‘Basın Yayın’ Kategorisi için Arşiv

Açık Toplum Ve Düşmanları

Salı, 06 Kasım 2007

YAZAR

: KARL POPPER

KİTAP ADI

: AÇIK TOPLUM ve DÜŞMANLARI

BASKI SAYISI

: DÖRDÜNCÜ BASIM

BASILAN YER

: İSTANBUL

YAYIMLAYAN

: REMZİ KİTABEVİ

YAYIM TARİHİ

: NİSAN , 2000

SAYFA SAYISI

: 1. Cilt 362 sf.

: 2. Cilt 382 sf.

Açık Toplum ve Düşmanları 1945 yılında basıldı. Bu kitap Popper’in Hitler Nazizmine saldırısı ve kendi demokrasi anlayışını savunması niteliğindedir. Karl Popper’in asıl uzmanlık alanı Mantık ve Bilim Felsefesi’dir. Bu alandaki önemli katkısını Bilimsel Bulgu Mantığı (1934) adlı kitabı temsil eder.

Karl Popper’in Türkçe’ye çevrilen ilk kitabıdır. İlk basımı 1967 yılında , Türk Siyasi İlimler Dergisi Yayınları’ndadır.

Kitabı çevirenin görüşü ( Mete Tunçay ) :

Açık Toplum ve Düşmanları partizanca bir polemiktir , ama ustalıklı bir polemiktir. Popper’in partizanlığıda bugün ekonomide faydasızlığı anlaşılmış olmakla birlikte , siyasetteki şerefini hala koruyan bir görüşün , liberalliğin partizanlığıdır.

CİLT 1 : PLATON

KAYNAK ve KADER EFSANESİ

- Tarihsicilik ve Kader Efsanesi

- Herakleitos

- Platon’un Formlar ve İdealar Teorisi

PLATON’UN BETİMLEME SOSYOLOJİSİ

- Değişim ve Durulma

- Doğa ve Uylaşım

PLATON’UN SİYASAL PROGRAMI

- Totaliter Adalet

- Önderlik İlkesi

- Filozof Kral

- Estetikçilik , Yetkincilik , Ütopyacılık

PLATON’UN SALDIRISININ TEMELİ

- Açık Toplum ve Düşmanları

KAYNAK ve KADER EFSANESİ

Tarihsicilik ve Kader Efsanesi

Karl Popper’e göre tarihsicilik eski bir düşünce , gevşekçe birleştirilmiş bir düşünceler topluluğudur. Tarihsicilik , seçilmiş halk öğretisiyle gözümüzde canlandırılabilir. Seçilmiş halk öğretisi , Tanrı’nın Kendi iradesinin seçkin aracı olarak bir halkı seçtiğini ve yeryüzü- nün bu halka kalacağını varsayar. Seçilmiş halk doktrini toplumsal yaşayışın kabile çağında ortaya çıkmıştır. Bu öğretide tarihsel gelişim yasasını Tanrı’nın iradesi koymuştur. Tanrıcı biçimi , tarihsiciliğin öteki biçimlerinden ayıran fark budur.

İki modern tarihsicilik çeşidi var :

a-(sağ yan) Irkçılığın yada faşizmin tarih felsefesi

b-( sol yan) Marksçı tarih felsefesi.

Irkçılık , seçilmiş halkın yerine kendisini koyar , yeryüzünün sonunda kendilerine seçil- miş ırka kalacağını ifade eder.

Marx’ın tarih felsefesi ise seçilmiş halkın yerine sınıfsız toplumun yaradılışının aracını koyar , yeryüzünün ise seçilmiş sınıfa kalacağını belirtir.

Herakleitos

Eski Yunan’da tarihselci niteliği açısından seçilmiş halk doktrinine Herakleitos’a gelin- ceye kadar pek rastlayamayız. Homeros’un açıklamaya çalıştığı şey tarihin birliksizliğidir. Homeroscu yorumun Yahudilerinkiyle paylaştığı şey yarı belirsiz kader duygusudur. Hesio- dos , Doğu kaynaklarından etkilenmiştir ve tarih yorumu karamsardır. Altın Çağ’dan sonra insanlığın gelişiminde beden ve ruhsal açıdan soysuzlaştığına inanır.

Platon’un tarihsiciliği çeşitli öncülerden etkilenmiştir , ancak en önemli etki Heraklei- tos’unkidir.

Herakleitos , değişim dünyasını keşfeden filozoftur. Onun zamanına kadar Yunan filo- zofları , Doğu düşünüşünden esinlenerek dünyaya inşa malzemesi maddi şeylerden kocaman bir yapı diye bakıyorlardı.( 1 )

Herakleitos , “Kosmos , olsa olsa rastgele dağıtılmış bir çöp yığınıdır”( 2 ) der. O dünyayı yapı olarak değil , devasa bir süreç olarak görmüştür. Felsefenin başlıca sözü ; “Her şey akış- tadır ve hiçbir şey duruşta değildir.” Herakleitos’un tutucu ve antidemokratik anlayışı şu söz-lerinden anlayabiliriz : “Halk , şehrin yasaları uğruna , surları için dövüşüyormuş gibi dövüş- melidir.” Herakleitos’un değişim üstündeki ısrarı , Onu bütün maddi şeylerin alev gibi olduk- ları teorisine götürmüştür. Herakleitos tipik bir tarihsici olduğu için ,tarihin yargısını bir ahlak yargısı diye kabul eder( 3 ) ; Ona göre savaşın sonucu her zaman adildir.( 4 ) : “Savaşın her şeyin babası ve kralıdır.”

Platon’un Formlar Yahut İdealar Teorisi

Platon istikrarsız bir siyasal çatışma ve savaşlar döneminde yaşamıştır. Karl Popper’e göre toplumun ve “herşey”’in çıkış halinde olduğu duygusu Platon’un felsefesinin itici gücü olmuştur. Platon kendi toplumsal denemelerini , ortaya bir tarihsel gelişim yasası koyarak özetlemiştir. Platon’a göre , bütün toplumsal değişim , bozulma yada çürüme yahut da soysuz- laşmadır. Platon’un bazı eserlerinde ilkbahar ve yaza karşılık düzelme ve türeme dönemi , sonbahar ve kışa karşılık bozulma ve çürüme dönemi olan Büyük yıl düşüncesi vardır.

Platon iki şeye inanmaktadır : Bozulmaya doğru genel bir tarihsel yönelim ve siyaset ala- nında bütün siyasal değişimi durdurarak bozulmayı önleme düşüncesi. Platon’un uğrunda ça-lıştığı amaç budur. Değişim kötülüğünden ve bozulmaktan arınmış olan devlet , en iyi , yetkin devlettir.

Platon her çeşit çürüyen şeye karşılık , çürümeyen yetkin bir şey olduğuna inanmaktadır. Formlar yada İdealar Teorisi( 5 ) diye anılan , bu yetkin ve değişmeyen şeylere inanç , Platon felsefesinin merkezi doktrini olmuştur.

Platon’un siyasal amaçları tarihsici doktrine geniş ölçüde dayanmaktadır.

a-Platon’un hedefi toplumsal devrim ve tarihsel çürüyüşte kendini ortaya koyan Herakleitosçu akıştan kurtulmaktır.

b-Bunu ise tarihsel gelişimin çizgilerine katılmayacak kadar yetkin bir devlet kur- makla yapabileceğine inanır.

c-Yetkin devletin modelinin veya aslının Altın Çağ’da bulunduğuna inanır. Yetkin devlet , daha sonraki devletlerin ilk ceddi , büyük atası gibi birşeydir ; bunlar , o yetkin yada en iyi yahut “İdeal” devletin( 6 ) soysuzlaşmış çocuklarıdır.

Formlar yada ideaların , bozulabilir şeyler gibi , zaman ve mekan içinde oldukları düşü- nülmemelidir , mekan ve zamanın dışındadırlar (çünkü ebedidirler).

Platon’un ideası , şeyin aslı ve kaynağıdır. Şeyin hikmeti , ideali yetkinliğidir.

Yunan mitologyası ile Formlar yada İdealar Teorisi arasında önemli farklar vardır.Yunan- lılar , çeşitli aile ve kabilelerin atası diye birçok tanrıya taparlarken , İdealar Teorisi , insanın tek bir Form yada İdeası olmasını gerektirir( 7 ).

Sokrates’in anlam yada öz arama metodunu , birşeyin gerçek doğasını , Form yada İdea- sını saptamanın metodu haline getiren Platon olmuştur.

Karl Popper’e göre Formlar yada İdealar Teorisi’nin Platon felsefesinde üç tane görevi vardır :

a-Çok önemli bir metodolojik araçtır , değişen şeyler dünyasına uygulanabilecek bilgiyi olanaklı kılar.

b-Çürüme ve değişim teorisine ipucu vermektedir.

c-Toplumsal yapıcılık için yol açmakta ve toplumsal değişimi durdurma araçları yapmayı olanaklı kılar.

PLATON’UN BETİMLEME SOSYOLOJİSİ

Değişim ve Durulma

Platon’un sosyolojisi olguların gözlemiyle kurgunun karmasıdır. Platon “Mutlak ve ebedi değişmezlik,şeylerin ancak en tanrılıklarına verilmiştir ve cisimler bu dizide bulunmazlar( 8 )” demektedir. Kendi Formlar Teorisinde karamsar bir yargıya varmanın teorik temelini bulmuş- tur.

Platon’un sosyolog olarak büyüklüğü gözlemlerinin zenginliği ve ayrıntılarında ve sosyo- lojik sezgisinin kesinliğindedir.

Platon’un sosyolojik ve ekonomik tarihsiciliği , siyasal hayatın ve tarihsel gelişimin eko- nomik temeli üstündeki ısrarıdır , bu teori Marx tarafından “Tarihsel Materyalizm” adı altında canlandırılmıştır.

Yetkin devletin soysuzlaşarak dönüşmesiyle ilk biçim olarak timokrasi oluşmuştur , daha sonra oligarşi ortaya çıkar ve bu dönemde iç savaşlar başgösterir , bu savaşların sonucunda demokrasi kurulur.

Platon Devlet Adamı’nda üç tane tutucu ve yasalı biçimden bahseder. Bunlar ; krallık , aristokrasi ve demokrasidir. Üç tane de büsbütün bozulmuş ve yasasız biçim ortay çıkar ; de- mokrasi yasasız biçimine döner , oligarşi ve tiranlık.Tiranlık Platon’a göre en berbat devlettir.

Platon içbirliksizliğin , ekonomik sınıf çıkarlarının körüklediği , sınıf savaşının bütün siyasal devrimlerin itici gücü olduğunu keşfetmiştir.

Platon sınıf savaşı sorununu şöyle çözer : Platon’un devleti en katı sınıf ayrımlarına dayanır , köle devletidir. Sınıf savaşı sorunu , sınıfları kaldırarak değil , yönetici sınıfa karşı koyulamayacak bir üstünlük verilerek çözülür.

Platon’un en iyi devletinde üç sınıf yer alır ; bekçiler , savaşçılar ve işçi sınıfı. Bu sınıflar arasında geçiş söz konusu değildir.

En iyi devlette aile yok edilmeli veya bütün savaşçı sınıfı kapsayacak şekilde genişletil-melidir. Aksi takdirde aile sadakatleri birliksizliğe neden olabilir ; onun için “herkes birbirine tek bir ailedenmiş gibi bakmalıdır.”( 9 )Yoksulluk kadar zenginlikten de sakınılmalıdır. Bunun için , büyük yoksullara ve büyük zenginlere yer vermeyen komünist sistem ekonomik çıkarla- rı en aza indirerek yönetici sınıfın birliğini güven altına alabilir. Platon’a göre insan sığırlarına fazla sert davranmak zayıflık duygusunun göstergesi ve egemen sınıfın soysuzlaşmaya başla- dığının belirtisidir.

Doğa ve Uylaşım

Platon’un sosyolojisini anlamak için ;

a-Doğal yasalar : Değişmez , kesin bir düzenliliği ya doğa ile tutarlı yada tutarsız olarak betimlemektedir.

b-Normatif yasalar : Yasaklamalr ve buyruklar , insan tarafından zorla yürürlüğe konabilir , değiştirilebilirde.

Yukarıdaki ayrımların çıkış noktası saf birtekçilik : kapalı toplumun niteliği , eleştirmeli bir ikicilik : açık toplumun niteliği.

Platon’un tutumunu anlamak için ;

a-Biyolojik Naturalizm : Biyolojik türü , ahlak yasaları ve devlet yasaları keyfi olmak ile birlikte değişmeyen ebedi doğa yasaları bulunduğu teorisi. İlk insaniyetçi ve eşitlikçi biçi- mini ortaya atan Sofist Antiphon’dur. Doğayı doğrulukla ve uylaşımı yasayla özdeşleştirende o dur.

b-Ahlakçı Pozitivizm : Ahlakçı naturalizmin biyolojik biçimiyle , normları olgulara indirgememiz inancını paylaşır , buradaki olgular sosyolojik olgulardır. Tarihsel bir olgu olarak ahlakçı pozitivizm tutucu ve otoriteci olmuş.

c-Psikolojik veya Ruhçu Naturalizm : Yukarıdaki iki görüşün birleşimi ve bu görüşlerin tekyanlılıklarına karşı itiraz.

Platon’a göre birşeyin doğası kaynağı tarafından belirlenir. Platon toplum bilimlerinin tek metodu olarak tarihten yararlanır , bu tarihsici metodolojidir.

PLATON’UN SİYASAL PROGRAMI

Totaliter Adalet

Platon’un temel istemleri , biri değişim ve durulma üstüne idealist teori , diğeri natüra- lizm. İdealist formül şudur : Her türlü siyasal değişimi durdur! Değişim kötü , durulma tanrı- lıktır. ( 10 )

Platon’un siyasal programının başlıca öğeleri :

a-Sınıfların kesinlikle bölünmesi.

b-Devletin kaderinin egemen sınıf kaderiyle özdeşleştirilmesi.

c-Egemen sınıfın askerlik , eğitim vb. şeylerde tekeli vardır. Ancak para kazanmak-tan men edilmişlerdir.

d-Eğitimde , dinde ve yasamada her türlü yenilik yasaklanmalıdır.

e-Devlet kendi kendine yeterli olmalıdır.

Platon’un sisyasal öğretisi , yurttaşların mutluluğu ve adaletin hükümranlığı gibi amaçları ile modern totaliterlikten ayrılır. Fakat Karl Popper Platon’un siyaset programının totaliterlik ile özdeş olduğunu düşünmektedir.

Platon’un “adalet” ile kasdettiği şey ; en iyi devletin çıkarına uygun olmadır.En iyi devle- tin çıkarı nedir? Katı bir sınıf bölünmesi ve sınıf yönetimi olmasını sağlayarak değişimi dur- durmaktır. Adaleti sınıf yönetimi ve sınıf ayrıcalığıyla özdeşleştirmiştir.

Platon özgeci bir bireyciliğin var olamıyacağını savunur. Ona göre ya ortaklaşacı olunur yada bencil. Özgecilikle birleştirilen bireycilik , Batı uygarlığının temeli olmuştur. Hristiyan-lığın ana öğretisi budur.

Platon siyaset alanında bireyi kötü olanın ta kendisi olarak niteler.

Totaliterlik büsbütün ahlakdışı bir tutum değildir. Kapalı toplumun ahlakıdır ; ortaklaşa bencilliktir.

Önderlik İlkesi

Karl Popper hükümeti iki şekilde ayrımlar :

a-Kan dökmeden değiştirilebilecek hükümetler. Toplumun kurumları yöneticilerin yönetilenler tarafından düşürülmesinin araçlarını sağlarlar ve toplumsal gelenekler ( 11 ) bu kurumların iktidardakiler tarafından kolayca yıkılmasına elvermezler. ( demokrasi )

b-Yönetilenlerin başarılı bir devrim olmadan kurtulamayacakları hükümetler meyda- na getirir. ( tiranlık veya diktatörlük )

Demokratik ilkeyi benimsemekten şu inancın çıktığı söylenebilir : bir demokraside kötü bir politikanın kabulü bile , son derece bilgece bir tiranlığa boyun eğmeye yeğlenir.

Uzun vadeli her çeşit kurumsaldır. Önderlik ilkesi , kurumsal sorunların yerine kişilik sorunlarını geçirmez , yalnızca yeni kurumsal sorunlar yaratır. Bu kurumlara geleceğin önder- lerini seçip ayırma görevini yükler. Platon’un önderlik ilkesi kurumaların işlemesini gerektir- diği için salt bir kişilikçilikten pek uzaktır.

Sokrates tiranlığın her çeşidine karşıydı. Bilginin herkese öğretilebileceğine inanmıştır , Onun entellektüalizmi otoriterliğede karşıdır.

Platon’un entellektüalizmi ise farklı ; Devlet’in Platoncu Sokrates’i ( 12 ) otoriteciliğin kişileşmiş halidir.

Filozof Kral

Platon’un ideal filozofu hem herşeyi bilen , hemde yapabilen olmaya yaklaşmaktadır. O filozof kraldır.

Kan ve Toprak Mithosu : İnsandaki Madenler ve Topraktan – doğmuşluk Efsanesi diye tanınır.

Platon Kan ve Toprak Mithosu’nun aldatma olduğunu söyler. Mithos iki düşünce getirir :

a-Anavatanın savunmasını güçlendirmektedir.

b-Irkçılık efsanesidir. “Tanrı… yönetme yeteneği olanların hamuruna altın koymuştur , yardımcılara gümüş , köylülere ve öteki üretici sınıflara da demir ve bakır .” ( 13 ) Bu madenler kuşaktan kuşağa geçer.

Platon’un filozofu bilgili ve hakimdir. Onun istediği şey bilginin hükümranlığıdır. Filozof kralın ilk ve en önemli görevi şehrin kurucusu ve yasa koyucusu olmalıdır. Eğitim yürütücüsü niçin filozof olmalıdır? Bunun nedeni yöneticilerin otoritesini alabildiğince artırma gereğidir.

Platon’a göre bir filozof tarafından sürekli yönetilmeyen devlet bir süre sonra soysuzlaşa-caktır.

Estetikçilik , Yetkincilik , Ütopyacılık

Karl Popper kafasındaki Platoncu yaklaşımı ütopyacılık diye tanımlar.

Ütopyacı yaklaşım ; her eylemin belli bir amacı olması gerektiğini söyler. Akla uygun eylemde bulunmak için öncelikle erek seçilmelidir.

Marx ütopyacılığı şu şekilde eleştirmektedir :Ütopyacı planların hiçbir zaman başta düşü- nüldüğü gibi gerçekleştirilemeyeceğine inanıyor , çünkü hemen hiçbir toplumsal eylem tam umduğu sonucu doğurmaz.

Estetikçilik en güçlü anlatımını Platon’da bulmuştur. Platon bir sanatçıydı ve modelini gözünün önünde canlandırmaya ve kopye etemeye çalışmıştır. Siyaset Platon için Kralca Sanat’tır. Tıpkı müzik resim gibi kompozisyon sanatıdır.

PLATON’UN SALDIRISININ TEMELİ

Açık Toplum ve Düşmanları

Sihirci , kabileci , ortaklaşacı topluma kapalı toplum , bireylerin kişisel kararlarla karşı karşıya kaldıkları topluma da Açık Toplum denir.

Kapalı toplum yarı – biyolojik bağlarla ( hısımlık , birarada yaşama ) birbirine yarı – organik bir birim olduğu için sürü yada kabileyi andırır. Somut fiziki ilişkileri, somut bireyleri içerir.

Kapalıdan açık topluma geçiş insanlığın geçirdiği en büyük devrimlerden biridir.

Yunan kapalı toplumlarının çöküşü , organik kabileciliğin sonu demekti. İ.Ö. 6.yy. da bu gelişim , eski yaşam biçimlerinin çözülmesine ve siyasal devrimlere neden oldu. Bu olayla ; uygarlığın bunalımı duyulmaya başlandı. Bu bunalım kapalı toplumun çöküşünün sonucudur.

Kapalı toplumun çöküşü sınıf ve öteki toplumsal statü sorunlarını ortaya koymakla yurt- taşlar üstünde , ciddi bir aile kavgasının ve yuva dağılmasının çocuklar üzerinde yaratabilceği etkinin aynısını yapmıştır. ( 14 )

Kapalı toplumun çöküşünün en güçlü nedenlerinden biri deniz ulaştırmasıyla ticaretin gelişimi olmuştur.

Platon’a göre kötülüğün kökü “insanın düşüşü” kapalı toplumun çöküşüdür.

Karl Popper ; Platon’dan almamız gereken dersin onun bize öğretmeye çalıştığının tam karşıtı olduğunu söylemektedir.

Siyasal değişimi durdurmak çare değildir , bu mutluluk getirmez. Kapalı toplumun sözde masumluk ve güzelliğine artık geri dönemeyiz ( 15 ) .

İnsan kalmak istiyorsak , birtek yol vardır ; açık toplumun yolu.

NOTLAR 1-“Dünya hangi malzemeden yapılmış?” sorusu İonialı filozofların temel sorunudur. Onların dünyayı bir yapı olarak düşündükleri varsayılınca , dünyanın kuruluş planı sorusu,yapı malze- mesi sorununu tamamlamaktadır. Anaksimondros yeryüzünün kuruluş planını yapan ilk kişidir.

2-Diels , Die Versokratiker , 5. Basım , 1934 , cilt II. , sf. 423

Evrensel akış öğretisi Herakleitos’un temel öğretisidir. Buna bağlı olarak çıkan diğer dok- trinler yardımcı niteliktedir. Ateş doktrini doğa felsefesi alanındaki merkez öğretidir

3-Herakleitos birçok tarihsicilerden daha tutarlı olarak bir ahlak ve hukuk pozitivistidir. “Tanrılara herşey doğru , iyi ve haklıdır ; ancak , insanlar bazı şeyleri haksız , bazılarını haklı saymışlardır.”

4-Burada anlatılan iki parça şunlardır : ( 1 ) B 44 , D 5 53… ( 2 ) B 62 , D5 80

5-Bundan sonra gelen iki otobiyografik söz , Yedinci Mektup’tandır. ( 325 )

6-Platon’un en iyi devlet teorisi ; Devlet Adamı , 293 d/e ; 297 c ; Kanunlar , 713 b/c ; 739 d/e ; Timaios , 22 d , 25 e ve 26 d.

7-Devlet 469 b / 471 c. Burada şehirden daha kaplsamlı yeni bir ahlaki bütünün ortaya konuşu , Hellen üstünlüğü birliğinin izi var.

8-Kanunlar 893 c – 895 b. Yetkin şeylerin değişince , ancakdaha az yetkin olabilcekleri teorisi.

9-Platon’un Timaios’taki Devlet özetleyişindedir. 18 c / d

10-Kanunlar 895 b – 966 e. Doğaya dönüş formülünde Rousseau , Platon’dan geniş ölçüde etkilenmiştir.

11-Karl Popper , The Rationalist Yearbook , 1949. Gelenekler kişiler ile kurumlar arasında etkin ve aracı rol oynamaktadır.

12-Burnet ( Greek Philosophy , I , 178 ) Devlet’i salt Sokratik olarak niteler.

