‘Biyoloji’ Kategorisi için Arşiv

Gen Sayimiz 30 Bin Civarinda

Salı, 06 Kasım 2007

60-100 bine vardigi tahmin edilen insan genleri sayisi, meyve sineginin yalnizca iki kati. Insanin gen yapilarinin bilinmesiyle hastaliklarin önceden belirlenebilecegini, bunun da insanlar arasinda ayrimciliga neden olcagi ileri sürülüyor.

Yaklasik 30-40 bin genden olusan 3.1 milyar DNA kodunu siraya dizen bilim adamlari, insan ile meyve sinegi arasindaki bilimsel farkin zannedildiginden de az oldugu sonucuna ulasti. Kisa süre öncesine kadar 60-100 bine vardigi tahmin edilen insan genleri sayisi, meyve sineginin yalnizca iki kati.

Arastirmalarda ayrica hastaliklarin kökenini bulma konusunda da oldukça mesafe kaydedildi. Buna göre hastaliklarin çogu kalitimsal ve genetik mutasyonlardan ileri geliyor.

Bilim adamlari, bütün genleri ortaya çikararak ve islevlerini belirleyerek bilim ve tip alaninda yeni bir çigir açilacagini, insan oglunun bilgisini inanilmaz ölçüde genisletecegini, yeni teshis ve tedavi yöntemlerinin mümknü olacagini söylüyor. Projede çalisan Cambridge Sanger Center’dan Dr. Tim Hubbard, bilim ve tip alaninda bir devrim yapilacagindan söz ediyor ve ekliyor: “Bizi biz yapan hersey gen dizilimimizde sakli.

Amerikan Ulusal Saglik Enstitüsü eki baskani olan, halen New York Memorial Sloan-Kettering Kanser Merkezi’nin direktörlügünü yapan Dr. Harold Varmus, bir anda bütünün görülmeye baslandigini ve bunun son derece heyecan verici oldugunu belirtiyor.

Insan gen haritasi projesi ABD, Britanya, Japonya, Fransa, Almanya ve Çin’den toplam 20 bilim adami ekibinin ortaklasa çalismalari ile yürütülen bir çalisma. Haziran ayinda genetik kodlarla ilgili ilk bilgilerin gün isigina çiktigi arastirmanin sonuçlari Nature dergisinin son sayisinda yayinlanacak. Celera Genomics sirketi bünyesinde çalismalarini sürdüren diger ekip ise sonuçlarini Science dergisinin Cuma günü piyasaya çikacak olan sayisinda yayinliyor.

Birbirinden bagimsiz olarak çalismalarini sürdüren iki ekip de birbirine çok yakin sonuçlar elde etti. Celera 26-39 bin arasinda geni dizmeyi basarirken, diger grup 30-40 bin geni dizmeyi basardigini açikladi. Her iki gruptaki uzmanlar da en iyi ihtimalin 35 bin genden az oldugu konusunda hemfikir.

SIRLAR AYDINLANIYOR

Gen diziliminin henüz baslangicinda olan bilim adamlari, islemin tamamen sonuçlanmasinin daha birkaç yil alacagini bildiriyor. Ancak bir grup genin yapisi, kökeni ve diger genlerle aralarindaki farklar gibi ilk sirlar simdiden açiklaniyor. Simdiki tahminlere göre insan genlerinin sayisi 25 bin genden olusan Arabidopsis thaliana bitkisinden, 19 bin genlik bir solucan türünden ya da 13 bin genden meydana gelen meyve sineginden çok da farkli degil. Cambridge’deki Whitehead Gen Aarastirmalari Enstitüsü direktörü Eric Lander, pek çok insanin meyve sinegi ile arasinda çok fazla fark olmadigi gerçeginden rahatsizlik duydugunu söylüyor ve bunun, insanin magruriyetine darbe indirdigini kaydediyor.

. Öyleyse insan nasil oluyor da meyve sineginden veya solucandan çok daha karmasik oluyor? Bu sorunun yaniti gizemini korumakta. Ancak bilim adamlari, gen sayisinin kompleks bir yapi için yalnizca bir çikis noktasi oldugunu ifade ediyor. Genlerin birçogu, vücuda belli proteinleri üretmesini söyleyerek etkisini gösteriyor. Insan genleri, meyve sinegi ve solucana göre çok daha fazla çogul protein üretimi komutu veriyor. Ayrica insan genlerinin farki çok yönlü olmasi. Yine genlerin zamanlamasi, hangi dokularda aktif olduklari da etkileri üzerinde büyük söz sahibi. Her iki ekip de verilerinin bilim adamlarina hastaliga yol açan genleri teshis etmelerinde büyük yardimi dokundugunu ifade ediyor.

CINSIYETLER ARASINDAKI FARK

Konsorsiyum, erkek vücudunda kadinlara göre iki misli daha fazla kalitimsal mutasyon meydana geldigini dogruladi. Maymunlarda iki cins arasindaki ayrmin daha da belirgin oldugu belirtildi. Cinsler arasindaki bu farklilik erkekler için karmasik bir mesaj tasiyor. Bir yandan evrimsel degisimler için daha büyük bir avantaj saglarken, diger taraftan hastalik riskini artiriyor. Gen haritasinin çikarilmasindan elde edilecek en büyük fayda ise ilaç gelistirilmesinde olacaga benziyor. Kisinin genetik özellikleri belirlendiginde, kisiye özel ilaç üretimi gündeme gelebilecek. Ayrica hastaligin erken teshisi de saglanacak. Halen 500’ün altinda hastalik için ilaç mevcutken, bilim adamlari genetik alaninda kaydedilecek gelismelerden sonra bu sayinin binlerle ifade edilecegini ifade ediyor.

YAPILACAK ÇOK IS VAR

Insan gen haritasi projesi Haziran’dan bu yana çok ilerledi ve bilim adamlari pek çok boslugu doldurmayi basardi. Ancak dizilimin tamamlanmasi için henüz çok is oldugu belirtiliyor. Projenin basariya ulasmasi için dünyanin her tarafinda binlerce bilim adaminin emek sarfettigi belirtilirken, konunun ciddi yasal, etik ve sosyal tartismalar gündeme getirecegi de ekleniyor. Uzmanlarin ortak görüsüne göre, bu çalismanin faydalarini dünyaya yaymak ve esit sekilde paylastirmak için anlayis ve erdem gerekecek.

TAHMINLER DOGRU ÇIKMADI

Insanin gen haritasinin ayrintilari üzerinde çalisan bilim adamlari, insanda sanilardan az gen bulundugunu belirlediler. Insan vücudunda 60 bin ila 100 bin gen bulundugunu tahmin eden arastirmacilar, son arastirmalarla bu sayinin 30-40 bin arasinda oldugunu gördüler. Bilim adamlari, insani meyve sinegi ve fareden farkli kilan genlerin sayisinin fazla bir fark olusturmadigini saptarken, bunu yüzyilin tip alanindaki sürprizi olarak nitelendirdiler. Celara Genomatics laboratuvarindan Craig Venter ve arkadaslari ile diger grup Harward Tip okulu bilim adamlarinin yaptigi arastirmalarda, insanin gen haritasiyla ilgili sonuçlarin birbirine yakin oldugu saptandi. Arastirmacilar, Journal Nature dergisinde yayimlanan sonuçlarin tüm dünyadaki bilim adamlarina açik olarak degerlendirilebilecegini belirtti.

INSANLAR ARASINDA AYRIMCILIK

ABD’deki birtakim sivil toplum kuruluslari, insanlarin gen yapilarinin bilinmesiyle meydana gelecek hastaliklarin önceden belirlenebilecegini ve bunun da insanlar arasinda ayrimlarin dogmasina neden olacagini kaydediyor. Insanlarin saglik durumlariyla ilgili bilgilerin gizli olmamasi durumunda, gelecekteki saglik durumlari saptanabilen insanlarin, is bulma konusunda zorluklarla karsilasabilecegi ve eleman alacak firmalarin bu bilgileri kullanarak, insanlar arasinda ayrima gidebilecegi öne sürülüyor. ABD’de bu konuda yapilan kamooyu yoklamalarinda, insanlarin kendileriyle ilgili saglik bilgilerinin paylasilmasindan hosnut olmadiklarini ortaya koydu. Insanlarin hastaliklarinin genler vasitasi ile çok önceden belirlenmesinin, saglik sigortasi yapan sirketlere de büyük paralar kazandirabilecegi, bu yüzden insanlarin saglik bilgilerinin bir sir olarak saklanmasinin gerektigi belirtiliyor. Celara bilim firmasi ilgilileri, elde ettikleri insan gen haritasi ile ilgili sonuçlarin tüm dünyadaki bilim adamlarina açik oldugunu ve bu konuda herhangi bir kisitlamaya gidilmeyecegini açikladi. Daha önce, firmanin kendi parasiyla yaptigi arastirmalari satisa sunacagi iddialari ortaya atilmisti. Bu arada, özel arastirma firmalarinin, büyük paralar dökerek yaptiklari arastirmalari, herhangi bir menfaat saglamadan bilim adamlarinin hizmetine sunmayacagi yorumlari da yapiliyor.

ILAÇLAR DEVRIM YARATACAK

Insan genlerininin siralanmasi ile ilgili bilgiler isiginda, bilim adamlarinin insan biyolojisi ile ilgili yeni bir baslangiç olusturdugu ve yeni tedavi uygulamalarininin, devrim yaratacak ilaçlarla gündeme gelecegi bildirildi. Simdiye kadar insan ile ilgili olarak düzinelerle bilinmeyene cevap olusturan arastirmalar sonucunda, hastaliklarin daha az yan etkilerle tedavisinin mümkün kilinacagi açiklandi. Arastirmalarda, genlerin tek basina durumlarinin yani sira genler arasindaki iliskilerin de anlasilabildigi, insanlar arasindaki farkliliklarin cevabinin, milyonlarda DNA kodlarindaki farkli varyasyonlar ile ortaya çiktigi kaydedildi. DNA kodlarinin her bir varyasyonunun kromozomlar için bir belirleyici oldugu ve bu sayede, genlerin tasidigi mikroskopik yapinin incelenebilecegi belirtildi. Bilgisayarin genlerin arastirilmasi konusunda bir hiz kazandirdigina deginen bilim adamlari, insan vücudunda incelenecek DNA’larin, bilgisayar ortaminda çabuk arastirilarak sonuçlandirilabildigini kaydediyor. Bilgisayar yardimi ile hastalikli genlere benzeyen bilinmeyen genlerin de hizli bir sekilde analiz edilebilecegi, bu sekilde DNA’larin tek basina arastirilmasina gerek kalmayacagi bildiriliyor. Böylece DNA’larin analizine harcanan yillar sürecek arastirmalarin kisa bir zamana sigdirilabildigi kaydediliyor. Insanin biyolojik yapisinin sirlarini ortaya koyan gen siralamasinin öncelikle kalp hastaliklari, kanser, sinir sistemi bozukluklari, enfeksiyonlar ve çevresel etkenlerin yol açtigi hastaliklar ile mücadelede kullanilacagina dikkat çeken bilim adamlari, önümüzdeki yillarda bu konularda, insanlara büyük müjdeler verilebilecegini ve insan ömrünün giderek uzayabilecegini ileri sürüyor. Gen haritasi ile ilgili yapilan son arastirmalar, bugüne kadar insanin biyolojik yapisi ile ilgili olarak tip dünyasinin çok az bilgilere sahip oldugunu da ortaya koymus oldu

ÖZEL SEKTÖR VE KAMU SEKTÖRÜ ARASTIRMACILARI KARSI KARSIYA GELDI

Insanin gen haritasinin çikarilmasina iliskin çalismalar, özel ve kamusal sektörde çalisan Amerikali ve Avrupali bilim adamlarini rakip kamplara ayirmaya basladi. Insanin gen haritasiyla ilgili çalismalarin basini çeken Amerikan Celera Genomics ve Genome Humain firmalarinin ayrintili çalismalarinin dün internette yayinlanmasindan sonra Paris, Londra ve Tokyo’da basin toplantilari yapan bazi bilim adamlari, Amerikan sirketlerini açik ya da kapali bir dille elestirdiler. Insanin gen haritasinin çikarilmasina iliskin uluslararasi projeye katilan Ingiliz heyetinin baskani John Sulston, Insanin gen haritasi satilik degil dedi ve gen arastirmalarini sadece özel sektöre birakmanin cinayet olacagini söyledi. Sulston, Bizim disimizdakiler, insana genetik sifrelerini vermek için insan irkina çok büyük maliyet ödetmek istiyorlar dedi. Paris’te basin toplantisi yapan Fransiz bilim adami Jean Weissenbach da Celera firmasinin kamu sektörünün verilerinden yararlanarak bugünkü sonuca ulasabildigini söyledi. Celera’nin kullandigi teknigin yürümedigini iddia eden Fransa Gen Arastirmalari Merkezi yöneticisi, Yöntemleri, genlerin tam incelenmesini saglamaya yetmedi, ama firma bunu itiraf etmek istemiyor. Bu yaptiklari sahtekarlik diye konustu. Tokyo’da basin toplantisi yapan Profesör Yosiyuki Sakaki de Celera sirketinin, öteki uluslarin ekiplerine verileri inceleme olanagi vermedigini, bunun da bilime zarar vermek anlamina geldigini söyledi.

FARENIN DNA SIFRELERI ÇÖZÜLDÜ

Bilim adamlari farenin gen kodlarinin desifre edildigini, bunun insan biyolojisine isik tutacagini açikladi. Celera Genomics sirketinden Mark Adams, farenin genetik kodlarinin insanla yaklasik ayni uzunlukta (3 milyar civarinda) oldugunu söyledi. Bilim adamlari farenin genetik kodlarinin çözümünü birçok nedenden istiyorlar. Bu nedenlerden birisi, insanin genetik kodlariyla karsilastirma amacini tasiyor. Bu noktada benzerlik ve farkliliklardan insanin DNA‘si hakkinda daha fazla bilgi edinmeyi umuyorlar. Adams, çalismanin, bilim adamlarinin iki ayri türün (fare ve insan) biyolojisindeki farklari anlamasina yardimci olacagini söyledi. Böylece, örnegin kanserle mücadelede kanserin farelerde niçin farkli gelistiginden yola çikilarak insanlar için yeni tedavi yöntemlerinin saglanabilmesi umuluyor.

Kalitimin Kromozomal Esasi

Salı, 06 Kasım 2007

KALITIMIN KROMOZOMAL ESASI

Bitkilerde ve hayvanlarda her tür kendine özgü sabit sayida kromozom içerir. Kromozomlarin sayisi mitoz bölünmedeki düzenli ve kesin olaylarla sabit tutulur. Birçok hayvan ve bitkide kromozom sayisi esittir. Fakat kromozomlardaki kalitim faktörleri farklidir.

KROMOZOMLARIN YAPISI

Ilk defa 1840 yilinda botanikçi Hofmeister tarafindan Tradescamia bitkisinin polen ana hücrelerinde görülmüs ve 1888 yilinda Vvaldeyer tarafindan da "Kromozom" ismi verilmistir.

Hiçbir zaman yeniden yapilmazlar ya eskiden varolan kromozomun bölünme-sinden ya da tamamlama sentezleri ile yapilirlar. Yasamin sürekliligi kromozomlarin devamliligina dayanir. h-ler canlida kromozomlann sekli farkli olmasina karsin, ayni türde ayni kromozomlarin sekilleri birbirine benzerdir.

Örnegin, 3. kromozom bir türde ayni sekle sahip olmasina karsilik, ayni türde 3. ile 8. kromozomlarin sekilleri birbirinden farklidir. Sayilari, türden türe farkli olur. Sayisi ile organizasyon derecesi arasinda herhangi bir baglanti yoktur.

Küçük bir kromozom daha fazla gen tasiyabilir. Örnegin, Ascaris megalocephala un/va/ens’öe 2n = 2 (bilinen en az sayida kromozom tasiyan canli), Drosophila melanogaster’öe 2n = 8, insanda 2n = 46, keçide 2n = 60, bir tür istakozda 2n = 200, Ophyoglos-sum vulgatum (bir çesit egrelti otul’da 2n = 500 (canlilar arasinda bilinen en fazla kromozom sayili bitki) kromozom vardir. Normal vücut hücreleri anadan ve babadan gelen birer kromozom takimina sahiptir. Ana ve babadan gelen es kromozomlarin sekilleri ve büyüklükleri (esey kromozomlari hariç) birbirine esittir. Bu çift kromozom takimi bütün vücut hücrelerinde bulunur. Böyle hücrelere "S o m a t i k h ü c r e-l e r" adi verilir. Kromozom sayisi bakimindan da "D i p l o i f’tir denir ve 2n ile gösterilir. Fakat esey hücrelerinde, ergin gametlerde ve bazi ilkel canlilarin bütün hayat devrelerinde (yalniz zigot halinde diploit) kromozomlar eslerinden yoksundur. Partenogenetik çogalan bazi hayvanlarda, örnegin, erkek arilarda, vücut hücreleri-nin kromozom sayisi disilerinin somatik hücrelerindekinin yarisi kadardir. Ya erkek ya da disi esey kromozomunu bulunduranlara "G e r m i n a t i f H ü c r e l e r " denir. Esi olmayan kromozomlara da "H a p l o i t" denir ve "n" simgesiyle gösterilir. Kromozom sayisi sabit olmakla beraber bazi özeliesmis hücrelerde örnegin, böcek-lenn, özellikle bazi sineklerin tükrük bezlerinde bu sayi 2n’nin katlari seklinde bir artis gösterir. Burada kromozomlar çekirdek zan parçalanmaksizin çogalirlar. Buna "E n d o m i t o z i s" ve kromozom durumuna da "P o l i p l o i d i" denir. Çekir-dek büyüklügü kromozomlarin miktarina bagli oldugundan, poliploidide çekirdek hacminde büyüme görülür.

