‘Astronomi’ Kategorisi için Arşiv

Genel Bilgiler

Salı, 06 Kasım 2007

GENEL BİLGİLER :

a. Görüş koşulları : Gökyüzünün durumu gözlem koşullarını önemli ölçüde etkilemektedir. Hava akımları, sıcaklık değişimleri, toz parçacıklarının olması yıldızların kıpırdıyormuş gibi görünmesine neden olur. İşte bu tür atmosferik olayların bulunması, gözlem için kötü koşulların olması anlamına gelir. Genellikle yıldızların ışığının sabit olduğu geceler gözlem için uygun gecelerdir.

b. Taşınabilirlik : Taşınabilirlik derken, teleskobun taşınabilirliğinden bahsederiz. Genellikle amatör astronomide tüm yan bileşenleri ile birlikte kolay taşınabilir teleskoplar tercih edilmelidir. Çünkü özellikle büyük şehirlerden birinde yaşıyorsanız, teleskobunuzu sık sık uygun bir yere götürmek zorunda kalabilirsiniz.

c. Yetenek : Teleskobun belli yetenekleri olmalıdır. Genel olarak bunlar; astronomi gözlemlerini yapabilmek, yeryüzü gözlemlerini yapabilmek ve hem gökyüzü hemde yeryüzü cisimlerinin fotoğraflarını rahatlıkla çekebilmeyi sağlayabilmek olmalıdır.

* Bu kadar bilgiden sonra size küçük bir satın alma rehberi hazırlamaya çalıştım ve bunu tabloladım. Bu arada şunu söylemeliyim ki en iyi teleskopların Meade ve Celestron markaları olduğu hakkında yoğun bir ortak görüş vardır.

100 Dolar Civarı :

İyi bir gözlem dürbünü veya ince ayarı olmayan, alt azimut kurgulu, kötü ve markasız bir teleskop alabilirsiniz.

200-300 Dolar Civarı :

İnce ayar kolları bulunan, alt azimut kurgulu, 60mm veya 80mm açıklıklı, markalı, başlangıç için ideal olabilecek bir mercekli teleskop alınabilir.

500-1000 Dolar Civarı :

Bu aralıkta tercih imkanı oldukça artmaktadır. 490-500 dolar civarına eşlek kurgulu, 3.5" açıklıklı, kullanışlı bir mercekli teleskop alınabileceği gibi, 500-750 dolar civarına Eşlek kurgulu, 6" veya 8" açıklıklı, iyi bir aynalı teleskop alınabilir. 750-1000 Dolar civarına ise; Meade veya Celestron markalarının, motorlu, hem mercekli hem aynalı modellerinden alınabilir. İhtiyacınızı tam olarak belirleyip iyi bir araştırma yapmak, en doğru seçimi yapmanıza oldukça yardımcı olacaktır.

1000-2000 Dolar Civarı :

Çatal kurgulu, motor düzeneğine sahip, 8" veya 10" açıklıklı, Schmidt-Cassegrain türü katadioptrik bir teleskop alınabilir.

Mars Gezegeninin Görüntüsü

Salı, 06 Kasım 2007

MARS GEZEGENİNİN

GÖRÜNTÜSÜ

Mars -Yer uzakligi sabit degildir. Bu uzaklik 55 ile 102 milyon km arasinda degisir. En kisa uzakligin meydana geldigi konumlarda Mars’in bize daha parlak ve daha buyuk gorunecegi aciktir.

1809 yilinda ilk kez sari Mars bulutlari gozlendi. Mars’i ekvatora yakin bir cizgi ile ikiye boldugumuzde bu cizginin guneyinde kalan bolgenin ortalama yuksekligi kuzeydekine gore daha fazladir. Bunun en onemli sebeplerinden biri Mars’in sahip oldugu kabugun kalinliginin guney de daha fazla olmasidir.

Mars yuzeyinde Yer’ e gore cok buyuk yanardaglar vardir. Mars yuzeyinde carpisma sonucu olusmus cok sayida krater vardir. Bununla birlikte bu kraterler guney yarim kurede, kuzeye gore cok daha fazladir. Mars uzerindeki sari bulutlar genellikle parlak materyal icerirler. Parlak materyal demirin oksitlenmesi ile olusmaktadir. Mars ta gokyuzu genelde kirmizi gozukur. Mars atmosferinde yuzeyden 60 km yukseklikte CO2 bulutlari, 50 km yukseklikte toz bulutlari, 25 km yukseklikte ise kucuk buz kristallerinden olusan su bulutlari vardir.

Mars atmosferinin kimyasal bilesimi soyledir: %95 CO2, %2.7 N2, %1.6 Ar, %0.13 O, %0.03 H2O. Mars yuzeyinin ortalama sicakligi 218 0 K. Bu yuzden atmosferde az miktarda bulunan su kati halde ya yuzeyde yada yuzeyin altinda bulunur.

Mars yuzeyinde yapilan birtakim deneyler sonucunda Yerdekine benzeyen karbon yapili bir yasam olmadigi ortaya cikti.

Mezopotamya Medeniyeti

Salı, 06 Kasım 2007

MEZOPOTAMYA MEDENİYETİ

Günümüzden binlerce yıl önce atıldı insanlık tarihindeki ilk uygarlığın temelleri. Dünyanın ilk ve en eski uygarlığı, Dicle ve Fırat nehirlerinin aşağı kıvrımları boyunca Basra Körfezi’ne kadar uzanan alüvyal ovalar üzerinde uzanan Sümer ülkesinde doğdu[1]. Ama bunun aksine kısa bir zaman öncesine kadar özellikle batı dünyası tarafından dünyanın en eski uygarlığının “Yunan Uygarlığı” olduğu kabul ediliyordu. Yapılan arkeolojik kazılar sonucunda ele geçen materyaller “Sümer Uygarlığı”nın dünyanın en eski medeniyeti olduğunu göstermiştir bize.

İnsanların tarımsal üretime geçerek tahıl üretimi yapması ve hayvanları evcilleştirmeye başlaması ile ilk uygarlığın temelinin atıldığı teorisi günümüzde kabul gören bir görüştür. Gerçekten de yapılan araştırmalar Sümerlerin, Mezopotamya’da tarımda bir devrim gerçekleştirdiklerini göstermektedir. Sümerlerin kullandığı tarımsal teknikler belki de günümüz tarımıyla karşılaştırıldığında çok ilkel kalabilir; ama şu bir gerçek ki kendi dönemlerinin en modern tarım tekniklerini kullanıyorlardı. Tarımı geliştirmek için bataklıkları kurutup tarıma açmışlar, sulama kanalları yapmışlar, kurak bölgelerde akarsuların önüne setler çekerek barajlar yapmışlardır[2].

Yapılan arkeolojik kazılarda birbiri ile çağdaş sayılan bir çok teknik gelişme görülür. Bunlardan başlıcaları:

Tunç metalürjisi, çarkta yapılmış çömlek kaplar, tekerlekli araçlar, gemiler (günümüzle karşılaştıracak olursak ufak birer tekne), heykeltıraşlık, anıtsal yapılar[3]. Fakat bu buluşlar arasında en önemlisi ve insanlık tarihinin en büyük devrimlerinden biri sayılan “Karasaban”ı icat etmeleridir.

Sümerliler yukarıda belirttiğimiz gibi kanal, baraj ve büyük tapınaklar inşa etmişlerdir. Biliyoruz ki bu gibi büyük yapıları inşa etmek kesin hesaplama ve ölçümleri gerektirmektedir. Buradan yola çıkarak Sümerlerin matematik ve geometri alanlarında kendi dönemlerinin en uzman kişileri olduklarını söyleyebiliriz.

Sümerli din adamları ya da başka bir deyişle Sümer Rahipleri astroloji konusunda da birer uzmandılar. Bu alandaki uzmanlıkları tarım için önemli bir buluş olan takvimi bulmalarında etkin rol oynamıştır. Sümerler, takvimi günümüzdeki gibi sadece günleri öğrenmek için değil daha çok tarımsal alanda kullanmışlardır. Böylece Dicle ve Fırat nehirlerindeki taşmaları, hasat ve ekim zamanlarını daha iyi bir şekilde takip etmişlerdir.

