SULAR ÜZERİNDE BİR HAKİKAT KÖPRÜSÜ
Denizler üzerinde aÄŸlayarak kıvrılan bir kırlangıca ne kadar sahiptir deniz? Kaç gecelik ömrü var diye kıvranırken insan dünyanın, bu dünya denen üçüncü sınıf ÅŸehrin aslında kaygısızlara ait bir kuyu olduÄŸunu görmemek için kör olmak gerekmektedir. Bir kereye mahsus da olsa düşünmek, en azından akıllara durgunluk veren sorulara sarhoÅŸ ve kabadayı aÄŸzıyla yanıt vermemek ve ÅŸiÅŸenin dibindeki balıkların bile -adına büyük bir gafletle insan denen- hayvanın yaÅŸam eksenine paralel yönlü olduÄŸunu görmek bir aptallık demek deÄŸildir elbette… Aslında bu yargıları düşünmemek ve ona ilgisiz kalmak ahmaklığın birinci tekil ÅŸahsa çekimidir.
Yurdumuz ve dünya sularının kirliliÄŸi üzerine bir araÅŸtırmanın çok sıkıcı ve vakit kaybı olacağı önyargısıyla baÅŸlanan bir iÅŸten bu kadar çok keyif alarak, gerçekten kendi hatalarımızı da görerek bahsetmemiz sanıyorum bizim bu ödevi son derece yararlı gördüğümüz ve bunu angarya klasmanının dışında, eÄŸlenceli bir görev olarak kabullendiÄŸimizi göstermektedir. Bizim için bir dönemeçten farksız olan dünyanın aslında ne kadar da deÄŸerli olduÄŸunu, içtiÄŸimiz suyun deÄŸerini, yaÅŸadığımız saÄŸlıksız koÅŸulları ve her gün en az iki sefer üzerinden seyrüsefer ettiÄŸimiz denizin ne denli önemli olduÄŸunu kavradık sonunda! Ancak bunu insanlara da yansıtmak bir fikirden öte (yalnızca kirlilik için deÄŸil, insan olmak için) bir felsefedir gerçekte… Ve böylesine bir felsefenin gerektirdikleri; dengeli, olgun, akıllı ve yaptığı herÅŸeyden ders çıkaran insan portresiyse bunu saÄŸlamak hiç de kolay deÄŸildir. Çünkü saydığımız vasıfları üzerinde bulunduran insan tipi yalnızca azizlerdir… bir de -akıllı- deliler…
Bir gün gelip de insanların içecek bir yudum su dahi bulamayacağına kesin gözüyle bakmaktadır uzmanlar. Ancak araÅŸtırdıklarımız sonucu gördüğümüz ÅŸey insanların olaya çok duyarsız olduÄŸudur. Keza insanlar denizlerin hiç bitmeyeceÄŸi ve hiç olmazsa o suyun arıtılabileceÄŸi (deniz suyunun arıtılabildiÄŸinden dahi bihaber insanlar bunlar) ÅŸeklinde bir ortaçaÄŸ düşüncesiyle yaÅŸamaya devam etmektedirler. Bu gördüğümüz manzara karşısında kendimiz için deÄŸil ama yedi kuÅŸak sonramız için çok endiÅŸelendik… Belkiyi düşündük… Peki siz hiç düşündünüz mü belkiyi… Belki boÄŸazımıza en çok yakışan içki kendi kanımız… Belki ben çok hüzünbazım ve en ufak bir ÅŸeyde kolayca hüzne açık bir avuntu haline dönebiliyorum… AraÅŸtırdık bir çok ÅŸeyi… ve gördük ki yaÅŸadığımız bu yer boÄŸazımızdan geçen suların üzerine inÅŸa etilmiÅŸ bir sırat köprüsünden farklı deÄŸil. Üçüncü tekil ÅŸahısların gayretleriyle deÄŸiÅŸmesi imkansız bir sorun. Daha çok binler ve onbinlerce çoÄŸul ÅŸahıslara ihtiyaç duymaktayız!
Yirmibirinci yüzyılın en büyük meydan savaşına hoÅŸgeldiniz dostlarım… İyi ki geldiniz, çünkü gelmeseydiniz kolunuzdan tutup serin suların pislik dolu dünyasına atılacaktınız! 2050 yılında Afganistan ile Rusya su savaşı yaptığında biz dünyada olamayacağız… belki çocuklarımızın çocukları görecek ancak. 2075’te Suudi Arabistan’da susuzluktan ölen insanlar varolduÄŸunda büyük müttefik BirleÅŸik Devletler kılını bile kıpırdatmayacak emin olun. 2100’de Avrupa birleÅŸik devletleri -emin olun Türkiye daha içlerinde olamayacak- deniz suyunu içme suyu haline getirirken çeÅŸitli yerlerde büyük kara parçaları ortaya çıkacak! Bunlar ne mi? İşte kıyamet günü diye debelenip durduÄŸumuz fikrin üzerine düşen atom bombası… Ve kaynağı ÅžEYTAN falan olmayacak! Kaynağı insanın ta kendisi, dünyanın sonunu getirecek bir sahtiyan zehri… Emin olun önlemler alınmazsa bu bir kara düşten daha öteye gidecek! Emin olun Dünya; hayatın 1 milyon yıl önce durduÄŸu Mars gibi olacak: Koca ve ıssız bir çöl. Geç kalmış sayılmayız hiçbir ÅŸey için… Geç kalmak ne size yakışır, ne de bize… Mavi gezegenin kararmaması için zamanımız hâlâ var dostlar… Ama öyle görünüyor ki önlemlerin alınması; devenin hendek üzerinden uçmasından çok daha zor!
Mehmet UlaÅŸ Oral
25 Mayıs 2000 / Aşiyan, İstanbul
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 6
Su kavramı ve Su kirliliği
Su; insan doÄŸasındaki en temel unsurlardan bir tanesidir. Her gün çeÅŸitli ÅŸekillerde, doÄŸrudan ve yenilen besinlerle birlikte iklim ve sıcaklığa göre 2 ila 3 litre arasında insan vücuduna su alınır. Ayrıca su, insanın kiÅŸisel temizlik ihtiyaçlarını karşılaması açısından da önemlidir. Bundan baÅŸka; tarım, sanayi ve diÄŸer alanlarda bol miktarda kullanılır. Suyun yeryüzündeki esas kaynağı yaÄŸmur ve diÄŸer ÅŸekillerdeki yağışlardır. Bu yağışlar yeryüzüne vardığında ya nehirlere, göllere veya denize ulaşır yahut bir kısmı sızıntı sureti ile yeraltına geçer. İnsanın su ihtiyacını temin ettiÄŸi en önemli kaynaklar akarsu ile tabii ve sunî göllerdir. Bunun dışında açılan kuyu ve yollarla yer altı suları da yeryüzüne çıkarılır. Tabiatta bulunduÄŸu ÅŸekliyle insana yararlı ve gerekli olan su, eÄŸer insanın doÄŸrudan veya dolaylı faaliyeti sonucu yapısını ve sahip olduÄŸu ÅŸartları kaybederek insan saÄŸlığına, hayvanlara, bitkilere; kısacası canlıların doÄŸasına taciz eden bir hâl alırsa bu hâl “su kirliliÄŸi” olarak tanım görür. KirlenmiÅŸ suyun tarım ve sanayide de kullanılması zararlı sonuçlar doÄŸurabilir.
Su kirlenmesi insanları doğrudan veya dolaylı olarak etkiler. Dolaylı etkilenmenin en önemlisi, suda yaşayan canlıların yaşamını tehlikeye sokması veya tamamen yok etmesi sonucu insanın etkilenmesidir. Su kirlenmesinde en önemli etkenler, yetersiz ve bozuk kanalizasyon sistemi ile sanayi kuruluşlarıdır. Fakat günümüzde bilinçsizce kullanılan gübre ve haşarat öldürücü tarım ilaçları da su kirlenmesinde tarımın payının giderek önemli ölçüde artmasına sebebiyet vermiştir.
Türkiye’de su kirliliÄŸine yol açan amillerin başında ev artıkları, sanayi atıkları ve tarımda kullanılan gübre ve ilaçlar gelmektedir. Ev artıklarının su kirliliÄŸindeki etkisi bilhassa nüfusları fazla olan büyük ÅŸehirlerde yaygınlık kazanmakta ve su kirliliÄŸi nüfusun ve deterjan vb. mamullerin kullanımının artışı ile daha da önemli seviyelere ulaÅŸmaktadır. Sanayi kuruluÅŸlarının su kirlenmesi pastasındaki hissesi, kuruluÅŸların çeÅŸitliliÄŸine, birikimine baÄŸlı olarak tehlikeli durum almaktadır. Tarımın su kirlenmesindeki önemi bilhassa yakın yıllarda artan nüfus ihtiyacını karşılamak için birim alandan fazla ürün alabilmek için kullanımı aran sunî gübre ve haÅŸare öldürücülerinden dolayıdır.
Türkiye’de su kirliliÄŸi; kirlenmenin meydana geldiÄŸi ortama göre üç gruba ayrılabilir:
A-) Deniz kıyılarındaki su kirliliği
B-) Göllerdeki su kirliliği
C-) Akarsulardaki su kirliliÄŸi
Bu çeÅŸitli ortamlardaki kirlilik, yukarıda iÅŸaret ettiÄŸimiz kirliliÄŸe sebebiyet veren amillerin durumuna göre deÄŸiÅŸir. Yani bir ortamda ev artıkları veya sanayi artıkları en büyük amiller iken diÄŸer ortamda baÅŸka bir amil önem kazanabilmektedir. Bazı ortamlarda ise bütün amillerin etkisi olmaktadır. ÖrneÄŸin Haliç’in kirlenmesindeki en önemli etkenler ev artıkları ve sanayi kuruluÅŸları olmasına karşılık;
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 7
Sapanca gölü ve bilhassa Ankara çayının kirlenmesinde en önemli etkenler ev artıklarıdır.
Evlerde yakın zamanlarda kullanımı geniÅŸ ölçüde artan ve her geçen gün yapılan çeÅŸitli reklâmlarla yaygınlık kazanması teÅŸvik edilen deterjan vb. mamullerden dolayı, ev artıklarının da su kirlenmesindeki payı giderek artmaktadır. Bugün İstanbul’da sadece bir fabrikada günlük deterjan üretiminin 30 ton olduÄŸu dikkate alınır ise, çok yakın bir gelecekte bazı bölgelerde su kirliliÄŸinin ne derece ciddi meselelere yol açabileceÄŸi kolaylıkla ortaya çıkabilir.
