Biyoteknolojik GeliÅŸmeler..
ÇAĞIMIZDA GELİŞEN BİYOTEKNOLOJİK GELİŞMELER
Biyolojide DNA’nın yapısının çözümlenmesi 20. yüz yıldaki en önemli bilimsel geliÅŸmelerden biridir. Bu geliÅŸme alanda yeni çalışmalara ivme kazandırmıştır. Yeni teknolojilerin kullanıldığı ve uygulandığı bu çalışmaların doÄŸurguları fiziksel ve doÄŸal dünyayı deÄŸiÅŸtirebilecek niteliktedir. Bu nedenle bilimsel platformlarda yeni yüzyıl biyoteknoloji yüzyılı olarak tanımlanmaktadır.
Biyoteknoloji ve GeliÅŸmeler
Biyoteknoloji kavramı, ilk kez 1919 yılında Ereky tarafından kullanılmıştır. Biyoloji ve teknoloji alanındaki gelişmeler, hiç kuşkusuz kavramın kapsamını genişletmiş; anlamını zenginleştirmiştir. Söz konusu gelişmeler, tarihsel süreç içinde, üç başat döneme ayrılmaktadır. (1,2,3,4,5)
Geleneksel biyoteknoloji dönemi .- 1919 ve 1939’lu yılları kapsamaktadır. Bu dönemde, biyoteknoloji Ereky ‘nin kavramı ilk kullandığı anlamda ‘’ biyolojik sistemlerin yardımıyla hammaddelerin yeni ürünlere dönüştürüldüğü iÅŸlemleri’’ ifade etmektedir. Bu dönemdeki bilgi birikimi ve teknolojiyle biyolojik sistemler, herhangi bir deÄŸiÅŸime tabi tutulmaksızın ekmek, peynir, yoÄŸurt, alkol vb. maddelerin üretilmesinde kullanılmıştır.
Ara dönem.- 1940 ve 1973’lü yılları kapmaktadır. Bu dönemde genomlarında köklü bir deÄŸiÅŸiklik yapılmaksızın biyolojik sistemlerin, endüstride kullanım alanları geniÅŸletilmiÅŸ sınırlı tekniklerle antibiyotik, enzim, protein vb. maddelerin üretimi geliÅŸtirilmiÅŸtir.
Modern biyoteknoloji dönemi.- Gelişmiş ve modern tekniklerin biyolojik sistemlere
Uygulanmasına ilişkin çalışmaları kapsamaktadır. Mutasyonlar ya da rekombinant DNA
Teknolojisi yardımıyla oluÅŸturulan yeni fenotipik karakter taşıyan mutantlar veya transgenetik organizmalar endüstride ve tüm alanlarda yoÄŸun biçimde kullanılmaya baÅŸlanmış ve kullanılmaktadır. Biyoteknoloji giderek genetik mühendisliÄŸi uygulamalarının tıbbi, zirai ve endüstriyel biyolojik maddelerin üretilmesi amacıyla kullanılmasını kapsamaktadır. Bu nedenle 20. yüzyılın son yıllarında biyoteknoloji, uygulamalı ve disiplinlerarası bir alan, ‘’moleküler genetik’’ ve ‘’rekombinant DNA teknolojisi’’ olarak tanımlanmaktadır. Artık bu teknoloji bir organizmanın genomlarında bulunan tüm bilgileri ve ÅŸifreleri deÄŸiÅŸtirmeyi; aynı ya da farklı cinse ait organizmalara DNA sekansları veya genleri aktarmayı, istenilen DNA baz sıralarını veya genlerini çıkarmayı, baÅŸka organizmalara aktarmayı ya da birleÅŸtirmeyi; DNA ve RNA baz sıralarını belirlemeyi, gen haritaları çıkarmayı; transgenetik hayvanlar, bitkiler, mikroorganizmalar üretmeyi, genetik düzeyde embriyolarda düzenlemeler yapmayı, yeni fenotip ve genotipte canlılar oluÅŸturmayı, proteinler, enzimler, antibiyotikler hormonlar gibi tanılama, tedavi, koruma ve araÅŸtırmalarda kullanılan maddeler, kimyasallar üretmeyi olanaklı kılmaktadır.
