‘Anne-baba EÄŸitimi’ Kategorisi için ArÅŸiv

Oyun Araç Gereçleri Konusu Üç Başlık Altında Ele Alınacaktır.

Salı, 06 Kasım 2007

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG]

Oyun araç gereçleri konusu üç başlık altında ele alınacaktır.

1)Çocuğun okul öncesi araç- gereç veoyuncakları

2) Açıkhava oyunları ve etkinlikleri için araç-gereçler

2)Çocuğun gereksinmeleri-ilgi-etkinlikleri

0 Çocuğun Okul Öncesi Araç-Gereçleri Ve Oyuncakları

En iyi ve uzun süreli eğitim,eğitilen ya da öğrenenin yaptığı işi isteyerek,severek mutlu bir ortamda uygulamasıyla gerçekleşir.Çocuk,oyunda öğrenmeyi öğrenir,kendini tanır,yaşamın gereklerini kavrar özgüvenini geliştirir.

Çocuk oyununun en yüksek düzeyde yarar sağlayabilmesi için ona gereken yaş ve gelişimini çok yönlü etkileyen alan,gereç ve olanakları çok yönlü oluşturmak gerekir.

Sağlıklı gelişme için çocuğun dengeli beslenmesi gerekir.aynı biçimde çocuğun bulunduğu evrenin gerektirdiği aşama ve becerileri geliştirmesi ve sağlıklı büyüyebilmesi için çeşitli nitelikte oyun araç-gereçlerine gereksinmesi vardır.Çocuğun oyuncakları,belli bir amaca yönelik,onun gelişim düzeyine uygun ve ileri aşamalara hızlandırıcı olmalıdır.

Çocuk oyuncaklarını seçerken ve yaparken aşağıda belirtilen noktalar önemle gözönünde tutulmalıdır.

-Oyuncak sade,ayrıntıları az,iyi zımparalanmış,sivri köşeleri yuvarlatılmış, pürüzü,çatlağı olmayan gereçlerden olmalı,sivri,keskin ve kesici yanları olmamalıdır.

- Çocuğun yaş- gelişim-ilgi-gereksinmelerine uygun olmalı; boyuna uygun boyutlarda ve kullanışlı olmalıdır.

- Biçimi ve boyutları kullanılacağı amaç ve oyun sahasına uygun olmalıdır.

- Çocuk oyuncağı gördüğünde yapısal özelliklerini ve kullanılışını kolayca kavrayabilmeli ,çalıştırabilmelidir.

- Dayanıklı,sağlam,bakım-tutum ve temizliği kolay olmalıdır.

- Hava koşullarına ve uzun süreli kullanılmaya elverişli olup çok yönlü kullanılabilmelidir.

- Yanıcı,patlayıcı nitelikte olmamalı,eğer boyanırsa kolay çıkmayacak, parlak, canlı renklerde,zehirsiz ya da vernikle boyanmış olabilir.

- Göze hoş görünmeli,dengeli orantılı,zevkli ve uyumlu renklerle boyanmış olmalıdır.

- Ele hoÅŸ gelmeli,dokunma duyusunu etkilemelidir.

- Birden çok çocuğun oynayabileceği nitelikte olmalı,paylaşma duygusunu güdümleyici olmalıdır.

- Çocuğun merakını,ilgisini,el becerilerini,girişimciliğini,yaratıcılığını,hayal gücünü etkilemeli,sorunlara çözümler bulmasını ve çok yönlü kullanabilme olanaklarını yaratmalıdır.

- Kaslarını uyum içinde çalıştırmasına yardımcı olmalı ve devinimsel özgürlüğüne katkıda bulunmalıdır.

- Çocuğun dil gelişimini,okuma yazma ve matematik öncesi kavramlarını geliştirici nitelikte olmalıdır.

- Çocuğun özgürce oynamasını sağlamaya ek olarak,gözlem,deneyim,keşfetme isteğini uyarmalı ve sosyal ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunacak nitelikte olmalıdır.

0 Açıkhava Oyunları Ve Etkinlikleri İçin Araç-Gereçler

Çocukların devinimsel gelişimlerinin sağlanabilmesi ve bedenlerini çok yönlü kullanmalarına olanak verilmesi için pahalı araç-gereç ve oyuncaklar alınması veya yaptırılması gerekmez.Dünyanın her yerinde okulöncesi çocuklar açıkhava etkinliklerindebirbirine benzer araç-gereçleri kullanırlar.Aşağıda bu araç- gereç türlerine örnekler verilmektedir.

-Tırmanma araç ve gereçleri,yürüme tahtaları,denge tahtaları,atlama beygirleri,ağaç kasalar,büyük kutu ve sandıklar çocuğın becerilerini geliştirmede kullanılan oyun araçlarıdır.

-Üç tekerlekli bisikletler,direksiyonlu tekerlekli tahta otomobiller.Bu tür oyuncakların bulunmadığı bir okulöncesi programı düşünülemez.Ülkemizin içinde içine oturularak,direksiyonun çevrilebileceği,ayakla yürütülecek nitelikte tekerlekli tahta arabalardan bir iki tane her kurumca sağlanabilir.bu tekerlekli oyuncakları çocukların kendileri sürebileceği gibi,arkadaşları da onları itebilir,ya da birbirlerini bu araçlara bindirip çekebilirler,yük taşıyabilirler.Bisiklet tamircilerinden sağlanabilecek bisiklet pedalları,bir yere sabit biçimde takılarak pedal çevirme olanağı sağlanabilir.Tekerlekli oyuncakların sert bir alan üzerinde sürülmesini,başka oyun alanlarının gidiş geliş yolları üzerinde kullananılmamasını tahtadan trafik işaretleri hazırlanarak trafik kurallarına alışmaları sağlanmalıdır.

-Kum alanı,kum kutusu,kum masası ya da kum leğeni olanaklar elverdiğince çocukların içine ya da kenarına oturarak oynayabilecekleribir oyun alaı her okulöncesi kurumunda kesin olarak bulunmalıdır.Oyun bahçesinin duvarlarından birinin önüne kurulacak kum havuzu istenilen büyüklükte yapılabilir.Ölçek olarak dört beş metrekare olması önerilir.Kum havuzu kereste(sunta ya da kaplama olmayacak)ya da kalasların suya gömülmemesi ya da yıkılmaması için köşebent demirleriyle tutturularak yapılabilabileceği gibi,çevresi tuğla ya da biriketle çevrili kum havuzları da kolayca yapılabilir.Kum çukurunun dibine çakıl döşenmeli ve üzerine 40-60 cm kalınlığımda kum tabakası dökülmelidir.kumun çevresinde,dışa taşmaması için 20cm yüksekliğinde set olmalıdır.Kum oyuncaklarının konulması,dizilmesi içinde 15-20 cm eninde kenar pervaz bulunmalıdır.Kumun içine pislik girmesini,hayvanların girip çıkmasını önlemek,kumu hava şartlarından korumak için bir kapak,kepenk,branda ya da naylondan koruyucu bir örtü yapılmalı ve çocuklar oynamadığı zaman kum örtülmelidir.Kapaklar kontrplaktan olursa daha kolay kapanır ve kaldırılır.Kapandığı zaman çengellerle ağaç bir desteğe çengellenebilir,Ya da bahçe duvarına dayandırılarak oraya çengellenebilir ve çocukların üzerine düşmesi engellenebilir.

Kum havuzunda kulanılacak elek,kova,kürek,büyük kaşıklar,kum kamyonları gibi oyuncaklar paslanmayacak nitelikte gereçten yapılmış olmalıdır.Bu oyuncaklar kum havuzunun hemen yanındaki dolap ya da kutuya,her oyun süresinden sonra toplanarak çocukların yardımıyla kaldırılmalıdır.Böylece içeriye kum taşınması da engellenmiş olur.

-Salıncaklar: Çocuklar salanırken önünden ya da arjkasından başkalarına çarpma tehlikesi olduğundan salıncaklar ortada olmalı başka çocukların dolaşma yollarından ya da yoğun olarak oynadıkları yerlerden uzakta olmalıdır.Oturulacak yeri brandadan ya da eski bir otomobil lastiğinden yapılmış oyuncaklar daha ucuz ve güvenli olur.Salıncak sağlam bir ağaç dalına kalın ip ya da halatla,demir zincirlerle bağlanabilir ya da çimentoya oturtulmuş demir bir çerçeve içine ikisi yan yana monte edilir.Kalın ip ya da branda kemerlerden çocukların sallanıp ta düşmemeleri için güvenlik kemerleri yapılabilir.

-Kaydırak: Metalden ya da ağaçtan eğimi,uzunluğu,genişliği,çocukların boyuna uygun olarak planlanır.Çocuğun kaydıktan sonra ineceği yer yumuşak bir toprak tabakası ya da kumluk bir havuz olabilir.Salıncaklar gibi kaydıraklar da çocukların gidiş geliş yollarına ya da yoğun olduğu yerlere yakın kurulmamalıdır.Kaydırağın yerini tutacak bir başka seçenek de oyun evlerinin ya da platformlarının üstüne dayanıp aşağı uzatılan bir kaygan kalas yüzeyi hazırlamak,bunu sağlam kancalarla bu tahta evin üstüne oturtmak,uçlarını ya takoz ya da başka yöntemlerle sabitleştirmektir.

-Tahtadan oyun evleri ya da oyun platformları: Düşgücü ve gösterisel oyunlar için ya da kullanılmadığı zamanlar oyun araç gereçlerinin üç tekerlekli bisikletlerin istif edilmesi için büyük tahta kalaslardan tahta ambalaj sandıklarından oyun evleri yapılabilir.Bu evler marangozlara yaptırılabileceği gibi basamak aralıkları çocukların boyuna gore ayarlanmış merdivenler,Kaydırak olarak kullanılabilecek kaygan yüzeyli kalaslarbu tahta platform ya da bir kapısıve penceresi olan oyun evine monte edilebilir.Tepesihe tırmandığı zaman çocuğun düşmemesi için oyun evinin üstündeki alan tahta parmaklıkla çevrelenmelidir.

-Tahta sandıklar,kasalar,denge tahtaları,variller,büyük çimen künkler: Çocukların atlamaları,tırmanmaları,düşgücü ve gösterisel oyunlar oynamaları için ucuz ve kolay bulunan oyuncaklardır.

-Ağaç gövdeleri,tırmanma halatları ya da halat merdivenler: Bu araçlar da bazı okul bahçelerinde bulunan olanakların değerlendirilmesiyle çocuklara yeni oyun araçları sağlar.

-Büyük boy içi boş tahta bloklar ya da küçük tahta ambalaj sandıkları: Aynı boyda dört yüzeyi kapatılmış bu tahta bloklar çocukların içerde yapmaya olanak bulamadıkları büyük yapıları gerçekleştirmelerine,bahçe duvarları,garajlar kurmalarını sağlar.Bu bloklar kontrplaktan da yapılabilir.Kimi kez üzerine oturmak,üstüne çıkmak üstüne çıkmak içinde kullanılabilir.

-Su oyunları masası: İçine dikdörtgen çinko leğen oturtulmuş alçak bir masa çocukların su oyunları için kullanılır.Ancak su oyunları için masanın su kaynağına yakın olması ve beton bir tabana konması uygun olur.Su oyunları masası yerine alçak formika masaları,plastik leğen ya da taslar konabilir.Enlemesine kesilip ikiye ayrılmış bir kamyon ya da traktör lastiği su oyunları için bir havuz terini tutabilir.

-Eski geçme borular,eski musluklar,makina parçaları,oto aksamı: Bu tür oyuncaklar çocukların zevkle ve ilgiyle oynayacağı şeylerdir.Paslı,keskin,sivri yerlerinin olmamasına özen gösterilmeli ve belirli bir masada oynanmaları sağlanmalıdır.

-Toplar,çemberler,atlamak için ip,çekmek için tekerlekli arabalar.

GELİŞME ALANLARINA GÖRE OYUNCAKLARIN SINIFLANDIRILMASI

a)Büyük kas gelişimi için oyun araçları:

-Merdiveni ve kardırağı olan oyuncak ev,

-Üç tekerlekli bisiklet,

-Çeşitli boyda arabalar,

-İp merdivenler,

-Taşınabilir,tahta,kayma,tırmanma,sallanma oyuncakları,

-Tahteravalli,

b)Küçük kas gelişimi için oyun araçları:

-Mum boya,renkli kalem,kağıt,

-Ucu küt kağıt makası,

-Yapıştırıcı,

-Çeşitli ekleme oyuncakları,parçalı bilmeceler,

-Bir yetişkin denetiminde oynanacak tahta çivi,çekiç,keser gibi marangoz, aletleri

c)Yaratıcı,düşgücünü geliştiren oyun araçları:

-Kukla sahnesi,

-El kuklaları,

-Parmak kuklaları,

-Yumuşak eğilip bükülebilen bez bebekler,

-Çeşitli giysiler,yetişkin süs araçları,

-Doktor araçları,telefonlar,bebek arabaları,

d)Yaratıcı,sanat ve el işleri:

-Plastrin,

-Kil,

-Kalın mum boyalar,pastel boyalar,renkli tebeşir,

-Sulu boya,parmak boyası,toz boya,

-Büyük boy,enli,küt uçlu,kalın saplı fırçalar,

-Renkli her tür kağıt,

-Artık kumaş,kağıt,ip,yün,talaş,yumurta kabuğu gibi kolaj malzemesi ve yapıştırıcı,

-Tahta baskı kalıpları,

-Lastik borulardan ya da lastik parçalarından kesilerek hazırlanmış baskı kalıpları,

-Baskı kalıbı olarak kullanabilecek makara,yaprak,patates,havuç,

-Tavandan ya da uygun yüksekliklere asılacak çocukların yaptığı sarkaçlar(ip üzerine dendgelenmiş geometric şekiller),

e)Çocuğun kavrayışını geliştirecek uyarı araçları:

e1)Okuma ve konuşmayı geliştirecek araçlar:

-Tahtadan harf ve sayılar,

-Mıknatıslı harf ve sayılar,

-Zımpara kağıdından pazen kaplı tahtaya yapışabilecek türden harf ve sayılar,

-Üzerine basit sözcüklerin yazılacağı büyük karton fiş,

-Domino,

-Karatahta,

e2)Matematik ve sayılar:

-Renkli çubuklar,

-Tahta oyuncak saat ya da saati öğretecek tahta küpler,

e3)DoÄŸa bilimleri:

-Mıknatıs,

-Ayna,

-TaÅŸ ya da yaprak koleksiyonu,

-Kuru bitki ya da sebze koleksiyonu,deniz kabukları,

-Doğayla ilgili çocuk kitapları,

f)Müzik ve dans araçları:

-Ritm araçları:def,davul,trampet,melodika,flüt,kastanyet ,çan,çıngırak vb,

-plaklar,teyp-kaset.

Problematik; Toplumsal Aydınlanmayla Bireysel Aydınlanmanın Elele Yürüyüşü Ya Da

Salı, 06 Kasım 2007

Problematik; Toplumsal aydınlanmayla bireysel aydınlanmanın elele yürüyüşü ya da Sevgi Soysal ve kadın sorununa toplumcu çözüm arayışları.