Ülke Denizlerinde Kirlilik, Etkiler, Ekonomik Yönleri
Dünyamız suyu bol bir gezegen. Yüzeyinin % 71′i sularla kaplı. Bunun % 75′i teknolojik kullanıma uygun olmayıp, Antartika, Gröland, Kuzey Çin denizinde buzdaÄŸlarında mahsur kalmış durumda. İnsanoÄŸlunun kullanımına uygun su kaynakları oldukça az. Kabul edilebilir bir yaÅŸam standardı için kiÅŸi başına yılda 30m3 su tüketimi düşmekte. Ancak dünya üzerinde tüketim adil deÄŸil. SanayileÅŸmiÅŸ ülkelerde bu oran yılda 180 m3′ü bulmakta. ÖrneÄŸin Amerika’da sanayide kiÅŸi başına düşen su tüketim miktarı 2300 m3 olup, geliÅŸmekte olan ülkelerde ise 20 - 40 m3 arasındadır.
Kullanılan su kirli bileşenleri ile birlikte denizlere atık olarak bırakılmakta ve flora, faunanın yaşam koşullarını olumsuz etkilemektedir. Pekala denizlerimizi kimler kirletiyor ? Bu kirliliğin sebep ve sonuçları nelerdir ? Bazı kirleticilerin su ürünlerine etkisi nedir ? Ülkemizde su ürünleri üretimi nedir ? Su ürünleri ithalat, ihracat ve tüketim rakamları nedir ?
KİRLETİCİLER ve ETKİLERİ
KirliliÄŸin etkilediÄŸi ortamlar,
• Hava,
• Toprak,
• Sudur.
Kirleten kaynaklar ise,
• Zehirli maddeler,
• Radyoaktif maddeler,
• Petrol ve petrol ürünleri,
• Evsel ve kentsel atıklar,
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 8
• Endüstriyel atıklar,
• Gürültü ÅŸeklinde sıralanabilir.
Kirlenen ortanlar birbirini etkiler.
• Kirli hava, yağışlar ile Toprak ve Suyu etkiler.
• Kirlik toprak, akarsular kanalı ile Göl ve Denizleri etkiler.
• Kirli su, buharlaÅŸma ile Havayı, tekrar yağışlar ile Toprak ve Suyu etkiler.
• Bu döngü içinde, bilinen tüm canlı türleri direkt yada dolaylı olarak etkilenir.
Kirlenen denizlerimizde, kirlilik oranı denizin emme ve soğurma kapasitesinin üstüne çıktığından, denizlerimiz kendi kendini temizleyememektedir. Deniz ortamında yaşayan canlılar için ışık alışverişi durunca (ışık deniz yüzeyinden, sualtına ulaşamayınca) oksijen alımı güçleşmekte, bitkiler için fotosentez yapılamamakta ve yaşam yozlaşmaktadır.
Kirleticilerin denizde artması ile, çözülmüş halde bulunan oksijen miktarı azalmakta, canlıların yaşam ortamları daralmaktadır. Deniz suyu içindeki canlılar, bazı kirleticileri solumak zorunda kaldıklarından vücutlarına girmekte, yüzgeçlerine takılmaktadır. Zararlı hidrokarbon bileşikleri adını verdiğimiz bu maddeler, insanlar üzerinde (hidrokarbon fazlalığı nedeni ile) henüz adı konulmamış hastalıklara yol açmaktadır.
Daha çok petrol ve petrol ürünlerinin deniz ortamında hidrokarbon bileşikleri oluşturduğu bilinmektedir. Petrol su ortamına girdikten sonra, ince parçalara ayrılmakta, su üstündeki en üst kısım buharlaşmaktadır. Onun altındaki kısım yoğunluk ve yapışkanlık özelliği ile yayılmakta ve canlıların vücuduna girmektedir. Hidrokarbon bileşikleri kanserojendir.
KİRLENMEden ETKİLENEN FLORA ve FAUNA
Süngerler. Kirlenmeye başka bir örnek. Sularımızdaki süngerlerin çoğu kanserli. Oysa biz bu sularda yüzüyor, ve balıkları yiyoruz. Türkiye sularında anti kanserojen madde yapımında kullanılan süngerlerde var. Akdeniz sularında Fil kulağı denilen geçmişte ihraç edilen bir cins buna örnek verilebilir. 1996 yılında sadece 250 kg ihraç edilen sünger, ekolojik sistemin bozulması ile çok azalmış durumda.
Mercanlar. Marmara denizinde mercanlar (siyah ve koruma altında halen büyük stokları olan) siltasyon dediğimiz bulanıklaşma sonucunda tahrip ediliyor. Geçmişte bu mercanların dallarına kırlangıç ve köpekbalıkları yumurta bırakırdı. Kirlilik ve deniz ekolojisinin bozulması ile bu balıklar kayboldular. Oysa havyar dediğimiz yumurtaları oldukça değerli idi.
Memeliler. Yunuslar. Tehlike altında. Ağa takılma ve kimyasal etkilenme ve pestisid PCB denilen madde etkisiyle nesilleri azalmış durumda. Bu kimyasallar dokularında ve midelerinde birikiyor, üreme sistemleri bozuluyor. Her yıl 4000 adet yunus karaya vuruyor. Ölüm nedenleri, kafatasları incelendiğinde suda yaşayan parazitler. Adına Nematod, Helmit denilen parazitler kirli sularda ağız yoluyla mideye, oradan beyne ulaşıyor. Menenjit ve türevi hastalıkların meydana gelmesine ve hayvanların ölmesine neden oluyor.
Balinalar. Türk karasularında balina yaşıyor. Bunlar Mobby Dick ve KaÅŸalot. Karaya vuruyorlar. Sebep aynı. Sulardaki kirlenme. Yapılan doku analizlerinde ağır metaller saptanıyor. İki yıl önce İzmir Körfezinde, Foça’da, Urla’da, intihar ettiler. Yunanistan, Ukrayna, İspanya kıyılarında da balinalar sahile vuruyor.
Fok. Tahminlere göre Türkiye karasularında 50 bin adet fok yaşıyor. Akdeniz foku şimdi koruma altında. Biz kirlilik ile nesillerini yok ederken, Norveç eko-turizm adı altında fok, balina ve yunus gösterileri ile geçen yıl 400 milyon $ kazanmıştır.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 9
Nimemyopsis Türkiye sularının baÅŸ belası. Balık yumurta ve larvaları ile besleniyor. Kuzey batı Karadeniz’de Tuna nehrinin döküldüğü noktada oldukça fazla üreyen bu hayvan, hamsi neslinin iyice azalmasına sebep olmuÅŸtur. Anavatanı Atlantik okyanusu olan nimemyopsis gemilerin balast suyu ile geldiÄŸi sanılıyor. Ülkemizde hamsi balığının neslinin azalma sebepleri araÅŸtırıldığında, nimemyopsis bulunmuÅŸtur.
Hamsi. Anavatanı Peru. Yılda 2 milyon ton hamsi balığı avlanıyor. Bizim üretimimiz ise sadece 380 bin - 500 bin ton arasında. Hamsi bir zamanlar Karadeniz’e gelmiÅŸ ve uygun yaÅŸama ve üreme koÅŸulları bulmuÅŸ, ÅŸimdi ise Karadeniz’in hızla kirlenmesi ve nimemyopsis nedeni ile hamsi azalmış durumda. Buna baÄŸlı olarak Karadeniz’de balık unu iÅŸleyen fabrikaların % 80′i kapanmış durumda. Tahminlere göre 15 bin Karadeniz balıkçı yeterince hamsi avlayamadıkları için bu iÅŸten vazgeçmiÅŸ, teknelerini karaya çekmiÅŸtir. Dolayısıyla Karadeniz’deki kirlilik ve balık neslinin azalması ekonomiye zarar vermiÅŸtir.
Kalkan balığı. Memleketi Baltık denizi. Sardalya ve orkinos ile aynı. Kabuklular midye, istiridye, Atlantik okyanusu kökenli. Orkinos ve kılıç balığı kirlilik yüzünden barınamıyor. Mersinbalığı (havyarı değerli bir balık türü) artık yok.
Rafaala denilen hayvan Kuzey denizinden ve Çin denizinden geldi. Kulnida denilen kabuklu hayvan, Karinekte saffirus denen bir yengeç türü Karadeniz’e girdi. Nimemyopsis aynı ÅŸekilde balast suyu ile Atlantik denizinde geldi. Maya averya denilen iki yengeç türü….. Geldiler. Uygun yaÅŸama ve üreme ortamını buldular. Faunadaki balık popülasyonuna zarar verdiler. Fauna deÄŸiÅŸti.
Midyeler. Hayvansal protein yönünden oldukça zengin bir besin. Fakat temiz denizlerde yetiÅŸirse. Oysa kirli sularda bulunan midyelerin bakteriyel hastalıklara yol açtığı biliniyor. Koli grubu bakteriler, ishal, kolera gibi hastalıklar buna örnek. Çünkü midyeler denizler filtrasyon görevi görüyorlar. Mekanları sabit. Yer deÄŸiÅŸtiremiyor. İçine giren suyu filtre ediyor. Bu sebepten ağır metaller gibi insan saÄŸlığına zararlı maddeleri de biriktiriyor. KurÅŸun, civa, kadmiyum gibi ağır metaller önce balıklara, ardından besin yoluyla insanlara geçtiÄŸinde zamanla hastalıklara yol açıyor. 1950 yılında Manimata adı verilen bir hastalıktan 60 kiÅŸi öldü. (Ağır metaller besin yoluyla insan vücuduna geçmiÅŸti.) BaÅŸka bir ağır metal, metil cıva yüzünden insanlar öldü. Metil cıvayı lastik fabrikalarının atıkları denize karıştırmıştı. Fakat midyelerin filtrasyon özelliÄŸini akılcı kullanan Bulgaristan, 280 km’lik sahil ÅŸeridine midye ekmiÅŸ, suyun temizlenmesini saÄŸlamaya çalışmıştır. Bu, sonuçları izlenmesi gereken bir prosestir.
İlginç bir tespit; Gelincik balığı. Midye ile avlanır. Bir sepetin içine kırık midyeler, biraz ekmek konularak avlanır. Åžimdi boÄŸazda sadece iki gelincik balığı avcısı kalmış durumda. Anadolu Hisarı ve Kuzguncuk’ta. Fakat avcılar artık gelincik balığının sepete gelmediÄŸini söylüyorlar. Neden ? Çünkü kirlenen denizler sebebiyle midyelerin karakteristikleri deÄŸiÅŸti.
İzmarit balığı. Paşabahçe alkol fabrikası işlediği anasonun posasını atık olarak denize bıraktığından, izmarit balığı bunu yem sanıp yiyor. Hayvanın karnı şişiyor, sonunda ölüp karaya vuruyor. Sadece balıklar değil karabatak gibi kuşlarda sulardaki anason tohumlarının posasını yediğinden ölüyorlar.
