Ali Çavuş
KİTABIN ADI
Ali Çavuş
KİTABIN YAZARI
Birinci Kolordu Erkan-I Harbiye Reisi Vekili Erkan-I Harbiye Binbaşısı İsmail Hakkı / Çeviren : Betül ÖZSOY
YAYINEVİ VE ADRESİ
Genel Kurmay Basımevi ANKARA
BASIM TARİHİ
1994
KİTABIN ÖZETİ :
Askerliğin ruhu itaat ve cesarettir. Bu iki kavram olmadan hiçbir zafer kazanılamaz. Okuduğumuz bu parça Osmanlı döneminde itaat ve cesaretle kazanılan zaferler ve başarılı bir Osmanlı olan Ali Çavuşun muharebelerdeki askerlik hayatı anlatılmaktadır.
Ali ÇavuÅŸ, Manastırın “Lara” köyünden uzun boylu, aksakallı, geniÅŸ omuzlu aslan gibi bir Osmanlı’dır. Köyünde pazara giderken yol boyudaki gördükçe imrenir ve şöyle söylerdi; “Biz askerken hiç böyle eÄŸitim yapmıyorduk, hele atışlar bize atış için en fazla beÅŸ kurÅŸun veriyorlardı, bunlar ise yüz kurÅŸun harcıyor. Allah bilir bunlar bu eÄŸitimle bütün dünyayı yener hiçbir kurÅŸunu boÅŸa atmazlar” derdi.
Ali ÇavuÅŸ askerlikten sonra katıldığı muharebeleri şöyle anlatır; “Otuz , otuz beÅŸ yaÅŸlarındaydım. Bir gün tarlada çalıştıktan sonra eve geldiÄŸimde bize köy muhtarı silah altına çaÄŸrıldığımızı söyledi. Tarih doksan üç senesinin Haziran ayıydı, hemen aklıma askerliÄŸimdeki yüzbaşımın sözleri geldi. Bize şöyle derdi, “Çocuklar yurdunuz tehlikeye düştüğünde silah altına çaÄŸrıldığınız zaman hiç vakit geçirmeyin. Çünkü geç giderseniz düşmanın pis ayakları güzel vatanımızı pisletir.” BirliÄŸe giderken daha önce tecrübe edilmiÅŸ iki tane kalın kazak, giyilerek denenen iki çift potin ve iki çift yün çorabı alın” demiÅŸti. Olur ya devlet potin verir ayağınızı sıkar, kazağınız olmaz soÄŸuktan donarsınız…” bende bu sözleri anımsadıktan sonra çantamı hazırladım, ailemle vedalaÅŸmak için döndüğümde karım aÄŸlıyordu ve bana hiç olmazsa bugünde kal diyordu; ama ben vatanın azizliÄŸini biliyordum eyvallah deyip koyuldum yola. İlk önce birliÄŸe giden ben olmuÅŸtum. Binbaşı kalkıp beni alnımdan öptü ve daha önce askerliÄŸimi yapmış olduÄŸumdan beni onbaşı yaptı.
Günlerce kara ve deniz yolculuğu geçiriyorduk bize silah verip doldurup boşaltmayı öğrettiler. Çok yorulmuştuk ama pişman değildik. Bu yüzden düşmanı ezmek için acele gitmek istiyorduk. Öğrendiğimizde Moskoflar balkanları aşmış, kazaklar bizimkilerden on beş esir etmiş ve Çerkez süvarileri de bizim karakolu önünde görülmüşler. Bizim komutanımız 19 yaşlarında mektepten henüz çıkmış bir yüzbaşı idi. Bana da birinci bölüğün ikinci mangasını vermişlerdi. Akşam yoklamasında bize Moskoflara hücum edeceğimiz söylendi. Ben Dursun çavuştan aldığım yağla potinleri yağladım. Ertesi gün yola çıktığımızda bazı arkadaşlarımız yürüyemiyorlardı herhalde potinleri sıkıyordu bazıları da akşam abur cubur yediğinden yürüyemiyordu. Biz ilerledik gittik yoklama yapıldığında üç arkadaşımız yok idi. Sonra ikisi geldi bir askerimiz yoktu. Sorduğumuzda önce bayılıp düştüğünü ayılttıktan sonra da gelirken 29-30 kazak askerinin saldırısıyla kaçamayıp öldüğünü söylediler. Bizim manga önde düşmana saldırıp mahvedip dağıtmak için yürüyorduk. Düşmanı bir tepenin üzerinde gördük ama biz komutanımızın emri ile devamlı ileri gidiyorduk, tam o sırtın ardına kadar gittik önümüzde kaçan düşman askerleri 1000 metre uzaklaşınca bizde kurşunumuzu boşa harcamamak için ateşi kestik. Devamlı ilerliyor düşmanı takip ediyorduk. 1500 metre ileride düşman askerlerini gördük ama aldırmadık. Hep beraber ilerledikçe içimizi heyecan sarıyor bir an önce düşmanı bastırıp kafalarını ezmek istiyorduk.
