‘Çevre Bilimleri’ Kategorisi için ArÅŸiv

Çevre Yönetim Sistemi

Salı, 06 Kasım 2007

TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ

KONU: ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİ

KASIM 2001

İÇİNDEKİLER

I. ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİ (EMS): 1

II. ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİNİN YARARLARI: 1

III. ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİ ile İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR: 3

IV. ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİNİN YAPISI : 5

V. ÇEVRE STANDARTLARININ GELİŞİMİ: 6

VI. ISO 9000 7

VII. ISO 14001 8

VIII. TS-EN ISO 14000 ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİNİN BİR 11

KURULUÅžA SAÄžLADIÄžI BAÅžLICA AVANTAJLAR

IX. TS-EN-ISO 14000 BELGELENDİRMESİNİN FAYDALARI 11

X. ISO 14000 ve ISO 9000 STANDARTLARININ KARÅžILAÅžTIRILMASI:

1) ISO 9000 ve Çevre İlişkisi 11

2) ISO 9000 ve ISO 14000 Arasındaki İlişki 12

XI. ISO 14000 ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİ STANDARTLARININ UYGULANMASINDA ÜNİVERSİTELERİN YERİ 14

XII. TÜRKİYE’DE ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİ UYGULAMALARI 16

XIII. ISO 14000 ALMA AÅžAMALARI 19

1. Başlangıç Mahiyetinde Gözden Geçirme 19

2. Çevre Yönetım Sisteminin Temel Prensipleri 20

2.1 Çevre Politikası 21

2.2 Planlama 22

2.2.1 Çevre Etkileri 23

2.2.2 Yasal ve DiÄŸer Gereklilikler 23

2.2.3 Çevresel Amaç ve Hedefler 23

2.2.4 Çevre Yönetim Program 24

2.3 Uygulama ve İşletme 24

2.4 Kontrol ve Düzeltici Faaliyetler 24

2.4.1 İzleme ve Ölçüm 24

2.4.2 Uygunsuzluk ve Düzeltici Faaliyetler 25

2.4.3 Çevre Kayıtlarının Tutulması 25

2.4.4 Çevre Yönetim Sistemi Denetimi 25

2.5 Yönetimin Gözden Geçirilmesi 26

XIV. KAYNAKLAR 29

ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMLERİ

ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİ (EMS):

Çevre politikalarının geliştirilmesi, uygulanması, gözden geçirilerek sürdürülebilmesi için gereken örgüt yapısı, planlama sistemleri, sorumluluklar, yöntem, süreç ve kaynakları içeren ve genel yönetim sisteminin bir parçası olan yapıyı ifade etmektedir.(Tüzün 2000)

Çevre risk ve fırsatlarının daha sistematik ve verimli bir biçimde yönetilmesi ve çevresel gözden geçirme faaliyeti ile tespit edilen çevre boyutlarının kontrol edilebilmesi, oluşturulacak dökümantasyonun uygulanıp kayıtlarının tutulması, belirlenmiş periyotlarda kontrol edilerek gerekli düzeltici veya önleyici faaliyetlerin yerine getirilmesi Çevre Yönetim Sistemi aracılığıyla olur.(Çakan 1999)

ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİNİN YARARLARI:

Bir kuruluş, çevre kalitesinin korunması ve geliştirilmesi, insan sağlığının kendi faaliyet, ürün ve hizmetlerinden kaynaklanabilecek etkilerden korunması için etkin bir Çevre Yönetim Sistemiyle ilgili yararlar şunlardır;(TSE 1995)

• KuruluÅŸların çevreye yönelik beklentilerinin karşılanması

• Iyi bir kamu/halkla iliÅŸkiler düzeninin muhafazası

• Firma itibar ve pazar payının artması

• Yatırımcıların kıstaslarına uygunluk saÄŸlanması

• Makul bir bedelle sigortalanma imkanının temini

• Satıcıların belgelendirilmesinde koÅŸulan ÅŸartların kazanılması

• Atıkların atılma imkanının kazanılması, arıtılması

• Maliyetlerin kontrolü

• Girdi ve enerji tasarrufu

• SorumluluÄŸun sınırlandırılması

• Gerekli dikkat ve ihtimamın gösterildiÄŸinin ortaya konulması

• Yer seçiminin ve gerekli izinlerin alınmasının kolaylaÅŸtırılması

• Sanayi-hükümet iliÅŸkilerinin geliÅŸtirilmesi

• Çevreyle ilgili konularda baÅŸarı derecesinin arttırılması saÄŸlanabilir.

Çevre yönetim sisteminin en büyük özelliÄŸi kuruluÅŸun sürekli geliÅŸmeyi saÄŸlamasıdır. Hedeflerin oluÅŸturulması, planların yapılması, sistemin denetlenmesi, yönetimin sonuçları gözden geçirmesi ve gereken düzeltici ve önleyici faaliyetleri gerçekleÅŸtirmesi, hep aynı felsefeyi,”sürekli geliÅŸmeyi” saÄŸlamak içindir. Çevre kendi içinde hassas bir dengedir ve onu koruyabilmek için bir sistem gereklidir. Ishikawa Diyagramında (Åžekil 1) her alanda çevre yönetim sistemi ile saÄŸlanabilecek yararlar belirtilmiÅŸtir.

Şekil 1 Çevre Yönetim Sistemi İle Sağlanabilecek İyileştirme ve Gelişimin Ishikawa Diyagramı ile Gösterimi

Kaynak: Anonim 2000

Çevre Yönetim Sistemi, işletme için riskin azalmasına yardım eder ve bu riskin azalması finansal pazarlar tarafından değerlendirilir. Çevre yönetimine yapılan yatırımlar, gelecekte yapılacak yatırımların beklentisi kadar, daha iyi kısa dönemli çevre performansına öncülük eder. Bu ilerlemeler de yatırımcının özel bir yatırım yapmak için arayacağı geliri düşünürken, karar vereceği anahtar unsur olan firmanın riskinde azalmaya sebep olur. Düşük risk, düşük beklenen gelir anlamındadır ve bundan dolayı firmanın finansal faaliyetleri için düşük maliyet anlamındadır.(Stanley 1997)

ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİ ile İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR:

İSO 14000 standardının amaçları yönünden aşağıdaki tarifler geçerlidir.

Sürekli İyileştirme

Örgütün çevre politikası ışığında gelişmek için sürekli çabalardan ortaya çıkan, faaliyetlerin her alanında benzer olması gerekmeyen fakat tüm çevre performansındaki gelişmeleri elde etme amacıyla çevre yönetim sisteminin değerini arttırma sürecidir.( Sayre 1996)

Çevre

Bir kuruluşun faaliyetlerini içinde yürüttüğü; hava, su, toprak, tabii kaynaklar, bitki toplululuğu(flora), hayvan topluluğu(fauna), insanlar ve bunlar arasındaki ilişkileri içine alan ortamdır. (Arıyörük 1999)

Çevresel Unsur

Kuruluşun çevre ile etkileşebilecek faaliyet, ürün ya da servislerinin öğeleri.

Çevre Riski

Kirletici özelliği bulunan ürün, halkın ve çalışanların hastalanması veya yaralanmasına veya bir kirlilik oluşturmasından dolayı dış pazarda kabul görmemesine ve kuruluşun iç ve dış pazarlarda saygınlık kaybetmesine neden olmaktadır.(TS-EN-ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemleri 1997)

Çevresel Etki

Kuruluşun faaliyetleri, ürünleri ve servisleri sonucu çevrede meydana gelen olumlu ya da olumsuz, geniş kapsamlı veya kısmi değişiklikler.

Çevre Yönetim Sistemi

Çevre politikasını geliştirmek, uygulamak, ulaşmak, gözden geçirmek ve sürdürmek için kuruluş yapısını, planlanan faaliyetleri, sorumlulukları, uygulamaları, prosedürleri, işlemleri ve kaynakları kapsayan toplam yönetim sisteminin bir bölümü.

Çevre Yönetim Sistemi Denetimi :

KuruluÅŸun ÇYS’nin; ÇYS denetim kıstaslarına uyup uymadığını belirlemek ve sonuçları müşteriye bildirmek amacıyla, gerekli delillerin tarafsız ve deÄŸer yargılarına yer vermeyecek tarzda toplanması ve deÄŸerlendirilmesinden ibaret bir deÄŸerlendirme ve belgeye baÄŸlama iÅŸlemidir.

Çevresel Amaç

Çevre politikasından gelen, kuruluşun ulaşmak için belirlediği ve uygun durumlarda sayı ile ifade edilebilen, genel çevresel gayelerdir.

Çevresel Performans

Kuruluşun, çevre politikası, amaçları ve hedeflerini temel alan, çevresel unsurlarının kontrolü ile ilgili çevre yönetim sisteminin ölçülebilir sonuçları.

Çevre Politikası

Kuruluş tarafından beyan edilen, faaliyet, çevresel amaç ve hedefleri belirlemek için iskeleti sağlayan, Kuruluşun genel çevresel performansı ile ilgili amaç ve prensipleridir.

Çevre Hedefleri

Mümkün olan durumlarda sayı ile ifade edilen, kuruluşa veya bölümlerine uygulanabilen detaylı performans gereklilikleri olup çevresel amaçlara dayanır.

Bu amaçlara ulaşmak için ihtiyaçların ortaya konulması ve karşılanmasıdır.

İlgili Taraflar

Kuruluşun çevresel performansıyla ilgili veya bundan etkilenen bireyler ya da gruplar.

KuruluÅŸ

Şirket, anonim şirket, firma, kuruluş, otorite veya enstitü, yada bunların bir bölümü veya kombinasyonudur. Dolayısıyla anonim veya değil, özel veya halka açık, kendi görev ve yönetimine sahip bir organdır.

Kirlenmenin Önlenmesi :

Kirlenmeyi önlemek, azaltmak veya kontrol altında tutmak amacıyla yeniden devreye sokmayı, başka bir işleme tabi tutmayı, işlemde değişiklik yapmayı, kontrol mekanizmalarını,kaynakların etkin kullanımını ve malzeme ikamesini içine alabilen her türlü işlem ve uygulamaya başvurulması; malzeme veya ürünlerin kullanılmasıdır.

Not – Kirlenmenin önlenmesinin muhtemel yararları, olumsuz çevre etkilerinin azaltılması, etkinliÄŸin geliÅŸtirilmesi ve maliyetin azaltılmasını içine alır.(Keskin 1997)

ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİNİN YAPISI :

Çevre Yönetim Sistemi, ISO 9000 Kalite Güvence Sistemi’nin Deming Modeli ile paralellik gösterir. Bu model kuruluÅŸların faaliyetlerini 4 sürece ayırır:

Şekil 2 ISO 9000 Kalite Güvence Sistemi Deming Modeli

Kaynak : Arıyörük 1999

1. Planlama Süreci : Kuruluşun bütün amaç ve hedefleri belirlenir, uygulama yöntemleri geliştirilir.

2. Yap (Faaliyet Süreci) : Plan uygulanır ve üzerinde anlaşılan önlemler kuruluşun hedefleri doğrultusunda alınır.

3. Kontrol Et (Değerlendirme Süreci) : Plan dahilindeki faaliyetler etkinlik ve yeterlilik açısından kontrol edilip, sonuçlar planla karşılaştırılır.

4. İyileştirme (Düzeltici Faaliyet Süreci) : Belirlenen eksiklikler giderilir, değişen koşullara göre plan revize edilebilir, prosedürler gerekli olduğu şekilde yeniden yapılandırılır.

Böyle bir sistemin baÅŸarısından tüm çalışanlar sorumlu olmakla birlikte, özel olarak üst yönetimin baÅŸarıyı ve geliÅŸmeleri izlemek gibi bir sorumluluÄŸu vardır. Bu yüzden üst yönetim, sistemin baÅŸarısı için politika belirleyerek taahütlerde bulunmalı, liderlik yapmalı ve uygulamaları desteklemelidir. (Bursa Çevre Merkezi, Aktüel Dergisi 2000). Åžekil 1.5’de de görüldüğü üzere çevre yönetim sistemi bir çok katılımcının bulunduÄŸui geniÅŸ bir sistemdir.

Şekil 3 Çevre Yönetim Standartı Sistem Modeli

Kaynak : TSE 1995

Çevre yönetim sisteminde ana elemanlar;

 Çevre politikası

 Çevre programı veya aksiyon planı

 KuruluÅŸun yapısı

 Çevre yönetiminin iÅŸ ortamındaki operasyonlarla bütünleÅŸtirilmesi

Çevre önlemleri kuruluşun, işçi sağlığı, satın alma, ar_ge, üretim, geliştirme, pazarlama, finans gibi uygulamalarıyla bir yürütülmesi ve aralarındaki ilişkilerin prosedürlerini kapsar.

ÇEVRE STANDARTLARININ GELİŞİMİ:

Avrupa Birliği, 1993 Haziranında 1836 sayılı regülasyonunu (EMAS-Eko-Yönetim ve Denetim Programı) yayınlamıştır ve 1995 Nisanına kadar tüm üye ülkelerin regülasyonun gereklerini yerine getirmelerini şart koşmaktadır. (Bektaş 1997)

Bu geliÅŸmeler paralelinde EMAS’ın çıkış noktası olan ve 1992’de İngiliz Standartlar Enstitüsü(BSI) tarafından yayınlanan BS 7750 “Çevre Yönetim Sistemi-Özellikler ve Kullanım Klavuzu” 1994’de gözden geçirilerek standartlaÅŸtırılmıştır.

1991 yılında Uluslararası Standartlar TeÅŸkilatı (ISO) ve Uluslararası Elektroteknik Komisyonu (IEC) üye ülkeleri uzmanlarının katılımıyla bir stratejik Çevre Danışma Grubu (SAGE) oluÅŸturuldu. SAGE’nin araÅŸtırmaları sonucunda 1993’de Teknik Komite 207(TC 207) kurulmuÅŸ ve ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemi Standartları hazırlanmaya baÅŸlanmıştır.

ISO 14001 “Çevre Yönetim Sistemleri-Özellikler ve Kullanım Klavuzu”serinin belgelendirme standartıdır. TSE, bu standartın taslağını tercüme edip 1996 yılında yayınlamıştır. ISO Eylül 1996’da bu dökümanı standartlaÅŸtırmıştır ve bunu takiben BS 7750 Mart 1997’de yürürlükten kalkmış, Avrupa BirliÄŸi ISO 14001’i EN (Avrupa Normu) olarak kabul etmiÅŸtir. Åžu anda EN ISO 14001 ve EMAS’ın her ikisi birden uygulamadadır.

BS 5750 : İngiliz Standardı (uluslararası)

BS 7750 : İngiliz ÇYS standardı

AQAP : Allied Quality Assurance Publication. Nato’nun, 1968’den sonra çıkan bütün

standartları topladığı belge. Bu belgelerin geniÅŸletilmiÅŸ hali ISO 9000’i oluÅŸturmaktadır.

Şekil 5 Çevre Standartlarının Gelişimi

Kaynak : Bureau Veritas Çevre Yönetim Sistemi Eğitimi, 1999

ISO 9000

ISO 9000 serisi Avrupa BirliÄŸi ile uyum için gerekli uygulamalardan birisidir. 1987 yılında yayınlanan bu standartlar özellikle 1990 ve sonrasında yaygınlaÅŸmaya baÅŸlamıştır. Kalitenin en modern uygulaması olan Toplam Kalite Yönetimi’nin kabul edilebilir düzeyde uygulandığının göstergesi olan bu belge firmalar için güvenilirliÄŸin ve rekabetin vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiÅŸtir. (Küçükayberk 1998)

Bugün dünyada yüze yakın ülkede yüzbini aÅŸkın firma ISO 9000 belgelerini edinmiÅŸ durumdadır. Türkiye’de de bu uygulama gün geçtikçe yaygınlaÅŸmaktadır. Bir ürünün pazarlanmasındaki en önemli unsurlardan birinin kalite olduÄŸu düşünülürse, Avrupa BirliÄŸi gibi dünyanın devlerinin bulunduÄŸu bir ortamda ayakta kalabilmek isteyen firmaların bir an önce ISO 9000 belgelerini edinmeleri gerekmektedir.(Yavuz 1996)

ISO 14001

Çevre Yönetim Sistemi standartları olan TS EN ISO 14000 serisi, ISO (Uluslararası Standartlar TeÅŸkilatı) tarafından 1993’de kurulan Teknik Komite 207 tarafından hazırlanmıştır. ISO’nun üyesi olan Türk Standartları Enstitüsü, Çevre Standartları Hazırlık Grubu ile çalışmaları yakından takip etmiÅŸ, taslak aÅŸamasında görüş bildirerek standartların geliÅŸmesine ortak olmuÅŸtur. Ayrıca standartların tercümesi yapılarak ilgili kamuoyuna sunulmuÅŸtur. Böylece TSE, uluslararası ticaret yapan kuruluÅŸların çevre yönetim sistemi standartlarına hazırlıklı olmalarını saÄŸlamıştır.(Tüzün 1997)

TS EN ISO 14000 standartları ile kurulan Çevre Yönetim Sistemi’nin amacı kuruluÅŸun çevresel etkilerinin operasyon kontrolü ile bir geliÅŸim programı çerçevesinde belirlenen hedefler ve metodlarla yönetilmesidir.

Kuruluşlar; TS EN ISO 14000 standartları olmasaydı, ticaret yaptığı her ülkede ayrı çevre yönetim sistemi gereklerine uymak zorunda kalacaklardı. Farklı çevre yönetim sistemi programlarına uyum sağlamak yüksek masraflara neden olacaktı. Gelişmekte olan ülkelerdeki kuruluşlar, uygunluğun belgelendirilmesi için her ithalatçı ülkenin sertifikasyon birimleri tarafından değerlendirilmek zorunda kalacaklardı ve durum ilave külfetler getirecekti.(Öner 1999)Oysa TSE EN ISO14000 Çevre Yönetim Sistemi standartları globalleşen dünyada çevre için ortak bir dil olmuştur. Kendi içinde hassas bir dengede olan çevre ancak, kuruluşun tüm faaliyetlerinin kapsandığı, böyle bir sistemle korunabilecektir. (Öner 1999)

Haziran 1992’de Rio de Janerio’da toplanan BirleÅŸmiÅŸ Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda, yüzü aÅŸkın ülke bir deklerasyon imzalayarak çevre yönetim programlarının daha da geliÅŸtirilmesi gereÄŸi üzerinde anlaÅŸmaya varmışlardır. ISO’nun, Çevre Yönetim Sistemleri ile ilgili 14000 numaralı belgeler dizisi iÅŸte bu çerçevede ortaya çıkmıştır.(Keskin 1999).