13-Devlet 415 a , 415 c. Platon , Mithosuna “Finikeli yalanı” der. Bunu R.Eisler açıklamıştır. Eisler , Doğu’da Habeşlerin , Yunanlıların , Sudanlıların ve Suriyelilerin , sırayla altın , gümüş , tunç ve demir diye tanıdıkılarına ve bu tanımlamanın Mısır’da siyasal propogan- da amaçlarıyla kullanıldığına işaret etmekte ve bu dört ırk hikayesinin Yunan’a Hesiodos zamanında Finikeliler tarafından getirildiğini , Platon’un da bu olguya değindiğini öne sürmektedir.

14-Toynbee buna “Hellenik toplum” un “çözülme” başlamadan önce Herakleitos’un anlattı-ğını söylemektedir. “Herkesin geçimini kazanma güvenliğiyle birlikte , yaşamdaki yerini , uygar ve toplumsal hak ve ödevlerini saptamış olan doğum statüsü” nün kaybolmasından söz eder. ( Geschicte des Altertums , 111 , 542 )

15-Kabile cenneti bir mithostur. Kapalı toplumda bir sürükleme duygusu bulunmayabilir ama başka korkuları vardır. Bu korkuları diriltmek ve aydınlara , bilginlere karşı kullanmak is- teği , özgürlüğe karşı ayaklanmanın yeni çıkışlarını nitelemektedir. Platon ,kendisine sade-ce iyiliğin bozulmuşu yada yozlaşmışı diye görünen kötülüğü idealleştirmekten kaçınmış-tır.

CİLT 2 : HEGEL , MARX ve SONRASI

FALCI FEELSEFELERİN GÖZE GİRMELERİ

- Hegelciliğin Aristoteles’ten Gelen Kökleri

- Hegel ve Yeni Kabilecilik

MARX’IN YÖNTEMİ

- Marx’ın Toplumbilimsel Belirimciliği ( Determinizm )

- Toplumbilimin Özerkliği

- Ekonomik Tarihsicilik

- Sınıflar

- Hukuk ve Toplum Düzeni

MARX’IN KEHANETİ

- Sosyalizmin Gelişi

- Toplumsal Devrim

- Kapitalizm ve Kaderi

- Kehanetin Değerlendirilmesi

SONRASI

- Bilgi Toplumbilimi

- Falcı Felsefeler ve Akla Karşı İsyan

FALCI FELSEFELERİN GÖZE GİRMELERİ

Hegelciliğin Aristoteles’ten Gelen Kökleri

Aristoteles’in pek yeni fikirleri yoktu , fakat mantığı bulan adamdı. Aristoteles’in düşün-celeri Platon’un yoğun etkisi altındadır. Aristoteles’in En İyi Devleti üç öğeden oluşmaktadır : Romantik bir Platoncu aristokrasi , “sağlam ve dengeli” bir feodalite ve demokratik fikirler ; ancak feodalite ağır basmaktadır.

Aristoteles’in özcülüğünden gelen üç türlü tarihsici öğreti ayırdedilebilir :

a-Bir devletin veya bireyin gizli kalmış özüne ait bilgi ancak onun tarihine bakmakla elde edilebilir.

b-Değişme , gelişmemiş özde örtük bulunanları açığa çıkararak değişmekte olan nes- nenin içinde bulunan tohumları , özü ortaya koyabilir.

c-Gerçekleşmek veya ortaya çıkmak için özün kendini ortaya çıkarması lazım.

Aristoteles’e göre bilim ; kanıtlayıcı ve kavrayıcı iki türlü olabilir.Kanıtlayıcı bilgi neden-lerin , kavrayıcı bilgi ise özsel doğaların bilgisidir.

“Bir şeyi ancak özünü bilmekle bilebiliriz” diyor Aristoteles ( 16 ). Aristoteles bir tanımda önce öze işaret ettiğimizi , daha sonra onu betimlediğimizi düşünüyor.

Özcü yorumun tanımı soldan sağa okunmasına karşılık , modern bilimde kullanılan tanım arkadan öne , yada sağdan sola okumaktadır , çünkü modern bilim önce tanımlayanı ele alır.

Hegel ve Yeni Kabilecilik

Bütün modern tarihsiciliğin kaynağı olan Hegel , Herakleitos , Platon ve Aristoteles’in izinde yürümüştü. Hegel en harikulade şeyleri başarmıştı.

Hegel’in başarısı “namussuzluk” ve “sorumsuzluk” çağının önce düşünce sorumsuzluğu , sonrada ahlak sorumsuzluğu çağının , parlak sözlerin büyüsü ve teknik deyimlerin gücü ile yönetilen yeni bir devrin başlangıcı olmuştu. Hegel’in Almanya felsefesinin en nüfuzlu kişisi olmasında Prusya devletinin otoritesi önemli bir yer tutmaktadır.

Tarih , siyaset ve eğitim felsefecileri hala Hegel’in etkisi altındadırlar. Siyaset alanında bunun en belirgin özelliği Marxçı aşırı sol kanat kadar tutucu ortanında , faşist sağ kanadında hep siyasal felsefelerini Hegel’e dayandırmalarıdır.

Hegel özgürlük ve akıl düşmanlığının temelindeki ölümsüz fikirleri yeniden ortaya çıkar-dı. Hegelcilik , kabileciliğin rönesansıdır.

Hegel , Aristoteles gibi idealar yada özlerin gelip geçici şeylerin içinde bulunduklarına inanmaktadır.

Hegel’in oluşum evresi bir “varlığa çıış” yada “yaratıcı evrin” halindedir ( 17 ). Gelişimin genel kuramı ilerlemedir , bu “diyalektik” bir ilerlemedir.

Herakleitos gibi Hegel de zıtların özdeşliğine inanmaktadır , karşıtların savaşı diyalekti- ğin ana fikridir.

Hegel’in felsefesinin iki temel kavramları var. Bunlar , diyalektik üçlemesi ve özdeşlik felsefesidir.

Hegel’e göre tarih “Mutlak Ruh” un yada “Evren Ruhu” nun düşünme sürecidir. Ruh’un üç adımlı bir diyalektik tarihsel gelişimi vardır : İlki Doğu despotluğudur , ikincisi Yunan ve Roma demokrasileri , üçüncüsü ve en yükseği Alman Monarşileridir.

Hegel ; “Devlet , bir halkın hayatındaki bütün somut öğelerin : sanatın , hukukun , ahla-kın , dinin ve bilimin merkezidir.” denmektedir.

MARX’IN YÖNTEMİ

Marx’ın Toplumbilimsel Belirimciliği ( Determinizm )

Hegelcilik , Marxçılığın temeli olarak değerlendirilir. Marx’ın toplum bilimine ve toplum felsefesine duyduğu ilgi , temelde eylemci bir ilgiydi. O,bilgiyi insanlığın ilerlemesine hizmet edecek bir araç olarak görüyordu ( 18 ).

Marxçılık , ekonomik ve siyasal güç gelişimlerinin , devrimelrin geleceğini önceden haber vermek amacını güden salt tarihsel bir kuramdır. Marx’ın ruhbilimsicilikten kuşkulan-ması toplumbilimci olarak en büyük başarısıdır.

Toplumbilimin Özerkliği

Marx ,”insanın varlığını belirleyen bilinci değildir – tersine bilincini belirleyen toplumsal varlığıdır.” ( 19 ) der. Toplumbilimin önemli bir bölümü özerk olmalıdır. Marx ; insanların toplum hayatının yaratıcıları değil , ürünleri olduğunu düşünür.

Ekonomik Tarihsicilik

Marx her zaman gerçek özgürlüğü savunurdu. Hegel gibi Marx’da tarihsel gelişmenin amacının özgürlük olduğunu düşünüyordu. Marx insanın ekonomik hayatının anlaşılması gerekiyor diyor , bu nedenle tarihsiciliğin Marxçı türüne ekonomisicilik denir.

Sınıflar

Marx ; tarihi yürüten ve insanın kaderini belirleyen şeyin sınıflararası savaş olduğunu öne sürüyor. Kurumsal sınıf çıkarı insanın düşünceleri üstünde belirleyici etki yapar. Marxçılık sınıfların içinde bağlı oldukları ağa toplum sistemi demektedir. Toplum düzenini belirleyen sınıf ilişkileri , bireyin iradesinden bağımsızdır.

Hukuk ve Toplum Düzeni

Marx’a göre hukuk düzeni , ekonomik sistemin üst yapılarından biri olarak anlaşılmalıdır. Marxçı kurama göre , ilkece her tür hükümet demokratik hükümet bile,yönetici sınıfın yöneti-lenler üzerinde kurduğu bir diktatörlüktür. Marx’ın devlet kuramı soyut ve felsefei olmasına karşın çağının aydınlatıcı yorumunu vermektedir. ( endüstri devrimi )

Karl Popper özgürlük paradoksunu şöyle açıklar :Özgürlük sınırsız olursa kendini ortadan kaldırır , sınırsız özgürlükte kuvvetli zayıfı itip kakmaya başlayacaktır. Bu nedenle devlet öz- gürlükleri korusun düşüncesi vardır.

MARX’IN KEHANETİ

Sosyalizmin Gelişi

Marx kapitalizm ile ; modern toplumun ekonomil hareket kurallarını açıklamak ve gele-ceği ile ilgili kehanette bulunmak istemiştir. Marx’ın kehaneti sıkı örgülü bir usavurmadır. Usavurmanın birinci adımı kapitalizm , ikinci adım , burjuva ve işçi sınıflarının çatışması ile toplumsal devrim , üçüncü adım sınıfsız toplum sosyalizme geçiş.

Karl Popper Marx’ın usavurmasının üçüncü adımının batıl olduğunu düşünmektedir.

Toplumsal Devrim

İşçiler ile burjuvalar dışında bütün sınıfların ( özellikle orta sınıfların ) ortadan kalkmaya mahkum olduğunu belirtir , burjuvalarla işçiler arasındaki gerginliğin artması ile işçiler sınıf bilincine varacak ve gerginliği ortadan kaldırmak mümkün olmayınca toplumsal devrim kaçı-nılmaz olacaktır.

Toplumsal devrimi Marxçılar iki farklı şekilde yorumlamaktadır :

Köktenci kanat , Marx’a göre her sınıf egemenliğinin zorunlu olarak bir diktatörlük , yani tiranlık olduğunda ısrar eder ( 20 ).Buna göre gerçek bir demokrasi ancak sınıfsız bir toplumun kurulmasıyla , kapitalist diktasının devrilmesi sayesinde olur.

Ilımlı kanat , bu görüşe katılmaz ve demokrasinin bir ölçüde kapitalist bir yönetim altında bile gerçekleşebileceğini , bundan dolayı toplum devrimini barışçı ve kademeli reformlarla gerçekleştirmenin mümkün olacağını söyler.

Kapitalizm ve Kaderi

Marx , kapitalist rekabetin kapitalistin daranışlarını zorladığına inanmaktadır. Bu rekabet, kapitalisti kapital biriktirmeye zorlamaktadır. Bu kapital birikmesinin şu sonuçları vardır:

a-Üretimin artması , servetin çoğalması ve birkaç elde birikmesi

b-Fukaralığın ve sefaletin artması , işçiler çok düşük ücretlerle çalışmaktadır , bunun nedeni “yedek endüstri ordusu” denen artık işçi nüfusunun ücretleri aşağı düzeyde tutmasıdır. Marx’a göre , sefaletin artması , çalıştırılan işçilerin , sömürülmelerinin yalnızca sayıca değil , yoğunluk bakımında da artması anlamına gelmektedir.Kapi- talist sömürünün temeli , işgücünün yüksek üretkenliğidir.

Kehanetin Değerlendirilmesi

Marx’ın kapitalizmin yeni bir ekonomik sisteme dönüşmesine yol açacak şeyin işçilerin birleşmesi olduğunu öne sürmesini Karl Popper haklı görmektedir. Ancak Marx’ın sosyalizm adı altında , yeni düzeni , araya girmeciliği( 21 ) öngördüğünü doğru bulmamaktadır.

SONRASI

Bilgi Toplumbilimi

Bilgi toplumbilimi , bilimsel düşüncenin , özelliklede toplum ve sigara konusundaki dü-şüncelerin , toplum tarafından belirlenen bir atmosfer içinde geliştiğini öne sürer. Bilgi top-lumbilimi , Kant’ın bilgi kuramının Hegelci biçimi sayılabilir. Toplum bilimlerine açık olan tek çare , temelde bütün bilimler için ortak olan yöntemler yardımıyla çağımızın eylemsel sorunlarını çözmeye çalışmaktır.

Falcı Felsefeler ve Akla Karşı İsyan

Akılcı tutum ; bilimsel tutuma zamanla nesnelliğe yakın bir tutumdur.

Karl Popper akılcılığı ; gerçek akılcılık ve sahte akılcılık olarak iki şekilde ele alır.Gerçek akılcılık Sokrates’in akılcılığıdır.

Bu insanın sınırlarının farkında olmasıdır,ne kadar çok yanıldıklarını ve bu bilgilerini bile başkalarına borçlu olduklarını bilenlerin düşünsel alçakgönüllülükleridir. Sahte akılcılık ; Platon’un düşünsel sezgiciliğidir. Bu kişinin üstün düşünce yeteneklerine sahip olduğuna inanmasıdır.

Eleştirici olmayan akılcılık ; “usavurma yada deneyim yoluyla belgelenemeyen herhangi bir iddiayı kabul etmeye hazır değilim” diyen kişinin tutumudur. Bu ya deneyim yada usavur- ma yoluyla belgelenemeyen her önermenin atılması gerektiğini öne süren bir ilke olarakta ifa- de edilebilir( 22 ).

Akıldışıcılık , insan davranışlarının ana dürtüsünün duygulanım ve tutkular olduğunu söyler.

Bir akılcı , kendisinin düşünce yetisi açısından başkalarından üstün olduğuna inansa bile , bütün otorite iddialarını reddeder ( 23 ) , çünkü bilirki zekası başkalarınınkinden üstün ise bu ancak kendisinin olduğu kadar başkalarının hata ve eleştirilerinden yararlanmayı bildiği için böyledir.

SONUÇ

Tarihin Bir Anlamı Var mıdır?

Bir kuramın denetlenebilmesini mümkün kılan şey , yanlışlanabilme ve çürütülebilme özelliğidir. Bir kuram konusunda yapılan bütün denetlemelerin onun yardımıyla elde edilmiş öndeyileri yanlışlamak çabaları olması , bilimsel yöntemin ipucunu verir ( 24 ).

Nedensel açıklamalar hakkındaki söyleyebilceğimiz şeylerden biri , hiçbir zaman mutlak bir şekilde neden ve sonuçlardan bahsedemeyeceğimiz , diğeri , bir kuramın belli bir olayı öndemek üzere kullanılmasının yalnızca olayları açıklamak için kullanılmasıdır.

Evrensel yasalar , bir amaca varmaya yarayan araçlardır ve sorgulanmadan kabul edilir-ler.

Salt bilimler , evrensel hipotezleri denetlemekle , uygulamalı bilimler ise özgül olguları öndemekle ilgilenirler.

Belli özgül olaylarla ve onların açıklanmalarıyla ilgilenen birimlere genelleyici bilimler-den farklı olarak tarihsel bilimler denir.

Tarihi onunla ilgilendiğimiziçin( 25 ) ve ondan kendi sorunlarımızla ilgili bir şeyler öğren-mek istediğimiz için inceleriz. Ancak , uygulanamaz olan nesnellik düşüncesinin etkisiyle tarih sorunlarını kendi görüş açımızdan öen sürmekten çekinirsek,tarih bu amaçların hiçbirini gerçekleştiremez.Asıl önemli olan insanın görüş açısının bilincine varmış olması ve eleştirisel bir tavır takınmasıdır.

Tarihsicilik;insanlığın kaderi gereği yürümek zorunda olduğu yolu keşfetmek peşindedir ;

tarihin ipucunu yada tarihin anlamını bulmak peşindedir.

İnsanlık tarihinden söz edilir ancak bundan anlaşılan siyasal kudret tarihidir.

Tarihsicilik davranışlarımızın akılcılığından ve sorumluluğundan umut kesmekten doğan bir tutumdur.

NOTLAR

16 – Aristoteles , Metafizik 1031b7 ve 1031b20

17 – Bergson , Yaratıcı Evrim

18 – Marx , Feuerbach üzerine tezlerin 11’incisi

19 – Marx , A Contribution to the Critique of Political Economy’ye yazdığı önsözden.

20 – Marx , Kapital’in ilk basımının önsözünden ve Address to the Communist League adlı yazısı.

21 – Karl Popper Marx’ın kapitalizmine “dizginlenmemiş kapitalizm” , kendi devremize de “araya girmecilik devresi” diyor. Araya girmecilik terimi çağımızın üç ana toplumsal mühen- dislik tipinide anlatacak şekilde kullanılabilir : Rusya’nın kollektif araya girmeciliği , İsveç’in ve küçük demokrasilerin demokratik araya girmeciliği ve Amerikadaki New Deal , hatta güdümlü ekonomilerin faşistçe yönetimi.

22 – “Eleştirici olan”ve“eleştirici olmayan” akılcılık arasındaki ayrım ile ilgili olarak, Kant’ın olduğu kadar Duns Scotus’unda öğretilerinin “eleştirici” akılcılığa yaklaşan öğretiler diye yo-rumlanmaları mümkündür.

23 – H.G.Wells , The Common Sense of War and Peace

24 – Karl Popper , Logik der Forschung

25 – E.Meyer , Zur Theorie und Methodik der Geschichte , M.Weber , Geschichte Aufsaetze.

Acımasız Miras

Salı, 06 Kasım 2007

KİTABIN ADI

Acımasız Miras

KİTABIN YAZARI

Heınz G. KONSALIK

YAYINEVİ VE ADRESİ

Altın Kitaplar Yayın Evi Cagaloğlu / İSTANBUL

BASIM TARİHİ

Ocak-19995

KİTABIN YAYIM MAKSADI

Miras Kavgasının İnsana Neler Yaptırabileceği Kitabın Bütün Olarak Veya Bölüm Bölüm Özeti

KİTABIN ÖZETİ :

Genç Kız zengin babasının ölümüyle her şeyini kaybeder. Çünkü akrabaları onun akıl hastası olduğunu ileri sürerek hastaneye kapatılmasını sağlamışlardır.

Gisela’nın babası bir av sırasında kardeşinin kumar parası için Şirketten para aldığını öğrenir ve kavga ederler. Daha sonra bir kaza sonucu vurulur. Av sırasında vurulduğu için kaza olarak kayıtlara geçmiştir. Bruno Peltıner‘ nın ölmesiyle tüm miras kızına kalmıştır. Ewalt Peltiner’ın şirkette çalışmasını ve kalan mirastan şirkete olan borcunu kesilmesini ister. Anna Felburg ise şirketin karından % 10 nun verilmesini bildirir. Bunu kabullenemeyen Eward para karşılığı iki doktor ve bir avukat getirerek, Gisela’ nın akıl hastası olduğunu raporlarla belgeler ve Park Kliniği’ne yeğeninin gözaltında tutulması için gönderir. Bu klinikten alacağı raporla şirketi kendi yönetecektir. Bu planı kızkardeşi Anna, kızı Monique ve kızkardeşinin oğlu Henrich ile planlamıştır.

Park Kliniğinin Başhekimine genç kızın hasta olduğunu iyiden iyiye inandırmışlardır. Bu da diğer doktorlar tarafından raporla bildirilmiştir. Gisela’ nın,Başhekim Doktor Pade ve Profesör Maggfeld yaptıkları muayeneler sonucu deli olduğuna inanmaz. Fakat kendilerine gelen raporda deli olduğuna dair iki doktorun imzası vardır. Gisela, nişanlısı Ekonomi Uzmanı Doktor Budde’yi görmek ister, doktorlar buna izin vermezler. Moral bozukluğuna uğrayan kızın durumu gittikçe bozulur yemek yemez. Bunun içinde görünüşü bir deliye benzer. Başhekim ve Profesör kıza gözaltı raporu verir.

Mirasa konan Eward kendisine Metres tutar,kumar oynamaya devam eder. Kızı Monique Fransa’ya tatile gönderir. Anna kendisine villa almış ve uşağıyla aşk hayatı yaşamaktadır. Henrich İngiltere’de temsilci olarak görev yapmaktadır. Dr.Budde Nişanlısının akıl hastası olmadığını kanıtlamaya çalışırken, Ewold kendisini şirketten kovar. Gisela’nın verdiği vekaletname elinden alınır. Dr.Pade ve Prf.Maaggfelr Gisela’nın hasta olmadığını bilirler, fakat kendilerinin imzaladığı ve iki doktorun imzalarının bulunduğu belgeler vardır. Gisela’ya yardım etmek istiyorlardır. Budde Gisela’nın Klinikte olduğunu öğrenir ve kliniğe gider. Dr.Pade’ye, genç kızın deli olmadığını miras için bu oyuna geldiğini anlatır. Genç adamın anlattıkları Gisela’nın anlattıklarıyla aynıdır. Başhekim Budde’nin kızla görüşmesine tedavisi devam ettiğinden izin verilmez. Ewald Budde’yi saf dışı bırakmak için ona bir tuzak kurar. Budde Dr. Pade’den ayrıldıktan sonra evinde içip sızmıştır. Budde’nin arabasına birisi binerek hızla oradan uzaklaşır, bir yayaya çarptıktan sonra arabayı yerine bırakır. Polis Dr. Budde’yi evinde sarhoş olarak bulur ve suçu kendisinin işlediğini iddia ederler. Dr.Budde kendisinin sarhoş olduğunu ve akşam araba kullanmadığını söylese dahi suçsuzluğunu ispatlayamaz. Budde’nin arkadaşı Avukat Hartung, Budde’nin hapis yerine alkolik olduğundan kliniğe gitmesini sağlar. Budde de bunu istemektedir. Gisela’ya yaklaşırken bir hastanın tedavisinde kullanılan köpek tarafından yaralanarak ameliyata alınır. Budde, park kliniğinden suçsuz olduğu anlaşılınca çıkarılır. Arkadaşı Hartung ile Gisela’yı kurtarmak için plan yaparlar. Budde, İngiltere’ye Heinrich’in yanına gider. Budde Heinrich’i sıkıştırarak ağzından laf almaya çalışır. Hartung, Monıgue’yi kendisine aşık ederek delil toplamaya çalışır. Hartung’u kimse tanımıyordur. Monigue babasına nişanlısını tanıştırır. Ewald kızının nişanlısından hoşlanır ve Almanya’daki şirketine çağırır. Bazı işlerini Hartung’a takip ettirir. Budde ile Hartung bir plan yaparak Dr. Budde’nin yardımıyla Gisella’yı kaçırmayı planlarlar. Dr. Budde kabul eder fakat kendisinin sadece Gisela’nın odasını değiştirebileceğini ve duvara yakın bir odaya yerleştireceğini söyler. Başka bir şeye karışmayacağını bildirir. Dediğini de yapar. Budde Gisela’yı kaçırırken düşerek belini kırar. Uçakla Tunus’a okul arkadaşının yanına gider. Burada Askeri bir hastanede tedavi altına alır. Gisela’nın amcası, Gisela’nın kaçmasından park kliniğini sorumlu tutar. Ama savcılık tarafından Klinik suçsuz bulunur. Ewald, gazetecilere yeğeninin kendisini öldürmek istediğini söyler. Delil olması içinde yatak odasının duvarlarına kendisi tabancayla ateş eder.