Hipotez; - Sevgi Soysal sistemi eleştirirken kadını, kadın değerlerini tamamen gözardı etmez.

- Sevgi Soysal romanlarında ve öykülerinde kendi yaşamına paralel olarak özgür ve cinsel kimliklerinin bilincinde kadın tipleri kullanır.

Plan

GiriÅŸ

1. Aile yaÅŸamı ve eÄŸitimin Soysal’ın romancı kiÅŸiliÄŸini ve kadın kimliÄŸini etkileyiÅŸi, ilk öykü yazı denemeleri

2. Sevgi Soysal ve yapıtları

- İki karşı cins ve evlilik kavramının sorgulanışı; Yürümek

- Bir 12 Mart romanı denemesi; Şafak

- Hastalık ve cezaevi deneyimleri; Barış Adlı Çocuk

3. Soysal hakkındaki deÄŸerlendirmeler ve “Paralar Cebe Kadınlar Eve”

Filmi çok ünlenen ama metni pek bilinmeyen Ken Kesey’in Guguk KuÅŸu adlı romanının anlatıcısı kızılderili Bromden, kapatıldıkları akıl hastanesini betimlerken, toplumsal içerimleri de olan bir vurgulama yapar: “Kimse kahkaha atamaz, atarsa doktorlar içeri dalar, soru yaÄŸmuruna tutarlar”. Toplumsal tarihi sık sık uzun süreli sıkıyönetim dönemleriyle dolu Türkiye’de, daha ilk gençliÄŸinden itibaren ÅŸu ya da bu ölçüde kurallar ve kurumlar içinde kapatılmış olarak yaÅŸadığını duyumsadı Sevgi ve bu kapatılmanın nedenlerinin bilincine varmaya çalıştı. İstediÄŸi, özlediÄŸi Guguk KuÅŸu’nun kapatılmışlarının istediÄŸiyle aynıydı: “Özgürlük dolu bir kahkaha”1

Bu isteÄŸin kökenini anlamak için Sevgi soysal’ın yaÅŸamından kesitler sunarak yapıtlarına deÄŸinelim;

Sevgi Yenen 30 Eylül 1936’da İstanbul’da doÄŸdu. Selanik doÄŸumlu babası Almanya’da eÄŸitim görmüş bir ÅŸehirci-mimardı. Annesi Alman asıllıydı; Almanya’daki gençlik yıllarında modern dans çalışmış, sanat ve edebiyata düşkün, ÅŸiirler yazan, piyano çalan bir kadındı. Oldukça ilginç bir kadın olan annesinin Soysal üzerinde büyük etkisi oldu. Sevgi Soysal, kıvrak zekasını, espri yeteneÄŸini ve alaycılığını babasından, sorumluluk duygusunu, geniÅŸ görüşlülüğünü, soyut düşünme yeteneÄŸini ve mizah anlayışını annesinden almıştı. Yapısının biçimlenmesinde annesinin ailesindeki ilginç ve çizgidışı kiÅŸiliklerin rolü olduÄŸu gibi, hepsi farklı renklilikteki kardeÅŸlerinin de payı olmuÅŸtur.

1952’de Ankara Kız Lisesi’ni bitirdi. Bu lise o dönemin en iyi liselerinden biriydi. Düzeyli Türkçesini, heryerden çok orada kazanmış olduÄŸu söylenebilir. Bu dönemde, kurallara uymayışı ve dalgınlığıyla öğretmenlerinin eleÅŸtirilerine hedef oldu. Yaşıtlarının aksine, spor giysiler ve kısa saçlarla erkeklerle arkadaşça iliÅŸkiler geliÅŸtirdi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-CoÄŸrafya Fakültesi’nde arkeoloji okudu. Ama o, arkeolojiden çok sanatla iç içe bir yaÅŸam istiyordu. 1956′da kendi deyimiyle biraz da ailesinin baskısından kurtulmak için Özdemir Nutku’yla evlendi. 1958′de bir çocukları oldu.

İlk yazarlık deneyimleri, Ankara’da Alman Kültür Merkezi ve İrtibat Bürosu’nda çalıştığı döneme rastlar. Bireyin ruhsal durumunu incelediÄŸi öykü ve yazıları Dost, Yelken, DeÄŸiÅŸim, Ataç ve Yeditepe dergilerinde 1960-64 yılları arasında yayınlandı. Bu arada ilk öykü kitabı Tutkulu Perçem’i 1962’de yazdı. Yine bu dönemde Ankara Konservatuarı’nın Tiyatro Bölümüne devam etti; 1961’de Ankara Meydan Sahnesi’nde Haldun Dormen’in yönettiÄŸi “Zafer Madalyası” adlı oyunda tek kadın rolünü oynadı. Aynı oyunda BaÅŸar Sabuncu’yla tanıştı, 1964’te eÅŸinden ayrılıp onunla evlendi. Daha sonra TRT’de program uzmanı olarak çalışmaya baÅŸladı. 1965-1969 yılları arasında özellikle Papirüs ve Yeni Dergi’de yayımlanan öyküleri, sanatının geliÅŸmesinde yeni aÅŸamalar olarak kabul edilir. Bu dönemde kadın erkek iliÅŸkilerini, kadın sorununu, ağırlıklı olarak ta 1960’lar ve sonrasında Türkiye’de yaÅŸanan toplumsal ve siyasal olayları ele aldı. Bir yandan da çeviri ve röportajlar yaptı. Teyzesi Rozel’in kiÅŸiliÄŸinden yola çıkarak, büyükannesinin adını verdiÄŸi, birbirine baÄŸlı öykülerden oluÅŸan Tante Roza’yı 1968 de yazdı.

Kadın-erkek iliÅŸkilerini ve evlilik konusunu iÅŸlediÄŸi ilk romanı Yürümek; TRT Sanat Ödülleri Yarışması BaÅŸarı Ödülünü kazandı. Romanda Ela ve Mehmet isimli iki karakterin çocukluktan birlikteliÄŸe uzanan süreçte yaÅŸadıkları anlatılıyor. Ela gerek kültürel düzeyi, gerek evlilik yaÅŸamıyla Sevgi Soysal’ı çaÄŸrıştırmaktadır. İkisinin de ilk evlilikleri istek üzerine kurulmamıştır. Toplumsal konumlanış onları evliliÄŸe itmiÅŸtir.

Romanda Soysal, Kadınlık durumunu da sorgulamakta, evlilik öncesi tabuları keskin bir dille eleştirmektedir. Ela evlendikten hemen sonra balayında aklından şunları geçirmektedir;

“ Kontrat imzalamış bir iÅŸ adamı gibi… Memnun. Ya da yeni bir oyuncaÄŸa sevinen çocuk gibi mi? Yeni aldıkları arabayı her gün yıkayan adamlar vardır. Arabayı yıkadıktan sonra, öyle Hakkı gibi ellerini çırparak seyrederler; arabacıklarını.”

“ Karıcığım! Åžimdi Hakkı beni yeni yıkanmış bir araba gibi…Yüzünde mutlu bir gülümsemeyle Hakkı’ya döndü, kemiÄŸi efendisinin ayaklarına götürecek bir köpek gibi…”1

Romanda bireysel kadın sorunlarına, toplumcu göndermeler yapılmakta, kadının kurtuluşunun toplumun kurtuluşundan bağımsız ele alınamayacağı belirtilmektedir;

Ela doğumu sırasında yatırıldığı hastanede ;

“ Her sancıyla hatırlıyordu koÄŸuÅŸu, o yüz binlerce, binlerce denebilecek kadar çok kadının yattığı, bacakları açık, kanlı pamukları ve leÄŸenler arasındaki kadınları, öteki kadınları, öteki kanları, çığlıkları, leÄŸene dökülen sancıları. ÇoÄŸaldıkça gündelikleÅŸen, bayağılaÅŸan acıları.

Benim doÄŸumum, benim acım, benim çığlığım demenin anlamsızlığını. Benim ayrı benim güzel doÄŸumum olabilir mi? Hastabakıcıların konuÅŸmalarına, koridordaki hademelerin umursamazlığına çirkin, kendi acına güzel diyebilmek…”2

Soysal çocuk sorumluluÄŸunun kadının omuzlarına yükleniÅŸini ele almakta, “ÇocuÄŸun var, ona göre ayağını denk al”,“Çocuklu yuva yıkılmaz”,“Çocuk analı babalı büyümeli” söylemleriyle özellikle kadının kendi geleceÄŸini tayin etmesinde çocuÄŸun engelleyici bir öğe olarak empoze edilmesine deÄŸinilmektedir.

Soysal bu kitabı gerekçesiyle “müstehcenlik” gerekçesiyle yargılandı. 1971’de TRT’deki görevinden ayrılmak zorunda bırakıldı.

Bir röportaj sırasında Mümtaz Soysal’la tanıştı ve birbirlerinden çok etkilendiler, 1971’de Mümtaz Soysal Mamak Cezaevi’nde tutukluyken evlendiler. 1972’de siyasal nedenlerle tutuklanarak 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı, 8 aylık tutukluluk döneminin ardından 2,5 ay Adana’da sürgünde kalan Soysal, hapishanede yazdığı “YeniÅŸehir’de Bir Öğle Vakti” adlı romanıyla 1974’te Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazandı.

1973 ve 75’te iki çocuÄŸu daha oldu. Bir yazar için bu kadar yakın yaÅŸlarda iki çocuk büyütmek özveri istiyor, zamanını iyi kullanması gerekiyordu.

Adana’da sürgünde bulunan bir kadının başından geçen olaylar çerçevesinde 12 Mart döneminden kesitler verdiÄŸi Åžafak isimli romanı 1975’te yayımlandı. Romanın kadın kahramanı Oya ile Soysal’ın yaÅŸamlarında paralellik gözlenebilir. İkisi de Adana2ya sürgüne gönderilmiÅŸ, evli, çocuklu yazarlardır. DiÄŸer 12 Mart romanlarında olduÄŸu gibi Åžafak’ta da ezen-ezilen karşıtlığı, faÅŸizan güçlerle devrimciler arasında çatışmada somutlaşır. Sevgi Soysal, biri iç, biri dış iki tür çatışmayı ana tema olarak seçmiÅŸtir. Dış çatışma, devrimcilerle egemen güçler arasındaki çatışmadır. İç çatışma ise romanın ana kiÅŸileri Oya ile Mustafa’nın küçük burjuva kimlikleriyle devrimci kiÅŸilikleri arasında yaÅŸadıkları bunalımdan kaynaklanır. Åžafak’ta iki taraftaki çatışmayla ilgili bir özellikten daha söz etmek gerekir. Soysal’ın bu çatışmaya daha çok bir kadın açısından yaklaÅŸtığı ve bundan ötürü kadın devrimcilerin sorununa Türkiye’deki genel kadın sorununun bir parçası olarak baktığı söylenebilir. Kadının cinsel bir nesne olarak algılandığı, ataerkil bir toplumda, devrimci kadının suçu ikiye katlanıyor. Çünkü onun böyle bir iÅŸe soyunması, erkeklerle bir arada harekete katılması polisin gözünde onu, yalnız siyasal bakımdan deÄŸil, ahlaksal bakımdan da suçlu kılar. ÖrneÄŸin polis müdürü Zekai Bey’in romanın kadın kahramanı Oya’ya ilk sorusu evli ve çocuklu bir kadınken, alemin herifleriyle içki içmesini nasıl açıklayabileceÄŸidir. Ve sorgu boyunca Oya’ ya fahiÅŸe muamelesi yapar, siyasi suçlu muamelesi deÄŸil.

Kadın sorununa devrimcilik baÄŸlamı dışında da yaklaşır Sevgi Soysal ve erkeÄŸin egemen olduÄŸu Türk toplumunda ezilen kadının durumunu birkaç örnekle ortaya koyar. Sözgelimi Oya’ nın cezaevinde tanıdığı, kocası esrar kaçakçısı olan Firdevs’in durumu. Kocası bir gün durumdan şüphelendiÄŸi için esrarı karısına taşıtır. Ama yakalanıp 24 yıla mahkum edilen karısını iki çocuÄŸuyla hapiste beÅŸ parasız bırakıp ortadan kaybolur. İşin garibi Firdevs’in her ÅŸeyi kabullenmesi ve hala onunla övünmesidir; “ErkeÄŸe soru sormak doÄŸru deÄŸildir. Benim Abdullah bir soru için beÅŸ tokat patlatır. Öyle erkek adamdır ki…”1 demektedir.

Bu kadınlar, erkeÄŸi için her fedakarlığı yapmak gerektiÄŸine ve bunun erkeÄŸin doÄŸal hakkı olduÄŸuna inanan, cahil, bilinçsiz kadınlar. Ancak aydın, hatta solcu aydınlar katında da erkeÄŸin karısına az çok aynı gözle baktığına ÅŸahit olmaktayız. Romanın diÄŸer kahramanı Mustafa, öğrencilik yıllarında tanıştığı devrimci kız Güler ile evlenir ama MaraÅŸ’a yerleÅŸtikten sonra, güler’in kocasına ve kocasının akrabalarına hizmet etmekten baÅŸka bir görevi kalmaz. Mustafa’nın devrimci yaÅŸamına katmadığı karısı, yokuÅŸ aÅŸağı iniÅŸe geçer ve bir fotoroman okuru olup çıkar.

Berna Moran’a göre, toplumsal koÅŸulların hızla geliÅŸtiÄŸi Türkiye’de küçük burjuva kimliÄŸinde sıyrılıp işçi sınıfı ideolojisine içtenlikle sarılarak devrimci olabilme çabası güncelliÄŸini yitirmiÅŸ olduÄŸundan Åžafak, bugün tarihsel deÄŸerinden çok sanatsal deÄŸeri için okunan 12 Mart dönemi romanlarından biridir.2

Sevgi Soysal’ın Önce Politika gazetesinde yayımlanan Yıldırım Bölge Kadınlar KoÄŸuÅŸu İsimli cezaevi anıları 1976 yılında kitaplaÅŸtırıldı. 1975 sonbaharında bir meme kanseri nedeniyle ameliyat oldu. Bu izlenimlerini yazdığı öykü ile 12 Mart öncesi ve sonraki deÄŸiÅŸimini anlattığı öyküleri içeren Barış Adlı Çocuk 1976 yılında yayımlandı.

14 öyküden oluşan ve geniş bir toplumsal panorama sunan bu kitap diğer romanlarına benzer konu ve üslup özellikleri taşır. Ağırlıklı olarak cezaevi ortamının anlatıldığı hikayelerde, iyisiyle kötüsüyle varolan kadınlar tam bir gerçekçilik içinde bol bol argo konuşmalara yer verilip anlatılmaktadır. Politik suçluların anlatıldığı bölümlerde özellikle devrimci ahlakın tartışıldığına tanık olmaktayız. Adi suçlularda ise ufacık ayrıntıların yazarın kaleminde oldukça başarılı bir şekilde ele alındığını görmekteyiz.

