Bir Türk Ailesinin Öyküsü
Salı, 06 Kasım 2007BİR TÜRK AİLESİNİN ÖYKÜSÜ
1- ESERİN ÖZETİ
Eser yazarın anılarından oluşmaktadır. Eserde Birinci Dünya Savaşı öncesi ve savaş sırasında yaşanan olaylara önem verilmiştir.
Yazar doğduğunda annesi on beş, babası ise yirmi yaşındadır. Varlıklı bir ailenin oğludur. Aile oldukça kalabalıktır. Annesi, babası, dedesi, babaannesi, hizmetçileri Hacer, Feride ve bakıcısı İnci aynı evde yaşamaktadır.
Yazar İnci’ çok baÄŸlı kalarak yetiÅŸmektedir. Hacer evin yemeÄŸini piÅŸirir. Feride ev,n temizliÄŸini yapar, babaannesi saÄŸa sola emirler yaÄŸdırır, annesi ara sıra nakış diker. İnci ise daima evin iki oÄŸluna bakar. Fırsat buldukça da Feride ve Hacer’e yardım eder. Babası yazarın dedesinden devraldığı ÅŸirketi yönetir. Dedesi ise artık çalışmayı bırakmış ve evin bahçesindeki gülleriyle uÄŸraÅŸmaktadır.
Yazar küçüklüğünde devamlı babaannesiyle hamama giderdi. Bir gün ev halkı artık onun babaannesiyle hamama gitmesinin sakıncalı olmaya başladığı kanaatine varır. O zamanlar hamamlar; kadınların bir araya gelip sohbet ettikleri, oğlan analarının bir kenara, kız analarının bir kenara toplanıp oğullarına kız baktıkları bir yerdir. Babaanne ev halkının aldığı kararı takmaz bir şekilde son bir kez torunuyla hamama gideceğini söyler. Anne ve baba, annelerinin yoğun ısrarına dayanamayarak son bir kez izin verirler. Ertesi gün erkenden hamamda özel bir oda ayırtmak için Feride yollanır. Hacer ise erkenden yemek yapmaya başlamıştır. Fakat babaanne bu yemekleri sevmemektedir. Akşam olduğunda tüm hazırlıklar tamamlanmıştır. Ertesi gün İnci, yazar ve babaannesi hamama giderler ve kendilerine ayrılan odaya girerler. Fakat yazar yaşı itibariyle odaya girerken geçtikleri kalabalık yerlerde çok utanır. İnci ilk olarak etrafı temizler, herkes yerleşmiş ve yemekler çıkartılmıştır. Akşam olurken odadan çıkarlar ve etraflarına bakındıklarında sabahki tanıdık yüzlerden pek azının kaldığını fark ederler. Babaannesi etraftaki birkaç kişi ile konuştuktan sonra hamamı terk ederler.
Yazar altı yaşına girmiÅŸtir. Sünnet zamanı gelmiÅŸtir. O da bunun haberini alır, oldukça heyecanlanır. Sünnet töreninde tek başına olmayacağını biliyordur yani kendisiyle beraber mahallede oturan baÅŸka çocuklar da bu törende sünnet edilecektir. Sünnet töreni yan komÅŸuları olan bir yüzbaşının evinde yapılacaktır. Kendisi çok heyecanlı ve sevinçlidir. Fakat bir gün İnci’nin kendisine sünnet edilirken acı çekeceÄŸini söylemesi onun bu heyecanının korkuya dönüşmesini saÄŸlar. Yazar bu korkusunu içine atar. Sünnet edileceÄŸi gün geldiÄŸinde korkuyla beraber heyecanlanır. Sünnet edilirken hiç acı hissetmez ama sırf o güne kadar çektiÄŸi korkular için etrafındakilerin “ÅŸÅŸÅŸit” demesine raÄŸmen avazı çıktığı kadar bağırır.
