŸiddetleri fazladır. En çok can ve mal kaybına neden olan depremlerdir. ÖrneÄŸin ülkemizde 1995’te Afyon’un Dinar ilçesinde, 1998’de Adana’da oluÅŸan depremler tektonik kökenlidir.

UYARI : Tektonik depremlerin en etkili olduğu alanlar dış merkez ve yakın çevresidir.

Depremin İç ve Dış Merkezi

Depreme neden olan olayın kaynaklandığı noktaya odak, iç merkez ya da hiposantr denir. Yeryüzünde depremin iç merkezine en yakın olan noktaya ise, dış merkez ya da episantr denir. Depremin en ÅŸiddetli olduÄŸu episantrdan uzaklaşıldıkça depremin etkisi azalır. Yer sarsıntıları sismograf ile kaydedilir. Deprem’in ÅŸiddeti günümüzde Richter ölçeÄŸine göre deÄŸerlendirilir.

Depremin Etkileri ve Korunma Yolları

Depremler önceden tahmin edilmesi mümkün olmayan yer hareketleridir. Ancak alınacak bazı önlemlerle depremlerin zarar derecesi azaltılabilir.

Depremin Etkileri : Depremin yıkıcı etkisi deprem şiddetine, dış merkeze (episantr) olan uzaklığa, zeminin yapısına, binaların özelliğine ve kütlenin eski ya da yeni oluşuna bağlı olarak değişir.

Depremden Korunma Yolları

Depremin yıkıcı etkisi birtakım önlemlerle azaltılabilir. Bunun için,

Yerleşim yerlerini deprem kuşakları dışında seçmek

Yerleşim birimlerini sağlam araziler üzerinde kurmak

İnşaatlarda depreme dayanıklı malzemeler kullanmak

Çok katlı yapılardan kaçınmak gerekir.

Deprem Kuşakları

Genç kıvrım – kırık kuÅŸakları yerkabuÄŸunun en zayıf yerleridir. Bu nedenle bu bölgeler volkanik hareketlerin sebep olduÄŸu depremlerin sık görüldüğü yerlerdir.

Dünya’daki Deprem KuÅŸakları

Depremlerin görüldüğü alanlar volkanik kuÅŸaklarla ve fay hatlarıyla uyum içindedir. Aktif volkanların en etkili olduÄŸu Pasifik okyanusu kenarları birinci derece deprem kuÅŸağıdır. Anadolu’nun da içinde bulunduÄŸu Alp-Himalaya kıvrım kuÅŸağı ikinci derece, okyanus ortaları ise üçüncü derece deprem kuÅŸağıdır.

Türkiye’de Deprem KuÅŸakları

Alp-Himalaya kıvrım kuÅŸağında bulunan Anadolu’nun büyük bir bölümü ikinci derece deprem kuÅŸağında yer alır. Bu durum Anadolu’nun jeolojik geliÅŸimini henüz tamamlamadığını gösterir. Türkiye’deki deprem kuÅŸakları 5 grupta toplanır :

I. Dereceden Deprem Kuşağı : Tektonik çukurluklar ve aktif kırık hatları yakınındaki alanlardır. Burada meydana gelen depremler büyük ölçüde can ve mal kaybına neden olur.

II. Dereceden Deprem Kuşağı : Depremlerin birinci derece deprem kuşağındakine oranla daha az zarar verdiği alanlardır.

III. Dereceden Deprem Kuşağı : Sarsıntıların az zararla geçtiği alanlardır.

IV. Dereceden Deprem Kuşağı : Sarsıntıların çok az zararla ya da zararsız geçtiği alanlardır.

V. Dereceden Deprem Kuşağı : Sarsıntıların çok az olduğu ya da hiç hissedilmediği alanlardır.

Dış Güçler ve Etkileri

Faaliyetleri için gerekli olan enerjiyi GüneÅŸ’ten alan güçlerdir. Dış güçler çeÅŸitli yollarla yerkabuÄŸunu ÅŸekillendirirler. Dış güçler, akarsular, rüzgarlar, buzullar ve deniz suyunun hareketleridir.

Dış güçlerin etkisiyle yeryüzünde bir takım olaylar gerçekleşir. Bu olaylar aşağıda sırlanmıştır.

Taşların çözülmesi

Toprak oluÅŸumu

Toprak kayması ve göçme (heyelan)

Erozyon

Taşların Çözülmesi

Yerkabuğunu oluşturan taşlar, iklimin ve canlıların etkisiyle parçalanıp, ufalanırlar. Taşların çözülmesinde taşın cinsi de etkili olmaktadır.

Taşların çözülmesi fiziksel ve kimyasal yolla iki şekilde gerçekleşir:

Fiziksel (Mekanik) Çözülme

Kimyasal Çözülme

UYARI : Kaya çatlaklarındaki bitkilerin, köklerini daha derinlere salması sonucunda kayalar parçalanır ve ufalanır. Bu tür çözülme, fiziksel çözülmeyi artırıcı etki yapar. Ayrıca bitki köklerinden salgılanan özsular taşlarda kimyasal çözülmeye neden olur.

Fiziksel (Mekanik) Çözülme

Taşların fiziksel etkiler sonucunda küçük parçalara ayrılmasına denir. Fiziksel çözülme, taşları oluşturan minerallerin kimyasal yapısında herhangi bir değişikliğe neden olmaz.

UYARI : Fiziksel (mekanik) çözülme, kurak, yarı kurak ve soğuk bölgelerde belirgindir.

Fiziksel (Mekanik) çözülme üç şekilde olur :

Güneşlenme yolu ile fiziksel çözülme : Gece ile gündüz, yaz ile kış arasındaki sıcaklık farklarının fazla olduğu yarı kurak ve kurak bölgelerde görülür. Gündüz, güneşlenme ve ısınmanın etkisiyle taşları oluşturan minerallerin etkisiyle taşları oluşturan minerallerin hacimleri genişler. Gece, sıcaklık farklarının fazla olduğu yarı kurak ve kurak bölgelerde görülür. Gündüz, güneşlenme ve ısınmanın etkisiyle taşları oluşturan minerallerin hacimleri genişler. Gece, sıcaklık düşünce minerallerin hacimleri yeniden küçülür. Bu hacim değişikliği taşların parçalanmasına neden olur.

Buz çatlaması yolu ile fiziksel çözülme : Sıcaklığın çok zaman donma noktasına yakın olduğu ve yağışın yeter derecede olduğu yüksek dağlar ve yüksek enlemlerde görülen çözülme şeklidir. Yağışlardan sonra taşların delik, çatlak ve ince yarıklarına sular dolar. Sıcaklık donma noktasına kadar düşünce, taşın içine sızmış olan sular donar. Donan suyun hacmi genişlediği için basınç etkisiyle taşlar parçalanır ve çözülür.

Tuz çatlaması yolu ile fiziksel çözülme : Taşların tuzlu suları emmiş bulunduğu ve buharlaşmanın çok fazla olduğu çöl bölgelerinde görülür. Kurak bölgelerde buharlaşma ile kılcal taş çatlaklarından yeryüzüne yükselen tuzlu sular, yüzeye yaklaştıkça suyunu yitirir. Çatlakların kenarında tuz billurlaşması olur. Gece nemli geçerse, suyunu yitiren tuz billurları yeniden su alır ve hacmi genişler. Basınç etkisiyle taşlar parçalanır ve çözülür.

Kimyasal Çözülme

Kimyasal reaksiyonlar suya ihtiyaç duyduğunda ve sıcaklık reaksiyonu hızlandırdığından, sıcak ve nemli bölgelerde yaygın olan çözülme şeklidir. Kaya tuzu, kalker gibi taşlar suda kolayca erirler. Taşlar, kimyasal yolla parçalanıp ufalanırken kimyasal bileşimleri de değişir.

UYARI : Kimyasal çözülme, ekvatoral, okyanus ve muson iklim bölgelerinde belirgindir.

Toprak OluÅŸumu

Toprak, taşların ve organik maddelerin ayrışması ile oluşan, içinde belli oranda hava ve su bulunan, yerkabuğunun üstünü ince bir tabaka halinde saran örtüdür . Toprağın içinde bulunan çeşitli organizmalar toprağın oluşumuna yardım eder. Toprağın üstündeki organik maddece zengin bölüme humus adı verilir. Toprak oluşumunu etkileyen etmenler :

İklim koşulları

Ana kayanın özellikleri

Bitki örtüsü

Eğim koşulları

OluÅŸum Süresi’dir

UYARI : Mekanik çözülmeyle toprak oluşumu zordur. Kimyasal çözülmede ise toprak oluşumu daha kolaydır. Örneğin çöllerde toprak oluşumunun yavaş olması kimyasal çözülmenin yetersiz olmasına bağlıdır.

Toprak Horizonları

Yerkabuğu üstünde ince bir örtü halinde bulunan toprak, çeşitli katmanlardan oluşur. Bu katmanlara horizon adı verilir. Toprağın dört temel horizonu vardır.

A Horizonu : Dış etkilerle iyice ayrışmış, organik maddeler bakımından zengin, en üstteki katmandır. Tarımsal etkinlikler, bu katman üzerinde yapılmaktadır.

B Horizonu : Suyun etkisiyle üst katmanda yıkanan minerallerin biriktirdiği katmandır.

C Horizonu : İri parçalardan oluşan ve ana kayanın üzerinde bulunan katmandır.

D Horizonu : Fiziksel ve kimyasal çözülmenin görülmediği, ana kayadan oluşan, en alt katmandır.

Toprak Tipleri

Topraklar yeryüzünün çeşitli bölgelerinde farklı özellikler gösterir. Bazıları mineraller bakımından, bazıları da humus bakımından zengindir.