Normal bir hücrede kromozomlar gözükmez. Profazin baslangicindan basla-yarak gittikçe yay seklinde kivrilan ve kalinlasan ince kromatin agi seklindedir. Sonunda türlere özgü kromozom seklini alincaya kadar kivrilma devam eder. Dino-f/age/lata’öa kromozomlar her zaman gözükür. Çünkü bunlarda çekirdek zan yoktur ve DNA bazik proteinlere bagli degildir. Bu tip hücreiere "M e z o k a r y o t i k" hücreler denir. Bir kromozomu kaba taslak distan incelemeye baslarsak su kisimlar (Sekil 10.3 ve 4) görülür: Aralarinda genel olarak açi bulunan iki koldan olusur. Kol-lar, primer bogumla birbirinden aynlmistir, buna S e n t r o m e r " (Kinetokor) denir. iki kolu birbirine esit olan kromozomlara ":-):-):-):-)sentrik", esit olmayanlara ise "Sub:-):-):-):-)sentrik" denir. Bir kollu gibi görünen kromozomlara da "Akrosentrik" (buniann sentromeri kromozomlarin ucundadir) (Sekil 10.5) kromozomlar denir. Bazi hayvan gruplari bu üç tipten yalniz birine sahiptir. Örnegin amfibiler yalniz :-):-):-):-)sentrik kromozomlara sahiptir.

Kromozomlar üzerinde bu primer (birincil) bogumlardan baska, sekonder (ikin-cil) bogumlar da bulunabilir (Sekil 10.3 ve 4). Bazen (genellikle) kromozomun uç kis-minda uydu "S a t e l l i t" denilen yuvarlak ya da uzunca bir yapi bulunur. Uydu, kromozoma ince bir kromatin ipligiyle baglidir. Bu tip kromozomlara SAT kromo-zomlar denir. Sentromerler kromozomlarin ig ipligine takilmasini saglar. Sentromeri olmayan bir kromozom bölünmeye katilamaz ve tasfiye olur. Bu bogulma yerlerinde bulunan genler, rRNA’lari ve dolayisiyla çekirdekcikleri organize ederler. Bu genler çok defa yüzlerce kopya halinde bulunur ve buna ‘Gen Amplifikasyon’u ya da ‘Redunanz’ denir. Kromozomlarin uçlarina da "Telomer7′ denir.

Kromozomun (Insanda) Ince Yapisi: Çözülmüs DNA’nin uzunlugu, bölün-mekte olan hücredeki paketlenmis kromozomlardan yaklasik 100.000 defa daha fazladir. insan kromozomlarinin agirligi, kabaca, DNA ve kromozomdaki proteinie-rin toplamina esittir. DNA’nin "Histonlar" olarak bilinen kromozomal proteinlerle olan baglantilari, tamamen yogunlasmis kromozomlar içinde DNA’nin inanilmaz derecede sikica paketlenmesim saglar.

Bölünmeyen hücrelerde, çekirdek, kromatin olarak bilinen, kaba ve sekilsiz bir granüler materyal içerir. Kromatin, elektronmikroskop altinda incelendiginde, 0.3-0.5 mp çapinda boncuk dizisi gibi belirli bir yapiya sahip oldugu görülür (Sekil 10.6)- Bu kromatin ipligine çok defa "Kromonema" denir. Kromonemalar, bölünme evresine girmis kromozomlarda. "Matrix" denen, proteinlerden yapilmis amorf bir madde içerisinde bulunur. Bölünmelerin haricinde, kromatin iplikler çözünmüs olarak bulunduklari için, isik mikroskopunda görülmezler. Kromatinlerin her bir boncuguna "Nucleosom" (eski adlandinlmasi ile Kromomer) denir. Nukleozom, dört farkli histon çesidinin her birinden ikiser adet molekül içeren bir nukleozom çekirdeginden ve bunun üzerinde bir çember gibi sarili olan DNA’dan olusur (Sekil 10.6/n). Sekil 10.6/n’de görüldügü gibi DNA, nukleozom çekirdeginin etrafinda tam olarak iki defa dönmüstür. Nukleozomlar birbirlerine "Linker DNA = Baglayici DNA" denen çok uzun olmayan bir DNA zinciri ile baglanmislardir. Besinci çesit histon, nukleozomun dis yüzünde yer alir ve muhtemelen nukleozo-mun kararli kalmasini ve DNA’nin bulundugu yere sabitlestirilmesini saglar.

DNA’nin nukleozom etrafinda dönen kismi yaklasik 200 baz çiftinden olusmustur ve bunun da yaklasik 1/6’si sarilmadan durur. Eger hücreler bölünme-leri sirasinda incelenirlerse, kromozomlarin bölünmeye yaklastikça yogunlastiklari görülür. Bölünen hücrelerdeki DNA’nin ve proteinlerin bu denli siki paketlenme mekanizmalari tam olarak bilinmemektedir; fakat birincil ve ikincil kivrilmalarin bu yogunlasmada önemli oldugu açiktir.

Kromatinin yogunlasma derecesi. yapisal ve regulatör genlerin ürün verme derecelerinin göstergesidir. Çesitli kanitlar, kivrilmamis, yani çözülmüs kromatin-deki genlerin, yogunlasmis kromatindeki genlerden çok daha fazla okunduklarini göstermektedir. Kadinlarda çok siki paketlenmis X kromozomlarindan biri (Barr Cisimcigi), kalitsal olarak islevsizdir; nitekim homologu olan, çözülmüs ve uzamis olan ikinci X kromozomu yüzlerce okunabilir durumda gen tasir. Hücre bölünme-sinden önce kromozomlar gittikçe yogunlasirken (anafazda en yogun durumuna ulasir), bazi kromozomiarin bazi bölgelerimn diger kisimlardan daha fazla yogunlas-tigi görülür. Boyama ile, belirli evrelerde, belirii yogunlasma (kondensasyon) bölgeleri tasiyan kromozomlar gösterilebilir. Özel boyama teknikieriyle bir krorno-zom üzerinde açik (az yogunlasmis bölgeler = Eukromatik Bölgeler) ve koyu (çok yogunlasmis = Heterokromatik Bölgeler) bantlar seklinde görülen kromatin kisimlari saptanir. Her kromozomdaki bantlarin konumu kendine özgüdür ve bu bantlasmanin incelenmesi, genetik programin aydinlatilmasi için çok önemli sonuçlar verir. Her ne kadar bölünmekte olan hücrelerdeki kromozomlarin açik renkli bantlarindaki kromatin, koyu renkli olan kisimlardakine (yani çok siki paketlenmis) göre nisbeten daha çok okunabilen gen tasirsa da, bölünme olayinin ilerlemis evrelerinde, kromozomun hiçbir kisminda artik gen okunmasi meydana gelmez. Çünkü paketlenme en üst düzeyine ulasir. mRNA’ya tercüme, yalniz, bölünme döngüsüne girmemis hücrelerdeki, kismen gevsemis kromatin kisimla-rinda gerçeklesir.

Histonlar, üç çesit kromozomal proteinden ancak bir grubudur. Diger ikisi yapisal ve regülatör proteinlerdir. Histonlari alinan kromozomun sekli bozulmaz; çünkü sekli olusturan yapisal proteinlerdir. Çiplak DNA sarmallari bu yapisal proteinlere tutunurlar. Regülatör proteinler en az bilinen gruptur. Büyük bir olasilikla DNA’nin çift sarmallarini ya da DNA’nin en azindan yapisal ve regülatör genlenni içeren kisimlarini tümüyle örterek kapatirlar ve böylece okunmalarini önlerler. Kromozomal regülatör proteinlerin etkisini, gelisme süreci içerisinde, belirli bir zamana ve siraya göre gösterdigi ve böylece organizmadaki yapilarin bir zaman dizisi içerisinde ortaya çiktigi bilinmektedir.

Dev kromozomlarin incelenmesi (sineklerin tükrük bezlerinde, Malpiki kanalin-daki hücrelerde ve bazi yag dokularinda) oldukça önemli bilgiler vermistir. Çünkü endomitozis ile kromozomlar binlerce defa bölünmesine karsin, yavru kromonemalar yan yana kalmakta ve bu suretle kuvvetli boyanan DNA bantlari meydana gelmekte-dir (Sekil 10.7). Biz dev kromozomlari haploit olarak kabul ediyoruz. Çünkü ana ve babadan gelen kromozom çifti bunlarda birbirine kaynasmis durumdadir. Mutasyon-larin gösterilmesinde önemli rol oynarlar. Çünkü haploit oldugundan çekinik genler dahi etkisini fenotipte gösterebilecektir.

Dev kromozomlarin özel bir durumunu yumurta sarisi bakimindan zengin olan balik, amfibi, sürüngen ve kuslarda görüyoruz. Mayoz bölünmenin profaz evresinde, homolog kromozomlar lamba seklinde dizilirler .

Kromozomlarin döller boyunca sabit tutulmasi, gamet olusumu sirasinda, homolog kromozomlarin ikiye ayrilmasi ve yalniz bir tanesinin gametlere verilmesiyle rnümkün olur. 2n sayisi döllenme ile tekrar saglanir. Her kromozom içerisinde bir ya da birkaç özelligi kontrol eden birçok gen vardir. Her gen belirli bir yerde bulunur; bu yere lokus denir (çogul loki). Her hücrede ayni kromozomdan bir çift bulundugun-dan ayni özellige etki eden genler de çift (en azindan) halde bulunur (Y kromozo-munda bulunanlar hariç). Kromozomlar birbirinden ayrilirken genler de buna uygun olarak ayrilir. Genler, kromozomlarin içinde bir dogrultu üzerinde dizilmislerdir. Homolog kromozomlarda ayni genler ayni yerlerde bulunurlar. Dolayisiyla mayoz esnasinda sinapsis yapan kromozomlar, noktasi noktasina kavustuklarindan homolog genler tamamen birbirlerinin karsisina gelirler.

Sinir Sistemi

Salı, 06 Kasım 2007

İç ve dış çevreden gelen uyarılara karşı tepki göstermemizi sağlayan sisteme sinir sistemi denir.

Omurgasızlarda Sinir Sistemi:

Tek hücrelilerde özelleşmiş bir sinir sistemi yoktur. Uyartıları alma ve cevap verme sitoplazmadaki sinir telcikleri yardımı ile olur.

Paramecium da hücre dışında bulunan siller, hücre içindeki sinir telleri ile bağlantılıdır. Sinir telleri dıştan gelen uyartıları hücrenin her yerine iletir.

Süngerlerde özelleşmiş sinir hücresi yoktur. Her hücre uyarıya karşı kendisi tepki gösterir. Uyartı kimyasal yolla iletilir.

Sölenterlerden Hidrada özelleşmiş sinir sisteminin en basiti olan sinir ağı bulunur. Sinir ağı birbirine bağlı sinir hücrelerinden oluşur. Uyartı iletimi yavaştır.

Yassı solucanlarda (Planaria) başta beyin görevi yapan bir sinir düğümü (ganglion) ile vücudun iki yanında uzanan bir çift sinir şeridi bulunur. Bu yapıya ip merdiven sinir sistemi denir.

Eklembacaklılarda merkezi sinir sistemi görülür. Baş ganglionuna beyin denir. Ganglionlar bağımsız olarak iş görebilir.

Omurgalılarda Sinir Sistemi:

Omurgalılarda sinir sistemi ikiye ayrılır.

1- Merkezi Sinir Sistemi: Beyin ve omurilikten oluşur.

2- Çevresel Sinir Sistemi: Beyin ve omurilikten çıkan sinirlerden oluşur.

SİNİR HÜCRESİ

Sinir sisteminin yapı ve görev birimi nöron adındaki sinir hücreleridir. Bir nöronda kısa uzantılar (dendrit) ve uzun uzantı (akson) bulunur. Sinir hücrelerinin çekirdek bulunan kısmına hücre gövdesi denir. Aksonu en dıştan saran kılıfa şıwan kını denir. Beslenme ve rejerasyonu sağlar. Şıwan kını altında miyelin bulunur. Miyelinli nöronlar impulsları daha hızlı iletir. Beyin ve omurilik sinirleri miyelinli, otonom sinirleri miyelinsizdir. Akson üzerindeki ranwier boğumlarında impulslar güçlenir. Görev ve işleyişine göre üç çeşit nöron vardır.

1- Duyu Nöronu: Duyu organlarındaki reseptörlerden (almaç) aldığı impulsları merkezi sinir sistemine iletir.

2- Ara Nöron: Duyu ve motor nöronları birbirine bağlayan nöronlardır. Uyartılara karşı hangi tepkinin oluşturulacağını belirler.

3- Motor Nöron: Merkezi sinir sisteminden aldığı uyarıları, tepki organına (efektör organ) iletir. Efeftör organ genelde kas veya salgı bezidir.

Çevreden gelen bilgi reseptörler tarafından alınır. Sırasıyla duyu nöronu aran nöron ve motor nöron dan geçerek efektör organa iletilir.

Sinir dokusunu rejenerasyon yeteneği yoktur.

Nöronlarda İmpuls İletimi

Dıştan ve içten gelen uyarıların etkisi ile nöronda meydana gelen değişikliğe impuls denir. İmpulsun iletim yönü: Dendrit à Hücre gövdesi à Akson doğrultusundadır.

İmpulsun iletimi elektro kimyasal bir olaydır.

Dinlenme halindeki bir nöronda hücre zarının dış kısmı “+” iç kısmı “–“ yüklüdür. Hücrenin bu haline polarizasyon (kutuplaşma) denir. Bu olay Na ve K iyonlarının eşit olmayan dağılımından kaynaklanır.

Uyarılan sinir hücrelerini dış kısmı “–“ iç kısmı “+” yüklü duruma geçer. Bu olaya depolarizasyon denir. Bu işlem sırasında hücre bol miktarda O2 harcar, ATP kullanır. Sonuçta CO2 ve ısı oluşur.

İmpuls iletimi tamamlanınca nöron tekrar eski durumuna gelir. Buna da repolarizasyon denir.

Depolarizasyon durumundaki sinir hücresi ikinci bir uyartıya cevap veremez, repolarize olması gerekir.

Eşik Şiddeti: Sinir hücresinin uyarılması için gereken minimum uyartı şiddetidir. Eşik şiddetinin altındaki uyarılara sinir hücresi cevap veremez. Eşik değerde ve üzerindeki uyarılara cevap verir. Buna ya hep ya hiç kuralı denir. Uyartı eşik şiddetin üzerinde olduğunda impulsun hızı ve etkisi değişmez, sayısı değişir.

Uyarmanın frekansı, şiddeti ve süresi, nöronların sayısı, dizilişleri ve aralarındaki bağlantı impuls sayısını etkiler.

Sinaps: Bir nöronun dentridi ile diğer nöronun aksonunun karşılaşama noktasıdır. Uyartıların akış yönü sinapslarda aksondan dentrite doğudur.

İmpulsun Nörondan Nörona Geçişi

İmpulsun akson ucuna gelmesiyle sinaptik keselerden nörotransmiter (taşıyıcı) maddeler salgılanır. Diğer sinir hücresinin dendritindeki reseptörler tarafından algılanan bu maddeler bu hücrede yeni impulsu başlatır. Nörotransmiter maddeler asetilkolin, noradrenalin, dopamin, seratonin ve histamindir. Sinapslardaki nörotransmiter maddelerin salgılanma miktarı impuls sayısına bağlıdır.

Bir uyartının sinapstan geçişi sinir hücresinden geçişinden daha yavaş olur. Yani elektriksel ileteim hormonal iletimden daha hızlıdır.

İnsanda Sinir Sistemi

a- Merkezi Sinir Sistemi: Beyin ve omurilikten oluşur.

* Beyin: Beyin dıştan içe doğru üç katlı zar ile çevrilmiştir. Bu tabakalar sert zar, örümceksi zar ve ince zardır. Örümceksi zar ile ince zar arasında beyin sıvısı bulunur. İnsanda beyin ağırlığı 1300-1500 gr`dir. İnsan beyni üç bölümden oluşur.

1- Ön Beyin: Uç beyin ve ara beyin olarak ikiye ayrılır. Öğrenilen davranışları, bacak hareketlerini, zekâyı, hafızayı kontrol eder.

Uç Beyin: Ara ve orta beyini dıştan saran kısmıdır. Rolando yarığı ile ikiye ayrılır. Dış kısmında boz madde iç kısmında ise ak madde bulunur. Otonom sinir sistemini etkiler. Görevleri; hafıza, öğrenme, hayal kurma, görüntü, ses, konuşma, sembolleri algılama, şahsiyet değerlendirmedir.