Anna ve oğlu Heinrich, Ewald’ın yurt dışına para çıkardığını öğrenirler. Aralarında çıkan münakaşada Ewald bacağından vurulur. Ewald, bu olayda Hartug’tan şüphelenir ve çalışma masasının çekmecesini kırarak çekmecede bulunan Tunus’a ait havele makbuzlarını görür. Kızına Hartung’un yalancı olduğunu açıklayan telgraf çeker. Monigue üzüntü içerisinde yelkenli ile denize açılır. Yelkenli fırtınada batar ve Monigue ölür. Polis otel odasında yaptığı araştırmasında Monigue’nin günlüğünü bulur. Bu günlükte Ewald’ın yaptığı işler ortaya çıkar. Ewald, Anna, Heinrich, iki doktor ve avukat tutuklanırlar. Gisela hakkındaki tüm iddiaları temize çıkar. Ewald bu sefer kızının ölümüyle serveti kaybetmenin etkisiyle delirir ve Park Kliniğine gönderilir.

Ada

Salı, 06 Kasım 2007

KİTABIN ADI

Ada

KİTABIN YAZARI

Aldous HUXLEY

ÇEVİREN

Seriha AKAY

YAYINEVİ VE ADRESİ

Yol Yayınları 1983 Ayrıntı Yayınları 1999

KİTABIN YAYIM MAKSADI

Yazarın ömrü boyu arayış içerisinde olduğu iç huzuru Zen Budiziminde nasıl buluduğunu ütopik bir tarzda anlatmak amacıyla yayınlanmış bir kitap.

KİTABIN ÖZETİ :

Kitabın kahramanı Will Farnaby gazetecilik yapan aynı zamanda işi dolaysıyla dolaştığı yerlerde patronunun işlerini de takip eden birisidir. Patronu petrolden bankacılığa gazete patronluğuna kadar uzanan geniş bir şirketler topluluğu yönetmektedir.

Will Farnaby karısıyla birkaç yıllık evlidir ve evliliklerinin ilk aylarından beri karısını aldatmaktadır. Mutlu olmadığını anlar ve karısını terk etmeye karar verir. Bu durumu karısı öğrenince arabasına atlar ve evi terk eder. Dikkati dağılan ve aşırı sürat yapan kadın kaza yapar ölür. Bu durumda karısının araba kullanmasına izin verdiği için suçluluk hisseder.

Will Farnaby geçirdiği deniz kazası sonucu kendini bitkin bir halde Pala adında bir adanın kıyılarında bulur. Küçük bir kız tarafından kurtarılır, ilk meditasyonla bu kız sayesinde tanışır, bu ada özgün bir yönetime, özgün geleneklere sahip, Zen Budizmine inanılan, teklenojinin henüz istila etmediği, ordusu olmayan, barış içerisinde yaşayan, tropikal bir adadır. Will gördüğü bu ilk meditasyonla (Metafiziğin) ve doğu mistiğinin büyüsüne kapılır.

Pala’ da; kızlara ve erkeklere küçük yaşlardan itibaren özgürlük tanınır, aralarında ilişkiler kurmalarına karışılmaz hatta, kadınlarla kadınların, erkeklerle erkeklerin aralarındaki ilişkiler yadırganmaz, seksin her türü doğal ve varoluşun bir sonucu olarak görülür, çiftler arasında sahiplenme yoktur. Evlilik vardır fakat çocuklar KEEK denen bir yapı içerisinde bir çok anne babaya sahip olurlar bu yapıda 20-30 aile bulunur, her yaştan çiftler çocuklara annelik babalık yaparlar, onlara göre çocuklar kısır bir döngü içerisinde değil, bir çok değişik insanla tanışarak, onlardan yeni şeyler öğrenerek bir çok anne babaya sığınarak büyürler.

Pala’ da; Budizmin bir kolu olan ve kuzey Budizminin büyük kurtuluş yolu Budizmin farklılaşmış ve gelişmiş biçimi olarak kabul edilen

“Mahayana” ya inanılır. Kuzey Budizminin özelliği yaşamın içerisinde insanın kendinde mirvanaya ulaştığı inancıdır. Fakat Pala’daki budizm aynı zamanda “Tantra” denilen hinduizim bir koluda mahayanayla birlikte iç içe yaşanmaktadır. Tantraya göre tutkulardan kurtulmanın doğru ve en kestirme yolu isteklere karşı koymak yerine istekleri doygunlaştırmak olduğunu savunur. Bu doktirinde cinsel imgeler önemli yer tutar. İki doktirinin birleştirilmesiyle yoga metotlar geliştiren halk maithuna denilen yoga türüyle, hipnotizmayla doğum kontrolü bazı hastalıkların tedavisi zihinsel temizlenme sağlarlar. Onlara göre yoga insanların zihnini temizler ve tanrıyı akıllarıyla sevmelerine yardım eder.

Will deniz kıyısında bulunduktan sonra hastaneye kaldırılır, burada palanın renkli simalarıyla tanışır. Bir aydın olan doktorla, gelini Sulisa ile tanışır Sulisa dul bir kadındır. Kocasını kaybedeli birkaç ay olmuştur ve henüz yalnızlığa alışamamaştır. Benzer durumları Will ile aralarında bir yakınlaşma doğurur. Raca ve annesi ile üniversiteli aydın bir genç ve sevgilisi hemşire ile Albayla konsolosta tanışır. Sulisa’ dan meditasyon dersleri almaya başlar. Meditasyonu bir aracı olarak kullanan makşa ilacını tanır, görsel ve işitsel sanrılar, uza duyum, uzagörüm, para pisikolojik tepki gösterilmeyen tepkilerin ön mistik gülünçlükten uzak tam bir mistik yaşam deneyimi olan meditasyonel uyuşturucu sayesinde meditasyonun bir sürü değişik şekliyle tanışır öğrenir. Aradığı iç huzuru burada bu insanlardan öğrendikleriyle bulur. Tün doğmaların, tüm görüşleri, medeniyeti red eder. bunların olayı nasıl yok ettiğine şahit olur. Ömür boyu aradığı aşkı seksi Sulisa’ da bulur. Maitrea budayı (geleceği söylenen kurtarıcı buda) beklemeye başlar. Bunları yaşarken aynı zamanda kısa bir süre sonra palanı yönetimine sahip olacak 18 yaşına bir kaç gün kalan racanın hayellerinin Pala’nın geleceğini nasıl karartacağını tropikal bir adanın sahip olduğu petrol kaynaklarının bu adanın nasıl sonunu hazırladığına dış dünyanın petrol uğruna Pala üzerinde oynadıkları oyunlara genç Raca’nın teklonoji ile nasıl kandırıldığını silahlanmaya kısacası Pala’nın dış dünyadan nasıl etkilendiğini şahit olur.

Will Farnaby mutluluğun teklonoji kentleşme silahlanma para tarafından nasıl yok edildiğini görür. İnsanın kendi kendi ile nasıl barışacağını öğrenir iç huzuru öğrenir.

Acı Kahve

Salı, 06 Kasım 2007

KİTABIN ADI

Acı Kahve

KİTABIN YAZARI

Agatha CHRISTIE / Dilek AKARİ

YAYINEVİ VE ADRESİ

Altın Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL

BASIM TARİHİ

Mart 1999

KİTABIN YAYIM MAKSADI

KİTABIN ÖZETİ :

Sir Claud Amory, bir fizik uzmanı idi ve uzunca bir zamandır atom partiküllerinin hareketleri üzerinde incelemeler yapıyordu. Bir gün aradığını buldu, bulduğu şimdiye dek kullanıla gelen patlayıcılardan binlerce kez daha etkili bir bomba formülüydü bu formül bir servet değerinde idi. Çünkü bu formül karşılığında pekçok devlet hazinelerinin kapılarını ardına kadar açabilirdi. Yalnız Sir Amory ‘i düşündüren bir mesele vardı. Oda aile fertlerinden birinin formülü çalacağını hissetmesi idi. Evet o bunu hissetmişti ama bunu kimin yapacağını bilmiyordu. Bu sorunu çözmek için kendisi gibi alanında uzman olan birine ihtiyacı vardı. Bu kim olabilirdi? Daha önce tanışmasa da methini duyduğu Belçika asıllı dedektif Hercule Poirot olabilirdi, çünkü o zehir gibi bir dedektifti ve çözemeyeceği olayın olamayacağına inanırdı. Onu evine davet ederek olayı çözmesini rica etti. Mr. Poirot da bu nazik davete icabet etti. Yalnız Mr. Poirot daha Sir’ün evine varmadan olaylar cereyan etmeye başladı.

Sir Amory’nin evinde hiç evlenmemiş olan ablası, oğlu Richard, oğlunun İtalyan asıllı karısı Lucia, bir bayan yeğeni, İtalyan doktor Carelli, evin İngiliz uşağı ve Sir’ün sekreteri bulunmaktaydı. Bu ev halkı yemek sonrası sohbet yapıyorlardı. Sir’ün gelini güzel Lucia kendisi gibi İtalyan olan doktordan rahatsızmış gibi davranmaktaydı, sanki doktor onu sıkıştırıyordu. Kocası Richard’ da bu davetsiz eski dosttan rahatsız görünüyordu. Zaten ilk fırsatta karısına kendisini o doktor ile niye aldattığını soracaktı. Tüm bunlar Lucia’yı daha da kötü etmişti ve fark edilir hale gelen Lucia’nın rahatsızlığını tedavi etmek için ilaç kutusunu bulunduğu raftan indirmişlerdi. Doktor Carelli, ilaç kutularına bakarak ne işe yaradıklarını söylüyordu. Şişede öldürücü zehirli ilaçlar bile vardı ve uyku getirerek insanı öldüren ilaç hayli ilgi çekmişti. Lucia, farkettirmeden ondan bir avuç kadar almıştı. Bu esnada kahve servisi başlamıştı. Richard karısının yanına giderek onun gönlünü almıştı. Sır Amory ise uşağına kapıları dıştan kilitlemesini emretmiş ve kahvesini yudumlarken izaha başlamıştı. Önemli ve de çok değerli bir formül bulduğunu ama ev halkı içinden birinin bunu çalmak istediğini bildiğini ve bunu düşünen kişiyi son bir fırsat olarak az sonra ışıkları kapattıracağını bu esnada az önce çalmış olduğu formülü sehpanın üzerine koymasını aksi halde çağırttığı ünlü dedektif Mr. Poirot ‘un suçluyu bizzat bularak gereğini yapacağını ikaz etti. Bu arada kahvenin acılığından bahsetti. Işıkların söndürülmesini emretti.

Mr.Poirot ulaştığında Sir Claud Amory koltuğunda ölü olarak bulunuyordu ve sehpanın üzerinde de içi boş bir zarf duruyordu. İlk başta tüm şüpheler bir yabancı olan ve pek güven veren bir intibah vermeyen doktor Carelli’ye yönelmişti. Lucıa’nın doktora antipatisi ve rahatsız halide Mr. Poirot tarafından farkedilmekteydi. Gerçi diğer şüphelilerde merhumu pek sevmiyorlardı. Özellikle merhumun bayan yeğeni bunu açıkça dile getirmiş ihtiyarın pintiliği ve huysuzluğundan bahsetmişti. Olay bu halde önünde dururken Mr. Poirot olayı zekası, titizlik ve dikkati sayesinde çözmüştü. Gelin Lucıa’yı söz oyunlarıyla köşeye sıkıştırıp ondan kötü ün salmış bir bayan ajanın kızı olduğunu ve bunu bilen doktor Carelli tarafından şantaj önerisine maruz kaldığını ama formülü çalanın ve kayınpederini öldürenin kendisi olmadığını söyletti.

Zaten Mr. Poirot ayrıntıları yakalamıştı. İlaç kutusu ile olaydan evvel oynanmış olduğunu, rafın tozlu olmasına karşın ilaç kutusunun olay anında tertemiz olmasından anlaşılmıştı. Şüpheli görülen sekreter bayan yapılan sorgu esnasında sıkışınca yine aynı zehirle Mr. Poirot’u da öldürmeye çalışınca ki, Mr. Poirot yine zekası ve uyanıklığı sayesinde kurtulmuştu. Katil sekreter yakalandı ve adalete teslim edildi.

Bilgisayar Nedir?

Salı, 06 Kasım 2007

BİLGİSAYAR NEDİR?

Bilgisayar,kullanıcıdan aldığı verilerle mantıksal ve aritmetiksel işlemleri yapan; yaptığı işlemlerin sonucunu saklayabilen; sakladığı bilgilere istenildiğinde ulaşılabilen elektronik bir makinedir.

Bu işlemleri yaparken veriler girilir, işlenir, depolanabilir ve çıkışı alınabilir. Bilgisayar işlem yaparken hızlıdır, yorulmaz, sıkılmaz. Bilgisayar programlanabilir. Bilgisayar kendi başına bir iş yapmaz.

Giriş: Kişi tarafından veya bilgisayar tarafından sağlanan verilerdir. Bu veriler, sayılar, harfler, sözcükler, ses sinyalleri ve komutlardır. Veriler giriş birimleri tarafından toplanır.

İşlem: Veriler insanların amaçları doğrultusunda, programın yetenekleri ölçüsünde işlem basamaklarından geçer.

Bellek: Verilerin saklandığı yerdir. Giriş yapılan veriler, işlenen veriler bellekte saklanır.

Çıkış: Bilgisayar tarafından üretilen rapor, döküman, müzik, grafik, video, resimlerdir. İşlenmiş sonuçların yazılı olarak ekrandan veya diğer çıkış birimlerinden çıkarılmasıdır

Bir bilgisayar sistemi işletmek için yazılım ve donanıma gereksinim duyulmaktadır.

·Bilgisayar donanımı (hardware): Bilgisayarların fiziksel kısımlarına donanım denilmektedir. Elle tutulabilirler. Ekran, klavye, Sabit disk (harddisk), fare, yazıcı, bellek, mikroişlemci, tarayıcı,…

·Bilgisayar yazılımı: Donanımı kullanmak için gerekli programlardır. Bilgisayarın nasıl çalışacağını söylerler. Elle tutulmazlar. Belirli bir işlemi yapmak üzere bilgisayara kurulurlar (set up, install). Örneğin: Kelime işlem (word processor) programları son kullanıcıların yazı yazması için kullanılır. Tablolama (spread sheet), sunu (presentation), programlama dilleri (Pascal, C …), ses (sound) programı gibi.

BİLGİSAYAR DONANIMI

Gözle görülen ve dokunulabilen parçalar bilgisayar donanımını oluşturur. Genellikle, bilgisayar donanımı beş bölümden oluşur.

1. Merkezi İşlem Birimi-MİB(Central Processing Unit-CPU): Bu, bilgisayarın çalışmasını düzenleyen ve programlardaki komutları tek tek işleyen birimdir. İşlem hızına göre çeşitli modelleri vardır: Pentium işlemci, 80486, 80386, 80286, 8088, 8086.

Merkezi İşlem Birimi, Aritmetik ve Mantık Birimi ile Kontrol Ünitesinden oluşur.

Aritmetik ve Mantık Birimi(Arithmetic & Logic Unit -ALU) : Dört işlem, verilerin karşılaştırılması, karşılaştırmanın sonucuna göre yeni işlemlerin seçilmesi ve kararların verilmesi bu birimin görevidir.

Kontrol Ünitesi( Control Unit -CU) : Işlem akışını düzenler, komutları yorumlar ve bu komutların yerine getirilmesini sağlar.

2. Ana Bellek (RAM - Random Access Memory- Rastgele Erişimli Bellek): Programların ve verilerin kullanıldıkları zaman geçici olarak depolandıkları yerdir. MİB’de işlemler yapılırken ana bellekte saklanan veriler kullanılır ve işlenen veriler (bilgi) RAM bellekte tutulur. Elektrik kesildiğinde ana bellekteki veriler kaybolur. Birimi megabayt (MB)’dır. PC’lerde 8, 16, 32, 64 MB bellekler kullanılmaktadır.

Veri Birimi BYTE‘dır. Bir Byte 8 Bittir.

1 Bit 0 ya da 1′den (kapalı devre=0, açık devre=1) oluşur.

1 BYTE 1 karakter’dir.

1024 BYTE = 1 KiloByte’dır. (KiloByte = KB)

1024 KB = 1 MegaByte’dır. (MegaByte = MB)

1024 MB = 1 GigaByte (GigaByte = GB)

1024 GB = 1 TeraByte (TeraByte = TB)

·RAM BELLEK "Random Access Memory": Rastgele erişimli bellektir. Istenilen bölgesine bilgi depolanabilir, silinebilir, okunabilir, değiştirilebilir. Yalnız elektrik kesintisi veya makineyi kapatma durumunda tüm bilgiler silinir. 1 MB, 4 MB, 8 MB, 16 MB, 32 MB, 64 MB,…

·ROM BELLEK " Read Only Memory " Sadece okunabilir bellektir. Bu bellek üretici firma tarafından hazırlanmıştır. Bilgileri okunabilir fakat üzerinde bir değişiklik yapılamaz. Bu bilgiler makineyi kapatma veya elektrik kesintisinden etkilenmezler ve silinmezler. Kullanıcı tarafından verilen komutları işleme koyar. RAM belleğe göre oldukça pahalıdır. Gelişen teknoloji ROM bellek ailesine iki yeni türü daha kazandırmıştır.

·PROM :Programlanabilen ROM bellektir.

·EPROM : Hem silinebilen hem de programlanabilen ROM bellektir.

·3. Dış Bellek Birimleri (Secondary Memory Devices - İkincil Bellek Araçları): Verilerin kalıcı olarak saklandığı yerdir. Dış bellek birimleri sabit diskler, disketler, CD’ler ve teyplerdir. Günümüzde birimi giga byte (GB)’dır. PC’lerde 2.1, 3.2 GB harddiskler kullanılmaktadır.

4. Giriş Birimleri (Input Devices): Bilgisayarlara veri girmekte kullanılan araçlardır. Klavye, fare, disket, harddisk, joystick, tarayıcı (scanner), mikrofon, ekran (dokunmatik), CD, barkod okuyucu …

5. Çıkış Birimleri (Output Devices): Bilgisayarda elde ettiğimiz dosyaların çıkışlarını görmek için kullanılan birimlerdir. Ekran, yazıcı, datashow …

ÇEVRE BİRİMLERİ

Çevre birimleri genellikle dört grupta sınıflandırılır: Giriş birimleri, Çıkış birimleri, İletişim birimleri ve Müzik birimleridir.

1. Giriş Birimleri

Klavye (keyboard):

Üzerinde harfler, sayılar, işaretler ve bazı işlevleri bulunan tuşlar vardır.

Q Klavye ve F Klavye (Türkçe Daktilo Klavyesi) olmak üzere iki şekilde sınıflandırılabilir.

q Türkçe klavye 179

f Türkçe klavye 440

Klavye üzerinde numaralar, Kilitler (Caps Lock: Bir kez basıldığında sürekli büyük harf yazar. İkinci kez basıldığında sürekli küçük harf yazar, Num Lock, Scroll Lock), Özel Tuşlar (Alt, Shift, Control, Alt Gr).

Işıklı kalem (light pen):

Çizgisel (bar) kodları okumada, şekil çizme ve elyazısı yazmada kullanılır.

Grafik masası:

Özel bir kalem kullanarak ekranda yazı ve şekillerin gözükmesini sağlayan küçük kare biçiminde masa

Dokunma ekranları (touch screen):

Ekranda gözüken komut üzerine parmak ile dokunduğunda o komutun çalışmasını sağlayan ekran tipidir.

Joystick:

Genellikle oyun oynamak için kullanılır. Üzerinde bulunan tuşlarla çalıştırılarak bilgisayara komut verilmesi sağlanır.

Fare (mouse):

Ekranda gözüken imleç yardımıyla komut girişi yapmaya yarar. Farenin çevre birimi olarak kullanılmasıyla işaretleme, tıklama ve sürükleme yapılarak işlemler yaptırılır.

İmleç: Farenin ekran üzerinde nerede olduğunu gösterir.

Tıklama: Farenin sol tuşuna bir kez basılmasıdır.

Çift Tıklama: Farenin sol tuşuna kısa aralıklarla iki kez tıklanmasıdır. Bir simgeye yüklenen işlevinin yerine

getirilmesini sağlar.

Sürükleme: Farenin sol tuşunu basılı tutarak imlecin yerinin değiştirilmesidir.

Tarayıcı (Scanner)

Resim, grafik ve önceden yazılmış yazıları bilgisayar ortamına aktarmakta kullanılır. 300×600 dpi, 600×600 dpi, 600×1200 dpi, 600×2400 dpi …

Optik karekter okuma (Optic Character Reader-OCR)

CD-ROM sürücü (Compact Disk-Read Only Memory )

Son yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlanan veri depolama birimidir. 650 MB …

Bir CD’de 24 Ciltlik bir ansiklopedideki yazılar, resimler, video klipler, animasyon ve sesler saklanabilir. Bir program yüklerken 20-40 disketin takılıp çıkarılması yerine CD-ROM’lar tercih edilir. CD-ROM’lar özellikle çok büyük yer kaplayan çoklu ortamlarda (multimedia=ses+video+resim+animasyon) yazılmış yazılımlar için zorunludur.

CD-ROM üzerindeki bilgiler günümüzde değiştirilememektedir. CD-ROM’lara bilgi yazmak için, yazılabilir.

CD-ROM’lar kullanılarak CD-ROM yazıcılarla kopyalama yapılmaktadır.

CD_ROM sürücülerde müzik CD’leri de dinlenebilir.

Bir CD sürücü alırken veri transfer hızının büyük olanlar tercih edilmelidir. Günümüzde yaygın olarak 32 Hızlı CD-ROM sürücüler satılmaktadır.

1 CD-ROM’a 650 MB veri depolanabilir. Son yıllarda yapılan çalışmalarla CD-ROM’lara daha fazla veri depolama olanağı da çıkmıştır.

1 MB kalın bir roman kadardır (resimsiz). 1 CD-ROM’a 20 cilt kalınlığındaki bir ansiklopedi depolanmaktadır. Bu ansiklopediler ses, resim, video görüntü, animasyon ve grafik (multimedya) özellikleri de içermektedir.

Disketlere ve harddiske veriler magnetik olarak kaydedilirler. Verilerinizin bozulmaması için disketlerinizi magnetik ortamdan uzak tutunuz.

CD-ROM’lardaki veriler optik olarak kaydedilirler. Kolay bozulmazlar.

CD-ROM’lardaki verilerin korumak için çizilmemesine dikkat etmek gerekir.

CD-ROM sürücü varsa hard diskten sonraki en son sürücünün adını alır. Örneğin: Hard Disk C ve D ise, CD-ROM sürücü E ile belirtilir.