Deniz canlılarına yaÅŸam hakkı vermeyen zehirli yosun Caulerpa taxifolia yavaÅŸ yavaÅŸ Akdeniz’i istila ediyor. Monaco deniz akvaryumundan 1984 yılında yanlışlıkla denize dökülen bu yosun Akdeniz sahillerinde sinsice ilerliyor. Önceleri doÄŸal dengeyi tehdit edecek boyutlarda geliÅŸme özelliÄŸi göstermediÄŸinden dikkati çekmeyen yosun, Akdeniz’de hiçbir düşmanı bulunmadığından sualtı zenginliÄŸini öldürürcesine büyüyor.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 10
DENİZLERİ KİMLER KİRLETİYOR?
Homeros, milattan binyıl önce; DENİZ, HAYATIN BAŞLANGICIDIR demiş. Bizler, milattan iki bin yıl sonra:
PİS DENİZ SONUN BAŞLANGICIDIR demekle yetiniyoruz.
Erozyon, ozon tabakası delinmesi, ormanların yok oluşu, nehirlerde besleyici tuz oranının aşırı artışı, denizlerde hayatın azalması gibi birbirinden önemli sorunlar karşısında:
İNSANI DOĞAdan değil, DOĞAyı İNSANDAN koruma zamanının geldiğini ve hatta geçmeye başladığını görmek ve yaşam tarzımızı buna göre ayarlamak zorundayız. Yoksa doğru dürüst beslenemez, yüzemez, nefes alamaz hale geldiğimiz ve hepimizin içinde veya üzerinde yaşadığı ve dünya adını verdiği bu uzay gemisi yolculuğu büyük bir hüsranla sona erecektir.
Dünyanın %71′ini kapsayan denizler, toplam su varlığının da %95′ini oluÅŸturur.
Bu devasal büyüklüğüne ilaveten doÄŸadaki "Devamlı su döngüsü" nedeni ile tüm kirlilikler ÅŸu veya bu ÅŸekilde denize taşınmakta ve orada birikmektedir, sonunda kirlilik faturasının tamamı Deniz’e çıkmaktadır. Halbuki ;
1) Suni ilaçlama ve gübreleme sonucu tarım kökenli toprak kirliliği,
2) Alt yapı ve kanalizasyon eksikliklerinin neden olduÄŸu kirlilikler ve Nükleer dahil her tür sanayi atıklarının neden olduÄŸu Endüstriyel kirlilikler toplam kirliliÄŸin tam %97’sini oluÅŸturmaktadır. Yani güvenilir, uluslararası otoritelerin hazırladıkları istatistiklere göre;
Denizden ekmeğini çıkaranların payı sadece ve sadece %3 dür.!!
Tahminlerin tam tersine kirliliÄŸe en az neden olmasına raÄŸmen en ciddi önlemleri alan, en büyük savaşı veren de gene Denizcilik sektörüdür. ÖrneÄŸin, dünya ham petrol ihtiyacının %60′ı denizden ve tankerlerle taşınmaktadır ve bu miktarın %99.98 teslim mahaline salimen ulaÅŸtırılmaktadır.
Alınan tedbirler sonucu (gemi adet ve boyutlarının artmasına rağmen) son yirmi yılda gemilerin neden olduğu işletmeden ötürü petrol kirliliğinde yüzde seksen beş, tanker kazaları sonucu petrol kirliliğinde yüzde elli nispetinde bir azalma sağlanmıştır.
Bütün bu çalışmalarda hedef kirliliği yüzde yüz azaltmaktır. Bugün inşa edilmekte olan modern tankerlerde inşaat masraflarının yüzde yirmisi (ki bu 120.000 DWT. bir gemide - 5 milyon dolara eşittir) geminin emniyeti ve doğanın korunması için harcanmaktadır.
1996 yılından itibaren kimyevi madde, gaz, petrol ve petrol ürünleri taşıyacak tüm tankerlerde ise" Double Hull" yani çift yanlı, çift taban ve tavanlı başka bir deyimle gemi içinde gemi inşa mecburiyeti getirilmekte dış veya dip satıh/duvar delinse de iç taraf sağlam kalacak denizlerin kirlenmesinin önleneceği hesap edilmektedir.
Teknik geliÅŸmelere paralel olarak 1969′dan bu yana dünyanın ileri gelen ülkelerindeki tanker sahipleri birliÄŸi deniz kirlenme ve kazalarına karşı o kadar güzel organize olmuÅŸ ve tedbirler almıştır ki, bir tanker faciası yaÅŸandığı an ve yerde sigorta ÅŸirketlerinin, ulusal mahkemelerin, siyasi görüşmelerin dışında ve bunların sonuçlarını beklemeden o yöreye yardım elini uzatacak bir "Civil Liability Convention Fund" yaratılmıştır.
Ülkemiz maalesef bu organizasyona üye olmadığı için boğazlarda yaşadığımız ve kıl payı, inanılmaz şans eseri kurtulduğumuz son tanker faciasında, anında emrine tahsis edilebilecek asgari 9, azami 99 milyon dolarlık bir fondan mahrum kalmıştır. Böyle bir fondan yararlanmanın bedeli yılda tanker başına 5 ila 10 bin dolar civarındadır.
Gene son tanker faciasında dünyada ki tam 17 organizasyon anında harekete geçmiÅŸtir. Bu kuruluÅŸlardan biriside 1980′li yıllarda dünyanın en ünlü armatörlerden Sayın George P. Livanos tarafından kurulmuÅŸ olan HELMEPA derneÄŸidir.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 11
Helmepa’nın felsefesinden, tecrübelerinden de yararlanarak 1993 yılında Türk-Yunan iÅŸ konseyinde gündeme getirilen ve kurulması taraflarca ve memnuniyetle kararlaÅŸtırılan TURMEPA veya "Deniztemiz DerneÄŸi"de prensipte politika dışı, bağımsız, kâr amacı gütmeyen bir dernek olarak faaliyete geçmiÅŸtir.
Özetlersek :
Denizleri tüm insanlar kirletmekte, fakat bunun maddi, manevi faturası Deniz sektörüne yüklenmektedir. Bu nedenle, Tuna nehrinin her yıl Karadeniz’e getirdiÄŸi 60 milyon ton civarı atık su da, artan BoÄŸaz trafiÄŸi ve bunun neden olabileceÄŸi bir kaza da biz Denizcileri son derece ilgilendirmekte, uykularımızı kaçırmaktadır. Sadece satıhta yüzen, kıyılarımıza vuran katı atık miktarını ölçerek veya suyun içindeki deÄŸiÅŸen kimyasal ve biyolojik oranları tespit ederek Deniz kirliliÄŸinin derecesini ölçmek çok yanıltıcı olur. Zira deniz kirliliÄŸinin en korkunç, en acı tarafı o alemde yaÅŸayan canlıların hayatlarını sürdürme imkanlarını yok etmiÅŸ olmamızdır. Bu cinayetin derecesini veya büyüklüğünü ölçmek de mümkün deÄŸildir.
KİRLETİCİLERİN SU ÜRÜNLERİNE ETKİSİ
Suları kirleten maddeler ve bunların etkileri çok karmaşıktır. Suların kalitesi belli başlı üç elemanla karakterize edilir.
• Çözünmüş oksijen,
• Sıcaklık deÄŸiÅŸimleri,
• ÇeÅŸitli toksit maddeler.
Su ürünlerinin yaşamı için çözünmüş oksijen ve sıcaklık en önemli faktörlerdir. Metabolizmaları yaşadıkları ortama bağlıdır. Bazı türler sıcaklık farklarına uyum sağlar, bazı türler ise uyum sağlayamaz, ortamdan uzaklaşır.
Su kütlesinin hareketsiz olduğu ortamlarda kirlilik daha fazladır. Bu tipteki koy, körfez, ve benzeri sularda orta fosfat, ve nitrat gibi mineral besin maddelerinin çok artması oradaki canlı faaliyetleri hızlandırır. Bu bitkilerin ve yaşayan organizmaların ölmeleri sonucunda sudaki organik madde miktarı artar, oksijen azalır. Anaerobik mikroorganizmalar gelişerek toksit etki ortaya çıkar. Bu sularda balıkların ve diğer canlıların yaşaması imkansızlaşır.
Arıtımsız olarak sulara boşaltılan başlıca sanayi atıkları, asitler, alkaliler, deterjanlar, çeşitli katı maddeler, kolioitler, fenol, amonyak, sülfat, nitratklorür bileşikleri, bakır, demir, arsenik, kadmiyum, çinko, kurşun, gibi ağır metaller, yağlar, boyalar, pestisidler, fenoller vb. maddeler sanayi atıklarıdır. Bunlardan ağır metaller birikim yaparak sudaki canlıları zehirler. Özellikle çinko, bakır, kurşun, civa tuzlarının etkisi diğerlerinden daha fazladır.
Bakır ;
Bakırın suda yaşayan organizmalara yaptığı toksit etki suyun sıcaklığı, bulanıklığı, oksijen miktarları gibi parametrelere bağlıdır. Bakır ve klorür ortamda beraber bulunduklarında zehirlilik etkisi daha da artar. Bakırsülfat balıkların iç organlarının çalışma düzenini bozar. Zehir etkisi yapar.
Demir ;
Demiroksit ve hidroksitleri balıkların solungaçlarında birikerek ölüme neden olur. Demir ve tuzlarının zehirlilik etkisi demirin çözeltideki iki ve üç değerli formlarda bulunuşuna bağlıdır.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 12
KurÅŸun ;
Düşük konsantrasyonlarda bile meydana gelen film şeklindeki sümüksü form, önce balığın solungaçlarını sonra tüm vücudunu kaplar. Balık ölümü boğulma şeklindedir. Benzin ve benzeri maddelerle kurşun tetratil kullanılması deniz suyunda kurşun miktarlarını arttırmıştır.
Civa ;
En tehlikeli kirleticilerden biridir. İlk vakalar 1953 yılında Japonya’da Minamatta’da, 1965 yılında da Nigata’da gözlenmiÅŸtir. Hastalar genellikle balıkçı aileleridir. Bunlarda ölüme kadar giden sinirsel aÄŸrılar ve depresyon görülmüştür. Civanın elektrik ve kimya endüstrisinde kullanılması, sanayileÅŸmiÅŸ ülkelerin sularını büyük ölçüde kirletmiÅŸtir.
Suda bulunan civa ve organik civa bileşikleri (metilmerkür, etilmerkür, fenilmerkür) bitkilerin sucul organizmalara kadar absorbe edilir. Uzun yaşayan predatörlerden köpek balığı, ton balığı, kılıç balığı ve turna fazla civa ihtiva ederler.