Soysal Eylül 1976′da bir ameliyat daha geçirdi ve ardından eÅŸiyle birlikte tedavi için Londra’ya gitti. Bir yandan tedavi oluyor, bir yandan da son romanı HoÅŸ Geldin Ölüm üzerine çalışıyordu. Hastalığı çok hızlı bir geliÅŸim gösterdi ve İstanbul’a geldikten bir gün sonra Kasım 1976′da hayatını kaybetti. Yeni Ortam ve Politika gazetesine yazdığı günlük köşe yazıları Bakmak adlı kitapta toplandı. Tante Rosa kitabı annesinin çevirisi ile 1981′de Almanya’da yayımlandı. Işıl Özgentürk’ün senaryosunu yazıp yönettiÄŸi Seni Seviyorum Rosa adlı filme de konu oldu.

Son olarak Sevgi Soysal’da da Adalet AÄŸaoÄŸlu’nda olduÄŸu gibi toplumsal düzen eleÅŸtirisi görüyoruz. Her ikisinde de kadın kahramanlar geleneksel rollerinden sıyrılmış, aydın, erkek kafa yapısına sahip kadınlardır. Ancak Soysal kadın kimliÄŸini, kadın deÄŸerlerini, cinselliÄŸini de kitaplarına yansıtıyordu. Vedat Günyol’a göre Sevgi Soysal’la, Halide Edip’le baÅŸlayan kadın duygusallığının, etinin, teninin tutsaklığında eriyen ama ruhunu, kiÅŸiliÄŸini koruma yolunda savaÅŸ veren romantik kadın tipinin gerilerde bırakıldığı söylenebilir. Fethi Naci’ye göre küçük burjuvaları en iyi tanıyan ve eleÅŸtiren yazarlardan biri olan Sevgi Soysal en dokunulmaz konulara açık gözlülükle dokunup Türk edebiyatına yepyeni bir kadın tipi armaÄŸan etmiÅŸtir.

Sunumumuzu Sevgi Soysal’ın 1976 yılında Politika gazetesinde yayımlanmış bir makalesinden kadınlığa bakışı açısından önemli olduÄŸunu düşündüğümüz kısa bir anekdotla noktalamak istiyoruz;

"Sıkıyönetim mahkemeleriyle adliye arasında, mekik dokuyorum. Davalardan biri "halkı suç iÅŸlemeye tahrik". Bu suçu da, TRT’deki bir iç hizmet toplantısında iÅŸlemiÅŸim.Olur a, ben suç severim, halkı da severim, teÅŸvik etmiÅŸimdir. Önemli deÄŸil. Karşısına TRT’yle ilgili bir suçtan dolayı çıkarıldığım yargıç sordu: "MesleÄŸiniz?" Karşılık vermemi beklemeden de yazdırdı. "Yaz, ev kadını yaz." Ben hemen itiraz edecek oldum. Yargıç sözümü aÄŸzıma tıkadı. "Nesin ya?" Bir an düşündüm. "TRT’ci" desem, öyle bir meslek yok. "Gazeteci" desem, bunca yıl çalışmaya bir basın kartı bile alamamışız; "yazar" diyeceÄŸim, ama göze alamıyorum. Ya bu hâkim de, "Yürümek" davasındaki hâkim gibi, kötü kötü bakıp "YazıyormuÅŸ, ne yazdığını biliyoruz, yazıyormuÅŸ…" diye azarlarsa. Yine de çare yok, ama "yazarım" diyeceÄŸim, hâkim yine konuÅŸturmadı. "Ev kadını deÄŸilmiÅŸ, nesin ya? TRT’den atılmışsın iÅŸte." İşte o zaman ben de dilimi tutamadım: "Siz yargıçlıktan atılırsanız, ev erkeÄŸi mi sayılacaksınız?"

Sözüm ev kadınlarına değil. Ev kadınlığını da küçümsemiyorum. Bunca işte

çalıştım, en zor ve nankör işin ev kadınlığı olduğunu bilirim. Benim üstünde durduğum,kadını bir ev çerçevesi içine kapatmak isteyen, böylece kadının coğrafyasını daraltacağını uman anlayış. Ortalıkta rahat cirit atabilmek için, hiç olmazsa nüfusun yarısını eve kapatma aklı evvelliği. Bu "ev kadını" tamlamasında, kadını eve kapatmak gibi bir art niyet var. "1

SEVGİ SOYSAL ÜZERİNE BİR İNCELEME

İSTANBUL 2001

KAYNAKÇA:

CUMHURİYET PAZAR DERGİSİ, 26.11.2000

KİTAPLIK DERGİSİ, 26.Sayı, Mart- Nisan, 1997

MORAN, Berna : Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış III ,İletişim Yayınları, 1994, İstanbul

SOYSAL, Soysal : Barış Adlı Çocuk , Bilgi Yayınevi, 1976, Ankara

SOYSAL, Soysal :Şafak, Bilgi Yayınevi, 1975, Ankara

SOYSAL, Soysal :Yürümek, Bilgi Yayınevi, 1970, Ankara

1 Ahmet Oktay, Özgürlük Dolu Bir Kahkaha, Kitap-lık Dergisi, Sayı 26

1 Sevgi Soysal;Yürümek, sy. 80

2 Age; sy.91

1 Sevgi Soysal, Åžafak, sy. 109

2 Berna Moran , Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, İletişim Yayınları

1 Cumhuriyet- Pazar Dergi, 26 Kasım 2000

Aile İçi Eğitim

Salı, 06 Kasım 2007

AİLE İÇİ EĞİTİM

Eşler arasındaki ilişkilerin her zaman çok pürüzsüz olması beklenemez. Zaman zaman sürtüşme, anlaşmazlık ve tartışmalar da olması doğaldır. Önemli olan, anlaşmazlıklar karşısında, eşlerin olaya yaklaşımları, birbirlerine karşı davranışları ve çözüme ulaşmada izlenen yolların nasıl olduğudur. Anlaşmazlıklarda eşlerin karşılıklı oturup konuşabilmesi, her iki tarafın da kabullenebileceği bir çözüm yolu bulabilme becerisi önem taşımaktadır. Hiç sorun yokmuşçasına olayları görmezden gelip sahte bir uyum içinde yaşıyor olmak, hep birinin boyun eğmek zorunda sağlıksız bir ilişki biçimini sürdürmek, sorunların çözümünde çocuklara sarılmak ya da çatışmayı onların üzerine yansıtmak sağlıksız iletişim modelleridir.

Çocukların eğitiminde eşlerin beklentileri, istekleri, rolleri, sorumlulukları,yönlendirmeleri, eğitime yaklaşım biçimleri kuşkusuz birbiriyle tümüyle aynı paralelde olmayabilir. Ancak, temel konulardaki eğitim anlayışında, tutarlı ve uyumlu bir birlikteliğin sağlanması çocuklar adına önem taşımaktadır. Bu da ancak uzman öğretim ve eğitim kadrosu ile mükemmel bir boyuta taşınabilinir.

Çocukların hergün karşı karşıya kaldıkları anne baba tutum, davranış ve ilişki biçimlerinin; onların eğitiminde çok önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Aile ilişkileri, çocuklar için, davranış biçimleri ve insan ilişkilerinin öğrenildiği bir sahne oluşturmaktadır. Madde kullanım konusunda da, benzer mekanizma işlenmekte olup; çocuklar, anne babanın maddeler konusundaki tutum ve davranışlarını gözlemlemekte ve benzer şeyleri uygulamaktadır.

olarak kavrayamamakta; kendilerinin de bu ve buna benzer maddeleri kullanabileceÄŸi

düşüncesi oluşmaktadır. Anne babalar, her ne kadar, çocuk ve gençleri bağımlılık yapan maddeler konusunda uyarsa da; kendi sergiledikleri davranış modelleri, mantıklı uyarılarından çok daha etkili olmaktadır.

Toplumda, anne babanın madde kullanımı konusundaki tutum ve davranışları; çocuk ve gençler için çoğu kez kavram karmaşası yaratmaktadır. Çocuk ve gençler, zararlı etkisi kesin olarak kanıtlanmış olan sigara ve alkol gibi maddelerin, neden erişkinler tarafından kullanıldıklarını tam an çok daha etkin olmaktadır. Bu nedenle, anne babaların, kendilerinin kullanımı konusundaki tutum ve davranışlarının nasıl olduğunu irdelemeleri gerekir.

. Çocuklar, anne babanın davranışlarını görerek öğrenir, anne-babanın birbirlerine olan tutum ve davranışlarını da kendilerine örnek alır, sorunların çözümünde anne babanın davranışlarını kopya ederler.

************************************************** **********

Toplumumuzda özellikle Anadoluda akraba evlilikleri ve bunun sonucunda doÄŸan fiziksel ve-veya zihinsel özürlü çocukların eÄŸitim alabilmesi ise ancak iÅŸin uzmanı kiÅŸilerce mümkündür. Aile bu konuda çocuÄŸun sadece manevi destekçisi olacaktır . Åžayet eÄŸitimliyse…

Zaten eğitimli bir aile yapısı olsa çocuğun göz göre göre sakat doğması ihtimalini gözönüne alacaktır.

Unutulmamalıdır ki ; eğer zamanında bu çocuklarımız-gençlerimiz belli bir eğitimi kendilerine ayrılan okullarda ve özel uzman eğitimcilerle aldıkları takdirde belki de sokaklarda bir kişinin eksik dilenmesini önlemiş olacağız.

Yani her durumda biz eÄŸitimde “okulun” önemi çok büyüktür demekten vazgeçmiyoruz.

Aile ve aile bireylerini ise bu konuda eğitimcilerin geri plandaki yardımcıları olarak görüyoruz.

Gençlerle İletişim Nasıl Kurulur?

Salı, 06 Kasım 2007

GENÇLERLE İLETİŞİM NASIL KURULUR? İletişim,nitelikleri ne olursa olsun iki sistem arasındaki bilgi alış verişi olarak tanımlanabilir. Burada en önemli olan nokta iletişimde bilgi aktarımının iki yönlü olmasıdır. Bilgi aktarımı tek yönlü ise bilgilendirme,çift yönlü ise iletişim olarak adlandırılır. Dolayısı ile bireyler arasındaki her konuşma iletişim olarak tanımlanamaz.

Ana babaların çocuklarına,öğretmenlerin öğrencilerine birtakım emirler verip,karşı tarafın yani çocuklarının yada öğrencilerinin tepkilerini dikkate almamaları iletişim olarak kabul edilemez Anne babalar yada öğretmenler genelde gençlerle iletişim kurduklarını zannederler. Ancak gençler konuşurken ikaz,önerilerde bulunma,hatırlatma,yargılama gibi pek çok iletişim engelleri ile aslında genci dinlemezler.

Bu durumda genç kendini duyulmamış,anlaşılmamış ve kendisi ile ilgilenilmemiş hissederek iletişimi keser.

Peki gençleri dinlerken ne yapmalıyız ?

Sessizce dinlemeli ve bu davranışımızla onu kabul ettiğimizi göstermeliyiz. Karşımızdaki bireyi kabul ettiğimizi hissettirerek bizimle daha fazla şey paylaşmasını sağlamak için sessizlik güçlü bir sözsüz ileti olarak kullanıla bilinir. Hep konuşan biz olursak karşımızdaki gencin duygularını ifade etme özgürlüğünü kısıtlamış oluruz.

Burada bahsettiğimiz pasif dinleme tabi ki tüm iletişim boyunca değil belli aralıklarla gencin kendini tam anlamıyla ifade edebildiği yere kadar kullanılmalıdır. Bundan sonraki aşamada ise karşımızdakini kabul ettiğimizi gösteren, onu anlamamıza yardımcı olan aktif dinleme yöntemidir. Bu yöntemde yargılama ve analize yer yoktur. Aktif dinleme karşımızdaki gencin söylediğini yada söylemek istediğini kendi kelimelerimizle ona geri iletme biçiminde kullanılır.

Bu yöntemin püf noktası kendimizi gencin yerine koyarak " Ben olsaydım ne hissederdim?" diye düşünmek ve gencin ifade ettiği duyguları isimlendirerek yansıtmaktır.

Yani: Fizik dersini hiç anlamıyorum

(Genç ne hissediyor ? zorlanma )

Yanıtımız: Fizik dersi sana zor geliyor …

Yargılama,öğüt verme,eleştirme olmadan sadece onun yaşadıklarını göz önüne alarak gencin ifade ettiği duyguyu isimlendirdik.

İyi bir dinleyici olmak için neler yapmalıyız ?

Öncelikle bedensel olarak karşımızdaki kişiyi dinlemeye hazır olduğumuza inandırmalıyız. Elindeki gazeteye bakan, tırnaklarını törpüleyen yada yemek yapmak için koşuşturan bir kişiye hangimiz bir şeyini anlatmak ister ki ? Öncelikle konuştuğumuz kişi özellikle bir çocuk, ön ergen ise onun boy hizasına inerek göz teması kurmalıyız. Yüz yüze olmada en az konuşulan şey kadar yüz ifadesinden de mesajlar alırız.

Gözlerinin buğulanması,yüzün kızarması,gözleri kaçırma gibi pek çok sözsüz mesajı algılayabilmemize olanak sağlar.

Böylelikle söylenen şeyle verilmek istenen mesaj hakkında bilgi sahibi olmuş oluruz.

Genci dinlerken ne gibi iletişim engellerini kullanıyoruz biraz da bunu inceleyelim.

Öğüt verme: Şöyle yapma,böyle yap… Çözüm getirme: Bunu böyle yapmada şöyle yap

Yönlendirme :Üzüleceğine otur da ders çalış

Yargılama : Sen zaten hep kolaya kaçarsın

Eleştirme:Çocuk gibi davranıyorsun

Ad takma : Geri zekalı,aptal

Soru sormak:Neden ?, niçin ?

Araştırmak:O sana ne dedi ?

İncelemek: Hanginiz önce söyledi ?

TeÅŸhis : Aslında sen öyle demek istemiyorsun…

Tanı koymak: Ben senin aslında neden öyle yaptığını biliyorum

Tahlil etmek:Aslında senin derdin baÅŸka…Teskin: Aldırma boÅŸ ver

Teselli etmek : Düzelir canım, dert etme geçer, üzülme

Konuyu değiştirmek: Başka şeylerden konuşalım gibi farkında olmadan kullandığımız iletişim engelleri ile karşımızda bize bir sorununu anlatmak isteyen gence:

Anlaşılmamışlık, savunmaya girme, haksızlığa uğradığını hissetme, sorununun aslında önemsiz ve saçma olduğunu düşünme, sinirlenme, direnç gösterme, isyan, çaresizlik, kızgınlık vb. duyguları yaşatırız.