Bunların yanında Laser Disk Sürücüsü, video, kamera, mikrofon, televizyon ve radyo’da giriş birimi olarak kullanılmaktadır.

2. Çıkış Birimleri

Disket sürücü (disk driver)

Hem giriş hem de çıkış birimidir. Disket denilen magnetik ortama veri yazılabilen ve üzerindeki verileri okuyabilen bir birimdir.

Disket verileri magnetik ortamda saklar. Disketlerin kullanımı ve taşınması kolaydır. Veri taşımakta ve yedekleme amacıyla kullanılırlar. Disketlere veriler kopyalanabilir, eklenebilir, silinebilir, değiştirilebilir.

Disketlerdeki verilerin bozulmaması için; disketlerin magnetik ortamdan, sıcaktan, soğuktan, nemden, güneş ışınlarından uzak tutmak gerekir.

Bozulan disketler Windows 95 programında scandisk programı kullanılarak kurtarılabilir. (Başlat-Programlar-Donatılar-Sistem Araçları-Scandisk)

1 yüksek yoğunluklu (HD-High Density) disketin boyu 3.5 inç (=8.89 cm)’dir.

Disketin yazılabilir ve silinebilir olması için disketin açma kapama düğmesinin kapalı olması gerekir. Disketin kayan penceresi hiç bir zaman açılmamalıdır.

Disket sürücü için A harfi kullanılır. İkinci disket sürücü veya sanal disket sürücünün adı da B’dir.

Bir 3.5 inç’lik yüksek yoğunluklu (High Density kısaca HD diye gösterilir) disket 1.44 MB veri alır.

720 KB veri alan 3.5 inçlik disketler de eski disket sürücülerle kullanılmaktadır.

Daha önceki yıllarda, 5.25 inçlik yüksek yoğunluklu disketler 1.2 MB veri disketlerle, 180 KB ve 360 KB veri alan disketler de kullanılmaktaydı.

Disketlerin kullanılabilmesi için biçimlenmesi (formatlanması) gereklidir. Formatlama disketi iz ve sektörlere bölerek bilgisayarın kullanımına hazır hale getirmektir.

Ekran-Monitör

:Hem giriş hem de çıkış birimi olarak kullanılır. Giriş ve çıkış birimlerinden gelen verilerin sonuçlarının ekranda gözükmesini sağlar.

Bilgisayarla kişi arasında iletişi sağlar.

Bir text ekranın genişliği 80 karakter, boyu 25 satırdır.

Grafik ekranda pikseller (nokta) bulunur. Bir ekranda ne kadar çok piksel varsa ekranın çözünürlüğü artar. 640 x 480 piksel, 800 x 600 piksel, 1024 x 768 piksel gibi. Ekranın kaliteli olmasının çok büyük önemi vardır.

Ekranlardan titreşimsiz ve az radyasyonlu olanları tercih edilmelidir. Ekranların boyutu, 14 inç, 15 inç, 17 inç, 20 ve 21 ‘dir. Genellikle ucuz olduğu için 14 inçlik ekranlar kullanılmaktadır. 1 MB, 2MB, 4 MB bellekli … ekran kartları bulunmaktadır.

Ekrandalardaki görüntü netliği noktalar arasındaki uzaklıkla ilgilidir. İki nokta arasındaki uzaklık ne kadar azsa o kadar iyi görüntü elde edilir. Ekrandaki noktalar arası uzaklığı 0.28 mm ve daha az olanlar tercih edilmelidir.

Non Interlaced monitörler daha az

VGA (Video Graphich Adaptor) 640*480 16 renk ekran

sVGA (Super Video Graphich Adaptor)

16 renk : 4 bit renk

256 renk: 8 bit renk, 640 * 480, 512 K bellek

65 536 renk: 16 bit renk , 1024 * 768, 2 MB bellek

16 777 216 renk: 24 bit renk, 1280 * 1024, 4MB bellek

Sabit (Hard) Disk Sürücü

Sabit disk sürücü, bilgisayarın bilgi depolamak için kullandığı en temel birimdir. Sabit disk kapalı bir kutu içinde bilgisayarın içinde bulunmaktadır. Sabit disk sürücü, verileri bir dizi dönen magnetik yapraklarda magnetik olarak saklar. Her magnetik yaprakta okuma ve yazma işlemini yapan okuma yazma kafası vardır. Daha çok veri kaydedilir. Sabit disk taşınamaz.

Sabit disk, merkezlerinden geçen bir mil üzerine üst üste yerleştirilmiş plaklara benzer. Bu plaklar mil ile beraber belirli bir hızda dönerler ve bu sırada okunurlar veya üzerlerine yeni bilgiler yazılır. Erişim hızı ve kapasitesi yüksektir.

Aşağıda sabit diskin üsten görünüş ve kesiti bulunmaktadır.

Bir sabit diskin bir veriyi bulma hızının DÜŞÜK olması, o sabit diskin verilere ulaşma hızının YÜKSEK olduğunu gösterir. Örneğin, sabit diskteki okuma yazma kafası, bir veriye 10 ms (mili saniye, 1 sn/1000)’de erişirse; aynı veriye 19 ms’de erişen sabit diske göre daha hızlı okuma yapmış olur.

Sabit disklerin kapasitesi ne kadar büyük olursa o kadar çok bilgi saklanabilir.

Sabit diskler bilgisayarın ana kartına IDE (Integrated Drive Electronics), SCSI (Small Computer System Interface- skazi diye okunur) veya EIDE (Enhanced IDE, geliştirilmiş IDE) diye adlandırılan kablolarla bağlanırlar.

Sabit diskler C harfiyle temsil edilirler. Diğer sürücüler varsa bu harfleri izler. Örneğin, ikinci bir harddisk ya da harddiskin ikinci bölümü varsa D’dir.

Sabit diskler zamanla dolar. Bazı dosyaları silmek gerekir. Silinecek dosyaları rastgele seçmemek; bilinçli olarak yapmak gerekir. Bazı dosyalar yedeklendikten sonra silinebilir. Bazı dosyalar sıkıştırma programları ile sıkıştırılarak daha az yer kaplamaları sağlanır.

Sabit diski ana karta bağlamak için kablolar kullanılır. Bunlar:

IDE (Integrated Drive Electronics)

SCSI (Small Computer System Interface)

EIDE (Enhanced (geliştirilmiş IDE)

Yazıcı (printer)

Ekranda gözüken bilgileri kağıt üzerine yazdırmaya yarar. Yazıcılar;

Nokta vuruşlu yazıcı (dot matrix): 9 iğneli ve 24 iğneli olabilir. Şerit takılarak kullanılır. Dakikada 1-3 sayfa hızında olabilirler. Sürekli form kağıdı kullanılabilir.

Mürekkep püskürtmeli yazıcı(ink jet): Dakikada 1-8 sayfa basabilir. Kartuş takılarak kullanılır. Renkli çıkış alınabilir. 300 dpi -

lazer yazıcı (laser): 300 dpi- , dakikada 4, 8, 12 … sayfa baskı, toner kullanılır.

LCD Panel (Liquid Crystal Display)

Bilgisayara bağlanılarak kullanılır. Bilgisayar ekranında gözükenleri duvara yansıtmak amacıyla tepegözün üzerine konulur. Ekranda gözükenler duvarda veya perdede geniş olarak görünür.

Kulaklık ve Hoparlör

Bilgisayar tarafından üretilen veya kaydedilmiş sesleri duymak için kullanılır.

Ses Kartı: CD kalitesinde, 16 bitlik, ses alabilmek için kullanılır. Ses kartları sayesinde ses kayıtı aypılabilinir.

Video

Bilgisayar tarafından üretilen görüntü, ses, text ve diğer verileri saklamakta kullanılır.

3. İletişim Birimleri

İletişim Birimleri diğer bilgisayarlara ve elektronik aletlere bilgi göndermeye ve bilgi almaya yarayan aletlerdir.

Modem:

Telefon hatları aracılığıyla birbirine uzak yerlerde bulunan bilgisayarlar arasında iletişim sağlayan çevre birimidir. Modemler bilgisayar ve telefon sinyallerini birbirine çevirir. Telefonların kullandığı analog sinyalleri bilgisayarların kullandığı dijital sinyallere çevirir. Aynı şekilde tersini de yapar.

Fax olarak da kullanılabilir.

Hızları: 14440, 32 K, 56 K …

4. Müzik Birimleri

MIDI (Musical Instrument Digital Interface- Müzik birimleri için Sayısal Arabirim): Bilgisayar aracılığıyla yüksek kalitede elektronik müzik yapmada kullanılır. Müzik yapmak için özel donanım ve yazılım gerekmektedir. Müzik eğitiminde ve beste yapmada kullanılmaktadır.

BİLGİSAYAR KASASI İÇİNDE BULUNAN AYGITLAR

Ana Kart: Üzerinde temel devrelerin bulunduğu karttır. Bütün aygıtlar ve kartlar ana karta bağlıdır.

Merkezi İşlem Birimi (MİB/CPU): Komutların işlenmesi, aritmetik ve mantıksal işlemler yapılır.

Ana Bellek (RAM =Random Access Memory-Rastgele Erişimli Bellek): Verilerin işlendiği ve geçici olarak saklandığı yer.

EDO RAM,

SD RAM

Güç kaynağı: Normal 220 Volt elektriği bilgisayarın kullanacağı volta çevirir.

CD Sürücü, Disket Sürücü ve Disk Sürücü kablolarla ana karta bağlanır.

Genişleme Yuvaları: Ses, v,ideo, radyo, tarayıcı, ekran, ethernet kartlarının takıldığı yuvalardır. ISA (8 Bit), VESA (16 Bit) ve PCI (32 bit) olmak üzere üç çeşittir.

Parelel Port (25 iğneli-dişi): Yazıcıların takılması için kullanılır.

Ekran Portu: Monitörü bağlamak için kullanılır.

Fare ve Klavye portu: fare ve klavyeyi bağlamak için kullanılır.

Seri Port (9 ya da 25 iğneli-erkek): Fare, modem, tarayıcıyı bağlamak için kullanılır. COM (comunication) da denir. Genellikle, COM 1 farenin, COM 2 ise fax-modemin bağlanması için kullanılır.

Kapasitelerine ve Büyüklüklerine Göre Bilgisayar Türleri

Makro Bilgisayarlar ( Mainframe - Ana Bilgisayar ) : Bunlar en büyük tiplerdir. Kapasiteleri Terabyte büyüklüğündedir. Genellikle büyük şirketlerde, bilgi işlem merkezlerinde, araştırma kurumlarında ve üniversitelerde kullanılırlar. Aynı anda yüzlerce kullanıcı tarafından kullanılabilirler.

Mini Bilgisayarlar : Orta boy bilgisayarlardır. Sığaları daha azdır. Aynı anda daha az kullanıcı tarafından kullanılabilirler. Fiyatları düşük ve işletme masrafları daha azdır. Orta boy işletmeler tarafından tercih edilirler.

Mikro Bilgisayarlar (Personal Computer - Kişisel Bilgisayar - PC): Tek kullanıcı için tasarlanmışlardır. Ofis otomasyonunda, eğitimde, yayın işlerinde, küçük işletmelerin ticari hesaplarının ve personel kayıtlarının tutulmasında etkin biçimde kullanılırlar.

Ağlar (Network)

Bilgisayarların birbirine bağlanmasıdır. Veriler, donanım ve yazılım paylaşılarak maliyet düşürülür ve işler daha hızlı yapılır. Ayrıca bilgisayarlar arası haberleşme de yapılır.

Yerel ağlar (Local Area Network - LAN) dan başka diğer ağ türleri Geniş Ağ (Wide Area Network-WAN), Intranet (kurum içi ağ) ve Internet (Ağların Ağı) ‘dir.

Ağlarda güvenlik sorunu vardır. Bunu çözmek için her kullanıcıya Ağ Yöneticisi tarafından kullanıcı adı (login name) verilir. Kullanıcı adından başka sadece kullanıcı tarafından bilinen, gerektiğinde kullanıcı tarafından değiştirilen, başka kişilerin bilmemesine dikkat edilen şifre (password) kullanılır.

BİLGİSAYAR YAZILIMI

Kullanımı Serbest Olan Yazılımlar (Public Domain): Kullanımı herkese açık olan yazılımlardır. İsteyen istediği kadar kullanabilir. İstediği kadar kopyalayıp dağıtabilir.

Paylaşılabilir Yazılımlar (Shareware): Copyright’lı yazılımlardır. Yalnız belirli bir süre (15 gün, 1 ay, 2 ay gibi) deneme amaçlı olarak kullanılabilir. Sürekli kullanım hakkı için belirli bir miktar parayı (10-40 $) kayıt ücreti olarak ödemek gerekir.

İşletim Sistemi (Operating Sistem): Kullanıcı ile bilgisayar arasında iletişimi sağlayan programlardır. Bilgisayar sisteminin tüm hareketlerini denetler. Sistemde bulunan MİB, ana bellek vb. kaynakları yönetir.

Disk İşletim Sismtemi DOS (Disk Operating System):

Windows (3.1, 95, 98)

Windows NT

MAC OS, UNIX, LINUX …

Yararlı Programlar: İşletim Sistemi ile verilen format, sıkıştırma, kurtarma vb.

Aygıt sürücüleri (Device Driver): Çevre birimlerinin çalışması için bilgisayara yüklenen programlar.

Programlama Dilleri: Bir işi bilgisayara yaptırmak ancak belirli kodların belirli bir sıra doğrultusunda kullanılması ile olanaklıdır. Kullanılan bu koda programlama dili denilir. Yazılan kaynak kod program derleyici veya yorumlayıcı tarafından bilgisayar diline çevrilir. Programlama dillerinden bazıları C, Pascal, Delphi, Java, Visual Basic, Visual C…

Uygulama Programları : Belli bir amacı gerçekleştirmek üzere üretilmiş yazılımlardır. Örneğin, okul yönetim sistemi programları, muhasebe programı, bilgisayar oyunları, programlama dilleri derleyicileri vb.

Uygulama yazılımları belirli uygulamaları çalıştırırlar. Bilgisayarın çok amaçlı olmasına olanak tanırlar ve işlerin daha iyi yapılmasına yardımcı olurlar. Kelime işlemci (word processor) yazılımları mektup, günlük plan, ders notu hazırlamada; tablolama programları öğrenci not ortalaması hesaplama, maaş bordrosu yapmada; veri tabanı yazılımı, öğrenci bilgilerinin saklanması, bulunması, güncellenmesi, düzenlenmesi ve rapor oluşturulmasında kullanılırlar.

Elektronik posta yazma, grafik hazırlama, masaüstü yayıncılık, çalışma planı hazırlama, iş akışı çizimi, web sayfası oluşturma programları da uygulama yazılımlarına örnektir.

Ticari yazılımlar: Muhasebe, tahmin yapm, proje yönetimede kullanılırlar.

Eğlence yazılımları: Oyun, ekran koruyucu

Eğitim ve Başvuru Yazılımları: Bilgisayar Destekli Eğitim yazılımları, benzetim (simulasyon) yazılımları, elektronik ansiklopedi, atlas.

Çokluortam (Multimedia) Yazılımları: Bilgisayar tabanlı medya ile bütünleşik olarak hazırlanırlar. Ses, video, animasyon, resim içerirler. Çokluortam ansiklopedileri bunlara örnektir.

Yazılımlar donanıma uyumlu ise çalışır. İşletim sistemi ile yazılımlar uyumlu olmalıdır.

Yazılımlar disket ya da CD_ROM kullanılarak kurulur. Yazılımları bilgisayara kurmak için ilk olarak genellikle SETUP (Windows 95 için), INSTALL (Windows 3.1 için), KUR (Türkçe yazılımlar için) çalıştırmak gerekir.

Bilgisayar Dosyaları

Veri: harfler, sayılar, grafikler

Bilgi: İşlenmiş veridir.

Dosya: Saklanan verilerin veya programların ismi. Dosya ismi genellikle iki bölümden oluşur. Birinci bölümde dosyanın adı, ikinci bölümde dosyanın uzantısı yazılır. İki bölüm bir nokta ile birbirinden ayrılır (dosyaadı.dosyauzantısı) Örneğin: yazılı1.doc. yazılı1 dosya adı; doc dosya uzantısıdır. Dosya adı dosyanın içeriğine uygun verilmelidir. Dosya uzantısını genellikle uygulama programı verir. Dosya uzantıları genellikle üç harften oluşur. 1,2,4 harfli dosya uzantıları da vardır. .c, .db, .html gibi.

Çalışan dosyalar: Uzantıları exe veya com dur. Başka bir programın yardımına ihtiyaç duymadan çalışırlar.

Kaynak dosyalar: Çalışmadan önce makine diline çevrilmesi gerekmektedir. Örneğin pascal programlama dilinde yazılan bir programın çalışması için makine diline çevrilmesi gerekmektedir. Bunun içinde o dosyanın pascal programlama dili kurallarına uygun olarak yazılıp; pascal programlama dili derleyicisi tarafından derlenmesi gerekmektedir.

Veri Dosyası: Üzerlerinde silme, ekleme, değiştirme yapılabilir. İçeriklerinin çıktısı yazıcıdan alınabilir veya başka birisine elektronik olarak postalanabilir. Yazılı1.doc. bir dökümandır. Bir kelime işlemcide yazılmıştır. O kelime işlemci çalıştırılmadan dökümanın içi görülemez. Kelime işlemci çalıştırıldıktan sonra içine girilip, değiştirme, düzeltme, silme ve ekleme yapılabilir. Yazıcıdan çıkışı alınabilir.

KULLANIM HAKKI (COPYRIGHT)

Çoğu yazılımların kullanım hakları belirlenmiştir. Yazılımın kullanım hakkı o yazılımı alan kişiye aittir. Son kullanıcı tarafından kopyalanamaz. Dağıtılamaz. Sadece satıcı tarafından kopyalanır.

Lisans Anlaşması ile kullanılan yazılımlar:

Satıcı ile son kullanıcı tarafından Lisans anlaşması yapılır. Bu lisans anlaşması yazılı olabileceği gibi, yazılım kurulurken başlangıçta da yapılabilir.

Tek kullanıcı için lisans sözleşmesi yapılan yazılımlar, çok kullanılıcı için lisans sözleşmesi yapılan yazılımlar, anlaşmalı sayıda kullanıcı için lisans sözleşmesi yapılan yazılımlar ve site lisanslı yazılımlar vardır.

Kesinlikle:

·Bilgisayarı başkalarına zarar vermekte kullanmayın.

·Bilgisayarla, başkalarının işine mani olmayın.

·Başkalarının dosyalarını karıştırmanın yollarını aramayın.

·Bilgisayarı hırsızlık yapmakta kullanmayın.

·Bilgisayarı yalancı şahitlikte, sahte delil hazırlamada kullanmayın.

·Sahibinden izinsiz başkalarının bilgisayar kaynaklarını kullanmayın.

·Başkalarının fikirlerini bilgisayarla çalıp kendinize mal etmeyin.

·Sosyal içeriğini düşünmeden bir program yazmayın.

·Bilgisayarı, saygı ve ilgi göstererek kullanın.

·

VİRÜSLER

·Sabit Diskleri virüslerden korumak gereklidir. Virüsler, genellikle bilgisayara zarar vermek amacıyla yazılmaktadır. Bilgisayarın işleyişinin kesilmesine, dosyaların silinmesine, sistemin yavaşlamasına yol açar. Virüsler, disketlerde bulunan programların içinde gizlenmiş olarak bulunur. Disket, disket sürücüye takılıp, virüslü dosya veya disket okutulduktan ya da içindeki programlar çalıştırıldıktan sonra bilgisayara geçer.

·Virüslerden korunmak için virüs arama ve temizleme programlarını kullanmak gerekiyor. Her gün yeni virüsler yazılıp, dağıtılıyor. Bunun için de bilgisayarımızdaki virüs arama ve temizleme programlarını güncellemek gerekiyor.

·Virüsler ayrıca modemle iletişim sırasında da geçebilir. Ayrıca kopya programlarda da virüs bulunabilir.

·

·BİLGİSAYAR ve SAĞLIK

·Bilgisayarın sağlığa zararlarından korunma

·(Kaynak: Dr. Ferruh Yavuz, TBD bilişim Bilişim Kültürü Dergisi, Sayı 69, Haziran 1998)

·Doğru oturuş

·Bilgisayarın karşısında otururken şunlara özen göstermeliyiz.

·Masa yüksekliği 65-70 cm.

·Yüksekliği ayarlanabilir, sırtı bele uygun ve esnek bir ergonomik koltuk

·Omuzlar rahat bırakılmış

·Dik oturulmuş ve sırt desteklenmiş

·Kollar yatay veya biraz yukarıda

·Dirsek ve eller düz bir çizgide

·Bacakların üst kısmı yatay

·Dizler 9 veya 110 derece açıda olmalı

Gözlerimizin sağlığı için:

·Bilgisayar kullanmadan önce bir göz muayenesinden geçmeli, görme bozukluğu varsa mutlaka düzeltilmeli

·Ekrandan 45-75 cm. uzakta oturmalı

·Ekranın üst kenarı ile göz hizasının aynı seviyede olmasına dikkat etmeli

·Kağıt tutucu kullanıyorsak bunu ekranla aynı hizada tutmalı

·Odanın loş ışıklı, aydınlatma 30-50 mumluk ve indirekt olmalı

·Işık ekrana dik açıyla gelmemeli

·Işık yansıma ve parlamaları önlemeli

·15-20 dakikada bir kısa süre gözleri uzağa odaklayarak göz kaslarının dinlenmesi sağlanmalı.

Bunların yanı sıra:

·Saat başı mola vererek odayı temiz hava ile doldurmak ve ufak ekzersizler yapmak

·Hamilelerin ekran başına geçmemelerini sağlamak gerekiyor.

YEDEKLEME ve DOSYA BAKIMI

Sabit diskte bulunan programların bir kopyasının diskete alınmasıdır. Yedekleme işlemini yapmak için disketlere ya da CD-ROM’lara yapılabilir. Yedekleme için arj, zip, backup programları kullanılabilir. Genellikle az kullanılan veriler sıkıştırılarak disketlere kopyalanır. Ayrıca çok önemli dosyalarında disketlere kopyalarının alınması kullanıcının dosyaların bozulmasına karşı önlem alması bakımından önemlidir.

Dosyalar, sabit disk üzerine yazılıp silindikçe tek bir dosya fiziksel olarak bir kaç parçaya bölünmüş olabilir. Bu da dosyayı okuma hızını yavaşlatır. Çünkü okuma kafası dosyanın tümü üzerinde çalışırken farklı noktalara gidip gelmek zorunda kalacaktır. Okuma hızını artırmak ve parçalan dosyaları birleştirmek için birleştirme) DEFRAG yapılır. Programlar-Donatılar-Sistem Araçları- Disk Birleştiricisi çalıştırılır.

Disk üzerinde zaman zaman farklı nedenlerden dolayı bazı dosyalar bozulabilir. Özellikle bir dosya üzerinde çalışırken bilgisayarın düğmeden kapatılması, elektrik voltajındaki değişikler vb. buna neden olabilir.