Pestisidler ;
Pestisidler tarımsal alanlara düşen yağmur sularıyla yeraltından süzülerek veya yüzeyde kalarak yüzeysel sulara kadar ulaşıp suların kirlenmesine neden olurlar. Pestisit bir su ekosistemine ulaştığı zaman sistem içinde bulunan dağılışı formülasyona, ilacın kimyasal özelliğine, ortamın fizik ve biyotasına bağlıdır.
Pestisidler sucul organizmaların içine girdikten sonra uzun süre organizmada değişmeden kalabilir. Bu organizmaların akut toksisitelerinin yanı sıra davranışlarını da etkiler. Üreme bozukluklarına neden olur. Doku ve organizmalarda morfolojik ve histokimyasal değişmeler yaparak patolojik etkiler meydana getirir. Bir kısmı da gıda zinciri ile insana geçer.
Deterjanlar ;
Deterjanlar çok kuvvetli balık zehirleridir. Balıkların solunum yolları ile tuz dengesini bozarlar. Solungaç hücrelerinde incelme, büyüme ve kanama meydana gelir. Balıkların kronik olarak az dozlarda maruz kalmaları bile onların ölümüne neden olur. Suda devamlı fakat az miktardaki deterjan balıkta metabolizmayı bozup kuluçka süresinin gerilemesine neden olur. Gıda zinciri ile insana geçerek zararlı olur.
Radyoaktif maddeler ;
Su ortamında rakdonükleidler ya doğrudan deniz suyu ile absorbe edilir ya da gıda zinciri yoluyla alınır. Deniz ortamında radyoaktivite organizmaları etkiler balıklardan memelilere doğru gidildikçe organizmalar daha da hassaslaşır. Balık yavrularının ışınlara maruz kalmasıyla oluşan zarar biyolojik rezervleri önemli ölçüde azaltır.
Evsel atıklar ;
Evsel atıkların esasını teşkil eden lağım suları içinde kağıt, kumaş, plastik maddeler, sebze ve meyve atıkları, toprak, kum gibi maddeler, çözülebilen / çözülemeyen maddeler, deterjanlar, yağlar, pestisitler mevcuttur.
Organik madde, nitrat ve fosfat gibi minerallerce zengin olan bu sular, su dinamiğinin hareketsiz veya çok az olduğu koy ve körfezlere boşaldıklarında öttrofikasyona neden olurlar. Bu durumda algler ve diğer canlılar ölerek dip çamurunu oluştururlar. Suyun akıntısının az oluşu nedeniyle suda bir kısım toksit maddeler ve zehirli gazlar ortaya çıkar. Bu tip sulara giren balıklar hemen ölür.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 13
Ülkemizde, yıllar itibarıyle toplam su ürünleri üretimi (ton)
(DIE, 1995)
Yıllar
Alabalık Sazan Salmon Çipura Levrek Diğer Toplam
1992 6.396 251 680 937 808 138 9.210
1993 6.848 544 791 1.029 3.158 68 12.438
1994 6.977 238 434 6.070 2.229 - 15.998
1995 12.689 424 654 4.847 2.773 220 21.607
Ülkemizin, Su ürünleri İhracatı, İthalatı, Tüketimi (ton)
(DIE, 1995)
Yıllar
Üretim (ton) İhracat (ton) İthalat (ton) Kişi başına tüketim (kg)
1987 627.913 25.116 7.149 7,5
1988 676.004 20.025 3.952 8,7
1989 457.116 25.957 5.682 6,2
1990 385.114 23.065 16.500 6,1
1991 364.661 14.394 24.037 5,3
1992 454.346 12.744 29.598 7,5
1993 556.004 13.649 33.593 7,8
1994 601.104 14.635 25.695 8,1
1995 649.200 14.000 30.639 9,7
*Marmara Denizi
*Karadeniz
*Akdeniz
*Ege Denizi
*MARMARA DENİZİNDE KİRLİLİĞİN DURUMU
Denizler hepimizin. Marmara denizi ve Karadeniz’de kirlilik ne durumda ? Bu konuda yapılan çalışmalar nelerdir ? Çözüm önerileri neler ? Denizlerde kirliliÄŸin önlenmesi konusunda yapılan uluslararası anlaÅŸmalar (MEDPOL, MARPOL) ve faaliyetler nelerdir?
Denizlerimizde kirliliğe göz atacak olursak; bir iç deniz durumundaki Marmara denizinin biyolojik potansiyelini incelediğimizde deniz canlılarının azaldığını görüyoruz. Marmara denizi çevresindeki sanayi kuruluşlarının atıkları ile kirlenmiş durumda. Kirlilik ise denizimizin kendi kendini yenileme sürecinin çok üstünde.
Problemin kaynağını araştırdığımızda ise Marmara havzasının çevre sorunlarını incelemek durumundayız. Hızlı gelişen sanayi, nüfus artışı ve düzensiz kentleşme sorunları yüzünden Marmara denizi şimdi ciddi bir kirlilik ile karşı karşıya. Marmara Denizinde kirliliği Kara kökenli kirlenme (Evsel atıklar, endüstriyel deşarjlar, nehirlerden kaynaklanan kirlenme) ve Deniz kökenli kirlenme (Ulaşımdan kaynaklanan) şeklinde inceliyoruz. Atıkların tasfiyesi, kirliliğin azaltılması ve önlenmesi amacı ile Marmara havzasında birçok çalışmalar yapılmış bazısı ise halen sürmektedir.
MARMARA DENİZİ’nin BİYOLOJİK POTANSİYELİ
Marmara denizinin diğer denizlerle karşılaştırılması
Marmara denizi farklı yoğunluğa sahip iki su kütlesinin, yaklaşık % 018-20 tuzluluktaki Karadeniz menşeli suları ile, %038 - 38,5 tuzluluğundaki Akdeniz menşeli suların karışımını içeren bir iç denizdir.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 14
Marmara denizi Karadeniz’e içeren gerek dip balıkları ve gerekse göçmen balıklar yönünden zengindir. Toplam deniz ürünlerinin % 11’ni saÄŸlayan Marmara Karadeniz’den sonra ikinci derecede önemli denizimiz olarak balıkçılığımızda önemli rol oynamaktadır.
Karadeniz’deki göçmen türlerine ek olarak orkinoz, lüfer, sardalya, kolyoz dip ürünlerinden karides ve kum midyesi bu denizimizdeki ekonomik tür zenginliÄŸini artırmaktadır. Deniz ürünleri üretiminde bölgelere göre 1967-1988 yılları arasında ortalamasına bakıldığında Marmara Denizi’nin % 10,97 katkısı olduÄŸu görülmüştür.
DoÄŸu Karadeniz’in payının % 62,92 ile toplam üretimde büyük paya sahip olmasına karşın girdi içerisindeki payı % 60’dan daha düşüktür. Nedeni ise su ürünleri üretiminin büyük bir kısmının hamsi ve istavritten ibaret olmasıdır.
Marmara denizi yoğun evsel ve endüstriyel kirlenme ile karşı karşıyadır. Diğer denizlerimize oranla bu bölge kıyılarında değişik sanayi tipleri yerleşmiş durumdadır. Bazı kuruluşlar atıksu tesislerini kurmuş durumdadır.
Kuzey ve KuzeydoÄŸu Marmara Bölgesine gelip giden ayrıca Karadeniz’le Akdeniz arasında gemi trafiÄŸini de kapsayan bu denizde her türlü yük gemisinin ve petrol tankerlerinin bıraktıkları balast, sintine ve yıkama sularından oluÅŸan atıklar, hiç şüphesiz kirlenmeyi çabuklaÅŸtırmaktadır.
KİRLİLİĞİN SONUÇLARI
BaÅŸta İstanbul’un güney sahilleri ile İzmit, Bandırma, Gemlik, Erdek Körfezinde kirlilik, bilimsel bir gözleme gerek göstermeyecek ölçüde gözle görülür bir seviyede yükselmiÅŸtir.
Bu şartlar altında Marmara denizinde 25 m derinlikte 1970 yılında ortalama 8mg/litre olan çözülmüş oksijen miktarı 4,5 mg/litreye düşmüştür.
İzmit ve Bandırma Körfezinde bu miktar 2mg/litre, Erdek ve Gemlik’te 3mg/litre, Kumkapı ve Bostancı açıklarında 3.5 mg/litreye inmiÅŸtir.
BilindiÄŸi üzere balıkların yaÅŸaması için gerekli oksijen miktarı 4,5 - 5 mg/litre’dir.
KARA KÖKENLİ KİRLENME
*EVSEL ATIKLAR
Altyapının yetersiz olması, kanalizasyon toplama şebekesi ve mevcut olan bölgelerde ise arıtma tesislerinin bulunmaması veya işletme maliyeti nedeni ile arıtma tesislerinin çalıştırılamaması evsel kirlilik problemlerinin temelini teşkil etmektedir.
Marmara denizine ulaÅŸan kirlilik Marmara Havzası ve Susurluk havzasından kaynaklanmaktadır. Marmara havzası ülke nüfusunun % 25’ni ve ülke sanayinin yarısından fazlasını barındıran, sanayileÅŸmenin ve yerleÅŸmenin en yoÄŸun olduÄŸu havzalardan birisidir.
Havzada yer alan illerin nüfuslarının fazla olması ve evsel atıkların direkt denize deşarj edilmektedir. Evsel atıklar ; direkt deşarj, derin deşarj ve nehirlerden deşarj yoluyla olmaktadır.
İstanbul’un kanalizasyon problemine çare aranmış, derin deÅŸarj yöntemi ile İstanbul BoÄŸazının alt akıntısına ve bir kısmı da daha yoÄŸun olan Marmara denizi alt suyuna deÅŸarj edilmek üzere programlanmıştır.
İstanbul’un yanısıra Gemlik körfezi, Erdek körfezi, İstanbul-TekirdaÄŸ arasında yapılan çalışmalarla kıyılarda oluÅŸan yazlık evlerin; artan nüfusun ve yapılaÅŸmanın, yetersiz altyapının, Marmara denizinde önemli ölçüde evsel atıklardan kaynaklanan kirliliÄŸe neden olduÄŸu saptanmıştır. Bu bölgelerde yapılan ölçülerde çözülmüş oksijen deÄŸerinde önemli miktarda azalma, fosfat ve nitrat deÄŸerlerinde artış görülmüştür.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 15
*ENDÜSTRİYEL ATIKLAR
İstanbul civarında bulunan 4500 - 5000 kadar endüstri kuruluşundan 0,3 milyon m3 civarında atıksu deşarj edilmektedir. Bu atıksuların % 50 oranı arıtılmadan denize deşarj edilmektedir.