Oysa gencin yukarıda saydığımız pek çok iletişim engelindense en önce dinlenmeye, kabul edildiğini hissetmeye ihtiyacı vardır. Siz hiç bir çözüm getirme durumunda olmadan sadece sessizce dinleseniz bile gençte belli bir boşalıma sebep olacağınız için başarılı olursunuz. Daha sonra aktif dinleme ile sadece ondan aldığınız bilgileri daha sade biçimde ona yansıttığınızda dinleniyorum, kabul ediliyorum mesajını gence verirsiniz. Konuşurken sorununun çözümünü kendi kendine keşfetme olanağını da vermiş olursunuz. Anlaşıldığını, kabul edildiğini, koşulsuz sevildiğini bilen bir gençle iletişim kurmak hiç de zor olmayacaktır. Dolayısıyla sorunlarda kavgaya, isyana, çaresizliğe dönüşmeden rahatlıkla çözülecektir

Gençlik Çağı Ve Sorunlar

Salı, 06 Kasım 2007

GENÇLİK ÇAĞI VE SORUNLARI

Ruhsal Özellikler:

12-21 yaşları arasında geçirilen, halk arasında delikanlılık denen çağın batıdaki adı "Adolescence" dir. Bu sözcük büyüme dönemini tek sözcükle ifade edebilecek bir özetidir.

İlköğretim dönemine raslayan erinlik, ilk gençlik yıllarıdır. Cinsel uyanış ile birlikte yeni ruhsal ve davranış özellikleri kendini gösterir. Dengeli ve uyumlu ilkokul çocuğunun yerini tedirgin, güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir genç almıştır. Duyguları hızlı iniş çıkışlar gösterir. Tepkileri önceden kestirilmez. Derslerine ilgisi azalmıştır. Dikkati dağınıktır. Evde durmak istemez, önerilere aldırmaz, beslenmesi düzensizdir.

İlgileri artmış gelgeç hevesleri çoğalmıştır. Başkaları tarafından nasıl görüldüğünü merak eder. Dinlediği müzik, beğendiği sanat etkinlikleri değişiktir. Uzun uzun düşler kurar. Hatıra defteri tutmaya başlar. Şiir, öykü yazmaya özenir. Yazdıklarında gizliliğe dikkat eder.

Kulaktan dolma ödünç alınmış fikirleri savunur. Büyükleri ile tartışır. Anne babasına karşıt düşünceler ileri sürmeye dikkat eder. Karşı çıkmış olmak için karşı çıkar.

Bu dönem için çelişkili duyuş ve davranış özellikleri olağan sayılır. Bazı gençler çalkantıyı daha az yoğunlukta yaşayıp çabucak uyum sağlarlar. Bazıları ise ileri derecede uyumsuzluklar gösterip bu tür davranışlarda ileri yaşlarda da bulunabilirler. Yinede bu tür davranışların görüldüğü yaşlar 13-15 ilk gençlik yıllarıdır.

Döneme bakıldığında gencin içinde bulunduğu durum kolaylıkla anlaşılabilir. Aniden hızlanan büyüme genci zamansız yakalamıştır. Cinsel dürtüler hissedilmekle birlikte ergen tam anlamı ile hazır değildir. Ana baba ve çevre gence yetişkin gözü ile bakıp ona göre davranış bekledikleri gibi, "daha sen çocuksun" ifadesi ile onu şaşırtabilirler. Çünkü genç büyümek için sabırsızlanmakta ise de bir türlü çocuksu davranışlardan kurtulamamaktadır.

Ergenlik döneminde genç yeni arayışlar içindedir. Bu arayışların ilki ve en önemlisi kimlik arayışıdır. İşe ilk önce ana babasını görmezlikten gelmekle başlar. Çocukluk yaşlarında nerede ise tanrılaştırdığı babanın fikirleri eskisi gibi ilginç değildir. Gücü kuvveti önemsenecek gibi değildir. Çok az şey bilir. Ancak bu duygular ergenliğin sona ermesi ile kaybolur. Genç ana babasını gerçekçi duygularla değerlendirmeğe başlar.

Yeni bir kişilik bağımsız olmakla şekilleneceğinden genç bağımsız olmaya büyük önem verir. Evden kopar, çevresinden uzaklaştırdığı ana-babasının boşluğunu doldurmak için yeni ilişkilere yönelir. Bir genç için dolup taşan enerjisini en iyi değerlendirme yolu spordur. Genç hem spor yapar hem de kendisini yaşıtları ile karşılaştırma fırsatı bulur. Yaşıtlarının da benzer problemlerinin olması gençler arasında gruplaşmalara yol açar. Bir grup içinde olmak gence güven verir. Onaylamasa bile grubun bazı davranışlarına katılır. Gençler için en büyük tehlike içinde bulunduğu grubun kötüye kullanılmasıdır. Bu konuda ana babaya düşen görev genci evde fazla sınırlamamak olmalıdır. Çünkü bunalan genç dışarıda daha etkin arkadaşlarının peşinden gidebilir. Evinde kabul gören delikanlı zamanla ailesine daha kolay bağlanır.

Gençlik çağı beğenilerin, özenmelerin, tutkuların, hayranlıkların çok olduğu bir dönemdir. Ergenler bir yandan bağımsızlıklarını kazanmaya çalışırken bir yandan da benzeyecekleri örnekler ararlar. Modellerinin meziyetleri kadar kusurları da örneklenir. Ancak model sık sık değiştirilebilir, her örnekten alınan bir yan gencin kişiliğine bir ilave yapar. Bu nevi denemeler ergenlik sonuna kadar sürer.

Çalkantılı bir dönem olarak anlattığımız ergenlik hep uyumsuz davranışlarla dolu değildir. Olumlu duyuş ve düşünüşler de bu dönemin özelliğidir. Örnek olarak genç soyut düşünme, yaşanmamış olguları sembollerle ifade etme yetisini kuvvetlendirmiştir. Her şeye olur olmaz karşı çıkarken eleştiri ve yorumlara yönelir. Her şeyi bir anda düzeltecek kolay çözümler arar. Bunun için çabuk kandırılabilir. Sonuçta kendisi ve toplum için zararlı olacak davranışlarda bulunması en büyük tehlikedir.

Ruhsal Problemler:

Ergenlik döneminde ruhsal sorunların olması bir dereceye kadar normaldir. Yapılan araÅŸtırmalar bu çaÄŸ gençlerinin %15′inin uyum problemleri olduÄŸunu ortaya koymuÅŸtur. Söz konusu uyumsuzluklar bu dönem davranışlarının aşırıya götürülmesi ile ortaya çıkar. Örnek olarak bağımsızlık isteÄŸi gencin ailesinden kopması ile sonuçlanabilir.

Evinde uyumsuz olan genç bu uyumsuzluğunu okula da yansıtır. Derslere ilgisi azalır, başarısı düşer. Hep bağırır çağırır, kırar döker. Bu davranışları art niyetli önderler vasıtası ile saptırılıp hırsızlığa, zararlı eyleme, toplum suçlarına yöneltilebilir. Gençler toplum kurallarını hiçe sayıp kural dışı yaşamak isterler. Kız erkek ilişkilerinde aşırı serbestliğe yönelirler. Bazıları için dönemin bir çeşnisi olabilecek davranışlar bazıları için devamlı bir tutku halini alır.

Ailesi ve çevresi ile çatışmaya düşen genç aşırı baskılar altında bunalır. Sonuçta kendisine yönelen kötü bir söz veya davranış intihar girişimine neden olabilir. İntihar girişimi gencin mutlaka depresyon içinde olduğunu göstermez. Ancak girişim tekrarlanırsa yoğun bir ruhsal çöküntü olasılığını arttırabilir.

Bazı gençler topluma karışıp bağımsızlıklarını elde etmek yerine, çeşitli nedenlerden dolayı, içe kapanırlar. Yetenekli olanlar yeteneklerini geliştirip yaratıcı olabilirler.

Bazı gençler de cinsel kimlik kazanmakta zorluk çekerler. Bu zorluk geçici olabileceği gibi kalıcı cinsel problemlere neden olabilir. Örneğin kendi cinsine yönelip karşı cinse ilgi duymayabilirler.

Suça yönelen gençler:

Bütün dünyada yapılan araştırmalarda 18 yaşından önce işlenen suçların artıp yaygınlaştığı gözlenmiştir. Öyle ki işlenen suç nüfusu artan genç sayısını geçmektedir. Ayrıca suça yönelme yaşı gittikçe düştüğü gibi bireysel suçların yerini toplu suçlar almaktadır. Suç çeşitleri ülkeden ülkeye değişmektedir. Toplumdaki ve değer yargılarındaki hızlı değişme ve gelişmeler, siyasal çalkantılar, toplumdaki eşitsizlikler gençlerin suça yönelmelerine neden olmaktadır.

Son yıllarda ülkemizde suçlu çocuk sayısının arttığını söylemek yanıltıcı olmaz. Neticede geleceği konusunda kuşkuya düşen genç suça yönelmektedir.

Gençlerin suça yönelmelerinde aile içi sorunlar da bu konuda önemli bir neden olarak karşımıza çıkar. Aile baskısı ile bunalan gençler daha çok adi suçlara yönelmeleri kolay olmaktadır. İçlerindeki saldırganlık dürtülerini bir amaca yöneltmiş olmak bir bakıma suçluluk duygusunun azalmasına neden olmaktadır.

Suçlu çocukların çıktığı aileler incelendiğinde bu aileler genellikle ekonomik bakımdan yetersiz ve çok çocukludur. Çocuklar üzerinde ya çok baskılı, dayağa bağlı bir denetim vardır ya da tamamen çocuğa karşı ilgisizdirler. Ailenin durumu ne olursa olsun temel yıkıcılık anne sevgisinin olmayışından kaynaklanmaktadır. Her şeye rağmen anne sevgisi ile yetişen gençler bir bocalama devresinden sonra olumlu davranışlara yönelmektedirler.

Ekonomik durumu yerinde olan ailelerden de suçlu çocuk çıkar. Ancak bunlar çok az sayıdadır. Problemli çocuğun bir suçtan ceza görmesi suçluluğun artmasına zemin hazırlar.

Ailede sevgi bağı bu konuda oldukça isabetli fikir verir. Öyle ki uyumlu ve dengeli gibi görünen ailelerde sürekli kavgalar, ana babanın aksayan yönleri çocuğu suça iterse de sevecen bir annenin çocuğu uyumsuz gibi görünüp okulda başarısız olsa da suça yönelmez.

Birçok batılı ülkelerde çocuk mahkemelerinde çocuğun yargılanmasına değil, gencin haklarına, durumun gözden geçirilmesine öncelik verilir. Gence suçunu ödetmek yerine, toplumun gence olan borcunu ödetmek düşüncesi ön plana geçmiştir.

Kuşaklar arası çatışma:

Yetişkinlerin gençlerden şikayet etmeleri yeni bir olay değildir. Her devirde yetişkinler, gençleri saygısız, aceleci, güvenilmez, tembel olarak nitelemişler, gelecekte kendi görevlerini onlara nasıl devredecekleri konusundaki tereddütlerini belirtmişlerdir. Buna karşılık gençler, yetişkinleri geri kafalı, girişimsiz, çağa uymayan kişiler olarak görmüşlerdir. Gençler, yetişkinliği bilmemekle birlikte yetişkinler dünkü çatışmalarını çabuk unutmuş görünürler.

Bilim ve teknolojinin çağımızda hızlı gelişmesi sonucu her iki kuşak arasında aslında var olan ayrılık, gittikçe büyüdü, yeni boyutlar kazandı.

Çocuklar çağları gereği bağımsızlık isteklerini yerine getirmeye aile büyüklerinin değer yargılarını hiçe saymaktan başlarlar. Kendilerine söz hakkı veren hakçasına bir düzen belirgin ideolojilerdir. Aile düzenini düzeltmeyen genç, toplumsal düzeni değiştirmeye yönelir.

Gençteki yenilik isteği her zaman kötü davranışlarla sonuçlanmaz. Yeni bir kimlik arayışı içinde olan genç yeni ve değişik isteği ile orijinalliklere yönelir. Bazen garip duruma düşebilir ama bazen de yeni akımların, ekollerin yaratıcısı olur. Çünkü yeniyi deneme istek ve cesareti onun en önemli özelliğidir.

Oysa kent yaşamında bile ana babalar çocuklarının bağımsızlık isteklerini bilerek veya bilmeyerek köstekleyip bundan kıvanç duyarlar. Fakat yetişkinlik yaşamında beceriksizleşen evlatlarına şaşkınlıkla bakmalarını anlamak güçtür.

SONUÇ:

Gençlik ve yetişkinlik insan yaşantısında birbirini takip eden iki dönemdir. Yetişkinler coşkunluğun ateşini gençlerden, gençler davranışlardaki bilgiyi yetişkinlerden alabilirler. Bu sağlam bir iletişimle mümkün olur. Bu iletişimi sağlamak yetişkinlere düşer.

Aşırı baskı ve ceza çözüme yaramadığı gibi umursamazlık da tutulacak yol değildir. Gencin bütün isteklerine tepkisinden çekinerek boyun eğmek; iki de bir tokat atmak kadar zararlıdır. En iyisi karşılıklı konuşarak problemi ortaya koyup çözümlemektir. Gerektiğinde ana babası ile bir arkadaş gibi dertleşen genç daha sağlıklı olur.

Çekingen Çocuklar

Salı, 06 Kasım 2007

ÇEKİNGEN ÇOCUKLAR Çekingen Çocuğun Tanımlanması

Bu çocuklar yaşıtları ile ilişki kurmada zorlanırlar, arkadaşları ile birlikte olmaktansa yalnız kalmayı tercih ederler, yaşıtlarından çekinirler, bazı hallerde kendilerinden küçüklerle bir araya gelirler. Birisi onlara çok yaklaşırsa ondan uzaklaşmak suretiyle tepkide bulunurlar. Annelerinin yanından ayrılmazlar hatta babalarıyla ya da büyükanneleriyle yalnız kalmaktan kaçınırlar. Annelerinden ayrıldıklarında ilk tepkileri ağlama olur. Kendilerini sözlü olarak ifade etmekten çekinirler, kendilerine soru sorulduğunda bazen cevaplandırmaktan kaçınırlar, başlarını öne eğerler, nadir hallerde de göz veya baş hareketi ile cevaplandırmakla yetinirler. Çoğunlukla güvensiz ve huzursuz çocuklardır. Araştırma bulgularına göre bazılarında saldırganlık duyguları görülebilir. Çekingen çocuklar okul ortamı veya arkadaş grubu içinde olduklarında oyuna katılmak isteseler de kendilerinde bu cesareti bulamazlar. Mutlaka birisi onları elinden tutup oyuna sokmalıdır, oyuna girdikten sonra da mutlu oldukları dikkati çeker. Çekingen çocuklar aynı zamanda onlardan ne beklediğini veya yeni bir durumu nasıl ele alacaklarını bilmediklerinde, özellikle yeni bir iş karşısında kaldıklarında normalin üstünde bir huzursuzluk gösterirler. Örneğin doktorların çocukları muayene etmeye geleceği söylediğinde çekingen çocuklar ağlamaya başlarlar, okuldan kaçmaya çalışırlar. Çekingen çocukların çoğunun sınıfta sevdikleri bir yer vardır. Bu yer genellikle faaliyetlerden, kalabalıktan uzak ve rahatça oturabilecekleri bir minder üstü veya düz bir yerdir. Burada olup biten şeylerin çoğuna karşı ilgisiz ve bir çoğundan habersizdirler. Onların çok az şeye karşı ilgi gösterdikleri ve kendilerini rahatlatmak için sık sık parmak emdikleri, ileri geri sallandıkları, mastürbasyon yaptıkları veya kendi saçlarını ve kulaklarını çektikleri görülür.