Bu bozuk programların bir kısmı kurtarılabilir. Bunun için Programlar-Donatılar- Sistem Araçları-ScanDisk komutu kullanılır.

Kullanıcı Arayüzü: : Bilgisayar ve son kullanıcı arasında iletişime izin verir. Bilgisayara kullanıcıların girişlerini kabul eder ve hazırladığı çıkışları gösterir. Yazılım ve donanımı bütünleştirir. Kullanıcın yazılımın özelliklerini bilmesi ve bilgisayardaki ustalığı ile donanımı kontrol etmesini sağlar. Son kullanıcının, kullanıcı arayüzünü anlaması verimliliği artırır.

Diyalog Kutusu: Bilgisayar çalışırken bilgisayar bir mesaj gösterir.

Yardım Kutusu: Son yıllarda yapılan programlarda kullanıcının ihtiyacı olduğunda anında yardım edecek düzenlemeler yapılmıştır.

Menü Çubuğu: En üst satırda bulunur.

Açılan (Pull Down) Menüler: Menü çubuğunun üzerine basıldığında belirir.

Simgeler: Belli bir işi yapan şekillerdir. Üzerinde disket simgesi olan şekil, çalışılan dosyayı diske kaydeder.

Düğmeler: Üzerine basıldığında bir işi yapmak üzere kilitlenir. Örneğin, koyu K simgesine basıldığında, sürekli olarak koyu yazı yazar. Tekrar koyu K simgesine basılırsa normal yazı yazılır.

Dizinler ve Dosya Adları

C:\Dizinadı\dosyaadı.dosya uzantısı. Örneğin:

C:\Belgelerim\yazılı1.doc

C:\ Sürücü adı

Belgelerim\ Dizin adı dosya adı dosya uzantısı

yazılı1 dosya ismi

doc dosya uzantısı

BİLGİSAYAR AÇILIRKEN NELER OLUR?

Bilgisayar açıldığı zaman, aşağıdaki işlemler sırasıyla yapılır.

·Bilgisayar, ilk olarak ROM’da bulunan küçük bir programı çalıştırır. Bu program, ana belleğin doğru çalışıp çalışmadığını denetler. Eğer bir sorunla karşılaşırsa ekrana mesaj yazar.

·Ana bellek denetlendikten sonra, bilgisayar A disk sürücüsünde disk olup olmadığını araştırır. Eğer varsa, ROM’daki program diskteki iki sistem kütüğünü yükler. Bu iki sistem kütüğünü yükler. Bu iki sistem kütüğü diskte yoksa veya A disk sürücüsünde disk yoksa, aynı işlem, sabit disk=C üzerinde tekrarlanır. Bu da başarılı olmazsa bilgisayar açılmaz. Çünkü işletim sistemi ana belleğe yüklenememiştir.

·Bu iki program çalıştığı zaman, bilgisayar aynı diskte CONFIG.SYS adlı bir dosya arar ve bulursa buna göre sistemin çalışma ortamını düzenler. Eğer böyle bir dosya yoksa sistem normal parametreleri kullanarak çalışma ortamını düzenler.

·Aynı programlar daha sonra diskte, COMMAND.COM adlı bir programı arar ve bunu çalıştırır. Bu program, DOS işletim sisteminin iç komutlarını içerir. COMMAND.COM programının çalıştırılması, işletim sisteminin bir kopyasının ana belleğe konması demektir. Bu program, bilgisayar açık kaldığı sürece ana bellekte kalır.

·Bilgisayar daha sonra diskte AUTOEXEC.BAT adlı bir toplu işlem kütüğünü arar. Toplu işlem kütükleri içlerinde bir ya da daha fazla program çalıştırma isteği olan kütüklerdir. Bu dosyayı bulduktan sonra bu dosyada bulunan komutları çalıştırır.

·WINDOWS 95 işletim sistemi yüklenir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

BİLGİSAYAR NEDİR?

Bilgisayar,kullanıcıdan aldığı verilerle mantıksal ve aritmetiksel işlemleri yapan; yaptığı işlemlerin sonucunu saklayabilen; sakladığı bilgilere istenildiğinde ulaşılabilen elektronik bir makinedir.

Bu işlemleri yaparken veriler girilir, işlenir, depolanabilir ve çıkışı alınabilir. Bilgisayar işlem yaparken hızlıdır, yorulmaz, sıkılmaz. Bilgisayar programlanabilir. Bilgisayar kendi başına bir iş yapmaz.

Giriş: Kişi tarafından veya bilgisayar tarafından sağlanan verilerdir. Bu veriler, sayılar, harfler, sözcükler, ses sinyalleri ve komutlardır. Veriler giriş birimleri tarafından toplanır.

İşlem: Veriler insanların amaçları doğrultusunda, programın yetenekleri ölçüsünde işlem basamaklarından geçer.

Bellek: Verilerin saklandığı yerdir. Giriş yapılan veriler, işlenen veriler bellekte saklanır.

Çıkış: Bilgisayar tarafından üretilen rapor, döküman, müzik, grafik, video, resimlerdir. İşlenmiş sonuçların yazılı olarak ekrandan veya diğer çıkış birimlerinden çıkarılmasıdır

Bir bilgisayar sistemi işletmek için yazılım ve donanıma gereksinim duyulmaktadır.

·Bilgisayar donanımı (hardware): Bilgisayarların fiziksel kısımlarına donanım denilmektedir. Elle tutulabilirler. Ekran, klavye, Sabit disk (harddisk), fare, yazıcı, bellek, mikroişlemci, tarayıcı,…

·Bilgisayar yazılımı: Donanımı kullanmak için gerekli programlardır. Bilgisayarın nasıl çalışacağını söylerler. Elle tutulmazlar. Belirli bir işlemi yapmak üzere bilgisayara kurulurlar (set up, install). Örneğin: Kelime işlem (word processor) programları son kullanıcıların yazı yazması için kullanılır. Tablolama (spread sheet), sunu (presentation), programlama dilleri (Pascal, C …), ses (sound) programı gibi.

BİLGİSAYAR DONANIMI

Gözle görülen ve dokunulabilen parçalar bilgisayar donanımını oluşturur. Genellikle, bilgisayar donanımı beş bölümden oluşur.

1. Merkezi İşlem Birimi-MİB(Central Processing Unit-CPU): Bu, bilgisayarın çalışmasını düzenleyen ve programlardaki komutları tek tek işleyen birimdir. İşlem hızına göre çeşitli modelleri vardır: Pentium işlemci, 80486, 80386, 80286, 8088, 8086.

Merkezi İşlem Birimi, Aritmetik ve Mantık Birimi ile Kontrol Ünitesinden oluşur.

Aritmetik ve Mantık Birimi(Arithmetic & Logic Unit -ALU) : Dört işlem, verilerin karşılaştırılması, karşılaştırmanın sonucuna göre yeni işlemlerin seçilmesi ve kararların verilmesi bu birimin görevidir.

Kontrol Ünitesi( Control Unit -CU) : Işlem akışını düzenler, komutları yorumlar ve bu komutların yerine getirilmesini sağlar.

2. Ana Bellek (RAM - Random Access Memory- Rastgele Erişimli Bellek): Programların ve verilerin kullanıldıkları zaman geçici olarak depolandıkları yerdir. MİB’de işlemler yapılırken ana bellekte saklanan veriler kullanılır ve işlenen veriler (bilgi) RAM bellekte tutulur. Elektrik kesildiğinde ana bellekteki veriler kaybolur. Birimi megabayt (MB)’dır. PC’lerde 8, 16, 32, 64 MB bellekler kullanılmaktadır.

Veri Birimi BYTE‘dır. Bir Byte 8 Bittir.

1 Bit 0 ya da 1′den (kapalı devre=0, açık devre=1) oluşur.

1 BYTE 1 karakter’dir.

1024 BYTE = 1 KiloByte’dır. (KiloByte = KB)

1024 KB = 1 MegaByte’dır. (MegaByte = MB)

1024 MB = 1 GigaByte (GigaByte = GB)

1024 GB = 1 TeraByte (TeraByte = TB)

·RAM BELLEK "Random Access Memory": Rastgele erişimli bellektir. Istenilen bölgesine bilgi depolanabilir, silinebilir, okunabilir, değiştirilebilir. Yalnız elektrik kesintisi veya makineyi kapatma durumunda tüm bilgiler silinir. 1 MB, 4 MB, 8 MB, 16 MB, 32 MB, 64 MB,…

·ROM BELLEK " Read Only Memory " Sadece okunabilir bellektir. Bu bellek üretici firma tarafından hazırlanmıştır. Bilgileri okunabilir fakat üzerinde bir değişiklik yapılamaz. Bu bilgiler makineyi kapatma veya elektrik kesintisinden etkilenmezler ve silinmezler. Kullanıcı tarafından verilen komutları işleme koyar. RAM belleğe göre oldukça pahalıdır. Gelişen teknoloji ROM bellek ailesine iki yeni türü daha kazandırmıştır.

·PROM :Programlanabilen ROM bellektir.

·EPROM : Hem silinebilen hem de programlanabilen ROM bellektir.

·3. Dış Bellek Birimleri (Secondary Memory Devices - İkincil Bellek Araçları): Verilerin kalıcı olarak saklandığı yerdir. Dış bellek birimleri sabit diskler, disketler, CD’ler ve teyplerdir. Günümüzde birimi giga byte (GB)’dır. PC’lerde 2.1, 3.2 GB harddiskler kullanılmaktadır.

4. Giriş Birimleri (Input Devices): Bilgisayarlara veri girmekte kullanılan araçlardır. Klavye, fare, disket, harddisk, joystick, tarayıcı (scanner), mikrofon, ekran (dokunmatik), CD, barkod okuyucu …

5. Çıkış Birimleri (Output Devices): Bilgisayarda elde ettiğimiz dosyaların çıkışlarını görmek için kullanılan birimlerdir. Ekran, yazıcı, datashow …

ÇEVRE BİRİMLERİ

Çevre birimleri genellikle dört grupta sınıflandırılır: Giriş birimleri, Çıkış birimleri, İletişim birimleri ve Müzik birimleridir.

1. Giriş Birimleri

Klavye (keyboard):

Üzerinde harfler, sayılar, işaretler ve bazı işlevleri bulunan tuşlar vardır.

Q Klavye ve F Klavye (Türkçe Daktilo Klavyesi) olmak üzere iki şekilde sınıflandırılabilir.

q Türkçe klavye 179

f Türkçe klavye 440

Klavye üzerinde numaralar, Kilitler (Caps Lock: Bir kez basıldığında sürekli büyük harf yazar. İkinci kez basıldığında sürekli küçük harf yazar, Num Lock, Scroll Lock), Özel Tuşlar (Alt, Shift, Control, Alt Gr).

Işıklı kalem (light pen):

Çizgisel (bar) kodları okumada, şekil çizme ve elyazısı yazmada kullanılır.

Grafik masası:

Özel bir kalem kullanarak ekranda yazı ve şekillerin gözükmesini sağlayan küçük kare biçiminde masa

Dokunma ekranları (touch screen):

Ekranda gözüken komut üzerine parmak ile dokunduğunda o komutun çalışmasını sağlayan ekran tipidir.

Joystick:

Genellikle oyun oynamak için kullanılır. Üzerinde bulunan tuşlarla çalıştırılarak bilgisayara komut verilmesi sağlanır.

Fare (mouse):

Ekranda gözüken imleç yardımıyla komut girişi yapmaya yarar. Farenin çevre birimi olarak kullanılmasıyla işaretleme, tıklama ve sürükleme yapılarak işlemler yaptırılır.

İmleç: Farenin ekran üzerinde nerede olduğunu gösterir.

Tıklama: Farenin sol tuşuna bir kez basılmasıdır.

Çift Tıklama: Farenin sol tuşuna kısa aralıklarla iki kez tıklanmasıdır. Bir simgeye yüklenen işlevinin yerine

getirilmesini sağlar.

Sürükleme: Farenin sol tuşunu basılı tutarak imlecin yerinin değiştirilmesidir.

Tarayıcı (Scanner)

Resim, grafik ve önceden yazılmış yazıları bilgisayar ortamına aktarmakta kullanılır. 300×600 dpi, 600×600 dpi, 600×1200 dpi, 600×2400 dpi …

Optik karekter okuma (Optic Character Reader-OCR)

CD-ROM sürücü (Compact Disk-Read Only Memory )

Son yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlanan veri depolama birimidir. 650 MB …

Bir CD’de 24 Ciltlik bir ansiklopedideki yazılar, resimler, video klipler, animasyon ve sesler saklanabilir. Bir program yüklerken 20-40 disketin takılıp çıkarılması yerine CD-ROM’lar tercih edilir. CD-ROM’lar özellikle çok büyük yer kaplayan çoklu ortamlarda (multimedia=ses+video+resim+animasyon) yazılmış yazılımlar için zorunludur.

CD-ROM üzerindeki bilgiler günümüzde değiştirilememektedir. CD-ROM’lara bilgi yazmak için, yazılabilir.

CD-ROM’lar kullanılarak CD-ROM yazıcılarla kopyalama yapılmaktadır.

CD_ROM sürücülerde müzik CD’leri de dinlenebilir.

Bir CD sürücü alırken veri transfer hızının büyük olanlar tercih edilmelidir. Günümüzde yaygın olarak 32 Hızlı CD-ROM sürücüler satılmaktadır.

1 CD-ROM’a 650 MB veri depolanabilir. Son yıllarda yapılan çalışmalarla CD-ROM’lara daha fazla veri depolama olanağı da çıkmıştır.

1 MB kalın bir roman kadardır (resimsiz). 1 CD-ROM’a 20 cilt kalınlığındaki bir ansiklopedi depolanmaktadır. Bu ansiklopediler ses, resim, video görüntü, animasyon ve grafik (multimedya) özellikleri de içermektedir.

Disketlere ve harddiske veriler magnetik olarak kaydedilirler. Verilerinizin bozulmaması için disketlerinizi magnetik ortamdan uzak tutunuz.

CD-ROM’lardaki veriler optik olarak kaydedilirler. Kolay bozulmazlar.

CD-ROM’lardaki verilerin korumak için çizilmemesine dikkat etmek gerekir.

CD-ROM sürücü varsa hard diskten sonraki en son sürücünün adını alır. Örneğin: Hard Disk C ve D ise, CD-ROM sürücü E ile belirtilir.

Bunların yanında Laser Disk Sürücüsü, video, kamera, mikrofon, televizyon ve radyo’da giriş birimi olarak kullanılmaktadır.

2. Çıkış Birimleri

Disket sürücü (disk driver)

Hem giriş hem de çıkış birimidir. Disket denilen magnetik ortama veri yazılabilen ve üzerindeki verileri okuyabilen bir birimdir.

Disket verileri magnetik ortamda saklar. Disketlerin kullanımı ve taşınması kolaydır. Veri taşımakta ve yedekleme amacıyla kullanılırlar. Disketlere veriler kopyalanabilir, eklenebilir, silinebilir, değiştirilebilir.

Disketlerdeki verilerin bozulmaması için; disketlerin magnetik ortamdan, sıcaktan, soğuktan, nemden, güneş ışınlarından uzak tutmak gerekir.

Bozulan disketler Windows 95 programında scandisk programı kullanılarak kurtarılabilir. (Başlat-Programlar-Donatılar-Sistem Araçları-Scandisk)

1 yüksek yoğunluklu (HD-High Density) disketin boyu 3.5 inç (=8.89 cm)’dir.

Disketin yazılabilir ve silinebilir olması için disketin açma kapama düğmesinin kapalı olması gerekir. Disketin kayan penceresi hiç bir zaman açılmamalıdır.

Disket sürücü için A harfi kullanılır. İkinci disket sürücü veya sanal disket sürücünün adı da B’dir.

Bir 3.5 inç’lik yüksek yoğunluklu (High Density kısaca HD diye gösterilir) disket 1.44 MB veri alır.

720 KB veri alan 3.5 inçlik disketler de eski disket sürücülerle kullanılmaktadır.

Daha önceki yıllarda, 5.25 inçlik yüksek yoğunluklu disketler 1.2 MB veri disketlerle, 180 KB ve 360 KB veri alan disketler de kullanılmaktaydı.

Disketlerin kullanılabilmesi için biçimlenmesi (formatlanması) gereklidir. Formatlama disketi iz ve sektörlere bölerek bilgisayarın kullanımına hazır hale getirmektir.

Ekran-Monitör

:Hem giriş hem de çıkış birimi olarak kullanılır. Giriş ve çıkış birimlerinden gelen verilerin sonuçlarının ekranda gözükmesini sağlar.

Bilgisayarla kişi arasında iletişi sağlar.

Bir text ekranın genişliği 80 karakter, boyu 25 satırdır.

Grafik ekranda pikseller (nokta) bulunur. Bir ekranda ne kadar çok piksel varsa ekranın çözünürlüğü artar. 640 x 480 piksel, 800 x 600 piksel, 1024 x 768 piksel gibi. Ekranın kaliteli olmasının çok büyük önemi vardır.

Ekranlardan titreşimsiz ve az radyasyonlu olanları tercih edilmelidir. Ekranların boyutu, 14 inç, 15 inç, 17 inç, 20 ve 21 ‘dir. Genellikle ucuz olduğu için 14 inçlik ekranlar kullanılmaktadır. 1 MB, 2MB, 4 MB bellekli … ekran kartları bulunmaktadır.

Ekrandalardaki görüntü netliği noktalar arasındaki uzaklıkla ilgilidir. İki nokta arasındaki uzaklık ne kadar azsa o kadar iyi görüntü elde edilir. Ekrandaki noktalar arası uzaklığı 0.28 mm ve daha az olanlar tercih edilmelidir.

Non Interlaced monitörler daha az

VGA (Video Graphich Adaptor) 640*480 16 renk ekran

sVGA (Super Video Graphich Adaptor)

16 renk : 4 bit renk

256 renk: 8 bit renk, 640 * 480, 512 K bellek

65 536 renk: 16 bit renk , 1024 * 768, 2 MB bellek

16 777 216 renk: 24 bit renk, 1280 * 1024, 4MB bellek

Sabit (Hard) Disk Sürücü

Sabit disk sürücü, bilgisayarın bilgi depolamak için kullandığı en temel birimdir. Sabit disk kapalı bir kutu içinde bilgisayarın içinde bulunmaktadır. Sabit disk sürücü, verileri bir dizi dönen magnetik yapraklarda magnetik olarak saklar. Her magnetik yaprakta okuma ve yazma işlemini yapan okuma yazma kafası vardır. Daha çok veri kaydedilir. Sabit disk taşınamaz.

Sabit disk, merkezlerinden geçen bir mil üzerine üst üste yerleştirilmiş plaklara benzer. Bu plaklar mil ile beraber belirli bir hızda dönerler ve bu sırada okunurlar veya üzerlerine yeni bilgiler yazılır. Erişim hızı ve kapasitesi yüksektir.

Aşağıda sabit diskin üsten görünüş ve kesiti bulunmaktadır.

Bir sabit diskin bir veriyi bulma hızının DÜŞÜK olması, o sabit diskin verilere ulaşma hızının YÜKSEK olduğunu gösterir. Örneğin, sabit diskteki okuma yazma kafası, bir veriye 10 ms (mili saniye, 1 sn/1000)’de erişirse; aynı veriye 19 ms’de erişen sabit diske göre daha hızlı okuma yapmış olur.

Sabit disklerin kapasitesi ne kadar büyük olursa o kadar çok bilgi saklanabilir.

Sabit diskler bilgisayarın ana kartına IDE (Integrated Drive Electronics), SCSI (Small Computer System Interface- skazi diye okunur) veya EIDE (Enhanced IDE, geliştirilmiş IDE) diye adlandırılan kablolarla bağlanırlar.

Sabit diskler C harfiyle temsil edilirler. Diğer sürücüler varsa bu harfleri izler. Örneğin, ikinci bir harddisk ya da harddiskin ikinci bölümü varsa D’dir.

Sabit diskler zamanla dolar. Bazı dosyaları silmek gerekir. Silinecek dosyaları rastgele seçmemek; bilinçli olarak yapmak gerekir. Bazı dosyalar yedeklendikten sonra silinebilir. Bazı dosyalar sıkıştırma programları ile sıkıştırılarak daha az yer kaplamaları sağlanır.

Sabit diski ana karta bağlamak için kablolar kullanılır. Bunlar:

IDE (Integrated Drive Electronics)

SCSI (Small Computer System Interface)

EIDE (Enhanced (geliştirilmiş IDE)

Yazıcı (printer)

Ekranda gözüken bilgileri kağıt üzerine yazdırmaya yarar. Yazıcılar;

Nokta vuruşlu yazıcı (dot matrix): 9 iğneli ve 24 iğneli olabilir. Şerit takılarak kullanılır. Dakikada 1-3 sayfa hızında olabilirler. Sürekli form kağıdı kullanılabilir.

Mürekkep püskürtmeli yazıcı(ink jet): Dakikada 1-8 sayfa basabilir. Kartuş takılarak kullanılır. Renkli çıkış alınabilir. 300 dpi -

lazer yazıcı (laser): 300 dpi- , dakikada 4, 8, 12 … sayfa baskı, toner kullanılır.

LCD Panel (Liquid Crystal Display)

Bilgisayara bağlanılarak kullanılır. Bilgisayar ekranında gözükenleri duvara yansıtmak amacıyla tepegözün üzerine konulur. Ekranda gözükenler duvarda veya perdede geniş olarak görünür.

Kulaklık ve Hoparlör

Bilgisayar tarafından üretilen veya kaydedilmiş sesleri duymak için kullanılır.

Ses Kartı: CD kalitesinde, 16 bitlik, ses alabilmek için kullanılır. Ses kartları sayesinde ses kayıtı aypılabilinir.

Video

Bilgisayar tarafından üretilen görüntü, ses, text ve diğer verileri saklamakta kullanılır.

3. İletişim Birimleri

İletişim Birimleri diğer bilgisayarlara ve elektronik aletlere bilgi göndermeye ve bilgi almaya yarayan aletlerdir.

Modem:

Telefon hatları aracılığıyla birbirine uzak yerlerde bulunan bilgisayarlar arasında iletişim sağlayan çevre birimidir. Modemler bilgisayar ve telefon sinyallerini birbirine çevirir. Telefonların kullandığı analog sinyalleri bilgisayarların kullandığı dijital sinyallere çevirir. Aynı şekilde tersini de yapar.

Fax olarak da kullanılabilir.

Hızları: 14440, 32 K, 56 K …

4. Müzik Birimleri

MIDI (Musical Instrument Digital Interface- Müzik birimleri için Sayısal Arabirim): Bilgisayar aracılığıyla yüksek kalitede elektronik müzik yapmada kullanılır. Müzik yapmak için özel donanım ve yazılım gerekmektedir. Müzik eğitiminde ve beste yapmada kullanılmaktadır.

BİLGİSAYAR KASASI İÇİNDE BULUNAN AYGITLAR

Ana Kart: Üzerinde temel devrelerin bulunduğu karttır. Bütün aygıtlar ve kartlar ana karta bağlıdır.

Merkezi İşlem Birimi (MİB/CPU): Komutların işlenmesi, aritmetik ve mantıksal işlemler yapılır.

