Balkanların Tarihi

KİTABIN ADI

Balkanların Tarihi

KİTABIN YAZARI

Georges CASTELLAN

YAYINEVİ VE ADRESİ

Doğan Yayınları Bağcılar / İSTANBUL

BASIM TARİHİ

Åžubat 1995

KİTABIN YAYIM MAKSADI

Kaynak

KİTABIN ÖZETİ :

İki ana kısımdan oluÅŸan kitabın birinci kısmında; Balkan halklarının kimliÄŸi, Bizans’tan etkileniÅŸi, Osmanlı İmparatorluÄŸu’ nun bölgeyi hakimiyeti altına almasını ve burada izlediÄŸi OsmanlılaÅŸtırma politikasını anlatıyor.

İkinci kısımda ise Osmanlı’nın çökmeye baÅŸlamasıyla bölgedeki hakimiyetini kaybediÅŸini, Avrupa’nın burayı bir pazar olarak görmesini, kendi çıkarları doÄŸrultusunda bölgeyi yönlendirmek için oynadığı oyunların günümüze kadar olan sürecini anlatıyor.

BALKANLARIN TARİHİ

Balkanlar; çok yakın bir tarihe kadar Avrupa’nın barut fıçısı, günümüzde ise yapboz oyuncak olan küçük devletlerden kurulu bir coÄŸrafya. Bu geniÅŸ coÄŸrafyada yaÅŸayan deÄŸiÅŸik toplumlar uzun bir ortak macera yaÅŸadıktan sonra Avrupa’da özel bir kültürü oluÅŸturmuÅŸtur. Bu özgün kültürü anlamak için tarihe bakmak gerekir.

M.Ö.2000 sonlarında Balkan Yarımadası’nın güneyinden gelen Hint-Avrupa sınıfına dahil “Achenler" Miken uygarlığını oluÅŸturdular. Trakya’da ise Yunanlı ya da Doryen olduÄŸu anlaşılmayan Makedonya Krallığı M.Ö. 7 yy.da kurulmuÅŸtu. Bugünkü Arnavutluk halkı olan İliryalılar ve Tuna’nın kuzeyinde bulunan Daçyalılar (Romenler) bölgeye yerleÅŸmiÅŸtir. 6.yy.ın sonlarına doÄŸru Slavlar kuzeyden gelerek Bizans topraklarına yerleÅŸmeye baÅŸlar. Bulgarlar ise Hazarlardan kaçarak Bulgar-Slav bir devlet kurarlar. Bizans İmparatorluÄŸu bu devletlere bulundukları yerlerde yerleÅŸmeleri için izin verir. Bu devletler Bizans’tan öyle etkilenirler ki Osmanlı Balkanlara girdiÄŸinde her yerde BizanslaÅŸtırılmış köylülere rastlanır.

Anadolu Selçuklu Devleti beyliklere bölündüğünde Osman Bey Bizans sınırında Osmanlı BeyliÄŸi’ni kurar. Daha sonra bir devlet olarak "Fetih-Cihat" dönemi baÅŸlar. Osmanlı tahtı babadan oÄŸula geçerken her Osmanlı padiÅŸahı Balkanlarda yeni topraklar alır. Fatih Bizans’ı aldığı gibi Balkanlardaki mirasını da almak ister. Kanuni Sultan Süleyman zamanında da Osmanlı sınırları batıda Avusturya’ya kadar uzanır.

Osmanlı Balkanları fethedince burada OsmanlılaÅŸtırma politikasını uygular. Fatih, İstanbul’u alınca halkı sürmüş, buraya Türkmenler, OsmanlılaÅŸmış Slav ve Yunanlıları yerleÅŸtirir. Fatih’in varisleri de bu politikayı izler. Balkan ÅŸehirlerinin çoÄŸu bu çeÅŸit halk yenilemesi sürecinden geçer. Osmanlı topraklarında yaÅŸayıp Müslüman olmayan Zimniler, hiyerarÅŸik önderlerinin sorumluluÄŸunda Osmanlı yasalarına ters düşmeyecek dini bir topluluk oluÅŸur. Yahudi, Ermeni ve Rumlar bu ÅŸekilde kendilerine birer önder seçerler. Bu ulus sistemi daima kuvvetlinin yani Osmanlı’nın lehine gerçekleÅŸir. Balkanlarda din deÄŸiÅŸtirme avantaj saÄŸlar. Cizye yok, adil yargı, güvenlik ve malın korunması, esir ise azat olunma, loncalara üye olma, yanlızca Müslümanlara verilen haklardır.