Topraklar oluştukları yerlere ve oluşumlarına göre iki ana bölümde toplanır :

Taşınmış Topraklar

Yerli Topraklar

Taşınmış Topraklar

Akarsuların, rüzgarların, buzulların etkisiyle yüksek yerlerden, kopartılıp, taşınan ve çukur alanlarda biriktirilen malzeme üzerinde oluşan topraklardır.

Akarsuların taşıyıp biriktirdiği maddeler, alüvyon, rüzgarların biriktirdiği maddeler lös, buzulların biriktirdikleri moren (buzultaş) adını alır.

Taşınmış topraklar çeşitli yerlerden getirilip, farklı özellikteki taşların ufalanmasından oluştukları için mineral bakımından zengindir. Bu nedenle çeşitli bitkilerin yetiştirilmesi için uygun, verimli topraklardır.

Yerli Topraklar

Dış güçlerin etkisiyle yerli kaya üzerinde sonucunda oluşan topraklardır. Özelliklerini belirleyen temel etkenler ana kayanın cinsi ve iklim koşullarıdır. Yerli topraklar iki ana bölümde toplanır:

Nemli Bölge Toprakları

Kurak Bölge Toprakları

Nemli Bölge Toprakları

Yağışın yeterli olduğu bölgelerde oluştukları için, mineral maddeler, tuz ve kireç toprağın alt katmanlarına taşınmıştır.

Tundra Toprakları : Tundra ikliminin görüldüğü bölge topraklarıdır. Yılın büyük bir bölümünde donmuş haldedir. Yaz aylarında sadece yüzeyde ince bir tabaka halinde çözülme görülür. Geniş bataklıklar oluşur. Bitki örtüsü çok cılız olduğundan humus tabakası yoktur. Verimsiz topraklardır. Buralardaki kısa boylu ot, çalı ve yosunlara tundra adı verilir.

Podzol Topraklar : Tayga adı verilen iÄŸne yapraklı orman örtüsü altında oluÅŸan, soÄŸuk ve nemli bölge topraklarıdır. Toprağın aşırı yıkanması nedeniyle organik maddelerin çoÄŸu taşınmıştır. Bu nedenle renkleri açıktır. Bu tip topraklar Sibirya, Kuzey Avrupa ve Kanada’da yaygındır.

Kahverengi Orman Toprakları : Yayvan yapraklı orman örtüsü altında oluşan, ılık ve nemli bölge topraklarıdır. Kalın bir humus tabakası bulunur.

Kırmızı Topraklar : Akdeniz ikliminin egemen olduğu bölgelerde kızılçam ve maki örtüsü altında gelişen topraklardır. Demir oksitler bakımından zengin olduğu için, renkleri kırmızımsıdır. Kalkerler üzerinde oluşanlara terra rossa adı verilir.

Lateritler : Sıcak ve nemli bölge topraklarıdır. Yağış ve sıcaklığın fazla olması nedeniyle çözülme ileri derecededir. Buna bağlı olarak toprak kalınlığı fazladır. Demiroksit ve alüminyum bakımından zengin olduğundan renkleri kızıla yakındır. Topraktaki organik maddeler, mikroorganizmalar tarafından parçalandığı için toprak yüzeyinde humus yoktur.

Kurak Bölge Toprakları

Yağışların az buna bağlı olarak bitki örtüsünün cılız olması nedeniyle bu topraklarda humus çok azdır. Ayrıca yağışların azlığı nedeniyle toprak katmanları tam oluşmamıştır. Kireç ve tuzlar bakımından zengin topraklardır. Kurak bölge toprakları oluşturdukları iklim bölgesinin kuraklık derecesine göre farklılaşırlar.

Çernozyemler : Nemli iklimden kurak iklime geçişte ilk görülen topraklardır. Orta kuşağın yarı nemli alanlarında, uzun boylu çayır örtüsü altında oluşan bu topraklara kara topraklar da denir. Organik madde yönünden zengin olan bu topraklar üzerinde, yoğun olarak tarım yapılır.

Kestane ve Kahverenkli Step Toprakları : Orta kuşak karaların iç kısımlarındaki step alanlarının topraklarıdır. Organik maddeler ince bir tabaka oluşturmaktadır. Tahıl tarımına elverişli topraklardır.

Çöl Toprakları : Çöllerde görülen, organik madde yönünden son derece fakir topraklardır. Kireç ve tuzlar bakımından zengin topraklardır. Renkleri açıktır. Tarımsal değerleri bulunmaz.

Türkiye’de Görülen Toprak Tipleri

Ilıman kuÅŸakta yer alan Türkiye’de, iklim tiplerine ve zeminin yapısına baÄŸlı olarak toprak tipleri çeÅŸitlilik gösterir.

Podzollar : İğne yapraklı orman örtüsü altında oluşan topraklardır. Toprağın aşırı yıkanması nedeniyle organik maddelerin çoğu taşınmıştır. Açık renkli topraklardır. Çay tarımına uygun topraklardır.

Kahverengi Orman Toprakları : Orman örtüsü altında oluşan topraklardır. Humus yönünden zengindirler.

Kırmızı Topraklar : Kızılçam ve maki örtüsü altında oluşan topraklardır. Demir oksitler bakımından zengin olduğu için, renkleri kırmızımsıdır. Kalkerler üzerinde oluşanlara terra rossa adı verilir. Bu topraklar turunçgil tarımına en uygun topraklardır.

Kestane ve Kahverenkli Step Toprakları : Yarı kurak iklim koşulları ve step bitki örtüsü altında oluşan topraklardır. Yüksek sıcaklık nedeniyle kızılımsı renktedirler. Zayıf bitki örtüsü nedeniyle organik maddeler ince bir örtü oluşturur. Tahıl tarımına uygun topraklardır.

Vertisoller : Genellikle kireç bakımından zengin, killi, marnlı tortullar üzerinde oluşan, toprak horizonlarının henüz gelişimini tamamlamadığı topraklardır. Aşırı miktarda kil içeren vertisoller yağışlı dönemde çok su çeker, kurak dönemde aşırı su kabedip, çatlar.

Litosoller : Dağlık alanlarda, eğimli yamaçlarda veya volkanik (genç bazalt platolarının bulunduğu) düzlüklerde görülen ana kayanın ufalanmış örtüsüdür. Genelde derinliği 10 cm kadardır ve toprak horizonları gelişmemiştir.

Alüvyal Topraklar : Akarsuların denize ulaştığı yerlerde görülür. Çeşitli yerlerden taşınan, farklı özellikteki taşların ufalanması ile oluşan bu topraklar mineral yönünden zengin ve çok verimlidir.

Toprak Kayması ve Göçme (Heyelan)

Toprağın, taşların ve tabakaların bulundukları yerlerden aşağılara doğru kayması ya da düşmesine toprak kayması ve göçmesi denir. Ülkemizde bu olayların tümüne birden heyelan adı verilir. Yerçekimi, yamaç zemin yapısı, eğim ve yağış koşulları heyelana neden olan etmenlerdir.

UYARI : Heyelanın oluşumu yağışların fazla olduğu dönemlerde daha çok görülür.

Yerçekimi : Heyelanı oluşturan en önemli etkendir. Yerçekimi gücü sürtünme gücünden fazla olduğu zaman yamaçtaki cisimler aşağıya doğru kayar.

Yamaç Zeminin Yapısı: Suyu emerek içerisinde tutan taş ve topraklar kayganlaşır. Özellikle killi yapının yaygın olduğu yamaçlarda kil suyu içinde tuttuğu için heyelan daha sık görülür. Kalker gibi suyu alt tabakalara geçiren taşların oluşturduğu yamaçlarda ise heyelan ender görülür.

Eğim : Yamaç eğimi yerçekiminin etkisini artırıcı bir rol oynar. Bu nedenle dik yamaçlarda heyelan olasılığı daha fazladır. Ayrıca tabakalar yamaç eğimine uyum sağlamışsa, yani paralelse yer kayması kolaylaşır. Yol, kanal, tünel ve baraj yapımları sırasında yamaç dengesinin bozulması, volkanizma, deprem gibi etkenler de heyelana neden olur.

Yağış Koşulları :

Yağmur, kar suları tabakalar arasına sızarak toprağı kayganlaştırır, toprağı doygun hale getirir. Böylece su ile doygun kütlelerin yamaç aşağı kayması kolaylaşır. Heyelan genellikle yağışlardan sonra oluşur.

Heyelanın Etkileri ve Korunma Yolları

Heyelan hemen her yıl can ve mal kaybına yol açmaktadır. Ancak alınacak bir takım önlemlerle heyelanın etkileri azaltılabilir.

Heyelanın Etkileri

İnsan ve hayvan ölümleri

Tarımsal hasar ve toprak kaybı

Bina hasarları

Ulaşım ve taşımacılığın aksaması

Heyelandan Korunma

Öncelikle heyelan tehlikesi olan yerlerde setler yapılmalı, yamaçlar ağaçlandırılmalıdır. Ayrıca yol, kanal, tünel ve baraj yapımlarında yamacın bozulmamasına özen gösterilmelidir.

Türkiye’de Heyalan

Türkiye’de heyelan sık görülen, doÄŸal bir felakettir. Türkiye’de arazinin çok engebeli olması toprak kaymalarını kolaylaÅŸtırmaktadır. Bölgeden bölgeye farklılık gösteren heyelanların en sık görüldüğü bölgemiz Karadeniz’dir. Bölgede arazi eÄŸiminin fazla, yağışların bol ve killi yapının yaygın olması heyelanın sık görülmesine neden olur. Ülkemizde ilkbahar aylarında görülen kar erimeleri ve yağışlar heyelan olaylarını artırır.