Ana Bellek (RAM =Random Access Memory-Rastgele Erişimli Bellek): Verilerin işlendiği ve geçici olarak saklandığı yer.

EDO RAM,

SD RAM

Güç kaynağı: Normal 220 Volt elektriği bilgisayarın kullanacağı volta çevirir.

CD Sürücü, Disket Sürücü ve Disk Sürücü kablolarla ana karta bağlanır.

Genişleme Yuvaları: Ses, v,ideo, radyo, tarayıcı, ekran, ethernet kartlarının takıldığı yuvalardır. ISA (8 Bit), VESA (16 Bit) ve PCI (32 bit) olmak üzere üç çeşittir.

Parelel Port (25 iğneli-dişi): Yazıcıların takılması için kullanılır.

Ekran Portu: Monitörü bağlamak için kullanılır.

Fare ve Klavye portu: fare ve klavyeyi bağlamak için kullanılır.

Seri Port (9 ya da 25 iğneli-erkek): Fare, modem, tarayıcıyı bağlamak için kullanılır. COM (comunication) da denir. Genellikle, COM 1 farenin, COM 2 ise fax-modemin bağlanması için kullanılır.

Kapasitelerine ve Büyüklüklerine Göre Bilgisayar Türleri

Makro Bilgisayarlar ( Mainframe - Ana Bilgisayar ) : Bunlar en büyük tiplerdir. Kapasiteleri Terabyte büyüklüğündedir. Genellikle büyük şirketlerde, bilgi işlem merkezlerinde, araştırma kurumlarında ve üniversitelerde kullanılırlar. Aynı anda yüzlerce kullanıcı tarafından kullanılabilirler.

Mini Bilgisayarlar : Orta boy bilgisayarlardır. Sığaları daha azdır. Aynı anda daha az kullanıcı tarafından kullanılabilirler. Fiyatları düşük ve işletme masrafları daha azdır. Orta boy işletmeler tarafından tercih edilirler.

Mikro Bilgisayarlar (Personal Computer - Kişisel Bilgisayar - PC): Tek kullanıcı için tasarlanmışlardır. Ofis otomasyonunda, eğitimde, yayın işlerinde, küçük işletmelerin ticari hesaplarının ve personel kayıtlarının tutulmasında etkin biçimde kullanılırlar.

Ağlar (Network)

Bilgisayarların birbirine bağlanmasıdır. Veriler, donanım ve yazılım paylaşılarak maliyet düşürülür ve işler daha hızlı yapılır. Ayrıca bilgisayarlar arası haberleşme de yapılır.

Yerel ağlar (Local Area Network - LAN) dan başka diğer ağ türleri Geniş Ağ (Wide Area Network-WAN), Intranet (kurum içi ağ) ve Internet (Ağların Ağı) ‘dir.

Ağlarda güvenlik sorunu vardır. Bunu çözmek için her kullanıcıya Ağ Yöneticisi tarafından kullanıcı adı (login name) verilir. Kullanıcı adından başka sadece kullanıcı tarafından bilinen, gerektiğinde kullanıcı tarafından değiştirilen, başka kişilerin bilmemesine dikkat edilen şifre (password) kullanılır.

BİLGİSAYAR YAZILIMI

Kullanımı Serbest Olan Yazılımlar (Public Domain): Kullanımı herkese açık olan yazılımlardır. İsteyen istediği kadar kullanabilir. İstediği kadar kopyalayıp dağıtabilir.

Paylaşılabilir Yazılımlar (Shareware): Copyright’lı yazılımlardır. Yalnız belirli bir süre (15 gün, 1 ay, 2 ay gibi) deneme amaçlı olarak kullanılabilir. Sürekli kullanım hakkı için belirli bir miktar parayı (10-40 $) kayıt ücreti olarak ödemek gerekir.

İşletim Sistemi (Operating Sistem): Kullanıcı ile bilgisayar arasında iletişimi sağlayan programlardır. Bilgisayar sisteminin tüm hareketlerini denetler. Sistemde bulunan MİB, ana bellek vb. kaynakları yönetir.

Disk İşletim Sismtemi DOS (Disk Operating System):

Windows (3.1, 95, 98)

Windows NT

MAC OS, UNIX, LINUX …

Yararlı Programlar: İşletim Sistemi ile verilen format, sıkıştırma, kurtarma vb.

Aygıt sürücüleri (Device Driver): Çevre birimlerinin çalışması için bilgisayara yüklenen programlar.

Programlama Dilleri: Bir işi bilgisayara yaptırmak ancak belirli kodların belirli bir sıra doğrultusunda kullanılması ile olanaklıdır. Kullanılan bu koda programlama dili denilir. Yazılan kaynak kod program derleyici veya yorumlayıcı tarafından bilgisayar diline çevrilir. Programlama dillerinden bazıları C, Pascal, Delphi, Java, Visual Basic, Visual C…

Uygulama Programları : Belli bir amacı gerçekleştirmek üzere üretilmiş yazılımlardır. Örneğin, okul yönetim sistemi programları, muhasebe programı, bilgisayar oyunları, programlama dilleri derleyicileri vb.

Uygulama yazılımları belirli uygulamaları çalıştırırlar. Bilgisayarın çok amaçlı olmasına olanak tanırlar ve işlerin daha iyi yapılmasına yardımcı olurlar. Kelime işlemci (word processor) yazılımları mektup, günlük plan, ders notu hazırlamada; tablolama programları öğrenci not ortalaması hesaplama, maaş bordrosu yapmada; veri tabanı yazılımı, öğrenci bilgilerinin saklanması, bulunması, güncellenmesi, düzenlenmesi ve rapor oluşturulmasında kullanılırlar.

Elektronik posta yazma, grafik hazırlama, masaüstü yayıncılık, çalışma planı hazırlama, iş akışı çizimi, web sayfası oluşturma programları da uygulama yazılımlarına örnektir.

Ticari yazılımlar: Muhasebe, tahmin yapm, proje yönetimede kullanılırlar.

Eğlence yazılımları: Oyun, ekran koruyucu

Eğitim ve Başvuru Yazılımları: Bilgisayar Destekli Eğitim yazılımları, benzetim (simulasyon) yazılımları, elektronik ansiklopedi, atlas.

Çokluortam (Multimedia) Yazılımları: Bilgisayar tabanlı medya ile bütünleşik olarak hazırlanırlar. Ses, video, animasyon, resim içerirler. Çokluortam ansiklopedileri bunlara örnektir.

Yazılımlar donanıma uyumlu ise çalışır. İşletim sistemi ile yazılımlar uyumlu olmalıdır.

Yazılımlar disket ya da CD_ROM kullanılarak kurulur. Yazılımları bilgisayara kurmak için ilk olarak genellikle SETUP (Windows 95 için), INSTALL (Windows 3.1 için), KUR (Türkçe yazılımlar için) çalıştırmak gerekir.

Bilgisayar Dosyaları

Veri: harfler, sayılar, grafikler

Bilgi: İşlenmiş veridir.

Dosya: Saklanan verilerin veya programların ismi. Dosya ismi genellikle iki bölümden oluşur. Birinci bölümde dosyanın adı, ikinci bölümde dosyanın uzantısı yazılır. İki bölüm bir nokta ile birbirinden ayrılır (dosyaadı.dosyauzantısı) Örneğin: yazılı1.doc. yazılı1 dosya adı; doc dosya uzantısıdır. Dosya adı dosyanın içeriğine uygun verilmelidir. Dosya uzantısını genellikle uygulama programı verir. Dosya uzantıları genellikle üç harften oluşur. 1,2,4 harfli dosya uzantıları da vardır. .c, .db, .html gibi.

Çalışan dosyalar: Uzantıları exe veya com dur. Başka bir programın yardımına ihtiyaç duymadan çalışırlar.

Kaynak dosyalar: Çalışmadan önce makine diline çevrilmesi gerekmektedir. Örneğin pascal programlama dilinde yazılan bir programın çalışması için makine diline çevrilmesi gerekmektedir. Bunun içinde o dosyanın pascal programlama dili kurallarına uygun olarak yazılıp; pascal programlama dili derleyicisi tarafından derlenmesi gerekmektedir.

Veri Dosyası: Üzerlerinde silme, ekleme, değiştirme yapılabilir. İçeriklerinin çıktısı yazıcıdan alınabilir veya başka birisine elektronik olarak postalanabilir. Yazılı1.doc. bir dökümandır. Bir kelime işlemcide yazılmıştır. O kelime işlemci çalıştırılmadan dökümanın içi görülemez. Kelime işlemci çalıştırıldıktan sonra içine girilip, değiştirme, düzeltme, silme ve ekleme yapılabilir. Yazıcıdan çıkışı alınabilir.

KULLANIM HAKKI (COPYRIGHT)

Çoğu yazılımların kullanım hakları belirlenmiştir. Yazılımın kullanım hakkı o yazılımı alan kişiye aittir. Son kullanıcı tarafından kopyalanamaz. Dağıtılamaz. Sadece satıcı tarafından kopyalanır.

Lisans Anlaşması ile kullanılan yazılımlar:

Satıcı ile son kullanıcı tarafından Lisans anlaşması yapılır. Bu lisans anlaşması yazılı olabileceği gibi, yazılım kurulurken başlangıçta da yapılabilir.

Tek kullanıcı için lisans sözleşmesi yapılan yazılımlar, çok kullanılıcı için lisans sözleşmesi yapılan yazılımlar, anlaşmalı sayıda kullanıcı için lisans sözleşmesi yapılan yazılımlar ve site lisanslı yazılımlar vardır.

Kesinlikle:

·Bilgisayarı başkalarına zarar vermekte kullanmayın.

·Bilgisayarla, başkalarının işine mani olmayın.

·Başkalarının dosyalarını karıştırmanın yollarını aramayın.

·Bilgisayarı hırsızlık yapmakta kullanmayın.

·Bilgisayarı yalancı şahitlikte, sahte delil hazırlamada kullanmayın.

·Sahibinden izinsiz başkalarının bilgisayar kaynaklarını kullanmayın.

·Başkalarının fikirlerini bilgisayarla çalıp kendinize mal etmeyin.

·Sosyal içeriğini düşünmeden bir program yazmayın.

·Bilgisayarı, saygı ve ilgi göstererek kullanın.

·

VİRÜSLER

·Sabit Diskleri virüslerden korumak gereklidir. Virüsler, genellikle bilgisayara zarar vermek amacıyla yazılmaktadır. Bilgisayarın işleyişinin kesilmesine, dosyaların silinmesine, sistemin yavaşlamasına yol açar. Virüsler, disketlerde bulunan programların içinde gizlenmiş olarak bulunur. Disket, disket sürücüye takılıp, virüslü dosya veya disket okutulduktan ya da içindeki programlar çalıştırıldıktan sonra bilgisayara geçer.

·Virüslerden korunmak için virüs arama ve temizleme programlarını kullanmak gerekiyor. Her gün yeni virüsler yazılıp, dağıtılıyor. Bunun için de bilgisayarımızdaki virüs arama ve temizleme programlarını güncellemek gerekiyor.

·Virüsler ayrıca modemle iletişim sırasında da geçebilir. Ayrıca kopya programlarda da virüs bulunabilir.

·

·BİLGİSAYAR ve SAĞLIK

·Bilgisayarın sağlığa zararlarından korunma

·(Kaynak: Dr. Ferruh Yavuz, TBD bilişim Bilişim Kültürü Dergisi, Sayı 69, Haziran 1998)

·Doğru oturuş

·Bilgisayarın karşısında otururken şunlara özen göstermeliyiz.

·Masa yüksekliği 65-70 cm.

·Yüksekliği ayarlanabilir, sırtı bele uygun ve esnek bir ergonomik koltuk

·Omuzlar rahat bırakılmış

·Dik oturulmuş ve sırt desteklenmiş

·Kollar yatay veya biraz yukarıda

·Dirsek ve eller düz bir çizgide

·Bacakların üst kısmı yatay

·Dizler 9 veya 110 derece açıda olmalı

Gözlerimizin sağlığı için:

·Bilgisayar kullanmadan önce bir göz muayenesinden geçmeli, görme bozukluğu varsa mutlaka düzeltilmeli

·Ekrandan 45-75 cm. uzakta oturmalı

·Ekranın üst kenarı ile göz hizasının aynı seviyede olmasına dikkat etmeli

·Kağıt tutucu kullanıyorsak bunu ekranla aynı hizada tutmalı

·Odanın loş ışıklı, aydınlatma 30-50 mumluk ve indirekt olmalı

·Işık ekrana dik açıyla gelmemeli

·Işık yansıma ve parlamaları önlemeli

·15-20 dakikada bir kısa süre gözleri uzağa odaklayarak göz kaslarının dinlenmesi sağlanmalı.

Bunların yanı sıra:

·Saat başı mola vererek odayı temiz hava ile doldurmak ve ufak ekzersizler yapmak

·Hamilelerin ekran başına geçmemelerini sağlamak gerekiyor.

YEDEKLEME ve DOSYA BAKIMI

Sabit diskte bulunan programların bir kopyasının diskete alınmasıdır. Yedekleme işlemini yapmak için disketlere ya da CD-ROM’lara yapılabilir. Yedekleme için arj, zip, backup programları kullanılabilir. Genellikle az kullanılan veriler sıkıştırılarak disketlere kopyalanır. Ayrıca çok önemli dosyalarında disketlere kopyalarının alınması kullanıcının dosyaların bozulmasına karşı önlem alması bakımından önemlidir.

Dosyalar, sabit disk üzerine yazılıp silindikçe tek bir dosya fiziksel olarak bir kaç parçaya bölünmüş olabilir. Bu da dosyayı okuma hızını yavaşlatır. Çünkü okuma kafası dosyanın tümü üzerinde çalışırken farklı noktalara gidip gelmek zorunda kalacaktır. Okuma hızını artırmak ve parçalan dosyaları birleştirmek için birleştirme) DEFRAG yapılır. Programlar-Donatılar-Sistem Araçları- Disk Birleştiricisi çalıştırılır.

Disk üzerinde zaman zaman farklı nedenlerden dolayı bazı dosyalar bozulabilir. Özellikle bir dosya üzerinde çalışırken bilgisayarın düğmeden kapatılması, elektrik voltajındaki değişikler vb. buna neden olabilir.

Bu bozuk programların bir kısmı kurtarılabilir. Bunun için Programlar-Donatılar- Sistem Araçları-ScanDisk komutu kullanılır.

Kullanıcı Arayüzü: : Bilgisayar ve son kullanıcı arasında iletişime izin verir. Bilgisayara kullanıcıların girişlerini kabul eder ve hazırladığı çıkışları gösterir. Yazılım ve donanımı bütünleştirir. Kullanıcın yazılımın özelliklerini bilmesi ve bilgisayardaki ustalığı ile donanımı kontrol etmesini sağlar. Son kullanıcının, kullanıcı arayüzünü anlaması verimliliği artırır.

Diyalog Kutusu: Bilgisayar çalışırken bilgisayar bir mesaj gösterir.

Yardım Kutusu: Son yıllarda yapılan programlarda kullanıcının ihtiyacı olduğunda anında yardım edecek düzenlemeler yapılmıştır.

Menü Çubuğu: En üst satırda bulunur.

Açılan (Pull Down) Menüler: Menü çubuğunun üzerine basıldığında belirir.

Simgeler: Belli bir işi yapan şekillerdir. Üzerinde disket simgesi olan şekil, çalışılan dosyayı diske kaydeder.

Düğmeler: Üzerine basıldığında bir işi yapmak üzere kilitlenir. Örneğin, koyu K simgesine basıldığında, sürekli olarak koyu yazı yazar. Tekrar koyu K simgesine basılırsa normal yazı yazılır.

Dizinler ve Dosya Adları

C:\Dizinadı\dosyaadı.dosya uzantısı. Örneğin:

C:\Belgelerim\yazılı1.doc

C:\ Sürücü adı

Belgelerim\ Dizin adı dosya adı dosya uzantısı

yazılı1 dosya ismi

doc dosya uzantısı

BİLGİSAYAR AÇILIRKEN NELER OLUR?

Bilgisayar açıldığı zaman, aşağıdaki işlemler sırasıyla yapılır.

·Bilgisayar, ilk olarak ROM’da bulunan küçük bir programı çalıştırır. Bu program, ana belleğin doğru çalışıp çalışmadığını denetler. Eğer bir sorunla karşılaşırsa ekrana mesaj yazar.

·Ana bellek denetlendikten sonra, bilgisayar A disk sürücüsünde disk olup olmadığını araştırır. Eğer varsa, ROM’daki program diskteki iki sistem kütüğünü yükler. Bu iki sistem kütüğünü yükler. Bu iki sistem kütüğü diskte yoksa veya A disk sürücüsünde disk yoksa, aynı işlem, sabit disk=C üzerinde tekrarlanır. Bu da başarılı olmazsa bilgisayar açılmaz. Çünkü işletim sistemi ana belleğe yüklenememiştir.

·Bu iki program çalıştığı zaman, bilgisayar aynı diskte CONFIG.SYS adlı bir dosya arar ve bulursa buna göre sistemin çalışma ortamını düzenler. Eğer böyle bir dosya yoksa sistem normal parametreleri kullanarak çalışma ortamını düzenler.

·Aynı programlar daha sonra diskte, COMMAND.COM adlı bir programı arar ve bunu çalıştırır. Bu program, DOS işletim sisteminin iç komutlarını içerir. COMMAND.COM programının çalıştırılması, işletim sisteminin bir kopyasının ana belleğe konması demektir. Bu program, bilgisayar açık kaldığı sürece ana bellekte kalır.

·Bilgisayar daha sonra diskte AUTOEXEC.BAT adlı bir toplu işlem kütüğünü arar. Toplu işlem kütükleri içlerinde bir ya da daha fazla program çalıştırma isteği olan kütüklerdir. Bu dosyayı bulduktan sonra bu dosyada bulunan komutları çalıştırır.

·WINDOWS 95 işletim sistemi yüklenir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

Agatha Christie

Salı, 06 Kasım 2007

Agatha Christie

1890 yılında doğdu.İngiliz yazar Christie, popüler edebiyatın en önemli isimlerinden biri ve dedektif Hercule Poirot tipinin yaratıcısıdır. Babası Frederick Alvah Millet, Agatha henüz küçük yaştayken öldü. Annesi tarafından evde eğitilen küçük kız, yalnız bir çocukluk geçirdi. Küçük yaşta öyküler yazmaya başladı. 16 yaşında, şan öğrenimi görmek üzere Paris’e yollandıysa da kısa sürede bundan vazgeçti. Ciddi anlamda ilk edebi denemeleri, duygusal konuları ele alan öyküler oldu. 1914’te Arvhibald Christie adlı bir doktorla evlendi ve yeniden Fransa’ya gitti. Oradayken vakit geçirmek üzere okuduğu dedektif öykülerinin daha iyilerini yazabileceğini düşünerek ilk polis romanı olan The Mysterous Affair at Styles’ı (Styles’daki Esrarengiz Olay) yazdı. Kitap çeşitli yayınevinlerince geri çevrildikten sonra 1920’de Bodley Head Yayınevi tarafından kabul edildi. Styles, Agatha Christie’nin ilk Hercule Poirot’u romanıdır. Hercule Poirot, zekası, espri yeteneği, keskin gözlemciliği ve Avrupalı inceliği ile seçkinleşen Belçikalı bir dedektiftir. Cinayetleri “küçük gri hücreler” dediği beynini kullanarak çözmesi ve bu arada da İngiliz yüksek sınıfının özel yaşamının saklı yönlerini ortaya dökmesi ile tanınır. Agatha Christie’nin arka arkaya yazmaya başladığı polis romanları Poirot tipine uluslararası ün kazandırdı. Yazar ayrıca Miss Marple adının verdiği bir tip daha yarattı. Sevimli bir yaşlı kız olan amatör dedektif Miss Marple da çok tutuldu. 1928’de ilk kocasından boşanıp Max Mallowan’le evlendikten sonra birçok ülke gezip görme fırsatı bulan Christie’nin romanları 1930’larda çoğunlukla uluslararası mekânlarda geçmeye başladı. Hayranlarınca her kitabı beğenilmekle birlikte, Agatha Christie’nin edebi kaygılarla yazdığı bazı romanlar eleştirmenlerin de dikkatini çekti. Örneğin Roger Ackroyd Öldürüldü romanının anlatıcısı katilin kendisidir.

On Küçük Zenci ise polis romanının klasikleri arasındadır. Ölümünden sonra yayınlanan Son Perde ise, yazar ilk romanının geçtiği mekân olan Styles’daki eve döner ve cinayeti Harcule Poirot’ya işletir. Agatha Christie, İngiliz töre romanı geleneğinde yazığı polis romanları ile dünya edebiyatında kendine özgü bir yerin sahibi olmuştur.1976 yılında öldü.

Hangi Laiklik

Salı, 06 Kasım 2007

Kitabın Adı: Hangi Laiklik

Kitabın Yazarı: Attilâ İlhan

Yayınevi: Bilgi Yayınevi, Ankara,1995

Attilâ İlhan’ın Hayatı:

15 Haziran 1925’te Menemen’e doğan Attilâ İlhan, Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulu’nu ve Karşıyaka Ortaokulu’nu bitirdi. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıftayken Türk Ceza Kanunu’nun 141. Maddesine aykırı davrandığı gerekçesi ile tutuklandı, okuması engellendi. Danıştay kararı ile eğitimini sürdürdü. İstanbul Işık Lisesi’ni bitirdikten sonra, İstanbul Hukuk Fakültesi’ni yarıda bıraktı. 1949-1965 yılları arasında, aralıklarla altı yıl Paris’te yaşadı. Ali Kaptanoğlu adıyla senaryolar yazdı. Demokrat İzmir Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğini ve başyazarlığını yürüttü.

Ankara’da Bilgi Yayınevi’nin danışmanlığını yaptı(1973-1979). Çeşitli dergi ve gazetelerde köşe yazıları ve sinema eleştirileri yazdı.

Yazarın yayımlanan ilk şiiri 1941’de yazdığı Balıkçı Türküsü’dür. 1946 yılında yazdığı “Cebbaroğlu Mehemmed” şiiri CHP şiir ödülünü kazandı. Kısa sürede şiir, denme ve eleştirileriyle, edebiyat dünyasında kendine özgü bir yer edindi.

Attilâ İlhan, şiirde Garip ve İkinci Yeni akımlarına şiddetle karşı çıktı. Mavi Hareketi adlı toplumsal gerçekçi bir şiir akımı başlattı. Sanat hayatının ilk dönemlerinde takip ettiği Nazım Hikmet çizgisinden ayrılarak, karmaşık ve bireysel bir duyarlılığa yöneldi.

Eleştiri, deneme ve romanlarında ise toplumsal gerçekçiliğe bağlı kaldı.

Düşünceleri:

“Benim formasyonum solculuk. Ben başından beri aynı istikamette yaşamışımdır. Haya tarzım da solcudur.” ifadeleriyle, düşünce yapısının ana hatlarını çizen Attilâ İlhan’ın sol anlayışı; daha çok, burjuva temeline dayanan ve milli çizgide bir anlayıştır.