Sümer zigguratları, birer din merkezi olmalarının dışında aynı zamanda kendi dönemlerinin bütün bilimlerine ev sahipliği yapmışlardır. Başta astronomi olmak üzere matematik, geometri, tıp, eczacılık, edebiyat ve daha bir çok alanda faaliyet göstermişlerdir. Buradan Sümer rahiplerinin din dışındaki daha birçok bilim dalında uzmanlaştıkları sonucunu çıkarmamış olmamız olanaksızdır.

Sümer rahipleri, daha çok bitkilerden yararlanarak çeşitli ilaçlar yapıyorlardı. Buradan hareketle eczacılığın temelinin Mezopotamya’da Sümerler tarafından atıldığını söyleyebiliriz.

Sümerlerin insanlık tarihine yapmış oldukları en büyük katkı yazıyı bulmalarıdır. “Bu buluş, yumuşak kil üzerine bir kamış parçasının sivriltilmiş ucuyla işaretler konularak gerçekleştirildi. Eğer kalıcı bir kanıt isteniyorsa, üzerine işaret basılmış yumuşak kil tabletin kızgın bir fırına konmasıyla, oldukça dayanıklı bir belge kolaylıkla elde edilebilirdi. Eski Mezopotamya hakkında ayrıntılı bilgilerimizin tümünü böyle fırınlanmış kil tabletlere borçluyuz. Bu uygulamadan yavaş yavaş doğan yazıya, kil üzerinde bırakılan izlerin benzerliğinden dolayı, çivi yazısı denir.”[4] Sümerler yazıyı önce tapınaklarda bulunan ambar ve depolara, giren ve çıkan tahıl ve daha bir çok malın kaydedilmesinde kullanmışlardır. Çivi yazısı son şeklini İ.Ö. 3000’li yıllarda kazanmıştır.

Yazının bulunuşu insanlık tarihinde bir milat olarak kabul edilmiştir. Tarihçiler de yazıyı, tarihi yazılı ve yazısız olarak ikiye ayıran bir işaret/simge olarak kullanmışlardır.

İlk tarih yazıcılığının da Sümerlerde başladığı kabul edilmektedir. İlk tarih yazıcılığı, Sümer krallarının yaptıkları her şeyi kil tabletlere yazdırmalarıyla başlamıştır. Bunun nedeni Sümer krallarının yaptıkları her şeyden kendilerini sorumlu tutmaları ve öldükten sonra tanrılara hesap vereceklerini düşünmeleridir. Bu bize ölümden sonra yaşama inandıklarını gösterir. Ama yine de yapılan arkeolojik çalışmalar bize, Sümerlerin çok tanrılı bir dine inandıklarını göstermektedir.

Biliyoruz ki Mezopotamya bölgesi dışarıdan gelen saldırılara karşı açık ve savunması zor olan bir yerdi. Bu nedenle Mezopotamya uygarlıkları güçlü askeri oluşumlara sahip olmak zorundaydılar. Mezopotamya tarihine genel olarak bakacak olursak burada kurulan devletlerin dışarıdan gelen barbar saldırıları sonucunda yıkıldıklarını açıkça görebiliriz.

Mezopotamya’da devlet kuran bir diğer halk Asurlulardır. Asurlular, dünya tarihindeki ilk imparatorluğu kurmuşlardır. Bu devlet bizim bildiğimiz anlamda bir imparatorluk değildi. Örneğin Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaştıracak olursak Asur İmparatorluk topraklarının, sadece Osmanlı Devletinin bir eyaleti kadar olduğunu görebiliriz. Ama yine de Mezopotamya’da ilk siyasi birliği kurmuş olmasından dolayı bizim için önemlidir Asur İmparatorluğu.

Sonuç olarak diyebiliriz ki her ne kadar farkında olmasak da günümüz uygarlığı biraz olsun Mezopotamya uygarlıklarının temelleri üzerine inşa edilmiştir. Başka bir deyişle günümüz uygarlığı Mezopotamya uygarlıklarının biraz daha geliştirilmiş halidir.

BİBLİYOGRAFYA ÇIĞ, M. İ. , Sümerlilerden Günümüze Ulaşan Kültür İzleri, XI. Türk Tarih Kongresi, Ankara 1994, c.I

GÜNALTAY, M. Ş., Yakın Şark Elâm ve Mezopotamya, TTK Yay., Ankara 1987

KRAMER, S. N. , History Begins at Sumer, Çev. Muazzez ÇIĞ, Ankara 1990

McNEİLL, H. William, Dünya Tarihi, çev. Alâeddin ŞENEL, İmge Kitabevi, Ankara, Eylül 20015

www.maksimumbilgi.com

[1] William H. McNEİLL, Dünya Tarihi, Çev. Alâeddin ŞENEL, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara 20015, s. 34

[2] S. N. KRAMER, History Begins at Sumer, Çev. Muazzez ÇIĞ, Ankara 1990, s. 279

[3] William H. McNEİLL, a.g.e, s. 37

[4] William H. McNEİLL, a.g.e, s. 41

Güneş

Salı, 06 Kasım 2007

Güneş

Ekseni etrafındaki dönüşünü 27 günde tamamlar.Saniyede 4 milyon ton enerji üretir.

Merkür

Kütlesi Dünyadan 20 kat küçüktür.Güneşe bakan yüzeyi 525 C dir.Ekseni etrafında çok yavaş döner. Bir Merkür yılı 59 Dünya günüdür.Fakat bir Merkür günü 176 Dünya günüdür.Bunun sebebi ise Güneş ile arasındaki mesafenin çok az olmasıdır.Yüzeyi Ay’ın yüzeyine benzer. Atmosfefri yoktur.Bu yüzden çok krater vardır. Eskiden Merkür “Artistlerin Koruyucusu” olarak isimlendirilirmiş.Her kratere bir ünlünün adı verilirmiş.Hatta bir kraterin adı da Sinan’dır .(Mimar Sinan)

Venüs

Venüs Dünya’nın ikizi olarak adlandırılır.Çünkü kütle,yoğunluk ve hacimleri aynıdır. Eğer Venüs Güneş’ten Dünya kadar uzakta olsaymış Venüs’te yaşam olabilirmiş.Ne yazık ki Güneş’e dünyadan 3 kat daha yakın.Yüzeyi kalın bir bulut tabakası ile kaplıdır. Bu da Güneş’ten gelen ışınların çok iyi yansıtılmasını sağlıyor.Bu yüzden Gökyüzüne baktığımızda Venüs’ü rahatlıkla seçebiliriz.Çünkü Güneş ve Ay’dan sonra gördüğümüz en parlak cisimdir.Venüs’ü rahat görebilmemizdeki en büyük etken Güneş ile arasındaki mesafe Merkür ile Güneş arasındaki mesafenin iki katı olmasıdır.Venüs’ten yansıyan ışınlar sürekli hareket edip renk değiştirdiği için bazıları onu UFO zanneder..UFO ihbarlarının %60 ı Venüs’tür.Rusların 1970’te fırlattıkları uzay mekiği ile Venüs’ün yüzey sıcaklığının 477 C olduğu keşfedilmiştir.Venüs’ün atmosfer basıncı Dünya’nınkinden 100 kat daha fazladır.Venüs’ün ilk fotoların Rus Venera 13 ve Verena 14 , 1 ve 5 Mart 1982’de fırlatılan uzay mekikleri tarafından çekilmiştir. Bundan sonra Amerikan uzay mekiği Venüs’ün etrafında dönerken Venüs’ün atmosferinin %96’sının CO2 gazından ,%4’nun ise Azot gazından meydana geldiği saptanmıştır.Bu da atmosfer basıncının yuksek olmasını açıklar.Yani Venüs’ün bulut katmanının altında bir Cehennem Sıcağı olduğunu söyleyebiliriz J Venüs kendi ekseni etrafında Dünya’nın tam tersi bir şekilde döner. Güneş Batıdan doğup Doğudan batar. 1 Venüs günü 117 Dünya günü .1 Venüs yılı 224 Dünya günü Yavaş dönüşü ve atmosferinin yoğunluğundan ötürü gece gündüz sıcaklık farkları olmaz.Böylece Dünya ve Venüs ikiz gezegen olmaktan kurtulmuşlardır L

Dünya

Dünyanın ortalama yoğunluğu suyun yoğunluğunun yaklaşık 5.5 katıdır.Güneş ile arasında 150 milyon km vardır. ¾ ü denizlerle kaplıdır.Uzaydan büyük mavi bir top a benzer.Güneşten gelen ışınların %37 atmosferden geri yansır. Çekirdekteki sıcaklık yaklaşık 5000 C dir. Dünya’nın tam ortasında %80 demir vardır. Ay ile arasındaki uzaklık 384.000 km dir. Ayın kütlesi,Dünya’nın kütlesinin 1/8 i kadardır. Ay da çok fazla krater vardır. Yaklaşık 30.000 tane.