Aile baskısı veya ailenin çocuğu çok koruyucu Çekingenliğin Nedenleri : Çocuğun kendisi bir şeyler yapmak ister ve bunu Çevrenin etkileri olması. başaramazsa çekingen olur ya da bir işe başlamadan önce başarısızlık korkusu Çocukların söylediklerine aldırış edilmemesi, hissederse çekingen olur. Çocuktan yaşı ve kapasitesi dışında davranışlar fikrinin sürekli eleştirilmesi Çocuğun çabasına karşı tepkisiz kalmak, onu hiçbir şekilde beklemek yüreklendirmemek çekingenliğin nedenlerindendir.

ÇEKİNGEN ÇOCUĞUN SOSYALLEŞTİRİLMESİ

Öncelikle annelerinden kopmalarına yardım etmek,sonra bir arkadaşla birlikte olmalarına fırsat vermek, daha sonrada bir arkadaş grubu ya da faaliyet grubuna girmelerini sağlamak gerekir. Başarılı ve mutlu olacakları bir alanın keşfedilmesi onları huzurlu kılar.

ÇEKİNGEN ÇOCUĞUN UYUM SORUNUN

Öğretmen, çocuğun kabuğundan giderilmesinde Öğretmene Ve Okula Düşen Görevler: Çocuğu ilk çıkmakta güçlük çekeceğini kabullenmeli ve sabırlı olmalıdır. günden faaliyete katılmaması için zorlamamalıdır, hoşlandığı faaliyetleri bir Zaman zaman bir köşede yalnız süre karşıdan izlemesine izin verilmelidir. Öncelikle öğretmen kendisi çocukla diyalog oynamasına izin verilmelidir. Çocuğun kurmalı sonra tek arkadaşla diyalog kurması sağlanmalıdır. Çekingenlikten kurtulabileceği su, çekingenliğinin sebebi araştırılmalıdır. Yaratıcı kum, kil, çamur, boya gibi malzemeleri kullanmaya teşvik edilmelidir.

Dramatik oyunda rahatlaması sağlanmalıdır. Faaliyetlere yönlendirilmelidir. Çocuk en ufak bir başarısında Çocuğa başarı ve deşarj alanları bulunmalıdır. Düzenlenmiş faaliyetler esnasında öğretmen tarafından yüreklendirilmeli. çekingen çocuk için ne yapılabilir? Çocuktaki çekingenliğin çok değişik sebepleri vardır ve problemin kaynağı, çocukla nasıl bir çalışma yapılacağını etkiler. Çekingen çocukların çoğu sizin onunla ufak ilgilenmenizle açılıp konuşmaya başlarlar. Sınıfınızda nasıl bir davranış istediğini bilen ama işbirliği yapmak istemeyen çekingen bir çocuk bulunabilir. Bu çocuk yeni faaliyetlere başlamaktan korkan ve bundan dolayı sizden fazladan teşvik isteyen bir çekingen çocuk bulunabilir. Böyle bir çocuğun herhangi ufak bir gayretinden dolayı aferin diyerek veya okşayarak takdir ediniz. İşinde ufakta olsa bazı Halka başarılar elde ettikten sonra işbirliği yapmak ona daha kolay gelir. Şeklinde çalışma esnasında çekingen çocuk için ne yapılabilir?

Halka şeklinde çalışmaya katılması için çocuğa baskı yapmak iyi değildir. Bu çocuklara karşı yavaş ve onlardan az iş isteme seklindeki bir yaklaşım genellikle daha çok etkilidir. Çocuğa yapılanları seyretmesi konuşulanları dinlemesi için izin verilmelidir. Çocuğun ilk iletişim teşebbüsüne dikkat edilmelidir. Çocuğun isteğine veya sorusuna hemen cevap verilmeli ama bu onu susturacak şekilde bir cevap olmamalıdır. Çocuğun kendine karşı güveni arttıkça grup çalışmasına daha Öğretim esnasında çekingen çocuk için ne yapılabilir? istekli olacaktır. Bireysel dikkat gösterilir ve bireysel talimat verilirse çekingen çocuk verilen işi en iyi şekilde yapabilir. Bununla beraber çekingen çocuk başkalarının kendisine yaklaşmaktan huzursuzluk duyduğu için ona yaklaşmak zor olabilir. Bunu için siz çocuğun işine karışmayan onu sakinleştiren biri olarak görülmelisiniz. Çocuğun dili gelişmemiş olabileceğinden, yavaş ve açık konuşmaya, istenilen şekilde hareket etmeye çalışmalısınız. Çocuk sizinle göz göze gelmekten çekinebilir ve sorularınıza cevap vermeyi reddedebilir. Eğer çocuk sorularınıza cevap vermeyi reddetmeye devam ederse çocuğun sevebileceği başka bir faaliyet bulmaya çalışmalısınız.

Eğer çocuğa sevebileceği başka bir faaliyet bulamazsanız çocuğun oturup diğerlerini seyretmesine izin verilmeli ya da istediği zaman oynayabilecekleri oyuncakları ve kullanabileceği malzemeleri yanına koymalısınız. Devamlı ilgi veya kontrol çocuğu daha çok çekingen yapabilir. Dışarıda oyun esnasında çekingen çocuk için ne yapılabilir? Dışarıda oynanan oyunlar çocukların: Sosyal becerilerinin, akranları arasında etkileşimin, anlama becerilerinin gelişmesine yardımcı olur. Çekingen çocuk oyun yerinde özel bir dikkati gerektirir. Bu durumda çocuğu birkaç basit faaliyet içine sokmayı denemelisiniz. Bu çabanız uzunca bir süre alabilir. Çocukta birkaç beceri elde ettikten sonra faaliyetleri diğer becerileri de içine alarak genişlete bilirsiniz.

En iyi tutum işbirliği yapması için çocuğa baskı yapmamaktır. Sadece faaliyeti seyretmesi ve anlaması için zaman ayırmalıdır. Çocuk konuya karşı ilgi göstermeye başladığı zaman bireysel talimat verilerek çocukla ilgilenmeye başlanmalıdır. Bu ilgilenme yerini yavaş yavaş çocuğun diğer çocuklarla yapacağı etkileşime bırakılmalıdır. Çekingen çocuğun diğer çocuklarla yapacağı etkileşimin sözle olacağı beklenmemelidir. Ancak siz ona talimat vermeli, düzenli konuşmalar yapılmalısınız.

(Rolünü beğendin mi, tekrar oynamak Serbest oyun esnasında çekingen çocuk için ne yapılabilir: ister misin? ) Serbest oyun çocukların; sosyal becerilerinin, bağımsız çalışma faaliyetlerinin, hayal kurma becerilerinin, kas becerilerinin gelişmesine yardımcı olur. Serbest oyun faaliyetleri: Su, kum masası, bloklar ve resimli kartlarla yapılabilir. Serbest oyun çekingen çocuk için çok değerli bir faaliyettir. Bu faaliyette çocuğun diğer çocukların oyunlarını seyretmesi onlarla etkileşimde bulunması serbesttir.

Çocuğu gözlemek çocuğun ilgilerini öğrenmeye yardım eder. Öğrenince çocuğa zevk alabileceğini düşündüğünüz birkaç oyun öğretebilirsiniz. Akranları ile acele ilişki kurması için çocuk sıkıştırılmalıdır. Çocuk arkadaşlarının yanında onlarla açıkça görülen bir ilişki kurmadan benzer faaliyetlerde bulunursa, çocuğun onlarla gerçek bir etkileşim için ilk adımı attığını Beslenme esnasında çekingen çocuk için ne yapılabilir: Yemek bilmelisiniz. çocukların, yiyecekler hakkında genel bilgilerin, konuşma ve dil becerilerinin, işbirliği ve paylaşma becerilerinin gelişmesine yardım eder. Çekingen çocuk bazı hallerde bir grupla yemek yemede rahat olamaya bilir. Yemek yemeyi reddedebilir. Arkadaşlarının yemeği kendilerine uzatması isteklerini duymazdan gelebilirler. Böyle çocuğa belirli zamanlarda yemek verebilirsiniz ama asla yemek yemesi için Müzik ve resim zorlamamalısınız. Sessizce seyretmesine izin vermelisiniz. çalışmasında çekingen çocuk için ne yapılabilir: Müzik, çocuklara dinlenme becerileri , ritim duygusunu, talimatları izleme kabiliyetlerini geliştirme fırsatı verir. Resim faaliyetleri çocuklara görerek öğrenme, ince kaslarını geliştirme fırsatını verir.

Bazı küçük çocukların resim ve müzik faaliyetlerine pek yatkınlıkları yoktur. Fakat onları çekici bulurlar. Bu faaliyetleri bir süre izledikten sonra huzursuz bir çocuk kendi isteÄŸiyle faaliyete katılabilir. Bu durumda çocuÄŸun faaliyete katılması için sıkılmadan kibarca teÅŸvik Hikaye saatinde çekingen çocuk için ne edebilirsiniz, baskıdan sakınılmalıdır. yapılabilir: Çekingen bir çocuÄŸun dille arası pek iyi olmadığından okumanın açık olması ve kelimelerin net olarak söylenmesi gerekir. Konu hakkında sorulacak sorularda bu çocuk en sona bırakılmalıdır. Ayrıca sorular evet veya hayır diyecek ÅŸekilde sorulmalıdır. Çocuk sorulara cevap verirse hikayeyi dinlerken dikkat etmiÅŸ olduÄŸu anlaşılır. EÄŸer çocuÄŸun dilinde bir bozukluk varsa hikayeyi Dinlenme zamanında çekingen çocuk için ne resimlerle anlatması istenmelidir. yapılabilir: Dinlenme zamanında çocuklar sakinleÅŸir. Dinlenme zamanı çocuÄŸun en çok sevdiÄŸi faaliyettir. Çünkü dinlenme zamanı sessiz ve etkileÅŸim olmayan bir zamanındır. Dinlenme zamanında çekingen çocuÄŸun en büyük problemi sürenin biteceÄŸi yeni bir faaliyetin baÅŸlayacağı korkusudur. DiÄŸer çocuklar uyandırılmadan çekingen çocuk uyandırılmalıdır, pasif etkileÅŸimi olmayan iÅŸlere baÅŸlatılmalıdır. (Battaniyeleri katlama, resim albümüne bakma vb.) Çocuk, Çekingen KiÅŸirahatladıkça günün geriye kalan kısmı daha çekici gibi görülür. Kendini inkar eder. Duygularına karşı dürüst deÄŸildir. İstediÄŸi amaçlara ulaÅŸamaz. BaÅŸkalarının kendi adına seçim yapmasına izin verir. Öfke duyar, Güvenden KiÅŸi Duygularını tanır. Dürüstçe duygularını ifade eder. kaygılıdır. Saldırgan İstediÄŸi amaca ulaşır. Kendi adına seçim yapar. Kendine güvenlidir. KiÅŸi BaÅŸkalarını kırarak hiçe sayarak kendini geliÅŸtirmeye çalışır. Duygularını tanımaz. İstediÄŸi amaçlara baÅŸkalarını kırarak ulaşır. BaÅŸkaları adına seçim yapar. Kendini haklı ve üstün görür.

ÇEKİNGEN ÇOCUĞUN GÖSTERDİĞİ TİPİK

Karalama Becerileri: Çekingen çocukların çoğu yaşı geldiğinde gerekli ÖZELLİKLER becerileri kazanırlar ve el mahareti gerektiren işleri yapmayı öğrenirler. Bu çocukların çekingenlikleri, bilgi ve becerilerini uygulamaya koymalarını zorlaştırmaktadır. Çekingen çocuklarının çoğunun kelimelerle ve yaparak ifade edebildiklerinden daha çoğunu bildiklerini ve daha çok şey yapabileceklerini kabul etmek hatalı değildir.

Çekingen çocukların çoğu, birinci derecede başkalarının çalışmalarını güvenli bir mesafeden seyrederek öğrenirler. Onlar genellikle grup faaliyetlerine katılmazlar. Yeni faaliyetlere geçmeleri ve malzeme kullanmaları sınırlıdır. Malzeme kullanmadaki çekingenlikleri kabiliyetsizliklerinden ziyade, korkudan ve kendilerine güvensizliklerinden ileri gelmektedir. Mesela, okul öncesi çekingen çocukların çoğu, bir tek pastel kalem alsalar ve onunla kağıdın köşesini zoraki görülür. Bir işaret yapsalar bile değişik renkleri tanırlar, bilirler. Çoğu kez onlar normal el becerilerine sahiptirler. Ancak, öğretmen ipin sonuna bir düğüm atarak dizdiğiniz boncuklar çıkmasın deyince kadar aynı boncuğu tekrar tekrar ipe geçirirler ve boncukta düşer. Bu çocuklar sevgiyle desteklenirse, kendilerine güven gelip yeni işlerde ustalaşabilirler. Her hangi bir işi yapmayı inatla reddettiklerinde, sizden bu durumu iyilikle karşılamanızı umarlar. Ve bu onları sevindirir.

Böyle karşılandıkları takdirde Sizin vereceğiniz destekle bir çok faaliyetleri tekrara yapmayı denerler. Mesela, diğer çocukların yanında onların işe teşvik etmeniz, cesaretlendirmeniz diğer çocuklarla beraber çivileri tahtadaki deliklere takma faaliyetine katılmalarını sağlayabilir. Ama bu çocuklar, parmakları ile resim boyayan diğer çocukları günlerce seyretmiş olmalarına rağmen parmakları ile resim yapmayı reddederler.

Gruba katılmaları istenince başlarını saklayabilirler veya hiç bir şey söylemeden geri dönüverirler. Eğer böyle bir çocuğa boyama masasına otur derseniz, itiraz etmeden oturabilir. Ancak ellerini sıkıca masanın altına sokar ve çıkarmaz. Böyle bir çocuk belki yapılanları sessizce seyrederek Hareket Becerileri: Testlerin, çekingen çocukların kaba ve öğrenebilirler. İnce hareket gelişimlerinin yaşlarına göre uygun olduğunu göstermesine rağmen bu çocukların çoğu mümkün olduğunca az ve yavaş hareket ederler. Bir kısım çekingen çocuklar ise uzun bir süre hareketsiz otururlar. Veya vücutlarının bazı kısımlarını hareket ettirirken kalan kısımlarını hareketsiz,kımıldatmadan tutarlar. Örneğin, oyuncaklarla oynamak için ellerini kullanabilir ama aynı yerde kımıldamadan otururlar.