ISO 14000 serisi, kuruluÅŸlara çevre sorunlarını sistematik ve anlamlı bir biçimde ele almalarını saÄŸlayacak bir dizi araç sunmaktadır. Bu standartlar atıklar üzerinde kısıtlamalar yada üst sınırlar getirmek yerine karar alma fonksiyonuna pozitif bir katılım sunmakta, her çevre sorununu ayrı ayrı ele alınmak yerine birçok alanda aynı anda deÄŸiÅŸim yaratacak kapsamlı bir yaklaşım getirmektedir. ISO 14000’in anahtarı, yönetim üzerindeki vurgusudur. Planlama, örgütleme, eÄŸitim, inceleme ve karar verme gibi yönetim alanına giren birçok fonksiyon üzerinde sistem yaklaşımı, personelin ve örgütün uyacağı kesin bir kurallar dizisi ile önemli ölçüde geliÅŸtirilebilir. Standartlar genel olarak ÅŸirketlere çevresel zorunluluklarını karşılamak için birleÅŸik bir yaklaşım oluÅŸturmalarına yardım eder.

ISO 14001’in ÅŸartlarına uygunluk ve bunun bir belge ile kanıtlanması, globalleÅŸen dünya ticaretinde yaÅŸayabilmenin gün geçtikçe bir ön ÅŸartı olmaktadır. Birçok sanayi kuruluÅŸu için ISO 14001’e uygunluk belgesine sahip olmak, üretttiÄŸi malları özellikle yurtdışına satabilmek için bir zorunluluk olmaya baÅŸlamıştır. Bu baÄŸlamda, kuruluÅŸlardan ISO 14001 belgesinin sorulması, uluslararası ticarette tarife dışı bir engel olarak da deÄŸerlendirilmektedir.

Bu standart;

• Bir Çevre Yönetim Sistemi uygulayan, bu sistemi sürdüren ve geliÅŸtiren,

• Kendi Çevre Politikasına riayeti taahhüt eden,

• Ku riayeti baÅŸkalarına da gösterebilen

• Çevre Yönetim Sistemi’ni kendi bünyesi dışındaki bir kuruluÅŸa tescil ettirmek ve bu konuda sertifika almak isteyen,

• Kendi isteÄŸiyle bu standarta uyma konusunda kararlı olan ve bu hususu beyan eden,

tüm kuruluşlara uygulanabilmektedir. Genel bir standart olduğundan her tip büyüklükteki organizasyon için imalat, ticaret veya hizmet sektörlerinde uygulanması mümkündür.

ISO 14001 standartı, kuruluşların politika ve amaçlarını tespit edebilmelerini mümkün kılmak amacıyla mevzuatta koşulan şartlarla, önemli çevre etkilerini dikkate alarak, bir çevre yönetim sistemi için gerekli şartları belirlemeleri ile ilgili hususları kapsamakta, kuruluşların kontrol altında tutabildikleri ve etkileyebildikleri çevre etkilerine uygulanmaktadır.(Haklik 1997)

ISO 14001’in amacı, organizasyonları ve çalışmaları çevre yönetimi konusundaki bir politika çerçevesinde yürüterek diÄŸer kuruluÅŸlara örnek teÅŸkil etmektedir. ISO 14000’in ana özellikleri ÅŸunlardır;

• ÖNLEYİCİDİR. Çevreye verilen zararların oluÅŸmadan önlenmesini hedefler,

• GELİŞİMCİDİR. Sürekli kontrol ve denetimlerle performansı iyileÅŸtirmeye yöneliktir,

• GÖNÜLLÜLÜK esasına dayanır. Ancak sistem bir kere kurulursa, standartın gereklerine uymak zorunludur,

• SİSTEM bazlıdır. Kullanılan sistem dökümante edilmiÅŸ belge prosedürlerle desteklenmektedir.

Sistemin kurulup iÅŸletilmeye baÅŸlatılmasından sonra kuruluÅŸ, tarafsız bir belgelendirme kurumunu davet ederek sisteminin ISO 14001 standartına uygunluÄŸunun tetkik edilmesini isteyebilir. Bu tarafsız(üçüncü taraf) belgelendirme kurumu yaptığı inceleme sonucu çevre yönetim sistemi’nin varlığı, çalıştığı ve etkinliÄŸi konusunda olumlu karar verirse, kuruluÅŸ ISO 14001’e uygunluk belgesi ile ödüllendirilir.

Verilen bu belge, belgelendirilen kuruluş kadar belgelendirmeyi yapan kurum için de prestij konusudur; yersiz ve hatalı verilen bir belge isimlerini ve dünya üzerindeki akreditasyonları zedeleyebilir. Bu sebeple tarafsız belgelendirme kurumları, verdikleri belgelerin geçerliliğini, belli aralıklarla yaptıkları sistem denetimleri ile sınarlar. Bunun yanı sıra, belgelendirme yapan tarafsız kurumların ISO 14001 konusunda danışmanlık vermeleri mümkün değildir. (Hart 1997)

Çizelge 1 Türkiye’de ISO 14001 sertifikası alan endüstri kolları

Kaynak: TSE Ankara 2000

TS-EN ISO 14000 ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİNİN BİR KURULUŞA SAĞLADIĞI BAŞLICA AVANTAJLAR

 Tüketicinin çevre için beklentilerine cevap vermek.

 KuruluÅŸun halkla iliÅŸkilerini olumlu yönde geliÅŸtirmek.

 Uluslararası yeni standartları uygulayarak alanında önder olmak.

 İmajını ve pazar payını artırmak.

 TaÅŸeronların belgelendirme kriterlerine cevap vermek (öncelikle KOBİ için).

KuruluÅŸun verimliliÄŸi ve çevre performansını artırması bakımından TS-EN-ISO 14000’le uyum saÄŸlamak büyük önem taşır.

TS-EN-ISO 14000 BELGELENDİRMESİNİN FAYDALARI

TS-EN-ISO 14000 Belgesini almış kuruluşlar, gerek ulusal, gerekse uluslararası arenada pek çok yönden avantajlar kazanacaklardır. Çevreyi, yasal mevzuat ve yönetmeliklere göre korurken, yönetim sistemi kapsamında çevresel etkileri en etkili ve en hesaplı yollarla en aza indirgeyeceklerdir.

ISO 14000 ve ISO 9000 STANDARTLARININ KARÅžILAÅžTIRILMASI:

1) ISO 9000 ve Çevre İlişkisi

ISO; Uluslararası Standart Kurumu (International Standartization Organization)

1947 yılında uluslararası mal ve hizmet değişimi için geçerli olacak standartları hazırlamak amacı ile kurulmuştur.

ISO 9000 Kalite Standartları Serisi, bir işlemin kaliteye önem verdiği ve kalite ihtiyaçlarını karşılayabileceğini müşterisine kanıtlayacak etkin bir kalite sistemini nasıl kurabileceğini, dökümante edebileceğini ve sürekliliğini sağlayabileceği konusunda yol. gösterir

ISO 9000 kalite standartları serisinin kullanımı, firmada yönetimim iyileştirilmesini, faaliyetlerin daha iyi planlanması, problemlerin daha hızlı çözülebilmesini, verimliliğin, kazancın ve saygınlığın artmasını sağlar.

ISO 9000 Kalite Standartlarının kullanım amaçlarından biri de maliyetin azalmasına yardımcı olması, kaynakların verimli kullanımıyla kazancın artırımının saÄŸlanmasıdır kalite sistemi uygulamakla kalitenin her aÅŸamada oluÅŸmasına güvence saÄŸlamak öncelikle müşterileri tatmin edecektir. ISO 9000’in yararları kısaca ÅŸu ÅŸekilde sıralanabilir:

- Pazar payının ve karın artması

- Verimliliğin artması

- Maliyetin azalması

- Çalışanların tatmini

- Müşteri şikayetlerinin azalması

- Daha az servis-bakım

- Maliyet ve zamandan tasarruf

- Kaynakların optimum kullanımı ve

- İadelerin azalması

şeklindedir. Müşteri açısından, kullanımda uygunluk, güvenlik ve sağlık ve tatmin amacına içermektedir.

2) ISO 9000 ve ISO 14000 Arasındaki İlişki

ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemi, ISO 9000 yönetim prensiplerini baz almış bir standarttır. Eğer firmalar ISO 9000 sistemine sahip değillerse, bekleyin önce ISO 9000 sistemini kurun, sonra ISO 14000 sistemini daha rahat kurarsınız mantığı da yanlıştır.

Eğer firmanın ISO 9000 sistemi yoksa ve ISO 14000 sistemini kurmak istiyorsa firmaların sistemlerini bu iki sisteme göre başlangıçta kurmaları, gereksiz düzenlemeleri önlemek açısından en akıllı çözümdür. Her ekonomik, hem başarılı, hem de hızlıdır. Çizelge 2 de ISO 9000 Kalite sistemi ile ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemi arasındaki ortak noktalar siyah bölgeler ile gösterilmiştir(Esen 1997).

ISO 9000 Kalite Güvence Sistemi ile ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemi arasındaki bariz en önemli farklılıklar aşağıdaki gibidir.

 ISO 14000’in ISO 9000’den en önemli farkı sürekli geliÅŸmeyi daha fazla vurgulamasıdır. ÇYS’nin en önemli kısmı BaÅŸlangıç Mahiyetinde gözden geçirme denilen, kuruluÅŸun çevreyle etkileÅŸen yönlerinin,mevcut mevzuat durumunun, geçmiÅŸte yaÅŸanan çevresel problem ve kazaların, kısaca firmanın o anki durumunun belirlenmesi aÅŸamasıdır.

 ISO 9000 Kalite güvence sisteminde Kalite Kayıtlarının ürün sorumluluÄŸu süresince saklanması zorunluluÄŸu ISO 14000’de yoktur. (Firma, kayıtları ne kadar saklayacağını prosedürlerinde belirtiyor ve bunu uyguluyor).

 ISO 9000’de istenen dokümantasyon zorunluluÄŸu ISO 14000’de asgari düzeydedir.

 ISO 14000 Çevre Yönetim Sisteminde uygunsuzlukların dökümante edilmesi zorunluluÄŸu yoktur. (fakat düzeltme ve önleme faaliyetlerinin dökümante edilmesi gerekiyor).

 KuruluÅŸlar, Çevre Yönetim Sistemine sahip oldukları performans düzeyinden girebilir.

 Kalite güvence sisteminde maddenin kalite yönünden ele alınması ve incelenmesi ağırlıktadır. Oysa Çevre Yönetim Sistemine, yer, su ve havaya olan çevre etkileri ile madde ve enerji dönüşümleri de ele alınmaktadır.

 Kalite güvence sisteminde ürünün kullanımı sürecini de kapsayan düşünce “Çevre Yönetim Sistemi”nde ürünün kullanımı sonrası artık hale gelmesi sürecini de kapsamaktadır(Esen 1997).

 ISO 9000 Kalite güvence sistemi standartlarında çalışanların motivasyonu konusuna deÄŸinilmediÄŸi halde ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemi Standart’ ında çalışanların motivasyonu konusuna yer verilmiÅŸtir.

 Kalite güvence sistemi standartları, belgelendirme için üç model (ISO 9001, 9002, 9003) içermesine karşın Çevre Yönetim Sistemi standartında tek bir model (ISO 14001) söz konusudur.

 ISO 9000 maddelerinin çoÄŸu yönetimle ilgilidir ve prosedürlerle tanımlanan faaliyetlerin standarda uygun olması yeterlidir. Oysa ISO 14000’in maddelerinin bir çoÄŸunda bilimsel ve mühendislik metodlarına gereksinim bulunmaktadır. Yani bir tek ISO 14000 standardına baÄŸlı kalamazsınız(Esen 1997).

 Çevre Yönetiminde ilgili taraflar hem çok çeÅŸitlidir hem de çok sayıdadır. Bunlar tedarikçiler, müşteriler, tüketiciler personel, eÄŸitimciler, medya, çevre grupları, komÅŸu kuruluÅŸlar, yakın çevrede oturan insanlar ile yerel yönetim ve diÄŸer resmi kurumlar olabilir. Oysa Kalite Yönetimi genellikle üreticilerle, çalışanlarla ve tüketicilerle ilgilidir.

 ISO 9000 sisteminden kaynaklanan uygunsuzluk durumlarında bir ceza uygulaması söz konusu olmazken, Çevre Yönetim Sisteminin (ÇYS) bazı unsurlarının uygunsuzluÄŸundan ötürü resmi makamlar tarafından bir ceza uygulaması gündeme gelebilir.

 ÇYS’nin etkileri ve sonuçları, KYS’ne oranla daha uzun bir zamanda ortaya çıkar. (KALDER 2000)

.

Çizelge 2 ‘de koyu taranmış bölgeler ISO 9000 ve ISO 14000 standartlarının maddeleri içerik olarak çakışmaktadır. Çizelge 2’ ye göre her iki standartın sadece iki noktada (4.8; 4.3.7) hiç uyuÅŸmadığı görülmektedir (Esen 1997).

ISO 9001

ISO 14001 4.1 4.2 4.3 4.4 4.5 4.6 4.7 4.8 4.9 4.10 4.11 4.12 4.13 4.14 4.15 4.16 4.17 4.18 4.19 4.20

4.1

4.2.1

4.2.2

4.2.3

4.2.4

4.3.1

4.3.2

4.3.3

4.3.4

4.3.5

4.3.6

4.3.7

4.4.1

4.4.2

4.4.3

4.4.4

4.5

Çizelge 2 ISO 9000 ve ISO 14000’nin karşılaÅŸtırılması (Esen 1997).

ISO 9000 ile ISO 14000’in Benzer Elemanları:

• Politika, amaç ve hedefler

• Sorumluluklar, organizasyon yapısı, yönetim temsilcisi

• Dökümantasyon yapısı, prosedür ve talimatlar

• EÄŸitim

• İç denetimler

• Yönetimin gözden geçirmesi (Çakan 1999).

ISO 14000 ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİ STANDARTLARININ UYGULANMASINDA ÜNİVERSİTELERİN YERİ

ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemi standartları, ürünün hammaddelerinden mamul madde haline getirip, etiketlemesine, pazara arzına kadar her kademesinde çevresel faktörlerin dikkatine alındığı ve gerekli her türlü araştırmanın yapıldığı bir dizi standartlar olduğu daha önce ifade edilmişti.

Standartların uygulanması gerekli laboratuar, atölye vb. altyapının hazırlanması her türlü araştırmanın geleceğe yönelik plan ve programlarının yapılması konusunda uzman bir kadro ile mümkündür (Kumbur 1996). Bu nedenle bu standartların uygulanmasında üniversite ve benzeri araştırma kurumlarının önemi büyüktür. Üniversiteler sistemin başarıya ulaşması için sistem içinde bir şekilde yer almalıdır.

Özellikle Çevre Mühendisliği eğitim ve öğretimi yapan, üniversitelerimizin ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemi Standartlarının uygulanmasında çok daha etkin olacakları bir gerçektir. Çünkü bu standartların uygulanması sırasında her kademede eğitim-öğretim ve araştırma vardır. Bu konular ise üniversitelerimizin devamlı olarak yapmakta olduğu faaliyetlerdir. Fakat bu kuruluşların etkin ve faydalı olabilmeleri için konu ile ilgili amaç, plan, eğitim, araştırma konularında gerekli alt yapı ve deneyimli elemanlarının olması gerekir.

Üniversite ve araştırma kuruluşlarımızın da üretici kuruluşlarımız gibi bu konuda aynı ölçüde kendilerini yenilemeleri, eksiklerini gidermeleri, klasik üniversite anlayışından uzaklaşmaları gerekmektedir (Kumbur 1996). Bu iş için üniversiteler, üretken çevre ve sanayi ile iç içe olabilecek bir yapılanmaya gitmelidir.

Çevre yönetimi ve ISO 14000 ile ilgili olarak üniversitelere düşen bir görev de; çevre sistemlerine göre faaliyet gösteren kuruluşların belirli periyotlarla, belirli ilkelere göre denetiminin yapılmasında bulunmaktadır. Bu denetim kuruluş temsilcisi ile üniversite bağımız kuruluşlarla müşterek yapılmalıdır.

ISO 14000 çevre yöntemi sistemleri çerçevesinde üniversitelerin ve araştırma kuruluşlarının yapabileceği bazı faaliyetler vardır.

Çevre yönetim sistemi genel olarak; taahhüt ve politika, planlama, uygulama, ölçme, değerlendirme, gözden geçirme, iyileştirme ve sürekli iyileştirme basamaklarından oluşur. Bu basamakların hepsinde üniversiteler hizmet verebilir. Üniversitelerin yapabileceği hizmetler şunlardır.

 Danışmanlık hizmeti,

 Her türlü idari ve mevzuatın belirlenmesi,

 Çevre ile ilgili önemli sorumlulukların belirlenmesi,

 Mevcut çevre yönetim ve uygulama yöntemleri,

 Kalite, saÄŸlık, güvenlik gibi kuruluÅŸ ilkelerinin belirlenmesi,

 Mevcut durumun saÄŸlıklı bir ÅŸekilde incelenip, rapor edilmesi,

 ÇED raporunun hazırlanması,

 Üretim sırasında gerekli makine teçhizat tespiti,

 Atıkların deÄŸerlendirilmesi ve bertaraf edilmesi,

 Çevre yönetim planı ve programının hazırlanması,

 KuruluÅŸun faaliyet, ürün ve hizmetlerinin çevre ile olan etkileri,

 Üretim sırasında ortaya çıkabilecek önemli çevre sorunları,

 Gürültü kontrolü ve denetim,

 Tehlikeli maddelerin yönetimi denetlenmesi,

 Denetim hizmetleri,

 EÄŸitim, kurs vb. hizmetleri (çevre, personel, kanun, tüzük, cihaz vb.) ve

 Çevre yönetim sistemine uygun olarak faaliyet yapılıp, yapılmadığının denetimi

gibi konularda üniversiteler ve araştırma kuruluşları üretim yapan kuruluşlara etkin bir şekilde hizmet verebilir. Ayrıca hizmetlerin bu konularda uzman ve altyapısı olan yerlerden, alınması, üretim yapan kuruluşlar için daha ekonomik ve sağlıklı olabilir (Esen 1997).