Mars

Kızıl renginden ötürü Dünya’dan kolayca seçilir.Eskiden Savaşın Tanrısı olarak adlandırılırmış. Bir teleskop ile Mars a baktığınızda yüzeyini çok rahat bir biçimde görebilirsiniz. Mars ın atmosferi çok incedir. %95 i CO2 %2.8 i Azot , % 1.5 Ar ve geri kalan %0.7 si diğer gazlardır.Atmosferinden dolayı yoğunluğu Dünya’nınkinden 1/100 daha küçüktür.Bu gezegende su sıvı halde bulunmaz. Mars ile Güneş arasındaki mesafe Dünya ile Güneş arasındaki mesafenin %50 daha fazladır yani 2 katıdır.Geceleri – 125 C, sabah ve öğlenleri 200 C dereceye ulaşıyor. Mars’taki rüzgarların hızı saatte 30 km den 50 km ye kadar çıkabiliyor. Fırtınalar haftalarca sürebiliyor. Güneş Sistemimizdeki en yüksek dağ Mars’tadır. Olympos’dur.yaklaşık 27.000metredir.1 Mars yılı yaklaşık 2 dünya yılıdır. Yarıyarıçapı Dünya’nınkinin yarısıdır.Kütlesi 1/10 küçüktür.Yoğunluğu dünyanınkinin %70dir. Bu yüzden Mars’ta bir insanın ağırlığı dünyanınkinin %40 azıdır. İki uydusu var. Phobos ve Diemos. Bunlar şekilsiz kaya parçalarına benzetilir.Mars tarafından tutulmuş meteorlar olabileceği olarak düşünülüyor.

Jüpiter.

Güneş Sistemimizdeki en büyük gezegendir. Jüpiterin kütlesi = 318 x Dünyanın kütlesi

Jüpiterin yarıyarıçapı = 10 x Dünyanın yarıyarıçapı Jüpiterin hacmi = 1300 x Dünyanın hacmi

Bütün gezegenleri birleştirsek bile kütleri Jüpiterin ancak yarısı kadar olabiliyor. Fakat hala kendi enerjisini üretemeyecek kadar küçük. Kendi enerjisini üretebilmesi için kütlesinin 75 katı olması gerekiyor. Atmosferinin %86 hidrojen %13 Helyum dur. Güneş Sistemimizdeki en hızlı gezegendir. Eksenin etrafında 10.5 saatte döner. 7 Haziran 1992 de bir göktaşı Jüpiter e çarpacaktı fakat daha çarpmadan Jüpiter’in yüksek yerçekimi yüzünden parçalandı.Birçok uydusu vardır. En büyükleri İo,Gandymedes(Sistemdeki en büyük uydudur), Kallisto ‘dur. 17. yy’de Galileo adlı bilimadamı tarafından araştırılmışlardır.

Saturn

Güneş Sistemimizdeki en güzel gezegenlerden biridir. Hacmi dünyanın 850 katıdır. Kütlesi dünyanın 95 katıdır. Fakat hacmi çok küçüktür. Bir okyanusun içinde yüzebilir. 22 tane uydusu vardır. En büyük uydusu Titandır. Atmosferi olan tek UYDUDUR. Sistemdeki en büyük 2. uydudur. Güneş ile arasındaki mesafe Dünya ile güneş arasındaki mesafenin yaklaşık 10 katıdır. Ekseni etrafında 10.5 de dönerken Güneş etrafında 29 yıl 6 ayda döner. Güneş ışınlarının %50 sini yansıtır.Saturn’un etrafındaki güzel halkalar su-buz ve kayalardan meydana gelmektedir. Bu halkalar 3 parça halinde incelenir . (a,B,C)

Halkaların genişliği 90.000 km olsa bile kalınlığı sadece 2 km’dir.Fakat bir jilet ten çok daha keskindir. Halkaların sıcaklığı –200 ile –220 arasında değişir.Atmosfer basıncı dünyanınkini 1.5 katıdır.Titan ın yarıçapı 5150 km dir bu da demek oluyorki Merkürden büyük. Titan Satürn etrafında 16 günde döner.Hacmi 1.9 gr/cm3 dir. Yüzey sıcaklığı –180 C yaklaşık.

Dione (1110 km ), Tethys (1000 km )

Uranus

Uranus – Güneş = 2 x Saturn – Güneş

Güneş etrafında 84 yılda döner. Eskiden bir yıldız olarak tanımlanmış fakat 1781’de

William Herschell yaptığı çalışmalar sonucu bir gezegen olduğunu kanıtlamıştır. 15 uydusu vardır. Fakat çoğu çok küçüktür yarıçapları 200 km geçmez. Ekseni etrafında 17 saatte döner. Satürn’ünkü kadar güzel olmasa da 1977’de Uranüs’ün de halkalarının varlığı bulunmuştur. Büyük uydularının adları Miranda , Umbriel ve Oberon dur. Bu uyduların resimleri Voyager 2 tarafından çekilmiştir.

Neptün

Neptün ve Uranüs’ün bazı özellikleri aynıdır. Mesela hacimleridünyanın 60 katı olup büyüklükleri de dünyanın 15 katıdır. İkisinin de atmosferleri birbirlerine çok benzer. Neptün – Günes = %50 büyük Uranus- Güneş olmasına rağmen Uranus kadar soğuk değildir bunun nedeni yoğunluk ve kütlelerinin farklı olması ve Neptün’ün kendi sıcaklığı olmasıdır. 1986’ya kadar Neptün ile ilgili bilgiler çok kısıtlı idi.Fakat 1989 da Neptün’e giden Voyager 2 adlı uzay mekiği bize bu gezegenle ilgili yaralı bilgiler sağladı.Mesela 2 değil de 8 tane uydusu olduğunu öğrendik. Ayrıca en şiddetli fırtınalar da bu gezegendedir. Hızları saatte1700 km yı bulur. Neptün’ün en büyük uydusu olan Triton 1846’da keşfedildi. Triton Neptün etrafında 6 günde döner. Yarıçapı 2700 km dir ve ince bir atm.ye sahiptir. Krater ve bazı buz volkanlarına sahip olduğunun belirtileri vardır.Yüzeyinin sıcaklığı – 235. Şekli kavun a benzer.Neptünün diğer uydularının yarıçapları 50km-400 km arası değişir. Şekilleri yoktur. Neptün tarafından tutulmuş meteorlar olabilir.

Pluto

Sistemdeki en son gezegendir.1930 da keşfedildi.Kütlesini Ay’ın kütlesinin 1/6 sı kadardır. Hacmisi ise Ay’ın hacminin %70 i kadardır. Çok küçük bir gezegendir. Güneş Sisteminde en az 6 tane uydu vardır ki bunlar Pluto’dan büyüktür. Yoğunluğu suyun yoğunluğunun iki katıdır yani 2 .yüzey sıcaklığı –230 C yi zaman zaman aşmaktadır. 1978-2000 yılları arasında Pluto Güneşe Neptün’den daha yakındır. Pluto’nun uydusu Charon 1978 de bulundu. Yarıçapı Plutonun yarısı kadarmış.Dünya Ay’dan 80 kez daha büyüktür fakat Pluto Charon dan sadece 8 kat daha büyüktür. Dünya-Ay arası uzaklık = 20 x Pluto – Charon ….

Charon ve Pluto her zaman birbirlerinin aynı yüzünü görürler. Ay Dünya gibi…

Size of Space

Uzay’ın büyüklüğünü anlamak için örnekler… = Bir insanın boyu 1.50 m olsun.

Apartman : 10m

Dağ: 1000 m

Yer ve havadki uçak arasındaki uzaklık : 10 km

Yer ile Turksat uydusu arasındaki uzaklık:36.000 km

Ay’a olan uzaklık: 384.000 km

Güneş’e olan uzaklık : 150.000.000 km

En yakın yıldız : 4.3 ışık yılı

Saman yolu’nun ortasına : 28.000 ışık yılı

En yakın Galaksi : (Andromedia) 2.200.000 ışık yılı

En uzak Galaksi : (4C41.17) 13.000.000.000 ışık yılı

Uzay’ın yarıyarıçapı : 15.000.000.000 ışık yılı

Psikanalitik Kuram

Salı, 06 Kasım 2007

PSİKANALİTİK KURAM

İnsan davranışlarını ortaya çıkaran nedenlerin neler olduğu tarih boyunca insanların ilgisini çekmiş, birçok araştırmanın yapılmasına yol açmıştır. 20. yüzyıla kadar özellikle ruhsal davranışlar mantıklı bir nedene bağlanamamış, yeterli açıklamaları yapılamamıştı. Ruhsal davranış bozuklukları bu zamana kadar beyindeki yapısal bir bozukluğa, yozlaşmaya (dejenerasyona), sinir zayıflamasına ya da doğaüstü güçlere bağlanma eğilimindeydi.(Doğan, 1999,107)

19. yüzyılın son yılında ve 20. yüzyılın başlarında öne sürülen psikanalitik kuram, normal ve normal dışı davranışları anlamamıza büyük yardımı olan modeller sunmuştur. Bu kurama sonraki yıllarda değişikliklere uğramış, bazı eklemeler yapılmış ve geliştirilmiştir.

Sigmund Freudtarafından öne sürülen psikanalitik kuram, bize hem normal, hem de anormal zihinsel süreçlerin işleyişiyle ve bunların somut yansımaları olan davranışlarla ilgili bilgiler verir. Bu kuramın da çıkış noktası olarak aldığı ilk varsayım, daha önce Spinoza tarafından tanımlandığı belirtilen nedensellik varsayımıdır. Ruhsal nedensellik varsayımınagöre, hiçbir davranışımız nedensiz, rastgele ya da şansa bağlı değildir. Her davranışımızın altında yatan bir neden vardır. Bu neden her zaman insanın dışında ya da çevresinde değildir, insan davranışlarının nedenleri kimi zaman onun iç dünyasıyla ilgilidir.(Arı, 1999, 21)

Freud’e göre, kişiliğin güdüsü ve kişinin en büyük yoksunluğu sev*gidir. İnsan bilinçli davranışlardan çok bilinç dışı güçlerle hareket et*mektedir. Çoğu kez kendisi de bu bilinç-dışı davranışlarının kökenine inemez. Ancak, insanın bilinçdışı davranışları derinlemesine analiz edi*lirse (psikanaliz) altında sevgi arayışı yatmaktadır. İnsanın herhangi bir nedenle tatmin edemediği sevgi (aşk) yoksunluğu onu bunalımlara ve anormal davranışlara itmektedir.(Eren,2001, 85)

Haz ilkesi: Organizmanın acı ya da ağrıdan kaçarak haz aramasını gösterir. Haz ilkesi doğuştan vardır. Amacı doyuma ulaşmak ve haz sağlamaktır. Amacının gerçekleşmesini "burada ve şimdi ilkesi"ne göre ister. Engellenmeye dayanamaz. Çocukluk yıllarında etkindir.büyüme ve olgunlaşmayla etkinliği azalır, fakat tümüyle ortadan kalkmaz ve yaşam boyu sürer .

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.jpg[/IMG]

Gerçeklik ilkesi: Organizmanın gereksinmelerinin dış gerçeklere göre ertelenmesini ya da doyurulmasını sağlar. Doğuştan yoktur. Benliğin gelişmesiyle etkinlik göstermeye başlar, benliğin gelişmesine ve olgunlaşmasına koşut olarak etkinliği artar. Zamanla, haz ilkesinin etkinliği azalırken, gerçeklik ilkesinin etkinliği artar .

Haz ve gerçeklik ilkelerinin etkinlikleri

Birincil süreç düşünme biçimi: İsteklerin ve gereksinmelerin doyumunu, içgüdüsel boşalmayı amaçlayan mantık öncesi düşünme biçimidir. Haz ilkesiyle birlikte çalışır.

İkincil süreç düşünme biçimi: Benliğin olgunlaşması, toplumsal yaşam ve öğrenme süreciyle birincil süreç düşünme biçiminden ayrışarak gelişen mantıklı düşünme biçimidir. Gerçeklik ilkesiyle birlikte çalışır.(Doğan,1999, 109)

Freud, zihinsel süreçlerin salt bilinç kavramıyla açıklanamayacağına inanıyordu. 1870′li yıllarda Paris’te hipnoz oturumlarındaki gözlemlerinden, daha sonraki yıllarda hipnoz uygulamalarından, hastalarla ilgili çalışmalarından ve deneyimlerinden yola çıkarak bilinçdışı ve bastırmakavramlarını öne sürdü. Bu iki yeni kavram psikanalitik kuramın iki temel taşını oluşturdu.

Freud’un iki temel varsayımından birincisi bölmesel varsayım, ikincisi yapısal varsayımdır.

A- Bölmesel Varsayım (Zihinsel Nitelikler)

Freud, 1900 yılında ruhsal aygıtı oluşturduğunu düşündüğü üç yapıyı bu varsayımıyla öne sürmüştür. Buna göre, ruhsalaygıt bilinç, bilinçöncesi ve bilinçdışı alanlarından oluşur. Bilinç ve bilinçöncesi kavramları Freud’dan Önce de biliniyordu. Bu yapılar beyinde anatomik bir yapıyı göstermediği gibi beynin belli alanlarına da lokalize edilemez. Sonraki yıllarda Freud bölmesel terimi yerine zihinsel niteliklerterimini, kullanmıştır.

Bu üç yapı zihinsel süreçlerin niteliklerini gösterir:

Bilinç: İnsan yaşamının her döneminde; her anında iç ve dış enerji değişiklikleriyle karşılaşır. Bunlardan ancak bazıları uyaran niteliği taşır ve algılanır. Burada seçici dikkat ve bireysel nitelikler önemlidir. Seçilen uyaran algılandıktan sonra uygun tepki verilir. Organizmanın iç ve dış dünyada olan bitenlerin farkında olabilmesi, seçebilmesi, algılayabilmesi, ayırdedebilmesi ve uygun yanıt verebilmesi için gerekli olan uyanıklık durumuna bilinçlilikdenir. Bilinç alanındaki İçerikler gerçeklik ilkesine ve ikincil süreç düşünme biçimine uyar.(Gençtan,1998,65)

Bilinçöncesi: Zihinsel süreçlerin bu niteliği doğuştan yoktur ve çocukluk döneminde gelişir. Bilinç alanında olmayan, fakat istemli çabayla bilinç alanına getirilebilen istek, eğilim, dürtü, duygu, düşünce, anı, olay gibi içerikler bilinçöncesi nitelik taşır. Bilinçöncesi içerikler hem bilince, hem de bilinçdışına ulaşabilir. Bu içerikler gerçeklik ilkesine ve ikincil süreç düşünme biçimine uyar. Bilinçöncesi, hangi içeriklerin tutulup hangilerinin bilinçdışına bastırılacağını saptayan bir süzgeç ya da otosansür düzeneği gibi işlev görür.(Doğan, 1999, 110)

Bilinçdışı: Bilinçli duruma geldiklerinde bireyde anksiyete yaratacak potansiyele sahip olan istek, eğilim, dürtü, duygu, düşünce, anı, olay gibi içeriklerin itilerek tutuldukları alandır. Bu içerikler doyuma ulaşmak için sürekli olarak bilinç alanına çıkmak ister. Bunlar istemli çabayla bilince getirilemez, bunun için Özel tekniklerin kullanılması gerekir. Bilinçdışı İçerikler haz ilkesine ve birincil süreç düşünme biçimine uyar. (Bacanlı,- 70)

Bu üç nitelik biribirinden kesin sınırlarla ayrılamaz, aralarında sürekli ve dinamik bir etkileşim vardır.

B- Yapısal Varsayım

Freud ilk varsayımı olan bölmesel varsayım üzerinde çalışmalar ve

yeniden değerlendirmeler yaparak geliştirdi, yeni kavramlar Öne sürdü.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.jpg[/IMG] Bölmesel varsayım

O’na göre bölmesel varsayımın yapılan zihinsel içerikleri ve süreçleri açıklamak için yetersizdi. Ruhsal aygıtla ilgili görüşlerini yeniden düzenleyerek 1923′te ikinci varsayımı olan yapısal varsayımı öne sürdü. Buna göre ruhsal aygıtüç soyut yapıdan oluşmaktadır:

Üstbenlik (Süperego) Benlik (Ego) Altbenlik (id)

Bu zihinsel yapılar biribirleriyle ilişkili zihinsel içeriklerden ve süreçlerden oluşmaktadır. Anatomik ya da somut yapılar değillerdir, beynin işlevleri olarak kabul edilirler. Ruhsal aygıtın üç yapısı arasında sürekli ve dinamik bir etkileşim vardır (Doğan, 1999,111):

Altbenlik (İd): Ruhsal aygıtın doğuştan gelen ve en eski yapısıdır. Bir yaşına kadar ruhsal aygıt salt altbenlikten oluşur. Dış dünya ile ilişkisi olmayan bu yapı, organizmanın güç kaynağıdır; içgüdüsel dürtülerin ruhsal temsilcilerini kapsar. Altbenlik içerikleri sürekli boşalma ve doyum arar, tümüyle bilincdışıdır. Bunlar haz ilkesine ve birincil süreç düşünme biçimine uyar. burada ve şimdi ilkesi geçerlidir.

Benlik (Ego): Ruhsal aygıtın organizmayı bir davranışa yönelten yapısıdır. Yaşamın birinci yılından başlayarak dış dünyanın etkisiyle, altbenlikten bir parça özel bir yapı kazanarak ayrışır ve benliği oluşturur. Bir-iki yaşları arasında ruhsal aygıt altbenlik ve benlikten oluşur. Benlik gelişmesi bebeğin kendisi ve kendisi olmayanı ayırması, motor gelişmesi, dürtüler üzerinde egemenlik kurması, gerçeklik ilkesinin gelişmesi, ikincil süreç düşünme biçiminin gelişmesi gibi etkenlerle ilgilidir.

Benlik ruhsal aygıtın "uyum yapıcı" yapısıdır. Daha ayrıntılı söylemek gerekirse, ruhsal aygıtın algılayıcı, açıklayıcı, uyum yapıcı ve uygulayıcı yapısıdır. Benlik bu işlevlerini yerine getirirken altbenlik ve üstbenlikle ilişki kurar. (Sabuncuoğlu, 2001,125)

Benliğin işlevleri şöyle sıralanabilir:

1. İç uyaranların algılanması,

2. Dış uyaranların algılanması ve dış dünyayla ilişkilerin sürdürülmesi,

3. İç uyaranlarla dış uyaranlar arasında bir düzenleme yapılması ve bunların çevre koşullarına uydurulması,

4. Doyumun sağlanmasına ve fiziksel çevrenin değiştirilmesine yönelik eylemlere geçilmesi.

Benlik temel olarak hem altbenlik isteklerini, hem üstbenlik yasaklarını, hem de çevre koşullarını dikkate alarak uyumsal bir davranış ortaya koymaya çalışır. Bunu yaparken kimi zaman altbenlikle, kimi zaman da üstbenlikle işbirliği yapar. Bu işbirliğini belirleyen etkenler benlik gücü ve olgunluğuyla. üstbenlik gücüdür.

ÜSTBENLİK

çevre ———— (benlik) ———— çözüm

ALTBENLİK

Benliğin çalışması

Üstbenlik (Süperego): Bebeklerin dış dünyaya yönelik ilgileri salt gereksinmelerinin doyumuyla ilgilidir. Bebeklerde haz ilkesi egemen olduğundan gereksinmelerini gideren, doyum ve haz sağlayan nesneler "iyi", bunları sağlamayan nesneler "kötü" olarak nitelendirilir. Anal dönemde tuvalet eğitimiyle birlikte anne-baba çocuğa iyi-kötü, doğru-yanlış ve daha sonra ayıp ya da günah kavramlarını vermeye başlar. Ancak bu yaşlardaki çocuklarda soyut düşünme yetisi henüz gelişmediğinden, çocuğun zihninde bunlar salt onaylanan-onaylanmayan ya da ödüllendirilen-cezalandırılan biçiminde somut olarak algılanır. Bu kavramlar üstbenliğin çekirdeğini oluşturur ve "ilkel üstbenlik" olarak adlandırılır.

Üstbenliğin en önemli gelişme dönemi ödipal karmaşanın çözümlendiği dönemdir, beş-altı yaşlarıdır. Ödipal karmaşanın çözümündeki temel özellik, çocuğun kendi cinsiyetinden anne-babasıyla özdeşim yapmasıdır. Özdeşimle, çocuk kendi cinsiyetiyle ilgili davranış kalıplarını, toplumun değer yargılarını öğrenir (Burada anne-babanm aile içinde toplumun temsilcileri oldukları akılda tutulmalıdır). Bunlar Üstbenliğin özelliklerini oluşturur. Üstbenlik gelişimi daha sonraki yıllarda da sürer. Gençlik döneminin sonunda, katı olan üstbenlik özellikleri yeniden gözden geçirilir, yeni düzenlemeler (rötüşler) yapılır ve son biçimini alır.

Üstbenlik ruhsal aygıtın dizginleyici, suçlayıcı, yargılayıcı, cezalandırıcı yapısıdır. Günlük yasamdaki karşılığı ‘"vicdan", belirtisi ise "suçluluk duygusu"dur. Bir sözümüzün ya da davranışımızın ardından vicdanımızın sızladığım söylediğimiz durumlarda ruhsal aygıtta olan şey, Üstbenliğin benliği cezalandırmasıdır. Üstbenliğin insanın uyumsal davranışlarda bulunmasında Önemli bir rolü vardır.

BENLİK

ALTBENLİK ÜSTBENLİK

Roket

Salı, 06 Kasım 2007

Roket:Atış sırasında mekanik olarak yön verilen, yörüngesinin başlangıcında özitmeli olarak yol alan ve daha sonra yalnız balistik kanunlarına bağlı kalan mermi.(Özel silahlardan farklı olarak, roket güdümlü değildir.) Bazen, bu tip mermileri atan hafif füzeatarlar için kullanılır. Özellikle XIV. yy. da, itici gücünü içindeki barutun yanmasından sağlayan humbarası: İngiliz generali Congreve’in icadı olan humbaraya <<Roket>> adı verilmiştir.

Roket terimi, devindirici elemanını barutlu bir tapadan meydana gelen özitmeli taktik mermiler için kullanılır. Yalnız tepkiye sağlanan ilk hareket sırasında patlama olmaması, hem geri tepme problemini ortadan kaldırır, hem de basit ve hafif atış malzemesinin kullanılmasına imkan verir: ince namlular, çok namlulu çerçeveler v.b. Atış sıhhati az olduğu için, roket ancak çok yakın veya çok büyük hedeflere karşı kullanılabilir ve güdümlü bir mermi değil de, balistik kurallarına göre yol alan bir fırlatma mermi olduğu ölçüde özel silahlardan ayrılır. Çukur imla hakkıyla doldurulmağa çok elverişli olan roket, tanksavar silahlarda çok kullanılır (müttefiklerin bazoka’sı ve Almanların Panzerfaust’u). Ayrıca, füze-radarlarla donatılmış olsun veya olmasın, roket, uçaklarda kullanılan ve gerek düşman uçaklarında taarruzda (1945’te yapılan hesaplara göre, 1 000 m mesafeden atılan her iki roket bir uçak düşürmüştü), gerek yerdeki birliklerin desteklenmesinde çok yararlı olan bir silahtır. En çok kullanılanı 127 mm çapında olan bu çeşit mermilerde geri tepmenin olmayışı, otomatik silahların uçak kanatlarına yüklediği büyük kuvvetleri ortadan kaldırmaktadır.

Roketlerin füzelerden farkı, roketlerin sadece roket motorlarıyla, füzelerin ise hem roket motorları hem de herhangi bir jet motoru ile tahrik edilebilmesidir. Roket motorları hem yakıtı hem de yakıtın yanmasını sağlayan oksitleyici maddeyi bünyesinde bulundurur. Dış atmosfer havasına ihtiyaç duyulmaz. Bu sebeple dış çevreye bağlı olmadığı için boşlukta dahi çalışabilir. Esas olarak katı ve sıvı yakıtlı olmak üzere iki çeşide ayrılırlar. Katı yakıtlı roket motorlarının değişik ebatlarda olanları vardır. Yapıları basittir. Silindirik bir basınç kabı ve bunun içinde bulunan yakıt oksitleyici karışımı, egzozt ve ateşleyiciden ibarettir. Yakıt ve oksitleyici (nitrogliserin ve nitroselüloz) ya ayrı ayrı bulunur veya oksitleyici yakıt içine gömülmüş kompozit şekilde bulunur. Kompozit yakıt-oksitleyici, roket gövdesine dökülerek doldurulabilir. Bu şekilde çok ince ve hafif yapılı roketler yapmak mümkündür.

Sıvı yakıtlı roket motorları balistik füzeleri ve uzay araçlarını tahrik etmede kullanılır. Yakıt ve oksitleyici oksijen tanklarda sıvı olarak depo edilir. Pompa, boru ve valflerden sonra karışan yakıt ve oksijen yanma odalarına sevk edilir. Yakıt olarak benzin gibi hidrokarbonlar, JP-4 ve alkol kullanılır. Roketlerde yakıttan istenen en önemli özellik tepkinin maksimum olması için yüksek sıcaklıklarda hafif olmasıdır. Bunu sağlayan en iyi yakıt hidrojen olmasına rağmen yoğunluğu düşük olduğundan çok büyük tanklar ve pompalara ihtiyaç göstermektedir. Bu sebeple hidrojen, yüksek performanslı büyük araçlar için uygun bir yakıttır. Diğer bir roket motor tipi olan nükleer roket motorlarında egzozttan çıkarak tepki saplayan bir akışkan mevcuttur. Depoda sıvı olarak bulunan bu akışkan bir nükleer reaktörden geçerek sıcak gaz haline gelir ve enerjisi artar. Hidrojen bu motorlarda elverişli bir akışkan olmasına rağmen, amonyak daha yoğun bir gaz olduğundan amonyağın depolanması daha kolaydır.

Sezyum, sodyum veya lityum gibi ir alkalinin ısıtmakla elde edilen iyonlarının hızlandırılarak egzozsttan atılması suretiyle tepki elde etmeye yarayan iyon motorları da bir tip roket motorudur. Bu motorlar uzay araçlarının uzayda manevra yapmasında kullanılır. Bir rokette motorlar tek veya kademeli olarak birden fazla da bulunabilir.

Roketlerin Tarihi:Barutla, roketin kullanılması hemen hemen aynı tarihlere rastlar. M.S. 1200’lerde Çinlilerin kağıtlara sardıkları kara barutu roket gibi kullandıkları iddia edilmektedir. Kayıtlara geçmiş ilk roketin kullanıldığı yer, 1232 tarihli Kayfeng kuşatmasıdır. Avrupa’da ilk roket 1258’de Cologne’de rastlanmaktadır.1258’den itibaren 20 sene içinde Avrupa’da Roger Bacon, Albertus Mağrus, gibi isimler roketle ilgilenirken birçok Arabi kitaplarda roketler hakkında geniş malumat mevcuttur. Bu tarihlerde roektler kendisini, kara muharebelerinden çok yelkenleri yaktığı için deniz muharebelerinde gösterdi. Seringapatan’da (1792-1798) cereyan eden savaşlarda Haydar Ali ve ordusuna ait roektler sebebiyle çok kayba uğrayan İngilizler silah olarak kullanılabilecek roket imali için çalışmaya başladılar. Birkaç sene sonra roketlerin menzili 200 m.den 3000 m.ye ulaştı. Cengreeve’nin roketleri ilk defa 1805’te Bouloğne’de deniz taarruzunda kullanıldı. Bu dönemde birçok Avrupa devleti roket birlikleri kurdu.

1846’da Williom Hale, uçuş esnasında roketlerin egzxozt kısmına üç küçük meyilli metal taktı. Bu küçük kanalcıklar vasıtasıyla roketler dönerek gidiyor ve daha isabetli oluyordu. Birinci Dünya Harbi’nde Fransızlar, Almanların topçu ileri gözetleyicisi olarak kullandıkları balonları düşürmek için katı yakıtlı roketleri kullanırken, Almanlar da bunların daha geniş ve ipli olanlarını kullandılar. Fakat bu arada özellikle tahrip maksatlı roektler üzerinde yoğun çalışmalar yapıyorlardı. Daha sonra Fredich Krupp’un firması tahrip maksatlı roketlerin seri imalatına başladı. Bu roketlerde yakıt %50 nitrogliserin, %41 nitro selüloz, %9 karbonitten müteşekkil idi. İngiltere, Almanya ve Amerika’da da yakıt tüpleriüzerine geniş araştırmalar yapılıyordu.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında özellikle Amerika’nın geliştirdiği AT-MI roketi, en gelişmiş bir antitantik roketiydi. İlk defa 1943 senesinde Tunus’a karşı kullanıldı. “Bazuka”adı ile anılan bu roket 3.75 cm. boyunda ve 5.9 cm çapında idi. Tesirli menzili 180 metre olan bu rokete yeni keşfedilen “Munroe Prensibi” ile çalışan patlayıcı konuldu. Bu roketlerle beton ve çelik zırhlar delinebilmiştir. Bu roketin daha kuvvetli ve daha tekamül etmiş tipi olan 8,75 cm.lik roket ilk defa Kore’de denendi. Daha sonra 11,25 cm.lik M-8 roketleri seri olarak imal edilmeye başlandı. 12,5 cm.lik HUAR, 18 cm.lik denizcilerin kullandığı tahrip roketleri ve 16.25 cm.lik uçak roketi RAM bu gelişmeleri takip etti.

İkinci Dünya Harbi yıllarında İngiltere’nin 9,25 cm. “Z” roketleri, Rusların Katusha adlı roketleri, Almanların “Nebelwerger 41” ve “Rhenbote” adlı roketleri kullanıldı. Japonların ise bu sırada roketleri pek gelişmiş değildi. Savaştan sonraki son 10 sene içinde 1000 kg. katı yakıtlı roketler yapılmıştır. Katı yakıtlı roket yardımcı kalkış elemanları (RAKE)ler üzerine de yapılan uzun araştırmalar sonucunda büyük gelişmeler kaydedildi. Bundan sonra Almanya’da sıvı yakıtlı RAKE’ler üzerinde çalışmalar yapıldı. Sıvı yakıtlı roketler 19372den sonra yaygınlık kazanmaya başladı. Bu çalışmaları Amerikalı fizikçi Robert Hutehings Goddard (1882-1955) başlattı. 1935 senesinde yapılan deneyler başarılı oldu. Bu çalışmalar Avrupa’ya sıçradı. 1950’lerin ortalarına kadar 15 değişik ülkede 20 roket tekamül heyeti ortaya çıktı. Çalışmalar hızlandı ve bakışlar fezaya yöneldi.

Alman Roketleri:1932’ye kadar sivil geliştirilmeye çalışılan sıvı yakıtlı roketler bu tarihten sonra askeri sahada yerini aldı. Bu maksatla yapılan çalışmalar sonucunda A1-A2-A3-A5 ve 1942’de A4 roketleri yapıldı. 8 Eylül 1944’de Hollanda’dan İngiltere’ye V2 roketleri atılmaya başlandı. V1 roket değil, insansız bir jet bombası idi. U2 roketlerinden 1300 kadar atıldı. 1115’i İngiltere’ye ulaştı. 2724 kişi öldü. V2 roketlerinin menzili 300 km.yi buluyordu.

ABD Roketleri:İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 80 adet A4 roket parçası toplandı ve bunların ışığında Meksiko City’de çalışmalara başlandı. Çalışmalara, davet edilen general Dornberger ve Dr. Van Broun da katıldı. A4’ler ve bundan sonra da Viking’ler üretilmeye başlandı. Vikinglerin son tipinin menzili 1954’de 158 mile ulaştı. Daha sonra 250 mile ulaştı. Daha sonra 250 mile (400km.) ve 1956’dan sonra da Bumper, Jüpiter C, X-17 ve Farside roketleri ile de 5000 km. ye ulaşıldı. Farside roketi 2400 metre yüksekte bir balondan fırlatılan dört bölmeli bir rokettir. Amerika’da yapılan bu çalışmalar dünya yörüngesine gönderdiği roketler ve en sonunda da Ay’a ulaşmaya kadar devam etmiştir. Başlangıçtan itibaren feza çalışmalarında kullanılan roketler şöyle idi: Scout, Eksplorer, Son Marco (Ther-Agena-D), Agene-D, Alouette, DeHA, TAD, Atlas D, Centour, Titan II, Titan III-c, Satürn I, Pegasus I, Apollo serisi, Satürn IB, Satürn II, Satürn IV B ve nihayet Satürn V91.000 kg. itme gücüne sahip 177 kilometrelik yörüngeye 120 tonluk yükü yerleştirebilecek kapasitedeydi. Bu arada “roket uçakları” üzerinde çalışmalar sürdü. İlk çalışmalar Almanya’da başladı. Planörlerle başlayan çalışmalar, sırasıyla HE-176 uçağı, HE-112, Me-163, Me-163A, Me-163B ve Notter uçağı ile devam etti.

Amerika uzay araçlarını fırlatmak maksadı ile katı yakıtlı Scout ve Agena D roketlerini yaptı. Daha sonra yapılan delta roketleri sıvı yakıtlıdır. Bu roketler dört kademelidir. Tiros ve Telstor uyduları delta roketi ile fırlayılmışlardır. Mariner IV’ü Mars’a götüren roket Atlas D ve Agena D roketlerinin birleşimi idi.Kademeli olan bu roketlere füze denir. Uzay araçlarını fırlatmakta kullanılan çok katlı roketler arasında Centaur, Titan, Satürn türlerini saymak mümkündür. Bunların hepsi güdümlü füze sınıfına girer.

SSCB Roketleri:İkinci Dünya Harbi’nin sonuna kadar kayda değer bir çalışması olmayan Rusya, İkinci Dünya Harbi’nden sonra iki adet Alman V-2 roketi ele geçirdi. Hemen çalışmalara başlayarak 400 adet V-2 roketinin kopyasını yaptılar. Proje ve planlarını da ele geçirerek beş adet uçaksavar roket tipi, beş kadar deniz kuvvetlerinde kullanılacak roket çeşidi, taktik ve kıtalararası balistik füze yaptılar.

İlk Rus peyki olan Sputnik 1, T-2 roketi daha sonra peykler ve insanlı feza araçları Vostok ve sıvı yakıtlı bir roket olan Vostok T-3 roketiyle fırlatıldı.

Teleskoplar

Salı, 06 Kasım 2007

TELESKOPLAR Bir teleskop ile; daha doğrusu başlangıç için aldığınız küçük bir teleskop ile, görebileceğiniz gök cisimlerinin başında tabi ki ay gelmektedir.Ayın üzerindeki kraterleri ve dağları yakından görmek, ay tutulmalarını daha yakından seyredebilmek, geceleri gökyüzüne bakan herkese mutlaka daha fazla bir keyif verecektir. Ay’ın dışında gezegenleri de rahatlıkla gözlemleyebileceksiniz. Özellikle Jüpiterin bantları, lekesi ve uyduları; Satürn’ün halkaları ve Titan uydusu; Venüs’ün etkileyici görüntüsü ve Mars üzerindeki bölgeleri görmek size ayrı bir haz ve mutluluk verecektir. Tabi ki ay ve gezegenlerin yanında, derin uzay cisimleri olan; bulutsuları, gökadaları ve hatta kuyruklu yıldızları dahi 60mm lik başlangıç seviyesi bir teleskopla görmeniz mümkün olur. Ayrıca teleskoplar ile; özellikle mercekli teleskoplar ile, yeryüzü görüntülerinide rahatlıkla izleyebilirsiniz. Teleskobunuzu doğayı, kuşları veya uzaktaki cisimleri izleyebilmek için de çekinmeden kullanabilirsiniz.

Teleskop Türleri

Salı, 06 Kasım 2007

TELESKOP TÜRLERİ

* Teleskop türlerini 3 ana grup altında toplayabiliriz:

1. Mercekli Teleskoplar : Bu türde uzun bir tüp içindeki mercekten geçen ışık, göz merceğine gelir.

2. Aynalı Teleskoplar : Bunlarda kendi aralarında ikiye ayrılır.

a. Newtonian Türü :Newtonian türü teleskoplar ışığı toplayan ve ikinci bir düz aynaya odaklayan bir çukur aynaya sahiptirler. İkinci ayna ise görüntüyü ana tübün dışına açılan bir penceredeki göz merceğine yansıtır.

b. Cassegrain Türü :Bu tür teleskoplar büyük bir küresel veya parabolid çukur ayna ile hiperbolid tümsek bir ikinci aynadan oluşur. Gelen ışınlar önce çukur ayna tarafından toplanır ve ikinci aynaya yansıtılır. Bu aynadan yansıyan ışınlar ise birinci aynanın merkez bölgesindeki delikten geçerek gözmerceğine odaklanır.

3. Hem aynalı Hem mercekli (Katadioptrik) teleskoplar : Bunlarda kendi aralarında üçe ayrılır.

a. Schmidt-Cassegrain Türü :Bu tür teleskoplarda ışık ince bir Schmidt düzeltici mercekten geçerek gelir. Daha sonra küresel çukur aynaya çarparak tekrar geri yansır. Yansıyan bu ışınlar birinci aynanın göbeğindeki delikten geçerek gözmerceğinde odaklanırlar. Bu tür teleskoplar teleskop türleri içinde en modern olanlarıdır.

b. Maksutov-Cassegrain Türü : Bu tür genel olarak Schmidt-Cassegrain teleskoplara benzer. Bu tür teleskoplarda bir tarafı iç bükey bir tarafı dış bükey olan ince bir düzeltici mercek kullanılır. İkinci ayna, merceğin merkez bölgesi aluminyum kaplanarak oluşturulur.

c. Schmid-Newtonian Türü : Bu tür teleskoplar diğerlerine benzemekle birlikte; bunlarda Newtonian aynaları ve Schmidt düzeltici mercekleri kullanılmıştır. Daha çok sönük uzay cisimlerini gözlemek için kullanılırlar.