Ara Beyin: Talamus, hipotalamus ve hipofiz bezinden oluşur.

Talamus: Duyusal impulsların dağıtım merkezidir. Heyecan duygunun dışa vuran tepkilerini düzenler.

Hipotalamus: Homeostasi ile ilgili düzenlemeler yapar. İştah, kan basıncı, su dengesi, vücut ısısı, uyku, hormon salgılama, karbonhidrat ve yağ :-):-):-):-)bolizması eşeysel yönelme ve olgunlaşmayı düzenler.

Hipofiz Bezi: Salgıladığıhormonlarla diğer endokrin bezlerin çalışmasını kontrol eder.

2- Orta Beyin: Beyincik ile ara beyin arasında kalan kısımdır. Vücut duruşunu ve kas tonusunu ayarlar. Işığa bağlı olarak gözbebeğinin büyüyüp küçülmesini de kontrol eder.

3- Arka Beyin: Omurilik soğanı ve beyincikten oluşur.

Omurilik Soğanı: Dışta ak madde dışta boz madde bulunur. Kalp atışı, atardamar çapının değişmesi, solunum hareketleri, yutma ve tükrük salgısı, karaciğerin şeker ayarlaması, kan damarının büzülüp gevşemesi, kusma ,çiğneme, hapşırma olaylarını kontrol eder. Ayrıca solunum, dolaşım ve boşaltım sistemlerini denetler.

Beyincik: Dışta boz madde içte ak madde bulunur. İki yarım küreden oluşur. Yarım küreler pons ile birbirine bağlanır. İskelet kaslarının kasılmasını düzenler ve denge merkezidir.

* Omurilik: Omurganın içinde vücut boyunca uzanır. Omurilikte ventral kök, dorsal kök ve yan boynuz bulunur. Ventral kök motor nöronlarının çıktığı, dorsal kök duyu nöronlarının omuriliğe girdiği yerdir. Yan boynuzdan otonom sinir sistemine ait sinirler çıkar. Omurilik refleks merkezidir. Beyne gelen ve çıkan impulsları iletir.

REFLEKS

Vücudun uyarı etkisi ile ani olarak yaptığı istemsiz hareketlerdir. Refleksler omurilikteki refleks yayları tarafından oluşturulur. Basit bir refleks yayında duyu nöronu, ara nöron, motor nöron ve iki tane sinaps bulunur.

Bir refleks yayında uyartının oluşumundan tepkinin ortaya çıkışına kadar izlenilen yol şöyledir: Duyu organı – dorsal kök – boz madde – ventral kök – salgı bezi veya kas

Beyin refleksle meydana gelen olayların ancak sonucundan haberdar olur.

b- Çevresel Sinir Sistemi: Beyin ve omurilik dışında kalan sinir sistemidir. Somatik ve otonom sinir sistemi olmak üzere iki ayrı şekilde incelenir.

* Somatik Sinir Sistemi: Duyu ve motor nöronlarından oluşur. İskelet kaslarında gerçekleşen istemli hareketler somatik sinirlerin kontrolündedir ve miyelinlidirler.

* Otonom Sinir Sistemi: İsteğimiz dışında çalışan tüm iç organlara sinirler gönderir ve miyelinsizdirler. Omurilik, omurilik soğanı ve hipotalamusta ki merkezlerce kontrol edilir. Otonom sinir sisteminde birbirine zıt çalışan sempatik ve parasempatik sinirler bulunur.

Sempatik sinirler organizma zor durumda kaldığında devreye girer. Sindirim ile ilgili olayları yavaşlattığı halde diğer olayları hızlandırır.

Parasempatik sinirler ise sindirim sistemi hariç iç organların çalışmasını yavaşlatır.

Gen Aktarım Yöntemleri

Salı, 06 Kasım 2007

Gen aktarımı bazı özel DNA dizilerinin istenilen hücreye aktarılması esasına dayanır. İki şekilde yapılabilir.

1 – Dolaylı Gen Aktarımı: Dolaylı gen aktarımı yöntemi ile daha çok bitki hücrelerine gen aktarımı yapılmalıdır. Bu yöntemde Agrobacterium adlı bakteri aracılığıyla istenilen özellikteki gen istenilen hücreye aktarılmaktadır. Dikotil bitkiler de Agrobacterium tumefaciens kök boğazı uruna, Agrobacterium rhizogens ise saçak kök oluşumuna sebebiyet vermektedir. Bakterilerin bu enfeksiyon oluşturma özelliklerinden yararlanılarak gen aktarımı yapılmaktadır.

İstenilen özellikteki gen restiriksiyon enzimleri ile kesilir ve bakteri plazmidine aktarılır. İstenilen geni taşıyan bakteri de bitki hücresi ile enfekte edildiğinde gen bitkiye aktarılmış olur. Bu yöntemle hemen hemen her bitkiye gen aktarımı yapılabilmektedir.

2 – Dolaysız Gen Aktarımı: Dolaysız gen aktarımı değişik şekillerde yapılabilmektedir.

Elektroporasyon yöntemi: Hücreler kısa elektrik akımı etkisinde bırakılarak zarın kararlılığı kısa süreli bozulur ve hücre yüzeyinde oluşan yarıklardan DNA hücre içine aktarılır.

Biyolostik: Yöntemin temeli, bir ateşleme mekanizmasından yararlanarak, yüksek derecede hızlandırılmış, mikrotaşıyıcı adı verilen 1-2 mm çapındaki altın yada tungsten parçacıklar aracılığıyla DNA’nın hedef dokulara aktarılmasıdır.

Mikroenjeksiyon: Kılcal mikro pipetler yardımıyla ve mikroskop altında hücrenin istenilen bölmesine, istenilen miktarda DNA’nın enjekte edilmesidir.

İnsan Genom Projesi

Salı, 06 Kasım 2007

Yaratılmışlar içinde biyolojik ve ruhî varlığı ile diğer bütün canlılardan üstün bir mevkide bulunan insanoğlu, zekâsını kullanarak icat ettiği mikroskop sayesinde, kendini meydana getiren maddî yapıtaşları olan hücrelerin içinde gezinmeye başlayalı yaklaşık 400 sene oldu. Basit mikroskoplarla hücrenin ancak dış sınırları görülebilirken, zamanla geliştirilen güçlü mikroskoplar ve elektron mikroskopları sayesinde bugün hücrenin içindeki en küçük organeller bile rahatlıkla incelenebilmektedir. Mikroskopların ve hassas biyokimyevî metotların verdiği ince yapıları araştırma imkânı sayesinde, hücrenin biyolojik yapısı oldukça aydınlanmıştır. Bir insan hücresinin çekirdeği içinde bulunan kromozom adı verilen kodlanmış bilgi hazinelerinin taşıdığı, bu şifrenin çözümü; bugün için moleküler biyologların temel hedefi hâline gelmiştir.

Bilim adamları; dünyanın en büyük lâboratuarlarında, milyonlarca dolar harcayarak, hücrelerimizin içinde bulunan gen adı verilen biyolojik bilgi birimlerinin yapı ve dizilişlerindeki sırları çözmek için gayret gösterip, insanlığın başta sağlık ve gıda olmak üzere birçok problemini halletme ümidiyle, gece-gündüz demeden "İnsan Genom Projesi" adını verdikleri bu proje üzerinde yıllardır çalışıyorlar.

26 Haziran 2000 tarihinde; ABD Başkanı Bill Clinton, İngiltere Başbakanı Tony Blair ve özel şirketleri temsilen Celera Genomics yetkilileri, projenin ilk ayağını tamamladıklarını ilân etiler. Canlı hücre içindeki bütün bilgilere ait genlerin toplamını (genom) teşkil eden ve bir alfabenin harfleri hükmündeki nükleotid adı verilen ve üç milyar kadar olduğu tahmin edilen birimlerin, dizilişindeki mânâları çözmeyi hedefleyen, İnsan Genom Projesi, 16 kurumun aktif olarak katıldığı milletlerarası bir konsorsiyumla gerçekleştirilmektedir. Proje ABD, İngiltere, Japonya ve Avrupa Birliği başta olmak üzere, gelişmiş ülkelerin belli enstitüleri, üniversiteleri ve özel şirketleri tarafından yürütülmektedir. 1990′da resmen yürürlüğe konulan ve Amerika Enerji Bakanlığı ile Milli Sağlık Enstitüsü tarafından desteklenen projeye, hem devlet bütçesinden, hem de özel sektör tarafından tahsisat sağlanmaktadır. 1990-2005 yılları arasında 15 senelik bir zaman dilimine yayılan projenin toplam maliyetinin üç milyar dolar civarında olacağı tahmin edilmektedir. Şimdiye kadar yapılan harcamalar ise, 300 milyon dolar civarındadır. Proje üzerinde yaklaşık 1.000 bilim adamı çalışmaktadır. Üçmilyar yüzmilyon civarında harften oluşan genomun harflerinin sırasının büyük ölçüde tamamlanması bazı insanlarda büyük heyecan doğurdu. Şu ana kadar bilim adamları; günde 24 saat ve haftanın yedi günü nöbetleşe çalışarak 22,1 milyar harfin dizilimini tespit ettiler. Bu rakam, ortalama bir insan genomunda bulunan DNA dizisinin, yedi defa tayin edildiği mânâsına gelir. Büyük bölümü tamamlanan insan gen haritasının % 85′inin doğru şekilde sıralanması başarılmıştır. Genetik kodun tamamının çözülmesi için, üç sene daha gerektiği belirtiliyor. Milletlerarası bir ekip tarafından yürütülen bu çalışma, insan genom haritasını müthiş bir ilim ve kudretle dizayn eden Yaratıcı’nın varlığını apaçık gözler önüne sermesinin yanında, elde edilecek bilgilerin sahibinin kim olduğu, kimlerin bu bilgilere giriş izninin bulunması gerektiği, bu haritanın potansiyel değeri, kimlerin bu bilgileri bir ekonomik kazanca ve yeni ürünlere dönüştüreceği ve karşılaşılacak ahlâkî sıkıntılara ait soruları da, bilim dünyasının önüne koymuştur.

2003 yılında tahmin edilen neticelere erişmesi beklenen projenin hedefleri

1. İnsan DNA’sını veya kütüphanesini teşkil eden üç milyar yüz yirmi milyon civarındaki kimyevî harfin (nukleotid) diziliş sırasını belirlemektir. Bu hedefe, geçtiğimiz aylarda ulaşılmış ve müthiş bir ilim ve kudreti gösteren bu gelişme, maalesef bazı medya kuruluşları tarafından abartılarak yine ateizme malzeme yapılmıştır.

2. İnsan genomunda tahmini olarak 30.000_120.000 arasında olduğu kabul edilen ve hücrenin hayatını sürdürmesinin biyolojik sebepleri olan proteinleri ve RNA’ları kodlayan genleri bulmak ve yerlerini belirlemektir.

3. Bu bilgileri, bilgisayarlarda kurulan veri tabanlarında kullanılabilecek ve işlenebilecek şekilde depolamaktır.

4. Daha hızlı ve kullanılması kolay olan, harf dizilerinin analiz teknolojilerini geliştirmektir.

5. Sıralanışları açığa çıkarılan nükleotid dizilerinin biyolojik sistemdeki maddî karşılıklarına eşdeğer olan mânâlarını okunur hâle getirmek için özel bilgisayar yazılımları geliştirmektir.

6. Bu projenin tamamlanmasıyla ortaya çıkması muhtemel ahlâkî, kanunî ve içtimaî problemleri tahmin edip, çözüme kavuşturmaktır. Bilhassa bu husus vicdan sahibi bilim adamlarını ciddi olarak düşündürmektedir. Bütün gen şifrelerinin çözülmüş olması, insanlığa mutluluk kapılarını açacak mı? Yoksa bu şifrelerle oynamaya kalkanlar bir felâkete mi yol açacak? İnsanlığın faydası için kullanılabilecek yeni keşifler, tedavi usûlleri, çaresi bilinmeyen hastalıkların çâresi bulunabilecek mi?

Bu projeden ortaya çıkan teknolojilerin ve bilgilerin, özel sektöre lisansla transfer edilerek, biyoteknoloji endüstrisinin gelişmesini hızlandırmada, yeni ve orijinal tıbbî uygulamaların kullanıma geçirilmesinde alt yapı olacağı tahmin edilmektedir. Projeyi Amerika Birleşik Devletleri adına yürüten kurum, Milli Sağlık Enstitüsü İnsan Genomu Araştırma Enstitüsü’dür. İşte meselenin bizim açımızdan can alıcı noktası burasıdır. Acaba devletimiz ve milletimiz bu potansiyel gücü ekonomiye kazandırabilecek vasıflı insan gücünü yetiştirebilmiş midir? Türkiye üniversiteleri bu konularda sanayiciye ve özel sektöre bilgi altyapısı desteği vermede yeterli midir? İş adamlarımızın yüzde kaçı bu teknolojilere yatırım yapmayı plânlamaktadır? Gelişmiş ülkelere baktığımızda hızlı bir şekilde biyoteknoloji, biyoinformatik ve gen mühendisliği sahalarında eleman yetiştirme projelerini 5-10 yıldır taviz vermeksizin uygulamaktadırlar.

Bu projenin tamamlanmasıyla ortaya çıkması muhtemel faydalar

Moleküler Tıpta

5.000 kadar olduğu bilinen genetik hastalıkların teşhisinde oldukça yüksek seviyelerde iyileşmelere yol açılabilecek, genetik bakımdan belli hastalıklara meyilli olanların daha erken safhada tespiti mümkün hâle gelebilecektir.

Daha hususî ve yan tesirleri az olan, hedefe yönlenmiş ilâç üretimi mümkün hâle gelecek, gen tedavisi bir çok hastalık için kullanılabilir hâle gelecektir.

Her biri başlı başına birer sanat eseri olan bakteri, mantar, tek hücreli hayvanlar gibi mikroorganizmaların genomlarının deşifre edilmesiyle, yeni alternatif biyoyakıt kaynakları keşfedilebilecektir. Çevredeki kirleticileri belirlemek için genom dizi tayinleri tam olarak tespit edilmiş model mikroorganizmaların genomları değiştirilerek, çevre kirliliğini gösteren ikaz lâmbaları olarak kullanılabilecektir. Toksik (zehirli) atıkların, genetik yapısı, hususî olarak plânlanıp dizilmiş mikroorganizmalar tarafından; emniyetli, ucuz ve hızlı bir şekilde temizlenebilecektir. Biyolojik ve kimyevî silahlara karşı mikroorganizmaların kullanılması söz konusu olabilecektir.

Doku ve organ nakillerinde, doku uygunluğunun tespit edilmesinde iyileşmeler sağlanacaktır. Tahılların, sebze ve meyvelerin, evcil hayvanların, soyağaçlarını çıkarmada ve iyi vasıflara sahip damızlık fertleri belirlemede kullanışlı yeni usûller ortaya konulacaktır. Yenilen gıdaların kalitesini belirlemede de yine bu genom bilgisinden istifade edilebilecektir.

Risk değerlendirmesine katkı: Düşük dozda radyasyona maruz kalmanın ve gıdalarda kansere sebep olan kimyevî toksinlerin insan sağlığına olan mutasyon yapıcı tesirlerini değerlendirmede gelişmeler sağlanacaktır. Ayrıca nesilden nesile geçen (kalıtılabilir) mutasyonların ebeveynlerden yavrulara geçme riskini azaltmak mümkün hâle gelecektir.

Biyoarkeoloji, ve İnsan Göçleri konusunda yapılan çalışmalara faydası: Değişik sülâlelerin cinsiyet hücrelerindeki mutasyonları takip ederek soy ağacı kütükleri daha sağlıklı şekilde yapılabilecektir. Mitokondrilerin DNA’larındaki belli gen gruplarının dağılım desenlerini esas alarak, insan ve hayvan topluluklarının ilk yaratıldıkları odak noktaları ve tarih içindeki göçlerini araştırma çalışmaları ciddi şekilde çözüme yaklaşabilecektir. İnsanın soyağacını çıkarmada erkeklerdeki Y kromozomunda bulunan mutasyonların veya tek nükleotid değişimine bağlı çeşitleri incelemek de mümkün hâle gelecektir.

Adlî tıpta kullanılması: Her türlü cinayetlerde ve adlî vakalarda, failin geride bıraktığı hücre örneklerinden, herkesin kendine has olarak yaratılmış DNA programını kullanarak gerçek suçluyu belirleme imkânında büyük ilerlemeler olacaktır. Analık-babalık, velâyet ve miras davalarındaki ihtilafların çözümünde inkârı mümkün olmayan sağlam deliller ortaya konulacağı için, büyük kolaylıklar yaşanacaktır.

Hayvancılık, ziraat ve biyo-endüstri sahasında yapacağı katkılar.