TÜRKİYE’DE ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİ UYGULAMALARI

GiriÅŸ

Türkiye’de ÇYS uygulamaları BS7750 ve EMAS yaklaşımlarıyla baÅŸlatılmıştır. Ancak, Yedinci BeÅŸ Yıllık Kalkınma Planı, Türkiye Ulusal Çevre Stratejisi ve Eylem Planı ile Çevre Bakanlığı’nın çevre ÅŸuralarında yer verilmesine; TSE ile çeÅŸitli meslek ve kitle örgütlerinin yaygınlaÅŸtırma çabalarına karşın Türkiye’de de, henüz son derece sınırlı sayıda kuruluÅŸta gerçekleÅŸtirilebilmiÅŸtir. Ekim 1999’a deÄŸin yalnızca 44 kuruluÅŸ, TS-EN-ISO14001 yaklaşımıyla kendi ÇYS’ ni kurup gerekli iÅŸlemleri sonuçlandırarak TSE’den “Çevre Yönetim Belgesi” alabilmiÅŸtir. [Bu kuruluÅŸların 9’u Kocaeli, 7’si İstanbul, 5’i İzmir, 4’ü TekirdaÄŸ, 3’ü Konya, 3’ü Bilecik, 2’si Balıkesir ve bireri de Bursa, Rize, Karaman, EskiÅŸehir, Kırklareli, Manisa, Ankara, Yalova, Adana, Kayseri ve Çorum’dadır.]

Sektörel, ve yersel dağılımı da “dengesiz” olduÄŸu söylenebilecek olan bu kuruluÅŸların 15’i elektrik-elektronik; 8’i gıda; 5’i hizmet; 3’ü yapı gereçleri, 3’ü kimya ve ötekileri de ambalaj, kağıt, taşıyıcılık alanlarında etkinlikte bulunmaktadır.

Öte yandan, TS-EN-ISO 14001 yaklaşımıyla ÇYS kuran 44 kuruluÅŸa yönelik bir soruÅŸturma yapılarak yaklaşımın yaÅŸama geçirilmesi sırasında aldıkları hareket noktaları ile karşılaÅŸtıkları sorunları ve saÄŸlanabilen yararları belirlenmesi çabasına girilmiÅŸtir. Elde edilen bulgulara göre soruÅŸturmaya cevap veren 22 kuruluÅŸun 21’i daha önce ISO 9000 belgesi de almıştır ve çoÄŸunluÄŸu, dışsatım yapmaktadır. SoruÅŸturma sırasında bu kuruluÅŸlardan “TS-EN-ISO 14001 belgesi almanın üç nedeni” ni önemlerine göre sıralamaları istenmiÅŸtir. Belirli baÅŸlıklar altında toplanamayacak denli çeÅŸitlilik gösteren, cevaplar kuruluÅŸların etkinlik konularına göre sınıflandırılarak aÅŸağıda verilmiÅŸtir. (DPT, Ekonomik ve Sosyal Sektördeki GeliÅŸmeler, Ankara, 1988).

Gıda Sanayii

 Hammadde, enerji ve doÄŸal kaynaklarımızı verimli kullanmak

 Uluslararası standartları uygulayarak alanında önder olmak

 Artan sanayileÅŸmenin oluÅŸturduÄŸu firmamızdan kaynaklanan kirliliÄŸi sistemli bir ÅŸekilde en aza indirmek

 Kaynak kullanımını azaltmak, atık miktarını azaltarak

 Atıklarımızı kontrol altına alarak çevre kirliliÄŸini önlemek

 Çevre konusunda gerekli yatırımları yaparak çalışanları eÄŸiterek örnek bir kuruluÅŸ olmak

 Çevrenin ve doÄŸal kaynaklarının korunması

 …’in (TopluluÄŸun) genel politikalarına uymak

 Çevre konusunda tüm çalışanlarımızı ve müteahhitlerimizi bilinçlendirmek ve bireysel sorumluluk kazandırmak

 Çevreye verilen önem

 Kanun ve yönetmeliklere uymanın gerekliliÄŸi

 Kaynak kullanımının minimize edilmesi

 Toplumsal kabulü saÄŸlama

 Çevresel koruma konusunda etkinliÄŸimizi artırma

 Müşteri memnuniyeti saÄŸlama

Elektrik-Elektronik

 Müşteri tarafından istenmesi (ihale zorunluluÄŸu)

 Çevreye verilen atıkların azaltılması- çevre kirliliÄŸinin önlenmesi

 Geri dönüşümün saÄŸlanması

 Yapılan çevre yönetimi faaliyetlerinin belgelendirilmesi

 Müşterilerin talepleri

 Çevre faaliyetlerinin standardize edilmesi

 Pazar payının artması

 Faaliyetlerden kaynaklanan çevreye etkileri önleme

 Atık/fire miktarını azaltma, çevreye duyarlılık

 Müşteri talebi

 Kalite politikamız ve çevre duyarlılığımız

 Çevre mevzuatı

Yapı Malzemesi Sanayii:

 Çevreye verilen önem

 Toplum tarafından algılanma

 Tüketici bilincinin artması ve müşteri beklentisini gerçekleÅŸtirme

 Çevreye ve topluma saygılı olmamız

 Çevre ile ilgili politika ve amaçları tespit ederek bir usul geliÅŸtirmek

 OluÅŸturulan bu usul ile çevrenin korunması ve kirlenmesinin önlenmesine yönelik çalışmalarımızın yetkili bir kuruluÅŸ tarafından denetlenmesi

Kimya Sanayii

 Sürdürülebilir kalkınmanın sürekliliÄŸinin saÄŸlanmasında destek

 Çevre ile ilgili faaliyetleri genel yönetim faaliyetleriyle bütünleÅŸtirilerek sistemli bir hale getirilmesi

 Toplumun ve müşterilerin çevreye yönelik beklentilerinin karşılandığının belgelendirilmesi

 Çevre ile ilgili mevcut aktiviteleri sürekli geliÅŸmeyi hedefleyen bir sisteme sokmak

 Firmanın olumlu imajına katkıda bulunmak ve resmi kurumlarla iletiÅŸim kolaylığı

 Sigortalanma ÅŸartlarının hafifletilmesi

 Çevre duyarlılığı

 Çalışanlarda çevre konularında sürekli geliÅŸim isteÄŸinin varlığı

 Gelecek nesillere daha temiz çevre saÄŸlama duygusu

Hizmet Kuruluşları

 Çevre bilinci

 Üçlü sorumluluk (kalite+emniyet/iÅŸ güvenliÄŸi+çevre)

 Toplam kalite (mükemmelliÄŸe yaklaşım)

 Öncü ve örnek olmak (sektörümüzde)

 KuruluÅŸumuzun çevresel etkilerini azaltmak

 Yönetimin isteÄŸi

 KKK’ lığının (Kara Kuvvetleri Komutanlığı) emri

 İstihkam Okulu ve EÄŸitim Merkezi Komutanlığının çevre bilincini belgelemek

 DiÄŸer kamu kurum ve kuruluÅŸlarına çevre duyarlılığı konusunda örnek olmak

Sürekli gelişmeyi çevreyi koruyarak sağlamak (DPT, Türkiye Ulusal Çevre Stratejisi ve Eylem Planı, Ankara 1998).

ISO 14000 ALMA AÅžAMALARI

1. Başlangıç Mahiyetinde Gözden Geçirme

Kuruluşun o andaki çevre durumunun değerlendirilmesidir. Başlangıç mahiyetinde gözden geçirme, çevre konularının, yönlerinin, etkilerinin, performansının ve kuruluşun kontrol faaliyetlerin detaylı bir analizini kapsar.

Başlangıç mahiyetinde gözden geçirme aşağıdakilerden oluşur:

1. Potansiyel çevre konularının ve operasyonlardan kaynaklanan ilgili hususların belirlenmesi ve değerlendirilmesi

2. Mevcut yönetimsel ve operasyonel uygulama ve prosedürlerin belirlenmesi

3. Daha önceki çevresel kazalar, olaylar ve bunların sonucunda azaltıcı ve önleyici tedbirlerin belirlenmesi

4. Yasal ve düzenleyici şartlar ve bu şartlarla ilgili yapılanların durumu

Başlangıç mahiyetinde gözden geçirme, normal ve anormal çalışma koşullarıyla birlikte, potansiyel acil durum koşullarının tanımlanmasını da içerir.

Başlangıç mahiyetinde gözden geçirme genelde;

 Yasal ve düzenleyici ÅŸartların belirlenmesini

 İlgili kriterlerle karşılaÅŸtırarak baÅŸarının deÄŸerlendirilmesini

 Mevcut çevre yönetim uygulama ve prosedürleri, servis sözleÅŸmesi ve tedariÄŸi ile ilgili mevcut politika prosedürlerinin belirlenmesini

 Daha önceki uygunsuz olayların araÅŸtırılmasından yararlanılmasını

içerir.

Avantajları:

 Çevre yönetim sistemi için temel oluÅŸturur.

 Önemli risk alanlarının ve önceliklerinin belirlenmesine yardımcı olur.

 Potansiyel problemleri daha net gösterir ve bu problemlerin önlenmesine yardımcı olacak bilgiyi saÄŸlar.

 Mevcut ve gelecekte olabilecek yasal ÅŸartları belirler.

2. Çevre Yönetım Sisteminin Temel Prensipleri

Bir ÇYS sisteminin kurulması ve geliştirilmesi için atılacak ilk adım kuruluşun faaliyet ve hizmetlerinin çevre yönlerinin yönetimde başarı derecesinin yükseltilmesi amacıyla, en üst yönetimden bir taahhüt almaktır.

ISO 14000 serisinin belgelendirme standardı olan ISO 14001 5 ana başlıkta toplanmaktadır. Bunlar ;

Çevre Politikası:

TS-EN-ISO 14001’e göre, kuruluÅŸun üst yönetimi çevre politikasını hazırlamalıdır. Çevre politikası, yürürlükte çevre yasa ve yönetmelikleri ile uyumlu olmalı ve sürekli geliÅŸmeyi desteklemelidir. Bu politika dökümante edilmeli ve tüm çalışanlara öğretilmelidir.

Planlama:

TS-EN-ISO 14001’e göre, çevre politikası oluÅŸturulduktan sonra kuruluÅŸ, çevre yönetim sisteminin planlarını hazırlamalıdır. Planlamada, kuruluÅŸun faaliyetlerinin, servisinin çevreye etkisi belirlenmeli, çevre yasa ve yönetmelikleri ile uyumlu amaç ve hedefler saptanmalı ve çevre yönetim programı oluÅŸturulmalıdır.

Uygulama ve İşlem:

TS-EN-ISO 14001’e uygun bir sistem için uygun bir sistem için uygulama ve iÅŸletme basamaktır. Çevre yönetim sisteminin kurulabilmesi için gerekli kaynak; teknoloji, finans ve insan gücü saÄŸlanmalı, uygulama ve iÅŸlemi sürekli kontrol altında tutabilmek için bir yönetim temsilci seçilmelidir. Acil hal planları yapılmalı ve olası bir kaza anında kimin sorumlu olacağı, ne yapılacağı belirlenmelidir.

Kontrol ve Düzeltici Faaliyetler:

TS-EN-ISO 14001’e göre, çevre yönetim sisteminin içinde düzeltici ve önleyici faaliyetler yapılmalıdır. IÅŸletme sürekli iyileÅŸtirilmeli ve yönetimci belirlenmiÅŸ olan hedeflere ulaşılmalıdır. Çevre yönetim sistemi sürekli kontrol altında tutulmalı, olası aksaklıklar için düzeltici ve önleyici faaliyetler baÅŸlatılmalıdır. Ayrıca, kuruluÅŸ kendi içinde sistemi TS-EN-ISO 14001’e göre denetiminden geçirmeli ve sonuçları üst yönetime sunmalıdır.

Yönetimce Yürütülen Gözden Geçirme:

Kuruluşun üst yönetimi, çevre yönetim sisteminin uygunluğunu, yeterliğini ve etkinliğini sürdürebilmek için kendisinin tayin ettiği aralıklarla çevre yönetim sistemini gözden geçirmelidir. Çevre politikası, amaç ve hedefleri gerekirse değiştirmeli, iç denetim sonuçları incelenmeli, çevreyle ilgili yasa ve yönetmeliklerdeki değişiklikler uygulanmalıdır.

Şekil 4 Çevre Yönetim Sistemi Temel Prensipleri

2.1 Çevre Politikası

Çevre Politikası, organizasyonun tüm çevre performansı ile ilgili niyet ve ilkelerini dile getiren beyandır ve çevre yönetim sisteminin yönünü gösterir. Faaliyetler ve daha spesifik çevre amaç ve hedeflerinin gelişmesi için çerçeve görevini görür.

Çevre Politikası;

 Yazılı olmalı

 Firma üst yönetimince hazırlanıp onaylanmalı

 Kamuya açık olmalı

 KuruluÅŸun tüm kademelerince anlaşılıp uygulanmalı

 KuruluÅŸun çevre ile ilgili faaliyetlerinin çevreye olan etkileri ile baÄŸlantılı olmalı

 Çevre yönetim sisteminin kuruluÅŸun hangi faaliyetlerini kapsadığını

açıklamalıdır. Ayrıca üst yönetim bu çevre poltikasının;

 KuruluÅŸun sürekli geliÅŸme ve kirlenmenin önlenmesine iliÅŸkin taahhüt içermesini

 KuruluÅŸun yürürlükte bulunan çevreyle ilgili mevzuat ve idari düzenlemelere, kendiliÄŸinden tabi olduÄŸu diÄŸer ÅŸartlara uyacağına dair taahhüdü içermesini

 Çevre amaç ve hedeflerinin tespiti ve gözden geçirilmesi için bir çerçeve görevi ifade etmesini saÄŸlamalıdır.

Çevre politikası, kuruluşun iş stratejisinin içine entegre edilmeli ve diğer politikalarla uyumlu olmalıdır (Kalite, sağlık ve güvenlik gibi). Bu yüzden en üst düzeylerde başlatılmalı, geliştirilmeli ve bilfiil desteklenmelidir.

Çevre Politikası, halka yönelik ilk beyan olmasının yanında, tüm çalışanlara kuruluşun çevre yönetimini ve neden gerekli olduğunun, işbirliğinin ve desteklerinin önemini anlatmak için ideal bie fırsattır. Çevre Politikasına aşağıdakiler yada bunların birleşimi gibi bir yaklaşım olabilir.

 Hedef yada vizyon

 Çevre korumasına veya sürdürülebilir kalkınma üzerine yoÄŸunlaÅŸan beyan

 Temel deÄŸerler

 Rehber prensipler

 Uluslar arası çevresel insiyatif için destek

2.2 Planlama

Çevre politikası oluşturulduktan sonra, ISO 14001 örgütün politikayı ortaya çıkaracak bir plan geliştirmesini gerektirir. Standardın planlama süreci aşağıdaki gibidir;

• Çevre etkilerinin belirlenmesi

• Yasal ve diÄŸer gerekliliklerin belirlenmesi

• Amaç ve hedeflerin belirlenmesi

• Çevre Yönetim programının belirlenmesi

2.2.1 Çevre Etkileri

Kuruluş faaliyet, ürün ve hizmetlerin neden olduğu dolaylı ve doğrudan çevresel etkileri belirlemeli, değerlendirmeli, ve bunlar hakkında bir prosedür oluşturulmalıdır. Prosedür, kuruluşun bütün fonksiyonları, faaliyetleri ve prosesleri ile ilgili etkileri belirleyecek şekilde tasarlanmalıdır. Oluşturulacak prosedür şunları içermelidir;

• Çalışanların saÄŸlığı ve güvenliÄŸi üzerindeki akut olumsuz etkilerin deÄŸerlendirilmesi

• Çevrenin en yakın bileÅŸenleri üzerindeki akut olumsuz etkilerin deÄŸerlendirilmesi

• Etkilerinin yasalara uygunluÄŸunun belirlenmesi

• Etkilerin kuruluÅŸun diÄŸer standartları ve politikaları ile uygunluÄŸunun deÄŸerlendirilmesi

• Etkilerin mümkün olan en iyi endüstriyel teknolojiler kullanılarak kontrol edilip edilmediÄŸinin belirlenmesi

• Çalışanlarve çevre üzerindeki kronik etkilerin deÄŸerlendirilmesi

2.2.2 Yasal ve DiÄŸer Gereklilikler

Örgüt, faaliyetleri, ürünler ve hizmetlerinde doğrudan uygulanabileceği ve bağlı bulunduğu yasal ve diğer gereklilikleri tanımlamalı veya katalog hazırlamalıdır. Yasal gereklilikleri karşşılamak için prosedür geliştirilip uygulanmalı ve soruna karşı örgütün çabalarına delil olarak sertifikasyon süresi boyunca gösterilmelidir.

2.2.3 Çevresel Amaç ve Hedefler

ISO 14001’in amaçları; “uygulandığı yerde ölçülen ve örgütün ulaşılmak için oluÅŸturduÄŸu çevre politikasından doÄŸan gayedir” ÅŸeklinde tanımlanmıştır. Hedefler ise “örgütsel amaçlardan doÄŸan ve bu amaçlara ulaÅŸmak için oluÅŸturma ihtiyacı duyulan örgütün veya bir bölümünün baÅŸvurabileceÄŸi detayı performans gerekleridir.”

Amaçlar ve hedefler;

• Atıkların ve kaynakların kullanımının azaltılması

• Çevreye salınan kirleticinin azaltılması ve tamamen ortadan kaldırılması

• Ürünlerin; üretim, kullanım/tüketim ve atılma safhalarında çevre üzerindeki etkilerin en düşük seviyeye imdirecek ÅŸekilde tasarlanması

• Hammaddelerin çevre etkilerinin kontrol altına alınması

• Yeni geliÅŸmelerin çevre etkilerinin en düşük seviyeye indirilmesi

Gibi konularda taahhütler içerebilir.