Optik Ve Mekanik Bilgi

Salı, 06 Kasım 2007

OPTİK VE MEKANİK BİLGİ

1. Açıklık : Bütün teleskopların asıl fonksiyonu ışık toplamaktır. Teleskobun açıklığı demek, merceğin yada aynanın çapı demektir. Açıklık genellikle " (inç) ile tanımlanır. 1" = 2.54cm dir. Açıklık ne kadar büyükse teleskop o kadar fazla ışık toplar. Daha çok ışık toplanması ise daha parlak ve daha iyi bir görüntü oluşmasını sağlar.

2. Odak Uzaklığı : Odak uzaklığı = Açıklık (mm) * Odak Oranı olarak tanımlanabilir. Ya da mercekten veya birinci aynadan itibaren teleskobun odak noktasına kadar olan uzaklığıdır. Odak uzaklığı uzun olan teleskopların gücü daha fazla olup, elde edilen görüntüde daha büyüktür.

3. Çözümleme : Bir teleskobun daha fazla ayrıntıyı gösterebilme yeteneğine denir. Çözümleme ne kadar yüksekse, teleskop o kadar ince ayrıntı verir.

4. Çözümleme Gücü : Birbirine çok yakın olan çift yıldızları ayrı ayrı görebilmemizi gerçekleştiren teleskop yeteneğine denir.

5. Kontrast : Elde edilen görüntünün daha net ve daha parlak olmasıdır. Kontrastın iyi olabilmesi için hava ve görüş koşullarının iyi olması gereklidir.

6. Işık Toplama Gücü : İnsan gözü ile teleskobun kuramsal olarak ışık toplama yeteneğinin karşılaştırılmasıdır.

7. Airy Disk Parlaklık Faktörü :

Yıldızlar dünyadan çok uzakta oldukları için teleskopla bakıldığında disk şeklinde değil, nokta şeklinde görünürler. Ancak yıldızın görüntüsünü çok fazla büyütürsek teleskoptan kaynaklanan disk şeklinde bir görüntü belirir. Yani yıldız teleskobun görüş alanının merkezinde olduğunda, yıldızın bu büyütülmüş görüntüsünde iki şey göze çarpmaktadır : Birincisi Airy Disk adıyla bilinen parlak bir merkezi alan, ikincisi ise Kırınım halkaları adıyla bilinen bir halka veya sönük halkalar serisidir.

8. Çıkış Açıklığı : Açıklık (mm) / Göz merceğinin gücü olarak tanımlanabilir. Gözmerceğinden çıkan dairesel olan ışık demeti için kullanılmaktadır.

9. Güç (Büyütme) : Teleskobun gücü, teleskobun kendisi ve kullanılan göz merceği (oküler) arasındaki ilişki olarak tanımlanabilir. Teleskop alınırken açıklık ve teleskobun gücüne çok dikkat edilmelidir. Büyütme = Teleskobun odak uzaklığı / gözmerceğinin odak uzaklığı formülü ile hesaplanır. Normal şartlar altında en yüksek büyütme teleskobun açıklığının 60 katına eşittir. Mesela 3.5" lik bir teleskobun max. büyütmesi 210X dir. Genelde amatör astronomlar gözlemlerinin çoğunu açıklığın 20-25 katı bir büyütme ile yaparlar.

10. Parlaklık Sınırı : Parlaklık birimi kadir (m) dir. 7.5 + 5 * logA (cm biriminde teleskobun açıklığının logaritması) formülü ile görsel parlaklık sınırı hesaplanır.

11. Odak Oranı (Fotoğrafik Hız) : Odak Oranı = Odak Uzaklığı (mm) / Açıklık (mm) ile hesaplanır. Odak oranı size teleskobunuzla fotoğraf çekebilme hızını verir.

12. Yakın Odak : Görsel veya fotoğrafik çalışılabilecek en yakın yer cisminin odaklanabileceği en yakın uzaklıktır.

13. Görüş Alanı : Teleskop ile görülebilecek gökyüzü parçasına gerçek görüş alanı denir. Bu açısal alan yay derecesi cinsinden ölçülür. Formülü : Teleskobun gücü / Gözmerceğinin görüş alanı (derece) dir.

14. Optik Dizayn Sapınçları : Görüntünün oluşumu sırasında ortaya çıkan hatalara denir. Renk sapıncı, Küresel sapınç, Koma, Astigmat, Alan eğriliği ve Alan bozulması bazı teleskop sapınçlarıdır.

15. Teleskop Kurguları : İkiye ayrılır :

a. Alt Azimut Kurgu : En basit kurgudur. Üzerindeki kollar yardımı ile teleskoba; aşağı yukarı doğru düşey hareket ve yatay hareket yaptırılabilir.

b. Eşlek Kurgu : Eşlek kurgu ile gök cisimlerini izlemek çok daha kolaydır. Çünkü gökyüzündeki cisimler sürekli bir hareket halindedir ve alt azimut kurgu ile bunların hareketlerine ayak uydurmak son derece zordur. Ancak eşlek kurgu, enleme göre ayarlanmış bir eksen üzerinde döndüğü için gökcisimleri telekobun görüş alanı içinde kalırlar. Alman ve Çatal kurgu adı altında iki ayrı çeşidi vardır.

16. Enlem Ayarlayıcı : Teleskobun gök uçlağına göre eğimini ayarlar.

17. Saat Sürücü : Eşlek kurgularda buluna motorları ve dişlileri kontrol eden elektrik sistemine denir.

18. Konsayı Ayarlayıcı : Yıldızların konsayılarını kullanarak gökyüzündeki yerlerini bulmaya yarayan sağaçıklık ve dikaçıklık ayarlayıcılarıdır.

19. Arayıcı : Teleskobun üzerine yerleştirilmiş küçük dürbüne denir.

20. Gözmerceği : Teleskopta oluşturulan görüntüler, farklı oranlarda gözmercekleri tarafından büyütülürler

Dünya’nın Hareketleri

Salı, 06 Kasım 2007

__DÜNYA’NIN HAREKETLERİ__

A)Dünya’nın Güneş etrafındaki hareketi

Dünya,Güneş çevresinde elips yörünge üzerinde batıdan doğuya doğru hareket döner.Bu hareketini 365 gün 6 saatte tamamlar.Böylece bir yıl oluşur.Ekvator düzlemi,Güneş etrafında döndüğü elipsin düzlemine oturmaz.Aralarında 23º 27′’lık bir açı vardır.Bu yüzden dünyanın çeşitli yerleri,çeşitli zamanlarda güneş ışınlarını değişik açılarla alırlar.Böylece ortaya çıkan farklı ısınma nedeniyle “MEVSİMLER” oluşur.

21 Haziran’da Güneş ekvatorun 23º 27′ kuzeyindeki Yengeç Dönencesine tam dik gelir.Bu tarihte Kuzey Yarımkürede yaz,Güney Yarımkürede kış hüküm sürer.

23 Eylül’de Güneş ışınları bu kez Ekvatora dik gelir.Bu tarihte Güney Yarımküre’de ilkbahar,Kuzey Yarımküre’de sonbahar başlamıştır.

21 Aralık’ta Güneş ışınları ekvatorun 23º 27′ güneyindeki Oğlak Dönencesine tam dik gelir.Bu sırada Güney Yarımküre’de yaz, Kuzey Yarımküre’de kış hüküm sürer.

B)Dünya’nın Kendi Ekseni Etrafındaki Hareketleri

Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki batıdan doğuya doğru bir tam dönüşü 24 saatte tamamlanır.Buna bir GÜN denir.

Bu dönüş sırasında Dünya’nın bir kısmı güneş ışınlarını alır,bir kısmı alamaz.Alan yerlerde gündüz,alamayan yerlerde gece hüküm sürer.

Gece ve gündüz süreleri her zaman birbirine eşit değildir.Yaz aylarında gündüzler uzun,kış aylarında ise geceler uzundur.21 Mart ve 23 Eylül günlerinde gece ile gündüz zamanları eşittir.