Bu yönüyle diğer sol aydınlardan ayrılan Attilâ İlhan, aydınları kıyasıya eleştirir. Onları bilinç değil inanç aydını olmakla suçlar ve aydınların düşüncelerinin dogmatik olduğunu savunur. Attilâ İlhan ’a göre II. Dünya Savaşı’ndan beri, Türk aydını halktan kopmuştur ve bir alafrangalık özentisi içindedir. Ve bu yönleriyle Tanzimat dönemindeki Batıcılara benzemektedir. Attilâ İlhan bu düşüncelerini savunurken, başta İnönü olmak üzere cumhuriyet dönemi siyasetçilerini ağır bir şekilde eleştiriyor ve Batı’ya bakışımızın yanlış olduğunu söylüyor.

Attilâ İlhan’a göre, Batı’ya körü körüne bağlanmak da, O’na büsbütün sırt çevirmek de aşağılık psikolojisinin ürünüdür. Doğru olan Batı’ya akıllıca bakmaktır. Batı’da geçekten evrensel olan bilimsel düşüncedir. Gerekli olan bu düşünceyi yakalayabilmektir.

Bu düşünceye paralel olarak Attilâ İlhan, “Kendimizi AB’ye veya ABD’ye şartlandırmamalı; onların Ortadoğu’daki jandarması konumuna düşmemeliyiz.” diyor. Ve Türkiye’nin iyiliğinin, sadece kendi menfaatine dayanan bir Avrasya politikasından geçtiğini söylüyor.

Toplumsal alanda ise Attilâ İlhan, ümmetlikten millet yapısına geçmiş olan Türk halkının, laik ve milli bir anlayışı benimsemesi gerektiğini düşünüyor.

Attilâ İlhan’ın bu şekilde özetleyebileceğimiz düşünce yapısının tamamen diyalektiğe dayandığını görüyoruz. Attilâ İlhan hiçbir düşünceyi, basmakalıp bir şekilde, olduğu gibi kabul etmiyor. Bütün düşünceleri bir tez-antitez-sentez ürünü olarak ortaya çıkıyor.

Attilâ İlhan’ın bir başka özelliği de Atatürk’e büyük bir hayranlık duyması, ve bütün düşüncelerine temel dayanak noktası olarak O’nu almasıdır.

I.BİÇİM

A.ESERİN DİL VE ANLATIMI

Dilde özleşmeye karşı olan Attilâ İlhan’ın bu tavrı, “Hangi Laiklik” adlı eserinde de görülüyor. Kitapta hem doğu hem de batı dillerinden dilimize geçmiş pek çok sözcük göze çarpıyor. Bazı kelimeler de orijinal yazımları hiç değiştirmeden kullanılmış.

Cümleler yalın değil ve genelde uzun ; fakat anlaşılır.

Kitap, sanat değil, düşünce yönüyle öne çıktığı için; sanatlı ifadelerden ve süslü anlatımlardan pek söz edemeyiz.

B.BETİMLEMELER

Kitap, bir roman ya da öykü olmadığı için, betimlemelerden çok fazla bahsedemiyoruz. Sadece birkaç yerde bulunan betimlemeler, genelde sanatlı bir anlatıma sahip.

C.ESERİN ETKİLEYİCİLİĞİ, SÜRÜKLEYİCİLİĞİ, AKICILIĞI

Eserin çok akıcı olduğu söylenemez, bunun sebebi cümlelerin uzunca olması, yabancı kelimeler içermesi ve yazarın değişik bir imla kullanmasıdır.

Fakat buna rağmen kitap sürükleyici; içeriğinin zenginliği insana sürekli bir okuma isteği veriyor. Bu da kitabı çok kısa bir sürede bitirmemi sağladı. Ayrıca kitap insanı sürekli düşünmeye ittiği için etkileyici.

İÇERİK

Eser, yazarın 90’lı yılların ilk yarısında çeşitli gazetelerde yayımlanan, denemelerinden oluşuyor. Kitabın adı “Hangi Laiklik” olmasına rağmen, laiklik bu kitapta ele alınan konulardan sadece biri.

Eserin ilk bölümünde, yazar -Sistem- adını verdiği batı ülkelerinin, kendi çıkarlarını korumak için Türkiye’yi bir başa olarak kullanmalarından bahsediyor. Batı’nın, bize dostça yaklaşmasının altında derin bir art niyet olduğunu, Batı’nın sürekli kin ve nefretini dışa vurduğunu anlatıyor. Ve Türkiye’nin Batı’nın çıkarlarına alet olmaması gerektiği söylüyor.

Attilâ İlhan, daha sonraki bölümlerde, Türkiye’de değerlere ve düşüncelere olan bakışlardaki yanlışlara değiniyor. Türk aydınının batılı olmak adına, kendi değerlerine yabancılaştığını söylüyor; aydınları alafranga ve yozlaşmış olmakla suçluyor.

Son kısımda ise, Türkiye’de gelişen şeriat tehlikesine dikkat çekiliyor ve bu tehlikeyi ortaya çıkaran sebepler, aydın kesimin halktan kopuk olmasının halkta doğurduğu tepki ve batılı güçlerin (sistem) komünizm tehlikesine karşı, dinci akımları beslemiş olması olarak gösteriliyor. Bu arada siyasi İslam’ın yanılgı ve yanlışlarına da dikkat çekiliyor.

TÜR

Kitap, köşe yazılarından oluşmuş, fakat bu yazılar günlük politika ve polemiklerden çok, fikir tartışmalarına yer verdiği için, deneme türünde olduğu söylenebilir.

Ayrıca kitabın yazarın deneme/anı serisi içinde yayınlanmış olması da bunu destekliyor.

DEĞERLENDİRME

Bu kitabı seçmemin temel sebebi, Attilâ İlhan’ın düşüncelerine uzun bir süredir ilgi duyuyor olmamdı. Roman türünde eser okumayı sevmemem de bu kararıma yön verdi.

Eser, başından sonuna kadar beni sürekli düşünmeye sevk etti ve pek çok konuda, düşüncelerimin netleşmesini sağladı.

“Hangi Laiklik” i son okuduğum kitaplardan, “Türk Basını’nda Kalem Kavgaları”, Siluetini Sevdiğimin Türkiyesi” , “1984” ve “Hayvan Çiftliği” ile karşılaştıracak olursam, bu kitapların hepsinin 20. Yüzyıl siyaseti ile ilgili olmasını bir ortak özellik olarak söyleyebilirim.

Eserin söz dağarcığıma katkısı:

komprador: aracı, yerli ortak

Ayrıca eser, adını daha önce duymadığım bazı kişileri de tanımamı sağladı. Bunların en önemlileri, ırkçılığın teorisini kuran Gobineau ve Chamberlain ile CIA’ in Ortadoğu konusunda uzman analisti G. Fuller’dir.

Alarm

Salı, 06 Kasım 2007

KİTABIN ADI

Alarm

KİTABIN YAZARI

Heinz G.KONSALIK

YAYINEVİ VE ADRESİ

Altın Kitaplar Yayinevi Cagaloğlu / İSTANBUL

BASIM TARİHİ

Ağustos 1996

KİTABIN YAYIM MAKSADI

Bu Kitap; Tüm Zayıf Yönleriyle Yalnızca İnsan Olmak Ve Yaşamın Bu Temele Dayandığını Benimsetme Maksadı İncelemektedir.

KİTABIN ÖZETİ :

Jack Nickolson andındaki bir subayın emir komuta ettiği, Amerikan donanmasının en önemli unsurlarından olan Poseiden (deniz tanrısı Yunanca ) Gemisi (Denizaltı), Norfolk donanma üstünden 300 mürettebatıyla askeri bir törenle hareket eder. Yegane görevi dünya barışını sağlamak olan, bu koyu gri çelik yığını görünümdeki gemi, ilk olarak kuzey kutbuna doğru deniz altından yol alır. Uzun deniz yolculuğu esnasında mürettebatın yemek, içecek sorunları büyük bir lüksle çözülmüş ve onların sıkıl-mayacağı şekilde eğlence imkanları da sunulmuştur. Bu uzun yolculukta gemi mürettebatının karşılaşacağı tüm sağlık sorunlarını halletmek üzere Dr.Blandy andında bir doktor da hazır bulunuyordu.

Geminin komutanı Jack Nickolson ile sık sık fikir çatışması içine giren Dr. Blandy, mürettebatın belli bir süre sonra bu tekdüze yaşamdan sıkılacaklarını ve bir takım temel ihtiyaçlarının etkisiyle psikolojik sıkıntılarla karşılaşabileceklerini söyledi. Yanında cinsel ihtiyacı önemsiz hale getirecek romantik ilaç olduğunu belirterek, ancak belli bir zaman sonra bunların da etkisiz olacağını söyleyen doktor, komutan Nickolson ile, geminin rotasını tartışmaya başladı. Dr.Blandy’nin istediği daha fazla liman görmek (tabii ki; kadın, güzel hava ve güneş ), komutan ise bunun aldığı emre aykırı olduğunu savunuyordu.

Bir gün gemi, İzlanda açıklarına şiddetli fırtınaya rağmen deniz yüzeyinde hareket ederken uzakta bir sal görüldü. Yaptığın isin ehemmiyetini ve gizliliğini öne sürerek dalma emri veren komutana, Dr.Blandy’i buna karşı çıkarak o insanları, kurtarmasını gerektiğini belirtmiştir. Beli bir zaman sonra sala hareket ettiler.

Deniz yüzeyindeki sala yaklaşınca gözlerine inanamazlar. Salda boylu boyunca uzanan beş güz el kız yatmaktadır. Soğuktan donmak üzere olan bu kızlar, gemide yeni bir tartışma konusu oldur, Jack Nickolson ve Dr. Blandy baygın halde yatan kızları gemiye alıp, onları tekrar hayata döndürmesinin insanlık ve mesleki görevi olduğunu söyler. Fakat Jack bunun, gemisinin kurallarına haykırı olduğunu bundan dolayı yollarına devam etmeleri gerektiğini belirtir. Bu iki adamın tartışması, mürettebatın kızları gemiye almaya başlamasıyla son bulur. Gemi personeli komutan Nickolson’ın emrini çiğnemiştir. belki de buda en etkili olan, oradaki yatanların“ Kadın” olmasıydır.

Gemide tam bir alarm durumu hakimdir. Uzun bir zaman sonra ilk kez kadın görmüşlerdir, hemde beş güzeller güzeli…

Bostonlu kızlar Norveçten Grönland’a giderek eskimoları tanıyıp incelemek istemişlerdir. Botları buzlara çarpınca az daha canlarından olacaklardır. Bu beş güzelle konuşurken moruk ( komutan Nicklson ) bile çok heyecanlanmaktadır.

Buraya kadar hoş olan gelişmeler, kızların Amerika’nın sayılı iş adamlarının kızları olduğunun ortaya çıkmasıyla, bir anda tedirginlik yaratır. Çünkü geminin gizliliği tehlikededir.

Norfolk’ta Amerikan üstünde ki Amiral Adam kızların hemen gemiden uzaklaştırılmasını ister. Komutan Nickolson’ın kızları herhangi kara parcasına bırakması artık imkansızlaşmıştır. Çünkü geminin radara yakalanma olasılığı mevcuttur.

Gemide beş güzel kadının olması ve onların devamlı kapalı yerde tutulmaları, kadına susamış üç yüz kişi arasına huzursuzluk getirmiştir. Mürettebattan Jimmy Porter adında birsi de subayların kadınlarla beraber olduklarını söyleyerek, personelleri kışkırtmaktadır.

Bu arada Amiral Nickolson da Monika Herrmann adında ki Alman asıllı kıza tutulmuştur.

Bir gece komutan Nickolson panik halinde Dr.Blandy’e gelerek, kızların odasından kaçtıklarını söyler. Komutan Nickolson odaları tek tek dolaşarak kızları aramaya başlar. Aslında onun endişesi, Monika’nın başka bir erkeğin kollarında olmasadır.

Diğer kızlar erkeklerle sevişirken, Monika ise kitap okumaktadır. Bu durum Jack’i rahatlatmıştır.

Denizaltında ki kadınlar iyice sorun olamaya başlar. Hatta son gelişen olay bunu onaylamaktadır. “gemide cinayet…”

Gemi personelinden Belluci bir cinayete kurban gitmiştir, üstelik cenazesi de ortadan kaybolmuştur.

Amerikan Donanmasının en güçlü ve en seçkin askerleri, artık kadın için birbirlerini öldürebilecek kadar sıradanlaşmışlardır.

Denizaltı komutanı Jack Nickolson, bu cinayet olayını çözmek zorunda olduğunun bilincindedir ve çözüm için subaylardan oluşan mahkeme kurulur, personeli sorgulamaya başlar.

Bu cinayeti, bir çok kişi bilmektedir ama hepsi de bilmezlikten gelir. Sorgulamanın ilk safhalarında dikkatler subaylarda yoğunlaşmıştır. Çünkü kadınlarla ilgilenenler onlar dır.

Komutan Nickolson çaresiz kalmıştır; onun için sadece bir kişi vardır, sorgulayabileceği. O anda geminin sınır merkezindeki nöbetçi astsubay Duffy. Oldukça duygusal olan Duffy, heyecanlanarak ve titreyerek bildiği şeylerin bir kısmını anlattır, daha fazla anlatmasına Dr.Blandy izin vermez, çünkü Herbert Duffy fenalaşmıştır.

Komutan Nickolson, sorgulanmayı olayın kahramanı on personelin, en çetin cevizi olan Jimmy Porter’dan başla.

Komutan Nickolson araştırmalarını bir dedektif gibi yürütmeye başlar. Olayın kahramanlarıyla tekrar konuşur ama, onların yaptığı şekilde; iki zar, hile, barbut oyunu ve kadınlarla ilgilidir.

Nickolson’ı iki büyük sorun düşündürüyordu; 1-Gemide yüklü üstün tahrip gücüne sahip mühimmat. 2-Kadınlar ve bunlardan dolayı gemideki huzur, güven ve arkadaşlığın bozulması.

Komutan Nickolson ve Doktor geçici çareyi, kızları bir odaya kilitlemekte bulur. İlk nöbeti komutan tutmaya başlar. Bu esnada bazı subay ve astsubaylar generali ikna etmeye çalışılırlar, bazen de ciddi tartışmalar yaşanmıştır.

Kızlardan birisi Monika Hermann, arkadaşları ile konuştuklarını ve bir karaya bırakılmak istediklerini belirtir, komutan buna karşı çıkar. Ama Norfolk donanma üssü bu kızların gemiden uzaklaştırıldığını sanmaktadır. Bunu da komutan Nickolson söylemiştir. Monika Hermann ve Nickolson’ın hoş sohbeti bittikten sonra kız odasına çekilir. Az zaman sonra üsteğmen Cornell yeni bir felaket haberi daha getirir; Astsubay Duffy Boğularak öldürülmüştür.

Annesine düşkünlüğü ve duygusallığı ile geminin sevilen personellerinden Herbert Duff, Belluci’nin cinayetinde ki bildiklerinden dolayı boğularak öldürülmüştür.

Nickolson subaylardan ikisini (Carnell ve Curtis) sorgulamaya başlamıştır. Katil bunlardan birisi olmalıdrı diye düşür çelişkili ifadelerinden dolayı.

Her şeye rağmen görev devam etmedir. Komutan Nickolson için. Geminin yavaş yavaş su yüzeyine çıkarılması söyler, Nickolson ve müretebat daha sonra güvertede yapılan törenle cenazeyi suya gömerler.

Kızlar uzun zamandan beri ilk kez gün ışığı görmüş ve serbesttirler. Komutan Nickolson kızların, cenazeyi bıraktıkları su yüzüne iyi bakmalarına ve suçluluk duymalarının gerektiğini belirtir ve olara 5 dk. Süre tanıyan Nickolson hareket ve dalış emri verdi.

Kızlar ısrarla dışarıyı seyretmek isterler ve bundan dolayı güvertede fazla kalırlar, ama bu davranış olara pahalıya patlar. Çünkü soğuktan donmak üzeredirler. Dr.Blandy kızları hemen revire taşıtır ve ilk müdahaleyi yapar. Bir süre sonra kendine gelen kızlar daha uslu dururlar.

Komutan Nickolson bir süre düşündükten sonra, kızları karaya bırakmalarının geminin huzurunu düzenleyeceğini ve askeri hedeflerine daha güvenle ulaşacakları kararına varır. Bu arada Monika Hermann ile yaşadığı aşk da onu çok etkilemiştir ama buna rağmen bunu yapmalıdır.

Su yüzüne doğru yol alan denizaltı kızları karaya bırakmak üzere 15 gönüllü tayfa ve Dr.Blandy hazır bulunurlar. Deniz yüzeyine gelindiğinde kızlar ve seçilenler karaya doğru yol almaya başlamışlardır, ancak bir aksilikle karşılaşacaklarını bilmeyerek.

Norfolk Donanma üssünün komutanı amiral Adam, geminin tehlikeli bölgede olduğu ve her an Sovyet denizaltlarıyla karşılaşabileceğini belirterek, derhal alarm verip, uzaklaşmaları gerektiğini bildirir. Bunun üzerine derhal dalan denizaltıyı Doktor, kızlar ve gönüllü tayfalar şaşkın gözlerle izlerler. Onlar su üstünde, gemi ise altındadır artık.

Denizaltının aniden dalmasından sonra saldakiler şaşkın ve huzursuz bir şekilde karaya ulaşırlar ve oradaki mağaralara çadırlarını kurarlar. Dr. Blandy ve saldakiler Nickolson’ın kendilerine oyun oynadığını düşünerek küfürler yağdırmaya başlamışlar ve çaresiz beklemektedirler.

Poseiden 1 gemisinde ise panik vardır. Bir yandan etrafdaki üç Rus gemisi ve Norfalk’daki üssün komutanı Amiral Adam’ın emirleri, diğer yanda suya bıraktıkları. Nikolson’ı gerçekten zor ve sıkıntılı anlar beklemektedir.

Bu arada doktor da emeline ulaşmış, kızıl saçlı kız Evelyn’le sevişiyordur. Aslında Monika Hermann hariç bütün kızlar birileriyle sevişmektedir.

Birden mağaraya Cornell gelir ve geminin geri gelmiş olabileceğini söyler ona gördüklerini tarif eder Dr. Blandy sevinerek, Nikolson’ın onları bırakıp gideceğini düşünemediğini söyler, ancak su yüzeyindeki gemiyi dürbünle incelediğinde bunun bir Rus gemisi olduğunu anlamıştır.“ Nikolson’ın denizaltıyı daldırmasının sebebi buymuş demek ki diye söylenir.

Ruslar karaya doğru yol almaya başlayınca, karadakiler yer değiştirmemeleri ve hiç birisinin görünmemesi, gerektiğini düşünürler.

Kızlar buna pek taraftar değildir, çünkü onlar için askeri sırlar vb. şeyler önemesizdir. Bir süre tartıştıktan sonra intikal gerçekleşir. Ruslar hiçbir şeyden şüphelenmemiştir, sadece etrafı keşif için, ışık tutuyorlardır etraflarına. Bu kuvvetli ışıklara görünmemeyi başarmışlardır.

Poseidan 1 gemisi ise cansız bir demir yığını gibi sesiz durmaktadır ve her an kendini imha etmek için bekliyordur; şayet, Ruslar tarafından fark edilirse.

Rus gemileri 370 m. uzaklıktan, 270 m. ye kadar yakınlaşmıştır. Herkes nefesini tutmuş beklemektedir. Tam bir ölü gibi beklemektedirler, tabi ki ölmemek için.

Gergin bekleyiş sürüyordur, hem gemide hem de karadaki mağaralarda. Astsubay Başçavuş Jimmy Porter, baştan beri gemideki kadınlarla beraber olmak için her yolu dener ve de diğer mürettebatı kışkırtmaktadır, komutana karşı. Kızların gemiden uzaklaştırılmasına karşı dır. Bundan dolayı komutan Nikolson’la tartışmıştır, komutan da onun rütbesini söküp, onbaşı olarak kalması emrini verir.

Dr. Paul Blandy ve komutan Nickolson’ın konuşmasına göre; kızları karaya bırakıp, yakınlarda ki Venüs XI NATO gemisine sinyalle bildirilecektir ve böylelikle kızlardan kurtulmuş olacaklardır. Ama yakınlardaki Rus gemisi bütün planları alt üst etmiştir, Venüs XI gemisine bile sinyal verilememiştir. Karada ise, fırtına başlamış ve tüm hızıyla günlerce devam etmiştir. Belki de hayatlarında ilk defa ölümü çok düşünmüşlerdir. Rüzgar altı gün sürmüş ve durmuştur, hava berraktır. Biran mürettebattan birisi köpek havlamasını duyduğunda iddia eder. Bir süre bekledikten sonra tekrar gelir, köpek sesi. Sevinmişlerdir hepsi, uzakta altı köpekli iki kızak, iki adam ve kutup ayıları belirmiştir. Dr. Blandy, erzak sandıklarının tahtalarından kendine kayak malzemesi yapmıştır. Onların seslerini duymayan Eskimolara doğru yol alır, arkadaşı Bill ve iki kişi ile birden yakınlarında bir kutup ayısının yaralı yattığını fark etmişlerdir. Kutup ayısı cansız gibi yatıyordur, Dr. Blandy yanına yaklaştığı esnada, pençesini sallayıp, Dr. Blandy’i göğsünden yaralar. Doktor kan kaybediyordur, Bill ise çaresiz beklemektedir.

Dr. Blandy’e ilk müdahaleyi, sağlık işlerinde anlayan arkadaşları yaparlar. Kızlardan Monika Hermann (Amiral Nickolson’ın sevgilisi) hemen doktorun yanına gelerek, sağlık işlerinden anladığını ve ilk müdahaleyi yapabileceğini söyler. Monika, doktorun yarasına müdahale ederken, diğerlerinin de Eskimoların kızaklarıyla kara parçasında ki haberleşme istasyonuna gidip Venüs XI’e çağrı yapmalarını, aksi halde burada daha fazla dayanamayacaklarını söyler. Fakat Doktorun arkadaşları bunu kabul etmezler. Onlar için en önemelisi Doktorun durumudur.

Sakin, gözlerden uzak kutup denizinde silahlarının gücünü deneyen Ruslar bunlardan habersizdirler. Kıyıdakilerin gürültülü olması, onların yakınlarda birilerinin olabileceğini düşündürmüştür. Eskimoların ve kızakların, Rusların görüş açısına girmesinin, çevrede düşman olduğunu bilmelerini sağlar.

Porseiden I gemisinde ise sesiz bekleyiş sürür. Başçavuş Jimmy Porter gemideki mürettebatı kışkırtarak, komutan Nickolson ’a baş kaldırarak emirlerini hiçe sayar. Başçavuş Porter daha da ileri giderek, geminin silahlı gücünü eline alır ve Nickolson ‘ı tehdit eder. İki saat içinde su yüzeyinde ki Rus gemisini yok edip, kızları ve arkadaşlarını tekrar gemiye almak istemektedir.

Böyle bir şeyin 3. dünya savaşına sebep olabileceğini söyleyen Nickolson sesiz ve çaresiz beklemek zorunda kalır.