2.2.4 Çevre Yönetim Programı

Çevre yönetim programının unsurları şunlardır;

 Yönetim yapısı, sorumluluklar, örgüt ve otorite

 Çevre yönetim iÅŸ süreci

 Kaynaklar(insan ve çabaları, fiansal kaynaklar ve araçlar)

 Uygulama ve süreç kontrolleri

 EÄŸitim

 Ölçme sistemi ve denetim

 Yönetimin gözden geçirilmesi

2.3 Uygulama ve İşletme

İşletmeler,etkin uygulama için politikalarını amaç ve hedeflerini gerçekleştirmek maksadıyla yetenek ve kapasitelerini geliştirmek için gerekli destekleri sağlayacak mekanizmaya sahip olmalıdır. ISO 14001 ÇYS uygulama ve işlemleri 7 unsurda değerlendirmektedir

• Yapı ve Sorumluluk (Çevre, hukuk, mühendislik, satınalma vs. departmanları)

• EÄŸitim, Biliçlendirme ve Yeterlilik (Çevre bilinci, kuruluÅŸun çevre politikası, çevre becerilerinin arttırılması, yönetmelik ve standartlara uygunluk, çevre yönetimi, vs)

• İletiÅŸim (ÅŸikayetler, mektuplar, basın açıklaması, halka açık günler, ziyaretler, kuruluÅŸ dışı raporlar)

• Çevre Yönetim Sistemi Dokümantasyonu (Çevre el kitabı, prosedürler, talimatlar, ÅŸemalar, vs.)

• Doküman Kontrolü

• İşletme Kontrolü

• Acil Durumlara Hazırlık ve Cevap Verme

2.4 Kontrol ve Düzeltici Faaliyetler

Kontrol ve düzeltici faaliyetler 4 ana başlıkta incelenmektedir;

2.4.1 İzleme ve Ölçüm

İzleme ve ölçüm dokümante edilmiş prosedüriere uygun olarak örgütün amaçları ve hedefleri doğrıltısında yapılmalıdır. İzleme ve test için kullanılan ekipmanlar kalibre edilmelidir. İzleme ve ölçüm, çevre ile ilgili yasa ve mevzuatlara uygun olarak gerçekleştirilmelidir.

2.4.2 Uygunsuzluk ve Düzeltici Faaliyetler

ISO 14001, örgütten uygunsuzluklar için düzeltici ve önleyici faaliyetleri oluşturma, araştırma ve başlatmayı sağlayan prosedürler meydana getirmesini ister. Ek olarak, uygunsuzlukla ilgili tüm faaliyetler için yetki ve sorumluluğun tespit edilmesi gerekir.

2.4.3 Çevre Kayıtlarının Tutulması

Kayıtlar, yönetim sisteminin yürürlülükte bulunan işletme ile ilgili işlemlerinin belgelenmesidir. Kayıtların, uygulama ile ilgili olmasına ve onunla sınırlı kalmasına özen gösterilmelidir. Bu kayıtlar, kuruluşun çevre politikasına uygun hareket edip etmediğini belirtmeye, amaç ve hedeflere ne ölçüde ulaşıldığını tayin etmeye elverişli bir şekilde planlamalı ve düzenli bir şekilde korunmalıdır.

2.4.4 Çevre Yönetim Sistemi Denetimi

ISO 14001 standardı, örgütlere ÇYS ‘nin gereklerine uygun bir ÅŸekilde gerçekleÅŸtirilip gerçekleÅŸmediÄŸini ortaya koyabilmek için ÇYS denetimi uygulamaları çaÄŸrısında bulunur. ÇYS’ nin denetimi, tanım olarak bir kuruÅŸunun ÇYS denetim kriterlerine uyup uymadığını tespit etmek için gerekli bilgilerin tarafsız bir ÅŸekilde toplanması, deÄŸerlendirilmesi ile bu iÅŸlemlerin. Sonuçlarının müşteriye sunulmasını içeren sistematik ve belgelenmiÅŸ doÄŸrulama sistemidir.

ÇYS denetiminin amacı;

• Denetime tabi olan kuruluÅŸun ÇYS’nin önceden belirlenen kriterlere uygun olup olmadığının

• KuruluÅŸun ÇYS’nin gerektiÄŸi ÅŸekilde uygulanıp uygulanmadığının

• KuruluÅŸun ÇYS’nde iyileÅŸtirmeye müsait alanların mevcut olup olmadığı

• KuruluÅŸun dahili önet,mini gözden geçirme konusundaki faaliyetlerinn, ÇYS’nin uygunluk ve etkinliÄŸinin sürekli kılınmasına müsait olup olmadığı

• KuruluÅŸun, baÅŸka kuruluÅŸlarla mal ve hizmet saÄŸlama veya ortaklık kurma arzusunda olduÄŸu durumlarda ÇYS’nin buna elveriÅŸli olup olmadığının belirlenmesi

2.5 Yönetimin Gözden Geçirilmesi

Yönetimin gözden geçirilmesÅŸ, ÇYS’nin baÅŸarısı için son derece önemlidir. Bu gözden geçirme, örgütün çevre politikası, uzun dönem amaçları, çecresel sonuçlar ve sürekli geliÅŸim için geribildirim saÄŸlar. Çevre Yönetim Sistemi sürecinde yönetimin sorumlulukları;

 Çevre politikası ve strateji

 ÇYS gözden geçirme ve denetim sonuçları üzerine yorumlar ve önlemler

 Çevre performans sonuçları ve üzerine yorumlar ve önlemler

 Sürekli geliÅŸme faaliyetleri

 Personel seçimi, örgütsel yapı ve kültür

 Finansal ve teknolojik kaynaklar

KAYNAKLAR

1. Anonim. 2000. ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemi

2. ARIYÖRÜK,O.1999.ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi Semineri, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, 4

3. Bureau Veritas Çevre Yönetim Sistemi Eğitimi 1999

4. ÇAKAN, A.E. Nisan 1999. ISO 14001 Temel Eğitim Notları.TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, 9

5. DPT, Ekonomik ve Sosyal Sektördeki Gelişmeler, Ankara, 1988

6. DPT, Türkiye Ulusal Çevre Stratejisi ve Eylem Planı, Ankara 1998

7. ESEN D., “ISO 14000 Nedir?”, Çevre Teknolojisi Dergisi, AÄŸustos 1997, S. 5-8, sayı 18

8. HAKLİK, J.E. ISO 14000 Environmental Management: Benefiting Companies, Saving the Environment, http://.clickit.com

9. HART,S.L. Ocak- Åžubat 1997. Beyond Greening: Strategies for a Sustainable World. Harvard Business Review

10. KALDER. 2000. TS-EN-ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemleri, BURSA, 32

11. KUMBUR H., “TS-ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemi Standarlarının Uygulanmasında Üniversite ve AraÅŸtırma KuruluÅŸalrının Yeri”, Standard Dergisi, S.100-104, Haziran 1996

12. KESKİN, Åž. 1999. Sistem Standartları Kavramı, Çevre Yönetim Sistemi’ne Sahip Olmanın Avantajları. TSE KALDER Çevre Uzmanlık Grubu Semineri, İstanbul,

13. KÜÇÜKAYBERK, D. Çevre Yönetim Sistemleri ve Standartları Yüksek Lisans Tezi. İstanbul, 78

14. ÖNER, E. Haziran 1999. ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemleri. Kalkınmada Anahtar Verimlilik, Y:11, Sayı 126

15. SAYRE, D. 1996. Inside ISO 14000 The Competitive Advantage of Environmental Management, St Luice Press, USA, 45

16. TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ. Eylül 1995. Çevre Yönetim Prensipleri- Sistemler ve Destekleyici Teknikler, Ankara, 2

17. TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ. 2000

18. TÜZÜN, T.2000.Çevre Yönetim Sistemine Yeni Bir Bakış.KALDER,Bursa

19. YAVUZ, H. Ekim 1996. Türkiye’de Çevre Yönetimi.TSE Tüketici Bülteni, Y:9, S:99, Ankara

20. ATOK, B. O. , 2000, Seramik Sektöründe ISO 14001 Uygulaması, Lisans Tezi, Bursa

Deniz KirliliÄŸi

Salı, 06 Kasım 2007

DENİZ KİRLİLİĞİ

1)Denizin üzerinde yüzen ve kirliliğe neden olan bazı maddeler vardır.

Bu maddeler şunlardır:

a)Sigara izmaritleri

b)Şişe,kola ve gazoz kapakları

c)Çekirdek kabukları

d)Pet ÅŸiÅŸeler

e)Naylon parçaları

Bu gibi maddeler denizdeki doğal hayatı etkilediğinden,balık,denizanası gibi canlıları olumsuz etkiler.

2) Evet denizin üzerinde yağ tabakası gözledim.Her ne kadar fotoğraf makinasıyla ayrıntılı olarak çekemediysemde çıplak gözle görebiliyorum.Genelde gemilerden küçük balıkçı motorlarından ve denize dökülen kanalizasyonlardan kaynaklanıyor.

3) Benim gözlem yaptığım bölümde denizin derinliği yaklaşık 50 m kadardı.Bu bölümde ölçüm yapma olanağım yoktu.Ancak 1-2 m derinliğe kadar etkisini tahmin edebiliyorum.Ayrıca burada toplanan atık maddeleri fotoğraf makinasıyla tespit ettim.

4) Kabaca tahmin edersek benim gözlem yaptığım bölgede % 30 u atık maddelerle kaplıydı.

5) Bu konuda o bölgedeki kişilerle yapmış olduğum konuşmalarda,bana söylenen,İstanbul Boğazı genelinde zaman zaman atıkları toplama çalışması yapıldığı,ancak yeterli olmadığı söylendi.

6)Deniz kirliliği denizdeki doğal dengenin bozulmasına,bu nedenle yaşamları birbirine bağlı canlıların ölmesine ve giderek nesillerinin tükenmesine neden olur.Örneğin deniz kirliliği nedeni ile bir yosunun ölmesi bunu yiyerek yaşamını sürdürecek olan balığın neslinin tükenmesine,bu balığı yiyerek yaşamını sürdüren deniz kuşlarının da beslenmesini olumsuz olarak etkileyecektir.

7) Kanalizasyon gibi atıklar denizin açık bölgesine ya da atık su istasyonlarına boşaltılmalı,fabrikaların atık sularının denize dökülmesini önlemeliyiz.lş

Enerji Kaynaklı Sera Gazı Emisyonlarının

Salı, 06 Kasım 2007

ENERJİ KAYNAKLI SERA GAZI EMİSYONLARININ

AZALTILMASINDA TEKNOLOJİNİN ROLÜ

Kyoto Protokolü(1) OECD ülkelerine, sera gazı emisyonlarını düşürmeleri için çağrıda bulunmaktadır.

Enerji üretim ve tüketiminde bugün mevcut olan eÄŸilimlerin aynen devam edeceÄŸi varsayılarak hazırlanan (business-as-usual) senaryoda, OECD genelinde, 2010 yılındaki CO2 emisyonlarının 1990 yılında gerçekleÅŸenden %30 fazla olabileceÄŸi tahmin edilmektedir(2). Halbuki Kyoto Protokolünde “Annex I” ülkelerinin, 2008-2012 yılları arasında, toplam sera gazı emisyonlarını 1990 yılı seviyesinin % 5.4 altına çekmeleri öngörülmektedir.

Kyoto hedeflerini gerçekleştirmede, teknoloji, hiç kuşkusuz ki çok önemli bir role sahiptir. Çevreye duyarlı ve çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi ve ticarileştirilmesi, ancak teknoloji alanında hızlı ilerlemelerin sağlanması ile mümkündür. Devletler, hem yeni ve ileri teknolojilerin geliştirilmesi hem de bu teknolojilerin mümkün olduğu kadar hızlı yaygınlaşması yönünde gayret göstermelidir. Daha temiz ve verimli enerji teknolojilerinin pazara çıkması, ülkelerin taahhüt ettikleri emisyon düşüşlerini sağlamak üzere yapacakları harcamaların azalmasına olanak tanıyacaktır.

Ayrıca, küresel iklim deÄŸiÅŸikliÄŸi sorununa kalıcı ve etkili bir çözüm saÄŸlanması, emisyonların, Kyoto Protokolünde öngörülen ve 2008-2012 yıllarını kapsayan dönemin ötesinde daha da düşürülmesini gerektirmektedir. Ancak, devletlerin de katkılarıyla, mevcut “business-as-usual” durumunu deÄŸiÅŸtirecek yönde faaliyetlerde bulunulmazsa, - diÄŸer bir deyiÅŸle, ekonomik büyüme (daha fazla enerji tüketilmesi) ve çevrenin korunması arasındaki iliÅŸkiyi temelden deÄŸiÅŸtirerek, tamamen farklı enerji imkan ve hizmetleri sunacak teknolojiler ve sistemler bulunmazsa - bugünün en iyi ve de geleceÄŸin daha geliÅŸmiÅŸ enerji teknolojileri buna yeterli olmayacaktır. Bu çerçevede, devletlerin, söz konusu teknolojilerin geliÅŸtirilmesi ve yaygınlaÅŸtırılması için gerekli ortamı yaratacak yeni politika ve tedbirler (bazı regülasyonlar ve teÅŸvikler vb.) ortaya koymaları ve bu faaliyetleri destekleyici uluslararası iÅŸbirliÄŸi imkanları ve ortak eylemleri gündeme getirmeleri gereklidir.

Enerji üretim ve tüketiminden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının azaltılması için yapılması gerekenler şunlardır:

• Enerji tasarrufunun artırılması ve enerji tüketiminin (ısıtma, aydınlatma, ulaşım, endüstriyel prosesler vb.) azaltılması

• Enerji verimliliÄŸi daha yüksek ( birim hizmet için gerekli olan birim enerjiyi azaltan) teknolojiler kullanılması

• Fosil yakıtların yerine fosil olmayanların ve yüksek karbonlu fosil yakıtlar yerine düşük karbonlu fosil yakıtların kullanılması

• Karbonun ayrılması ve (bitkiler, toprak ya da yeraltı boÅŸluklarında) tutulması(3), sera gazı konsantrelerinin kimyasal ve endüstriyel proseslerde kullanılması, petrol geri kazanımının artırılması.

IEA ülkeleri bunları gerçekleştirmenin en iyi yollarının neler olacağını tartışmaktadırlar. Bu tartışmalarda ortaya çıkan, bütün çözümlerde teknolojinin anahtar rol oynadığı, ancak sadece teknoloji geliştirmenin de yeterli olmadığıdır. Bugün emisyonları düşürme kapasitesine sahip birçok teknoloji mevcuttur, ancak sorun bunların kullanımlarının sınırlı kalması ve yeterince yaygınlaşamamasıdır. Bunun çeşitli nedenleri vardır:

1) Alışılmış sanayi ve iş pratiğinde, yeni teknolojiler genellikle mevcut cihaz ve donanımların yenilenme dönemlerinde uygulamaya girmektedir. Başlıca sermaye yatırımlarının yenilenme hızı ise oldukça düşüktür (otomobillerde 8-10 yıl, imalat sanayiinde 15 yıl, enerji üretim tesisleri için 30 yılı aşkın, binaların kullanım ömrü ise 60-100 yıl). Dolayısıyla bu dönüşümün kendiliğinden olması beklenirse, yeni teknolojilerin yayılmaları çok yavaş olacaktır. Enerji ve büyük ölçekli sanayi üretimlerinde bu dönüşümün daha erkene çekilebilmesi ise, ancak bu dönüşüm sonuçlarının mevcut imkan ve donanımları kullanarak üretimi sürdürmekten daha karlı hale gelmesi koşuluyla mümkün olabilir.

2) Yeni teknolojiler, genelde, yerine geçecekleri konvansiyonel teknolojilerden daha pahalıdır. Yeni teknolojiler ve imalat proseslerinin maliyetlerinin düşürülmesi mümkün olmadıkça, bunların konvansiyonel teknolojilerin yerine geçmesi oldukça zordur. DiÄŸer taraftan, maliyetlerinin düşmesi, “teknoloji öğrenme” süreci nedeniyle, kümülatif üretimlerinin artmasıyla mümkündür. Ancak yüksek maliyetleri, bu teknolojilere yatırımı engellemektedir.

3) Teknolojik ilerlemeler genellikle, sistemin baştan sona tamamıyla değiştirilmesiyle değil, mevcut sistemlerde arka arkaya gerçekleştirilen küçük atılımlarla olmaktadır. Ancak emisyonların düşürülmesi, kapsamlı yenilikleri ve sistemlerin tümüyle değiştirilmesini gerektirmektedir.

4) Yeni teknolojilerin finanse edilmesi ve uygulanmasındaki risk, özellikle ekonominin daraldığı dönemlerde ve belirsizliğin yüksek olduğu pazarlarda, bu teknolojilere yapılacak yatırımları geciktirmektedir.

Bütün bu sınırlayıcı faktörler, bugünün en iyi ve yarının ileri teknolojilerinin yaygınlaÅŸabilmesini saÄŸlamak üzere, devletlerin – özel sektörün de katılımıyla – harekete geçmesini [altı tarafımızdan çizildi] gerektirmektedir. Bu kapsamda yapılması gerekenler üç ayrı baÅŸlık altında toplanabilir:

• Tam anlamıyla geliÅŸmiÅŸ, ancak ticari olarak kendini kanıtlamamış teknolojiler için demonstrasyon ve pilot projeler yürütülerek bunların duyurulması ve tanıtılmasını hızlandırmak

• Teknik olarak geliÅŸtirilmeye muhtaç teknolojiler için düzenlenecek Ar-Ge programlarıyla, bu teknik engellerin aşılmasına yardımcı olmak

• Enerji sistemleri ve hizmetleri için tamamen farklı bir yaklaşım geliÅŸtirilmesi çabalarına öncü olmak ve destek vermek. Dünya nüfusundaki – özellikle geliÅŸmekte olan ülkelerdeki – hızlı artış, ekonomik faaliyetlerin yaygınlaÅŸması ve yaÅŸam standartlarındaki hedeflenen iyileÅŸtirmeler, enerji hizmetlerine olan talebin sürekli olarak artmasına yol açmaktadır. Bu eÄŸilimler, enerji sistemleri ile emisyon seviyeleri arasındaki bugünkü iliÅŸkileri deÄŸiÅŸtirecek yeni bir paradigma ihtiyacını da gündeme getirmektedir. Emisyonları önemli miktarlarda düşürecek tamamen yeni teknolojiler ve altyapıların ve bugünden hayal edemediÄŸimiz yeni enerji sistemlerinin bulunması bu kapsama girer ve temel kavramlar üzerinde araÅŸtırma yapmanın ve uzun dönemli Ar-Ge’nin önemini vurgular.