İzmit Körfezinden 0,2 milyon m3 kadar endüstri kaynaklı atıksu deşarjı söz konusudur. Körfeze deşarj yapan 120 civarında endüstri kuruluşu olup, arıtma tesisine sahip olanlar ancak % 30 kadardır.
Gemlik Körfezi civarında bulunan zeytincilik, sabunculuk, gübrecilik kuruluşlarının atıksuları ile Bandırma Körfezi etrafında kurulu madencilik sektörüne ait kuruluşların atıksuları direkt olarak denize verilmektedir.
Bursa organize sanayi bölgesinde il ve çevresinde faaliyet gösteren çeşitli işletmelerden yılda 6 milyon m3 endüstriyel atıksu meydana gelmekte, Nilüfer çayı ve yan kolları ile Gemlik ve Bandırma Körfezine verilmektedir.
Gönen çevresindeki 50 kadar tabakhanenin atıksuyu da Kocabaş ve Gönen çayları yolu ile Erdek Körfezine gelmektedir.
Sanayileşmenin hızla devam etmesi İzmit Körfezi kuzey kıyılarını en bölgelerden biri haline getirmiştir. Yapılan tespit çalışmalarında, körfez kirliliğinin daha çok kuzey ve doğu kıyılarında yoğunlaştığı ortaya çıkarılmıştır.
Doğuda SEKA (selüloz, kağıt), sülfirik asit fabrikası, Pakmaya (maya), Kartonsan (karton), Pirelli (oto lastiği), Ansa (ilaç), Rabak (metal), Çelik halat (çelik tel), Lassa (lastik), Lifli Rulo (kağıt), Petrol Ofisi (yağ, gres), kuzey kıyılarında Petkim (petrol ürünleri, alkali), Tüpraş (petrol rafinerisi - şu an kullanım dışı), Igsaş (amonyak), Yarımca Gübre (kimyasal gübre), Yarımca Porselen (porselen), kirliliğe neden olan sanayilerden bazılarıdır.
Dikkat çeken noktalardan biriside Dilderesi vadisidir. Nasaş (Aleminyum), Basf (kimya kompleksi), Omo (deterjan kimya), Polisan (boya, tiner, polivinil, üre, formaldehit v.b.), çeşitli demir çelik ve metal sanayi tesisleri ile metal sanayi tesisleri, birçok kimyasal madde, sanayinin geliştirdiği bu vadide bulunan Dilderesi bugün ülkenin en yoğun kimyasal madde içeren akarsularından biri olarak bilinmektedir. Yine yapılan son araştırmalara göre;
İzmit Körfezine günde,
*6,6 kg kurÅŸun,
*43,2 kg çinko,
*11,9 kg bakır,
*209 kg krom,
*5,1 kg cıva gibi ağır metallerin yanısıra
*10,9 ton azot,
*30,8 ton yağ karışmaktadır.
Daha güneyde, Gemlik körfezi, bir yandan geçtiÄŸi tüm yerlerdeki tüm kirliliÄŸi deniz ortamına taşıyan Karsat deresi, bir yandan da körfez etrafında geliÅŸen sanayi atıklarından giderek kirlenmektedir. Güney Marmara’da önemli bir kirlilik odası ise Bandırma körfezidir. Körfez, kimya ve metal sanayi ile geliÅŸen maden sanayini neden olduÄŸu kirlilik ile etkilenmektedir. Bandırma gübre sanayi BagfaÅŸ’ın atıksuları, içerdiÄŸi yüksek fosfor ve azot ile çevrede ötrofikasyona yol açmaktadır. Bu durum denizin kendini yenileme sürecini uzatmakta ve ortadan kaldırmaktadır.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 16
Çanakkale kentinin içinden geçen ve halk plajından denize boşalan Sarısu deresi de, Çanakkale girişinde bulunan deri ve konserve fabrikalarının, kurşun madeni işleyen atölyelerin çıkardığı atıklarla kirlenmektedir.
*NEHİRLERNDEN KAYNAKLANAN KİRLENME
Kara kökenli kirleticilerin deniz ortamına ulaştırılmasında en önemli mekanizma nehirlerle taşınmadır. Marmara bölgesinde uzun nehirler olmamasına karşın, pek çok sayıda küçük çay ve nehir bulunmaktadır. Bölgedeki en önemli nehirler arasında Kocabaş, Gönen nehirleri, Simav deresi ve kolları, Nilüfer, Mustafa Kemal Paşa, Orhaneli, Emet dereleri sayılabilir.
Nilüfer deresi özellikle Bursa organize sanayi bölgesinden gelen endüstriyel, Bursa’dan gelen evsel atıksularla kirlenmektedir. Bigadiç Boraks Metal iÅŸletmeleri atıksuları ile Sımav deresini kirletmedir. Balıkesir bölgesindeki endüstriyel kuruluÅŸlar ve evsel atıksular önce Üzümcü deresini kirletmekte ve bu kirlilik yine Simav deresine taşınmaktadır.
Gemlik yöresinde bulunan Karsak deresi, Orhangazi organize sanayi bölgesinin atıklarını taşımaktadır.
İstanbul için en kompleks sanayi ve evsel atıkları taşıyan açık birer kanal halindeki Kağıthane ve Alibeyköy dereleri, Haliç kirliliğine katkıda bulunmaktadır.
*KANALİZASYON DEŞARJLARI
Ülke nüfusunun 1/5′inden fazlası (1990 yılından itibariyle 12,5 milyon civarı) Marmara Bölgesinde barınmaktadır. Bu nüfus bölgede yer alan 8 ilde toplanmış olup, bölge nüfusunun % 60′ı İstanbul’da yaÅŸamaktadır.
Bu yerleşim merkezlerinde oluşan evsel atıklar kanalizasyon sistemi ile doğrudan Marmara denizine akıtılmaktadır. Sadece bu atıkların bir kısmı ön arıtmadan geçtikten sonra denize bırakılmaktadır.
Bölge nüfusu arttıkça evsel atıksu deşarjı artmaktadır.
1980 - 1985 yıllarında nüfus % 18, 1985 - 1990 yıllarında nüfus % 21 civarında artmıştır. Günümüzde Marmara’ya;
• İstanbul’dan günde 1,2 milyon m3,
• Bursa’dan günde 0,3 milyon m3,
• İzmit’ten 0,2 milyon m3,
• DiÄŸer 5 ÅŸehirden 0,4 milyon m3 olmak üzere bölge genelinde 2,1 milyon m3 evsel atıksu deÅŸarj edilmektedir.
*DENİZLERDEN KAYNAKLANAN KİRLENME
Marmara denizi, Karadeniz ve Ege Denizi’ne açık olmakla birlikte; diÄŸer tüm özellikleri ile kapalı bir deniz görünümündedir. Marmara denizi kıyılarında fazla yerleÅŸim birimleri, sanayi merkezlerinin yanısıra yoÄŸun gemi trafiÄŸi olan limanlar yer alır. Ayrıca, her biri yerleÅŸim birimi olan ve özellikle yaz aylarında yoÄŸun yolcu taşımacılığın yapıldığı 12 ada bulunur.
Deniz araçlarının sintine suları, balast suları, tank yıkama suları, kaynaklanan kirlenmenin yanısıra ham petrol taşıyan tankerlerden sızan petrol denizde çok geniş alanlara yayılmaktadır.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 17
İstanbul Boğazında deniz trafiğinden kaynaklanan kirliliğin toplam kirliliğe katkısı yaklaşık % 10 kadardır.
Tuna su yolunun açılması sonucunda Marmara denizi ve BoÄŸazlarda zaten yüklü olan gemi trafiÄŸi giderek artacaktır. Karadeniz ve Marmara’yı birleÅŸtiren İstanbul BoÄŸazı 32 km uzunluÄŸunda olup, seyir güçlükleri ile dolu dar bir su yoludur. Fiziki yapısı nedeni ile 90.000 GRT ve daha büyük gemilerin ek önlemler almadan geçiÄŸÅŸ mümkün deÄŸildir.
*TAŞIMACILIK KAYNAKLI KİRLİLİK
İstanbul, Çanakkale BoÄŸazları, Marmara denizi, Karadeniz ve Akdeniz’i birbirine baÄŸlayan yılda 50.000 (1997 yılı itibariyle) geminin geçtiÄŸi uluslararası bir su yoludur.
Marmara denizinde, İzmit, İstanbul, Bandırma, Gemlik, Tekirdağ ve Gelibolu limanlarına yaklaşık 6000 gemi kayıtlıdır. Limanların çoğu tahliye, onarım, barınma, petrol yükleme, boşaltma ve marinalara çok amaçlıdır.
Gemi ve deniz araçlarının sintine atıkları ile, bunları yükleme ve boşaltma sırasında kazalar neticesinde deniz kirliliği meydana gelmektedir.
Geçmişteki üç deniz kazasında 64.000 ton ham petrol, 2.000 ton sıvılaştırılmış amonyak, 2.000 ton motorin Marmara denizi sularına karışmıştır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi son 5 yıl içinde denize sintine basan 168 gemi tespit etmiş ve bunlara yasaların öngördüğü cezayı uygulamıştır.
MARMARA HAVASINDA YAPILAN ve YAPILMAKTA OLAN ÇALIŞMALAR
1950’li yıllardan baÅŸlayarak gündeme gelen İstanbul kanalizasyon projeleri kapsamında 1960’lı yıllarda baÅŸlatılan DAMOK (1) projesi ve daha sonra bunun revizyonu olan Camptek-ser revizyonu (2) ile İstanbul atıksu uzaklaÅŸtırma yöntemlerinin ana hatlarını ortaya koydu. Proje, İstanbul’un hemen her yerinde düzensiz akan lağım sularının düzenli kanalizasyonlar, kuÅŸaklamalar ve kollektörler ile pompa istasyonlarına toplamak, ön arıtmadan geçirerek su tabakasına enjekte etmek olarak tanımlanabilir. Ön koÅŸul olarak suların en az 5 mg/l oksijen içermesi gerekmektedir. İstanbul Üniversitesi Su ürünleri fakültesi tarafından Ekim 1992’de Türk ve Rus bilim adamlarının katılımı ile Marmara denizi ve Karadeniz’de bir dizi yeni ekolojik çalışmalar yapılmıştır. ÖzelliÄŸi ise ARGUS denizaltısı ile ülkemizde ilk kez yapılan doÄŸrudan deniz dibi gözlemleri olmasıdır. 50m ile 528m derinliÄŸe kadar olan derinliklerde yapılan gözlemler sırasında Marmara denizinin dip yapısına iliÅŸkin birçok veri toplanmıştır. Film ve foto çekilmiÅŸ ve kum çamur ve hayvan türlerine ait örnekler alınarak biyolojik çeÅŸitlilikteki deÄŸiÅŸim gözlenmiÅŸtir. Ayrıca son yıllarda çağın vebası denilen Mnmiopsis leiydi türünün dağılımı incelenmiÅŸtir. AraÅŸtırmalar sonunda, Marmara denizinde çözünmüş oksijen deÄŸerleri eskiye oranla düşük çıkmıştır. Yine canlı türlerinin ekosistemin hızla tahrip edildiÄŸi, birçok canlı türünün azlığı da dikkat çekmiÅŸtir. İstanbul Üniversitesi çevre sorunları araÅŸtırma merkezi tarafından 1983 yılından beri 3 yıl süre ile tüm mevsimler boyunca yapılan hidrografik ve su kirlenmesi araÅŸtırmalarında, İstanbul BoÄŸazı - Çanakkle BoÄŸazı arasında 36 istasyondan alınan verilere göre, zaten yaklaşık bir Haliç karekteristiÄŸi gösteren Marmara denizine sürekli olarak yüklenen endüstri ve evsel atıkların seyrelme ve baÅŸka bir yere göç etme suretiyle asimilasyonuna imkan olmadığı ve Akdeniz kökenli % 038 tuzluluk içeren dip suyunun genelde bir kirlilik uzaklaÅŸtırma aracı olmayacağı kesinleÅŸmiÅŸtir.