Hastalıklara, zararlı böceklere, kuraklığa ve tuzluluğa dirençli bitki türleri geliştirmek. Daha sağlıklı, daha verimli ve hastalıklara dirençli çiftlik hayvanları elde etmek. Gıda değeri yüksek sebze, meyve ve süt üretmek. Ziraî zararlılara karşı, seçilmiş model organizmalara biyopestisid (tabiî böcek öldürücüler) ürettirerek, tabiatı zehirlemeden mücadele etmek. Bugün yenilmeyen değişik sebze ve meyvelere müdahale edilerek, onları da insanlık için yenilebilir bitkiler hâline getirmek. Peygamberimizin bazı hadîs-i şeriflerinde işaret buyurdukları gibi, dev boyutlarda meyveler ve besleyici tohumlar, çok verimli hayvan ırkları üretilerek, insanlığın açlık problemine çareler geliştirilebilir. Koyun ve inek gibi, hayvanların süt miktarı artırılabileceği gibi, etlerinin ve yünlerinin hususiyetleri değiştirilebilir. Çevre temizliğinde kullanılacak şekilde, çeşitli bitkileri genetik olarak değiştirmek mümkün olabilir; havayı, suyu ve toprağı, dolayısıyla gıdaları kirletebilen bakteri ve diğer organizmaların erken dönemde daha sağlıklı şekilde tespiti mümkün hâle gelebilir. Bütün bu beklenen faydaların ortaya çıkması, büyük bir ekonomik faaliyet alanının ve endüstrinin doğmasıyla mümkün olduğundan, bundan böyle 21. yüzyılın kritik teknolojisi, demir ve :-):-):-):-)le bağlı gri teknolojiler değil, canlıların genom bilgisini kullanmaya bağlı model organizmaların, birer fabrika olarak kullanılacağı yeşil teknolojiler olacak denilebilir. İnsan Genomunun deşifre edilmesiyle birlikte ortaya çıkması muhtemel ahlaki, sosyal ve kanuni problemler Her insana ait genetik bilginin, sigorta şirketleri, işverenler, mahkemeler, okullar, çocuk edinme büroları, polis ve askeriye gibi kanun uygulayıcıları tarafından âdilâne kullanılmasının sağlanması, en azından şahsî hakları ihlâl etmeden bir düzenlenme yapılması gerekecektir. Bunun için de kimler kişilere ait özel programı bilebilecek ve bu bilgiyi nasıl ve ne şekilde kullanacak? Genetik programımızın mahremiyeti ve gizliliği ne ölçüde korunabilecektir? Bir kişiye ait özel bilgilere kimler sahip olacak ve kimler kontrol edilebilecek? Ferdî genetik farklılıkların deşifre edilmesinin fert ve aile üzerindeki psikolojik tesirleri nasıl azaltılabilecek ve kişilerin belli genetik hastalıklara yatkınlıklarına bağlı olarak damgalanmalarının menfî tesirleri nasıl azaltılabilecek? Bir kimsenin genetik programının deşifre edilmesi, kişinin kendi idrâkına ve toplumun idrâkına nasıl tesir edecek? Ailenin özgeçmişine bağlı olarak belli bir hastalığının olup olmadığını tespit etmek için; bir genetik testin yapılması, isteğe mi bağlı olacak, yoksa herkes buna mecbur mu bırakılacak? Belli toplulukların veya meslek gruplarının, belli genetik testlerden geçirilmesi ve ona göre plânlamaların yapılması ne kadar ahlâkî, ne kadar normal bir muamele sayılacak? Hiçbir tedavi imkânının olmadığı hastalıklar için de, genetik test yapılması ve kişinin önceden bu hastalığını bilmesi doğru bir yaklaşım olacak mı? Meselâ aileler, kendi çocuklarını gelecekte erişkin dönemde gözüken genetik hastalıklar için test ettirme hakkına sahip olacaklar mı ve bunu kendi çocukları da bilecek mi? Genetik testler ne ölçüde tıp dünyası tarafından güvenilir ve doğru yorumlanabilir şekilde kullanılabilecek? Çocuk sahibi olup olmama veya çocuğun cinsiyetini seçme gibi, üremeyle ilgili problemler hangi ahlâkî ve insanî ölçülere göre çözümlenecek? Gelecekte genetik hastalıkları tedavide ve önlemede kullanılabilecek gen tedavisinin uygulanma kriterleri neler olacak? Meselâ, belli sakatlıkları hastalık olarak değerlendirip onlara gen tedavisi uygulamalı mı? Gen tedavisini kullanarak genetik bakımdan iyileşme sağlandığını söylemek (boyu uzatmak, zekâyı, güzelliği geliştirmek gibi) dinî ve ahlâkî açıdan kabul edilebilir mi? Bu işi yaparken çok daha kötü neticeler ortaya çıkarsa bunun mesuliyetini kim taşıyacak? Genetik teknolojilerin kullanımında mâkulluk ve adâlet nasıl sağlanacak? Bu teknolojiyi kullanmanın mâliyetini kimler ödeyecek? Sadece zenginler ve güçlüler mi bu teknolojilere erişim ve kullanım hakkına sahip olabilecek? Genetik teknolojilerin doğruluğu, güvenilirliği ve faydası değerlendirilirken hangi değer hükümleri esas alınacak? İnsan genomunun ham bilgileri üzerinden üretilecek yeni ilâçlar ve teşhis metotlarının mülkiyet hakları (patentler, ticarî sırlar, kopya hakları vs.) dahil ticarî kazanç ortamı olarak kullanılmasının ölçüleri neler olacak? Gen dizilerine ve diğer canlıların DNA dizilerine ham, işlenmiş veya ayarlanmış şekillerde kimler sahip olabilecek ve müdahale edebilecek? Genetik belirleyicilik ve genetik yatkınlıkla, sorumluluk ve cüzi irade, hastalık ve sağlık kavramlarında felsefî ve ahlâkî mânâda ne gibi kaymalar veya içtimaî sarsıntılar olacak? İnsanların genleri veya genetik programı, onları belli tarzda davranmaya zorlar mı? Genleri insan ruhundan ve insan ruhunun sahip olduğu lâtifelerden bağımsız, cebrî olarak, ferdi kötü işlere zorlayan unsurlar olarak görme eğiliminde olan insanların düşünceleri kabul edilirse, ahlâk ve terbiye gibi insanlar arası münasebetlerin kaynağı olan değerler çöpe mi atılacak? Bütün suçlular insanların başına belâ olduktan sonra, "ne yapalım bizim genlerimiz böyle dizilmiş" deyip kenara çekilme lüksüne sahip mi olacaklar? Bu takdirde mâsumların hakları ne olacak? Düşünülen sayısız faydalarının yanında, tıpkı nükleer santraller ile atom bombasının, maddenin aynı özelliğinden istifade edilerek icat edilmesi gibi, genlerle oynamanın çok korkunç bedelleriyle karşılaşılması ihtimalini de unutmamak gerekir. İnsanın veya kullandığımız hayvan ve bitki genlerinin şifreleriyle oynarken, sonumuzu getirebilecek, hiçbir ilâcın tesir edemediği korkunç virüsler, bakteriler veya mantarlar üreterek, büyük felâketlere de sebep olabiliriz. Unutmayalım ki, bir zamanlar dinozorların hakim olduğu yeryüzünde bugün hiçbiri yaşamamaktadır. İnsanlığın da aynı akıbete maruz kalmayacağını kim garanti edebilir? Genlerin şifresi çözülüyor derken, ancak harf sayılarını ve dizilişlerini ortaya çıkarmaya başladık, fakat henüz genlerin birbirleri ile karşılıklı münasebetlerinin ortaya çıkardığı tesirleri bilemiyoruz. İnsanlık için faydalı hususların geliştirilmesi yolunda bugün için büyük bir mesafe katedilmiştir. Canlıların biyolojik şifresini bir kitaba benzetirsek, bugün bu kitaptaki harflerin dizilişlerini ve bazı basit kelimelerin mânâsını çözebiliyoruz. Ancak bu harf ve kelimelerle oynadığımızda, karşımıza hangi mânâlara gelen yeni cümle dizilimleri çıkacaktır bilemiyoruz. Bu husustan endişelenilen birçok araştırma lâboratuarında; bilim adamlarına etik dersler verilip, ahlâkî kaideler hatırlatılmakta ve yapılacak çalışmalar sıkı şekilde kontrol edilmektedir. Bununla beraber kalbî ve ruhî melekelerini aklına yedirerek, vicdanını karartmış, genleri sadece maddî yönüyle görenlerin; büyük paralar ve menfaatler karşılığında yapacakları çalışmalarla ortaya kötülükleri asgarîye indirmenin yolu insanlığı bayağı zorlayacak gibi… Bu büyük başarıya imza atan bilim adamlarının bir kısmı ise, korkuların yersiz olduğunu düşünüyorlar. Onlara göre "hayat kitabı", genler üzerinde müdahale etmeyi kolaylaştırmıyor, aksine engelliyor. Millî İnsan Genom Araştırmaları Enstitüsü’nden Dr. Francis Collins, genler tarafından üretilen bir milyon civarındaki protein hakkında çok az şey bilindiğini belirtiyor. Bu yüzden genlerle oynamaya kalkışmayı çok tehlikeli bularak, "Genlere müdahâle şu safhada düşünülebilecek bir şey değil. Hem etik olarak, hem de güvenlik açısından, böyle bir müdahâle çok büyük sakıncalar ve tehlikeler doğurur" diyor. Celera Genomics’in Başkanı Dr. Craig Venter da aynı fikirde olduğunu; "Biyolojik mekanizmanın nasıl çalıştığını tam olarak anlamadan, kimse böyle bir işe kalkışmayacaktır." diyerek gösteriyor.

Hücre Ve Hücre Bölünmeleri

Salı, 06 Kasım 2007

Hücre:Canlıların en küçük yapı birimidir. Hücre zarı, çekirdek ve sitoplazma olarak üç kısımdan oluşur.

1.HÜCRE ZARI:Akıcı-mozaik zar modeline göre iki sıra yağ tabakası arasında protein-glikolipitlerden oluşur. En önemli özelliği seçici geçirgen(selektif permeabl) olmasıdır.

Hücre zarından;

·Küçük moleküller büyük moleküllere göre

·Yağ çözücüler (alkol,aseton…) ve yağda çözünen maddeler (A,D,E,K vitaminleri) suda çözünenelere göre,

·Nötr atomlar iyonlara göre daha kolay geçer.

MADDE İLETİMİ

A-Pasif taşıma:Hücrelerin enerji kullanmadan yaptıkları taşıma işlemidir.

Difüzyon:Moleküllerin çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğru geçişleridir.

Ozmoz:Su moleküllerinin çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğru seçici geçirgen bir zardan geçişleridir.

1.Plazmoliz:Hücrenin, su konsantrasyonu az olan bir ortamda dışarıya su vererek büzüşmesidir.

2.Deplazmoliz:Plazmolize uğramış hücrenin saf suya konulduğunda su alarak tekrar eski durumuna geçmesidir.

3.Turgor:Hücrenin su alarak şişmesidir. Tek yıllık bitkilerin dik ve sert kalmasını sağlar.

İzotonik ortam:Hücre ve dış ortam yoğunluğunun aynı olduğu ortamdır.

Hipertonik ortam:Dış ortamdaki madde yoğunluğunun hücreden fazla olduğu ortam.

Hipotonik ortam:Dış ortamdaki su yoğunluğunun hücreden fazla olduğu ortam.

4.Osmotik basınç:Hücre sitoplazmasındaki çözülmüş maddeler fazla ise, su oranı düşük olur. Dış ortamdan su almak ister. İşte hücrenin su ihtiyacına osmotik basınç denir.

Turgor basıncı:Bitki hücrelerinde hücre içindeki suyun çepere uyguladığı basınçtır. Turgor basıncı ile osmotik basınç ters orantılıdır.

Hemoliz:Hücreni çok fazla su alıp parçalanmasıdır.

Diyaliz:Çözünmüş maddelerin yarı geçirgen bir zardan az yoğun ortama doğru hareketidir.

B-Aktif taşıma:Moleküllerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama doğru enerji harcayarak geçmesidir. Yalnızca canlı hücrelerde görülür.

Eksositoz:Hücre içindeki maddelerin dışarı çıkarılmasıdır.

Endositoz:Hücre içine katı ve sıvı parçacıkların alınmasıdır. İkiye ayrılır:

a)Fagositoz:Zardan geçemeyecek kadar büyük katı moleküllerin hücre içine alınmasıdır.

b)Pinositoz:Sıvı maddelerin hücre içine alınmasıdır.

Hücre Çeperi (Hücre duvarı):Sadece bitkisel hücrelerde hücre zarı üzerinde yer alan ölü yapıdır. Koruma ve desteklik sağlar. Esas yapısı selülozdur.

2.SİTOPLAZMA:Hücre zarı ile çekirdek arasındaki sıvıdır. Yapısında organik ve inorganik maddeler bulunur. Organelleri barındırır.

Sitoplazmada Bulunan Organeller

· Endoplazmik Retikulum:Hücre zarı ile çekirdek arasında madde iletimini sağlar. İki çeşittir; ribozom taşıyanlara granüllü, taşımayanlara granülsüz endoplazmik retikulum denir. Granüllü ER protein sentezinde, Granülsüz ER lipid sentezinde görev alır.

· Golgi Aygıtı:Yağ sentezlenmesi ve paketlenmesinde görevlidir. Mukus, lizozom, ara lamel, selüloz ve koful oluşumda görevlidir. ER ve golgi aygıtı, hücre ve çekirdek zarlarının oluşumunda birlikte görev yaparlar.

Golgi Aygıtı

· Ribozom:Protein sentezleyen organellerdir. Virüsler hariç tüm hücrelerde bulunur.

· Mitokondri: Hücrelerde O2 li solunumun yapıldığı ve enerjinin üretildiği merkezlerdir. Bakteriler, mavi yeşil algler, memeli alyuvarlarında mitokondri ve golgi aygıtı yoktur. Yapısında DNA, RNA ve ribozom bulunur.

Mitokondri

· Lizozom: Hücre içi sindirimde görev yaparlar. Lizozomların parçalanıp hücre yapısına dağılması sonucunda hücrenin parçalanmasına OTOLİZ denir.

Lizozomlar

· Koful(Vakuol): Hücrenin madde alışverişinde, bazı maddelerin depolanmasında, hücre içi sindirimde ve hücresel boşaltım olaylarında görev alır.Tatlı su tek hücrelilerinde bulunan kontraktil kofullar sitoplazmanın su dengesini sağlar.

· Sentrozom: Sadece hayvan hücrelerinde bulunur ve bölünme sırasında kromozomları kutuplara çeker.Her sentrozom bir çift sentrioldan oluşur.

· Plastitler: Bitkilerde bulunan renk maddeleridir. Üçe ayrılır. Kloroplastlar yeşil renk verir. Kromoplastlar çiçek ve meyve rengini verir; bunlar ksantofil(sarı), likopin(kırmızı), karoten(turuncu)dir. Lokoplastlarda renksizdir, yedek besin depo ederler. Kloroplastlar fotosentezin yapıldığı yerlerdir, yapısında DNA, RNA ve ribozom bulunur.

Bitki ve Hayvan Hücresi Arasındaki Farklar:

· Hayvan Hücresi: Sentrozom vardır. Hücre çeperi ve plastitler yoktur. Kofullar küçük ve az gelişmiştir. Fagositoz ve Pinositoz olayları görülür.

· Bitki Hücresi: Sentrozom yoktur. Hücre çeperi ve plastitleri vardır. Kofulları büyük ve gelişmiştir. Yüksek yapılı bitkilerde lizozom yoktur. Fagositoz ve Pinositoz görülmez.

Hayvan Hücresi Bitki Hücresi

3.ÇEKİRDEK(Nukleus): Hücrenin hayatsal faliyetlerini kontrol eden; genetik maddeyi koruyan, hücre bölünmesini ve protein sentezini sağlayan yapıdır. Çekirdek zarı, çekirdek plazması, çekirdekçik ve kromatin iplik olarak 4 kısımdan oluşur.

Kromozomları Yapısı

Kromatin iplik:Bölünme öncesinde hücrenin çekirdeğinde uzun, ağ ve yumak şeklinde görülen yapıdır.

Kromozom:Genleri üzerinde barındırırlar. Hücre bölünmesi sırasında kromatin ipliklerin spiral kıvrılıp, kısalıp, kalınlaşmaları sonucu oluşurlar.

Homolog Kromozom:Biri anadan diğeri babadan gelen, şekil ve büyüklük bakımından birbirine benzeyen, karşılıklı bölgelerinde (lokus) aynı veya zıt yönde etki eden genleri taşıyan kromozomlardır.

Canlı türlerinde kromozom sayısı tür belirleyici özellik göstermez. Canlıların farklılığı kromozomlar üzerindeki genlerin dizilişine bağlıdır.

Her türün kromozom sayısı sabittir.

Kromatit(Eş kromozom):Kromozom eşlenmesi sonucunda oluşan ipliklerdir. Kromatitler sentromer ile birbirine bağlıdır. İki kromatit bir kromozomu oluşturur.

Kromozom tipleri

a-Vücut kromozomları(Otozomlar): İnsanda 46 kromozomdan 44 tanesi otozomdur.

b-Eşey kromozomları(Gonozomlar): İnsanda 46 kromozomdan 2 tanesi gonozomdur.X ve Y ile gösterilir; dişide XX, erkekte XY dir.