Doktorun yarası giderek ağırlaşır. Yapılan iğneler ve müdahalelere rağmen Doktor, Monika ’nın dışarıda olduğu anda iğneyi alıp, kendine bol miktarda morfin enjekte eder . Monika gelince, artık fazla zamanı kalmadığını ve viski içerek ölmek istediğini söyler. Monika reddetmesine rağmen ısrara dayanamaz ve ona viski ikram eder. Doktor hem içer hem de Monika dan söz alır konuştuklarını kimseye söylememesi için. Monika çaresiz kabul eder.

Doktor kendisinin egoist ve domuz gibi birisi olduğunu söyleyerek, Belluci’yi kızıl saçlı kız Evelyn’e ilgi duyuyor diye öldürdüğünü ve görgü tanığı Astsubay Herbert’i de konuşup ele vermesin diye boğduğunu itiraf eder Monika kulaklarına inanmamıştır.

Doktor itiraflarından sonra, son nefesini vererek hayata veda eder. Cenazeyi, ilk olarak denize atmayı planlayan arkadaşları, Ruslar olduğundan dolayı buzdan tabut yaparak buzula gömerler, dualarını sessizce yaparak, kızaklara binip yol almaya başlayacakları esnada Rusların gittiğini fark ederler istedikleri şekilde sesli dua etmeye başlarlar, arkadaşları; onun iki kişinin katili olduğunu bilmeksizin.

Gemide ise, Jimmy Porter’in komutan Nickolson’a verdiği 2 saat süre dolmuştur ve Nickolson, Porter ile pazarlık yaparak 1 saat daha ek süre ister. Amacı bu bir saatte hava temizleme filtrelerinin işleyişini değiştirerek, Porter’in bulunduğu odaya pis hava verip onu bayıltmaktır.

Belli bir süre sonra, Nickolson ve arkadaşları onu istemeden öldürmek durumunda kalmışlardır.

Rusların uzaklaşması, Porter tehlikesinin ortadan kalkması büyük sevinç oluştur. Poseidon 1 gemisinde. Şimdi sıra su yüzeyine çıkıp, arkadaşlarına bakmak ve Venüs XI gemisine sinyal vermektir. Su yüzeyine çıkıp arkadaşlarına bakalar, bulamayınca Venüs XI’e sinyal verirler. Tüm bu aksiliklere rağmen, komutan Nickolson sadece aşkı Monika ve onunla kuracağı yuvayı düşünmektedir, alacağı askeri ceza bile önemsizdir artık.

Yegane görevi kuzey denizinde buzla kaplı olan yerlere dinamitle havuzlar açma olan, Poseidon 1 Denizaltı görevini yapar ve Norfolk donanma üssüne geri döner. Dönüş yolculuğunda bir hayli sıkıntılı olan komutan Nickolson, denizaltı üsse yaklaştıkça daha da sıkılır. Yiyeceği cezayı ve Monika Hermann’ı düşünmektedir.

Amiral Adam, Porseiden I Gemisini törenle karşılar ve gemi komutanı Nickolson’a teşekkür eder. Komutan Nickolson hale sıkıntılıdır. Amiral Adam ile göz, göze gelmekten çekiniyordur. Amiral Adam Nickolson‘ı odasına davet eder. Odada karşılıklı konuşmaya başlarlar. Nickolson, her şeyin sorumluluğunu taşıdığını ve cezasını çekmeye hazır olduğunu belirtrir. Amiral Adam bu konuşmayı takdir eder, ama onu tutuklamak zorunda olduğunu söyler ve yandaki odaya gitmesini söyler.

Büyük endişe ile yan odaya giden Nickolson’ a hoş bir sürpriz yapılmıştır. Monika odada onu beklemektedir. İki sevgili birbirlerine sarılarak gelecekle ilgili plan yaparlar.

Amiral Adam, Nickolson’ın Askeri mahkemeye verememiştir.Nedeni Nickolson’ın; gemisi ve görevinin gizliliğinden dolayı, yargılanmasının güçlü Amerikan Donanmasını yıpratabileceğidir.

Bu arada, kızların aileleri de ikna edilmiştir. Bu deniz yolculuğunun ve yaşananların gizli kalması için. Amiral Adam her şeye rağmen, Nickolson’ın iyi bir insan ve iyi bir komutan olduğu söyler.

Ali Çavuş

Salı, 06 Kasım 2007

KİTABIN ADI

Ali Çavuş

KİTABIN YAZARI

Birinci Kolordu Erkan-I Harbiye Reisi Vekili Erkan-I Harbiye Binbaşısı İsmail Hakkı / Çeviren : Betül ÖZSOY

YAYINEVİ VE ADRESİ

Genel Kurmay Basımevi ANKARA

BASIM TARİHİ

1994

KİTABIN ÖZETİ :

Askerliğin ruhu itaat ve cesarettir. Bu iki kavram olmadan hiçbir zafer kazanılamaz. Okuduğumuz bu parça Osmanlı döneminde itaat ve cesaretle kazanılan zaferler ve başarılı bir Osmanlı olan Ali Çavuşun muharebelerdeki askerlik hayatı anlatılmaktadır.

Ali Çavuş, Manastırın “Lara” köyünden uzun boylu, aksakallı, geniş omuzlu aslan gibi bir Osmanlı’dır. Köyünde pazara giderken yol boyudaki gördükçe imrenir ve şöyle söylerdi; “Biz askerken hiç böyle eğitim yapmıyorduk, hele atışlar bize atış için en fazla beş kurşun veriyorlardı, bunlar ise yüz kurşun harcıyor. Allah bilir bunlar bu eğitimle bütün dünyayı yener hiçbir kurşunu boşa atmazlar” derdi.

Ali Çavuş askerlikten sonra katıldığı muharebeleri şöyle anlatır; “Otuz , otuz beş yaşlarındaydım. Bir gün tarlada çalıştıktan sonra eve geldiğimde bize köy muhtarı silah altına çağrıldığımızı söyledi. Tarih doksan üç senesinin Haziran ayıydı, hemen aklıma askerliğimdeki yüzbaşımın sözleri geldi. Bize şöyle derdi, “Çocuklar yurdunuz tehlikeye düştüğünde silah altına çağrıldığınız zaman hiç vakit geçirmeyin. Çünkü geç giderseniz düşmanın pis ayakları güzel vatanımızı pisletir.” Birliğe giderken daha önce tecrübe edilmiş iki tane kalın kazak, giyilerek denenen iki çift potin ve iki çift yün çorabı alın” demişti. Olur ya devlet potin verir ayağınızı sıkar, kazağınız olmaz soğuktan donarsınız…” bende bu sözleri anımsadıktan sonra çantamı hazırladım, ailemle vedalaşmak için döndüğümde karım ağlıyordu ve bana hiç olmazsa bugünde kal diyordu; ama ben vatanın azizliğini biliyordum eyvallah deyip koyuldum yola. İlk önce birliğe giden ben olmuştum. Binbaşı kalkıp beni alnımdan öptü ve daha önce askerliğimi yapmış olduğumdan beni onbaşı yaptı.

Günlerce kara ve deniz yolculuğu geçiriyorduk bize silah verip doldurup boşaltmayı öğrettiler. Çok yorulmuştuk ama pişman değildik. Bu yüzden düşmanı ezmek için acele gitmek istiyorduk. Öğrendiğimizde Moskoflar balkanları aşmış, kazaklar bizimkilerden on beş esir etmiş ve Çerkez süvarileri de bizim karakolu önünde görülmüşler. Bizim komutanımız 19 yaşlarında mektepten henüz çıkmış bir yüzbaşı idi. Bana da birinci bölüğün ikinci mangasını vermişlerdi. Akşam yoklamasında bize Moskoflara hücum edeceğimiz söylendi. Ben Dursun çavuştan aldığım yağla potinleri yağladım. Ertesi gün yola çıktığımızda bazı arkadaşlarımız yürüyemiyorlardı herhalde potinleri sıkıyordu bazıları da akşam abur cubur yediğinden yürüyemiyordu. Biz ilerledik gittik yoklama yapıldığında üç arkadaşımız yok idi. Sonra ikisi geldi bir askerimiz yoktu. Sorduğumuzda önce bayılıp düştüğünü ayılttıktan sonra da gelirken 29-30 kazak askerinin saldırısıyla kaçamayıp öldüğünü söylediler. Bizim manga önde düşmana saldırıp mahvedip dağıtmak için yürüyorduk. Düşmanı bir tepenin üzerinde gördük ama biz komutanımızın emri ile devamlı ileri gidiyorduk, tam o sırtın ardına kadar gittik önümüzde kaçan düşman askerleri 1000 metre uzaklaşınca bizde kurşunumuzu boşa harcamamak için ateşi kestik. Devamlı ilerliyor düşmanı takip ediyorduk. 1500 metre ileride düşman askerlerini gördük ama aldırmadık. Hep beraber ilerledikçe içimizi heyecan sarıyor bir an önce düşmanı bastırıp kafalarını ezmek istiyorduk.

Muharebelerde en önemli şeylerden birisi de elindeki mermiyi iyi ve idareli kullanmaktı. Bir gün düşmanla çarpışırken bizimkilerden bazılarının mermileri bitmişti. Biz onbaşılar elimizde bulunan mermileri her askere beş mermi düşecek şekilde dağıttık. Gece gündüz düşmanı ezmek için yürüyorduk. Komutanımız bize her gece ateş etmememizi hatta öksürmememizi söylüyordu. Düşman askerleriyle çatışmaya girmiştik ki gözümün önünde bir asker düşüp yuvarlandı, ben öldü diye yanına gittiğimde ölmemişti. Komutanım bana yanındaki askeri nasıl öldü sandın mermi vızıltısı bana kadar geliyordu vızıldayan mermi sesi geldiğinde demek ki asker ölmemiştir derdi. Yine bir gün düşmanla çatışırken bir mermi omzumdan işlemişti, ben şehit olacağım diye seviniyordum ama yüksek makama ulaşamamıştım. Günler geçtikçe yaram iyileşti. Biz bölük bölük ayrılmıştık; bizim bölükten 95 kişiden sadece 42 kişi kalmıştık. Cephanemizde bitmek üzereydi ki bir anda bizim Dursun çavuş ileri atıldı. Süngüsünü takıp düşmana saldırdı. Biz de o heyecanla Dursun çavuşu takip edip düşman sürüsünü hasır gibi yerlere sermiştik. Tabur komutanı o akşam Dursun çavuşu çağırıp alnından öpmüştü. Bu heyecanı hepimiz duyuyorduk, bunun için ertesi günkü çarpışmada hepimiz ileri atılmak için birbirimizle yarışıyorduk. Düşmanı tam sıkıştırmıştık ki bize geri çekil emri geldi. Bu durum bizim hoşumuza gitmedi ama komutana itaat etmek bizim için en büyük görevdi. Komutanımızın bizi niye geri çektiğini sonradan öğrenmiştik, çünkü geri çekilmeseydik 1500 kadar düşman askerinin tuzağına düşecektik ( komutan yanılmaz ). Balkanlarda bu durum böyleyken düşman askerlerinin Anadolu’ya girdiğini öğrenmiştik . Düşman Kars’a girip Kars kalesine kadar ilerlemiş. Biz de bu durum karşısında Anadolu’daki kardeşlerimize yardım etmek için Anadolu ya gelmiştik. Kısa sürede düşmanı kovup mahvetmiştik. Kazandığımız zaferlerin tek sırrı komutanımıza itaatimiz ve cesaretimizdi. Erzurum dan Kars’a kadar düşman kaçıyor girecek delik arıyordu . Bizi savaşla yenemeyeceğini anlayan düşman bizi içten yıkmak için bir plan hazırlamış, şeriat elden gidiyor deyip halkı kandırıyor ve cahil köylülere de rüşvet vererek durumu genişletiyordu. Bu durum içimizde dilden dile dolaşıyor her gelen haberi komutanımıza bildiriyorduk. Komutanımızda “Düşmanın bizi içten yıkmak için yaptığı düşman hileleridir” diyordu. Bunlara kanmayın zaten kananlarda cezasını çekiyordu. Başkomutan tarafından verilen emirle kurşunlanarak vatana ihanet suçundan kurşunlatılmış ve hepsi ölmüştü. Düşmanın bu planı da boşa çıkmıştı.

Bizim hiç sarsılmayan itaat ve cesaretimiz bizi zaferden zafere taşıyordu ve bizim gibi Osmanlıya da bu yakışırdı”. Deyip sözünü bitirirken benim çavuş olmamda bu zaferlerden dolayı diyordu.

Alkol Ve İnsan

Salı, 06 Kasım 2007

KİTABIN ADI

Alkol ve İnsan

KİTABIN YAZARI

Dr. Erdal ATABEK

YAYINEVİ VE ADRESİ

Kelebek Yayın Evi / İSTANBUL

BASIM TARİHİ

Nisan 1993

KİTABIN YAYIM MAKSADI

Bütün Sorunlarımız Gibi Alkolle İlgili Sorunlarımız da, Hepimizin İşbirliğiyle, Daha İyi Anlaşılacak, Çözüm Yolları Bulunacak, Çözümleri Kolaylaşacaktır.

KİTABIN ÖZETİ :

1. AMACI :

1983 yılında basımı yapılmış olan kitabın yazarı, esrini bu tarihten öncesine dayalı otuz yıla yaklaşan hekimlik hayatında süregelen, gerek psikolojik gerekse anatomik anlamda alkole karşı ilgisinden ya da rahatsızlık duyan hastalarındaki gözlemlerinden dile getirmiştir.

Burada en çok insanların içki içip içmediğini sorgulamış ve hastalarından bu soruya yanıt beklediğinde, hastalarının cevaplamada sıkıntıya düştüklerini izlemiştir.

Çünkü burada hekimler insanların karşısına onların zevk aldıkları şeyleri yasaklayan insan olarak çıkıyorlar. Ancak burada hekimin en çok vurgulamak istediği şey “İçkinin zararlarını gösterebilmek olduğu kadar, bundan kaçınmanın yollarını öğretmek ve hatta içkinin nasıl içildiğini belirtmektir.”

İnsan yaşamındaki çağdaşlaşma, hekimleri de yakından ilgilendirmektedir. Çağdaş dünyanın insanına sağlıktan söz edip bu dünyadaki insanın hastalıklarını tedavi etmeye çalışırlar. Bu nedenle yazarının amacı, insanlara yaşamı zehir etmek değil, yaşamın mutluluğunu bulmada yardımcı olmanın, hekimliğin ana gayesi olduğunu göstermektir.

2. NEDEN İÇİLİYOR :

İçki içmenin psikolojik ve sosyal nedenlerinin geniş boyutlarda incelenmesi gerektiğini söyleyen yazar, etken olarak da temelden “Sevinç, üzüntü, ruhsal gerginlik, baskı, düş kırıklığı, heyecan, güvensizlik vb.” gibi etkenlerin neden olduğunu gözlemlemiştir. Çünkü yaşam şartlarının zorluğu gün geçtikçe insan oğlunun “evlilik hayatı, iş hayatı, sosyal hayatı” nı da etkiliyor. Kişi ve kişiler olumlu ya da olumsuz durumlarda psikolojik olarak yukarıda yazılan nedenlerden dolayı bir nevi kaçma, kurtulma, yitirileni bulma, rahatlama olgusu ile içkiye sarılıyor.

İşte içkiyi sorun durumuna getiren de bu durum. Çünkü aslında alkol hiçbir sorunu çözmüyor, üstünü örtüyor. Ancak insanların da bu örtüye giderek daha çok gereksinim duyduğunu ortaya koyuyor.

3. ÜLKEMİZDE İÇKİLER NEDEN İÇİLİYOR:

Dünya ülkelerine göre kişi başına içki tüketimi Türkiye’ de daha azdır. Bunun nedeni gelenek-görenekler, dini baskılar ve sosyo-ekonomik nedenlerdir. İçkiye başlama yaşı ise daha yüksektir. Bunun nedeni ise eğitim ve kültür eksikliğidir. Türkiye’ de en çok içki tüketimi rakı ve bira olarak gerçekleşmektedir.

4. İÇKİ İÇİMDEN SONRAKİ DAVRANIŞ BİÇİMİ:

İçki şişede durduğu gibi durgun değildir, çoğu insanı değiştirir. Burada önemli olan kişinin o anki ruh halidir.

İnsanın ruhsal davranışlarına yön veren üç önemli ruhsal etken vardır. Bunlar:

*Alt benlik (İd)

*Benlik (Ego)

*Üst benlik (Süper Ego)dir.

Birçok olaydaki davranışlar ruhsal aygıtın bu üçlü mekanizmasının işlemesiyle belirlenir. Alkol alımı artınca "Üst Benlik" denetimi azalır. Böylece kişi toplumsal değerler dışında hareket ederek kendini frenleyemez.

5. İÇKİ NASIL İÇİLİR :

İçki, kişilerin isteklerine, alışkanlıklarına, koşullarına göre değişir. Değişik biçimlerde içilir. (Özel davetlerde, düğünlerde, arkadaş toplantılarında vs.) İçki alışkanlığı çoğunlukla arkadaş çevresince kazanılır. En çok tüketimi yapılan içkiler ise bira, şarap ve rakıdır.

Bazı psikologlar içki içenleri şöyle sınıflandırır;

a) Sosyal İçiciler : Kendi başlarına sürekli ve düzensiz içki içmezler. Alkollü içkileri sosyal yaşamın bir aracı sayarlar. Yani ara sıra içicilerdir.

b) Sosyal Alkolikler : Alkole düşkün olup yer ve zaman gözetmezler. Onlar için bir yaşam şeklidir.

c) Alkolikler : Bağımlıdırlar. Alkol evlilik hayatı, sosyal hayatı ve iş hayatını zedelese de içkiden vazgeçmezler.

Alkol alımında en önemli şeylerden biri de meze gruplarıdır. Keyfe ve zevke göre meze çeşitlemesi yapılır.

Hangi yemekle hangi içkinin içildiği bazı alışkanlıklar ve kültür özellikleri adeta kurallar yaratmış, bu da kural olarak değil alışkanlık ve beğeni şeklinde ortaya çıkmıştır.

Bir diğer durum da içki içerken eşlik edilen ortamdaki muhabbetin iyi ve güzel olması, dertleşilmesi, içkinin cazibesini daha da arttırır.

Yalnız bilinmesi gereken diğer bir durum da “İçkide ısrar olmaz” kuralıdır. Çünkü herkesin dayanıklılığı farklıdır. Bu yüzden dolayı içki içerken ruhsal durum çok önemlidir. Kişi içkiyi keyifle mi veya sıkıntıyla mı içiyor, bunu hisseder. Bilinir ki keyifle oturulan masada insanın keyfi artar. Ama kafamızda saplanmış bir düşünce varsa, içki bunu da ısrarlı bir duruma getirir. Ruhsal durumumuzu bilip ona göre içmek, hem rahat etmemize, hem de sonradan pişman olmayacağımız şeyleri yapmamıza izin vermez.

Ancak kırıcı olduğumuz zaman bilinç altımızdaki öfkeyi dışa vuruyor ve çevremizdeki insanları böylelikle kırmış, üzmüş oluyoruz.

6. ALKOLÜN İNSAN SAĞLIĞINDAKİ ETKİSİ :

Alkolün damar açıcı etkisi nedeniyle, az miktarda içilen alkol bile kalp yetmezliği için zararlıdır. Kalbin atım sayısını arttırır, atım hacmini azaltır. Sigara içme isteği uyandırır. Bu durum kroner yetmezliği olanlar için sakıncalıdır.

Sarılık hastalığı olanlar için de içki zararlıdır. Karaciğerin sarılık hastalığında içkinin her çeşidi zararlıdır. Çünkü alkol mide ve on iki parmak bağırsağını zedeleyip, mikozaya zarar veriyor, bu da ülsere davetiye çıkarmış oluyor.

7. AİLE İÇİ ETKİLEŞİM :

Toplumun en küçük parçası olan ailede, aile içi etkileşim en alt safhadadır. Örneğin çocuğunuz içkiye sizden dolayı bir heves alıyorsa, onunla arkadaş gibi konuşup, içki istiyorsa içebileceğini, nasıl içileceğini ona anlatmak, onun gururunu okşayacak ve kendisine yetişkin birine davranıldığı gibi davranıldığını görüp sizi örnek alacaktır.

Şiddet ve onur kırıcı davranışlar, yasaklama mantığı, ona insan psikolojisinde varolan merak duygusunu uyandıracak ve ilgi duymasını sağlayacaktır.

Burada en önemli durumlardan birisi de eve içkili gelmektir. İçkili olan veli, hele bunu sık sık yapıyorsa, kişiliğinin zayıflığını gösterir, çevresine saygısızlığını gösterir. Çocukları üzer, kırar ve onların babaya olan saygısını azaltır.

Evlilikte, dışarıda içki içip gelmek eşinin ona bakışını değiştirir. Çünkü erkeğin yalnız kendisini düşünmesi, hatta evinin ekonomik durumunu yeterli biçimde karşılasa bile, eşini anlamaması, eşiyle ilgilenmemesi tatlı bir söz söylememesi evin kadınında bunalım yaratan bir durumdur.

İstenilmeyen şeylerin itici olarak değil, çekici olarak gerçekleştirmek, aile içindeki yaşamı ve sosyal yaşamı dengede tutmak için en geçerli yol olarak görmek daha iyidir.

Yukarıda anlatılanların hepsi içkinin zararlarıyla ilgili idi. Öyleyse içkiyi yasaklamak çözüm mü? Hayır insanın kendine yasaklamadığı şeyi hiçbir gücün yasaklayamadığı pek çok konuda kanıtlanmıştır. Bu durumda içki konusunda da çözüm, içkiyi yasaklamak değil, içkinin zararlarını anlatmak, öğretmek ve içilecekse nasıl içileceği konusunda insanları aydınlatmaktır.

Anlatılanların hepsi insanın iyiliği içindir. Çünkü insan doğanın en güzel varlığı ve insan kendi değerini bilen bir varlıktır. İnsan çok güçlü bir varlıktır. Bu gücünün farkına varmalı, diğer insanların değerini kavramalıdır.

İşte bu varlık, canı isterse bir-iki kadeh içsin, dostlarıyla birlikte doğayı, dünyayı, genişlemeyi, büyümeyi, kendisine verilen değerlerle yaşamını paylaşsın. Böyle durumlara kimsenin söyleyecek sözü yoktur.

Ama bağımlılığın her gerçeğini görelim, gördüğümüzü kabul edelim ve çözüm üretmek için de kararlı olalım.

Alkolden dolayı işlenen bir suç varsa bu suç insanındır, bizimdir. Alkolle olan bağımlılık alkolün gücü değil bizim zayıflılığımızdandır.

İnsanın alkolle ilişkisi çağlar boyu süren bir ilişkidir, evrensel bir ilişkidir. Bu ilişkide insana yakışan, alkole de egemen olmasıdır.

Böyle olunca, bu şekilde içince gerçekten “şerefe, sağlığa ve iyiliğe“ içeriz. Buna da kimsenin diyecek bir şeyi olmaz.