Vücutlarını kullandıkları zaman, hareketleri yalpalama şeklinde,zayıf ve oldukça sınırlıdır. Koordinasyonları zayıf gibi görünür. Bir çok çekingen çocuk bükülüp bir sandalyeye veya yere kalçası üstüne, sanki kemikleri lastikmiş gibi yığılı verir. Bu çocuklar aynı zaman da kendilerini rahatlatmak için vücutlarını kullanırlar. Parmak emme, saçlarını kıvırma ve sallama gibi davranışlar sergilerler. Bu çocuklara kendi kendilerine güven duygusu kazandırdıkça, çekingenliklerinin üstesinden gelmelerine yardım Konuşma Ve dil edilmiş olur ve vücut hareketleri de bir hayli normalleşir. Becerileri Bir çok çekingen çocuk dili anlar ve oldukça da iyi konuşur. Ancak bu çocuklar okul öncesinde hiç konuşmaz veya çok seyrek konuşurlar. Onlar hazlarını yüzlerinde ufak bir gülümseme ile, üzüntülerini de hıçkırarak veya hafif sesle ağlayarak belli ederler. Konuşmaları işitilmesi zor fısıltılar gibi bir sesle olur. Sınıfta isteklerini çok yavaş bir sesle ifade ettiklerinden onların bu iletişim girişimleri kaybolur gider. İsteklerine herhangi bir cevap alamadıkları zaman işi tamamen bırakıverirler. Konuşma ve konuşturulma çekingen çocukları çok rahatsız eder görünmektedir. Bir isteğe karşı çoğu kez yüzünü başka yöne çevirerek veya taşlaşmış bir yüzle, yerinde sessizce oturarak reaksiyonda bulunurlar. Diğer çocuklar sizin çekingen çocukla konuya girişiminizi veya gayretinizi görürlerse bu çocukla iletişim kurma girişimlerini devam ettirirler. Aksi takdirde onlarda konuşmayı keserler. Bu çocuklar sinirli ve çekingen davranışlarıyla, yalnızlık, korku izole edilme duygularını anlatırlar. Ama onların diğerlerini dikkatle gözlemeleri ve çekinerek taklit etmeleri diğer çocuklar gibi olma, onlara benzeme his ve arzularının kuvvetli bir işaretidir. Bazen onlar yalvaran bakışları ile veya size sarılarak, gruba katılma ve Benlik Kavramı Ve

Sosyal Beceriler:Güvenceye olan ihtiyaçlarını bildirirler. Çekingen çocukların çoÄŸu kendileri hakkında olumsuz düşünceye sahiptirler ve onların kabiliyetleri bir çok iÅŸi baÅŸarıya ulaÅŸtıracak güçte deÄŸildir. Mesela, Anita boncukları ipe düzerek pek çok takı yapmış olmasına raÄŸmen daima “ben çok aptalım. Bu boncukların hepsini ipe düzebileceÄŸimi zannetmiyorum.”diyerek iÅŸe baÅŸlar. Çekingen çocuklar kendileri hakkında olumsuz duygular içinde olduklarından, gruptan uzaklaşıp kendi kiÅŸisel kabuklarına çekilmekten baÅŸka bir ÅŸey yapamamaktadırlar. Onlar yanlış bir iÅŸ, hareket yapmaktansa hiç bir ÅŸey yapmamayı tercih etmekte veya hiçbir iddia ve kesinlik tanımayan faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Onlar herhangi iyi bir ÅŸey yapmada, kendi kendilerine güvenmediklerinden, bir faaliyette bulunmaktan ya çekinirler ya da diÄŸerlerini büyük bir dikkatle taklit ederler. Onların rahatsızlıkları çevrelerindeki diÄŸer çocuklardan gelmektedir. Çevredeki çocuklara tepkide bulunmaları, onlarla iliÅŸki kurmamaları bu durumun açık bir delilidir. Mesela, diÄŸer çocuklar onlara oyun oynamayı teklif ettikleri de kaçabilirler,soruları cevaplamayı reddedebilirler veya etraflarında olup bitenleri görmezlikten gelirler. Ama onları teÅŸvike, övgüye büyük ihtiyaçları vardır. TeÅŸvik onların çalışma azmini kuvvetlendirir, teÅŸebbüslerini devam ettirir veya en azından iÅŸi yapar gibi görünmelerini saÄŸlar. Problemle ilgilenmede ve uÄŸraÅŸmada oldukça beceriksiz olduklarından problemli iÅŸlerden çekinirler. Onlar oyuncaklarla bir çabaya girmeden onları hareketsiz taÅŸlaÅŸmış heykel gibi sessizce seyrederler.

Çekingen çocuklar diÄŸerlerinin varlığından kolay kolay huzur duymazlar. Onlar ancak birbirlerini sallayarak, birbirleriyle alay ederek, sürtünerek rahatlarlar. Bu çocukların bazıları baÅŸkalarına karşı gösteremedikleri kızgınlıklarını kendilerine, kendi eÅŸyalarına çevirirler. Bu duygularını da kendilerini yerlere atarak, kağıt ve defterlerini yırtarak,oyuncaklarını parçalayarak veya kendilerini bazı ÅŸeylerden mahrum ederek ifade ederler. İstenilen bir iÅŸi doÄŸru zamanda ve doÄŸru bir ÅŸekilde yapamadıkları duygusu içinde olan çekingen çocuklar, diÄŸer çocuklarla iliÅŸki kurmaz ve oyun oynamazlar. Bu duygu içinde olan çocuk, kendi etrafında kendini koruyan pasiviteye dayanan bir kabuk oluÅŸturur. Bununla beraber ürkek ve duygulu olan çekingen çocuklar etraflarında olup bitenden haberdardırlar. Çekingen çocukların çoÄŸu, diÄŸer çocukların ve yetiÅŸkinlerin çok dikkatli izleyicisidirler. Onlar göz ucuyla olup bitenleri gözlerler. Ama kendilerine bakıldığını anlar anlamaz çabucak gözlerini çevirirler. Oyunlarında, diÄŸer çocuklarda gördükleri hareketleri taklit ederek kullanırlar. Bazen sert kuvvetli hareketlerle itiraz ederek, bağırma çağırma hariç, tüm faaliyetleri taklit ederler. Çekingen çocuklar çoÄŸu kez ,diÄŸer çocuklarla iyi iliÅŸkiler kurmak, iyi geçinmek için hiçbir çaba sarf etmezler. Bazen diÄŸerleri tarafından oyuna çaÄŸrıldıklarında, onlara karşı arkalarını dönerler. Bazen de diÄŸer çocukların varlığını oldukça farkında gibi görünürler ve oyuna alınmak istedikleri zaman onları rahatsız ederler. Bazen de onlara fısıltıyla kötü sözler söyleyip koÅŸup uzaklaşırlar. Bu davranışlar içinde olan çocukların diÄŸer çocuklarla arkadaÅŸlık kurması ve geliÅŸtirmesi çok zordur. Çekingen çocukların çoÄŸu, izole edildiklerini ve grup dışı bırakıldıklarını sezerler ve bundan çok korkarlar. Bu çocuklar aynı zamanda önemli kiÅŸilerden ayrı tutulmalarından dehÅŸet duyarlar. Bu durum özellikle anaokuluna giden çocuklar için çok geçerlidir. Bu durumda olan bir çocuk, ana-babasına sarılıp ayrılmaya bilir, oturup hıçkırarak aÄŸlayabilir. Böyle bir çocuÄŸun anaokuluna intikabı uzun zaman alabilir. Böyle çocukların size ve diÄŸer çocuklara açılıp yaklaÅŸmaları için onlara ara sıra gülümseyerek, faaliyetlerine ilgi göstermek veya iÅŸinde zorluk çektiÄŸini görünce “sana yardım edeyim” diyerek ilgilenmek gibi alacağınız küçük tedbirlerle normalleÅŸmeleri haftalar, hatta aylar alabilir.

Çocuk Eğitimi Mi Anne Baba Eğitimi Mi

Salı, 06 Kasım 2007

ÇOCUK EĞİTİMİ Mİ ANNE BABA EĞİTİMİ Mİ?

Çocuğunuz öfkeyle karşınıza dikiliyor ve size meydan okuyor mu? Onun nereye gittiğini bilmiyor, meraktan çatlıyorsunuz ve gelince de size hiçbir şey söylemek istemiyor mu? Evde hiçbir şey yapmak zorunda olmadığını, doğmayı kendisinin istemediğini ve bu sebepten sizin ona bakmakla yükümlü olduğunuzu söylüyor mu? İnanç ve değerleriniz çocuğunuzun inanç ve değerleriyle çatışıyor mu? İsteklerini yerine getirmediğinizden şikâyet ediyor mu? Bu soruların hepsine "hayır" cevabı verecek anne-babaların sayısı çok azdır. Çünkü her çocuğun çeşitli istekleri olur, davranışla ilgili veya hissî problemleri bulunabilir. Meselâ, arkadaşı veya kardeşiyle iyi geçinemez, sürekli yeni eşya veya giyim ister, okul ve ödevler sıkıcı gelir, sizin uygun görmediğiniz kişilerle arkadaşlık eder; hattâ yatma kalkma saati, yemesi, odasını düzenlemesi, hafta sonu ve boş zamanını nasıl değerlendireceği konularında anne-babasıyla anlaşamaz.

Bu tip problemler karşısında siz, ona emirler vererek yönlendirmeye mi çalışıyorsunuz? Uyarıp gözdağı mı veriyorsunuz? Yoksa nasihat edip, nutuk çekip, çözüm teklifleri sunup, ahlâk dersi mi veriyorsunuz? Ya da yargılıyor, suçluyor, tenkit ediyor ve aynı düşüncede olmadığınızı mı söylüyorsunuz? Veya ad takarak, alay ederek utandırıyor musunuz? Yoksa aynı düşüncede olduğunuzu belirtmeyi, övmeyi, her yaptığını desteklemeyi ve güven vermeye çalışmayı mı tercih ediyorsunuz? Veya onun davranış ve düşüncelerini analiz edip yüzüne karşı yorumlar mı yapıyorsunuz? Ya da onu oyalıyor, konuyu saptırıyor, sorular sorarak anlatmak istediklerini mi sınırlıyorsunuz?

Bu soruların en azından bazılarına "evet" demek ebeveynlere ters gelmez. Oysa bunlar anne-baba ile çocuk arasında iletişim kurulmasını engeller. Emir ve yönlendirme, çocuğa duygularının ve ihtiyaçlarının önemli olmadığını anlatır. O hâliyle kabullenilmediğini iletir. Bu ise çocuğu kırar, kızdırır ve düşmanca hareketlere sebep olur. Gözdağı vermek, çocuğu korkak yapar ve küstürür. Yerli yersiz ahlâk dersi verilen çocukta suçluluk duygusu uyanabilir. Hep nasihat etmek ve çözüm teklif etmek, çocuk için, "anne-babam benim çözüm bulma kabiliyetimin olmadığını düşünüyor" anlamına gelir. Böylece çocuk düşünmeye değil, anne-babasına bağımlı kalmaya yönelir ve aşağılık duygusuna kapılabilir. Çocuklar nutuk dinlemeyi de, hatalarının yüzlerine vurulmasını da sevmezler. Bunlar ona, onu küçük gördüğümüz, yetersiz bulduğumuz düşüncesini verir. Yargılamak, eleştirmek ve suçlamak, çocuklara kendisini yetersiz, aptal, değersiz hissettirir. Tenkit, çocuklarda sevilmedikleri duygusunu uyandırır. Ad takmak, alay etmek ve utandırmak, çocukların kişiliği üzerinde olumsuz etki yapar. Söylenenin tersini yapıp kendisini haklı çıkarmaya çalışabilir. Oyalamak ve konuyu saptırmak, onunla ilgilenmediğimiz, saygı duymadığımız ya da reddettiğimiz zannını uyandırır. Aşırı iltifat da çocuklar üzerinde olumsuz tesire sahiptir. Sürekli övülen çocuklar övülmediklerinde bunu kabul edilmeme veya yargılanma olarak algılayabilirler. Arkadaşlarının yanında övülen çocuk utanır ve rahatsız olur.

O hâlde ebeveyn olarak ne yapacağız? Çocuklarla ilişkilerimiz neye dayanacak? Onları nasıl etkileyeceğiz? Bu konuda çok farklı şeyler söylenmiştir. Ama mesele, iki önemli esas üzerine oturtulabilir. Birincisi, "etkin dinleme" yoluyla, çocuğun açılmasını, duygularını dışa vurmasını sağlamak, onu belli söylem ve davranışa iten esas faktörleri anlamak ve çözüm yolunu çocuğun kendisine buldurmaya yardımcı olmaktır. İkincisi, onunla nasıl konuşacağımızı, düşüncelerimizi ve isteklerimizi nasıl ileteceğimizi bilmek ve ona göre davranmaktır. Bu ise "sen-iletisi" yerine "ben-iletisi

Prof.Dr. Harun Avcı

Çocuk Ve Aileler İle Psikoterapi Çalışmaları..

Salı, 06 Kasım 2007

ÇOCUK VE AİLELER İLE PSİKOTERAPİ ÇALIŞMALARI

Çocuk ve gençlerin psikoterapileri düşünüldüğünde sadece kendileri değil ailelerinin de ele alınması gerektiği düşünülmelidir. Çocuklar ,gençler ve aileleri ile yapılacak terapi şekilleri şunlardır; · Aile terapisi · Aile rehberliği · Ebeveyn terapisi · Beden terapisi · Gençlerle psikoterapi · Grup psikoterapisi · Kurumsal psikoterapi · Oyun terapisi · Davranış terapisi Aile Terapisi Aile terapisinden anlaşılan, aile bireylerinin katıldığı terapidir.

Anne, baba ve çocukların oturumlara katıldığı terapi türüdür. Bazen büyükanne ve büyükbabalar da katılabilir.Aile bireyleri genellikle çocuğun problem olduğunu ve terapiye onun alınması gerektiğini düşünebilirler. Çünkü çocukta problem yaratan anne-baba arasındaki iletişim bozukluğunun veya çocuk anne baba arasındaki iletişim bozukluğunun çok aile farkındadır. Bu nedenle birçok aile ilk oturuma çocukları ile birlikte katılmaları gerektiğini duyduklarında şaşırmaktadırlar.

Aile terapi süresi probleme ve terapinin anacına göre değişmektedir. Aile bireylerinin bozuk ilişkileri düzeltmek için gösterdikleri istek sonucu çabuklaştırabilir. Aile terapisi her 14 günde bir ya da 3-4 haftada bir olur. Terapi oturumları 8-20 oturumdan oluşur. Bu süre ağır ruhsal sorunların bulunduğu ailelerde 50-60 oturuma kadar uzayabilir. Genel olarak aile terapisi yardımcı bir terapist ile uygulanır. Terapistlerinin cinsiyetlerinin farklı olması her iki cinsiyetteki ebeveynin de kendilerini daha rahat hissetmeleri açısından daha iyi olur. Ayrıca terapiyi aynalı cam arkasından veya videodan birisinin izlemesi de daha sonra oturumun tartışılması açısından yararlı olabilir.