Birçok OECD ülkesinde gözlenen Ar-Ge yatırımlarındaki azalma ve giderek kısa dönemli Ar-Ge’ye odaklanma, uzun dönemli Ar-Ge yetenekleriyle ilgili endiÅŸeler ortaya çıkarmaktadır. Mevcut ve planlanan uzun dönemli Ar-Ge yatırımları, çözülmesi gereken sorunun büyüklüğü ışığında yeniden ve dikkatle deÄŸerlendirilmelidir. Yeni teknolojilerin geliÅŸtirilmesi ve ticarileÅŸtirilmesi sürecinin uzunluÄŸu, Ar-Ge’ye yapılacak yatırımların da kararlı ve sürekli olmasını gerektirir.

Çevre Kirliliği

Salı, 06 Kasım 2007

ÇEVRE KİRLİLİĞİ

Çevrebilimciler çevreyi canlı,cansız bütün doÄŸal varlıkların ve doÄŸadaki insan yapısı öğelerin bütünü olarak tanımlarlar.Bu çevre, çeÅŸitli insan etkinlikleri sonucunda oluÅŸan atıklar,duman,zehirli kimyasal maddeler ve öbür zararlı maddelerle sürekli kirlenmektedir. Toprak,su ve hava kirliliÄŸinin yanı sıra gürültü ve radyoaktiflik gibi daha yeni öğeleri de kapsayan çevre kirliliÄŸi günümüzde tüm dünyada önemli bir sorun haline gelmiÅŸtir. Özelliklerle büyük kentlerde ve sanayi bölgelerinde insan saÄŸlığını tehdit eden ciddi boyutlara ulaÅŸan ve 1970′lerden baÅŸlayarak geniÅŸ kitlelerin ilgisini çeken çevre kirliliÄŸi aslında yeni bir sorun deÄŸildir. Yeni olan, bu kirliliÄŸin tüm dünyada ulaÅŸtığı ciddi boyutlar ve insanların bu tehlikenin bilincine varmaya baÅŸlamalarıdır.

OrtaçaÄŸda özellikle kentler çok pisti, su kaynakları kirliydi ve salgın hastalıklar hızla yayılırdı. Kentlerin koÅŸulları zamanla iyileÅŸtrildi, ama Sanayi Devrimi’nden bu yana hızla büyüyen sanayi üretiminin ortaya çıkardığı atıklar çevre kirliliÄŸine yeni boyutlar getirdi. Artan ve belirli kentsel alanlarda yoÄŸunlaÅŸan nüfusun çeÅŸitli etkinlikleri sonunda ortaya çıkan atıkların yok edilmesi gittikçe daha karmaşık bir soruna dönüştü. Artan enerji gereksinimini karşılamak için kullanılan yakıtların dumanı havaya, akarsu ve denizlere boÅŸaltılan atıklar suları kirlitti. Kısa sürede çürüyüp ayrışarak doÄŸaya karışan organik atıklara, uzun yıllar bozulmadan kalan plastik,metal,cam gibi sanayi atıkları eklendi. Çöplükler geniÅŸ alanlara yayıldı. Zehirli kimyasal ve radyoaktif maddelerden oluÅŸan atıklar bütün canlı varlıklar için tehlike oluÅŸturmaya baÅŸladı. KirliliÄŸin en yoÄŸun olduÄŸu yerlerde insanlar ve hayvanlar ölmeye baÅŸladı, bitkiler kurudu. DoÄŸadaki dengelerin bozulması yaÅŸamı tahdit etmeye baÅŸlayınca, daha çok sayıda insan çevre kirliliÄŸinin tehlikesini gördü ve bunun önlenmesini istemeye baÅŸladı. Çevre kirliliÄŸini önlemenin yolları aranıp bulundu. Ama , kirliliÄŸi önleyecek bütün önlemler ek harcamalar gerektirdiÄŸi ve sanayi üretimini daha pahalı hale getirdiÄŸi için bunların her zaman istekle uygulandığı söylenemez.

Çevre kirliliÄŸini azaltmak için en iyi çözüm atıkların sanayinin hammadde gereksinimini karşılamakta kullanılmasıdır. ÖrneÄŸin, kullanılmış ÅŸiÅŸe ve camlar,metal,kağıt plastik atıkları bu maddelerin yeniden üretiminde hammadde olarak kullanılabilir. Öte yandan, denizlere boÅŸaltılan atıklar önceden arıtılarak zararlı maddelerden temizlenmeli, radyoaktif ve zehirli kimyasal atıklar özel koruyucular içinde yer altına gömülmelidir. ABD’deki Love Canal olayı bu tür atıkların tehlikelerini açıkça ortaya koymuÅŸtur. New York eyaletinde, Niagara Çavlanı yakınında plastik ve kimyasal madde üreten bir fabrika, 1940′lardan baÅŸlayarak atıklarını fabrika yakınındaki eeski bir su kanalına boÅŸaltmış, daha sonra doldurulan ve üzeri killi toprakla kapatılan kanalın üstünde okullar, evler yapılmıştır. Ancak 1971′de, zehirli kimyasal atıkların killi topraktan sızdığıı ve bölgenin, bazıları kansere neden olan kimyasal maddelerle kirlendiÄŸi belirlendi. Sonunda Love Canal yöresi felaket bölgesi ilan edildi ve boÅŸaltıldı. Sızıntıyı önlemek ve kirlenmenin zararlarını gidermek için 20 milyon dolardan fazla para harcandı.

Çöp Sorunu

Büyük bir kentten bir günde toplanan çöpler dağ gibi yığın oluşturur. Hastalık taşıyan sinek, böcek ve farelerin üremesi için elverişli bir ortam oluşturan bu çöplerin kısa sürede kaldırılması insan ve çevre sağlığı açısından zorunludur.

Asit Yağışları

Salı, 06 Kasım 2007

ASİT YAĞIŞLARI

Günümüzde her alanda kirletici etkisi hissedilen bu olay ülkelerin gelişmişliği ile doğru orantılı olarak artmaktadır. Asit yağış kömür, petrol ve gazın yanması sonucu sülfür ve azot oksitlerin atmosferde serbest kalması ile başlar. Oluşmasındaki en etkili sebep arabalar, uçaklar ve elektrik santrallerinde fosil kaynaklı yakıtların yanması ve diğer endüstriyel etkinliklerdir. Havada bulunan bu kimyasal maddeler havadaki su buharı ile birleşerek nitrik ve sülfürik asidi oluşturur ve suyun doğal çevrimi sırasında yağmur, kar veya sis olarak dünyamıza geri dönerler ki buna Asit Yağışı denir. Yaşanılan bu problem her ne kadar günümüzde gelişmiş ülkelerde yoğun olarak yaşansa da tüm dünyayı tehdit etmektedir çünkü atmosferde serbest kalan bu kirleticiler hakim rüzgarlarla taşınarak başka bölgeleride etkilemektedirler. Kirleticilerden çıkan tüm asidite dünyaya asit yağış olarak düşmez. Atmosferdeki asiditenin yaklaşık yarısı gazlar ve kuru partiküller şeklinde dünyaya geri döner. Kuru çökelti adı verilen bu kirlilik rüzgarla bitkiler, ağaçlar, binalar üzerine taşınır.

1600′lerin baÅŸlarında asit yağışa İngiltere’de dikkat çeken bilim adamları, o yıllarda endüstrilerin ÅŸehir dışında kurulması ve uzun bacaların, dumanların uzaÄŸa yayılmasını saÄŸlamak üzere kullanılmasını önermiÅŸlerdi. Bu tarihten çok sonra asit yağışın zararlı etkisinin artması üzerine Kuzey Amerika ve Avrupa ülkeleri havadaki kirleticilerin miktarını azaltıcı kanun ve kararnameler çıkardılar. 1970 de Kanada ve BirleÅŸik Amerika’da asit yağışı azaltmak için Temiz Hava kanunu kongreden geçirildi. Kanunla, endüstrilerin çıkardığı kirletici miktarına sınırlama getirildi ve kirliliÄŸi azaltıcı diÄŸer metodlar kullanıma konuldu. Bu metodlar, düşük sülfürlü kömür kullanımı, endüstriyel tesislerde yeni arıtma metodlarının kullanımı ve kirleticiler havaya ulaÅŸmadan onları dumandan ayıracak aletlerin kullanımı idi. 1990 yılında kanunda yeni düzenlemeler yapıldı ve fosil yakıt kullanan tesisler emisyonlarını 2000 yılına kadar her yıl 19 milyon tondan 9 milyon tona düşürmeye mecbur bırakıldılar.

Asit yağışın ana sebepleri Sülfür ve azot oksitleridir. Volkanlar, planktonlar, çürümüş bitkiler gibi doğal kaynaklar sülfürdioksit yayarlar. Bunun yanı sıra kömür ve petrol gibi fosil yakıtların yanması dünyadaki bu gazın kaynaklarından yaklaşık yarıdan fazlasından sorumludur. Sülfürdioksit atmosfere yükseldiğinde sülfat iyonlari formunu alır. Daha sonra havada hidrojen atomları ile sülfürik asidi oluşturur ve dünyaya geri döner. Oksidasyon amonyak ve ozonun kataliz etkisi ile genellikle bulutlarda oluşur. Bununla beraber sülfürdioksitin hepsi sülfürik aside dönüşmez, önemli bir miktar atmosferde serbest kalarak dünyaya geri döner. Azot oksitler de asit yağışın önemli elemanlarındandır. Bu kirleticilerin ana kaynağı ise egzoz gazları ve güç santralleridir. Sülfürdioksit gibi azot oksitlerde atmosferde yükselerek bulutlarda nitrik asit formuna dönüşür. Bu reaksiyonlar demir, mangan, amonyak ve hidrojen peroksitin bulunduğu yüksek kirliliklerdeki bulutlarda oluşur.

İnsan etkinliği olarak sanayi, endüstri, tarım ve diğer çevresel işlemler sonucunda birçok atıklar atmosfere atılmaktadır. Fabrikalar, enerji santralları, motor eksozları ve benzeri kaynaklardan atmosfere atılan kükürt dioksit (SO2) ve azot oksitleri (NOx) atmosferdeki taşınımı sırasında bulut içindeki su ile reaksiyona girerler. Bu reaksiyonlar sonucunda sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit (HNO3) oluşur. Oluşan sülfürik asit ve nitrik asitin yağmur, kar, sis ve diğer şekillerde yağışlarla beraber yeryüzüne asit yağmuru olarak düşer. Yağışların normal yağıştan daha fazla asitlik derecesine sahip olmaları, düştükleri bölgeyi (bitkiler, toprak, yapılar, göller, akarsular, denizler vb) kirletmekte, doğal yapılara ve canlılara zarar vermektedirler.

Asit yağışlarına ek olarak kuru birikme olarak adlandırılan bir asitlilik çeşidi daha vardır. Bu ise, gaz ve parçacık şeklinde daha asit reaksiyonlu parçacıkların yeryüzünde birikmesidir. Rüzgar daha asit reaksiyonlu parçacıkları taşır ve bunlar da değişik yüzeylerde (Bitkiler, binalar, arabalar vs) birikirler. Yağışlar esnasında daha önceden birikmiş olan daha asit reaksiyonlu parçacıklar yağışla yıkanarak yeni bir karışım oluştururlar ve bu karışım çok daha asit reaksiyonlu bir yapıya sahip olabilir. Kuru birikme ile asit yağışlarının birlikte meydana gelmesi literatürde asit birikmeleri olarak adlandırılır. Yağışların havadaki gaz ve asılı parçacıkları temizleme görevi yapması nedeniyle de yağış hava kirliliğinde çok önem kazanmaktadır.

Bacalardan çıkan emisyonların sebep oldukları asit yağışlarının yanı sıra, atmosfer-bitki örtüsü-toprak yüzeyleri arasındaki kuru ve yaÅŸ birikme yolu ile taşınma iÅŸlemleri son yıllarda ön planda yer alan araÅŸtırma konuları arasındadır. Kükürt bileÅŸiklerinin yağış suyunun asitleÅŸmesindeki payı 2/3’dür. 1/3 oranında ise azot bileÅŸikleri sorumludur. Bu suretle kükürtten gelen kirlenme tehlikesi daha büyük olacaktır.

ÖLÇÜM

Asidite ve alkaliniteyi ölçmek için paper-Hydrion (pH) ölçeği kullanılmaktadır. pH metrenin ölçüm aralığı 0-14 arasında değişmektedir. Herhangi bir pH değeri 7 den küçükse ortam asidik büyükse baziktir. Burada pH skalasının logaritmik olduğu unutulmamalıdır. 5.6 değeri, bu değerin kabulü ile ilgili pek çok tartışma olmasına rağmen asit yağışın tanımında sınır değer olarak kullanılmaktadır.

İNSANIN ETKİLERİ

Ekonomik faaliyet, kıtlığa karşı yapılan bir savaştır. İnsan bu savaşta bir takım değerleri

üretip- tüketirken baÅŸka bir deÄŸer olan kaliteyi ÇEVRE’Yİ de tüketmektedir: Hava, su,

yeÅŸil ve toprak gibi …… Biri kirlendiÄŸi zaman beraberinde, zincirleme olarak, diÄŸerleri

ve bunlardan yararlanan insanlar da kirlenmekte ve yok olmaktadır.

Görüldüğü gibi hava doğal ve yapay etmenlerce kirletilmektedir. Yapay etmenlerin

temelinde insan bulunmaktadır. Fabrikadan, evlerden ve araçlardan çıkan dumanlar

tarafından atmosfer durmadan kirlenmektedir.

Bu kirlilik doğrudan olduğu gibi asit yağmurları yoluyla da bitkiye, insana, suya, toprağa

ve taÅŸa etki etmektedir.

Termik santrallarda, ısıtmada ve endüstri kurumlarında kullanılan kömür atmosfere kül

(kadmiyum, arçelik, kurşun) CO2 ve SO2 yaymaktadır. Dünyada olduğu

gibi Türkiye’de kömür ve petrol tüketimi giderek artmaktadır.

Artan taşıt sayısı da petrol tüketimini dolayisiyle atmosferdeki karbon monoksit gazını

yükseltmektedir.

Yanardağlar da havadaki SO2 ve CO2 gibi gazların miktarını arttırmaktadır.

Bu gazlar havadaki subuharı ile birleşirler;

H2O+SO2 ______ H2SO4 (sülfirikasit) ve

H2O+NO2 ______ HNO3 (nitrikasit) olarak yere düşerler.

Hava kirliliği, ışınların yere ulaşmasını ve atmosfere yayılmasına da engelleyerek iklim

üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.Asit yağışları yapraklardaki klorofilin bozulmasına

ve bitkinin sararıp kurumasına neden olmaktadır.

Bilindiği gibi bitkiler, fotosentez sırasında CO2 tüketir. Asit yağmurları, bitkileri kurutarak, diğer yandan atmosferdeki CO2 (karbondioksit) tutarının artması için ortam hazırlamaktadır. Başka bir anlatımla, bir olumsuzluk bir başka olumsuzluğu üretmektedir.

Asit yağışlarının etkilerini görebilmek için bazı deneylere giriştik:

13, saksıya fasulye ve nohut ekildi.

Çalışmalarımızda kullanılmak üzere, topladığımız yağmur suyunun asitik değeri ölçüldü: İlk yağış PH5,5, ikinci ve daha sonraki yağışlar PH6 olarak saptandı. Bu da bize hava kirliliği ve onun oluşturduğu asit yağmurlarının çevremizde bir realite olduğunu kanıtlamaktadır.

AÅžAMA

A ) TOHUM GRUBU

Saksılara fasülye ile nohut karışık olarak ekildi. Bu saksılar 5 gruba ayrıldı. Ekildiği tarihden itibaren, her grup asitik değeri PH3, PH4,5, PH6 olan sularla, normal su (musluk) ve yağmur suyu ile sulandı. İki ay boyunca gözlem ve ölçümler yapıldı.

Tohum –1 Grubu (YaÄŸmur suyu)

1.Saksı

15.11.99 22.12.99 03.01.2000 24.01.2000

Ekim dikim Saksı Çimlenme Fasülye= 4 cm Fasülye= kuru

Nohut= 22 cm Nohut=23 cm

2. Saksı

15.11.99 22.12.99 03.01..2000 24.01.2000

Ekim dikim Çimlenme Fasülye= 8 cm Fasülye= 8 cm

Nohut= 26 cm Nohut=38 cm

Tohum –2 Grubu (PH3)

1. Saksı

15.11.99 22.12.99 03.01..2000 24.01.2000

Ekim dikim Çimlenme Nohut= 20 cm Nohut solgun,

Fasülye= 4 cm Fasülye kuru, toprakta beyazcıklar

2. Saksı

15.11.99 22.12.99 03.01..2000 24.01.2000

Ekim dikim Çimlenme Nohut= 31 cm Nohut= 24 cm

Fasülye yok.

Sararmış ve kurumuş

Tohum –3 Grubu (PH4,5)

1.Saksı

15.11.99 22.12.99 03.01.2000 24.01.2000

Ekim dikim Yok

Yok

Yok

2. Saksı

15.11.99 22.12.99 03.01.2000 24.01.2000

Ekim dikim Yok Yok Yok

3. Saksı

15.11.99 22.12.99 03.01.2000 24.01.2000

Ekim dikim Yok Yok Yok

Tohum –4 Grubu (PH6)

1.Saksı

15.11.99 22.12.99 03.01.2000 24.01.2000

Ekim dikim Fasülye =20 cm 22 cm 23 cm

2. Saksı

15.11.99 22.12.99 03.01.2000 24.01.2000

Ekim dikim

Fasülye= 18 cm 19 cm

20 cm

Fasülye=11 cm 13 cm. 13.5cm

3. Saksı

15.11.99 22.12.99 03.01.2000 24.01.2000

Ekim dikim Fasülye=19 cm 20 cm 21 cm

Fasülye=19 cm 20 cm 21 cm

Tohum –5 Grubu (Normal Su)

1.Saksı

15.11.99 22.12.99 03.01.2000 24.01.2000

Ekim dikim Çimlenme Nohut= 18 cm Nohut=21 cm

2. Saksı

15.11.99 22.12.99 03.01.2000 24.01.2000

Ekim dikim Çimlenme Fasülye= 9 cm Fasülye= 11 cm

3. Saksı

15.11.99 22.12.99 03.01.2000 24.01.2000

Ekim dikim Çimlenme Fasülye= 5 cm Fasülye= 7 cm

GENEL GÖZLEMLERİMİZ:

a) Gövde ve renkte görülen değişimler

PH3 : Çimlenme yavaş, önce hızlı olan büyüme sonra yavaşlıyor. İki ay sonra sararma ve kuruma başlıyor.

PH4,5 : Çimlenme yok

PH6 : Fasülye ve nohut diğer gruplara göre erken çimleniyor ve hızla büyüyor.

Normal su : Nohut ve fasülye normal sürede çimleniyor ve büyüyor.

Yağmur suyu : Normal sürede çimleniyor. Büyüme hızı normal. Ancak 2 ayın sonunda sararma başlıyor.

b) Bazı bitkiler topraktan çıkarıldı kök gelişmeleri incelendi

PH3 : Köklerin ince, seyrek ve yukarıya doğru kıvrıldıkları gözlendi.

Yağmur suyu (PH5,5-6) : Gövde daha kalın, köklerin sık ancak kısa olduğu gözlendi.

Normal su : Köklerin uzun, kalın ve sık olduğu gözlendi.

SONUÇ : Suyun asitlik değeri arttıkça köklerin uzunluk, kalınlık ve sıklık özelliklerinde normal olmayan gelişmeler görülmektedir.

Asit Yağışlarının Su Ekosistemlerine Etkisi

Kirleticilerin havadan uzaklaştırılmasında yağışlar büyük rol oynarlar. Fakat bu yolla atmosferden yere inen kirleticiler, yeryüzünde kirlenmeye neden olurlar. Su damlacıkları tarafından yer yüzeyine indirilen partikül ve gaz halindeki kirleticiler topraktan yeraltı sularına sızarak veya doğrudan akış ve yağış halinde yüzeysel su kaynaklarına ulaşırlar.

Asit yağışları tatlı su göllerinde asitliÄŸi arttırarak bu göllerde asitliÄŸe duyarlı balık ve yumuÅŸakçaların tür ve miktarının azalmasında etkili olmaktadır. Göller üzerinde kar ve don halinde bulunan asitli tabaka, havanın ilkbaharda ani ısınmasıyla göl eko sistemini bozmaktadır. Bu hızlı deÄŸiÅŸime ayak uyduramayan canlılar zarar görmektedir. ABD’de bulunan 100 bin gölün yaklaşık 20 bininde hiç balık kalmamıştır. Halen birçok göle aşırı asitliliÄŸi gidermek üzere kalsiyum hidroksit püskürtülmektedir. Sülfürik asit (H2SO4) balıkların yaÅŸamını saÄŸlayan oksijen, tuz ve gıdaların azalmasına neden olur. Kalsiyum gibi iyonlarda olan azalma balık yumurta üretimine zarar verir. Kalsiyumun az olması balık omurgalarının zarar görmesine neden olur. Azot deÄŸiÅŸimi balıkların zarar görmesine neden olur. Alüminyum balıklar için çok zararlı olup ölümlere neden olur. pH deÄŸerinin 5.9’un altına düşmesi zararlı olmaya baÅŸlar. Bazı temel besinleri zarar görür. Bazı türler uzun süre yaÅŸayamazlar. pH 5.5 deÄŸerine ulaÅŸtığında bir çok balık türü çoÄŸalamaz. YaÅŸlılar ölür, genç olanlar ise yaÅŸamakta zorlanır. pH 5.0 olduÄŸunda balıklar ölür.

Asit Yağışlarının Kara Ekosistemlerine Etkisi

Artan endüstrileşme ve tarıma dayalı sanayiden endüstriye dayalı bir sanayiye geçiş, gelişmekte olan ülkelerde büyük yerleşim alanlarının oluşmasına ve çevreye zarar veren bir çok sanayinin kurulmasına sebep olmuştur. Özellikle, verimli tarım alanları üzerinde sanayi tesislerinin artması ve çevredeki tarım ile orman alanlarının bundan etkilenmesi hem tarım alanlarının azalması hemde tarım ve orman alanlarına verdiği zarar açısından düşündürücüdür. Gelişen sanayi ile birlikte hava kirliliği artmış ve canlıların yaşamını tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Hava kirliliğinin bitkiler üzerindeki etkileri de çok uzun zamandan beri araştırılmaktadır. Özellikle asit yağışları, ozon konsantrasyonundaki değişimler, iklim değişiklikleri tarım ve orman meteorolojisi açısından bir çok risk taşımaktadır. Ancak bu konularda ülkemizde yeteri kadar çalışma yapıldığı söylenemez. Kirleticilerin sadece ekolojik etkileri yoktur, aynı zamanda ekonomik etkileri de vardır. Bilhassa tarımsal üretimde verimliliğin arttırılmaya çalışıldığı ülkemizde hava kirliliğinin, verimin miktar ve kalitesine ne derecede etkide bulunduğu ve tarım ve ormancılığı sınırlayıcı rolünün daha iyi analiz edilmesi gerekmektedir.

Gün geçtikçe, azalan ve şehrin oksijen kaynağı olan İstanbul ormanları, hava kirliliği ve dolayısıyla asit yağışlarından etkilenebilmektedir. Özellikle yağışların asitleşmesinde sanayi, konut ve ulaşımdan kaynaklanan kükürt dioksit ve azot oksitlerin önemli rolü bulunmaktadır. Bu gazlar yağış ile birleşince kükürt dioksitten sülfürik asit, azot oksitten de nitrik asit meydana gelir. Bu asitler doğrudan ağaçların fizyolojik yapısına etki ettiği gibi, dolaylı olarak ta toprak asitliğini arttırarak ağaç gelişimini durdurur ve ölümlere sebep olur. Bu nedenle İstanbul için son derece önemli olan Belgrat ormanlarının asit yağışlarından nasıl etkilendiğinin incelenmesi gereklidir.

Asit Yağışlarının Toprağa Etkisi Asit yağışlarının dolaylı etkileri toprakta da görülür. Asit yağışları, toprağın kimyasal yapısı ve biyolojik koşulları üzerinde etkide bulunarak, bu topraklar üzerinde yetişen bitkilere zararlı olmaktadır. Toprağa erişen sülfürik asit, toprağın asitliliğini yani aktif hidrojen iyonlarının yoğunluğunu arttırmaktadır. Miktarı artan H+ iyonları, toprağın kolloidal kompleksleri olan kil minarelleri ve humus kolloidleri tarafından tutulmakta olan başta Ca++ olmak üzere K+, Mg++ ve Na+ gibi bitki besin elementlerinin yerine geçerek, onların topraktan taban suyuna karışmak üzere yıkanmalarına neden olmaktadır. Makro besin elementlerinin bu yolla topraktan yıkanmaları toprağın verim gücünün azalmasına neden olduğu gibi toprakta oluşan yüksek asitliliğin bir kısmı mikro besin elementlerinin de olumsuz yönde etkilenmesine neden olmaktadır. Topraktaki asit birikimi, besin elementlerinin bitkiler tarafından kullanılmamasına neden olur. Aynı zamanda asit yağışları, topraktaki demir, alüminyum ve mangan gibi toksit maddelerin açığa çıkmasını sağlar. Bu toksit maddeler ağaçlara ve bitkilere çok zararlıdır.

Asit Yağışlarının Yapılara Etkisi

Asit yağışına maruz kalan özellikle kireç taşları ve mermerlerden inşa edilen tarihi yapılar ve anıtlar orijinal özelliklerini hızla kaybetmektedir. Bu yüzden ülkemizde bulunan çok sayıdaki tarihi yapılar ve anıtlar tehlike altındadır. Asit yağışlarının binalarda meydana getirdiği bir başka zararı da çatı örtüsü olarak kullanılan çinko gibi metal levhalarda görülen yıpranmalardır.

Asit Yağışlarının Bitkiler ve Orman Alanları Üzerindeki Etkisi

Kirleticiler, bitki geliÅŸimine, verimine, fizyolojisine ve biyokimyasal yapısına etki edebilmektedir. Bu zamana kadar hava kirliliÄŸinin tarım ve ormancılık üzerindeki etkilerini analiz etmek amacıyla dünyada çeÅŸitli çalışmalar yapılmıştır . Özellikle kükürt dioksit (SO2) ve hidrojen florür (HF) gazlarının bitkilerin biyolojik yapısı üzerinde zararlı etkilerde bulunduÄŸu tespit edilmiÅŸtir. Uzun yıllar süren çalışmalar sonucunda bitkilere zarar veren çeÅŸitli gazlar Tablo’daki gibi belirlenmiÅŸtir.

Tablo: Bitki sistemine etkide bulunan hava kirleticileri.

Kirletici Kirletici formu Ana kirletici kaynağı

O3

Gaz Atmosferik dönüşümler (emisyonlarla, NO2 ve hidrokarbonlar ile bağlantılı)

Sox

Gaz Güç kaynakları (Termik santraller vs.), Metal eritme işlemleri

NOx

Gaz Atmosfere verilen gazlar ve atmosferik dönüşümler (yüksek sıcaklıkta yanma, NO den), gübre üretimi, araç emisyonları

HF

Hidrojen florür

Süperfosfat ve alüminyum eritilmesinden

Etilen

Gaz

Yanma (araç emisyonları), doğal

Cl2

Gaz Fabrika üretimlerinden, arıtma tesislerinden

HCL

Gaz

DoÄŸal

Toksik elementler

Asılı parçacıklar

Eritme ve yakma iÅŸlemleri

NH3

Gaz

DoÄŸal

H2S

Gaz

Kağıt üretimi, doğal, jeotermal

CO2

Gaz

Yanma, doÄŸal

UV-b

Radyasyon

DoÄŸal, stratosfer

Asit Yağışlarının İnsan Sağlığına Etkisi

Asit yağışlarının insan sağlığına iki türlü zararı bulunmaktadır. Birincisi asitli hava solunumu veya yağış altında kişilerin vücudun yağış ile doğrudan temas etmesi. Asit yağışlarındaki kükürt ve azot bileşikleri astım, kuru öksürük, baş ağrısı, göz, burun ve boğaz tahrişi yapmaktadır. İkincisi ise dolaylı yollardan zararlarının görülmesidir. Bulut oluşum esnasında toplanan kirleticiler uzun mesafe taşınımı ile su kaynaklarına yağış ile karışmaktadır. Asit yağışları topraktaki metallerin çözünmesine ve suya karışmasına da neden olmaktadır. Ayrıca yağış esnasında atmosferde bulunan kirleticiler yağış ile birlikte yere inmektedir. Asitleşen topraklardan kaynaklanan asitliği yükselmiş olan sular, mide asititesini arttırarak mide ülserine neden olmakta, ayrıca asit yağışları topraktaki iyodu eriterek, o topraklarda yetişen sebze ve meyvelerin ve içilen suların iyot miktarlarının düşmesine neden olmakta bu ise insanlarda troid bezi rahatsızlıklarına neden olmaktadır. Kullanılan bu sular insan sağlığına dolaylı yoldan zarar vermektedir. Suda çözülen zararlı metaller sebze, meyve ve hayvanlara geçmektedir. Bunların insanlar tarafından tüketilmesi ile ciddi zararlar başlamaktadır. Örneğin cıva hayvanların deri ve diğer organlarında birikmekte bu ise çocuklarda beynin zarar görmesine, sinir sisteminin bozulmasına neden olmaktadır. Diğer çözülmüş metaller hayvanlar yoluyla insanlarda böbrek hastalıklarına neden olmaktadır.

Her aÄŸaç hava kirliliÄŸi sonucu oluÅŸan gazlara (Kükürt dioksit, Azot dioksit) aynı hassasiyeti göstermez. Mesela meÅŸe, kavak, akçaaÄŸaç, kızılaÄŸaç ve söğüt aÄŸaçları hava kirliliÄŸine karşı daha az hassastırlar. Hava kirliliÄŸi ormanların yanında tarımsal üretime ve süs bitkilerine de zarar verir. ÖrneÄŸin kükürt dioksit miktarının havada 1.5 ppm’nin üzerinde olması buÄŸday bitkisinin verimini azaltmaktadır. Aynı ÅŸekilde elma, patlıcan, domates, lahana ve maydanoz 1.6-2.5 ppm arasındaki kükürt dioksit konsantrasyonlarında geliÅŸimlerini sürdürürken; kiraz, soÄŸan ve mısır kükürt dioksite karşı son derece dayanıklıdır

Havadaki asılı haldeki kirleticiler sis, yağmur veya kar ile birlikte bitki ve toprak yüzeylerine temas ederler. Toprak yüzeyindeki hava, su ve toprak kirleticilerinin etkisi arttıkça bitki üzerindeki olumsuz etkiler de fazlalaşacaktır. Bu da bitkinin ürün kalitesini ve miktarını olumsuz yönde etkileyecektir. Toprak yüzeyine yapışan sis, kırağı veya çiğ şeklindeki su moleküllerinin, gündüz buharlaşması sonucunda içerdikleri içerdikleri asit yaprak yüzeyinde kalır ve asit yanıklarına sebep olur. Ayrıca, yapraktaki asit birikimi mantarların gelişmesi için de uygun ortam sağlamaktadır.

Asit yağışları sonucunda Orta Avrupa’da son 15 yılda giderek yoÄŸunlaÅŸan orman ölümleri görülmektedir. Yapılan araÅŸtırmalar sonucunda yağışların kış ayında belirgin olarak daha asit reaksiyonlu özellik kazandığı ve özellikle aÄŸaçların gövdelerinden süzülerek akan suyun asitleÅŸmeyi ÅŸiddetlendirdiÄŸi anlaşılmaktadır. Asit yağışları, orman ekosistemindeki aÄŸaçlar ve diÄŸer canlılar üzerinde doÄŸrudan zararlı olmaları yanında toprağın doÄŸal özelliklerini bozarak köklerde oluÅŸturdukları zararlı etkilerle olumsuz etkilenmelerine neden olmaktadır. Bu sebeple beslenme iliÅŸkileri bozulan aÄŸaçlar, olumsuz etkilerin sürmesi ya da ÅŸiddetlenmesi durumunda ölmektedir. Yapraklar bitkilerin özümleme ve en önemli solunum organlarıdır. Bitki bünyesindeki mevcut su ve CO2 ‘i güneÅŸ ışığı etkisi ile birleÅŸtirip ÅŸeker ve aminoasitleri, kısaca organik maddeleri üretmektedir. Üretilen ÅŸekerin bir kısmı solunum olayında harcanmaktadır. CO2 ‘in özümlenmesi sonucu üretilen karbonhidratın solunumla sarfedilenden daha fazla olması halinde bitki yaÅŸayabilmekte, beslenip büyümekte ve meyve vermektedir.

Asit yağışları bitki yapraklarına, doÄŸrudan veya temas yoluyla zarar vermekte veya yapraktaki gözeneklerin (stomalar) kapakçıklarının açılıp kapanmasını önlemektedir. Solunum boÅŸluklarına girerek CO2 ‘in özümlenmesi olayına karışmakta ve asit sentezine sebep olmaktadır. Stomaların fotosentezi kolaylaÅŸtırmak için açılması sırasında SO2 su ile birlikte H2SO4′ü oluÅŸturur ve tepkimeye girer. Ancak bitkideki asit birikiminin etkisiyle, klorofil tahribi sonucunda fotosentez yeteri kadar yapılmamakta dolayısıyla bitki solunum için gerekli ÅŸekeri saÄŸlayamaması sonucu ölmektedir.

Yapılan çalışmalar, geniş yapraklı bitki topluluklarının asit yağışlarından daha fazla zarar gördüğünü göstermiştir. Bu da yukarıda bahsettiğimiz, asit birikiminin yapraktaki klorofili tahrip etmesi sonucu meydana gelmektedir. Laboratuarda yapılan çalışmalarda asit uygulaması durdurulduktan sonra bitkilerde gözle görülür bir gelişme olmuştur. Kontrollü çevresel şartlar altında asit birikiminin bitkiye verdiği zararı belirlemek amacıyla çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Ancak bu şartlarda yapılan denemelerin sonuçları ile bitkinin arazi koşulları altında asit birikimine olan hassasiyeti bitki türüne bağlı olarak değişebilir. Soya fasulyesinin değişik çeşitleri üzerinde yapılan arazi denemeleri sonucunda bunlardan Asgrov, Corsoy, Habitt çeşitleri asit yağışlarından olumsuz etkilenirken, Williams, Davis ve Wells çeşitleri olumsuz etkilenmemiştir. Bununla birlikte araştırma, yüksek protein içeren soya fasulyesi tohumlarının asit yağışları yüzünden olumsuz etkilendiğini göstermiştir .

Topraktaki asit birikimi, toprağın kimyasal yapısını bozması nedeniyle, toprak bitki sisteminde birtakım anormalliklere sebep olmakta, ağır metallerle zenginleşmiş besin maddeleri oluşturarak

insan saÄŸlığını tehdit etmektedir. SO2 ve NOx’ler stomalar yoluyla ibre ve yaprak dokularına girmektedir. Özellikle SO2 bir yönden O2 alımını önlemekte diÄŸer yönden de bünyede H2SO4’e dönüşerek parçalama, yakma yahut kemirme etkisi yapmaktadır. SO2’in yaprak ve ibrelerde oluÅŸturduÄŸu sülfürik asitin sünger mezofil hücreleri içerisinde bulunan kloro-plastlardaki magnezyumu giderek kuruttuÄŸu, klorofili ve plazmayı tahrip ettiÄŸi dolayısıyla özümlemeyi engellediÄŸi, bunların da sonuçta ölüme neden olduÄŸu bilinmektedir.

Türkiye’deki Yağışlar

Türkiye’deki çalışmalarda İzmir sanayi bölgesi yakınında yağışların kimyasal analizi araÅŸtırılmıştır. İzmir büyük bir yerleÅŸim ve sanayi ÅŸehri olduÄŸu için burada aerosol deÄŸiÅŸimi ile ilgili çalışmalar da yapılmıştır. Bu çalışmada makro ölçekteki meteorolojik parametrelerin etkili olduÄŸu görülmüştür. Antalya bölgesinde kuru ve yaÅŸ ana iyon bileÅŸenleri araÅŸtırılmıştır.Ankara’da OrtadoÄŸu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Çevre MühendisliÄŸi binası çatısında Eylül 1989 ve Mayıs 1990 tarihleri arasında 27 günlük yağış örnekleri toplanmıştır. Burası ÅŸehir merkezinden 10 km mesafede ve ana kirletici kaynaklarından uzaktadır. Toplanan yağışların pH deÄŸeri ölçümü yerinde okunmuÅŸ ve parçacıklar süzülerek polietilen kaplara doldurulmuÅŸtur. Laboratuvarda alınan numunenin katyon (H+, Ca2+, NH4+) ve anyon (SO42-, NO3-, Cl-) analizleri yapılmıştır. Analiz sonucunda yağışların % 23′ünde pH deÄŸerinin 5.6’nın altında olduÄŸu belirlenmiÅŸtir. Ankara yağışlarında sülfat, nitrat ve kalsiyum iyon deriÅŸimleri fazladır. Ortalama deÄŸerleri sırasıyla 150, 62 ve 210 meq/l’dir. Marmara bölgesi Kaz daÄŸlarında yapılan bir araÅŸtırmada ise asit yağışlarının özellikle bir çam türünde olmak üzere yaprak yanıklarına neden olduÄŸu tespit edilmiÅŸtir.

Akdeniz kıyısında Antalya’nın 20 km batısındaki bir noktada günlük yağış örnekleri alınmıştır. Yağışın kimyasal yapısını belirlemek amacıyla element ve iyon içeriÄŸi 1992 ve 1994 yılları arasında araÅŸtırılmıştır. Denize yakınlığı nedeniyle deniz tuzu elementleri ve uzun süren kuru yaz mevsiminde toprak baÄŸlantılı elementlerin konsantrasyonları yüksek bulunmuÅŸtur. Dünyada bazı yerlerdeki çalışmalarla karşılaÅŸtırıldığında buradaki SO42-, NO3-‘ün yüksek olmasına raÄŸmen H+ iyonu nötralleÅŸmeden dolayı düşük çıkmıştır. Element ve iyon konsantrasyonlarında kısa (günlük) ve uzun (mevsimlik) dönemde belirgin deÄŸiÅŸiklikler gözlenmiÅŸtir. Kışın daha kuvvetli rüzgar nedeniyle Na ve Cl gibi tuz baÄŸlantılı element konsantrasyonu artmıştır. Yaz döneminde ise Afrika’dan gelen toz ile beraber yörede toprak iÅŸlenmesi ve toprağın kuru olması nedeniyle Bölgesel Al3+ ve Fe3+ gibi toprak kaynaklı iyonların konsantrasyonları fazla çıkmıştır. Feneryolu aÄŸaçlandırma alanında yapılan bir araÅŸtırmada kuzey rüzgarları ile gelen yağışların pH deÄŸeri 4.2-4.5 arasında, güney batıdan esen rüzgarlarla gelen yağışların ise 6.0-7.0 arasında çıkmıştır. Aynı çalışmada ÇobançeÅŸme fidanlığında kuzey rüzgarları ile gelen yağışların reaksiyonları 6.0-6.5 pH arasında iken, güney batıdan esen rüzgarla gelen yağışlarda pH deÄŸeri 4.2-4.6 arasında ölçülmüş ve bunun nedeni olarak yağış geliÅŸ yönlerindeki tozlardan dolayı yağışların nötr oluÅŸu vurgulanmıştır. Ocak ile Kasım 1996 tarihleri arasında Göztepe, Florya ve Bahçelievlerde yapılan ölçümlerdeki yağışların çoÄŸunluÄŸunda pH deÄŸeri 5.6’nın üzerinde çıkmıştır. Yağış pH deÄŸerinin kalsiyum ve amonyum iyonları tarafından nötralleÅŸtiÄŸi belirtilmiÅŸtir. Yapılan çalışmalarda asit yağışlarının bitkiler üzerindeki doÄŸrudan ve dolaylı etkileri belirtilmiÅŸtir. İncecik (1996) tarafından İstanbul’un deÄŸiÅŸik bölgelerinde SO2 ve toplam asılı parçasık konsantrasyonlarının yoÄŸun olduÄŸu dönemler araÅŸtırılmıştır. 1985-1991 döneminde 1989 Kasım ayından sonra yoÄŸun kirlilik meydana gelmiÅŸtir. Bu yoÄŸun kirlilik düşük rüzgar hızı ve yüksek basınç sistemi enversiyonu ile açıklanmıştır. Bu incelemede hava kirliliÄŸinin Avrupa yakasında Asya yakasından daha fazla olduÄŸu görülmüştür. İstanbul’da Åžen (1995) tarafından yapılan bir çalışmada toplamalı semivariogram tekniÄŸi ile kirleticilerin dağılımı araÅŸtırılmış ve bu çalışmada SO2’nin oksitlenerek sülfürik asit meydana getirdiÄŸi vurgulanmıştır.

KuzeydoÄŸu Atlantik’te deniz yüzeylerindeki havada emisyon deÄŸerleri üzerine yapılan çalışmalar daha önce tahmin edilen rakamların çok üstünde çıkmıştır. 1995 yılı rakamları ile bu emisyon miktarı 1.37 milyon ton kükürt dioksit ve 1.94 milyon ton azot oksit ÅŸeklindedir (Acid News, 1997). İstanbul boÄŸazından geçen yük tankerlerinin sayısının artması durumunda hava kirliliÄŸi açısından tehlike taşıyacaktır. Gemilerden çıkan bilhassa azot oksit ve kükürt dioksit emisyonu boÄŸazda yüksek olan su buharı birleÅŸmesinden oluÅŸacak çiÄŸ ÅŸeklindeki asit yağışlarının İstanbul boÄŸazının her iki kenarındaki az kalmış bulunan yeÅŸil alanlara ve tarihi binalara zarar verebilecektir.

İstanbul’da ÅŸehir içi ve orman alanında kurulan iki istasyondan alınan yağış örneklerinin iyon deriÅŸimleri, pH ve iletkenliÄŸi zamana ve yöne baÄŸlı olarak araÅŸtırılmıştır. Zamanla olan deÄŸiÅŸimin belirlenmesi için özel bir sistem tasarlanmıştır. Bu sistem ile Ekim 1997 ile Temmuz 1998 tarihleri arasında İstanbul’da farklı iki istasyonda yağış örnekleri toplanmıştır. Toplanan örneklerin pH ve iletkenlik deÄŸerlerine ölçüm yerinde bakılmıştır. Kimyasal analizler için polietilen kaplarda +4 °C’de muhafaza edilen yağış suları, özel kurye ile Ankara’ya kimyasal analiz için götürülmüştür. Kimyasal analizler ODTÜ Çevre MühendisliÄŸi Laboratuarlarında yapılmıştır. İncelenen süre içindeki yağışların hangi yönlerden geldiÄŸi, iyonların deriÅŸim deÄŸerlerinin yönlere ve zamana göre deÄŸiÅŸimleri gösterilmiÅŸtir.

Yağış suyundaki iyonların yağışın başlamasından itibaren azalma gösterdiği dolayısıyla yağışın atmosferi hızla kirleticilerden temizlediği görülmüştür. Yağışların ilk 10 dakika ile 10.-20. dakikalar arasındaki değerleri, ilk on dakikada atmosferde büyük bir yıkanmanın meydana geldiğini göstermektedir.

Yağış suyundaki ana iyonlar zamanla azalma göstermektedir. İlk 10 ile 10-20. dakikalar arasındaki yağışın iletkenliÄŸi 211’den 149 mS/cm’ye; SO42- deriÅŸimi 35’den 27 mg/l’ye; NO3- deriÅŸimi 9.5’ten 6.6’ya mg/l; Cl- deriÅŸimi 7.8’den 5.1 mg/l’ye; Mg2+ deriÅŸimi 1.9’dan 1.2 mg/l’ye; Ca2+ deriÅŸimi 63.2’den 40.5 mg/l’ye; Na+ deriÅŸimi 6.7’den 5.4 mg/l’ye; K+ deriÅŸimi 2’den 1.6 mg/l’ye; NH4+ deriÅŸimi 4.5’ten 3.9 mg/l’ye düşmüştür.

Asit yağışlarını oluşturan sülfat ve nitrat iyonları derişim değerlerinin dünyanın değişik noktalarında yapılan çalışma değerlerine göre daha yüksek çıkmıştır.

Sülfat ve nitrat iyonlarının derişim değerlerinin yağışın ilk zamanlarında azalma ve sonra belli bir değerde varlığını sürdürmesi, bu iyonların hem yakın mesafe ve hem de uzak mesafe kaynaklı olduğunu işaret etmektedir.

pH, iletkenlik ve iyon derişim değerlerinin yağışın geldiği yöne bağlı olarak değiştiği gözlenmiştir.

Yağıştaki ana iyonların derişimleri Weibull, log-normal veya üstel dağılımlarına uyduğu belirlenmiştir. Buna göre iyon derişim değerlerinin kütle yoğunluk fonksiyonları küçük değerlerde toplanmıştır.

İncelenen süre içerisinde batı, kuzeybatı ve güneybatı kaynaklı yağışlarda iyon derişim değerlerinin diğer yönlere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir.

pH değeri küçük yağışlar batı-kuzeybatı, batı-güneybatı ve güney-güneybatı; iletkenliğin büyük değerleri (yani yüksek iyon değerleri) güney-güneybatı, batı-güneybatı ve kuzey-kuzeybatı; iyonlarının yüksek olduğu yağışlar sırasıyla SO42-, NO3-, Cl-, Mg2+ ve K+ için güney-güneybatı; Ca2+ için batı-kuzeybatı, kuzey-kuzeybatı ve güney-güneybatı; Na+ için güney-güneybatı ve batı-güneybatı, NH4+ için ise batı-güneybatı ve batı-kuzeybatı yönlerinden gelmiştir.

pH değerlerinin yüksek olduğu yağışların geldiği yönler, asit yağışlarını nötralleştirici etki yapan Ca2+ ve NH4+ için de söz konusudur.

İTÜMK’de ilk 10 dakikadaki yağışların %30’u, İÜOFAO’dekilerin ise %25’i daha asit reaksiyonlu çıkmıştır.

İTÜMK ve İÜOFAO’de yağışın pH deÄŸerleri sırasıyla en küçük 4.64 ve 4.99, en büyük 7.42 ve 7.57’dir. Kütle yoÄŸunluk fonksiyonları 7 civarındadır. İncelenen süre içerisindeki yağışın pH deÄŸerleri, diÄŸer birçok ülkedeki yağış pH deÄŸerlerinden yüksek çıkmıştır. Bu sonuçlar yağışların nötralleÅŸtiÄŸini göstermektedir.

NötralleÅŸtirici ajan etkisi yapan NH4+ deriÅŸim deÄŸerleri en fazla batı-kuzeybatı yönünden sonra ise batı-güneybatı ve güney-güneybatı yönlerinden gelen yağışlarda görülmektedir. NH4+’ün kaynakları yakın endüstriyel tesisler, Haliç ve buna baÄŸlı dereler ile diÄŸer su göletleri, kanalizasyon, tarımsal alanlardaki gübreleme iÅŸlemleri olabilir. Ca2+ deriÅŸiminin yüksek deÄŸerleri batı-kuzeybatı, batı-güneybatı ve güney-güneybatı yönlerinden gelen yağışlarda çıkması İstanbul’un da içinde bulunduÄŸu Trakya yarım adasının jeolojik yapısının da etkisi vardır. Çatalca yarımadasındaki kireç taÅŸları arazisi ölçme noktalarının batısında yer almaktadır. Gerek hergün geniÅŸleyen yerleÅŸim alanlarındaki inÅŸaat alanlarından, gerekse yollardan ve tarlalardan kaynaklanan toz (CaCO3) havada asılı olarak bulunmaktadır. Yukarıdaki sebeplerden dolayı batılı yağışlar Ca++ bakımından zengin çıkmıştır.

Fosil yakıt kullanımı ve termik enerji santralları Avrupa’da SO2 ve NOx emisyonları bakımından önemli bir yer tutmaktadır. Atmosferde hava hareketi uzun mesafeler (ülkeler arası ve kıtalar arası ) kat ettiÄŸi için, dünya yüzeyinde baÅŸta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere çok miktarda tüketilen kükürt içerikli enerji kaynaklarının azaltılması gerekmektedir. Avrupa ve bilhassa Balkanlar’da atmosfere atılan kirleticiler Türkiye’nin özellikle Marmara bölgesi için asit yağışları için potansiyel bir tehlike oluÅŸturmaktadır. Önemli tarım alanlarından biri olan Trakya bölgesi için bu büyük bir tehlike arz etmektedir. Termik santrallerde kükürt deÄŸeri düşük kömürler kullanılmalı ve eski teknoloji ile çalışan termik santraller yenilenmelidir. Bu konuda ölçüm eksikliÄŸi ve düzensizliÄŸi ile bir hava kirliliÄŸi ölçüm ağının olmaması bizi kesin sonuçlara götürememektedir.

Uzun mesafeli taşınım ile kaynağından yüzlerce ve hatta binlerce km uzaklardaki bölgelerde etkilerini gösterebilen asit yağışları konusunda çalışmalar yoÄŸunlaÅŸtırılmalıdır. Türkiye’de meteoroloji istasyonlarında yapılan ölçümlerde yağışın miktarı yanı sıra, yağışın kalitesi yani asitlik derecesinin de belirlenmesi için çalışmalar yapılmalıdır. Bugün dünyada son derece önemli olan tarımsal meteoroloji alanında ve kültür teknik çalışmalarında özellikle toprak yapısını ve bitki geliÅŸimini etkileyen yağışın pH deÄŸerinin ölçülmesi sanayileÅŸmenin gün geçtikçe arttığı ülkemizde son derece önemlidir…

KAYNAKLAR

Ana Britannica

Temel Britannica

1998. Türkiye’yi Etkileyen Sinoptik Sistemlerin Klimatolojisi. Doktora tezi, İTÜ

1998. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Arşivi, Kalaba-ANKARA.

1996. Sinoptik Meteoroloji Ders Notları, İTÜ Meteorloji Müh. Böl. İstanbul.

1987. Toprak İlmi, Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilimdalı, İ.Ü., O.F. Yayınları

1997. Yörünge Analizi ve İzmir Seli uygulaması, Meteorlojik Karekterli Doğal Afetler

Sempozyumu, Bildiri kitabı

Hava Kirliliğinin Çevre Üzerindeki Etkileri, Hava Kirlilik Kaynanları ve Kontrolü, Marmara Araştırma Merkezi, Kimya Mühendisliği Araştırma Bölümü,

Hava Kirliliğinin Bitkiler Üzerindeki Etkisi, Hasad Dergisi,

2000. Istanbul’da Asit Yağışları Kaynakları ve Etkileri. Doktora tezi. İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü,

1992. Zararlı Maddelerin Orman Topraklarına Etkileri. Dokuzuncu Türkiye-Almanya-Polonya

Çevre Mühendisliği Sempozyumu

1998. Yağış Örneklerinin Kimyasal Analizi

Çevre Kirlenmesi El Kitabı,

KONU: ASİT YAĞMURLARI

AD:MURAT

SOYAD:EREN

NO:7302

SINIFI:YD 10 FEN B

Ege Bölgesi

Salı, 06 Kasım 2007

EGE BÖLGESİ

85.000km2 dolayındaki yüzölçümüyle Türkiye topraklarının yaklaşık %11’ini kaplayan, kuzeyde Marmara Bölgesi’ne, doÄŸuda İç Anadolu Bölgesi’ne, güneydoÄŸuda Akdeniz Bölgesi’ne komÅŸu olan bölgemiz batıda da Ege Denizi’yle çevrilidir (adını komÅŸu olduÄŸu denizden alır). Marmara Bölgesi’yle olan sınırı batıda Baba Burnu’ndan baÅŸlayarak Edremit Körfezi’nin kuzeyinde yükselen Kaz Dağı’na uzanır. İç Anadolu Bölgesi’yle olan sınırı ise İnönü’nün güneybatısından baÅŸlayıp Sultan DaÄŸları’nın kuzey ucuna ulaşır. O noktadan baÅŸlayarak Ege Bölgesi Akdeniz Bölgesi’ne komÅŸu olur ve bu bölgeyle olan sınır ise KöyceÄŸiz Gölü’nün batısına kadar uzanır.

Ege Bölgesi asıl Ege ve İçbatı Anadolu olmak üzere iki bölüme ayrılır. Ege Bölümü’ndeki illerimiz; İzmir, Manisa, Aydın, Denizli,MuÄŸla

İçbatı Anadolu’daki iller; UÅŸak, Kütahya, Afyon’dur.

NÜFUS

Ege Bölgesi sık nüfuslanmışır. 1990 sayımına göre bölge nüfusu 8.2 milyondur. Nüfus yoÄŸunluÄŸu bakımından Marmara Bölgesi’den sonra ikinci sırada yer alır. Bölge nüfusunun yarısından çoÄŸu kentlerde yaÅŸamaktadır.

Bölge nüfusunun önemli bir bölümü, kıyı kesimi ile çöküntü ovalarında toplanmıştır. Kıyı kesiminde de nüfus dağılışı bakımından yöreler arasında önemli farklılıklar görülür. Ovalarda nüfus yoÄŸun, ovaları ayıran daÄŸlık kesimlerde nüfus seyrektir. Güneydeki MenteÅŸe yöresi Türkiye’nin en az nüfuslanmış yerlerindendir. İçbatı Anadolu ise genel olarak az nüfuslanmıştır.

YÜZEY ŞEKİLLERİ

Ege Bölümü’nde baÅŸlıca daÄŸ sıraları ve bunları birbirinden ayıran vadi olukları, doÄŸu-batı doÄŸrultulu çukurluklar oluÅŸturur. Bu çukurluklar, aralarında kalan doÄŸu-batı doÄŸrultulu yüksek kütlelere daÄŸ sıraları görünümü kazandırır. Çukurlukların batı uçları yakın bir dönemde deniz basmasıyla koy ya da körfez biçimini almış ama daha sonra kısmen ya da tamamen alüvyonlarla dolmuÅŸtur ve parçalı bir yapı gösterir. Yer yer 2000m’yi geçen daÄŸ kütleleri görülür. Bunlar İçbatı Anadolu’nun 1000m’yi geçebilen düzlüklerinden daha alçak olan Ege Bölümü’ndeki ovalar üzerinde heybetli bir görünüm kazanır.

Ege Bölgesi’nde yerin temelini jeologlaron Menderes Masifi adını verdikleri Saruhan-MenteÅŸe eski kütlesi oluÅŸturur. Paleozoyik zaman ortalarında kıvrılmalara uÄŸramış daha sonra aşınarak düzleÅŸmiÅŸ olan bu eski temel, Tersiyer Dönem içinde yeniden yer hareketlerine uÄŸrayınca, bir daha kıvrılamayıp kırılmıştır. Belli kırık çizgileri boyunca bazı parçaların çökmesiyle sözü edilen oluk biçimli çukurlar (graben) ortaya çıkmış, bunların arasında da sert ve kristalli kayaçlardan oluÅŸan eski daÄŸ kütleleri (horst) yükselmiÅŸtir. Bu eski kütle yeniden kıvrılmamakla birlikte, çevresinde biriken deniz dibi tortulları kıvrılırken onlara kalıp olmuÅŸtur.

DoÄŸu-batı doÄŸrultulu çukur alanlarla bunları ayıran aynı doÄŸrultulu yüksek alanlar kuzeyden güneye doÄŸru şöyle sıralanır: Edremit Körfezi ve Edremit Ova’sı çukur alanı, Bakırçay Ovası’ndan Madra Dağı (1.334m) ve Kozak Kütlesi’yle (1.051m) ayrılır. Bakırçay Ova’sı ile Gediz Ovası arasında Yunt Dağı (1.075m) yer alır; Gediz Ovası’na kuzeyden Akhisar, güneyden de Nif (KemalpaÅŸa) Ovaları birer körfez gibi katılır. Gediz Ova’sı ile daha güneydeki Küçük Menderes Ova’sı arasına BozdaÄŸlar (2.159m) girer. Bu kütle doÄŸu kesiminde güneydeki Aydın DaÄŸları’yla birleÅŸir, batı kesiminde ise Nif Dağı’na (1.506m) ve kuzeydek Spil Dağı’na (1.513m) baÄŸlanır. Daha güneyde Küçük Menderes ve Büyük Menderes Ovaları arasında Aydın DaÄŸları (1.819m) uzanır. Bu daÄŸlar batıya doÄŸru bükülüp incelenerek Samsun (Dilek) Dağı (1.237m) üzerinden komÅŸu Sisam (Samos) Adasına geçer. GeniÅŸ bir alanı kaplayan Büyük Menderes Ova’sı MenteÅŸe yöresi içine Çine ve BozdoÄŸan Ovalarıyla sokulur.En güzeydeki çukur alanı, Bodrum ve Datça yarımadaları arasında yer alan Gökova Körfezi’dir.

Batı Anadolu’da yer alan ovalar, genellikle dördüncü jeolojik zamanda meydana gelen epirojenik hareketlerle oluÅŸmuÅŸtur. Bu hareketler sonucunda bazı alanlar yükselmiÅŸ (horst) ve bugünkü daÄŸlık alanları meydana getirmiÅŸ, bazı alanlar ise çökmüş (graben) ve çöküntü alanları oluÅŸmuÅŸtur. Bu çöküntü alanlarının akarsular tarafında alüvyonlarla doldurulması sonucunda da günümüzdeki ovalar oluÅŸmuÅŸtur. Bölgemizdeki en önemli ovalar ise Bakırçay, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes, Balıkesir ve Akhisar ovalarıdır. Ege Bölgesi’nin güneydoÄŸusunda yer alan ovalar ise çökme olaylarının yanında karstik olayların da etkisi ile oluÅŸmuÅŸtur. Denizli, Tavas, Çivril gibi ovaların oluÅŸumunda karstik olaylar oldukça etkilidir.

Meriç deltası, hızlı ilerleyen taÅŸkın alanlarına sahip bir ovadır. Meriç Irmağının taşıdığı alüvyonlarla oluÅŸmuÅŸtur. Bakırçay Deltası, aynı adı taşıyan akarsuyun, Çandarlı Körfezi’ni doldurması ile oluÅŸmuÅŸtur. Yer yer tuzlu bataklıklar bulunan ovada, eski uygarlıkların kalıntıları da yer alır. Küçük ve Büyük Menderes Deltaları da birer çöküntü alanının(graben) ucunda oluÅŸan birikinti ovalarıdır. Büyük ve Küçük Menderes Irmakları, Ege Denizi’nin seviye deÄŸiÅŸikliklerine de baÄŸlı olarak tarihi dönemlerde hızla denizi doldurmuÅŸtur. Öyle ki, İlkçaÄŸ’da bir liman kenti olan Milet, Büyük Menderes’in denizi doldurması ile bu gün kıyıdan bir hayli ileride kalmıştır.

Bölgenin İçbatı Anadolu Bölümü’nde daÄŸ sıraları yerine aralıklı da dizileri görülür. Bu daÄŸlar, güneydoÄŸu-kuzeybatı doÄŸrultusunda birkaç dizi oluÅŸtur. Bu dizilerden en doÄŸuda yer alan Emir DaÄŸları (2.307m), Türkmen (1.826m), Domaniç (1.845m) DaÄŸları bölge sınırları dışındaki UludaÄŸ’a kadar uzanır. Bu daÄŸlar dizisi batıda aynı doÄŸrultudaki Afyon-Karahisar-Kütahya-Orhaneli üzerinden geçen bir çukur alanla izlenir. Bu çukur alanın batısında Kumalar (2.247m), Ahır(1.915m), Murat (2.309m), Åžaphane (2.120m), AkdaÄŸ (2.089m), EÄŸrigöz (1.931m) daÄŸları yer alır. Bu dizinin daha batısına gidildikçe geniÅŸ bir plato uzanır. Gediz Ovası’na dik yamaçlarla inen ve yüksekliÄŸi kuzeydoÄŸuda 1.000m’yi aÅŸan bu platoya Gördes-UÅŸak Plato’su adı verilir. Platonun güney kenarındaki Kula kenti çevresinde sönmüş volkan konileri ve yeni lav akıntıları görülür.

Ege Denizi’ne dökülen akarsularımız; Batı Anadolu akarsuları, geniÅŸ çöküntü hendeklerine yerleÅŸmiÅŸtir. Bu çöküntü alanları boyunca batıya doÄŸru akarak Ege Denizi’ne dökülürler. Denize ulaÅŸtıkları alandaki koy ve körfezlerde geniÅŸ delta ovaları oluÅŸturmuÅŸlardır. Bu akarsular bölgemiz ve ülkemiz tarımı için oldukça büyük deÄŸer taşır. Bunların baÅŸlıcalrı Bakırçay, Gediz, Küçük ve BüyükMenderes’tir.

 Ege Bölümü’nün kuzey-güney doÄŸrultulu profili.

İKLİM

Ege Bölgesi genellikle yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı olan Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. Bu genel durum daha çok Ege Bölümü için geçerlidir. İçbatı Anadolu’da ise denizden uzaklık ve yükselti nedenleriyle iklim koÅŸullarında deÄŸiÅŸiklik görülür. Kuzey kesimlerinde sık sık soÄŸuk baskınları görülür. Yıllık ortalama sıcaklıkta coÄŸrafi enlemin etkisiyle güneyden kuzeye ve yüksekliÄŸin etkisiyle batıdan doÄŸuya doÄŸru azalma görülür. En soÄŸuk ay genellikle ocak, en sıcak ay ise temmuz ayı olarak tespit edilmiÅŸtir.

Ege Denizi kıyıları boyunca tam bir Akdeniz yağış rejimi görülür. Yazlar kurak geçer; yağışlar kış aylarında toplanmıştır. AÅŸağı yukarı bütün meteoroloji istasyonları da yıllık ortalama yağış tutarı 500 mm’nin üstünde, genellikle de 1000 mm’nin altında olarak saptamışlardır.

Afyon’un sıcaklık ve yağış

grafiÄŸi

BİTKİ ÖRTÜSÜ

Ege Bölgesi’nde kıyıdan itibaren 600-800 m yüksekliklere kadar maki toplulukları ile akrışık olarak kızılçam ormanları görülür. Makilerin cılızlaÅŸtığı ve toprak örtüsünün inceldiÄŸi alanlarda, çoÄŸunlukla dikenli çalılardan oluÅŸan ve “garik” adı verilen bir bitki topluluÄŸu görülür ve genellikle İzmir civarı ile Karaburun yarımadası ve Bodrum civarında yaygındır. Orman alanları Ege Bölümü’nün alçak kesimlerinde makiliklerin, İçbatı Anadolu’da ise step görünüşlü alanları üstünde yer alır. Ormanların alt basamaklarında çeÅŸitli meÅŸelere rastlanır;iÄŸne yapraklı ormanlar arasında en yaygın tür kızılçam ve karaçamdır. Ayrıca Kozak Dağı’nda fıstık çamı yaygındır. Türkiye’nin en önemli çamfıstığı üretim alanıdır. Bütün kıyı kesimlerde zeytinliklere rastlanır. Kuzeyden gelen soÄŸuk hava etkilerinden korunan turunçgiller bölgenin güneyine sığınmıştır. Ayrıca kekik, adaçayı, lavanta çiçeÄŸi gibi kokulu bitkiler ve Akdeniz iklimine uyan kaktüsler, frank inciri gibi bitkilerde yaygındır. Maki türleri arasında çeÅŸitli meÅŸe türleri (pırnal meÅŸesi, palamut meÅŸesi) kocayamiÅŸ, mersin aÄŸacı, defne, yabani zeytinlere rastlanır.

KENTLER VE ÖZELLİKLERİ

Bölgenin en kalabalık nüfuslı kenti İzmir; İstanbul ve Ankara’dan sonra Türkiye’nin üçüncü büyük yerleÅŸme merkezidir. Karalar içine derin biçimde sokulan ve aynı adı taşıyan bir körfezin bitim yerinde kurulmuÅŸ olan İzmir, coÄŸrafi konumu sayesinde Batı Anadolu’da çok geniÅŸ bir alanın ticaret limanı (İzmir’e gelen mallar, gemilere yüklenmeden önce kentte iÅŸlenir) ve ülkemizin İstanbul ‘dan sonra ikinci büyük ticaret merkezi haline gelmiÅŸtir. Kent İzmir Körfezi bitiminde bir ayçe (hilal) biçiminde yayılır; kuzeyde Bostanlı’dan baÅŸlayan bu ayçe, 27 km’yi aÅŸkın bir eÄŸri oluÅŸturarak, körfezin güneyinde Üçkuyular’da sona erer; daha sonra, Balçova, İnciraltı gibi yerleÅŸmelerde batıya doÄŸru uzanır.

EskiçaÄŸ’da İonia’dan gelen göçmenlerin Bayraklı ve Bornova arasında, o zamanlar deniz kıyısında bulunan bir tepe üstünde kurdukları sanılan kent (Smyrna) Pagoa Dağı (Kadife Kale) eteÄŸinde ikinci kez kurulmuÅŸ, Roma ve Bizans egemenliklerinden sonra 1424’te Osmanlı topraklarına katılmış, 1919’da Yunanlılar tarafından iÅŸgal edilmiÅŸ, 1922’de de kurtarılmıştır.

Bölgenin ikinci büyük kenti Denizli’nin topraklarının büyük bir bölümü, Pamukkale havzasında ve çevresindeki tepelik, daÄŸlık alanda yer alır. Selefkilerden Antiokhos 2’nin karısının adı (Laokide) adı verilerek kurulan kent, Selefkiler ve Bizanslılardan sonra da günümüzdeki yerine taşınmış, yeni kurulduÄŸu yerde bulunan DoÄŸuzlu Köyü’nün adı zamanla Denizli’ye çevrilmiÅŸtir.

Bölgenin üçüncü, İçbatı Anadolu Bölümü’ünde baÅŸlıca kenti olan Kütahya, EskiçaÄŸ’da, geniÅŸ bir ovanın kenarında yükselen Yellice Dağı eteklerinde, Hisar Tepesi adı verilen yerde kurulmuÅŸ, OrtaçaÄŸ’da Bizans döneminde Kotyaion adıyla oldukça geliÅŸmiÅŸtir. Günümüzde hisar kalıntılarının bulunduÄŸu tepenin eteklerinden kuzeydeki ovaya doÄŸru yayılan kentin etkinlik merkezi, Hisar tepesi önünde yer alır. Önemli sanayi ve havacılık merkezidir. Bölgenin dördüncü büyük kenti Manisa, EskiçaÄŸ’da aynı adı taşıyan dağın (Magnesia) kuzey eteklerinde kurulmuÅŸ, Roma döneminde geliÅŸmiÅŸ, Bizanslılardan 14.yy baÅŸlarında SaruhanoÄŸulları’na kısa bir süre sonra da Osmanlılara geçmiÅŸ, bir süre ÅŸehzadelerin valilik yaptıkları bir merkez olmuÅŸ ve önemli anıtlarla süslenmiÅŸtir.

İKTİSAT VE SANAYİ

TARIM: Ege Bölgesi’nde nüfusun çoÄŸunluÄŸu iklim toprak koÅŸulları ve ulaşım kolaylıklarının da elveriÅŸliliÄŸiyle geçimini tarımdan saÄŸlar. Ege bölümünde Akdeniz iklimine uygun bazı bitkiler (zeytin,üzüm, vb.) ağır basar. Ege bölümünden, İçbatı Anadolu bölümüne geçildikçe, tarımın niteliÄŸi deÄŸiÅŸir; tahıl ekimi artar ve hayvancılık geçimde daha önemli yer tutar. Tahıl ekiminde buÄŸday baÅŸta gelir, onu arpa ve mısır izler. BuÄŸday özellikle Afyon ve Denizli’de üretilir bu illeri İzmir, Aydın ve MuÄŸla izler. Arpa ise Afyon ve Manisa illerinde, mısırın da baÅŸlıca ekim alanı Manisa’dır. Pirinç ekimine ovalarda az miktarda yer verilir. Bölgede yaÅŸ ve kuru sebze üretimine de önem verilir. İklim koÅŸulları uygun olduÄŸu için, turfanda sebze (domates, fasulye vb.) yetiÅŸtirilerek öbür bölgelere yollanır. SoÄŸan ve patates ekimi yaygındır; baklagillerden en çok nohut ekilir. Kavun ve karpuz üretimi de yaygın biçimde yapılmaktadır.

Bölgede yatiÅŸtirilen sanayi bitkileri arasında tütün, pamuk, susam, keten ve ÅŸekerpancarı baÅŸ sıralarda yer alır. Edrmit Körfezi kıyıları yaÄŸ zeytini üretimi kesir aÄŸaç sayısı bakımından baÅŸta gelir bakımından önemlidir. Üzüm baÄŸlarına da bölgenin her yerinde rastlanır. Üzüm ayrıca ÅŸarap ve pekmez yapımında da kullanılır. Kuru üzüm İzmir yöresinde, kış soÄŸuna dayanamayan incir ise kıyı kesimlerde yetiÅŸir. Ülkemizdeki incir aÄŸaçlarının yaklaşık olarak %81’i Ege Bölgesi’ndedir. Turunçgiller bölgenin özellikle güney kesiminde yetiÅŸir; Bodrum’da mandalina; Aydın ve Nazilli arasında portakal yetiÅŸir.

tütün zeytin

pamuk üzüm

 Ege Bölgesi’nde yetiÅŸtirilen baÅŸlıca tarım ürünlerinin, Türkiye üretimindeki payı

HAYVANCILIK: Ege bölgesinde hayvancılık çok geliÅŸmemiÅŸtir. Üstelik yakın dönemde otlakların daralması nedeniyle, hayvan sayısında azalma gözlenmektedir. Kıyı kesimde daha çok kıl keçisi, tiftik keçisi ve koyun, iç kesimlerde sığır ve manda besiciliÄŸi yaygındır. Balıkçılık ise eski önemini kaybetmiÅŸtir özellikle İzmir Körfezi’nin sularını pis olmasından dolayı. Yine eski önemini yitirmiÅŸ olmakla birlikte Bodrum kıyılarında sünger avcılığı yapılmaktadır.

YERALTI KAYNAKLARI: Ege Bölge’si yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengindir; ama madenlerin birçoÄŸu İlkçaÄŸ’dan beri iÅŸletildiÄŸinden, tükenmiÅŸtir. Bölgede yaygın olan linyit yatakları, Kütahya ve Soma yörelerinde toplanmıştır. Kütahya yöresindeki linyitlerin iÅŸletilmesi Kütahya-Balıkesir demiryolunun yapılmasıyla kolaylaÅŸmıştır. İşletilen yataklardan biri DeÄŸirmisaz havzasıdır; Tunçbilek bölgesindeki yataklarsa daha önemlidir. Soma’dan da oldukça iyi nitelikli linyit kömürü çıkarılmaktadır. Demire katılarak çelik elde etmeye yarayan krom, Kütahya ve Balıkesir arasındaki yataklardan Çardı’da çıkarılırken, günümüzde bu ocak tükendiÄŸi için bırakılmış, onun yerine DaÄŸardı ve Dursunbey dolaylarındaki ocaklar iÅŸletilmeye açılmıştır. Bölgedeki çok sayıda demir yatağının baÅŸlıcaları Edremit yöresinde, Ayvalık’ın güneyinde ve Simav çevresinde yer alır; Selçuk, UÅŸak ve Tire’de zımpara yatakları iÅŸletilir. Ayrıca çeÅŸitli mermer, civa, bor, manganez yatakları vardır. Türkiye’nin en önemli maden suyu Afyon dolaylarında Kızılay tarafından iÅŸletilmekte İzmir’in Çamaltı tuzlalarından da Türkiye’nin toplam tuz ürünün 3/5’ü elde edilmektedir.

SANAYİ ETKİNLİKLERİ: Ege bölgesi Türkiye’de Marmara Bölgesi’nden sonra ikinci sırada yer alır. Özellikle İzmir’de toplanmış olan baÅŸlıca sanayi kolları arasında dokumacılık, makine ve madeni eÅŸya yapımı, besin sanayisi (un, makarna, konserve fabrikaları), tütün iÅŸletmeciliÄŸi sayılabilir. Pamuklu, dokumacılık, İzmir’in yanı sıra Aydın, Nazilli, Denizli, ve UÅŸak’ta geliÅŸmiÅŸtir. YaÄŸ sanayisi tesisleri özellikle Edremit-Ayvalık yöresinde, ÅŸeker fabrikaları UÅŸa