Erozyon

Toprak örtüsünün, akarsuların, rüzgarların ve buzulların etkisiyle süpürülmesine erozyon denir. Yeryüzünde eğim, toprak, su ve bitki örtüsü arasında doğal bir denge bulunmaktadır. Bu dengenin bozulması erozyonu hızlandırıcı bir etki yapmaktadır. Dış etkenler ya da arazinin yanlış kullanılması erozyona neden olmaktadır.

UYARI : Eğim fazlalığı ve cılız bitki örtüsü erozyonu artıran en önemli etkenlerdir. Bu nedenle kurak ve yarı kurak enlemlerde erozyon önemli bir sorundur.

Dış Etkenler

Akarsu, rüzgar gibi dış güçlerin yapmış olduğu aşındırma sonucunda toprak örtüsü süpürülür ve başka yerlere taşınır. Dış güçlerin etkisi bitki örtüsünün bulunmadığı ya da çok cılız olduğu yerlerde daha belirgindir. Ayrıca eğimin fazla olduğu yerlerde sular daha kolay akışa geçerek toprak örtüsünün süpürülmesini hızlandırır.

Arazinin Yanlış Kullanılması

Özellikle yamaçlardaki tarlaların yamaç eğimi yönünde sürülmesi, eğimli yerlerde tarla tarımının yaygın olması, arazinin teraslanmaması erozyon hızını artırmaktadır.

Su Erozyonu

Bitki örtüsünün cılız ya da hiç olmadığı yerlerde toprağın ve ana kayanın sularla yerinden kopartılarak taşınmasına su erozyonu denir. Kırgıbayır ve peribacası su erozyonu ile oluşan özel şekillerdir.

Kırgıbayır : Yarı kurak iklim bölgelerinde sel yarıntılarıyla dolu yamaçlara kırgıbayır (badlans) denir.

Peribacası : Özellikle volkan tüflerinin yaygın olarak bulunduğu vadi ve platoların yamaçlarında sel sularının aşındırması ile oluşan özel yeryüzü şekillerine peribacası denir. Bazı peribacalarının üzerinde şapkaya benzer, aşınmadan arta kalan sert volkanik taşlar bulunur. Bunlar volkanik faaliyet sırasında bölgeye yayılmış andezit ya da bazalt kütleridir. Peribacalarının en güzel örnekleri ülkemizde Nevşehir, Ürgüp ve Göreme çevresinde görülür.

Rüzgar Erozyonu

Bitki örtüsünün olmadığı ya da cılız olduğu yerlerde toprağın rüzgarlarla yerinden kopartılarak taşınmasına rüzgar erozyonu denir.

Erozyonun Etkileri ve Erozyondan Korunma Yolları

Oluşumu için milyonlarca yıl geçmesi gereken toprak örtüsünü yok eden ve her geçen gün etkilerini arttıran erozyon doğal bir felakettir. Alınacak bir takım önlemlerle etkileri azaltılabilir.

Erozyonun Etkileri

Tarım topraklarının azalması, sellerin artması, tarımsal üretimin ve verimin azalması, otlakların azalması, hayvancılığın gerilemesi, çölleşmenin başlaması.

Erozyondan Korunma Yolları

Var olan ormanlar ve meralar korunmalı, çıplak yerler ağaçlandırılmalı, ormanlık alanlarda keçi beslenmesi engellenmeli, yamaçlardaki tarlalar, yamaç eğimine dik sürülmeli, meyve tarımı ve nöbetleşe ekim yaygınlaştırılmalı, orman içi köylülerine yeni geçim kaynakları sağlanmalı.

Türkiye’de Erozyon

Türkiye’de arazi engebeli ve çok eÄŸimli olduÄŸu için toprak erozyonu önemli bir sorundur. Bazı bölgelerimiz dışında bitki örtüsünün cılız olması da erozyonu artırmaktadır. Ayrıca nüfusun hızla artması, tarım alanlarına olan gereksinimin artması, ormanların tahrip edilmesine yol açmaktadır. Bunlara baÄŸlı olarak hemen hemen tüm bölgelerimizde toprak erozyon hızı yüksektir.

Akarsular

Yeryüzünün şekillenmesinde en büyük paya sahip dış güç akarsulardır. Yüzey sularının eğimli bir yatak içinde toplanıp akmasıyla akarsu oluşur. Akarsular küçükten büyüğe doğru dere, çay, öz, ırmak ve nehir şeklinde sıralanır. Bir akarsuyun doğduğu yere akarsu kaynağı, döküldüğü yere akarsu ağzı denir. Bir akarsu, birbirine bağlanan küçük, büyük, dar veya geniş birçok koldan oluşan bir sistemdir. Bu sistemin en uzun ve su bakımından en zengin olan kolu ana akarsudur.

Akarsu Havzası (Su Toplama Alanı)

Akarsuyun tüm kollarıyla birlikte sularını topladığı bölgeye akarsu havzası denir. Bir akarsu havzasının genişliği iklim koşullarına ve yüzey şekillerine bağlıdır.

Akarsu havzaları iki bölümde incelenir :

Açık Havza : Sularını denize ulaştırabilen havzalara açık havza denir. Örnek : Yeşilırmak, Kızılırmak, Yenice, Sakarya, Susurluk, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes, Aksu, Göksu, Seyhan, Ceyhan, Fırat, Dicle Çoruh

Kapalı Havza : Sularını denize ulaştıramayan havzalara kapalı havza denir. Kapalı havzaların oluşmasındaki temel etken yer şekilleridir. Sıcaklık ve nem koşulları da kapalı havzaların oluşmasında etkilidir. Örnek : Van Gölü Kapalı Havzası, Tuz Gölü Kapalı Havzası, Konya Kapalı Havzası, Göller Yöresi Kapalı Havzası, Aras, Kura

UYARI : Sularını Hazar Denizi’ne boÅŸaltan Aras ve Kura ırmakları kapalı havza oluÅŸturur.

Su Bölümü Çizgisi

Birbirine komşu iki akarsu havzasını birbirinden ayıran sınıra su bölümü çizgisi denir.

Su bölümü çizgisi genellikle dağların doruklarından geçer. Su bölümü çizgisi;

· Kurak bölgelerde,

· Bataklık alanlarda,

· Karistik alanlarda çoğunlukla belirsizdir.

Akarsu Akış Hızı

Akarsuyun akış hızı yatağın her iki kesitinde farklıdır. Suyun hızı yanlarda, dipte ve su yüzeyinde sürtünme nedeniyle azdır. Suyun en hızlı aktığı yer akarsuyun en derin yerinin üzerinde ve yüzeyin biraz altındadır. Akarsu yatağında suyun en hızlı aktığı noktaları birleştiren çizgiye hız çizgisi (talveg) denir. Akış hızı, yatağın eğimi ve genişliği ile taşınan su miktarına bağlı olarak değişir.

Akarsu Akımı (Debisi)

Akarsuyun herhangi bir kesitinden birim zamanda geçen su miktarına (m3) akım veya debi denir. Akarsuyun akımı yıl içerisinde değişir. Akım, akarsuyun çekik döneminde az, kabarık döneminde fazladır. Akarsu akımını;

· Yağış miktarı rejimi

· Yağış tipi

· Zeminin özelliği

· Kaynak suları

· Sıcaklık ve buharlaşma koşulları

etkiler.

Akarsu Rejimi

Akarsuyun akımının yıl içerisinde gösterdiği değişmelere rejim ya da akım düzeni denir. Akarsu rejimini belirleyen temel etken havzanın yağış rejimidir. Yağışların az, sıcaklık ve buharlaşmanın fazla olduğu dönemlerde akarsu akımı düşer. Yağışların fazla olduğu ve kar erimelerinin görüldüğü dönemlerde akım yükselir.

Akarsu rejimleri 4 tiptir.

Düzenli Rejim : Akımı yıl içerisinde fazla değişmeyen akarsuların rejim tipidir.

Düzensiz Rejim : Akımı yıl içerisinde büyük değişmeler gösteren akarsuların rejim tipidir.

Karma Rejim : Farklı iklim bölgelerinden geçen akarsuların rejim tipidir. Örneğin : Nil Nehri

Sel Tipi Rejim : İlkbahar yağışları ve kar erimeleri ile bol su taşıyan, yaz aylarında ise suları yok denecek kadar azlan akarsuların rejim tipidir. Örneğin ülkemizdeki İç Anadolu Bölgesi akarsuları.

İklim Bölgelerine Göre Akarsu Rejimleri

Sıcaklık ve yağış koşulları ile akarsuların taşıdıkları su miktarı ve akım düzeni arasında sıkı bir ilişki vardır. Farklı iklim bölgelerindeki akarsuların rejimleri birbirinden farklı olabilir. Ancak iklim bölgelerinin yüksek ve karlı bölümlerindeki akarsuların rejimleri benzerdir. Kar erimelerinin olduğu dönemlerden akım yükselir. Kış aylarında kar yağışının fazla olması akımın düşük olmasına neden olur.

Yağmurlu Ekvatoral İklimde Akarsu Rejimi : Bu iklim tipinde yağışlar bol ve yağış rejimi düzenli olduğu için Ekvatoral bölge akarsuları yıl boyunca bol su taşır. Örneğin Amazon ve Kongo nehirleri.

YaÄŸmurlu Okyanusal İklimde Akarsu Rejimi : Bu iklim tipinde yağışların bol ve düzenli olması nedeniyle akarsular yıl boyunca bol su taşır. ÖrneÄŸin İngiltere’deki Thames Nehri

Muson İkliminde Akarsu Rejimi : Bu iklim tipinde yaz yağışları nedeniyle akım yükselir. Kış kuraklığı akım düşer. Örneğin Ganj ve İndus nehirleri.