Osmanlı İmparatorluÄŸunda baÅŸlayan yönetim krizi 17.ve 18 nci yy.’da hat safhada dır. Daha öncesinde ise baÅŸarılı fetihler bunu gizler. Ayrıca haremde dönen entrikalar krizin oluÅŸumunda etkilidir. İkinci Viyana kuÅŸatmasının baÅŸarısız olması Osmanlı ilerleyiÅŸinin durduÄŸu anlamına gelir. Bu arada Balkanlarda da karışıklıklar meydana gelir. 17 nci yy.’da Balkan köylüsünün durumu iyileÅŸmiÅŸ, burjuva kesimi ortaya çıkmıştır. Rönesans hareketleri Balkanlara kadar sokulmuÅŸ ve etkilerini göstermeye baÅŸlamıştır. Osmanlı’nın 18.yy.daki gerilemesinin önüne geçme çabası boÅŸunadır. Çünkü yönetici çevreler kendi çıkarları yüzünden her ÅŸeye karşı çıkmaktadırlar. Avrupa’daki sanayi inkılabı yeni dengeler oluÅŸtururken İslam devletinin psikolojik ve politik katılığı reform ve devrimlerin önüne set çeker. Aydınlanma çağını yaÅŸayan Avrupa ya karşın Balkan ülkeleri geri kalmış bir kültüre ve yarı sömürge bir ekonomiye sahip bölgeler haline gelir. Ekonomik açıdan da Osmanlı Avrupa’ya bağımlı bir haldedir. Osmanlı hammaddesi Avrupa’ya gidiyor, mamul olarak tekrar dönmektedir. Balkanlardan Osmanlı hakimiyeti iyice zayıflar, burada paÅŸalar kendi beyliklerini kurarlar. Ayan denilen bu beyler öyle ki diÄŸer devletlerle iÅŸ birliÄŸi yapmaktadırlar.

Osmanlı, Balkanlarda Müslüman ve Zimnileri ulus yönetimi ile birlikte yaÅŸatmıştır. Osmanlı politikası yeni OsmanlılaÅŸtırma, din deÄŸiÅŸtirmeye gitmeden hayat tarzını kabul etme çok yaygın uygulanır. Halk, dilini korumuÅŸ Türk gibi yaÅŸamıştır. Buna göre gayri Müslimler ikinci planda kalmıştır. Bu sistem 17. ve 18. yy.’larda ayrılığı artırıcı bozukluklara yol açar.

18.yy. sonunda Balkanlardaki geliÅŸmeler büyük bir fırtınayı haber vermektedir. Gerçekten Sırp ve Yunan ayaklanmaları İslam İmparatorluÄŸundan, bir Hıristiyan devlet yaratmıştır. İlk defa Karayorgi önderliÄŸinde ayaklanan Sırplar, Rusya ve Avusturya ile anlaÅŸarak büyük bir isyan çıkarırlar. Ruslar desteÄŸini çekince bu ayaklanma kanlı bir ÅŸekilde bastırılır. Daha sonra Sırp hareketinin önüne geçen MiloÅŸ dengeli bir politika izleyerek Sırp devletine özerkliÄŸini kazandırır. İngiltere, Fransa ve Rusya, Osmanlı devleti içinde özerk bir Yunan devleti kurma amacındadır. Novarin olayından sonra Rusya’ ya yeniden Osmanlı, 13 milyon Frank karşılığında 1833 yılında Yunanistan’ nın bağımsızlığını tanır.

Osmanlı devletinde görülen iç sorunlar Avrupa krizine dönüşmektedir. Bu sorunlar birbirinden adeta kuvvet alıp tekrar kriz olarak geri döner. Yunan isyanını bastıramayan Osmanlı Devleti, Mısır Valisinden yardım ister. Mısır Valisi karşılığında Mora’yı ister. Yunanistan bağımsızlığını kazanınca padiÅŸah Kavalalı’ya Girit’i verir. Bunun üzerine Vali Osmanlı üzerine yürür ve Osmanlı ordularını yener. Rusya’nın yardımıyla bu kriz aşılır. Daha sonra ise 1853 yılında Kırım Savaşı baÅŸlar, Osmanlı Devleti’nin yenilmesiyle Eflak ve BoÄŸdan’ın birleÅŸerek Romanya Devletinin kurulmasını kabul eder. 1840 yıllarda Avusturya’daki Milliyetçi hareketler bütün Balkanlarda etkilerini gösterir. Kırım Savaşından sonra Balkanların dengesinin Avrupa’ya baÄŸlı olduÄŸu ortaya çıkar. Bu arada bir Yugoslav devlet üzerinde anlaÅŸmaya varılır. Hırvat, Bosna Hersek, KaradaÄŸ, Arnavut ve Sırplar ayaklanmaya katılacaklarına söz verirler. Sırp ve Yunan devleti Osmanlı’ya karşı birlikte savaÅŸma kararı alırlar Rusya ise Balkan devletleri için Osmanlı’dan reform istemek üzere Avrupalı devletlere toplantı önerir, ama Abdulhamit daha önce davranıp MeÅŸrutiyeti ilan eder. Bunun üzerine Rus çarı Osmanlı üzerine yürür ve YeÅŸilköy’e kadar ilerler Osmanlı Devleti barış isteyince Sırbistan, KaradaÄŸ Romanya bağımsızlık ilan eder. Bulgaristan ise ikiye bölünür; Özerk Bulgaristan prensliÄŸi ve yarı özerk DoÄŸu Rumeli BeylerbeyliÄŸi olmak üzere Rusya’nın Bosna-Hersek’i Avusturya-Macaristan’a bırakması üzerine Avusturya düzeni yeniden kurmak için askeri iÅŸgal ÅŸeklinde buraya girer. Buraya atanan vali sömürgeleÅŸtirme konusunda mezheplerin dengesini bozma amacı güder. Böylece ulus çatışmaları çoÄŸalır. Bu arada Osmanlı’dan kopan Makedonya, Sırbistan, Bulgaristan ve Yunanistan tarafından paylaşılamaz. Balkanlardaki Hristiyan dayanışması yerini savaÅŸ ve terörizmi getiren milliyetçiliÄŸe bırakır. Osmanlı Devletinde ise MeÅŸrutiyetin ilanından sonra Abdulhamit’in baskıcı yönetimi ve devletin kötü gidiÅŸatı aydınlar ve subaylar arasında çalkantıya yol açar, İttihat ve Terakki, Hürriyet gibi gizli derneklerin kurulmasına yol açar. İkinci MeÅŸrutiyet’in ilanı ile İttihat ve Terakki yönetime geçer ve ulus sistemini reddederler, imparatorluk bünyesinde her kesin eÅŸit haklara sahip Osmanlı olduklarını söylerler. Oysa Balkanlar özerklikten bağımsızlığa kadar deÄŸiÅŸik görüşlere sahiptir. Bir yandan Jön Türklerin milliyetçi yapısı bir yandan Avrupa baskısı Balkanları bir barut fıçısı gibi patlatacak konuma getirir.

İngiltere, Fransa, Rusya Balkanları potansiyel bir pazar olarak görüp burayı kapitalizmin etkisine altına alır. Şehirlerin göç almasıyla işgücü ve pazar imkanları artar. Özellikle demiryolu yapımı devletleri çok büyük borçlanmalara sürüklemektedir. Bu da, bölgede devamlı olarak politik kargaşaya yol açmaktadır.

Hasta adamın yani Osmanlı’nın Balkanlardaki hakimiyetini kaybetmeye baÅŸlamasıyla, 19.yy. boyunca Balkanlar çalkalanmış İngiltere, Fransa, ve Rusya’nın çıkar ve istekleri doÄŸrultusunda renklenmiÅŸtir. Bu merkez devletleri, Balkan devletlerini piyon olarak Osmanlı Devletine karşı kullanmışlardır.

Jön Türk milliyetçiliÄŸi baÅŸka milliyetçilikleri de uyandırır. Rusya’nın bir Balkan bloÄŸu kurması Balkan savaÅŸlarını baÅŸlatır. Bu Panslavist politika II. Balkan savaşının çıkmasına engel olamaz. Çünkü aç gözlülük Balkan devletlerinin aralarında toprakların paylaşılamamasına neden olur. Böylece yıkıcı bir savaÅŸ olan II. Balkan savaşı patlak verir.

Avusturya – Macaristan velihatının Saraybosna’da suikaste kurban edilmesinden sonra Avusturya Sırbistan’a savaÅŸ açar. Rusya ve Almanya’nın da savaÅŸa girmesiyle I.Dünya savaşı baÅŸlar. SavaÅŸ, İtilaf devletlerinin galibiyetiyle sona erer. Sıra Balkanların yeni haritasına gelir. Versay Barışında Yugoslav BirliÄŸi zafer kazanır. Romanya ise uzun politik mücadelelerden sonra İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya tarafından tanınır. Yunanistan ise zafer sarhoÅŸluÄŸundadır. Megalo İdea’nın hayellerini kurmaya baÅŸlar. Bunun için Anadolu’ya girer fakat Mustafa Kemal’in “Kemalist Devrim” olarak adlandırılan hareketiyle karşılaşır. Yunanistan 9 EYLÜL 1922’de Anadolu’yu terk eder. Lozan barışıyla Türkiye’ye Balkanlardan sadece DoÄŸu Trakya ve İstanbul kalır. Bu arada son imparator VI. Mehmet (Vahdettin) bir İngiliz gemisiyle ülkeyi terk eder. Osmanlı imparatorluÄŸu ölmüştür.

I. Dünya savaşından sonra Balkanlarda politik kargaÅŸa devam etmektedir. Yugoslavya’ da Sırp ve Hırvatlar arasındaki uçurum gittikçe açılır; Romanya, Yunanistan, Arnavutluk ve Bulgaristan da krallar, diktatörlüğü eline geçirir. Bu karışık, hileli düzen II. Dünya savaşına kadar sürer. Arka planda ise yarımadanın haritasını çizen devletler arasındaki (İngiltere, Fransa, İtalya) geçmiÅŸten gelen düşmanlık onlara deÄŸiÅŸik kartlar oynatır. Fransa, Yugoslavya ve Latin Romanya’ nın koruyucusu olma arzusundadır. İngiltere, öncelikle Yunanistan’la ilgilenir İtalya ise Yugoslavya ve Yunanistan’ın Adriyatik Denizinde egemen olmalarını istemez. Balkanlar yeni bir dünya savaşı arefesinde hiç olmadığı kadar hassas bir konumdadır.

II. Dünya savaşıyla İtalya ve Almanya hareket planlarını yürürlüğe koyar ve tüm Balkanları ele geçirir. Fakat Kızıl Ordu’nun Balkanlara iniÅŸi ile hakimiyet Sosyalist Rusya’ ya geçer. Almanlar geri çekilmiÅŸ, İtalyanlar yenilmiÅŸ. İngiltere’nin etkisi ile sadece Yunanistan kominzimin yörüngesine girmez. DiÄŸer Balkan ülkelerinde ise iktidara hep komünist partiler gelir. Totaliter rejimleri çarpışma sahasına gelen bölgeye Yunanistan dışında Stalin’in heykelleriyle kırmızı bir renge girer. (15 OCAK 1945)

Balkanların Rusya yörüngesinde olması adam kayırma ve rüşvet sancılarını kaybetmez. Daha önemlisi Slovenler hala kendilerini Sırp sömürgesi gibi hissederler. Kültür rekabetinin, dil çatışmalarının, saf din kavgalarının hala sürdüğü görülür. 1989 ‘da baÅŸlayan Balkan devrimleri, yarım yüzyıllık komünist yönetime son vermek istediÄŸi her adımda canlandırmaya yol açan bir devamlığı baÅŸlatmıştır. Batıdaki kapitalist düzenin varlığı ve bölgeyle irtibat halinde oluÅŸu, lüks isteyen halkı, komünizmin iç çeliÅŸkileri, Sovyet ekonomisinin çöküşü, yapılan antlaÅŸmaları hükümsüz kılar. Orta Avrupa’ da komünizmin çöküşü Yugoslavya’da, Hırvat, Makedonya, Bosna ve Sırp devrimlerine yol açar. 1989-91 yılları, balkan toplumlarına seçme özgürlüğü getirir.

Sonuç olarak Balkan halkları önce kendi tarihleriyle barışmalı, Marxizm engelinden sıyrılmalı, onları Romen, Bulgar, Arnavut yapan ya da Yugoslav olma seçeneğini sunan büyük, küçük, acı, tatlı olayları dikkate almalıdırlar. Ulusal duygunun bilincine varılmalı; bu, XX.yy. sonu gerçeklerini göz önüne alarak yapılmalıdır. Çünkü Türksüz, Yugoslavsız, Bulgarsız, Arnavutsuz, Yunansız, Romensiz, Avrupa eksiktir. Kurulacak konfederal ya da federal ortak çatı altında hepsi hak ettikleri yerlerini alacaktır.

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.

Yorum Yapın