Türkiye’de Kamu Yönetimi Yapısı Ve Sorunları
TÜRKİYE’DE KAMU YÖNETİMİ YAPISI VE SORUNLARI ØTürk kamu yönetimine bakıldığında her ülkede olduÄŸu gibi iki seviyede örgütlendiÄŸi görülmektedir; merkezi ve yerel. Ancak Türkiye’deki yönetim yapısı aşırı merkeziyetçi bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü merkezi yönetimle yerel yönetim arasındaki görev, yetki ve hizmet dağılımına baktığımızda Türkiye’de kamu hizmetlerinin çoÄŸunu merkezi yönetim yürütmektedir. SaÄŸlık, konut, eÄŸitim, güvenlik, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler v.b. Halbuki dünyanın bir çok ülkesinde bu hizmetlerin çoÄŸu yerel yönetimler tarafından gerçekleÅŸtirilmektedir.
ØYerel yönetim denince Türkiye’de ilk akla gelen coÄŸrafi açıdan belediyeler, il özel idareleri ve köylerdir. İşlevsel açıdan ise üniversiteler ve TRT gibi kurumlardır. Normalde yerel yönetimlerin özerk bir yapıya sahip olduÄŸu, organlarının seçimle geldiÄŸi ve merkezi yönetimle organik baÄŸlarının olmadığı bilinmektedir. Ancak bunların merkezi yönetimin ya vesayetinde ve kontrolünde ya da atamalar yoluyla dolaylı baÄŸlılık olduÄŸu söylenebilir. Özellikle üniversite rektörlerinin ve TRT genel müdürünün atanmasında son adım merkezi yönetim tarafından yerine getirilir. Belediyelerde ise özellikle valilerin vesayet denetimi dediÄŸimiz ve yıllık mali denetim ÅŸeklinde karşımıza çıkan uygulamalar söz konusudur. Ya da hakkında iddialar çıkan ve görevden el çektirmeyi gerektiren durumlarda seçimle gelmiÅŸ ve merkezle organik bağı olmayan belediye baÅŸkanını İçiÅŸleri Bakanı görevden alabilir. Dolayısıyla yerel yönetimler üzerinde merkezi yönetimin önemli bir denetim mekanizması vardır.
ØGerçekten 1961 Anayasası (m.112) olsun, 1982 Anayasası (m.123) olsun “idarenin esasları” kenar baÅŸlığı altında “İdare kuruluÅŸ ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.İdarenin kuruluÅŸ ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzel kiÅŸiliÄŸi, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiÄŸi yetkiye dayanılarak kurulur.” İlkeleriyle Türkiye’de ancak devlet idaresi, mahalli idareler ve kamu kurumları olmak üzere üç tür teÅŸkilat olabileceÄŸini kabul etmiÅŸtir. Bundan baÅŸka merkezi idare kuruluÅŸunun ülke üzerindeki örgütlerinin il, ilçe ve bucak bölümlerine ayrıldığı (1961 A.m.115) ya da illerin “diÄŸer kademeli bölümler” den (1982 A.m.126) oluÅŸtuÄŸu belirlenmiÅŸtir. Yerel yönetimler ise il, belediye ve köy çeÅŸitlerinden ibaret olmak üzere saptanmıştır. Anayasalar ayrıca devlet üniversitelerini “özerk” ve Devlet Radyo ve Televizyon İdaresini “tarafsız “ kamu tüzelkiÅŸileri diye nitelemekle beraber, bunlar aslında birer kamu kurumundan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Türkiye idaresinde bu üç tür teÅŸkilattan baÅŸka bir örgüt biçimine yer verilmemiÅŸtir. Ancak Diyanet İşleri BaÅŸkanlığı’nın genel idare içinde ayrı ve farklı bir konumda tutulmak istendiÄŸi söylenebilir. B itibarla, Türkiye İdaresi birimlerinin tür ve çeÅŸitleri sayılı ve sınırlı olarak anayasalarla saptanmış demektir.
Ø1961 ve 1982 Anayasaları rejiminde özerk üniversitelerin özellikle bütçe ve kesin hesap kanunlarının TBMM’de görüşülmesi sırasında Milli EÄŸitim Bakanları sorulara muhatap olmaktan kaçınmaya çalışmışlardır. Bu bakımdan 1982 anayasasını çıkaranların merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki denetim aracı “idari vesayet yetkisini” kanunlarda bile geçmesine yer ve gerek olmayan biçimde ayrıntısıyla tanımlayıp düzenlemek ihtiyacını duymaları gerçekten ilginç ve anlamlıdır.
ØLütfü DURAN’a göre; 1961 ve 1982 Anayasalarının “kamu kurumu” diye nitelendirdiÄŸi meslek kuruluÅŸları ve bunların üst kuruluÅŸları ile 1980 askeri yönetiminin daha önce çıkardığı bir kanunla devletleÅŸtirdiÄŸi Atatürk’ün özel statüler içinde kurmuÅŸ olduÄŸu Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu 1982 Anayasasının tek bir kamu tüzelkiÅŸiliÄŸi’nde topladığı ‘Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’ bir ölçüde “özerk” olmakla beraber Bağımsız İdari Otoriteleri kategorisinden sayılamaz.