AraÅŸtırmalar sonucunda su ürünlerinde büyük tahriplerin meydana gelmesi, nakil ve seyrelme ile Marmara’da ekolojik dengeyi muhafaza olanağının ve arıtmasız derin dip deÅŸarjlarının yerine arıtma sistemlerinin olanak ölçüsünde Marmara çevresinde yer alması gerektiÄŸi ortaya çıkmıştır. 1988 yılında yapılan Sarayburnu deÅŸarjı, sadece iri partiküllerin ızgaralarda elenmesi ve atıkların içerdiÄŸi yaÄŸların tutulmasına yönelik çok alanda yer alan yüzeysularında çözünmüş oksijen miktarlarının düşmesine sebep olmuÅŸtur.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ NELERDİR?
• Tüm ÅŸehirlerde evsel kaynaklı kanalizasyon suları biyolojik arıtmaya tabi tutulmalıdır.
• Bölgede tüm endüstriyel arıtma gerektiren kuruluÅŸların ön veya nihai arıtma tesisi tamamlanmalıdır.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 18
• Kanalizasyon olmadığı yerleÅŸim birimlerinde altyapı çalışmaları hızla tamamlanarak alıcı ortama verilen evsel atıksular ile endüstriyel atıksular kanalizasyon ÅŸebekesine baÄŸlanmalıdır.
• Marmara bölgesine göç engellenmeli, son 10 yıl içinde % 42 artan nüfus artış hızı kontrol altına alınmalıdır.
• Limanlara kayıtlı ve BoÄŸazlar ile Marmara Denizinde geçiÅŸ yapan tüm gemiler çevre kirliliÄŸi yönünden denetlenmelidir.
• BoÄŸazlarda ve Marmara denizinde yüzeyde yer alan katı ve sıvı atıklar temizleme gemileri ile temizlenmelidir.
• Marmara limanlarına ve marinalara sintine, pis balast suyu, tank yıkama ile çöp alım ve arıtma tesisleri yapılmalıdır.
• Marmara denizi içinde özellikle balık yumurtalarının olabileceÄŸi bölgelerde kum çekilme iÅŸlemi durdurulmalı, denetlenmelidir. Bu faaliyetler bölge dışına çıkarılmalıdır.
• Balık avı faaliyetleri yasaklara uygun olarak yapılmalı ve denetlenmelidir.
• Sahil kent ve kasabalarda belediyeler düzenli olarak bir çöp toplama sistemi kurmalıdır.
• Uluslararası kuruluÅŸlar (UNEP, WICE vs..) ile temasa geçilip Rusya ve Avrupa kaynaklı nehir kirliliÄŸi önlenmelidir.
• İlk ve orta dereceli okullarda baÅŸta olmak üzere yöresel ve medya yolu ile yoÄŸun eÄŸitim programları baÅŸlatılmalıdır.
KARADENİZDE KİRLİLİĞİN DURUMU
Karadeniz’de KirliliÄŸin durumunu, Marmara denizinden farklı deÄŸildir. Karadeniz’de kirliliÄŸin kaynaklarını inceleyen BSEP, nütrientler ve ötrifikasyon, kanalizasyon, petrol kirliliÄŸi, radyoaktif kirlilik (radyonükleidler), pestisid ve PCB’ler olarak gruplandırılmıştır. Kirlilik Karadeniz flora ve faunasını ciddi olarak etkilemiÅŸ, balık popülasyonu ve baÄŸlı olarak balıkçılık azalmıştır. Karadenize kıyısı olan ülkeler denizin korunması ve kirletilmesi amacı ile Ulusal hareketin gerekliliÄŸine karar vermiÅŸ ve Türkiye önderliÄŸinde Karadeniz çevre programı (BSEP)’nı kurmuÅŸtur.
KARADENİZDE KİRLİLİĞİN DURUMU
Kıta Avrupa’sının neredeyse üçte birinin kanalizasyonu Karadeniz’e boÅŸalmaktadır. Bu bölge içinde 17 ülkenin büyük kısımları, 3 baÅŸkent, 160 milyon insan bulunmaktadır.
Avrupa’nın büyük nehirlerinden Tuna, Don, Dinyeper Karadeniz’e akmaktadır. DerinliÄŸi yaklaşık 2 km olan Karadeniz, nehirlerin getirdiÄŸi bol fosfor ve azot ile daha verimli hale gelmiÅŸtir.
Denizlerdeki gıda zincirinin temelini oluşturan Pitoplankton deniz üzerinde yüzen çok bitkiler ve canlılar tarafından yenir yada bakteriler tarafından hemen dekompoze edilmek üzere deniz dibine düşerler.
Karadeniz’in derinliklerindeki suyun Akdeniz’den gelecek suyla yer deÄŸiÅŸtirmesi yüzlerce yıl sürer. Dipte bulunan bakteriler bütün oksijeni tüketir. Sonucunda 180 metrenin altındaki kısımları esas olarak ölür.
Karadeniz dünyanın en büyük anoksik havzasıdır. Bu duruma rağmen yıllarca yüzeydeki sularda çok zengin ve çok çeşitli bir deniz yaşamı hüküm sürdü. Sadece 30 yıllık bir dönem içinde doğal kaynaklarının büyük bir kısmına felaketi anımsatan bir bozulma yaşadı. Nehirlerden gelen artan miktardaki besleyiciler pitoplankton zerrelerinin aşırı üremesine neden oldu. Bu durum ışığın, Kuzeybatı sualtı sahanlığının hassas ekosisteminin temel bileşeni olan deniz bitkileri ve yosunlara ulaşmasına engel oldu. Bütün bir sistemde bozulma başladı.
Bunlara 1980’lerin ortasında bir geminin atıksuyu içinde memleketi DoÄŸu Amerika kıyıları olan deniz anasına benzeyen bir canlının "Mnemiopsis leiydi"’nin Karadeniz sularına gelmesi eklendi. Kısa sürede tüm Karadeniz’i kuÅŸatan bu cins, balık larvaları ve küçük balıkların yumurtaları ile beslendi. Zamanla ağırlığı 900 milyon tona ulaÅŸan bu canlı hamsi, istavrit gibi balık türlerinin azalmasına sebep oldu. Bu yıllarda mnemiopsis miktarı azalmış fakat etkisini sürdürmektedir.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 19
Karadeniz’de, bazı yerlerde atıklar doÄŸrudan denize veya çevre bakımından önemli sazlıklara boÅŸaltılmaktadır. Tanker kazaları ve tankerlerin atıkları da petrol kirlenmesine sebep olmaktadır. Karadeniz’in çevresi; biyoçeÅŸitlilik, doÄŸal alanlar, balık kaynakları estetik ve dinlenme deÄŸeri ve su kalitesi bakımından önemli ölçüde kirletilmiÅŸtir.
Karadeniz; balıkçılık, turizm ve mineral kaynağı olması bir yanda ucuz bir nakliye yolu ve katı ve sıvı atıkların atıldığı uygun bir yer olarak kullanılmaktadır.
Nütrientler ve Ötrifikasyon
Karadeniz’deki ekolojik bozulmanın baÅŸta gelen nedenleridir. BSEP çalışmalarından elde edilen sonuçlara göre Karadeniz’e çözülmüş halde dökülen azotun % 53′ü ve toplam fosforun % 66’sı Tuna havzasından kaynaklanmaktadır.
Bu nedenle temizleme çalışmalarında en büyük görev Tuna ülkelerine düşmektedir. Kirliliğin azaltılması konusunda bilimsel stratejilerin geliştirilmesi ve araştırmaların devam ettirilmesi gerekmektedir.
Kanalizasyon,
BSEP çerçevesinde yapılan plaj bölgelerinde mikrobiyal kirliliğe yönelik araştırmalar, belli bazı yetkili birimlerin standart metodolojilerin kullanımında yada bilgi alışverişinde isteksiz kalmaları sonucunda hayal kırıklığı yaratmıştır.
Elde edilen datalar % 5 ile % 44 arasında numunelerin söz konusu ülkelerin hijyen kriterlerine uymadığını göstermiÅŸtir. Karadeniz’in yüzme alanının tamamında kirlilik söz konusu deÄŸil. Ancak saÄŸlığa yönelik riskler konusunda halkı bilgilendirmeye yönelik ortak bir kriter de yok.
Karadeniz’in kıyı ÅŸeridinde kanalizasyon sistemine baÄŸlı yaklaşık 10.385.000 kiÅŸi var. Yılda 571.175.000 m3 evsel atık nehirler aracılığı ile yada doÄŸrudan Karadeniz’e akıyor. Pek çok Karadeniz ülkesinde kapatılan plajlar var.
Kolera, Hepatit A gibi su kaynaklı hastalıkların baş göstermesinde artış söz konusu. Kanalizasyon arıtma sistemlerinin daha iyi olması ve bilginin toplanmasında ve dağılımın daha fazla şeffaflık gerekiyor
Petrol KirliliÄŸi,
Karadeniz’e her yıl ulaÅŸan 111.000 ton petrol’ün yaklaşık % 48′I Tuna nehrinden geliyor. Geriye kalan miktarın çoÄŸu ise yanlış uygulamaları ve petrol, petrol ürünlerinin hatalı taşınmasıyla ortaya çıkan karasal kaynaklardır.
Gemilerin balast suyu ile Karadeniz’e taşınan ve hayli önemli miktarda varsayılan petrol kirliliÄŸi ile ilgili miktar ise kesin olarak bilinmiyor.