Terapinin amacı, aile bireyleri arasındaki iletişimi düzeltmektir. Aile terapisinde aile bir bütün olarak düşünülmelidir. Ailedeki bir birey ön plana çıkarılmamalı, hepsi ile aynı düzeyde ilgilenilmelidir. Aile bireyleri arasında ihtiyaca göre iletişim kurmak daha zor olduğundan, bireysel terapiden daha zordur. Bu nedenle; · Aile bireylerinin kendilerini değerli bulma duyguları desteklenmelidir. · Özellikle zor ortamlarda aile bağları sağlanmalıdır. · Aile bireyleri arasında karşılıklı sorumluluklar oluşturulmalıdır. · Aile içinde duyguların yaşanmasına olanak sağlanmalıdır.

Aile bireylerinin kendilerini gerçekleştirmeleri amacı ile karşılıklı olanak sağlanmalı ve yarımlaşma desteklenmelidir. · Aile bireyleri arasında sevgi bağları sağlanmalıdır. Önemli bir sorun aile bireyleri arasındaki sınırlardır. .Oysaki ilişkiler ne kadar dürüst olursa problem o kadar çabuk çözülür. Ayrıca anne veya baba bilinçdışı olarak çocuğu eşinin yerine koyabilir veya yapmayı isteyip de yapamadıkları şeyleri çocuktan bekleyebilirler. Aile içinde gizli bir reislik mücadelesi olabilir,oysaki aile kurumu eşitlik ilkesine dayandığından eşitliğin sağlanması ve her aile bireyinin kendini değerli hissetmesi sağlanmalıdır.

Aile terapisinde konuşarak aile bireylerinin durumları hakkında bilinçlendirme, rol oyunları, davranış çalışmaları, seansların videoya alınıp tekrar izletilmesi, davranışlar hakkında bilgilenme gibi teknikler kullanılır. Aile terapisinde problemin ve genel konuşmaların analizi yapılır. Çoğunlukla kriz üzerinde durulur. Problemlerin ortaya konup tartışılması sağlanır. Bu amaçla terapist ilk önce aile bireylerinin sakinleştirilmesi, ikinci aşamada aile bireyleri arasındaki bozukluk üzerinde durmalıdır. Ancak daha sonra ortaya bilecek çatışmaları engellemek için de aile ilişkilerinin kurulması sağlanmalıdır. Terapist bu aşmada bir yardımcı, katalizör,fikir verici, kritik yapma gibi çeşitli tekniklerle birçok rol üstlenir. Üçüncü ve son aşama da ise terapist kendinin ikinci plana çeker ve gerektiği zaman yardıma hazır olan ailenin bir dostu rolünü alır.

Aile Rehberliği Aile rehberliği çocuğu veya genci davranış bozukluklarından korumak için aileye çocuk eğitimi konusunda yapılan açıklamalardan oluşmaktadır. Aile rehberliği, eğer çocuğun problemi anne-babaya rehberlik etmekle çözülebilecekse ve de anne baba önerileri anlayıp uygulayabilecekse faydalı olur.

Öneriler probleme odaklaşmıştır ve anne babanın anlayabileceği ve uygulayabileceği düzeyde olmalıdır. Bazı durumlarda aile rehberliği sırasında sorunun daha kapsamlı olduğu fark edildiğinde davranış terapisi veya psikoterapiye ihtiyaç duyulabilir. Aile rehberliğinde de danışanın danışmana güven duyması ve onun problemi çözebilecek düzeyde bilgiye sahip olduğunu görmesi gerekmektedir. Ancak böyle bir durumda danışan danışmana bağımlılık oluşturabilir ve onun söylediklerini olduğu gibi kabul edebilir. Bu amaçla danışman danışanın problem çözme yeteneğini geliştirmesine yarımcı olmalıdır. Rehberlikte şu yolun izlenmesinde yarar vardır; · Problemin analizi, ·

Anne-babayı problemin çözüm yollarını bulmada cesaretlendirne ve bir çözüm yolunda karar vermede yardımcı olma, · Bu çözüm yolunu uygulamaları için cesaretlendirme, · Sonuçlar hakkında bilgi vermelerini sağlama. Ebeveyn Terapisi Çocukta görülen davranış bozukluklarının eşler arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı düşünülürse,böyle bir durumda aile terapisi ya da çocukları terapiye almaktansa anne-babayı birlikte terapiye almak daha uygun olabilir.

Eğer eşler birbirleri ile uyumlu değillerse, ebeveyn terapisi düşünülmelidir. Bu türden geçinemeyen çiftler, kazanma konusunda bir kişilik mücadelesi verirler ve bu savaşa çocuklarını, yakın akrabalarını, arkadaşlarını da çekerler. Bu tip eşler birlikte yaşasalar bile duygusal yönden yarılmışlardır. Bu durumdan çocuklar çok etkilenir. Anne babadan biri veya her ikisi de çocukların taraf tutmalarını isteyebilir ve onları yanlarına çekmeye çalışırlar ve bazı durumlarda hakemlik yapmasını isteyebilirler. Bazı durumlarda da ebeveynlerden biri eşine karşı duyduğu düşmanca duyguları çocuğa yöneltebilir. Ya da eşi hakkındaki bütün duygularını çocuğu ile paylaşma yoluna gidebilir.

Ebeveyn terapisi iki eşle birlikte yapılır ve bu terapi 8-9 oturumdan oluşur. Oturumda eşlerin bireysel sorunlarından aha çok eşler arasındaki sorunlar üzerinde durulur. Eğer gerekiyorsa eşler yarıca bireysel terapiye de alınabilir. Oturumlar 2-3 haftada bir yapılır. Evde uygulanması gereken davranışlar için biraz zaman tanınır. Ancak gerekli görülürse terapi süresi 20-30 seansa çıkarılır. Terapide problemlerin çözümü için; · .Karşılıklı olumlu iletişim, · Karşılıklı eşit şartlar, · Problem çözme yeteneğini kazanma, · reddetme, suçlama davranışlarından kaçma, · Karşılıklı ihtiyaçların karşılanmasını sağlama ve eşlerin kendilerini gerçekleştirmesine olanak sağlama amaç edinilir. Ebeveyn terapisinde,başlangıçta eşler arasındaki problemler belirlenir ve önem sırasına göre sıraya dizilir. Problemin içeriğine göre hedef saptanır ve uygun eğitim programları uygulanır. Beden Terapisi Nörolojik ya da psiko-somatik bozukluklar ile birlikte haraket bozukluğu,duygu iletişiminde bozukluk, sosyal davranışlarda bozukluk beden terapisi ile tedavi edilir. Beden terapisi aynı zamanda zihinsel özürlü çocuklardaki hareket bozuklukları ya da zihinsel yönden sağlıklı fakat duygusal nedenlerle bedensel rahatsızlıklar gösteren çocukların tedavisinde de uygulanır.

Haraketlerdeki huzursuzluk, yetersizlik, kas kasılmalarında, solunum, ses çıkarma, konuşma, dokunma bozukluğunda, beden ve mekan oryantasyonu bozukluğunda, dokunma korkusunda, beden imajı bozukluğunda,kendinin değerli bulmama durumunda, ilişki kurma güçlüğünde,saldırgan davranışlarda ve gevşeme bozukluklarında uygulanır. Beden terapisinde strateji ve teknikler şunlardır; · Öncelikle terapist ve çocuk arasında iyi bir ilişkinin kurulması gerekmektedir. · Çocukla terapist arasında bedensel kontağın kurulması. Çocuğu sevme,başını okşama, çocuğa duygularını bedensel hareketlerle ifade etmesinde yardımcı olunmalıdır. · Yavaş yavaş bedensel kontağa alıştırma. Genellikle bu çocuklar bedensel teması reddederler. Bunun için öncelikle çocuğun bedensel kontağa alıştırılması gerekir. Çocuk ilk aşamada terapistin elinin vücudunda dolaşmasına alışması gerekir.

Sonra terapistin dizlerine oturma, bacaklarında sallanma, terapi odasındaki oyuncak eve birlikte girme gibi alıştırma çalışmaları yapılabilir. · Bedensel çalışmaya sözle de eşlik edilmeli ve terapist devamlı çocukla konuşarak neyi niçin yaptığını açıklamalıdır. · Çocuğun kendi vücudunu tanımasına yardımcı olunmalıdır. Çocuk kendi vücuduna dokunarak bedeni hakkında bilgi sahibi olabilir. · Beden terapisinde acele edilmemeli ve çocuğun kabul edici ve reddedici davranışları kabul edilmelidir. Gençlerle psikoterapi Gençlerle yapılan terapi konuşmaya yöneliktir.

Konuşmalar daha çok davranışlar üzerinde rehberlik yapma ve uygulamalarla birlikte sürdürülmelidir. Terapiler mümkün olduğu kadar kız ve erkek karışık gruplar halinde gerçekleştirilmelidir. Gençlerin bu konuda ihtiyaçlarının fazla olmasına karşın çeşitli nedenlerle gençler bu uygulamalardan yararlanmamaktadırlar. Gençlerin terapisinde hedef, gencin kendini gerçekleştirmesine yardımcı olmaktır. Gencin egosunun gelişmesi ,çocuk rolünden kopmasına ve yetişkin rolüne girmesi, çevresinde yaşanana problemlerle baş etmeyi öğrenmesi, serbest zaman değerlendirmesi konusunda gence rehberlik edilmelidir. Gençlere yapılacak öneriler çok gerçekçi olmalıdır.

Gençlerin korkularının, nevrotik düşüncelerinin üstesinden gelmeleri isteniyorsa, serbest zaman çalışmaları imkanları,tartışma grupları, film grupları, müzik grupları, spor grupları, tiyatro grupları ile terapi saatleri birleştirilmelidir.

Danışanı merkez alan psikoterapide gençler konuşma ile duygularını ifade etmeye çalışırlar ve böylece kendilerini keşfederler. Eğer terapist gençlerle iyi bir ilişki kurabilirse başarılıdır. Grup Terapisi Grup terapisi, bireyin problemleri ve bu problemlere kendisinin bulduğu çözüm yollarını, diğer grup üyelerinin problemleri ve buldukları çözüm yolları ile karşılaştırma olanağını bulduğu ortamdır. Bu yolla aynı zamanda birey kendi problemlerinin diğer grup üyeleri tarafından nasıl algılandığını görme şansına da sahip olur. Ancak gruba alınacak grup üyelerinin bireysel terapiden geçmeleri uygun olur.

Çocuk Ve Gençlerde Psikofarmakoloj

Salı, 06 Kasım 2007

ÇOCUK ve GENÇLERDE PSİKOFARMAKOLOJİ

Çocuk ve gençlik ruhsal bozuklukların psikofarmakolojik tedavisi 1930′lu yıllarda Amerika’da antihistaminiklerin kullanılmasıyla baÅŸlamış ve eriÅŸkinlerdeki hızına eriÅŸmese de artarak sürmüştür. Ancak çocuk ve gençlerde psikofarmakolojik araÅŸtırmalar yetersizdir. Bunun çeÅŸitli nedenleri vardır:

1. Erişkin ruhsal bozukluklarına yönelik ilaç araştırmaları kadar maddi destek bulamaması.

2. Çocuk ve gençlik ruhsal bozukluklarında tanı ve sınıflama zorlukları.

3. Çocuklarda erişkinlere kıyasla ilaç tedavisine izin almanın ve uyumun daha zor olması .

4. İlaçların uzun dönemde gelişmekte olan organlara ve beyne zararlı etkilerinin olabileceğinin düşünülmesi,

5. Bazı psikiyatristlerin çocuk ve gençlerde belirli tanı gruplarının kullanılmasının onları damgalayacağı endişesini taşıması.

1.ÇOCUKLARDA İLAÇ KULLANIMININ GENEL İLKELERİ

Psikotrop ilaçların emilimi çocuklarda erişkinlerden daha hızlıdır ve kan düzeylerinde daha büyük dalgalanmalara yol açar, ancak bu ortalama kararlı durum seviyelerini etkilemez. Bu nedenle ilacın bölünmüş küçük dozlar halinde verilmesi . Böylece yan etkilere tolerans da daha kolay gelişebilir.

Total vücut sıvısının, hücre dışı sıvıya göreceli oranı büyüme ve geliÅŸme süresince deÄŸiÅŸir ve ilaç dağılımını belirgin ölçüde etkiler. Yeni doÄŸanda hücre dışı sıvının vücut ağırlığına oranı %40-50 iken 10-15 yaÅŸlarında oran kademeli olarak 15-20′ye iner. Bu nedenle çocuklarda ilacın dağılma hacminin fazla olmasına baÄŸlı olarak belirli bir kan düzeyine ulaÅŸması için daha fazla ilaç verilmesi gerekir. Çocuklarda nöroleptik ya da antidepresanların kesilmesi ile ani ve hızlı geliÅŸen yoksunluk durumu yaÄŸ dokusunun görece azlığı ile iliÅŸkili olabilir.

İlaçların plazma proteinlerine bağlanma oranı yeni doğanlarda belirgin olarak düşüktür. Ancak ergenlerdeki bu oran erişkindekine yakındır. Bu durum ilaç kan düzeylerinde oynamalara yol açmaktadır .

Çocuklarda kullanılan ilaçların dozunun vücut yüzey alanına göre ayarlanması, yüzey alanı ile hücre dışı sıvı, böbrek ve karaciğer kan akımı arasındaki ilişkinin daha iyi olması nedeniyle önerilmektedir. Ancak bazen bu da dozu gerekenden az gösterebilir ve pratikte kullanımı zordur.

İlaçların etkin olarak atılmaları için daha hidrofilik bileşenlere metabolize olmaları gerekir. Bu işlem için gereken enzimler en yoğun olarak karaciğerde bulunmaktadır. Karaciğerin metabolizma hızı yeni doğanda düşüktür, altıncı ayda artmaya başlar, bir ile beş yaşları arasında en yüksek düzeydedir, bundan sonra giderek azalır ve on beş yaşında erişkin düzeyine ulaşır . Enzimler karaciğer dışında barsak duvarı, iskelet kası, böbrek ve akciğerde de bulunur. Karaciğer erişkine oranla vücut ağırlığına göre daha büyük olduğu için de ilaçlar daha çabuk metabolize edilir.

Çocuklarda glomerül filtrasyon hızı erişkinlerden daha yüksektir. İlaçların böbrekten atılımına yol açan glomerül filtrasyon, tübüler sekresyon ve tübüler reabsorbsiyon mekanizması doğumda tam olarak gelişmemiştir. Ancak bebeklik dönemi sonlarında erişkin düzeylerine ulaşır.

Tüm bunlar değerlendirildiğinde çocuklarda erişkin için önerilen dozun mg/kg başına %10-50 fazlasının verilmesi gerekir.

