‘Biyoloji’ Kategorisi için Arşiv

Hücre Fizyolojisi

Salı, 06 Kasım 2007

HÜCRE FİZYOLOJİSİ

Hücreler yaşayan organizmaların yapısal ve fonksiyonel birimleridir. Hücreler küçük fakat kompleks yapılardır. Yaşamın bu temel birimi hakkında ayrıntılı bilgiler ilk kez 17. Yüzyılda ışık mikroskobunun geliştirilmesi ile edinildi. Bir müze müdürü olan İngiliz Robert Hooke 1663 yılında mantar ve diğer bitki örneklerini bir jiletle keserek mikroskop altında 30 kat büyüterek inceledi. Bu incelemeler sonucunda bitkilerin "hücre" adını verdiği küçük bölmelerle dolu olduğunu buldu. Anton van Leeuwenhoek isimli bir Alman dükkancı ise doku örneklerini 300 kat büyüterek, bakteri, kan hücresi, sperm hücresi gibi tek hücreli organizmaları inceledi. Bu organizmalara hayvancık anlamına gelen "animalcules" adını verdi.

Hücrelerin Genel Özellikleri:

Hücreler hem morfolojik (şekilsel) hem de :-):-):-):-)bolik olarak çok büyük farklılıklar gösterirler. E.coli isimli bakteri 1m m (m m=mikrometre= 1 metrenin milyonda biri) uzunluğundayken, aksonları 1 metre uzunluğunda olan sinir hücreleri vardır. Ama yine de hücrelerin çok büyük bir çoğunluğu 1-30 m m arasındadır. Hücreler küçük olmak zorundadırlar, çünkü :-):-):-):-)bolizmalarında diffüzyon çok önemlidir. Diffüzyon, termal hareketle moleküllerin rasgele hareket etmesidir. Diffüzyon moleküllerin, yüksek konsantrasyon bölgesinden düşük konsantrasyon bölgesine doğru, her yerde eşit dağılıncaya kadar olan, rastgele hareketleridir. Diffüzyon termodinamiğin 2. Kanuna bir örnektir. Bu kanuna göre entropi (düzensizlik ya da rasgelelik) sürekli olarak artar. Evrendeki düzensizliğin derecesi sadece ve sadece artabilir. Hücrelerin çoğu aktivitelerinin büyük bir bölümünü diffüzyon ile düzenlerler. Diffüzyon, molekülün özelliğine (büyüklük gibi) ve çevreye (vizkozite, membran gibi) bağlıdır. Bir partikül (madde parçası) tarafından katedilen mesafe zamanın karekökü ile doğru orantılıdır. Yani bir partikül 1 saniyede 1 m m gidiyorsa, 4 saniyede 2 m m ve 100 saniyede 10 m m ve 3 saatte (10.000 saniye) 100 m m gidecek demektir.

Hücrelerin Fonksiyonel Özellikleri:

Hücreler ortamdan ham materyali alırlar.

Enerji üretirler: Bu enerji iç ortam dengesini sağlamak, ve sentez reaksiyonlarını yürütmek için gereklidir. Termodinamiğin 2. Kanununa karşı koymak ancak enerji ile mümkündür.

Kendi moleküllerini sentez ederler.

Organize bir şekilde büyürler.

Çevreden gelen uyarılara cevap verirler.

Çoğalırlar (bazı istisnalar haricinde).

Hücrelerin Yapısal Özellikleri:

Kalıtsal bilgiler DNA içinde saklanır.

Genetik kod temelde aynıdır.

Bilgi DNA dan proteinlere RNA aracılığı ile geçer.

Proteinler ribozomlar tarafından yapılır.

Proteinler hücrenin fonksiyon ve yapısını düzenlerler.

Bütün hücreler seçici geçirgen bir zar olan plazma membranı ile çevrilmiştir.

HÜCRELERİ BİRBİRİNDEN AYIRAN ÖZELLİKLER

Hücreler arasında pek çok benzerlik olmasına rağmen, çok belirgin farklılıklar da vardır. Bu farklılıklar hücreleri çeşitli ana guruplara ayırmamıza yardımcı olur. İki yaygın ana gurup şunlardır.

Prokaryotlar

Eukaryotlar

(Karyot=nükleus, Pro=önce, Eu=gerçek anlamına gelmektedir.)

Prokaryotlarla Eukaryotlar arsındaki farklılıklar ise Tablo 1. de gösterilmiştir.

ÖZELLİKLER

PROKARYOT

ÖKARYOT

ÇEKİRDEK ZARI

YOK

VAR

ÇEKİRDEKCİK

YOK

VAR

HİSTONE PROTEİNLERİ

YOK

VAR

DNA İÇERİĞİ

KÜÇÜK

BÜYÜK

İNTRONLAR

YOK

VAR

BÜYÜKLÜK

KÜÇÜK

BÜYÜK

Prokaryotlarla Eukaryotlar arasındaki en temel farklar prokaryotların bir nükleusa (çekirdek) ve membrana bağlı organellerinin (birkaç istisna haricinde) olmamasıdır. Her ikisinin de DNA sı, hücre zarı, ribozomları vardır.

HÜCRE ORGANELLERİNİN YAPI VE FONKSİYONLARI

Hücreler ışık mikroskopu ile incelendiği zaman, sitoplazma ve çekirdek adı verilen iki bölümden oluştuğu görülür. Ancak daha büyük büyütme sağlayan elektron mikroskopuyla yapılan incelemeler, hücrenin bir takım alt birimlerden, hücre organellerinden oluştuğunu ortaya koymuştur. Hücre şunlardan oluşmuştur.

Hücre zarı

Sitozol

Organeller

Çekirdek

Hücre Zarı: Zar ya da membranlar yaşam için çok önemlidir, çünkü bir hücre 2 sebebten dolayı kendisini dışarıdaki ortamdan ayırmak zorundadır.

DNA, RNA ve benzeri yaşamsal moleküllerini dağılmaktan korumalıdır.

Hücre molekül yada organellerine zarar verebilecek yabancı molekülleri uzak tutmalıdır.

Ancak hücre bu iki kurala uyarken bir taraftan da çevreyle haberleşmeli, dış ortamı sürekli olarak izlemeli ve ortam değişikliklerine ayak uydurmak zorundadır. Ayrıca hücre besin maddelerini dışarıdan almalı ve :-):-):-):-)bolizması sonucunda ürettiği toksik (zehirli) maddeleri dış ortama vermelidir.

Biyolojik membranlar Şekil 1 de görüldüğü gibi bilipit katmandan oluşur. Şekildeki her

bir fosfolipiti temsil eder. Daire ya da baş negatif yüklü fosfat gurubudur, ve iki kuyruk da çok hidrofobik (hidrofobik=suyu iten) olan hidrokarbon zincirlerini temsil eder. Fosfolipit zincirlerinin Şekil 1. De görüldüğü düzenlenmesi sonucu hidrofobik kısımlar membranın içinde kalır. Membran yaklaşık 5 nanometre (1 nanometre = 1 metrenin milyarda biri) kalınlığındadır. Membran semipermeabledır (yarı geçirgen), yani bazı maddelerin membrandan serbestçe geçmesine (diffüze olmasına) izin verir. Membran büyük moleküllere geçirgen değilken, yüklü iyonları çok az geçirir, ve yağda eriyen küçük moleküllere oldukça geçirgendir.

Tüm biyolojik membranlar gibi hücre zarı (membranı) da lipit, protein ve az miktarda karbonhidrattan oluşmuştur.

Hücre zarı, hücre içinde ve dışında bazı uzantılarla devam eder. Hücre dışına doğru olan uzantılar hücrenin yüzeyinden interstisiyel mesafeye doğru uzanırlar, bu uzantılara mikrovillus denir. Hücre içine doğru devam eden zar sistemi ise dış ortamın hücre içiyle daha yakın ilişki kurmasını sağlar. Bu sisteme endoplazmik retikulum denir.

Endoplazmik Retikulum: Endoplazmik retikulum lipid, protein (ribozomlar aracılığı ile) ve kompleks karbonhidratların yapım yeridir. Endoplazmik retikulum hücredeki toplam membranların yarısından fazlasını oluşturur. Endoplazmik retikulum iki membrandan oluşur, iki membran arasında kalan boşluğa endoplazmik retikulum lümeni denir. İki tip endoplazmik retikulum vardır.

Granüllü Endoplazmik Retikulum: Üzerinde ribozomlar vardır. Sisterna denilen yassılaşmış keseler şeklindedir.

Düz Endoplazmik Retikulum: Ribozomları yoktur, tüplerden oluşan bir ağ şeklindedir. Lizozom: Lizozomlar 0,2 ila 2 m m çapında organellerdir. Hücreiçi sindirimi sağlamak üzere yaklaşık 40 civarında enzim içerirler. Lizozom membranı lizozomun hücreyi tümüyle sindirmesini önler. Bu enzimler için optimal pH 5 civarıdır. Lizozomlarda ATP hidrolizi ile çalışan H+ pompası vardır. Bu sayede lizozomun pH I düşük tutularak enzimlerin etkin hale geçmesi önlenir.

Peroksizom: Peroksizom membranında spesifik proteinler ve oksidasyon enzimleri vardır. Karaciğerdeki peroksizomların ana görevi detoksifikasyondur (bir maddeyi zararsız hale getirme).

Ribozom: Ribozomlar proteinlerin sentez edildikleri yerdir. Protein sentezi için gerekli bilgi DNA dadır, bu bilgi RNA ya transfer edilir, ve ribozomlarda RNA daki bu bilgiyle protein yapılır. Bir hücre için protein sentezi çok önemlidir, bu yüzden de hücrede binlerce ribozom bulunur. Ribozomlar ya sitoplazmada serbestçe yüzerler ya da endoplazmik retikuluma bağlı olarak bulunur. Ribozomların membranı yoktur. Protein sentezlemedikleri zaman 2 alt gurup halinde bulunurlar. Alt guruplar ribozomal RNA (rRNA) ve ribozomal proteinlerden oluşur.

Mitokondri: Mitokondriler eukaryotik hücrelerde ana enerji üretim merkezleridir. Biri iç diğeri dış olmak üzere iki membranı vardır. İç membranda çok sayıda katlanmalar vardır, bu membranın yüzey alanını genişleterek, membran bağımlı raksiyonların daha fazla sayıda olamasını sağlar. Mitokondrilerin kendi DNA ve ribozomları vardır.Çekirdek (Nükleus): Nükleus DNA nın bulunduğu ve DNA daki bilginin RNA ya aktarıldığı yerdir. Çift katlı bir membranla sarılmıştır, bu membranda çok sayıda büyük porlar bulunur. Çekirdeğin içini dolduran esas madde DeoksiriboNükleik Asit ve protein molekülleridir. Bu DNA molekülleri nükleus içinde rastgele dağılmış olamayıp kromozom denilen yapılar içinde protein molekülleri ile birlikte organize olmuşlardır. İnsanda 46 adet (23 çift) kromozom bulunur. DNA molekülleri hücrede mevcut bütün proteinlerin nasıl yapılacağının genetik bilgisini içerirler. Bilgi nükleusdadır fakat proteinler sitoplazmada yapılır, bu sebeple bilginin sitoplazmaya aktarılması gereklidir. Bu amaçla DNA kalıp gibi kullanılarak, bu kalıptan RNA yapılır, oluşan RNA sitoplazmaya geçerek, protein yapım yeri olan ribozomlara protein sentezi için gerekli bilgiyi aktarır. Çekirdek hücrenin kontrol merkezidir, buradaki genetik mekanizmalar yoluyla sadece hücre içindeki kimyasal olaylar değil, aynı zamanda hücrenin özelliklerinin yeni hücre nesillerine aktarılması da sağlanır.

Hücre İskeleti: Aslında hücre iskeleti terimi yanlış bir deyimdir. Hücre iskeleti transparan olduğu için hem ışık hem de elektron mikroskobu preperatlarında görülmez. Hücre çizimlerinde de gösterilmemesine rağmen önemli bir hücre komponenttidir. Hücre iskeleti hücrenin şeklini, hücre organellerinin yerinde durmasını sağlar, ve hücre hareketinden sorumludur.

Hücre iskeleti şunlardan oluşmuştur.

Sentriyoller

Mikrotübüller

Aktin filamentleri

Sentriyoller çekirdeğe yakın olarak yer alan bir çift silindirik yapıdır. Her biri üçerli guruplar halinde dokuz tübülden oluşmuştur. Sentriyoller hücre bölünmesi sırasında kromozomların hücre kutuplarına çekilmesini sağlarlar. Mikrutübüller tübülin denilen alt birimlerden oluşmuştur. Görevi hücreyi yerinde tutmaktır, aynı zamanda silya ve flagellanın da ana bileşenidir. Aktin filamentleri ise hücrenin şeklini değiştirmesinde görev alırlar

Astrobiyoloji Nedir?

Salı, 06 Kasım 2007

Astrobiyoloji, tanımı tam yapılamamış olmakla birlikte kısaca uzaydaki yaşam ve bu yaşamın orijini, evrimi, dağılımı ve geleceğine yönelik bilimsel çalışma yapan bir alandır.

Astrobiyolojinin ilgilendiği konular şu sorular üzerine kurulmuştur:

Canlı sistemleri nasıl ortaya çıkmıştır?

Yaşanabilir çevre nasıl oluşmuş ve nasıl evrimleşmiştir?

Dünya dışındaki ortamlarda yaşam var olabilir mi?

Gezegenimiz dışında bir karasal yaşam nasıl var olur ve adaptasyon ne şekilde gerçekleşir?

Astrobiyoloji multidisipliner bir yaklaşımdır: Biyologlar;

Yaşamın kimyasal öncüllerinin oluşumunu tanımlamakiçin, yeni gezegenler keşfetmek ve bunların yaşanabilirliğini tespit etmek için astronomlarla

Moleküler etkileşimlerden yaşamın kendisine geçişi

anlamak için kimyacılarla

Diğer gezegenler üzerindeki anahtar minerallere ve

suya dair kanıtları incelemek için jeologlarla

En erken yaşam formlarını araştırmak ve anlamak

için paleontologlarla ve moleküler biyologlarla bunların yanı sıra klimatolog, gezegen bilimci ve yakın alanlardaki bilim adamlarıyla iş birliği içinde çalışmaktadır.

Amaçları:

Amaç 1-oğayı ,evrende yaşanabilir çevrelerin dağılımını anlamak

Yaklaşım1.1:Yaşanabilir gezegenlerin evrimi ve oluşum modeli

Yaklaşım1.2:Güneş sistemi dışındaki gezegenlerin indirek ve direk astronomik gözlemi

Amaç 2:Geçmişte var olmuş ve şuan var olan yaşanabilir habitatları,biyolojik öncüllerin kimyasını ve güneş sistemimiz içinde var olabilecek yaşam sinyallerini araştırmak

Yaklaşım2.1:Mars araştırmaları

Yaklaşım2.2:Güneş sistemi araştırmaları

Amaç 3:Yaşamın gezegensel ve kozmik öncüllerden nasıl oluştuğunu anlamak

Yaklaşım3.1 :Biyolojik öncül materyallerin ve katalistlerin kaynağı

Yaklaşım3.2:İşlevsel biyomoleküllerin orijini ve evrimi

Yaklaşım3.3:Enerji aktarımının orijini

Yaklaşım3.4:Hücresel ve protobiyolojik sistemlerin orijini

Amaç 4-Dünyadaki geçmişte var olan yaşamın, değişen gezegen ve güneş sistemi çevresiyle nasıl bir etkileşimde olduğunu anlamak

Yaklaşım4.1-Dünyanın önceki biyosferi

Yaklaşım4.2:Kompleks yaşamın temeli

Yaklaşım4.3:Ekstrakarasal olayların biyosfer üzerindeki etkileri

Amaç 5:Yaşama ait evrimsel mekanizmaları ve çevresel limitleri anlamak

Yaklaşım5.1:Mikroorganizmalardaki moleküler evrim, çevreye bağımlılık

Yaklaşım5.2:Mikrobiyal komunitelerin evrimi

Yaklaşım5.3:Ekstrem çevrelere biyokimyasal adaptasyon

Amaç 6-Dünya ve dünya dışındaki yaşamın geleceğini şekillendiren prensipleri anlamak

Yaklaşım6.1:Çevresel değişimler, elementlerin biyota, komunite ve ekosistemler tarafından dönüşümü

Yaklaşım6.2-Dünya ötesindeki yaşama ait evrim ve adaptasyon

Amaç 7-Dünyanın ilk oluşumundaki ve diğer dünyalar üzerindeki yaşam izlerinin nasıl tanınacağına karar vermek

Yaklaşım7.1:Güneş sisteminde aranan, canlılığa ait sinyaller

Yaklaşım7.2:Yakın gezegen sistemlerindeki canlılığa ait sinyaller

Bitkisel Dokular

Salı, 06 Kasım 2007

BİTKİSEL DOKULAR

Sürgen Doku ve Özellikleri

1-Sürekli bölünen hücrelerden oluşur.

2-Hücreleri ince çeperli , bol sitoplazmalı , küçük , iri çekirdekli , koful hiç bulunmaz veya küçük ve az sayıdadır.

3-Hücreler arası boşluk bulunmaz.

4-Bitkide kök , gövde ucu , tomurcuk ve yaprak uçlarında bulunur,ayrıca dikotiledon ve ağaçsı bitkilerin gövdesinde yer alır.

5-Vegetatif üremede filiz oluşumu bu doku tarafından gerçekleştirilir.

Kökenlerine Göre İkiye Ayrılır

A-Pirimer Meristem: Bitkilerde ömür boyu var olan ,kök ,gövde ve yaprak uçlarında bulunan dokudur.