ØKamu yönetimindeki diÄŸer bir teknik sorun ise Anayasadaki “idarenin bütünlüğü” ilkesi karşısında özerk kurumların konumunun belirlenmesinden kaynaklanmaktadır. Anayasamıza göre “İdare kuruluÅŸ ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.” Yargı organları da bu ilkeden bazı hukuki sonuçlar çıkarmakta; bağımsız çalışmasına olanak verecek hukuki statüye sahip kimi kuruluÅŸları da bu bütünlük içinde ele almaktadırlar. ÖrneÄŸin, Danıştay bir kararında T.C. Merkez Bankası ile ilgili olarak “Anayasa’nın ….idarenin bütünlüğü ilkesi, Merkez Bankasına tanına bağımsızlık ve onun BaÅŸkanı için öngörülen teminat hükümlerinin, Merkez Bankasını genel idare bünyesi dışında Devlete yabancı bir organ olarak kabulüne olanak vermediÄŸinden…” demektedir. Öğretide, bağımsız idari otoritelerin yasalarında “iliÅŸkili” bakanlığın öngörülmüş olması, “bu kurumlar açısından idarenin bütünlüğünün saÄŸlandığı anlamına gelir”
ØYargı organlarımızın bağımsız idari otoriteleri, hizmet yerinden yönetim kuruluÅŸları olan kamu kurumları ile aynı statüye soktukları görülmektedir. Benzer yaklaşım idari hukuku öğretisinde de gözlenmektedir. (Danıştay da SPK için “tüzel kiÅŸiliÄŸi haiz kamu kuruluÅŸu “ ve “kamu kurumu” deyimlerini kullanmaktadır. 10.D; 25.11.1996, E.995/6027-K.996/7741)
ØBağımsız idari otoritelerin anayasal düzenleme konusu yapılmamış olmaları bunların varlık ve yetkilerine gölge düşürmese de, anayasal düzenleme konusu yapılmaları bunlara ayrı bir güç katabilir. Bir baÅŸka deyiÅŸle, anayasal bir kurum olarak düzenlenmeleri onları siyasal deÄŸiÅŸikliklerin sonuçlarından koruyabilir ve onlara gelecekleri açısından bir güvence saÄŸlayabilir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin bir kararında, “TRT Kurumu, Anayasamızın 133’üncü maddesinde ifadesini bulan, özerk, tarafsız bir (Anayasa Kurumu), RTÜK BaÅŸkanlığı ise, kendi özel kanunu ile kurulmuÅŸ anayasal kurum mahiyetine haiz olmayan bir müessesedir. Anayasal bir kurum olmayan ve bu anlamda özerkliÄŸi de bulunmayan RTÜK’ü Anayasaya özel bir yeri olan TRT kurumu genel müdürünün görevine son verilmesi anlamına gelen bir iÅŸlem tesisinde yetkili kılmak, normlar hiyerarÅŸisi açısından da tartışmasız kabul edilmesi gereken bir husustur” ifadesi bu açıdan düşündürücüdür.
KAMU YÖNETİMİ REFORMU YASA TASARISINDA DÜZENLENEN YENİLİKLER:
Yeni reform yasa tasarısıyla yapılan değişiklikler aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
·Merkezi idarenin görevleri ciddi biçimde kısıtlanmıştır; eğitim ve sağlık başta olmak üzere, birçok görev, yerel yönetimlere devredilmiştir. Merkezi idarenin görevleri yalnızca sıralanıp belirtilenler iken, diğer tüm görevlerin yerel yönetimlere ait olduğu ifade edilmiştir. Taşra teşkilatları kaldırılarak, personeli, malvarlığı ve görevleri il özel idarelerine devredilecek olan bakanlıklar şunlardır: Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Milli Eğitim ve Spor Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığı, Sanayi ve ticaret Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Orman ve Çevre Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı, Ayrıca, çeşitli genel müdürlükler tasfiye edilmekte, bu kuruluşların varlıkları ve personeli yerel yönetimlere devredilmektedir.
·Yerel yönetimlere, kendi personelini alma yetkisi verilmektedir.
·Merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki vesayet yetkisi kaldırılmaktadır.
·Yerel yönetimlerin mali kaynakları artırılmakta ve ayrıca kendilerinin vergi alma hakkı tanınmaktadır.
·Yerel yönetimlerin kendi aralarında bölgesel birlikler kurmaları mümkün kılınmaktadır.
·İl özel idaresinin başında günümüzde vali varken, öngörülen çok güçlü ve yetkili il özel idaresi yapısında işin başında il özel idaresi meclis başkanı getirilmektedir.
·Hazineye ve kamu kurum ve kuruluşlarına ait olup kullanılmayan araziler bedelsiz olarak belediyelere devredilmektedir.
·Belediyelerin zabıta kuvvetlerinin yetkileri artırılmaktadır; Büyükşehir belediyelerinin ve il özel idarelerinin zabıta kuvvetleri kurma izni verilmekte; il özel idarelerine özel güvenlik kuvveti oluşturma hakkı tanınmaktadır.
·Bağımsız İdari Otoriteler denilen kuruluÅŸlar, “iliÅŸkili kuruluÅŸlar” olarak ÅŸu ÅŸekilde tanımlanmaktadır: “ İliÅŸkili kuruluÅŸlar, piyasalara iliÅŸkin düzenleyici ve denetleyici görev yapan, kamu tüzel kiÅŸiliÄŸini, idari ve mali özerkliÄŸi haiz, özel kanunla kurulan kuruluÅŸlardır.”
·Her ilde, mahalli idareler ve bunlara bağlı kuruluşlar ile bu idareler tarafından kurulan birlik ve işletmelerin, gerçek ve tüzel kişilerle ilgili işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluğunu değerlendirmek, aralarındaki anlaşmazlıkların çözümüne yardımcı olmak üzere bir halk denetçisinin seçilmesi düzenlenmiştir.