Kromozom sayılarına göre hücre tipleri:

1.Vücut Hücresi(Somatik Hücre): Diploid(2n) hücrelerdir.Dişide=44+XX, erkekte=44+XY

2.Eşey Ana Hücreleri: Üreme hücreleri oluşturan diploid hücrelerdir.(Yumurtalık ve testis ana hücresi)

3.Eşey Hücreleri(Gamet): Haploid(n) hücrelerdir. Yumurta hücresi (22+X) sperm hücresi (22+X veya 22+Y).

HÜCRE BÖLÜNMESİ

Hücreler bölünerek çoğalır.Hacim-Yüzey, stoplazma-çekirdek oranının bozulması bölünmenin nedenlerindendir.Kontrolsüz hücre bölünmesine kanserli dokularda rastlanır. Hücre bölünmesi sırasında interfaz ve bölünme olmak üzere iki evre görülür.

İnterfaz(Hazırlık Evresi): Bölünme öncesinde görülür. ATP sentezi, replikasyon protein sentezi ve :-):-):-):-)olik faliyetlerde artış gözlenir.

Bölünme: İki şekilde gözlenir.a-çekirdek bölünmesi(karyokinez) b-sitaplozma bölünmesi(sitokinez). Genel olarak mitoz ve mayoz olarak gerçekleşir.

Mitoz Bölünme: Vücut eşey ana hücrelerinde görülür. Kromozom sayısı değişmez. Bölünme sonucunda aynı özellikle iki yavru meydana gelir. Kalıtsal devamlılığı sağlar. Homolog kromozomlar ayrılmaz(kromatitler ayrılır). Sinapsis, tetrat, kiazma ve krossing-over görülmez. Çok hücrelilerde büyüme ve rejenerasyonu sağlarken tek hücrelilerde üremeyi sağlar.

Mitoz Bölünmeyi İzlemek İçin Tıklayın!

Mayoz Bölünme: Eşey bezlerinde(gonat) eşey hücrelerinin oluşumu sırasında görülür. Kromozom sayısı yarıya iner, bölünme sonucunda n kromozomlu 4 hücre oluşur. Oluşan hücrelerde kalıtsal farklılık vardır. Sinapsis, tetrat, kiazma ve krossing-over görülür. Aynı türlerde dölden döle kromozom sayısını sabit tutar.

Mitoz Bölünme Evreleri:

1.Profaz: Kromatitten kromozomler oluşur. Kromatitler sentromer ile birbirine bağlanır. Kromozomlar eşlenir. Çekirdekçik ve çekirdek zarı erir, iğ iplikleri oluşur.

2.Metefaz: Kromozomlar ekvator düzlemine dizilrler.

3.Anafaz: Kromatitler iğ iplikleri ile birbirinden ayrılarak kutuplara doğru çekilirler.

4.Telofaz: Kromozomlar tekrar kromotin ağını oluştururlar. İğ iplikleri kaybolur. Oluşan çerdikler etrafında çekirdek zarı oluşur. Böylece karyokinez tamamlanır.

Sitokinez ise hayvan hücresinde boğumlanarak, bitki hücresinde orta lamel oluşarak tamamlanır.

Mitozun`un Biyolojik Önemi

1.Hücre sayısını çoğaltmak

2.Kromozom sayısını sabit tutma

3.Genetik bilginin her bir yavru çekirdeğe aktarılmasını garantiler.

Mayoz Bölünme Evreleri

I. ve II. Mayoz olarak incelenir. Bölünme safhaları aynı mitozdaki gibidir, bu safhalar farklı olarak iki kez gerçekleşir.

*Mayoz I de homolog kromozomlar, mayoz II de kromatidler ayrılır

*Profaz 1 de krossing-over olur.

Mayoz`un Profaz I Safasındaki Olaylar

1.Sinapsis: Homolog kromozomların yan yana gelmesidir.

2.Tetrat: Sinapsis durumunda 4 kromatitin meydana getirdiği yapıdır. 1 tetrat = 2 kromozom = 4 kromatit

3.Krossing-over: Sinapsis sıransında homolog kromozomların kardeş olmayan kromatitleri arasında temas yerlerinde (kiazma) gerçekleşen parça değişimidir. Bu yeni gen kombinasyonlarına sebep olduğundan canlı çeşitliliğine yol açar.

Lise 1 Müfredati Biyoloji Konulari

Salı, 06 Kasım 2007

01. Bilimsel Çalışma Yöntemi,Canlılık ve Biyoloji

02. Canlıların Temel Bileşenleri

03. Nükleik Asitler, ATP, Vitaminler ve Enzimler

04. Canlılığın Temel Birimi "HÜCRE"

05. Hücre ve Hücrede Madde Alışverişi

06. Hücre Bölünmeleri "MİTOZ ve MAYOZ"

07. Canlıların Sınıflandırılması ve Monera Alemi

08. Canlı Gruplarının Genel Özellikleri

09. Biyosferdeki Yaşama Birlikleri ve Beslenme ilişkileri

10. Doğadaki Madde Döngüleri ve Çevre Kirliliği

LİSE 2 MÜFREDATI BİYOLOJİ KONULARI

01. Koloniler ve Bitkisel Dokular

02. Hayvansal Dokular

03. Sinir Sistemlerinin Genel Yapısı

04. İnsanda Sinir Sistemi

05. İnsanda Duyu Organları

06. Endokrin Sistemi ve Hormonlar

07. Destek ve iskelet Sistemleri

08. Canlılarda Kas Sistemleri

09. Hayvanlarda Sindirim Sistemi

10. İnsanda Sindirim Sistemi

11. Bitkilerde Taşıma Sistemi

12. Hayvanlarda Dolaşım Sistemi

13. İnsanda Dolaşım Sistemi

14. İnsanda Lenf ve Bağışıklık Sistemi

15. Canlılarda Solunum Sistemleri

16. Canlılarda Boşaltım Sistemleri

ÖSS MÜFREDATI BİYOLOJİ KONULARI

01. Canlılık ve Bilimsel Çalışma Yöntemi

02. Canlılığın Temel Birimi "HÜCRE"

03. Besinler ve Hücrede Madde Geçişi

04. Yönetici Moleküller "DNA ve RNA"

05. Protein Sentezi ve Enzimler

06. :-):-):-):-)bolizma ve Hücre Solunumu

07. Fotosentez ve Kemosentez

08. Canlıların Sınıflandırılması - Bakteriler ve Virüsler

09. Canlı Gruplarının Genel Özellikleri

10. Populasyonlar ve Canlılarda Beslenme ilişkileri

11. Biyosferdeki Yaşama Birlikleri ve Madde Döngüsü

12. Çevre Kirliliği ve Doğal Kaynakların Korunması

13. Hücre Bölünmeleri "MİTOZ ve MAYOZ"

14. Canlılarda Üreme ve Çeşitleri

15. Bitkilerde ve Hayvanlarda Üreme

16. İnsanda Üreme ve Hayvanlarda Gelişme

17. Kalıtımın Kavramları ve Gamet Çeşidi

18. Çaprazlamalar ve Kan Grupları

19. Farklı Kalıtım Biçimleri ve Cinsiyete Bağlı Kalıtım

20. Populasyon Genetiği ve Kalıtım Problemleri

21. Biyoteknoloji ve Canlılarda Davranış

22. Hayatın Başlangıcı ve Evrim Teorileri

23. Koloniler - Bitkisel Dokular ve Organlar

24. Bitkilerdeki Fizyolojik Olaylar

25. Hayvansal Dokular ve Sinir Sistemleri

26. İnsanda Sinir ve Duyu Sistemleri

27. Duyu ve Endokrin Sistemleri

28. İskelet ve Kas Sistemleri

29. Canlılarda Sindirim Sistemleri

30. İnsanda Sindirim Sistemi

31. Canlılarda Dolaşım Sistemleri

32. İnsanda Dolaşım ve Bağışıklık Sistemleri

33. Canlılarda Solunum Sistemleri

34. Canlılarda Boşaltım Sistemleri

YENİ BİYOLOJİ MÜFREDATI

Talim ve Terbiye Kurulunun 23.12.1997 tarih ve 169 sayılı Kararı ile kabul edilen Biyoloji dersi öğretim programından;

9. SINIFLARDA;

—2000’li Yılların Bilimi Biyoloji

—Canlıların Temel Bileşenleri

—Canlılığın Temel Birimi-Hücre

—Canlıların Çeşitliliği ve Sınıflandırma

10. SINIFLARDA;

—Bir Bilim Olarak Biyoloji

—Ekoloji “Dünya Ortamı ve Canlılar”

—Canlılarda Davranış

—Hayatın Başlangıcı ile İlgili Görüşler

—Üreme

—Gelişme ve Büyüme

11. SINIFLARDA;

—Dokular

—Denetleyici ve Düzenleyici Sistemler

—Destek ve Hareket Sistemleri

—Sindirim Sistemleri

—Taşıma ve Dolaşım Sistemleri

—Solunum Sistemleri

—Boşaltım Sistemleri

12. SINIFLARDA;

—Canlılarda Enerji Dönüşümü

—Genetik Bilgi Taşıyan Moleküller

—Kalıtım

—Populasyon Genetiği

—Biyoteknoloji ve Genetik Mühendisliği

bölümleri uygulanır.

Biyolojil Sözlük…2…

Salı, 06 Kasım 2007

-A-

Abdomen: Karın, böceklerde vücudun son bölümü.

Absorbsiyon : Enerji ya da diğer bir maddeyi emebilme, soğurma.

Acoelomata: Sölom boşluğuna sahip olmayan canlılar. Endoderm ve ektoderm arası tamamen mezoderm ile doludur.

Aerob: Yalnızca oksijen varlığında yaşayabilen.

Amebosit (Ameboid): Amip benzeri hücreler.

Amilaz: Nişastayı parçalayarak şekere çeviren enzim. Tükürükte bulunan haline “Pityalin" adı da verilmektedir.

Amitotik bölünme: Hücrenin boğumlanarak ikiye bölünmesi, amitoz bölünme

Amoeboid hücreler: Belirgin bir şekilde olmayan ve başka hücrelere farklılaşma potansiyeline sahip olan hücreler.

Anaerob: Yaşamı için oksijen varlığına gereksinim duymayan.

Analog: Kökenlerinin benzer olmasına gerek olmaksızın, aynı görevi gören organlar. ör. Midyedeki ve balıklardaki solungaçlar.

Anatrop: Tohum taslağını plesentaya bağlayan sap olan funikulusa göre 180 derece dönmüş, ters tohum taslağı.

Anteridyum: Çiçeksiz bitkilerde ve mantarlarda erkek gametleri oluşturan kısa, silindirik yapıdaki kese.

Antikoagülan: Kanın pıhtılaşmasını önleyen madde.

Antropojen: Doğal bitki örtüsünün insanların çeşitli etkinlikleri sonunda özelliklerini yitirmesiyle ortaya çıkan yeni bitki örtüsü.

Arboretum: Doğru biçimde etiketlenmiş odunsu ve otsu bitkilerin teşhisi ve bilimsel araştırmalar amacıyla bir araya getirilip yetiştirildiği ortamlar.

Arillus: Döllenme sonrasında, bazı tohumların üzerinde oluşan ek örtü.

Arkegonyum: Genellikle şişe biçiminde, bir sıra verimsiz hücre tabakasıyla çevrilmiş boyun, karın kanal hücreleriyle yumurta hücresinden meydana gelmiş üreme organı.

Arkenteron: Embriyodaki ilkin bağırsak tüpü.

Arkeosit: Süngerlerde, besin depolayan amoeboid hücrelere verilen ad.

Asimetri: Herhangi bir simetri tipine sahip olmama durumu.

-B-

Bakteri: Prokaryot hücre yapısındaki mikroorganizma.

Balsam: Sıklıkla odunsu bitkilerden elde edilen reçine ve bu reçinelerden yapılan ilaç.

Basit yaprak: Yaprak ayası parçalara bölünmemiş, sap üzerinde bir parçadan oluşan yaprak.

Bentik: Deniz ve tatlı sularda dip ya da taban bölgesine ilişkin.

Bilateral simetri: Vücudun tam ortasından geçen bir düzlemin, vücudu iki eş yarıya (sağ ve sol) ayırdığı simetri tipi.

Bileşik yaprak: Yaprak ayası parçalara bölünmüş, yaprak çok sayıda yaprakçıklardan meydana gelir.

Biyolüminesans: Bazı canlılar tarafından, belirli bir :-):-):-):-)bolik yol izlenerek ışık meydana getirilmesi.

Biyom: Yaşam kuşakları. Yeryüzünün geniş alanlarına yayılmış bitki ve hayvanların doğal olarak kümelendirilebilicek özellikte olanlarının bulunduğu yaşama alanları.

Biyosfer: Canlıların birbirleriyle ilişkilerinin sürdüğü kayaç, su ve hava katmanlarından oluşan yeryüzü örtüsü.

Blastomer: Embriyoda bulunan genç hücreler.

Blastopor: Embriyoda, dış hücrelerin içeri çökmesiyle oluşan ilkin girintinin açıklık kısmı, ilkin ağız açıklığı.

Blastosöl: Embriyonun erken safhasında, dış tabakadaki hücrelerin içeriye doğru bir girinti yapması sonucu oluşan, ilkin vücut boşluğu.

Brakte: Çiçek sapı yaprakçığı. Çiçek sapının kaidesinde, sapın gövdeye bağlandığı yerde bulunan yaprakçık.

Brakteol: İkinci derecedeki brakte. Çiçek sapının üzerinde bulunan küçük yaprakçık.

-C,Ç-

Calyx: Mercanlarda, kalsiyum karbonat yapıda olan, kase şeklindeki dış iskelet.

Cephalothorax: Baş ve gövdenin kaynaşmış hali.

Cercus (Serkus): Bazı canlı gruplarında, vücudun sonunda görülen ve çeşitli şekillerde olabilen, kuyruk benzeri uzantı.

Çenek: Çim yaprakları, kotiledon: Tohumlu bitkilerin tohumlarının çimlenmesiyle embriyolarından oluşan ilk yaprak ya da yaprakları.

Çok yıllık bitki: Yaşamlarını iki yıldan fazla sürdüren bitkiler.

Çomak hücreleri: Retinada bulunan ve beyaz ışığa karşı duyarlı olan, çubuk şeklindeki hücreler.

-D-

Dekumbent: Kalkık uçlu. Yalnız dalların uç kısmı yukarı doğru yükselmişyerde yatık olarak gelişen bitki.

Dekurrent: Aşağı doğru sarkarak uzayan. Yaprak ayasının gövde üzerine yapışık olarak aşağı doğru uzaması.

Deltat: Eşkenar üçgen biçiminde. Yaprak sapı üçgeninin tabanının ortasında bulunur.

Dendroid: Ağaç dalı biçiminde dallanmış tüy.

Dendroloji: Botaniğin ağaç özelliğindeki bitkilerini inceleyen ve araştıran bilim dalı.

Dentat: Dişli. İri ve keskin olan dişlerin eksenleri yaprağa dikey durumdadır.

Dentikulat: Küçük dişli. Dentat ile aynı biçimde olup daha küçük olan diş.

Dentin: Kollajen ve kalsiyum tuzlarından oluşan, diş ya da pul yapısında bulunabilen sert madde.

Dentisid kapsula: Dişli kapsül. Açılma kapsülün uç kısmındaki dişlerin birleştikleri yerde olur.

Dermis: Hayvanlarda derinin alt tabakasına verilen ad.

Deuterostomia: Blastopor, ağız yerine anüsü oluşturur. Ağız daha sonra şekillenir. Genellikle, enterosöl sölom ve radial segmentasyon ile birlikte anılır.

Dış döllenme: Erkek ve dişi eşey hücrelerinin vücut dışında birleşmesi ile meydana gelen döllenme tipi. Dış döllenme görülen canlılarda genellikle üreme su varlığına bağımlıdır (suda gerçekleşir).

Diandrus: İki stamenli.

Diatom: Bir fitoplankton grubu.

Difüzyon: Molekül ya da iyonların, çok yoğun oldukları bir ortamdan, daha az yoğunlukta bulundukları bir ortama doğru yaptıkları geçiş hareketi.

Diklin: Bir eşeyli çiçek. Erkek üreme organlarının (andrekeum) ve dişi üreme organlarının (ginekeum) ayrı çiçekler üzerinde bulunması.

Dikotiledon: Embriyosunda iki çenek yaprağı bulunan bitki.

Dimorfizm: Bir tür içinde, iki farklı formun görülmesi durumu.

Dioik: Vücudunda dişi veya erkek üreme organlarından sadece birini bulunduran canlı, ayrı eşeyli.

Diploblasti: Embriyonik gelişim sürecinde sadece endoderm ve ektodermin oluşması, iki tabakalılık.

Diploid: Birbirinin aynısı halindeki çift kromozom setine sahip olan.

Diskoid: Disk biçiminde.

Distikus: İki sıralı. Yaprak ve çiçeklerin aynı düzlem üzerinde birbirlerinin ters yönünde sıralanması.

Divergent: Birbirlerinden ayrılmış ve uzaklaşmış şekilde.

Dorsal: Sırtsal yüzey. Sırt kısmı.