Biyoteknolojide ulaşılan aşama ve sürdürülen çalışmalar 21. Yüzyılı şekillendirecek devrimsel gelişmeleri içermektedir. Rıfkın bu gelişmeleri
1. genlerin izole edilmesi ve birleÅŸtirilmesi,
2. patentlenen yaÅŸam,
3. ikinci yaradılış,
4. öjenik bir uygarlık,
5. gen sosyolojisi,
6. bilgisayar iÅŸi DNA,
7. yeniden keşfedilen doğa olmak üzere yedi başlıkta ele almıştır. (6)
1. İkinci Yaratılış ve Yeni Bir Evrenbilim Anlayışı
1973’te Cohen ve Boyer, iki iliÅŸkisiz organizmadan bir parça DNA izole edip bu iki genetik materyali yeniden birleÅŸtirmiÅŸlerdir. Bunun ardından çok hızlı ve yoÄŸun geliÅŸmelerle ‘’ tıpkı materyallerin ve plastik maddelerin ustaca iÅŸlenmesi gibi canlı materyallerin imal edilmesi ‘’ aÅŸamasına gelinmiÅŸtir. (8) Nitekim, 1986’da ateÅŸ böceÄŸinden alınan ışık yayan genlerin bir tütün bitkisinin genetik koduna yerleÅŸtirilmesi ve tütün yapraklarının ışıldaması, 1997’de klonlanmış bir memeli hayvan olarak Dolly’nin, ardından insan geni taşıyan klonlanmış ikinci bir koyun olarak Polly’nin doÄŸumu, ilk yapay insan kromozomunun yapılması, 2020 yılına kadar insan bedeninin % 95’inin laboratuvarlarda yetiÅŸtirilme organlarla deÄŸiÅŸtirilebilme olasılığı, insan genomu projesiyle 2002 yılına kadar bütün insan genomonunun yaklaşık 100.000 genin, ayrıntıları ve diziliÅŸi ile saptanması çalışmaları vb. gelinen aÅŸamanın göstergeleridir.
Bütün bunlar genlerin, ilişkisiz türler arasında,- bitki, hayvan ve insan- tüm biyolojik sınırları aşarak; sayısız yeni yaşam biçimleri, yeni yaratıklar yaratmak için nakledilmesi, klonlanarak, seri ve kütlesel üretimle yeni yaratıkların çoğaltılması; doğal dünyanın insan eliyle laboratuvarlarda yeniden düzenlenmesi anlamına gelmektedir. Yaşamın kendisinin hazırlanması, düzenlenmesi, ayarlanması söz konusudur. Doğal yapıların değiştirilmesi , dünyanın yeniden yapılanması, insanın yapısının değişmesi aslında
‘’ ikinci yaratılış‘’ süreci gerçekleÅŸmektedir.
İnsanoÄŸlunun böylesine doÄŸaya müdahele edebilme; doÄŸal dünyayı yeniden düzenleyebilme gücü saÄŸlaması, yararların yanısıra; belirsizlikleri, riskleri de beraberinde getirmektedir. Genetik kirlenme, ekolojik dengelerin bozulması ve bunların sonuçları belirsizliklerin, risklerin kaynağını oluÅŸturmaktadır. ÖrneÄŸin mikro enjeksiyonla fare embriyolarına AIDS virüslü insan genomu verilmiÅŸ ve 1990’da çalışmanın sonuçları rapor edilmiÅŸtir. Farenin taşıdığı AIDS virüsü diÄŸer fare virüsleriyle birleÅŸerek, eskisinden daha öldürücü, daha hızla üreyen ve yeni hücreleri etkileme yeteneÄŸini de kapsayan biyolojik karakteristikler kazandığı anlaşılmıştır. Üstelik yeni virüs yeni yollarla yayılabilmektedir. Bu yeni virüsü taşıyan farenin kasıtlı ya da kasıtsız olarak çevreye yayıldığını düşünmek bile genetik kirlenme ve ekolojik dengelerin bozulması konusunda belirsizliklerin ve risklerin niteliÄŸini, kapsamını ortaya koymaktadır.