Muharebelerde en önemli ÅŸeylerden birisi de elindeki mermiyi iyi ve idareli kullanmaktı. Bir gün düşmanla çarpışırken bizimkilerden bazılarının mermileri bitmiÅŸti. Biz onbaşılar elimizde bulunan mermileri her askere beÅŸ mermi düşecek ÅŸekilde dağıttık. Gece gündüz düşmanı ezmek için yürüyorduk. Komutanımız bize her gece ateÅŸ etmememizi hatta öksürmememizi söylüyordu. Düşman askerleriyle çatışmaya girmiÅŸtik ki gözümün önünde bir asker düşüp yuvarlandı, ben öldü diye yanına gittiÄŸimde ölmemiÅŸti. Komutanım bana yanındaki askeri nasıl öldü sandın mermi vızıltısı bana kadar geliyordu vızıldayan mermi sesi geldiÄŸinde demek ki asker ölmemiÅŸtir derdi. Yine bir gün düşmanla çatışırken bir mermi omzumdan iÅŸlemiÅŸti, ben ÅŸehit olacağım diye seviniyordum ama yüksek makama ulaÅŸamamıştım. Günler geçtikçe yaram iyileÅŸti. Biz bölük bölük ayrılmıştık; bizim bölükten 95 kiÅŸiden sadece 42 kiÅŸi kalmıştık. Cephanemizde bitmek üzereydi ki bir anda bizim Dursun çavuÅŸ ileri atıldı. Süngüsünü takıp düşmana saldırdı. Biz de o heyecanla Dursun çavuÅŸu takip edip düşman sürüsünü hasır gibi yerlere sermiÅŸtik. Tabur komutanı o akÅŸam Dursun çavuÅŸu çağırıp alnından öpmüştü. Bu heyecanı hepimiz duyuyorduk, bunun için ertesi günkü çarpışmada hepimiz ileri atılmak için birbirimizle yarışıyorduk. Düşmanı tam sıkıştırmıştık ki bize geri çekil emri geldi. Bu durum bizim hoÅŸumuza gitmedi ama komutana itaat etmek bizim için en büyük görevdi. Komutanımızın bizi niye geri çektiÄŸini sonradan öğrenmiÅŸtik, çünkü geri çekilmeseydik 1500 kadar düşman askerinin tuzağına düşecektik ( komutan yanılmaz ). Balkanlarda bu durum böyleyken düşman askerlerinin Anadolu’ya girdiÄŸini öğrenmiÅŸtik . Düşman Kars’a girip Kars kalesine kadar ilerlemiÅŸ. Biz de bu durum karşısında Anadolu’daki kardeÅŸlerimize yardım etmek için Anadolu ya gelmiÅŸtik. Kısa sürede düşmanı kovup mahvetmiÅŸtik. Kazandığımız zaferlerin tek sırrı komutanımıza itaatimiz ve cesaretimizdi. Erzurum dan Kars’a kadar düşman kaçıyor girecek delik arıyordu . Bizi savaÅŸla yenemeyeceÄŸini anlayan düşman bizi içten yıkmak için bir plan hazırlamış, ÅŸeriat elden gidiyor deyip halkı kandırıyor ve cahil köylülere de rüşvet vererek durumu geniÅŸletiyordu. Bu durum içimizde dilden dile dolaşıyor her gelen haberi komutanımıza bildiriyorduk. Komutanımızda “Düşmanın bizi içten yıkmak için yaptığı düşman hileleridir” diyordu. Bunlara kanmayın zaten kananlarda cezasını çekiyordu. BaÅŸkomutan tarafından verilen emirle kurÅŸunlanarak vatana ihanet suçundan kurÅŸunlatılmış ve hepsi ölmüştü. Düşmanın bu planı da boÅŸa çıkmıştı.
Bizim hiç sarsılmayan itaat ve cesaretimiz bizi zaferden zafere taşıyordu ve bizim gibi Osmanlıya da bu yakışırdı”. Deyip sözünü bitirirken benim çavuÅŸ olmamda bu zaferlerden dolayı diyordu.