Dorsifiks: Sırttan bağlı. Flamentin antere sırt kısmından bağlı olması.

Döl değişimi: Eşeyli ve eşeysiz üremenin birbirini takip ettiği üreme sistemi, döl almaşı, :-):-):-):-)genez.

-E-

Effektör: Sinir hücrelerinin bağlı olduğu ve sinirsel uyarılara karşı verilen cevabın yerine getirildiği bez, kas, hücre veya organlar, sonuçlandırıcı organlar.

Egzotik: Yerli olmayan canlılar.

Ekoloji: Organizmalarla çevrelerini ve bu iki varlık arasındaki karşılıklı ilişkileri araştıran bilim dalı. Doğanın yapısını ve işlevini araştıran bilim dalı.

Ekosistem: Doğadaki canlı ve cansız varlıkların karşılıklı etkileşim bağlarıyla oluşturdukları sistem

Ektoderm: Embriyo gelişimi sırasında oluşan 3 tabakadan en dışta olanı, dış deri.

Ektoparazit:Başka bir canlının vücudu üzerinde parazit olarak yaşayan canlı, dış parazit.

Ektoplazma: Hücre içerisindeki sitoplazmanın çevresel veya dış bölgesi, dış plazma.

Ekzoenzim: Dış ortama salgılanan enzim.

Elytra: Kın kanat, kitinleşmişi kanat yapısı.

Embriyo: Zigotun gelişmesiyle oluşan genç organizma.

Endemik: Belirli bölgeye ait canlı türleri.

Endoderm: Embriyo gelişimi sırasında oluşan 3 tabakadan, en içte olanı, iç deri.

Endoparazit: Bir canlının vücudunun içinde parazit olarak yaşayan organizma.

Endopeptidaz: Protein molekülünün iç bağlarını hidrolize uğratan bir proteinaz türü.

Endoplazma: Hücre içerisindeki sitoplazmanın orta veya iç bölgesi, iç plazma.

Enfektif: Enfeksiyona neden olabilme yeteneğine sahip.

Enfeksiyon: Bakteri, virüs, mantar yada protozoonların organizmaya girmesi durumu.

Enterosöl sölom: Embriyonik gelişim sırasında arkenteron tavanında her iki yanda cepler oluşur. Daha sonra arkenteron ile bağlantılarını yitiren bu cepler, endoderm ve ektoderm arasında ara bir doku halinde gelişir. Bu ceplerin içindeki boşluklar bağırsaktan türediği için “enterosöl" adını alır. Sindirim sisteminden meydana gelen, cep şeklindeki vücut boşluklarıdır.

Entogami: Böcekler yoluyla tozlaşma.

Epidermal: Epidermisten köken alan, epidermis yapısından olan.

Epidermis: Epitel dokunun, en üst tabakası (genellikle vücudun en dış yüzeyini örten doku tabakası), üst deri.

Epifiz: Beynin tabanında bulunan bir iç salgı bezi.

Epigeik:Toprak üzerinde gelişen.

Epitel: Hayvanlarda organizmanın vücut dışını ve iç organlarını astarlayan doku.

Erdişi: Çift cinsiyetli, hermafrodit.

Eşey Hücresi: üremeden sorumlu hücre, gamet.

Eşeyli üreme: Erkek ve dişi bireylerin üreme hücrelerinin birleşmesiyle meydana gelen üreme.

Eşeysel dimorfizm: Erkek ve dişi eşeyler arasında vücut boyutu ve şekli, renk veya desen bakımından farklılıklar görülmesi durumu.

Eşeysiz üreme: Erkek ve dişi bireylerin ayrı üreme hücrelerinin söz konusu olmadığı, tamamen benzer genetik yapıda bireylerin oluşumunu sağlayan üreme tipi.

Eucoelomata: Gerçek sölom boşluğuna sahip canlılar. Endoderm ve ektoderm arasındaki boşluk, tamamen mezoderm ile astarlanmıştır.

Eutely: Canlının hayatı boyunca vücudunda bulunacak hücre sayısının sabit olması.

Evcik: Bazı çiçeklerde tohumların saklı bulundukları oyuklar.

-F-

Fagositoz: Büyük parçacıkların (besinlerin veya yok edilecek olan yabancı maddelerin), yalancı ayaklar yardımıyla hücre içerisine alınması.

Farinks: Ağız ve burun boşluklarıyla, gırtlak ve yemek borusu arasındaki boşluk, yutak.

Fauna: Belirli bir ortamdaki hayvan türlerinin tümü.

Femur: Uyluk kemiği.

Feromon: Alan belirlenmesi, topluluk içinde hiyerarşik düzenin sağlanması ve üreme döneminde eşlerin birbirini bulması gibi durumlarda etkili olan, "dış hormon" olarak da adlandırılabilen kimyasallar.

Filotaksis: Gövde ekseni üzerinde yaprakların diziliş şekli.

Fitoplankton: Suda pasif olarak hareket eden (yer değiştiren) ve bitkisel özellik gösteren organizmalar.

Floem: Bitkilerde organik besin taşıyan borular, soymuk boruları.

Flora: Belirli bir alanda bulunan bitkilerin tümü. Bakteriler için de flora kelimesi kullanılır.

Folikül: Küçük kese şeklindeki yapıların genel adı.

Fosil: Günümüzde yaşamayan canlıların eski devirlerden kalma, taşlaşmış kalıntıları.

Foto-ototrof: Işık enerjisini kullanarak, ihtiyacı olan organik besin maddelerini üretebilen canlılar.

Fotoreseptör: Işığa duyarlı almaçlar.

Fotosentez: Klorofil taşıyan hücrelerde görülen, ışık enerjisinin kullanılmasıyla su ve karbondioksitten organik madde sentezlenmesiyle sonuçlanan tepkimeler zinciri.

Fototaksi: Işığa bir cevap olarak yapılan yönlenme hareketi.

-G-

Gal: Bitkilerde, böcek ya da mantar gibi organizmaların neden olduğu anormal gelişen yapılar.

Gamet: Üreme hücresi, eşey hücresi.

Gastrodermal: Gastrodermisten köken alan, gastrodermis özelliklerini taşıyan.

Gen: DNA molekülünün ortalama 1500 nukleotitten oluşmuş canlının kalıtsal özelliklerinden herhangi birini taşıyan parçası. Kalıtımın temel fiziksel ve işlevsel birimi. Her gen, protein veya RNA molekülü gibi özel bir işlev taşıyan kromozomların belli bir noktasındaki nükleotid dizilerinden oluşur.

Genom: Bir organizmanın sahip olduğu genetik şifrelerin tamamı.

Gonad: Eşey hücrelerinin üretildiği organlar, eşey organları.

Gonopor: Eşey açıklığı, eşey organlarının vücut dışına açıldığı delik.

-H-

Habitat: Yetişme ortamı, bir canlının, bir türün içinde yaşadığı ortam.

Haploid: Tek kromozom setine sahip olan.

Hemoglobin: Alyuvarlar içerisinde bulunan ve yapısında demir taşıyan, kırmızı renkli bir solunum pigmenti.

Hemolenf: Bazı omurgasızlarda, hemosöl adı verilen vücut boşluğu içerisinde bulunan sıvı.

Hemolitik: Kan hücrelerine zarar veren.

Hemosiyanin: Bazı omurgasızlarda bulunan, demir yerine bakır içeren, mavi-yeşil renkli solunum pigmenti.

Hemosöl: Eklem bacaklılarda, gerçek sölom boşluğu yerine bulunan ve içinde solunum sıvısının dolaştığı vücut boşluğu.

Herbivor: Bitkisel besinler ile beslenen canlılar.

Hermafrodit: Çift eşeyli, her iki eşeyin organlarını birlikte taşıyan, er dişi, monoik.

Heterojen: Değişik karakterlere yada yapılara sahip olan.

Heteronom :-):-):-):-)merizm: Vücudu oluşturan segmentlerin, birbirinden farklı yapıda olması.

Heterospor: Mikrospor ve makrospor gibi morfolojik ve eşey bakımından farklı sporlar.

Heterotrof: Kendi besinini üretemediği için, organik besinleri dışarıdan almak zorunda olan canlılar (ardıbeslek).

Hidrostatik: Suda sabit bir şekilde kalmayı ve yüzebilmeyi sağlayan.

Hif: Sporların çimlenmesiyle oluşan ve birden fazla çekirdek taşıyan, silindir şeklindeki tüpsü iplikçikler.

Hipodermis: Dermis tabakasının alt bölümü.

Hipofiz: Beyin tabanında bulunan ve iki kısımdan meydana gelen bir iç salgı bezi.

Hipogeik: Toprak yüzeyinin altında gelişen ya da yaşayan.

Holoblastik bölünme: Hücre bölünmesinin, yumurtanın tamamında gerçekleşmesi.

Homolog: Aynı görevi görmeseler bile, embriyonik dönemde aynı dokudan köken alarak gelişmiş organlar.

Homonom :-):-):-):-)merizm: Vücut bölümlerinin birbirine eş bölmelerden oluşması.

Homospor: Yosun ve eğreltilerde morfolojik olarak birbirinin aynı olmakla birlikte, eşey fonksiyonları negatif, pozitif biçimde olan sporlar, ızospor.

Humus: Toprak üzerindeki ve içindeki organik atıkların ayrışması sonucu oluşan kütle

Hücre dışı sindirim: Büyük moleküllü besinlerin, hücrelerin dışarıya verdikleri salgılar ile hücre içine alınmadan, yapı taşlarına ayrılması.

Hücre içi sindirim: Büyük moleküllü besinlerin, hücre içerisine alınarak, hücre içinde yapı taşlarına ayrılması.

-İ-

İç döllenme: Erkek ve dişi eşey hücrelerinin vücut içinde birleşmesi ile meydana gelen döllenme tipi. Erkek bireyin spermleri, belirli yapılar yardımıyla dişi vücuduna aktarılır ve dişinin vücudu içerisinde yumurta hücresini döller.

İki evcikli: Dioik.

İletim demeti: Bitkilerde organik ve inorganik besin maddelerinin iletiminin yapıldığı odun ve soymuk borularından oluşan yapılar.

İndikatör: Belirleyici. Bazı durumlara karşı hassasiyet göstererek ya da cevap oluşturarak, o durumlar hakkında ipucu veren.

İnsektivor: Böcekler ile beslenen canlılar.

İzospor: Benzer yapıdaki sporlar veya bu tip sporlara sahip canlılar, homospor.

İzotonik: Aynı ozmotik basınca sahip olan ortamlar. örneğin, Salpa’da kan, içindeki madde yoğunluğu (kan hücreleri, proteinler, mineraller vd.) bakımından deniz suyuyla eşdeğerdir.

-K-

Kambiyum: Bitkilerin iletim demetlerinde, bir ya da birkaç sıra meristematik hücre tabakasından oluşan, ikincil kalınlaşmayı ve enine büyümeyi sağlayan doku.

Kapsit: Virüslerin çekirdek asitlerinin dışında bulunan, tek tip ya da birkaç tip proteinden oluşan kılıf.

Karnivor: Hayvansal besinler ile beslenen canlılar.

Karotenoid: Sarı, turuncu, kırmızı veya kahverengi olan; yağda çözünebilen, çoğunlukla fotosentez tepkimelerinde de görev alan, bitkilerin çiçek ve meyve kısımlarında bulunan pigment grubu.

Karpel: Tohum taslaklarını ve özellikle tohumları örtmek için birkaç makrosporofilin kendi üzerlerine katlanarak ya da biraraya gelerek oluşturdukları tek ya da çok gözlü olabilen tohum zarfları.

Kazık kök: Ana kökün yan köklerden daha fazla gelişme göstermesi.

Kemoreseptör: Kimyasal maddelere karşı duyarlı olan almaçlar.

Kitin: Oldukça dayanıklı yapıda, N-asetil glikozamin’den meydana gelmiş, bir tür nötr polisakkarit.

Kloak: Bazı canlı gruplarında, sindirim, boşaltım ve üreme sistemlerinin son ürünlerinin dışarı bırakıldığı ortak tek açıklık.

Klorofil: Fotosentez tepkimelerinde güneş enerjisini kimyasal enerjiye çeviren, yapısında Magnezyum (Mg) içeren, yeşil pigment maddesi.

Kloroplast: Yeşil renkli klorofil pigmentini taşıyan plastit.

Knidosit: Omurgasızlarda görülen, içinde yakıcı kapsüller taşıyan, savunma veya beslenmede görevli olabilen özelleşmiş hücreler.

Kokon: İçine yumurta ya da tohumların bırakıldığı yapı.

Koleteral: Ksilem ve floemin üstüste bulunması.

Kommensal: Birlikte yaşayan iki canlı türünden birinin fayda sağladığı, diğerinin ise hiçbir şekilde etkilenmediği ortak yaşam biçimi.

Konakçı: Bir parazit canlının üzerinde yaşadığı diğer canlı.

Koni hücreleri: Omurgalıların gözlerinde, retinanın arkasında yer alan, koni şeklindeki, ışığa son derece hassas olan ve renkli görüntünün algılanmasından sorumlu olan hücreler.

Kontraktil vakuol: Tatlı sularda yaşayan bir hücrelilerde, açılıp büzülerek, fazla suyu ve :-):-):-):-)bolizma atıklarını hücre dışarına atmada görevli olan organel.

Kopulasyon: Çiftleşme.

Korda: Omurgayı oluşturan ilkin iç iskelet (Sırt ipi).

Kornea: Gözün en dışta bulunan sert tabakasının yaklaşık 1/6’sını oluşturan ön bölgesi, saydam tabaka.

Kotiledon: Çenek. Çim yaprakları.

Kökçük: Kara yosunlarında olduğu gibi, ilkel bitkilerde bulunan, tek ya da çok hücreden oluşmuş, kök görevini yapan basit yapılar. Rizoit.

Kromatofor: Pigment içeren ve canlının deri renginin değişiminden sorumlu olan organel.

Ksilem: Bitkilerde su ve mineral taşınmasından sorumlu olan borular, odun boruları.

Kupula: Fındık tipi meyveyi taşıyan, kadehe benzer yapı.

Kursak: Kuşlarda, boğazda kese şeklinde genişlemiş ve besin depo edilen bölge.

Kütikula: Su geçirmeyen, koruyucu, mumsu yapıdaki tabaka.

-L-

Larva: Bazı hayvanların hayat devrelerinde görülen ve :-):-):-):-)morfoz sonucunda ergin hale benzeyecek olan yavru evresi.

Lenf: Lenf damaları içerisinde dolaşan, kan plazması ve lenf proteinlerinden oluşan dolaşım sıvısı, akkan.

Lentisel: Kovucuk. Mantar özüne dönüşmüş gövde kısımlarında havanın girip çıkmasını sağlayan aralıklar.

Lignin: Odun özü denilen su geçirmez madde.

Lipaz: Lipidleri (yağları), yağ asitleri ve gliserine parçalayan sindirim enzimi.

Lob/lop: Beyin, karaciğer gibi organların parçaları bölümleri.

Lokus: Kromozomların üzerlerinde genlerin bulunduğu özel yerler.

Lökoplast: Bazı bitki hücrelerinde yedek besin depolayan renksiz madde.

Lökosit: Akyuvar, fagositoz yapan, antikor üreten, renksiz kan hücresi.

Lümen: Tüp ya da kese şeklindeki bir organ ya da organelin iç boşluğu.

Lütein: Folikül hücrelerinde meydana gelen, yumurta sarısına renk veren pigment.

-M-

Makrofil/Makrosporofil: Makrosporangiyumları taşıyan yapı. Makrofil de denir. Çiçekli bitkilerde pistile özdeştir.

Makroportal: Arkegonyumları oluşturan portal.

Makrospor: Megaspor. Makrosporangiumlardan meydana gelen büyük ve dişi olarak kabul edilen sporlar. Çiçekli bitkilerde embriyo kesesine özdeştir.

Makrosporangiyum: Makrosporları oluşturan yapı. Megasporangiyum da denir. Çiçekli bitkilerde polen kesesine özdeştir.

Matriks: İçinde biyolojik olayların oluştuğu cansız, sıvı ortam.

Mayoz bölünme: Eşey organlarında eşey hücrelerinin oluşması sırasında diploit ya da somatik kromozom sayısının yarıya indiği ve dört haploit hücrenin oluştuğu hücre bölünmesi. Redüksiyon bölünme. İndirgenme bölünmesi.

Melez: Herhangi bir karakter yönünden farklı iki arı dölün çaprazlanması sonucu oluşan heterozigot döl.

Mercek: Gözde ışığın doğru şekilde kırılmaya uğrayarak, ağ tabakaya düşmesini sağlayan yapı.

Meristem: Sürekli olarak bölünebilme yeteneğine sahip hücrelerin oluşturduğu embriyonik doku.

Meristem halkası: Büyüyen bitki ekseninde korteks ile merkezi parenkima dokusu arasında bulunan ve vasküler dokuyu veren meristem dokusu.

Meroblastik bölünme: Hücre bölünmesinin, yumurtanın belirli bir kısmında gerçekleşmesi.

Meşcere: Dış görünüm, tür bileşimi, yaş, yapı bakımından tek düzelik gösteren bitki topluluğudur.