Çalışmalarda gelinen nokta, genotip yapıları belli hastalık kalıplarına , önceden hazırlanmış belirli ırksal ya da etnik grupları yok etmek için seçimli toksinlerin klonlanlanabilmesini olanaklı kılmaktadır. Bu nedenle, genlerin biyolojik bir savaş aracı, bir silah olarak, kullanılma olasılıkları, tüm denemelerde kullanılan organizmaların haklarının korunamaması konuları sorgulanmakta ve biyoteknolojideki gelişmelere koşut olarak doğal çevrenin korunması, gelişmelerin izlenmesi, denetlenmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Aksi halde insanoğlunun laboratuvarlarda başlayıp gerçekleştirdiği ikinci yaradılış sürecinde; doğal dünyada kendi tükenişini de hazırlaması olasıdır.
Bu süreç aynı zamanda Rıfkın’ının tanımladığı ve vurguladığı ‘’ simyadan algeniye’’ kayan yeni bir kavramsal :-):-):-):-)foru da beraberinde getirmektedir. Simya, ‘’madde bilimi, doÄŸanın gizlerini çözme giriÅŸimi, maden, boya, cam imalatında, ilaçların hazırlanmasında uygulanan iÅŸlemler dizisi, aynı zamanda bir tür yoga, bir deÄŸiÅŸim bilimi, bir felsefe’’ olarak deÄŸerlendirilmektedir. Algeni ise ‘’ doÄŸayı algılamanın, etkilemenin bir yolu, doÄŸal durumda varolandan daha yeterli olduÄŸuna inanılan yeni yaratıklar programlayarak doÄŸal süreci hızlandırma giriÅŸimi, doÄŸayla teknolojik giriÅŸimlere fizikötesi anlam verme çabası, doÄŸa hakkında yeniden ve yeni bir düşünme yöntemi ve bir felsefe ‘’ olarak tanımlanmaktadır. (9)
Bu düşünme yöntemi ve felsefesinde, ‘’ doÄŸa artık bir sınırlamalar dizisi olarak deÄŸil, yaratıcı bir ilerleme süreci’’ olarak algılanmaktadır. Yaratıcı ilerlemenin itici gücü ise bilgidir. Bu da yaÅŸamın evrimini, bilginin evrimiyle koÅŸut gören, bilgide deÄŸiÅŸimin deÄŸiÅŸmezliÄŸini vurgulayan, farkında olma, kestirme, uygun uyumlar saÄŸlama süreçlerini ön plana çıkaran, Darwin’i bu boyutlarda sorgulayan yeni bir evren bilim anlayışı sunmaktadır. (10)
2.Yaşamın Patentlenmesi,
Biyoteknolojiye koşut, endüstrisi de hızla gelişmektedir.(11) Gelişen bu endüstride uluslararası rekabet ve işbirliği aynı anda gerçekleşmektedir. Çünkü biyoteknolojinin ürünleri Farmasötik, temel kimyasal ve biyokimyasal maddeler, gıda ve tarım sektörlerini, teknikleri ise sağlık, çevre, ziraat, hayvancılık ve ormancılık sektörlerini inanılmaz bir biçimde etkilemektedir. Buluşları, yatırımları ve üretimi yapanlar dünya ticaretinde paylarını artırmak için yoğun çaba harcamaktadırlar. (12,13,14) Bu da dünyanın gen havuzunu patentlemek için, uluslar arası bir yarışı da beraberinde getirmektedir. Tüm yasal, yönetsel ve etik tartışmalara rağmen, biyoteknoloji yüzyılında, genetik mirası kapsayan bütün genlerin değişik sektörlerdeki uluslararası şirketlerin patentlenmiş özel mülkiyeti gibi bir konuma gelmesi beklenmektedir.
3.Öjenik Bir Uygarlığa Doğru
Genetik mühendisliÄŸi kullanılan teknolojilerin doÄŸaları gereÄŸi ‘’ öjenik’’ araçlar olarak
değerlendirilmektedir. Öjenik, kavram olarak ilk kez 1883 yılında Galton tarafından seçimli yetiştirmeyle bir ırkın ya da organizmanın geliştirilmesi anlamında kullanılmıştır. Bu geliştirme iki boyutta gerçekleştirilebilir. Birincisinde organizmanın istenmeyen özelliklerinin bilinçli olarak yok edilmesi ikincisinde ise, özelliklerin düzeltilmesi için seçimli olarak yetiştirilmesi söz konusudur. İlk kullanıldığı ve II. Dünya savaşı dönemlerinde kavram zaman zaman dünya tarihinde yeni öjenik bir ırk yaratma söylemlerine, insanlık tarihinin utanç sayfalarını dolduran soykırım eylemlerine dönüşmüştür.
Özellikle 1990’lı yıllarda biyoteknoloji alanındaki geliÅŸmeler gerçek anlamda ve genetik düzeyde hastalıkları ve bozuklukları eleme ÅŸansını artırmıştır. Bu ÅŸans kendiliÄŸinden rekombinant DNA, hücre kaynaÅŸması vb. tekniklerin organizmaların genetik ozalitlerini ‘’düzeltmek’’ için kullanıldığı her iÅŸlemde öjenik bir anlayış oluÅŸturmuÅŸtur. Bu nedenle söz konusu teknolojiler öjenik araçlar olarak deÄŸerlendirilmektedir. (15,16,17) Artık bu yeni öjenik anlayış, her boyutta yaÅŸam kalitesinin yükseltilmesi söylemlerini ve piyasada oluÅŸan arz-talep eylemlerini içermektedir.
İnsanların fiziksel görünümlerini, ruhsal durum ve davranışlarını düzeltmek için , plastik cerrahiye ve psikotropik ilaçlara harcadıkları zaman, emek ve para göz önüne alındığında, kendileri ve daha doğmamış, çocukları için genetik müdahalelere ve tedavilere yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla artan talepler doğal görünmektedir . Bu taleplerin kapsamı doğum öncesinde yapılabilen testlerle saptanan genetik rahatsızlıkların tedavi edilmesinden, tedavi amaçlı olmayan örneğin şişmanlamaya yatkın genetik yapısı nedeniyle ceninin düşürülmesine kadar geniş ve çok boyutludur.(18,19,20,21)
Bütün bu gelişmeler söylemleri ve eylemleri farklılaşan yeni bir öjenik uygarlığın oluşumunu ifade etmektedir. Bu noktada hangi ülkelerin, toplumların söz konusu öjenik uygarlığın bir parçası olabileceği, bunu başaramayanların ne olacağı sorunu önem kazanmaktadır. Biyoteknolojik gelişmeleri gerçekleştiren ve sürdüren toplumların sosyal, politik, ekonomik vb. alanlarda bunu başaramayan toplumlara karşı tartışmasız bir üstünlük sağlayacakları ve bu üstünlüğün nasıl kullanılacağı etik anlamda ciddi kaygılar içermektedir
4. BiyobiliÅŸim
Watson ve Crick DNA’yı kimyasal bilgi ile programlanmış bir kod olarak betimleyerek çözümlemiÅŸlerdir. Bu çözümlemede kullanılan dil, aynı zamanda bilgisayar bilimlerinde de kullanılmakta; biyolojik sürecin iÅŸlevini açıklamayı kolaylaÅŸtırmaktadır.