Çocuğa ilaç başlamadan önce tam bir fizik muayene yapılmalıdır. Çocuğun boyu, kilosu, nabzı, ateşi kaydedilmelidir. Tedavi uygulandığı sürece fizik muayeneler belli aralıklarla tekrarlanmalıdır. İlaç başlanmadan önce tam kan incelemesi, rutin idrar incelemesi, kan üre azotu, kreatinin ve elektrolit, boy, kilo ve gelişimine bakılmalıdır. Hiperaktivitesi olan çocuklar için; kurşun, çinko, demir düzeyleri araştırılmalıdır.

Trisiklik antidepresanlar başlanacaksa; tiroid fonksiyon testleri (T3,T4,T4I,TSH), karaciğer fonksiyon testleri ( SGOT, SGPT, LDH, CPK, protein, albumin, bilirubin, alkalin fosfat), EKG ve EEG alınmalıdır. Psikostimülan verilecek çocuklara; kilo, boy, ağırlığı kaydedilmeli ve izlenmelidir.

Lityum karbonat başlanacak çocuklarda; kalsiyum, tiroid fonksiyon testleri, kreatinin incelemeleri yapılmalıdır .İlaca en düşük dozda başlanmalı, yavaş yavaş arttırılmalı ve en kısa zamanda yavaş yavaş kesilmelidir. İlaç başlanan çocuk önceleri haftada bir görülmelidir. Durumu stabil olduktan sonra ayda bir görülmesi planlanabilir. Genelde çocuk bir ilaca dört hafta içinde yanıt vermezse daha fazla denemek gerekli değildir. Özgün ilaç tedavisi en az üç-altı ay sürmeli, hiçbir çocuk bir yıldan daha uzun süre bir ilacı almamalıdır. Eğer ilacın sürekli kullanımı gerekli ise bir-iki aylık bir ilaçsız dönemden sonra ilaca yeniden başlanmalıdır .

2.UYKU BOZUKLUKLUKLARI

İnsomnia, uykuya dalmada ya da uykuyu sürdürmede çekilen zorluk ya da dinlendirici olmayan uykudur. Çalışmalarda altı yaşına kadar olan çocuklarda yatmadan önce 12.5 mg difenhidramin önerilmiÅŸtir. Çocuk 6-12 yaÅŸ arasında ise 25 mg’la baÅŸlanır, 50-75 mg’a kadar çıkılabilir(ayla). Bazı çalışmalarda da 2-12 yaÅŸ çocuklar için 1mg/kg önerilmektedir. Hidroksizin 20-100 mg arasında kullanılabilir. 5-12 yaÅŸ arasındaki çocuklarda diazepam 2-20 mg arasında kullanılabilir. Karbamazepin ile ilgili çalışmalar da vardır .

Kabus(nightmare), sabaha doğru uykunun yüzeysel olduğu dönemde görülür. 4-12 yaş arasındaki çocuklarda daha sıktır. Tedavide benzodiazepinlerin kullanıldığı bildirilmektedir .

Gece terörü (night terror), uykunun 3 ve 4′üncü evresinde görülür. İmipramin bu çocuklarda tek gece dozu olarak etkili olmaktadır. Benzodiazepinlerden diazepam 1 mg’lık gece dozu ile denenebilir, 2-4 günde doz 0.5 mg artırılabilir.

Uykuda yürüme (somnanbulizm), 6-12 yaş arasındaki çocuklarda derin uykuda görülür. öncelikle imipramin kullanılmaktadır.

3.DUYGUDURUM BOZUKLUKLARI

En yaygın ruhsal bozukluklardan biri olan depresyon çocuk ve gençlerde eskiden olduğundan daha sık tanımlanmaktadır. Çocuk ve gençlerde depresyon tedavisinde ilk kullanılan ilaç trisiklik antidepresanlardır.

Ancak TSA kullanırken kardiyolojik yan etkilerinin çok iyi izlenmesi gerekmektedir. Yayınlarda trisiklik ve heterosiklik antidepresan ilaçlarla tedavi edilen 5 çocuk ve ergende ani ölüm bildirilmiÅŸtir. TSA’lar 1.5 mg/kg dozlarda tedaviye baÅŸlanmalı ve doz her 3-4 günde bir artırılarak ilacın maksimum 5 mg/kg/gün ‘e yükseltilmesi önerilmektedir. İlaçlar 2-3′e bölünerek verilmeli ve en yüksek doz 300 mg/günden fazla olmamalıdır. Çocuklarda yanıt için 4-6 hafta beklemek gerekmektedir . Depresyon tedavi edildikten sonra 6-12 ay daha ilaca devam edilir ve sonra ilaç azaltılarak kesilir, klinikte iyileÅŸme görülünce antidepresan dozu üç ay boyunca sabit tutulmalıdır ve olabildiÄŸince tek ilaç kullanılmalıdır . TSA ‘lara dirençli olan hastalarda yardımcı olarak lityum tedaviye eklenebilir .

Serotonin gerialım blokerleri ile yapılan kontrollü çalışmaların sonuçları henüz çeliÅŸkilidir(). Çocuklardaki depresyon için MOAI’i tiramin içeren yiyeceklerden kısıtlanmaya uyum zorluÄŸu nedeniyle önerilmemektedir, ancak özel diyete gerek olmadan kullanılan moklobemid için de henüz yeterli çalışma yoktur.

Çocukluk çağında görülen bipolar bozuklukta çocuk 12 yaşından büyükse lityum kullanılmaktadır. Başlangıç dozu 300 mg/gün olmalı, doz 3-4 doza bölünmeli, altı-on iki ay tedaviye devam edilmeli ve sonra ilaca ara verilerek çocuğun durumu izlenmelidir. Daha küçük çocuklarda karbamazepin denenebilir.

Ailede Ki Stres Etkenleri Ve Çocuk

Salı, 06 Kasım 2007

AİLEDE Kİ STRES ETKENLERİ VE ÇOCUK Çocuklarda dahil olmak üzere yaşayan her canlıyı psikososyal stres etkenleri etkiler. Zaten stres etkeninin bir insanı etkilememesi durumunda da normal bir psikolojik yapıdan bahsetmek zor olur. Bu etkilenme her bireyde az veya çok değişik şekillerde görülür. Çocuğun yetişmesinde ve hayata adım atmasında birincil , en önemli ve vazgeçilmez basamak olan aile ortamı da çocukların psikososyal gelişimini direk olarak etkiler. Aileyi etkileyen her türlü olayın çocukta büyük veya küçük bir etkisini görmek mümkündür. Aile ortamını yaşayan bir organizma olarak kabul edebiliriz . Nasıl ki kişinin bir organı hasta olduğunda bütün vücüdu etkilenir ve işlev kaybına uğrar , aynı şekilde aile üyelerinden birinde ki bedensel veya ruhsal sorun veya onu etkileyen stres etkeni de ailenin ve aile üyelerinin işleyişini , psikolojisini ve yapısını etkileyecektir. Bu etkilenme sonucunda aile ile birlikte aile içindeki her bireyde yakın veya uzak gelecekte bazı etkilenme belirtilerinin görülmesi kaçınılmazdır.

Şunun altını çizmek gerekir ki aileyi oluşturan temel unsurlar olan Anne ve babanın çocukluk dönemindeki durumları ,hayatları boyunca karşılaştıkları olaylar ,şu an ki kişilik yapıları , eğitim durumları , çevre şartlarından etkilenmeleri , toplumsal statüleri gibi bir çok konu ailenin bu gününü ve geleceğini her konuda etkileyecektir. Yani bir anne babanın küçükken başından geçen bir hadise veya anne babasından devamlı olarak gördüğü davranış tarzı onun stres etkenine karşı cevap durumunu aynı zamanda çocuğuna karşı uyguladığı eğitimi veya gösterdiği tepkiyi etkiler. Bununla birlikte bir ailenin şu anki durumunu ve stres etkenine karşı gösterdiği cevabı tam olarak değerlendirmek için onun geçmişindeki etkenleri hesaba katmak yerinde olur. Basit bir örnek verelim anne babanın çocukken karşılaştığı örnek olarak bir ölüm olayında ,kendi anne babalarının tepkisi onun şu an aynı olay karşısındaki tepkisini belirler veya etkide bulunur. Bu örnekleri sonsuza kadar artırabiliriz. Anne babanın hayatında karşılaştığı her olay onların şu anki durumuna gelmesine ve kişiliğinin şekillenmesine negatif veya pozitif bir katkı sağlamıştır. Aynı zamanda aynı aile içerisindeki her bir çocuğun şu anki hemen her konudaki iyi veya körü yönde etkilenmeleride onların ileriki dönemde durumlarını belli edecektir.

Sonuç olarak stres etkenlerinin , strese anne babanın verdiği cevabın , stres etkeninin süresinin , destek faktörlerinin , stres sonucunda ailenin aldığı konumun çocuğun gelişiminde kesin bir etkisi vardır. Bu çocuk isterse anne karnında bir çocuk olsun veya 6 aylık çocuk olsun hiç fark etmez. Bu stres etkenlerinin kısa ve uzun vadede bir çok etkisi olacaktır , anne babaya düşen görev bu etkilenmenin negatif etkenlerini en aza indirmesi , hatta bu stres ortamında bile çocuğu adına kazanımlar sağlamasıdır.

Stres etkenlerini sıralayacak olursak ( herhangi bir aile üyesini veya bütün aileyi etkileyen ) : Bir yakın yada arkadaş ölümü , taşınma , ayrılık , boşanma , göç , ekonomik zorluklar , bedensel hastalıklar , tabii afetler ,sosyokültürel sorunlar , cinsel yada fiziksel istismar , ebeveynlerde ki madde bağımlılığı , çocuğa yeterli ilgi sevginin verilememesi , çocuğun sağlık bakımının yapılamaması ,çocuktaki zeka sorunlarına paralel olmayan ondan aşırı beklenti içinde olma , işsizlik , yeni bir iş , ebeveynlerin işyerinde terfi olması ( iş yoğunluğunu ve başarı kaygısını artırarak çocuğa olan ilgiyi azaltabilir) , yeni bir kardeş doğumu , toplumu etkileyen stres faktörleri , suça bulaşma ve sabıkalı olma , ikincil evlilik , anne babanın aşırı koruması ,çocuğu çok aşırı kontrol , okur yazar olmama , okuldaki şiddet olayları , okul sorunları , eğitim sistemi ile ilgili sorunlar , vb.

Aileyi etkileyen stres etkenleri sonucunda anne babanın etkilenmesi ve bazı psikolojik sorunların oluşması olağandır. Aslında her bir stres etkenine karşı farklı bazı belirtiler oluşmasına karşın genel olarak anne babada oluşabilecek belirtiler şu şekilde sıralanabilir :Anne babada depresyon , hayata karşı isteksizlik , kendi bakımında azalma , iş motivasyonunda azalma , ailesine olan ilgide azalma , uyku ve iştah değişiklikleri , konsantrasyon düşüklüğü , çabuk sinirlenme , tahammülsüzlük , çocuklarının sevgi ve duygusal ihtiyacını karşılayamama , yalnızlığa eğilim , sosyal çevrelerinde uyumsuzluklar , halsizlik , yorgunluk , madde bağımlılığına eğilim ,ailesine ayrılan vakitte azalma vb gibi bir çok belirtiyi anne baba gösterebilir. Anne babadaki bu değişikliklerin muhakkak olarak işleyen aile yapısına , o ailede yaşayan bireylere ve elbetteki çocuklara çok önemli etkileri olacaktır. Bu etkileri kısa vadede ve uzun vadede etkiler olarak ikiye ayırabiliriz. Bu konu çok ayrıntılı olduğundan başka bir zaman bu konuyu ayrı bir başlık altında incelemek istiyorum.

Çocuklarda görülen belirtileri ise şöyle sıralayabiliriz: Okul başarısında düşme , arkadaş ilişkilerinde sorunlar , sosyal aktivitelere karşı ilgisizlik , kendi özgüveninde azalma , tahammülsüzlük , çabuk sinirlenme , çok fazla uyuma veya uykusuzluk , iştahda artma veya azalma , olayları olumsuz değerlendirme , yalnızlığa eğilim , alınganlık ta artış , karşı gelme , riskli davranışlar , madde kullanımına eğilim , herşeyden çabuk sıkılma , sevdiklerinin başına bir şey gelecek korkusu , içe çekilme ve sessiz sakin olmayı tercih etme ,okula gitmek istememe , konuşmaya ve etkileşime isteksizlik , sese ve olaylara karşı aşırı uyarılma , öfke patlamaları , aşırı hareketlilik görülebilir

Çocuklarda olabilecek psikiyatrik durumları ise , Depresyon , travma sonrası stres bozukluğu , altını ıslatma (tuvalet kontrolünü sağlayan çocukta tekrar kontrol kaybı olabilir veya yaşına uygun tuvalet kontrolünü sağlayamama ) ve kirletme ( büyük tuvaletini gece veya gündüz kaçırma ) , tik bozuklukları , kekeleme , konuşma bozuklukları , davranış değişiklikleri ( parmak emmeye başlama , çocuksu davranışlar vb. ) , reaktif bağlanma bozukluğu , dissosiyatif bozukluklar , kaygı bozuklukları ,uyku bozuklukları vb.

Yapılması gerekenler ( her yaş için farklı olmak üzere genel yaklaşım olarak )

1- Stres etkeninden çocukları mümkün olduğunca korumaya çalışmak

2- Anne babanın bu durumdan etkilenmeleri durumunda vakit geçirmeden psikiyatrik yardım almaları

3- Çocuğa yönelik sevgi ve destek mesajlarının artırılması

4- Okul ve öğretmen ile işbirliğinin sağlanarak onların çocuğa yönelik ilgi ve desteğinin artırılması

5- Bu dönemde gelişebilecek madde bağımlılığı , riskli davranışlar olarak çocukların durumlarının takip edilmesi

6- Anne babanın mümkün olduğunca çocuğu ile yakınlık sağlayarak onun kendini ve duygularını ifade etmesine zemin hazırlamaları

7- Çocukta görülebilecek davranış değişiklikleri ve yukarıda sayılan belirtilerin fazlalığı durumunda gerekli psikiyatrik müdahalenin vakit geçirmeden yapılması

8- Çocukların bu dönem için mümkün olduğunca sosyal aktivite yönünden desteklenmeye çalışılması

9- Dinlenmeye ve stres ortamınının etkisini azaltan faaliyetlere ailenin tamamının katılması

10- Çocuğun motivasyonunu ve moral durumunu artıracak kişilerle sık sık görüştürülmesi

11- Uzun dönemde stres etkeninin etkileri açısından uyanık olmak

12- Çocuğa gösterilen hoşgörü sınırlarını bu dönem için (stres etkeni geçene kadar) artırmak (bu arada uygunsuz olarak görülen davranış problemleri konusunda dikkatli olmak )

13- Çocuğun olaylar karşısındaki duygusal ifadelerine değer vermek ve onları bazı konularda doğrular çerçevesinde rahatlatmaya çalışmak

14- Çocuğa ayırılan vaktin artırılarak ona olan desteğin her iki ebeveyn tarafından olmasını sağlamak

15- Daha önceden tahmin edilebilen stres etkenleri için önceden bazı tedbirleri almak ve çocukları bu olaylara hazırlamaya çalışmak


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -