‘Anne-baba EÄŸitimi’ Kategorisi için ArÅŸiv

T.c. İnkılap Tarihi Ve Atatürkçülük

Salı, 06 Kasım 2007

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük

III. Selim Devri Islahatları (1789-1807)

Açık düşünceli ileri görüşlü ve yenilik taraftarı bir insan olan III.Selim yapılan savaşlarda yeniçerilerin yetersizliğini anlamıştır.

a-III.Selim yaptığı bütün ıslahatlara Nizam-ı Cedit (Yeni düzen) denir. Nizam-ı Cedit aynı zamanda kurulan ocağında adıdır.

b-Bu ocağın masraflarını karşılamak üzere İrad-ı Cedit adında bir hazine kuruldu.

c-Ocağın eÄŸitimi için Fransa’dan subaylar getirildi. Selimiye kışlası kuruldu.

d-Dış siyasete önem verildi. Sürekli büyükelçilikler açıldı.

e-Yabancı dil öğrenimine ve kültür hareketlerine önem verildi.

üIslahatları bazı çevrelerce iyi karşılanmayan III.Selim, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirildi. (1807) IV. Mustafa padişah oldu.

Islahat Hareketleri

II.Mahmut Devri Islahatları

Alemdar Mustafa PaÅŸa, Anadolu ve Rumeli’de devlet aleyhine güç ve saygınlık kazanan Ayanları İstanbul’a çağırarak 1808’te Senedi İttifak sözleÅŸmesini imzalamıştır. Bu senet uygulanamamıştır.

Asker alanda Nizam-ı Cedit yerine Sekban-ı Cedit ordusunu kurdu.

II.Mahmut Eşkinci Ocağını kurdu. Yine yeniçeriler isyan edince halkın ve ulema sınıfının da desteğiyle yayınlanan bir hattı hümayunla tüm ülkede Yeniçeri Ocağını kaldırdı (1926).

Dönemin ıslahatları:

1-Asakir-i Mansure-i Muhammediye adında yeni bir ordu kurdu.

2-Sadece Deniz Mühendishanesi mezunlarının kaptan olması kararlaştırıldı.

3-Divan örgütü kaldırılarak bakanlıklar kuruldu.

4-Müsadere sistemi kaldırıldı.

5-Posta ve karantina örgütü kuruldu.

6-Askeri amaçlı ilk nüfus sayımı yapıldı.

7-Memurlar için kıyafet zorunluluğu getirildi.

8-Padişah portreleri devlet dairelerine asılmaya başlandı.

9-Medreselerin yanında çağdaş eğitim veren okullar açıldı. İlköğretim zorunlu oldu. Rüştüye (ortaokul) gibi orta dereceli okullar açıldı.

10-Memur yetiştirmek amacıyla Mekteb-i Maarif-i Adliye, Harp okulu, Tıp okulu gibi okullar açıldı.

11-1821’de Tercüme odası adı ile ilk yabancı dil okulu açıldı.

12-EÄŸitim amacıyla Avrupa’ya ilk kez öğrenci gönderildi.

13-İlk resmi gazete Takvim-i Vakayi çıkarıldı.

14-Çuha fabrikası kurulmaya çalışıldı.

15-II.Mahmut ülkeyi tanımak amacıyla yurt gezisine çıkan ilk padişahtır.

Tanzimat Devri (1839-1876)

a-Tanzimat Fermanı 1839: II.Mahmut’un yerine geçen Abdülmecit de reform yanlısı idi bu nedenle devleti kurtarmak, batı desteÄŸini saÄŸlamak amacıyla Mustafa ReÅŸit PaÅŸa tarafından hazırlanan reform programını kabul etti. Fermana göre:

1-Müslüman ve Hristiyan tüm Osmanlı halkının ırz, namus, can, mal özgürlüğüne kavuşması

2-Vergilerin herkesin gelirine göre alınması

3-Mahkemelerin açık olması

4-Rüşvet ve iltimasın kaldırılması

5-Askerlik işlerinin bir düzene konulması ve askere alma, bırakılmanın sağlam bir esasa alınması

6-Herkesin mal ve mülk sahibi olabilmesi ve mirasçılarına bırakabilmesi

Önemi:

1-Kişi ve devlet hakları karşılıklı olarak düzenlenmiştir.

2-İlk kez padişah gücü üzerinde kanun gücü egemen olmuş, padişahın yetkiler sınırlandırılmıştır.

Not: Bu özelliklerle ferman anayasal nitelik kazanmıştır.

3-Azınlıklar hukuksal olarak müslüman halka eşit hale getirilmiştir.

4-Azınlıkların askere alınması öngörülmüş askerlik bir vatan görevi haline getirilmiştir.

b-Islahat Fermanı 1856:

üTanzimat Fermanından farklı yönü yalnızca azınlıklar için bazı haklar öngörmesidir. Tanzimat fermanını tamamlayan bir fermandır.

1-Azınlıkları küçük düşürücü sözcüklerin kullanılmaması

2-Yabancı uyrukluların mal ve mülk sahibi olabilmeleri (Vergilerini ödemek koşuluyla)

3-Azınlıkların da devlet memuru olabilmeleri ve her çeşit okula girebilmeleri

4-Mahkemelerin açık olması herkesin kendi dininde yemin edebilmesi

5-Askerlik için bedel sisteminin kabul edilmesi

6-İşkence, dayak ve angaryanın yasaklanması

7-Hristiyanlar il meclisine üye olabilecekler

8-Herkes ÅŸirket ve ticari nitelikli kurum kurabilecekti.

Meşrutiyet Dönemleri

Abdülaziz, Jön Türkler (Genç Osmanlılar) tarafından 1876’da tahttan indirildi. Yerine V.Murat padiÅŸah oldu. MeÅŸrutiyetin ilanıyla Genç Osmanlılar;

üOsmanlı Devletinin parçalanmaktan kurtulacağını,

üAvrupa devletlerinin iç işlerimize karışmalarını sona ereceğini,

üAzınlık isyanlarının sona ereceğine inanıyorlardı.

V:Murat kısa sürede tahttan indirildi yerine II. Abdülhamit tahta çıktı. 1876’da Kanun-i Esasi yayınlandı. Böylece; İlk kez yönetim sisteminde deÄŸiÅŸiklik oldu.

XX.Yüzyılın Başında Osmanlı İmparatorluğu

Birinci Dünya Savaşı öncesinde devletlerin iç ve dış politikalarına yön veren iki etken olmuştur. Bunlar, Endüstri (Sanayi) Devrimi ve Fransız İhtilalidir.

Endüstri inkılabı ile;

üAletin yerini makine almış, nüfus da artmıştır.

üYeni birçok buluş ortaya çıkmıştır.

üÜretim artmaya başlamış ve insanların üretim için harcadıkları çaba azalmıştır.

üÜretimde makinenin kullanımı eşya fiyatlarını ucuzlatmış, fazla üretim geliri artmıştır.

üBüyük fabrikaların kurulması işçi sınıfının ortaya çıkmasına, işverenlerle işçiler arasında yeni sosyal ilişkilerin kurulmasına yol açmıştır.

üKentler, endüstri ve ticaret merkezleri haline gelmiştir.

Her milletin kendi devletini kurup kendi kendini yönetmesini öngören milliyetçilik akımı, imparatorlukların yıkılmasına sebep oldu.

Dünyanın sayılı devletlerinden biri olan Osmanlı İmparatorluğu, 18. yüzyıldan itibaren üstünlüğünü kaybetmeye başladı. Bunun nedenlerini şöyle özetleyebiliriz:

üAvrupa devletleri, bilim ve teknikteki gelişmelerden yararlanıp askeri, ekonomik ve ticari alanlarda güç kazanırken Osmanlı Devleti bu yeniliklere yabancı kaldı.

üFransız ihtilali ile ortaya çıkan milliyetçilik hareketi, Osmanlı İmparatorluğu içindeki uluslar arasında hızla yayıldı.

üKapitülasyonlar, Osmanlı Devletinin denetiminden çıkınca, Avrupa Devletleri Osmanlı ülkesini açık pazar haline getirdiler.

üEkonomik durumu düzeltmek için Avrupa’dan borç para alındı. Gelir yaratıcı yatırımların olmaması faizlerin ödenememesine sebep oldu. Alacaklı devletler Duyun-u Umumiye (Genel Borçlar) yönetimini kurdular. İmparatorluÄŸun en saÄŸlam gelirleri olan tuz, tütün, içki, pul vb. gibi gelirlere el konuldu.

ü

Not: Borçların ödenmesi I.Dünya Savaşına kadar düzenli olarak sürdü. Birinci Dünya Savaşına girince ödemeler durduruldu. 1920’de TBMM Duyun-u Umumiye gelirlerine el koymak zorunda kaldı. Konu 1923’te Lozan’da ele alındı. 1928’de Duyun-u Umumiye idaresi kaldırıldı. Borçlarla ilgili iÅŸlerin yönetimi Türkiye’ye bırakıldı. 1954’te borçların tamamı ödendi.

Osmanlı Devletinin hem askeri hem de ekonomik alanda çöküşünü önlemek için askerlik ve toplum hayatında ıslahat hareketlerine girişildi. II.Mahmut döneminde de bu çabalar Tanzimat ve Islahat Fermanlarıyla devam etti. İstenilen sonuç alınamadı.

II.MeÅŸrutiyet

Tanzimat ve Islahat fermanlarının getirdiÄŸi yenilikleri yeterli bulmayan Türk aydınlarının çabaları ile 1876’da I.MeÅŸrutiyet ilan edildi. Meclis-i Mebusan toplandı. Mithat PaÅŸa ve arkadaÅŸları tarafından tarihimizin ilk Anayasası (Kanuni Esasi) hazırlandı. Böylece, mutlak hükümdarlıktan MeÅŸrutiyete doÄŸru bir aÅŸama görmekteyiz.

üBu Anayasa padişaha geniş yetkiler tanımış, denetim mekanizması oluşturulamamıştır.

üMeclis üyesi ancak padişahın onayı ile yasa önerisinde bulunabilir.

üMeclisçe çıkarılan yasa ancak padişahın onayı ile yürürlüğe girebilir.

üHalka çok az demokratik haklar sağlamasına rağmen halk yönetimde az da olsa sesini duyurabilmiştir.

14 Åžubat 1878’ padiÅŸah parlamentoyu dağıtmıştır. Böylece, monarÅŸik-teokratik idare yeniden gündeme geldi. 1908 yılına kadar sürecek olan II.Abdülhamit’in baskı (istibdat) yönetimi baÅŸlamıştır.

II.Abdülhamit’in baskı dönemine son vererek meÅŸrutiyet yönetimini yeniden kurmak amacıyla kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yoÄŸun çalışmaları baÅŸladı. Cemiyetin ileri gelenlerinden Niyazi Bey ve Enver PaÅŸa ayaklanarak yönetimi tehdit ettiler. Ayaklanmaların ülke çapına yayılmasından çekinen II.Abdülhamit, Meclisi yeniden açarak Kanun-i Esasiye’yi yürürlüğe koydu. (23 Temmuz 1908)

II.Meşrutiyet, I.Dünya Savaşının sonuna kadar on yıl devam etmiştir. İttihat ve Terakki partisi Osmanlıcık düşüncesini terkederek Türkçülük akımını benimsemiştir.

Not: I.MeÅŸrutiyet döneminde savunulan ve uygulamaya konmaya çalışılan düşünce akımı “Osmanlıcılık” tır.

Hükümdarın parlamenter düzenlerde görülmeyen yetkileri kaldırılmış, Hükümet Meclisi Mebusana karşı sorumlu hale getirilmiÅŸtir. Dış siyasette; Alman taraftarlığı izlenmiÅŸ ve Osmanlı İmparatorluÄŸu’nu İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı korumaktadır. Kaybedilen toprakları geri alma politikası güdülmüştür. İttihat ve Terakki Partisi’nin bu politikası Osmanlı Devletini 20.yy baÅŸlarında üç büyük savaÅŸa sürüklemiÅŸtir.

31 Mart Olayı (13 Nisan 1909)

Osmanlı Devletinde mevcut yönetimi ve anayasal düzeni yıkmaya yönelik ilk isyan hareketidir.

MeÅŸrutiyet yönetimine karşı olanlar teÅŸkilatlanıyorlardı. Bunların başında gelen Ahrar Örgütünün liderinin İstanbul’da öldürülmesi üzerine DerviÅŸ Vahdet adında bir gazeteci meÅŸrutiyet yönetimini yıkmaya yönelik bir ayaklanma baÅŸlattı. Yönetim eleÅŸtirildi. İttihat ve Terakki yöneticileri yönetime tam egemen olamamışlar, mecliste karışıklar baÅŸlamıştır. Tarihimizde bu gericilik olayına “31 Mart Vakası” denir. Selanik ve Edirne’de bulunan kuvvetlerden “Hareket Ordusu” adında bir ordu oluÅŸturuldu. Mahmut Åževket PaÅŸa komutasındaki bu ordunun KurmaybaÅŸkanı Mustafa Kemal idi. Ordu İstanbul’a gelerek ayaklanmayı bastırdı.

II.Abdülhamit tahttan indirilip V.Mehmet Reşat padişah ilan edildi. Ülkedeki iç karışıklıklardan diğer devletler yararlandılar.

üAvusturya-Macaristan, Bosna-Hersek’i topraklarına kattı. (1908)

üBulgarlar bağımsızlıklarını ilan ederek Osmanlı Devletinden ayrıldılar. Bulgaristan Krallığını kurdular. (1908)

üGirit Rumları ayaklandılar. (1908)

Trablusgarp Savaşı (1911-1912)

Osmanlı Devletinin Kuzey Afrika’da bulunan Cezayir ve Tunus vilayetleri Fransa tarafından iÅŸgal edilmiÅŸti. Mısır İngiltere’nin kontrolündeydi. Milliyetçilik hareketlerinin etkisiyle 1870’de birliÄŸini tamamlayan İtalya sömürgeleÅŸmeye yöneldi. GeliÅŸen sanayisi için hammadde ve pazar kaynağı aramaya baÅŸladı. HabeÅŸistan’a karşı yaptığı savaÅŸta baÅŸarısız oldu. BaÅŸarısızlığını kapatmak için İtalya’ya yakın olan Trablusgarp’ı ele geçirmek istedi. Osmanlı yönetimi zayıf ve ekonomik durumu bozuktu. İtalya hiçbir gerekçe göstermeden Trablusgarp ve Bingazi’yi istemiÅŸtir; istekleri kabul edilmeyince Trablusgarp’ı iÅŸgale baÅŸlamışlardır.

Trablusgarp halkını örgütlemek ve direniÅŸi artırmak amacıyla Mustafa Kemal ve Enver PaÅŸa’nın da içinde bulunduÄŸu bazı subaylar bölgeye gönderilmiÅŸtir. Mustafa Kemal, Derne ve Tobruk’ta ilk askeri baÅŸarılarını elde etmiÅŸ, İtalyanların bölgeyi iÅŸgalini engellemiÅŸtir. İtalyanlar iÅŸgali çabuklaÅŸtırmak için Oniki adayı iÅŸgal etmiÅŸler Çanakkale BoÄŸazını ablukaya almışlardır.

Balkan Savaşlarının başlaması ve Osmanlı Devletinin barış istemesi üzerine, İtalyanlarla Uşi Antlaşması yapıldı. (1912)

üKuzey Afrika’daki son toprağımız olan Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya bırakıldı.

üOniki Ada; Balkan SavaÅŸlarının sonuna kadar geçici kaydıyla İtalyanlara bırakılmıştır. Balkan savaÅŸlarından sonran Oniki adayı terketmeyen İtalyanlar, II.Dünya Savaşını yitirdikleri için bu adaları Yunanistan’a verdiler. (1947)

Not: Oniki adanın kaybedilmesi ile Ege’deki Türk egemenliÄŸi sarsılmaya baÅŸladı. Avrupa ve Balkan devletlerince Osmanlı Devletinin ne kadar güçsüz olduÄŸu anlaşılmıştır.

Mustafa Kemal Trablusgarp’taki baÅŸarılarından dolayı Binbaşı rütbesini aldı.

Balkan Savaşları (1912-1913)

Osmanlı topraklarında baÅŸlayan milliyetçilik hareketlerini Rusya’nın desteklemesi Slavcılık ve Ortodoksları koruma politikası Balkan uluslarını kışkırtması

Almanya’nın 1871’de birliÄŸini saÄŸlayarak Osmanlı Devletine yaklaÅŸmasından rahatsız olan İngiltere’nin Rusya ile yakınlaÅŸma politikası. İngiltere, Rusya ile Tallin (Reval-1908) de gizli bir anlaÅŸma yaparak Rusya’yı İstanbul ve BoÄŸazlar üzerinde serbest bıraktı.

Osmanlı Devletinin Balkanlardaki varlığına son vermek isteyen Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve KaradaÄŸ, Rusya’nın aracılığıyla aralarında anlaÅŸarak Türkleri Balkanlardan atmak istediler. Trablusgarp savaşı da onları cesaretlendirdi. Balkan ulusları Osmanlı Devletinden Makedonya’da ıslahat yapmasını istediler. Bu istekleri reddedilince savaÅŸ ilan ettiler.

I.Balkan Savaşı (1912)

Deneyimli subay ve askerlerin terhis edilmesi, parti çekişmeleri nedeniyle komutanlar arasındaki anlaşmazlıklar, silah, yiyecek, araç-gereç gibi konularda eksikliklerin olması Osmanlı ordusunun cephelerde yenilmesine neden oldu.

Bulgarlar Çatalca’ya kadar gelerek İstanbul’u tehdit etmeye baÅŸladılar. Sırp, KaradaÄŸ ve Yunanlılar Makedonya’yı tamamen iÅŸgal ettiler. Durumdan yararlanan Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti. Yunanlılar İmroz (Gökçeada) ve Bozcaada dışındaki adaları iÅŸgal etti.

Aralık 1912’de Balkan Yarımadasının yeni siyasal haritası belirlenmek üzere Londra konferansı toplandı. Konferans sonunda Balkan devletleriyle Osmanlı Devleti arasında Londra AntlaÅŸması imzalandı.

Midye-Enez çizgisinin batısındaki bütün Balkan toprakları kaybedildi. Midye-Enez çizgisi Osmanlı Devletiyle Bulgaristan arasında sınır kabul edildi.

İmroz ve Bozcaada dışında kalan tüm Ege adaları Yunanistan’a verildi.

Not: Londra konferansı sürerken İstanbul’da İttihat ve Terakki Partisi yöneticileri tarafından bir hükümet darbesi düzenlendi. Bab-ı Ali Baskını verilen bu olayda Kamil PaÅŸa hükümeti düşürülerek Mahmut Åževket PaÅŸanın hükümet kurması saÄŸlandı.

I.Balkan Savaşı Avrupa ve Ege’deki Osmanlı varlığını tamamen sona erdirmiÅŸtir.

II.Balkan Savaşı (1913)

Bulgaristan’ın daha fazla toprak almasını kabul etmeyen Yunanistan, KaradaÄŸ, Sırbistan ve I.Balkan Savaşına katılmayan Romanya birleÅŸerek Bulgaristan’a karşı savaÅŸ açtılar. Bulgarların üst üste yenilmesi, DoÄŸu Trakyadaki birliklerini batıya kaydırmasından faydalanan Osmanlı Ordusu Midye-Enez çizgisini aÅŸarak Edirne ve Kırklareli’ni geri aldı. Bulgarların barış istemesi üzerine 1913’te İstanbul AntlaÅŸması yapıldı.

üEdirne, Kırklareli, Dimetoka Osmanlı Devletine geri verildi. Batı Trakya ve DedeaÄŸaç Bulgaristan’da kaldı.

üYunanistan’la Atina AntlaÅŸması yapıldı. (1913)

üGirit ve Ege adaları Yunanistan’a verildi. Yunanistan’da kalan Türklerin durumu da düzenlendi.

Not: Balkan Devletleri BükreÅŸ AntlaÅŸması (1913) ile Bulgaristan’dan aldıkları toprakları paylaÅŸmışlardır.

Sırbistan ve KaradaÄŸ’ın Osmanlı Devletiyle sınırı kalmadığı için antlaÅŸma imzalanmamıştır.

Batı Trakya, tüm Makedonya, Arnavutluk, Ege adaları kaybedilmiÅŸ Osmanlı Devletinin Avrupa’daki varlığı DoÄŸu Trakya ile sınırlandırılmıştır.

İttihat ve Terakki yöneticileri birçok alanda yeniliklere girişmiş, orduya yeni bir düzen verilmiş, ordu gençleştirilmiştir. Orduyu modernize etmek için Almanlarla işbirliğine girişilmiş bu yakınlaşma Osmanlı Devletinin I.Dünya savaşına girmesine neden olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı (1914-1918)

1-Birinci Dünya Savaşının Sebepleri ve Savaşın Gelişmesi

19.yy içinde Avrupa’da sanayileÅŸme hız kazandı. Bunun sonucu olarak geliÅŸen, geniÅŸleyen sömürgecilik anlayışı diÄŸer kıtaları da etkisi altına aldı. Devletlerin çıkar çatışmaları, karşılıklı ekonomik rekabete dönüştü.

Siyasi birliklerini tamamlayan Almanya ve İtalya, 19.yüzyılın sonlarına doÄŸru kuvvetli birer devlet haline geldiler. Almanya sanayide hızla geliÅŸti. Hammadde ihtiyacını karşılamak için sömürgeciliÄŸe önem verdi, dünya pazarlarının bir bölümünü ele geçirdi. Almanya’nın deniz ticaret filosu önem kazandı. Deniz ticaret filosunu korumak ve sömürgelerini elde tutmak için deniz kuvvetlerini güçlendirdi. Bu durum İngiltere’yi telaÅŸlandırdı. İngiltere ve Almanya arasında rekabet doÄŸdu.

Çıkar çatışmaları, Avrupa devletlerinin kendi aralarında bloklaÅŸmalarına sebep oldu. 1883’te Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluÄŸunu, İtalya “üçlü ittifak” devletlerini oluÅŸturdular. 1907’de buna karşılık İngiltere, Rusya, Fransa “üçlü itilaf” devletlerini oluÅŸturdular.

1914 Haziran ayı sonlarında Saraybosna’yı ziyaret eden Avusturya-Macaristan veliahdı bir Sırp milliyetçi tarafından öldürüldü. Bu olay savaşın baÅŸlamasına bahane oldu. Avusturya-Macaristan İmparatorluÄŸu, Sırbistan’a savaÅŸ ilan etti. Böylece Birinci Dünya Savaşı baÅŸlamış oldu.

Rusya, Sırbistan’ın yanında yeraldı. Fransa Rusya’yı destekledi. Almanlar Fransa ve Rusya’ya savaÅŸ açtı. İngiltere de imzaladığı anlaÅŸma gereÄŸince Fransa ve Rusya’nın yanında savaÅŸa katıldı. Bir süre tarafsız kalan İtalya, batı ve güney Anadolu kıyılarının kendisine verileceÄŸi vaadedildiÄŸi için İtilaf Devletleri yanında yeraldı.

Savaşın Avrupa’da baÅŸlaması uzak doÄŸuya olan ilgiyi azalttı. Japonya Almanya’nın sömürgelerine saldırınca o da savaÅŸa girmiÅŸ oldu. SavaÅŸ devam ederken deÄŸiÅŸik zamanlarda Romanya, Yunanistan, Portekiz, Brezilya, ABD de itilaf (anlaÅŸma) devletleri yanında savaÅŸa katıldılar.

I. Dünya Savaşına Katılan Devletler

Avusturya, Sırbistan: 28 Temmuz 1914

Almanya, Rusya: 1 AÄŸustos 1914

Fransa, Belçika: 3 Ağustos 1914

İngiltere: 5 Ağustos 1914

KaradaÄŸ: Sırbistan’la birlikte savaÅŸa girdiÄŸi kabul edilir.

Japonya: 23 AÄŸustos 1914

Osmanlı İmparatorluğu: 11 Kasım 1914

İtalya: 24 Mayıs 1915

Bulgaristan: 14 Ekim 1915

Romanya: 28 AÄŸustos 1916

ABD: 6 Nisan 1917

Yunanistan: 26 Haziran 1917

Bunun yanı sıra İsviçre, İsveç, Norveç, Danimarka ve İspanya gibi Avrupa Devletleri I.Dünya savaşında tarafsız kaldılar.

Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşına Girmesi

Trablusgarp ve Balkan savaşlarından yeni çıkan Osmanlı Devleti başlangıçta tarafsız kaldı, savaşa katılmadı. Ekonomi zayıf, halk yorgun idi. Bazı devlet adamlarına göre savaşa girmeyip tarafsız kalmak en güvenilir yoldu.

İtilaf (anlaşma) devletleri, Osmanlı Devletinin tarafsız kalmasını istiyordu. Nedeni;

Osmanlı Devleti savaÅŸa katılmasa İngiltere’nin uzak doÄŸuya giden yolu güvenlik altında olacak ve yeni cepheler açılmayacaktı. İtilaf devletleri Osmanlı Devletine kapitülasyonları kaldırabileceklerini söylediler.

Almanya ise Osmanlı Devletinin kendi yanında savaşa girmesini istiyordu. Çünkü Osmanlı Devleti;

Rusya’yı üzerine çekerek DoÄŸu Avrupa cephelerinin ferahlamasına yardım edecekti.

Süveyş kanalının denetimini ele geçirirse, İngiltere sömürgelerine giden yol kapanmış olacaktı.

Anlaşma (itilaf) devletlerini İran ve Irak petrollerinden yoksun bırakacaktı.

Halifelik nüfuzundan yararlanarak İngiliz sömürgelerindeki müslümanları da etkileyecekti.

İktidarda bulunan İttihat ve Terakki partisinin ileri gelenlerinden Enver PaÅŸa Alman taraftarı idi. Almanya savaşı kazanacak Osmanlı Devleti de son zamanlarda kaybettiÄŸi toprakları geri alabilecekti. Enver PaÅŸa ve arkadaÅŸları bu düşüncelerle Almanya ile bir antlaÅŸma yaptılar. Akdeniz’de İngiliz donanmasından kaçan Goben ve Breslav isimli Alman savaÅŸ gemileri Osmanlı Devletine sığındılar. Osmanlı Devleti tarafından savaÅŸ gemilerine Yavuz ve Midilli adı verildi. Gemiler Karadeniz’e çıkıp Rus limanlarını topa tuttular. Bunun üzerine İtilaf devletleri Osmanlı Devletine savaÅŸ açtı. Osmanlı Devleti, I.Dünya savaşına girmiÅŸ oldu. (1914)

Osmanlı Devletinin Savaştığı Cepheler

1-Kafkas Cephesi:

Nedeni:

Almanya, Bakü petrollerini ele geçirmek amacıyla Osmanlıları yönlendirmiÅŸtir. Enver PaÅŸa ise; Panturanizm düşüncesinin etkisiyle Orta Asya’daki Türkleri Rusya etkisinden kurtarıp Osmanlı Devletinin çatısı altında toplamak istemiÅŸtir.

Ruslar, Erzurum, MuÅŸ, Bitlis, Trabzon ve Erzincan illerini ele geçirdiler. Çanakkale savaÅŸlarından sonra bu cephe komutanlığına atanan Mustafa Kemal, MuÅŸ ve Bitlis’i Ruslardan geri almıştır.

Not: Birinci Dünya Savaşı sonlarında Çarlık rejiminin yıkılması sonucu Rusya, Osmanlı Devleti ile Brest Litowsk Barışı’nı imzalayarak 1878 Berlin AntlaÅŸmasıyla almış olduÄŸu Kars, Ardahan, Batum’u geri vermiÅŸtir. Kafkas cephesi savaÅŸları sırasında ele geçirdiÄŸi toprakları da geri vermiÅŸtir.

2-Çanakkale Cephesi:

Nedenleri:

İtilaf devletleri tarafından;

üSosyal ve ekonomik bunalıma düşen Avrupa’nın doÄŸusunda Almanlara karşı zor anlar yaÅŸayan Ruslara yardım etmek

üİstanbul ve boğazları ele geçirerek Osmanlı Devletini savaş dışı bırakmak

üSavaÅŸa henüz girmemiÅŸ olan Balkan Devletlerini kendi yanlarında savaÅŸa sokarak, Bulgaristan ve Avusturya-Macaristan’a karşı yeni bir cephe açmak

üDoÄŸu Akdeniz’deki egemenliklerini saÄŸlamlaÅŸtırmak amaçları doÄŸrultusunda, açılmıştır.

Sonuçları:

üİtilaf Devletlerinin boÄŸazları ve İstanbul’u almaları önlenmiÅŸtir.

üRusya’ya gerekli yardım gönderilememiÅŸtir.

üDoÄŸu cephesinde Almanya’ya üstünlük saÄŸlanamadığı için savaÅŸ uzamıştır.

üİngiliz ve Fransız gemileri büyük kayıplara uğramıştır.

üYarım milyona yakın insanın ölmesine neden olmuştur.

üMustafa Kemal büyük bir üne kavuşmuş, ulusal mücadelenin önderi olarak kabul edilmesinde önemli bir etken olmuştur.

Not: İtilaf Devletleri Bulgaristan’ın savaÅŸa girmesini önlemek için, Makedonya’nın bir kısmını Bulgaristan’a vermek istemiÅŸler Yunanistan ile Sırbistan bu duruma razı olmamışlardır.

Osmanlı Devleti, Bulgaristan’ın kendi yanlarında savaÅŸa girmesi için İstanbul antlaÅŸmasıyla aldığı Dimetoka’yı Bulgaristan’a vermiÅŸtir. Böylece İstanbul-Berlin hattı ulaşımı saÄŸlanmıştır.

3-Kanal Cephesi

Nedenleri:

1-Mısır’ı İngilizlerden geri almak

2-Süveyş kanalını ele geçirerek

Bu cephe, Almanya’nın planlaması ve desteÄŸi ile İngiltere’ye karşı Osmanlı Devleti tarafından açılmıştır.

Sonuçları:

Osmanlı Devleti bu cephede,

1-Arapların İngilizlerle işbirliği yapması

2-Almanya’nın söz verdiÄŸi yardımı göndermemesi

3-İklim koşullarının elverişsizliği, İngilizlerin sayı-malzeme bakımından üstün olması ve cepheyi iyi savunmaları sonucunda başarısız olmuştur.

4-Irak Cephesi

Nedeni;

İngiltere’nin, Türk kuvvetlerinin İran’a ve Hindistan’a girmesini önlemek, kuzeye çıkıp karayolu ile Ruslarla birleÅŸme amacını gerçekleÅŸtirmek istemesi.

Sonucu:

İngilizler, Güney Irak’a ve Aden’e asker çıkardılar. Kütül-Amare’de Türk kuvvetleri tarafından esir edildiler. Bu baÅŸarı uzun sürmedi. Basra’ya yeniden kuvvet çıkaran İngilizler, BaÄŸdat’a kadar ilerlediler.

5-Suriye-Filistin Cephesi

Nedeni:

İngilizler, SüveyÅŸ ve Irak cephelerinde yenilerek, Suriye’ye geri çekilen Osmanlı Ordularını tamamen bu bölgeden çıkarmak, Arapları kışkırtarak onların çoÄŸunlukta oldukları bölgeleri nüfuzları altına almak için saldırıya geçtiler.

Sonucu:

Mustafa Kemal komutasındaki Osmanlı Ordusu (7.Ordu) büyük baÅŸarılar elde etti. Mondros AteÅŸkes AntlaÅŸmasının imzalanması ve Mustafa Kemal’in İstanbul’a geri çaÄŸrılması sonucunda İngilizler Suriye’yi ele geçirmiÅŸlerdir.

6-DiÄŸer Cepheler

Osmanlı Devleti müttefiklerine yardım amacıyla Makedonya ve Galiçya cephelerine de asker göndermiştir. Ancak bu cephelerde de yenilgiler alınmış ve başarı sağlanamamıştır.

Birinci Dünya Savaşının Sonuçları

3 Mart 19182de Rusya Brest-Litowsk antlaÅŸmasını imzalayarak savaÅŸtan çekildi. Kafkas cephesi kapandı. Rusya’nın savaÅŸtan çekilmesiyle İttifak devletleri İtilaf devletlerine üstünlük saÄŸladı. ABD’nin savaÅŸa girmesi bu üstünlüğü sona erdirdi. Savaşın sonucu belirlendi.

Savaş ittifak(bağlaşma) devletlerinin yenilgisiyle sonuçlandı. Milyonlarca insan ölmüş, şehirler yakılıp yıkılmıştır.

Avrupa’nın haritası yeniden çizildi, imparatorluklar yıkıldı ve yerlerine yeni devletler kuruldu. Devletlerin yönetim ÅŸekillerinde köklü deÄŸiÅŸiklikler meydana geldi.

Savaşın getirdiği maddi ve manevi zararlar, devletleri barış ve güvenliği sağlamak, devletler arasında çıkabilecek anlaşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla Milletler Cemiyeti kuruldu.

Bu savaş sonunda imzalanan ateşkes antlaşmaları şunlardır:

1-Bulgaristan, Selanik Ateşkes Antlaşması

2-Avusturya-Macaristan, Villaguiste Ateşkes Antlaşması

3-Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918)

4-Almanya, Rethandes Ateşkes Antlaşması

Ateşkes antlaşmalarından sonra barış görüşmelerine başlandı.

Birinci Dünya Savaşını Bitiren Barış Antlaşmaları

1-Versay Barış Antlaşması (28 Haziran 1919)

İtilaf devletleri ile Almanya arasında imzalanmıştır.

2-Sen Germen Barış Antlaşması (10 Eylül 1919)

İtilaf devletleri ile Avusturya arasında imzalanmıştır.

3-Nöyyı Barış Antlaşması (27 Kasım 1919)

İtilaf devletleri ile Bulgaristan arasında imzalanmıştır.

4-Triyanon Barış Antlaşması (4 Haziran 1920)

İtilaf devletleri ile yeni kurulan Macaristan Krallığı arasında imzalanmıştır.

5-Sevr Barış Antlaşması (10 Ağustos 1920)

İtilaf devletleri ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Fakat TBMM ile Türk halkının kabul etmemesi ve bağımsızlık savaşının başarılı olması sonucunda yürürlüğe girmemiştir.

Birinci Dünya Savaşı Sonunda Osmanlı İmparatorluğunun Durumu

Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918)

Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu devletler topluluğu, Birinci Dünya Savaşında yenilince Osmanlı Devleti de savaştan çekildi. İttihat ve Terakki Partisi üyeleri gizlice yurdu terkettiler. Talat Paşanın istifası üzerine iktidara geçen Ahmet İzzet Paşa hükümeti, İngilizler aracılığıyla Anlaşma (itilaf) devletlerinden barış istedi. Bahriye Nazırı Rauf Beyin başkanlığındaki Osmanlı kurulu ile Anlaşma devletleri adına İngiliz Amirali Caltrop , Limni Adasının Mondros limanında yapılan Mondros Ateşkes Antlaşması Mebusan Meclisi tarafından oybirliği ile kabul edilmiştir. İmzalanma nedenleri:

üAlmanya’nın yenilmesi, Alman desteÄŸi olmadan Osmanlı Devletinin savaşı sürdürecek gücünün olmaması

üWilson İlkelerinin yayınlanması

üİngilizlerin hoşgörüsüyle daha sonra kârlı bir barış antlaşmasının imzalanacağının sanılması

üPadişahın, İngilizlerin yardımıyla saltanatı ve halifeliği korumak istemesi

Not: Padişah V.Mehmet Reşat Birinci Dünya Savaşının son yılında ölmüş, yerine VI.Mehmet Vahdettin geçmiştir.

Mondros Ateşkesinin koşulları:

1-İstanbul ve Çanakkale Boğazları açılacak ve bu yerlerdeki askeri üsler İtilaf devletlerince işgal edilecektir.

2-Ordu terhis edilecek, orduya ait silahlar, taşıtlar, cephane ve donatım İtilaf devletlerine teslim edilecektir.

3-Donanma İtilaf devletlerinin gösterecekleri limanlarda göz altında tutulacaklardır.

4-Osmanlı Devleti müttefikleriyle olan bütün ilişkilerini kesecektir.

5-Toros tünelleri, İtilaf devletleri tarafından işgal edilecektir.

6-Bütün haberleşme, ulaşım araç ve gereçleri İtilaf devletlerinin denetimi altında bulundurulacaktır.

7-İtilaf devletleri, kendi güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa, herhangi bir stratejik noktayı işgal edebilecektir. (7.madde)

8-Anlaşma imzalandığında, Anadolu dışında bulunan Türk askerleri en yakın İtilaf devleti askeri birliklerine teslim olacaktır.

9-Vilayet-i Sitte denilen DoÄŸu Anadolu’daki altı ilde (Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Sivas ve Bitlis) karışıklık çıktığı takdirde İtilaf devletleri bu illerin herhangi bir bölümünü iÅŸgal edebileceklerdir.

Antlaşmanın Önemi:

üBu antlaşma ile Osmanlı Devleti fiilen sona ermiştir.

üKayıtsız şartsız teslim belgesi özelliği taşıyan bu antlaşma, Osmanlı ülkesinin bütünüyle işgal edilmesine elverişli ortam hazırlamaktaydı.

üBoÄŸazların iÅŸgali ile Anadolu ve Rumeli baÄŸlantısı kesilecek İstanbul’un güvenliÄŸi de tehlikeye düşecekti. Osmanlı Devletinin boÄŸazlar üzerindeki egemenliÄŸi sona ermiÅŸ olacaktır.

üOrdunun büyük bir bölümü terhis edilip silahlarına el konulacaktı. Bu uygulama ile Osmanlı Devleti, savunma gücünden yoksun bırakılacaktı.

ü7.maddenin uygulanmasıyla, Wilson ilkelerine göre Türklerin denetiminde kalması gereken Anadolu toprakları da İtilaf devletleri tarafından işgal edilmiştir.

ü24.maddenin uygulanmaya çalışılması sonucunda doğudaki Ermeniler bağımsız bir devlet kurmak amacıyla ayaklanmışlardır.

üToros tünellerinin işgali, telgraf, telefon ve telsizin denetim altında tutulması ülkenin tümüne yönelik işgalin ilk işaretleridir.

Mondros Ateşkes Antlaşmasının Uygulanması

Kısa bir süre sonra;

İngilizler: Musul, Antep, Urfa, MaraÅŸ, Batum, Kars’ı iÅŸgal etmiÅŸler, Samsun ve Merzifon’a asker göndermiÅŸlerdir.

Fransızlar: Dörtyol, Mersin ve Adana yöreleri ile Afyon’u iÅŸgal ettiler.

İtalyanlar: Antalya, Bodrum, Kuşadası, Marmaris, Konya çevresine asker çıkarmışlardır.

13 Kasım 1918’de İtilaf devletleri gemileri İstanbul limanına demir attı. İstanbul fiilen iÅŸgal edildi.

Not: İşgaller karşısında padiÅŸah VI.Mehmet Vahdettin Kanun-i Esasiye’nin maddesine dayanarak “zorunlu siyası sebeplerden dolayı” Meclis-i Mebusan’ı feshetmiÅŸ, böylece meÅŸruti idare süresiz olarak kaldırılmıştır.(21 Aralık 1918)

Osmanlı İmparatorluğunun Paylaşılması Tasarıları

Anlaşma (itilaf) Devletleri Birinci Dünya Savaşı sırasında yaptıkları gizli antlaşmalarla Osmanlı İmparatorluğunu kağıt üzerinde paylaşmışlardır. Bundan dolayı Mondros Ateşkes antlaşmasının çok ağır koşullar taşıması bir rastlantı değildir.

İngiltere; Fransa ve Rusya aralarında Sykes Pykot Antlaşmasını imzalamışlardır. (1916) Antlaşmaya göre

İngiltere’ye; Ürdün ve Irak,

Fransa’ya Suriye, Kuzey Irak ve Mersin’den Mardin’e kadar uzanan iç bölgeler,

Rusya’ya; BoÄŸazlar ve DoÄŸu Anadolu verildi.

Not: Bu paylaÅŸma planında Rusya’nın Birinci Dünya Savaşından çekilmesiyle deÄŸiÅŸiklik olmuÅŸtur. İtilaf Devletleri BoÄŸazlarda uluslararası bir komisyon kurmayı, DoÄŸu Anadolu’da ise kendilerine baÄŸlı uydu bir Ermeni devleti yaÅŸatmayı planlamışlardır.

Paris Barış Konferansı (18 Ocak 1919)

Toplanma amacı: İtilaf Devletleri, I.Dünya Savaşından yenik ayrılan devletlerle yapacakları antlaÅŸmaların esaslarını saptamak amacıyla toplanmışlardır. 32 devletin temsilcileri katılmıştır. Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan’la imzalanacak barış antlaÅŸmaları hazırlanmıştır.

Konferans sürerken İngiltere, Batı Anadolu’daki müslümanların, hristiyanları katletmek üzere olduklarını ileri sürmüş ve Rumların sayıca fazla olduklarını bahane ederek Amerikan delegelerini etkilemiÅŸ Anadolu’nun paylaşılmasına Yunanistan’ı da ortak etmiÅŸtir. Bunun nedenler:

1-İngiltere’nin DoÄŸu Akdeniz’deki çıkarlarını sürdürmek istemesi

2-Batı Anadolu’da çıkarları bulunan İngilizlerin İtalya’ya güvenememesi, İtalya gibi güçlü bir devlet yerine kukla Yunanistan’ı tercih etmesi

3-Yunanlıların, Ege bölgesinin kendilerine ait olduğu ve bu bölgede nüfus yoğunluğuna sahip oldukları şeklinde propaganda yapmaları

Yukarıda sıralanan nedenler İtalya’nın İtilaf Devletleri’nden kopma sürecini baÅŸlattı.

Azınlıkların Çalışmaları

AnlaÅŸma Devletleri’nin iÅŸgalleri Rum ve Ermeni azınlıkları da harekete geçirdi. AnlaÅŸma Devletleri kendi iÅŸgallerini nasıl Mondros AteÅŸkes AntlaÅŸmasına dayandırıyorlarsa; Rum ve Ermeni azınlıklar da Türk yurdundan pay istemek için Wilson ilkelerini kendilerine dayanak aldılar.

Wilson İlkeleri:

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson, savaşa girerken bir bildiri yayınlamıştı. Bu bildiri ile İttifak (Bağdaşma) devletlerine güvenceler vererek savaşın bir an önce bitmesi için bazı temel ilkeler belirleniyordu. Bu ilkelere göre;

1-SavaÅŸ sonunda, yenenler yenilenlerden toprak almayacaklar.

2-Yenenler yenilenlerden savaş tazminatı istemeyecekler

3-Anlaşmazlıkları barış yoluyla çözümlemek için uluslararası bir örgüt oluşturulacak

4-Devletler arasında gizli antlaşmalar yapılmayacak

5-Osmanlı Devleti ile ilgili maddesine göre;

ØOsmanlı İmparatorluğunun Türk bölgelerine kesin egemenlik tanınmalıdır. Ancak, Türk egemenliğinde yaşayan başka uluslara da kendi kendini yönetme hakkı verilmelidir.

ØBoğazlar her devlete açık olmalıdır.

Wilson ilkeleri, Osmanlı Devletinin durumunu belirlemek için nüfus ölçüsünü ortaya atmıştır. İşte Rum ve Ermeni azınlıklar bu ölçüyü kendi çıkarlarına yorumlayarak çalışmalara giriÅŸtiler. Hiçbir ilde Rumlar ve Ermeniler çoÄŸunluk oluÅŸturmadıkları halde belli bölgelerde “çoÄŸunluktayız” savlarıyla ortaya çıktılar.

İzmir’in İşgali (15 Mayıs 1919)

Paris Barış Konferansında, İngilizlerin isteÄŸiyle Anadolu’nun paylaşılmasına ortak edilen Yunanistan konferansta alınan kararlar gereÄŸi İzmir’e asker çıkarıp, iÅŸgal etmiÅŸ ve binlerce Türkün öldürülmesine neden olmuÅŸtur.

Padişah ve İstanbul Hükümetinin işgaller karşısında kayıtsız kalmaları üzerine tüm yurtta işgalleri kınayan miting ve gösteriler yapılmıştır. Yunan ordusunun işgali iç bölgelere kaydırması sonucunda Kuva-i Milliye oluşmaya başlamıştır.

İzmir’in iÅŸgali; Türkler arasında birleÅŸtirici bir etki yapmış, ulusal bilincin uyanmasına ve hızla yayılmasına neden olmuÅŸtur.

Osmanlı Devletinde Siyasi Gelişmeler ve Cemiyetler

Osmanlı Devletinin I.Dünya Savaşından çekilmesinden sonra, ülkeyi savaÅŸa sokan İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri yurdu terketmiÅŸlerdir. Sadrazamlığa Ahmet İzzet PaÅŸa getirilmiÅŸtir. Sadrazam padiÅŸahla itilaf devletlerine karşı izlenecek politikada anlaÅŸmazlığa düşmüşlerdir. Ahmet İzzet PaÅŸa görevden çekilmiÅŸ, yerine atanan Tevfik PaÅŸa hükümeti kurmuÅŸtur. Bir süre sonra o da görevden ayrılmış ve yerine padiÅŸahla aynı görüşleri paylaÅŸan Damat Ferit PaÅŸa gelmiÅŸtir. Yeni sadrazam padiÅŸah gibi düşünüyor İngiltere’nin koruyuculuÄŸunu saÄŸlamaktan baÅŸka çıkar yol olmadığını açıkça söylüyordu. Damat Ferit PaÅŸa hükümetinin bu tutumu Mustafa Kemal PaÅŸa’nın Amasya Genelgesindeki “Hükümet görevlerinin gereklerini yerine getiremiyor. Bu durum ulusumuzu yok tanıtıyor.” yargısının gerekçesini oluÅŸturacaktır.

Ulusal Varlığa Zararlı Cemiyetler

1-Azınlıkların kurduğu zararlı cemiyetler

a-Mavi Mira DerneÄŸi:

Rum kilisesinin desteÄŸindeki bu derneÄŸin amacı İstanbul, Bursa, Bandırma, TekirdaÄŸ, Kırklareli yörelerindeki Rum azınlığı, örgütlemek, silahlandırmak, çeteler kurmak, Yunanistan yararına kamuoyu yaratmak ve Türk halkına karşı çete savaşını sürdürmektir. Göçmenler komisyonu, Rum okullarının izcilik kolları, Yunan Kızılhaç örgütü, bazı yabancı okullar Anadolu’daki Rum kiliseleri bu derneÄŸin direktifleri ile çalışmaktadır.

b-Pontus Rum DerneÄŸi:

Yeniden canlandırılan Etnik-i Eterya derneği ile birlikte, Doğu Karadeniz illerindeki çalışmalarını yoğunlaştırıyordu. Bu bölgede ayrı bir Rum devleti kurmak istemiştir.

c-Ermenilerin KurduÄŸu Cemiyetler

Ermeni patriÄŸi Zevan efendi Rum dernekleri ile beraber çalışarak bir Rum-Ermeni birliÄŸi komitesi oluÅŸturmuÅŸtur. Ermeni örgütleri DoÄŸu Anadolu’da geniÅŸ bir bölgeyi içine alacak bir Ermeni devleti amaçlıyordu. Özellikle ABD ve Fransa’dan destek görüyordu. (Hınçak ve TaÅŸnak Cemiyetleri)

2-Türklerin Kurduğu Zararlı Cemiyetler

a-Sulh ve Selameti Osmaniye Fırkası:

Vatanın kurtuluşunun, padişahın ve halifenin buyruklarına sıkı sıkıya uymakla mümkün olacağına inanan bir cemiyettir. İngilizlerden maddi destek görmüştür.

b-Kürt Teali Cemiyeti:

Amacı Wilson ilkelerinden faydalanarak bağımsız Kürdistan devletini kurmaktır. Dernek ulusal kurtuluş hareketine karşı çıkmıştır.

c-Teali İslam Cemiyeti:

Halifenin buyruklarına ve ÅŸeriat kurallarına uymakla Osmanlı Devletinin kurtulacağını savunur. İstanbul’da medrese öğrencileri tarafından kurulmuÅŸtur. Konya’da da ÅŸubeler açmıştır.

d-Wilson İlkeleri Cemiyeti:

Bu cemiyetin kurucuları Amerikan mandasına taraftardırlar.

e-Hürriyet ve İtilaf Fırkası:

1911 yılında İttihat ve Terakki Cemiyetine karşı kurulan bu parti, Mondros Ateşkes antlaşmasından sonra ulusal mücadeleye karşı olan cemiyetleri bünyesinde toplamıştır.

f-İngiliz Muhipler (Sevenler) Cemiyeti:

İngiliz gizli servisince yönlendirilen dernek, İngiltere’nin doÄŸu siyasetini destekler. Merkezi İstanbul’du. İngiltere ile Osmanlı saltanatı arasındaki iliÅŸkileri kuvvetlendirmek amacıyla kuruldu. Çalışmaları Hürriyet ve İtilaf fırkasınca desteklendi. Asıl amacı, ulusal direniÅŸ giriÅŸimlerini yok etmektir.

Ulusal Cemiyetler

Ortak özellikleri

1-Bölgesel amaçlarla kurulmuşlardır.

2-Yayın yoluyla bulundukları bölgelerde, Türklerin çoğunlukta olduklarını dünya kamuoyuna duyurarak işgallerin haksızlığını savunmuşlardır.

3-İşgalleri ve azınlık faaliyetleri engellemek amacıyla kurulmuşlardır.

4-Birbirlerinden kopuk ve bağımsız hareket etmişlerdir.

5-Gerekirse silahlı mücadele başvurma kararı almışlardır.

6-Ulusal bilincin gelişmesine, yayılmasına, canlı tutulmasına kaynak olmuşlardır.

7-Sivas kongresinde (7 Eylül 1919) Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleşerek ulusal nitelik kazanmışlardır.

a-Trakya PaÅŸaeli Cemiyeti:

Edirne merkezidir. Trakya ve Marmara’nın Yunanistan’a verilmesini önlemeye ve bölgedeki azınlıkların yıkıcı faaliyetlerini engellemeye çalışmışlardır. Silahlı direniÅŸ hazırlıkları yapmıştır.

b-İzmir Müdafaa-i Hukuk-i Osmaniye Cemiyeti:

İşgalden önce İzmir’de kurulan bu cemiyet, İzmir’in ve Batı Anadolu’nun Yunanistan’a verilmesini engellemeye çalışmış, düşman iÅŸgaline silahla karşı koymayı ilke olarak kabul etmiÅŸtir. Bölgesel direnme kuruluÅŸlarına silah, cephane saÄŸlamakta yardımcı olmuÅŸtur.

Cemiyet ismini İzmir’in iÅŸgal edileceÄŸi haberinin alınması üzerine “İzmir Reddi İlhak Cemiyeti” olarak deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir.

c-Kilikyalılar Cemiyeti:

İstanbul’da kuruldu. Amacı, Adana ve çevresindeki düşman iÅŸgallerine karşı, direniÅŸ hareketlerini teÅŸkilatlandırmaktır.

d-Trabzon Muhafaza-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti:

Trabzon ve çevresinin Rumlara verilmesini ve Pontus Rum devletinin kurulmasını önlemek için kuruldu.

e-Şark İlleri Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti:

Genel merkezi İstanbul’da olan bu cemiyet Erzurum ve Elazığ’da ÅŸubeler açmıştır.

Doğu illerimizin Ermenilere verilmesini engellemek amacıyla kuruldu.

Ermeniler lehine yapılan propagandaları engellemek için çalışmıştır.

Hiçbir ÅŸekilde göç edilmemesini, DoÄŸu Anadolu’nun tarihi ve kültürü ile Türk yurdunun ayrılmaz bir parçası olduÄŸunu savunuyordu.

Daha sonra Erzurum Kongresinin toplanmasını sağlamıştır.

Ulusal Varlığa Zararlı Cemiyetler Ulusal Cemiyetler

1-Azınlıkların kurduğu zararlı cemiyetler

a-Mavi Mira derneÄŸi

b-Pontus-Rum derneÄŸi

c-Ermenilerin kurduÄŸu cemiyetler

(Hınçak ve Taşnak cemiyetleri)

a-Trakya Paşaeli Cemiyeti b-İzmir Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti (İzmir Reddi İlhak Cemiyeti) c-Kilikyalılar Cemiyeti d-Trabzon Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti e-Şark İlleri Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti 2-Türklerin kurdukları zararlı cemiyetler

a-Sulh ve Selameti Osmaniye Fırkası

b-Kürt Teali Cemiyeti

c-Teali İslam Cemiyeti

d-Wilson Prensipleri Cemiyeti

e-İngiliz Muhipler (sevenler) Cemiyeti

Kurtuluş Savaşı

Kurtuluş Savaşı

Nutuk 15-20 Ekim 1927’de Cumhuriyet Halk Fırkasının Ankara’daki ikinci kongresinde okunmuÅŸtur.

A-Hazırlık Dönemi

1-Kuvayi Milliye Hareketi

a-Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşından yenik ayrılmıştır.

b-Mondros Ateşkes antlaşmasını imzalamıştır.

c-Ordunun büyük bir kısmı terhis edilmiş, elinden silahları alınmış, vatan savunma gücünden yoksun bırakılmıştır.

d-Osmanlı Hükümeti, bu olumsuz gelişmeler karşısında kayıtsız kalmış, işgal devletleriyle işbirliğine gitmiştir.

Bu sebepler milletin tepkisine yol açmış Kuvayi Milliye’nin (Ulusal Kuvvetlerin) oluÅŸmasına neden olmuÅŸtur.

Vatanı koruma ve bağımsız yaşama duygusunu harekete geçirdi. Ulusal derneklerin miting ve yayın yoluyla, mahalli kurtuluş birliklerinin silahlı, işgal kuvvetlerine karşı başlattıkları direnme hareketlerine Kuvayi Milliye Hareketi denir. Bu hareketin özel amacı sadece belli bir bölgenin kurtarılmasına yöneliktir.

Kuvayi Milliye Birlikleri

a-Düzenli bir ordu niteliğine sahip değildi. Eli silah tutan herkesin katıldığı küçük silahlı gruplardı.

b-Düşman ordusunu yıpratarak ilerleyişlerini yavaşlatmışlardır.

c-İçinde önceden dağıtılmış ordu mensupları ve her kesimden halk vardı.

d-Düzenli ordu kurulması aşamasına kadar askeri boşluğu doldurmuşlardır.

e-TBMM’ye karşı çıkan ayaklanmaların bastırılmasında etkin rol oynamışlardır.

f-Ulusal bilincin uyandırılmasını sağlamışlardır. Ortak düşünce, vatan topraklarını savunmak ve Türk ulusunu onuruyla yaşatmaktı.

Not: Mondros AteÅŸkes AntlaÅŸmasının imzalanmasından sonra 1918’de Trakya’nın yunanlılarca iÅŸgaline karşı koymak amacıyla “Trakya PaÅŸaeli Cemiyeti” kuruldu. Bu dernek, düşman hareketlerine karşı kurulan ilk hareketi oluÅŸturmuÅŸtur. İzmir’in iÅŸgalinden sonra ise bu tür dernekler ve silahlı direnişçilerin sayıları artmış, bunların tümüne “Kuvayi Milliye” denilmiÅŸtir.

2-Batı Cephesinin Kurulması

Yunanlılar İzmir’i iÅŸgal ettikten sonra; Yunan birlikleri Menemen, Manisa ve Turgutlu’ya girdiler. Milli kuvvetlerin direnmesiyle karşılaÅŸtıkalrı için daha fazla ileriye gidemediler.

Güneye doÄŸru ilerleyen düşman kuvvetleri Aydın ve Nazilli’ye girmiÅŸlerdir.

Bir yandan da denizden çıkardıkları kuvvetlerle Ayvalık’ı iÅŸgal etmiÅŸlerdir.

Menemen üzerinden hareket eden düşman birlikleri Bergama’yı iÅŸgal etti.

Düşmana karşı direnmenin giderek artması, bazı bölgelerde zafer sayılabilecek baÅŸarıların kazanılması, ulusal bilincin güçlenmesine yardımcı olmuÅŸtur. 1919 yılı Temmuz ve AÄŸustos aylarında Balıkesir ve AlaÅŸehir ‘de toplanan Milli kongrelerle Batı Anadolu’daki Kuvayi Milliye birliklerinin insan ve malzeme açısından desteklenmesine ve ortak bir cephe oluÅŸturulmasına çalışılmıştır.

Bu çalışmalar sonucunda Yunanlılar karşısında Ayvalık kıyılarından başlayıp Soma, Akhisar, Salihli, Nazilli kasabalarının batısından geçen bir hat üzerinde ulusal bir cephe (Batı Cephesi) oluşturulmuştur.

Sivas Kongresinde alınan karar sonucu 9 Eylül 1919’da Ali Fuat (Cebesoy) PaÅŸa Batı Anadolu’daki Kuvayi Milliye birliklerine komutan olarak atanmıştır.

3-Mustafa Kemal’in Samsun’a Çıkışı (19 Mayıs 1919)

Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından TBMM’nin açılışına kadar geçen süre ulusal mücadelenin hazırlık dönemini oluÅŸturur ve kongreler dönemi olarak adlandırılır.

Mustafa Kemal; İstanbul’un resmen olmasa da iÅŸgal altında bulunmasından dolayı kurtuluÅŸun ancak Anadolu’da gerçekleÅŸtirileceÄŸine inanıyordu.

30 Nisan 1919’da 9.Ordu müfettiÅŸliÄŸine atanan Mustafa Kemal’in padiÅŸahça bu göreve getirilmesinin nedenleri ÅŸunlardır.

1-Birinci Dünya Savaşına Osmanlı Devletinin girmesine neden olan İttihatçı asker kadro ile ters düşmesi ve bu kadroyu eleştirmesi

2-İstanbul’a geldikten sonra padiÅŸah ve çevresinde güven verici bir izlenim bırakması, o dönemin ünlü komutanlarından biri olması

3-İstanbul hükümetinin, DoÄŸu Karadeniz’de Pontuscu rumlara karşı sivil direnişçilerle birleÅŸen askerler üzerinde Mustafa Kemal’in caydırıcı bir etki yapacağını düşünmesi

Mustafa Kemal’in gerçekleÅŸtirmek istediÄŸi temel amaç nedir?

Türk halkını, tehlikelere karşı uyarıp halkı örgütlemek ve bağımsızlık mücadelesini başlatarak kayıtsız şartsız ulus egemenliğine dayanan bağımsız bir Türk Devleti kurmaktır.

Bölgedeki tüm askeri ve sivil makamlara emir verme yetkisi olan Mustafa Kemal Samsun’da;

a-Bütün yurttaki orduların ve silahların anlaşma devletlerine teslimini engellemeye çalıştı.

b-Müdafaa-i Hukuk gruplarıyla iliÅŸki kurarak “bölgesel kurtuluÅŸ” görüşünü ulusal bir niteliÄŸe ve birliÄŸe yükseltmeye çalıştı.

19 Mayıs-25 Mayıs 1919 tarihleri arasında Samsun’da kalan Mustafa Kemal, İngilizlerin denetimindeki bir ÅŸehirde istediklerini yapamayacağı için 25 Mayıs’ta Havza’ya geçti. Burada;

1-Anadolu’da dağınık bulunan birliklerin komutanlarını kendisine baÄŸladı.

2-Ateşkes hükümlerine göre askerlerin terhislerini önlemeye çalıştı.

3-Yurdun her köşesinde mitingler düzenlettirme yolunda buyruklar verdi.

4-Yapılacak mitinglerde azınlıklara kötü davranılmamasını istedi.

Mustafa Kemal Paşa, hem ordunun hem de ulusun savaşa hazır hale getirilebilmesi amacıyla çeşitli komutanlarla (Erzurum-Kazım Karabekir, Sivas-Rıfat Bele, Ankara-Ali Fuat Cebesoy) görüş birliğine varmıştır.

4-İşgallere Karşı İlk Direniş

İşgal kuvvetlerine karşı ilk direniÅŸ Güney cephesinde Dörtyol’da baÅŸladı. 19 Aralık 1918 halk, Fransızlara silahla karşı koydu.

5-Amasya Genelgesi – 22 Haziran 1919

12 Haziran 1919’da Amasya’ya geçen Mustafa Kemal, burada hazırladığı genelgeyi tüm valiliklere ve ordu komutanlıklarına göndermiÅŸtir. Genelgenin halk üzerindeki etkisini artırmak amacıyla Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy’a da imzalatmıştır.

Mustafa Kemal bu genelge ile, ülkenin içinde bulunduğu durumu, İstanbul hükümetinin tutumunu, bu durumdan nasıl kurtulabileceğimizi ve yapılacak işleri şöyle belirlemiştir:

1-Vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı tehlikededir.

2-İstanbul’daki hükümet üstlendiÄŸi sorumluluÄŸun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum ulusumuzu yok olmuÅŸ gibi göstermektedir.

3-Ulusun bağımsızlığını yine ulusun dayanma gücü ve kararlığı kurtaracaktır.

4-Ulusun durumunu gözden geçirmek ve hak isteyen sesini dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden uzak bir ulusal kurulun varlığı gereklidir.

5-Anadolu’nun her yönden en güvenli yeri olan Sivas’ta ulusal bir kongrenin toplanması kararlaÅŸtırılmıştır.

6-Bunun için tüm illerin her bölgesinden ulusun güvenini kazanmış üç delegenin seçilerek olabildiğince hızla yetişmek üzere, hemen yola çıkarılması gerekmektedir. Her olasılığa karşı, durumun ulusal bir sır olarak saklanması gereklidir.

7-Ulusal kongreye katılacak delegelerin seçimini Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak dernekleri ile belediyeler yapacaklardır.

8-Askeri ve ulusal birlikler hiçbir biçimde dağıtılmıyacaklardır.

Önemi:

1-Kurtuluş Savaşının amacını, gerekçesini ve yöntemini açıklamıştır.

Amacı: Yurdu kurtarmak

Gerekçe ve yöntemi: İstanbul hükümetinin görev yapmaması nedeniyle ulusun kendi kendini kurtarmak zorunda olması

2-KurtuluÅŸ savaşı için atılmış ilk önemli adım olup, Türk ulusu ilk kez hem AnlaÅŸma devletlerine hem de Osmanlı hükümetine karşı ayaklanmaya davet edilmiÅŸtir. Bir “ihtilal beyannamesi” niteliÄŸindedir.

3-Türk halkına, ulusal egemenliğine kavuşması için yapılan bir çağrıdır. İlk kez ulusal egemenlik ilkesinden söz edilmiştir.

4-Kurtuluş çalışmaları için ulusal kurulun gerektiği, kongreler yoluyla örgütlenme kararlaştırılmıştır. Çözümler önerilmiştir.

İngilizlerin baskısı sonucunda 23 Haziran’a Mustafa Kemal 9. Ordu müfettiÅŸliÄŸinden alınmış ve kendisiyle hiçbir iliÅŸkiye girilmemesi, sözünün dinlenmemesi bütün ülkeye duyurulmuÅŸtur.

Mustafa Kemal 8-9 Temmuz 1919’da askerlik mesleÄŸinden ayrıldığını İstanbul’a bildirmiÅŸtir.

6-Erzurum Kongresi (23 Temmuz-7 AÄŸustos 1919)

Mondros AteÅŸkes AntlaÅŸmasının bir maddesine göre, DoÄŸu Anadolu’daki altı ilde karışıklıklar çıktığı takdirde bu yerler iÅŸgal edilebilecekti. Bu maddede asıl amaç, DoÄŸu Anadolu’da Ermenilere yurt saÄŸlamaktı.

Doğu illerinin haklarının savunulması gerekiyordu. Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bu amaçla kuruldu. Cemiyet oluşacak tehlikelere karşı mücadelenin yöntem ve hedeflerini belirlemek için bir kongre toplamaya karar verdi.

Bitlis, Erzurum, Sivas ve Trabzon delegelerinin katılmasıyla toplanmıştır. 23 Temmuz 1919’da toplanan kongre Mustafa Kemal’i Kongre baÅŸkanlığına seçti. 14 gün süren kongrede bir “tüzük” ile bir “bildiri” hazırlandı. Alınan kararlar:

1-Ulusal sınırlar için vatan bir bütündür, bölünemez.

2-Ne türlü olursa olsun, yabancıların topraklarımıza girmesine ve işlerimize karışmasına karşıyız. Ve Osmanlı hükümetinin dağılması halinde , ulus birlikte direnecek ve yurdu savunacaktır.

3-Yurdun ve bağımsızlığının korunmasına ve güvenliğin sağlanmasına İstanbul hükümetinin gücü yetmezse, amacı gerçekleştirmek için, geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri ulusal kongrece seçilecektir. Kongre toplanmamışsa bu seçimi Temsilciler kurulu yapacaktır.

4-Ulusal gücü etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak temel ilkedir.

5-Hıristiyan azınlıklara siyasal egemenliğimizi ve toplumsal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.

6-Yabancı devletlerin koruyuculuğu ve güdümü kabul edilemez.

7 AÄŸustos 1919’da kongre Mustafa Kemal baÅŸkanlığında, dokuz kiÅŸilik bir temsil heyetini seçerek çalışmalarına baÅŸladı.

Önemi:

1-Ulusal sınırlar içinde vatanın bir bütün olduğu ve milli güçlerle ulusal egemenliğin sağlanması gerektiği ilk defa Erzurum kongresinde kararlaştırılmıştır.

2-Amacı, toplanış şekli, niteliği bakımından bölgesel olmakla beraber işgallere karşı, yurdun her yanında mücadele edilmesi gerektiği kararlaştırılmıştır. Bu nedenle, ulusal nitelikli, ulusal egemenliğin gerçekleştirilmesini esas alan ilk kongredir.

3-İlk kez yeni bir devletin kurulması düşüncesi belirtilmiştir.

4-İlk kez manda ve himaye fikri reddedilmiş, ilk kez yabancı ve azınlıklara ayrıcalıklar verilmeyeceği açıklanmıştır.

5-Sivas kongresine ışık tutmuş, ana ilkeleri saptayarak yaygınlaştırmış, Misak-ı milli kararlarına öncülük etmiştir.

7-Balıkesir Kongresi (26-30 Temmuz)

Toplanış amacı ve aldığı kararlar bakımından bölgesel bir kongredir. Yunanlılara karşı mücadele etmek amacıyla toplanmıştır. Ege Bölgesindeki direnişin örgütlenmesinde etkili olmuş, padişaha bağlılık bildirilmiştir. Amasya genelgesini onaylamıştır.

8-AlaÅŸehir Kongresi (15-25 AÄŸustos 1919)

Balıkesir ve Erzurum kongresi sonuçlarını görüşmek için toplanmıştır. Bölgesel nitelikte bir kongredir.

1-Amasya Genelgesi kararlarına uyulması onaylanmıştır.

2-Batı Anadolu’da Yunanlılara karşı direnilecek, silahlanma, askere alınma gibi her türlü iÅŸlem yapılacaktı.

3-Gerekirse anlaşma devletlerinden de yardım istenecekti.

4-Sivas kongresi katılma konusunda kongre üyeleri pek olumlu düşünmemiştir.

9-Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919)

Amasya Genelgesinde alınan karar doÄŸrultusunda Eylül’de çalışmalarına baÅŸladı.

Sivas kongresinde;

1-Vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığının sağlanması konusunda, Erzurum kongresinde alınmış olan kararlar aynen kabul edildi.

2-Türk vatanının parçalanmasını önlemek için Anadolu ve Rumeli’de etkin olan direniÅŸ örgütleri “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleÅŸtirilmiÅŸtir.

3-Kongre Mustafa Kemal’in baÅŸkanlığında bir Temsil Heyeti seçerek çalışmalarını tamamladı. Temsil Heyeti’ne, kongre adına görev yapma yetkisi verildi.

4-Yayın yoluyla propaganda için İrade-i Milliye Gazetesinin çıkarılması kararlaştırılmıştır.

5-Padişah tarafından kapatılan Osmanlı Mebuslar Meclisinin toplanmasına çalışılacağı belirtilmiştir.

6-Batı Anadolu’da Kuvayi Milliye komutanlığına Ali Fuat PaÅŸa getirilmiÅŸtir.

Önemi:

1-Ulusal derneklerin birleştirilmesiyle kuvvetlerin bir merkezden aynı amaç doğrultusunda yönlendirilmesi sağlandı.

2-Bağımsızlık için manda gibi isteklerden vazgeçilmiştir.

3-İstanbul’daki hükümetin tutumuna karşı kesinlikle cephe alınmış ve padiÅŸaha Meclis-i Mebusan’ı toplaması için baskıda bulunulmuÅŸtu.

4-Sivas Kongresi amacı, toplanış biçimi ve aldığı kararlarla ulusal bir kongredir.

5-Temsil Heyetini oluşturarak TBMM açılana kadar, Anadolu hareketini yürütme görevini üstlenmiştir.

6-Ali Fuat Paşanın atanmasıyla ilk kez yürütme gücünü kullanmıştır.

7-Taşıdığı özellikleriyle milli egemenliğin gerçekleştirilmesinde önemli bir adım atmıştır.

8-Sivas Kongresinde Temsil Heyetinin sayısı 16 kiÅŸiye çıkarılarak “Heyet-i Temsiliye vatanın Heyet-i Umumiyesini temsil eder.” kararı alındı.

10-Osmanlı Hükümetleri ve Temsil Heyeti

Mustafa Kemal İstanbul’da yasal bir hükümet kuruluncaya kadar Anadolu ile İstanbul’un resmi haberleÅŸmesinin kesilmesini emretti. Hükümetle ilgili yazışmaların Sivas’taki Temsil Heyeti ile yapılmasını ilgililere bildirdi. Bunun üzerine fazla direnemeyen Damat Ferit PaÅŸa, istifa etmek zorunda kaldı. 4 Ekim 1919’da yerine Ali Rıza PaÅŸa atandı. Böylece Sivas Kongresinde öngörülen hedeflerden biri gerçekleÅŸmiÅŸ oluyordu.

11-Amasya Görüşmesi (20-22 Ekim 1919)

Amasya Görüşmeleri İstanbul Hükümetinin temsilcileriyle Anadolu arasında geçmiştir. Şu konularda anlaşmaya varıldı.

1-Türk vatanının bağımsızlığı ve bütünlüğü korunacaktır.

2-Müslüman olmayan topluluklara siyasi egemenlik ve sosyal dengemizi bozacak nitelikteki haklar verilmeyecektir.

3-Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin hukuki varlığını İstanbul hükümeti tanıyacaktır.

4-Mebuslar Meclisi, Anadolu’da İstanbul hükümetinin uygun göreceÄŸi güvenilir bir yerde toplanacaktır. Milletvekili seçimi serbest ve müdahalesiz yapılacaktır.

Önemi:

1-İstanbul hükümetinin, Anadolu hareketini tanıdığını gösteriyor.

2-Mustafa Kemal, Temsil Heyeti’ni yeni bir devletin hükümetiymiÅŸ gibi Osmanlı Hükümetinin karşısında oturtmuÅŸ ve isteklerinin çoÄŸunluÄŸunu kabul ettirmiÅŸtir. Temsil Heyetinin hem nüfuzunu hem de güvenilirliÄŸini artırmıştır.

3-O dönem kadar Anadolu’ya katılmakta tereddüt edenlerin kesin karar vererek, Anadolu hareketlerine katılmaları hızlanmıştır.

Belirtilen kararları İstanbul Hükümeti kabul etmedi.

12-Temsil Kurulunun Ankara’ya Gelmesi (27 Aralık 1919)

Meclise katılacak mebuslarla görüşmek üzere Ankara’ya giden Atatürk, bu arada Temsilciler Kurulu’nun Sivas’tan Ankara’ya taşınmasına karar verdi.

Ankara’nın merkez seçilme nedenleri:

1-Anadolu’nun her yeriyle haberleÅŸme ve ulaşımın yeterli olması

2-İstanbul’a yakın olması, hükümet çalışmalarının kolayca izlenebileceÄŸi

3-Cephelere yakın olması, Kuvayi Milliye ile iletişim sağlayabilecek konumda olması

4-Ankara henüz işgale uğramamış güvenli bir konumdaydı.

Ankara ulusal mücadelenin merkezi oldu. Burada alınan kararlar yurdun her tarafında yankılanmaya, bağımsızlık savaşı da adım adım amacına ulaşmaya başladı.

13-Meclisi-i Mebusan’ın Açılması

Seçimler yapılıyordu. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin adayları her yerde kazanıyordu. Mustafa Kemal Erzurum milletvekili seçilmiÅŸtir.

Mustafa Kemal, Meclis-i Mebusan’dan Müdafaa-i Hukuk grubunun oluÅŸmasını ve İstanbul’a gitmemesine raÄŸmen kendisinin meclis baÅŸkanı seçilmesini istemiÅŸtir. Böylece Anadolu’daki ulusal hareketin Meclisi Mebusana egemen olduÄŸu anlatılmış olacak ve Müdafaa-i Hukuk grubunun öncülüğünde yurdun kurtarılması için kararlar alınacaktı.

Meclis 12 Ocak 1920’de toplandı.

Mustafa Kemal başına getirilmemiÅŸ, Müdafaa-i Hukuk grubu yerine “Felah-ı Vatan” (Vatanın KurtuluÅŸu) grubu oluÅŸmuÅŸtur. ReÅŸat Hikmet Bey de meclis baÅŸkanlığına seçildi.

28 Ocak 1920’de “Misak-ı Milli” (Ulusal And) kabul edildi.

Not: Misak-ı Milli, Amasya Genelgesinden beri yapılan hazırlıkların, oluÅŸan bilincin son Osmanlı Parlamentosu’nda benimsenmesidir.

Misak-ı Milli’nin kapsamı:

1-30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi imzalandığı andaki sınırlar esas alınarak kabul edilecektir. Düşman kuvvetlerinin işgali altında bulunan, çoğunluğu Arap olan yerlerin kaderi, ora halkının serbestçe vereceği karara bağlı kalacaktır.

2-Halkın oyu ile Anavatana katılan Kars, Ardahan, Artvin için gerekirse tekrar oylama yapılacaktır.

3-Batı Trakya’nın hukuki durumu, ora halkının serbestlikle beyan edeceÄŸi oya uygun olacaktır.

4-İstanbul ve Marmara her türlü tehlikeden uzak tutulursa, boğazların dünya ticaretine açılması mümkün olacaktır.

5-Azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki müslüman halkın haklarının korunması koşuluyla kabul edilecektir.

6-Milli ve ekonomik gelişmemizi sağlamak amacıyla, tam bir bağımsızlık sağlanması gerekir. Kapitülasyonlar kaldırılmalıdır. Bunlar kabul edilmezse barış yapmak imkansızdır.

Önemi:

1-Milli ve bölünmez bir Türk ülkesinin sınırları belirlenmiştir.

2-Kongrelerde belirlenen ulusal isteklerin Osmanlı Parlamentosuna yansımasıdır. Bu bakımdan Anadolu hareketinin ilk büyük siyasal zaferidir.

3-Kars, Ardahan, Artvin, Batı Trakya ve Arap topraklarında halk oylamasının yapılması önerilerek, tartışma konusu olan topraklarda, sorunların barışçı yollarla çözümünden yana olunduğu gösterilmiştir.

Misak-ı Milli’nin sonuçları:

1-Alınan kararlar, Anlaşma Devletlerini kızdırdı. İstanbul hükümetine karşı baskılarını artırdılar.

2-Ali Rıza Paşa hükümeti görevden ayrıldı, yerine Salih Paşa hükümet kurdu.

3-Kararın geri alınması için milletvekillerine baskı yaptılar. Milletvekillerini tutukladılar.

4-16 Mart 1920’de İstanbul resmen iÅŸgal ettiler.

14-İstanbul’un İşgali (16 Mart 1920)

Sonuçları:

1-İstanbul’dan kaçan milletvekilleri, asker, yazar ve memur Ankara’ya gelerek ulusal mücadeleye güç kattılar. TBMM’nin toplanması için haklı bir neden ve ortam hazırlandı.

2-Salih Paşa görevinden çekildi, yerine Damat Ferit Paşa tekrar atandı.

3-Osmanlı Mebuslar Meclisi padiÅŸah tarafından 11 Nisan 1920’de kapatıldı.

4-Kuvayi Milliye hareketine karşı Kuvayi İnzibatiye (Halifelik Ordusu) oluşturuldu.

5-Saltanat ve halifelik yanlıları bu kurumları kurtarabilmek için ulusal mücadeleyi desteklemeye başladılar.

6-Ulusal mücadeleye karşı bir fetva yayınlandı. (4 Mayıs 1920)

7-Bu iÅŸgalle beraber Osmanlı Devleti tarihe karıştı. Bu durum Lozan’da tüm devletlerce kabul edildi.

Not: Mustafa Kemal, İstanbul’un iÅŸgali üzerine ilk önlem olarak, bütün illere ve komutanlara gönderdiÄŸi telgraflarla, Hıristiyan halka karşı bir tepki olmamasını saÄŸladı. İşgali İstanbul’daki elçilikler nezdinde protesto etti. İşgalci güçlerin yayınladığı bildirilerin de telgrafhanelerden geri çevrilmesini saÄŸladı.

TBMM’nin Açılması (23 Nisan 1920)

TBMM 23 Nisan 1920’de Ankara’da kurulmuÅŸtur.

Bu me

Çocuğunuz İle Vakit Geçir

Salı, 06 Kasım 2007

ÇOCUĞUNUZ İLE VAKİT GEÇİRİN

MİNE ÖZKAMALI Yapılan araştırmalar özellikle ilk beş yaşta olmak üzere çocukların gelişimi üzerine anne ve babaların duygusal açıdan vakit ayırmasının çok önemli olduğunu göstermektedir. Özellikle bu yıllarda çocukların merkezi sinir sistemi gelişimine çok olumlu katkıları olduğu belirtilmektedir . Anne ve babanın günlük işlerin yoğunluğunu bir tarafa bırakıp sadece çocuklarına ayırdıkları vakit olması gerekmektedir . Babaların çocuklara vakit ayırmada zorluk çektikleri değişik nedenler ile çocukları ile daha az zaman harcadıkları sık karşılaşılan bir durumdur. Ayrılan bu vakit çocuğunuz ile ilgili kısa ve uzun vadede bir çok fayda sağlayacaktır , bu faydalar o kadar çok ki hemen birkaç tanesini sayabiliriz

ÇocuÄŸunuz ile geçirdiÄŸiniz vakit onun özgüven geliÅŸimi açısından çok önemli olmaktadır , çünkü ona vakit ayırmanız ona verdiÄŸiniz deÄŸeri göstermektedir . Bilinç dışına ‘’ben sana deÄŸer veriyorum çünkü vakit ayırıyorum’’ mesajı vermektesiniz . Varlığı ile yokluÄŸu hesaba katılmayan ve sanki o evde yokmuÅŸ gibi davranmak çocuÄŸun kendine olan güvenini dolaylı olarak negatif etkilemektedir. Özellikle çocuk sayısının fazla olduÄŸu ailelerde her bir çocuÄŸun eÅŸit ÅŸekilde vakit ayrılması önemlidir. Çocuk sayısının az olduÄŸu veya tek çocuklu ailelerde ise diÄŸer kardeÅŸler olmadığı veya sayı az olduÄŸu için çocuÄŸun daha fazla sıkılacağı hesap edilerek zaman geçirme görevi anne babaya biraz daha fazla düşmektedir.

Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vakit onun stres ile daha kolay baş etmesine ve karşısına çıkan zorlukları daha kolay yenmesine yol açacaktır. Özellikle erişkinlik dönemine kadar yapılan araştırmalara baktığımızda çocukluğunda anne baba ve aile ile yakın bağları olan ve daha fazla vakit geçiren kişilerin karşılaştıkları stres durumu ile daha kolay mücadele ettikleri ve depresyon gibi durumlarda daha kolay iyileştikleri görülmüş. Bu durum çocuğunuzun kısa ve uzun vadede stres karşısında daha güçlü olmasını sağlayacaktır.

Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vakit onun ile aranızda bir yakınlık sağlayarak onun size karşı daha rahat duygusal ifade sağlaması ve buna bağlı olarak onun duygusal anlamda ve iç dünyasında hissettiklerini daha kolay anlamanızı sağlayacaktır. Diğer türlü sizden uzak , duygularını size ifade edemeyen , içe dönük , bir çok sorunu olduğu halde aile ile paylaşımı olmayan bir çocuk haline gelecektir . Uzun vadede bu durumun bir çok psikiyatrik soruna yol açması muhtemel gözükmektedir.

Çocuğunuz ile geçirdiğiniz zamanın uzunluğu değil kalitesi önemlidir diyebiliriz . Özellikle çalışan anneler için önemli bir sorun olan vakit meselesi sık sorulan sorular arasındadır . Burada önemle vurguladığımız konu ;Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vaktin kalitesini artırarak onun bu konudaki ihtiyacını rahatlıklar karşılayabilirsiniz. Günlük hayat akışı içerisinde kendinize bir program yapıp yemek yemeye , TV izlemeye , uyumaya ve buna benzer bir çok yaptığımız günlük işler yanında çocuğunuza vakit ayırmayı unutmayınız. Her yaş grubuna göre hem anne hem baba olarak ayıracağınız vakit çocuğunuzun mutluluğunu sağlayacak ve onun normal psikolojik gelişimine katkıda bulunacaktır. Aksi takdirde çocuğunuz sizden davranış problemleri ile vakit isteyecek ve onunla zoraki ilgilenmek zorunda kalacaksınız.

SaÄŸlıklı nesiller için çocuÄŸa ayrılan vaktin önemi büyük olup klinik gözlemlerimiz bizi anne babaların vakit ayırma konusunda ki eksikliklerinin olduÄŸunu göstermektedir. Anne babalar çocuk yanımızda iken vakit ayırmış oluyoruz gibi düşünebilirler. Burada ÅŸunu vurgulamak gerekir , vakit ayırmak dediÄŸimiz ÅŸey ” sadece” çocuÄŸunuz için ayırdığınız vakittir. TV izlerken veya kendi iÅŸinizi yaparken çocuÄŸunuzun yanınızda bulunması elbette ki tamamen yalnız olmasından iyi olmakla birlikte yeterli deÄŸildir. Önemle vurgulamak gerekir ki çocuklar onlara saÄŸlanan maddi imkanlar ile geçici mutluluklar saÄŸlayabileceklerdir . Asıl mutluluk çocuk için onu sevenler ile belli zaman dilimlerinde bir arada bulunmaktır.

Yapılan araştırmalarda çocukların anne babalarından aldıkları sevgi ve mutluluk ile hayata daha olumlu ve mutlu bakabildikleri , daha az zarar verici davranışlarda bulundukları , insanlara karşı daha sevgi dolu oldukları , arkadaşları ile daha uyumlu halde oldukları gösterilmiştir.

Bazen tam tersi olarak çocuklara anne babalar o kadar çok vakit ayırmaktalar ki o zamanda çocuklar bunalmakta , anne babalarına daha kolay karşı gelmekte , çok aşırı müdahale olduÄŸu içinde onların yaÅŸlarına uygun bireyselliklerinin geliÅŸiminde sorunlar yaÅŸanmaktadır. Bu konuyu çok abartıp hayatın ve ailenin ”tek gündemini” çocuk veya çocuklar yapmamak önemlidir. Çocukların kendi başına da geçirdikleri zamanın onların geliÅŸiminde önemli katkıları vardır. Bu konuda denge önemlidir.

Kısa vadede olumlu etkilerinin yanı sıra uzun vadede etkileri oldukça fazla olduğu bilimsel çalışmalar ile gösterilen bu konuda son olarak şunu söylemek istiyorum ; Çocuğunuz size ne kadar yakın olursa kötülüklere o kadar uzak olacak , sizin ile birlikte ne kadar mutlu olursa hayatın diğer alanlarında da o kadar mutlu olacak , sizinle ve ailesi ile bağları ne kadar sağlam olursa onun tüm hayatı boyunca problemleri daha az olacaktır. Kitle iletişim araçlarının yaygınlaştığı ve insanların bireysel meşguliyetlerinin arttığı günümüzde adı geçen konular için en önemli tehlike çocuklar ve onların duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması olmaktadır. Bu günden atılan tohumlar yarınlar için çok güzel sonuçlar verecektir . Eğer bu konuda bir gayret yok ise yarın oldukça geç olabilir.

Çocuğunuza İstediğiniz Davranışı Öğretin

Salı, 06 Kasım 2007

ÇOCUĞUNUZA İSTEDİĞİNİZ DAVRANIŞI ÖĞRETİN

MİNE ÖZKAMALI

ÇOCUĞUNUZDA İSTEDİĞİNİZ DAVRANIŞI NASIL ARTTIRIRSINIZ? Eğer yaptıkları bir davranış için ödüllendirilirlerse çocuklar o davranışı tekrarlarlar. Bu yüzden istediğiniz davranışı ödüllendirin ve böylece o davranışı arttırmış olun. İstenen davranışlar sessizce oturmak veya oynamak, dağılan oyuncakları toplamak, veya kardeşle oyuncakları paylaşmak olabilir. Böyle sessizce yapılan şeylerin bazen hiç farkına bile varmayız.

İstediğiniz davranışları nasıl arttırabilirsiniz?

a) Överek

b) Gülümseyerek, sarılarak, öperek

c) SevdiÄŸi bir iÅŸi yaparak ( ÖrneÄŸin bir öykü okuyarak, TV’ de sevdiÄŸi bir programı izlemesine izin vererek, parka götürerek gibi.)

d) Küçük bir hediye vererek ( Örneğin bir paket şekerleme gibi)

Unutmayın ki çocuk ödüllendirildiğinde başardığını anlayacaktır, ve bu onun bu davranışı sürdürmesini güçlendirecektir.

Unutmayın ki, övgü anababaların da kendilerini iyi hissetmelerini sağlar, devamlı eleştirmek ve tehdit etmek anababaların da kendilerini kötü hissetmelerini sağlar.

Unutmayın istediğiniz davranışı övün ve istemediğiniz davranışı görmezden gelin.

Olumlu davranışları hemen, açık bir biçimde ve her seferinde ödüllendirin. Çocuğunuza sizin hoşunuza giden şeyin ne olduğunu söyleyin. Olumsuz davranışları her seferinde tutarlı biçimde görmezden gelin. Bu davranışı başkasının ödüllendirmesine izin vermeyin.

Olumsuz davranışlarıyla ilgi çektiklerinde çocuklar sıklıkla bu durumdan hoşnut olurlar.

Onlara dargın olduğunuz zaman bile aslında onlara ilgi göstermiş olursunuz bu nedenle yalnızca görmezden gelmeye çalışın.

Bağırarak, vurarak, küserek de olsa ilgilenmek istenmeyen davranışları arttırır.

Eğer onun şeker yemesini istemiyorsanız bu isteği duymazdan gelin, hiç pes etmeyin. Bunu her şeker isteyerek ağladığında yapmalısınız.

BAZEN İSTENMEYEN DAVRANIŞLARI GÖRMEZDEN GELMEK MÜMKÜN OLMAYABİLİR Eğer davranışlar tehlikeli ve yıkıcı ise o zaman HAYIR demek zorunda kalabilirsiniz ya da onu oradan uzaklaştırmak ve hareketlerini kısıtlamak gerekebilir.

Sürekli eleştiri bir süre sonra çocuk için anlamsızlaşır. Eğer HAYIR sözünü çok sık duyarsa kulaklarını tıkamaya başlayacaktır. Bu nedenle HAYIR demenizin çok önemli olduğuna karar verdikten sonra bunu sürdürmelisiniz.

Anababaların yerine getiremedikleri boş tehditleri bir süre sonra çocuğun anababalarının sözüne inanmamasına neden olur.

İSTENMEYEN DAVRANIŞLARI NASIL AZALTIRSINIZ? Sonununda pes edip ödüllendirdiğinizde çocuğun istemediğiniz davranışını sürdürmesini sağlamış olursunuz. Eğer her seferinde şeker almak için çığlık atmasını istemiyorsanız çığlıklarını duymazlıktan gelin ve böylece sizin söylediğinizi yapan biri olduğunuzu öğrensin.

Eğer beş on dakika sonra pes ederseniz eğer o süre boyunca bağırırsa sizin sonunda boyun eğeceğinizi öğrenecektir. Bu nedenle pes etmeden sonuna kadar gidebilmelisiniz.

Genellikle anababalar yalnızca çocukların olumsuz davranışlarını onların tutturucu hallerini görürler, sorun çıkarmadığı iyi davrandığı zamanları farketmezler. Halbuki istediğiniz davranışı övmeniz ve istemediğiniz davranışı görmezden gelmeniz gerekir.

NASIL DAVRANAN BİR ÇOCUK İSTERSİNİZ

1. Net ve açık kurallar koyun: Örneğin yatağa yatış saati, yemek zamanları belli değişmez düzen içinde gerçekleşsin. Bu tür bir değişmezlik çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar. Neyin kabul edilir, neyin kabul edilemez olduğunu çocuk daha iyi bilir. Evdeki tüm erişkinlerin bu kurallar konusunda anlaşması gereklidir. Farklı ve uyumsuz mesajlar çocuğun kafasını karıştırır.

2. Yapmasını istediğiniz şeyleri net ve tutarlı biçimde anlatın. Çocuğunuzun sizin ne söylediğinizi tam anladığından emin misiniz?

3. Yeni istenen davranışlar öğretin:

a) Yönlendirme: Göstererek, yardımcı olarak ve yapabilmesine izin vererek yeni bir davranış öğretebilirsiniz

b) Her seferde tek bir adım: Zor işleri daha küçük adımlara bölerek çocuğun her seferde bir adım öğrenmesini sağlayabilirsiniz.

c) Başkalarından öğrenme: Çocuklar anababalarını örnek alır onlar gibi davranırlar.

d) Çocuğunuzun sizin istediğiniz gibi bir şey yaptığını farketmeye dikkat edin ve onu hemen övün.

ÇOCUĞUNUZA DUYGULARIYLA NASIL BAŞEDECEĞİNİ ÖĞRETİN

1. Çocuğunuzun size anlattıklarını dikkatle ve sessizce dinleyin

2. Onların duygularını anladığınızı kısaca ifade edin ( evet, anladım gibi)

3. Çocuğunuzun tanımlamaya çalıştığı duygusunun adını koyun. (çok kırılmış olmalısın vs.. gibi)

Unutmayın : Tüm duygular kabul edilebilir ancak bazı davranışlar kabul edilemez ve sınırlanmalıdır.

ELEŞTİRİ DEĞİL İŞBİRLİĞİ

Çocuğunuza olumlu tutumları öğretirken eleştiri yerine işbirliği yaparak birlikte çalışın. Şunları yapmaktan kaçının:

1. Suçlamak

“ Yine kardeÅŸini aÄŸlattın. “

2. İsim takmak

“ Kıskanç bir çocuksun”

3. Tehdit etmek:

“ Bunu bir daha yaparsan seni evden atarım”

4. Emir vermek:

“ Hemen derslerini bitirmeni istiyorum”

5. Konferans çekmek:

“ KardeÅŸini üzmenin ne kadar kötü bir davranış olduÄŸunu bilmiyor musun, böyle yaparsan ilerde de kimseyle geçinemezsin. “

6. Uyarılar:

“ O duvara çıkma, düşersin”

7. Acındırma cümleleri:

“ Böyle davranman yüzünden hastalanıyorum, görmüyor musun? Senin yüzünden ölüp gideceÄŸim.”

8. Kıyaslamalar:

“ KomÅŸunun kızları ne kadar iyi notlar alıyor, sen neden onlar gibi deÄŸilsin?”

9. Alay etme:

“ Dersini ne kadar da çabuk bitiriverdin, sen bir dahi olmalısın. “

10. Geleceğe yönelik tahminler:

“ Böyle gidersen sen adam olamazsın.”

SORUNLARLA BAŞETMEK İÇİN NE YAPABİLİR SİNİZ?

1. Problemi tanımlayın

“ Koridor çamur içinde kalmış”

2. Bilgi verin:

“ Çamurlu ayakkabıların eve girmeden önce çıkması iyi olur.”

3. İsteğinizi kısaca tek kelimeyle belirtin:

“ Ayakkabılar”

4. Kendi duygularınızı anlatın:

“ Silip temizlediÄŸim yerleri çamur içinde görünce çok kızıyorum”

5 . Hatırlatıcı notlar yazın:

“ Lütfen eve girer girmez ayakkabılarınızı çıkarın”

CEZALANDIRMAK YERİNE NELER YAPILABİLİR:

1. O andaki duygunuzu çocuğun kişiliğine saldırmadan net şekilde anlatın:

“ Notlarının düşük olmasına çok üzüldüm.”

2. Kendi beklentinizi ifade edin:

“ İkinci dönem notlarının daha yükseleceÄŸini umarım”

3. Çocuğa kendini affettirme yolu gösterin:

“ Derslerine daha fazla zaman ayırarak bunu halledebilirsin”

4. Çocuğunuza seçme şansı verin:

“ Kendin çalışabilirsin ya da sana derslerinde yardımcı olacak birisi olabilir, nasıl istersin?”

5. Problemi çözmek için birlikte çalışın:

a) Çocuğunuzun duygularını konuşun

“ Bu karne senin için de çok üzücü olmalı”

b) Çocuğunuzu bu konuda birlikte bir çözüm üretmeye teşvik edin

“ Bu sorunu çözmek için sen neler düşünüyorsun?”

c) Ortaya çıkan fikirlerin listesini yapın ve bu fikirler içinden hangilerini uygulamaya koyacağınıza birlikte karar verin.

“ Evet , bu söylediÄŸini yapabiliriz.”

d) İzleyin ve eyleme geçin:

“ Bu söylediÄŸini gerçekleÅŸtirmek için bir plan yapalım. “

e) Hiçbir zaman çocuğun sizi suçlamasına izin vermeyin:

“ Sen hiç beni çalıştırmadın.”

“ Suçlama yok. Burada nasıl bir çözüm üretebileceÄŸimizi düşünmeye çalışıyoruz.”

ÖVGÜ

Övgüler çocuğun kendine güvenini arttırır ve yaptığı işe daha da hevesle sarılmasını sağlar.

Överken şunlara dikkat edin:

1. Genel şeylerden kaçının. Onun yerine gördüğünüz şeyi tanımlayın.

“ Çok güzel bir resim yapmışsın “ yerine “ Bu resimde canlı renkler bir arada kullanılmış”

2. Geleceğe yönelik yansıtmalar yapmayın, şimdiye yönelin:

“ Sen büyük bir ressam olacaksın” yerine” Bu resim üzerinde gerçekten sabırla uÄŸraÅŸtın.”

3. Kendi duygularınızı anlatın:

“ Bu resme bakmak içimi sevinçle dolduruyor.”

4. Çocuğun övülmeye değer davranışını kısaca tanımlayın:

Aile

Salı, 06 Kasım 2007

AİLE

MİNE ÖZKAMALI “ÇocuÄŸunuzu tanıyarak eÄŸitime baÅŸlayınız” J.J.Rousseau

Aile bir ilişkiler sistemidir. Aile demekle neyi kastediyoruz? Soyut anlamda kişiler arası ilişkileri içeren belli kuralları olan bir düzendir.

Aile sistemi dediğimiz zaman aile içindeki bireylerin birbirleriyle nasıl etkileşimde bulunduklarını düzenleyen kuralların tümünü kastederiz.

Birey Davranışları İle Tüm Aileyi Yansıtır:

Her birey kendi benlik tanımlaması içinde ailenin tüm düzenini yansıtır;koşullar olanak verildiğinde, kendi bildiği türden bir aile ortamı yaratmaya girişir. Daha doğrusu koşul ve olanakları kendi bildiği aile türünden bir aile yaratacak biçimde kullanır. Bu nedenle babası alkolik olan bir kız alkolik bir adamla evlenir; annesi tarafından ilgi, sevgi görmemiş, yalıtılmış bir erkek ise anneleri gibi duygusal yönden soğuk kadınlarla evlenirler. Aile içindeki roller böylece kuşaktan kuşağa kendi kendini böylesine yineler

AİLENİN TEMEL GEREKSİNİMLERİ

1.DeÄŸerli olma duygusu: Aile içindeki etkileÅŸim çocukları ya “ben deÄŸerliyim” ya da “deÄŸersizim” duygusuna götürür. Bu gereksinim aile içinde yerine getirilmezse çocuk her türlü davranışla bu duyguyu elde etmeye çalışır. Ergenlik çağındaki erkek çocukların çete(gang) kurarak çoÄŸu kez ölümle sonuçlanan çatışmaları da, kendilerini önemli görmeyen aile ortamlarına bir tepki olarak yorumlanır.”Ben deÄŸerliyim” duygusunu aile içinde elde eden birey kendisini kanıtlamak için aşırı davranışlarda bulunmaya gerek duymaz.

2.Güven ortamı: Aile içindeki bireylerin emniyette olduğu, dışarıdaki tehlikeli olayların aile içine girmeyeceği duygusu, bu gereksinmenin temel nedenidir. Eğer çocuk ev içinde kendisini güven içinde bulmuyorsa çocuk ailenin dışında bir yere yönelir. Aile ile olan bağlarını koparır.

3.Yakınlık ve dayanışma duygusu: Aile içinde temel güven ve dayanışma varsa aile dışında bireyin karşılaştığı stres getirici olumsuz olaylar yıkıcı etkisini pek göstermez. Güven duygusunun baskın olduğu aile dış dünyanın yaratmış olduğu sıkıntı ve kaygılarından kendisini kurtarır. Bu tür aile içinde olan kimseler kendilerine olduğu gibi çevresine de güvenirler. Eğer aile içinde güven ve dayanışma sağlanmamışsa bu insanlar yoğun stres ve gerginlik yaşarlar. Bu kişiler kendilerine dahi güvenemezler. Dolayısıyla çevresinde yakın ilişkiler kuramazlar.

4.Sorumluluk duygusu: Aile sistemi içindeki anne ve babalar davranış ve sözleri ile sorumluluk duygusunu ifade ederler. Aile içinde sadece anne baba değil herkes sorumluluk duygusunu paylaşır. Elbette ki çocuklara yaşları oranında sorumluluk yüklenmelidir. Tüm sorumluluğu kendi üzerine alan, çocuğunu sorumluluktan kurtaran anne ve babalar kendi yaşamını biçimlendirmekten aciz sürekli başkalarının yönetiminde olmaya yönelik bireyler yetiştirirler Bu tür tutumlar sonucunda yetişmiş bireyler yaşamlarında yer alan olaylardan sürekli başkalarını sorumlu tutarlar. Gelişimsel dönemi göz önüne alınarak çocuğun odasını toparlaması, ev işlerine yardım etmesi gibi konularda sorumluluğu sağlanabilir. Bunu yaparken kız ve erkek işleri kesin çizgilerle ayrılmamalıdır.

5.Zorluklarla mücadele ederek onların üstesinden gelmeyi öğrenme: Çocuğa her şey hazır verilmemelidir. Sorumluluk duygusunun gelişimi ile ilgili anlatılanlar zorluklarla mücadele etme ile ilgilidir. Çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel dönem göz önünde bulundurularak çocuk kendi sorunları ile başbaşa bırakılmalıdır. Bu durum onların zor sorunları ile mücadele ederek, uğraşmasına olanak vermek, kendisine güvenli sorun çözme becerileri gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için gereklidir. Karşılaştığı her zorluğa aşırı yardım eden ana babaların çocukları sürekli başkalarına muhtaç, kendilerine güvensiz olur. Böyle kişiler yetenek becerilerini keşfedemezler.

6.Mutluluk ve kendisini gerçekleştirme ortamı: Aile ortamı bir mutluluk ortamıdır. Şimdiye kadar anlatılan gereksinimlerin karşılanması mutlu olmayı getirir. Evde değerli olduğu duygusunu tadan birey mutlu olur ve yaptığı şeylerden doyum alır, kendini gerçekleştirme olanağı bulur.

7.Sağlıklı manevi yaşamın temellerini oluşturma ortamı: Katı din kuralları altında yetiştirilmiş çocuk sürekli yargılanacağı, cezalandırılacağı korkusunu yaşar. Kendi yaşantı ve deneyimlerini zenginleştirecek iç ve dış dünyasını araştırıp keşfedeceği yerine körü körüne itaati, kendi düşünce ve duygularından utanmayı öğrenir. Sağlıklı manevi yaşam ailenin çocuğuna verebileceği en önemli süreçtir. Sağlıklı bir manevi temeli olan insanlar kendisi ile barışık, insan ilişkileri olumlu ve kuvvetli saygılı bireyler olarak yetişirler.

KORUNMASI GEREKEN BEŞ TEMEL ÖZGÜRLÜK

1.Şimdi ve burada olanı duyma ve görme (algılama) özgürlüğü

2.Kendi düşündüğünü olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü

3.Kendi duygularını olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü

4.Kendi arzularına göre bir şeyi isteme ya da reddetme özgürlüğü

5.Olmak istediği yönde gelişerek kendi özünü gerçekleştirme özgürlüğü

Tanrım bana

Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için

SÜKÛNET

Değiştirebileceklerimi değiştirmek için

CESARET

İkisini birbirinden ayırabilmek için de

AKIL VER

AİLE İÇİ İLETİŞİM

Etkili iletişimin temelinde bireyin kendisini tanıması, kendi değerlerinin ve tutumlarının farkında olması ve kendine güven yatar. İyi bir iletişimci ipuçlarını anında görür (jestler, mimikler, beden duruşu) ve onları gerçekçi olarak değerlendirir.

İLETİŞİM ENGELLERİ

1.Emir vermek, Yönlendirmek: Bu iletiler kişinin duygularının önemsiz olduğu mesajını verir. Kişi diğer kişinin istediğini yapma zorunluluğunu hisseder.

2.Uyarmak, Gözdağı vermek: Bu iletiler de emir verme ve yönlendirmeye benzer; ancak kişinin vereceği yanıtın karşılığı olacak tümceleri de içerir. Kişinin isteklerine saygı duyulmadığı mesajını verir. Bu durum kişide öfke ve düşmanlık yaratır.

3.Ahlak dersi vermek: Bu tür iliÅŸkilerde otoritenin ve zorunlulukların gücü kiÅŸiye karşı kullanılır. “yapmalısın, etmelisin” mesajlarını iletir ve bireyi karşı koymaya zorlar.

4.Öğüt vermek ve çözüm önerileri getirmek: Kişinin sorunlarını kendi kendisine çözeceği yeteneğinin olmadığına inanıldığını gösterir.

5.Öğretme, nutuk çekme, mantıklı düşünceler önerme: Bu durum aile içinde o anda herhangi bir sorun yokken çocuklar tarafından kabul edilebiliyor; ancak, sorun anında bu durum kabul edilmiyor ve daha fazla çatışmalara neden oluyor. Mantıklı düşünceler önerme çocuğun mantıksız ve bilgisiz olduğuna dair mesaj iletir.

6.Yargılamak, eleştirmek, suçlamak,aynı düşüncede olmamak: Bu iletiler çocuk üzerinde diğerlerinden daha fazla olumsuz etki yapar. Bu değerlendirmeler çocuğun benlik saygısını düşürür. Çocuklar hakkında yapılan olumsuz değerlendirmeler çocuğun kendisini değersiz, yetersiz görmesine neden olur.

7.Övmek, aynı düşüncede olmak, olumlu deÄŸerlendirmeler yapmak: Genel inanç olarak bu durumun çocuÄŸa zarar vereceÄŸi hiç düşünülmez. ÇocuÄŸun öz imgesine uymayan deÄŸerlendirmelerin yapılması çocukta kızgınlık yaratır. Çocuklar bu iletileri anne babanın kendilerini yönlendirme ve isteÄŸini yaptırma giriÅŸimi için kurnazlık olarak yorumlarlar. “Siz böyle söyleyince sanki ben daha çok mu çalışacağım?” gibi düşünürler. Övgü ise baÅŸkalarının yanında yapılıyorsa çocuÄŸu utandırır. Aşırı övgü sonucunda çocuk buna alışır ve övülmeye gereksinim duymaya baÅŸlar.

8.Ad takmak, alay etmek: Çocuğun benlik saygısı üzerinde olumsuz etki yapar. 9.Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak: Bu durum çocuğun konuşmasını, kendi duygularını ifade etmesini engeller.

10.Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaÅŸmak: Anne babalar çocuklarının duygularını tam olarak anlamadıklarında ortaya çıkar. Böyle bir durumda sorun hiç yokmuÅŸ gibi algılanıp avutma eÄŸilimine gidilir.” Üzülme yarın her ÅŸey düzelecek, kendini daha iyi hissedeceksin” gibi mesajların verilmesi çocuÄŸun önemsenmediÄŸi hissini verir.

11.Soru sormak, sınamak, sorgulamak: Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında bu durum onda güvensizlik, kuşku oluşturur.

12.Sözünden dönmek, oyalamak, alay etmek, şakacı davranmak, konuyu saptırmak: Böyle iletiler yüzünden çocuk anne babasının onunla ilgilenmediğini, duygularına saygı göstermediğini belki de onu dışladığını, dikkâte almadığını düşünür. Çocuklar sorunlarını dile getirdiklerinde çok ciddidir. Şaka ve espriyle karşılık vermek onları incitebilir ve itilmişlik kenara atılmışlık duygusunu verir.

ANA BABALAR ON İKİ İLETİŞİM ENGELİNİ KULLANINCA…

YANIT

İLETİŞİM ENGELİ

“Benim oÄŸlum okulu bırakamaz. Buna izin vermem.”

EMİR VERME

YÖNLENDİRME

“Okulu bırakırsan benden para mara bekleme.”

UYARMA

GÖZDAĞI VERME

“Okumak herkese nasip olmayan ödüllendirici bir deneyimdir.”

AHLAK DERSİ VERME

“Ödevini yapmak için neden bir program yapmıyorsun?”

ÖĞÜT VERME

ÇÖZÜM GETİRME

“Üniversite mezunu lise mezunundan yüzde elli fazla kazanır.”

NUTUK ÇEKME

ÖĞRETME

“Uzak görüşlü deÄŸilsin. Düşüncelerin henüz yeterince olgunlaÅŸmamış.”

YARGILAMA

ELEŞTİRME

SUÇLAMA

“Her zaman gelecek için umut veren iyi bir öğrenci oldun.”

ÖVME

“Hippi gibi konuÅŸuyorsun.”

AD TAKMA

ALAY ETME

“Çaba göstermediÄŸin için okuldan hoÅŸlanmıyorsun.”

YORUMLAMA

ANALİZ ETME

“Duygularını anlıyorum, ama son sınıfta daha iyi olacak.”

GÜVEN VERME

DUYGULARINI PAYLAÅžMA

“EÄŸitimsiz ne yapacaksın? Nasıl geçineceksin?”

SINAMA

SORU SORMA

SORGULAMA

“Yemekte sorun istemiyorum.”

KONUYU SAPTIRMA

Bu alıştırma çocukta sorun olduğunda ana babanın tipik tavrının iletişim engelli sözler söylemek olduğunu göstermiştir. Ana babalar bu tür yanıtlar kullanınca aralarındaki iletişim aşağıdaki gibi gösterilir.

ÇOCUK

İLETİ

ANNE / BABA

Gönderici

"Sorunum Var"

Alıcı

ÇOCUK

ENGEL

ANNE/ BABA

Alıcı

"Yanıt"

Gönderici

Bu tür yanıtlar çocuktan gelecek bir sonraki iletişimi engeller; ana-baba çocuk ilişkisi gibi çocuğun benlik saygısını da olumsuz engeller. Çocuklar üzerinde aşağıdaki olumsuz sonuçları oluşturma tehlikesi taşır:

•KonuÅŸmalarını engeller •Savunmaya geçirir •Kavgacı yapar, karşı saldırıya yöneltir •Yetersiz olduklarını hissettirir •Kızdırır, küstürür •Oldukları gibi kabul edilemedikleri duygusunu uyandırır •Sorunlarını çözmede kendilerine güvenilmediÄŸini hissettirir •Anlaşılmadıklarını hissettirir •Duygularının yersiz olduÄŸunu hissettirir •Kızdırır, yılgınlığa uÄŸratır •Sorgulanıyor duygusunu yaratır •Anne ve babasının kendisiyle ilgilenmediÄŸi duygusunu uyandırır.

AİLE KURALLARI

Her aile gerek açık gerekse kapalı olarak kurallarını belirlemiştir. Sağlıklı ailede kurallar gizli değil açık olarak belirlenmiştir. Aile içindeki bireyler birbirlerinin iyi tanırlar, duygular karşılıklı olarak hissedilir. Evde eşitlik söz konusudur.

Mutlaka ki zaman zaman her evde küçük de olsa çatışmalar yaşanır. Hiç çatışma yaşanmayan bir evde büyük olasılıkla maskeler takılıdır. Yani sosyal maskeler iletişimde bulunuyordur.

Çatışma uzun süreli ilişki içinde olan kişiler arasında doğal olarak ortaya çıkar. Önemli olan çatışmanın çıkmasını önlemek değil, çatışma çıktığı zaman kişilerin birbirleriyle nasıl etkileşim kuracağının bilinmesidir. Aralarında çıkan çatışmayı birbirlerini kırmadan çözebilme becerisini gösteren çiftler sağlıklı bir aile kurar.

Sağlıklı bir ailede sorunları çözmek için kullanılan yöntemler:

•Duygu ve düşünceler olduÄŸu gibi, abartılmadan ortaya konulmalıdır (Bu tutuma kendine güvenli ve kendine saygılı tutum diyoruz. Bu tutum içinde olan kiÅŸiler hem kendilerine hem de baÅŸkalarına saygı gösterirler.) •Sorunlar ÅŸimdiki baÄŸlam içinde ele alınmalı ve eski birikimler iÅŸin içine sokulmamalıdır •Kesinlikle öğüt verme kullanılmamalı, davranışlar somut bir biçimde ayrıntılı olarak ele alınmalıdır. •Yargılamaya gidilmemeli, kiÅŸiler kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebilmelidirler. •Duygu ve düşünceler, ne az ne eksik, olduÄŸu gibi olduÄŸu gibi ifade edilmelidir; karşısındakinin ne beklediÄŸine ya da en mükemmel olması gerektiÄŸine göre ifadeler aranmamalıdır. •Konunun özü ile konuya iliÅŸkin olmayan ayrıntılar birbirinden ayırdedilmelidir. ÖrneÄŸin siz çocuÄŸunuza “iki saat geciktin” dediÄŸinizde, çocuÄŸunuz size: “hayır bir saat kırk beÅŸ dakika geciktim” dememelidir. •Sorun çözmede etkin dinleme kullanılmalıdır. (daha sonraki bölümde ayrıntılı olarak anlatılacak) •Belirli bir zaman konusu içinde ancak bir çatışma üzerinde durulmalı, baÅŸka çatışma konuları çatışmaya katılmamalı. ÖrneÄŸin: “hem geç kalıyorsun hem de bana yardım etmiyorsun”diyerek iki konuyu birden ortaya atmamak gerekir. •Birinin haklı çıkması yerine her iki tarafın da anlaÅŸabileceÄŸi bir çözüme yönelmek gerekir. “ben haklıyım, sen yanlış hareket ediyorsun” tarzında davranmamak gerekir.

Sağlıksız ailede gizli kurallar:

Sağlıksız ailede kurallar bilinçaltındadır. Gizli ve açığa çıkmamıştır. Bu kuralları kimse tartışamaz. İşte sağlıksız ailede geçerli olan kurallar şunlardır:

1.Denetleme: çocuk duygu ve düşüncelerini ifade ederken hep korku içindedir. Ya da duygularını ifade edemez, bastırır. Söyleyeceklerini hep önceden kestirmek zorundadır. KendiliÄŸinden ortaya çıkan davranış kötüdür, affedilmez. Bu tür ailelerde saÄŸlıklı bir güven ortamı söz konusu deÄŸildir. 2.Mükemmeliyetçilik: Yapılan her iÅŸte, girilen her sınavda kiÅŸinin mükemmel olması beklenir. Her ÅŸey göstermeliktir, baÅŸkasının beÄŸenmesi için yapılır. Mükemmeliyetçilik kiÅŸinin kendi gerçeÄŸinin hiçbir deÄŸeri olmadığını kendi düşünüş ve deÄŸerlendiriliÅŸinin önemsiz olduÄŸunu ifade eder. Bu ortamda yetiÅŸen çocuÄŸun temel duygusu umutsuzluktur. Kendilerini deÄŸersiz, yetersiz bulurlar. 3.Suçlama: Suçlama olayları olduÄŸu gibi kabul etmemenin bir sonucudur. Yapılan suçlamalar her ÅŸeyin denetim altında tutulması gerektiÄŸi ve yapılan herÅŸeyin mükemmel olmasının zorunlu olması gerektiÄŸini ortaya çıkarır. Bu durum ise kiÅŸide kaygı ve utanç duygularını yaratır. 4.BeÅŸ temel özgürlüğün inkârı: SaÄŸlıksız ailede kiÅŸilerin doÄŸal olarak geliÅŸtirdikleri algılama, duygu, düşünce, davranış, arzu ve amaçları inkâr edilir. “içinden geldiÄŸi gibi deÄŸil; mükemmeliyetçi kurala uyarak, baÅŸkalarının senden beklediÄŸi biçimde algıla, duygulan, düşün,davran, arzu et, ve amaç edin.” Bu durum kiÅŸini kendi gerçeÄŸini inkâr etmesine neden olur. Böylece kiÅŸi tamamen dışa bağımlı, kendi iç dünyasıyla iliÅŸkisi kopuk, robot gibi yaÅŸar. Böyle bir kiÅŸinin mutlu olması da sözkonusu olmaz. 5.KonuÅŸmanın yasak olması: SaÄŸlıksız bir ailede özellikle çocukların duygu ve düşüncelerini ifade etmesine olanak verilmez. Bu duru çocuklarda deÄŸersizlik duygularına neden olur. 6.Küskünlük ve kırgınlıkların sürdürülmesi: Aile içindeki kırgınlık ve küskünlüklerin sürdürülmesi, kiÅŸilerin birbirlerini anlamasını ve sorunun çözülmesini engeller. 7.Kimseye güvenmeme: SaÄŸlıksız bir ailede kimse kimseye güvenmez. Aslında güven var gibi görünse de temelde güvensizlik vardır. SaÄŸlıksız ailede yetiÅŸen kiÅŸi kimseden saygı ve gerçek sevgi görmediÄŸi için kimsenin kendisine yardım edemeyeceÄŸine inanır. Yardım etmek isteyenlerin “mutlaka art düşüncesi vardır, çıkarı vardır” diye düşünür.

Sağlıksız ailede yetişen kişilerin kendilerine güveni olmaz. Bu kişiler mutlaka dıştan denetimli bireyler olurlar.

“Temelinde sevgi olan hiçbir eÄŸitim baÅŸarısızlığa uÄŸramaz”

Pestallozi

DİNLEME BECERİLERİ

Edilgin dinleme (sessizlik): karşısındakinin konuşmasına olanak verme. Edilgin dinleme kişiye:

•Duygularını duymak istiyorum •Duygularını kabul ediyorum •Benimle paylaÅŸmak istediÄŸin konuda vereceÄŸin karara güveniyorum •Bu senin sorunun sorumlu sensin gibi güçlü mesajları verir.

Kabul ettiÄŸini gösteren tepkiler: Sessizlik iletiÅŸimi engellemesine karşın çocuÄŸa kabul edilmediÄŸi izlenimini verir. Ona gerçekten tüm dikkâtimizi verdiÄŸimizi göstermeliyiz. Bunu yapmak içinse karşımızdakine sözlü ve sözsüz mesajlar iletmeliyiz. Hı hı, evet, seni anlıyorum…..gibi sözlü mesajlarla; baÅŸ sallama, jestler ve mimiklerle, beden duruÅŸu gibi sözsüz mesajlarla karşımızdakine onu dinliyor hissini vermemiz gerekir.

Konuşmaya açık davet: Çocuklar sorun ve duygularını dile getirmekte güçlük çekerler. Konuşmak için yüreklendirilmek isterler. Şu örnek cümlelerle konuşmaya davet sağlanabilir:

•O konuda konuÅŸmak ister misin? •Bu olay karşısında neler hissettin? •Bana örnek verir misin? •Bu konuda neler düşünüyorsun?

Etkin dinleme:Etkin dinlemede kişinin söylediklerinin gerçek anlamlarının kavranması gerekir. Etkin dinleme çocukların duygu boşalımına yardım eder. Çocukların duygularını keşfetmelerine yardımcı olur. Etkin dinleme çocukların olumsuz duygulardan korkmamalarına yardım eder, ana-baba-çocuk arasında sıcak bir dostluk geliştirir. Duyulduğunu ve anlaşıldığını bilmek öylesine hoş bir duygudur ki, konuşan dinleyene karşı bir yakınlık duyar. Çocuklar sevgiye tepki verirler. Kişi empati kurup doğru olarak dinleyince karşısındakini anlar. Bir anlamda kişi kendisini karşısındaki kişinin yerine koyar. Empati kurmayı öğrenen anne ve babalar çocuklarına daha fazla anlayış göstermiştir.

Etkin dinleme için:

•ÇocuÄŸun söylediÄŸini duymak istemelisiniz. Bu onun için zaman ayırmak anlamına gelir. Zamanınız yoksa bunu çocuÄŸunuza söylemelisiniz. •O andaki soruna yardımcı olmayı gerçekten istemelisiniz. İstemezseniz isteyinceye kadar bekleyin. •Duyguları ne olursa olsun, sizin duygularınızdan ne denli farklı olursa olsun onun duygularını gerçekten kabul etmelisiniz. •ÇocuÄŸun duygularını tanıdığına, onlarla baÅŸ edebileceÄŸine ve sorunlarına çözüm bulma yeteneÄŸine tam olarak güvenmelisiniz. Bu güveni çocuÄŸunuz sorunları kendi başına çözdüğünü gördükçe kazanacaksınız. •Duyguların sürekli deÄŸil, geçici olduÄŸunu anlamalısınız. Duygular geçicidir. •ÇocuÄŸunuzu diÄŸerlerinden farklı ayrı bir birey olarak algılamalısınız. Bu “ayrılık” çocuÄŸun kendi duygularının olmasına, nesneleri kendisine göre algılamasına “izin” vermenize destek olur. “Ayrılık” ı, yalnızca hissetseniz bile çocuÄŸa yardımcı olabilirsiniz. ÇocuÄŸun sorunları olduÄŸunda onun yanında olmalı ancak karışmamalısınız.

Etkin dinlemenin en uygun zamanı çocuğun sorunu olduğunu gösterdiği andır. Ana-babalar çocuklarının duygularını dile getireceklerini duyacakları işin çoğunlukla bu anı kolaylıkla yakalayacaklardır.

Tüm çocukların öğretmenleri, arkadaşları, ana- babalarıyla, kardeşleri hatta kendileri ile ilgili problemleri olabilir. Bu sorunlar onların stres yaşamalarına neden olabilir. Bu tür sorunların çözümü için yardım alan çocuklar daha kendine güvenli ve daha güçlü olurlar. Yardım almayanlarsa duygusal açıdan sorunlar yaşarlar.

Etkin dinlemenin uygun zamanını bilmek için ana-babaların “bir sorunum var” türünden tümceleri duymaya açık olmaları, ancak önce çok önemli olan “SORUN KİMİN?”ilkesini bilmelidirler.

Ana-baba-çocuk ilişkisinde aşağıdaki gibi üç durum vardır:

1.Çocuğun herhangi bir gereksinimi engellenmişse sorunu var demektir. Çocuğun o anki davranışı anne-babanın gereksinimini karşılamasına somut bir biçimde engel yaratmadığı için sorun ana-babanın değil, SORUN ÇOCUĞUNDUR. 2.Çocuğun gereksinimleri engellenmeyip karşılanmakta ve davranışı anne-babasının gereksinimini karşılamada somut bir engel de yaratmamaktadır. Bu nedenle İLİŞKİDE SORUN YOKTUR 3.Çocuğun gereksinimleri karşılanmakta ancak davranışı anne-babasının gereksiniminin karşılanmasını somut bir biçimde engellemektedir. Şimdi SORUN ANNE-BABADADIR.

Çocuğun sorunu olduğu zaman anne-babanın ETKİN DİNLEMESİ için en uygun zamandır. Ancak sorun anne babadayken uygun değildir. Çocuk sorun yaşıyorsa etkin dinleme ile onun kendi sorunlarına çözüm bulmasına yardım edebilirsiniz.

Etkin dinlemenin aşırı kullanılması ya da uygun zamanda ve durumda kullanılmaması işlerlik sağlamaz. Bu nedenle daha öncede belirtildiği gibi zamanlamanın ve koşulların sağlanması gerekir.

“Çocuk insanın babasıdır”

W. Wordsworth

BEN DİLİ:

Genellikle anne ve babalar iletiÅŸimde “sen dili”ni kullanıyorlar sen iletileri duygu ifade etmez . genellikle emir verme yargılama, öğüt verme gibi iletiÅŸim engellerini içerir. ÖrneÄŸin:

•KonuÅŸma artık •Yapmamalısın •Dersine çalışmazsan •Yaramazlık yapıyorsun •Bebek gibisin •Dikkât çekmek istiyorsun •Daha iyi öğrenmelisin……

Ana-baba çocuÄŸun davranışını kabul etmediÄŸi zaman o davranış nedeniyle ne hissettiÄŸini çocuÄŸa söylerse ileti “SEN İLETİSİ”nden “BEN İLETİSİ” ne dönüşür. Yani ben dilinde duygular konuÅŸur.

•Yorgun olduÄŸum zaman canım oyun oynamak istemiyor •EÄŸer bugün çok yaramazlık yaparsan ben çok üzülürüm •AkÅŸam yemeÄŸini zamanında yetiÅŸtiremeyeceÄŸim diye endiÅŸeleniyorum

Gerçekten de çocuktan beklediÄŸimiz davranışların oluÅŸmasında “ben dili”nin ne kadar etkili ve doÄŸru bir iletiÅŸim aracı olduÄŸunu göreceksiniz.

Ben dili çocuğun ana babasının kabul edemediği davranışını değiştirmesinde daha etkili olduğu gibi çocuk- ana baba ilişkisi için de daha sağlıklıdır. Ben dili çocuğu direnmeye, isyan etmeye yöneltmez. Örneğin dışarı çıkmak için direnen bir çocuğa:

“Hayır, hemen odana git, sokaÄŸa çıkamazsın” demek mi doÄŸrudur; yoksa “hava karardığı için sokaÄŸa çıkman beni endiÅŸelendiriyor. Bu yüzden gitmeni istemiyorum ama, yarın erken saatte arkadaÅŸlarınla birlikte olmana izin verebilirim.” demek mi doÄŸrudur? Tabii ki ilk cümle sen iletilerini içerdiÄŸi için çocukta bir direnme ya da isyana yol açacaktır. Ancak ikinci cümlede duyguların ifadesi söz konusu olduÄŸu için ben dilini kullanmak daha etkilidir. Çünkü ben dili davranışı deÄŸiÅŸtirme sorumluluÄŸunu çocuÄŸa devreder.

SORUN ÇÖZME BECERİSİ

Kızgınlık ve öfke duygusu, farkında olunan ya da olunmayan çatışmalardan kaynaklanır. Sadece kısa süreli duygusal gerginlikleri değil uzun süreli çatışmaları çözmek de, yaşamın önemli bir parçasını oluşturur.

Çatışma değişik nedenlerden kaynaklanabiliyor çatışmaların çözümüne iki temel tutum içinde yaklaşılabilir.

1.Ben kazanacağım, o kaybedecek. (KAZAN / KAYBET) 2.Her ikimizin de sonuçtan memnun olması gerekir. (KAZAN / KAZAN ya da KAYBEDEN YOK ) yaklaşımları.

Kazan / Kaybet Yaklaşımı:

İki kişiden biri varılan sonuçtan hoşnut kalmaz. Bu tutumda en güçlü olan, hileli davranan kazanır. Bu yöntem beraberinde karşılıklı ilişkilerde güvensizliği getirir. Karşısındakini kaybetme pahasına tartışma taraflardan birince kazanılır.

Kaybeden Yok Yaklaşımı:

Bir çatışma konusu ortaya çıktığı zaman, taraflardan her biri sadece kendi isteğinin yapılmasına olanak verecek bir çözümde ısrar edecek yerde, her ikisi de yaratıcı bir biçimde iki tarafı birden tatmin edecek bir çözüm yolu bulmaya çalışırlar. Çatışmayı çözebilecek değişik yollar düzenli bir biçimde gözden geçirilerek bu gerçekleştirilebilir.

Sorun çözebilmek için kullanılabilecek aşamalar:

1.Birinci aÅŸama: ÇATIÅžMAYI TANIYIN: Sizce sorun nedir? Bu konuda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Burada “BEN DİLİ” kullanmayı ve her ikinizi de memnun edecek bir çözüme ulaÅŸma tutumu içinde olduÄŸunuzu belirtmeyi ihmal etmeyin. 2.İkinci aÅŸama: BİR ÇOK ÇÖZÜM YOLU ORTAYA KOYUN: beÅŸ yada on dakika gibi belirli bir zaman süresi içinde aklınıza gelen çözümleri. İyi ya da kötü, mümkün ya da deÄŸil gibi süzgeçlerden geçirmeden olduÄŸu gibi ortaya koyun. Bu aÅŸamada amaç sorunla ilgili olabildiÄŸi kadar çok sayıda çözüm yolunu bir liste halinde ifade edebilecek duruma gelmenizdir. 3.Üçüncü aÅŸama: ÇÖZÜM YOLLARINI DEÄžERLENDİRİN: Bu aÅŸamada her çözüm yolunu deÄŸerlendirerek, bu çözüm yollarının her birinizi tatmin ettiÄŸini tartışacaksınız. Bu evrede kiÅŸilerin dürüstçe düşüncelerini ifade etmeleri önemlidir. Bir çözüm tarzını istemediÄŸi halde karşısındaki memnun olsun diye kabul etmek, iki kiÅŸinin arasındaki iliÅŸkinin saÄŸlığı bakımından sakıncalıdır. 4.Dördüncü aÅŸama: EN İYİ ÇÖZÜMDE ANLAÅžIN: Åžu ana dek bütün seçenekleri gözden geçirmiÅŸ bulunuyorsunuz. Åžimdi her ikinizi de en çok tatmin edecek kararı verme durumudur bu karara ulaÅŸtıktan sonra çözümün ne anlama geldiÄŸi bir kez daha her iki kiÅŸi tarafından ifade edilir. 5.BeÅŸinci aÅŸama:ÇÖZÜMÜ UYGULAMAYA KOYUN: Bu evrede çözümün ayrıntılarını konuÅŸmaya baÅŸlarsınız. Burada ayrıntılardan kastedilen, çözüm uygulamaya konduÄŸunda her iki tarafça ne gibi uyarlamalar ve ayarlamalar yapılması gerektiÄŸinin konuÅŸulmasıdır. Çözüm bir planlamayı gerektiriyorsa hemen planlamaya baÅŸlayın. Burada üzerinde durulması gereken nokta çözümün uygulanmaya geçebilmesi için gerekli iÅŸlemlerin her iki kiÅŸi tarafından anlaşılmış olmasıdır. 6.Altıncı aÅŸama: ÇÖZÜMÜ GÖZDEN GEÇİRME: Bir çözümün gerçekten uygulanabilir ve uygulanamaz olduÄŸunu denemeden anlamak zordur. Çözümü bir süre uyguladıktan sonra gözden geçirmek üzere bir araya gelmekte büyük fayda var. Bu durumdan sonra çözüm tarzında bazı deÄŸiÅŸiklikler önerilebilir. Hatta öyle bir durum olabilir ki çözümü her iki taraf tatmin edici bulmayıp yeniden gözden geçirmek gereÄŸi duyulabilir.

Önemli olan sorunun altında ezilmek yerine her iki tarafı da hoşnut edecek bir çözüme ulaşıncaya kadar yaratıcı bir biçimde sorunla uğraşmak yapıcı çözüm önerileri getirmektir. Zaten anlatılan tüm bu bilgiler yerine geldiğinde ilişkiler daha yapıcı olacak ve karşılıklı olarak birbirini anlama sözkonusu olacaktır.

Analara, Babalara Mektup

Salı, 06 Kasım 2007

ANALARA, BABALARA MEKTUP

Çocuğumuzun başarısını etkileyen en önemli nedenlerden bi*risi, ailenin yaşantı ortamı ve tutumudur. Çocuklarımız adına ya*pacağımız kimi küçük özveriler, onları başarılı yapacak ve mutlu kişiler olarak topluma katılmalarını sağlayacaktır.

ÇocuÄŸunuz okuldan döndüğü zaman onu karşılayan birisi olmalı evde. Okuldan getirdiÄŸi sevinç ve üzüntü duygularını pay*laÅŸacak birisi… Okula giderken de onu uÄŸurlayan birisi ya da biri*leri bulunmalı. ÇocuÄŸunuzu çok sevin ve sayın ki o da sizlere ve diÄŸer insanlara karşı sevgi ve saygı duyabilsin.

Çocuklarımızın devlete ve topluma olan saygı duygusu ailede doÄŸar, okul boyunca geliÅŸir. O nedenle çocuklarımızın yanında tanı*dıkları, arkadaÅŸları, öğretmenleri çekiÅŸtirmemeliyiz. Çocuklarımız, öğretmenlerinden ya da okuldan yakındıkları zaman, yakınmala*rının derinleÅŸmesine fırsat vermemeliyiz. Onlara kimi gerçekleri açıklayabiliriz: "Her öğretmen, her çocukla yeteri derecede ilgilenemeyebilir. Okul, herkesin istediÄŸi düzene girmez. Biz okul düzenine uymalıyız…" Göreceksiniz, çocuklarınız kısa zamanda olumlu yolları araÅŸtırıp bulmaya çalışacaklardır.

Çocuğunuzun evde rahatça derse çalışabilmesi için, olanak ve yer hazırlayın.Durumunuz elverirse, masa ve iskemle alın. Ayrıca çalışma odası düzenleyin. Çantasını, odasındaki kitaplığını, yatağını kendisi düzeltsin. Git gide bu işlere alışsın. Çocuğunuz dersleri ile ilgili sorular sorduğunda, bilginiz düzeyinde yanıtlayın. Bilmedik*lerinizi açıkça belirtin. Nerelerden yararlanabileceği hakkında yol gösterin. Kendi bildiklerinizi çocuklarınıza öğretmeye çalışmayın.

Çocuğunuz dilemediği sürece, onunla yanyana oturup ders çalışmak onu sıkar. Çocuğun yaşantı ve öğrenme merkezi, okul-bütünü olmalıdır. Ev çalışmaları, okul çalışmalarına yardımcı ol*malıdır. Çocuklarımız, okul programına ve okul yaşantısına uyma isteği içerisine girerlerse, tüm fizik ve psikolojik güçlerini okul başarısı doğrultusunda kullanacakları için başarıları sürekli olur.

Çocuğunuzun okul yönünden olan tüm dileklerini yerine ge*tirmeye çalışın. Bu dilekler, size çok geliyorsa; okul yönetimi ile aile arasında çocuğunuzu aracı olarak kullanmayın. Onun yanında yakınmayın. Doğruca okul yönetimi ile görüşün. Düşüncelerinizi onlara açıklayın. Böylece okul yönetimine de yardımcı olursunuz.

Çocuklarınızın, okul programlarını başarı ile yürütmesinde ev*deki yaşamı önemlidir. Bu yönden aileye çeşitli özveriler düşmek*tedir: Çocuklarımız, tek başına evde kalmak istemezler. Ailenin gece yaşantısı çoksa çocukların yararına bunu azaltmalıdır. Söz gelimi; haf*tada dört gece dışarı çıkan aile ya da her akşam kahveye giden baba. bunu haftada ikiye ya da bire indirebilmelidir. Çocuklarımızın giyim ve harçlığı, arkadaşlarının derecesinden aşağı düşürülmemeli; yukarıda çıkarılmamalıdır. Bir başka deyişle; çocuklarımızın savruk olma*ması için, onlara fazla harçlık vermeyelim. Ama arkadaşları arasındaki yerini bulabilmesi için, harçlıksız da bırakmayalım.

Ailenin mutluluğu, çocuğa psikolojik güven verir ve başarısı": artırır. Çocuklarımızın yanında tartışma yapılmamalıdır. Anlaş*mazlıklar olursa onlardan uzakta çözmeye çalışılmalıdır. Çatlak top*raklarda nemsiz kalmış ağacın yemişi ne ise, geçimsiz ailenin çocuğu da o duruma düşer.

Çocuklarımız, kardeşi ya da aileden biriyle anlaşmazlığa dü*şer, tartışmaya girer, kavga yapabilir. Bu durumlarda araya başkas: girmesin. Konu iki kişi arasında sonuçlansın.

Aileden biri çocuğa sert davranırken diğeri yumuşak dav*ranmaya yeltenirse çocuğun kişiliği dengeli gelişemez. Çift yönlü davranış çocuğu yalancılığa ve ikiyüzlülüğe iter. Kendine güvenini azaltır ve başarısını düşürür.

Ancak burada önemli bir konuya değinmeden geçemeyeceğim: Umulmadık bir zamanda, eşlerden birisi (örneğin baba) çocuğa sert bir çıkışta bulunabilir. Böyle bir durumda ana, çocuğa arka çıkmamalı. Olumlu yorumlarla konuyu açıklama yoluna gitmeli. Böylece çocuğun. anlayışlı bir davranış içine girmesine yardımcı olunur. Konunun tartışması ayrıca aile içindeki uyumlu yöntemlerle ileride yapılabilir.

ANA İLE ÇOCUK

Bebek doğar doğmaz, çevrenin farkına varır, ana ile çocuk arasındaki-bağ, ilk 24 saat içinde kurulur. Ana, yeni doğan bebeği kucağına alıp okşarsa bebek sevildiğini anlar.

Kişiliğin oluşmasında, üçüncü yaşa kadar olan dönem önem*lidir. Kişiliğin oluşması altıncı yaşa kadar sürer, bu yaşlarda çocukla en çok ilgi kuran anadır. Bu nedenle çocuğun tüm benliğini etki*leyen en önemli kişi

Evli olan her kadın; önce bir eş, sonra da çalışan bir kişidir. Çocuğu olan bir kadın ise önce ana sonra eş, daha sonra da çalışan bir kişidir. Analık görevi, eşlikten, ete, çalışmaktan da önde gelir.

Anada bir yaşatıcılık ve yaratıcılık gücü vardır, ananın üstünlüğü, çocuklarına karşı olan engin sevgisi içinde saklıdır. Çocuklarına yeterli sevgiyi vermeyen bir kadın ne ana, ne eş ola*bilir. Olsa olsa erkeğe ortak bir kişi olur.

Ailenin kutsallığı analık duygusu içinde saklıdır. Yeni evli eşler arasında aile duygusu kökleşmedikçe, çocuk1 istenmemelidir. Çünkü analık zordur yorucudur, yıpratıcıdır. Tüm yaşamını çocuk*larına ve eşine adamayı göze alabilenler ana olmalıdırlar.

Çocuk yapmak kolaydır. Önemli olan ise onu yetiştirmektir, ana sergisine doyamayan çocuklar, topluma zararlı kişiler olarak yetişirler. Şımarıklık, inatçılık, bencillik, tembellik, yalancılık, kırı*cılık vb. duygusal bozuklukların nedenleri ana sevgisi eksikliğinden olmaktadır. Özgür, mutlu ve başarılı kişiler, kaynağı tükenmeyen, engin ana sevgisinin besleyici ve yaratıcı sıcaklığı içinde yetişirler. Bu nedenle analık, insanlığın ve kadınlığın en üstün aşamasıdır.

BABA İLE ÇOCUK

Ana kadar, babanın uyana kaynağı olması da önemlidir. Çünkü top*lumda iki cins insan vardır: Kadın ve erkek. Bu iki cins tarafından da ye*terince uyarıcı alabilen çocuk, topluma olumlu uyum gösterebilir. O ne*denle çocuk, kendine en yakın kadından analık, en yakın erkekten de babalık sevgisini atarak gelişir.

Ne var ki ülkemizde babaların çoğu çocukları ile ilgilenmezler. Çoğu da çocuğun yetiştirilmesini anaya bırakmışlardır. Çocuğun eğitiminden anayı sorumlu tutanlar da vardır. Kaldı ki, çocuğun dengeli bir kişilik ka*zanmasında, ana kadar babanın da yeri önemlidir.

Bir erkek çocuk, sevmediği kişiye benzemek için özenmez. Baba, çocukla ilişkilerinde sabırsız davranırsa o çocuk, tüm erkeklerin karşısında huzursuzluk duyacaktır. Erkeklerle birarada bulunmaktan rahatsız olan erkek çocuk da daha çok anaya yaklaşarak kadınsı davranışları benim*seyecektir.

Erkek çocukla oyunlar düzenleyerek onunla arkadaş olmalıdır baba. Oyunlarda onu utandırmamalıdır. "Benim gibi erkek adam olsun" gibi ta*bansız düşüncelerle kendi istediği oyun ve davranışlara yönlendirmemelidir çocuğu, önemli olan erkeklik-dişilik değil, "Mertliktir."

Baba, çocukla oynarken şiddetten kaçınmalıdır. Eğer baba, oyunda kurt olup ulursa çocuk bunu gerçek gibi görür ve "KURT BABA" çocuğun düşüne girer. Oyunlar sakin ve doğal olmalıdır. Gerek oyun içinde, gerekse diğer tüm ilişkilerde, çocukla asla alay edilmemelidir.

GELİŞME ORTAMI

Bitkiler doğanın birer parçalarıdır. Çocuklar da doğanın birer parçalarıdır. Çocukların olumlu ya da olumsuz yetişmeleri, içinde bulundukları ve geliştikleri ortamın durumuna bağlıdır.

Bitki yetiştiren bir çiftçi; hiç bir zaman yetiştirdiği bitkilerin biçimi, dalı, yaprağı üzerinde durmaz. Bitkilerin birbirlerine ya da öteki bitkilere benzeyip benzemediği üzerinde de durmaz. Onun tek düşüncesi, bitkinin bol ürün vermesidir. Bu nedenle toprağı işler. Gereğince gübreler. Yabancı otlardan temizler. Hastalıklara karşı ilaç verir. Zamanında ölçülü olarak budama yapar. Ölçülü ola*rak su verir. Becerebildiğince doğal yıkımlara karşı önlem alır. Hava durumu da uyumlu olursa bol ürün alır çiftçi.

Komşunun ağacı bol yemiş veriyorsa kendi ağaçlarının da on*lara benzemesi için zorlamaz. Sağa sola, aşağı yukarı asılmaz. Dal*lan, filizleri sıkıştırmaz. Ancak ağaçların bol ürün vermesini sağlayıcı önlemler almakla yetinir. Tarlayı işlemede, gübreleme ve ilaçlamada, sulamada, budamada bir yanlışlık (Azlık çokluk) olup olmadığını düşünür, ölçer. Bir başka deyişle bitkilerinin daha bol ürün vermesi için ortam hazırlar.

SEVGİNİZİ ESİRGEMEYİN

Aile içinde sevgi ortamının doğması, öncelikle karı-kocanın karşılıklı sevgi ve saygısına bağlıdır. Bu ortam doğmamışsa çocuk*larda çeşitli psikolojik bozukluklar oluşabilir. Bir başka deyişle, büyükbaba ve büyükannenin hastalıkları torunlarında da görülebilir. Her bireyin ve her ailenin zayıf yönleri olabilir. Eğitim, bireydeki zayıf yönleri bulup eğiterek yeni ve güçlü kişilikler yaratmaya ye terlidir. Çeşitli sorunları olan çocukların düzelmelerinde, uygula*yabilenler için eğitim, sihirli bir çubuktur.

Çocuklarda görülen başarısızlıklar çoğu kez sevgi azlığından doğmaktadır. Okullarımızdaki uyumsuz çocukların gıdaya mı, yoksa sevgiye mi daha çok gereksinimleri olduğunu ölçebilsek; sevgi açlığının daha çok olduğunun görürüz. Gıda yetersizliğinin çocuğa zararı zamanında görülebilir. Ama sevgi yetersizliğinin zararı yıllarca sonra or*taya çıkar. Gıdası eksik olan bir çocuğun kimi becerilerinde belki az gelişme olabilir. Ama yetiştiği zaman, toplumun çeşitli kesimlerinde eğitim derecesine göre yararlı hizmetler yapabilir. Ancak sevgi azlığı içinde büyüyen bir çocuk, toplumun hangi kesiminde görev alırsa alsın, topluma yararlı çalışmalarda bulunamaz.

Çocuk ne denli beslenirse Beslensin, sevgi yokluğu içinde büyürse benliği gelişemez. Kişiliğinde boşluklar olur. Çevresine ve topluma ayak uyduramaz. Büyüdüğünde pek çok davranış bo*zuklukları gösterir. Çocuk bakımevlerinde, geçimsiz ve yıkılmış ai*lelerde büyüyen çocukların kişiliklerinde çeşitli uyumsuzluklar görülür. Söz gelimi çekingen, heyecanlı, kibirli, şımarık, kararsız ve duygusal olabilirler.

Çocuğun bedenindeki eksiklikler giderildiği zaman, zekasında gelişme görülür. Örneğin; çocuklardaki solucan tedavisi, zekanın çalışmasını olumlu yönde etkiler. Ancak bu demek değildir ki çocuğun sağlığının iyi olması zekayı artırır. Çocuğun sağlığının iyi olması, zekasının normal çalışmasını, gerilememesini; çocuğun gereksinimi olan sevgiyi alması da zekasının normal çalışmasını, ge*rilememesini sağlar.

Okul Öncesi Dönem

Salı, 06 Kasım 2007

OKUL ÖNCESİ DÖNEM BEDENSEL BÜYÜME VE GELİŞME Doğumla Gelen Özellikler:

Bebek aşağıda kısaca özetlenen becerilerle birlikte doğar:

1.) Görme duyumu oldukça gelişmiştir. her iki gözünü bir tek nesne üzerine odaklayabilir, hareket eden bir objeyi izleyebilir ve bazı renkleri ayırt edebilir. en önemlisi insan yüzüne özellikle ilgi gösterir ve ilk iki hafta içinde göz göze bakabilir beceriye ulaşır. bebeğin insan yüzüne ilgi göstermesi ve göz teması kurabilmesi, bebekle ana-baba arasında türün devamı için gerekli son derece önemli bir iletişim ilişkisinin doğmasına olanak verir.

2.) Yeni doğan bebeklerin kulağı çok geniş bir ses bandına tepkide bulunabilir. gerçekte bebeğin en fazla duyarlılık gösterdiği ses insan sesidir. insan sesindeki perde ve şiddet değişikliğinin farkına varabilen bebek, kısa süre içinde "aşina" olan sesle "yabancı" sesi ayırt edebilir. ayrıca yeni doğan bebek sesin geldiği yönü algılayabilme yeteneğini de beraberinde getirdiğinden, başını sesin geldiği yöne çevirerek uygun davranışı gösterir.

3.) Bebekler, koklama ve tat alma duyu organları da oldukça gelişmiş olarak dünyaya gelirler. birbirinden farklı kokuları ve tatları kolaylıkla birbirinden ayırt edebilirler.

4.) Yapılan araştırmalar yeni doğan bebeğin hem operant hem de klasik koşullanma ile yoluyla öğrenebildiğini göstermiştir.

5.) Bebek duyu organlarının doğuştan itibaren hemen hemen mükemmel bir biçimde işleyişinin yanı sıra, kendisini besleme konusunda son derece yararlı bazı refleksleri de beraberinde getirir. bunların başında emme refleksi gelir. anne memesini veya emziği dudağında hisseden bebek hemen emmeye başlar. bu refleks o kadar kuvvetlidir ki, emecek birşey bulamayan çocuk parmağını emer.

Okul öncesi dönemde büyüme ve geliÅŸim diÄŸer yaÅŸam dönemlerine göre en hızlı olma özelliÄŸine sahiptir. Okul öncesi dönemde bedensel geliÅŸme hızı bebeklik dönemine oranla yavaÅŸlar. YaÅŸamı ilk ve üçüncü yılları arasındaki büyüme üçüncü ve beÅŸinci yılları arasındaki büyümenin yaklaşık iki katıdır. Üç yaÅŸlarındaki kızlar ortalama 94 cm uzunluÄŸunda 13 kg ağırlığındadır. Altı yaşına geldiklerinde boyları 115 cm’yi , ağırlıkları ise 15 kg’ı bulur. Erkek çocukları ise kızlardan biraz daha uzun ve ağırdırlar.

Okul öncesi dönemde beden orantılarında da değişiklikler göze çarpar. İki yaşında baş toplam beden boyutunun yaklaşık dörtte birini kapsar; Beş buçuk yaşında bu oran altıda bire düşerek çocuk bebeklik görünümünden uzaklaşmaya başlar. Altı yaşlarına varıldığında ise organların birbiriyle orantılı bir yetişkininkini andırmaya başlar. Bedensel Gelişmeyi Etkileyen Faktörler:

1.Kalıtım Faktörü

2. Irk Faktörü

3.Beslenme Faktörü

4. Hastalıklar

5.Psikoljik Bozukluklar

6. Sosyo-Ekonomik Statü

Devinsel Büyüme ve Gelişim

Bebekler bedenlerinin bölümlerini hareket ettirmeyi sağlayan bir genel yetenekle ve refleks adı verilen önemli bir kurulu davranışsal tepki dizisi ile birlikte doğarlar. Bebeğin birlikte getirdiği refleksleri yaşamı sürdürme amacını güder. Bu reflekslerden bazıları emme, yutma, ayak parmağına dokunulduğunda ayağı bükmekten ve parmakları yelpaze gibi açmaktan oluşan babinski refleksi, bedenini yana çevirmesini sağlayan tonik boyun refleksi, başını arkaya atıldığı zaman kolların açıldığı moro refleksi ve avuç içine dokunulduğunda belirgin yakalama refleksi gibi otomatik tepkilerdir.

Bebekte her yeni hareketle sinir bağlantıları zorlanır. Önceleri hareketler tam kesinlik kazanmaz. Örneğin çocuk sırt üstü yatarken karın üstü dönerse el ve bacakları birbirine karışır ve ters döner. Burada hemen öğrenme süreci devreye girer. Çocuk birkaç denemeden sonra doğru hareketi öğrenir. Çocuklar yaptıkları bir hareketin doğruluğundan iyice emin olmadan, asla başka bir harekete geçmezler. Motor gelişim ilk aylarda tamamen sinir bağlantılarına, beyin merkezine ve de kemik yapısına bağlıdır. Diğer bir ifadeyle bedensel büyüme ve olgunlaşma temeline dayalıdır. Öyle ki bunlar olmadan devamlı alıştırma yapmakla devinsel gelişim sağlanmaz.

Bedensel ve motor gelişmenin en hızlı olduğu dönem yaşamın ilk yılıdır. Yeni doğduğunda refleksleri dışında hemen hiçbir istemli davranış gösteremeyen bebek ilk yılın sonunda en önemli motor yeteneklerinden birisi olan yürümeyi başarır.

Aylara Göre Devinsel Gelişim

1.Ay: Yüz üstü yatarken birkaç saniyelik süreler ile başını kaldırır. Refleks beden hareketleri , refleks olarak kavrama, yavaş hareket eden nesneyi kısaca izler.

2.Ay: Yüz üstü yatarken kollarının desteğiyle göğsünü ve başını yukarıya doğru kaldırır. Sırt üstü yatarken kollarını kaldırır.

3.Ay: Refleksler azalıp nesnelere vurmaya başlar, destekle oturur. Ellerini izlemeye başlar, başını dik tutar.

4.Ay: Kucakta destekle oturur.

5.Ay: İstemli olarak bir yandan öteki yana döner. Nesneye uzanır, kavrar, ağzına götürebilir. Biberonu tutabilir, çıngırakla oynar, oyuncakları gürültüyle çarpar.

6.Ay: Mama sandalyesine oturabilir. Uzatılan nesneleri avucunun içiyle yakalar.

7.Ay: Desteksiz oturur.

8.Ay: Kollarının altından tutulduğunda ayakta durur.

9.Ay: Bir yere tutunarak ayakta durur, gezinir, parmak ucuyla tutma başlar. El çırpma oynar, kendi kendine oturur.

10. Ay: Emekler. Kutunun kapağını kaldırır.

11.Ay: Ellerinden tutulduğunda yürür, çömelir ve eğilir. Kalemi tutar, bir oyuncağı amaçlı olarak atar. Karalama taklidi yapar.

12.Ay: Bir yere tutunarak ayaÄŸa kalkar.

13.Ay: Yardımsız ayakta durur ve yürümeye başlar. Topu yetişkine yuvarlar. İki üç küple kule inşa edebilir.

14.Ay: Parmaklarını kullanarak nesneleri tutar, basamakları tırmanır.

15.Ay: Ellerinin de yardımıyla merdiven çıkmaya başlar.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.jpg[/IMG] Aylara Göre Çocukların Gelişim Şekilleri Okul öncesi dönemde kaba motor hareketleri sağlayan kaslar ince motor hareketi sağlayan kaslara oranla daha fazladır. Buna bağlı olarak da çocuklar rahatlıkla koşup, zıplayabilmelerine karşın dar bir tahta üzerinde denge sağlamak gibi daha üst düzeyde motor koordinasyon gerektiren hareketleri yapmakta güçlük çekerler. İnce motor kasların koordineli bir biçimde, tam olarak işlevlerini yerine getirebilmeleri ancak ergenlik döneminde gerçekleşebilir. Gelişimsel olarak çocuklar henüz gözlerini küçük nesneler yada ayrıntılar üzerinde odaklayabilmek için de yeterli olgunluğa ulaşmamışlardır; bu nedenle el göz uyumları yetersizdir. Bu dönemde erkek çocuklar kızlardan daha uzun ve ağır olmalarına karşın kız çocuklarının ince motor kaslarının gelişimi erkek çocuklardan biraz daha ileridir. Bu durum göz önüne alınarak aynı yaşlarda farklı cinsiyetlerdeki çocukların ince motor becerileri gerektiren düğme iliklemek, makas kullanmak gibi işlerdeki başarılarını karşılaştırmamak gerekir. Üstelik aynı yaş ve cinsiyetteki çocuklar arasında da bireysel farklılıklara dayalı olarak ortaya çıkan beceri farklılıklarının olabileceği unutulmamalıdır.

Çocuklar temel hareket ve becerilerinin çoğunu okul öncesi dönemde kazanırlar. Beşinci yaşın sonunda hastalıklı yada sakat çocuklar dışında bütün çocuklar mükemmel bir şekilde yürür ve koşarlar. Yüzde seksen biri bir merdiveni inip çıkarlar, yüzde doksan altısı kaygan bir zeminde dengesini bozmadan kayabilir. Yüzde doksanı da kolaylıkla sıçrayıp atlayabilir ve sekebilir.

Üç yaşındaki çocukların çoğu fazla döküp saçmadan kendi yemeklerini yiyebilirler. Fakat yedi sekiz yaşına gelmesen tabaklarındaki eti kesemezler. Üç yaşından itibaren çocukların çoğu giysilerini çıkarabilirler; Dört yaşında ise hem giyinebilir hem de çıkarabilirler. Bu yaşlarda henüz ayakkabılarını giyemezler. Bu sağ ve sol ayakkabılarını denetleyebilecek bir aşamaya gelmemiş olmalarından kaynaklanır. Çocuk beş yaşındayken kendi başına banyo yapmaya başlayabilir, fakat on iki yaşına gelene kadar yol gösterilmeye ve denetlemeye gereksinimi vardır. Çocukların bir çoğunun bu tür eylemleri belirli bir yaşa geldikleri halde yapamamalarının nedeni; anne ve babalarının onlara fırsat tanımamalarından kaynaklanmaktadır.

Kalem kullanma becerisinin gelişmesinde çocuklar düzenli bir ilerleme gösterirler. Yaklaşık olarak iki yaşında ilk kez kaleme kağıda dokunarak bir işaret yapabilirler. Bu karalamalarda, ilk iki-üç hafta hep dikey çizgiler çizerler ve ondan sonra yatay çizgilere başlarlar. Dört yaşındaki çocuklar basit bir şeklin içine kuru kalemle boyayabilirler, fakat ara sıra çizginin dışına çıktıkları olur. Bu yaşta hem algılamaları hem de denetim mekanizmaları bir kareyi kopya edecek kadar gelişmiştir.Beş yaşında bir üçgeni kopya edebilirler, bir insan resmi çizebilirler. Yedi yaşındaki çocuklar eşkenar dörtgeni kopya edebilirler.

Akraba EvliliÄŸi

Salı, 06 Kasım 2007

AKRABA EVLİLİĞİ Tanımı ve Yaygınlığı: Aynı soydan gelen kişilerin yapmış oldukları evlilikler akraba evliliğidir. Bu akrabalık anne soyundan veya baba soyundan gelebilir. Her ikiside aynı derecede önemlidir. Halk arasında yanlış bir izlenim olarak baba soyundan gelen akrabalığa daha çok önem verilir. Bu evliliklerde akraba ilişkileri derece derecedir.