Örneğin bilgisayarda donanımı oluşturan bilgi süreci canlı hücre de protein; yazılımı ifade eden somutlaşmış bilgi nükleit asit olarak değerlendirilmektedir. Embriyo hücreleri parelel çalışan ve birbirleriyle bilgi alışverişi yapan bilgisayar dizisine benzetilmekte; bilgisayarlarda ve hücrelerde karmaşık programları belleğin olanaklı kıldığı, bir çok hücreyle birlikte her biri gelişmeye yönelik bir kontrol programı boyunca bir adım atarak yetişkin bir bedeni oluşturduğu vurgulanmaktadır. (22,23)
İşte bu ortak dil, iki alanda da bilim insanlarının çalışmalarını bütünleÅŸtirdikleri ‘’ biyobiliÅŸim’’ olarak tanımlanan disiplinlerarası bir alan oluÅŸturmuÅŸtur. Bu alanda yapılan çalışmalar insan genomu projesi kapsamındaki tüm araÅŸtırmaların merkezi bir veri tabanında toplayan ‘’ The Genome Notebook’’ ‘unun geliÅŸtirilmesini, bilgisayarlarda biyolojik sistemlerin simulasyonları aracılığıyla çok yönlü ve amaçlı deneylerin yapılmasını olanaklı kılmaktadır. Bu da labaratuvar ortamlarındaki deneylerin önemli ölçüde risklerini azaltmaktadır. 1996’da canlı organizmaların genomlarındaki genetik bilgileri okumak için tasarlanan ve bilgisayar çiplerinin benzeri olan DNA çipleri ile bireysel hastalıkların taranabilmesi ve izlenebilmesi , söz konusu olmaktadır. (24,25)
Biyobilişim alanında sürdürülen çalışmaların biyoteknolojik gelişmeleri daha da hızlandıracağı anlaşılmaktadır. Bu çalışmaların özellikle tıp alanında tanılama teşhis ve tedavi de bireysel uygulamaları; aksiyoner bir hekimlik anlayışını, yaşam süresini ve kalitesini geliştirmesi beklenmektedir. (26,27,28)
5. Biyososyoloji ve Sosyobiyoloji
Biyoteknolojik gelişmeler biyososyoloji ve sosyobiyoloji gibi disiplinlinlerarası alanları, ve bu alanlarda yapılan çalışmalarıda geliştirmekte; zenginleştirmektedir. Biyososyoloji biyoloji ve sosyal çevre arasında sürekli karşılıklı ve ayrılamaz bir etkileşimi kabullenerek, biyososyal bir bakış açısıyla bu etkileşimin nasıl gerçekleştiğini irdelemektedir. Sosyobiyoloji çok daha geniş bir kapsamda türlerin özellikleri açısından olguların temel nedenlerini irdelemektedir. Bu anlamda biyososyoloji ve sosyobiyoloji aynı alanda alternatif bakış açıları ve çalışmalarla yeni açılımlar sunmaktadır. (29,30,31,32)
Örneğin, kalıtımın ayırt edici kişilik özelliklerini hangi düzeyde etkilediğini belirlemeye yönelik bir çalışmada, üzüntü eğilimi ve yaratıcılıkta % 55, saldırganlıkta % 48, dışadönüklükte % 61 oranında belirleyici rol oynadığı ileri sürülmektedir. (33) Bir başka çalışmada babanın X kromozomundan geçen genler demetinin çocuklara başkalarının duygularını anlama başkalarıyla daha etkili ilişkiler kurma gibi daha iyi toplumsal beceriler aynı zamanda evrimsel bir üstünlük sağladığı savını destekler nitelikte bulgulara ulaşılmıştır. (34) Diğer bir çalışmada hem anne ve babanın hem de çocukların aynı genetik eğilimlere sahip olması durumunda karşılıklı genetik pekişmenin söz konusu olduğu bunun da aile fertleri arasındaki ilişkileri olumlu ya da olumsuz etkilediğine ilişkin bulgulara ulaşılmıştır. Örneğin hem anne ve babanın hem de çocukların kendiliğinden algılanan toplumsal güven duyma ya da aksine üst düzeyde huzursuzluk ve stres için genetik eğilimlere sahip olması durumunda her bir aile üyesinin genetik pekiştirme nedeniyle ya çok daha güçlü bir güveni ya da aksine huzursuzluk ve stresi ilişkilerine yansıttıkları belirlenmiştir. (35)