Akdeniz İkliminde Akarsu Rejimi : Yaz kuraklığına, sıcaklık ve buharlaşmanın fazlalığına bağlı olarak yaz aylarında akım düşüktür. Kışın yağışlar, ilkbaharda kar erimeleri ile yükselir.

Türkiye Akarsularının Özellikleri

Türkiye’nin daÄŸlık ve engebeli bir ülke olması nedeniyle, akarsularımızın boyu genellikle kısadır.

Yağışlı ve kar erimelerinin olduğu dönemlerde taşan, kurak dönemlerde ise kuruyacak derecede suları azalan akarsularımızın rejimleri düzensizdir.

Karadeniz Bölgesi’ndeki akarsularımızın dışındakiler genellikle bol su taşımazlar.

Akarsularımız rejimlerinin düzensiz ve yatak eğimlerinin fazla olması nedeniyle ulaşıma uygun değildir.

Türkiye bugünkü görünümünü 3. ve 4. zamandaki orojenik ve epirojenik hareketlerle kazanmıştır. Bu nedenle akarsularımız henüz denge profiline ulaşamamıştır.

UYARI : Türkiye’deki akarsuların yatak eÄŸimleri ve akış hızları fazla olduÄŸundan hidro-elektrik potansiyelleri yüksektir.

Taban Seviyesi, Denge Profili

Akarsuların döküldükleri deniz ya da göl yüzeyine taban seviyesi denir. Deniz yüzeyi ana taban seviyesini oluşturur. Göl yüzeyi ya da kapalı havza yüzeyi yerel taban seviyesi diye adlandırılır. Akarsular aşındırma ve biriktirmesini taban seviyesine göre yapar. Yatağını taban seviyesine indirmiş olan akarsular aşındırma ve biriktirme faaliyetini dengelemiştir. Aşınım ve birikimin eşitlendiği bu profile denge profili denir.

Plato, Peneplen

Akarsuların amacı bulundukları bölgeyi aşındırarak deniz seviyesine yaklaştırmak diğer bir deyişle denge profiline ulaşmaktır. Akarsuyun aşınım sürecinde görülen şekiller; plato ve peneplendir.

Plato : Akarsu vadileriyle derince yarılmış düz ve geniş düzlüklerdir.

Peneplen : Geniş arazi bölümlerinin, akarsu aşınım faaliyetlerinin son döneminde deniz seviyesine yakın hale indirilmesiyle oluşmuş, az engebeli şekle peneplen (yontukdüz) denir.

UYARI : Bir akarsuyun denge profiline ulaşabilmesi ve arazinin peneplen haline gelebilmesi için tektonik hareketlerin görülmediği milyonlarca yıllık bir süre gerekmektedir.

Denge Profilinin Bozulması

İklim değişikliklerinde ve tektonik hareketlere bağlı olarak deniz seviyesinin alçalması ya da yükselmesi taban seviyesinin değişmesine neden olur. Taban seviyesinin alçalması ya da yükselmesi de akarsuyun denge profilinin bozulmasına neden olur.

Taban Seviyesinin Alçalması

Taban seviyesinin alçalması, akarsuyun denge profilini bozarak akarsuyun aşındırma ve taşıma gücünün artmasına neden olur. Bu nedenle akarsu yatağına gömülür.

Taban Seviyesinin Yükselmesi

Taban seviyesinin yükselmesi, akarsuyun denge profilini bozarak akarsuyun taşıma gücünün azalmasına neden olur. Bu nedenle akarsu menderesler çizerek birikim yapar.

Menderes : Akarsuyun geni vadi tabanı içinde, eğimin azalması nedeniyle yaptığı bükümlere denir.

Akarsuların Aşındırma Şekilleri :

Dış güçler içerisinde en geniş alana yayılmış, nemli bölgelerde ve orta enlemlerde etkili olan en önemli dış güç akarsulardır. Akarsular aşındırma ve biriktirme yaparak yeryüzünü şekillendirir. Akarsu, hızının ve kütlesinin yaptığı etki le yatağı derine doğru kazar, yatağı boyunca kopardığı veya erittiği maddeleri taşır. Akarsu aşındırması ile oluşan şekiller vadi ve dev kazanıdır.

UYARI : Akarsuların aşındırmasında yatak eğimi temel etkendir. Çünkü yatak eğimi akarsuyun akış hızını belirler. Yatak eğiminin fazla olduğu yukarı bölümlerinde derinlemesine aşındırma daha belirgindir.

Vadi

Akarsuyun içinde aktığı, kaynaktan ağıza doğru sürekli inişi bulunan, uzun çukurluklardır. Akarsuların aşındırma gücüne, zeminin yapısına ve aşınım süresine bağlı olarak çeşitli vadiler oluşur.

UYARI : Vadi tabanları tarım, bahçecilik, ulaşım ve yerleşme bakımından elverişli alanlardır.

Çentik (Kertik) Vadi : Akarsuların derine aşındırmasıyla oluşan V şekilli, tabansız, genç vadilere çentik vadi ya da kertik denir.

Türkiye’nin bugünkü görünümünü 3. ve 4. zamanda kazanmış olması nedeniyle, Türkiye akarsuları henüz denge profiline ulaÅŸmamış, geç akarsulardır. Bu nedenle ülkemizde çok sayıda çentik (kertik) vadi bulunmaktadır.

Yarma Vadi (BoÄŸaz) : Akarsuyun, iki düzlük arasında bulunan sert kütleyi derinlemesine aşındırması sonucunda oluÅŸur. Vadi yamaçları dik, tabanı dardır. Akarsuyun yukarı bölümlerinde görülür. Türkiye’de çok sayıda yarma vadi (boÄŸaz) bulunur.

Karadeniz Bölgesi’nde, YeÅŸilırmak üzerinde, Åžahinkaya yarma vadisi, Marmara Bölgesi’nde, Sakarya üzerinde Geyve BoÄŸazı, Akdeniz Bölgesi’nde Atabey deresi üzerinde Atabey BoÄŸazı baÅŸlıca örnekleridir.

Kanyon Vadi : Klaker gibi dirençli ve çatlaklı taÅŸlar içinde, akarsuyun derinlemesine aşındırmasıyla oluÅŸur. Vadinin yamaç eÄŸimleri çok dik olup, 90 dereceyi bulur. Kanyon vadiler Türkiye’de Toroslar’da yaygın olarak görülür. Antalya’daki Köprülü Kanyon, ülkemizdeki güzel bir örnektir.

Tabanlı Vadi : Akarsu, yatağını taban seviyesine yaklaştırınca derine aşınım yavaşlar. Yatak eğiminin azalması akarsuyun menderesler çizerek yanal aşındırma yapmasına neden olur. Yanal aşındırmanın artması ile tabanlı vadiler oluşur.

Menderes

Akarsu yatak eğiminin azalması, akarsuyun akış hızının ve aşındırma gücünün azalmasına neden olur. Akarsu büklümler yaparak akar. Akarsuyun geniş vadi tabanı içinde, eğimin azalması nedeniyle yaptığı büklümlere menderes denir. Menderesler yapan akarsuyun, uzunluğu artar ancak akımı azalır.

Taban seviyesinin alçalması nedeniyle menderesler yapan bir akarsuyun, yatağına gömülmesiyle oluşan şekle gömük menderes denir.

Dev Kazanı

Akarsuların ÅŸelale yaparak döküldükleri yerlerde, hızla düşen suların ve içindeki taÅŸ, çakıl gibi maddelerin çarptığı yeri aşındırmasıyla oluÅŸan yeryüzü ÅŸeklidir. Akdeniz Bölgesi’ndeki Manavgat ve Düden ÅŸelalelerinin düküldükleri yerlerde güzel dev kazanı örnekleri bulunur.

Akarsu Biriktirme Åžekilleri

Akarsular aşındırdıkları maddeleri beraberinde taşır. Yatak eğimleri azaldığında akarsuların aşındırma ve taşıma gücü de azalır. Bu nedenle taşıma güçlerinin azaldığı yerde taşıdıkları maddeleri biriktirirler.

UYARI : Akarsuların yatak eğimi azaldığında hızları, aşındırma ve taşıma güçleri azalır. Biriktirmedeki, temel etken yatak eğimin azalmasıdır.

Birikinti Konisi : Yamaçlardan inen akarsular, aşındırdıkları maddeleri eğimin azaldığı eteklerde biriktirir. Yarım koni şeklindeki bu birikimlere birikinti konisi adı verilir. Birikinti konileri zamanla gelişerek verimli tarım alanı durumuna gelebilir.

Dağ Eteği Ovası : Bir dağın yamaçlarından inen akarsular taşıdıkları maddeleri eğimin azaldığı yerde birikinti konileri şeklinde biriktirirler. Zamanla birikinti konilerinin birleşmesiyle oluşan hafif dalgalı düzlüklere dağ eteği ovası adı verilir.

Dağ İçi Ovası : Dağlık alanların iç kısımlarında, çevreden gelen akarsuların taşıdıkları maddeleri eğimin azaldığı yerlerde biriktirmesi ile oluşan ovalardır. Türkiye gibi engebeli ülkelerde dağ içi ovaları çok görülür.

Taban Seviyesi Ovası : Akarsuların taban seviyesine ulaştığı yerlerde, eğimin azalması nedeniyle taşıdığı maddeleri biriktirmesi ile oluşturduğu ovalardır. Bu tür ovalarda akarsular menderesler yaparak akar. Gediz ve Menderes akarsularının aşağı bölümlerindeki ovalar bu türdendir.

Seki (Taraça) : Yatağına alüvyonlarını yaymış olan akarsuyun yeniden canlanarak yatağını kazması ve derinleştirmesi sonucunda oluşan basamaklardır. Taban seviyesinin alçalması nedeniyle, tabanlı bir vadide akan akarsuyun aşındırma gücü artar. Yatağını derine doğru kazan akarsu vadi tabanına gömülür. Eski vadi tabanlarının yüksekte kalması ile oluşan basamaklara seki ya da taraça denir.