1. Derecede Akrabalık:

vHer iki çiftin babalarının kardeÅŸ olması “Amca kızı , amca oÄŸlu modeli” (Åžekil 1)

vHer iki çiftin annelerinin kardeÅŸ olması “Teyze kızı, teyze oÄŸlu modeli” (Åžekil 2)

vÇiftlerden birisinin annesinin, birisinin babasının kardeÅŸi olması (Hala kızı, dayı oÄŸlu modeli” (Åžekil 3 A), “Hala oÄŸlu dayı kızı modeli” /Åžekil 3 B)

ŞEKİL 1

AMCA KIZI, AMCA OÄžLU

EVLİLİĞİ

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG] EVLİLİK

AMCA AMCA

BABA ANNE

Hasta Erkek Hasta Kız Sağlam Erkek Sağlam Kız Taşıyıcı Taşıyıcı

Çocuk Çocuk Çocuk Çocuk Erkek Çocuk Kız Çocuk

ŞEKİL 2

TEYZE KIZI, TEYZE OÄžLU

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG]EVLİLİĞİ

TEYZE TEYZE

BABA ANNE

Hasta Erkek Hasta Kız Sağlam Erkek Sağlam Kız Taşıyıcı Taşıyıcı

Çocuk Çocuk Çocuk Çocuk Erkek Çocuk Kız Çocuk

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG]

ŞEKİL 3

HALA KIZI, DAYI OĞLU MODELİ

DAYI HALA

BABA ANNE

Hasta Erkek Hasta Kız Sağlam Erkek Sağlam Kız Taşıyıcı Taşıyıcı

Çocuk Çocuk Çocuk Erkek Çocuk Erkek Çocuk Kız

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]ŞEKİL 4

HALA OÄžLU , DAYI KIZI

MODELİ

HALA DAYI

BABA ANNE

Hasta Erkek Hasta Kız Sağlam Erkek Sağlam Kız Taşıyıcı Taşıyıcı

Çocuk Çocuk Çocuk Çocuk Erkek Çocuk Kız Çocuk

AKRABA EVLİLİĞİNİN SAĞLIK YÖNÜNDEN SAKINCALARI

Akraba evlilikleri gizli kalmış özellikleri ortaya çıkarabileceği için zararlıdır. Otozomal resesif: çekinik genlerin ortaya çıkmasını akraba evliliği kolaylaştırır. Bu konuyu şöyle açıklayabiliriz: Genetik özellik dediğimiz genlerdeki değişim; mutasyon sonucu bazı hastalıklar ortaya çıkar. İnsanlarda kromozomlar çift olduğundan, diğer bir değişle genler vücutta çift olarak bulunduğundan, birisinde çalışmama durumunda diğer gen çalıştığından hastalık görünmez. Bu duruma heterazigot veya taşıyıcılık diyoruz. Eğer anne ve baba aynı soydan geliyorsa ve birinci derecede akraba iseler , her ikisi de bu hastalığı taşıyorsa , ikisinden de bozuk çalışmayan geni alırsak doğacak çocuk tam hasta olur.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG]ANNE BABA

Hastalık Hastalık

Taşıyan Taşıyan

Kromozom Kromozom

HASTA ÇOCUK SAĞLAM ÇOCUK TAŞIYICI ÇOCUK TAŞIYICI ÇOCUK

Yukarıdaki şekilden açıklayacak olursak

a)Hem anneden hem babadan hastalık geni olan kromozomu alırsak doğacak çocuk hasta olur. Risk ¼ yada % 25 dir.

b)Anne ve babadan hastalık geni olmayan kromozomu alırsak doğacak çocuk sağlam olur. Risk ¼ yada % 25 dir.

c), d) Ya anne ya da babanın, birisinden sağlam geni diğerinden hastalıklı geni alırsa çocuklar taşıyıcı olacak anne ve babaları gibi bulgu vermeyeceklerdir. Rizk ½ yada % 50 dir.

Sağlamlar ve taşıyıcılar bulgu vermediklerinden bir araya toplarsak , ¼ + ½ = 2/3 yada % 75 dir. Akraba evlilikleri gizli kalmış özelliklerin ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Örneğin, toplumda 7000 de 1 görülen bir hastalıklı 2 kişinin tesadüfen bir araya gelme ihtimali ise azdır. Annesi ve babası bu hastalığı taşıyan bir ailenin çocukları evlendiği zaman bu bozuk genlerin karşı karşıya gelmesi normal popülasyona oranla daha fazladır. Akraba evlilikleri sonucu sadece enzimatik hastalıklar ortaya çıkmayıp, otozomal resesif kalıtımla geçen bir çok yapısal hastalıklar ortaya çıkabilir. Örneğin: bazı iskelet bozuklukları, parmak anormallikleri , kan hastalıkları (talosemiler gibi.)

Akraba evliliğinin sakıncalı olabileceğini bilen veya duyan kişiler bu evlilikleri gerçekleştirmeden evvel taşıyıcılık testi yapılırsa , taşıyıcı olup olmadıkları anlaşılır.

NEDEN AKRABA EVLİLİĞİ?

Şimdi akla şöyle bir soru geliyor; Acaba aileler neden öncelikle akraba kızlarını seçiyor?

Araştırmalarımızla gördük ki, bunun da çeşitli nedenleri var. Türkiye geneli için bu nedenleri şu şekilde sıralayabiliriz:Gelenek ve görenekler (örf ve adetler)Malın bölünmemesi,Soyluluk düşüncesi,Kan davası ve aşiretçilik,Evlilikte istikrar (sosyal garanti)Gelinin daha saygılı olacağı düşüncesi,Ekonomik yardımlaşma,Birarada, aynı yerde büyüme (sosyo-psikolojik etkenler)Gelinin daha dürüst ve-namuslu olacağı inancı, Coğrafi şartlar ve ulaşım güçlüğü,Üvey çocukların bakımı,Başlık parasını azaltma amacı.,.Yukarıda sıraladığımız nedenleri teker teker ele alarak biraz daha açıklık getirelim:

1- Gelenek ve görenekler (örf ve adetler):

Türk milleti tüm batılılaÅŸma hareketlerine raÄŸmen, (özellikle kırsal kesimde) eskiden beri süregelen adetlerine baÄŸlılık özelliÄŸini yitirmemiÅŸtir. Bu adetler olumlu veya olumsuz olsa Anadolu’da yerleÅŸmiÅŸ bir söz vardır, «kendi kötün elin iyisin*den yeÄŸdir» diye… Onun için bir genç evlendirileceÄŸi zaman öncelikle akrabadan uygun bir «eş» seçimine gidilir. EÄŸer dengi biri yoksa sonra komÅŸudan daha sonra ise yabancı bir aileden

eş alınır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, evlenmeyen bir kızın günahı amca oğlunun boynunadır. Yine bu yörelerimizde yakın akrabadan kız almak, «Kalaylı kaptan su içmeye» ben*zetilmiştir. Bütün bunlar atalardan süregelen bir gelenektir. Ya*kın akraba evliliklerinin yapılmasında da etkin rol oynamakta-dır.

2- Malın bölünmemesi:

Anadolu insanı, toprağına çok bağlıdır. Toprağının bir parça*sının dahi elinden çıkmasına gönlü razı olmaz. Hangi nedenle olursa olsun, toprağın bölünmesini, başkasının eline geçmesi*ni istemez. Onun içindir ki, aile reisinin tek amacı babadan kalma arazisini çocuklarına olduğu gibi devretmektir.

Çocuklar evlendirilirken, yakın akrabadan biri olmasına özen gösterilir. Bu yolla, mevcut menkul veya gayrimenkul akraba çevresinin dışına çıkmamış olur. Hatta aileler birbirlerine kenet*lenmiş sayılır. Ölenlerin varlıkları da yine aile fertlerine kalmak*tadır.

3-Soyluluk düşüncesi:

Nasıl ki evlenmelerdeki amaç insan neslinin devamını temin ise, yapılan akraba evliliklerinde de amaç soyun asilliğinin devam ettirilmesidir.

Genellikle ailelerin erkek çocuk isteÄŸinin bir nedeni de köyleri*mizde geleneksel olarak çok önem verilen bu amacın gerçek*leÅŸtirilmesidir. ÇoÄŸu bölgelerimizde, evlenen bir genç kızın var*dığı yerde erkek çocuk doÄŸurması evliliÄŸin sürmesinin adeta “garanti belgesi”ni oluÅŸturur. Bu nedenle, “Ocağı yaktı” veya “Ocağı ÅŸenlendirdi” deyimi halk arasında yerleÅŸmiÅŸtir. Yine halk arasında (özellikle kırsal kesimde) kullanılan «erkek ada*mın erkek çocuÄŸu olur» sözü soyun devam edeceÄŸini ima için kullanılır. Aslında çocuÄŸun erkek veya kız olmasında kadının hiçbir rolü yoktur, ÇocuÄŸun cinsiyetini erkeÄŸin tohumu (spermi) belirler. Yani erkek adamın hem oÄŸlu hem de kızı olur.”Burada kızın akrabadan olması, doÄŸacak çocuÄŸun aile geleneklerine daha yatkın ve baÄŸlı olacağı, damarlarında dolaÅŸan kanın asaletini (!) yitirmeyeceÄŸi inancı etkin bir nedendir.

4 - Kan davası:

Pekçok aile ocağının sönmesine, kadınların dul, çocukların öksüz-yetim kalmasına ve çarpışanların ölmesine veya yararlanmasına neden olan “kan davaları” da akraba evliliklerinin yapılmasında etkendir. Aynı köyde yaÅŸayan iki kan davalı aile*nin gençleri sürekli kendi içinde evlendirilir ki aile kuvvetlensin, yetiÅŸen genç öç almadan çekinmesin. Nedenlerden biridir bu. Ayrıca kırsal kesim yerleÅŸim bölgelerinde aÅŸiretcilik de mevcut*tur, Herkes kendi aÅŸiretinin kuvvetlenmesi ve saÄŸlam temele oturması için akraba evliliÄŸi yapar. Bir köyde en fazla iki ya da üç aÅŸiret bulunur. EÄŸer burada aÅŸiretler arası “kan davası” var*sa, zaten gençler kendi akrabasından evlenmek zorundadır. Çünkü kesinlikle düşman sayılan “kanlı”ya kız verilmez veya alınmaz. Bir de kan davası olan ailelere baÅŸkaları da kız ver*mek istemez. Nedeni de kan davasına bulaÅŸmak istemedikleri ve kızlarının da ileride ıstırap çekmemesi içindir. Ancak, bazen “barışmak” için alınır veya verilebilir.

5 - Evlilikte istikrar:

Evliliklerde öncelikle akraba kızının tercih edilmesinin neden*lerinden biri de “evlilikte istikrarım saÄŸlanabilmesidir. Düşünülür ki, çocukluktan beri birbirini tanıyan, huyunu suyunu iyi bilen iki yakın akraba gencin birleÅŸmesi hem kolay hem de evliliÄŸe istikrar getirir.Adeta bu tanıdıklık evlilikte “istikrar belgesidir” AnlaÅŸmaları kolay, geçimleri iyi, evlilikleri ömür boyu sürüp gider. Kısaca kadın - erkeÄŸin akraba olması halinde, evlilik hayatları boyunca yabancıya nazaran daha rahat edecek*leri ve kolay kolay boÅŸanamayacakları kanaati yaygındır.

6- Gelinin daha saygılı olacağı düşüncesi:

Anadolu’nun büyük bir bölümünde aile fertleri hep bir arada yaÅŸar. Biraz geleneklerin biraz da hayat ÅŸartlarının getirdiÄŸi zo*runluluk nedeniyle bir gence evleneceÄŸi zaman ayrı bir ev açıl*ması pek düşünülmez.

Eve gelin gelecek “el kızı” acaba aile fertlerine karşı nasıl bir tavır takınacak? Ailenin yaÅŸlıları özellikle ilk önce bunu düşünül. Gelin kendilerine saygılı davranır mı? Onlara itaatli olur mu? Onun için, bu endiÅŸeyle evlenecek gence akrabadan bir kız aranır. Gelin akraba olursa zaten tanıdığı için, onlara uyum saÄŸlar ve büyüklere de saygıda kusur etmez. ÇoÄŸu genç*ler de şöyle düşünür:

“Kız akraba olduÄŸu için anama-babama acır, onlara daha iyi bakar”.

7- Ekonomik yardımlaşma:

Köylü için bağ-bahçe işleri günlük yaşamın bir parçasıdır. On*lar hep toprakla haşır neşirdir. Toprağı eker biçer, harman ya*par. Meyve-sebze yetiştirir. Sulamak ister, bakım ister. Bütün bu işler de genellikle insan gücüyle yapılır. İşlerin kolay yürümesi de yardımlaşmayla mümkün olur. Akrabalar arası yardımlaşma daha kolay ve daha içtenliklidir. Akrabalar arasında mevcut olan işbirliği ve yardımlaşma geleneğinin mümkün olduğu ka*dar daha fazla sürdürülmesi için de yeni yeni evlilikler yapılır. Kısacası evlenecek gence akraba bir kız tercih edilir.

8 - Birarada aynı yerde büyüme:

Küçük yaÅŸtan beri birlikte büyüme, aynı ÅŸartları paylaşıp birbi*rini yakından tanıma ve bu arada duygusal baÄŸlarla baÄŸ*lanmalar da akraba evliliklerinin nedenlerindendir. 1985′in son aylarında yeniden meÅŸhur olan Muallim türküsü bunu güzel ifade

ediyor:

Emmim kızını vermezse

TurÅŸu koysun fincana…

Yani dar bir çevrede gencin ilk göz ağrısı amcasının kızıdır.

9-Gelinin dürüst olacağı inancı:

Akrabadan olan kızın, soyu bellidir. Namuslu ve dürüst olup olmadığı da bilinir. Yabancı biriyle evlenilirken araÅŸtırıp bunu öğrenmek gerekir. Ama, “Tanıdık ve bildik biri varken baÅŸkasını araÅŸtırmak niye?” diye düşünülür. Ya yanlış bilgi verilirse? İşte bu endiÅŸeyle akrabayla evlilik tercih edilir.

10- Coğrafi şartlar ve ulaşım güçlüğü:

Günümüz Türkiye’sinde bile hâlâ yolları olmayan köyler, ula*şım güçlüğü çeken yerleÅŸim bölgeleri mevcuttur. Kışın kar bastı*rınca dört-beÅŸ ay köy dışına çıkılamayan yerler vardır. BaÅŸka köy ve kasabalarla, yılda elin parmakları kadar az denilebile*cek ÅŸekilde görüşebilen insanlarımız vardır. Bu nedenle gençler sürekli görüşmek zorunda oldukları insanlar arasından eÅŸlerini seçme durumunda kalırlar.

11- Üvey çocukların bakımı:

Nadir de olsa herhangi bir nedenle eşini kaybeden kişi yeni*den evlenmek için akrabasına yönelir. Şöyle ki, akraba kızı, üvey çocuklara daha fazla şefkat gösterir. Onlara kendi çocu*ğu gibi bakar. Burada psikolojik bir amaç da söz konusudur.

Örneğin, baldız, ölen kardeşinin çocuklarına üvey analık yap*maz. Tersine onları ,daha fazla bağrına basar. Aynı şekilde .kayınbiraderle evlilikte de kayınbirader, kardeşinden kalan öksüz çocuklara bir yabancı erkekten daha iyi bakar. Aynı kanı taşı*yan amcanın babalık yapması daha fazla tercih edilir.

Bu tür evliliklere bazı İslam ülkelerinde de rastlamak mümkündür. Mesela Mısırlı bir ÅŸoförün anlattığına göre, karde*ÅŸi ölmüş 4 tane çocuÄŸu ortada kalmış. O da yengesiyle evlen*miÅŸ. 3 tane de kendi çocuÄŸu Varmış. Böylece 7 tane çocuk babası, oluvermiÅŸ. Mısırlı ÅŸoför diyor ki: “KardeÅŸimin çocuklarına ben bakmazsam kim bakardı,? Yengemle de evlenmekle onun namusunu korumuÅŸ oldum!..”

12 - Başlık Parası:

Türkiye’de akraba evliliklerinin yapılış nedenlerinden biri de hiç kuÅŸkusuz baÅŸlık parasın, azaltmakta Akraba kızı, alınırken, baÅŸhk ya hiç alınmamakta veya çevredeki baÅŸlık miktarından daha istenmektedir. Bu nedenle baÅŸlık, akraba evliliklerinde etkin rol oynamaktadır.

2-Geçici (muvakkat) olarak yasak olanlar

Daimi surette yasak olanlar üç sebepten dolayıdır:

1-Neseb yoluyla (kan hısımlığı)

2-Sıhriyet (evlilik) sebebiyle (I8)

3-Rida (süt emme) yoluyla

NİKÂHLARI EBEDİ YASAK (HARAM) OLAN KADINLAR

A) Neseb sebebiyle (Kan hısımlığı):

l-ANALAR: ErkeÄŸin kendi anası haram olduÄŸu gibi, anasının anası, babasının anası ile bütün öz ve üvey nineleri….

2-KIZLARI: ErkeÄŸin kendi kızı, kızının kızları, oÄŸlunun kızları, onların evlat ve torunları da…

3-KIZKARDEÅžLERI: Gerek ana baba bir, gerekse yalnız ana veya yalnız baba bir kız kardeÅŸleri…

4-HALALAR: Babaların ve dedelerin (öz veya üvey) kız kardeÅŸleri, babasının halası, anasının halası…

5-TEYZELER: ErkeÄŸin anasının (ana-baba bir) kız kardeÅŸleri, anasının teyzesi, babasının, dedesinin teyzeleri…

6-KARDEÅž KIZLARI: ErkeÄŸin ana-baba, yahut yalnız baba ve*ya ana bir, erkek kardeÅŸinin ve kız kardeÅŸinin kızları ve onların çocukları…

Bütün bu sayılanlarla bir erkeğin evlenmesi kesin olarak yasak edilmiştir. Kesinlikle evlenemez. Aynı şeyi tersinden düşünürsek, kadın için de durum değişmez.

B)Evlenmeden doğan hısımlık (sıhriyyet) sebebiyle evlenilmesi yasak (haram) olan kadınlar.

l -KAYINVALİDELER: ErkeÄŸin karısının anası haram olduÄŸu gi*bi, anasının anası, babasının anası da…

2-ÜVEY KIZLAR: ErkeÄŸin evlendiÄŸi kadının baÅŸka kocadan olan kızları, oÄŸullarının kızları…

3-GELİNLER: ErkeÄŸin kendi oÄŸlunun hanımı haram olduÄŸu gi*bi, torunlarının hanımları ve gelinleri de haramdır…

4-ÜVEY ANALAR: ErkeÄŸin babasının karısı (gerek sonradan aldığı gerek 2.3.4. kez evlenen kimsenin hanımları) ki üvey ana*lardır. Bunlar haram olduÄŸu gibi babasının babası ve gerek ana sının babası (yani dedelerinin) hanımları… da haramdır.

5-HANIMIN KIZKARDEŞI: (Baldız); Buradaki yasak iki kız kardeşin birlikte nikahlanmasıdır.

C) Emzirme sebebiyle nikâhları yasak olan kadınlar

l-Süt anne, süt annenin annesi, onun annesi…

2-Süt kızlar ve onların kızları…(ErkeÄŸin süt kızı; nikâhı altında bulunan karısının emzirdiÄŸi çocuktur)

3-Süt kız kardeÅŸ ve kızları, onların kızları…

4-Süt hala ve süt teyze (Süt teyze,çocuğu emziren kadının abla*sıdır, süt halaya gelince, bu da çocuğu emziren kadının kocasının

kız kardeşidir)

5-Kadının sütannesi (çocukluÄŸunda sütanneyi emziren kadın) ve bu annenin anneleri… Bu yasak nesebte kan hısımlığında ol*duÄŸu gibi, kadınla olan soyut nikâh akdinin devamı müddetince

geçerlidir.

6-Kadının süt kızı (bir kimsenin evlenmeden önce hanımının emzirdiÄŸi çocuk) ve onun çocuklarının kızları, kızlarının kızları… Bu yasak hükmü ancak kocanın karısı ile zifafa girmesinden son*ra geçerlidir.

7-Süt babanın veya dedenin karısı. Onların babalarının kızla*rı. (Süt baba hanımının emzirdiÄŸi bütün çocukların babasıdır. Böyle bir çocuk için sadece kendisini emzirenle evlenmek yasak olmaz, kendisini emziren kadın zaten sütannesidir. Süt babasının evlendiÄŸi her kadınla evlenmesi yasak olur)…

8-SütoÄŸlunun karısı… OÄŸlunun oÄŸullan, hanımları…

9-Bir kadınla, süt kardeşini süt halasını, süt teyzesini veya emişme yoluyla mahrem olan herhangi bir kadını birlikte nikâh altında tutmak da haramdır.

SONUÇ Türkiye’de aile yapış; bölgelere göre deÄŸiÅŸik ve karmaşık bir ÅŸekil arz etmektedir. Bunun nedeni de kültür farkı, sosyo*ekonomik ÅŸartlar ve geleneklere olan baÄŸlılıktan kaynaklan*makladır.

Ülkemizde her beÅŸ evlilikten biri akrabalar arasında yapıl*maktadır. Ancak bu durum bölgelere göre farklılık gösterir. Mesela, DoÄŸu Anadolu’da her üç evlilikten biri akrabalar ara*sında yapılırken, Batı Anadolu’da (Ege ve Marmara) bu oran 7′de hatta 8′de bire düşmektedir.

Bölgeler arasında böyle farklı oranların görülmesi akra*ba evliliklerinin yapılış nedenlerine bağlıdır. Bu nedenleri daha önce 12 maddede toplamıştık. Nedenlerin mevcut olduğu bölgelerde akraba evliliği oranı yüksek, azaldığı veya kaybol*duğu bölgelerde düşüktür. Bir başka genellemeyi ise şöyle ya*pabiliriz: Kırsal kesimde akraba evliliği daha fazla, şehirlerde ise daha azdır. Bu da gösteriyor ki toplumumuzda imkanlar*dan faydalanma dengeli biçimde dağıtılamamıştır.

Kısaca diyebiliriz ki; Kültür seviyesinin düşük olduğu bölge*lerde, gelenekler ve maddi etkenler ağır basmaktadır.

Şimdi akla şöyle bir soru gelebilir: Acaba akraba evliliğinin çok veya az oluşu bu kadar önemli midir? Gelecek nesil için bir sakınca söz konusu mudur?

Akraba evliliklerinin “kesin sakıncalı” olduÄŸunu söyleyeme*yiz. Tıbbi bölümde de belirtildiÄŸi gibi soyda geçici (irsi) bir hastalık yoksa «endiÅŸe» duyulmamalıdır. Ama varsa…O za*man sakat, dengesiz ve topluma yük olacak çocuklar dünyaya getirmemek için böyle bir evlilikten kesinlikle kaçınılmalıdır.

Akraba evliliğinin çok veya az oluşunun önemini şöyle açık*layabiliriz:

Mesela;-soyunda ruhsal bozukluk bulunan iki yakın akraba evlendiklerinde bu tür hastalıklı çocuklar dünyaya gelecektir. Onların çocuğu da yakın akraba evliliği yaparsa, torunda bu hastalık kaçınılmaz olacaktır. Böylece birkaç kuşak sonra hastalık eğer yakın akraba evliliği sürüp gitmişse hatanın devamından dolayı, soyağacının her dalında yerleşip oturmaya ve zaman içinde bütün sülalede kök budak salmaya başlayacaktır.

Bu nedenle akrabasıyla evlenecek olanlar çok hassas davranarak mutlaka tıp fakültelerinin “genetik danışma” merkezine baÅŸvurup durumlarını gözden geçirtmelidirler. Yine soylarında irsi (kalıtsal) bir hastalık olup olmadığını da özellikle araÅŸtırmalıdırlar.

“Akraba evliliÄŸi, soyda olmayan bir hastalığın ortaya çıkmasına deÄŸil, var olan sakatlığın görülme ihtimalinin artmasına neden olur”.

Soydaki geçici bir hastalık yoksa, kesin sakıncalı olmadığı için, dini alanda yakın akraba evliliklerine yasak konulmamıştır. Ancak tavsiye mahiyetinde baÄŸlayıcı olmayan uyarıda bulunulmuÅŸtur. Peygamberimiz: “Yakın akrabadan evlenmeyin, zira çocuk cılız olur” demiÅŸtir. Onun için diyoruz ki, “akraba evliliÄŸini ilk planda deÄŸil, son planda düşünmek en akılcı bir yoldur.” Yakın akraba evliliklerinin azabilmesi için takip edilmesi gereken yol ÅŸudur:

vAkraba evliliklerinin nedenlerine soysa ekonomik ve kültürel yönlerden yaklaşılarak (nedenlerinin ortadan kalkması için) etkin tedbirler alınmalı, toplumumuz irsi hastalıklara karşı uyarılmalı ve eğitilmelidir.

vTV, radyo basın-yayın gibi kitle iletişim araçlarından azami derecede faydalanılmalıdır.

vDaha derli toplu küçük grupların eğitilebileceği mahalli programlardan yararlanılmalıdır.

vAkraba evliliklerinin fazla yapıldığı, sakatlıkların görüldüğü yerleşim merkezlerine ayrı bir özenle eğilmenin uygun ve verimli olacağı da dikkate alınmalıdır.

vKültür düzeyinin yükselebilmesi için her türlü gayret gösterilirken , maddi nedenlerinde ortadan kaldırılması amaç edinilmelidir.

vBaşlık parası ve kan davasının üzerine gidilerek bu iki sosyal yaraya neşter vurulmalıdır.

vKonu anlatılırken sakıncalı ve faydalı yönleriyle ortaya konulmalı, zararın ve karın hangi tarafta bulunduğu açıkca gösterilmelidir.

Saygı Ve Sevginin Toplum İçin Önemi

Salı, 06 Kasım 2007

SAYGI VE SEVGİNİN TOPLUM İÇİN ÖNEMİ Saygı ve sevgi insanlar arasında iyi bir bağ oluşmasını sağlar. Bu bağ sayesinde insanlar birbirleriyle iyi geçinirler.

Saygıyı ve sevgiyi insanlar çocuk yaşta öğrenir. Büyüdükçe de geliştirir bu yüzden çocukların eğitimi ailede başlar. Ailede bir çocuğa insanlara karşı saygı duyması öğretildiyse bu çocuk hayatı boyunca insanlara saygılı davranır. Fakat ailede çocuğa iyi bir eğitim verilmediyse bu çocuk hiçbir zaman insanlara saygılı davranmaz. Bu yüzden hem ailesinde hem de toplumda karışıklıklara sebep olur.

Aile içinde saygılı davranan bir çocuk toplumda da saygılı davranır. Toplumda saygı insanlar arasında barışı sağlar. İnsanlar birbirlerine saygı duyarsa birbirlerinin hakkında gözetir. Bu da insanların birbirleriyle uyum içinde yaşamasını sağlar. O toplum gelişir ve ilerler. Diğer toplumlarda daha üstün bir durum kazanır.

Toplumda saygı tek başına yeterli değildir. Saygının yanında insanlar birbirine sevgide duymalıdır. İnsanlar birbirlerini severse her zaman diğerlerine yardım etmek ister. Bu sayede birinin bir sıkıntısı olduğu zaman bütün toplum o kişiye yardım eder. O kişinin acısını paylaşır ve sıkıntısını azaltır.