Bu ve benzeri çalışmalar giderek tüm toplumsal sorunların çözülmesini genetik düzeyde düzenlemelere bağlayan tezlerin ve antitezlerin güçlenmesine yol açmıştır. Bazı bilim insanları ulusal ve uluslar arası alanda bireysel ya da toplumsal yeteneklerdeki herhangi bir gelişmenin sosyal, politik, ekonomik, eğitsel vb. düzenlemelerle değil genetik düzenlemelerle gerçekleşebileceğini ileri sürerken; diğerleri insanın çevresinden gelen bilgilere duyarlı dirik bir sistem olarak farklı çevrelerde farklı yeterlikler ve yetenekler ortaya koyabilecekleri düşüncesini benimsemektedirler. (36,37)
Bireysel ya da toplumsal yeteneklerdeki herhangi bir geliÅŸmenin sosyal, politik, ekonomik, eÄŸitsel vb. düzenlemelerle deÄŸil genetik düzenlemelerle gerçekleÅŸebileceÄŸi tezi iki gerekçeyle eleÅŸtirilmektedir. Birincisi bu tezin, kalıtsal yapıyla, kalıtsal yapının dışa yansıması ve çevresel deÄŸiÅŸkenler arasında var olan çok boyutlu karmaşık iliÅŸkiyi göz ardı ettiÄŸi ileri sürülmektedir. İkincisi ise bu tezin gelecekte genotipe dayalı bir ayrımcılığı geliÅŸtirmesi ve yaygınlaÅŸtırması olasılığı vurgulanmaktadır. Nitekim ABD gibi biyoteknolojik geliÅŸmelerin belli bir aÅŸamaya geldiÄŸi ülkelerde genetik ayrımcılığın bazı örgütler tarafından uygulandığı belirlenmiÅŸtir. Bu uygulamalarda örgütler, çalışanlarına ve aday elemanlara genetik tarama testleri uygulamakta; iÅŸe alım ve yükseltilme sürecinde sonuçları dikkate almaktadırlar. ÖrneÄŸin orak hücre anemisine iliÅŸkin özelliklerin belirlenmesi sonucu, resesif gen taşıyıcılarının önemli bir çoÄŸunluÄŸunu Afrika kökenli Amerika’lıların oluÅŸturduÄŸu bir grubun hava kuvvetlerine alınması engellenmiÅŸtir. Genetik yapıları nedeniyle yetiÅŸtirilmeleri için kendilerine yapılan eÄŸitim öğretim yatırımlarını uzun bir süre çalışarak örgütlerine geri ödeme olasılığı zayıf kiÅŸilere zaman ve kaynak ayrılmamaktadır. Okullarda öğrenciler zekaları, dikkatleri, akademik baÅŸarıları vb konularda genetik yapılarıyla deÄŸerlendirilerek sınıflandırılmaktadır. Genetik düzensizlik tanısı konulmuÅŸ öğrencilere öğretmenlerin daha farklı davranarak daha az ilgi sevgi ve destek verdikleri bununda kiÅŸisel güven toplumsal saygı ve kabul konusunda ciddi sorunlar yarattığı saptanmıştır. (38,39,40,41,42)
Bir anti tez olarak geliÅŸen; insanın çevresinden gelen bilgilere duyarlı, dirik bir sistem olarak farklı çevrelerde, farklı yeterlikler ve yetenekler ortaya koyabileceÄŸine iliÅŸkin düşüncede, DNA bir ‘’yapı taÅŸları listesi’’ olarak deÄŸerlendirilmekte; ve buna rahimde geliÅŸmekte olan embriyo örnek olarak verilmektedir. Çünkü, ‘’genomun çevresi yalnızca ısı ve beslenme gibi içsel olarak denetlenebilen etkenlerin dışında, döllenme sırasında yumurta hücresinde bulunan, anne tarafından saÄŸlanan sayısız proteini kapsamaktadır. Bu proteinler ise, gen etkinliÄŸi etkilemekte; miktarlarındaki seçenek çeÅŸitliliÄŸi ve yumurtadaki mekana dağılımlarıyla genetik olarak ikiz embriyoların dahi tek tek farklı biçimde geliÅŸmelerine neden olabilmektedir.’’ (43) Bunun dışında, kalıtsal yapı ve dışa yansıması ile sosyal, politik, ekonomik, eÄŸitsel düzenlemeler gibi çevresel deÄŸiÅŸkenler arasında çok boyutlu karmaşık bir iliÅŸkinin varolduÄŸu, bunun görmezden gelinemeyeceÄŸi vurgulanmaktadır. Bu nedenle de her ÅŸeyi genetik neden -sonuç iliÅŸkisine dayalı olarak açıklayan düşünce modeli ‘’ basit genetik indirgemecilik’’ olarak nitelendirilmektedir. (44)
Bütün bunlar biyoteknolojik geliÅŸmelerin ve uygulamaların biyososyoloji, sosyobiyoloji ve diÄŸer disiplinlerarası alanlarda çok sayıda ve kapsamlı çalışmaların yapılması zorunluluÄŸunu bilim insanlarının bu anlamdaki sorumluluklarını ortaya koymaktadır. Bu sorumluluk, disiplinlerarası bir alan olan eÄŸitim bilimlerinde, bilim insanlarının biyoteknoloji alanındaki geliÅŸmelere ve bunun eÄŸitim alanına yansımalarına ilgisiz ve duyarsız kalmamalarını gerektirmektedir. Uluslararası platformlarda eÄŸitime iliÅŸkin çalışmaların biyososyoloji veya sosyobiyoloji kapsamında sürdürüldüğü anlaşılmaktadır. Türkiye’de ise biyoteknoloji ve eÄŸitim, bu alanda çalışacak bilim insanlarının yetiÅŸtirilmesi kapsamında ve eÄŸitimbilimcilerin dışında tartışılmaktadır. Oysa biyoteknolojik geliÅŸmeler ve eÄŸitimle ilgili olası yansımaları sadece bilim insanlarının yetiÅŸtirilmesi anlamında ve yalnızca biyososyoloji, sosyobiyoloji alanlarında tartışılamayacak ya da eÄŸitimcilerin dışında irdelenemeyecek kadar kapsamlı görünmektedir. Üstelik bu durum son yıllarda önemle vurgulanan disiplinlerarası etkileÅŸim, paylaşım anlayışına da ters düşmekte; uzmanlık boyutunda saÄŸlanacak katkıları sınırlandırmaktadır.
Öyleyse biyoteknoloji alanındaki geliÅŸmelerin bir sonucu olarak; disiplinlerarası bir alan olan eÄŸitim bilimlerinde ‘’ biyoeÄŸitim, biyotekeÄŸitim’’ gibi tanımlanabilecek yeni bir disiplin geliÅŸtirilmelidir. Önerilen bu disiplin, biyoteknolojik geliÅŸmeler ve eÄŸitimin sürekli, karşılıklı ve ayrılmaz etkileÅŸimini kabullenerek; biyoeÄŸitsel bir bakış açısıyla; bu etkileÅŸimin eÄŸitimin yönetimi, denetimi ekonomisi, planlaması programları, öğretimi vb. boyutlarında, yaygın ve örgün eÄŸitim kapsamında nasıl gerçekleÅŸtiÄŸini, gerçekleÅŸebileceÄŸini açıklamaya adaydır. Bu yeni disiplin biyoteknoloji alanına kendi kapsamında ve bir önce sayılan boyutlarda bilgi, bulgu desteÄŸi saÄŸlamalıdır.
Fenotip: Genelde bireyin genetik farklılığına ya da gen-çevre etkileşimini, klinik ya da
Genome:genom: Bir ana babadan alınan kromozom seti
Genotip. Bireyin genetik yapısı
laboratuvar olarak gözlenebilen bir ya daha çok özelliğin esas olduğu bireyi belirleyen bir grup ya da kategori
Mutasyon:Hücre kromozomlarında meydana gelen ve nesillere aktarılan DNA düzeyindeki değişiklikler
Rekombinant DNA: Bir vektör DNA’sı ile yabancı gen sekansları birleÅŸtirerek oluÅŸturulan molekül
Resesif: Yavruya geçen ve onda kendini belli etmeden gizli bir şekilde kalan kalıtsal karakter
Transgenetik organizma: Kendi kromozomlarında yabancı gen taşıyan organizma