Tatilden sonra yazarın mahalle okuluna başlamasına karar verilir ve yazarın okul malzemeleri hazırlanır. İlk gün için Hacer okuldaki diğer çocuklar için tepsilerce lokma pişirir. İlk gün yazar hocasını oldukça sert bulur ve zaman geçse dahi ona alışamayacağı hissine kapılır. Fakat hocanın ilk olarak yaptığı iş olan yazarın saçını okşaması bu havayı biraz temizler.
Hocanın üzerinde kara sakalına uygun bir cüppe, başında beyaz bir sarık vardır. Yazar okuldaki tek sınıfa gitmek üzere hocanın peşine düşer. Okulda ders işlenmemektedir sadece ara sıra Kuran okunur ve hoca ders işlenmesi sırasında uyuklayanlara, yaramazlık yapana aniden vurur. Öğrenciler yerdeki bir minderde oturmaktadır ve hoca onlardan daha büyük ve yüksek bir minderde oturmaktadır.
Yazar evine gittiÄŸinde babası orada olup bitenleri çok merak ederek oÄŸluna sorar ve alınan cevaplar karşısında ÅŸok olur. OÄŸlunu, altıncı yaşına girerken Fransız okuluna gönderme kararı alır. Fransız okulunda öğrenciler genelde Türk’tür ve yazarın ailesine benzer ailelerden gelmektedirler. Aralarında az da olsa Fransız ve Ermeni öğrenciler de vardır. Yazar okula baÅŸlar baÅŸlamaz Fransızca öğrenmeye baÅŸlar. Kısa zamanda okula tek başına gitmeye baÅŸlar. Okuluna yavaÅŸ yavaÅŸ alışmaya baÅŸlamıştır.
Devletin yeniden bir savaÅŸa gireceÄŸi dedikodusu saraydan babasının kulağına gelir. Yazarın babası bu dedikoduları deÄŸerlendirerek evde derhal yiyecek depolanmasını saÄŸlar. SavaÅŸ sırasında büyük kayba uÄŸramamak için eski görkemli evlerinden daha ufak bir eve taşınırlar. Masrafın artmaması için Hacer’i evden uzaklaÅŸtırırlar. Babaanne ilk önce karşı çıkar fakat elinden bir ÅŸey gelmez.
Artık savaÅŸ baÅŸlamıştır. Davulcular her gün sokaklarda dolaÅŸarak gençleri askere çağırır. Sırasıyla yazarın amcası ve babası askere çağırılır. Amcası Åžam’da, babası ise Çanakkale’de ÅŸehit olur. Reissiz kalan aile biraz bocalar, zor gümler geçirir fakat sonra toparlanmayı baÅŸarırlar. Hayatlarını düzene sokarlar. Aradan beli bir zaman geçtikten sonra annesi varlıklı bir adamla evlenir. Fakat yaptığı bu tercihte mutlu olamaz. Çünkü adam, yazarı, kardeÅŸini ve annesini hiç sevmemektedir. yazarın annesi, babası savaÅŸa giderken hamiledir. DoÄŸan çocuÄŸun adı ölen babasının isteÄŸi ile Muazzez konur.
Yazarın annesinin aklı matematiğe fazla çalışmadığı için kocasından kalan mal varlığını evinde muhafaza etmektedir. Son zamanlarda yangınlar sıklaşmıştır. Bir gece yazar annesinin dürtmesiyle uyanır, gözünü açtığında evlerinin yanmakta olduğunu görür. Annesi, yazar ve kardeşlerini güçlükle yanan evden güvenli bir yere uzaklaştırır. Bu arada annesinin aklına evdeki paraları ve mücevherleri gelir, eve koşar fakat paraları da evle birlikte kül olmuştur. Sabaha karşı yazarın babaannesi gelir ve onları evine götürür. Evin beyi onları evde istememektedir. Birkaç gün orda aldıktan sonra babaannesi onları kendine ait başka bir eve götürür. Annesi evi kendine göre güzelleştirir. Fakat yiyecek doğru düzgün yiyecekleri yoktur. O dönemde fırınların önünde saatlerce kuyruk beklenir fakat çoğu zaman bir ekmek bile alınamadan geri gelinirdi. Hayat şartları oldukça ağırlaşmıştır.