Kum Adası (Irmak Adası) : Akarsuların yatak eğimlerinin azaldığı geniş vadi tabanlarından taşıdıkları maddeleri biriktirmesi ile oluşan şekillerdir.

Kum adaları akarsuyun taşıdığı su miktarı ve akış hızına bağlı olarak yer değiştirirler. Kum adaları üzerinde yoğun bir bitki örtüsünün bulunması kum adalarının yer değiştirmediğini gösterir.

Delta : Akarsuların denize ulaştıkları yerlerde taşıdıkları maddeleri biriktirmesiyle oluşan üçgen biçimli alüvyal ovalardır. Deltalar, taban seviyesi ovalarının bir çeşididir. Onlardan ayrılan yönü biriktirmenin deniz içinde olmasıdır. Bu nedenle deltanın oluşabilmesi için;

Gel-git olayının belirgin olmaması

Kıyının sığ olması

Kıyıda güçlü bir akıntının bulunmaması

Akarsu ağzında eğimin azalması gerekir.

Yeraltı Suları ve Kaynaklar

Yer altı Suyu (Taban Suyu)

Yağış olarak yeryüzüne düşen ya da yeryüzünde bulunan suların, yerçekimi etkisiyle yerin altına sızıp, orada birikmesiyle oluşan sulardır. Yer altı suyunun oluşabilmesi için beslenme ve depolanma koşullarının uygun olması gerekir. Yer altı suyunun beslenmesini etkileyen en önemli etmen yağışlardır. Depolama koşulları ise yüzeyin eğimine, bitki örtüsüne ve yüzeyin geçirimlik özelliğine bağlıdır.

Yer altı Sularının Bulunuş Biçimleri

Bol yağışlı ve zemini geçirimli taşlardan oluşan alanlarda yer altı suyu fazladır. Az yağış alan, eğimi fazla ve geçirimsiz zeminlerde ise, yer altı suyunun oluşumu zordur. Kum, çakıl, kumtaşı konglomera, kalker, volkanik tüfler, alüvyonlar, geçirimli zeminleri oluşturur. Bu nedenle alüvyal ovalar ve karstik yöreler yer altı suyu bakımından zengin alanlardır. Kil, marn, şist, granit gibi taşlar ise geçirimsizdir. Yer altı suyu oluşumunu engeller. Yeraltında biriken sular

Taban suyu

Artezyen

Karstik Yeraltı Suyu

olarak bulunur.

Taban Suyu

Altta geçirimsiz bir tabaka ile sınırlandırılan, geçirimli tabaka içindeki sulardır. Bu sular genellikle yüzeye yakındır. Marmara Bölgesi’ndeki ovalar, Ege Bölgesi’ndeki çöküntü ovaları, MuÅŸ, Erzurum ve Pasinler ovalarındaki yer altı suları bu gruba girer.

Artezyen

Bu tür sular basınçlı yeraltı sularıdır. İki geçirimsiz tabaka arasındaki geçirimli tabaka içinde bulunan sulardır. Tekne biçimli ovalar ve vadi tabanlarında bu tür sular bulunmaktadır.

İç Anadolu Bölgesi artezyen suları bakımın

Türkiye Ile Ilgili Coğrafi Bilgiler

Salı, 06 Kasım 2007

Ülke ve İnsanları

________________________________________

Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirine çok yaklaÅŸtığı bir alanda yer alan Türkiye Cumhuriyeti, doÄŸuda Gürcistan, Ermenistan, Nahcivan ve İran, batıda Bulgaristan ve Yunanistan, güneyde Suriye ve Irak ile komÅŸudur. Bu sınırların çoÄŸu Osmanlı ımparatorluÄŸu’nun parçalanmasından sonraki anlaÅŸmalarla çizilmiÅŸtir. Konumu nedeniyle eski Asya Türk kültürünün Avrupa’ya ulaÅŸtırıldığı bir geçit yeri olan Türkiye, aynı zamanda batı dünyasının doÄŸuya açılan penceresidir. üç tarafı denizlerle (Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi) çevrili olan Türkiye’nin deniz sınırları, ülkeyi yalnızca yakın bölgelerle deÄŸil, bütün dünya ile komÅŸu haline getirir. Bu uzun kıyılar ve kıtalararası köprü niteliÄŸi nedeniyle ülke, büyük ticaret ve göç yollarının merkezi olmuÅŸtur. Türkiye, hem bir NATO ülkesidir hem de İslam ülkeleri arasında çok taraflı ekonomik iÅŸbirliÄŸinin geliÅŸtirilmesi konusunda aktif bir rol oynamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzölçümü 814.578 km2dir. Yüzölçümünün %3′lük bölümü Avrupa kıtasında yer alan akya topraklarıdır. Asya kıtasında yer alan %97′lik kısmı na ise Anadolu denir. Dikdörtgeni andıran ülkenin geniÅŸliÄŸi yaklaşık 550, uzunluÄŸu 1500 km kadardır. DoÄŸu’daki en uç noktası, İran ve Nahcivan sınırlarının kesiÅŸme noktasıdır. En batı ucu ise Gökçeada’daki Avlaka burnudur. Kuzeyde en uzak sınır noktası Sinop ilindeki İnceburun, en güney ucu da Hatay ilindeki Beysun köyüdür. Deniz sınırlarının uzunluÄŸu 8333 km, kara sınırları ise 2875 km’dir. Bu yüzölçümü ile Türkiye, İran dışındaki bütün komÅŸularından daha geniÅŸ topraklara sahiptir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin nüfusu yaklaşık 63 milyondur. Nüfusun 2000 yılında 65.5 milyon, 2010 yılında ise 74 milyon olacağı tahmin edilmektedir. Nüfus dağılımı bakımından Türkiye’deki coÄŸrafi bölgeler farklı özellikler gösterir. ülke nüfusunun hemen hemen yarısı kıyı bölgelerinde toplanmıştır. İç bölgeler ise genel olarak daha az nüfusludur. Türkiye’de 1950′lerden itibaren nüfus artışı teÅŸvik politikası terkedilerek, nüfus planlamasına geçilmiÅŸtir.

Türkiye’nin CoÄŸrafi Yapısı

________________________________________

Türkiye eski dünyayı oluÅŸturan Avrupa, Asya ve Afrika’nın birbirlerine en yakın olduÄŸu ve Avrupa ile Asya’nın kucaklaÅŸtıkları bir noktada yer almaktadır. CoÄŸrafi konumu nedeniyle ana kara parçası olan Anadolu, tarihin ÅŸekillenmesine yol açan deÄŸiÅŸik halk kitlelerinin toplu göçlerine ÅŸahit olmuÅŸtur. Sayılamayacak kadar medeniyetin sahibi olan Anadolu her biri kendi öz kimliÄŸine baÄŸlı ancak birbirinden etkilenen kültürlerin bir bileÅŸkesini geliÅŸtirmiÅŸtir.

Ülkenin çoÄŸunluÄŸu Güney Batı Asya’da bulunduÄŸu Türkiye, Avrupa ve Asya’nın hudutlarını kucaklaÅŸtırmaktadır ve Avrupa’da toplam 780.580 km² lik bir yüzölçümü vardır. Ülke doÄŸuda Gürcistan, Ermenistan ve İran ile Güney’de Irak, Suriye ve Akdeniz ile çevrelenmiÅŸtir. Batıya doÄŸru Ege Denizi, Yunanistan ve Bulgaristan Kuzeye doÄŸru Karadeniz diÄŸer hudutları oluÅŸturur. Türkiye’nin coÄŸrafi koordinatları 36° 00′ - 42° 00′ Kuzey Enlem ve 26° 00′ - 45° 00′ Güney Boylamdır.

80 idari ili olan Türkiye, Karadeniz Bölgesi, Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, İçanadolu Bölgesi, Doğu ve Güneydoğu Bölgesi olmak üzere yedi coğrafi bölgeye bölünmüştür.

Türkiye’nin DaÄŸları

________________________________________

Marmara Bölgesi’nde en önemli tepe olan UludaÄŸ (2.543 m.) aynı zamanda önemli bir kış sporları ve turizm merkezidir. Ege Bölgesi’nde daÄŸlar denize dikey inerler.

Türkiye’nin Güneyi’ndeki Akdeniz Bölgesi’nde yer alan Batı ve Orta Tarsus DaÄŸları birden bire kıyılarında yükselirler. İçanadolu Bölgesi Türkiye’nin tam ortasındadır. Bir diÄŸer bölgelerle karşılaÅŸtırıldığı vakit daha az daÄŸa sahipmiÅŸ görüntüsü verir. Bölgenin baÅŸlıca yükseklikleri KaradaÄŸ, KaracadaÄŸ, HasandaÄŸ ve Erciyes (3.917 m.) dağıdır. DoÄŸuanadolu Bölgesi Türkiye’nin en yüksek bölgesidir. Dörtte üçlük bölümü 1.500 - 2.000 m. yüksekliÄŸindedir. Bölgede 5.165 m. yükseklikte Nuh’un Gemisi yerleÅŸmiÅŸ olduÄŸu AÄŸrı Dağı (Ararat) nın ve Tendürek, Süphan, Nemrut’un da aralarında bulunduÄŸu bir yığın harekete geçmeyen volkan vardır.