B-Sekonder meristem:Sadece dikotiledon’larda bulunur. Değişmez dokuların bölünme yeteneği kazanarak oluşturdukları dokudur. Kök ve gövde ucunda meristem dokudan oluşan hücreler zamanla farklılaşarak değişmez doku hücreleri haline gelirler. Büyüme konisi adı verilen bu bölgelerde meristem doku gövdede koruyucu yapraklar kökte ise kaliptra tarafından dış etkilere karşı korunur.

Büyüme bölgelerinde hücresel farklılaşmalarla üç farklı katman oluşur. Bunlar dıştan içe doğru

1-Dermatogen ————– Epidermis

2-Periblem ————- Kabuk

3-Pelerom ————- Merkezi silindir

Sekonder meristem değişmez doku hücrelerinin yenden bölünme yeteneği kazanmasıyla oluşur. Kambium ve mantar meristemi kök ve gövdede kalınlaşmayı sağlar.Kambium sürekli bölünerek içe doğru ksılem , dışa doğru floemi oluşturur. Ağaçsı bitkilerdeki yaş halkalarının nedeni budur.

Değişmez Dokuların Özellikleri

a-Meristem hücrelerinin özelleşmesiyle oluşurlar.

b-Hücrelerde büyüme , koful oluşumu , sitoplazma azalması , çeper kalınlaşması , hücreler arası boşlukların oluşumu görülür.

c-Bölünme yeteneklerini kaybetmişlerdir.

d-Bazıları ölüdür.

Çeşitleri:

A) Koruyucu Doku :

a-Epidermis

1-Hayvanlardaki epitel dokuya karşılıktır.

2-Bitkilerde genç dal , yaprak ve genç kökleri çevreler.

3-Tek sıralı hücrelerden oluşur. Hücreler canlıdır.

4-Hücre arası boşluk yoktur.

5-Kloroplast taşımazlar.

6-Dışa bakan yüzlerinde çeper kalınlaşır ve kalın kütikula birikmiştir.

7-Kökte sitoplazma az , kofullar büyüktür.

8-Transpirasyonun kontrolü,gaz alış verişinin kontrolü,topraktan suyun emilimi,genç yapıların fiziksel-kimyasal-biyolojik olumsuzluklardan koruması gibi önemli görevleri gerçekleştirebilecek yapı ve özelliklere sahiptir.

Koruyucu sisteme ait özelleşmeler:

1-Stomalar 2-Salgı,örtü,koruma,tırmanma tüyleri 3-Emme tüyleri (Kökte) 4-Kutiküla-mum 5-lentisel

Kök Epidermisin Özellikleri:

1-Dışa bakan çeperleri incedir.

2-Stoma taşımazlar.

3-Hücreler büyük koful taşırlar.

4-Hücrelerin osmotik değeri fazladır.

5-Emici tüyler taşırlar.

6-Kütikula birikimi görülmez.

7-Dış ortamla madde alış verişini engellemezler

Gövde Epidermisinin Özellikleri:

1-Dışa bakan çeperleri kalındır.

2-Stoma içerirler.

3-Hücrelerde küçük kofullar bulunur.

4-Savunma , tırmanma , korunma ile ilgili tüyler taşırlar.

5-Dışa doğru bakan çeperde kütikula birikir.

6-Dış ortamla madde alış verişi stomalarla yapılır.

b-Periderm

1-Ağaçsı bitkilerin kök ve gövdesinde bulunur.

2-Epidermisin parçalanmasıyla oluşur.

3-Çok sıralı hücrelerden oluşur.

4-Dış yüzeyde mantar kambiumundan oluşan mantar hücreler vardır.

5-Mantar hücreleri ölüdür. Hücre çeperi suberin biriktirmiştir.İçleri hava ile doludur.

6-Stoma yerine lentiseller bulunur.

B) Parankima :

1-Hayvanlardaki bağ dokusuna özdeştir.

2-Hücreleri canlı , bol sitoplazmalı , küçük kofuldur.

3-Diğer dokular arasını doldurur.

4-Hücre çeperleri incedir.

5-Yaraları onarır.(Regenerasyon yeteneği fazladır.)

6-Bölünme yeteneklerini korurlar.

Yaptıkları Görevlerine Göre

1-Özümleme Parankiması: Kloroplast taşırlar,fotosentez yaparlar,yaprak , tomurcuk gibi genç yapılarda bulunur.

2-Havalandırma Parankiması: Bataklık ve sulak alan bitkilerinde boşluklarında O2 birikimi sağlar.

3-İletim Parankiması: İletim demetlerin etrafını çevirip iletim demetleri ile diğer hücreler arası madde taşır.

4-Depo Parankiması: Kök ve gövdede bulunur. Fotosentezle oluşan organik maddeleri depolar.

C) İletim Dokusu :

1-Bitkilerde toprak üstü organlarla toprak altı organlar arasında madde iletişimini sağlar.

2-Hayvanlardaki dolaşım sistemine özdeştir.

3-Hücrelerinde kloroplast taşımazlar.

4-Kök ucundan , yaprak ucuna kadar devamlılık gösterir.

5-Bitkilerde destek dokusuna yardımcıdır.

Yaptıkları iş ve özelliğine göre iki grupta incelenir.

a-Ksilem:

1-Hücrelerde sitoplazma ve çekirdek yoktur.

2-Silindirik hücrelerde enine çeperler kalkmış kılcal damarlar oluşmuştur.

3-Yanal çeperleri kalınlaştırmıştır.

4-Topraktan kökle emilen su ve suda emilmiş maddeleri yaprak ve gövdeye taşır.

5-Taşıma tek yönde olur

Ksılem elemanları:

1-Trakeitler 2-Trakeler

3-Parankima 4-Sklerenkima

1-Trake : Su taşırlar , ölüdürler , enine çeperler yoktur , silindir ve tüpler şeklinde dizilirler.

2-Trake id : Ölü bağımsız hücrelerdir. Su taşırlar destek dokusu görev ide görürler.

NOT :Açık tohumlularda yalnız trake idler bulunur.

3-Ksilem parankiması : Canlı hücrelerdir , besin depolamak ve kısa iletimler yaparlar.

4-Ksilem sklerenkima sı : Destek görevi gören çeperleri kalınlaşmış ölü hücrelerdir.

b-Floem :

1-Silindirik canlı hücreden oluşur.

2-Sitoplazma taşırlar ancak olgunlaştıklarında nukleuslarını kaybederler.

3-Büyük kofulları vardır.

4-Enine çeperleri kalbursu yapı kazanıştır.

5-Yaprakta oluşan organik bileşikleri köklere , kökte üretilen azotlu maddeleri yapraklara taşırlar.

6-Taşıma çift yönlüdür.

Floem elemanları:

1-Kalburlu hücreler 2-Arkadaş hücreleri

3-Parankima 4-Sklerenkima

1-Floem hücreleri : Büyük geçitli , canlı , uzun hücrelerdir. Organik madde taşırlar.

2-Arkadaş hücreleri : Yuvarlak köşeli , bol sitoplazmalı , büyük nukleus lu yardımcı hücrelerdir.

3-Floem parankiması : İnce , uzun , ince çeperli besin depolayan nişastaca zengin hücrelerdir.

4-Floem sklerenkima sı : Çeperleri kalınlaşmış ve odunsulaşmış destek görevi gören ölü hücrelerdir.

NOT : İletim demetleri arasında kambium varsa ( dikotiledon’larda ) açık demet , kambium yoksa ( monekotiledon’larda ) kapalı demetler meydana gelir.

D) Destek Dokusu :

1-Omurgalılarda iskelet sistemine özdeştir.

2-Turgorla beraber bitkiye destek ve direnç kazandırır.

3-Çeperleri kalınlaşmış hücrelerden meydana gelmiştir.

4-Hem canlı hemde ölü hücreler görev alır.

Bulunduğu yer ve görevlerine göre iki çeşittir.

a-Kollenkima :

1-Hücreler canlı bol sitoplazmalı ve çekirdeklidir.

2-Bazılarında kloroplast bulunur.

3-Bitkilerde genç ve büyüyen kısımlarda bulunur.

Hücre çeperi kalınlaşmasına göre ikiye ayrılır.

1-Köşe kollenkima sı : Tütün, Kabak , Begonya gibi

2-Levha kollenkima sı : Adaçayı , Mürver gibi

b-Sklerenkima :

1-Hücrelerinde sitoplazma ve çekirdek yoktur.

2-Tüm çeper kalınlaşmıştır.

3-Kök , gövde ve yaprak sapında bulunur.

Yapısal özelliğine göre ikiye ayrılır.

1-Sklerenkima lifleri : Keten , Kenevir gibi

2-Taş hücreleri : Armut , Ayva gibi

E) Salgı Dokusu :

1-İri çekirdekli bol sitoplazmalı canlı hücrelerden oluşur.

2-Tek veya gruplar halinde bulunabilirler.

3-:-):-):-):-)bolizmaları sonucu özel salgılar oluştururlar.

4-Salgılar bitkide çeşitli görevlerin gerçekleşmesinde rol oynar.

a- Tozlaşmada: Bal özü ve kokulu maddeler. (Çiçeklerde)

b- Çürümeden koruma: Reçine (Çamlarda)

c- Korunma: Yakıcı salgılar. (Isırganda)

d- Beslenme: Sindirim öz suyu. ( Böcekgillerde)

e- Yaralanan kısmı onarım: Süt. (Kauçuk,Sütleğen , Haşhaş)

Salgılar ya bitki dışına atılır.

1-(Dış salgı)(nektar,Sindirim öz suyu)yada özel hücre ve kanallarda depolanır.

2-(İç salgı) (Hormon , Kauçuk , Protein , Glikozitler vb.)

Sporda Sağlık Ve Beslenme

Salı, 06 Kasım 2007

SPORDA SAĞLIK VE BESLENMEGenel Bilgiler

Sportif yaralanmalar, genelde spor dallarına özgü özellikler içerir. Çeşitli spor dallarından bazı örnekler verirsek, şöyle bir tablo ile karşılaşırız:

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nde 1983-87 yılları arasında yapılan bir araştırmada, beş yıllık periyot süresince kliniğe başvuran 1560 spor yaralanması vakası incelenmiştir. Yaralanmaların yüzde 22’si kontüzyon (ezilme), yüzde 20’si fraktür (kırık) olarak bulunmuştur. En sık yaralanan bölgenin ise yüzde 60 ile alt ekstremite (alt taraf) olduğu belirlenmiştir. Ayrıca sporcularda sportif yaralanmaların dışında, bir de overuse (aşırı kullanma) kökenli çok sayıda yaralanma görülmektedir.

Girgin, futbolcularda genellikle sıyrıklar, ezikler, yüzeysel ekimozlar (çürükler), basit kas travmaları, kas krampları, basit ayak bileği burkulmaları, basit burun kanamaları, bel ve sırt bölgesinde geçici yaralanmalar, boyun bölgesi travmaları, kaş ve baş bölgesi yaralanmaları görüldüğünü belirtmektedir. Dagarov ve Slanchev ise araştırmalarında, futbolcularda sıklıkla distorsiyon (burkulma), kontüzyon (ezilme), menisküs lezyonları ve kas rüptürlei (kopmaları) görüldüğüne de işaret etmektedir. Futbolcularda sık görülen yaralanmalardan biri de kasıkta uyluğun iç-üst kısmında meydana gelen ağrılardır. Burada futbolcuların dizlerinin tam ekstansiyonda iken (gerilmiş iken) bacağın kalça ekleminde aşırı abduksiyonu (uzaklaşması) ile dirence karşı topa çıkarak savunma yapması, yada bu pozisyonda topa kayarak müdahalesi adduktör (yaklaştırıcı) kasların aşırı gerilmesi ve hareketin sonucu tendon (bağ) kopmalarına veya kemiksel değişikliklere neden olur.

Basketbolcularda ise yumuşak doku lezyonları (kontüzyon, hematom, yüz yaralanmaları, lif kopmaları, kramplar vb), eklem travmaları (bağ lezyonları, menisküs lezyonları, omuz çıkıkları), kırıklar ve büyük yaralanmalar görülebilmektedir.

Koşucular üzerinde yapılan bir çalışmada da sporcularda en çok kas ve tendon zorlanmaları, eklem ve bağ yaralanmaları ile menisküs lezyonları görüldüğü saptanmıştır. Bunların nedeni olarak da antrenman (yanlış antrenman, ağır antrenman ve antrenman sırasındaki ani değişiklikler), anatomik faktörler ile ayakkabı ve zemin gösterilmiştir.

Halterde daha çok yumuşak doku yaralanmaları sıklıkla görülmektedir. Bu yaralanmalar haltercilerin gövde ve göğüs kafesi kaslarında, sırt kaslarında ve el bileğinde ortaya çıkabilir.

Boks özelinde ise en çok yaralanan bölge yüzdür. Bilindiği gibi boks sporunda öncelikle yumrukların hedefi yüz ve çenedir. Bu nedenle yüzde hafif ekimozlardan (çürüklerden) başlamak üzere, önemli kırıklara ve yüzdeki organların ciddi yaralanmalarına kadar değişik derecelerde yaralanmalar görülebilir. En çok yaralanma kas yarılmalarıdır. Ayrıca ikinci planda ve zamanla oluşan yaralanma ise boksörlerde burun kemiğinin kırılması, çökmesi ve burundaki konkaların deviasyonudur. Bilindiği gibi boksta geçici şuur kayıpları sık görülür. Bu alınan darbenin şiddetine, sporcunun dayanıklılığına ve tecrübesine bağlı olarak farklı sürelerle devam eder. Geçici ve kalıcı beyin zedelenmeleri boksta görülen olaylardır.

Judocularda el bileği ve parmakla ilgili yumuşak doku yaralanmaları, diz bölgesinde sathi sıyrık, intra ve ekstra artiküler hematom (eklem içi ve dışına kan birikmesi), bağ, kapsül ve menüsküs lezyonları (yaralanmaları) ile çeşitli kafa travmaları görülebilir.

Kayakçılarda ise ayak bileği yaralanmaları, krus (bacak) yaralanmaları, diz eklemi yaralanmaları, kafa travmaları, omurga yaralanmaları, donmalar ve ultraviyole yanıkları görülmektedir.

1-Spor sakatlığı nedir?

Spor sakatlıkları genel olarak sportif aktiviteler sırasında meydana gelen her türlü hasarın kolektif adıdır. Groh’a göre spor yapan 40 kişi başına aşağı yukarı büyük bir kaza, 4000 kişide bir sakatlık durumu ve 40. 000 kişide bir de ölüm vakası düşer. Spor dallarına göre kazalarda başta %10 ile futbol gelmektedir bunu % 6 ile güreş % 3ile hentbol ve boks izler atletizmde % 1 kayakta ise % 0. 5 tir.

2-Spor sakatlıklarının nedenleri nelerdir?

Spor sakatlıklarının oluşma nedenlerini iki ana grupta toplayabiliriz. Bunlar internal (kişisel) ve eksternal (çevresel) nedenlerdir.

Kişisel nedenler: Fiziksel eksiklikler, fiziksel uygunluk ‘aerobik dayanıklılık, kuvvet, sürat, beceri, çeviklik), psikolojik faktörler ‘konsantrasyon, riski kabullenme), fiziksel yapı ‘boy, kilo, eklem stabilitesi, vücut yağ dokusu yüzdesi), yaş, cinsiyet.

Çevresel nedenler: Sporun tipi, sportif aktivite süresi, hadisenin yapısı, rakibin ve takım arkadaşlarının rolü, zeminin durumu, ışık, emniyet tedbirleri. , yavaşlama için yeterli mesafe, malzemeler, iklim koşulları ‘ısı, nem, rüzgar) antrenör, maç yönetimi ‘kurallar ve hakemlerin kuralları uygulaması).

3-Spor sakatlığının ciddiyeti nedir?

Bir spor sakatlığının ciddiyet derecesini anlayabilmek için altı temel olguyu değerlendirmek gerekir. Bu olgular; spor sakatlığının tabiatı, tedavi şekli ve süresi, sporda uzak kalınan süre, kaybedilen işgünü, kalıcı hasar, maliyet. İşte, bir spor sakatlığının ciddiyeti bu olguların tek tek ele alınıp, değerlendirilmesi sonucu anlaşılır.

4-Spor sakatlıklarının önlenmesindeki genel kurallar nelerdir?

Öncelikle ilk yapılması gereken konu sporcuların periyodik sağlık kontrollerdir. Bu kontroller ile sezon başında sporcunun mevcut durumu ortaya konulur. Eksiklikleri belirlenir ve o eksikliklerin giderilmesi için gerekli önlemler hekimin önerisi çerçevesinde alınır. Bu noktada belirlenen eksiklikler hem fizyolojik parametreler, hem fiziksel uygunluk, hem de direkt sağlık ile ilgili eksiklerdir.

Spor sakatlıklarının oluşmasında en önemli etkenlerden biri yetersiz ısınmadır. Bu nedenle ısınmaya, özellikle stretch ‘germe) egzersizlerine büyük önem verilmelidir.

Burada fiziksel aktivite sonrası yapılacak soğuma da önem taşımaktadır. Her aktivite sonrası mutlaka soğuma da önem taşımaktadır. Her aktivite sonrası mutlaka soğuma egzersizleri yapılmalıdır.

5-Kas yorgunluğu nedir?

Antrenmansız sporculara da ağır ve alışmamış kas kasılmalarından 1-2 gün sonra ortaya çıkar.

Aynı zamanda ağır sportif yarışmalardan sonra da sporcularda görülen akut (kısa süreli) kas ağrılarıdır. Söz konusu kaslar her hareket denemesi sırasında ve dokununca ağrılı, bazen şiş ve serttir. Sporcular arasında “hamlık” olarak adlandırılır.

Kas yorgunluğu ile ilgili çeşitli hipotezler ortaya sürülmüştür. Bunlardan bazılar şunlardır:

a. :-):-):-):-)bolizma bozukluğu hipotezi: Laktik asit (süt asidi) ve diğer asitli :-):-):-):-)bolizma artıklarının birikmesi.

b. İltihap hipotezi: Aseptik, asidoza bağlı iltihap.

c. Kas sertleşmesi hipotezi: Kasın aşırı derecede sertleşmesi.

d. Mekanik hasar hipotezi: Kas zorlanması, kas gerilmesi.

Kas yorgunluğunun özellikle negatif iş (fren görevi) yapan kaslarda meydana geldiği gözlenmiştir.

6-Kas yorgunluğu nasıl atlatılır?

Kas yorgunluğunun hiçbir tedavi yapılmadan, salt istirahat ile 3-4 gün içinde geçtiği ve ağrıların dindiği bilinmektedir. Bu konudaki hızlandırıcı genel önlemler olarak şunlar önerilebilinir:

a. Sauna, b. 26-28 derece sıcaklıkta yüzme havuzu, c. Söz konusu kaslar üzerine ılık ıslak kompresler, hafif masaj antifilojistik ilaçlar (voltaren, tilcotil gibi) antioksidan C ve E vitamini.

7- Strain (Kas gerilmesi) nedir?

Kas gerilmesinde her zaman geri dönüşü (reversibl) bir işlevsel kas yaralanması söz konusudur. Bu noktada ani eksantrik (kasın boyunun uzadığı) kas faaliyeti sırasında kas elastikiyetinin sınırına eriştiği, fakat bu sınırın aşılmadığı bir durum söz konusudur. Bu sınırın aşıldığı noktada artık kas gerilmesinden söz edilemez, o zaman kas zorlanması veya parsiyel kas yırtılmasından söz edilir. Kas gerilmesi kas liflerine paralel meydana gelir. Özellikle de kas-tendon bağlantı bölgelerine rastlar.

8-Kas zorlanması nedir?

Burada birkaç veya birçok kas lifi anatomik olarak zarar görür. Kas zorlanmasında kas liflerinin sıklığı ve elastikiyeti zorlanır. Bağ dokusu ve tek tek kas lifleri kopar. Kasın devamlılığı korunur.

9-Parsiyel (Kısmi) kas yırtığı nedir?

Burada kas lifi demeti büyük oranda zarar görür. Parsiyel (kısmi) kas yırtığında yerinde kas liflerinin büzülmesi söz konusu olur. Parsiyel (kısmi) kas yırtığı maksimum kontraksiyon (kasılma) sırasında oluşur. Bunu uyaran etken, tek tek kas liflerinin geriliminin ani değişimi ile ortaya çıkan hareket uyumsuzluğudur. Bu değişim iki etken sonucu oluşur:

a. Kuvvetli direnç.

b. Zıt kasların kontraksiyonu

10-Kas yırtılması nedir?

Kas yırtılmasında elle hissedilebilen ve gözle görülebilen bir kas erimesi söz konusu olmaktadır. Kas yırtılması birdenbire olur ve buna ilgili kas gruplarında şiddetli ağrı eşlik eder. Kas yırtılmasının nedenleri iki tanedir:

a. Maksimal kontraksiyonda (kasılmada) hareket koordinasyonsuzluğu.

b. Kasılmış kasın şiddetli bir dirence karşı ani hareketi.

11-Kas yırtığını hazırlayıcı etkenler nelerdir?

Bu etkenler dört ana başlık altında toplanabilir. Bu başlıklar sırasıyla şunlardır:

a. Soğuk ve kasların yetersiz kanlanması (yetersiz ısınma).

b. Lokal ve genel aşırı yorgunluk.

c. Yetersiz antrenman düzeyi.

d. Yarışma öncesi yapılan yetersiz hazırlanma

12-Myositis ossificans (Kas kemikleşmesi) nedir?

Kas kemikleşmesi gizli kas yaralanmalarının istenmeyen sonuçlarından biridir: Burada bir kas yaralanmasının, çeşitli nedenlerle tam olarak tedavi edilmemesi sonucu kas içinde kemiğe benzer bir yapı oluşur. Kısaca iyi tedavi edilmemiş kontüzyon ve hematomun sık rastlanan bir komplikasyonudur. Bu da kasın ait olduğu eklemde ağrı ve çalışma bozukluğuna yol açması demektir.

13-Kas kemikleşmesi neden oluşur?

Kas kemikleşmesi aşağıdaki nedenlerden oluşur:

a. Tam iyileşmemiş kas yaralanmasına yüklenilme.

b. Nedbe oluşmasını önleyecek ilaçların o dönemde lokal olarak kullanılması.

c. Yen kas zorlanması ve kanamalara neden olabilecek şekildeki masajlar, yanlış masaj.

14-Kas kemikleşmesi genelde nerede görülür?

Kas kemikleşmesi genelde sporcularda M. Quadriceps femoris (Dörtbaşlı uyluk kası) ile kalça adduktörlerinde (bacağın içeriye doğru kapanması) görülür.

15-Eklem faresi nedir?

Eklem faresi, herhangi bir nedenle bir kıkırdak parçasının kopup, eklem içinde hareket etmesidir. Sonuçta bu oluşum eklem fonksiyonlarını bozar.

16-Masajın spor yaralanmalarındaki rolü nedir?

Sportif kas yaralanmalarından korunmada ve yaralanmanın tedavisinden sonra masaj bir rol oynamaktadır. Masaj, kasları maksimum çalışmaya hazırlamakta ve kas yaralanmalarından korumaktadır. Ayrıca, antrenman veya yarışma sonrası oluşan yorgunluk verici maddelerin kas hücrelerinden daha süratli uzaklaşmasına yardım eder.

Masajın fizyolojik etkileri şunlardır:

a. Kan ve lenf dolaşımını düzenler: Burada refleks yoluyla arteriol (küçük atardamar) ve kapillerin genişlemesini sağlamak suretiyle aktif rol oynar. Venlerin ‘toplardamarlar) boşalmasına yardımcı olmak suretiyle de mekanik olarak görev yapar.

b. Uyarma ve sakinleştirme yoluyla sporcunun kendini subjektif olarak daha iyi hissetmesini sağlar.

17-Soğuk tedavisi ne zaman yapılmalıdır?

Soğuk tedavisi, sportif sakatlıkların tedavisinde kullanılan ana tedavi yöntemlerinden biridir. Soğuk tedavisi yaralanmadan sonraki ilk 48-72 saat içinde yapılmalıdır.

18-Soğuk tedavisinin yararı nedir?

Soğuk uygulama ile yaralanan bölgede kan akımı azalır. Dolayısıyla kanama azalır. Tüm spor yaralanmalarından veya sakatlanmalarından sonra şişlik ve kanamaya ait işaretler kaybolana kadar soğuk tedavisi yapılmalıdır.

19-Soğuk tedavisi nasıl yapılmalıdır?

Soğuk uygulaması 2 saatte bir, 20 dakikayı geçmemek kaydıyla buz torbaları ile uygulanabilir. Bir günde toplam uygulama süresi 2 saati geçmemelidir.

Eğer soğuk tedavisi derin dondurulmuş jellerle yapılıyorsa, 20 dakika yerine 13-14 dakika yeterlidir. Soğuk uygulanan alanda deri direkt temastan korunmalıdır.

20-Bandajlamanın önemi nedir?

Eklemde instabilite (sabitliğini yitirmesi) olması spor sakatlığı için hazırlayıcı bir faktörü oluşturmaktadır. Bandaj özellikle instabil eklemlerde fizyolojik hareketlilik sınırlarının ötesinde olabilecek hareketlere karşı eklemi korur.

21-Kontüzyon nedir?

Direkt bir travma karşısında cilt altında dokuların aşırı derecede ezilmesidir. Kılcal (kapiller) damarlardaki kan cilt altında toplanır ve bir şişlik oluşturur.

22-Hematom nedir?

Travma (darbe) şiddeti ile kılcal damarlardan dışarıya çıkan kanın yumuşak kısımlar arasında belirli birsahada toplanmasından ibarettir.

23-Fraktür (Kırık) nedir?

Travma (darbe) ve diğer nedenlerle kemiğin anatomik bütünlüğünün bozulmasına kırık denir. Kemiğin devamlılığının bozulması basit bir çatlak, geniş bir ayrılma veya çok parçalı olabilir.

24-Kırık neden oluşur?

Genel olarak kırıklar ya travma (darbe) ile oluşur ya da patolojik (hastalık) nedenlerle oluşur.

Burada travmaya (darbe) dayalı kırıkların oluşmasında kemiği dıştan ve içten etkileyen kuvvetlerin şiddeti, travmanın (darbe) geliş yönü ve etkileme süresi kırığın durumunu belirler.

Kırığın oluşmasına neden olan kuvvetler itici, çekici, sıkıştırıcı veya makaslayıcı kuvvetler olabilir. Ayrıca hastalık, yorgunluk veya yaşlılık nedeniyle doku direncinin bozulması, kemiklerde kırık oluşmasına neden olur.

25-Fissür (Çatlak) nedir?

Çatlak özünde bir kırık çeşididir. Burada yani çatlakta kemiğin devamlılığı sadece bir çatlak ile bozulmuştur.

26-Distorsiyon (Burkulma) nedir?

Burkulma bir eklem zorlanmasıdır. Üç çeşit burkulma vardır. Birinci derece burkulmada eklem hafif zorlanmıştır. İkinci derece burkulmada eklem bağlarında bazı kopmalar oluşmuştur. Üçüncü derecede burkulmada ise bağlar tamamen kopmuştur.

BESLENME Gerek sağlıklı bir ortamda spor yapmak, gerekse yüksek sportif performansı elde etmede başarının temel unsurlarından birisi bilindiği gibi ekip çalışmasıdır. Bu ekibin bir parçası da hiç kuşkusuz beslenme uzmanıdır. Ülkemizde tam anlamı ile yerleşmese de ender olarak bu ekip bazı kulüpler de oluşturulmaya başlanmıştır. Aşağıdaki bölümde beslenme konusu ile ilgili çeşitli temel kavramlara ve pratikte karşılaşılan sorulara yanıt vermeye çalışacağız. Bu konulardaki daha detaylı bilgilere kaynaklarımızdan veya bir beslenme uzmanından ulaşabilirsiniz. 1- Dengeli beslenme nedir?

Sportif bağlamda dengeli beslenme gerek antrenman, gerekse yarışma periyodunda, sporcunun gerek duyduğu besin öğelerinin, gerek duyduğu zaman diliminde alınmasıdır. Burada denge kavramı , sporcunun antrenman ve yarışmada harcayacağı besin öğelerinin sağlıklı bir biçimde alınması ve harcanmasının ardından yerine konulmasıdır.

2- Kaç çeşit karbonhidrat vardır?

Karbonhidratlara göz attığımıza genelde iki gruba ayılır. Basit karbonhidratlar şeker, kompleksler ise nişastadır. Basit karbonhidratlar zengin yiyecekler;çay şekeri , akide şekeri meyve şekerleme ve pelteleri, karamela, lokum, marmelat, reçel, bal, pekmez, çikolata, tahin helva , kuru sebze, meyve ve pestiller. Kompleksler ise ekmek, bisküvi, kek, pasta pirinç, makarna , bulgur, buğday, irmik, şehriye, tarhana, arpa, yulaf, mısır, patates, kestane, barbunya, bezelye, börülce, iç bakla, kuru fasulye, nohut, mercimektir.

3- Kaç çeşit yağ vardır?

İnsan vücudunun enerji gereksinimi en ekonomik şekilde yağlarda sağlanır. Gerek yağda eriyen vitaminler (A, D, E, K) gerekse elzem yağ asitleri (vücudun sentezleyemediği için diyetle alınması gerekir) vücuda yağ ile alınır. Yağlar üç ana gruptadır. Bunlar, doymuş, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlardır Doymuş yağlar:etin yağı, krema, kaymak içyağı, margarin, yağlı süt ve ürünleridir. Tekli doymuş yağlar;zeytinyağı ve yer fıstığı yağıdır. Çoklu doymamış yağlar da;mısır pamuk, ayçiceği, soya, susam ve balık yağıdır. Bilindiği gibi doymuş yağlar kan kolesterol düzeyini yükseltip, kalp hastalıkları ile ilgili bazı riskleri artırır.

4- Proteinlerin vücuttaki görevi ve protein kaynakları

Bilindiği gibi organizmadaki hücreler sürekli bir yenilenme içersindedir. Bu noktada proteinlere büyük görev düşmektedir. Yaşam süreleri farklı olan yıpranan hücreler ölüp, yerine yenileri yapılmaktadır. Proteinler enerji sağlamanın yanı sıra asıl görevleri olan bu yapıtaşı görevlerini yerine getirir. Ayrıca besin öğelerinin kullanılmasında görev alan enzim ve hormonların yapısında da proteinler bulunur. Enfeksiyonlara karşı vücudun verdiği savaşta da proteinler yer alır. Günlük enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 10-15 ‘i proteinlerden sağlanmaktadır. Proteinler genelde bitkisel ve hayvansal kaynaklı yiyeceklerden sağlanır. Burada iyi kaliteli hayvansal kaynaklı yiyecekler;et, süt, peynir, yumurtadır. Bitkisel kaynaklı yiyecekler ise tahıl ve kuru baklagillerdir. Genel olarak proteinden zengin yiyecekler;süt, yoğurt, peynir, yumurta, kümes ve av hayvanları, balık ve deniz ürünleri, et ve ürünleri, kuru baklagiller ve yağlı tohumlardır.

ENERJİ KONUSU

1- İnsan vücudunun enerji kaynakları nelerdir?

Tüm besinlerin bileşmesinde çeşitli kimyasal moleküller bulunmaktadır. Bunlar “besin öğesi” diye adlandırılır. Ağızda başlayan sindirimin sonunda besin öğeleri parçalanır. Olaya enerji kaynakları bazında baktığımızda, insan vücudunun enerji gereksinimi üç temel besin grubunda sağlanır. Bunlar sırasıyla; karbonhidratlar, yağlar ve proteinlerdir. Genel olarak karbonhidratlar ve yağlar egzersiz sırasında temel yakıt olarak kullanılan enerji kaynaklarıdır. Proteinler organizmada yapıtaşı olarak görev yaparlar.

2- Vücutta hangi enerji kaynakları depolanır?

İnsan vücudundaki temel enerji kaynaklarından karbonhidratlar ve yağlar depo edilir. Proteinler depo edilmez. Bu yüzden gerekli olduğu kadar protein kullanılır, geriye kalanı dışarı atılır. Ayrıca, fazla olarak protein almak çeşitli sağlık sorunlarına da yol açabilir.

3- Hangi enerji kaynağı ne kadar enerji verir?

Karbonhidratlar ve proteinler gram başına yaklaşık 4 kilokalori, yağlar ise gram başına 9 kilokalori enerji verir. Genel olarak kilokalori ve kalori değerleri, ülkemizde birinin yerine kullanılan değerlerdir.

4- İnsan vücudu hangi koşullarda enerjiye gerek duyar?

İnsan organizması üç koşulda enerjiye gerek duyar.

Bunlar: a. Bazal :-):-):-):-)bolizma, b. Fiziksel aktivite, c. Besinlerin spesifik dinamik etkisi

Burada bazal :-):-):-):-)bolizma organizmanın dinlenik durumda yaşamını sürdürmesi için gerek duyduğu enerji gereksinimidir. Bazal :-):-):-):-)bolizma kişinin vücut ağırlığı, yaşı , cinsiyeti, sağlık durumu ve diğer faktörlere göre değişir. Fiziksel aktivite ise yürümekten, koşmaya;okumaktan, araba sürmeye kadar tüm fiziksel ve zihinsel aktivitelerimiz için gereksinim duyduğumuz enerjidir. Besinlerin spesifik dinamik etkisi ise, besinlerin sindirimi sırasında ortaya çıkan ısının , ortadan kaldırılması için harcanması gereken enerjidir.

5- Hangi sporda, hangi enerji kaynakları kullanılır?

Egzersiz sırasında genelde karbonhidratlar kullanılır. Özellikle kısa süreli aktivitelerde sadece bu enerji kaynağı kullanılır. Egzersizin süresi uzadıkça enerji kullanımında yağlar da devreye girer. Özellikle uzun süren aktivitelerde eforun süresi uzayıp, şiddeti düştükçe vücut yağ depoları enerji üretiminde devreye girmektedir. Bu tür aktivitelere en belirgin örnek maratondur.

6- Ağırlık çalışmalarının yapıldığı dönemde hangi enerji kaynağı fazla alınmalıdır?

Genel olarak ağırlık çalışmasının yapıldığı dönemlerde, amaç kuvvet gelişimi olduğu için kasın enine kesitinin büyümesi (hipertofi) söz konusudur.

Bu da organizmanın gereğinden fazla protein kullanımı ile sağlanır. İşte bu nedenle ağırlık çalışmalının yapıldığı dönemde daha fazla protein alınmalıdır. Ama bu protein miktarı mutlaka bir diyetisyen (beslenme uzmanı) veya bir hekim tarafından belirlenmelidir. Unutulmaması gereken, aşırı protein alımının çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığı, fazlasının yağa dönüşüp depolandığında ve geriye kalanının idrar yolu ile atıldığıdır.

Sağlıklı bireylerde günlük protein alımında vücut ağırlığının her kilogramı başına 0.8-1 gramlık protein yeterli, özellikle kuvvet gerektiren sporlarda bu oran vücut ağırlığı başına 1. 5-2 gram, hatta 2. 5 grama kadar çıkabilmektedir. Kuvvet çalışmalarının yeni başladığı dönemlerde kas gelişimine yönelik ek kilogram başına 7-8 gram protein önerilmektedir. Ama bu değerler genel değerlendirilir. Konu mutlaka bir uzman tarafından denetlenmelidir.

VİTAMİNLER

1- Kaç çeşit vitamin vardır?

Vitaminler bilindiği gibi vücut tarafından üretilemeyen ama yaşam için gerekli olan bileşiklerdir. Vitaminler genelde iki gruba ayrılır. Bunlar suda eriyen ve yağda eriyen vitaminler.

Yağda eriyen vitaminler dört tanedir bunlar:A, D, E, K tir. Suda eriyenler ise şunlardır: B (B1 thiamin, B2-riboflavin, B6 piridoksin, B12)ve C vitamini (askorbik asit)

2- Suda eriyen vitaminlerin özellikleri nedir?

Bunlar B ve C vitaminleridir. Bu vitaminlerin özellikleri vücutta az bulunmaları ve depo edilmez olmalarıdır. Fazla alındıklarında ise idrar yolu ile atılır

3- Yağda eriyen vitaminlerin özellikleri nelerdir?

Yağda eriyen A, D, E, K vitaminleri vücutta depo edilir. Fazla alındıkları zaman vücutta toksit etkisi yaparlar. Yetişkinlerde fazla alım onucu baş ağrısı, bulantı, saç dökülmesi, ishal gibi belirti gösterirler.

4- Vitaminler ne zaman ve nasıl alınmalıdır?

Vitaminler gerek duyulduğunda mutlaka bir hekim veya beslenme uzmanı denetiminde alınmalıdır. Onların hangisinin kullanılması gerektiği , alınma sıklığı ve dozu mutlaka bir uzman tarafından belirlenmelidir.

5- Vitaminlerin performansa etkisi nedir?

Sağlıklı ve düzenli beslenen bir sporcu, normalde vitamin gereksinimini aldığı besinlerden olarak sağlar. Ama sporcular psikolojik olarak vitamin almaları gerektiğini zanneder . Yetersiz ve fazla vitamin alımının performans üzerindeki etkileri çeşitli araştırmalara söz konusu olmuştur. Sağlıklı beslenen bir sporcu için birçok uzmanın belirttiği gibi vitamin alımı pahalı bir idrarın oluşmasına neden olur.

YARIŞMA ÖNCESİ ÖĞÜN

1- Yarışma öncesi öğün ne zaman yenmelidir?

Yarışma öncesi öğün yarışmadan en az 3 saat önce yenmelidir. Bu süre belirli besinlerin süresidir. Son öğün süresi bazen 3. 5, bazen de 4 saat olabilir.

2- Yarışma öncesi öğünde neler olmalıdır?

Son öğün sindirimi kolay besinler seçilmelidir. Sindirimi kolay ve enerji verici özelliklerinden ötürü karbonhidrat tercih nedeni olmalıdır.

3- Yarışmada öncesi öğün nasıl olmalıdır?

Yarışma öncesi öğün için şöyle örnekler verilebilir:Peynirli makarna, şehriye çorbası, komposto, ekmek. Veya derisi soyulmuş tavuk, patates püresi, şeftali, meyve suyu ve maden suyu karışımı

4- Yarışma öncesi öğünde neler olmamalıdır?

Yarışma öncesi son öğünde posası fazla olan çiğ sebze ve meyve olmamalıdır. Özellikle selülozik niteliği olan bazı yeşil besinler içine sünger gibi su çekerek çok uzun sürede sindirilirler. Ayrıca çok yağlı yiyeceklerin de sindirim süreleri uzundur. Bunlardan kaçınılmalıdır.

5- Yarışma sonrası öğünde neler olmalıdır?

Yarışma sonrası öğünde öncelikle vücutta azalan su mineraller yerine konmalıdır. Yarışmadan 30 dakika sonra su ve 1 saat sonra da süt veya ayran en uygun içecektir. Kaslarda boşalan glikojen depolarını doldurmak ve kan şeker düzeyini eski düzeyine getirmek için pilav, patates , makarna gibi karbonhidrattan zengin yiyecekler tercih edilmelidir. Vitamin ve mineral yönünden zengin taze meyve ve sebzeler, sütlü tatlılara ağırlık verilmelidir. Proteinli yiyeceklerden ise tavuk, balık, peynir gibi sindirimi kolay olanlar tercih edilmelidir.

SU VE SPOR

1- Vücudumuzun su kaynakları nelerdir?

Vücudumuzun su kaynakları üç ana grupta toplanır. Bunlar: Direkt olarak alınan su, çeşitli sıvıların içindeki su, çeşitli besin maddelerinin içindeki sudur.

2-Vücudumuz nerelerde suyu kullanır?

Su insan vücudunun önemli gereksinimidir. Bilindiği gibi insan organizmasının %65-70 ‘i sudan oluşmaktadır. İnsan vücudu dört temel olgu için suya gereksinim duyar. Bunlar şunlardır: a. Besinlerin vücuda alınması, b. Sindirim kolaylaşması, c. Zararlı öğelerin dışarı atılması, d. Vücut ısısının denetimi.

Bilindiği gibi fiziksel egzersiz sırasında vücudun sıvı gereksinimi artmaktadır. Egzersiz ter ve solunumla vücudumuzdan önemli miktarlarda sıvı kaybolmaktadır. Örnek vermek gerekirse, 1000 metre koşusunda yaklaşık 1 litre, maratonda ise yaklaşık 5 litre sıvı kaybı olmaktadır.

3- Sporcunun ne kadar su içmesi gerekir?

Sporcunun ne kadar su içmesi gerektiği yaptığı aktiviteye, ortamın sıcaklığına ve aktivitenin süresine bağlıdır. Bu olaya harcanan kalori bazında bakarsanız, beslenme uzmanları harcanan her 1000 kilokalori için, bir litre suyun alınması gerektiğini söylemektedir.

4- Su ne zaman ve ne kadar içilmelidir?

Su içimi üç ana başlık altında toplanabilir. Bunlar;egzersiz öncesi, egzersiz sırası ve egzersiz sonrasıdır. Yarışma veya egzersiz öncesi son öğünde 2-2. 5 bardak su içilmelidir. Egzersizden yarım saat önce de 1 saat bardak içilebilir. Egzersiz sırasında su tüketimi kuşkusuz egzersizin şekli, süresi ve ortamın sıcaklığına bağlıdır. Beslenme uzmanları genelde bir saatin altındaki fiziksel aktiviteler için en uygun sıvı alımının su olduğu görüşündedir. Bu nedenle bir saat ve onun altındaki fiziksel aktivitelerde 20 dakikada bir bardak su içilmelidir. Egzersiz sonrası su içimindeki kriter de idrarın rengidir. İdrarın rengi açık oluncaya kadar sporcunun su içmesi önerilir. Aslında burada asıl mantık aktivite öncesi ve sonrası vücut ağırlığının belirlenip, farkı kadar su alınmasıdır.

5- Su ne soğuklukta olmalıdır?

Sporcunun içeceği suyun soğukluk derecesi sürekli tartışılan bir konudur ve bu konuda gelenekler yanlış bilgilerle doludur. Özellikle bu yanlış bilgiler egzersizde ve sonrası “soğuk su”içilmemesi yönündedir. Bu yanlış bir bilgidir. Egzersiz sırasında ve sonrasında termo-regülasyon (artan vücut sıcaklığının dengelenmesi)için özellikle soğuk su içimi yararlıdır. Burada beslenme uzmanları suyun soğukluğunun 5-10 derece olmasını önerirler.

DİĞER

1- Ergojenik yardım nedir?

Performans artırmak amacıyla yardımına başvurulan bazı besin maddeleri ve yöntemleridir.

Gerçek ergojenik yardımcılar kuvveti, dayanıklılığı, hızı ve beceriyi sürekli olarak artıran yöntemlerdir.

Bunlar sentetik madde olmadıkları için doping sayılmazlar, Spor dünyasında sporcular bazı alışkanlıklara, bazı maddelere kullanılır. Bu maddelere bira mayası, polen protein tozları v. b maddelerdir.

Bu maddelerin gerçek etkileri şunlardır:Bira mayası orta düzeyde b vitamini içerir. Araştırmalarda hiçbir ergojenik etkisine rastlanmamıştır. Bira mayası içinde yaşayabilen küçük canlılar çeşitli rahatsızlıklara neden olur.

Polen yapısında % 50 oranında karbonhidrat bulunur. Sporcular enerji verici madde olarak kullanılır. Araştırmalarda olumlu bir etkisine rastlanmamıştır. Bazı kişilerde tehlikeli boyutlarda alerji yapar.

B15 vitamini (pangamik asit)için bazı spor dergilerinde doku ve hücrelere oksijen taşınmasını artırdığı iddia edilmektedir. Bu konuda yapılan araştırmalarda vitamin etkinliği göstermediği tespit edilmiş olup, bazı firmaların ürünlerinde sadece laktoza (süt şeker) rastlanmıştır. B 15 sentetik bir madde olduğunda sağlığa zararlıdır. Aslında Besin ve İlaç Konseyi B15 in bir diyet destekleyici veya ilaç olarak satılmasını illegal kabul etmektedir.

Karnitin, vitamine benzer bir moleküldür. Vücutta bazı amino asitlerden sentezlenebilmektedir. Karnitin, özellikle ette bulunur. Uzun zincirli yağ asitlerinin sitoplazmada mitokondriye geçişini kolaylaştırdığı için ergojenik yardımcı olarak kabul edilir. Yine de sporculara ilave karnitin almalarını önerecek çok az bilimsel kaynak vardır.

Kreatin son zamanlarda oral kreatin suplementasyonunun kas fosfokreatini ve kreatin verimini artırabileceğini ileri süren çalışmalar vardır. Buna bağlı olarak kreatin , maksimal egzersizlerde yorgunluk gelişimini geciktirmektedir.

Ergojenik yardım konusundaki önerimiz, mutlaka spor alanında uzmanlaşmış bir beslenme uzmanından yardım alınmadan kullanılmamalıdır.

Ortak görüş iyi bir beslenme programı ile sporcunun gerekli tüm gereksinimlerini alabildiğidir.

2- Alkolün sporcular üzerinde etkisi nedir?

Alkol belirli dozda alındığında uyarıcı, belirli dozda alındığında da uyuşturucu etkisi yapar. Ayrıca alkol karaciğerde çözülüp yağa dönüşür. Enerji oluşumunda etkin değildir. Alınma dozuna göre merkezi sinir sistemi üzerinde uyuşturucu etkisi vardır . Sporcunun konsantrasyonunu bozar. 1982 yılında Amerika Spor Hekimliği koleji alkol üzerine şunları söylemekteydi:

a-Alkolün kısa süreli etkisi reaksiyon zamanı, el göz koordinasyonu, denge ve kompleks koordinasyonu gibi özellikleri geciktirici ve bozucudur.

b-Enerji :-):-):-):-)bolizması, maksimal oksijen kullanımı, kalp atım hızı, kalp atım hacmi, kas kan akımı solunumsal dinamikleri etkiler

c-Kuvvet, güç , dayanıklılık, sürati azaltabilir.

d-Uzun süreli kullanımda karaciğer, kalp, beyin, kas hastalıkları ve ölüme yol açabilir.

Bitkilerin Genel Özellkleri

Salı, 06 Kasım 2007

1) Bitkileri ıhlamur gibi kaynatıp balla tatlandırarak içiniz. Fokur fokur uzun süre kaynatmayınız. Sıcak suda akşamdan sabaha kadar bekletin, sıcak-soğuk tavsiyeye göre içiniz.

2) Devamlı kullandığınız marul, soğan, roka, ceviz vs. gıdaların yan tesirine ve telafilerini gözönünde bulundurun, çok önemlidir.

3) Bitkilerle tedavi, yan tesirini ve telâfisini bilince çok yönlü ve ucuz tedavi şeklidir. Yalnız uzun süre kullanmak gerekebilir.

4) Usaresi (özü) acı olan bitkiler şifalıdır.

5) Usaresi (özü) ekşi olan bitkiler (limon gibi) kabızlık yapıcı ve kan temizleyicidir.

6) Çoğu bitki ve meyvelerin yan tesirini yine aynı bitkinin kendisinin başka yeriyle telâfisi Allah’ın (cc) kudret ve azametinin bir delilidir. Sineğin bir kanadı zehir, diğer kanadı panzehir, fındık sivilce ve kaşıntı yapıyor, yaprağı önlüyor, kayısı ishal yapıyor, çekirdeğinin içi ishali önlüyor.

7) Meyvelerin (Kayısı, incir, şeftali gibi) hazmı kolaylaştırma etkisi, kuru bitkilerden daha fazladır.

8) Bir bitki içilerek bir hastalığı tedavi ediyorsa, sürülerek de aynı hastalığa faydası vardır. Bir bitki sürülerek bir hastalığı tedavi ediyorsa, içten (yenerek-içerek) aynı bitkiyle tedaviyi de uygulamak gerekir. (Sarımsak yağı romatizmaya faydalıdır, sarımsak yemek daha çok faydalıdır.) Bazı zehirli bitkilerin yenmesi zararlıdır.

9) Nohut, mercimek, fasulye, pirinç, gibi baklagillerin suları iyi temizleyicidir. Islatılıp bekletildikten sonra çamaşır makinasına konursa bu sular beyazlatıcı görevi yapar. Sirke çamaşır makinasına yıkama esnasında konursa çamaşırları dezenfekte eder.

10) Eğer bitkiyi kendiniz topladınızsa, mutlaka gölgede kurutun.

11) Çoğu yaş bitkiler kurusundan daha tesirlidir.

12) Kitabı okuyup da, şu hastalığa şu, şu bitki iyi geliyor diye not alıp 10-20 çeşit bitkiyi karıştırıp kafanıza göre terkip yapmayın, çünkü karışım çoğaldıkça, bitkilerin tesir gücü azalıyor ya da kayboluyor. Bitkilere şifayı veren, bitkilerde mevcut olan kimyasal elementlerdir, bunlar birbiriyle fazla tepkimeye girince farklı bir kimyasal bağ oluşuyor.

13) Tedaviyi, iyi bildiğiniz, severek yiyip içtiğiniz, evinizde ve manavda bulunan temel meyve, hububat ve sebzelerle uygulayın. Eğer dikkatlice bunları incelerseniz çoğu hastalıklar yemek olarak, salata olarak yediğimiz bitkilerle tedavi edilebilir, biz size sadece yol gösterdik. Un var, şeker var, helva yapmasını tarif ettik.

14) Bir bitki ya da meyve size dukunuyorsa, çok da seviyorsanız, mutlaka telâfısiyle beraber kullanın. Atin Ölümü arpadan olsun zihniyetinden vazgeçin.

15) Bal, çörek otu, misvak, incir, hurma, sarmısak gibi tıbbı nebevide tavsiye edilen bölümleri iyi okuyun ve yerken "Resûlullah (sav) Efendimiz tavsiye ettiği için yiyorum" diye yiyin. Bunlar, tabiplerin tabibi Efendimiz (sav) tarafından seçilmiş çok yönlü şifa verici, Allah’ın kullarına ihsan ettiği nimetlerdir. Hem şifa, hem gıda, hem sünnet sevabı kazanmak için buyrun afiyet olsun.

16) Her işte olduğu gibi bitkilerle tedavide de "amellerin hayırlısı orta olandır", "amellerin hayırlısı az ve devamlı olanıdır" hadislerinin ışığı altında az fakat uzun süre kullanımı tercih edin. Ne olacaksa olsun deyip çok kısa sürede çok fazla tedavi uygulamak beden makinasının sistemini bozar. "Kütük gibi kısa ve kalın olmak yerine, ince ve uzun olmak daha iyidir."

17) Önce hastalığınızın mahrecini, nereden kaynaklandığını iyi tespit edin. Ondan sonra ona uygun bitkiyi deneyip tedaviye devam edin.

18) Batı’da doktorlar tarafından önce bitkisel tedavi tavsiye edildiğini, bir gün tüm dünyada bu sisteme geçileceği gerçeğini aklınızda bulundurun.

19) Bitkilerle ilgili Hadis-i Şeriflere uydurma diyenlere, Resûlullah (sav) Efendimizin melek olmadığını, onun da bedeni olduğunu, yiyip-içtiğini ve irtihal ettiğini hatırlatın.

20) Baldıran gibi zehirli otlardan uzak durun, çocuklarınıza zehirli olduğunu tembih edin, köylerde birçok çocuk bu otu yediğinden Ölmüştür. Socrates hakkında verilen idam cezası, baldıran içirilerek infaz edilmiştir.

21) Bazı kitaplarda, Batı’dan direkt tercüme olduğu için bitkilerin alkolde bekletilip içilmesi önerilmektedir. Alkolün çözücü özelliği olduğundan mıdır? Yoksa haramı şifa kabında sunup içirmek için midir bilemiyoruz. "Alkol, bitkinin olan şifasını da alır, içene sarhoşluk kalır."

22) Allah (cc), şifa verdiği hastalığın sırrını bitkide belirtmiştir. Bu bazısında çok bariz (ceviz beyin şeklinde), bazısında rumuzlu, (dulavrat otu pıtrağı sakal bölünmesine karşı) bazen de tadında, kokusunda veya renginde (san olgun salatalık sanlığa karşı) hastalığın şifası gizlidir. Rabbim kâinatı zaten Kitabullah olarak yaratmış. Kuran-ı Kerim’de de "Siz, hiç göğe, deveye bakmaz mısınız; nasıl yaratıldı?" diye bize kâinatı ibret nazarıyla incelememiz emredilmiştir. İbrahim (as), Halik-ı Zülcelâli, Kitabullah olan kâinatı incelerken bulmamış mıydı?

23) Bu bağlamda bütün diken familyaları (türleri) ucu sivri, iğne gibi olduğundan, tıkanıklık çözücü, idrar söktürücü ve özellikle karaciğer tıkanıklıklarını çözücü, karaciğeri güçlendirici diyebiliriz.

24) Özellikle yabani hayvanlar Allah’ın (cc) ilhamı ile (iç güdüleriyle) hastalandıklarında kendileri hastalıklarına deva olan otu bulurlar. Yılan, kış uykusundan uyanınca, rezeneye gözlerini sürter. Ehilleşmiş hayvanlarda bu içgüdü körelmiştir. Allah (cc), ehilleşmiş hayvanın sorumluluğunu da sahibi olan insana yüklemiştir. Yabani hayvanlar takip edilerek (ciddi bir çalışma ile) otların şifası tespit edilebilir.

25) İçinde sümüksü madde bulunan bitkiler, (ıhlamur, keten tohumu, sinirli ot gibi) yara, iltihap üzerine etkilidir. Cilt temizleme Özelliğine sahiptir.

26) Bütün ağaç sakızlarının yara iyileştirici özelliği vardır.

27) Bitkilerden yeme-içme, pansuman dışında, aynı şifayı el-ayak şifalı suda yarım-1 saat bekletilerek istifade edilebilir. Çünkü parmak aralarından vücuda sirayet eder.

28) Şifalı bitkilerle hayvan hastalıkları da tedavi edilebilir. Hayvanın sevdikleri lahana-kekik-yonca-kabak, palamut vs. direkt yedirilir. Yemedikleri mürver-civanperçemi vs. yeme karıştırılıp yedirilir.

29) Anne sütünü arttıran anason-mürver-lahana- rezene vs. gıdalar, hayvanın sütünü de arttırır. Süt artırmak için her yola başvuran yem fabrikalarının dikkatine arz olunur. Anason, hayvanda, (cola gibi) alışkanlık da yapabilir. Aynı zamanda yerne rayiha (aroma) katar. Hayvanın hazım ve gaz gibi problemlerini de halleder.

30) Bebelerin tedavisinde, anneye rahatsızlığı gideren gıdalar yedirilir. Anne sütünden çocuğa bu şifa geçer. Meselâ bebelerde sık sık görülen sarılık vakasında anne san salatalık rendesiyle bal karışımını bol bol yer, bebeye de az yedirir. Biz buna şifa içinde şifa metodu ismini uygun gördük.

Hücre

Salı, 06 Kasım 2007

Hücre

Hücre ilk defa 1665 yılında Robert Hooke tarafından keşfedilmiştir. Robert Hooke Şişe mantarından aldığı kesiti mikroskopta incelemiş ve oda şeklinde yapılar görmüştür. Gördüğü bu yapılara “Hücre”adını vermiştir.

Yaklaşık iki yüzyıl sonra Brawn (1831) bitki hücrelerinde “çekirdeği” buldu. Purkinje, Schwann ve Mohl gibi araştırmacılar hücre içindeki canlı yapıya “plazma” adını verdiler. Daha sonra hücreyi dış ortamdan ayıran bir zarın olduğu bulundu. Böylece yavaş yavaş canlıların hücrelerden yapıldığı fikri yayılmaya başladı.

Bütün bu gelişmelere dayanılarak on dokuzuncu asrın baaşındaki botanikçi Schleiden 1838 ve zoolog Schwann 1839da “bütün canlıların hücrelerden meydana geldiğini”söyleyerek hücre teorisinin ilk temelini attılar. Daha sonra hücre teorisi,1858 yılında Rudolf Virchow’un eklediği yeni maddelerle aşağıdaki şeklini almıştır.

• Bütün canlılar bir veya daha çok hücreden meydana gelmiştir.

• Hücreler , canlıların en temel yapısal ve fonksiyonel birimidir.

• Hücreler , kendilerinden önceki hücrelerin bölünmesi ile meydana gelirler.

Sitolojideki son çalışmalar ve yüksek yapılı canlılar dikkate alındığında ,bu maddelere ek olarak iki yeni maddenin daha ilave edilmesi öngörülmektedir.

• Çok hücreli canlıların hücreleri farklı gruplar altında bir araya gelerek tek bir birim gibi işlermektedirler(Doku oluşumu)

Çok hücreli canlıların hücreleri bölünme,hareket ,kendilerine özgü şekil aşabilmek ve gerekli foınksiyonları gerçekleştirebilmek için birbirlerine veya katı bir yüzeye temas edebilmek zorundadırlar.

Hücre zarından madde geçişi

Hücre zarı , seçici geçirgen bir yapıya sahiptir. Molekül büyüklüğüne,yağda veya suda çözünmesine, polaritesine , ortamdaki yoğunluğuna veya türüne göre zar üzerinden madde taşınması dört farklı şekilde gerçekleştirilir.

Hücre zarından madde geçişi

Pasif taşıma

Difüzyon

Kolaylaştırılmış difüzyon

Osmoz

Plazmoliz

Deplazmoliz

Diyaliz

Aktif taşıma

Endositoz

Fagositoz

Pinositoz

Ekzositoz

1.Pasif taşıma

Maddelerin enerji harcamadan , yoğunluk farkından dolayı hücre zarındaki porlardan veya fosfolipit tabakadan doğrudan geçmesidir. Hücrelerde pasif taşıma üç şekilde görülür:

a. Difüzyon

Difüzyon, bir maddenin konsantrasyonunun yüksek olduğu yerden düşük olduğu yere doğru hareketine denir. Örneğin bir kokunun bütün odaya yayılması veya bir damla mürekkebin bir bardak suya atılınca bütün bardağı boyaması gibi. Aynı kural hücre için de geçerlidir. Örneğin sitoplazmada glikoz sürekli olarak tüketilmekte ve artık maddelerin yoğunluğu artmaktadır.Dış ortamda glikoz arttığında ,iç ve dış ortam arasındaki yoğunluk farkı glikozun enerji

veya eksi yöndeki bir değişiklik difüzyonu yeniden başlatır.

Por içinden difüzyonla taşınacak maddenin porlardan geçecek kadar küçük olması ve suda çözünebilir olması gerekir.Büyük moleküller pordan geçemezler. Örneğin glikoz difüzyonla taşınırken ,nişasta taşınamaz. Por sayısının fazla olması difüzyon hızını artırır. Yağda çözülen maddelerin difüzyonla taşınması için büyüklük sınırı veya por kullanma gereği yoktur. Hücre zarı lipit(yağ)yapısında olduğundan , bu maddeler herhangi bir yerinden geçebilirler.

Kolaylaştırılmış Difüzyon

Su ve yağda erimeyen maddelerin (klor iyonları) ve glikoz ,galaktoz ,fruktoz gibi şekerlerin zardan geçişi , kolaylaştırılmış difüzyon denilen pasif bir yolla olur.

Taşınacak madde zarda bulunan taşıyıcı proteinle birleşir. Madde , birleştiği taşıyıcı proteinle “sustrat-enzim”gibi yüzey uygunluğu gösterir(Taşıyıcı protein taşınacak maddelerin yapısına göre şeklini değiştirir.).Madde geçişi gerçekleştikten sonra taşıyıcı protein tekrar önceki şeklini alır. Geçişme yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama

doğru olur. Por sayısındaki artış kolaylaştırılmış difüzyonu hızlandırır.

Kolaylaştırılmış difüzyon,taşıyıcı sistemden ötürü aktif taşımaya benzerse de ikisi arasındaki en büyük fark ; difüzyonda enerji kullanılmaması ve yüksek konsantrasyondan düşük konsantarasyona doğru olmasıdır.

b. Osmoz

Osmozu tanımlamadan önce yoğunluk kavramını iyi bilmek gerekir. Bir maddenin yoğunluğu , birim hacimde bulunan çözücü içindeki madde miktarıdır. Çözünenin çok olması durumunda ortam çok yoğun ,az olması durumunda ise az yoğun olur. Ortamın yoğunluğu çözücü miktarı ile ters orantılıdır. Yani çok yoğun ortamdaki çözücünün oranı, az yoğun ortamdaki çözücü oranından düşüktür.

Nişasta porlardan geçemeyecek kadar büyük olduğundan , su molekülleri nişastanın çok, suyun az olduğu ortama doğru geçer. A kolundaki toplam hacim B koluna göre daha fazladır. Buna göre suyun , yarı geçirgen bir zar üzerinde çok olduğu ortamdan az olduğu ortama doğru geçişine osmoz denir.

Bu olayı canlılarda görmek de mümkündür. Canlılarda , kapalı ortam, hücre zarıyla sınırlandırılmış olan sitoplazmadır. Sitoplazma içerisindeki organik asitler , şekerler, organik ve inorganik tuzlar gibi maddeler bulunur(bu maddelerin potansiyel değerine osmotik değer denir.)Sitoplazma ve dış ortamın yoğunluğuna göre her iki ortam arasında su geçişi olur.

Osmoz sonucu iki değişik olay gözlenir:

• Plazmoliz:Hücre kendisinden yoğun (hipertonik)bir ortama konduğunda , yoğun ortama su vererek zarın her iki tarafındaki yoğunluğu dengelemek ister. Dolayısıyla su kaybederek büzülmesine plazmoliz denir .Bitki hücreleri hayvan hücrelerine göre daha yavaş su kaybederler(hücre çeperi bulundurdukları için).Deniz suyu içildiğinde dokular su kaybederek ölür. Bunun sebebi deniz suyundaki tuzun dokulardakine oranla çok fazla olmasıdır.

• Deplazmoliz:Hücrenin ortamdan su alarak şişmesine deplazmoliz denir. Hücre kendisinden daha az yuğun(hipertonik)bir ortama konursa , ortamdan hücreye su girişi olur.

Osmotik kuvvetler:

Plazmoliz ve deplazmoliz esnasında osmotik basınç ve turgor basıncı ortaya çıkar.

• Osmotik Basınç:Hücre içindeki maddelerin yoğunluğundan dolayı sıvıların hücreye girerken zara dıştan basınç şeklinde tanımlanır. Osmotik basıncı oluşturan maddeler çeşitli şekerler , organik asitler , organik ve inorganik tuzlardır. Dolayısıyla hücre içinde bu maddelerin yoğunluğuyla hücrenin osmotik basıncı doğru orantılıdır. Deplamolizden önce hücrenin osmotik basıncı yüksek olup , su hücre içine girer.

Örneğin bitkinin köklerindeki emici tüylerde osmotik basınç yüksek olduğundan su topraktan kök hücrelerine geçer. Osmotik basınç atmsofer birimiyle ifade edilir .Osmotik basınç , plazmoliz halindeki hücrelerde yüksek deplazmoliz halindeki hücrelerde düşüktür. Hücrenin kendisi ile aynı yoğunluktaki (izotonik) ortama konduğunda osmotik basınç , iç basınçla denge halinde olur.

• Turgor basıncı:Keplazmoliz esnasında sitoplazma sıvısının zara yaptığı basınçtır (iç basınç). Hayvan hücreleri bu yüksek basınca dayanamaz , parçalanır. Mesela alyuvarlar kendilerinden az yoğun bir ortama konulursa , ortamdan alyuvar hücrelerine su girişi olur. Daha sonra zarları parçalanır, hücre ölür(hemoliz).

Bitki hücrelerinde selüloz çeper olduğundan turgor basıncından hayvan hücrelerine göre daha az etkilenirler. Ayrıca turgor basıncının bitkilere sağladığı bazı avantajlar vardır. Bu avantajları ;

• otsu bitkilerde destekliği

• stomaların açılıp kapanmasını

küstüm otu gibi bitkilerde hareketi sağlaması şeklinde sıralayabiliriz.

Emme basıncı , turgor basıncı arasındaki ilişki

Emme basıncı hücrenin osmotik basıncının oluşturduğu bir çekici kuvvettir. Diper bir deyişle emme basıncı iç basınca üstün olduğu sürece hücreye su girişini sağlayan bir kuvvettir. Osmotik değer , osmotik basıncı meydana getiren eriyiğin çekim gücüne denir. Böyle bir değer her hücrenin kofulunda gizli olarak bulunur.

Genel olarak emme basıncı (EB) bir hücre için, hücrenin osmotik değeri (OD) ile iç (turgor) basıncının (TB) arasındaki farka eşittir.

EB=OD-TB

c. Diyaliz:

Diyaliz , çözünmüş maddenin seçici geçirgen zardan difüzyonudur. Örneğin içi glikoz molekülleri ile dolu bir bağırsak saf su içerisine konursa glikoz molekülleri , zardan su içerisine iki tarafta yoğunluk eşit oluncaya kadar geçer.

Bu prensip , suni böbrek aletinde (diyaliz ) kullanılır. Hastanın her seferinde 500Ml kadar kanı bir diyaliz tüpünden geçirilire .Diyaliz tüpünün dışında ,kanda bulunan ve difüzyon olabilen aynı yoğunlukta maddeleri taşıyan bir sıvı bulunur. Bu sıvı sadece uzaklaştırılacak olan maddeyi taşımamaktadır. Böylece kan gerekli olan maddeler dıştaki sıvıya geçmez. Uzaklaştırılması istenen madde ( üre gibi ) dış sıvıda bu bulunmadığından , bu madde kandan dış sıvıya difüzyonla geçer ve kan bu maddeden temizlenmiş olur.

Moleküllerin pasif olarak taşınmasını etkileyen faktörler

Canlı hücrelerde hücre zarının her iki yönünde devamlı bir molekül hareketi gözlenir. Bu moleküller hücre zarından doğrudan veya porlar yardımıyla geçerler . Geçiş türü veya hızı aşağıdaki faktörlere göre değişmektedir.

• Moleküllerin büyüklüğü:Oksijen , su, iyot, karbondioksit gibi küçük moleküller hücre zarından kolaylıkla geçebilir. Mesela 6 karbonlu glikoz; oksijen , su ve karbondioksitten daha zor geçer.

• Moleküllerin elektrik yükü:Hücre zarının yapısından dolayı , nötr moleküller iyonlardan daha kolay geçer. Nötr haldeki potasyum (K) iyon haldeki potasyumdan daha lokay geçer.

• Yağda çözünen maddeler:Hücre zarının yapısında yağ olduğu için yağda çözünen maddeler hücre zarından daha kolay geçebilir. Bu maddelere , yağda eriyen vitaminler (A,D,E,K) örnek olarak verilebilir.

• Yağı eriten maddeler:Yağı eriten maddeler de hücre zarından kolaylıkla geçebilir. Örnek ;alkol, eter,kloroform ve benzen gibi kimyasal maddeler.

• Zardaki por sayısı:Hücre zarında por sayısı ne kadar fazla olursa madde çıkışı o kadar hızlı olur.

• Konsantrasyon farkı:Yüksek konsantrasyonlu ortamdaki moleküllerin birbirine çarpma hızı , düşük konsantrasyonlu ortamlara göre daha hızlıdır. Bu ortamdaki potansiyel enerji , yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama madde geçişini hızlandırır.

• Molekül ağırlığı: Moleküllerin ağırlıkları ne kadar düşükse difüzyon hızları o kadar yüksektir. Yani maddelerin difüzyon hızları molekül ağırlıkları ile ters orantılıdır. O halde gazların difüzyonu hızlı, sıvılarınki yavaş , katıların difüzyonu ise yok denecek kadar azdır. Çünkü moleküllerin ağırlıkları ne kadar büyük olursa aralarındaki çekim kuvveti o kadar fazla olur.

• Sıcaklık:Moleküller sıcak ortamda daha hızlı hareket ederler. Dolayısıyla yüksek sıcaklıkta difüzyon hızlıdır.

• Hücre zarının deformasyonu:Hücre zarı alkol , eter çeşitli zehirler ve kloroform gibi maddelere karşı aşırı duyarlıdır. Bu maddeler hücre zarına girerken veya çıkarken hücre zarını tahrip ederler.

2.Aktif taşıma

Bir maddenin konsantrasyonunun düşük olduğu yerden yüksek olduğu yere doğru , enerji (ATP) harcanarak taşınmasına aktif taşıma denir. Bir başka ifade ile ; aktif taşıma maddelerin yokuş yukarı hareketidir. Aktif taşıma , canlı zarlar üzerinde enzim ve taşıyıcı proteinlerle gerçekleştirilir.

Aktif taşımada mutlaka enerji harcanır. Enerji yetersizliğinde aktif taşıma duru, pasif taşıma devam eder .Bu durumda bazı maddelerin hücre içi ve hücre dışı yoğunluk farkları ortadan kalkar ve bunun sonucunda hücrede hayatsal faaliyetler durur, yani hücre ölür. Örneğin; büyüme ve protein sentezi için mutlaka gerekli olan potasyum hücre içinde hücre dışına göre 40 misli fazla bulunmak zorundadır. Eğer bu miktar azalacak olursa , hücre yeterli şekilde fonksiyonlarını gerçekleştiremez. Aktif taşımaya en güzel örnek , çeşitli hücrelerde görülen “Sodyum- Potasyum pompası”dır. Normal şartlarda sodyum hücre dışında , potasyum da hücre içerisinde daha yoğundur. Sodyum - potasyum pompası ile yoğunluk farkından dolayı hücre dışına çıkan potasyum hücre içerisine sızan sodyum ise hücre dışına , ATP enerjisi kullanılarak pompalanır(bu taşımanın , düşük yoğunluktan yüksek yoğunluğa doğru olduğuna doğru olduğuna dikkat ediniz.).Daha önce belirttiğimiz aktif taşımada enerjinin yanında enzimler de iş görür. Sodyum - Potasyum pompasında etkili olan enzim “Sodyum potasyum adenozin trifosfataz “enzimidir. Bu enzim ATP’yi hidrolize ederek ADP ve inorganik fosfata dönüştürür. Açığa çıkan enerji sodyumu dışarıya , potasyumu da içeriye taşımada kullanılır.

Aktif taşımada, taşıyıcı proteinler ve enzimler görev aldığı için bu olay ;sıcaklık ve enzimler görev aldığı için bu olay ;sıcaklık ,PH , ve zehir etkisi yapan kimyasal maddelerden etkilenir.

3.Endositoz

Pasif ve aktif taşıma ile taşınan moleküller doğrudan hücre zarından veya porlardan geçerken , büyük moleküllerden olan yağ , nişasta , glikojen , protein vs geçemezler. Bu moleküller zarın değişikliğe uğraması ile enerji harcanarak hücre içine alınırlar. Bu olaya “endositoz” denir. Endositozla hücre içine alınan besinler , sitoplazmada besin kofulu şeklinde bulunurlar. Hücrelerde endositozla besin alımı fagositoz ve pinositozla sağlanır.

a. Fagositoz

Endositozla katı yapıların hücre içine besin kofulu şeklinde alınmasına “fagositoz” denir. Katı madde yalancı ayak yardımıyla oluşturulan cep içerisine alınır. Daha sonra içeri çekilen besin kofulu lizozomla birleşerek sindirilir. Akyuvarların mikropları yemesi , amipin beslenmesi buna örnektir.

b. Pinositoz

Sıvı maddelerin besin kofulu şeklinde hücreye alınmasına da”pinositoz” denir. Pinositoz olayında , sıvı maddelerin hücre zarına değmeleri sonucunda , sitoplazma içine doğru cep ya da kanal şeklinde yapılar oluşur. Bu yapılardan pinositoz keseleri meydana gelir. Bu şekilde hücre içine alınan sıvı maddeler lizozomla birleşerek sindirilir.

Fagositoz ve pinositoz genellikle hayvan hücrelerinde görülür.

4. Ekzositoz

Daha önce de açıklandığı gibi hücreye endositozla alınan maddeler lizozom enzimleri ile küçük moleküllere parçalanır. Kesecik içerisinde sindirim sonucu oluşan artık maddeler ve dışarı salgılanması gereken bazı :-):-):-):-)bolik ürünler hücreden dışarıya atılır. Bu olaya “ekzositoz” denir. Ekzositozda kesecik hücre zarına tutunur ve tutunan kısımdan içeriğini dışarıya boşaltır. Endositozda olduğu gibi ekzositoz için de enerji gereklidir.

Konuyla ilgili son on yılda ÖSS’de çıkmış sorular

1.Bir hücrenin bir molekülü pasif taşıma (difüzyon) ile içine alamamasının nedeni aşağıdakilerden hangisi olabilir.

A)Hücrede ATP miktarının az olması

B)Hücrede ilgili enzimin bulunmaması

C)Molekülünün hücre içindeki derişiminin az olması

D) Molekülünün suda çözünür olması

E) Molekülün yapısının büyük olması

Cevap.E (1994)

Nükleik Asitler

Salı, 06 Kasım 2007

NÜKLEİK ASİTLER

• Bu moleküller ilk defa Friderich Miescher tarafından balık spermi ve akyuvar çekirdeğinde

tespit edilmiştir.En çok çekirdekte bulundukları için nükleik asitler(çekirdek asitleri) diye isimlendirilmiştir.

• Asidik özelliğe sahiptirler.Hücre yönetiminden sorumludurlar.

• DNA ve RNA olmak üzere 2 tiptir.Bunlar hücrenin en büyük dev moleküllerdir.

• Nükleotitlerden oluşmuştur.Onun için DNA ve RNA birer polinükleotidtir.

Azotlu Organik Baz  Pürinler (Adenin,Guanin)

(Çift zincirlidirler.)

 Pirimidinler (Timin,Urasil,Sitozin)

(Tek zincirlidirler.)

Nükleik asitler  Nükleotit 5 C’ lu Şeker (pentoz)  Deoksiriboz

 Riboz

Fosfat  Fosforik asit (H3PO4)

• Bütün nükleotitlerde aynı fosforik asit (H3PO4) bulunur.

• Nükleotitlerin farklı yapıda olmasının sebebi yapısındaki şeker ve organik baz moleküllerinin

farklı olmasındandır.

• Nükleotitler birbirlerine şeker-fosfat bağlarıyla bağlanırlar.

• Nükleotitler taşıdığı baza göre,nükleik asitler ise taşıdığı şekere göre isimlendirilir.

1) DEOKSİRİBONÜKLEİK ASİT (DNA)

• Çift zincirlidir ve sarmal yapıdadır.

• Deoksiriboz şekeri bulunur.

• Nükleotitleri A,T,G,S’dir.

• Adenin sayısı Timin sayısına,Guanin sayısı Sitozin sayısına eşittir.

• Adenin ile Timin arasında iki,Guanin ile Sitozin arasında ise üç tane zayıf hidrojen bağı vardır.

• Kendini tek taraflı olarak eşleyebilir.

• Genlerdeki değişmeye mutasyon denir.

• Mitekondri ,kloroplast ,çekirdek ,çekirdek yoksa sitoplazmada bulunabilir.Ancak kloroplast ve mitekondrideki DNA’lar kalıtım materyali sayılmazlar,bunlar eşlenirken çekirdek DNA’sına

bağımlıdırlar.

• DNA tabiatta kendini eşleyerek benzerini yapabilen tek moleküldür.

• DNA sentezi sırasında açığa çıkan su sayısı (n;nükleotit sayısı olmak üzere) 3n-2 tanedir.

A) DNA’NIN EŞLENMESİ (Replikasyon-Duplikasyon)

• DNA kendini yarı korunumlu olarak eşler.

• Bu olaylar hücre bölünmesinin interfaz safhasında meydana gelir.

• Replikasyonda görev alan enzim DNA polimeraz enzimidir.(Şekil-1)

• DNA’nın kendini bu şekilde yarı korunumlu olarak eşlemesine seminkonservatif eşlenme denir.

• Bir hücrede DNA’nın eşlenmeye başlaması hücrenin mutlaka bölüneceği anlamına gelir.

• Eğer DNA bir ucundan değil de orta kısımlarından açılırsa protein sentezi için şifre verecek

demektir.

• Sonuçta; oluşan DNA’lar aynı genetik bilgiyi taşır,hücre sayısı artar,canlılarda büyüme ve üreme olur, üremeyle karakterler yavrulara aktarılır.

• DNA’nın görevi canlılar arasındaki çeşitliliği sağlamak ,hücreyi yönetmek ,replikasyon ile

canlılarda büyüme ve kalıtsal karakterlerin aktarılmasını sağlamak,trankripsiyon ile de RNA

sentezini yapmaktır

2) RİBONÜKLEİKASİT(RNA)

• Tek zincirlidir.

• Riboz şekeri bulunur.

• Nükleotitleri A,U,G,S’dir.

• Kendini eşleyemez.DNA’dan sentezlenir.

• Mitekondri,kloroplast,çekirdek ve sitoplazmada bulunabilir.

• 3 çeşittir ve hepsi de protein sentezinde görevlidir.Hepsi de çekirdekte üretilir ve hepsi de tekrar tekrar kullanılabilir.

• Riboz şekeri bulunduran Adenin nükleotidi RNA’dan başka ATP,NAD,NADP ve FAD gibi moleküllerinde bulunur.

• Bazı virüslerde sadece RNA bulunduğu için bunlarda RNA kalıtsal görevi üstlenmiştir,yani kendini eşleyebilir.

• RNA’nın yapısında protein yoktur.

• RNA’ların DNA üzerinden sentezine transkripsiyon (yazılma) denir.

• Bu olay DNA’nın tek zincirinden olur.

• Bu olayda görevli enzim RNA polimeraz enzimidir.

• RNA’ya şifre veren DNA parçasına gen denir.(Şekil-2)

A) mRNA (Elçi RNA = Mesajcı RNA)

• DNA’dan aldığı bilgiyi ribozoma taşır.

• Ribozom birimlerini aktifleştirir ve protein sentezine kalıplık yapar.

• Her protein çeşidi için ayrı bir mRNA sentezlenir.

• Bir mRNA aynı proteinin sentezinde çok defa kullanılabilir.

• Yeterli protein sentezlendikten sonra mRNA yıkılır.

• mRNA düz bir zincir biçiminde olup hücredeki RNA’ların en az oranda bulunanıdır.

• mRNA’ daki üçlü nükleotit grubuna kodon denir.

• Her kodon bir tRNA ve bir aminoasiti belirler.

• 4.4.4=64 çeşit kodon vardır.Bunlardan biri başlama kodonu (AUG);üç tanesi de (UAG-UGA-UAA) bitiş kodonudur.Bitiş kodonlarının aminoasiti yoktur.

B) tRNA (Taşıyıcı RNA)

• Sitoplazmadaki aminoasitleri mRNA’ daki şifreye göre ribozoma götürür.

• tRNA’ daki üçlü nükleotit grubuna antikodon denir.Maksimum 64 çeşit antikodon olması

gerekirken 61 çeşit antikodon vardır.Bunun sebebi ise bitiş kodonlarının aminoasitlerinin

olmamasıdır.

• Düz zincirli değildir.Belli bölgelerinde çiftler oluşmuştur.

C) rRNA (Ribozomal RNA)

• Proteinlerle birlikte ribozomun yapısını oluşturur.

• Düz zincirlidir.

• Hücredeki RNA’ların çoğu rRNA’dır.

DNA RNA

1. Çekirdek,mitekondri ve kloroplastta bulunur. 1. Çekirdek ,çekirdekçik,mitekondri ve kloroplastta bulunur.

2. Deoksiriboz şekeri bulunur. 2. Riboz şekeri bulunur.

3. Nükleotitleri A,T,G,S’dir. 3. Nükleotitleri A,U,G,S’dir.

4. Kalıtımı sağlar.Protein sentezine emir verir. 4. Protein sentezinde görevi vardır.

5. Çift zincirlidir. 5. Tek zincirlidir.

6. Hidroliz enzimi DNAaz enzimidir. 6. Hidroliz enzimi RNAaz enzimidir.

7. Kendini eşleyebilir. 7. Kendini eşleyemez.

8. Sentezinde DNA polimeraz enzimi görevlidir. 8. Sentezinde RNA polimeraz enzimi görevlidir.

9. Yöneticidir.

PROTEİN SENTEZİ VE ENZİMLER

• Bütün canlı hücrelerde meydana gelen en önemli özümleme olayıdır.

• Aminoasitlerin ribozomlarda birleştirilerek protein yapılmasıdır.

• Bir a.a da aminoasit ve radikal grup bulunur.

• 20 çeşit a.a vardır.Aminoasitlerde çeşitliliği radikal grub belirler.

• Aminoasitler birbirlerine peptit bağlarıyla bağlanırlar.

• İki a.asitin birleşmesine dipeptit denir.

• aa + aa + aa + aa + aa + ……….. + aa PROTEİN + (n-1)H2O

PROTEİN SENTEZİ MEKANİZMASI

1) Çekirdekte,DNA’nın anlamlı zincirinden mRNA sentezlenir.Buna transkripsiyon denir.Bu işte RNA polimeraz enzimi görevlidir.

2) mRNA ribozomun küçük alt birimine bağlanır.Büyük alt birim ile küçük alt birim birleşir ve ribozomlar aktif hale geçerler.

3) mRNA’ daki kodonlar ribozom tarafından okunur.Buna translasyon denir.

4) mRNA’ daki kodonlara göre, ATP ve enzimlerle aktifleştirilmiş olan tRNA’ lar kendilerine ait a.a’leri ribozoma taşırlar.

5) Protein sentezine başlama sinyalini AUG kodonu verir.

6) Ribozoma gelen a.a’ler birbirlerine peptit bağlarıyla bağlanırlar.

7) Protein sentezini UAG,UGA ve UAA kodonları durdurur.Çünkü bu kodonlara karşılık gelen a.a yoktur.

• Bir mRNA üzerine birden fazla ribozomun bağlanması ve mRNA’ nın okunması olayına polizom denir.Eğer sentez hızlı yapılacaksa polizom yoluyla sentez yapılır.

• Polizomlar protein büyüklüğünü ve çeşitliliğini etkilemez.

• Proteinlerde çeşitliliği :

1) a.a sıra,sayı ve çeşidi 2) tRNA sıra,sayı ve çeşidi 3) mRNA sıra,sayı ve çeşidi

4) Gen sıra,sayı ve çeşidi 5) Nükleotit sıra,sayı ve çeşidi sağlar

• DNA(nükleotit) mRNA(kodon) tRNA(antikodon) a.a su peptit bağı

3N N N N (N-1) (N-1)

• Su ve peptit bağı çeşitlilik göstermez.Ancak sayısı çeşitlilik gösterir.

SANTRAL DOĞMA

Eşlenme Yazılma Okunma

HÜCRENİN YAPISI

DNA mRNA RİBOZOM PROTEİN ENZİM YAPISI

Replikasyon Transkripsiyon Translasyon HORMONLAR

ENZİMLER

• Biyolojik katalizörlerdir.

• Katalizörler ———-Reaksiyonları başlatmazlar.

———–Reaksiyonları hızlandırırlar.

———–Reaksiyonlardan etkilenmeden çıkarlar.

———–Aktivasyon enerjisini düşürürler.

• Aktivasyon enerjisi de reaksiyonların başlaması için gerekli olan enerjidir.

A+B C A+B+E C+E

——– —-

Substrat Ürün

• Yapı olarak iki kısımdan oluşur.

1)PROTEİN KISIM

• Proteindir.Büyük olan kısımdır.Apoenzim de denir

• Reaksiyon tipini belirler.

• Enzim sadece protein kısımdan oluşuyorsa buna basit enzim denir.

• Sıcaklıktan etkilenen kısımdır.

2)PROTEİN OLMAYAN KISIM

• Vitamin,mineral veya nükleik asit olabilir.

• Reaksiyonu gerçekleştirir.

• Vitamin ise koenzim,mineral ise kofaktör denir.

• Apoenzim + Koenzim(yada kofaktör) = Bileşik enzim(Holo enzim)

• Enzimler anahtar-kilit modeli ile çalışır.Yani her reaksiyonu gerçekleştiren bir enzim çeşidi,her enziminde gerçekleştirdiği bir reaksiyon vardır.

ENZİMLERİN ÖZELLİKLERİ

• Aktivasyon enerjisini düşürürler.

• Reaksiyonları hızlandırır.

• Protein yapıda olduklarından genlerin kontrolünde sentezlenir.

• Hem hücre içinde,hem de hücre dışında etkilidirler.

• Reaksiyonlardan etkilenmeden çıkar ve tekrar tekrar kullanılabilirler.

• Etkilerini maddelerin dış yüzeyinden başlatırlar.Substrat yüzeyi arttıkça enzimin etkinliği artar.

• Bir enzim yalnız bir çeşit reaksiyona katılabilir.

• Mutlaka hücrede yapılırlar.

• Ya bağ oluştururlar,yada bağ koparırlar.

• Çoğu enzim çift yönlü çalışır.

• Enzimler sıcaklık ve pH değişiminden etkilenirler.

ENZİM REAKSİYONLARINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1) SICAKLIK:

• Sıcaklık arttıkça reaksiyon hızlanır.

• En iyi optimum sıcaklıkta çalışırlar.

• Sıcaklık daha da arttırılırsa reaksiyon yavaşlar ve durur.Çünkü proteinler bozulmuştur.

NOT:Sıcaklık değiştikçe bir şeyler değişiyorsa cevap ya enzimdir yada proteindir.

2) ENZİM MİKTARI

3) SUBSTRAT MİKTARI

4) pH

• Her enzimin en iyi çalıştığı bir pH değeri vardır.Bu değerden saptıkça reaksiyon

yavaşlar.

• Enzimler genelde nötr ortamda çalışırlar.

5) YÜZEY MİKTARI

• Yüzey miktarı arttıkça enzimin etkisi artacağından reaksiyon hızlanır.

6) İNHİBİTÖRLER

• Enzimin aktif bölgesini kapatarak reaksiyonları yavaşlatır ve durdurur.

• Zehirler,Pb,Cu,Sn,CO,CN,……….

7) AKTİVİTÖRLER

• Enzimlerin çalışmasını hızlandırırlar.Etkisi substratı reaksiyon ortamına getirmek yada ürünleri reaksiyon ortamından uzaklaştırarak görev yapar.

• Mg,Cl,Na,Fe…………..

Bitkiler Alemi

Salı, 06 Kasım 2007

BİTKİLER ALEMİ

Hepsi ototrof canlılar olup, kloroplast taşırlar. Bu sayede fotosentez yaparlar. Çiçeksiz ve çiçekli bitkiler olarak iki filum’a (şubeye) ayrılırlar. Hücreleri genellikle çeper taşır.

a) Çiçeksiz Bitkiler : Çiçek ve tohum oluşturmazlar. Üremelerini sporla ya da eşeysiz ve eşeyli üremenin birbirini takip ettiği döl almaşı ile gerçekleştirirler.

1- Su yosunları (Alg’ler) : Gerçek kök, gövde ve yaprakları olmayan basit yapılı bitkilerdir. Çoğu haploid(n) kromozom taşır. Yeşil, kahverengi, esmer, kırmızı alg’ler olmak üzere gruplandırılır. Üremeleri vejetatif, sporla ve izogamiyle olur. Chlamidomonas gibi bazı türleri tek hücrelidirler. Bazı türleri hem tek hücreli hemde gözle görülecek büyüklükte (makroskopik) dir. (Acetebularia gibi).

2- Kara yosunları : İletim demetleri yoktur. Nemli yerlerde yaşarlar. Döl almaşıyla eşeyli ürerler. Gerçek yapraklar olmayıp, yaprağımsı yapıları vardır.

3- Eğrelti otları : Gerçek kök ve yaprakları yoktur. İletim demetleri vardır. Üremeleri kara yosunları gibidir. Yaprağımsılar yer altı gövdesine yapışmıştır. Çiçeksiz bitki olarak bu üç ana gruptan başka ; Ciğer otları, Likenler, Kibrit otları ve Atkuyrukları olarak bilinen gruplarda vardır

BİTKİLER ABİTKİLERDE ÜREME

Sayfa : 1

A) Çiçeksiz Bitkilerde Üreme : Çiçeksiz bitkiler grubunu, su yosunları, kara yosunları, ciğer otları, eğrelti otları ve at kuyrukları oluşturmaktadır. Mantarlar "fungi" isimli ayrı bir alemde incelenmekle beraber çoğu zaman çiçeksiz bitkiler grubuna dahil edilirler. Bunların hemen hepsinde, küçük farklarla ayrılmış :-):-):-):-)genez ile üreme görülür. Önce diploid bireyden (Sporofid) ya da diploid hücreden mayoz bölünmeyle haploid sporlar meydana gelir. Bu sporlar çimlenerek genç bitkicikleri meydana getirir. Bunlar erkek ve dişi gametofitlerdir. Gametler bunlar üzerinde mitozla meydana gelir. Gametlerin döllenmesiyle zigot, onun gelişmesiyle de diploid sporofid meydana gelir.

Aslında eşeyli üreyen canlıların hepsinin hayat devrelerinde haploid ve diploid safhaları olup, bunlar birbirini takip eder. Ancak bazı türlerin hayat devrinde haploid safha baskındır. Fertler daima haploiddir. Sadece zigot iken diploidtirler. Canlıların büyük çoğunluğunun hayat devrinde ise diploid safha baskındır. Fert diploid olup, sadece gametler haploiddir. Bazı türlerde ise hem haploid hem de diploid safhalar belirgin olarak görülür. Fertler hem haploid hem de diploid olabilmektedir. İşte :-):-):-):-)genezle üreyenler bunlardır.

1- Su yosunlarında üreme : Su yosunlarının çok hücreli olanlarında bireyler daima haploiddir. Diploid olan sadece zigottur. Zigot mayozla bölünerek haploid hücreleri oluşturur. Hayatlarına haploid safha hakimdir.

2- Kara yosunlarında üreme : Diploid evre su yosunlarına göre biraz daha uzundur. Dişi gametofite arkegonyum, erkek gametofite anteridyum denir. Dölleme ve zigotun gelişimi dişi gametofit üzrinde gerçekleşir.

3- Eğrelti otlarında üreme : Diploid evrenin en uzun olduğu çiçeksiz bitkilerdir. Erkek ve dişi gamet ayrı gametofit üzerinde oluşur. Tek yapraklı bu gametofite Protal denir. Normal bireyler diploiddir. Gametofit küçük bir bitkicik halinde kalır. Zigot gelişimine protal üzerinde başlar Sonra oluşturduğu kökleriyle direk toprağa bağlanarak kendi ihtiyacı olan su ve besini almaya başlar, direk toprağa bağlanır

Bitkiler yeryüzünde yaşamın anahtarıdır. Bitkiler olmasaydı pek çok canlı organizma yaşamını sürdüremezdi; çünkü üstün yapılı yaratıklar, yaşam biçimleriyle, besinlerini doğrudan yada dolaylı olarak bitkilerden sağlarlar. Oysa pek çok bitki, gerekli besinlerini güneş ışığından yararlanarak kendisi üretmektedir.

Bitkiler 2 temel öbekte (altşube) toplanır;

1. KAPALI TOHUMLULAR (Çiçekli Bitkiler-Angiospermae)

2. AÇIK TOHUMLULAR (Çiçeksiz Bitkiler-Gymnospermae)

Kapalı tohumlular gerçek çiçek üretirler ve sayıları 250 milyona yakın türden oluşan bir bitkiler alemidirler… Meşe, kayın, gürgen, karağaç gibi yapraklı ağaçlar bu gruba dahildir…

Açık tohumlular ise çiçeksiz bitkiler olarak anılırlar ve bu bitkilerde geniş bir canlılar topluluğudur. Çam, Göknar, Sedir, Ladin gibi kozalaklı ağaçlar, Sikaslar, Ginko gibi türler bu gruba dahildir…

Çiçekli bitkilere örnek;

At kestanesi

Çiçeksiz bitkilere örnek;

Bataklık Servisi

Damarsız çiçeksiz bitkilerde iletim demetleri yoksa fotosentez için gerekli su ve mineralleri nasıl taşır? (Ersagun Elaçmaz)

Öncelikle çiçeksiz bitkilerin bir çoğunun vasküllü yani iletim demetleri bulunan bitkiler olduğunu hatırlatalım. Bitkiler aslında vasküllü ve vaskülsüz bitkiler olarak ikiye ayrılırlar. Vasküllü bitkiler ise çiçekli bitkiler ve çiçeksiz bitkiler olarak ikiye ayrılır.

Vaskülsüz bitkilerde hiç çiçek bulunmaz. Ayrıca iletim demetleri de bulunmaz. Fakat yine de bu bitkilerin bir kısmında yapraksı ve köksü yapılar bulunur. Bitkinin dokuları arasında taşımayı sağlayacak iletim dokusundan neredeyse tümüyle yoksun oldukları için ihtiyaçları olan suyu çevreden difüzyon yoluyla elde ederler. Difüzyon oldukça yavaş bir işlem olduğu için bu bitkilerin büyüklükleri sınırlıdır yani genellikle oldukça küçük boyutludurlar. Bu sayede “yüzey alanı/hacim” oranı büyüktür. Bu bitkiler çoğunlukla nemli ortamlarda yaşarlar, böylece sürekli ince bir su tabakasıyla sarılmış halde bulunurlar. Ayrıca bu bitkilerin çoğu uzun süren kuraklığa dayanıklı sporlar oluşturabilirler.

Vaskülsüz bitkiler içinde vasküllü bitkilerin en yakın akrabaları yosunlardır (Bryophyta). Taşıma sistemleri, ilk kez yosunlarda belirmeye başlar. Yosunların büyük çoğunluğu hidroid adı verilen özel hücrelere sahiptir. Bu hücreler öldükten

- Spor ile Üretim

Eğrelti olarak bilinen çiçeksiz bitkiler spor ile üretilir. Spor tek hücreden oluşmuştur ve nemli ortamlarda yaşar. Çoğunlukla çizgi veya noktalar halinde yaprakların alt yüzeyinde üretilir. Bazen de yaprak kenarları boyunca oluşurlar. Sporlar olgunlaşınca kese çatlar ve sporlar dağılır. Uygun ortam bulunca çimlenerek büyür ve yeni bir bitki meydana gelir.

AMAÇ : 2. Çiçeksiz bitkileri kavrayabilme

DAVRANIŞLAR :

1. Yakın çevredeki çiçeksiz bitkilere örnekler verme

2. Verilen çiçeksiz bitkilerin kısımlarını üzerlerinde gösterme söyleme, yazma

3. Yeşil su yosunları üzerinde gözlemler yaparak üremeleri hakkında tahminde bulunma

4. Kara yosunu üzerinde gözlemler yaparak kök, gövde, yaprak, kapsül gibi kısımlarını gósterme

5. Eğrelti otları üzerinde gözlem1er yaparak kök, gövde, yaprak ve spor keselerini gösterme

6. Eğrelti otlarının nasıl ürediği hakkında tahminlerde bulunma

7. Çiçeksiz bitkilerin yapı ve üremeleri arasındaki farklıkları sıralama ve çiçekli bitkilerle karşılaştırma

AMAÇ : 3. Değişik ortamlardaki bitkileri kavrayabilme

DAVRANIŞLAR :

1. Suda yaşayan bitkilere örnekler verme

2. Toprakta yaşayan bitkilere örnekler verme

3. Suda yaşayan bitkiler üzerinde gözlemler yáparak kısımlarını gösterme

4. Toprakta yaşayan bitkileri gözleyerek ortak özelliklerini sıralama

5. Suda ve toprakta yaşayan bitkiler arasındaki farkları söyleme, yazma.

6. Farklı bitkilerin değişik bölge ve yerlerde bulunuşunu, yükseklik ,toprak,su ışık, sıcaklık,rüzgar vb. nedenlere göre açıklama

7. Farklı iklimlere özgü bitkilere örnekler verme

AMAÇ : 4 Mantarlar, bir hücreli canlılar ve bakterileri kavrayabilme

DAVRANIŞLAR :

1. Çevrede yetişen mantarlar veya mantar resimleri üzerinde gözlemler yaparak bunların kısımlarını isimlendirme ve üremelerinin ne şekilde olduğunu söyleme, yazma

2. Yakın çevredeki zehirli ve zehirsiz mantarları tanıma

3. Yakın çevredeki bazı mantarların zehirli olabileceğini söyleme, yazma

4. Yakın çevredeki sularda bulunan bir hücreli canlıları mikroskop yardımıyla gözleme şeklini çizip karşılaştırma isimlerini söyleme

5. Bakterilerin şekillerini söyleme, yazma

6. Bir ortamda bakteri bulunup bulunmadığını kontrol etmek için deney tasarlama

7. Bakterilerin fayda ve zararlarını söyleme, yazma

Canlı Sistemlerin Birliği

Salı, 06 Kasım 2007

Canlı Sistemlerin Birliği

Günümüze kadar bulunan organizmaların insana şaşkınlık veren farklılık ve çeşitliliğine karşın, aynı derecede şaşırtıcı bir yapı ve işlev birliği derecesinin varolduğu da gözlemlenmiştir. Kamçılıların yapısı, temelde, çekirdek içeren bütün hücrelerle aynı yapıdadır. Büyümeyle ve :-):-):-):-)bolizmayla ilgili olan moleküller, çoğunlukla aynı altbirimlerden yapılmıştır. Ayrıca, biyokimyanın katalizcileri olan enzimlerin, bütün organizmalarda aynı biçimde etki gösterdikleri günümüzde bilinmektedir. Hücre bölünmesi ve genetik şifrenin aktarımı gibi olguların da, bütün canlılar dünyasında ortak olduğu düşünülmektedir.

Dokular

Salı, 06 Kasım 2007

DOKULAR

DoYüksek yapılı organizmalarda çok sayıda hücre vardır.Bu hücreler kendi aralarında yapısal ve işlevsel birlikler oluştururlar.Canlılarda aynı işlevi yapan hücreler topluluklarına doku denir.

Dokular canlının erginlikten önceki yaşamında başlar ve erişkinliğe ulaşınca son biçimini alır.Hayvanların yapısındakilere hayvansal,bitkilerin yapısındakilere de bitkisel dokular denir.

-HAYVANSAL DOKULAR-

Hayvansal dokular 7 gruba ayrılırlar;

1.Epitel doku 2.Bağ doku 3.Kıkırdak doku 4.Kemik doku 5.Kan doku 6.Kas doku 7.Sinir doku

Bitkisel dokular ise 2 gruba ayrılır;

1.Sürgen(Bölünür) doku 2.Bölünmez doku

Hayvansal dokuları inceleyelim;

EPİTEL DOKU:Vücudun iç ve dış yüzeyini örter.Bunun 4 görevi vardır;Bulundukları organı dış etkilerden korumak,Salgı yapmak,Emmek, Mukus ve benzeri maddeleri iletmek.Epitel doku işlevine göre 2 grupta incelenir;

1.Örtü epiteli:Asıl görevi korumaktır.Ancak bazen emilim görevide yaparlar.Hücrelerinin sıralanışına göre Tek katlı ve Çok katlı olmak üzere ayrılırlar.

A.Tek katlı epitYan yana dizilmiş hücrelerden oluşur.Hücreleri yassı,kübik veya silindiriktir.

a.Tek katlı yassı epit Akciğer alveolleri,kan damarlarının iç yüzü ve kılcal damarlarda bulunur.

b.Tek katlı kübik epitOmurgalı böbreklerinde,tiroit bezinde bulunur.

c.Tek katlı silindirik epitOmurgalının solunum yollarında,incebağırsakta bulunan silindirik epitel emme görevi yapar.

B.Çok katlı epitÜst üste sıralanmış hücrelerden oluşur.Omugalıların derisinde bu doku vardır.Bu epitel dokuyu incelediğimizde en altta silindirik,ortada kübik,üstte ise yassı epitelden oluşmuştur.En üstteki epitel genellikle ölüdür.Bu ölü hücre alttaki canlı hücreleri dış etkilerden korur.Kan damarı içermez.

2.Salgı(Bez) epiteli:Salgı yapma yeteneğindeki hücrelerdir.Tükürük bezi,mide bezleri,ter bezleri,hipofiz,tiroit gibi salgı yapan organlarda bulunur.Hücre sayısına göre;

A.Tek hücreli bezler:Silindirik hücrelerden oluşur.Bunlara “goblet” hücresi denir.Toprak solucanının derisinden,sindirim kanalından,solunum organlarından salgılanan mukus buna örnektir.

B.Çok hücreli bezler:Salgı yapan hücrelerin bir araya gelmesi ile oluşurlar.Salgılarını bir kanala ve buradan vücut boşluğuna veren bezlere ekzokrin(dış salgı) bezi denir.Tükrük bezi,mide ve bağırsak bezleri ile gözyaşı bezleri dış salgı bezleridir.Salgılarını doğrudan kana veren bezlere endokrin(iç salgı) bezi denir.Bunlar kanalsız bezlerdir.Salgılarına hormon denir.Hipofiz,tiroit,paratiroit,böbreküstü bezleri birer iç salgı bezidir.

BAĞ DOKUSUoku ve organları birbirine bağlar.Vücudun her yerinde bulunur.Buna katılgan doku da denir.Hücreler ve hücreler arası maddelerden ve liflerden oluşur.Hücreler arasında bu hücreler tarafından salgılanan ara madde bulunur.Ara maddede ağsı,kollogen,elastik lifler olmak üzere 3 tipte lif görülür.Ara madde miktarı çok,bağ dokusu hücreleri azdır.Bağ dokusunu oluşturan asıl hücrelere fibroblast denir.Diğer önemli hücreler ise mast hücreleri ve makrofajlardır.

Yağ dokusu,özelleşmiş bir bağ dokusudur.Hücreleri büyük ve yuvarlak olup yağ damlacıkları taşır.Yağ dokuları yedek besin olarak yağın ve suyun depolanmasını sağlar.Vücudun basınç ve darbelere karşı korunmasında,ısının izole edilmesinde,derinin nemli kalmasında etkili olur.

KAN DOKUSU:Kan,çeşitli maddeleri taşıma,vücudu mikroplara karşı koruma,vücut ısısını düzenlemek gerektiğinde pıhtılaşma gibi görevler yapar.Hücreler ve hücreler arası maddelerden oluşmuştur.Damarlar içinde dolaşır.Plazma denilen ara maddesi sıvıdır.Plazmanın çoğunu su oluşturur,ayrıca sindirilmiş besinler,hormonlar,enzimler,antikorlar,erimiş gazlar ve artık maddeler içerir.Hafif bazik özelliktedir.

Kandan,kan hücreleri ve pıhtılaşan maddeler çıktıktan sonra geriye kalan sıvıya serum denir.Kan,bir tüpe konduğunda dipte oluşan pıhtının üstünde kalan serumdur.Pıhtıda ise kan hücreleri ve fibrin bulunur.Kan hücreleri 3 çeşittir:

1.Alyuvarlar 2.Akyuvarlar 3.Kan pulcukları

Alyuvar(Eritrosit);ortası çukur,kırmızı renkli kan hücresidir.Başlangıçta çekirdeklidirler ama kana karışırken çekirdeklerini kaybederler.Alyuvarlar akciğerden aldıkları oksijeni vücut hücrelerine,vücut hücrelerinden aldıkları karbondioksiti akciğere götüren hücrelerdir.

Oksijen ve karbondioksit taşınmasında yapısında bulunan demirli bir protein olan hemoglobin görev yapar.Bir alyuvar yaklaşık 280 milyon hemoglobin molekülüne sahiptir.

Alyuvarların ömrü yaklaşık olarak 120 gündür.Yaşlı alyuvarlar dalakta ve karaciğerde parçalanır.Kemik iliğinde yenisi üretilir.Birim zamanda dokulara ulaşan oksijen miktarının azalması vücutta alyuvar üretimini hızlandırır.

a.Kan kaybı

b.Deniz seviyesinden yükseklere çıkılması

c.Bazı solunum ve dolaşım sistemi hastalıkları gibi durumlarda alyuvar üretimi artar.

Yüksek yerlerde yaşayanlarda sahildeki insanlardan daha fazla alyuvar bulunur.Olgunlaşmış alyuvarlarda çekirdek,ribozom,e.retikulum ve mitokondri yoktur.

Akyuvarlar(Lökositler);çekirdekli,gerçek kan hücreleridir.Kan sıvısı içinde aktif hareket ederler.Hemoglobin taşımadıkları için renksizdirler.Kanda ortalama 7000-9000 kadardır.Bu sayı:

a.Mikrobik hastalıklar

b.Vücuda giren yabancı proteinler,bakteri ve kimyasal toksinler

c.Doku tahribi halinde sayısı artar.

Sitoplazması tanecikli olanlara granüllü akyuvar denir.Çekirdeği boğumludur.Bunlar nötrofil,eosinofil ve bazofil diye adlandırılır.Tanecikli olmayanlarada granülsüz akyuvar adı verilir.Çekirdeği fasulye tanesine benzeyen tiplerine monosit,yuvarlak iri çekirdekli olanlarına lenfosit denir.Monositler kemik iliğinde,lenfositler dalak,tümüs bezi ve lenf düğümlerinde üretilirler.

Akyuvarlar vücudu hastalıklara karşı korur.Monositler,mikropları fagositozla yutar ve parçalar.Çoğu zaman amipsi hareketlerle kan damarlarından çıkarak doku sıvısındaki mikropları yok eder.Ayrıca bazı lenfositler vücuda zarar veren maddelere karşı “antikor” üretirler.

Kan pulcukları(trombositler);kemik ilğindeki dev hücrelerin(megakaryosit) parçalanması sonucu sitoplazma parçalarıdır.Ömürleri birkaç gündür.Kanın pıhtılaşmasında etkili olan özel bir protein bulundururlar.Buna trombosit tromboplastini denir.

KIKIRDAK DOKU:Esnek,dayanıklı,hafif sert dokudur.Omurgalılarda kemik doku ile beraber iskeleti oluşturur.Köpekbalıkları hariç diğer omurgalılarda embriyo geliştikçe kıkırdak doku yerini kemik dokuya bırakır.

Bu doku,kıkırdak hücreleri “kondrosit” ile hücrelerin arasını dolduran ara madde “kondrinden” oluşur.Kondrosit bir kapsülle çevrilidir.

Kıkırdak dokuda kan damarı bulunmaz.Besin ve gerekli maddeler difüzyonla etrafını saran bağ dokunun kılcallarından alınır.:-):-):-):-)bolizma ürünü artıklarıda yine difüzyonla atılır.

Kıkırdak doku,ara maddesine göre hiyalin,elastik ve lifli kıkırdak olmak üzere 3’e ayrılır.

a.Hiyelin kıkırdak;soluk borusu,kaburga uçları,uzun kemiklerin başı ve burunda yer alır.Bütün omurgalıların embriyoları ile kıkırdaklığı balıkların embriyo ve erginlerinde bulunur.

b.Elastik kıkırdak;dış kulak yolu,kulak kepçesinde bulunur.

c.Lifli kıkırdak;uzun kemiklerin eklem yerinde yer alır.Kollojen lifleri fazladır.Hücreler arası madde ve hücreleri azdır.

KEMİK DOKUSU:Omurgalıların iskeletini oluşturan kemikler,kemik dokusundan meydana gelir.Vücudun en sert dokusudur.Vücuda destek sağlar,iç organlara tutunma yüzeyi oluşturur.Kemik hücrelerine “osteosit” denir.Kemik hücreleri osein denilen proteinli madde ile madensel tuzlardan oluşan bir ara madde içinde bulunur.Madensel tuzların çoğunu magnezyum fosfat,kalsiyum karbonat ve kalsiyum florür oluşturur.Bu maddelerin miktarı canlının yaşına göre değişir.

Kemik doku sıkı ve süngersi olmak üzere 2’ye ayrılır.

Sıkı kemik doku,sert bir kitledir.Sert kemik dokuda denir.İskeleti oluşturan tüm kemiklerin dış yüzeyinde uzun kemiklerin gövdesinde bulunur.Kemik hücreleri sitoplazmik uzantılarla birbirine bağlanır.Hücreler iç içe geçmiş daireler üzerinde bulunur.Dairelerim merkezinde boydan boya uzanan boşluklara havers kanalı denir.Havers kanallarını birbirine bağlayan yan kanallarada volkmen kanalları adı verilir.Bu iki kanalında içinden kan damarları ve sinir uzantıları geçer.

Süngerimsi kemik doku,uzun kemikleri baş kısmını,kısa ve yassı kemikleri iç kısmını doldurur.Gözenekli bir yapısı vardır.Bu gözeneklerin içi kırmızı kemik iliğiyle doludur.

Bütün kemikler “periost” adı verilen bir zar ile örtülüdür.Bu zar kemiklerin beslenmesinde,onarımında ve kalınlaşmasında görev yapar.Uzun kemiklerin ortasındaki boşlukta sarı ilik,baş kısmında kırmızı ilik,kısa ve süngerimsi kemik dokusunun gözeneklerinde de kırmızı ilik bulunur.Kırmızı ilik alyuvar ve akyuvar yapımında etkilidir.Kırmızı ilik alyuvar ve akyuvar yapımında etkilidir.Kemik dokusu vücudun mineral deposudur.

KAS DOKUSU:Kasılıp gevşeme yeteneğinde olan bir dokudur.Bu özelliğinden dolayı canlının hareketini ayrıca kalp,mide ve solunum organlarının çalışmasını sağlar.Hücreler arası maddeleri yoktur.

Kas hücrelerinin zarına sarkolemma, sitoplazmasına sarkoplazma denir.Sarkoplazma kasılıp gevşeme özelliğindeki liflerden yapılmıştır.Bu liflere miyofibril adı verilir.Aktin ve miyozin denilen proteinden yapılmıştır.kasılma için gerekli enerji ATP’den sağlanır.

Kaslar yapı ve çalışmaları bakımından üç çeşittir.Bunlar; 1.Düz kas, 2.İskelet kası, 3.Kalp kası.

1.Düz kaslar;uzun ,iğ biçimli,sivri uçlu hücrelerden yapılmıştır.Hücrenin ortasında yassı ve uzun bir çekirdeği vardır.Bağırsak,mide,damarlar gibi iç organların yapısında bulunur.İsteğimiz dışında çalışır,çalışması otonom sinir sisteminin denetiminde gerçekleşir.Yavaş kasılır ancak kasılı kalabilme süreleri uzundur.Yani geç yorulurlar.

2.Çizgili kaslar;uzun,silindirik ve kalın uçlu hücrelerdir.Plazma zarları eridiği için çok çekirdekli bir görünümleri vardır.Çekirdekleri kenarda yer alır.

Çizgili kaslar iskeleti sara ve hareketi sağlar.İstediğimizle çalışır.Çalışması beyin tarafından düzenlenir.Kasılma hızı yüksektir.Kasılı kalma süresi kısadır.Yani çabuk yorulurlar.

3.Yürek(Kalp) kası,bir çeşit çizgili kastır.Kalbin kaslı yapısını oluşturur.Çok çekirdeklidir.Çekirdekleri ortadadır.Enine boyuna çizgilidir.Dallanmış ve birbiri ile kaynaşmış silindirik,uzun liflerden oluşur.Uyartı bir liften diğerine iletilir.İsteğimiz dışında çalışır.Çalışması otonom sinir sistemi ile düzenlenir.

SİNİR DOKUSU:Sinir dokusu sinir hücreleri(nöron) ile bunların arasında bulunan destek sağlayan rejenerasyon ve koruma görevi yapan nörogliyalardan oluşur.Bir nöronda iki kısım bulunur.

a.Sinir gövdesi:Sitoplazma ve çekirdeği kapsar.Hücreden uzanan sinir liflerine sahiptir.

b.Uzantılar:Uzun ve tek olan uzantıya akson denir.Beyin ve omirilikte bulunan aksonların etrafı miyelin kılıf ile örtülüdür.Bu kılıf Schwann hücrelerinin aksona dolanmasıyla oluşur.Miyelinli aksonlarda uyartılar hızlı iletilir.Otonom sinir sisteminin iç organlarda sonlanan aksonlarında miyelin bulunmaz.Kısa birden fazla olan uzantılara ise dendrit denir.

Nöronlar uç uça gelerek sinir tellerini oluştururlar.Bir nöronun dendritleri ile başka bir nöronun aksonunun karşılaştıkları ve uyartının aksondan dendrite geçtiği özel bağlantı yerine sinaps denir.Akson ile dendritin arasındaki boşluğa sinaptik aralık denir.Sinir hücrelerinde elektriksel olarak iletilen impulslar bu çeşit sinapslarda kimyasal olarak iletilir.İmpulslar dendritden hücre gövdesine daha sonra aksona taşınır.Nöronlar uzantılarıyla bez hücrelerine ve kaslara (efektör organlara) bağlanırlar.

-BİTKİSEL DOKULAR-

Bitkisel dokular “sürgen doku” ve “değişmez doku” olmak üzere iki kısımda incelenir.

Sürgen (Meristem) DoBitkilerde uzamayı ve kalınlaşmayı sağlar.Hücreleri küçük,ince zarlı,bol sitoplazmalı ve büyük çekirdeklidir.Kofulları çok az sayıda veya hiç yoktur.

Hücreleri küp veya prizma şeklinde olup,hızlı bölünme yeteneğindedir.Bitkinin hızlı büyüyen bölgelerinde bulunur.Farklılaşarak değişmez dokuları oluşturur.Yapı ve görevlerine göre iki çeşidi vardır.

1.Birincil meristem:Kök,gövde ve dalların uç kısımlarında bulunur.Bu dokunun bulunduğu bölgelere “büyüme noktası” denir.Büyüme noktası gövdede koruyucu yapraklarla,kökte ise kaliptra örtülür.Büyüme konisi iç içe üç tabakadan oluşur.Bu tabakalar dıştan içe doğru dermatojen,periblem ve plerom şeklinde sıralanır.Dermotejen epidermisi,periblem kabuk bölgesini,plerom merkezi silindir bölgesini oluşturur

Birincil meristem ömür boyu etkindir.Boyca uzamayı sağlar.

2.İkincil meristemeğişmez doku hücrelerinin sonradan bölünme yeteneği kazanması ile oluşur.Buna “Kambiyum” denir.Kambiyum,iletim demetleri arasında oluşursa demetler kambiyumu,epidermis altında oluşursa mantar kambiyumu adını alır.Mantar kambiyumu epidermisin yerini alan mantar dokuyu oluşturur.Demetler kambiyumu ise her yıl yeni odun ve soymuk borularını oluşturur.Bir önceki yıl biri ilkbahar diğeri yaz sonunda oluşan odun ve soymuk boruları ezilerek üst üste yığılır ve yaş halkalarını oluştururlar.Demetler kambiyumu faaliyeti ile oluşur.

Değişmaz dokular:Sürgen dokunun oluşturduğu yeni hücrelerin farklılaşmasıyla oluşurlar.Değişmez dokuları meydana getiren hücreler bölünme özelliğini kaybeder.Hücreleri meristem doku hücrelerinden daha büyük,sitoplazmaları daha az ve kofulları fazladır.

Yapı ve görevlerine göre beş çeşit değişmez doku vardır.

A.Parankima dokusu(Temel doku)

Bitkilerde diğer doku ve organların arasını doldurur.Dokunu meydana getiren hücreler,ince çeperli,bol sitoplazmalıdır.Kofulları küçük ve azdır.Yaptıklarını işlere göre: Özümleme,havalandırma,iletim ve depolama parankiması olmak üzere dörde ayrılır.

a.Özümleme Parankiması:Fotosentez yapar.Bol kloroplast taşıyan hücrelerdir.Bitkinin yapraklarında,genç gövde ve dallarında yer alır.Yaprakların üst yüzeyinde yer alan kloroplastça zengin parankimaya palizat parankiması,yaprakların alt yüzeyinde yer alan hücre arası boşlukları fazla olan,kloroplastı daha az olanlarına ise sünger parankiması denir.

b.Havalandırma Parankiması:Bataklık ve su bitkilerinin kök ve gövdelerinde bulunur.Hücreler arasındaki boşluklar hava ile doludur.Bitkinin gaz alışverişine yardımcı olur.

c.İletim Parankiması:Özümleme parankiması ile iletim demetleri arasında su ve besin taşır.İnce çeperli olup kloroplastı az veya hiç bulunmayan hücrelerdir.

d.Depo Parankiması:Kök gövde,tohum ve meyvelerde bulunur.Yedek besin ve su depo eder.Örneğin patateste nişasta,kaktüste su depo eder.

B.Koruyucu doku

Bitkiyi dıştan sarar.Kalın çeperli hücrelerden meydana gelir.Bitkinin su kaybını önler,madde alışverişini sağlar,dış etkilere ve yaralanmalara karşı bitkinin iç dokularını korur.Koruyucu doku “epidermis” ve “perider” olmak üzere 2 çeşittir.

Epidermis,bitkinin genç bölgelerini ve yapraklarını örten tek tabakalı bazı bitkilerde çok tabakalı olan bir dokudur.Dermatojen hücrelerinin farklılaşmasından oluşur.hücreleri arasında boşluk yoktur.

Hücrelerin üzerinde kütin ve mumdan oluşan kutikula denilen bir tabaka vardır.Kutikula tabakası bitkilerde su kaybını azaltır.Epidermisin bazı hücreleri farklılaşarak epidermisin direncini artırır.Bu tabakanın kalın ve ince oluşu bitkinin yaşadığı ortama bağlıdır.Bazı bitkilerde epidermis çok katlı olabilir.Savunma,örtü,tırmanma ve emici tüylerin bazıları da gözenek hücrelerini oluşturur.

Stomalar (Gözenekler) epidermis hücrelerinin değişmesiyle meydana gelen;ihtiyaca göre gaz alışverişi ve terlemeyi düzenleyen açılıp kapanabilir yapılardır.Gözeneklerin açılıp kapanması turgor basıncı ile düzenlenir.Gözenek hücreleri kloroplastlı hücrelerdir.Gözenek hücrelerinin çevresindeki hücrelerine komşu hücreler denir.Gözenekler kara bitkilerinin yapraklarının her iki yüzünde de bulunur.Çoğu bitkilerde alt yüzde daha fazladır.Su içindeki yapraklarda,kökte,mantar doku ile örtülü gövde ve dallarda gözenek bulunmaz.

Çok yıllık bitkilerde kök ve gövdedeki epidermisin parçalanması sonucunda epidermisin yerini periderm alır.Peridermin üst sırasında mantar hücreleri bulunur.Mantar hücreleri mantar kambiyumu(fellojen) tarafından oluşturulur.Mantar hücrelerinin çeperinde su geçirmeyen suberin birikir.

Bu hücreler zamanla ölür ve içleri hava ile dolar.Mantar dokusu üzerinde gaz alışverişini sağlayan açıklıklara kovucuk (lentisel) denir.Kovucuklar epidermisin parçalanması sırasında gözeneklerin bulunduğu yerde oluşur.

C.İletim dokusu

Plerom hücrelerinin değişmesiyle oluşur.Bitkinin kök,gövde,yaprak,çiçek gibi hemen her organında bulunur.Topraktan alınan su ve madensel tuzların ilgili organlara;fotosentez sonucu oluşan organik besinlerin harcanacakları ya da depo edilecekleri yere taşınmasını sağlar.İki bölümde incelenir:

1.Odun borusu(=ksilem):Üst üste gelen hücrelerin ara zarlarının erimesi,çekirdeklerinin kaybolması,yan çeperlerinin değişik biçimde lignin biriktirerek kalınlaşması sonucu oluşan boru biçimindeki cansız oluşumlardır.Topraktan alınan su ve madensel tuzların gövde,dal ve yapraklara taşınmasını sağlar.

2.Soymuk borusu(=floem):Üst üste sıralanmış canlı hücrelerin boyalarının uzaması, ara zarlarının kalbur gibi delinmesiyle oluşur.Hücreleri canlı,kofullu ve küçük çaplıdır.Soymuk borularının yanında bol sitoplazmalı, iri çekirdekli arkadaş hücreleri yer alır.

Soymuk boruları fotosentez sonucu oluşan organik bileşikleri bitkinin çeşitli bölgelerine taşır.

D.Destek doku

Bitkilerin yapılarını koruyabilmeleri,dış etkilere dayanaklı hale gelmeleri destek doku ile sağlanır.Otsu bitkilerde yayanıklılık hücrelerin turgor durumu ile sağlanır.

Destek doku hücrelerinin ortak özelliği çeperlerinin kalınlaşmış olmasıdır.Destek doku, “pek doku (kolenkima)” ve “sert doku (sklerankima)” olmak üzere 2 çeşittir.

Pek doku; büyümekte olan bitki kısımlarında (yapraklar,çiçekler,meyve sapı,bazı otsu bitkilerin gövdesinde) bulunur.Canlı bir dokudur.Hücreleri değişik şekillerde olabilir.Hücrelerinde sitoplazma,çekirdek ve bazılarında kloroplast bulunur.Köşeleri kalınlaşmış kollenkimaya köşe kollenkiması,karşılıklı çeperleri kalınlaşmış kollenkimaya levha kollenkiması denir.Hücre çeperi selüloz ve pektin maddelerinin birikmesiyle kalınlaşmıştır.Ballıbaba,kabak,begonya ve tütünde köşe kollenkiması;adaçayı ve mürver ağacında ise levha kollenkiması bulunur.

Sert doku; büyümesini tamamlamış bitki kısımlarında bulunur.Bitkiye sertlik ve direnç sağlar.Hücreleri ölüdür.Hücre şekilleri bakımından iki çeşittir.Hücreleri ağ şeklinde olanlara sklerankima lifleri denir.Keten ve kenevirdeki sklerankima lifleri dokuma sanayinde kullanılır.Yuvarlak ve çokgen olanlara taş hücreleri denir.Kabukta,bazı yapraklarda,ayva ve armutta,meyve çekirdeklerinde bulunabilir.

E.Salgı Doku

Epidermis,parankima ve diğer dokular arasında tek tek veya gruplar halindeki canlı hücrelerden oluşur.Hücreleri bol sitoplazmalı ve iri çekirdeklidir.

Bitkilerdeki salgılar,ya hücre içine ya da hücre dışına verilir.Salgı maddeleri hücre içinde depo ediliyorsa hücre içi salgısı denir.Hücreler parçalanarak bu salgı dışarı boşaltılır.Bazı bitkilerde ise salgı hücreleri birbiriyle birleşerek süt borularını oluşturur.Salgı maddeleri hücre çeperlerinden dışarı atılırsa bu tip salgılara hücre dışı salgılar denir.Bu salgılar ya ceplerde ya da kanal şeklindeki boşluklarda toplanır.

Salgı maddeleri :-):-):-):-)bolizma sonucu oluşan yeniden :-):-):-):-)bolizmaya girmeyen maddelerdir.Salgı maddeleri katı veya sıvı olabilir.Salgı maddeleri arasında su,enzim,alkoloit,glikozid,bal özü,müsilaj,süt,reçine,eterik yağ sayılabilir.

Tanen ve reçine gibi maddeler bitkinin çürümesini önler,bitkiyi zararlı organizmalardan korur,Bal özü ve bazı kokulu maddeler böcekleri çekerek tozlaşmaya yardımcı olur.Böcek yiyen bitkilerin saldığı sindirim enzimleri beslenmeyi sağlar.Yakıcı tüylerdeki salgılar ise bitkinin kendini savunmasına yardımcı olur.