Sedimentlere ve deniz suyundaki petrol konsantrasyonu ölçümleri sonunda, sediment miktarının Odessa ve Sochi gibi limanların yakınında fazla ancak açıklarda ve BoÄŸaz akıntısının olduÄŸu bölgelerde düşük olduÄŸu gözlemlendi. Sedimentteki petrol ve petrol hidrokarbon miktarları Akdeniz’deki miktarlarla kıyaslanabilir.
Çözülmüş petrol konusunda yapılan EROS-21 ölçümlerinde taze petrolün özellikle Tuna aÄŸzı yakınlarında çok yüksek olduÄŸu saptandı. Batı Karadeniz’in yüzeyindeki konsantrasyonlar batı Akdeniz’den 10 kat fazlaydı. Poliaromatik hidrokarbonların (PAH), bir çeÅŸit zehirli çözülmüş petrol hidrokarbon bileÅŸeni, konsantrasyonları iyileÅŸtirici tedbirler alınmasını gerektiriyor.
Radyoaktif Kirlilik (Radyonükleidler),
Uluslararası Atom Ajansı (IAEA) sponsorluÄŸu ve desteÄŸi ile Karadeniz’deki radyonükleid seviyesine yönelik ciddi çalışmalar devam etmektedir.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 20
Karadeniz’deki bazı radyonükleid konsantrasyonları Akdeniz’dekinden daha yüksektir. Ancak okyanuslarda ve Akdeniz’de ölçülen radyonükleidlerin, radyolojik sonuçları konusunda araÅŸtırmalar, Karadeniz antropojenik radyonükleidlerinden yayılan radyasyon dozunun düşük olduÄŸunu göstermektedir.
IAEA’nın bu alandaki araÅŸtırmaları uluslararası geniÅŸ kapsamlı devam etmektedir. Projeye Türkiye’den Çekmece Nükleer AraÅŸtırma Merkezi katılmaktadır.
Pestisidler ve PCB’ler,
Pestisid ve polilorobifenillerin (PCB) konsantrasyonu oldukça düşük bulunmuÅŸtur. Tuna yakınlarında lindani kontsantrasyonları biraz yüksek olmakla birlikte numunelerin çoÄŸu Akdeniz’deki örneklere benzemektedir.
Bu bulguların kontrolü, çeÅŸitli bilimsel kuruluÅŸların ortaklaÅŸa yapmayı planladıkları midye deneyleri ile saÄŸlanacak. Bu deneylere duyarlı organizma olan midyelerde pestisid ve PCB’lerin konsantrasyonu hassa olarak tespit edilecek. Ancak bu bileÅŸenler Karadeniz açıklarında büyük bir problem oluÅŸturmamaktadır.
KİRLİLİĞİN KARADENİZ FLORA ve FAUNASINA ETKİLERİ
8350 km’ye varan kıyı ÅŸeridi ile Karadeniz evsel ve endüstriyel kirlenmenin tehdidi ile sahip olduÄŸu flora ve fauna fakirleÅŸmektedir. 1965 yılından bu yana ticari olarak avlanan 23 adet balık cinsinden, bugün ancak 5 adedi avlanabilmektedir. Aşırı avlanmanın da yapıldığı balıklar doÄŸru deÄŸerlendirilmediÄŸi için balık unu fabrikalarına satılmaktadır.
Özellikle Karadeniz’de ver Marmara denizinde tarımsal gübre atıkları, deterjan atıkları ve kanalizasyondan kaynaklanan azot ve fosfor bileÅŸikleri denizlerimizde ötrofikasyona sebep olmaktadır. Karadeniz’de oluÅŸan kirliliÄŸin bir bölümü de Tuna nehrinin getirdiÄŸi atıklardan kaynaklanmaktadır. Atılan milyonlarca yon petrol, gübre, ağır metal ve diÄŸer endüstri atıkları canlılar üzerinde geri dönülmez etkiler bırakmaktadır.
Karadeniz’e yılda 400 km3 ‘den fazla tatlı su taşınmaktadır. Tuna, Kızılırmak, Dinyeper, YeÅŸilırmak, Kuban, Don nehirleri azot ve fosfor bileÅŸiklerini de içeren nutrientler fitoplankton olarak bilinen, yüzen mikroskobik, deniz bitkilerinin geliÅŸimi saÄŸlanmaktadır.
Bu organizmalar ya besin zinciri içinde mikroskobik hayvansal organizmalarca besin olarak tüketilirler ya da ölür ve derin sulara çökerek bakteriler tarafından hemen hemen tamamıyla ayrıştırılırlar. Bunu yapabilmek için bakterilerin bir oksijen kaynağına ihtiyacı vardır. Ne yazık ki Karadeniz’de dip sularındaki bakterilerin gereksinimini karşılayacak kadar oksijen yoktur. Oksijen tüketildiÄŸinde bakteriler oksijen bulmak amacıyla baÅŸka kaynaklara yönelirler. Sülfatta bulunan oksijeni kullanırlar.
Karadeniz’de fitoplanktonların aşırı çoÄŸalması 1950 yılına kadar nadirdi. Sadece nehir ağızlarında rastlanan bir olaydı. Örnek Sivastopol kıyılarında 1913’de S.A. Zernov tarafından tespit edildi.
İkinci dünya savaşını izleyen dönemde birçok ülke artan bir ÅŸekilde, iç endüstri ve tarım geliÅŸimini ilerlettiÄŸinden Karadeniz’deki çözünmüş atıklar miktar olarak çok artmış ve ekosistem bu yükü kaldıramaz duruma gelmiÅŸtir. Suyun bulanıklığındaki artış ışığın alg çayırlarına ulaÅŸmasına engel olmakta ve algler ölmeye baÅŸlamaktadır.
Bugünlerde Karadeniz’in kuzeybatı bölgesinin büyük bir bölümü yani deniz tabanı karanlık ve çorak bir çöle dönmüştür. Ölen fitoplanktonlardan kaynaklanan organik madde ile sığ olan suların dibinde çözünmüş oksijen oranı iyice düşmüştür. Bu durumda dipte yaÅŸayan balık, karides, yengeç, midye, istiridye, gibi büyük hayvanlar ölmüştür.
Karadeniz bilim adamlarımızca jeografical pozisyonu ve morfometrik özellikleri ile ekolojik hedef olarak insan etkilerinin en fazla görüldüğü denizlerden biri olarak dikkati çekmektedir. Karadeniz ekosisteminde gözle görülür ilk radikal değişimler ticari balıkçılık ile kendini göstermiştir. Uskumru balığı kaybolmuş, lüfer ve palamut azalmıştır. Hamsi ve çaça azalmış, kofana, torik, çinakop kaybolmuştur. Hamsi balığının stoğu, boyu ve ağırlığı azalmıştır. Karadeniz!de havyarı ile tanınan ve
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 21
nehir ağızlarında yaşayan mersin balığı, kirlilik ve aşırı avlanma sonucu nesli tüketilmiştir. Pisi, derepisisi, kalkan balıklarının da nesli azalmış, popülasyonlarında hızlı düşüş meydana gelmiştir.
Ortalama su derinliÄŸi 150 - 200 m olan su havzasında yaÅŸayan bitki ve hayvan türlerinin toplamı 1200 adet. Oysa bu miktar Akdeniz’de 7000 civarındadır.
GeçmiÅŸte yapısı itibariyle verimli bir deniz olan Karadeniz’de, organik karbon miktarı 3 mg/litre olup dünya denizlerinde bu miktar ortalama 1,5 mg/litre idi. Karadeniz’in en verimli bölgeleri, Azak denizi, Odessea Körfezi, Kafkas kıyıları idi.
Åžimdi ise Tuna nehrinin taşıdığı sanayi kirliliÄŸi, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerinin kimyasal, nükleer atıkları, (Ukrayna, nükleer santralleri çok, atıklarını denize bırakır.) ile kirlenmiÅŸ durumda.
Ayrıca yapısı itibariyle, Karadeniz’in altında oluÅŸan hidrojen sülfür ve bazı canlıların ölüp deniz dibine çökmesi ile oluÅŸan çürüme ve bunun neticesinde açığa çıkan metan gazı ile ciddi bir tehlikenin içinde.
Ötrofikasyonun hızla artması, su değişiminin azalışı balık popülasyonlarında etkisini göstermiş, kılıç balığı yok olmuştur. Mezgit balığı, kefal stoklarının azalması, levrek, mırmır, barbunya, altınbağ kefal, izmarit, karagöz, çupra, mercan, sinağrit, trança, orfoz, lahoz gibi kıymetli balıklarımızın nesillerinin ortadan kalkması sorumsuzca avlanma ve deniz kirliliği sonucudur.
Karadeniz’de akıntılar saat yönünün tersine iÅŸlediÄŸinden kirlenme kıyılara vurmaktadır. Karadeniz’de su yenilenme (yani suyun bir noktadan çıkıp aynı noktaya gelmesi) süresi 7 yıl. Bu süre Marmara Denizinde 3 ay. Akdeniz’de ise 80 - 100 yıl arasında.
Karadeniz’e Tuna’dan 1980′li yıllarda yılda 980.000 ton organik madde geliyordu. Akıntılar ile Marmara’dan Karadeniz’e, Karadeniz’den Marmara’ya sürekli taşınıyor. Karadeniz’de 1 m3 suda 20 kg kirlenme etkisi tespit edildi. Bu oran Akdeniz suyunda 3,7 kg’dır. Karadeniz’de hiposia adı verilen oksijensiz alanlar var. 1973′den 1992 yılına kadar, 3,5′dan 34′e tam on kat artmış durumda.
Tespitlere göre Karadeniz’de her yıl oksijensizleÅŸen alan büyüyor. Deniz boÄŸuluyor. Oksijeni kim tüketiyor? Oksijeni düzensiz atıklar tüketiyor. Nütrienler tüketiyor. Oksijen azalınca deniz kirleniyor, bakteri seviyesi artıyor. Yeni organizmalar geliyor. YaÅŸayan canlı türleri ölüyor.
Karadeniz’i nehirlerden gelen maddeler kirletiyor dedik. Azot, nitrat, fosfat denizlerde ötrofikasyon meydana getiriyor. Denizlerin yeÅŸillenip verimleÅŸmesini saÄŸlıyor. Fakat oksijen’in tükenip canlıların yok olmasını saÄŸlıyor. Normal koÅŸullarda; arıtma tesislerinde atık sistemler kontrol edilir. Azot, fosfat, nitrat oranları kontrollü denize verilir.