Yazar ve kardeÅŸi ikinci öğretim çağına gelmiÅŸlerdir. Annesi onları Kadıköy’deki yatılı vakıf okuluna yazdırır. Yazar ve kardeÅŸi okulda hiç görüşme imkanı bulamaz, her hafta sonu annelerinin kendilerini ziyaret etmelerini dört gözle bekler olmuÅŸlardır. Okulda, zamanın ÅŸartlarına göre nasıl davranılacağı öğretilmektedir. Bir gün yazar okul bahçesinde yediÄŸi ottan dolayı zehirlenir. Revire kaldırılır. Hastalığı tamamen geçmez. Bir deri bir kemik kalmıştır. OÄŸlunun bu durumunu öğrenen annesi, onu okuldan alır. Eve getirir güzelce bakımını yapar. Bir hocanın tavsiyesi ile bir berberde çıraklığa baÅŸlar. Fakat bir gün geçmeden iÅŸi bırakıp geri gelir.
Bir gün yazarın annesi eski komÅŸuları olan yüzbaşıyı görür. Fakat ÅŸimdi general olmuÅŸtur. Onun gerekli ortamı hazırlamasıyla çocuklarını Kuleli Askeri Lisesi’ne kaydettirebileceÄŸini söyler. Yazarın annesi bu habere çok sevinir. Çocuklarının on beÅŸ yıl mecburi hizmet yapacağına dair bir sözleÅŸme yaparak kayıt iÅŸlemini tamamlar. Yıllar sonra yazarın kardeÅŸi doktor olur. Kendisi ise subay olabilmek için çok çalışır. Sonunda hak ettiÄŸi yere girer. İstanbul’da harbiye okuduktan sonra subay olur. En sonunda hayatı boyunca istediÄŸi rahat bir yaÅŸama kavuÅŸmuÅŸtur…
3- MUHTEVA BİLGİSİ
A)ANA FİKRİ
Bir Türk ailesinin Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşadıkları esere konu edilmiştir.
B)ALINACAK DERSLER
Eserde verilmek istenen ders;
Her ne kadar zor durumda olursak olalım birlik ve beraberlik içinde, zorluklara karşı mücadele etmekten vazgeçmezsek sonunda zafere ulaşabileceğimizdir.
C)OLAYIN KİŞİLERİ VE TAHLİLLERİ
İrfan ORGA (yazar) :
Acılarını içine atan, duygularını içinde saklayan bir kişiliğe sahip. Azimli, kararlı ve mantıklı bir yapısı var. Olgunlaştıkça kendisini başkalarının yerine koyup yaşadığı olayların muhakemesini daha mantıklı bir şekilde kuruyor.
Annesi;
İnce, uzun, mağrur, küçük ama yaygın burunlu, kalemle çizilmiş gibi düzgün kaşlı, yüzüne peçe takmayan bir kadındır. Eşine ve çocuklarına bağlı, geleceği görebilen çağdaş biridir. Annesine ve babasına karşı saygılı, çocuklarının iyiliği için herşeyi göze alabilen bir karaktere sahiptir.
Babası;
Eşi gibi ileri görüşlü ve geleceği ile kaygı duymayan bir karakteristik özelliği vardır. Yakışıklı bir iş adamıdır. Savaşa gidip şehit olmuştur fakat O hep karşısındakine insanca yaklaşmayı tercih etmiştir.
Babaannesi;
Tamamıyla despot bir kişiliğe sahiptir. Kendisini etrafındakilerden daima üstün görür. Herşeyin kendi isteği doğrultusunda olmasını ister. Karşısındaki kişiyi sürekli küçük düşürmeye çalışır.