:-):-):-):-)bolizma: Canlı organizmanın hücreleri içinde meydana gelen ve enzimlerle kontrol edilen olayların hepsi. :-):-):-):-)bolizma ile enerji üretimi ve madde yapımı gerçekleştirilir. ATP üretimi ve protein sentezi iki önemli :-):-):-):-)bolik reaksiyondur.

:-):-):-):-)genez: Eşeyli ve eşeysiz üremenin döngüsel olarak birbirini takip ettiği üreme sistemi, döl değişimi.

:-):-):-):-)merizm: Segmentli bir yapıy gösterme.

:-):-):-):-)morfoz: Canlının yumurtadan çıktıktan sonra, tam bir ergin görünümüne erişinceye kadar geçirdiği evrelerin bütünü, başkalaşım.

:-):-):-):-)nefridyum: Sölom boşluğuna açılan boşaltım tüpçükleri.

:-):-):-):-)nefroz: Omurgalılarda görülen ve ikincil böbreğin arkasından meydana gelen, en gelişmiş böbrek tipi.

Mezenşim: Embriyonun mezoderm tabakasından gelişen, daha sonra kas ve bağ dokusunu oluşturacak olan farklılaşmamış hücreler.

Mezoderm: Embriyo gelişimi sırasında oluşan 3 tabakadan, ortada olanı, orta deri.

Mezofil: Yaprağın üst ve alt epidermisi arasında kalan kısmı.

Mezonefridyum: Mezodermden gelişen boşaltım organı.

Mezonefroz: Omurgalılarda görülen, orta derecede gelişmiş böbrek tipi.

Mikrofil/Mikrosporofil: Tohumsuz bitkilerde bir tek damarlı doku şeridi içeren küçük bir yaprak. Mikrosporangiyumları taşıyan yapı. Çiçekli bitkilerde erkek organa-stamene özdeştir.

Mikroprotalyum: Anteridyumları oluşturan protal.

Mikrospor: Polen. Tohumlu bitkilerde üreme organı olan stamenlerde mayoz bölünmeyle meydana gelen erkek üreme hücreleri, çiçektozu. Çiçekli bitkilerdeki polene özdeştir.

Mikrosporangiyum: Mikrosporları oluşturan yapı. Polen kesesi.

Mikrotübül: ökaryot hücrelerde, hücre iskeletinin yapısına katılan, kamçılı ve sillilerde ise sillerin yapısına katılan, içi boş tüpçükler.

Misel: 1. Mantarlarda, hiflerin bir araya gelmesiyle oluşmuş yapılar. 2. Yağ moleküllerinin, çözünmediği bir sıvı madde içerisine bırakıldığı zaman oluşturduğu küçük partiküller.

Mitokondri: Hücrede enerji üretiminden sorumlu olan (oksijenli solunumun gerçekleştiği) organel.

Mitotik bölünme: Kromozomların kopyalanarak sayısının iki katına çıkarılmasını takiben gerçekleşen ve sonuçta yine diploid sayıda kromozom taşıyan iki oğul hücrenin meydana geldiği hücre bölünmesi tipi, mitoz bölünme.

Mitoz bölünme: Ökaryot hücrelerin tipik çekirdek bölünmesi. Kopyalanarak sayısı iki katına çıkmış kromozomların profaz, :-):-):-):-)faz, anafaz ve telofaz safhalarını geçirdikten sonra bölünerek diploit sayıda kromozom kapsıyan iki oğul çekirdeğe ayrılmaları. Mitozu takiben sitoplazma bölünmesiyle hücre iki oğul hücreye ayrılır.

Mixotrof: Klorofil taşıdığı halde, heterotrof olarak da beslenebilen canlılar.

Miyelin kılıf: Sinir hücrelerinde, hücrenin belirli bir bölümü tarafından meydana getirilen ve akson adı verilen uzantıların üzerini kaplayarak koruma ve sinir iletiminde hız sağlayan örtü.

Monofiletik: Tek atadan köken almış.

Monohibrit: Tek karakter bakımından melez.

Monoik: Bir evcikli. Erkek ve dişi organların ayrı çiçeklerde fakat aynı bitki üzerinde bulunması.

Monokotiledon: Embriyolarında tek çenek yaprağına sahip bitki.

Monomer: Büyük moleküllerin hidrolizi sonucu oluşan en küçük yapı birimi.

Monosakkarit: Genel formülü (CH2O)n olan en basit şeker molekülü.

Mozaik gelişim: Embriyoya ait hücrelerin her birinin, vücudun farklı bir bölgesini meydana getirmek üzere belirlendiği gelişim tipi. Bu gelişim tipini gösteren canlılarda, embriyodan ayrılan herhangi bir parça, kendi başına tam bir birey olarak gelişemez.

Mukus: Koyu ve az akışkan özellikte, glikoprotein yapısında salgı, sümük.

Multipotent: Birden fazla farklı hücre veya doku tipine farklılaşabilme yeteneğine sahip olan. Hidralarda “interstitial hücreler" ve omurgalı embriyolarında “kök hücreler" , multipotent karakterdedir.

Musilaj: Yapışkan ve az akışkan karakterli polimerler.

Mutasyon: Bir canlının kalıtım özelliklerinde meydana gelen birdenbire ve kendiliğinden değişmeler.

Mürein: Bakterilerin hücre duvarında bulunan yapısal bir peptidoglikan.

-N-

Nasti: Bitkinin, uyaranın cinsine göre yaptığı fakat uyaranın yönüne bağlı olmayan davranışlar.

Nefridiopor: Omurgasızların boşaltım organları olan nefridyumların vücut dışına açıldıkları açıklık.

Nefridyum: Omurgasızların boşaltım organları.

Nermatosit: Knidosit hücrelerinin içeriği ya da kendisi.

Neoteni: Ergin halde larva özelliklerinin görülmesi.

Nimf: Başkalaşım gösteren böceklerde, dış görünüşü ergine benzeyen, fakat eşey organları ve kanatları tam olarak gelişmemiş evre.

Nod: Düğüm şeklinde yapı.

Notokord: İlkin sırt ipliği.

Nöron: Sinir hücresi.

Nörotoksik: Sinir sistemi üzerinde zararlı etkisi olan zehirli maddeler.

Nötr: Elektriksel yükü sıfıra eşit olan.

Nusellus: Tohum taslağında embriyo kesesini çevreleyen doku.

Nükleik asitler: Çekirdek içinde bulunan, genetik şifreyi taşıyan, yapılarında şeker bulunan asitler (DNA ve RNA).

-O,Ö-

Ocellus (çoğulu= Ocelli): Bazı omurgasızlarda ve diğer basit yapılı organizmalarda görülen, mercek de taşıyabilen basit göz, nokta göz.

Odun boruları: Bitkilerde çeşitli hücre tiplerinden oluşan, su iletimi ve destek görevini yapan doku. Ksilem.

Oksidasyon: (Yükseltgenme) Elektronların bir atom ya da molekülden ayrılmasını sağlayan kimyasal tepkime.

Omnivor: Hem bitkisel hem de hayvansal besinler ile beslenebilen canlılar.

Oocyst: Etrafı koruyucu bir kılıfla çevrili, olumsuz çevre koşullarına karşı dayanıklı yapıda olan yumurta hücresi.

Organel: Hücrenin içerisinde bulunan ve her biri farklı görevlerden sorumlu olan, daha küçük alt birimler.

Osmoregülasyon: Bazı sucul organizmaların, vücutlarının osmotik basıncını, yaşadıkları ortamın osmotik basıncına bağlı olmadan ayarlamaları.

Osmoz: Suyun yoğunluğunun çok olduğu yerden az olduğu yere doğru, yarı geçirgen zardan geçmesi.

Ototrof: Işık enerjisi veya kimyasal enerji kullanarak, inorganik maddelerden kendi organik besinini üretebilen canlılar (kendibeslek).

Ovaryum: Dişi eşey organı, yumurtalık.

Ovidukt: Yumurtaları, yumurtalıktan dışarı taşıyan kanal, yumurta kanalı.

Ovipar: Yumurtasını vücut dışına bırakarak çoğalan.

Ovipozitor: Yumurtaları yerleştirmeye yarayan yapı, yumurtlama borusu.

Ovovivipar: Bir plasenta oluşumuyla anne-yavru arasında bağlantı olmaksızın, yumurtası vücut içinde gelişen ve yavruyu yumurtadan çıktıktan sonra vücut dışına bırakan, yalancı doğum yapan.

Ovül: Tohumlu bitkilerde, döllenmeden sonra tohumu meydana getiren yapı.

Ökaryot: Zar ile çevrili gerçek organelleri bulunan hücreler. (Bkz. Prokaryot ve ökaryot hücreler arasındaki farklar)

-P-

Papilla: Tomur. Koni biçimindeki herhangi bir çıkıntı.

Parafiletik: Birden fazla atadan köken almış.

Parapod: Her vücut segmentinin yanında, bir çift halinde bulunan ve yer değiştirmeye yarayan yapılar.

Parazit: Başka türden bir canlının içinde veya üzerinde, kendisine besin veya barınak sağlayacak şekilde ancak aynı zamanda da diğer canlıya da zarar verecek şekilde yaşayan organizma, asalak.

Parankima: İnce duvarlı, nisbeten farklılaşmamış hücrelerden oluşan, yapı ve görevi değişebilen, yumuşak bitki dokusu, parankima. Yassı solucanlarda kas tabakasıyla bağırsak arasında bulunan çeşitli hücrelerden oluşmuş sert doku. Bir organın zemin dokusu.

Partenogenez: Yumurta hücrelerinin, sperm hücreleri ile döllenmeden mitoz geçirmeye başlayarak, bir canlıyı oluşturması şeklindeki üreme tipi.

Patojen: Zararlı, hastalık yapıcı.

Pektin: Özellikle bitki hücrelerinin orta lamelinde bulunan büyük moleküllü, karbonhidrat karışımı maddeler.

Pelajik: Deniz ya da göllerde tabana tutunarak ya da serbest halde yaşayan canlılar.

Penetrasyon: Nüfuz etmek, içine girmek, dalmak.

Peptidoglikan: Uzun polisakkarit zincirlerinin kısa peptitlerle (protein bağları) bağlandığı büyük moleküller.

Peptit: Aminoasitler arasındaki bağlar.

Periant: Çiçek örtüsü ve çiçek örtü yaprakları. Taç ve çanak yaprakların tümü. Bir çiçekte erkek organlar ve dişi organ dışında kalan parçalar.

Peristom: Yosunlarda (Bryofitler) kapsül açıldıktan sonra ağızda bir ya da iki sıralı silli halka yapısı. Silyat protozoonlarda, denizyıldızlarında, halkalı solucanlarda, böceklerde, derisi dikenlilerde, vb. ağız çevresi bölgesi.

Periton zarı: Karnın iç kısmını asarlayan zar, iki katlı karın zarı.

Peyzaj: Bir arazi parçasının ekolojik, biyolojik, yapısal ve tüm doğal özelliklerinin topluca anlatımı.

Pigment: Bitkilerde ve hayvanlarda bulunan renk maddelerinin genel adı.

Plankton: Suyun hareketiyle pasif olarak sürüklenen küçük canlıların genel adı.

Planktonik: Plankton yapısında olan ya da planktona ilişkin olan.

Plasenta: Anne ve yavru arasında, döl yatağı içerisinde kurulan ve madde alış verişine olanak tanıyan, damarlı ve süngerimsi yapı.

Plastit: Bitki hücrelerinde ve bazı bir hücreli canlılarda bulunan, çoğunlukla renk pigmenti de taşıyan bir organel.

Poikilotherm: Değişken vücut sıcaklıklı.

Polimer: Birden fazla benzer ya da farklı birimin, kovalent bağlarla birleşmesiyle oluşan yapı.

Polimerize: Polimer yapıda, polimer özelliği gösteren.

Polipeptit: çok sayıda aminoasidin birleşmesiyle oluşan organik molekül (örneğin protein).

Polisakkarit: çok sayıda monosakkaritten meydana gelen organik bileşikler.

Populasyon: Aynı türün bireylerinden oluşan yaşama birliği ve toplumudur.

Por: Açıklık, delik.

Predatör: Besin olarak diğer canlıları yakalayıp öldüren canlı, avcı.

Primer: Birinci derecedeki, ilkin, esas.

Proboscis: Genellikle vücudun ön kısmında ve ağız yakınında bulunan, veya tamamen ağız yapısını teşkil eden hortum.

Prokaryot: Zar ile çevrili olan gerçek organelleri bulunmayan organizmalar, bakteri ve mavi-yeşil algler. (Bkz. Prokaryot ve ökaryot hücreler arasındaki farklar)

Pronefroz: Omurgalılarda görülen en basit böbrek tipi.

Protallus: Protal. Haploit yapıdaki gametofit.

Proteaz: Proteinlerin peptit bağlarını koparak yıkılmasından sorumlu olan enzim, proteinaz.

Protonefridyum: Bazı ilkel omurgasızlarda görülen, bir uçta alev hücreleriyle başlayan ve dallanan kanalların bir merkez kanalla birleşerek, dışarıya açıldığı boşaltım organı tipi.

Protostomia: Embriyodaki blastopor, gelişerek ağzı oluşturur. Anüs, ağzın tam karşısında, arka bölgedeki ektodermin çökmesiyle gelişir. Genellikle, şizosöl sölom, spiral segmentasyon, ve mozaik gelişim ile birlikte anılır.

Protozoon: Tek hücreli canlılara genel olarak verilen ad.

Pseudocoelomata: Gerçek söloma sahip olmayan canlılar. Embriyonel dönemdeki blastosöl’ün devamıdır. Sadece dış kısmı mezoderm ile çevrilidir.

Pseudopod: Amip benzeri bir hücrelilerde ve fagositoz yapan diğer hücrelerde bulunan sitoplazma uzantıları, yalancı ayak.

-R-

Radial segmentasyon: Embriyoda, oluşan yeni hücrelerin birbirinin üzerine veya yanına gelecek şekilde ilerlediği segmentasyon tipi.

Radial simetri: Vücuttan diklemesine (yere paralel olarak) geçen tüm düzlemlerin, vücudu eşit iki parçaya ayırdığı simetri tipi, ışınsal simetri.

Radula: Yumuşakçalarda, üzerinde kitin diş sıraları taşıyan, ağız içi rende organı, dişi dil.

Red-tide: Dinoflagellata takımında yer alan alglerin, yılın beli dönemlerinde okyanuslarda çok hızlı bir şekilde çoğalmaları ve bu alglerin içerdikleri pigmentin renginin suda yoğunlaşması sonucu ortaya çıkan görüntü, kırmızı kuşak.

Reçine: Bazı odunlu bitkilerin salgıladıkları, katı ya da yarı akışkan, yarı saydam, suda çözünmeyen salgı maddeleri.

Rejenerasyon: Canlılarda eksilen, bozulan bir yapının tamamlanması, onarımı.

Reseptör: Belirli kimyasalların veya uyartıların tanıyıcısı konumunda olan, bazı hallerde de bunların hücreye girmesini veya bunlara karşı bir cevabın oluşturulmasını mümkün hale getiren yer veya yapı, almaç.

Retina: Gözde en iç kısımda bulunan, ışığa duyarlı hücrelerin, duyu sinirlerinin ve pigmentlerin bulunduğu, çift katlı ağ tabaka.

Ribozom: Protein sentezinden sorumlu olan organel.

Rizoid/rizoit: Kökçük.

Rizom: Genellikle toprak altında bulunan ve yukarı doğru filizler, aşağıya doğru kökler veren kalın, yatay gövde.

-S-

Saçak kök: Yan köklerin ana kökten daha fazla gelişmesi.

Saprofit: Ölü canlılar veya organik maddeler üzerinden beslenen, çürükçül, ayrıştırıcı.

Segment: Bir yapının, az çok birbirine benzeyen parçalarından her biri, bölüt.

Segmentasyon: Zigotta, sitoplazma büyümesi olmadan art arda görülen mitoz bölünmeler sonucunda, birbirine benzer hücrelerin oluşması.

Sekonder: ıkincil, ikinci derecede önemli olan, yan, tali.

Selüloz: çok sayıda glikozun birleşmesi ile oluşan, bitki hücrelerinin temel yapıtaşı olan yapısal bir polisakkarit.

Septum: Bölme.

Sesil: Bir yere bağlı olarak yaşayan.

Sferik simetri: Vücudun herhangi bir yerinden geçen tüm düzlemlerin, vücudu eşit iki parçaya ayırdığı simetri tipi, küresel simetri.

Sil: Bazı bir hücrelilerde hareketi sağlayan, bazı organizmaların da akciğer borularında senkronize hareket ederek, toz gibi. partikülleri akciğerden uzaklaştıran kamçı benzeri yapı.

Simbiyont: Başka türden bir canlı ile ortak yaşayan canlı. Bu birliktelik, her iki tarafın fayda ya da zarar durumuna göre farklı isimler alır.

Sinüs: Organların ya da dokuların arasındaki boşluk.

Sitoplazma: Hücre zarı içerisinde, çekirdek dışında kalan bütün canlı kısım ve bu kısmı dolduran viskoz yapı.