Karadeniz… GeçmiÅŸte birçok balık popülasyonun yaÅŸamak için uygun ortamı bulduÄŸu bir su havzası. Morfolojik yapısı ve oluÅŸumu itibarıyla, derinliklerinde hidrojen sülfür gazının oluÅŸtuÄŸu Karadeniz, Tuna nehrinin getirdiÄŸi atıklar ile iyice kirlenmiÅŸ durumda.
ULUSAL HAREKETİN GEREKLİLİĞİ
Karadeniz’in kaynakları ve sorunları Karadeniz’de kıyısı bulunan 6 ülkeye aittir. Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Türkiye, Rusya, Ukrayna. Ancak su ve havayla taşınan kirlenmeyle ilgili sorumluluk, topraklarının önemli bir bölümü Karadeniz havzasında yer alan diÄŸer 11 ülke tarafından paylaşılmalıdır.
Karadeniz’in korunması tek taraflı zemine oturan çalışmalarla gerçeklenemez. Bir sanayi tesisinin etrafıyla sınırlı bir kirlenme bile büyüdüklerinde kıyıya gelecek balıkların ölümüne neden olacağı için diÄŸer bir ülkenin ekonomik geliÅŸimine etki edebilir. Yasal ve politik hedeflerin harmanlanması ve kirlenmenin kontrolü için yapılacak yatırımlarda ortak stratejiler geliÅŸtirilmesine büyük ihtiyaç duyulmaktadır. Karadeniz’in biyolojik çeÅŸitliliÄŸinin devamını ancak uluslararası hareketler saÄŸlayabilir.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 22
KARADENİZ ÇEVRE PROGRAMI (BSEP)
Karadeniz ülkelerinin temsilcileri 1972’de düzenlenen Stockholm Çevre ve GeliÅŸim konferansından esinlenerek, "Karadeniz’in kirlenmeye kaşı korunması konvansiyonu"nu hazırladılar. 1992 yılında BükreÅŸ’te imzalanan konvansiyon ile 1994 yılının ilk aylarına dek 6 ülkenin yasama meclisleri tarafından onaylandı.
BükreÅŸ konvansiyonu; temel bir anlaÅŸma çerçevesinde ve karadan kaynaklanan kirlenmenin önlenmesi, çöplerin atılması ve kazalar karşısında /örneÄŸin petrol sızıntısı) ortak hareket edilmesi konusunda üç spesifik protokol içeriyordu. Bu konvansiyonun uygulanması merkezi İstanbul’da bulunan bir komisyonca gözlenecektir.
BükreÅŸ konvansiyonu, kurallar koymuÅŸtur. Ancak çevre hareketlerinin baÅŸlatılması için zaman çizelgesi oluÅŸturmamıştır. Bu nedenle ardından Odessea’da Nisan 1993’de 6 ülkenin bakanları tarafından Karadeniz Çevresinin korunması konusunda bakanlıklar düzeyinde bir deklerasyon imzalanmıştır. 1992 Rio zirvesinde benimsenen 21. Yüzyıl gündemine dayandırılan bu yenilikçi doküman 3 yıllık bir deÄŸiÅŸim süresi baÅŸlatmaktadır.
Karadeniz ülkeleri, çevre hareketinin bir an önce baÅŸlatılması ve uzun süreli bir eylem planı oluÅŸturulabilmesi için Global Environment Faliciti’den (GEF) destek istenmiÅŸ ve Dünya Bankası, BM GeliÅŸtirme programı ve BM çevre programı yönetiminde 2 milyar dolarlık bir fon oluÅŸturulmuÅŸtur. Haziran 1993’de GEF’den temin edilen 9,3 milyon dolarlık fonla Avrupa birliÄŸi, Hollanda, Fransa, Avusturya, Kanada, Japonya’dan temin edilen tamamlayıcı fonla 3 yıllık Karadeniz Çevre Programı (BSEP) oluÅŸturuldu.
Karadeniz Çevre Programının uzun vadeli bir eylem planı yaratabilmesi için program hedeflerinin maliyetini karşılayacak bir mekanizmanın olması ÅŸarttır. Kıyı ülkelerinin tek merkezli bir programa baÄŸlı olması yerine, bölgelerindeki spesifik görevlerin koordine edilmesine sahip "Faaliyet merkezleri"’ne dayalı bir çalışma gruplarına ön ayak olunmasına karar verildi. Bütün çalışma gruplarında Karadeniz ülkelerinin her birinden en az bir uzman bulunmaktadır.
Faaliyet merkezleri ve çalışma grupları;
1) Acil yanıt (Varna, Bulgaristan)
2) Rutin kirlilik izleme (İstanbul, Türkiye)
3) Özel izleme programları, biyolojik ve insan sağlığı etkileri ve çevre kalite standartları (Odessea, Ukrayna)
4) Bio-çeşitliliğin korunması (Batum, Gürcistan)
5) Birleşik kıyı bölgelerinin yönetimi için müşterek metodolojilerin geliştirilmesi (Novorossisk, Rusya)
6) Balıkçılık ürünleri (Constantza, Romanya)
Buna ek olarak program koordinasyon merkezlerine (PCU) dayanan 3 çalışma grubu bulunmaktadır.
1) Veri yönetimi ve Coğrafi bilgi sistemleri (GIS)
2) Çevre kalite ölçütleri, standartları, çevre yasaları ve bunların icrasında uyumun sağlanabilmesi için tavsiye paneli
3) Çevre ekonomisi çalışma grupları
Odessea deklerasyonunun etkin biçimde uygulanması için kurulan bütün ağ kademeli olarak İstanbul Komisyonu Sekreteryasına, Balık ürünleri Faaliyet merkezi ise Balık ürünleri komisyonuna
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 23
aktarılacaktır. BSEP programı temel cihazlarının tedarikini, eğitim, pilot ve demostrasyon projeleri ve yatırım öncesi faaliyetlerin yürütülmesi de öngörülmektedir.
NELER BAÅžARILDI
Konularına göre ayrılmış 23 kadar çalışma grubu, bir çok durumda 6 ülkeden gelen uzmanların bilgi paylaşımı ve müşterek iş planları oluşturabilmeleri için ilk fırsat olmuştur. Yakında bir Karadeniz bülteninde ekleneceği bir elektronik posta ağının başarıyla kurulmasından sonra artık daha az toplantıya ihtiyaç duyulacak ve oluşturulan bu ağın sürekli olarak çalışması mümkün olacaktır.
BSEP’in 1995’de eÅŸ sponsor ve yardımcı ortaklarıyla birlikte 800’ün üzerinde uzmanı, 60’dan fazla atelye, toplantı ve eÄŸitim oturumunda görevlendirmiÅŸtir. BSEP kirlilik izleme ÅŸebekesindeki cihazların deÄŸiÅŸimi için 1,5 milyon dolar katkıda bulunmuÅŸtur. BSEP, NGO’ların yardımı ile kendine ait dergi, film ve posterler aracılığı ile kamu bilincini arttırmaya çalışmaktadır.
Karadeniz Veri sistemi ve Karadeniz Bilgi sistemiyle birlikte bu raporlar, bilgi ve analizlerin bilimadamları, yöneticiler ve bölge düzeyinde politika oluÅŸturanlar için hazır bulundurulmasını saÄŸlamaktadır. Son olarak BSEP’nin dünya banksı liderliÄŸinde geliÅŸtirdiÄŸi çevre yatırım programı, daha ÅŸimdiden Gürcistan’a 18 milyon dolarlık acil hizmet kredisi vermiÅŸ bulunan Acil yatırım fonunun oluÅŸturulmasını desteklemiÅŸtir.
AKDENİZDE KİRLİLİĞİN DURUMU
• Akdeniz’in yenilenmesi "yaklaşık 90 yıl"
• Kullanılmış suların arıtılması "27 yıl"
Batıda Atlas Okyanusundan doÄŸuda Asya’ya kadar uzanan ve Avrupa’yı Afrika’dan ayıran kıtalararası deniz. Dünyanın en büyük iç denizi, toplam alanı Karadeniz dışında 2.512.300 km2′dir. Derin ve karalar arasında uzunlamasına sıkışmış bir çöküntüyü kaplayan Akdeniz batıda dar ve sıkı bir boÄŸaz olan Cebelitarık’la Atlas Okyanusuna, güneydoÄŸuda SüveyÅŸ kanalı ile Kızıldeniz’e, kuzeydoÄŸuda Çanakkale BoÄŸazı ile Marmara denizine baÄŸlanır. Akdeniz’in en büyük adaları Sicilya, Sardinya, Kıbrıs, Korsika, Girit, Mallorca ve Rodos’tur. En derin yeri Yunanistan’ın güneyinde İyon havzasında, deniz yüzeyinde 5.121 m aÅŸağıdadır.
Hidrografi ;
Akdeniz’in hidrografik koÅŸullarına üç su kütlesi hakimdir.
• Yüzey katmanı,
• Orta katman,
• Dibe kadar inen derin katman.
Yüzey katmanının kalınlığı suyun sıcaklığına baÄŸlı olarak 75m ile 300 m arasında deÄŸiÅŸir. DoÄŸu Akdeniz’in ılık ve tuzlu sularının katıldığı orta katman 300-600 m derinlikte bulunur. Derin katman ise orta katmanla dip katman arasındaki bölgeyi kaplar. Suyu genellikle türdeÅŸ olan derin katmanda sıcaklık 13 derece dolayındadır. 900-2500m derinlik arasında sıcaklık yaklaşık 0,2 derece artar.
Akdeniz buharlaÅŸma sonucu yitirdiÄŸi suyun ancak üçte birini akarsularla yeniler. Dolayısıyla, Atlas okyanusunda Akdeniz’e sürekli bir yüzey suyu akıntısı vardır. Az miktarda su da Marmara denizinden gelir. Atlas okyanusunda gelen su Cebelitarık boÄŸazından geçtikten sonra Afrika’nın kuzey kıyısı boyunca ilerler. Bu akıntı Akdeniz’deki en sabit su dolaşımının öğesini oluÅŸturur. BuharlaÅŸma ile Akdeniz’in tuzluluÄŸu ve yoÄŸunluÄŸu artar. YoÄŸunlaÅŸan su dibe çöker,alt akıntı ile Cebelitarık’ı oluÅŸturan deniz eÅŸiÄŸinin üstünden Atlas okyanusuna ulaşır. Bu sebeple Akdeniz soluk alıp veren deniz olarak tanımlanmıştır.
Sular Üzerinde bir Hakikat Köprüsü Sayfa 24
Akdeniz’in yüzeyindeki temel su dolaşımı ise doÄŸu ve batı havzalarında olmak üzere ayrı ayrı yelkovanın ters yönünde hareketlerden oluÅŸur. Akdeniz’in akıntı sistemi karmaşık deÄŸildir. Gerek Batı Akdeniz’de, gerekse DoÄŸu Akdeniz