Dedesi;
İyi huylu yaşının getirdiği tutumluluğu yeterince uygulamaya çalışan biridir.
Feride;
Biraz uzun boylu ve zayıf bir dış görünüme sahiptir. Ara sıra içinde bulunduğu durumdan şikayetçi olur. Ama iyi bir hizmetçidir.
İnci;
Feride’ nin kızıdır. Melez bir cilde sahiptir. Çocuk bakımından iyi anlar. BulunduÄŸu durumdan daima memnun olan ve yardımlaÅŸmayı seven biridir.
Hacer;
Biraz kilolu ve sevecen bir kadındır. Ev işlerinden iyi anlar. Şakacıdır.
Amcası;
Yakışıklı, uzun boylu ve hareketli bir kişidir. İnce fikirli geleceği görebilen, çağdaş bir insandır. Yaptıklarından dolayı pişmanlık duymaz.
Babaannesinin ikinci kocası;
Tamamen aksi, geri kafalı, anlayışsız birisidir. Çevresinde onu seven fazla kişi yoktur.
Yüzbaşı;
Oldukça yakışıklı, düşünceli, anlayışlı, mesai arkadaşları tarafından sevilen bir subaydır. Zor durumda olanlara yardım eden biridir. İş yaşamında çok başarılıdır. Bu yüzden paşa olmuştur.
Erkek kardeÅŸi;
Amacını gerçekleştirebilen, azimli, çalışkan, iyiliksever bir insan. Mesleğinin gereklerini tam olarak yerine getirebilen bir doktor. Birlik ve beraberlik içinde çalışmayı seven birisidir.
D)OLAYIN GEÇTİĞİ MEKAN
Karakterler İstanbul’da denizi gören bahçeli bir yerde oturmaktadırlar. Çevre yeÅŸillik ve sessiz bir bölgedir. Her sabah kuÅŸ cıvıltıları ile uyanmaktadırlar. Ev, beyaz boyalı, iki balkonlu ve panjurlu bir evdir. Evin oyun oynamak için bile ayrı odası vardır. Terasından denizdeki dalga sesleri duyulur. Evin yakınlarında sik sık gidilen bir hamam vardır. Burası kadınlara özeldir. Hamamda her müşteriye özel bir havuz vardır.
Sarıyer’deki amcasının evi oturdukları evden oldukça büyük ve güzeldi. Bahçesinde büyük meyve aÄŸaçları ve çiçek sergileri bulunmaktadır. Evin etrafı çeÅŸit çeÅŸit çiçeklerle çevrili olduÄŸu için evin içi çiçek kokusu ile doludur. Bahçede geniÅŸ bir havuz vardır.
Savaş başlarken taşındıkları yeni ev, eski konaktan ufaktır. Bu evde herkese ayrı bir oda veya oyun odası yoktu. Ev bir tepenin üzerinde yer alıyordu. Üst katından Boğaz görünüyordu. Evin bahçesinde armut ve ayva ağaçları bulunmaktaydı. Savaş süresince bu evde oturmuşlardır.
E)TÜR BİLGİSİ
“Bir Türk Ailesinin Öyküsü” adlı eser anı (hatıra) türündedir.
4) YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Yazar hakkında bilgi bulunamamıştır.
5) SONUÇ
Yazar hatıra dalında çok güzel ve etkileyici bir eser sunmuştur. İçerik bakımından oldukça zengindir. Anlaşılır ve akıcı bir dille yazılmıştır. Bu nedenle bendeki okuma isteğini artırdı. Olayların gerçekliği ve hayallerden uzak oluşu okuru kitaba bağlıyor. Anı türüyle veya Cumhuriyet Dönemi Türk ailesinin yapısıyla ilgilenenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olarak görüyorum bu eseri.