Saygı ve sevgi farklı unsurlardır ama biri olmadan diğeri işe yaramaz. Saygı ve sevginin bir arada bulunduğu toplumlar uzun ömürlü olur ve hiçbir zaman kargaşa içine düşmez. O toplumda saygı ve sevgi ne zaman kayboldu ise o zaman o toplum çöker.

Bu yüzden bizde birbirimize saygılı davranmalıyız. Her zaman başkalarının sevincini ve acısını paylaşmalıyız. İnsanları sevmeli onları birbirinden ayırma malıyız.

Sokak Çocuğu Kimdir ?

Salı, 06 Kasım 2007

SOKAK ÇOCUĞU KİMDİR ?

24 Saat sokakta yaşayan, ailesiyle ilişkileri kopuk olup geçimini sokaktan sağlayan, zaman zaman suça bulaşıp zaman zaman tiner bali gibi uçucu maddeler kullanan ya da bunlara gereksinim duyan, sokağın özgür ortamını mekan edinen çocuklardır.Bu çocukların aile , okul, çocuk kurumları gibi kendine karşı sorumluluğu olan kişi yada kurumlarla hemen hemen hiç temasları bulunmamaktadır. Çeşitli nedenlerle evden kaçmış, aile ve toplumla olan bağları tamamen kopmuş olan bu çocuklar komünler halinde, kendilerine özgü kurallarıyla köprü altı yaşamını seçmiştir.Yaşamı ve/veya yaşam kaynakları için sokak onların 24 saatlik meskenleridir.

Sokakta Çalışan Çocuklardan Farkı Nedir ?

Sokakta çalışan çocuklar ailesinin geçimine katkıda bulunmak yada kendi masraflarını karşılamak için günün bir bölümünde sokakta çalışan, gecenin erken yada geç bir saatinde evine dönen çocuklardır.Mendil-sakız-su-kart satanlar, ayakkabı boyacılığı yapanlar, kırmızı ışıkta araba camı silenler, sabit noktalarda dilencilik yapanlar… v.s buna örnektir.Genelde tiner, bali ve benzeri madde bağımlılıkları yoktur. Bu çocukların aile iliÅŸkileri bir ÅŸekilde sürmektedir.

Hangi Tehlikeler İle Karşı Karşıya ?

Şiddet, fiziksel ve cinsel istismar, başkaları tarafından suç işlemeye zorlanmak, yanma-yaralanma, kronik-tehlikeli bulaşıcı hastalıklara yakalanma, bakımsızlık sonucu oluşan sendromlar, kaçırılma, öldürülme.

Uçucu Maddelere Neden Gereksinim Duyarlar ?

Sokaktaki şiddete karşı durabilmek ve dayak yediklerinde acı hissetmemek, sokaktaki soğuğa dayanabilmek, yaşadığı zorluklara karşı bedensel ve duygusal güç oluşturabilmek yani kendilerini güçlü ve cesaretli hissedebilmek , halüsinasyonlar görüp güzel şeyler hayal edebilmek ve utanma duygularını yok ettiği için rahatlıkla başkalarından yemek isteyip, dilenebilmek ve özgürce konuşabilmek için uçucu maddelere gereksinim duyarlar. Bunun dışında, sokaktaki grupların ortak yaşam biçimine ayak uydurarak gruba kendini kabul ettirebilmek, tiner-bally gibi maddelerin ucuza kolayca bulunabilmesi de diğer başka etkenlerdir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.jpg[/IMG]

SOKAKTA ÇALIŞAN VE YAŞAYAN ÇOCUKLAR ÜZERİNE ARAŞTIRMA

İzmir ve Ankara sokaklarında çocuklarla yapılan alan araştırmalarının sonuçlarını birbirleriyle karşılaştırarak aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür.

Çocukların çoÄŸu ergenlik öncesi ya da ergenliÄŸin ilk döneminde bulunmaktadır.İzmir örnekleminde en büyük yığılma (%46) 11-15 yaÅŸ grubunda, Ankara’da ise 13-15 (%57) yaÅŸ grubundadır.Her iki kenttede 8-10 yaÅŸları arasında bir çok çocuÄŸun da sokakta çalışmakta olduÄŸu görülmüştür. Yine iki kentte de çocukların %15 kadarı sokakta çalışmaya sekiz yaşından daha küçükken baÅŸlamış olduklarını belirtmiÅŸlerdir. Sokakta varoluÅŸun bu kadar erken yaÅŸlarda baÅŸlamakta olması, bu çocukların sokakta karşılaÅŸtıkları tehlikelerle ilgili ileride deÄŸineceÄŸimiz bulgularla birlikte deÄŸerlendirildiÄŸinde, alınması gereken önlemlerde gecikilmemesi gereÄŸi daha iyi anlaşılmaktadır.

Çocukların çoğunluğu %82-89 parçalanmış ailelerden gelmektedir.

Ebeveynlerin eğitim düzeylerinin çok düşük olduğu görülmüştür.Babalarının büyük çoğunluğunun ilkokul mezunu ya da ilkokuldan terk oldukları, annelerin yarıdan fazlasının ise hiç okula gitmedikleri dikkati çekmiştir.

Annelerin %90 dan fazlasının ev dışında çalışmadıkları belirtilmiÅŸ.Babaların %44’ününde halihazırda iÅŸsiz olduÄŸu anlaşılmıştır.

Ailelerin sahip oldukları çocuk sayısının çok yüksek olduğu görülmüş.İzmir için %43 ünün 4-6 çocuk, %26 sının ise 6 çocuktan fazlasına sahip oldukları görülmüştür.

Çocuklara sokakta bulundukları sürelerde fena muamelelerle karşılaşıp karşılaşmadıkları sorulduğunda , fiziksel, duygusal istismara uğradıklarını söylemişlerdir.Genel olarak kimler tarafından istismar edildikleri sorulduğunda ise ilk sırayı büyük çocuklar almaktadır.Çocukların çoğunluğu şiddetle karşılaştıklarında akranları tarafından korunduklarını söylemişlerdir. Birbirlerine para verdiklerini, bir kısmı da( %30) paraya ya da yiyeceğe ihtiyaçları olduğunda, zaman zaman çevredeki esnafa başvurduklarını ve destek gördüklerini söylemişlerdir.

SOKAK HİKAYESİ (SOKAK KANUNLARI)

Özellikle büyük ÅŸehirlerde sokakta tek başına yaÅŸamak çeÅŸitli tehlikeleri yüzünden çok zordur. Bu sadece sokak çocukları için deÄŸil sokakta yaÅŸayan gençler, sokak adamları ve sokak yaÅŸlıları için de geçerlidir. Sokakta tek başına yaÅŸamanın tehlikelerinden uzak kalmak için çocuk ve gençler kendi aralarında belli gruplar oluÅŸturarak güç birliÄŸine giderler. Bu güç birliÄŸinde belli bir hiyerarÅŸik yapı vardır. Bu hiyerarÅŸik yapı içersinde kendine özgü kuralları olan yapıya biz sokak kanunları diyoruz.Çocuklar kazandıkları her ÅŸeyi grup içinde paylaşırlar., Ailelerine teslim edilmek istemedikleri için çocuk ve gençlerin üzerinde nüfus kağıdı yoktur ve aileleri ile ilgili gerçek bilgileri saklarlar. Birbirlerine gerçek isimleri ile deÄŸil lakaplarıyla hitap ederler. ÖrneÄŸin; Adanalı, Kıllı, Kara Murat, Kolsuz Kahraman, Topi, Karga, Çene…v.b. BaÅŸkalarının duymasını yada anlamasını istemediklerinde kendi aralarında kuÅŸ dili konuÅŸurlar Aralarındaki kavga ve yaralanma gibi olayları kesinlikle emniyete aksettirmeden kendi aralarında hallederler. Bıçak ve diÄŸer kesici maddelerle yapılan yaralamaların tedavisini kendi yöntemleriyle tedavi yolunu seçerler.

Kendileri dışında başkalarına kolaylıkla güvenmezler. Grubun lideri ve yardımcıları vardır. Kurallar katıdır ve uygulanır. İspiyonculuk en büyük suçlardan sayılır. Küçük ispiyon olaylarında dayak söz konusudur. Tekrarlanmaması için gözdağı verilir. Orta ispiyon olaylarında dayak atılır ve gruptan kesinlikle ihraç edilir. Gruptan atılmak büyük bir cezadır, çünkü gruptan ispiyon nedeniyle atılanlardan diğer grupların hemen haberi olur ve onu aralarına kabul etmezler.Bu da sokakta tek başına kalmak gibi çok güç bir durumu beraberinde getirir. Gruplar ve kişiler kendi gücünü, mesafelerini, nasıl davranılması gerektiğini gayet iyi bilirler, çünkü cezalarının da ne olduğunu iyi bilirler. Basitte olsa her suçun bir cezası vardır ve kesinlikle uygulanır. Büyük ispiyon olaylarında , kaza süsü verilmiş ölümler meydana gelebilir.

BİR SOKAK ÇOCUĞUNUN KISA YAŞAM HİKAYESİ

Benim evden kaçmamın sebebi, ben doÄŸduktan 27 gün sonra benim babam vefat etmiÅŸ ve ben 3 aylıkken annem beni babaanneme ve dedeme bırakıp babasının evine gitmiÅŸ, bunun üzerine tabii beni de amcalarım sabah ilkokula, öğleden sonra sakız satmaya veya boyacılığa gönderiyordu ve akÅŸam eve bazen parayla gelmediÄŸim zaman dayak yiyor ve o da yetmiyormuÅŸ gibi birde tüm akrabalara kötülüyorlardı ve bazen babaannem ablamı dövdüğü için dövme dedim diye defalarca dayak yediÄŸimi bilirim. Zaten aÄŸabeyim dayanamayıp evden kaçmıştı bile ve ben de azda olsa ondan etkilenerek kaçmaya karar verdim.İstanbul’a geldiÄŸim zaman aÄŸabeyimi bulur çalışırız diye düşündüm, meÄŸer aÄŸabeyim benden önce batmışta benim haberim yokmuÅŸ.Tabii haliyle ben de sokakta kalmaya baÅŸladım ve yapmak istediÄŸim ÅŸeylerin hepsini yapamadım belki ama beni en çok mutlu eden olay sokakta geldi başıma.Yani geldiÄŸim bu yaÅŸa kadar beni en çok mutlu eden sevindiren olay bir gün sokakta geldi başıma ;

kaldığım süreç içerisinde İzmir’e gitmeye karar verdim ve İzmir’e gittiÄŸim zaman ne bir tanıdık ne bir arkadaşım vardı. Ve orda bir halk topluluÄŸu gördüm ve oraya doÄŸru yürümeye baÅŸladım. Orada bulunan birine sordum ve oranın bir sirk olduÄŸunu öğrendim, herkes kuyruÄŸa girmiÅŸ bilet alıyordu ve ben de o kuyruÄŸu takip ederek ilerledim.Sıra bana gelince cebimdeki paranın kısıtlı olduÄŸu aklıma geldi ve adama sordum,’kaç para aÄŸabey bilet?’ Bir buçuk milyon dedi, ve ben de bir bilet istedim, ‘ön taraftan olsun lütfen’ dedim.ve adam da ‘sana o fiyata bilet veremem’ deyince haliyle ‘ön taraf kaç para’ dedim ve söylediÄŸi fiyat benim

iÅŸime gelmiyordu.ve birden arkamdan biri ‘bir dakika yeÄŸenim’ dedi ve bana hafiften gülerek giÅŸedeki adama ‘iki tane bilet verir misin ? , biri ön taraftan olsun lütfen’ dedi ve beni çağırarak bana o bileti verdi ve o adama sorduÄŸum zaman 6 senedir ceza evindeymiÅŸ ve o gün cezası İzmir Buca cezaevinde bitmiÅŸ, o da benim gibi topluluÄŸu görüp gelmiÅŸ ve bana söylediÄŸi her üç laftan biri (BELA OLMA, SANA GELEN BELADAN UZAK DUR) ve anladım ki o adam hayattan az veya çok,bilemem ama, bir ders almış.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.jpg[/IMG]

Köpekler hayatlarının vazgeçilmez parçası

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.jpg[/IMG]

Sokakta yaşamak sürekli olarak şiddeti de beraberinde getiriyor [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.jpg[/IMG]

Kadir vücudunu jiletle kestikten sonra hastanede tedaviyi reddediyor

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/SA%28%5e_%5e%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image009.jpg[/IMG]

Aşırı dozdan hayatını kaybeden Okan’a son görev yerine getiriliyor

Aile Konferansları

Salı, 06 Kasım 2007

Aile konferansları

Konferansa hazırlanma, ailenin, öğrencinin ve öğretmenin hazırlanması biçiminde de olur. Konferansa katılan herkes konferansa yeterince hazırlandığında konferans daha üretici ve rahat olacaktır.

a)Öğrencilerin hazırlanması

Öğrencilerin hazırlanmasında ilk adım, konferansın amaçlarını tartışmak, öğrencilerin soru sormalarına ve ilgilerini ifade etmelerine izin vermektir. Öğrenciler, ailelerine rapor verilmesinin nedenini ve konferansta neler olacağını bilmeye gereksinme duymaktadırlar.

İkinci adım, öğrencilere kendi isteklerini değerlendirme fırsatını sağlamaktır. Düzenli öğretmen-aile konferansının birinci amacı, öğrencilerin başarılarını sınıflandırmak ve buna göre gruplamak olduğundan, öğrencilerin bu sürece katılması doğru bir yaklaşımdır. Öğrencilere, kendi çalışmalarını değerlendirme fırsatının sağlanması, aynı zamanda ailelerine verilecek bilgi tiplerine olan düşmanlığı azaltır. Öğrencilerin kendilerini değerlendirmelerinin birçok yaklaşımı vardır. En özgün ve geçerli yöntem, öğrencilere kendileri hakkında bir kart düzenlemelerine izin vermektir. Kendini değerlendirmeyi geliştirmenin en kolay ve etkili yöntemi, okulun gereksinim duyduğu konuları içeren maddelerden oluşan kartı doldurmalarını istemektir.

Kendini değerlendirme kartı

Öğrenci bu kartları doldurduktan sonra, her öğrenci ile bunları tartışmak, özetlemek için bir programın yapılması gerekmektedir. Bu konferansta öğretmen ve öğrenci arasındaki değerlendirme faklılıklarını tartışmak için öğrencilere izin verileceği açıklanır. Bu farklılıkları tartışmak çok önemlidir. Ailelere, öğrenci hakkında olumsuz bilgi verilecekse, bunu önceden öğrencilerle tartışmak gerekir. Öğrenci, kendisine uygun bir biçimde davranıldığını hissettiğinde, öğretmenlerine ve akranlarına daha kibar davranır ve saygılı olur. Bilgi kartı ile birleştirilebilen diğer bir yöntem, öğrencilerin belirledikleri amaçları ile akademik başarı ve davranışlarını karşılaştırmaktır.

Öğrencilerin Kendini Değerlendirme Bilgi Kartı Öğrencinin Adı

Okuma

1-Bir öğretim döneminde yaklaşık olarak kaç sayfa okudun?

2-Okuma konusunda hedeflediğin başarı düzeyini yakalayabildin mi?

3-Edebiyat kitabınızdaki ve okuma parçasındaki günlük ödevinizi yaptınız mı?

Matematik

1-Tüm ödevlerinizi zamanında yapmakta güçlük çektiniz mi?

2-Matematikte açık olmayan veya daha fazla yardıma gereksinme duyduğunuz bir alan var mı?

3-Bu dönem matematikte hangi derecede ödüle layıksınız? Derece Çaba

Dilbilgisi

1-İşlenen konunun ile ilgili kelime listesine çalıştınız mı?

2-Ders kitabındaki ödevleri zamanında yaptınız mı?

3-Dilbilgisinde bu dönemde kaç puan almalısınız? Puan Çaba

El Yazısı Yazma

1-El yazısından bu dönemde kaç puan alacağınızı düşünüyorsunuz? Puan Çaba

2-El yazısı konusunda daha başarılı olman için neye gereksinme duyuyorsunuz? Çaba

Fen Bilgisi, Sosyal Çalışmalar ve Sanat

Bu dönem bu alanlarda kaç puan alabileceğini düşünüyorsun?

Lütfen her puanın gerekçesini açıklayınız.

Fen bilgisi Puan Çaba

Neden?

Sosyal Çalışma Puan Çaba

Neden?

Sanat Puan Çaba

Neden?

Bu alanlardan hangisinden daha başarılısın?

Üzerinde daha fazla çalışman gereken alan hangisidir?

Bu yıl, hangi alanda gelişme gösterdiğini düşünüyorsun?

Lütfen aşağıdaki işaretleri kullanarak alışkanlıklarınızı ve kişisel gelişiminizi değerlendiriniz.

+Beklenen gelişme =Yeterli * Bu alanda gelişmeye gereksinim vardır

Uygun olan işareti çizgiye koyunuz.

Çalışma Alışkanlığı

___ Ders planını izleme

___ Ödevleri zamanında yapma

___ Grupla çalışma

___ Anlatılanları dinleme

___ Çalışmalar sırasında düzenli ve temiz olma

___ Çalışmalardaki sorumluluk duygusu

Kişisel Büyüme Alanı

___ Diğer insanların duygularını önemseme

___ Okul kurallarına uyma

___ Kendi davranışınızı kontrol etme

___ Kendi eylemlerinizin sorumluluÄŸunu kabul edebilme

___ Diğerleri ile geçinebilme

___ Kendin veya öğretim etkinliği ile ilgili bizimle paylaşmak istediğin başka şeyler var mı?

___ Bu karta yazmak istediğin veya ailenle paylaşmak istediğin herhangi bir şey var mı?

___ Bu dönemdeki öğretme biçimi hakkında herhangi bir yorumunuz var mı?

___ Benim yardımcı olabileceğim başka bir konu var mı?

Kaynak: Jones, Jones 1998:156

b)Ailelerin hazırlanması

Öğretmen, ailelere konferansa ilişkin bilgiyi içeren bir mektup gönderir.

c) Öğretmenin hazırlanması

Öğretmenler, olumlu ve rahat bir etkileşimle açık bir biçimde ailelerin bilgi edinmelerini sağlamaktan sorumludurlar. Bu amacı başarmak için üç temel adımın atılması gerekmektedir.

(Konferans için öğrencileri hazırlamak.

(Öğrenciler hakkındaki önemli bilgileri sağlamak ve düzenlemek.

(Rahat ve güvenilir bir fiziksel ortam oluşturmaktır.

Bir aile konferansında kullanılan dört önemli veri tipi vardır:

(Öğrenci ve ailelerin sınıf hakkındaki duygularına ilişkin veriler.

(Öğrenci davranışları ve davranışları geliştirmek için girişilen çabaların sonuçlarına ilişkin veriler.

(Öğrencilerin akademik çalışmasına ilişkin veriler

(Herhangi bir sorun olduğunda, çözümü için meslektaşların ve uzmanların konferans konusundaki verileridir.

Konferansta; öğretmenler, ailelere çocukların davranışlarına ilişkin özgün açıklamalarda bulunmalıdırlar. Bunun temel nedeni, davranışı iyileştirmede çocuklara yardım etmektir.

Her konferansta, önemli konulardaki öğrenci çalışmasına yönelik örneklerden güçlük çektikleri alanları anlamalarına yardımcı olacak özgün örnekleri içermelidir.

Bireyselleştirilmiş bir programın geliştirilmesinde uzmanlarla çalışılırsa, uzmanlara konferans hakkında bilgiler sağlamak yararlıdır. Bu konferansın sonuçlarının kaydedildiği standart formlar kullanılarak bu sağlanılabilir. Bu tip veri sağlamanın bir çok üstünlükleri vardır. Ailelere konferansın bir özetini vermek yararlıdır.

Konferans Öncesi Aile Anketi

Lütfen anketi doldurunuz en kısa sürede bize ulaştırınız. Teşekkürler.

Adı:——————————————–

1.Bu yıl çocuÄŸumun okula yönelik tutumu ——————————————————

2.ÇocuÄŸunuz okuldaki en büyük ilgisinin —————— dersi olduÄŸunu ifade etmektedir.

3.ÇocuÄŸunuzun okuldaki en büyük ilgisi —————————olmak gibi görünmektedir.

4.Çocuğumun daha iyi yapacağı bazı şeyler şunlardır (bunlar okulla ilgili olmak zorunda değil)

a-

b-

c-

5.Öncelikle çocuÄŸumu çok çalışmasını görmekten hoÅŸlandığım anlar —————————————————————————————————————————-

6.Okulda konuşabilmemiz için çocuğunuzun sahip olduğu bazı iyi özelliklerini lütfen belirtiniz

—————————————————————————————————

7.Bu yıl merak ettiÄŸim ÅŸeyler ——————————————————————

8.ÇocuÄŸunuzun yapmaktan hoÅŸlandığı ancak hiç yapmadığı ÅŸeyler —————————

9.ÇocuÄŸunuz için güçlük çektiÄŸiniz ÅŸeyler (okul çalışmasında gerekli olmayan örneÄŸin küçük iÅŸler yapmak)—————————————————————————–

10.ÇocuÄŸunuzun bu okulda yapmaktan hoÅŸlandığı ÅŸeyler————————————–

11.ÇocuÄŸun hoÅŸlandığı birçok ÅŸey (ilgi, hobi) ————————————————–

12.ÇocuÄŸunuza daha fazla yardım edebileceÄŸiniz önerileriniz———————————————————————————————————————————–

bu soruları doldurmaya zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

Kaynak: Jones,Jones,1998:161

Konferans Özet Formu

Öğrencinin adı……………………………………..

Akademik başarı

Okuma……………………………

İyi yaptığı……………..

Çalışmaya gereksinmesi olan konu…………………….

Matematik

Matematik puan ortalaması………………

BaÅŸarı gösterdiÄŸi alanlar………………………………

GeliÅŸtirmesi gereken alanlar………………………………..

DiÄŸer konular…………………………………..

Davranışsal ve kişisel özellikler

ÇocuÄŸunuzda gördüğüm olumlu özellikler………………………..

GeliÅŸtirmesi gerekenler……………………..

Sonuç, yorum

Evde yapacaklarınız…………………….

DiÄŸer yorumlar…………………………………… ..

Kaynak: Jones,Jones,1998:163

Aile EleÅŸtirilerini Etkili Olarak Ele Almak

Öğretmenler, aile toplantılarında çok sinirli ve eleştirici karşı karşıya gelebilirler. Bunlar, öğretim etkinlikleri için yıkıcı olabilir. Ancak, bu tip ailelerle başa çıkmanın bazı yolları vardır.

☼Aileler, nazik bir tavırla karşılanmalıdır. Çok kibar ve yumuÅŸak davranış gösterilmesi, ailenin sinirli ve eleÅŸtiride yıkıcı olmasını güçleÅŸtirir.

☼Ailelerin heyecanlarını yenmesi için, etkin dinleme kullanılmalıdır.

☼Konferansın baÅŸlangıcında savunmaya geçmek veya ailelerle tartışmak, yalnızca aile heyecanını artırır.”önerilerinizi deÄŸerlendireceÄŸim” veya “bu konuyla gerçekten ilgilendiÄŸinizi anlıyorum” gibi cümleleri kullanma, ailelerin duygularını öğretmenin anlamasına yardım edebilir. Bu taktik, ailelerin daha sakin olmalarına olanak saÄŸlayabilir.

☼Aile ile gerçekten ilgilenmek ve aileyi dikkatlice dinlemek; duygusal olumsuzluÄŸu ve yoÄŸunluÄŸu azaltır.

☼Ailenin tepkisi ve heyecanı karşısında, öğretmenler, sakin kalmaya ve mesleki beceriklilik göstermeye, ayakta kalmaya, aile ile göz iletiÅŸimi kurmaya özen göstermelidirler. Öğrenciler, sakin öğretmene daha etkili tepki göstermektedirler(Brophy, Evertson, 1976; Kouin, 1970). Aileler de öğretmenlerin, tepkilerini sakin bir ÅŸekilde göstermelerine gereksinim duyarlar.

☼Ailelere baÅŸarmaya istekli oldukları ÅŸeyi sormak; “sizi anlıyorum, bugünkü tartışmada yapmak istediÄŸiniz ÅŸeyi söyleyiniz.”. Bu yaklaşım ailelerin enerjileri üzerinde odaklaÅŸmaya olanak saÄŸlar ve soruna çözüm olanağı saÄŸlar.

☼GerektiÄŸinde eleÅŸtirilere sınırlandırılma getirilmelidir. Zamanınız sınırlı ise, aileleri bilgilendirme önemlidir. “sınıfıma dönmek için 20 dakikam var”,”bu zamanda sorunlarımızı nasıl çözeceÄŸimizi anlatalım”,daha fazla zamanımız olursa olabildiÄŸince kısa sürede bir konferans daha planlayacağım”.

☼Öğretimde, öğrenci en önemli ve odaktaki kiÅŸi olduÄŸundan, ailelere, öğrencilerin sorunlarının farkında olup olmadığını sorunuz.

☼Açık sözlü olma; baÅŸlangıçtan itibaren açık bir davranış sergileyerek açık sözlü olmaya özen gösteriniz. Ancak bu süreçte mesleki gücünüzü ön planda tutunuz. Böylece gelecek konferans için bir basamak oluÅŸturma ve sorunu açıkça ortaya koyma olanağı saÄŸlarsınız.

☼Özgün veriler üzerinde durma; aileye çocuÄŸun matematikten geçen yıl iyi olduÄŸunu, ancak bu yıl zorluk çektiÄŸini belirtirse, en akılca ve en etkili yaklaşım, öğrencinin matematik becerileri, verilerini incelemektir.

☼Sorunların çözümü için ne yapılacağını ailelere söylemek.


Destekliyoruz arkadas - arkadas - oyun oyna - oyun - en güzel oyunlar jinekolog - kadin dogum doktoru kadin dogum uzmani jinekolog - kadýn doðum doktoru kadýn doðum uzmaný