Soymuk boruları: Bitkilerde iletici hücreler olan, kalburlu hücreler ve kalburlu boru elementlerinden oluşan, besin iletimi, depo edilmesi ve destek görevlerini yapan doku. Floem

Sölom boşluğu: üç embriyo tabakasına sahip olan hayvanlarda, iç kısmı tamamen periton zarı ile kaplanmış olan gerçek vücut boşluğu.

Sperm: Erkek eşey hücresi.

Spermatofor: Bazı canlıların erkek bireylerinde, birçok spermin bir arada taşınmasını sağlayan kapsül.

Spikül: ığnemsi uzantılar.

Spiral segmentasyon: Embriyoda, oluşan yeni hücrelerin birbirinin tam olarak üzerine veya yanına denk gelmeyip, yaklaşık 45 derecelik bir kayma ile birbirinin üzerine oturduğu segmentasyon tipi.

Spongocoel: Süngerlerde vücut içi boşluğu.

Spor: Eşeysiz üremeyi sağlayan hücre.

Sporofit: Döl değişimi gösteren bitkilerde diploit ya da eşeysiz (aseksüel) evre.

Stamen: Erkek organ. Bir çiçekte başçık (anter) ve iplikçik (flamen)ten oluşan çiçek tozlarını (polen) oluşturan organ.

Statocyst: ıçerisinde denge taşı bulunan kesecik.

Stigma: 1. Eklembacaklılarda, trake sisteminin havayla temas ettiği açıklıklar. 2. Çiçeklerde, dişi üreme organının poleni aldığı uç kısmı.

Stilet: Yapışkan organ.

Subepidermal plexus: Deri altı sinir ağı.

Şizosöl sölom: Erken embriyonik evrede kopan iki blastomer, endoderm ve ektoderm arasına düşerek ilkin mezoderm hücrelerini oluşturur. ıki tabakanın ayrılmasıyla mezoderm gelişir. Mezodermden köken alan vücut boşluğudur.

-T-

Tagmata: Kaynaşmış ya da hareketli halde olabilen, özelleşmiş vücut bölümleri.

Tal/Tallus: Kök, gövde ya da yaprak gibi doku özelleşmesi görülmeyen, alglerde ve bazı aşağı yapılı bitkilerde görülen vücut yapısı.

Tek yıllık bitki: Yaşam devirlerini bir yıl içinde tamamlayan bitkiler.

Tentakül: Uzantı.

Testa:Tohum kabuğu. Tohum dış örtüsü.

Testis: Erkeklerde üreme hücrelerini oluşturan, aynı zamanda eşey hormonları salgılayan bir bez niteliği de taşıyan organ, erbezi.

Triploblasti: Embriyonik gelişim sürecinde her 3 tabakanın da (endoderm, mezoderm ve ektoderm) oluşması, üç tabakalılık.

Tüberkül: Topuzcuk şeklindeki küçük ve yuvarlak çıkıntı ya da kabartılar.

-Ü-

Üre: Memeli ve diğer hayvanlarda amino asitlerin yıkımı ile oluşan son ürün.

Üreticiler: Bir sistem içerisinde, güneş enerjisini organik moleküllerin bağ enerjisi şekline çevirebilen canlılar, besin üreticiler, ototroflar.

-V-

Vasküler sistem: Ksilem ve floemden oluşan bitki dokularında, ksilem tarafından su ve suda erimiş maddelerin, floem tarafından fotosentez ürünlerinin taşınmasını sağlayan sistem. İletim sistemi. Damar sistemi.

Vejetasyon: Bitkilerin sınıflandırılmasındaki, yöreleri gözetmeksizin fizyonomik ve ekolojik bakımdan bir bölgedeki bitki örtüsü. Bir yerdeki ekolojik koşullara bağlı olarak bulunan bitki örtüsü.

Vejetatif üreme: Yaprak ya da sap gibi vücut bölümlerinden eşeysiz olarak üreme.

Velum: 1. Medüzlerde, şemsiye yapısının kenarını çember gibi saran örtü. 2. Basidli mantarlarda, genç basidiokarpları örten yapı.

Ventral: Bir organizmanın karın kısmı.

Visceral kitle: İç organlar.

Viskoz: Akışkanlığı az olan sıvı.

Vivipar: Yavrunun, bir plasenta varlığıyla, anneyle arasında besin, gaz, vb. alışverişi olarak gelişimini tamamlaması sonucunda, gerçek doğum yapan.

-X-

Xantofil (Ksantofil): Sarı veya kahverengi bir karotenoid pigment grubu.

-Y-

Yolk Bezi: Besin maddesi üreten ya da depolayan bez ya da kese.

Yumurta: Dişi eşey hücresi.

Yumurtalık: Dişi bireylerde eşey hücrelerinin üretildiği, aynı zamanda eşey hormonları da salgılayan organ.

Yutak: Ağız boşluğu ve yemek borusu arasındaki kaslı kanal, farinks.

-Z-

Zigot: Dişi ve erkek eşey hücrelerinin birleşmesiyle oluşan, döllenmiş yumurta hücresi.

Zooid: Bir koloni içerisinde farklılaşmış olarak bulunan bireylerin her biri.

Zooplankton: Hayvansal özellik gösteren planktonlar.

Zoospor: Bir hücreli algler ve mantarlarda kamçılı, hareketli eşey hücresi.

Fermantasyon Ve Oksijenli Solunum

Salı, 06 Kasım 2007

Solunum:Canlıların enerji elde etmek için organik besin maddelerini parçalamalarına denir. Solunumun amacı ATP sentezlemektir. Organik besinlerin yapısındaki kimyasal bağ enerjisi ATP üretiminde kullanılır. Canlılarda O2li ve O2 siz olmak üzere iki çeşit solunum vardır.

1.Oksijensiz(Anaerobik) solunum:Fermantasyon da denir. Glikozun hücre sitoplazmasında O2 kullanılmadan parçalanması ve enerji elde edilmesidir. İki çeşit fermantasyon vardır.

a-Laktik asit fermantasyonu:Glikoz laktik aside parçalanır.

Laktik asit fermantasyonu yüksek organizasyonlu canlıların kas hücrelerinde görülür. Miktarı artarsa krampt (fizyolojik tetanoz) görülür.

b-Etil alkol fermantasyonu:Glikoz etil alkole parçalanır. 2mol CO2 açığa çıkar.

Etil alkol fermantasyonu mayalarda gözlenir.

Ortamdaki glikoz miktarı, sıcaklık ve oluşan ürünler fermantasyon hızını etkiler. O2 siz solunumda hammedde olarak kullanılan maddeler sonuna kadar parçalanmadıkları için enerjinin büyük bir kısmı açığa çıkan ürünlerin yapısında kalır.

GLİKOLİZ (Glikolitik yol)

Glikozun sitoplazmadaki çeşitli enzimler yardımıyla pürivik asite kadar yıkım reaksiyonlarıdır. O2 li ve O2 siz solunum yapan bütün canlılarda görülür. Glikoliz sırasında önce aktivasyon enerjisi olarak 2 ATP kullanılır, 4 ATP sentezlenir. Glikoliz sonunda her bir glikoliz molekülünden 2 molekül pürivik asit net 2 ATP ve 2 molekül NADH+H oluşur.

Glikoliz reaksiyonları

Glikolizden sonra ortak ürün olan, pürivik asit(pirüvat) NADH2 lerle birleşerek son ürünleri oluşturur. Son ürünler farklı canlılarda farklı enzimler kullanıldığı için farklı olur.

-İnsan ve hayvanlarda laktik asit

-Mayalarda etil alkol ve CO2

-Bazı bakterilerde asetik asittir.

Fermantasyonda 1 mol glikoz 2 ya da 3 karbonlu bileşiklere parçalandığı için 4 ATP sentezlenir. Net kazanç 2 ATP dir.

Fakat O2 li solunumda besinler kendilerini oluşturan yapıtaşlarına kadar parçalandığı için kazanç 38 ATP dir.

2.Oksijenli (Anaerobik) solunum:Organik besinlerin O2 ile yakılarak ATP elde etme işidir. Üç aşamada incelenir:

a-Glikoliz(sitoplazmada)

b-Krebs devri(mitokondri matriksinde)

c-Elektron taşıma sistemi(mitokondri kristasında)

C6H12O6+6O2®6CO2+6H2O+38 ATP

A-Glikoliz:Glikozdan pürivik asit oluşuncaya kadar gerçekleşen reaksiyonlar fermantasyonda olduğu gibibi O2 li solunumda aynen gerçekleşir. Bu aşamadan sonra oksijen varlığında mitokondriye geçiş olur.

B-Krebs devri:Pirüvat asetil Co-A(asetil koenzim a) ya dönüşünce krebs devribaşlar. Devir 2 asetil Co- A için iki kez olur. Sonuçta;

-4 CO2

-2 ATP (subsrat düzeyinde)

-6 NADH2

-2 FADH2 oluşur.

·Pürivik asit O2 li ortamda asetil Co-A ya dönüşür.

·Asetil Co-A mitokondride krebs devrini başlatan ara üründür.

C-ETS (Elektron Taşıma Sistemi):Mitokonri iç zarlarında bulunan solunum enzimlerinin elemalarıdır. H atomları elektronları ikişer ikişer ETS den aktarılır. Sonuçta NADH2 için 3ATP, FADH2 içim 2ATP sentezlenir. ETS nin elemanları NAD, FAD ve sitokromlardır. ETS de elektronların son alıcısı O2 olup hidrojenleri tutarak H2O oluşturur.

ATP Kazancı:

Sitoplazmada :

4 ATP(Glikoliz)-Subsrat düzeyinde fosforilasyonla

2 NADH2 2*3=6 ATP-Oksidadif fosforilasyonla

Mitokondride:

2 ATP(Krebste)-Subsrat düzeyinde

8NADH2 için 8*3=24 ATP

2FADH2 için 2*2=4 ATP

Toplam:30 ATP+10 ATP(sitoplazmada)

Toplam üretilen:40 ATP

Harcanan:2 ATP

Net:38 ATP

Proteinler, karbonhidratlar ve yağlar farklı noktalardan solunum reaksiyonlarına katılırlar.

KREBS Devri Şeması

Genetik

Salı, 06 Kasım 2007

Canlıların sahip olduğu özelliklerin dölden döle nasıl aktarıldığını inceleyen bilime genetik denir.

Gen: Bir polipeptidin sentezinden sorumlu en küçük DNA parçasıdır. Sembollerle gösterilir. Genler kromozomlar üzerindedir.

Kromozom: DNA ve proteinden oluşan genetik bilginin tamamının bulunduğu moleküldür.

Kromozomların Genel Yapısı

Homolog Kromozom: Biri anneden diğeri babadan gelen şekil ve büyüklükleri aynı olan kromozomlardır.

Allel gen: Bir canlıda her karakter için en az iki gen bulunur. Bu genler allel gen çiftidir. İki allel gen kesinlikle aynı kromozom üzerinde bulunmaz. Bu genler bir karakter üzerine aynı yada zıt etki ederler.

Dominant (Baskın) gen: Etkisini oğul dölde her zaman gösteren gendir. Büyük harfle gösterilir. Örneğin; A : Siyah göz geni, a : Mavi göz geni

Resesif (Çekinik) gen: Etkisini oğul gende sadece homozigot halde gösteren gendir. Çekinik genler küçük harfle gösterilir.

Homozigot: Allel genlerin ikisinin de dominant yada resesif olmasıdır. Örnek; AA veya aa.

Heterozigot: Allel genlerin birbirinden farklı olmasıdır. Örnek; Aa.

Genotip: Canlının belli karakterle ilgili genlerin tümüdür.

Fenotip: Canlının dış görünüşüdür. Fenotip, genotip ve çevre etkisi ile oluşur.

Arı döl: Bütün karakterleri homozigot olan bireylerdir.

Hibrit (Melez) döl: Canlının genotip inde heterozigot karakterin olmasıdır.

GAMET OLUŞUMU

Eşeyli üreyen canlılarda 2n kromozomlu eşey ana hücrelerinden mayozla n kromozomlu eşey hücreleri (gamet) oluşur. Bu sırada allel gen çiftleri birbirinden ayrılarak farklı gametlere gider. Buna Mendel`in ayrılma prensibi denir.

Monohibrit çaprazlama: Bir gen çifti bakımından heterozigot iki bireyin çaprazlanmasıdır. (Aa x Aa)

Dihibrit çaprazlama: İki gen çifti bakımından heterozigot iki bireyin çaprazlanmasıdır. (Aa Bb x Aa Bb)

Kontrol çaprazlaması (Geri çaprazlama): Genotipin bilinmeyen baskın fenotipli bireyin, homozigot çekinik bireyle çaprazlanmasıdır.

Eksik baskınlık: Bir karakteri kontrol eden genç çiftlerinde birinin diğerine tam baskın olmaması durumudur.

Çok alellik: Bir karakterin ikiden fazla allel gen ile kontrol edilmesidir. Çok alellik gösteren bir özelliğin oluşturacağı genotip çeşitliliği şöyle hesaplanır: n x (n + 1) : 2. n burda allel sayısını gösterir.

KAN GRUPLARI

Memelilerde A, B ve 0 genlerinin kontrolünde alyuvar hücrelerinin zarındaki antijen ve kan serumundaki antikorlar etkilidir. A ve B genleri 0 genine baskındır. Bu yüzden AA ve A0 genotipli bireyler A kan grubundan, BB veB0 genotipli bireylerde B grubu olur.

A grubu kanda; A antijeni bulunduğundan anti A ile aglutine olurlar (çökelirler).

Bütün kan gruplarının özellikleri aşağıdaki tabloda görülebilir:

Kan nakillerinde alıcının antikoruna ve vericinin antijenine bakılır. AB grubunda antikor olmadığı için her gruptan kan alır (genel alıcı). 0 grubunda antijen olmadığı için her gruba kan verir (genel verici).

İnsanda ayrıca A, B, 0 kan gruplarından bağımsız olarak Rh faktörü bulunur. Alyuvarda Rh antijenleri olan bireyin (Rh +) serumunda bununla ilgili antikor yoktur.

Kan Uyuşmazlığı (Eritroblastosis fetalis): Rh (-) bir annenin Rh (+) bir çocuğa hamile kalması durumunda görülür. Buna bağlı olarak çocukta sarılık hastalığı oluşabilir.

EŞEYE BAĞLI KALITIM

Gonozomlar (X, Y) üzerinde eşey tayin eden genler dışında vücut özelliklerini kontrol eden genlerde bulunur. Bu genlerle taşınan kalıtıma eşeye bağlı kalıtım denir.

Ayrılmama Olayı: Mayoz bölünme sırasında gametler oluşurken kromozomların birbirinden ayrılmaması olayıdır.

Ayrılmama otozomlarda olduğunda; mongolizm (45 + XX), down sendromu (45 + XY) görülür.

Ayrılmama gonozomlarda olursa çeşitli hastalıklar görülebilir.

Turner sendromu (44 + X0); Boyları kısa, boyunları kalın kısır bireylerdir.

Kleinfelter sendromu (44 + XXY); Testisleri gelişmemiş bireylerdir.

Kleinfelter sendromlu birinin kromozom haritası

Süper dişi (44 + XXX); Eşeysel organları gelişir ama mensrulasyon görülmez.

XYY zigotu; Bu bireylerde zeka gerililiği ve hunharca cinayet işleme eğilimi vardır.

X’ e Bağlı Kalıtım: Hemofili ve renk körlüğü X geni ile taşınır.

Y’ ye Bağlı Kalıtım: Sadece erkeklerde görülür. Kulak kıllılığı, yapışık parmaklılık, balık pulluluğu Y geni taşınan karakterlerdir.

Bağlantı: Bazı karakterleri meydana getiren bir grup genin nesilden nesile beraber geçmesi olayıdır. Bazı genler kromozomlar üzerinde art arda yer alır. Bunlara bağlı genler denir.

Krossing – over sadece bağlı genler arasında gerçekleşir.

Sentromere yakın olan genler daha çok bağlı kalma şansına sahiptir.

Bir kromozom üzerindeki genler birbirinden ne kadar uzaksa krossing – over ile ayrılma olasılıkları da o kadar fazladır.

POPULASYON GENETİĞİ

Bir populasyondaki bireylerin genlerinin toplamına o populasyonun gen havuzu denir. Bir genin bu havuzdaki oranına o genin frekansı denir.

Gen frekansını değiştiren etkenler:

1- Göç: Populasyonda dışa ve içe göçler frekansı etkiler.

2- İzolasyon: Populasyon coğrafik engelle ikiye bölündüğünde oluşan yeni populasyonların gen frekansları değişir.

3- Mutasyon: Genlerin yapısında meydana gelen değişiklere mutasyon denir. Sadece kalıtsal mutasyonlar gen frekansını değiştirir.

4- Doğal seleksiyon: Değişen çevre şartlarına uyum sağlayamayan canlıların yok olması, uyum sağlayanların yaşamına devam etmesidir.

5- Eş seçimi: Populasyonda belirli özelliktekiler eş olarak seçiliyorsa, bu özelliği belirleyen genin frekansı artar.

6- Genetik sürüklenme: Eğer bir populasyonun birey sayısı az ise gen frekanslarıda değişime daha açıktır.