Bazı Dağ ve Tepelerin Yükseklikleri

________________________________________

Dağ ve Tepe Yükseklik

(m) Dağ ve Tepe Yükseklik

(m)

________________________________________

Karadeniz Bölgesi Akdeniz Bölgesi

Kaçkar dağı 3923 Demirkazık tepesi 3756

Üç Doruk tepesi 3709 Lorut dağı 3588

Kaçkar tepesi

3589 Medetsiz tepesi 3524

Hunut Dağı 3580 Aydos dağı 3480

Güngörmez Dağı 3523 Aladağ 3333

Marmara Bölgesi Doğu Anadolu Bölgesi

Uludağ 2543 Büyük Ağrı dağı 5137

Tepel dağı 2052 Süphan dağı 4058

Domaniç dağı 1845 Uludoruk 4135

Yirca dağı 1906 (Buzuldağ)Cilo dağı 4116

Kazdağ 1774 Küçük Ağrı dağı 3896

Ege Bölgesi Güneydoğu Anadolu Bölgesi

AkdaÄŸ 2446 KaracadaÄŸ 1938

BozdaÄŸ 2414 Keltepe 1748

Honaz dağı 2582 Karakaş dağı 1496

Akbaba tepesi 2298 Raman dağı 1260

Akbabadağ 2300 Mazı dağı 1252

________________________________________

Denizler

________________________________________

Türkiye Kuzey’de Karadeniz, Güney’de Akdeniz ve Batı’da Ege Denizi olmak üzere üç deniz tarafından çevrilmiÅŸtir. Karadeniz’i dünyanın diÄŸer taraflarıyla buluÅŸturan İstanbul ve Çanakkale BoÄŸazları’nın bulunduÄŸu önemli su yolunun geçtiÄŸi Kuzey Batı’daki Marmara Denizi ise bir iç denizidir. Türkiye’nin kıyıları adalar dışında 8.333 km.dir.

Anadolu kıyısı: 6480 km

Trakya kıyısı: 786 km

Adalar kıyısı: 1067 km

Türkiye’nin Gölleri

________________________________________

Göller sayıları itibarlarıyla DoÄŸu Anadolu Bölgesi en zengin bölgedir. O, Türkiye’nin en büyük gölü Van (3.713 km²) havidir. Ayrıca BeyÅŸehir ve EÄŸridir Gölleri’nin de aralarında olduÄŸu bir çok göl Toros DaÄŸları’nın batısındadır. Önemli göller Türkiye’de ikinci en büyük göl olan Tuz Gölü, Burdur, Sapanca, İznik, Ulubat, KuÅŸ Cenneti olan Manyas, AkÅŸehir ve Eber’dir. Geçen otuz yılda DoÄŸu Anadolu’da barajlar inÅŸa edildiÄŸinden Keban, Karakaya, Atatürk gibi bir çok büyük baraj gölü meydana getirilmiÅŸtir.

Türkiye’nin Nehirleri

________________________________________

Türkiye’nin bir çok nehri ülkeye çeviren denizlere akmaktadır. Fırat (Euphrates) ve Dicle (Tigris) Irak’ta buluÅŸurlar ve Basra Körfezi’ne akarlar. Türkiye’nin en büyük nehirlerinden Kızılırmak, YeÅŸilırmak ve Sakarya Karadeniz’e akar. Susurluk, Biga, Gönen Marmara’ya, Gediz, Küçük Menderes ve Meriç Ege’ye ve Seyhan,Ceyhan ve Göksu’da Akdeniz’edökülür.

Coğrafi Bölgeler

________________________________________

1941 yılında Ankara’da toplanan Birinci CoÄŸrafya Kongresi, uzun süren çalışmaları sonunda Türkiye’yi yedi coÄŸrafi bölgeye ayırmıştır. Adı geçen kongrenin çalışma larında; Türkiye’nin üç tarafının denizle çevrilmiÅŸ olması, uzun kenarları boyunca kıyıya paralel daÄŸ sıralarının bulunuÅŸu, bu daÄŸların yüksek, ama az engebeli olan orta kesimi deniz etkisinden ayırması, bu yüzden kıyı ÅŸeridiyle iç kesimler arasında iklim, doÄŸal bitki örtüsü, tarım çeÅŸitlerinin dağılımı ve bunların ulaşım sistemlerine ve konut tiplerine etkisi gibi etmenler göz önünde tutulmuÅŸ ve Türkiye’nin dört kenar bölgeyle üç iç bölgeye ayrılması mümkün olmuÅŸtur. Tespit edilen yedi bölgeden ilk dördü ne komÅŸu olduÄŸu denizin adı verilmiÅŸtir (Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri). DiÄŸer üç bölge de Anadolu bütünü içindeki yerlerine göre adlandırılmıştır (ıç Anadolu, DoÄŸu Anadolu ve GüneydoÄŸu Anadolu Bölgeleri).

Türkiye dünyanın önemli deprem kuÅŸaklarından biri olan AlpHimalaya kuÅŸağı üzerinde yer almaktadır. Ülkeyi baÅŸtan baÅŸa kateden Kuzey Anadolu fayı baÅŸta olmak üzere, Türkiye’de daha çok sayıda aktif fay bulunmaktadır. Kuzey Anadolu Fayı üzerinde son yüzyılda, 1939′da Erzincan’dan baÅŸlayan ve doÄŸudan batıya doÄŸru, fay parçaları boyunca düzenli bir seyir izleyen 7 büyük deprem olmuÅŸtur. 17 AÄŸustos 1999 tarihinde, merkez üssü İzmit olan 7.4 ÅŸiddetindeki son Marmara depremi de, Kuzey Anadolu fayının DoÄŸu Marmara bölümünde gerçekleÅŸmiÅŸtir. "Asrın felaketi" olarak nitelendirilen Marmara depremi, 1939 Erzincan depreminden sonra Türkiye tarihinin en büyük depremidir.

Türkiye’nin en fazla nüfus yoÄŸunluÄŸuna sahip geniÅŸ bir bölgesinde meydana gelen Marmara depremi, en fazla İzmit, Yalova, Sakarya ve Bolu illerinde olmak üzere İstanbul, EskiÅŸehir, Bursa ve Zonguldak gibi çevre illerde de çok sayıda can kaybı ve hasara yol açmıştır. 15 binin üzerinde kiÅŸinin hayatını kaybettiÄŸi depremde, 25 bini aÅŸkın bina yıkılmış, 200 bin civarındaki konut ve iÅŸyeri de hasar görmüştür. Depremden hemen sonra harekete geçen Türk hükümeti, depremin yaralarını sarmak için seferber olmuÅŸtur. BaÅŸta Almanya, ısrail, Yunanistan ve Rusya olmak üzere toplam 83 ülke kurtarma ekipleri ve çeÅŸitli yardım malzemeleri göndermiÅŸ, depremden zarar görenlere yardım amacıyla Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde, gerek hükümetler gerekse sivil toplum örgütleri bünyesinde yardım kampanyaları baÅŸlatılmıştır. Deprem sonrasında meydana gelen bu uluslararası dayanışma ve duyarlılık, Türk halkının tamamı tarafından takdir ve şükran duyguları ile karşılanmıştır.

Marmara Bölgesi

________________________________________

Marmara Bölgesi, Balkan Yarımadası ile Anadolu arasın da bir geçiÅŸ alanı oluÅŸturur. Avrupa ve Asya bu bölgede birbirine baÄŸlanır. Yaklaşık 67.000 km2lik yüzölçümüyle ülke yüzeyinin %8,5′ini kaplar. Adını bütünüyle toprakları içinde kalan ve boÄŸazlar aracılığıyla Karadeniz ve Ege Denizi’ne açılan aynı adlı iç denizden alır. Ege kıyıları açığında yer alan Bozcaada ve Gökçeada (ımroz) da Marmara Bölgesi alanına girmektedir.

Marmara Bölgesi doÄŸuda Karadeniz ve İç Anadolu Bölgeleri, güneyde Ege Bölgesi, kuzeybatıda da Yunanistan ve Bulgaristan ile çevrilidir. DiÄŸer bölgelerde olduÄŸu gibi, Marmara Bölgesi’nin sınırları da her yerde il sınırlarına uymaz. Edirne, Kırklareli, TekirdaÄŸ, İstanbul, Kocaeli ve Yalova illeri bütünüyle bölge sınırları içindedir. Sakarya, Bilecik, Bursa, Balıkesir ve Çanakkale illerinin bazı toprakları ise Ege ve Karadeniz Bölgelerinin sınırları içinde yer alır.

Marmara Bölgesi’nin halkı geçimini sanayi, ticaret, turizm ve tarımdan saÄŸlar. Türkiye’nin baÅŸlıca sanayi bölgesidir. Bölgedeki en geliÅŸmiÅŸ sanayi alanı İstanbul-Bursa-İzmit eksenidir. İlkçaÄŸ’dan beri önemli bir ticaret merkezi olan ve kıtalararası ulaşım yolları üzerinde bulunan İstanbul, bölgeye ülke çapında bir üstünlük saÄŸlar. Bölgenin diÄŸer yörelerinde de yaygın sanayi faaliyetlerine rastlanır. ıretilen baÅŸlıca sanayi malları arasında iÅŸlenmiÅŸ gıda, dokuma, hazır giyim, çimento, kağıt, petrokimya ürünleri, beyaz eÅŸya, gemi ve yat sayılabilir.

Bölgede aynı zamanda tarım da çeÅŸitlenmiÅŸtir. Ekili alanların yaklaşık yarısı buÄŸday tarlalarından oluÅŸur. BuÄŸdayı ÅŸekerpancarı, mısır ve ayçiçeÄŸi üretimi izler. Türkiye’nin ayçiçeÄŸi üretiminin yaklaşık %73′ünü, mısır üretiminin yaklaşık %30′unu gerçekleÅŸtiren bölgenin sebze ve meyve üretimi de önemli bir miktarı bulur. Mısır üretiminde Karadeniz Bölgesi’nden sonra ikinci sırada yer alan bölge, zeytin üretiminde de Ege Bölgesini izler. Sofralık Gemlik zeytinleri ünlüdür. BaÄŸcılık konusunda da geliÅŸmiÅŸ olan bölgede, TekirdaÄŸ, Åžarköy, Mürefte, AvÅŸa ve Bozcaada üzüm ve ÅŸarap larıyla tanınır.

Avrupa’nın güneydoÄŸusunda yer alan Marmara Bölgesi, dünyanın en güzel manzaralarına, önemli mimarlık ve sanat eserlerine sahiptir. Marmara Denizi’ndeki adalar, yarımadalar ve koylar, bölgedeki daÄŸlar ve ormanlar ile kentlerde tarih ve doÄŸa içiçedir. Birçok büyük uygarlığın doÄŸduÄŸu ve geliÅŸip kök saldığı bu bölge, iki kıta arasında geçiÅŸ yapan kavimlerin göç yollarını oluÅŸturmuÅŸtur. Bu ka vimlerin ve bölgeye yerleÅŸen ulusların bıraktıkları izlere adım başında rastlamak mümkündür. EÅŸsiz doÄŸal ve tarihi deÄŸerlere sahip olan bölgede turizm de çok geliÅŸmiÅŸtir. Her yıl bölgeye önemli sayıda turist gelmektedir. Bölge Türk tu rizminin ülke genelinde finans, yatırım, eÄŸitim ve operasyon merkezidir.

Ege Bölgesi

________________________________________

Ege bölgesi Türkiye’nin denize doÄŸru geniÅŸ bir biçimde açılan tek bölgesidir. Yaklaşık 79.000 km2lik yüzölçümüyle ülke topraklarının %11′ini kaplar. Anadolu’nun batısında bulunan bölge, adını komÅŸu olduÄŸu denizden alır. İzmir, Aydın, Manisa, Kütahya ve çok küçük bazı kesimleri dışında UÅŸak illeri tamamen bölge içinde kalır. MuÄŸla, Denizli ve Afyon illerinin bazı toprakları ise Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinin sınırları içerisindedir. Aynı ÅŸekilde, Marmara bölgesinde yer alan Balıkesir ilinin Ege kıyıları ile Bursa’nın bazı ilçeleri Ege bölgesine taÅŸar.

Ege Bölgesi sanayi etkinlikleri bakımından Marmara Bölgesi’nden sonra ikinci sırada yer alır. Tekstil, gıda ve otomotiv sanayii baÅŸta olmak üzere makina, yedek parça ve diÄŸer sanayi kuruluÅŸları İzmir’de, yaÄŸ sanayii Ayvalık ve Edremit yöresinde yoÄŸunlaÅŸmıştır. UÅŸak, Kütahya ve Afyon’da ÅŸeker, Kütahya’da azot fabrikaları vardır. Pamuklu dokumacılık İzmir, UÅŸak, Aydın, Nazilli ve özellikle Denizli’de yaygınlaÅŸmıştır. Denizli, tüm bölgenin en önemli tekstil merkezi olup buradan yurtdışına ihracat yapılmaktadır. Halıcılık ise İç Batı Anadolu kesiminde UÅŸak, Kula, Gördes, Simav ve Demirci’de geliÅŸmiÅŸtir. Afyon, mermeri ve mermer üretim tesisleriyle tanınır. İzmir Körfezi’ndeki Çamaltı Tuzlası, Türkiye’nin en önemli tuz üretim merkezidir. Bölge Soma, Tunçbilek ve YataÄŸan’daki termik, Kemer ve Demirköprü’deki hidroelektrik santralleriyle Türkiye’nin toplam elektrik üretimine önemli katkılarda bulunur. İzmir yakınlarındaki AliaÄŸa’da büyük bir petrol rafinerisi vardır.

Ege Bölgesi’nde ekili ve dikili alanlar büyük yer kaplar. İç Batı Anadolu bölümünde, meyvecilik ve baÄŸcılık ağırlık kazanır. Türkiye’nin tütün üretiminin yarısından çoÄŸunu Ege bölgesi karşılar. Bölgenin, ülkenin toplam pamuk üretimindeki payı ise üçte bire yakındır. Gediz Ovası’nın kurutularak yurtiçi ve özellikle yurtdışına ihraç edilen çekirdeksiz üzümü, Büyük Menderes Ovası’nın inciri ve Edremit Körfezi’nin zeytin ve zeytinyağı üretimi bölge ekonomisine büyük katkıda bulunur. Bölge, Türkiye üzüm üretiminin üçte birinden fazlasını, incir üretiminin ise beÅŸte dördünü karşılar. Türkiyedeki zeytin aÄŸaçlarının %48′i bu bölgede dir. Turunçgiller de bölgenin önemli bir ihraç ürünüdür.

Turizmin oldukça geliÅŸtiÄŸi Ege Bölgesi, ülke ekonomisine önemli bir katkı saÄŸlar. Bodrumlu ünlü tarih yazarı Heredot’un deyimiyle "Dünyanın en güzel gökyüzüne ve en iyi iklimine sahip" Ege kıyıları boyunca körfezler, yarımadalar, koylar, adalar ve ince kumlu plajlar ardarda sıralanır. Asırlar boyu sayısız mitolojik olaylarla içiçe yaÅŸamış olan bölgede, adım başı tiyatroları, mabetleri, agoraları ve kaleleri ile ünlü antik kentlere rastlanır. Bu kentler zaman tünelinde gerçekleÅŸtirdikleri kent planlamaları ve felsefe, tıp, matematik, astronomi, mimari ve diÄŸer sanat alanlarındaki baÅŸarılı performansları ile Batı uygarlığının temelini oluÅŸturmuÅŸlardır.

Akdeniz Bölgesi

________________________________________

Akdeniz Bölgesi, adını komÅŸu olduÄŸu denizden alır. Bölge geniÅŸliÄŸi 120180 km arasında deÄŸiÅŸen bir ÅŸerit halinde, batıda KöyceÄŸiz dolaylarından baÅŸlayarak, doÄŸuda Hatay ilinin bitim noktası olan Basit Burnu yakınına kadar sokulur. Yaklaşık 120.000 km2 lik yüzölçümüyle Türkiye’nin toplam yüzölçümünün yaklaşık %15′ini oluÅŸturur. Hatay, Adana, İçel, Antalya, Isparta, Burdur ve KahramanmaraÅŸ ilinin büyük bir bölümü Akdeniz Bölgesi’ndedir. Ayrıca MuÄŸla ilinin KöyceÄŸiz, Dalaman, Ortaca ve Fethiye ilçeleri de Akdeniz Bölgesi’ne girer.

Akdeniz Bölgesi’nde tarım ve sanayi geniÅŸ yer tutar. Bölgenin kıyı kesimlerinde son yıllarda sanayi bitkileri ekimine geniÅŸ yer verilmekle birlikte, tahıl tarımının büyük önem taşıdığı görülür. Nitekim Akdeniz Bölgesi’ndeki ekili alanların yaklaşık üçte ikisi tahıl tarlalarıyla kaplıdır. Tahıl ürünleri arasında, bölgenin bütün illerinde buÄŸday baÅŸta gelir ve onu arpa izler. Sanayi bitkilerinden pamuk, bölgenin ana gelir kaynağıdır. Bölgenin pamuk üretimi, Türkiye üretiminin üçte ikisi kadardır. Hatay ili ve Göller Bölgesi’nin bazı kesimlerinde tütün tarımı yapılmaktadır

Akdeniz Bölgesi’nde meyve ve sebze yetiÅŸtirilen dikili alanlar da büyük yer tutar. Turfandacılık, son yıllarda ulaşımın geliÅŸmesine dayalı olarak çok ilerlemiÅŸtir. Meyvecilikte ilk sırayı turunçgiller alır. Türkiye’nin turunçgiller üretiminin beÅŸte dördünden fazlası Akdeniz Bölgesi’nde gerçekleÅŸir. Muz ise yanlızca bu bölgeye özgü bir meyvedir.

Bölgenin en hızlı sanayileÅŸen kesimi Çukurova’dır. Çukurova aynı zamanda Türkiye’nin de baÅŸlıca sanayi merkezleri arasında yer alır. Adana’daki çeÅŸitli sanayi kolları (özellikle tekstil) yanında, Akdeniz Bölgesi’nin baÅŸlıca sanayi tesisleri arasında; Mersin Petrol Rafinerisi (ATAÅž), İskenderun Süperfosfat ve DemirÇelik Fabrikaları, Antalya Ferrokrom ve SeydiÅŸehir Alüminyum fabrikaları sayılabilir.

Akdeniz Bölgesi, özellikle Antalya Körfezi çevresindeki doÄŸal ve tarihsel zenginlikler sayesinde, Türkiye’nin en önemli turizm merkezi olmuÅŸtur. Antalya körfezi çevresinde, hiçbir Akdeniz ülkesinde rastlanmayacak ölçüde doÄŸaya saygılı, modern ve son derece geliÅŸmiÅŸ mimari konumlarıyla çeÅŸitli tatil köyleri ve oteller yer alır.

İç Anadolu Bölgesi

________________________________________

İç Anadolu Bölgesi Türkiye’nin merkezinde bulunan ıç Anadolu Bölgesi, 151.000 km2lik yüzölçümüyle Türkiye topraklarının yaklaşık %19′unu kaplar. Bölge DoÄŸu Anadolu’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük bölgesidir. NevÅŸehir, Aksaray, Kırıkkale ve KırÅŸehir illeri bütünüyle bölge içinde kalır. DiÄŸer illerin bazı toprakları ise Karadeniz, Akdeniz ve DoÄŸu Anadolu bölgelerine taÅŸar.

İç Anadolu’da, tarım ve hayvancılık önemli bir gelir kaynağıdır. Türkiye tahıl üretiminin yaklaşık üçte biri bu bölgeye aittir. Tahıl türlerinden en fazla buÄŸday üretilir. BuÄŸday üretimi bakımından Konya ilk sırada yer alır. İkinci sırada ise Ankara gelir. Bölgede genellikle makarna, bulgur ve irmik yapımına elveriÅŸli sert buÄŸday yetiÅŸtirilir. Baklagillerden en çok fasulye ve nohut, az miktarda da mer cimek ekilir. Türkiye’nin patetes üretiminin üçte biri yine bu bölgede gerçekleÅŸir. Sanayi bitkilerinden ise en fazla ÅŸekerpancarı üretilmektedir. BaÄŸcılık ve meyvecilik bakımından Konya, Ankara, NiÄŸde, NevÅŸehir ve Kayseri illeri önemlidir.

İç Anadolu’da daha çok orta ve küçük sanayi tesisleri bulunmaktadır. Halıcılık Kayseri, Sivas ve Konya yörelerinde yoÄŸunlaÅŸmıştır. Bölgenin baÅŸlıca sanayi kuruluÅŸları Ankara, EskiÅŸehir, Kayseri, Sivas, Konya, Kırıkkale ve Çorum gibi merkezlerde toplanmıştır.

Karadeniz Bölgesi

________________________________________

Karadeniz Bölgesi, yaklaşık 141.000 km2lik yüzölçü müyle ülke yüzeyinin %18′ini kaplar. Adını ve özelliklerini komÅŸu olduÄŸu denizden alan Karadeniz Bölgesi, doÄŸuda Gürcistan sınırı ile batıda Adapazarı Ovası’nın doÄŸu kenarı arasında uzanır. Artvin, Rize, Trabzon, Gümüşhane, Bayburt, Giresun, Ordu, Samsun, Amasya, Sinop, Kasta monu, Zonguldak, Bartın ve Bolu illeri bütünüyle bölge sınırları içinde kalırken, ıç Anadolu Bölgesi sınırları içinde bulunan Artova ilçesi dışında Tokat ilinin tamamına yakın kesimi de yine Karadeniz Bölgesi’ne girer. Çorum ilinin yarısı ıç Anadolu’da, diÄŸer yarısı da Karadeniz Bölgesi’ndedir. CoÄŸrafi özellikler bakımından bölge doÄŸu, orta ve batı olmak üzere üç bölüme ayrılır.

Karadeniz halkının büyük çoÄŸunluÄŸu geçimini topraktan saÄŸlar. Bölge tarımının en önemli özelliÄŸi, diÄŸer bölgelerdeki baÅŸlıca tahıl türü olan buÄŸdayın yerini bu bölgenin kıyı kesimlerinde mısırın almasıdır. Nitekim Türkiye’nin mısır üretiminin üçte birinden fazlası Karadeniz Bölgesi’nde gerçekleÅŸtirilir. Kıyı daÄŸlarının gerisindeki ovalarda ise daha çok buÄŸday ekilir. Bölgede arpa da önemli bir tahıl ürünüdür. Kızılırmak ve YeÅŸilırmak deltaları ile Gökırmak vadisinin Boyabat kesimi ve Devrez Vadisi’nin Tosya kesi minde pirinç yetiÅŸtirilir. Baklagiller üretiminde ilk sırayı fasulye, sanayi bitkilerinde ise ÅŸekerpancarı alır. Bölgede yetiÅŸtirilen diÄŸer ürünler arasında patates, soÄŸan, ayçiçeÄŸi ve kendir yer alır. Türkiye’de yanlızca DoÄŸu Karadeniz’de yetiÅŸen çay ise bölgenin en önemli ürünlerindendir.

Karadeniz Bölgesi’nin özellikle doÄŸu kesiminin baÅŸlıca meyvesi fındıktır. Karadeniz kıyı ÅŸeridi fındık aÄŸaçlarıyla kaplıdır. Rize kesimlerinde seyrek olan fındıklıklar Trabzon kesiminde sıklaşır, Giresun ve Ordu illerinde en yoÄŸun halini alır. Elma üretimi de oldukça fazla olan bölgede son yıllarda kivi ve avokado gibi meyveler de yetiÅŸtirilmeye baÅŸlanmıştır.

Karadeniz Bölgesi’ndeki baÅŸlıca sanayi kuruluÅŸları Karabük ve EreÄŸli’deki demirçelik tesisleri, ÇatalaÄŸzı Termik Santrali, Zonguldak çevresindeki taÅŸkömürü havzaları, Murgul bakır üretim tesisi ve bölgenin çeÅŸitli kesimlerindeki ÅŸeker, kağıt, sülfirik asit, bitkisel yaÄŸ, çay, fındık kırma ve fındık ürünleri, balık unu ve sigara fabrikalarıdır.

Doğu Anadolu Bölgesi

________________________________________

DoÄŸu Anadolu Bölgesi Türkiye’nin en büyük coÄŸrafi bölgesi DoÄŸu Anadolu’dur. Yaklaşık 163.000 km2lik yüzölçümüyle ülkenin %21′ini kaplar. Karadeniz, İç Anadolu, Akdeniz ve GüneydoÄŸu Anadolu Bölgeleri ile komÅŸudur. Ayrıca Gürcistan, Ermenistan, Nahcivan, İran ve Irak’la da sınırı vardır.

DoÄŸu Anadolu Bölgesi Türkiye’nin en yüksek ve engebeli bölgesidir. Ortalama yükseklik 2000 m dolayındadır. Bölgede Türkiye’nin en yüksek dorukları yer alır; AÄŸrı Dağı 5137 m, Cilo Dağı’ndaki ReÅŸko zirvesi 4135 m ve Süphan Dağı 4058 metredir. Yüksek ve daÄŸlık oluÅŸu, daÄŸ sıraları ile denizden ayrılmış bulunması, DoÄŸu Anadolu’da yıllık ortalama sıcaklığın düşük olmasına ve kışların sert geçmesine yol açar. Bölge kar yağışlı ve yerin karla örtülü olduÄŸu gün sayısı bakımından diÄŸer bölgelerden farklıdır. Kars ve Erzurum’da yerin karla örtülü olduÄŸu günlerin sayısı yaklaşık 90 gündür.

DoÄŸu Anadolu Bölgesi’ndeki ekonomik etkinliklerin başında hayvancılık ve tarım gelir. Bölgede otlakların fazla yer tutması hayvan varlığını artırmış ve hayvansal ürünler üretimine ağırlık verilmiÅŸtir. Nitekim bölgenin hayvansal ürünler üretimi, Türkiye’deki toplam üretimin dörtte biri kadardır. DoÄŸu Anadolu’nun kuzeydoÄŸu kesimindeki KarsArdahan yöresinde iyi cins sığır yetiÅŸtirilmektedir.

sDoÄŸu Anadolu’da tarıma elveriÅŸli alanlar sınırlıdır. Bölge topraklarının ancak onda biri ekilebilir niteliktedir. Ekili alanların %90′dan fazlası tahıla ayrılmıştır. Tahıl türleri arasında buÄŸday birinci, arpa ikinci sıradadır. Buna karşılık sanayi bitkileri ekimi pek yaygın deÄŸildir. Ekilen baÅŸlıca sanayi bitkileri arasında pamuk, tütün ve ÅŸekerpancarı yer alır. Åžekerpancarı ekimine, bölgede ÅŸeker fabrikalarının yapımından sonra baÅŸlanmıştır.

Meyve aÄŸaçları, yüksek kesimlerde neredeyse bütünüyle ortadan kalkar. Buna karşılık soÄŸuktan korunmuÅŸ bazı çukur ovalarda çeÅŸitli meyveler yetiÅŸtirilir. Erzincan, Malatya ve Elazığ ovaları bu bakımdan önemlidir. Van Gölü çevresindeki dar ÅŸeritte de iyi cins meyve yetiÅŸtirilir. Aras Vadisi’nin Kağızman’dan aÅŸağıda kalan kesimi ve IÄŸdır Ovası da meyve aÄŸaçlarının yoÄŸunlaÅŸtığı yörelerdir.

Bölgedeki baÅŸlıca sanayi dalları, pamuklu dokuma, ÅŸeker, çimento, gıda ve tütün iÅŸletmeleridir. Keban’daki hidroelektrik, AfÅŸinElbistan’daki termik santraller ile yapımı süren diÄŸer santrallerin Türkiye

Güneydoğu Anadolu Bölgesi

________________________________________

GüneydoÄŸu Anadolu Bölgesi, yaklaşık 75.000 km2lik yüzölçümüyle Türkiye’nin toplam %9.7’sini kaplar. DoÄŸu Anadolu ve Akdeniz bölgelerine komÅŸudur. Ayrıca Suriye ve Irak ile sınırı vardır. DiÄŸer coÄŸrafi bölgelerde olduÄŸu gibi, bölge sınırları il sınırlarıyla üstüste gelmez. Çok küçük bazı kesimleri dışında Åžanlıurfa ve Mardin illeri tümüyle bölge içinde kalır. DiÄŸer illerin bazı bölümleri ise DoÄŸu Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde yer almaktadır.

GüneydoÄŸu Anadolu Bölgesi, kara iklimi koÅŸullarıyla Akdeniz iklim koÅŸullarının etkisi altındadır. Uzun süren yazlar çok sıcak ve oldukça kurak geçer. Kışlar soÄŸuk ve yağışlıdır. Son yıllarda GüneydoÄŸu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında bölgeye yapılan baraj gölleri sayesinde yöre ikliminde bazı deÄŸiÅŸiklikler yaÅŸanmaktadır. Yaz aylarında hava kuraklığÄ